P. 1
osmanlıcaturkce

osmanlıcaturkce

|Views: 919|Likes:
Yayınlayan: orakles

More info:

Published by: orakles on Nov 23, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as TXT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/14/2013

pdf

text

original

A â (ha.

) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı beste 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. âb-ı bün çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. âb-ı ciğer l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. âb-ı ciğer-hûn (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. âb-ı çeşm göz yaşı. âb-ı dehân, âb-ı dehen ağız suyu, salya. âb-ı dendân 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. âb-ı dîde 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. âb-ı dîde-i câm (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. âb-ı engûr (üzüm suyu) şıra, şarap.

âb-ı eyyâm (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. âb-ı füsürde 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. âb-ı gerdende (dönen billur) gök kubbesi. âb-ı gûşt et suyu. âb-ı güşâde (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. âb-ı güvârâ hazmı kolay, içimi güzel su. âb-ı haclet utanma teri. âb-ı harâbât (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. âb-ı harâm (yasak su) şarap. âb-ı hasret kederden dökülen göz yaşı. âb-ı hâtır (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. âb-ı hayât (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. âb-ı hayât-ı la'l dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. âb-ı hayât-ı tesliyet teselli âb-ı hayâtı. âb-ı hazân (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. âb-ı hufte (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. âb-ı hurdenî içilir su, içme suyu. âb-ı hûrşîd (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). âb-ı huşk (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. âb-ı iskender (bkz: âb-ı hayât). âb-ı işret (işret suyu) şarap. âb-ı kâr (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. âb-ı kebûd (mavi su) Çin denizi. âb-ı kevser 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. âb-ı la'lî 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı lûtf (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. âb-ı meleh çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan). âb-ı Meryem 1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. âb-ı meygûn 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı muallâk 1) gök; 2) güzellerin çenesi. âb-ı musaffa tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. âb-ı mün'akid (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). âb-ı müncemid 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. âb-ı mürde donuk, akmayan su. âb-ı mürgan 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. âb-ı mürvârîd 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık.

âb-ı nâb (saf su) şarap. âb-ı nâfî' (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). âb-ı nâr (ateşin suyu) kırmızı şarap. âb-ı nârdân 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. âb-ı neşât (neşe suyu) menî, mezî. âb-ı puhte 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. âb-ı püşt (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. âb-ı rengîn 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı revân 1) akar su; 2) meç. hayat. âb-ı rez, âb-ı rezân (asma kütüğünün suyu) şarap. âb-ı rû (y) 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). âb-ı rûşen 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. âb-ı sebük (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. âb-ı siyâh l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. âb-ı surh l)kırmızı su; 2) şarap. âb-ı sükûn iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. âb-ı şakayık 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı şeng (bkz: âbzen). âb-ı şengerfî 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı şîrîn tatlı su, şerbet. âb-ı şor l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. âb-ı tarab 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci. âb-ı Teberistan Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. âb-ı Teberiyye Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. âb-ı telh 1) acı su] şarap; 2) göz yaşı. âb-ı tîg kılıcın suyu. âb-ı yâkut (yakut gibi su) kırmızı şarap. âb-ı yeh l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. âb-ı zehre 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. âb-ı zer 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. âb-ı zerd 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. âb-ı zindegânî (bkz: âb-ı hayât). âb-ı zindegî (bkz: âb-ı hayât). âb-ı zîr-i kah l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. âb-ı zülâl l) berrak su; 2) billur; 3) cam. âb ü dâne su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). âb ü kil l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. âb ü tâb l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. âb (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). abâ (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). âbâ (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. âbâ-i kenîsâiyye kilise ileri gelenleri. âbâ-i ulviyye yüksek babalar. âbâ ve ecdâd atalar, babalar ve dedeler. a'bâ (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. ab'âb (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe.

âbâb (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. ab-âbiyyet (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. âbâd (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. âbâd (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. Şems-âbâd güneşi bol olan yer. Feyz-âbâd feyizle dolu olan yer. â'bâd (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). âbâdân (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. âbâdânî (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). âbâdî (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. abâdile (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı]. Harb-ül-Abâdile (Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. âbâft (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). âbâl (a.i. İbil'in c.) develer. âbâm (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. âbân (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. âbân-gâh (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. abâ-pûş (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. âbâr (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. âbâr (f.i.) hesap defteri. âbâr-gîr (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. âbât (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. abb ışık. (bkz: nûr, ziyâ') abbâs (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. Abbâsî (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. Abbâsiyân (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. âb-bâz (f.b.s.) su cambazı. âb-berîn (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. âb-câme (f.b.i.) su kabı. âb-çerâ (f.b.i.) kahvaltı. âb-çîn (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. abd (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). abd-i âsim günahkâr, suçlu kul. abd-i müşterâ para ile satın alınmış köle. abd-ül-kadir 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. âb-dâde (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. abdâl (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). abdâlân (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. âb-dân (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. âb-dâr (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. âb-dendân (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. âb-dest (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz:

mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3. gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç. âbîd (f.i.) kıvılcım. abîd (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). âbid (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). âbid-âne (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). âbidât (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. âbidât-ı islâmiyye islâm medeniyeti anıtları.

âbidât-ı kadîme ilk çağlardan kalma anıtlar. âbidât (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. âbide (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. a'bide (a.i. abd'in c.) köleler. âbidevî (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). âbidîn (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. âbil (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. âbile (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. âbile-i pistân meme düğmesi, ucu. âbile-i rûh-i felek astr . yıldızlar. âbile-i rûz Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). âbir (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. abîr (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. âbirîn , âbirûn (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). âbis (a.s.) alaycı, saygısız. âbis (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], âbist (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). âbistân (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. âbiste (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. âbisten hâmile.2. dişi. âbisten-gâh (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. âbistenî (f.i.) gebelik. âbişhor (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. âbişten-gâh (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh, âbişt-geh). âbişt-gâh, âbişt-geh (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. âbiye (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. âbiye (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. âbkâme (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. âbkâr (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. abkarî (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. âb-kend (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. âb-keş (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. âb-kûr (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. âblîse (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. âblûc, âblûk (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". âb-nâk (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. âb-nâme (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. âbnûs (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. abnûsî (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. abaabnûsiyye (f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. âb-râh, âb-râhe (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. âb-râne (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. abrâş (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3.

vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. abre (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). âb-rîz (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. âbrûd (f.b.i.) sünbül; nilüfer. absâl, âbsâlân (f.i.) bahçe, park, koru. âb-seyr (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. âb-süvâr (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. âb-süvârân (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. âb-şâr (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. âb-şîb (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. âb-şinâs (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. abt (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. âb-tâb (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). âb-tâbe (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). âbû (f.i.) nilüfer çiçeği. abûs (a.s. ubûset'den) somurtkan. abûs-ül vech suratı asık, asık suratlı. âb-vend (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. âb-verz (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. âb-yâr (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. âb-yârî (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. âb-yârî-i himmet himmet yardımı. âbzen (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). âb-zih (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). âb-zürüft (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. âc (a.i.) fildişi, bağa. âc (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. acâc (a.i.) 1. bulut. 2. duman. acâfet (a.i.) zayıflık, çelimsizlik. acâib (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. acâib-i seb'a-i âlem dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. Acâib-ül-Mahlûkat (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. acâibât (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. acâiz (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. âcâk (f.i.) toprak, (bkz: hâk). âcâl (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. acâle (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). acâlet (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). acâleten (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). âcâm (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. a'câm (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). âcân (f.i.) polis. âcâr (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. acc (a.i.) bağırma, na're. âcc (a.s. müen. âcce) kalabalık. accâc (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. âce (a.s.) bir tane fildişi.

aceb (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. a'ceb (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. a'ceb-ül-acâib 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. acebâ (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). a'cef (a.s.) ince, zayıf. a'cel (a.s.) pek acul, çok acele eden. acele (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) aceleten (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) acem (a.i.) harflere nokta koyma. Acem (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. A'cem (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. acem-âne (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. acem-aşîrân (makamı) (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. acem-aşîrân (perdesi) (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı. acemî (a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. a'cemî 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. acem-ırak (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. acem-istân (a.f.b.i.) iran ülkesi. acemiyân (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. acem-kürdî (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. acem-perestî (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. acem-pûselik (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. acem-rast (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. acern-uşşak muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. acem-zirkeşîde (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. Âcer (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). âcer, âcir, âcürr (a.i.) tuğla, kiremit. a'cez (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. aceze (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. âcî (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. acîb (a.s. aceb'den) tuhaf. acîb-ül-kıyâfe kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). âcib (a.s. aceb'den) şaşılacak şey.

acîbe (a.i.) şaşılacak şey. acîbe-i hilkat hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). âcil (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. âcil (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. âcil-âne (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. âcilen (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. âcilen veya âcilen er veya geç. âcilen (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). âcin (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. acîn (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun. Lahm-i acîn yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. acînî (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. acîniyyet (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. âcir (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. âcîş (f.i.) üşüme. aciz (a.i.). (bkz. acz). âciz (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. âcizân (a.s. âciz'in c.) âcizler. âciz-âne (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. âcizî (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. âcizî (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". âciziyyet (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. acmiyy (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. acn (a.i.) yoğurma. acûl (a.s.) aceleci, içi dar. acûl-âne (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. acûz, acûze (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). âcül (f.i.) geğirme. âcür (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). âcürî (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. âc-üs-sinn (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. acz (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. acz-i ikdâm uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). âçâr (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. Âd (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. âd (a.i.c.) âdetler. a'dâ (a.s.) en zâlim, pek gaddar. a'dâ' (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. a'dâ-yı dîn din düşmanları. âdâb (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. âdâb-ı asr zamanın usulleri. âdâb-ı muâşeret içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri âdâb-ı mutâvaat itaat usulleri. âdâb-ı münâzara konuşma kaideleri. âdâb-ı umûmiyye umûmî ahlâk kaideleri. âdâb ve erkân yol iz, yöntem, sıra saygı. a'dâd (a.i. aded'in c.) sayılar.

a'dâd-ı asliyye gr. asal sayılar. a'dâd-ı kesriyye gr. kesir sayıları. a'dâd-ı mütebâyine mat. asal sayılar (aralarında). a'dâd-ı rütbiyye gr. sıra sayıları. a'dâd-ı tevzîiyye gr. üleştirme sayıları. a'dâd (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâse anat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili. adall (a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. adâmet (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. adarr (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). adarr-ı müskirât içkilerin en zararlısı. a'dâs (a.i. ades'in c.) mercimekler. âdât (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. âdât-ı medeniyyet medeniyet âdetleri, usulleri.

âdât ü ahlâk sosy. töre, fr. moeurs. adâvet (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). add (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. add etmek 1) saymak; 2) itibâr etmek. âde (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. addâr (a.i.) denizci, gemici taifesi. aded (a.i.c. a'dâd) sayı. aded-i âsam mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. aded-i aslî mat. asıl sayılar, aded-i âşârî mat. ondalık sayılar. aded-i ferd mat. tek sayı. aded-i gayr-i muntak mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. aded-i hakikî mat. gerçek sayı. aded-i kesrî mat. kesir sayılan. aded-i menfî mat. negatif sayı. aded-i mevhûm mat. -sanal sayı. aded-i muntak mat. rasyonel sayı. aded-i müretteb sosy. tamsayı. aded-i müsbet mat. pozitif sayı. aded-i rütbî mat. sıra sayılan. aded-i rüûs fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] aded-i silsile-i ale-l-vilâ mat. aritmetik dizi. aded-i tâmm mat. tamsayı. aded-i tevziî mat. üleştirme sayıları. adeden (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. adedî, adediyye (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. adediyyât (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. adediyyât-ı mütefâvite huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. adediyyât-ı mütekaribe huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. a'del (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. a'del-ül-âdilîn (âdillerin en adaletlisi) Allah. Âdem (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) adem (a.i.) yokluk, bulunmama. adem-i basîret basiretsizlik, görüşsüzlük. adem-i dikkat dikkatsizlik. adem-i emniyet güvensizlik. adem-i ifâ yerine getirememe, yapamama. adem-i ihtimâl olamamazlık. adem-i iktidâr 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. adem-i imkân imkânsızlık, olamazlık. adem-imtizâc birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. adem-i inkıtâ kesilmezlik. adem-i inzibât yasavsızlık. adem-i irtibât mant. ayrıklık, fr. disjonction adem-i istikrâr bir halde durmazlık. adem-i istimâ' huk.dâvanın dinlenmemesi. adem-i iştihâ iştahsızlık. adem-i itâat itaatsizlik. adem-i ihtilâf anlaşmazlık, uyuşmazlık. adem-i i'timâd güvensizlik. adem-i kabûl kabul etmeme. adem-i kifâyet yetmezlik. adem-i levn biy. akçınlık, fr. albinisme. adem-i lüzûm gereksizlik.

adem-i merkeziyyet bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. adem-i mes'ûliyyet mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. adem-i mevcûdiyyet yokluk. adem-i mutâbakat uymazlık, uyuşmazlık. adem-i muvâfakat razı olmayış. adem-i muvaffakiyyet muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. adem-i müdâhale karışmamazlık. adem-i müsâade müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. adem-i müsâvât -eşitsizlik. adem-i nezâfet pislik, kirlilik. adem-i riâyet riayetsizlik, saygısızlık. adem-i salâhiyyet -yetkisizlik. adem-i sebât sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. adem-i tâbiiyyet sosy. -bağımsızlık. adem-i ta'kip huk. -kovuşturmazlık. adem-i tecâvüz saldırmazlık. adem-i te'diye ödememe. adem-i tenâzur kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. adem-i temyîz-ül-elvân astr. renk indisi,fr. indice de couleur. adem-i teslîm eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. adem-âbâd (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. âdemân (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. âdem-hâr (a.f.b.s.) insan yiyici. âdemî (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. ademî, ademiyye (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. âdemiyân (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. âdemiyâne (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca âdemiyyet (a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. âdem-küş (a.f.b.s.) adam öldüren. âdem-pîrâ (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. âder (a.s.) kasığı çıkık [adam]. âder (f.i.) ateş. (bkz: âzer). ades (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. adese (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. adese-i ayniyye fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. adese-i mer'iyye fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. adese-i mütekarib fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. adesî (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. âdet (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. âdet-i ağnâm koyun ve keçiden alınan resim. âdet-i gulâmiyye işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. âdet-ullâh Tanrı töresi. âdetâ (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. âdeten (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. adevân, adv (a.i.) hızla koşma. adgâs (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, adgâs ü ahlâm karışık rüyalar tarzında kullanılır adhâ (a.i.c.) kurbanlar, îd-i adhâ Kurban bayramı. adham (a.s.) iri yapılı [adam]. âdî (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. adîd, adîde (a.s.) çok, bir çok. emsâl-i adîde bir çok benzerler. adîd (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım.

âdil, âdile (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). Şâhid-i âdil adaletli, doğru şahit, tanık. Âdil-şâhî g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. Hükûmet-i âdile her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. adîl (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. âdil-âne (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. âdilî (a.f.i.) adalet, doğruluk. adîm (a.s. adem'den) yok olan. adîm-ül-imkân imkânsız, olamaz. adîm ü heder (eylemek) yok etmek, ziyan etmek. adîmet-ül-cenâh zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. adîmet-ül-ercül zool. ayaksızlar, fr. apodes. adîmet-üt-tüveyc bot. -taçsızlar, fr. apetales. adîm-ün-nazîr (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. âdîne (a.i.) cuma günü. âdîş (f.i.) ateş. âdiyât (a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. âdiyât-ı umûr günlük, ufaktefek, değersiz işler. âdiyen 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. âdiyye (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. Eyyâm-ı âdiyye (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış.

âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. afen (a.i.) çürüme. âfend (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. âfendâk (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz. âftâb-ı mağribî kılıç. âf-tâbe (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan

mücevher, (bkz: âb-tâbe2). âftâb-gerdan (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. âftâb-gerdek (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. âftâb-gerdiş (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). âftâb-gîr (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. âftâbî l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. âftâb-iştihâr (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. âftâb-perest (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). âftâb-rû[y] (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. âftâb-ruh (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. âftâb-süvâr (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. âftâve (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). âfûr (a.i.) belâ kasırgası. afüvv (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. afv (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. afv an-il-cerâha huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. afv an-il-cinâye huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. afv an-il-kat' huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. afv an-il-kısas huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. afv an-il-şecce huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. âgâh, âgeh (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. âgâh-ân (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. âgâhî, âgehî (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. âgal ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. âgaliş ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. âgande (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. âganî ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). agarr (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. agarr-ül-eyyâm en sıcak gün. âgaşte (f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. agavât (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. agayân (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. âgaz ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. âgaz-ı zenbûr muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). âgaze ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. âgaze-i Kâbilî muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. âgaz-gâh ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. agbâ (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. agber (a.s.) çok tozlu.

agbes (a.s.) kül rengi. agbiyâ (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. agdiye (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). âgen (f.i.). (bkz: âgande1) âgene (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. âgende (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). âgende-gûş (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. âgeste , âgeşte (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. agfer (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. agfer-ül-gafirîn affedenlerden en çok affeden, Tanrı. agırrâ (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. âgıye (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. âgîl (f.i.). (bkz. âgul). âgîn (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). -âgîn (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek Vahşet-âgîn vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. âgiste (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. âgîş (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. aglâk (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. aglâl (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. aglâl (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. ağlât (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). agleb (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. agleb-i ihtimâl büyük bir ihtimâl. aglef (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. aglez (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. aglime (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. agmâd (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. agmâd-ı süyûf kılıçların kınları. agmâr (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. agmâz (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. agnâ (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. Ağnâm (a.i. ganem'in c.) koyunlar. ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek],

(bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır. âh (müşterek) ah, yazık. ah, ahâ (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). ah li-ümm baba ayrı, ana bir kardeş. ahabb (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. ahâbir (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. ahâbiş (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. ahad (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. âhâd-i nâs (bkz: avâm). ahad-ül-ahadeyn emsalsiz, eşsiz âhâd (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. ahadd (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin ahâdîd (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. ahâdîs (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). ahâdiyyet (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). ahadü-hüma (a.b.zf.) ikiden biri. ahaff a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. ahâil (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. ahakk (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. âhâl (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). ahâlî (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. ahâlî-yi asliyye asıl sahipler, otokton (yerli) halk. âhâr (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. aharr (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. ahâsîf 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. ahâsin (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). ahass (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. ahavât (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer

şeyler. ahaveyn (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. ahazz (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. ahbâ (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. ahbâb (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). ahbâr (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. ahbârî (a.s.) rivâyetçi. ahbâs (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. ahbâz (a.i. hubz'un c.) ekmekler. ahbel (a.i.) böğrülce tanesi. ahbel (a.s.) divâne, deli, kaçık. ahben (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse. ahbes (a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. ahbeseyn (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). ahbeş (a.i.) Habeş, Habeşî. ahbiye (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. ahcâl (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. ahcâr (a.i. hacer'in c.) taşlar. ahcâr-ı dalle coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. ahcen (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. ahceste (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). ahd (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). Ahd-i atîk isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. ahd-i cedîd isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. ahd-i karîb yakın zaman, evvelki zaman. ahd ü peymân yemin, and. ahda' (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. ahda (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. ahdâk (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. ahdân (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. ahdar (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). ahdâs (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. ahdeb (a.s.) kambur. ahdeb (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. ahdebiyyet (a.i.) kamburluk. ahder (a.s.) şaşı adam. ahder (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. ahderiyy (a.i.) yaban eşeği. ahdî (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. ahd-nâme (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). âhek (f.i.) kireç. âhek-i siyâh rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. âhek-i tefte sönmemiş kireç. âhen (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. âhen-i cüft, âhen-i gâv saban demiri. âhen-âşiyân (f.b.i.) dikiş yüksüğü. âhenbe (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber"

de denilir]. âhen-câme (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. âhen-cân (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. âhen-dest (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. âhen-destâne (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. âhen-dil (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). âhene (f.i.) demir halka. âheng (f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. âheng-i esvât leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). âheng-i ezelî fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. âheng-i savâit gr. sesli, uyumu. âheng-i selâset ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. âheng-i taklîdî leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). âheng-i tarab muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. âheng-i tasîrî ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. âheng-dâr (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. âhen-ger (f.b.i.) demirci. âhenger-i gayret gayret demircisi. âhengerî (f.b.i.) demircilik. âhen-hâ[y] (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. âhenî, âhenîn (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. âhenîn-ciger (f.b.s.) cesur, dayanıklı. âhenîn-dil (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). âhenîn-reg (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) âhen-keş (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). âhen-pûş (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. âhen-reg (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) âhen-rübâ (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). âhen-sâ, âhen-sây (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. âher (a.s.) başka, diğer, gayrı. âher-ün-nehr ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. âheste (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. âhestegî (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. âheste-rev (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. ahfâ (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. ahfâd (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. ahfâs (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. ahfaz (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. ahfeş (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. ahfiye (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar. ahger (f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. ahger-i sûzân yakıcı kor. ahgül (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal.

ahibbâ (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). ahid (a.i.) (bkz. ahd.) ahid-nâme (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. ahid-şiken (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. ahîha (a.i.) bulamaç denilen yemek. âhîhte (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. ahillâ (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). ahille (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. ahîr (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. âhir (a. zf.) nihayet, son olarak. âhir-kâr (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. âhir-ül-emr en nihâyet, sonunda. âhir-bîn (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. âhire (a.s. âhir‘in müennesi). son. âhire (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. âhiren (a.zf.) sonradan. ahîren (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. âhiret (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). âhiretlik (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) âhirîn (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. âhirûn (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) âhir-zamân (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). ahissâ (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. âhiyâne (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. âhiyye (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. ahîz (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. âhiz (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. ahiz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) âhize (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. ahkab ( kab uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. ahkad ( kad uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ahkaf ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. ahkâm (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). ahkâm-ı adâlet adalet hükümleri. ahkâm-ı adliyye 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. ahkâm-ı âmire huk. emredici hukuk kuralları. ahkâm-ı asr asrın hükümleri. ahkâm-ı nâhiye huk. yasaklayıcı hukuk kuralları. ahkâm-ı nusret 1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. ahkâm-ı şahsiyye huk. şahsî statü, fr.statut personnel. ahkâm-ı şer'iyye huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. ahkar (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. ahkem (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. ahkem-ül-hâkimîn hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. ahker (a.i.) ateş koru. ahkûk (f.i.) ham zerdali. ahlâ (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. ahlâb (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler.

ahlâf (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. ahlâf (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. ahlâk (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. ahlâk-ı fâzıla faziletli huylar, iyi ahlâk. ahlâk-ı hamîde övülecek huylar. ahlâk-ı hasene güzel huylar. ahlâk-ı umumiyye (bkz: âdâb-ı umumiyye). ahlâk-ı zemîme kötülenecek huylar, kötü ahlâkıyyât (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, ahlâkıyyet (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. ahlâkıyyûn (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. ahlâl (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). ahlâm (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. ahlas (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. ahlât (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. ahlât-ı fâside bozuk usareler. ahlât-ı mahmûde normal durumdaki usareler. ahlat (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. ahlef (a.s.) solak [adam]. ahles (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. ahliyâ (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. ahmâ (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. anmâ (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. ahmak (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. ahmak-âne (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. ahmakî (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. ahmakiyyet (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. ahmâl (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ahmâl ve eskal ağır yükler. ahmâs (a.s. humus'un c.) beşte birler. ahmâs-ül-kadem anat. ayak tabam. ahmed (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Ahmed-i Muhtar Hz. Muhammed. âhmend (f.s.) yalancı hîlekâr. ahmer (a.s.) kırmızı, kızıl. Mevt-i ahmer kanlı ölüm. ahmer-i safrâ biy. öd şansı, fr. billirubine. ahmerân (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. ahmes (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. ahmez (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. ahnâ' (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. ahnâ' (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. ahnâs (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. ahnâsiyye (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. ahnef (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. ahnes (a.s.) basık ve sivri burunlu âhond (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. ahrâ (a.s.) daha lâyık, münâsip, ahrab (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. ahrâc (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar.

ahrad (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. ahrak (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. ahrâm (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. ahrâr (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. ahrâr-âne (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. ahras (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). ahrâs (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. ahraz (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. ahre (a.i.) veresiye. Ahreb (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). ahrec (a.s.) [at v.b.] alacalı. Ahrem (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. ahremî (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. ahres eski [şey]. ahreş (a.s.) sert, katı [şey]. ahret (a.i.) (bkz: âhiret). ahretlik (a.i.). (bkz. âhiretlik). ahriyân (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. ahruf (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler. ahsâ (a.i.) çok kumlu, taşlı yer. ahsar (a.s.) en kısa, pek kısa. Kelâm-ı ahsar en kısa söz. ahsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ahseb (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. ahsem (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). ahsen (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. ahsen-i takvîm en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. ahsen-ül-hâlikîn yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. ahsen-el-kasas (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. ahsüme (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). ahşâ (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. ahşâ' (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. Ahşâb (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. ahşâm (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. ahşef (a.s.) uyuz [adam]. ahşen (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. âhşîc, âhşîg (f.i.) zıt ve uygunsuz. âhşîcân (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] âhşîg (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). âhşîgân (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). ahşîşân (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. âhşüme (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). Ahşâ (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç ahşâ' (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. ahtâb (a.i. hatab'ın c.) odunlar. ahtal (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı].

ahtam (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. ahtâr (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. âhte (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. Ahtem (a.s.) siyah şey. ahter (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). ahter-i dün-bâle-dâr kuyruklu yıldız. Ahterân (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. ahterbîn (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). ahter-gû (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). Ahterî-i Kebîr (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. ahter-sûhte (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz. ahter-şinâs (f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). ahter-şümâr (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. ahû (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). âhû (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. âhû-yi âteşîn-dem Güneş. âhû-yi çîn Güneş. âhû-yi bezm bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. âhû-yi Çîn 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. âhû-yi dünbâle-dâr güzelin sihirli gözü. âhû-yi dünbâle-keşîde kenarı sürme ile genişletilmiş göz. âhû-yi felek Güneş. âhû-yi harem 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. âhû-yi hâveri Güneş. âhû-yi leng giriften (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. âhû-yi ner erkek ceylan. âhû-yi sifîd seçkin dilber. âhû-yi simîn sâkî; 2) sevgili. âhû-yi şîr-efgen, son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. âhû-yi şîr-gîr son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. âhû-yi tatar Tataristan'ın mis karacası. âhû-yi zerîn 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. âhû-beçe (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. âhû-bere (f.b.i.) ceylan yavrusu. âhû-bere-i felek Güneş. âhû-çerende (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. âhû-dil (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. âhû-güzeşt (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. âhû-mâde (f.b.i.) dişi ceylan. âhûn (f.i.) delik, yarık, lâğım. âhûn-ber (f.b.s.) kara hırsızı. âhûn-bür (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. âhû-nigâh (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. âhû-pâ (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. âhûr (f.i.) ahır, dam. âhûr-i çerp yiyip içme bolluğundan kinaye. âhûrî (f.i.) hardal. âhuvân ceylanlar, karacalar. âhuvâne (f.zf.) ahuca, âhucasına.

âh u zâr (f.b.i.) ağlayıp inleme. ahvâl (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. ahvâl-i âlem dünyanın gidişi. ahvâli askeriyye askerî durumlar. ahvâl-i hâzıra zamanın şartları. ahvâl-i ism gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk. ahz ü sirkat ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). ahz ü siyâset yakalama ve öldürme. ahzâ (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. ahzâb (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz

cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. ahzad (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. ahzân (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). ahzâr (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. ahzar (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). ahzeka (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. ahzel (a.s.) beli kırılmış [adam]. ahzem (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. ahzen (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. ahzer (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. âib (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). Âid (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. âidât (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). âidât-ı ticâriyye eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. âide (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. âidiyyet (a.i.) ait olma, ilişkinlik. âik, âyik (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). âika (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. âil, âyil (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. âile (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. âile-perver (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. ailevî (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. âilî (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). ainne (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). âiş (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). âiz (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. aizze (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). âj (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. âjeh (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). âjende (f.i.) çamur, harç [binalarda]. âjeng (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. âjig (f.i.). (bkz. ârîğ). âjîh (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak. âjîne (f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. âjîr (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. âjirâk (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. âjüg (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). â'kab (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. akab (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. Akabinde arkası sıra; derhal. akab-ı leşker bir asker kolu veya kıtasının gerisi. akabât (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. akabe (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire).

akab-gîr (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. akab-gîrân (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. akabî (a.s.) önceye ait. akab-rev (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. akade (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). akaid ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. akaid-i dîniyye dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. akaik (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). akaim ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). ak'ak (a.i.) saksağan. akakir (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. a'kal (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. âkal (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). Akalim ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). akall (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). akall-i kalîl azın azı, en aşağı. akalliyyet (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). akam (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. akam ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. akamet ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. akar ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. Akarât ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. akaret ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). akarib ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. akarib ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). akas (a.i.) pis kokulu olma. akasî ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. akasır ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır). Akasîm ("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). Akavîl ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). akbeh (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. akbel (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. akbiye (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. akd (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik.

akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören. âkıbet-bînî (a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. âkıbet-endîş (a.f.b.s.) sonunu düşünen. akıl (a.i.). (bkz. akl). âkıl (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. âkıl-ül-ukalâ akıllıların akıllısı, çok akıllı. âkılân (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). âkılâne (a.f.zf.) akıllıcasına. âkılât (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. âkıle (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. âkım (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. âkır (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). akıs (a.s.) inatçı. âkı ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. âkıs (a.s.) pis kokulu. akîb (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. âkib (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). Akib (a.zf.) önce. (bkz: akeb). akid (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). âkid (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). akîde (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. âkideyn (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. âkif (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. akîk (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. akîk-i Yemânî Yemen akîki. akîk (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. akika (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. âkil (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], âkil-ül-beşer insan eti yiyen [adam]. âkil-ül-cerrâd çekirge ile beslenen. âkil-ül-esmâk zool. balıkçıl, fr. piscivore.

âkil-ül-haşâyiş zool. otçul, fr. herbi-vore. âkil-ül-haşerât zool. böcekçil, fr. in-sectivore . âkil-ül-hevâm haşaratla beslenen. âkil-ül-hubûbât zool. tanecil, fr. grani-vore. âkil-ül-lühûm zool. etçil, fr. carni-vore. âkilet-ül-ekbâd (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. âkil-ül-küll her şeyi yiyen. âkil-ül-lahm et yiyen, etçil.. âkil-ün-nebât otla beslenen, otçul. âkil-ün-nemel zool. karınca yiyen. âkil-üs-semek balıkla beslenen. âkile (a.i.) hek. yenirce denilen yara. Akim (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr. âkinc (f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. akir (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. âkis (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. akis (a.i.) . (bkz. aks). âkise (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. akk (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). akk (a.s.) serkeş, inatçı. akkâm (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. akl (a.i.c. ukul) akıl, us. akl-ı bâliğ ergin kimsenin hâli. akl-ı beşer insan aklı. akl-ı evvel 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. akl-ı fa'âl işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. akl-ı hayvânî içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. akl-ı ilâhî tanrı zekâsı. akl-ı insânî insan kavrayışı. akl-ı küll tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. akl-ı maad geleceği kavrayan akıl. akl-ı maaş geçim fikri. akl-ı nefsânî kendini koruma içgüdüsü. akl-ı selîm sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). akl-ı şeytânî şeytanî zekâ. aklâm (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. aklâm-ı devlet resmî dâireler. aklâm-ı sitte [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. aklen (a.zf.) akıl ile, akıldan. aklen ve naklen akıl ve nakil yoluyla. aklî (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. aklî ma'lûliyyet akıldan hasta olma. aklî muvâzene zihnî denge. akliyyât (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. akliyye (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. akliyyûn (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. akm (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). akmâr (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. akmed (a.s.) ensesi uzun ve kalın. akmer (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. akmî (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. akmise (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. akmişe (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış

akrepler. karîb'in c.bezler. akrebe (a. muzâaf. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme. kınn'ın c. lefîf.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan.) 1. başının saçı dökülmüş olan. saatin kısa ibresi.i. akrebiyye (a. 4. çarpıp geri dönme. sonra çocuklarına şart etse. akrah (a. aksâ-yı merâm arzuların son haddi. 2. uzak. 3. aksâ-yı garb uzak batı. aksar (a.i.s. kurs'un c. mec. 2. aksâ-yı emel mefkure.s.i. akrep şeklinde. çatışkı. kusvâ). aksâ-yı yemîn en sağ. akreb (a. akrabâ (a. aksâ-yı şark uzak doğu. akriha (a. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. aks-i da'vâ zıt teorem.) aralannda soy yakınlığı olanlar. ülkü. (bkz.i. fr. küçük akrep.c. aks-i mülevven renkli akis. akranlık.) erkek akrep. çemberler. akra' (a.) zool. temiz su.) ince ince yumru burunlu akna' (a. çevik. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. astr.) dişi akrep. aksâm (a. [aslı akribâ' dır]. Japonya. aks-i müddeâ karşısav.) kısırlık.) akran oluş.i. ecvef' bölümleri.). fiil.i. aknâ (a.s. aksâd (a. aksâm-ı kelâm gr. dâireler. ekasî) son.i. akreb-i mekniyyât huk. akrâ' (a. akrâs (a. zehirli ve tehlikeli hayvancık. akser).s. daha.s. akre (a. (bkz: akraba). ed.s. aksâm-ı selâse (üç kısım) Arap gr. köleler. kelimelerin " sahîh. aksâ-l-merâtib rütbelerin en büyüğü. scorpius. aknân (a.) kırık şey. yaşıtlar.) en çok kanaat eden [adam]. karah'ın c. kusb'un c.) büyük bağırsaklar. 3. insanı akrep gibi sokan kimse. dokumalar.) akrebe ait.i.) alnı beyaz at. mehmûz.i. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. ideal. akribâ (a. akret (a. akrân (a. bölümler. (bkz. .) 1.i. 2. misâl. ukûs) çarpma.i.i. fr. tepki. çıplak [dağ]. zekî bir câriye.s. akarîb) 1. akrebek (a. sonra oğlu A ya. ağaçsız tarla.s.) yuvarlaklar. karîb'den) (en.) kullar. Akrebî (a. pek) yakın.) çatık kaşlı [adam]. "isim. en son.i. akrebâ (a.) parçalar.i. yaşdaşlar. reaksiyon. scorpion. saatin kısa ibresi.).i. nakıs.) 1. aksâ-yı merâtib rütbelerin en ilerisi. ayakkabı bağı. aksâ-yı yesar en sol. akrubân (a. aks (a. Çin. akreb (a. akrâniyyet (a.i.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).s. Akren (a. söz bölükleri. akribâ). semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç.f.s. aksâ (a. 2.) karîn'in c.i.i. harf" bölümleri. 4. aks-i sedâ yankı. kara'nın c. fr. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. scorpionides. boydaşlık. aks-ül-amel 1. 2. aksâb (a.) 1. (bkz. 2. aksâm-ı seb'a (yedi kısım) Arap gr. lât. dişi akrep.c. dazlak.s.c.) eş ve benzer olanlar. kısm'ın c.

viraar.s.i. gebe [hayvan].) sahipler. fr. akviyâ' (a. 2. bâlâ).f. âl (a. (bkz: gubâr). kuru ayaklı hayvan. dek. kuduz [hayvan]. pek) kısa. kırılmalar.f. uğursuz. akşer (a.i.i.).) yaralayan.) kırmızı yüzlü. inatçı. pek. yenilecek şeyler. uluslar.) rütbece yükseklik. aktâb (a. âlâ.i. kavs'in c. şan. aksât (a. geçim. aksâ-yı bilâd bir memleketin hudut bölgeleri. sülâle. aksâ-yı terakkî terakkinin son basamağı. kavî'den) en kavı.) büyük belâlar. akt (a. ulüvv'den) yüce. şeref. akverîn (a.i. kıyâs). aksâ-yı murâd en son. lâkırdılar. âl-ül-âl pek yüksek. çok kuvvetli. (bkz. yegâne arzu.i. kavisler. c. tersevirme.s. akvâz (a. aks-i te'sir tepki.aksat (a. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. ulular. 3. aksî (a. kut'un c. kutr'un c.) 1. akvâ (a. akser-i eyyâm günlerin en kısası. ısıran.) eli kesik [adam]. i.) sözler. akvâm (a. azîzler. akvât (a.i.s. akuk (a. âl-i abâ Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. paylar. kutb'un c. kuduzcasına. akvâm-ı beşer insan kavimleri. akyise (a. zıt. tarikat kurucuları.) 1.) tararlar. Akvâs (a. (bkz: âlî. 3. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam].) 1.i. 2.s. akvât-ı yevmiyye günlük yiyecekler. damadı Ali.) hükümler. ve s.) 1.i.c.s.) evin önündeki açık meydanlık. 'tepkime. yüksek. kim. pek doğru şey.) kudurmuşcasma. alâ (a. akur (a. 2. aks-endâz (a.) yemekler. akves (a.i. akve (a. en kısa yol. reaction.) çarpıp duran.s. fiz.i. 2. âl-i kadir kadri.) kum tepeleri.s.i. kavm'in c.) 1. kavz'in c.s. aile. avlu. fr. huysuz. akasır) en (daha. kızıl çehreli [adam].i. akzel (a. akur-âne (a. kazâ'nın c. yanlar. âkû (f. kazî.) baykuş.s. üzere.) pek aksak. aktân (a. 2. âl (a.b. düzen. puhu kuşu. büklümler.) üst. akûb (a. aks-el-gâye en son gaye. akser (a. (bkz: kutub). torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi.) hisseler. aksâ-yı şeb gecenin son demleri. akvâl (a. akziye (a. çok) doğru. kavî'nin c.) pamuklar. akvem (a. kasîr'den.s. ters.s. sıkıntılı vakit. 2. i. beylik arazîler.i. anasına babasına itaat etmeyen.s. kavl'in c.s. kıst'ın c. en. aks-i mürekkep mant. 3. kesmeler. ale (a. büyüklük. contraposition.) vaktin tesbîti.i. kutn'un c.) 1.zf. azgın. akta' (a. efendiler. kadî'den) fıkıhda (daha.) toz. akser-i turuk yolların en kısası. ters. 2. âl (a.) 1. pek) bilgin. dönemeçler.i. kavim'den) en (daha.) milletler.zf.. nasipler. azıklar. kıyâs'ın c.i. kıymeti yüksek olan. evlât.i. aktâr (a. akveriyyât. . akvâl-i hakîmâne filozofça sözler. ilgiyi kesmeler. yaylar. çok topal.) hîle. akzâ (a.i.s.i.) sağlam ve kuvvetli olanlar. aktâ' (a. Kelb-i akur kuduz köpek. geçimsiz.

) 1.zf.) anat. (bkz. hastalıklar.zf. ün. alâ-eyyi-hâl (a.) zool. âlât-ı katıa kesici âletler. pıhtı kabilinden olan. alâ kadr-il-istitâa (a. ulûfe'nin c.) nişanlar. açık.i. hirudinees.) olduğu gibi. bir şeyin dış yüzü. alenilik. belge.zf. 3.i. kabîle başkanlan. alem'in c. 2. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi]. eyl'in c.) her halde.) (daha. âlâm-ı gurbet gurbet elemleri.f. bahşişler. alâ melei-n-nâs (a. "ilişkiler. alâkavî (a. alâka-dârân) ilgili.f.c.b. iz. âlâm (a. alâim (a. vatandan uzak kalma acılan.s. elemler. 4. 2. ilgililer. alak-ı dem kan pıhtısı.i.) kirleten. alâik. alâmât. meteor. (bkz: alenen). alâka-dâr (a. alâim) l. âlâ cery-il-âde (a.) binler.s. alâim-i cevviyye astr.) güç yettiği kadar. bayraklar.zf. herkesin önünde. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin.elem'in c.zf. e d. zf.i. âlâf (a.) 1. fr.) alâ kadr-il-imkân olabildiği kadar.) "ilgiler.) birinin sözüne.i. illet'in c. hayvan yemleri. nişan.) elden geldiği kadar.zf. (bkz: ulufe).) 1.s. alâmet-i fârika ayırıcı işaret.) ayrıca. acılar. alâ-rivâyetin (a. söylenenlere bakılırsa.i. sülükgiller. arma. alâim-i semâ.) açıkta. (bkz: alâim).) sakız.) odun kömürü. sülük. tek başına. 2. sülük nevinden [müen. a'lâm (a. gözlük gibi optik âletler.) âdetin cereyanı üzere. alânî (a. alâniyet (a. sızılar.c. (bkz: münâsebet).i.cü. alâ hâlihi (a. alâmât (a.i. s.) şöyle böyle.i. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.b. ahzân).) rivayet edildiğine göre. kederleri. alâka-dârân (a. sancaklar. has isimler. (bkz: bi-eyy-i hâl).zf.s.zf. âlât-ı nâriyye ateşli silahlar. alâniyeten (a.zf. pek) yüksek. sempatik. 2. âlât (a.) 1.*ilgi.zf.s. alâik (a. kocaman. alâ külli hâl (a.i. âlâs (f. şöhret. alâkiyye (a. c. âlât-ı câriha yaralayıcı âletler.) Allah'ın farzettiği üzere. pıh-tımsı. 2.) ihsanlar. 3. 2.i. (bkz: alâmât). 2.) gözö-nünde. işaret. âlâm-ı fikr fikrin elemleri. sınır işaretleri. 2. aygıtlar. herkesin önünde. a'lâf (a.s. kavs-i kuzah).a'lâ (a.s. ilişikli. alâka-bahş (a.zf. "ilişki. belgeler. 5 .) vâsıtalar. âlet'in c.) 1. iri. damga. en.) her şeye gücü yeten. samanlar.) iki takdirden herbirine göre. alâ kavlin (a. alenen. sırasıyla.) alâkalılar. alak (a. her nasıl olsa.) rütbelerine ve derecelerine göre. elfin c.) 1. güç yettiği kadar.) ilgilendiren. alâmet (a. alâmet'in c. alaki (a. alâkat) l. alâ-hide (a. alâ külli şey'in kadîr (a.i. meydanda. alâka'mn c. . herkesin gözü önünde. zf.zf. âlât-ı basariyye gözle ilgili dürbün. âlâ (a.b. alâka (a.) izler.i. yüksek dağlar. alâk (a.i.) kederler. alâmet'in c.f. alâif (a. (bkz: ale--dderecât). âlâm u askam üzüntüler ve hastalıklar. otlar. âlâ mâ-faraz-Allah (a.zf. a'lâl (a. alakiyye].i.s.) açıkça. âlâ (f. alâ kil-et-takdîreyn (a. i. sebepler. alefin c. pıhtılaşmış kan. (a. iddiasına göre. (bkz.). olduğu kadar. âdyende. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir.zf.s. alâka-dâr'ın c. alâ merâtibihim (a. nişanlar. alâ kadr-it-tâka (a.

alebât (o. alâ-tarîk-il-kıyâs (a. ale-l-hesâb (f. alâ-tarîk-il-münâvebe (a.zf.zf.zf. fr. 1.) zool.) 1.i. alâye (a. uzun. tantana.zf.zf. (bkz: ale-1-ımıyâ). âlef (a. âlek (a. şaşılacak şey. hayvan yemi. cana yakın. yemiş kapçıkları. ale-l-amyâ (a. 2. bulaşma. alekî (a. ale-l-acâib (a. ışık araçları. âlek (f.âlât-ı rasadiyye astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. birden. sürekli olarak.) körü körüne.) yüksek yer.inceden inceye. alâ-vechi (a.) eğlence yoluyla. ale-d-derecât (a. âdet olduğu üzere. gösteriş.) hesaba sayarak. sülü-ğümsü. bayağı.) çabucak. fakirlik.) şahitlik yoluyla.i. capsulaire. alekıyye (a. boyuna. epiphenomenisme. alebe'nin c. âlâve (f.) nöbet yoluyla. alef (a. ale-l-ekser (a. alay suretiyle. sırasıyla. 2. basbayağı. ale-l-acele (a. âlât-ı tab'iyye baskı âletleri.i. çanaklar.) körü körüne.) hele.) çok veya en teklifsiz. nasıl olursa olsun. ale-1-fevr (a. çanak ile ilgili.) alev. capsules.) kıyâs yoluyla.) üzere mânâsına alâ vech-il-isti'câl acele üzere. fr. .s. dalgınlığa getirerek. ilâve'nin c.i. (bkz: garîb). tanık göstererek. alûfe [ulufe olarak da kullanılır].) bot. aleka (a. hep birlikte. sünbül-i asâfir).) derhal. fr.i. toplu olarak. Alcem (a.i. alâ vefk-il-matlûb istenilene uygun olarak. boş bulunarak. (bkz: âlek.zf. 2. genel olarak.) gölge hâdise. (bkz: ekseriyyâ). sünbül-i asâfir). ale-1-hâdise (a.zf.c.) topluca.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.s. fr. alâ-tarîk-il-istişhâd (a. yemiş kapçığı.zf.i.zf. âle (a.) yemiş kapçıkları. fr.zf.zf. ale-1-ımıyâ (a. alâvî (a. depdebe. 2. 2.i.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. epiphenomene. ale-d-devâm (a. pıhtımsı (kan). rastgele. bulaşıklık. alebî.) bu nimetler karşılığı üzere. (bkz: aceleten). ışık vâsıtaları.i. ale-1-âde (a.) tuhaf. alebiyye o.s. (a.) uzun boylu. capsules. çokluk. âlây-ı vâlâ hep beraber.) dalgınlığa gelerek. 2.zf. alâ-vech-it-tafsîl tafsîl üzere.) derecelerine göre. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir]. ale-l-husûs (a.) alay.zf. instrument d'optique. âlâ tarîkın (a.) 1. çamur. ot.i. alâ-tarîk-iş-şehâde (a. kan pıhtısı. ale-1-amyâ). i.zf. kan pıhtısı.zf. (bkz.) ilâveler.zf.) çok vakit. âlâv. fr. alebe alebât) bot. nöbetleşe. âle (f. alekat) 1.) daimî surette.i.s. mutlaka.c. çarçabuk. ale-l-gafle (a.s. yapışkan balçık. (bkz: âle. körlemeden. a'lâf. alâ-tarîk-il-hezl (a.zf.zf.) I. âlât-ı ziyâiyye fiz.zf.) şahit. takımlar. alâ tarîk-ilhezl hezl yoluyla gibi. yükseklik.) 1. çanaklar.körlemeden.) gölge hâdisecilik. ale-1-hâdisiyye (a. yulaf.zf. defaten. (bkz: alâ-merâtibihim). ale-l-ıtlak (a. alâ vefk (a. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. âlât ve edevât avadanlık.zf.zf. alâ-tilk-en-niam (a. ençok.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. sülük. âlây (f. 2.i. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak. yal. alâ-tarîk-il-icmâl (a. husûsiyle. alâ vech-il-ihâta içine almak üzere.) 1.i.zf.zf.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır.) kısaca.) umumiyetle. cümbür cemaat. ale-1-icmâl (a. âlâyiş (f. sülükgiller. saman.

(bkz. âlem-i hâb uyku âlemi. 2.f. bütün âleme ışık saçan. bayrak kaldıran. sarıgın altın teli.zf. ale-l-ittisâl (a. a'lem-ül-ulemâ âlimlerin âlimi. yetecek kadar. âlem-i âb içki âlemi.zf.) bayraktarlık. [Buna "âlem-i mülk. a'lem (a.) bayrak çeken.) 1.i. âlem'den.s. 5. âbâd).zf. 2. bütün âleme yayılan. bilgin. dehr). mânâ. âlem-i berîn en yüksek âlem. bu dünyâ. âlem-i misâl uyku.f.i. âlemîn (a. bayrak taşıyan. teker teker.b. âlem-i hiss. âlem'in c. alem-dâr (a. 3. âlem-efrûz (a. âlem-i siyâset siyâset âlemi. 7.) kaideye kurala göre. birbiri ardınca. âlem-i kitmân saklı âlem.) aralarında fasıla olmadan. alem-efrâz (a. ale-1-istimrâr (a.) yol yordam gereğince. minare tepesi. dünyevî. âlem (a. pek. meç. ale-l-usûl (a. sancak. âlemâne (a. âlemiyân) cihâna mensup. âlem-i anâsır.) bayrağı kaldırmış.s.c. âlem-i istiğrak iç dünyâ. ale-l-iştirâk (a. âlem-i şems Güneş ve peykleri.) dünyâya ait.i. . âlem-i nakayis nakîseler âlemi. a'lâm) 1. âlem-i şahâdet tas.f. âlim'den) en (daha.s. dünyâ. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.f.zf.zf. genel olarak. insan. fânî dünyâ. siyâset dünyâsı. âlem-i lâhut Tanrı âlemi.b. çok) bilen. âlem-i esbâb madde âlemi. bayrak. âlenıîn. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. âlemiyân (alemî'nin c. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir. bu dünyâ.s. âlem-ârâ (a. sınır işareti. 2. avalim) 1. orta ait. âlem-i nâr ateş dünyâsı.) âlemi. 4 yüksek dağ. has isim. âlem-i berzah (bkz: mânend. dudaktaki çatlaklık. ale-l-umûm a. var olma dünyâsı. birlikte. âlem-i menâm. rüya âlemi. a.) aralıksız. âlem-i nâsût. c.) dünyâlar. yaradılışın dördüncü basamağı.) cihanı tutan. alâmet.zf. âlem-i ervâh ruhlar âlemi. yükseltmiş. lüzum.c. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî.) âleme mensup olanlar.f. [dünyâ ile âhiret .s. âlem-i eflâk ü encüm. âlem-i kudsî Tanrı âlemi.b. dünyâyı zapteden. fânî dünyânın dışında olan âlem. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. âlem-i fânî fânî âlem.) birer birer. 6. 8. âlemeyn (a.s. içkili eğlence.) iki âlem. nişan.b. alem-efrahte (a.b. ayrı ayrı. insanlar. 4. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır. eğlence.s. dünyâyı süsleyen.s. öteki dünyâ.) yeter derecede. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı.s.zf.b.b. insanlar. halk. âlem-i mevâlid" de derler]. âlem-i ceberût 1.) cihanı parlatan. âlem-gîr (a.Tanrının bulunduğu dünyâ. alem-dârî (a. âlem-i kevn varlık âlemi.i. kişinin kendinden geçip daldığı âlem. âlemî (a. âlem-i âhiret öteki dünyâ. bilginlerin bilgini. 3.f. alem'den) has isimle ilgili.f.f. alem (a. cihan.i.) umumiyet üzere. (bkz: sancak-dâr).) müştereken. âlemûn. âlem-i gayb görünmez âlem. avalim).zf. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. alemî (a. ale-l-kifâye (a.ale-l-infirâd (a. ale-l-kaide ("ka" uzun okunur.c.s.b. (bkz: âlemûn.

) aşikâr.i. âlât) 1.b. ale-t-tahsis (a. alen (a.e. avadanlık.) cihanı saran.f. f.âlemi-yâne (a. ale-s-sabah (a.) dünyâlar.i. avalim). aleyhimâ (a. aleyh-il-la'ne (a. makine.) alenî. pusarık.f. 2.) onun üzerine.s.) seherleyin. alev-hîz (t. aleyh-dâr (a.s. i. peki. âlem-şümûl (a. 2. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.b. âlem-pesend (a.) gözönünde olma. meydanda olma.) açık. fr.h.s. âlet (a.) aşağı yukarı. ale-s-seher (a.i.zf.i.) 1.b.) sizin üzerinize.) dünyâyı parlatan.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde. 2. âlî. şey]. ale-t-tafsîl (a.zf.s. aleniyye (a. (bkz: edevat). âlem-sûz (a. ale-t-tevâlî (a. âlgûn (f-s. [birincisi] erkek.) karşı. alenî (a.zf.) 1.b.c. Aleyküm (a. göz önünde.) mufassal olarak.zf. açıktan açığa.zf. dessiccateur.t.) alevden fırlayan.f.s. (bkz: alâniyet). ale-t-tahkik (a.) rağmen.) 1.i. açık. yüce.s. parlayan.s.zf. mikrofon.) alevlenmiş. ale-r-rağm (a.zf. [ikincisi] kadın adı. aleniyyet (a. alev-rîz (t. kararlamadan. seher vakti. vâsıta.âlem'in c.b. kızılbaş.) bizim üzerimize olsun. 2.f.) âlemi süsleyen.) sabahleyin.f. ale-s-seviyye (a.i. (bkz: alâniyeten). ulüvv'den) 1. müsavat üzere.zf.f.b.f. âlet-i tecfîf kurutaç.f.) insanoğluna ya-kışırcasına.) sırasıyla.i.) "baş ve göz üstüne" başüstüne. besbelli. ale-t-tertîb (a. aleyh-is-selâm (a. aleyke (a.b.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri. aleynâ (a.c. birbiri ardınca. alenen (a. i.) âlemin sığınacağı yer.e. istihkâm.) senin üzerine.s.b. (bkz: âlemin. 3. Alevî (a.f. zıt. 2. alî (a.f. uzun uzadıya.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve .s. Âlemûn (a-i.zf.c.i. gün doğmadan evvel.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. (bkz: cihân-şümûl).) alevlenen.b.zf. ale-t-tahmîn (a. arka arkaya.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. hele.s. âlem-pîrâ (a. bir düzen üzere. aley (a.) arası kesilmeksizin. alevgîr (t. âleng (f. zf. siper. âlet-i musavvat fız. göz önünde.f. erkenden. ale-r-re'si ve-l-ayn (a.b. karşıt.) alevlenen.c.) cihanı yakan.) muhakkak surette.s. muhakkak). ulu.i. 2.) karşı. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. allık.) herkesin beğendiği [yer.b. Müzâkere-i aleniyye açık müzâkere. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. saldıran asker. aygıt. gizli olmayan. serap.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli. bir boyda.s. s.e. âlem-nümâ (a.b. aleyhi (a.e.) dünyâyı gösteren.i. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.b.zf. âliye (a. aydınlatan. alemiyyet (a. âlem-tâb (a. aleyhim.s.f.zf.i. âlem-penâh (a. Müzâyede-i aleniyye açık artırma.) 1. alev-keş (t. koyu ve parlak pembe.) onun üzerine olsun.)hususî olarak. aleyhâ (a.f.e.) al renginde.) açıkça. aleyh (a.s. en çok. (bkz. âlgune ("gu" uzun okunur.c. âlemli (a.

alîl (a. âlim-âne (a.i.s.f.f.zf. veliyy-ullah).) 1. âlihe (a. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir].s.) elemli.b.b.) acı hıyar.i. yüksek kıymette olan.) 1. mabut. yemin edici. ıztırap çeken.b.f. râzık-ül-verâ).s.s. âlîz (f.) 1. acı tat. Allâhiyân) Allah adamı.c. sözünde durmaz. en a'lâ.f.b. alîf (a. bilgin. 2) yemin. [Hrisriyanlann "PederoğulRuhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. ulemâ') çok okumuş.) Allah. çok saygıdeğer.i. necip. meşhur bir çeşit lâle. [Farsça "âlîzîden" mastarından].i. âlim (a.) yem torbası. 2. âlih (a. büyük. çifte. alîm (a. âlî-cenâb (a. 2.b. âlî-baht (a. (bkz. ünlü. âlî tebâr (a. âlî-fıtrat (a. illet'den) l. alîk (a.s. çok talihli. dönek.) himmeti yüksek olan. allak (o. şan ve şerefi büyük olan.s.]. veliyy-ullahlar.i. acı hıyar. 1) tasdik işareti. âlih'in c.) alenî.b. Hûda). ilm'den. s. c. tanrılar.s. (bkz: a'mâ).) makamı yüksek. 2.) (bkz: civân-merd-âne). meşhur bir çeşit lâle. âlî kadr (a.Allâhî'nin c.s. âlî. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim. âlî-câh (a. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.) yüksek rütbeli. âlet'den) 1.) yeri.zf.f. âlî-cenâb-âne (a. âlim-ül-guyûb (a. meşhur. eden.s.zf. aliyy-ül-a'lâ (a.b. Allâhiyân (a-i. alkame (a. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir.s. 3. âletle ilgili. tepesi.) 1.) Allah.s. âlihât) tapınılan şey. Ulûm-ı âliyye teknik bilgiler. Âliye (a.) en iyi.i.b.s. âlimân (a. âlih (a. ilâh'ın c.) mayası yüce olan.i.b. alîk-üd-devâb yem torbası.) hafif mizaçlı.it. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir.f. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].) âlete mensup. alîn (a. kör.) âlime yakışacak surette.) kıç atma.) tapınılan şeyler.) hayvana bir defada verilen yem. ilm'den) çok bilen.s.f. Rabb. âlim-ül-gayb (a. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler.c. kendisine güvenilmesi .s.s.) soyu yüksek ve temiz olan.) yüksek yara dılışta olan.s. Allah (a. âliyye (a. çok takdir edilen. Halik. âlim (a.amcazadesi. aliyy (a.) Allâhîler. alimallah (a. kederli. âlî-himmet (a. derecesi yüksek olan. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. 2. sakat.b. 2.) bir şeyin en yukarısı. âliye (a.s. Allah adamları.f. âlîzende (f.c.i. âlihât (a.i. haysiyetli kimse. Allâhân (a.i.i. dördüncü halîfe. âlim'in c. alkam (a. [Allah'ın sıfatlanndandır.) ilâhlar. Allah-Muhammed-Alî Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. âlî-mekân (a. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur. 2.zf. âlî-şân (a.s. 2 . Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. ermişler.i.) bahtı yüksek. hasta. âlete mensup.b. 2. çok kıymetli. (bkz.s. Tanrı. âlî-güher (a.) Allah bilir ki.) Allah adamları.) âlimler.b.i.b. mabutlar. şerefli. cömert. Allâhî (a. bilginler.) 1.) çifteli [at].) yüksek.) Tanrı. âlî-makam (a.it.s. okullar.s. acılık.

tuğla fırını. âm-ı mukabil gelecek sene. âmâh (f.caiz olmayan [kimse]. görmezlik.s. ıstıraplı.i.s.i. en üstün.i.) sarıklar. dalmış. âmâc-gâh. yükseklik.i.) hazır.i. . karışık işlem. imâret'in c.) kabarcık. bayındırlıklar. 2. baş zırhlan.i.i.) günahkârlık.s. istekler. âhen-i gâv).) 1. 2. dört işlem.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı.i. yıl. (bkz: imaret). meç. alışık.) şiddetle saldıran. hazırlık. âm-ı kâbil. bilgisizlik.) 1. a'mâ (a. 2. âlûde'nin c. emân (a. emel'in c. a'mâk-ı zemîn yer derinlikleri. zahmetli işler.i.i. âlûd. amân. bulaşmışlar. amel'in c. alûfe (a. âlûsî (f. fahişe. şiş (bkz: âmâs).b.i. amâ (a.i. amân-nâme (a.i. âmâde (f.b.) 1.i. eminlik.) âmâdelik.i. imâme'nin c. erik.) can eriği. operation composee. âmâl-i ma'sûmâne ma'sumcasına emeller.i. a'mâl-i mürekkebe mat.s.fr.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır].) en yüce. âlû-bâlû (f. başa sarılan şeyler.) 1. âlû-gürde (f. b.c. 2. amm'ın c. amâyir (a. iffetsiz [kadın]. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan. çıkarma. âlufte-gân) 1. 2. (bkz: umk).) 1.i. alyâ (a.s. yücelerin yücesi. a'mâl-i erbaa mat. manevî körlük. âlûde (f.i. bulaşıklar. ümitler. a'mâl-ül-ma'den metalürji. âlüğde (f. a'mâl-i şakka eziyetli. Zerd-âlû [canerik] zerdali. s. şeftali. 2. amâim (a. Allah. 2. ma'mûreler. dilekler.) vişne. bağış. âmâk (a. âm-ül-fîl (a. suçlular.) fil yılı. Amalika (a.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim.) eteği bulaşık.i. yağmur bulutlan.s. kör. âl-ül-âl (a.c. âm (a.i. tüylü erik. bulaşıklık. âlûde-dâmân. âlû (f.s.) sakızcı. (bkz: aşüfte).s.i. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. allâk (a. 2.b.) 1.) 1.) 1. (bkz.) işler.i.b. korkusuzluk.f.b. namussuz kadın.) nazlanarak göz ucu ile bakan.) ummalar. âmâde-gî (f. ilm'den) çok bilgin. âmâl (a.i. nişan tahtası. âlûde-gân) bulaşmış. câhil. Allah'ın sıfatıdır].) derinlikler. (bkz: âhen-i cüft. bulaşık. umk'un c. önümüzdeki yıl. 2. maak ve mauk'un c.) 1.) derinlik. saban demiri.) namussuz kadınlar. ahşkan.i. Türkistan eriği. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen.c. [Allâm.) nişan yeri.b. âlûde-gî (f. âlüfte-gân (f.i. ulufe).) amcalar. âmâl-i kavm kavmin emelleri.h. nişan atılacak yer.i. yüksek yer. gök. amâkat (a. allame (a. âlûs (f.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma.) göz pınarları. a'mâl (a. a'mâm (a. âmâc-geh (f. bölme]. a'vâm) sene. körlük. allâm. çarpma. âlûde-dâmen (f. a'mâk (a. amâir.s.zf. iffetsiz. âlüfte (f. hazırlanmış. âlû-yi Buhârâ 1. garkolmuş. âlûde-gân (f.i. amâir-i hayriyye hayır müesseseleri. âlüfte'nin c.i. hedef. âmâc (f. [toplama. a'mâl-i hasene güzel işler. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir]. saldırıcı. 2. bağışlama. âlûde-dâmenî (f. ulüfün c. âlûde-dâmânî.

2. karışık.i.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi. amel-nüvîs (a. önder.) 1. inceleme. 2.b.s. 3. âmihe].) karışmış olma.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. zayıf gözlülük. Âmid (a. meydana getiren. amele (a. âmîge (f. amelî (a.) Kur'an'da.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz.i. âme (f. âmennâ (a.) (bkz: âmed ü şüd). Âmî (a. 2. diyecek yok!" anlamına gelir.) isteyerek ve bilerek. amelî). diyecek yok. çalışarak.i.i. geliş. berat. ameliyye (a. fr. sürgün. âmennâ ve saddaknâ inandık ve tasdik ettik. ömr'ün c.) işleme suretiyle.b. hakikat. yılda. 2. sütunlar.) fiilen. (bkz: şüd). hesap.) karışmış. bir işi yapan. pratik. 3. güvenilir. (bkz: fiil). aşk hastası. yaşayışlar.i. ameliyyât-hâne (a.b.) işyazar. a'mâ-ül-eşkâl psik. hoşa gidecek tuhaf. âmâre-gîr (f. 3. geliş. .b. amd (a. başlıca nokta. niyet.zf.t. âmâre (f. a'mer (a. karında su birikme hastalığı. çiftleşme. iş göremez durumda olan.) vergi tahsildarı.a'mâr (a. âmede-gû (f. âmîg.cü. amel (a. âmed (f.i. gelen. amelen (a." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık. niyet. (bkz.) kast. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar.) dolduran. işlev yitimi. amûd'un c. amâs (f. 4. mathematique. âmentü (a.) hakikî [mecazî karşılığı]. âmil'in c.s. 3.) yetki belgesi. âmen (a. a'mâ-yı elvân psik. 2.s. âmed-şüd (f. hazırcevap [kimse].) Diyarbakır'ın eski adı. yazı hokkası. âmeden-i laklak leyleklerin gelmesi.) işçi. ırgat. tecrübeler.s.s.i.s. âmîhte-gî (f.f.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık.) 1.) herkesin girebildiği umûmî yer. renk körlüğü.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse. çok hasta. garip şeyler.s. apraksi. işleyerek yapılan şeyler.h. içsürmesi.) iş yapmaktan kalmış. amel-nâme (a. ameş gözü zayıf olma. işleyerek. amel-i cüz'î kim. amîd (a.senevî.i.) 1. (bkz: kasden).s. – -âmây (f. ameliyyât (a.). âmedî (f.i. elemansal iş. fr. geldi -gitti.b. âmedenî (f.i.i.) gümrük vergisi.) muhasebeci.b. yıllık. operasyon.cü.b.s.b.s. geldi-gitti. geliş-gidiş. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi. komutan. amelehu (a.. varıp-gelme. edi yitimi. pek yaşlı. âmed ü şüd geliş-gidiş.) şaşkın.) çok veya en emin.) 1. âmîhte (f. âmedci (f. amel-mânde (a. yaşlar. âmîgî (f.f.b. âmeden-gâh (f.i. meç.i.s. (bkz: âmenna). fr. akromatopsi. hayatlar. âmâh).f. iş.f.i.i.) 1. âmâr. karar. amden (a.zf. sinler.s.s. 3.j-I (f. âmih (a. 2. say man.s. 2.i.) 1.) inandık.s.) 1. süsleyen. âmediyye (f.. (bkz. kolonlar.i.) gelme. şaşakalmış.zf. yaşanılan müddetler. [müen. karışık olan.s. amel-dâr (a.) uzun ömürlü. a'mide (a.i. travail elementaire. ergographe.i. 2. 4. (bkz : amiyy).) 1. 2. şef. [yapma kelimedir].f. âmed ü reft 1.i. (bkz: âmedci). katkılı.) divit. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî.) direkler.) 1.

bayırdır. i. 2.) umûma mahsus olan.) 1. bağışlama.) 1. şâir.) yaraşan.s. emr'den c. âmir-i mücbir bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. ammâr (a. âmme (a.) saçı sakalı kırlaşmış adam. "âmire"]. uygun. ancak.s. emn'den) gönlü emin.. (bkz: salimen). umûm'dan) umûmî.s. âmin (a. âmile (a. âmin-hân'ın c. âmirz-kâr (f.zf. lâkin. 2.) bundan sonra. emrederek. amîm-ül-ihsân ihsanı.) 1. îmâr olunmuş. . şâmil]. âmin diyen. bahşişi. âmmeten (a. âmîze-mûyî (f. esenlikle. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse.zf. Âmine (a. emin olarak.b.s. amir (a. ammâ ba'dü (a.i.i.yi içine alan. mâmur eden. uysallık.) karışık. yâ Rab duamızı kabul eyle! âmin alayı [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören.s.s.) mamureden. bağışı umûmî olan.) öyle olsun. düşünmeyerek. 2.zf.) görmeyerek.i. bayındırlaştıran.) amirlik.s.f. âmir (a.s.) âminciler.) 1. sebep.) avama mahsus.s. karışmış. 4.i. âmir-âne (a. karışık. ammî. (bkz: âmürziş).s.s. 2. ayak. huk.f. âmil (a.) .s. c.e.) hala. fakat.s. şenlendiren. i. âmirziş (f. işleyen. 3. amîm (a. emn'den) sağlıkla. [müen. devlet idare adamları. karışmış. (bkz: âmîze). avamca. vergi tahsiline me'mur kimse.) umûmi.) adîce. 2.b.zf. buyuruculuk. 2. âmm (a. öyle ki. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. Fikr-i amîk derin düşünce.umk'dan) derin.b.s. âmîziş (f. (bkz: âmîje'). âmîn-hâ-nân). bir memurun vazife bakımından büyüğü. umûm'dan) umûma ait. âmîz-gâr (f.) amcalar. iki ayak. âmîn (a. mütevelli.) Hz.âmîje (f. âminci. ammete (a. (bkz: âmir). ammâ (a. 2.i. âmmî (a. âmin diyenler. 2. yapıcılar.f. âmir-i i'tâ eko. ama. tanrı bağışı. herkese ait. isteyen. âmîn-hânân (a. o kadar ki.c. âmme. amm (a. ammâl (a. bayağı. amiyyâ (a.b. âmiyy (a.c.i. (bkz: imtizaç). Tanrı. buyuran.i. gelelim maksadımıza. (bkz: ammâr). âmîze-mu[y] (f. devlete ait.) kır saçlı.i. 3.s. mahlut. Bahr-i amîk derin deniz.) emeli olan. yaygın. affetme. amın'ın c.) 1. âmîn-hân (a. 2. âmir (a. Amma sıkıntı çektik ha. çokluk bildirir Amma yaptın ha..i.s. emreden. mahlut.s. âmir olana yakışacak surette. âmiriyyet (a.h. amel'den. vâlî. genel. affeden.c.) geçiniş.). kalbinde korku olmayan. umûmî.s.tar.s.) 1. genel.i. şu kadar ki.) âmircesine.zf. avâmil) bacak. 1.s.. (bkz: âmm). ammât) amca.f. âmîze (f. avâmil). ammât (a. s. -âmîz (f.s. . c.. amele. genel olarak. [bkz. amîk (a. umrân'dan) 1. Muhammed'in annesi. ümerâ) 1. amel'den. âmil (a. âmiyâne (a.n.i. âmiletân iki bacak. âminen (a. resmî. korkusuzca. 3.zf. kır sakallı olma.le karışık. affeden. bağışlayan. mütesellim.b.

) dizilmiş. alım. bağışlayan. âmûhte (f. âmûziş (f. amel'den) 1. âmûzende (f. evân) lâhza.zf) görmeyerek.) zahmet.i.vakar.) dik olarak. amûd-i nûrânî nurdan sütün. düşünmeyerek an (a. meşakkat.zf) görmeyerek.zf) görmeyerek. çoğul edatı. (bkz: afi. 2.) affeden. 2. kader. öğretmenlik mesleği. amûdî (a.i. iyi. kelimeyi zarf yapar.i. (f. bağışlayan. âmûhte-gân (f.) -dan ve -den. bu.s. kıymet. şu bu ve öteberi.) gece yarısı vakitleri. boyuna. 3.) okumuş. âmürz. ammeyyâ. Gûy-an söyleyerek. âmürz-gâr (f.i. düşünmeyerek ımyâ (a. öğretim. âmûhte-gân-ı ezel nebîler ve velîler. muallimlik.b. öğretmen. menfaat. güzellik cazibesi. âmürziş (f.i. kuma. ânât. sütün. çok geçmeden. Ammiyâ (a. asıl. c. öz yürekten. meyva. işçi. öğrenme. bir an.) 1. âmürg (f. âmûzî (f. yukarıdan aşağı dik inen çizgi.) âmürzende (f. pek kısa bir süre. (bkz.e.) öğreticilik. ortak.s. an-küm sizden. anan) şu.) l.i.Ammûriyye (a.) affeden. 2. ân-ı vâhid pek az.) affeden. .) 1. öğreten. anhümâ o ikiden. öğretmen. 2.) Ankara şehri. Hiras-ân korkak. günâhları affeden Tann. -âmûz (f.i. fayda. öğretme.) hocalık. zahire.i. 5. güçlük. düşünmeyerek ımiyyâ. s. kalifiye işçi. *dikey. bilmezlikle. anâ-ül-leyl gece yanlan. anhüm onlardan. anhâ.zf) görmeyerek. pek az bir zaman. an-il-gıyab arkadan.s. direk.b. cemi. amûl (a.) 1. amûd-i fekarî bel kemiği.e. (bkz: âmm). afüvv. uzun boylu [adam]. ânî'nin c.i. minhâ şundan bundan.i. az bir pay.b. 2. şöyle böyle ederek. an-asl aslından.i.) 1.) öğretici.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası. 4. ummiyyâ (a. (bkz: bi-l-iltizam). an-kasdin bile bile.s. amû (a. 2.i. Zen-ân kadınlar. âmûz-gârî (f. amûden (a. anh ondan (müzekker).s. bir miktar.i. 3. (bkz: afi.) yukarıdan aşağı. âmürzâ (f. yavaş yavaş. âmûde (f. dikey olarak.i. çalışkan. hülâsa. âmût (f. muallim. âmirziş). âmûsnî (f.) öğretmenler. an-cehlin bilmeyerek.) bilen.) 1.zf.i. an-kümâ ikinizden. -ân (f.i. düşünmeyerek. öğrenmiş. âmûg (f. anâ' (a. an-samîm-il-kalb can ve gönülden.) amca. ânâ' (a.s.) 1. ân (f. amyâ (a. Edeb-âmûz edep öğreten.) affeden.i. ân-be-ân gittikçe. 2. kaimen). amûd (a. öğretmenlik. 2. anhâ ondan (müennes). kendisi yokken.c. Şâh-an şahlar.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.i. âmûz-gâr (f. öğrenci.i. ân (a. dizi. sıfat edatı.b.s. çok çalışan. öğrenmiş.i. an-karîb yakından.

güzel koku. bir bulut. güzel koku saçan. enf in c. ı. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine. (bkz. ân'ın c. anâne (a.) sıfatı.) örümcekler.e. 2) XV. kasık kılı.) boynu uzun [adam]. anat.) bir anda.b. f. kül renginde bir madde.i.s.z.i. inv'in c. ismi zarf yapan bir ek Fakir.) devamlı.) an'ane ile. aslında. anânet (a.f.s. iri taneli Hint pirinci.s. anber saçan.nuanccs.) anber kokulu. 6. a'neb (a. anâsır-ı erbaa (dört unsur) 1) ateş.s.c.f.) çok inatçılar. sürekli. anber-efşân). anberî. Tıflâne gibi. fasılasız. anâkat (a. impuissance. an'ane'nin c. 2. ânen (a. boyunlar.) nahiyeler. vakit ilerledikçe. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi.) sertlik. Anele (a. ânân (f. yabani eşek sürüsü. gelenekler.) 1.s. meç. traditionalisme.i. anber (a. rivayet. andelîb (a. e. 2. yıldızları.b. anede (a. ânak (a. 2. hava. 5.i. yayla çiçeği. muvaffakiyetsizlik.i. . fr. -âne (f. başansızlık. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri. öğeler.i.) ümîdi boşa çıkma. ufuklar. anâfet (a. bilmezlikle.c. an'ane (a. anâne'nin c. anâdil (a. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak.i. ineb'in c.) burunlar. v. dişi ve yabani eşek. rüzgârla kalkan toz bulutu. 2. su. anber-ter (a.f. yaprak saplan.s.s. rakı.zf.i.) 1.) anber gibi.) bulutlar. tafsîlât. güzel kokulu bir ilaç. anberîn (a. an'anât (a. 2. anber-bâr (a. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.s.zf. hezârân).b. muz. bot. Tıfl.b.) bülbüller.s. anân (a.i.) bülbüller.) rivayetler. geleneksel. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka.i. a'nân (a.f. anber-nisâr). âne (a. 1. 2. gittikçe.) gitgide.) anber kokulu.f. ânâf (a. anberiyye (a. an'aneviyye (a. andelîb-ân (a.c. andelîb'in c. yapışkan ve miskgibi kokan.b. anadil) bülbül.f. an-asl (a.zf.) bilmeyerek. a'nâb (a.i. anâkib (a.) hek. cedî (keçi) burcundaki v. andem (a.i.s. [insanda].) . (bkz.i. a'nâk (a. an-cehlin (a. an'anât) 1.i.b. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat. su. 3.i.zf.) elemanlar. an'anevî (a. fr.) 1. n. 3.s.) cinsî muamelede iktidarsızlık. 2. anâsır (a.) anlar.i.b.b. güçsüzlük. anber-bu[y] (a.) 1.i.) anber yağdıran. 4. gece. anber-efşân (a. ankebût'un c. taraflar.i.b.i. ân'ın c. kabalık. 2. a'nâk (a. kasık. insanın toprak.i. ân-be-ân (f. en zarif. anâsır-ı hisâbiyye mat. gelenekle ilgili. ânen fe-ânen (a. anber-sirişt (a.). gerdanlar.) yaş ve taze üzümler.) aslından. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun.) . gelenek. (bkz.s. unk'un c.f. hemencecik.) çok zarif.i. Fakirane.b. meç. anber-şemîm (a. fr.) 1.) anber kokan.c. güzellerin saçı.i.a'nâ' (a. anber-nisâr anber saçan.) den. 1. ağacın ucu. 3.) onlar.) gelenekçilik. ânât (a. (bkz: hezâr).b.zf.i. toprak. zamanlar. güzellerin benleri ve zülüfleri. 3.s. unsur'un c.) büyük burunlu [adam].

zf. işçi. sıkı bağlı şey.b. evânî). örümceksi.s. a'nî (a. an-nakdin (a.) can ve gönülden. ihtiyar kız. müfettiş.zf.s.zf.f.c. zarif. anâkib) örümcek. unât) 1.zf. şiddetli. âniye (a. .]. Anîd (a. kaçaklar. anîk (a.s. inatçı [kimse].zf.i. anh (a.s. bildirilen. şöyle böyle ederek.) içinden. (bkz. tar.zf.) ıztıraplı. ânî (a. Ânis (a. kemâle ermiş. Ânid (a. an-karîb-iz-zamân yakın vakitten.) 1.b. ondan sonra. ânât. tahsildar. 2. ismi olup cismi olmayan nesne. annâb (a.zf. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler].) bir an içinde. öz yürekten. 2. 5. fr.c. an-samîm (a.) inat eden. biraz evvel. ânif-üz-zikr biraz evvel bildirilen.) nakit para olarak.s.i.zf. a. i.i. ânîn (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. yukarıda.ângâh. an tı âmed (a.) kaplar.) o ikiden. aniye].) üzümcü.) örümcekimsi. çok geçmeden. i.i. sert. 2. 6.) örümcek. 3. ânif-ül-beyân demincek beyân olunan. garip [Şey]. (bkz: sîmurg). s.s.) örümcekler. s. an-hümâ (a.) ondan [müen.) güzel.s. kavgacı. an-küm (a. köle. ankebûtî (a. öteberi. ankût (a. an-kümâ (a.) o vakit.) şundan bundan.) 1.) gençlik çağının başlangıcı. tar.) isyancı. inâd'dan) inatçı.s. ânî (a.i. inâ'nın c. hemen.s.) yâni. [Anadolu'ya işarettir. muztarip. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. meşgul. ismi olup. [Rumeli'ye işarettir]. 2.i. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.f. büyük ve şişman [deve].) "mim'den geldi" aşk. i. anîk (a.zf. alçak gönüllü.zf.i.e.) sizden. anûn (a.) cana yakın kız ve kadın. Ânîse (f. . özünden. 3.) ense. ankebûtiyye (a. inâd'dan) çok inatçı anîf (a. ângeh (f. an-samim-il-kalb (a. zümrüdüanka kuşu.) "ti 'dan geldi" aşk. an-kasdin (a. koyulaşmış. derhal.) bile bile. ânife (a.s. anhâ].) demincek. .) olmuş.zf. cismi olmayan bir kuş. anîz (a.) ikinizden. unfdan) 1. Allah.zf. (bkz: bi-1-iltizam).) yakından. anka' ("ka" uzun okunur. tuhaf. an-karîb (a.i. 2. anhâ minhâ (a. ihtiyar bekâr. [müen. ânise (a. 4.cü.zf. ankebût (a. 7. (bkz: anîd).) pek yakında geçen.) onlardan.cü.s. Ânifen (a. s. 2. anka-yı mağrib Zümrüdüanka kuşunun bir adı. anûd (a. mütevâzi. o anda. anka-yı lâ mekân tas. an mim âmed (a. şu bu.b. kaba muamele eden.s. anî (a.i.s.f. -arachnides. an-hüm (a.) 1. ânif (a. Esmâr-ı âniye olmuş meyvalar. i. muztarip.zf.

anveten (a. zekâlar.) muz. usuller. arabiyyât (a.) süsleyen. Ceziret-ül-Arab. Meclis-ârâ. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur. bezeyen.i. mıntaka. Arâis (a. 2. Hicaz.s.Arapların yaşadığı memleket. ar ü nâmus utanma ve namus.i. -ârâ (f.i. hacetler. ârâb (a.c. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. a'râfiyân (a. adı XIX.i. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. Arabistan (a.b. 2. fa bakıyye diyezi ile donanır. (bkz: arat2). Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır.c. arâbe (a. âr-sız utanmaz.i.i.) arz olunan hususlar.i.) tar. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. (bkz: bâdiye-nişîn).) Arap edebiyatı. bölge. arâiz (a. arabân-nigâr muz.). Dil-ârâ. neva perdesinde kalır. cennet ile cehennem arasındaki bir yer.) "oylar. arabiyyet (a. dekler. 2. çıplak arazi.) 1. 5. Şam.i. a'râk (a. zor. çıplaklık. Arap dili. mi bakıyye bemolü. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. kitap. 3. (bkz. (bkz: bi-âr). açık saçık konuşma. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam.c. Arap kavmine mensup. arabiyyât) Araplarla ilgili. a'râbî (a.i. a'raf (a.f. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir. güçlük.) a'raftakiler.) çöl Arapları.b.i. Arab (a. kahren). 3. arabî (a. 2.) gelinler. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. zorluk. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı. arabiyye (a. arabât) 1.anve (a. ârâ-yi umûmiyye *genel oylar. Arap edebiyatı. küçükten büyüğe yazılan yazılar.i.) Arap ülkesi.) 1. 3. eârîb) çölde yaşayan Arap. hileler. 2. arefe'nin c. . avlu. 2. Arab'ın c. itiyatlar.i.i. anye (a.) utanma. tepe.i. lâ-dügâh perdesinde durur.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto. ter. re'y'in c. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik).) meşakkat. geniş. ârâ' (a.i. arabân-ı cedîd muz.) l.i. arabiyyet'in c.i.f. yy. A'râb (a.i. a'rab veya urban ve urub) Irak. akıllar.c. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. Arafât (a. 4. arâ' (a. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. fikir). arabân-bûselik muz. başında yazılmış bir dergide geçen makam. arîza'nın c.s. arabân-kürdî (a.zf. örfün c. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti].s. ârâd (f.i. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. arabân (a.i.) zorlama. an zeâmet (a.i. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.) 1. (a. 2.) Arapça ile ilgili olan [ilim.) 1.i.i.) muz.) âdetler. âr (a. sırt.i. komşuluk. arûs'un c. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ.b. ireb ve irbe'nin c. cebren. oyunlar. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir. kuvvet. Arapça.

arak-çîn (a.s.i.i. pek. 2. boş topraklar. yerleşme. ârâm-gâr (f.) evliler. alâmetler. 3.b. arak-nâk (a.i. süsleme.) oturan.s. ar'ar (a. (bkz: bint-ül--ineb. eğlenme. 2. ârâm-geh (f.rakı.i.i.) 1.s. (bkz: ârem-gâh). ârâyî (f. ârâmîde (f. aramram (a. çatılar. 2. ârâmiş (f.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. ârâm-bahş (f.) dinleniş. yerleşen. araz (a. yer.i. Hetk-i a'râz ırza geçmeler.) arâstelik. [arâmîden mastarından].zf. sevilen güzel. ârâm-sûz (f. direkler. 4. istemeklik.s. ârâm-ı cân 1) gönül rahatı. a'râz) 1.) rakı içen.) rahat kaçıran. terle ilgili.i. felâketler. ârâm-gâh-ı ebedî (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. rahat olan. alâmet. süs-leyici.s.) terli.i. mekân. meç.f. rahatsızlık veren. 2. 2. 3.) ise de "mahşer yeri. süsleyiş. dağ servisi. a'râz (a.c. (urs'un c. S. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.b. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. ârâm-gâh.) rahat ve huzuru bozan.i.i. duht-i rez. a'râk (a.i.b.i. süslenmiş. Ârâmca [semitik dillerden]. hastalık alâmetleri. ırk'ın c.c. irem'in c. 2) sevgili. ârâmî (f.) sahrada.b.s.b. (bkz: âreste). (bkz: ara3). avlu.) 1.) kökler.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir.) (daha.i.b.) dinlenmek isteyene yakışacak surette.) 1. 2.) ırzlar.b.) dinlenme. durma.b.s. güzeldeki boy bos. pavyonlar. arasât (a.s. rahatlık. sevilen güzel. düğünler. dinlenme.i. (bkz: ârmiş). namuslar. mıntaka.) düzen verici. arsa'nın c. kaza.) ter döken.) kavuk altına giyilen takke. arş'ın c. ârâm-cû (f.) aram arayan. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. (bkz: ârâmrübâ). ârâyîş (f.i.) dinlenen. çok) ince. aras (a-i-) yorgunluk.s. bölge. arât (a. a'râs (a. fels. (bkz: aremrem). dinlenme yeri. 3.) 1.s.s.) 1. (bkz: âre-mîde). rahat. süsleniş.i. ârâm-rübâ (f.s.s.b. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür. arakî (a. 3.b. ârâm-cûyî (f.h.i. bezek. arakıyye (a.s. ârâm (a.) 1. ziynet. en.b. dinlenmek isteyen. oturan.) nikâh törenleri. damlar.f. 3. arak (a. felâket.) dinlenen. 2. rahatta ve sükûn halinde bulunan. (bkz: ârâm-sûz). ter içinde kalmış. ârâm-güzîn (f. huzur.b. a'râş (a. çölde mahsus konulan nişan. damarlar.f.i. a'râz (a.) 1. (bkz: mirfak). ârâm-ı dil gönül rahatı. ırz'ın c. arak-nûş (a.i.b.i.) 1.s. ârâste-gi (f. karar kılma. arakk (a. arak-rîz (a.f. dinlenme. bozan.b. tesadüf.) dirsek. süs.) süsleyicilik.) bezenmiş.) rakı. bitkinlik. 2. ârâmî (f. dikenli ardıç ağacı.i. ârâm-cûyâne (f.i. ârâm (f.) terlemiş.dinlendirici.i.) aram verici.s.) dinlenilecek yer. dinlendiren.) arsalar.) l pek çok asker.f. istirahat etme. (ırs'ın c. şiddetli hal ve iş. .i. tesadüfler.) tere mensup. terleyen. işaret. ârâm-sâz (f. Bir dîvânı vardır. 2. araz'ın c. ârân (f. işaretler. duhter-i rez). kazalar. tahtlar. 4. ârâste (f. arak-dâr (a.) rahat yaşayan [adam].i. kendi kendine vücut bulamayıp. süslülük. a'râs (a. ârâyende (f. 2.

Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. arâzî-i emîriyye huk. Makam. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. bırakılmış topraklar. arâzet (a. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. III. dörtlünün bir arızası yoktur. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir.f.i. fetholunan arazîyi ülüleınr. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye . arâzî-i meftûha devletin malı sayılır.b. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. arâzî-i meftûha huk. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. harap.) yerler. iklimler. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. Pûselik beşlisi kullanılmışsa.) muz. yaylak. arâzî-i memlûke mülk. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. timar toprağı. arâzî-i hâliyye boş. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. arazbâr-zemzem muz. arazât 1. mer'a.i. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. sahipsiz topraklar.i. arâzî-i mahlûle huk. Arazbâr-pûselik.) tesadüfen. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur.zf. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır].arazan (a. kışlak. bekar işareti ile değiştirilir. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler.) genişlik. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. aynen arazbarda olduğu gibidir. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. yol. koru ve emsalini içine alır]. çayır. 2. 3 memleketler. arâzî-i haraciyye huk. topraklar. arâzî-i metrûke terkedilmiş. arazbâr-pûselik (a. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir.f. arâzî (a. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. beşlinin son sesi olan mi. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. arâzî-i mevât huk. topraklar. arz'ın c. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. bu arıza. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. [kaideten.i. [tarla. (tersi arâzî-i âmire'dir]. arazbâr (a. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi]. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. arâzî-i mahmiyye huk. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. arâzî-i mektûme huk.b.) muz.

arddûle (f.) sürü. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri.) dirsek.) 1. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler.-(daha.s. un eleyici. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. ârdhâle (f. açıkgöz. (bkz: arbede-sâz). rastgele. arec'in müen.b. en. a'râzî (a. a'ref (a. . (bkz: ârenç. arecân (a. kavgacı.) topallık. i. ârec (f.i.b.b. ârâziş (f.) hayır ve iyilikte bulunma. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller.s. çıplak tarla. sadaka verme. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir].f.) 1. 2. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı. âreb (a.) "bulamaç" denilen yemek. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. patırdı.b. arâzî-i müştereke huk. arec (a. arecân (a. deneyiş.i.) ödünç alınan veya verilen şey.i. 2. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. ârd (f. i.i. ödünç. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. [bunlar.) topallık. kıraç yerler. vergiye tâbi olup.) 1.terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. vakıf toprak. arâzî-i öşriyye huk. 2. arbede (a. (bkz: ardtûle. arbede-sâzî (a. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar.s. sırtlan. aksak.) "bulamaç" denilen yemek. . arâzî-i met-rûkeden sayılır].) eşya saklanan yer. tecrübe. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. ârden (f. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. (bkz. pek ma'ruf. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. a'rec (a.) topallık.i.f. antrepo. (bkz: cidâl-cû). ârd-bîz (f. arâzî-i mevkufe huk.) topal. çok) arif.) kavga çıkarmaya yellenerek.s. ard-hâle). ardiyye (a.f.s. arbede-kâr (a. yirmi beşte. aksaklık. arcâ (a.) kavga çıkaran.s.i. ardtûle.) 1.) imtihan.) (daha. un eleği.zf.) kavgacılık. kevgir. kavgacı. arddûle).i. kervansaraylar.) kavga. âre (a.s.i. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî.i. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.) kavga çıkaran.) topal. arâzî-i mürfaka huk. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. âret).i. pek.) ânzî. (bkz: cidal). vakfo-lunmuş arazî. süzgü. çok bilinen.s. aksak. arbede-cû-yâne (a.s. veya pek) akıllı. arbede-cû (a. arec (a. aksaklık. şayian tasarruf olunan yer.i. arcele (a. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk.) 1. 2.i. arâzî-i ukriyye huk.i.b. (bkz: leng). arbede-sâz (a. topal.f.i.) kavgacı. tesadüfi.i. arâzî-i selîhâ huk. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. aksak adamın yürümesi. pırnallık.f. ârdîn (f. arâzî-i mübâreke Hicaz. (bkz: arbede-kâr). 2.

i.). ânzât ve avarız) 1.i.i.) zinâkâr [kadın]. kin ve düşmanlık. sakatlık. kabiliyetli.i.i.i.i. tesadüfen.s. çeşit. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır]. hoşa gitmez. renk.i.i. ârifîn (a. âric (a. müen.i. gelen. 5. arim (a. 2. dirsek [vücutta]. rastgele. ârızan (a.) dirsek.s.s. 2. (bkz.f. engebe. rahat. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. aksama. yol.i. 3. argîş (f. ârifân (a.s. gelip geçici. kırılma. i. âremîde (f.s.) 1.s.s.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. al yanak. ârî (a.i.i. "a'raf") 1. nâzik. çıplak. meşhur. bilen.s. topluluk veya kimse. 2. âret (f. a'rem (a. ârızetân (a.i. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.) benekli.) bir şey getiren [kimse]. aremrem (a. bozukluk. armağan.). âreng (f. bezenmiş.) uykusuzluk. alacalı [şey]. (bkz: ârâmîde). dirsek. (bkz: ârec. nefret.s. 3. geçici olarak. . (bkz: ârec. arekiyye (a. bemol. 2.i. âren (f. c. ârıza'nın c. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. (bkz: âjig). arf (a.zf. arz'dan) 1. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. arife. 4. çok tanınmış. 2.i. âret). pembe. avârif) 1. belâ). -sız. 2. ârif (a. 2. 2.) iki yanak. kıskançlık. erkek adı. üslûp. âriş (f. arıza (a. 2. bilgi sahibi. i.) Yunan feylesofu Aristo.) kalabalık ordu. muz. (bkz: ârâm-gâh).b. 5. ânz'dan c.i. tavır. 4. 2. (bkz: âraste). urûc'dan) 1. arık (a. müen. kafa tutan. 3. ârî (a. bilgililer. örfene. 2. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey. topal. sırtlan.s. (bkz: aramram). dert. ârızî (a. benzer. sonradan çıkan. dubara. ârızât (a.) . 3. i. bilgili. irfân'dan c.).i.) mânâ (anlam). ânz'dan) 1. (bkz: naam.s. ve i. aksak.) uygunsuz.i.anlayışlı ve bilgili.b. ters. 6. arîs (a.) inatçı. gidiş. usul. ârife (a. ârız (a. dağ. i.) 1. avarız). cömert. âreste (f. hür.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu.). arifin müen. ârib (a. yanak. Aristatâlîs (a. ârenc). ârem-gâh (f.) 1. tarz. hîle. 1. nevi. arif olana yakışacak surette.) dinlenen.i. 3. avarız) 1. "öyledir.i. 2. ârim (a. dînî bayramlardan bir evvelki gün. urefâ) 1.) evet. 4. velî. 2. tesadüfi vak'a.) 1.s. e. bir notanın. ârende (f. irfân'dan) 1. 3. ârızân. 4. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. 2.zf. bağış. âdet olduğu üzere. irfan sahibi. arfâ (a. ârif-âne (a. arîf (a.) süslenmiş.) 1. mefhum (kavram). yeleli. arifin c. arefe (a. bir önceki gün. ârenc.) güzel koku.) gerdek. haset.h. müen. ârifân).s. (bkz. hâkim. zan-nolunur ki. iyilik. ortaklaşa. vâlî. 3. ârız-ı gülgûn gül renginde olan yanak. gücenme. noksan. s. "ârice". keder. çıkıp inen. galiba.c.) arifler.s. ârenc (f.f. bekar işaretlerinin ortak adı. eli-açık. ârî (f. muvakkat.s. 2.e. tarz. mihnet. ârif bi-llâh marifeti Allah'a vâsıl olan. ârig (f.c. âret). (bkz.

). 2.).c. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.i. (bkz: arş-ı berin). arştan üstün. 2. âriz (a.) kederli. arkan ("ka" uzun okunur. hoşnutsuz. hamele-i arş.s. Lübnan servisi. ars (a.i. ârman (f. 4. 4. ahter-gû. f. [müen. 3.s. arîz (a.i. uzun uzadıya. şimşekli. ahter-şümâr1). s.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. sıkıntı.zf. özleme. arşa (a. yalan ve kötü söz.i.i.zf.) yıldınmlı gök gürültüsü.) sevinç. ikizler takım yıldızı. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. (bkz.) güvene. yassısolucanlar. geniş şey]. arsa-i âlem âlem arsası. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. istirhâm-nâme). Tanrı'nın katı. "arrâfe"]. enli.) benzerlerinden çok daha iri olan.) manevî. arîz (a. Tanrı'nın katı.i. kafes. arş (a.i. pişmanlık. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. semiz.i. arasât) yer. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. arm. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. 5. ârâmiş). arş ü ferş.s. Tanrı'nın katı. âriyet (a. 2.) 1.c. ökçe siniri. a. arîza (a. 3. 3. ârizen (a. yıldırım. ferahlık.) 1. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü. arz'dan) geniş.ool. (bkz. 2. platheimintes.i. arsa-i târih tarih alanı. teessüf.) terleme.i. müteessif. âriyeten (a. eğreti olarak. arş-üs-simâk astr. 3.i.) arşı yıpratan.) inatçılık.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. arrâf (a. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası.s.) arslanlı [eski kuruş para]. gürleyen ve şimşek çakan. çadır. mütevâzi. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası.s. 2.i. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. Tanrı'nın katı. arkub (a. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. özleyiş. hekim. (bkz: ahter-bîn. hamelet-ül-arş).i.) 1. Tanrı'nın katı. arîz ve amîk (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna.f. âriyet-serây dünyâ. arrâde (a. âriyetî (a. lâtif. asma çardağı.i. taht.arîş (a. âriz-i Lübnan but. ârmânî (f.i. Tanrı'nın katı. lâyık. 2. artaliyyet (a. ârmiş (f. ahter-şinâs. enli. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. . avârî) ödünç. kâhin. 4.i. arşiyân (f.i. savaş arabası. falcı. eğreti. 2. sundurma. Arrâs (a.) 1. dokuzuncu gök. eğrice. müneccim. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. arş-ı ınecîd. ars (a. zahmet. dünya meydanı. cumba. pişman.s.) 1.c.s. (bkz: arş-ı a'lâ).i. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. ârişî (f. arş-fersa (a.) ardıç ağacı.) benzerlerinden çok daha iri olma. artal (a. ârızan). fr. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası.c. arîz-ül-cism y. arûb (a.i. Tanrı'nın katı.s. toprak.) 1. çatı.b. arsa (a. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası.) 1. arş-pâye yükselen.) ödünç. samandan yapılmış bir çeşit ev. (bkz: takdime. (bkz. arslânî (f. hasret. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. eğreti. 3. arrâdât) tekerlekli mancınık.) ödünç. dam. çardak. arem (a. kafa tutma.

Arap dilcilerinden imam Halil'in. 3. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. arz-ı kudret kudret gösterme. cennet hurileri Arûs-âne geline yakışacak şekilde arûsek (a.) bir büyüğe sunma. bildirme. ârûg (f. 2. 3.c. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. arz-ı iftikar ihtiyâcını meydana koyma. önüne koyma. düğün ziyafeti.Arûbâ (a. geğiren. 3. taraf. arz-ı hürmet saygı sunma. bir iş için birinin yanına sokulma.) geğirici. arz-ı hayret şaşkınlık gösterme.) şan. i.i. arz-ı hüner marifet gösterme.s. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. aruzla yazan kimse. hırslı.i. (bkz: bahr. arz-ı leşker asker gösterme. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı.) 1.) 1. arz-ı muâhât kardeşçe bağlılığı bildirme. arûsiyye (a.i.c. ne halde bulunduğunu bildirme.f. (bkz: arzâ). 5. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan.) 1. esas Arap nazmında. kızgın. arûsân) 1. arz-ı mâ-fi-zzamîr gönüldekini söyleme.i. eski Arap şiirlerini esas tutarak. ârûg-zen (f. (bkz: arzuhal). 2. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. debdebe. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. arvend (f. ululuk.c. kükürt. yanak. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. şeref.b.s. arz-ı minnettârî minnet altında bulunduğunu belli etme.) gelinler. muayyen kalıpları. düğüne.) öfkeli. arûz (a. Fars. Arûs-i çerh Güneş. arz-ı mazhar bir işin görülmesi hakkında. f. arz (a. arâis. Arûs-i Şâm Şam.c. yeşil ve pembe dalgalı sedef. aruz veznine ait olan.s. güzel ve iyi huylular. Arûs-i cihân Dünyâ. dilekçe. arz-ı meveddet muhabbeti.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. arz-ı hâcet istek bildirme.s. . aruf (a. 2.i. ilm-i aruz). 6. Arûsân (a. arv (a. [bu şekil bizde yoktur]. gelin. arz-ı hüsn güzellik gösterme. 2. Arûs-i felek Güneş. sevgiyi belli etme. arûzî (a. s.i. usul.i. yemiş vermeyen bir dağ ağacı.) uzun zaman ıstırap çeken.) öfkeli.i. arz-ı minnet minnet gösterme. yan. 2. Arûsân-ı bâğ tarla çiçekleri Arûsân-ı çemen çimenlik çiçekleri Arûsân-ı huld ebediyetin gelinleri. ârûde (f. bir sisteme bağladığı rivayet edilen.s. azamet. küçük gelin. yol. aruzla ilgili. arûs (a. teftiş verme.i. arz-ı hâl (arzuhal) 1) "hâlin bildirilmesi". arz-ı hulûs 1) dalkavukluk etme. 4.i. arz-ı dîdâr yüz gösterme.) yedinci kat göğün adlarından biri.i. kim. Arûs-i hâverî Güneş. 2. arûs'un f. arûsî (a. ârugde (f. eârîz) 1. Askalon. Efgan. arz-ı endâm boy gösterme. Türk. gösterme. arz-ı cemâl yüz gösterme. geline veya güveye ait.) geğirme.) 1.

s. arzâ (f. arz-ı a'şâriye öşür -onda bir. arz-ı meskûn yaşanabilir [yer]. fr.b. âs (a. arz-ı basît düz yer.c. geologie . genişlik. arz-ı cenûbî güney enlem.) toprakla. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].) arzunun yerine gelmemesi.b. en. aslanhâne.i.b. arziyyât (a. topraktan yetişen. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır).) kurşun.) istek. âsi-yâb).b. dervişlerin taşıdıkları sopa. .i. arz-ı mev'ûd Filistin. genişliğine. (bkz. 2. 1. ârzû-keş).. enliliğine. arz'dan) toprağa ait. arz (a. sopa. [tabakaları itibariyle]. arzuhal (a. arzû-şikesten (f.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. arz-ı belde astr. Arzû (a.i.b. ârzû-dâr.i. değirmen. kendini gösterme [fedakârlık karşısında].b. arzan (a. âs (f.b. arz-ı şimâlî kuzey enlem. arzû-mend). memleket. 2. hâhiş-ger). arz-ı uhuvvet (bkz. arzîz (f. arz-ı ubûdiyyet kulluğunu.s. gösterme. (bkz: arz). Mahsûlât-ı arziyye toprak mahsulleri.) arzlar. hevesli. arz-ı harâc vergi veren memleket. a'sâ) 1. en ile ilgili. muhtıra.i.) istek.s. hâhiş-gâr.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. astr. arz'dan) ene ait. gösterme.i. arz-hâne (a.c.zf.) jeoloji. kakum denilen bir hayvan. arz-ı muâhât).b. arz-ı mukaddes). astr. istek kırıklığı. ârzû-nâk (f. Dünyâ.i. gösterme. heves.s. andaç. arzî (a. (bkz. arz-ı gayr-i meskûn yaşanmaz [toprak. asâ (a. arzû-yi hayât psik. arz-gâh (a.s.i.i. 2.c. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. arzîn (a.b.vergi veren memleket. s. mersin ağacı.).b. (bkz. ârzû-mend (f.i. ârzû-dâr (f. arzî (a.) istekli. mal alma. arz-ı belde ta'yîni jeol. ârzû-mendî (f. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. 2. (bkz: arz-ı hâl. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek.) istekli. yer arz-ı Ken'ân (bkz: arz-ı mev'ûd.) bot.) ardıç denilen ağaç.s. hevesli.f. istid'â). yaşamak isteği. enlem. arz 1.i. arzânî (a.h. (bkz: resâs). Habb-ül-âs mersin ağacı meyvası. kalay. arz-ı nefs nefsini öne sürme. toprak. ârzû (f. âsâ-yi Mûsâ Hz. ârzû-mend.zf.f. arziyye (a. hevesli.) istekli. (bkz: âsiyâ.i. deynek.i. ârz (f.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için].) sunma.arz-ı müddeâ fikrini bildirme.i.f. ârzû-keş (f. geniş arazî. ârzû-dâr.) 1.) hâtıra. arz-ı mukaddes Filistin ve havalisi.) enine. arz'ın c. arzû-keş. heves. 3.i. arz-ullâhi vâsia Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. arz-ı taleb mal satma. toprakla ilgili. arz-ı ta'zîmât saygılarını bildirme.) istekli. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme.) enine olarak. iklim.i. arz-dâşt (a.i. bağlılığım bildirme. (bkz: âriz).

[îtibar ve mevkice].s.s.f. Bâb-ı âsafî Bâb-ı âlî. serçe kuşları. fr. 3. asâkir (a. nerf hypoglosse. kör yedekçisi. şer'an. asabiyyet (a. damar. sinirlilik. 2. 3. fr. asâib (a.s. Asâd (a. asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. büyük dilaltı siniri. sargılar. asabât) 1.) erler. asab-ı alâkavî anat. 2.i.f. efendiler. (bkz: asabe). damar devindiren sinirler.) şeref ve itibarca küçük olanlar.âsâ (f. asabe ile ilgili.) 1.i. 2. nerf spinal. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse]. Âsaf (a. fr. a'sâ (a. akciğer mide siniri. asâbi (a. vatan.h. 2. asabânî (a.i. bir tek sinir.s. bahriyeliler. fr. Lisân-ül-asâfîr kuş dili.i.) 1.i.) alnı üstüne saçı dökülmüş. ortadamar. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. 2.) gibi. sopa çeken.i. sinir hastalıkları pavyonu. âsaf-âne (a.) küçükler ve büyükler.) 1. asâkir-i berriyye kara askerleri.) sinirler. sempatik sinir sistemi. a'sâb-ı alâkaviyye anat.b. nerf vague. usbu'un c. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. sinir kanatlılar. asâ-keş (a. asabe'ye ait. baba tarafından akraba olanlar. mâlikler. asab-ı enfî anat. yol arkadaşları. sinirli. a'sâb-ı muharrike anat.i. asâgır. arslanlar. 4.b. vezir.). asab'in c.c.b. asgar'm c. Emr-i âsafî sadrâzam buyruğu.s.zf.i. a'sâb) sinir. asab-ı basarî anat. âsafî (a. a'sâb-ı şemme anat.) 1. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları.ashâb'ın c.) parmaklar.) yolu.) vezire yakışacak surette. 2.s. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik.) 1. koklama sinirleri. birinin fırkası ve avenesi.Süleyman Peygamberin veziri. esneme. asâfir (a. asâ'nın c. âsâb (a.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. (bkz. zool. asab-ı şevkî anat. asab-ı sem'î anat. asab (a. dostlar. asâyib). serçegiller.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar.) vezire mensup. âsaf-rey (a. süs.i.) 1. c. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. asker'in c. sahipler. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti. omur siniri. âsaf-tedbîr (a. tayfalar. kendi akraba.i.i.i. sopalar. bezek. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîr anat.i. (bkz.s. asab'dan) sinirli.s. 2. pseudonevroptees. 2.) değnekler. asab-ı aynî anat.s. asabe (a.) 1. asab-ı rievî-i mî'de anat.f. usfûr'un c.i. gırtlak siniri. (bkz: esâbi1) asabî (a. fr. burun siniri. 2. asabiyy-ül-cenâh zool. a'sac (a. 2 vakar. a'sâb (a. görme siniri. -âsâ (f. motor sinirleri.i. kaşbastılar. asabât (a. asab-ı vustâ anat. göz siniri. asâhıb (a. miras alamayan akraba. eseb'in c. asâhib (a.e. .) esed‘in c. başa sarılan nesneler. sâhib'in c. cemâatler.i.s. asâgıre (a. asabiyye (a. ciddîlik. (bkz: manend.) sahipler. işitme siniri. asâgır ve ekâbir (a.i. ısâbe'nin c. me-diane. Cennet-âsâ cennet gibi. vazomotor(lar). asabe'nin c. sinir hastalıkları.) 1. yurtseverlik.). asab-ı hançerevî anat. a'sâbî (a. asabî). veş).) 1.

gelenekler.i. 3 . soysop temizliği. a'sâr (a.i. asl'dan) 1. asâkir-i nizâmiyye ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. yüzyıllar.i. (bkz: edeb-i kelâm). âsâr (a. a'sâm (a.) sağırlık. âsâr-ı matbûa basılmış eserler. asârîm (a. âsâr-ı cedîde yeni eserler.zf. çarpık yüzlü âsâre (f.) 1. ism'in c.) çok zehirli ve korkunç yılan. günâhlar. âsâr-ı edebiyye edebî eserler. asâlet-meâb (a. sığınak. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. kabahatler. âsâr (a.) sayı hesap. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. alâmetler. görevler. tahammül edilmez. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler. asale (a. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri.s. nutatio .) 1. 2 . (bkz: gubâr). . sağır.b. 2.b. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. cürümler. gr. asâkir-i şâhâne askerler [umûmî olarak]. sert. Âsâr-ı mehdiyye astr. kolay zaptedilen. asâkir-i muntazama ordu askeri. ed.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. asr'ın c. ısr'ın c. 4. âsâm (a. saç. güç. fr. asâletlü (a. âbideler.i. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.) fakirlik. 3. âsân kolay.) 1. yükler. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. asâleten (a. a'sam (a.) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. âsânî (f.) yüzyıllar. beğenilmiş eserler. an'aneler.i. 3. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler.i. hikâyeler.s. âsân-gîr (f. asâlet (a. duymazlık.) kolay tutulan. işitmez. kök. melce). II. 3. 2. çadır kümeleri.i. asâkir-i muâvine yardımcı milis askerleri.i.) 1. usme'nin c.s. kendi nâmına hareket. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi.i. asâkir-i redîfe ikinci devre askerliğini yapan askerler.s. bilimsel eserler.) pek kibirli. asar (a. i.) ahlâk.i.i. asâr (a. âsâr-ı ulviyye astr. asâle (a. âsâl (a. âsâr-üş-şerîfe Hz.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. asîl'in c.s. kabahatler. (bkz.) 1.s.) suçlar.) temel. söz işitmez. 2.s. ayrı ayrı küçük insan toplulukları. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler. tasmalar. nişaneler. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. vazifeler. asrâm'ın c. gerdanlıklar.) asâletli. asamm (a. 2.i.) kolaylık.t. âsâl (f. izler. eser'in c.) 1. as'ar (a. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. Muhammed'den kalan hırka.i.i.i.asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. 2. toz.) kendi nâmına hareket ederek.) bal peteği. âsâr-ı ilmiyye ilmî. 4. Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl sabah-akşam. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır].i. âsâl (a. asammiyyet (a. 2. sakal ve benzeri kutsal emânetler.

huzur ve selâmet taraflısı. pek zor ve çetin.) çok sağır.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. uçuk.) boyalar. sıfırlar. asfiyâ (a.i.i.b.) değirmenci. sarmaşık. asiyâ-bân). asbâh (a.) akbulutlar. fr. haksızlık. pek. eğri olan katı şey. Mahbûb-i asfer altın.i. 2.s. sargı. tuttuğu yol doğru olan kimseler. doğru ve samîmi olanlar. san. 2. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. 2.i.) 1. sâdık'ın c.s. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. ayak kaymaları. şakaklar.s. bağ.i) anat. sedefin c. a'sel (a.i.) değirmencilik. 2.âsârûn (f.i. boş. sıbg'ın c.i.) samimî dostlar. âsbân (f. soluk benizli. kızıl. sabeb'in c.s. asfâd (a. subh'un c.(bkz: deh-dehî). -l asâtıb (a. asfer (a. 3. aseliyyet (a.) 1. asgar-ı nâmütenâhî istenilen her değerden daha küçük.i. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette.s.i. 3. 4. sagîr'den) (daha. 3. a'ser (a. (bkz. asâib). 2. 4. aser (a. sıbr'ın c. 2. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. asemm (a.) hâlis altın.i. aselî (a. mendil. içi temiz. kulaktan hiç işitmeyen [kimse].) sesler. büsbütün boş. 2.i. âsâyiş (f.) saflar. dayanılması çok güç.i. ıstabl'ın c.s. samîmî dostlar. i.s.s. can çekişme.) 1.i. a. âsâyiş-cû (f. 5.) 1. 2. 3. sufûf).i.) sedefler. asf (a. 2. rüzgârın kuvvetle esmesi. öğrenmeye çok hevesli.i. avazlar. (bkz.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. rahat. huzur.) gibi (bkz: âsâ).i. sadâ'nın c. s. 2.i. .) solaklık.b.i.) 1. 3. sıfr'ın c.) çukur yerler.zf.i.i. solak. insanın kollarındaki nabız damarları. ısâbe'nin c. saffın c. azizler.s. değersiz şeyler. ases (a. bir çeşit kına çiçeği.zf. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. saf.) 1. çok.) rahat. asgar (a. asel-i musaffâ süzme bal. çarpık yüzlü. asre'nin c. asdika-yi bende-gân sâdık kullar.i.) 1.) asayiş arayan.b. ötücü. sürçmeler. sufûr). âsây (f. (bkz. asdâf (a.) 1. bal renginde olan.s. a. asel-i temr bot. âsâyiş-perver (f. Asdagân (a. asbâr (a.s. . asfâf (a.s. en) küçük.) 1.i.) 1.b.U. hakikatler. asbâb (a. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş. asb (a.). samîmî. değirmen sahibi. yanılmalar. âsâyiş-perver-âne (f. asel-i Dâvud bot. asdâg (a. asdâ' (a. asfâr (a.) 1. Asâyib (a.) rahat. ıslık calici. i. âsâyiş-cûyâne (f-b. sudg'un c.) 1.) anat. bal. i.) kedi otu. hükümsüz.i. infinitesimal.) bal hâli.) gece devriye gezen. asdâk (a. asbâg (a. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. Asced (a. rahatını ve huzurunu isteyen. (bkz. Şem-i asel balmumu. sonsuz küçük.) huzur ve güven veren. sıdk'ın c. infiniment petit.) ahırlar. aserât (a. âsâyiş-bahş (f. zulüm. hatlar. safî'nin c. asel (a. 2.i. gerçekler.) sabahlar.) 1. safed'in c. cennetteki dört sudan biri. asdika ("ka" uzun okunur. güvenlik. Âsbânî (f. gece bekçisi. 2.i. asga (a.s.

beyinsizlik.i.) pek sıcak. posa.).) ayağı kayan.zf.i. asîl-zâde (a.) Hazar denizine verilen bir ad. şaşakalmış olma. âsir (a.h. .s. 2. beyinsiz.i. ashâr (a. asîl (a. âsitân-ı memâlik-sitân (ülkeler fethedenin eşiği). kederli.). şaşkın. âsıfât.) belâya düşüren.) eşik.i.i. eshâb). asl'dan) 1.s.c. sersem. asîr (a. 4. 2.i. elverişli. Âsgûn (f.) kafası kanşık. âsîme-ser (f.s. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. günahkâr. şiddetli esen rüzgâr. âsire (a. şiddetli [rüzgâr.) uygun.s.s. âsir. öğleden sonranın son kısmı.s. güç. âsîb-resân (f. 2. akşam. bulamaç. (bkz. âsıf. 2. âsim (a. usât) 1.i. asâil) 1.b.) kalb ile dil. âsib-i rüzgâr zamanın belâsı. akılsızlık. istanbul. ölüm. haramdan çekinen.) en küçüklü.s. âsî (a.) 1.) doktor.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. ölüm. asiye (a. (bkz: bağı). astan). ismet'den) 1. asîr (a. karma kanşık.s. âsîven (f. asîf (a. 3. sağlam. (bkz: secîr).i.) fikri dağınık. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri].s. öğleden sonranın son kısmı. 2. asîde (a. âsî (a. 2. asî (a. akşam. âsıfe (a.i.) çok isyancı. Âsıma. haydut.b.s.i. âsin (a. yasak.s.s. âsiyâ (f.i. asîr (a. Abd-i âsim günahkâr. isyân'dan.c.asgarân. âsitâne (f. asîl (a. âsım (a. asîle (a. asî. musibet. âsî (a. 3. en az olan. âsî (f.i. belâ. 2. 3.s.f.) cibre.) ahlâkı bozuk. âfet. (bkz: atebe). yanına yaklaşılamayan.) 1.i. zor.b.b. taze bamya. terbiyeli [adam]. asgareyn (a. meç. kayınbiraderler. kırmızı tüylü [adam]. un.) bir efsâneyi nakleden. kadın adı. çarpışma. şaki. şaşkın. kabahatli.i. âsitân (f. avâsıf.) şırasını veya yağını almak için sıkan. karşı gelen. (bkz: âsim). kabahatli kul. âstâne).s.b.f.) 1.i.) 1. asgarî (a.i.c. âsire (a. zahmetli.) 1.) asilzadeler.h. kendi adına hareket eden. (bkz: âsîme). âsîb (f.) 1. âsîme-gî (f. zarar.i.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. asîb (a. âsîme-sâr. iyice kökleşmiş.i. asîl-âne (a. güveyler. 2.) Medine şehrinin bir adı. kayınpederler. (bkz. âsitân (f. bir şeyin bütünü. zarar veren.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı. âsıfât) sert. c.s.) mahzun. asîl-zâde-gân (a. 2. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.s.s.c. âsîme (f. Sultan sarayı.f. ashar (a. (bkz. sâhib'in c.s. ism'den) günahlı. 2.i. (bkz: âsîven).) pis kokulu.i. âsıfe (a.s. komşu. günahtan.) asîl olanlara yakışacak surette. asîre (a.s. Emr-i asîr zor iş. iffetli. dolaşık. Ashame (a. fırtına].c. 2. usefâ) para ile tutulan işçi. Âsime (a. asîl-zâde-gân) adam evlâdı.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. 2.) 1. sıhr'ın c. edepli. titiz tabiatlı [adam].s. çapkın. usare.i.c. ahlâksız. âsir. usret'den) 1.i. sersem.s. bitişik. kızgın. ashâb (a. cerrah. akılsız. âsire (a. 2. saçı kızıl [adam].) değirmen taşını yontan âlet. gündelikçi. 3. dişengi. avâsıf) 1.s.

aslem (a.i.) çok şecâatli.s.) su değirmeni. aslâb).) devredici. sert. kökten. baş. soy. pinti. katı.). leşker).) Arapların meşhur şâiri. asman ü rîsmân ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir.i. 2. Aya mensup. göğe. kural. âsmân-dırahş (f.) âsîler. (bkz. âsmân-ı berîn (bkz. aska' (a.) şimşek. âsiyâ-âjen (f.b. âsiyân-ı rûz-i cezâ kıyamet gününün âsîleri.s.) ["âsî" kelimesinin müen. asl-ı vakf vakfedilen mal. süreyyâ (bkz.) tavan. en ziyâde.) 1. aslen (a. âsmân-gûn. aslâ (a. askerî (a. asl ü esâs. (bkz.) askere mahsus. sulb'ün c. değirmenci. asıl.b.i. kaide.) dînî inanışlara göre Hz. seçkin. asmah (a. asker (f.) 1. âsiyâ-zene (f.) beller. 2 açık mavi.b. seyyar.s.i. aslah (a.s.) 1. aslâb (a.) hiç bir vakit.i.i. bölgeler. esâsında. kederli. askere askerliğe mensup.i. zâten.cü. hakikî.i.) dazlak. husûsî.) kanarya [kuş].) gök. sulpler. hasis. keskin [kılıç].b. as). askeriyye (a.). aslâd (a. kehkeşân).i. kolon. s. asmâ (a. âsi-yân (a. pek kahraman asmaî (a. âsümânî). aslî (a.) aslında. 2. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. askeriyân (o.) üzüm şırası. safî. Güneşe. üzüntülü [kadın]..zf.i. (bkz: asker).) saman yolu.s.zf. aslub (a. aslâ ve kat'â hiç bir vakit.s. (bkz . başlıca. Âsiye (a.s. âsiyâ-bân (f. sald'ın c.) değirmen sahibi. arş-ı a'lâ).i.c. cimri.n. âsiye (a.i.s. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz. askar (a. mümtaz). beve). âsmân (f. doğru. asl ü nesl soysop.s. kubbe.i.f. âsiyâ-seng (f. asl-ı meyyit huk. soyca.) gök mavisi. aslah-Allah (a. âsiye (a.i.) değirmen taşını yontan âlet. (bkz: mümtâziyyet). kök. eslah). askerle ilgili. eslah-Allah).) aslî. 2. berk. asker-gâh (a.i. hakîkaten.b.) asla mensup. âsiyâ-ger (f. sütün. semâ.s.s.s. suk'un c.c.f. hâlis. s.b. alelhusus.) değirmen taşı dişengisi. 2. tamahkâr.i.) askere ait. pinti. asliyye (a.) asker kampı. asl ü fasl gerçek.) 1. sert.i.) değirmen taşı. katı ve düz. başlangıç. uyanık ve gözü açık [adam]. Me'mûriyyet-i asliyye asıl me'murluk. çeşme duvarlarının bölmeleri. dişengi. 3. başkaldıranlar.s. nesep.s. bir şeyin belli başlı kısmı.i.jisyancı kadın.) askerler.h.) değirmen yapan. âsmâne (f. âsiyâb (f. sıhhat. asâkir) er. âsmân-dere (f. asl (a. direk..) 1. asker'in c. seçkinlik. z f.b. (bkz. 2. dip. babasının babası ve ilâh. aska' (a. temel. asled (a. âsmân-gûnî (f. âsî'nin c. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam].âsiyâ. asker (a.b. dam. esas. kütük.s.s. 3.s.i. temelden. saman uğrusu. . âsmâniyân) 1.s. (bkz: aslub). karşıgelenier. asliyyet (a.i.) kesik kulaklı.f. esaslı.) hususîlik.h. sâlih'den). yer. 2.b. (bkz. hakikat.i. özellik.) 1. esasen. sulb'ün c.) eğri elli veya eğri bacaklı.b. asla' (a. (bkz.b. asma' (a. ölen kimsenin babası. (bkz: cünd. âsmânî (f. (bkz: esâsî.(bkz: asuman).

âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç.i. asmıha (a.) kovandan bal çıkaran. [meç. asr-ı hâzır şimdiki çağ. asûr) 1. asrâf (a. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce.s.s. tahayyüller.s.âsmânî âhen (f.) kulak delikleri. meç.i. asr (a. 2. dilsiz. gece ve gündüz. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. ulu olan eşik) meç. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. (bkz: (bkz. aşerat) 1. assâb (a. sütûr). kulağı sakat.i.b. assâle (a.) 1. putlar. sarfın c. sultan sarayı. âstîn-mâlîde (f. 2. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. yeri yüksek olan eşik) meç.b. istanbul. *özsu çıkaran. yüzyıl.i. sevgililer. asûb (a. asr-ı evvel. 2. sürçme. başbuğ. payitaht. istanbul. sımâh'ın c. âstîn-efşân. 2.i.) hazırlanmış.b. gündüz. asr-dîde (a. hazırlanan[adam]. bey.i. samt'dan) konuşamayan. papuçluk. 2. 2.) saat.c.i. sultan sarayı.) "asır görmüş" yüzyıllık. asrâm (a.) 1. âsrîs (f. Muhammed'in zamanı.i. dergâh. âstîn-feşân (f. âsûde-dilî (f. dinç [olan]. hipodrom. iki yüzyıl. 2. sultan sarayı. mutluluk sahibi olan eşik) meç. huzur. çadır kümeleri. sultan sarayı. ölümlü dünyâ. hazırlanan [adam].s. 2.s. hasta.s.) astar. eşik. emn). (bkz.) gece. istanbul.) zamana uygun. assâl (a. eşik 2. arı kovanı. balcı. kutlu ve mutlu geçen zaman].) gönlü rahat.) yıldırım.b. inandıran.i.i. f r. asre (a. âsmûg (f.i. bal arısı. âsmende (f. a'sâr.s. alık.) melekler. sultan sarayı. âstâne-i saâdet-meâb (saadet. âstîn berzede (f. 2. sultan sarayı. sultan sarayı.[bkz: âsitân.i. istanbul. sessiz. âstîne (f. âstân-ı refi'-mekân (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı. asrân (a. başı dinç. (bkz: aşarim). ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse].i.i.) 1. ikindi vakti.i. zelâk).s. âsûdegî (f. âsmâniyân (f. ahceste).) rahat. istanbul.f. Allah'a yakın kimselerin kabri. asayiş. âstîn (f. büyük tekke. bal peteği. 4. âstân (f.) 1. astâr (a. -sânî ikindi namazı vakitleri. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. at koşturulan meydan. (bkz.) 1. sanem'in c. (bkz: âsitâne).) 1. 2.s. insan kümeleri.) iplikçi.) esvap kolu. sırm'ın c.i. s. yazı sıralan.) hazırlanmış.i. hîle ile aldatan.) yen silken.) meydan.) 1.i. yen. asr-ı saâdet Hz. vazgeçen. mersin ağacı.. âsmân-rend (f.i. ayak kayma. âstân-i fenâ fâni dünyâ.s. şaşkın. 5. âstîn berçîde. satr'ın c. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı.c. moderne. masraflar. âstâne (f. 3.) müneccim.) yazı satırları.s. gündüzün ilk zamanı. âsmân-senc (f. 3. değişiklikler.(bkz: âstîn-berçîde).i. atebe.b.) usare. 3. yanılma. an beyi. (bkz: âsîne). gailesiz. asrî (a. asmet (a.i. 2.b.s. asr-ı sâbık geçen yüzyıl. Asr-ı sâbık geçen yüzyıl.) rahat.i.) eski îranlılarca. âsmânî'nin c. asrem (a. asremân (a. âsmâr (f. asnâm (a. âster (f.b.i. istanbul. assâr (a.) 1.) 1. tekye. bal satan.b. âsûde (f.) 1.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir. (bkz: ya'sûb).) yumurta. i. . merkez.) bot.i.

âş (f. (bkz: âsiyâ). islenmiş [ateşle].i. en) doğru.). Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib.c.b. âsüfte. (bkz. aşâyâ (a.âsûde-dilî (f. Mey-âşâm şarap içen. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi.) elbise saklamaya yarayan dolaplar. âsûde-hâtır (f. (bkz: esed. âşâmânde (f. sunvân'ın c.i.s.i.i.) 1. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb.) otlar âşâm (f.) rahatça oturan. 2. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm.) çok yapağılı. içici. aşebî. âsyâb (f.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup.) içenler.) yaz mevsimleri. aşer (a. âsûde-nişîn (f.c. semâya mensup.b. âsümânî (f. âsümân (f. âsüd (a. a'şârî aded mat. 2. (bkz.) yenilebilen veya içilebilen.) içki içen [kimse]. muharremde pişirilen aşure.) 1. âşâm'ın c. Sa'd bin Ebî Vakkas]. aşerat) on aşerât (a.i.s.) onlar [sayı].i. aşak (a. âsûde-hâl (f.s.i. aşebiyye (a.) ayaklanma. âsyâbân (f. Asûm (a.) 1. açık mavi.). sâib'den) (daha. âşâmîdenî (f.) akşamlar. Affân.) 1.) yiyecek ve içecek. aş. aşer'in c.i. Said bin Zeyd.) içen. gazanfer. çok.i.i. şîr). aşâir (a. asfdan) çok zulüm ve gadreden.c.) 1. Hazret-i Osman bin. oymaklar.s. hızlı yürüyen.i. âsiyâ. otla ilgili. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. âsûr (a. aşî'nin c.s. asvef (a. sayfın c. asy (a. açgözlü.i. hazır. fr. çok şiddetli [rüzgâr]. uşb'un c.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a. aşb (a.i.s. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh. asvine (a. yemek. âsûde-dil). gözleri dumanlı [adam]. a'şâ (a. âsyâb-ı âlem meç. ota benzeyen.s.i.s.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı.) taze otlar.i. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât.s. a'şâr (a. gardroplar. asveb (a. asûm (a. âsügde (f. 2.a. .s. ot gibi olan. a'şârî (a.b.) obur.s. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. âsiyâb).) (bkz: asman). aşâ' (a.s.i. esed'in c. (bkz: âsmânî).) on sayıları. aşer'in c.s.i. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh.s. avâsîr) tuzak.) yaş ot.a. ışâ'). asûf (a. a'şiye) akşam yemeği.s. 2. (bkz: âsiyâbân). ondalık sayı.s.s.) kabileler. aşâvet (a.i. mercimek.i.i.) sarmaşık. aşere-i mübeşşere Cennetlik oldukları. -âşâm (f. 2.). öşr'ün c.) gönül rahatlığı. i. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. âşâmân (f.) hâli rahat olan. göğe. [bu] dünyâ.). pek.) 1. systeme metrique. hazırlanmış. aşere (a. arslanlar. âsyâ (f. aşîret'in c.s. âş-ı halîl bot.i.i. Abdürrahmân bin Avf. asyâf (a. [Hz. yiğitler.s. a'şâb (a. 2. a'şâbe (a.) mahsullerden alınan onda birler.) ota ait.s.

koca. (müen.i.i.) 1. tnici'-dir. i.) 1. aşîr (a. âşık-âne (a. aşk (a. istek. aş-pez). zavallı âşık.s.) 1. oymak. tanıdık.) onuncu olarak. halk şâiri. i. imre. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır.i.) muz.s. âşık-ı efgende çaresiz. tavuk karasına tutulmuş.s. akşam yemeği yiyen [kimse]. âşinâ (f. aşiyye (a.c. içte olan aşk. emre. aşâyâ) günün batması. Makam.s.) 1. âşık olana yakışır yolda.) yuva yapan. âşî (f. 2. bahir. aşîrân-pûselik (f-b. ev. yuvalanan. aşk-ı derûn derinde. âşiyân-sâz (f.) fazla âşık. açık. ed. âşık (a. âş-hâne (f. âşık-ı dîdâr-ı pâk temiz yüzün âşıkı. ma'hut. âşık-ı müştak çok arzulu.) belli.) aşkla ilgili. aşka ait. kışlalarda. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur.aşevî (a. aşîrân-vefâ-dâr muz. seninki. (bkz: ahbap).c. [cümledeki yerine göre] ahbap. pûselik-aşîran mürekkebine.s. akşam. bilen. âşıka (a.) 1. 2. evvelce ordularda.i.i.b.i. âşinâ-yı hilkat yaradılış âşinâsı. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır. .) 1. . köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse.) aşevi. 3. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. cinsel arzulara dayanan sevgi. âşîne (f. aşîrân (f.s.) âşıklar. aşî (a.s. Başkaca bir ânzası yoktur. âşir (a. celî. 2. birine.i. seven kadın.zf.) 1. bir şeye tutkun.s. ışk'dan) 1. aşîrân-zemzeme muz.) yumurta. âşık-ân (a.s. (bkz: aslîne). 3. aşîk (a.b. akşam. âşık-ı bîkarar kararsız âşık. kuş yuvası. i. aşib (a.f. öğleden sonra. [doğrusu aşna dır]. Âşîhe (f. âşiyân-gîr (f. âşiyân-ı mürg-i dil gönül kuşunun yuvası. aşîret (a.i.s.) kişneme. (bkz: ayan. âşiyân-ı harâb yıkık yuva.i. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır. aşîrân-mâye muz. gidip uzaklaşan [kimse]. (bkz: ışk). (bkz: sahîl). aşîb (a. 2. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam.zf. bildik. âşiyâne (f. "âsiye"). aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. (bkz: pûselik-aşîrân). (bkz. 2. meydanda. istekli âşık.) sevgi. âşık-ı şeydâ delicesine seven kimse.s.) yuva tutan. i. âşikâre (f. âşkâre dir].) âşıkça. âşık-ı zâr inleyen âşık. 2. ahçı. samîmî dost ve arkadaş. (bkz. akşam. "âşıka"). 2. âşıkî (a.s. 2.) akşama ait. âşık'ın c. 3.b. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. mutfak. âşkârâ. öşür toplayan. (müen. [aslı ışk dır]. ondabir. âşiyân.s.i.s.) bol otlu. âşî (a. onuncu. aşk-ı cismânî maddî aşk. akşam yemeği. ibkâr).) çok otlu. âşikâr.) muz.) âşık kadın. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. akşam.i.) aşçı. aşâir) kabîle. âşiren (a.s.i. içten gelen arzu. Güçlüler. aşiyy (a.f. mesken. hazret. tanıyan.

âşnâv (f.. 2. 2. âşnâ-ger (f.i. felek. aşre (a.) kuş yuvası.b. gökyüzü.i. sevgiyi artıran.) 1.) aşçı. yüzücü.i.i. yüzücü. haberdarlık.i.) ahçı.f. mahvolmuş aşk. Hiç bir ânzası yoktur.i.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse.b. 2. aşşeb'den) nebatları.i. erkek adı [birincisi]. aşkî. .b.i. aşşâr (a. aşk-ı memnû' 1. (bkz.) 1.) aşçılık. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı.) suih. aşk-efzâ (a. (bkz: aşna).) aşinalıklar. aşr-ı evsat ayın iki on günlük kısmı.) [suda] yüzme. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur. doru at.i.) yüzgeç.b. âştî (f.) barış ziyafeti.s. aşk-ı rûhânî manevî sevgi. yalandan âşık görünen. âşkûb (f.f. âş-pezî (f. âşnâyî'nin c. âş-kâre (f. (bkz. 3. aşnâyân (f. aşk-ı füsûnkâr). [H. yalancı aşk. yüzücülük. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. on sayıdan birini alma.f.b. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. dokuza bir ilâve ile on etme. âşnâb (f. büyüleyici aşk.). kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H. âşnâh (f. i. aşkla ilgili.i. tavan.b.) aşkı besleyen. âşnâ-ger). âşnâ-ver). ondalıkçı.i. aşk-perver (a. aşk-ı mecâzî Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme.b. aşk-ı ilâhî Tanrı aşkı. Allah sevgisi. aşkıyye (a. yüzücü.) aşkla oynayan. 2. âşnâ (f.b.i. aşr (a. 3. (bkz.b. iane. âşikâr.i.i. aşk-ı fazl ü hakk fazilet ve doğruluk aşkı. aşk-ı marazî düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. maddeci olmayan ideal aşk.i.i. âştî-hûre (f.f.b.) muz. yüzme.aşk-ı Eflâtûnî platonik aşk. (bkz: aş-pez). (bkz: aşk-ı sehhâr). tabaka. aşk-bâzî (a. 2.i. S. aşk-ı sehhâr sihirleyici. sever görünme.) [suda] yüzme. âşkû.i.s.) yüzgeç. aşk-ı makhûr kahrolmuş.) yüzücülük. ahçılık. aşk-bâz (a. âş-kâre). menedilmiş. 2. i.). âşnâ-ver (f. aşkârâ (f.) ezbere aşır okuyan [kimse]. aşşâb (a.s.b. aşk-ı füsûnkâr sihirli.i. koyu al. aşk-ı hakikî gerçek sevgi.) yüzücü. yasaklanmış aşk.) 1.f.s.) sulh taraflısı. âşikâre). muaşşir).s.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme.b.) aşevi.). vekr). öşürcü.yüzücülük. aşkâr (a.b. âşnâ-verî (f.b. kat. âş-pez (f. âşnâ-yî âşnâlık dostluk. aşr-ı âhir ayın on günlük son kısmı. (bkz: âşnâb). sevgisi. (bkz.i.s. âşnâgerî (f. ahçı. aşkâre. -barışıklık.) 1. aşerat) on sayısı.s.b. kızıl saçlı adam. aşka ait. maddeye bağlı olmayan aşk. bitmiş aşk. büyüleyici aşk. yüzme. Güçlüsü dügâh la perdesidir. (bkz: âşiyâne. (bkz: âşinâ).dostluklar. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi.i. mutfak. aşr-ı evvel ayın ilk on günü. (bkz.c. haberdarlıklar âşnâyî (f.i. aşk-ı mürde ölmüş. aşş (a. aş-pez hâne (f. (bkz. aşr-hân (a.) 1. âştî-perver (f.i. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım.s.

şefkatler. fr. kız].i. Hayvân=hayvânât.s. akşam yemeği.c.i. atâyâ-yı seniyye padişah hediyeleri. hararet. bahşiş. erkek adı. âştî-sâz (f.) kargaşalığa sebebiyet veren.i.i.i. ataş (a. Atâî (a.i.âştî perver-âne (f. atvel'in c. 2.f.i. i. (bkz: atâhiyyet). 2. atâd (a. pavyonlar. bir kişinin güzelliği.i. atâhiyye (a. kargaşalık. aptallık. gibi.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı. atâir (a. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür. ateh getirme.) 1. (bkz: ihsan). büyük kadeh. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. bahşişler.) hediyeler. âşüfte-gân (f. -ât (a.i. aşve (a.) sulhseven. atşân'ın c.b.i. atal (a.) karıştıran.i.i. çok merhametli [adam]. 2. Muradın vezirlerinden idi. ıtl'ın c. vücudun örtülü olmayan bir yeri. ruh argınlığı.b. şaşkınlık. köşkler.) susama. banşsever. âşüfte-gâr (f. atâ-bahş (a. 2. 2. Babası.s. uzun boylular. atânîb (a.) gönlü perîşan olmuş. bu yüzden perîşan bir halde. atfın c. uzun ipler.b. utum'un c. 2.s. atak. 2. atâ-ullah (a. meçhul. gürültülü yer.) çıldırırcasına seven. âlüfte). hareketsizlik.) 1.) Arapça'da cemi edatıdır. atâkat (a. atâyâ' (a.i.) 1. budalalık. banşçı.) ne idüğü belirsiz.i.i.b.) 1. aşifte. s. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır. âtâm (a. aşy (a. sâye-banlar. psychasthenie. günahkârlık.s.b. 3. ölüm. en antetli. atâ' (a.) sulh taraftarlığı. aşvâ' (a. putlara kurban edilen dişi koyunlar. 2. seçkinler. sersemlik. atiyye'nin c.i.i. lüzumlu âletler takımı.) banşseverlik.) yüksek binalar.i.) akşam yemeği. -sulhseverlik.i.) ocaklar. âşûb-gâh. atab (a. çılgınca sevmiş. âştî-perverî (f.s.i. II. âştî-sâzî (f. bütün vücut.c.) aşüfteler.) susuz.) 1. susamış olanlar.s. atf'dan).i.h. durgunluk. Nebat=nebâtât.) azad.b. ıtnâbe'nin c. sicimler.) bağışlama. susuzluk. âşüfte-gî (f. üşengenlik. kargaşa çıkaran.i. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar. 3.) gece gözü görmeyen [kadın. merhametler. âşüfte-dil (f. akşam karanlığı. aşure aşüfte (f.) karışıklık yeri.i.b.s.) işsizlik. âşüfte'nin c.) 1. âşüfte-dimâğ (f. atâhet (a. karıştırıcı. aşûb-i gavga kavga kargaşalığı. atâlet-i rûhiyye psik.) 1. kısa ipler. âşûb-i restehîz ü kıyamet kıyamet kargaşalığı. a'tâl) 1. yanlar.s. böğürler.) akşam yemeği yiyen. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. âşûb (f. husûsiyle ense. .i.a.) aklı perîşan. meyiller. koltuk altlan. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan. 2.) sulh taraflısına yakışacak surette.zf. atâhe.i.. kenarlar. izin. atâlet (a. atâşâ (a.) 1. Âşur. atâvil (a. (bkz: atş).i. karıştırıcı.) 1. yabancı.i.b. geh (f.b. hisarlar. tembellik.) aşiftelik. atâim (a.) Bursa'da doğmuştur.b. banşseven. Şehr-âşûb şehri karıştıran.s. atmalar. atâyâ-yi ilâhiyye Tanrı vergileri. atâhiyyet (a. armağanlar.i.s. âtâl (a. atîre'nin c.s.s. iffetsiz kadınlar. (bkz: âlüfte-gî). âşûrâ' (a. iffetsiz kadın.) mahvolma.) aşüfte olmuş gibi.) aptallık. a'taf (a. pek şefkatli.) 1.it. a'tâf (a. aşyân (a. 2. -âşûb (f. 3. 2. Allah vergisi. (bkz. atîme'nin c. 2. âşıklar. âşûb-engîz (f. Âşûg (f. serseri bilinmeyen.) bahşiş veren.) 1.

b.i. 2) hiddet. 3) şarap. atebe'nin c. eşiği öpülen mukaddes yerler. Şems).) özü ve sözü doğru olan faziletli adam.i. atbıka (a. Şems).). ateh (a. 2) yanıp tutuşma.c. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı. Kâzımiyye gibi. âteş-i seng lal ve yakut.) 1. işsizlik. atebe (a. atebât) eşik. tabaklar. ahceste).i. hançer. tembellik.) en pis. âteş-i heft-mecmer astr. 2) altın. âteş-i füsürde 1) donmuş ateş. atebât (a. etbâk). (bkz: Af-tâb. bunaklık. 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. tabak ve tabaka'nın c. basamaklar. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş. öfke. üşengenlik.i. âteş-i mûsî. ateh-zede (a. 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. Salât-ül-ateme akşam namazı. âtbîn (f. bunak.türbeli yerler. (bkz. yedi gezegen yıldız. atba' (a.) bunama. zulüm. ateme (a. basamak. 2. eşikler.atâyâ-yı tabîat tabiatın atiyeleri.) 1. mihr.s.) meme başlan. âteş-i tak. (bkz: asced). âteş-i bî-dûd 1) Güneş.). ihsanları. âteş-i rûmî tar. (bkz: atbâk). iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. hararet. âteş-i hecr ayrılık ateşi.s.) davullar. kızgınlık.s. Ateh getirmek bunamak.(bkz. de-mence precoce. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş-i be-cân 1) canda olan ateş. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş. âteş-i serd 1) şarap. bahşişleri. atbâ (a. 2. 2) işkence. 3) baharın lâtifliği ve güzelliği.i. 3) gerdek hâli. (bkz: âteş-i beste). en iyiler.f. âteş-i beste 1) donmuş ateş. gecenin ilk üçte biri. ateb (a. (bkz: âsitân. 2) hâlis altın. fr. kama. âteş-i câm-ı zîbekî gümüş veya billur kadehte içilen şarap. ateh kabl-el-mîâd erken bunama. atebe-i ulyâ (bkz: atebe-i felek-mertebe). atyeb'in c. 2) lâle. atebe-i felek-mertebe Osmanlı padişahlannın sarayı. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri. âteş-i bî-bâd 1) şarap. Hûrşîd. atâlet.i. âteş-i sûzân yakıcı ateş. atebât-ı âliye Irak'ta -Necef. atâyıb (a. (bkz. hançer ve benzeri silahlar. atbâk (a. âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. atbâ' (a. (bkz: Aftab. tabl'ın c. atebe-i seniyye (bkz: atebe-i felek-mertebe). 2) hâlis kırmızı altın. âteş-i derûn "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara.b.) 1. atbâl (a.) 1. atbâk'm c. 2.s. Hûrşîd. Hz.i. kanallar. taby'in c. 2) kırmızı akik. 3. kerbelâ.) çok hoş olanlar. kılıç. âteş-i Nemrûd Nemrut'un.i.) bunamış.i. atebât). âteş (f. âteş-i Hindî Hint'te yapılan bir kılıç. 2) Güneş. od. Mihr. âteş-i âb-perver meç. 3) şarap. 2) kanlı gözyaşı. âteş-i parsî 1) hek. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. 2) cemre. (bkz: asced). âteş-i bî-zebâne 1) alevsiz ateş. âteş-i hûn-i hamiyyet hamiyyet kanının ateşi. 2) kadeh dolusu şarap. âteş-i bahâr 1) kırmızı gül.) dereler. âteş-i mücessem kılıç. âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i Mûsî Güneş.i. kapaklar. tıb'ın c.i. . âteş-i tevbe sûz şarap. atebe'nin c.

) ateş gibi. cehennem zebanisi.b. 2) kırmızı elbise giymiş kimse. pek zekî adam.i.b. âteş-dâr (f.s. s. hokkabaz. âteş-efşân.a. 2. canlı. âteş-feşân (f.i. fişekçi.i. mangal. âteş-fürûz (f. âteş-gîre (f. kırmızı.s. fesatçı. (bkz. âteş-meşreb (f. âteş-nâk (f. âteş-mizâc (f.).b.s) ateşleyen. Hûrşîd. ateş parçası. 2.) ateşe tapanların ibâdet yeri.) ateş saçan.s. 2.s.) ocak. âteş-dân (f. savaş. frengi. âteş-hîz (f. geçimsiz [kimse]. huysuz. çok öfkeli.s.) ateşle oynayan.i.s. 3. 2.b.b.) meç.b. geçimsiz.i. Âte în-dem (f.s.i.a.) 1. meç.) ateş gösteren.b. meç.) ateşbazlık. ateş böceği. âteşîn-pençe bir işte eli çabuk kimse. 3.s. ateşlik.i.âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. âteş-dîde (f.b. i. âteş-efrûz). öfkeli.b. Âteşiyân (f. âteş-hulk (f.) ateşli. (bkz.s. hastalık.b. âteş-engîz (f. zâlim.b. âteş-bâr (f.b. âteş-gâh (f. ateş renginde.) 1.s. ateşe tapanların ibâdet yeri. pek zekî adam.s. işinin ehli.s.b.) ateş renkli. âteş-hâtır (f. (bkz. âteş-gûn (f.) ateş görmüş. 2. âteş-karâr (f.b. çevik.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. şimşek. huysuz.b. âteş-dem).b. 2.s. harb. âteş-efrûz (f. 3.b.s.b. aceleci.) ateş saçan. âteş-dem (f. s.b. keklik. ateşten. ateş püskürtme.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-gede-i behrâm astr.b.) 1.b.) "ateş tutan" ateşli. sözü dokunaklı. âteş-efşânî (f. çıra. 4.b.b. 3.b. âteş-bâzî (f. âteş-feşân (f. âteş-gede (f. âteş-dâm (f.i. âteşîn-libâs l) kırmızı elbise. merhametsiz [adam]. ve i. kırmızı altın.) ateş gibi kırmızı.s.i.s.s.) mecûsî mabedi. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı.b.i. (bkz: Âftâb. kızgın.) hâlis. huysuz.b. 4. âteşî (f. âteş-hâne (f.) ateş saçan. külhancı. kundakçı.) sür'atle yürüyen. âteşîn-sadef Güneş.) 1. âteş-ek (f. ateş veren.) cehennemlik olanlar. hararetli.) (bkz.b. küçük ateş.b.b.s. günahkâr. "ateş huylu" huysuz. 4) havâi fişek. 2. ocak.) çakmak [âlet].b.) 1. âteş-hâr (f. dağlama âleti. 2.) sert tabiatlı. ateşten geçmiş.) ateş saçma.b.) "ateş huylu" ateşli. âteş-pâ (f.) 1.b. âteş-dil (f.b.) ateş böceği. .i. Şems).b. Mihr. dokunaklı.i.s.b. huzursuz. ateş püsküren.s.).b.) 1.) ateş yağdıran.i. 2 sözü dokunaklı olan. hiddetli.s.) sert tabiatlı. âteş-fâm (f. 2.b. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak.b. âteş-berk (f. âteş-beste (f. âteş-hirâm (f. âteş-gâh).s.i.s. ateşli. gözyaşı.a. âteşîn (f. her gördüğü güzeli seven. âteş-nisâr (f.s. hamel burcu.b. maşa.i. eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-nümâ (f.) "ateşte duran" cehennemlik.b.b. (bkz: âteş-efşân). âteş-geh (f. 2) yanık ak. kıvılcım.s. ateş tutuşturan. âteşîndem). atik.) ateş yakan. 3) ateş alevi. merhametsiz [adam]. ateşli.s. mangal. 3.) 1. âteş-kâr (f. âteş-nihâd (f.s.) 1. âteşîn-mâr 1) ateşli yılan. âteş-pâre (f.) 1.s.s. Âteşîze (f. âteş-bâz (f.) her güzeli seven.b.s. 2.

b.f. atf. (bkz: et'ime).) 1. âtih. âtıf (a. âteş-suhan (f.c. avâtik) sırtın üst kısmı.zf.b. ıtr'dan) 1.zf. 3. (bkz: atsan). aşağıda sözü geçen. 2.) suyu iyi verilmiş kılıç.b. (bkz: âteşîn-sadef). ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz]. güzel kokulu.) tembelce. saf.) 1. âtık.i. soyu temiz [at]. âteş-perver (f. atîde (a.s. ıtırlı. ölen. 2. kalın kafa.) ateşe tapan. (bkz: tuhr). 2.) 1. bağlayan. âteş-zen (f.s. boş.) esirgeyip koruyan.b.s.) 1.) âtıfetkâr olana yakışacak surette.s. asistan.f. âtime (a.s.) çok temiz olan. 6. atuş (a. şefkate. ityân'dan) 1.s.b. hatır kıracak şekilde söz söyleyen. âtır (a. âteş-perest (f. gelecek zaman. çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen.b. âtıfet (a. atfdan) 1. zf.s. âteş-zâd (f.zf. âtî-üz-zikr aşağıda zikredilen.) 1. i. 2.s. dokunma. şefkatli.) birinin adına.) yakıcı.s.i. kafa tutan.) ateş saçan. athal (a. âtik (a.) 1.) 1. atıf (a.c. âtıfet-kâr (a. âtî-yi millet milletin yarını. 2. âtım (a. 2. i.s. genç kız. hazırlanmış. âteş-zede (f. atîme (a. atf-ı beyân bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı. âtıs (a.s. ateşe tapma. atîkıyyât (a.s.) mahvolan.s. âtıl-âne (a. i.c. gözeten. * âteş-peyker (f. birine yükleyerek. ihtiyar.b. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi.s.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar. 4.) çakmak [âlet]. Güneş. gelen [kişi veya şey]. faydasız.) yemekler. iyilik severlik.b. gelecek.) isyan eden. azatlı. âteş-tâb (f. kafa tutan. eski [şarap v. atış. bağlaç. gibi].). âtil (a.s.s. atfen (a.b.i. sağ salim. istikbâli.s.s.i. meyleden. hür.i. aşağıda. (bkz: azv). 2. meylettirme. üşengen.) ateşi çok olan yer.b. 3.s. arkeoloji.s. atâir) 1.) ağır.i. yakılan. âtihe (a. eğme. athar (a. ıtk'dan) 1. âtiye (a. atf-ı nigâh göz atma. "atfiyye"]. âtî-l-beyân. atîre (a. 2.i. şeytan ve cin taifesi. gr. eski. Ebu Bekir'in lâkabı. atfî (a. 2. asîl. âtim. 2. 2. eski . utv'dan) isyan eden. ateş gibi hararetli. âtıka (a. atî (a. yavru kuş. ateşli.) yakıcı.) ateşperestlik. 3.) eski eserler. [deli dîvâne.b. aksıran. âteş-zene (f.i.i. atîk. kokuları seven. âteş-pâş (f. istikbal.s. athâr (a. bağlama. 2. çok yakıcı yer.s. yavaş.i. âtî.s.) elbise sandığı.].b.) kül rengi. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması.s. 2. âtik (a.) ateş renginde.i. 4.) hazır. tembelcesine. âteş-zâr (f.f.i. at'ime (a. şafak.c.s. âteş-zebân (f.b.) berrak.b.s. atâim) ateş yakılan ocak.b. taam'ın c. serbest bırakılmış.) "ateşten doğma" 1) meç.) . genç kız. âteş-reng (f. âtıl. kızıl. 4. atîd (a. önde. kıymetli. 3. tâhir'in c. 3.s. mangal. âtıla (a. iyilik severliğe ait. atîka (a.) dokunaklı. âtıfe.i. güzel.i. 5. yakan. „îr gr.s.âteş-perestî (f.s. âtıfet-kârâne (a. [müen.) ücretli yardımcı.) . putlara kurban edilen dişi koyun.s. eğilen. bağlaç kullanma. âtî (a. tembel. Hz. karışmamış.c.b. 5. bakma.) inatçı. ateş yakıcı. bağlamaya ait. yakılmış.

Atse (a. havsız. ats-ı subh (sabahın aksırığı). 2. tınâb'ın c. çadır ipleri. atît (a. (bkz: teşne). kalıplar. şenlikler. atûfet (a. volkanın tepesindeki lâv menbaı.) tek aksırık. aktar dükkânı.zf.) 1.) kenarlar. atlas (a. aşındırılmış. atûh (a.) sağır. tüysüz.i.) çok bağırıp çağıran.f. Atse-i şeb şafak. atliye (a.) eski püskü elbiseler.i. 4. âtiye (a. düz.i. büyük harita. 2.) l. atmâr (a. atiyye-i seniyye pâdişâh hediyesi. neşeler. atruk (a. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. atiyye'nin c. aktarlık. susamış. 3.i. Atse-i çah kuyudaki aks-i seda.s. bahşiş. şamatacı [adam]. örenler. attâr (a.) 1. atrâb (a. karalama kâğıtları.) 1.i. (bkz: muannid).i.) susuz. atş (a. atlesî (a.s.) bunak. susama. tırs'ın c. uçlar.) 1.i. (bkz: ma'tûh). paçavralar. .) kadın peşinde dolaşanlar. (bkz: turuk). aşındırılmış.) gece gelen. (bkz: habl-ül-hıyâm).) susuzluk. ıtr'dan) 1. atûf (a. ileride. atûm (a.s. yankı. arayanlar.) 1. atfdan) 1.s.) oyunlar eğlenceler. iğne iplik vesaire satan. i. 2. üstü ipek. Atse-i subh şafak. altı pamuk kumaş. atlâs (a. atreş (a. harabeler. (bkz: ahras). husûsiyle talebeler.) 1.i. gelecekte. atrâk (a. attârî (a. attaş (a. âtişe (a. (bkz: ihsan).i.i. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. s.) gıcırtı. şekiller. atles (a.) 1. atme (a. tarîk'ın c.i.]. ana rahmi. hovardalar.) ateş kaynağı.c. Atlas denizi.) hediyeler. i. eski. âtiş. krater. atûb (a. atlastan yapılmış. merhamet. gürültücü. Atse-i kemân okun çıkardığı ses.s.s.i. -husûsiyle. tımr'ın c.i. mahvetmeler.s. talipler.s. vücuttaki sinirler.i. atlas. âtiyen (a.i. atiyye (a.i. bahşişler. atiyyât (a. eski püskü. attâs (a.) yazılmış sayfalar. atlas gibi.i. yırtık. (bkz: atse-i subh). ats-ı şeb (gecenin aksırığı) seher vakti.) su kaplumbağası.s. (bkz. âtûn (f. tarfın c. 2. h. resimler.) inatçı. 2. (bkz: atî). atlâb (a.i. 2. atrâf (a.s. atlâl (a. talas'ın c.i. tarab'ın c. (tılb'ın c.) 1. tâlib'in c. şafak sökme.i.i. susuzluk çekenler.) merhemler.i.gece gelen yaya seyyahlar. turra'nın c. güzel kokular. 3. zamparalar. erkek adı. attaret (a. 2. atse-i tîğ savrulan kılıcın çıkardığı ses. aksırık.s.i. atlas-ı minâ gökyüzü. 2. attât (a. atşân (a.) attarlık.) gözler. 2.) yollar. atş'dan) susuz. meşime). ataya) hediye. aşağıda.) durmadan aksıran.s.) ["atî" kelimesinin müen. 2. eskitmeler. atnâb (a. biçimler. s.) aktarlık. susayan. atrâs (a. atrâr (a. (bkz. ats (a.Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban.s. tılâ'nın c.) şefkat. 2. aktar. talel'in c.i.) eski. târik'in c.i.) fazla susamış. teşne). ağaç kökleri. birine sevgisi olan. ferahlıklar. işitmez. Atse-i anberîn güzel kokulu nefes. susamış. ihsanlar.

cömert kimseler. avk'm c. güçsüz kimse. avân-ı meftûniyyet meftunluk anları. âlemûn). muvakkat vergi [fevkalâde hallerde. nasip. çabuk kaybolan. avâm-pesendâne (a.s.f.i. avâm (a.) vakit.b. 2.) serserilik. işsiz güçsüz.) herkes. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. atyân (a. kabiliyetli. 2. avn'ın c.s. melekût).).s. avârız-ı semâviyye delilik. seneler. tiyn'in c. avâkır (a. âkid'in c.) balçıklar. atvel (a.zf. âveh (f.i. fakirler. avâsım (a. enfiye.i. işsiz güçsüzlük.) halkı avlayan. fesat.i. demagog. (bkz: âkid). âhâd-i nâs). sefeh. ayak takımı.) yardım edenler. âika'nın c.i. küçüklük.f. avâkıb (a. (bkz. aylak. avâid (a. gr. avâdî (a.s. 4. âide'nin c. ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. engebeler.) hudut şehirleri. kısırlar. tasmalar.) halkça beğenilecek şey. fırtınalar. kazalar.i. serseri. işleyenler. iyilikler. 3.) işsiz. âvâre-reviş (f. perişan. 3. avârız-ı müktesebe cehil. avâkıd (a.zâlimler. 3.) dağlar. kudurmuşlar.i. tavd'ın c. 2.) l eyvah. avâmil (a. aidat). âvâh.) iratlar.i. âmm'ın c. tavk'ın c. atyeb (a. sonuçlar.b. gelirler.s. 4.) yıllar. yardakçılar.) engeller.) 1. tavîl'den) pek uzun. kuvvetler. ârıza'nın c. hatâ. nâzik.) ayıp. başıboş hareketli. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır].i. boş gezen. avâlim-i ulviyye dünyâdan gayrı yüksek âlemler. âlem'in c.b.) aksırtıcı şey. pek. avârif (a. avâlim (a. hezel. avâm-firîb (a.) başıboş. yazık! 2. atyeb-i me'kûlât yiyeceklerin en güzeli. nzık. âvâregî (f. atyer (a.i.) ödünç şeyler. sonlar. avâkıb-ı ahvâl hallerin. atvâd (a. durdurmalar. âdi ve kaba.i. çamurlar. yoksullar. s.âtûs (a.i. i. avâik (a.b.i. bunaklık. Rûh-i atyer çabuk uçan ruh. a'vâk (a.) sert. (bkz: âlemin. bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. âkıra'nın c. aylaklık.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda. âvâre-gerd (f. avârız-ı dîvâniyye Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler.i. atvâk (a.) dünyâlar.s.) pek uçucu. 3. gerdanlıklar.i. vazgeçirmeler. müşküller.i. âvâre-ser (f. âdiye'nin c.i. avâsıf (a. 3. tıyb'den) (daha. ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler.) 1. a'vân (a. kısmet.e. 2.b.) âvâre gidişli.s. zaman.) 1. 4. avârız (a.s. 2. çok) güzel. boyundaki halka çizgiler.) neticeler. zor işler. takatler. âın'in c.i. âvâre (f. (bkz. avârî (a. armağanlar.b. âsıme'nin c. avâm-pesend (a. bağışlar. kaba ve câhil halk.) 1. yetenekli kimseler. (bkz. avâkıb-ı umûr işlerin neticesi.s.i. ârife'nin c.i. eli açık. en. sebepler. sarhoşluk. şiddetli rüzgârlar.) zulmedenler. 2. belâlar. avân (a. a'vâm (a. avâr (a. verimsizler. akıbet' in c. dağınık. âmil'in c.) 1.s. âriyyet'in c.s. valiler. halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden. engeller. âsıfa'nın c. avâkıb-ı hasene iyi son nefesler.f.) 1. . kusur.s. durumların sonu.i.) alıkoymalar.

ip. sarılma. âverd (f.s. a'vec (a.) 1.) fakirlik. mahremler. (bkz. âverd-geh (f. önce. güzeller.) 1.i. i. âvâz-ı mûsikî müzik sesi.s.i. 2. iyilikseverlikler. anlaşılması güç şiir.s. temiz. b. evvel. taşıyan. taht.i. asılmış. 3. 5. avn'in c. âsûr'un c. zf.i. 2. avd (a. -âver (f.) bir gözü kör olma.zenbûr). dönüş. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam. has.i. âvîl (a. cenk.zf. 2.) (asılgan.) 1. kekik otu. av'ave (a. dönme. âverdîde (f.) uluyan. âverd-gâh. hâlis.i.i. âvâz-ı zenbûr muz. âgaz-l. âverdenî (f. savaş. avdetî (a.s. 2. av'ave-yi kilâb köpeklerin havlaması. avâz (a.i. sıkıntı. asılmış [şey]. âvîze-i gûş küpe. gençler.) eğri büğrü. kafadarlar. âvineten (a.zf.'kapkacak.) hevenk. sicim.s. önce. ilişkin) insana balta olan dilenci. âvâz-ı ra'd ü sâika gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. âvîhtegî (f. âvîze-i nücûm yıldız topluluğu. 2. kabı. Peyâm-âver (Peygamber) haber getiren.) mum.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler. 2. çivi.s. avaz avaz (f. yoldan sapma.) ses. avâtıf (a.i. âvâze (f.i. avene (a. hür olanlar. yavru kuşlar. 2. şarap.) asılı. saf. a'vez (a. âtıfet'in c. 3. a'ved (a.) nefret. meç. asılı.) naklolunmuş. yakınlar.i.) savaş meydanı. dönme. âveng (f. saldırma. âvîje (f.) 1.s. âvîz (f. âvîşe. (bkz: mengûş).c. 2. ivaz'ın c.) harp.) havlama. 3.) şarkıcı.s. âtık'ın c.) 1. saldırılmış. çengel. bir gözü kör. 2. a'ver (a. yüksek mertebe. (bkz: yek-çeşm). âvizgin (f.s. âvîşen (f.) dönme [Yahudiden]. getirilmiş. tesadüfen.) bedeller.i.) 1. âvendî (f. evân'ın c. âvind (f.) hücum edilmiş. asılan. âvend (f. körbağırsak.) 1. 3.) bangır bangır. 6.) asılmış olma durumu. mânâsı anlaşılmaz [şey].s.i. âvâze-hân (f-b. çağlar.i. yüksek ses. zamanlar.) tuzaklar. avez (a. âvîhte (f.s. (bkz: hanende).avâsîr (a.) geri gelme. 4. i. avâtık (a.s.i. âvîze (f. âven (a. âvîjgân (f. âvengân (f. hasta ziyareti. sıyırıp çıkma. s.) vakitler.) yardakçılar. ilk. i. lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs.i. avdet (a.i. 4. âverde (f.s. .) şarap fıçısı.) çok veya en sakin.i. ün.) 1.s. ilk. anat. ipe geçirilmiş ü-züm.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya.) asılı bulunan. hırıldayan. (bkz: âvşin). genç kızlar.) getiren. aver (a.) daha veya en çok faydalı. âvâz (f . tek gözlü.i.s.s. satranç oyunu.) evvel. şöhret. 2.i. i.) ara sıra. (bkz: âvend6).i. âviye (a. âvî. sarkık. (bkz: avle). karşılıklar. a'vâz (a. geri gelme. âvine (a.s.) 1.i. avl'den) feryat. ihtiyarlar.s. lehine veya aleyhine dönme. seda.i.) 1. senet. kiraz ve benzerlerinin askısı.i. delil.

avvâc (a. Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. ayb-ı kadîm huk. noksan. ayb-gû (a.zf. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. a'vâk) alıkoyma. avkeşe-i sagîre anat. meydanda (doğrusu "lyân"). durdurma.b.) insanın ayıbını araştırıp soran. âyât-ı muhkemât açık ve mânâsı kat'î olan âyetler.s. kusur.) 1. iyân).) eşekler. a'vân) 1.i. avret'in c. pek belli. avn (a. aybe (a. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp.) açıklık. erkek adı.) 1. valiz.s.s.i.) açıkça. avl (a. â'yân (a.) feryat. ayb-ı hâdis huk. a'yâd-ı Müslimân Müslüman bayramları. kabiliyetsiz. âyâ (f. kudretsiz. 2. ayb-cû (a.s.b.) zir. deri çanta. iyileştirilemez.c. Senato üyesi. 2. (bkz: te'hîr).i.s.c.i. yaba. El'-avzü bi-llâh Allah'a sığınma. 2.) kusurlu.f.c. lâdes kemiği.) feryat. avm (a.) 1. avniye Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 4.s. ayânen (o. yardım. îd'in c.) deri çanta. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp.âyet'in c.i. acınma.i.i. 2. ûd'dan) udcu.s.) kadınlar.i.i. 2.i.f.i. âyân ve eşrâf ilerigelenler. ayr'ın c. ayân (a. ayâniyyet (o. 2.b. 3. yardakçı. sığınma.i.i.) ölçü. a'yâ (a. bir memleketin ileri gelenleri. ayıp. ortaya çıkma. (bkz: avîl). a'yen (a. kusur.i. harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek.) kekik otu. kadın. heybe. 2. (bkz: âvîşen1).) şüphe ve tereddüt bildiren edat. ayb-pûş (a. avnî (a. ayâr (a.i.b. (bkz: lyâr-dân).f.) 1. gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. değerbilir. a'yâr (a. sığınak.i.) daha veya en kudretsiz. vazgeçirme. yardım eden.c.) fildişi satıcısı veya işçisi.) dedikoduculuk.f.i.) bayramlar.i.) yüzme. i.f.f. kafadar. ayâ (a. celî.s.avk (a. âvşin (f. avz (a.b. büyük iri gözlü adam.b. bahir. aybet (a. 2.) dedikoducu. avn-i Hakk Allah yardımı. (bkz: şeyn).) ayıbı örten. insanın. tedâvî edilemez. Ayb (a. ayb-gûyî (a. ayıp. a'yâd (a. (bkz. . çok açık. 3.) 1. lyâr).i.) 1. uyûb) utanılacak şey. avn-i İlâhî Allah yardımı. altının. yardımla ilgili. avle (a. ayn'ın c.i.i. ayâr-dân (a.) Kur'ân'ın cümleleri. âyât (a. bakılan yer. 2. avkeşe (a. s.) 1. sıkıntı sebebi.e. hüveydâ. avrât (a. (bkz: acaba). evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup.s.) belli. saadete doğru gitme. âyât-ı müteşâbihât icâbında te'vîl edilebilen âyetler. avret (a. ayb-nâk (a. ud çalan. gözler. gösterilmesi ayıp olan yeri. (bkz: himâr). zevce. (bkz: aşikâr.i) 1. leke. avrat. avvâd (a. iktidarı hiç olmayan. açık. a'yân-ı sâbite tas. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. (bkz: vuzuh).

âyîn-i şerîf Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler.c. âyât) 1. âyet-i tergîb cennetteki güzellikleri. i.s. ayna tutan. âyende (f. âyile (a.i.i. Alevîlerin içki sohbetleri.) ayna mahfazası. c.s. âyîne-dân (f. âyende-nümâ [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna.s. âyîne-i İskender İskender'in aynası. âyet-ül-hıfz muskaya yazılan âyet. âyîne-i baht nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. âyîne-i hâverî Güneş. âyet-ül-mevâris Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti.).i. uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve.i. âyîne-i çarh Güneş. âyîne-i âb su aynası. 2. (bkz: âib). âyîne. 2. iyilikleri anlatan âyet. âyet (a. eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. kalabalık bir ailesi olan. suyun parlak yüzü. merasim.) 1. âid). âyet-i terhîb cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar. âyet-i maksûd Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti.i. âyil. .i. tarzı. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. âyîne-i pürtâb-ı mücellâ cilâlı parlak ayna. âyet-in-Nûr Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 âyetlik (a. ayın (a. ayna. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. âyîne-i şeş-cihet (altı tarafın aynası) 1) Hz. âyîne-i kît'ı efrûz Güneş. berber. âyîn-i kudemâ eskilerin usûlü.s. âyîn-i Mevlevî Mevlevi âyîni. (bkz: âyîne-rû).) geri dönen. âyîne-i maksûd Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. ayna gibi parlak olan yanak. âyîne-den (f. 3. Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. âyîn-i cem 1) ahbapça. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri.) demir. fakir. nişan. âyet-i kerîme kutsal âyet. muvâzenede olmayan [terazi].i. âyet-el-kürsî (bkz: kürsî). 2.b. gelici.b.b. âyîjek (f. âyîn-i kadîm mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki. âyîne-dâr (f.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır. 2.i. âyine (f. (bkz. dönüp çekilen. âyîne-i pârtâb parlak ayna. 2. (bkz: âhen). âyendegâh) gelen. aşırı. tören. âyîne-i gerdân Güneş. 2) bir velînin gönlü. (bkz: ayn5).) 1.) kıvılcım.) 1.i. âyîne-i âsmân Güneş.) 1. aile). âyîne-i ârız yanak aynası. tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. âyîne-i in'itâf bir şeyin aksedip göründüğü ayna. âyid (a. (bkz: âil. ailesini besleyen.b. âyîn (f. âyende ve revende gelen giden. 4. Muhammed'in gönlü.t. âyij. âyîne-i gerdûn Güneş.s. 5. âyib (a. alâmet.âyen (f.) ayna mahfazası.

çeşmeler. âyişne.) göze mensup. 2. (bkz: a'yün). 3. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. yaşayan.) ayyarlar. âyişe (a. (bkz: ayın). göz hastalıkları kliniği. uyun). ayn-ül-bakar bot.s. âyize (a. âyiştene (f. 2) astr. (bkz: ayş ü nûş).s. aynen (a. Emrâz-ı ayniyye göz hastalıkları. ayn-üş-şems değerli bir taş.).b. 3. aykevî (a. aslı.) coğ.) 1. atik.zf. âyiş. ormanla ilgili. ayn-ı mürekkeb 1) anat.s.) 1. yorgun.i. öküzgözü. pınarlar.âyîne-efrûz (f.c. âize). ayniyyet (a. kat'î. âyiz. ayn-ı hatâ yanlışın ta kendisi. ayn-ül-kemâl nazar değme. aynâ (a. arnica. gözle ilgili.b.) 1. ayyârân (ayyâr'ın c. uyun) 1. ayn-üs-sevr 1) boğa gözü. ayş (a. ayn-el-yakîn gözüyle görmüş gibi. 5. 2. çevik.) yaşama.) 1. gözün çok tesirli bakışı.s.s.b. dolandırıcı. fr. (bkz: âiş. (bkz: yek-çeşm). (bkz: ayş ü tarab). âyîne-zidây ayna silici. 2. ayke (a. ayn'ın c. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. rahat yaşayan. ayn (a. aynî (a.s. pınar. a'yün (a. casus. aynı olarak. a'yâr) eşek. 2. ne yapacağını bilmeyen. menbâlar. kaynak.zf. (bkz: âiz. hep o. ayyân (a. ayş ü işret yiyip içme.) tıpkısı.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. gözler. a'yân. 2.b.s. s.) bir şeyin aslı gibi. ayş ü tarab yeme içme. âyişte. âyîne-veş (f.) kusur görücü. 2. (bkz: îyş).s. 2.) sık koruluk.) 1.i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse.s. ayneynî (a. tıpkısı. (bkz: himâr).i. tıpkısı olma. ayn-ı betrâ (ayın harfinin başı) hemze. (bkz. ayyâr (a. kurnaz. Aldebaran. ayş-i deh-rûz (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. ing.i. eğlence. başkası değil. 2) bileşik göz. bir şeyin eşi.i.c. abiste). ayn-ül-fiil fiil maddesinin ikinci harfi. ayn-ı mevkuf huk. hîlekâr.s.c. Aldebaran. vakfolunan şey. âyîne-fürûz (f. kendisi. aynî (a. ayni (a. 4.) ayna cilâsı. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi.b.s.s.i. 2.s. ayn-ı hayât (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). âyîn-hân (f.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. ayniyye (a.) 1.) yüzü ayna gibi parlayan.i. aldatanlar. .) ayna gibi.i. Ed-deberân. ayn-ı vâhid tek gözlü. (bkz: a'yân. tıpkısı. karşılık olarak verilmiş. âyîne-rû (f. ayr (a. âyîne--efrûz). îyn) iri ve güzel gözlü. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı.s. ayn'ın c. âişe). keramet gibi.) aynacı.) 1. ayş ü nûş yiyip içme.i. lât. karşılık olarak veren. petekgöz.i. ayn-ı kerâmet Peygamberlere yakışacak bir kudretle. ayniyyât (a. tamamı.i.) 1. dalkavuk.b. ayş ü dem eylemek içki içip keyfetmek. âyîne-sâz (f. âyîn-perestî (f. ayyâb (a.) iki gözle bakan. çalgı çengi. (bkz. alpha Taurus.b. fr. ayn-ı mazmûn huk.ve i.i. 2. zekî. cilâcı. göz.

ve s.i.b. âzâde (f.) 1. uzhiyye'nin c. azîme'nin c.s. serbest ve hür olanlar. a'zamiyyet (a. hürlük.] azâim (a.i. izmâme'nin c. uzlûle'nin c. üyeler. azâ-hâne (a. a'zâ (a.i. serbest.s. (bkz: serbesti). 1. büyük sıkıntı. 2. uzv'un c. geçim darlığı çeken. a'zâ-yi hariciyye dış üyeler. 3. a'zâ-yi mevcûde hazır bulunan üye. pek. azamet-fürûş (a. kümeler.s.) desteler. husûmet. cenaze alayı. a'zâ-yi dâhiliyye iç organlar. başı dinç. hiddet. sabır. en çok.i. kurtulmuş. kusursuz.b.i. âzâde-hayât (f.s. 3. keder.s.i. 2. tamah. güldürücü şeyler. tılsımlar. 2.s. .) dolandırıcılık.f. semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı. a'zam (a. a'zamî (a.b. bir sayının ötekinden büyük olması. azâim (a. ululuk. kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır. ezel'in c.i.hürlük. şükür. azâd (f. azamet (a. 2. hür. ayyûk (a. sebatlar.b. âzâde-ser (f. azamât). kurum satan. hırs. a'zam-ı esbâb sebeplerin en büyüğü. 2. âz (f. yanılmalar. udhûke. serbest olan.i. garaz. kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. azâd (a.) l. chevre.s.s.b.) hayattan kurtulmuş. meç.) 1.i. pek büyüklük.) ayyaşlar. 2.) azap verici.) 1.f. azâhik (a. rahat.f.c.i.) gülünç.) kısa ve sık sık dikilmiş. mat. başsağlığı ziyareti. azâb-engîz (a. ed. azîm'den c. a'zâ-yi fahriyye onursal üyeler. tam bir mânâ anlatan mısra'.i.) acı gören ev.) aç gözlülük. f r. azam (a. azâlîl (a. 2. azâb-ı kabr kabir azabı meç.) serbestlik.i. âzâde-gî (f. bekâr. âzâd-draht (f.b.b. başı dinç. ergen. semânın pek yüksek yeri.) yanlışlar.) 1. capella. âzâdegân) l. ayyâş-ı bed maâş geçimi fena. ayyâşân (a. üreme organları. sarhoş. âzâde-dil (f. ayyâş (a. ıdhiyye. öfke.s. âzâde-gân (f. matem evi.) başında gaile olmayan. (bkz: adâhîk).) gönlü hoş.i) işkence. a'zâ-yi tenâsüliyye biy.i.) 1. 2.s.) çalım satan. gailesiz. kıskançlık.) kayıtsız.s. eâzım) (daha. [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır].a.f.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. uzhûke'nin c.) bot.) kurban bayramında kesilen hayvanlar. öncesiz zamanlar. 3.c. azâb-ı cehennem cehennem azabı. en. ayş'dan) çok içki içen. büyük sıkıntı. kin. çok) büyük.i. ayyâş'm c. ayıpsız. âzâde'nin c. çalım. ["azayım" şekli yanlıştır]. azâmîm (a. keçi.) 1. (Alpha Avriga) lat.s.i. âzâl (a. âzâde-hâtır (f. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri.) en büyük.a.ayyârî (a. ızhiyye. 2. (bkz: adâhî).i. mühim şeyler.i.) 1. astr. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar. 3.s. azab (a. azâb (a.i.) dehşetli hâdiseler. azâ' (a. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. kötü niyet. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. a'zâ-yı tabiiyye tabiî üyeler (bir mecliste). azâhî (a.b.) organlar. udhiyye.) ezeller. kurum. büyüklük.b.i. serbestlik.i. zümreler. âzâdî (f.s.

a'zeb (a. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. kızıl.i.b. 2. uzfûr1. boyalı.) incitme.) ateşe tapanların mabedi.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. âzâr-dîde (f. azud (a. [şakayık nevinden ortası siyah. 2. azâr-ı dil gönül kırıklığı. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.) 1. tezatlar.i. âzân (a. azbâ' (a.b.i. âzâr (f. Âzerî (f.b.i. engeller.) incitme. haşmet.i. küfürbazlık. âzerşîn (f. hastalık yüzünden hırpalanma.i. âzerahş (f.) incitilmiş.i.b. 3. kenarları çok kırmızı bir çiçek].) 1. âzerşeb'). .i.i. azd. kırılma.b.c. fenalık görmüş olma.i. (bkz.) tırnaklar. s.) 1. âzer-perest (f.b. üzn'ün c. ezâfîr). 2. âzerd (f. (bkz: âzeryûn). 4. tekdîr. azdâd (a.i. âzde (f.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. şefkat 3.) 1. azb (a.b. azfâr (a. ezfâr. azb (a.s. azâz (a. özr'ün c. âzeryûn (bkz: âzer-gûn). 2.) bahaneler. âzerbûye (f.) 1. a'zâr (a. a'zâr-ı urkubiyye mırın kırın. mecûsî.) vücutta çıkan siğil.c. azâzîl (a. Âzerbâyigân (f.) . âzâr-resîde (f. âzer-gûn. ay çiçeği.) ateş. renk. azâzet (a.i.b. kesme. a'dûd) 1. zabu'nun c. zıtlar. ızd.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü.i.) bir lokma. kudret.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. şiddetli azarlama.i. muzırlık.) zulüm görmüş. a'zâd. zab‘ın c.) ateş gibi. 3.s. zarar'dan) çok zararlı. 2. kulaklar. âzer-gûne 1.i.i.) Azerbaycan. Azerbaycanlı. utanma. kırılmış. Azerbaycan halkından olan kimse. kırılmış olma. azıd. âzârende (f.) mart ayı.) çöven denilen nebatın kökü. özürler. zarar görmüş. ateş renginde kırmızı. zulüm görmüş. 2. (bkz: ezar). izz'den) i'tibar. a'zel (a. değer. âzer-kîş (f. ateşe tapan.) yıldırım.i. iki zıt mânâya gelen kelimeler. büyüklük.) sırtlanlar. sivri uçlu âlet ile delinmiş. azd-ud-devle devletin desteği. azb'den) en lezzetli ve tatlı.i. âzerbû.s. âzâr-resân (f.) dert ve kederi îcâbettiren.) incitilmiş.i. ısırma. âzârî (f.].i.) 1. azarr-ı müskirât içkilerin en zararlısı.s. azbu' (a.i.) anat. âzerm (f. a'zûd. kıran. saygınlık. boya. uzd. âzâr-mend (f.s.i. tekdîr eden.) 1.h.) kolun yukarı kısmı. şimşek. âzer-kede (f.i.) tatlılık. (bkz. azarr (a. 5.h. haya.) terbiyeli. kuvvet. âzer (f. (bkz: adarr). Azerbaycanlılarla ilgili. 2. âzâr (f.i.) ateşe tapan. Lisân-ı azb-ül-beyân söylenişinde tatlılık olan dil. âzer-âyin (f. incitilmiş olma. i. uzud). Azer-âbâd (f. zıdd'ın c.s.s. 2.s. âzeh (f. azarlayan.s. kırma.b.i. âzerşeb (f. (bkz: zufr.azamût (a. boyanmış. âzâriş (f. 2.b.i. keskin.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. nâzik. kolun üst kısmı. âzâr-mendî (f.) semender denilen bir kuş. âzerşîn). âzerm-cû (f.b.s.i.) inciten. (bkz: âjeh).i.s.) ateş mezhepli.i.b. âzer-asâ (f.) incitilmiş.s. destek.s. (bkz.i.

i. azar. çok) zulmeden. (daha. iftira.âzfendâk (f. iğrenme. sevgili. süs. büyük günâh.s. 3.i. i. âzil (a.) kinler. azlâl (a.b. kadınlarda aybaşı gelen damar.s. afsunlayan. izam) kemik. 3.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. kasık kemiği. i. . pek. azamet'den) büyük.) gök kuşağı. garezler. talaş.f. kıtlık yılı. pek ziyâde zulmeden. azîzân (a. zulm'den) 1.i. eşik tahtası.c. azırrâ (a. âzîr (f.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. âzîğ (f.s. avâzil. çok meydanda. ulu. âfendâk).) 1. azgas ("ga" uzun okunur. iri. 'kesin karar veren.) 1.) afsun okuyan. karma karışık rüyalar veya söylentiler. su havuzlan. Kur'ân-ı azîm-üş-şân sânı büyük olan yüce Kur'ân.s. paylayan. büyük iş.s. [ikincisi]-kadın adı. Yusuf. zâhir'den) en zahir. âzîş (f. âzîmet-hân (a.s.i.i.c. (bkz.i. zıll'in c. apaçık.) 1. 2. azîr (a. azîm-üş-şân (a. azl).s. 2. azik (a.s. azm-i acz anat. akıntı.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. sağrı kemiği. azâim) 1. cuma günü. azlem (a. pazı kemiği.c.) serkeş. (bkz: âdyende. azm-i akab anat. desteler. gün gibi meydanda. âzin (a.c.i. 2. (bkz. azm-i âne anat. i.i. (bkz: adgas). en. azm-i adesî anat.) 1.) kıyamet. azîme (a.i.i. pek belli. ökçe kemiği. özür. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. azîz.i.) 1. âzife. azîz'in f.) 1. besbelli. (bkz: ârig).s. zarîr ve darîr'in c. âzîne (f.) göller.i.) yalan. azîmet (a. (bkz: zılâl). ağrı. azgan ("ga" uzun okunur. büyük belâ. azîhe (a. kapıcı. ıslah edilemez. azhâ (a. a. en zâlim. ezlâf). zıgn'ın c. azhâ (a. azm (a. sayın. 2. özür dileyen. 2. âzîde (f. ezâvî) deniz dalgası. zahve'nin c. âzime (a.i. zags'ın c. 3. 2. azherü min-eş-şems "güneşten bile açık" apaçık. i. azarlayan.i-) nefret. kefil. çıkışan. azîmet-i râh yola çıkış.) uzun tırnaklı adam. âzifet (a.) hoşa giden. azfer (a.i. âzimât (a.s.i. atlas kemiği.) gümüşî. bayram günü.) sânı. azîmet ve avdet gidip gelme.c. yonga.i. ağaç ve tahta kınğı. tılsım. Azîz-i Mısr Hz. en karanlık.s.) körler. perdedar. azm-i adud anat.i. gri.i. 2. muhterem. azm-i atlas anat. kin. azîm. mercimek kemiği. zılfın c.) 1. âzîn (f. 2. [Farsça c. azı dişi. besbelli. inatçı. azmden) niyetli. izin veren. âzime'nin c. kararda kat'îlik. a. azîzî (a. (bkz: istihân). ünü. 2. sebat.i.b.s. [birincisi] erkek.s. eizze. gidiş. kaide.) 1. (bkz: adırrâ).). ziynet.c. azîr (a. azîme (a. sanı büyük olan.i. demetler. atlas.) gölgeler. âzim (a.) gitme. azîzân] 1.) işinden çıkarma. kanun. 2. izâl) 1.) zool.i. azlâf (a.). fr.s. azl (a.i. 2. 3. azîl (a. ıstırap.s. azil (a. donanma [şenlik].) kıtlık yıllan. aziyy (a. azîze (a. sızı. (bkz: azîz). yol verme. azîz-i zûintikam intikam alan Tanrı. 2. azher (a.i. efsun. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan. 3.

azmûde (f. baldır kemiği.s. delinmemiş inci. azmî (a. Azrâil (a. önkol kemiği. [Hz. kararlı olarak. fr. 3.) haris. kesin karar. h. kızoğlan kız. deneme. ra-dius. fr. . axis.) 1. karar. elmacık kemiği. azm-i senedânî anat. deneme. âzrahş (f. tecrübe etmiş olan. fr. *kayıksı kemik. omoplate.) denemiş. azm-i semsemî anat. âzmend (f.) 1. kararla ilgili. (bkz. azm-i cidârî anat. h. sesamoîde. âzmây (f. 4. azm-i zıfrî anat. kesin karar. azm-i kû'bere anat. 2. clavicule. dirsek kemiği.) anat. azmî (a.) 1. azm-i sudgî anat. 2. damak kemiği.s. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok.i.) 1. azm-i fahz anat. azm ü cezm kat'î karar. azm-i zend anat.) 1.).i. örskemiği. tırnaksı kemik. kalbur kemiği. uyluk kemiği. âdrahş). azm-i dıl'î anat. erkek adı. kemik özü. sınamış olma. âzmâyîş-i kalem kalem tecrübesi.) azimli.) azimli olarak.) 1. azm-i kafa anat. aşık kemiği. naviculaire. 2. sınama. temel kemiği. eksenkemik. i. tamahkâr.) ölüm meleği.i. azm-i kitf anat. pek çok veya en çok şeyler içine alan. âzmâ. görev. tecrübe.) karar vererek. asteine.) tecrübe. yan kemiği. kararlı. köprücük kemiği. tecrübe olunmuş. alın kemiği. i. kuyruk kemiği.f. üzengi kemiği.) denemiş.f. Cenk-azmâ cengi denemiş.i. azm-i vetedî anat.s. azm-i mihver anat. azmiye]. azm-i ka'b anat. sınamış. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman.azm-i cebhî anat. en çok güvenilir.zf. azm-i vecenî anat. çekiç kemiği. azmîn (a. azm-kâr (a. şakak kemiği. azm-i isfencî anat.) görgülülük. azm-i mıtraka anat. azm-i kat'î Kat'î azim. niyet ederek. sınanmış. fr. karar.). dil kemiği. susamsı kemik. niyet. (bkz: sebât-kâr). (bkz: cezm). qmuz kemiği. azm-kârâne (a. azm-i terkova anat. niyet. azm-i enfî anat. kaval kemiği. azm-i hanek anat. azm-i kas anat. azme (a.i. azm-i us'us anat.i.s. kararlılıkla. azmûdegî (f. azm-i şazye anat. âzmâyî (f. [müen.) kemikli. azm (a.zf. kaşık kemiği. fr. kürek kemiği.s. 5. dizkapağı kemiği. çürümüş kemik. azm-i gırbâlî anat. 2. azm-i remîm anat. i. 2. Medîne.b. Meryem'in sıfatı].i. sınamış. göğüs kemiği. azm-i kasaba anat. tar. (os. üzerinde yürünmemiş kum.i. azm-i mik'a anat. i.i. azm-i harkafa anat. kalça kemiği. azm-i lâmî anat. eğe kemiği. azimle. azm-i zevrakî anat . azmen (a. azm-i rikâbî anat. fr. sınama. azmen (a. âzmâyîş (f. burun kemiği. azm-i rıdfa anat. artkafa kemiği. kemikten yapılmış.s. azrâ' (a. vazife. 2.) kasıt.s. fr. âzmûn (f. *süngersi kemik.

) 1. en. eski fermanlarda geçer]. azûz (a. bâ-posta posta ile.i. âzver (f. azv-i cinnet delilik isnadı.s. âzûr (f.) (daha. meşakkat. Kasîr-ül-bâ' 1) kısa boylu. âzürde-püşt (f. çok) dar. kudret. âzver).s. atf).) haris.) eğlence. 4.i. son derece katı. zarar'ın c. gücenmiş. âzûg (f. erişme. beli bükük [ihtiyar]. azûmet (a. (bkz. tamahkâr..li. bâ-an-ki (f. bâ-vekâr vakarlı. asma ve ağaç budantısı. bâ' (a. vergili. bâ-berât berat ile. kırılmış. azref (a. 2.i.) incitilmiş.i. bilgili. bâ-mazbata mazbata ile. azviyyât (a. âzereng). posta ederek.b. âzürde-dil (f. zav'. (bkz: âzûr).s. azviyyât) birinin üstüne atma. azze ve celle aziz ve celîl olan [Allah].) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup. gönlü kırılmış. bâ-jurnal zabıt varakası ile.) iftiralar. âzûn (f. vergili. verimli. eziyet.b.b.i. bâ. âzreng (f.i. pas.s.s. [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. Yârân-ı bâ-safâ safâlı dostlar.) 1.) ısıran.) kir. azv (a. çok zekî. erzak.b. B b (a.) öylece.ha.) ışıklar. onunla ki. [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup.) ısırıcı.i. kerem.c.c. (bkz.azrâr (a.) aziz olsun! azze ensâruh yardımı bol olsun. çok keder. isnatlar. âzüg (f. (bkz. 2) beceriksiz. 3) eli açık. bâ-haber haberli. zû'nun c.). âzürde-gî (f. ağırbaşlı. bâ-tapu tapu ile. 2.e. âzz.) ısırma. şeref. 3) zavallı. âzze (a. azref-i zürefâ zariflerin zarifi. pek. gücendirilmiş olma. böylece. Cemâl-i bâ-kemâl tam. 2. 3. 2) gücü yeter. fermanı ile.s.be (f. aydınlıklar.) yiyecek. azûf (a. bâb (a. kulaç.s.i. sert. beceriklilik. (bkz.) "b" harfinin Arapça okunuşu. bâ (a.) ile. âjüğ). bâ-emr-i âlî sadrâzam emri. yetme.i.i. âzürde (f.. ebvâ') 1. [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır. azz (a. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. azz-i benâm parmak ısırma.) 1.) hatırı.e. âzürde-hâtır (f.i. 2. azyak (a. hurma lifi.s. kapı. ona yakıştırma.. ısırıcı.) şu suretle ki. kuvvet.) çok azarlayan.) gönlü kırılmış. bâb-ı âlî (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında. azv'in c. bâ-tahrîrat tahrîrat ile. "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır.e.i.i. azze (a.i. s.) 1. iftira. mükemmel güzellik. ebvâb) 1. paylayan çıkışan. pinti. azvâ' (a. verimli olma. şu şartla ki. azze nasruh yardımı bol olsun. parıltılar. onun gibi. azûl (a. eski paralarla fermanlarda geçer]. kayıplar. Tavîl-ül-bâ' 1) uzun kulaçlı. yazı ile. istanbul'da .) zararlar 2.s. çok) zarif. en (pek.n.s.c. bunun gibi. mahzun.) incinmiş.

h. bâc-ı kırtıl hayvanlardan alınan resim. bâb-ı tahkir leng.i. bâbzen (f. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 4. bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi.i. (f.) baç. baca. bâc-gîr (f. bâb-ı adâlet hak kapısı. (bkz fasl). (bkz: bâj).i. dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina. den den". 3. bâb-ı âsafî tar. bektâşi şeyhleri.b. bâbâ-yı âlem Hz.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. 29 harfli Fars alfabesi. bent.b. iş. sadrâzam konağı. hayır. bâbâyân (f. Astâne. manevî önder. bâbâyâne babayani.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi.) ahmak. uğur. elmas dal [süs]. bâc-güzâr (f. yol. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da].s. . dervişçe.sadâret.) babalar.) 1. alık. tas. 5. 2. bâb-ı cennet cennetin kapısı. uygun. 5. haraç veren.) 1. bâb-ı fetvâ-penâhî. elverişli.s.b. hırsızlann ocağı. baba. 2.b. bâbâ'nın c. (bkz: bâc-gîr). listede "kezâlik.b. küçük pencere. 2. geçit. vergi toplama memuru.) 1. 2.i.b. boğaz.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır.s. ilkçağdan kalma bir şehir. bâbûne. 3. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. (bkz. bâc (f.) 1. bâc-gâh (f. bâceng (f. sersem. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. harç. şekil. fıkra.b. mevzu. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. (bkz: bâc-bân. (bkz husus). vergi. şeyh. geçiş parasına tâbi'. asır bilginlerinden olup 1555 (H.e. eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu. münâsebet. uygun bir şey. bâb-üs-selâm (a. bölüm. Bâbûs-ül-vâsıt XVI. şeyhler. dâiresi. tepe-penceresi.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev].) genelev. umûm-hâne).) lâyık. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire.i. Bâbil (a. mec. 3.) 1.i. Bâbûr-nâme (f.i. bâbûnec (f.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı. 2) istanbul. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı.i. bâc-dâr (f.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı.i. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı.i.i.a. bâd (f.) geçiş vergisi tahsildarı. 2. bâb-üs-saâde (a. 4. bâb. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. [adam]. bâbûne-i gâv bot.) papatya. ola.b. bâbet (f. bâb-ül-hâne (f.) 1.i. tövbe.i. şeyh-ül-islâm). tembeller yurdu. 2. Adem. mes'ele.) olsun. (bkz. olaydı. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. bâbük (f. bâbâ (f. bâc-bân. taallûk. ata. bâc-dâr).i. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir].i.b. bâb t. gümrük vergisi. bâb-ül-hâne (f. 2. Osmanlı hükümeti. tarikat babalan. vergi.i.

nazarlık.s. büyüklük taslama. 5. bundan böyle. olaydı.) yelpaze. tan yeli.b.) tar. 2. bâd-bâz (f.) ola. meç. 3. bâd-i cenûbî güney rüzgân. bâd-bîzen (fb. rüzgâr. et beni. 2. bâd-i sabâ 1) doğudan esen hafif. meç.) yelpaze. bâd-âverd). ba'de-l-feth fetihten sonra. cicili bicili. bâd-i seher-hîz gün doğusundan esen hafif rüzgâr. aldanmış. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. (bkz: şirâ). bâd (f. 3. bâd-âverd). bâdâm-ı dü-mağz iki içli badem. yel. nakarat. 3. .s. bâd-i berîn lâtif hava. ba'de-l-harb harpten.b. 2. bâd-ber (per) (f. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam.i. doğru. Âfiyet-bâd afiyet olsun.i. bâd-i hevâ bedava.s. nazar boncuğu. ve i. deli. bâdâm (f.e. badem .e.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış. ba'de (a.) 1. ipek kurdu. bâd-âverd (f. yelken. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra. rüzgâr tarafından getirilmiş. felek. (bkz: dâd--ger). bâd-dâr (f.s. bâd-i cem Süleyman Peygamberin hükmettiği yel.Âferin-bâd aferin olsun! Mübârek-bâd mübarek. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak yelkenleri açıp yola çıkmak. gemi sereni. (bkz: bâd-keş).) elinde avu-cunda bulunmayan. tas. bâd-âverde (f. şişman.s. eski püskü hırka. 2. sevgilinin güzel gözü. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. Nûş-bâd afiyet olsun. bâd-bân-gûşâ (f. kibir.) 1. 2. iflâs etmiş.a.) 1. bâd-bânî (f. 4. süslü nesne.) sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra.b. 3. 7. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse.b.b. (bkz. manika.) 1.b. bâdâ (f. bâd-i pürgû mütemadiyen sesler çıkaran. 2. şarap.) 1. 4. (bkz.) mükâfat. ah çekme. zincir halkası.b.zf. bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken. 6.) 1. bâd-i nevâ ses. bâdâş (f. Doğu müziğinde bir ses. bâdâmî (f.) badem biçiminde. iş işten geçtikten sonra. 2. ba'dü bu'din (a. Min ba'd bundan sonra. neden sonra. bâd-i şimâlî kuzey rüzgân. bâd-i subh sabah rüzgân. 6. yelpaze.).) hayli zaman sonra.s. bâd-i hazân sonbahar rüzgân.b. bâd-bedest (f. bâ-dâd (f.s. 4. şanssız. ah sesi. bâd-bân (f. 2) muz.i. semâ.s. kutlu olsun.) âdil. savaştan sonra. (bkz: bâde). bâd-i nev-rûz bahar rüzgân.). nağme. nefes.i. bâd-âver. bâd-bâr (f.) 1.i. ba'de hazâ bundan sonra.s. bâd-âver (f. söz. sabah rüzgârı. soluk. 5.b. bâd-bîz. 2.i. kibirli.b. bâd-i semûm sam yeli.i. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. Allah'ın yardımı.zf. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra.b. züğürt.b.b. övme.) yelken açan.s. bâd-der-keff (f. gemilerdeki rüzgârlık. kolay elde edilmiş. meç. gökyüzü. bundan böyle.) 1. bâdâme (f. hoş rüzgâr. ıslık çalan rüzgâr. uçurtma.i.

bundan böyle.) bundan sonra.) şaraba tapan. bâd-gerd). vantilatör.) şarap içen.b.) onlardan sonra.) kunduz. sebebolan. bâdî-i emirde işin başlangıcında. büyü. ba'de-zâlik (a. bâde-i sad-sâle "yüz senelik şarap" meç. ba'de-mâ (a. bâde-hâr (f. 2.zf. sonsal. şaraba pek düşkün olanlar. ba'de-zîn (a. bâde-i gül-fâm. ve i. aposteriyori.) ondan sonra.b. ba'de-l-yevm bugünden sonra. bâde-keş (f. bed'den) 1. letafet. afsun. meç. 3. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra.s.b.s. sihirbazlık. ba'de-zâlik (a.b s. ba'dezâ. bâde-i nûşîn içimi kolay ve hoş şarap.i.b. (bkz: bâd).b.e. bâdester (a. ba'de zemân bir zaman sonra. bâd-gerd (f. bâd-efrâh (f. bâde-i cüvân taze şarap.) bundan sonra.b. bir nevî fırıldak. ba'de-t-taam yemekten sonra. gül renkli (kırmızı) şarap. 2. bâd-ger.b.s. ba'd-ezîn (a. bâde-i ikbal ikbâl şarabı. sağladıktansonra. ba'de-zâ.i. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra.i. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. sebep. ' bâd-herze (f. yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. ba'de-hüm (a. ceza.i. bâde-fürûş (f.) şarap satan. (bkz: bâde-keş).meyhaneci. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. 2.) kasırga.s. (bkz. 3.ba'de-l-îfâ îfâ edildikten. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki. 2. ilk. bâde-perest (f.) 1.b.i.b. pek eski şarap.s. bâde-perest'in c. bâde-i gülgûn. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra.i.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. b.i.b.s. ba'de-l-istihsâl elde ettikten.) 1. yıllanmış şarap. 3.) 1. gözetici. bâde-nûş (f. bâde-perestân (f.) bir kimseyi. aşk. bâd-efrâ. bâd-gîr (f.) kafesli pencere. bâde-i gül-reng gül renkli (kırmızı) şarap. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. hazinedar. bâdî ebed-in her şeyin başı. bâde-i cân-bahş can veren şarap. duru şarap. Allah sevgisi. güzellik.) şaraba tapanlar. bâd-gân (f.s. başlangıç.i. içki.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. 2.b.zf.) şarap içen. bekçi. yapıldıktan sonra.) şarap içen. bâde-i pîr eski. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî (a. bâd-gâne (f. 4. bâde-i mest keskin şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. mucip.zf.) 1.) şarap içen. baca. ba'dehû (a.) ondan sonra. şaraba pek düşkün. nargile ve semâver başlığı. zf. bâde-i nâb hâlis. bâde-i hamrâ kırmızı şarap.i.) bundan sonra. . bâde (f.e.b.i. soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. ba'de-z-zuhr (a p) öğleden sonra.) bundan sonra.zf. ba'de-l-mevt ölümden sonra. bâd-ges (f. fels. bâdî (a.). şarap. bâd-fürûş (f.s. bâde-hâr (f.) gözeten.zf. bundan böyle. bâde-fersây (f.b.

2.b.i) 1. dolu [ay]. 2.s. övünen kimse.) yelpaze. oyma levha. bâd-reftâr (f. bâd-bîzen). aubergine. bâd-ser (f.b. bâdiye-peymâ (a. bâf-kâr (f.i. kibirli. bâd-seyr (a. (bkz: bevbât).i.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]. 2.i. bâd-rengîn meç. 2) methiye. 3.c.) . bâd-per (f.) patlıcan . [kelime. büyümüş Içocuk].b.i. bâd-bîzen.i. bâfende (f. bâdin (a.) şişman. bâd-zen. mutaassıp.s. tas. hemen yapmak isteyen. bâfte (f. bâd-pâ[y] (f. felâket. 3.f. övgü. 2. bâd-serî (f.i. 1) şiir. bâft (f.) hızlı yürüyen. bâd-vîz (f.i. beklenmedik hâdise. beklenmedik ziyaret.) 1.s. kâğıttan yapılmış uçurtma. kadın ziyaretçi. (bkz: bâd-bîz. bâd-süvâr (f.b.b. bâğ-ı vahş hayvanat bahçesi.) 1.i. hıyar.i.) dokuyan. bâğ (f.i.s.) kumaş.i. -bâf (f. hızlı giden. kılıcın.f. meç. namlunun. âsî. hızlı giden at. 5. âsî-lik.) dokuyucu. bâdir (a. 3.s.i.i. bâd-zehr (f.s.i.) potur.s. bâğ-ı bedi' meç. bâd-keş). birdenbire vuku bulan. 2.) Hindistan cevizi. (bkz: bâdincân). güçlük çekmeden söylenen söz.s. bedenli.a.b. kendini beğenen.) çölde dolaşan. .) kibirli. patlıcangiller. bostan. 3.s. (bkz: bâdingân). 2. olgun [meyva]. kamçı topacı. geçici.c.bâdî-i nazar ilk nazarda. bâd-zen. 4. 4. 2. hızlı giden atlı.b.i.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk.) çölde oturan.s. 2. boş gezen.b. başıboş. ayağına çabuk.) patlıcan. pafta. (bkz: bâğ-ı vesî'). bâdincâniyye (a. bâdiye-gul dünyâ.s. Bûriyâ-bâf hasır ören. sür'atli. bâdincân (a. bâdîy-ür-re'y ilk fikir. bâdiye (a. bâdincânî (f. turunç.i. bâd-nümâ (f. Zer-bâf sırma dokuyan. 3. bâdih (a. [bu] dünyâ.) 1.b. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık.f. musîbet. kır. ağaç kavunu.b. rüzgâra veya havaya ait. bâdî (f.b.) dokuyucu. 3. külfetsiz. 1.s.i. s. 3. morumsu. dokuyucu.) 1. yaprağın ve her türlü nebatın ucu.) yelpaze. 2.) 1.s. birdenbire vuku bulan. bâd-keş (f. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. büyük bahçe. cömert.) bot. bâdîc (f. 2. acur.) 1. bağ.s.h.) panzehir.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. beklenmedik. bâd-reng (f.i. tez.b.i. kibirlilik. cennet. 4. koşu atı. (bkz: ser-keş).s.(bkz: bâd-bîz. dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. bâdiye-nişîn (a.i. fırıldak. i. ilk görünüşte. büyüklük taslayan.) yelpaze.s. ilk düşünce. bevâdir) 1. parça. bâd-zene).) 1.b. taassup. (bkz: mirva-ha.) 1. zor geçit. sür'atli. kötü niyetli. 5.b. bâdinc (f. hızlı yürüyen at. tozluk. büyük renkli leke. i. (bkz: akabe). bâd-peymâ (f.b.) 1. anî ilham. bâfte (f. çulha. 2. bâdire (a.) 1. ilk bakışta. 2. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri. bâd-sehâ (f. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. fr.) dokunmuş. rüzgâr gibi koşan.b.i. Bâdiyet-üş-Şâm (a.) patlıcan renginde. bevâdî) çöl.) serseri.b. bâd-sene (f. bâd-zene (f-b.b.i. bâdingân (f. bâdihe (a. 2.) 1.

zekî. bağ bekçiliği.i. zekî. 2. bâğ-i kuds.b.) bağcılık. hiç sevmeyiş. bâğ-istân (f. cennet. açık meydan. bâğ-çe (f.c. bagle (a.i. bâ-haber'in c. "küçük bağ" demektir].i. bâğ-i rıdvân. bağrâ f. köpek memesi. bağdâ' (a.b. bagiyy'in c. 3.) bahçıvan. bigal) ester.i. bâ-haber-ân) 1. bagalek (f. bâğ-i dehr dünyâ bahçesi.b. bağteten (a.zf. bağcı. bâgat ("ga" uzun okunur. cennet. [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır. (bkz: bâğ-vân). 2.) koltuk.i. bâğ-i naîm.i. cennet.) 1. 2.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. bağayâ ("ga" uzun okunur.i.) koltuk tutan. (bkz: bâğ-bân).c. bâğ-bânî (f.a.) serkeşlik. bağlar.) erkek domuz. bâğ-vân (f. 3. bâha (a. üzüm bağlan. bagal (f.b. bâhâ. cennet.b.) kıymet. ihtiyatlı.i. bahçıvan. alan.i. bâğ-i irem.i. bâh (f. 3. apansızın.) bağlık. cennet. bâğ-i firdevs. bâğ-ı bahâr bahar bahçesi. tarîk).s. Bağdâdî (a.) birdenbire.) şiddetli nefret.s. bağ.) bağlık yer. nefret eden.i. alışma. bâh (a.buğz'dan) buğzeden. âsîlik. nefret eden. .) ılık su. bahâ (a. bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin. bağaya) fahişe. bâgî-lik (a. dadanma.s.b.i. bahâ' (f.) aynı bahçede yetişen. baggal (a. haberliler. bahçıvan.b. bâgî-yâne (a.i.) şiddetli nefret. bagal-gîr (f. bâgız (a. cennet. tedbirli. bâ-haber-ân (f.i. bâgel (f.) paskalya.t. bâğ-çe-vân (f.i. bâgî (f. akıllı. bagl'den) katırcı.b. akıllı. bâgût (a.i. bagza. Dünyâ.b.s.i. değer.s. zariflik. 2. cennet. bâgı (a.s.s. cennet. seyir yeri. bugat) haksızlık eden serkeş. bagîz (a.) dişi katır. bâğ-i huld.i. bâğ'ın c. hiç sev-meyiş. parıltı. bâğ-i refî' cennet. bâğ-i and. koltuğa giren.b.i. bahçeler.a. serkeşlik. (bkz: bagîz). bâğ-i cihân. bahçıvanlık. cennet.) haberi olanlar.) bahçe.c.) koltuk altından çıkan yumruca. bâğ-i behiştî. bedel. (bkz: râh.s. a. buğz'dan) herkese buğzeden.b. ihtiyatlı kimseler. güzellik. bagzâ (a.f.i.) fahişeler. bagi (a. bagıyy (a. bagy (a. haberi olan. katır. (bkz: bâğ-ı bedî). bâğ-i cinân. tiksinen.bâğ-ı vesî' meç. cennet.) bağcı. (bkz: âsî).i.) serkeşlikle. bâğ-bân (f.zf. cennet.i. f.i. azgınlık. bâğ-zâr (f. 3.) şehvet. bâ-haber (f. gezinti yeri.i. 4. azgınlık. bagl (a.) serkeşlik.b. suyun derin yeri. hünerli bahçıvan.i. bahçelik.c. Zîr-i bagal koltuk altı.s.) l. kimseyi sevmeyen.) yol.) Bağdatlı. (bkz: bağız).) ileri gitme.) l.) bağçivan. bahâ-pîrâ-yi İsmâil meşhur bir çeşit lâle.i.i.

) l. yalandan özür.s. 3. 2. bühtere'nin c. pek cimri.zf. fırsat gözetleyen. eli değneksiz çoban. 2. sanem). eziyet. behlâk ve behlâka'nın c.s. beyaz yüzlü. papatya. bahak. sebep bulan.b. (bkz: çelîpa. birlikte.c. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında].) Bahaîlik mezhebinin kurucusu.) bahane arayan. bahâdırân) cesur.i. değerli. sığırgözü. bâhir (a.i. (bkz: be-hem). çok alçak adam. sarı papatya. serseri.) 1. bahâdır-âne (f.i. apaçık. çayır gibi]. parlak. besbelli. (bkz: bahâ-dâr. gençlik. yularsız deve. tarçın.) ilkbahara ait. kırılma [kürek kemiği hakkında). çok bahseden. karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. buhl'den) çok bahîl. 2. seçkinlik. Suriye'de bir sıradağlar. sürüp çıkarmalar. bâhile (a.b.i. 2.) bir gözü kör [adam]. bahdele (a.s. uzaklaştırmalar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. bahâ-gîr).s. bahâr'ın c.i. bâhir (a. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. bâhil (a.s.) 1. değerli.) üstünlük.s.s.h.) yalancı.) alışkın.) 1. bahârân (f-i-) ilk bahar günleri. behîme'nin c. tar. gemici. sığır papatyası.) 1. (bkz: ayn-ı vâhid. bahâ-lî).i. bâhek (f. put. belli. bâhir (a. 2. ahmak. bahâr-ı ömür gençlik.s. vesîle. (bkz: sülhafa).) deniz.) kıymetli. bahâristân (f. Arap kabilelerinden birinin adı.i.) 1. İlkyaz.b.s. 2.s. açık. bahârî (f.) kaplumbağa. bahhâr (a. 2.) boş. s. ölçek.s. [bahçe. bahir (a.i. 3.b.i. . bahâ-lî (f. 5. bahâ-gîr (f.) kıymetli. buhl'den. bahâne f. bahâr-ı şevk neş'e ve arzu bahân .i. noksan.i. bahk (a. mışıldama. bahâne-cû (f.) 1. bahâr-ı hayât hayâtın bahân. sebep. bahhâl (a. 2. beraber. yek-çeşm).) birarada.) kahramanlık. atılmış pamuk.) göz patlama.) ekin sulayıcı. park. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. derya). bâh'dan) şehvete mensup. bahâr (f.) 1.zf. bahâyim (a.i.b. eğilme. çıtırdama. güzel. c. bahâdır (f. Molla Câmi'nin meşhur eseri.) 1. 2. bahr'den) denizci. güzel.i.) kahramancasına. bâhika (a.s. yeşil ve çiçekli yer. bahâsıla (a.i.s. bahhâs (a. yiğit. kısa boylu. Bahâriyye (f. bahsala'nın c.s. karanfil. 2. bahâret (a.b. ed. 2. garaz. bahâne-perdâz (f. 4. 3. bodur ve edepsiz kadınlar.c. bahârât (a. bahâlî). bahâr (a. alık [adam]. 3.i. şehvetle ilgili. bahâlık (a.) özür dileyen. bodurlar. işte çabukluk gösterme. karabiber gibi kokulu şeyler. Bahâ-ullâh (a. sözler. bâhik (a. kocasız kadın. dul. tarçın. yiğitlik. bâhe (f.s.) kısa boylu kadınlar. bahâdırî (f. yiğitçesine. bahîl (a. cimri. bahbaha (a i) 1. kusur. ışıklı.i. buhalâ) hasis. (bkz: bahr.) karanfil. bühter.i. ayan). canavarlar. ilkyazla ilgili. sulayan. tamahkâr.s. (bkz.s. güzellik. 7. bahs'den) bahsetmeyi seven. (bkz: bahâ-gîr. 6.s.s.s. bâhî (a. 22 Mart'la 21 Haziran arası.bahâ-dâr (f.) pahalı. (bkz: bahâ-dâr.) işkence. bahâtir (a. göz patlatma. dört ayaklı hayvanlar.) 1. ilkbahar mevsimi. çürük şeyler. bâ-hem (f. bahâî a.i. başıboş.) görmeyen. kör [göz].

Hint denizi. bahl (a. Bahr-i nâzik muz. Bahr-i Ahdar Hint Okyanusu. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz.). Hicaz gibi si bakıyye bemolü. akıllı. [sularının son derece kesîf oluşundan. bâhire (a.f. Pasifik okyanusu Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Büyük Okyanus. üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Kulzum Şap denizi. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a. bâhmân (f.i. Bahr-i Hazer Hazer denizi. okyanus. Bahr-ül-Hind coğr. bahr-i kâhil durgun. bâhnâme (a.s. bahis (a. deniz. Bahr-i Ahmer Kızıldeniz.i.s. büyük göl veya nehir. (bkz: behmân). Bahr-i Muhît-i Kebîr Büyük Okyanus.s.) zekî. söz. bahreyn (a. Bahr-i Muhît-i Şimâlî iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Atlâsî Atlas okyanusu.) l konuşulan şey. [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le . çok koşan cins deve. Bahr-i Lût Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. ebhâr.) 1.c.) muz. bihâr. bahs).i. bâ-hired (f. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. la bakıyye diyezi ilâve edilir. okyanusal. bahr-el-zeraf Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında. (bkz. bahr-el-azrak Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. deniz yoluyla. Kızıldeniz. araştıran.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. bahr-i muhit cogr.b. [muhaffefi "beh-nâme"dir.bâhire (a. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz.b. dikenli ağaç. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır.) vapur. Pasifik okyanusu. (bkz: buhl). 3. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. mecmua. 2.) 1. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü.zf. bâhis (a. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. ebhur. bahr-i nıuhîtî coğr. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. "iki deniz".i. sakin su.i. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Bahr-i Sefid Akdeniz.i.s. Bahr-i Rûm Akdeniz. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Şap Denizi. mi koma bemolü. buhur) 1.]. [yapmakelime]. bahs'den) bahseden. bahr-el-cebel Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. do bekar.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap.i.) cimrilik. Bahr-i Siyâh Karadeniz. bahren (a. Bahr-i Ebyaz iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. bahr-el-Arab (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Basra körfezi ile Hint denizi.) denizden. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol.i. bahîre (a. 2. iddialaşma. bahr (a. 2.

şefkatli (Allah).) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas. 2. baht-hufte (f. ["bâhten" mastanndan].s. veriş. 2. bahtî (a. bağışlanmış. horultu [uykuda]. tüyünden kürk olan.i. bahşâyende (f. bahşâyiş-ger (f. denize mensup. ihsan bahş-i kalenderi cömertçe dağıtma. Sahbâ-yi baht hâlis şarap. bahset (f. gümrük alma. gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bâhte (f. merhamet. bağışlayan.i. semiz [koyun]. bahriyyûn (a. affeden. kargı.s. takma ad. a. saf.s.s. i.s.b. Hayât-bahş hayât veren.) öz. 2. bahsala (a. baht-ı hâbîde kötü talih. bahs (a. doğu. (bkz. (bkz: rahman). kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma.s. 3. bahşiş (f. [yeni şâirlerde] garp. bahşâyiş (f. i. verilmiş. baht-ı siyâh kara talih. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. Safâ-bahşâ safa veren. baht (f. hoş yürüme. ihsan).i. . besili. denizle ilgili. " bahşende (f. gizli şeyi meydana çıkarma. 3.batı. (bkz: atıyye. miğfer.) veren. bahşâ (f. 3. i. 2. pejmürde.) oynamış.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahsî (a. bahtâk (f. (bkz: kâbus). zulüm. büyük baba.) 1. baht-bergeşte (f.s. (f.s. 3. 2. i. bağış olarak verilen para v. dağıtma. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. afiv. ihsan ediş. bakma.) bahtlı.) bahşeden. talihsiz.) 1.) merhametli.c. 2. donanmaya ait işler.) bahşiş. 3. bağışlayıcı. cet. affeden.i.) bağış. oyunda yutulmuş (kimse). (bkz: huftebaht). (bkz. baht-ı bîdâr uyanık. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. bahsere (a. kendini beğenmiş.i.s.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık.b.i).i.) 1. (bkz.) "talihi dönmüş" bahtsız.s. şefkat.) 1. soluk. uykuda ağırlık basma.b.) affedici.Akdeniz"].) . 2.b. hâlis. (bkz: ikbâl). 2. kâbus).b.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri.) 1. deniz kaplumbağası. yürüyüşü güzel [adam]. bozuk. bahisle ilgili.s. bahtere (a.b. 2. 2. bahtsız.s.s. [eski şâirlerde] şark. bahte (f. bâhter (f. baht-âver (f. bahâsıla) 1.i. uzaklaştırma. ağırlık basma [uykuda]. fena talih. baht-ı bîdâd insafsız talih. bahrî (a. patka da denilen. hirâm). bağışlayan. i.s. 2.i. bahs (a. kader. 1. kibirli.) bağışlamak. talih.) 1. beyaz yüzlü.) ed.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz.i. bağışlayış.) l. denize ait. serpenâh). (bkz.c. bahs'den) bahse ait. affedilmiş.i. 2.i. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. kıyafetsiz. 2. 2.) salına salına güzel yürüyüş.s.s.) l. iki büyük esas.) 1. salına salına güzel yürüyen. bahsân (f.i. kısa boylu edepsiz kadın. baht (a. bahşetmek (f. 4. -bahş.i. bahşiyye-i Halvetiyye (f. talihli. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. bahis). bahtek (f . i. kısmet. (bkz: bed-baht).m. açık talih. i. veren. vermek.) 1. bahterî (a. küçük baht. temel şey. salına salına yürüyen. 3.b. bahriyye (" i) 1. baht-ı hâb-âlûde kötü talih.t. işkence. bahşûde (f. bahş (f.i. 2. kötü kader.) 1. burulmuş üç yaşında koç.i.

s. Aktâr-ı baîde uzak ülkeler.i. teyelli. katı toprak. Bâkır (a. (bkz: bakîde).i.) 1. bön [adam]. kaygı. sebebolan. 2. bâis-i şekvâ şikâyet sebebi. câhil. sakınma.) zool.) Merye-mana eli denilen bir nebat.) dert. bahtiyâr-nâme (f. bevâis) 1.zf.bahtiyâr (f. bâire (a. bitki. (694-735). bahtiyâr-âne (f. [mânâsı 1) geniş. mes'ut.c.i.) demet. kalıntılar. 2. bahye-dâr (f. bâis-i şekva).b. sevinme sebebi. bahûr (a.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait. baîd (a. bâir (a. heykel.) 1. bakarî (a.zf.i.i. bukarât) sığır. yük ağır gelip hayvanı çökeltme.) fazla kalan şeyler. mes'ut olanlara yakışacak surette. bâkend (f. talihli. gönderen.s. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. bâisiyyet a i) sebebiyet.i.) sürülmemiş. bâis-i leyl ü nehâr (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sığırlar. oyulgal amali.) erkek deve. ırak. baht-mend (f. bakıyye'nin c. 3) göz damarı]. gümrük. bâis-i hüzn üzüntü. İran'da meşhur bir kabîle. (bkz: bâc). (bkz: buhûr-dân).i.i. (bkz.s. gümrükçü. Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam.) 1. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş.) husûsiyle.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. teyel.s. ziyâde sıcaklık.s. en çok.i.s. bostan kuyusu.a.i. kutlu.b. hâli perişan. esasını bulan. oyulgalama.) haraççı. bahye (f. îcâbettiren.) içinde tütsü yakılan kap. açılmamış sert. tutam. bâj (f. bukur.) 1. can sıkma.i. tütsü. belâ.i. bâin (a. 2.) vergi ve gümrük sandığı. bakar. bâj-bân f.s. bâis (a.i. (bkz: beyûn).i. bâk (f. sıkıntı sebebi. (bkz.) haraç. baîr (a. bakariyye (a.b. mutlu.b. bâis-i meserret sevince sebebolan. muz. bakla. bâis-i beka devamlılık sebebi.i.s.) korku. terzi.i.) bot. 2. bâ-husûs (f.i.s.) bahtlı. baîd-i lâzım muz. bakayâ (a. laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot.i.s.b. 2) arslan. (bkz: havf).) çok sıcak. musîbet. baîd-ül-ihtimâl ihtimâlden uzak. felâket. bakara (a. 2. baht-ver (f. bahtiyârî (f-i-) ' bahtiyarlık.i.b. bâika (a. talihli.' bâka (a.) dikişçi.b. talihli. 3.c.b.h.) bahtlı. günlük.) dikişli. Güneydoğu Anadolu.b. bevâik) belâ.) dibi geniş kuyu. bahûr-i Meryem (a. 3. bahz (a.i. Hayvânât-ı bakariyye sığır cinsinden olan hayvanlar. deste. mutluluk.b. onlarla ilgili. bâhûr (a. put. bâis-i bâdî aslını.b. bahtlı. yer. misk.) ödağacı. bâj-dân (f. bâkıa (a. baîm (a. bâkılâ (a. sakalından tutup çekme. bahûr-dân (a.) şaşkın. talihli.bir adamı çenesinden. bâis-i feryâd şikâyet.i.f. bahye-zen (f.) dikiş. sızlanma sebebi. bu-kar. bâyir).bu'd'dan) uzak. hele. bahtiyar-casına.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur.i.) bahtlı. sebebolan.i.c. . bahûr-dânî resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (bkz: dâhiye). 2. sıkıntı olma.

b. geri kalan. zararı ayıramayan sersem. bâkîde (f. bakl.) legümin. babasının adı Mehmed'dir.) bot. İstanbul'da doğmuştur. bakla-yı hamka. i. Bakkaliyye (a. (bkz: bakliyyât). bâkî (a. iyi iş. meç. 2. 2. bâkûret-ül-hayât gençlik.i. sığır sürüsü. bükül) 1.) 1. turfanda [yemiş].bâkıyât (a.c. câvidânî. alttaraf. daimî. bâkûre (a.) bot.i.) 1. 4.i.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur. bâkî (a. Güneş tanrısı.) evvel yetişen. kankocadan her biri.) 1. tahtabiti.s. semizotu bakla-yı beyyine semizotu. bakliyye (a.i. Bâkî (a. bakkal (a. sarı. i. (bkz. üst. sivrisinek. (bkz: bâkend). bakî ' bâkîye (a.) kızoğlan kız. 4. hayırsever. bakla (a. bevâki) 1.i. sebzeci. zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. 3. bakkal-hâne (a. bakıyyevî sahrâ jeol. 2. beka'dan c. bakıyye-i medeniyyet medeniyeti. faydayı. 1527 .s. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. kızoğlan kızlar. artan. Bâkure ("ku" uzun okunur. ("bakî" nin müen.i. iri taneli malûm sebze.) bakkal dükkânı. kırmızı boya ağacı.i.ö.) 1. kanat. dindar kimse. ba'l (a. büyük bakkal dükkânı. (bkz: cenah). bükâ'dan) ağlayan. yukarı. bakıyyet-ullâh tas. bakıyyevî (a. bâkirân (a.) sürüp giden şeyler. roche detritique. uygarlığı andıran kalıntı. bakirin c.h. şeker. 2. bâkir (a. yakut [kırmızı.). Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir.i. bakıyye-i bükâ' ağlamaktan kalan eser. artan. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. 3. bakıyyet-üs-seyf kılıç artığı. budala.i. sermedî). bakiye (a. Güşâde-bâl kanadı açmış. s. arta kalanlar. kol. eflâtun renklerindedir].s. . bakliyye).) ağlayan kadın.) 1. zf. bâkire (a. bâkirân-ı behişt cennet hurileri. pirinç.zf. baklîn (a.].) eldeğnıemiş. bundan başka.f. bâkıyât-ı sâlihât sevabı sürüp giden şeyler. 2. s. 3. (bkz: gir-yân). sığırtmaç.) 1. lâyemût. bâl (f. fazla. artık. muz.i. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri.s.i.s.b. bakıyyet-üs-selef eskiye bağlı. (d.].) sığır çobanı. 2. (bkz. bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir. bekaya) 1.) ağlayarak. işlenmemiş [toprak. o. i. 2. bakiye ile ilgili. baklagiller. 2. (bkz: bekkem). yeşillik.) 1.) 1. bakıyyet-üs-süyûf kılıçtan kurtulanlar. bakıyye-i matlûb alınacak paranın geri kalan kısmı. (bkz. geri kalan. bakliyyât (a. bakka (a.s. orman v. yeşil kabuklu.f. bakkam (a. Tanrı. i. 2. c. 2. kalıcı. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır. bakıyye (a. (bkz: câvid. bakî U). 2. peynir. artık. 1599). kırıntı külte. s. "câhiliyyet" zamanına ait bir put. baklagiller.i. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ. bakkala verilen ücret. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş.s. bakkar (a. bâkiyen (a. sebze.s. a. fr. bâkî'nin müen. Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. bâki'nin c. (bkz: dûşîze).) bakıyyeye ait.) bakireler. boypos.

bâlâ-kadd (f.) üstte. bâlâ-nişîn (f.s.b.i.) ziyadesiyle.i. gönül. yastık. varan. 2.) kanatlı.) 1.) uzun boylular.b.s. meç.) yüksekten uçan. 3.) uzun boylu. dan kuşu.) kiremit altına konulan ince tahta. bâlâ-bülendân (f. bâlû-hân (f. bâlâ-hâne (f.) üste giyilen şey.) uzun boylu. bâlîde). balgam üstün olan. bâlâterîn (f.b. boy. Fârig-ül-bâl kaygısız.) en yüksek. yürek.i. 2. şişiren. bâlâ-destî (f. padavra tahtası.s. eski. bâliş-çe (f. bâlâ-ter (f. (bkz. pardesü v. temiz.b. köhne.b. bol bol.i. bünyede.i. hatır.b. reşîd).) kanat açan. bâlzen (f. uzun boylu. bâlîde (f. Ferîh-ül-bâl gönlü rahat.) boy atmış.) 1. yekûn.s.) eli üstün. ana baba bir kardeş.) 1. bâlîn-i istirâhat dinlenme yastığı.) daha yüksek. bâlâ-pervâz-âne (f. bâlû (f.b. bâlâ-bülend'-in c.b. 2.) zevce. can besleyen. (bkz. galip. nakit .i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri. 2. Münkesir-ül-bâl gücenik. bâlâ-rev (f. yedek atı bâlâ-yı bülend uzun boy. bâlver (f. yüz yastığı.s. azat. Müşevveş-ül-bâl niyeti bozuk. erkeğin karısı. bâlâ keşîde (f.) 1.s. ferah ferah. palavra savurarak. 2. uçan. bâligân-mâ-belag (a. üst. bâliş (f. fr.s.i. bâlâ-pervâz (f. koltuğu.s.b. yukanda oturan.(bkz: bâlâ).) uzamış. 4.büluğ'dan) 1.i.s.s. siğil.) koca.) yüksekten giden. atıp tutarak. balgam (a. . bâlâ-dest f. uçabilen. soğuk mizaçlı. delikli taş. orak kuşu. pek yüksek. Ebniye-i bâliye köhne binalar.b. i. hizmetçi. bâliğ (a.) yüksekten konuşarak. zulüm. 2. tembel.s.s.b.b.zf. ba'le (a. [palto.s.i. bâlûğ (f. 2.s. bâliğ. 2. bâlâ-himmet (f. koltuk. erişmiş. meç. i.) "kanat vuran" uçan.s.b. belâlı') su dökecek çukur. 3. gibi]. bâlîn (f.) küçük yastık. 2. bâl (a. el üstünlüğü.s. bâlâ-bülend (f.b. bâlîn-perest (f.) 1.s. ' bâlvâne (f. dağ kırlangıcı. balgamî (a.i.s.b.s.) 1.' bâlûa (a. bâliş-i per kuştüyü yastık. 2. bâlâ-pûş (f. toplam.b. Hâlis-ül-bâl yüreği rahat.) kanadı kmk. şişirme. yastıkcık.i.i.bulûğa eren.c.s. tavan arası.s.b. büyümüş. i.a.i.b. bâlâ (f. yetişen. bir kadeh şarap. altın.a. boynuzdan yapılmış içki kadehi.i. gök ve yer. kalp.s. bâliş-i zer sırmalı yastık. Mâ-fi-l-bâl murat. yukarı. gelişmiş. bâlî (a. bâl-güşâ (f.b.) yastık. çatı. birader. yüce.b. uykucu.b.) 1. phlegme.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme. palavracı. bâlâ vü pest 1) üst-alt. meç.b. vâsıl olmuş.) 1.) 1.b. balgamla ilgili olan.b.) himmeti yüksek olan. balâr (f.s.. i. (bkz: bâlûde). 2.) büyümüş boy atmış. bâl-şikeste (f. bâlûde (f.s.) evin en üstü. bâliş-i çâr-mîn deriden yapılan yastık. galibiyet. bâlâ-hânî (f. Selîm-ül-bâl temiz yürekli. 4.zf. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. istek. son mertebeyi bulan.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren. yüksek.

i.. binâ'dan) bina eden.i. Şûle-bâr ışık saçan.s. açık. bârân (f. sabahleyin. hâtûn. bâm-ı refî'). bey söğüdü. borç. bâm teli sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. bâm-ı vesî geniş çatı. s.) 1. kanun. bâm-ı revâk-ı bedî' (bkz: bâm-ı bedî'.b. sorgun ağacı. 3.) . bâm-gâh (f. Âteş-bâr ateş yağdıran. bâng-i revârev israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. Mevsim-i bârân yağmur mevsimi. uzun. Bânû-yi Mısır Zelîha. [efsâneye göre. bâm-ı hadrâ (yeşil çatı) gökyüzü. yemiş. 3. Allah. bemm).) sabah. bâr-i istihfâf küçük görülme yükü. . (bkz. bârân-dîde (f. gök.) 1. Bağ-bân bağcı.e. seher vakti.) l . seher vaktinde. bâr-i dil gönül yükü.i.) 1. bânî (a. elem yükü. serpiştiren.s. seher vaktinde. -bân (f. bâr-i mihnet eziyet. meç.) kasık. yağmur saçan. (bkz: târe). 4.) dam. 2. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. çatı" gök.) . Eşk-bâr göz yaşı döken. 4.s.i. bânû-yî maşrık Güneş. keder. bânevâ (f. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. hanım. seher vakti. elem. yük. kuran. ünlü. bâng (f.b.) 1. birinci gök. 2. Hûn-bâr kan döken. bâr-i Hüdâ Tanrı. gelin.i. bâr-i intizâr bekleme yükü. bânûc (f.) görmüş geçirmiş. 5 . Her bâr her defa. bârânî (f. zengin. bang-i rihlet ölüm sesi. bâm-ı refi' (yüksek çatı) dokuzuncu gök. seher vakti. mal. serpen. bâr-i girân ağır yük. bârân-rîz (f. kerre. bamdâd.) 1. (bkz. bâmdâdân (f. bükre). bâm-ı çeşm gözkapağı [üstteki].) erken. haykırma.i. gam. kurucu. bâr-i keder keder yükü. müsâade. kubbe. yapan.i. 2. bâm-gâh). tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. bân (a. bâm-ı bedî dokuzuncu gök.ci. sık ve kaba sakal.i.i.) . gür sakallı. bâm-ı nühüm meç. ses. döken.i. kadın. 2. yağmurla ilgili.) salıncak. bâm-geh (f. Tanrı. meşhur. seda.) 1. 2. bâm-zemâne "zamane çatısı" en aşağı dünyâ. -bâr (f. sevgilinin boyu.e. 3.) yağdıran. yağmurluk. Nigeh-bân gözcü. bâme (f. defa. bânû (f. Pâs-bân bekçi.s. izin.) 1.i. (bkz. mülk sahibi. mey-va. bâng-i nemâz ezan. bâmdâdî (f. bu göğe çıkarılmış]. Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. yağmur döken. bân (f. yağmurdan koruyan.) yağmur. satıh. kaygı. bâr (f. Gürk-i bârân-dîde eski kurt. tasa.i. saçan. ve zf. 2) gök. 2. bâne (f. 2.s. 2... dokuzuncu felek. bâm-ı bülend 1) yüksek çatı. tan yeri.b. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. çatı. serpen.bâm (f. bâm-ı ferâh "geniş. dam. zf. Isa.i. 2.i. bâm-ı Mesîh "Mesih'in göğü" dördüncü gök.) 1.

b. yemişli [ağaç]. hayırlı ve bereketli olsun! bârende (f.) mübarek ola.c. bârik-ter (f. bârid (a.) soğukça. 2. bâriyâ' (a.s. bâr-gâh-ı kibriyâ Tanrı huzuru. 2.c. kale.i. Allah. meydanda.) yemiş veren.) yaratan. 2. (bkz: bâriyâ.) barut. dakik. 3. inceleyen.s. Tavr-ı bârid soğuk. yüklenmiş. bârûd-hâne (f. zahir). girilebilecek yer. berd'den. bârîk (f. 2. yüksek divan. bârîsiyye () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum.) 1. sabırlı. dünkü gün. Bâr-Hüdâ (f. bâr-nâme (f. odacı. bâr-dân (f. bârik-bîn (f. yolcu eşyası indirilecek yer.b. feres). bâriyye).s.s. bâriyy). yüklü. bâriz (a. üstün.b. bevârî) hasır.b. bârika-nümâ (a.f. bürûz'dan) aşikar. Bârika-yı Zafer Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. Fikr-i bârîk ince düşünce.i.i.) yük tartan. barut imal edilen fabrika veya atölye.s. bârhâ (f. 3.b.i. bâridâne (a. beygir.) 1. Allah mübarek etsin!. bevârik) .s.i. bârih (a. bâria (a. (bkz: esb.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (bkz: halik). bârrî (a. bârika (a.n.) renkli.b. bâr-mend (f. dünkü gece.) Allah. bârik (a. bâr-senc (f.f. dirhem. (bkz: bâr-ver]. hâsılı. Feyz-i bârî Tanrının feyzi. yüklük.) yağdıran. bir kere.h.s. bâr-hâne (f.) kale duvarı.c.b. Avn-i bârî Tanrının yardımı.) l yağmur. 2. sur.i.s.) parlak. bevârî) hasır. .i.b. bâr-dâr (f.b.s. hisar burcu. bâriyye (a.i.s.i. bâriha (a.) ince gören.i. 2. defa.i.i. yük taşıyan.s. 2.i.) yük taşıyan. (bkz: bâriyy. at. (bkz: târe). bârika-yi hakîkat hakîkat ışığı.) 1.baras (a. yük pusulası. bâr-gîr (f.b. hülâsa. sabırlı. 2. yıldırım parıltısı.) 1. 2.s. siper. hamal. hüveydâ. gebe. bâr-geh (f.) hiç olmazsa.) bot.i.zf. açık. bevârî) hasır.zf. bâr-berdâr (f.) pek ince. Bârî (a.) l.b. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr.i. yük tutan. (bkz: bârû). evvelki günün gecesi. itüzümü. 2.) 1. güzel.s. bârî (f.i.s.b. 4. mey vali.c.) nâzik. bâriyye).b. iyi netice veren. bârek-Allah (a.i. meyva veren. yük kaldıran. barut konulan ve saklanan yer. 2. bir şeyi iyice gözden geçiren. bâr-ver (f. zülf. bevârid) soğuk.s.b. sık sık. i. bâr-keş (f. bâriş (f. sağanak.i. at. bâ-reng (f. bari'.b. Cenabı Hak.) 1. (bkz: bâriyâ.i. sığınak. bârûd (f. ince. soğuk-çasına. bârû (f. (bkz: mütebâriz. bârec (f. i.) l. Tanrı. bâr-gâh. tahammüllü. yük kaldıran. bâr-âver.i. bâre (f.c. berâat'ten) mükemmel. yaratıcı.b.i.e. c. (bkz: bâr).) zaman zaman. tahammüllü. hamal. bârûd-i siyâh güherçileden işlenen barut. bâr-ber (f.b.h. yağdırıcı.b. kez.h.i. bâriyy (a.i. çirkin davranış. çadır.) girmek için izin almak lâzım gelen.) parıldayan. Mâ-yi bârid soğuk su.) yük kabı [yol için].i. defalarca. şimşek. Bârî-Teâlâ (a. faydalı.) I.) 1.) ince kumaştan örülen hasır.) eşya. (bkz: baran).

) soğan çeşidi. i. görüş. basîle (a.i. düz. 3.) doğrulukla.s. meç. bâ-sâmân (f. Kuvvet-i basar gözün iyi görmesi. basal (a. istanbul'da İ 869. sezene yakışacak surette. soğan ve benzeri gibi kökler.tenseur.i. güleç. bâsıt (a. bâsita (a. cadran solaire. bessâm). bast'dan) 1.) önden görene.b. 3. menfaat. bâsika (a.zf.b. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. basî (a. fayda. yalın. basar'dan) gören. yaygın. anat. görmek kuvveti ve hassası. göz. bâsıt-ür-rızk Allah.i. (bkz: bâr-mend). basîret-kârâne (a. basîret-kâr a f h ç) . (bkz: asan. bâsıra (a. basîret-i kalb gönül uyanıklığı.) 1. aruz vezinlerinden biri.s.i. basar-ül-hakk Tann'nın algılayıcı gözü.i. engelsiz. 2. bâ-savâb (a. bâsia (a. ba's (a. görme.1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". serd). 2. Hadîd-ül-basar gözü keskin. yemişi olan. derin görüş. fr. iki gözle görme. basîte (a.zf. 2. geniş. basîret'in c. fr. fr. arz. bâsim (a. 4.) biy. basala (a. bast'dan) 1. vision binoculaire. kahraman.) 1. basar'dan) görüşle ilgili olan. güleryüzlü. diriltme.) hek.bârûdî (f.) 1. yayvan.s. 3. 2.s. basar-ı ayneynî psik.) önden görmeklik.) bot. açık. dalkavukların nefret edilecek hâli. kuyruğunu sallayıp sokulması. soğan. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. açma.s. inceden inceye etraflı. 2.i. 4.i. önden gören.c. ba's-ü ba'd-el-mevt öldükten sonra dirilme. ebsâr) 1. basît-ül-vech güleryüzlü. aruz).i. çift görme. bâsıt-ül-keff (avuç açan) dilenci. seziş.i.) 1. deliller. 2. basbasa (a. sâde.i. bir uzvu uzatıp açan [adalel. yayıcı.s.s. göz. yayan. gönderme. (bkz. bâsıta (a.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. basar-ı müzdevic hek. basar'dan) görüp.i. bâsire (f.) 1. 2. 6.) 1. düzenli. 2. 3. 5.i. i.i. bâr-ver (f. anlayan. (bkz: ityân. cömert. açan. sehl).s. neşeli. fena. kötü söz. . şen adam.) 1.) ekin.c. ba's-i emvât ölülerin dirilmesi. yiğit. sert.i. güneş saati. busu') ter.i. görücü. kolay. 2.) koyu gri. bâsil (a. yemişli. ibretler. sâde.) eli açık. basîret (a.i. zengin.) bot. arızasız. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. yeniden dirilme. basar (a. düz yer. basâret göz açıklığı.i.) uzak yer. basiretli. uzun uzadıya anlatma. basala-i sîsâiyye anat. (bkz. düzgün. bâsır (a. bast (a. cesur kimse.s. gönderilme. haram şey.) ibretli görünüşler. sezişli.s. köpeğin yaltaklanması.i. basît (a. iki gözle birden görme. basar'dan) 1. önden görüş. peygamberlik. basîret-kârî (a. varlıklı. çirkin kimse. cömert [adam]. bâsik (a. bâsia-i mahbûbe sevgilinin kırmızı dudağı. 2. (bkz: ayn.) çok kırmızı olan dudak. yayma. basarî (a. basît-ül-yed eliaçık. basîta-i şemsiyye astr. besm'den) güler yüzlü. doğruca. şen. döşeme minder.) 1. basâir (a. 2.b. görme.f.s. çeşm). basaliyye (a.i. basîr (a.

kibirlenme 3. kahramanlık. büyük kannhhk.s. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil.i.i.s. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Gah bâşed. uğursuz.n. bâşâme. (bkz.) 1. bast-ı dâ'vâ dâva açma. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. ağır davranma.) 1.i. çakıl taşlı büyük dere. 2.i. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. haksızlık etme.i. baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma. baş parçası.) olur.) 1. dağ arasındaki dere.) basurla ilgili.f. şom. bâtere (f. örtü gibi şeyleri sermek. hek.i.) olsun. boynuz. tas. bâş (f.) patrikler.i. ortaya koyma.) 1. eski. kilim. avarelik. bast-ı cevâb karşılık verme. cesaret. bevâsîr) .) kadınların örtündükleri yaşmak. 2. müjdeci. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur].i.b. bâzgûn. h. ağırlık. geçmiş zaman.) tef. ola. bâşir (a.c. i. yerine getirme.s. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. bast-ı yed el uzatma.) 1. (bkz: dâire).). başaşağı.i. vâjgûne). mat. bâşed (f. 2. bâşe (f. ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir].) zool. tülbent. fr. çok sevinme. 3.) târih.bar gibi maddelerden yapılır. kâh olmaz. kazın suya dalışı. bâzgûne. 2. 4. bâstân-i bîbaka sonsuz târih. bâstân (f. ney. bâstân-şinâs (f.) 1. bâşûme (f. nısfiye ve girift'lerde. kurb ve ünsü kabule işarettir. rica hâli. batâlet (a. 2. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını. gâh ne-bâşed kâh olur. kehli. bir cins küçük atmaca.) 1.i. üzerine alma.i. batarika (a.b. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. [fagot. Lütuf ve rahmeti. bathâ' (a. 2.bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. 2. kazın ötmesi. mazi. 2.s.c.) 1. vâjgûn. Onun her şeyde tesîri olur. çok yiyicilik.) yavaşlık. bâşeng (f. bitâh) 1. . i.i. mayasıl. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. namaz bezi. [Kabule. bâşâm (f. bast-ı makal söz açma.e. 2. bâsûrî (a.i.) perde. geçmiş. batânet (a. bat (a. ola. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki.i. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar.i. 3. rahmete. batrik'in c. örtü. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. bâş-pâre (t. 2. muz. Batâlese (a. bâsûr (a. bâşak (a. güler. mutlu. açıklama.i. hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. bürümcük.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. batar (a. bast-ı bisât halı. batâet (a. kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. batbata (a.s. abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. batt). bâşgûn. Bu. (bkz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. başörtüsü. kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme. oburluk.i. işsizlik. [mukabili kabz'dır].) 1. hemorro'ides.c. dünyâ. mesut.) atmaca [kuş]. ters. bâşgûne (f. târih. 2.

sağlam. 2.) keskin.i. bâtınî (a. lâzım. butun. S. (bkz: batın).a. bevâtın) 1.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim.s. pek büyük. ebtân) 1. bevâtir) keskin kılıç. batş'dan) sertlikle. şiddetle hareket eden. sen. satıcı.s. bâtir (f. bâtir (a. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü.i. 2. 6. içteki.i.) zarurî. sindirimi ağır. 2.) l. büyük karınlı. vehm.) bekçi. 4.c. batt (a.) karına mensup.s. s. bâtıye (a. bütün).c.s.s. (bkz: beyâtî).s.) sürülmemiş. bâyeste (f.) dahilî. batâyih) sazlı. işe yaramaz.) zengin [adam]. yalan. (bkz: maa-hazâ). hayâl.s.s. bâyir (a. batî (a. bâtıl i'tikad boş inanç. içyüzünde. tasdik. bâyi (a. batâet'den) yavaş.) nalbant. beyhude. bâtıniyye (a. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler.b.) keskin [kılıç]. iç yüz. batnen ba'de batnın soydan soya. 3. soy. 4.) 1.s. ham toprak. batş (-i-) zor veşiddetle yakalayış. sertlikle tutuş. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir]. iç. gerekli. bâyiiyye (a. batîş (a. batnî (a. böbürlene böbürlene .i.) içki sürahisi.i. Tanrı. Hasan Sabbah'ın tarikatı.i. bâyin (a.i. karınla ilgili.i.) dâhilen.i. bey'den) satan.s. bâtın (a. (a.s.i. bauz (a. yavaş olan. batâlet'den) 1. baykar (a. 2. batî-ül-hazm hazmı güç.) lüzumlu. kuşaktan kuşağa. batn-ı kebîr büyük karın.) böyle iken. batîha (a.s.s. yumurtlayıcı. mahvolma. kaz şeklindeki sürahi.) sivrisinek. su kabı. inanma. bayâtî (f. karın. bâyiste-i hestî Cenâbı Hak. baykara (a. bâver (f. bâyız (a. bez ve kumaş dokuyan. cesur. batîr (a. Talâk-ı bayin boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. bâ-vücûd-ki (f. Havâss-ı bâtına fels.c. (bkz: batn).) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın.) çulha. ebtine) çukur. ayırıcı. içyüzdeki. ebtân.s. batın (a.i.) turna kuşu. (bkz: bürrân). koruyucu.zf.i. gizli. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili]. içinden olarak. batîn (a. hantal.i. kuytu yer.i.Mek-ke-i Mükerreme. uzak yer. battâniyye (a.b. açılmamış. Baûza. ilâhî sırra ermiş bulunanlar.s. katı. batî-ül-mizâc tabiatı.i. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. batî-ül-hareke hareketi.i. görünmeyen nesne.i. nesilden nesile. bâtınen (a. (bkz: tîg-i bürrân).i. işsiz.s. hafıza.i. çürük. helak olma. bâtire (a.) 1. battâliyye (a. davranışı ağır. bâtıl (a.) 1. gerekli. 2. Batîh (a. nesil. beyzâ'dan) yumurtlayan. ağır hareketli. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. bay-gân (f. 3. 2. batn (a. huyu ağır.s.i. butlân'dan) boş. kamışlı dere. 2.) muz. battâl (a. kaz.c. pek doğru.c. Ehl-i bâtın sofiler. bâyiste (f. beyn'den) aralayıcı. bâtik (a.c. "hissi müşterek. bununla beraber. kahraman.

) 1. çengilik. bâzergânî (f.i. s.s.i. pazar. pazar yeri.s. bir kısım. bâzî (a. ayırma. yine. parçası. . bâz (a.) doğancı. doğan [kuş]. bâzende (f.zf.) bayrak. 7. 2. dilcik. dedikoducu. bâz-dâr (f.) küçük doğan [kuş].i. pazarda alınıp satılan. eken. bayzar (a. bâzbe-hazîne (f.a.i. köçek. 2.) geveze. dansöz. 5.i. rahmin başlangıcındaki et parçası.i. (bkz: alem). (bkz: alem-dâr.i. "baytariyye"].s.i. eğlence yeri. (bkz. yüksek. s. kuşçu.) köçeklik.b. kuşçu. fark etme.i.i. rakseden.salınarak yürüme. ara-sıra. bâzgûne 1. bâz-ül-Eşheb Hz.b.s. beğenmeyen.i. bâşgûne).b. 2. avcı.s.i. bâzergân (f. bâzî-gûş (f. karış.b. ağzıbozuk. derisi kesilmek üzere olan yara.) 1.i. bir takım. baytara (a. 3. bâzgûn.b. s. bâzâr-gâh (f. 2.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. veteriner.s.) vakit vakit. Âteş-bâz ateşle oynayan.) tüccarlık. [diğerleri hoş derdem. tekrar. açık. oyunculuk.zf. ters.) 1. ekici.s. bâzî (f. bezirgan. kuşçubaşı. Bayrâmiyye (o. 8.) hayvan hekimi. bâzî-hâne (f. başaşağı.i. 4. yan taraf.b.) 1. geri.) 1. bâz-bân (f-b. 6. bâz (f.zf.) yüce. 12. sövme. oyun.) geri dönme. anlayışlı. eğlence. eğlence. bezl'den) bol bol veren. veterinerlikle ilgili. geri.b. boşboğaz. şehbaz. bir kulaç boyu.) şen. gerileme.s. bayrak-dâr (f.i. 3. bâzık (a. Kumar-bâz kumar oynayan. tacir. 3.) doğancı.s.b. istihfaf eden. bâzî-gede oyun yeri. 3. 2. sövüp sayma.) pazar yeri. eğlence bâzî-ger (f. sel uğrağı. kimi.) oyun yeri.b. (bkz: bazr).) bayrak taşıyan. oynayan.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. 2. lâtîfeci kimse. malı çok olma. bâzgüşâ (f. bir miktar. bir kısmı. ba'z (a.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler. Cân-bâz canı ile oynayan.s.b. fr.s. bir kaç. ba'zı (a. yüksek dağlar. bâzîçe 1. baytâr (a.b. geveze. 3.) oyun. 13. oynayıcı. bâzâr-ı Ukâz (bkz: sûk-ı Ukâz). ba'zân (a. çöküş. eğlence yeri. hayvan hekimliği. tekrar.) pazarla ilgili. uğursuz.) zekî.) baytarlık. bâz-hâne (f. Cibâl-i bâzıha yüce. bâzende-zebân (f. pişmanlık. gerisin geriye. bâyî-gâh (f. 11. küfürbaz. 2.) baytarlıkla.i.) 1. dönük. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. baytarî (a. bâz-geşt (f.i. bâzâr (f.bi) oyun. haraç.i.i.) hek.i. bayrak (f. asrın sonlanyla XV.) birazı. sancak. bâzî-gerî (f. çarşı. pazar. Şâhid-i bâzâr zayıf ahlâklı kadın. bâzârî (f.s. çengi.) insandaki ayırdetme kuvveti. dağıtan. kumarcı. bâzâr-ı âlem bütün çarşı.) 1. oyuncak. bâzek (f. Ser-bâz başı açık.i.b. bâzıh (a. alışveriş.i. bâzir (a. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. canbaz.) Nakşî tâbirlerin-dendir. 2. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad. 2. bâz-keşt (f.) oynayan. yeniden.) oyun oynayan. şom. 2.b. iniş. bâzıa (a. 9.b. oynatıcı. [müen. şahin.b.) bir şeyin küçük kısmı. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi. acrobate.i. çarşı. bâzil (a. 10. şarap. sancak-dâr).

be-kavl-i şârî' huk.) 1.s. 2. beççe-i nev yeni doğmuş çocuk veya hayvan.) 1. meç. becce-i kûy (bkz: veled-i gayr-i meşru). yâdkird. bebbân (a. be-gâyet çok aşın. karşılıklı yer değiştirme. . nigâh-daşt. 2. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. itibarlı.) "uzun kollu" 1. beçe-i hûrşîd (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. papağanlık. arpacık [çıban]. iftira.) 1. bebr. ciddî. fr. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler].b.i. kediye benzer. yol.b. i.nazar ber kadem. becbece (a. vukuf-ı adedî. becidd (f. bec (f.s. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden. avurt. bebân. 2. beçe-i hor (bkz: beçe-i hurşîd). be-hem-zede (bkz: behem-zede). becrâ' (a. becâ' (a. 2. 3.) birçok.s. şaşma.) eski kitaplara göre. beçe (f. cidden.zf. 2. gerçekten.i.) 1. geyik. bebbân-ı şübbân gençlerin tarzı.i.) 1.i. su ve şarap sızıntısı. kanunu koyana göre.c. becel (a. güç. bece (a. becîr (a. 3. bebgaiyye (a. dilcik. kabiliyetsiz. 2. gündüz. kuvvet ve istidat. tekrar. halvet der encümen. (bkz: pebga). bebir (f. psittacisme.b. be-hükm-i kader kaderin hükmüyle. yâd-dâşt.i. kelimelere -e hâlini verir. bâzû (f. yolu. papağan. be-hod kendi başına. [eski lûgat çiler. arslanın bile korktuğu. dest-be-dest elele. zâlim. beççe. becâ-nâ-becâ yerli ve yersiz. 2. geri kalmış.) tarz. üstü yol yol tüylü. pazı.) kolbağı.i. yüksek [yer.i. becîl (a. uygun ve uygunsuz. yeniden.) dudu. 4) ateş. -e kadar mânâsını verir Tâ-besabâh sabaha kadar. hokkabazlık. yalnız.b.i. bâzû-dirâz (f. becâ (f.i. beçegân) insan veya hayvan yavrusu.) yerinde.) fels.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. bâz-nâme (f. son derece. muhterem kimse. 2.s. be-ceyb yakaya doğru.) 1. gerçek. yalan. gösterişli.i. uygun. büyük. bazr (a. pazvant (pazıbent).s. sefer der vatan.) 1. karaca.) kuşçuluk. be-dûş omuzda. ağzın içi. geniş. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. kulampara. azgın bir canavarmış.) 1.i. 2) Ay.) kadınk nişânesindeki fazla et. beçe-bâz (f.zf.s. vukuf-ı kalbî'dir].i. müdahaleci. şişman. yürüyüşü. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. gayet büyük. sözü geçer. be-hükm-i li-llâh Allah'ın hükmünce.i. bâz-pes (f.b. 2. vu-kuf-ı zamânî.) değişme. (bkz: bühtan).s. bâzmânde (f. tepe]. göbeği çıkık [kadın]. be hakkı Hudâ Allah hakkı için. -be (f.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. tuhaflık. Ayn-i becâ' geniş. durmuş.i. üslûp. bâzû-bend (f. 2. be-der dışarı. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı.) sivilce. iyi ve kötü.i. becâyiş (f. bol. be-hakkı hakkı için. iri göz. 5) yakut. z f. kafasız. 2. bebga (a. geri. 4.e. beçe-i tâvus-ı ulvî (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. nüfuzlu. be-hükm-i kadî kadı kararıyla.) 1.) 1. beçe-i hûnîn (kanlı yavru) acı gözyaşları.

s. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra.a. pay.b.) işi ve hareketi fena olan.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse].b. talihi kötü olan [kimse].) mübadele. bed (f. fenalık öğreten. semizlik Bedâvet (a.) güzellik tanıyan. bed-âyin (f. kötümserce. başlayış. (bkz: bedâyi'-âşinâ) bedâyi'-perver (a. çocuğu. kötü bir şekilde başlanmış. bed-bîn (f.) güzel sözler. fırka. bed-bînâne (f.s.b. yenilik. bedâat (a. i.s.) hiçbir şeyi beğenmeyen.) Bedahşan yakutu.) bedeviler. bidâa'nın c. ilkönce. değişme. fr. talihsiz.s.i. bed-çeşm (f. fenalık öğrenmiş.i.) rahim. kara bahtlı. göçebeler. bedâih (a. f. bedâyi' (a. küçük silâh.i. şekil. bedân (f.b.) 1. bedâyi-i âşinâ (a. güzellikten anlayan.s.s. bed-bînî (f. bed-çehre (f.i. bed-çihre). trampa. bedîh'in c. bed-asl (f.) hâin. bed-âmûz (f.f.) güzelligi takdir eden.) fena sesli. göçebelik. bedâyi'-pesend (a.).i.s. bedân) 1. z f. bedâheten (a.) başlama. bi-1-bedâhe). çirkinler.b. gebe.f. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme.s.i.i.i.) bahtsız. bedâyi'-i ma'neviyye ed. bed'-i besmele tar.i. 2. fr. bedevî'nin c.s.) huyu. kokan. i. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.) fena görürlük. bed-bû (f. düşünmeksizin.) yavrular.b. bed-âgaz (f. yaramazlar.b. f. her şeyi fena gören adama yakışacak surette.b.b.s.b.i.s. 2.s.i. bed-ahd (f. bed-bûd (f.a.s.a.b. değiştirme. korkak.i.) sermâyeler.b. bedâyî'-i lâfzıyye ed.s. bed-amel (f. dölyatağı. çöl.) takat.zf.b. bedde (a. bedâyi' (a. mant.s. çirkin. bed-âhû (f. bedâd (a. 2. güç.s. 2.f. göreneği ve âyini kötü olan. . ansızın. derman. bed'in c. yürüklük. (bkz: bedûat). bahtı kara.) başlangıcı kötü. hâmile. 2.) ahdinde durmayan.beçedân (f. (bkz: bidde). bed-bûk (f. bed-ahlâk (f. bedî'.b. evidence. Bedânet (a. güzellik. nasip.) bedülik. cinsi bozuk.) soyu kötü. beçe-dâr (f. mânâ güzellikleri.b. 2.) 1.s.b. hasetçi.) başlangıçta. bedâyi'-şinâs (a.) yıldızı. (bkz. bed-baht (f. apaçıklık.s. fenalar. savaşacak akran.) bir çeşit kesici âlet. bedâyi'-i âsâr eserlerin güzelleri.zf.b. kötümser. (bkz.i.) eşi ve benzeri olmayan güzel.zf.b.s. sanatçı.i. kötümserlik.a. bedevîlik.) nazarı değen. bedâhe. semiz olma. çocuklar. fena.b. yaramaz. bedâl (a.) 1.s. bed-ahter (f.b. 2 .b.) fena yapılı. beççe ve beçe'nin c. anamallar. bedâvî (a.) yağlı. 3.a. çölde yaşayanlar.) bakkal.i. beçe-gân (f. Bedahş (f. bedahş-i muzâb şarap.).) fena kokulu.i. bed-cins f a h y) . bed-çihre (f.) 1. pessimiste. beddâl (a.s.) çirkin yüzlü. beçegân-ı dîde gözyaşları. mükemmel ve yeni şeyler. vefasız. bedâih-ül-ukul akıllıca söylenen sözler. kelime güzellikleri.)sanatkâr.s. beçek (f.s. "fena" mânâsına c. ilkin. kötülük.) birdenbire.s.s.) 1. bed (a.s.i. karakteri bozuk.) geleneği.) fena gören.b. 3.b. aslı fena bed-âvâz (f. yavrusu olan.) 1. onunla bed'an (a. bedâhet (a.b. bedîa'nın c. hisse.

) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı.m.) nezaketsiz.b.s. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. göçebe. bed-endîş (f.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.i.) yaptığı işler kötü olan. bedel-i rakabe huk. ten. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey.) kaprisli. şahsen.s.bed-dil (f. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.i. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir.) yerine. bed-gevher (f. vücutla ilgili. bedel (a.i. bed'etmek (a.i.) bedevîlik. bedel-i tımâr tar. kapıya çıkma. mukabilinde.zf.b. bed'en (a.i. bedene (a. bedelen (a. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. be-der (f. karşılığında. terbiyesiz. .) âkibeti. (bkz: ivaz).a. göçebelik.) 1. mayası bozuk. bedevîyâne (a. bedeviyyet (a.) başlangıç.) bedene mensup. bedel-i öşr ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para. bedel mâ-yetehallel vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.s. Bedevî (a.b. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. bed'eten (a. vücutça. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.b.b. çölde yaşayan. Terbiye-i bedeniyye beden-kâr (a. bed-encâm (f. bed-dua (f.b. bedeniyye (a. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden. Buğdan beyleriyle Dobra.zf. tımar sahiplerinin haklarını.) inkisar. budun) kurbanlık deve. bedenî. cisim.i.c. karşı.) çölde yaşayanlara uygun bir surette. bedel-i zeâmet tar. bed-fermâ (f.). 2. bedelât) 1.f.zf.zf.b.i. askere gitmemek için verilen para.) 1. korkak.s.b. sonu kötü.b. bedel-i cizye tar.s.c.) cevheri fena. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. onun babası Seyyit Mehmed.) l. karşılık. sonu fena. bedel-i nakdî aşk. beden ile.s. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. ( bed-dimağ (f.) biçimsiz.a. vücut.kaba [kimse].) yüreksiz.c. yâni emsaline uygun peşin para.s. 2.i.) ilk başta.i. [büyük memurlar giyerdi].a. [büyük memurlar giyerdi]. bedel-i askerî askerlik bedeli. bedestân (f.b.) dışarı. bed'an).s. 2. bed-edâ (f. inatçı.s.b.) başlamak. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. çarpık.f.zf.b.i. bed-fercâm (f.a.s.) samur kaplı bir nevi ceket. ilenç. bedenen (a. tar.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat. Seyyit Ali'nin oğludur.i.i.) '. (bkz: be-ziztân).b.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. (bkz.t.a. be-dergâh (f.s. kambur.) kötülük düşünen. Has yerine hazîneden verilen para. bedel-i misl huk. bedel-i hâss tar. bed-fiâl (f. 2. bedevî (a.i. bed'et (a. 3. beden-nûr (a.b. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime. beden (a. bed-endâm (f. zeamet. ebdân) gövde.b.

kademsiz. çöl adamı. bedr (a. bed-hâhâne (f. eşsiz ve görülüp işitilmemiş.) her işin fenalığını isteyen.a.i. bed-nâm (f.) yaşayışı davranışı iyi olmayan. i. sözünün eri olmayan.) estetik.s. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak. sarhoşluğu kötü. bed-gümân (f.) bedîhî olma.s.i. açık. soysuz. 2.a. bed-hisâl (f. kötü sarhoşluk. bedi' (a.s. soysuz. 3.) 1. bedîhiyyât bedîhî'nin c.) andında. bed-legâm (f. bed-gû (f. dedikoducu.a. 2.s.b. kötü huy.) bedmestlik.s.s. yeni. bed-meniş (f. bed-nesl (f.s.s. soyu bozuk. birdenbire söylenen güzel söz.) 1. delilsiz.s.) işi. bed-güher [gevher] (f. güçbeğenir. garip. dolunay. (bkz. bayağı [kimse].s.b.) kötü adlı. söylemeye alışık bulunan kimse. âşkâr.) 1. bedîd. fena sarhoş. güzel söz söyleyen.) aleyhte bulunan münafık. (bkz. gün gibi aşikâr hakikat.) soysuz. kötü huylu. insaniyetsiz.) soysuz.) kötü yüzlü.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. bedîa-i hayâliyye ülkü. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan. bedîl (a.) 1. i. bedîhiyyet (a.b. 2. hareketi kötü. kötü olan. kötülüğü beğenen. meydanda. rezil. sözünde durmayan.s. başlangıç. sütü bozuk. 2.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler.s.b.b. açık olma.b.a.b. tabiatı fena. bed-mest (f. bir şeyin karşılığı. . i.b.) rezil. besbeüilik.i. bedîhî (a.) "gem almaz. bedîa (a. çirkin suratlı. akla kendiliğinden gelen. bed-hu[y] (f.s.).b. 2.b. bed-mâye (f. i.) her şeyden şüphe eden. aslı bozuk. bedr-i kâmil ayın ondördüncü gecesi.) kötü huylu.s.b. kötülüğü metheden. 2.s. huysuz. bed-nihâd (f.b.b. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. bed-nijad (f. söz dinlemeyen "kimse. işi.) hâli kötü. mayası bozuk. bed-maâş (f. bedîiyyât (a. bediî (a. 2. bed-mestî (f. bed-peymân (f. bedr-i bülend ayın ondördü.b. güzel.b.s. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. bed-kâr).c. 2.i.b. bedîî kırâat ed.) iyilik etmeyen. müşkülpesent. ilm-i bedâyi').) ayağı uğursuz.a.b.s.) 1. Bedr (a.) kötülük. bed-pesend (f. bed-mihr (f.s.) güzellik yeri.) 1. açık olan. bedîa-zâr (a.i. fena tanınmış. bedîhe-gû (f.s.b. görünür.) bedîhe.b.) Hz.b.s.s.bed-girdâr (f.s. besbelli. i. (bkz: ivaz). kendini bilmeyecek derecede sarhoş. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. estetik. bedîhe (a. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. ed. huylan kötü.s. bedâyi') 1. güzellik.c.f.zf.) meşhur.b.b. bed-hâl (f.s.b. kadın adı. 2.b. bed-kadem (f.s.i.) kötü bakışlı.s. düşünmeden. bed-nigâh (f.a.) şan ve şerefi büyük olan. (bkz.b. bedîh (a.) ayın on dördüncü gecesi. bed-lika (f. âsî. 2. ideal.) 1.i.s. fenalık isteyene yakışacak surette.b.s.s.) içi. şüpheci. kötü tabîath. bed-kâr (f. eşi ve benzeri olmayan. bedevi. serkeş. bed-hâh (f.s.b. aslı fena. hüveydâ). septik.s. düşkün. i. bedîdâr (f. adı kötüye çıkmış.h.b. mükemmel bir şeyi icâdeden. serkeş at"l. fr. bedîhiyyât) 1.i.) hasletleri. hareketi fena.) aslı. bu savaşa "Bedir Gazası" denir.

bagsân) 1. yaradılışı kötü bed-sûret (f. (bkz.4.s.) yol gösteren. bed-râh (f.e.a.) 1. (bkz. (bkz. bed-sigâl (f. çok kötü. pek ziyâde. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2.6.i. 3. begend (f. bed-reng (f. Ahmediyye.) kötü düşünceli.s.) fena yola sapan. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi]. yakışıklı.) veda. bedre (a.s.a. gidişi kötü. (bkz: bedre2). (bkz. karga.) güzellik. ağzı pis. behîme). 2.s.). ahlâksız. be-hakkı Hudâ Allah hakkı için. yuva. iç sıkıntısı. begayet ("ga" uzun okunur.) hakkı için.s. güzel yüzlü oluş.) kötü huylu. befm (f.) fena istekli.i. orospu. bed-tedbîr (f.b.s. a. kartal.i. a.i. bed-tıynet (f. Necîbiyye'dir]. bed-rân (f. bed-üslûb (f. beganûş ("ga" uzun okunur. bider) 1. oğlak derisi. (bkz. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır]. Begter (f. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî.s. ağzı bozuk.b.8) sayılan da kullanılır.b.i. bed-râm (f. befş (f.) tabiatı.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş.) hâli. bed-rây (f.i.s. esenleme. bezreka).) omuza. bed-sirişt (f. be-hakkı (f.i.b. Bahâiyye. i. bidrûdj.zf. talihsiz. bed-tâli' (f. 2.z. bed-reftâr (f. erkek adı.s. tezgâha mahsus ağaç tarak. kümes. bügas). değersiz kuşlar arasında adı geçer]. bed-sîret (f. bayağı adam. kötü damarlı [insan ve hayvan].bedr-i münîr parlak dolunay. 2. son derecede.s. çapkın [kadın]. (bkz. behâim (a. içi altın dolu kese. aşın. yüreksiz.b.i. güdük [hayvan].b. esenlik.) 1. soyu bozuk. bed-zebân (f. bed-şükûn (f.s.s.i.a. 2.1. (bkz.b.b. delil. âşyân).i. işleri kötü idare eden.i.). bedriyye (a. ödlek. serseri. (bkz.s. tabiatı fena olan.) pek çok.a.) talihi kötü.) eskiden kullanılan zırhlı elbise.) hareketi.c. (bkz: zer-beft).b.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime.) azamet. kılavuz. bedr ü kemâl bir yazı stili. 2. sert başlı at. zf.) 1. bedûat (a. süslü. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.i. folluk.s. bedri (f. içi altın dolu kese.) tavrı. (bkz.) sık dişli çulha tarağı.) fena düşünceli. f.b. h.s.) askerlikte keşif kolu takımı.b. bedrûd (f.s. begayâ ("ga" uzun okunur.b.s.b. yürük at ve katır. . .) 1. lâtif.i. omuzda. 3. 2. begas (a. i. tasa. kefterî).b. beftere (f. 2. beter.b.]. bed-sîret).) eşkin.a. koyu arasındaki kirli bir renk. 2. (bkz: şûr-baht). beft (f.b. bigas. Dûş-be-dûş omuz omuza.b.) korkak.) uğursuz.i. niyeti bozuk.) 1.s.c.).) daha kötü. dâima. herkes hakkında kötü söyleyen.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye.c. bed-reg (f. [bedri kelimesinin müen.s. Abâ-be-dûş abası omuzunda.) 1.s. huysuz. bedreka (f. Bedriyye (a. tavrı. kötü dil.i.i. Kemâliyye. kadın adı.) açıkla. bedûh (a. hoş.) keder. gidişatı fena olan. debdebe.) aslı kötü. bedri).) yaratılışı. beğnek (f. bed-zehre (f.b. bedâat).i.a. befterî (f.i. biçimi kötü.a. be-dûş (f. behâcet (a.) kuyruğu kesik. (bkz: bedri).s. kuzu. bed-ter (f.

s.) cennette oturan.i. behâim. behîmiyyet hayvanlık hâli.) her halde. 2. meç. sevinç. behlel (a. (bkz. fırdevs). nefesi sıkışıp çok soluyan [adam].) 1. erkeğin memeleri büyük olma. yalan söz. idâre-i behiyye güzel idare.s. cennetlik. pürüzsüz ses.i. mutlaka. bir işi çabuk görme ve tutma. behişt-âşiyân (f.a. birarada. 2.) l.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri.) 1. sevgili.i.) 1. be-her-hâl (f.) her ay. hayvanı. 2. behişt-i dünyâ (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. bihişt.) her.i. 2. behişt-nişîn (f. 2. behîr (a.) 1. alacasız hayvan. behak (a.) huri gibi güzel yüzlü. süt lapası. 2. beyhude. güzel.i) susama.) cennet gibi güzel yüzlü. şen.) hayvana mensup.s. bâtıl.i. lanet. (bkz. behîre). [öteki şubeleri Bed-riyye. bühlel).s.s.) toplu. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. behkeşe (a. toplanmak. behiştî-rû (f. behîce (a.s. behc (a. behîle (a. behas (a. (bkz: behkene). az şey. (bkz: behîle).) her halde. müteessir olmak. behîm (a. behem (f. dik. behak). Hediyye-i behiyye güzel hediye.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık. beher-mâh (f. behem-zede (f.) 1. behişt (f. hayır ve iyilik seven. topluluğu bozmuş. behatt (a.b. hebetude. behâ'dan) güzel. sırtlan yavrusu. Basra civan v. uçmak. şirinlik. güleryüzlülük.i. behken (a. hep bir yerde.s. sıhhat.a.b. be-heme-hâl (f. behkele). hayvanlık.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın].b. kızmak. behiyye.) cennet. soyu temiz [kadın]. sağlık.b.s.i. (bkz.Behâiyye (a. her biri. behek (f. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam].b.s. (bkz.b. her bir.) emir ve işte çabukluk. (bkz: behek). nefret.i.s. 2.) cemiyeti dağıtmış.i. behkene (a. Behîmî (a.b.b.zf. düz siyah şey.) meskeni' cennette olan (= merhum). güzellik.s.s.) cennet gibi yer.i. nasıl olursa olsun.zf. az su. behîre (a. ince ve güzel vücutlu kız. behişt-hırâm (f.zf. (bkz: bâhem).s.i.a.s. Kemâliyye.i.) behişte mensup.). sütlâç.i. güzel. behîc (a. 3. bahhâs). boş.) kalın kuşçu eldiveni.s. fr.b. behdel (a.i. boşuna. kadın adı. behem-ber-âmden (f. erkek adı.) 1. behî (a.) narin. behl (a.) sütlâç. behâyim) dört ayaklı hayvan.i.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. güleryüzlü [kadın]. (bkz: atş).) behişt-i gümgeşt kaybolmuş cennet.) iftira.). behişt-sîmâ (f.) 1. beher (f.i. behkele (a. 2. (bkz.) güzel ve gösterişli genç [erkek]. güleryüzlü [adam]. s. elbette.i. behîme (a. behle (f. behîte (a. behcet (a.) cennete gitmiş.s.s. (bkz: adn. behcet'den) şen.i. behbûd (f.) iyilik.) abes. Necîbiyye'dir]. behet (f.i.). Ahmediyye. behiştî (f. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir]. mutlaka. behişt-zâr (f.b.c. birikmek.m. behâmîn (f-i-) bahar mevsimi. .s.i. hep bir yere. behhâs (a.). 2. Şam ovası. Zeyniyye.

Behmen (f. bihâm .s.i. behre-dâr (f.s.) 1. yeşil elbise. güler yüzlü. erkek adı.s.i.s. kuzu.b. Merih yıldızı. bihâmât) 1. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. behremend (f. kaba. keçi otu. behrâm-tel (f. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur. saç ve sakalı kına ile boyama.) 1. tedbirli. iyi huylu ve dâima gülen adam. hisseli.) l.b.) 1. 2. behtere (a. behre-ber (f.i.i.h. Hindlileriıı ibâdeti. behte uğramak şaşakalmak. 2. (bkz: behrâmen). bühlûl). bir nevi kırmızı yakut.) hisse ve nasibini almış.b. behre-dârî (f. 2. 3. behrâmec (a.) behreli. 2.) asfur çiçeği. behme (a. Behûriyye-i halvetiyye (a. behreme (f. eksik veya ayan bozuk para.) 1.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı.i.) behremendlik.) hisse. kadınların kullandıkları allık. behrek (f. donakalmak. 3. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür].) şerik.i. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru . behmân filan. behmen (f. 2. behremân. oğlak. kavrayışlı. 2. filanca.) . Acem pehlivanlarından birinin adı.) çok ziyâde. çok gülen. beh-nâme (f. behre-yâb (f. (bkz.i. 2.ûmî'den hilâfet almıştır. 2.behlûl (a.s. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş.b. 2.i. (bkz: bühme). [doğrusu pehnâne'dir].i. kırmızı düzgün. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. anlayışlı. 2. behnes (a. behremen (f-i-) (bkz: behrâmen).h. (bkz: behre-dâr). arzuya bırakılmış şey.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare.s. mesafe. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir.zf.) bir miktar. behrâmen (f.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. behr (a.) şaşkınlık. uzaklık.) sakîl. 3.i. 4.) burgu. kırmızı gül.) şişmanca ve vücudu güzel kadın. kısmet. beyaz pide.s. kırmızı gül. 1039 (1629/1630)].b.s. 2. 3.i. güler yüzlü. s. behrâm (f. (bkz. behneke (a. felâket.b. bühüm. behmâr (f.) yalan söyleme. 2. her renkte olan leylâk çiçeği. ortak. behnâne (f.i. nasip.) 1. behrem (a.i. kadın adı.i.i. behre-mendî (f.) yumuşak [yer]. c.) 1. behsûs (a. behnân (a.b.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup.b. maymun.i. Edirneli olup Alî-yür-. behrâ (f. delice hareketleriyle meşhur olmuştu.i. fazla. behne (a. (bkz: mebhût olmak). ümidin boşa çıkması. hisseli.) hisse ve nasîbi olan. bot. 3. 2. çok gülücü. behre (f.) 1. (bkz: bâhmân). beht (a. 3. iyi huylu ve dâima gülen kadın.c. yiğit [adam].s. (bkz: behrâmec). çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı.s. 2.) onun için.b.) behrelilik.i. buzağı. pay-hhk.) behreli. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. miskab). 2. behs neşe ve güleryüzle karşılama. bâh-nâme).) 1. yaralardan gelen irin. iş.i. (bkz: behre-mend). ? .) 1. behrec (a.b.) 1. paylı. cür'et.) şeriklik. (bkz: nıatkab. (d. hayır sahibi. 3.i. behre-berî (f.s. çirkin [adam]. hayranlık.güleç. yılmamazlık. behrelilik. 3. ortaklık. faydasız.i. işe yaramaz şey.s. Behlûl (a.) 1. asfur çiçeği.zf. i. behrâme (f. behrever (f. 4. c. pay.ö. kahraman. az şey.i. behreme (a. behnâne 1. ondan dolayı. zekî. .i.

göğsün içi. (bkz: nail olmak).s. bekâret (a. 3. bekûrî (a.) 1. belâ-yı hilkat yaratılış belâsı.) hükmünce. şiddetle göğse vurma.) 1. bel' (a.c. belâ (a. belâ-yı nâgâh apansızın gelen belâ. sözüne göre. 2. Bekke (a.) evet. behve (a. bekre (a.) kırmızı boya ağacı. behz (a. peksimet. gevşek. bejmân (f-i-) l.i. 4. eşitlik. çözük. bel (f. be's). 2. çıkrık. hüzünlü. bekâmet (a. büyük gaile. ebkem). belbâl'in c. yer altında hayvan ağılı.i.i.) erkek görmemiş kızın hâli. (bkz: küfv. belâde. s. be-kavl-i âri' kanunu koyana göre. 2. Bekkem (f. hükmüyle. (bkz: Mekke). Bektâşî (a. keder. bâkilik. (bkz bakkam). sarhoş. tasalar. kazanmak ve maksadına ulaşmak. dökük. sebat. bekâm olmak ermek.) ilk doğan çocuk.zf. a. be-kef (f. 2 . belâ-yı berzah iki belâ arasında berzah gibi olan yer. olaylar. gayet zor iş. belâ (a. 2 .) 1. b. 5. behv (f. acı olan hâdiseler.i. 2.s. içkiye düşkün adam. düşük.e. bektaşlık müsâvîlik. 5. (bkz: ârî. iyi nâmın kalması. evvelki hal üzere kalmak. pejmürde.) 1. belî). yırtık.) dilsiz [adam].) 1.i.i. bülbül'ün c. (bkz: .) belki.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire]. beka-yı şöhret şöhretin bekası.i. sabah. sofa. kopmuş. (bkz. "ebhâ. bejendî (f. ilk evlat.) bülbüller. kızoğlan kızlık. misafir odası. ergen [kimscj.i. bekîl (a.c.f. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.zf. kızlık. bekrî (a.i.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse. beka ("ka" uzun okunur. erken. ahras.e. fena şey. Bektâşiyân (f.i. çözülmüş.h. çardak. [bu iki mânâdaki c.h. yeniçeriler. boğazdan mideye kadar olan aralık.) hiç evlenmemiş.) 1. belâya) gam. bekâm (f. bekâr (a. âfet.) 1.) geçim darlığı.i.) el içinde. alalie.) akran.s.i. makara. müzevir. 4. muâdil). beksimat (f. genç. pesmet. avuçta. bektâş (f. yaslı. Bektâşiler. kuruntular. be-kavl (a. geniş meydan.s. bekrevî (a. ileri kakma. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. yutulma. bekîm (a. belâd (f.i.i.) vesveseler.) dediğine göre.) ilk evlâtlık. pekî.zf.i. hayhay. 2.i.) katı ekmek.) dilsizlik.) devam. belâ-yı siyâh (kara belâ) meç.s.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri. çok içki içen.s.i.) 1. be-küsiste (f. kuyu vesâirede kullanılan çark. bekûriyyet (a. be-hükm (a. yutma. ceza. kötü kimse. köşk. (bkz. belâbil (a. bel (a. 2. telâşlar. musibet.i. bektâşi'nin c.i.) maksat ve meramına ulaşan. emme. (bkz: anadil).) Mekke'nin eski adı.i. bühüvv" gelir].) ökçe. beis (a. günahkâr. (bkz: bikâmet).). yer.) yakışıklı. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. yalan.i. Kalû-belâ evet dediler. eş. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. (bkz. bikr). rahim ile mahrecinin arası. 3.i. kopuk. kederli.) l . 2.s. Bekriyye-i Halvetiyye (a.a.behût (a. behv. salon.i. süslü delikanlı. belâbil (a. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik.i. fr. cumba. bel'-i lokma lokmanın yutulması.b. 2.i.

i. temreni. obur. belâbil) vesvese. Can-be-leb canı dudakta.s.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen. belbâl. akılsızlık. 2. (bkz: belibil). belâlek (f. bön. kapı pervazı ve çerçevesi. düz ovalar.) katran.) bönlük. belâl (a.b. memleketli. belâ savmak için verilen sadaka. ahmaklık.b.) su gibi ıslatan. fasîh.s.s.s.) izansızhk. bilâd. yetiştirme.f. tasalar.i. keder.s. (bkz: beyân). cilt bezi.) 1. belediyye (a.s. yakut. aç gözlü. iyi su verilmiş çelik. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. bülukka'nın c. bir şehrin temizliğine.i.f. (bkz: belendîn). alıklık. cevherli.i.b. yetiştirilen söz. belesân (f. bir çeşit haşhaş. iyi. pencere çerçevesinin alt tahtası.i. tasa. yaşlık. gümüş. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.) belagat füruşluk.zf. pürüzsüz söz söyleme.) 1. budala. belâgat (a. belâ-zede (a.e. 3. belî (f.) kapı pervazı. Hz. kasaba. 2.) bot. elmas. belâhet (a.) belediye. be-leb (f. belensem (a. belendîn (f.i.b.) belâ çekmiş.) ayaklan alacalı olan at.) belâ tartan. düşkünlük. sar-mısak.i.s.) evet. [kadınların kullandığı]. belîd (a. beledî (a. belâ-keşîde (a. 2. ıslatış.) beliğcesine.i. belâgat-perdâz (a. 5. 2. belâgat'den c.f.f. sersem.) uzdillilik taslayan. belde (a. fasîh ve düzgün olarak.i. i. gelin tacı. belham (a. beled (a.) 1.i. beleh (a. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. .) çöller. bülega) 1. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı.s.i.i. 2.c. pisboğaz. memleket. belâ). sersemlik. kalın kafalılık. belâdûr (f. şey.) 1. belâyâ (a. budalalık. belâdet'den) iz'ansız.s.) 1. ok mahfazası. kuruntu. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır].b.b.) 1.s. belîg-âne (a. ölecek halde.f. fr. uzdillilik.) belâ çeken. belâ-senc (a.i. belbâle (a.i. belâdır. mihnet.) bönlük. bir çeşit yerli kumaş. mücâdele.b.b. sözün düzgün.) saban [çiftçilikte].zf. (bkz: belend2). fasîh. 2. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire. belâdet (a. 2. hastalıktan iyileşen.) şehir.s. 2. beliyye'nin c. zümrüt gibi süs eşyası.) belâ görmüş. belend (f. ed. uzdillilik.) belâya uğramış. düzgün söz söyleyen. eziyet ve sıkıntı çeken.s.f. Kur'ân-ı Kerîm. dağ soğanı.) felâketler. ve i. eriştirme. abrutissement. belâgat-fürûşî (a. telâş. (bkz: ârî.) 1. kılıcın cevheri ve menevişi. 6.b. 2. belâya çatmış. pelesenk ağacı. gamlar. belâkîk (a.i. Beled-ullah. s.) 1. ahmak. ıslaklık.f. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. apathie.bilâ-de). belak (a.i. belel (a. beliğ (a.) dudakta. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].i. 4.f.s. güzel.c. altın.s.zf. kusursuz. (bkz: bülend). terbiyesiz. 2. belâg-ul-mübîn ilâhî teblîgat. düzgün [söz veya eser]. belâgat-fürûşâne (a. uzdilli olana yakışacak surette.f. belâ-keş (a. belâ-dîde (a. buldan) şehir.i.f.) uzdillilikle. belârek. bel'am (a.i. şehirli. kederler. belâgat-fürûş (a. ıslaklık. balsama ve bu ağacın yağı. (bkz: bilâl). memleket. belbûs yabani soğan.i. kılıç. belâg (a. kavga. zafer.

eta Ursus Majoris. tasa. belvâ (a. benâbe (f. harap ve boş [yer].s. belka' (a.) 1. be-nâm (f. ne bilirsin. 2. bilye).) namlı.i. Müşar-ün-b'il-benân parmakla gösterilir. belsemî pelesenk yağı ile "ilgili.c.) 1. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. umulur.i. alaca bacaklı [at].i.) kurtulma. benâdık (a. ilgi.i.i.) 1. bâm2). meşe palamudu. kadınlar. harman. felâket. tevazu. belvâye (f. yuvarlak.i.) 1. belûl (a. benât-ül-lahm etli.) iri çıban. iri.) faydasız. 2) astr. benâver (f. belîl (a.) 1. bunduk'un c. belût (a.s. dolan.i. hîleci. belvâje (f. kuklalar.e.) kırlangıç.i. olabilir. 2. meşhur. bender'in c.s. belmâ-rîş (f.i.) parmaklar. ahmak.) felâketler. bend (f. 3.belîha (a.) Belûcistanlı. ticâret iskeleleri. bülûs (f. parmak uçları.) 1. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş.) 1.) parmak ucu. yağmurlu. pes perde. alâka. [nazımda bem şeklinde kullanılır].) nakışsız. benc (a. kurşunlar. kasavetler.s.) "ban otu" denilen. 2. bell (a. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır].i.) ticâret yerleri.s. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. (bkz. 3. serin rüzgâr. yer palamudu. makale.s. hattâ.i. belme (f. tasalar. beliyyât) felâket. bağlama.i. kan çıbanı. ing. meşe ağacı. fr. kanun.c.i. 2. çitlenbik. (bkz. su biriktirmek . (bkz. 3.i. nöbet. gam. küçük aptest bozulacak yer. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot.) çıkıntı. belki (f. kızlar. 2. fındıklar.) peltek [adam]. Zîr ü bemm en ince ve en kalın tel. belvâ).i.) kabasakal.) tenha [çöl].) bot. ben (f. benân (a. kınaçiçeğigil-ler. semiz kızlar. ünlü. ["bene". boğum.) pelit ağacı. [kelime "kesb-i belûl" veya. benbel (f. 2. benât-ı Havvâ kadın kısmı.) bot. madde. rabıta. lât. sevgi.i. bül'ûm). belyâd (f. tasa. 1. a. kasavet. belme-rîş (f.i. kaba şey. beliyye (a. 2. belûtiyye (a.i. bint'in c. benât (a. ekin.i.s. balsaminees. mafsal. (bkz: ekûl). fıkra. benbek (a. belmâ. benâm (a. palamutlar.) keder.i.) defa. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı.b.) ıslatma.) 1. benâdir (a. bağ. belûs. (bkz.) bot. belsemiyye (a. benât-ı na'ş 1) naaş kızları.i. kederler. bellûa (a.i. benetnash. beltem (a. keder. s. geniş olan kadın.i. bebekler. tambur gibi çalgılara takılan tel.i.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. belvâz (f. belmâ-rîş). fr. beliyye'nin c.i.i. (bkz: beng). beliyye. birini emri altına alma.s. Belûcî (f.b. meşhur. ekşi şey. beliyyât (a.) ihtimâl. bel'den) çok yiyici. bend-i âhenîn (demir bağ) kelepçe. yular. bellût-ül-arz bot. bend-i dil gönül bağı.i. gamlar. muz. yalan. bilâh) arkası büyük. 4. bemm (a.h. palamut.s. meşe ağacı meyvası. bellût (a. 2. duvardan dışarı çıkan direk ucu. ıslanmış şey.s. 5 .b. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. Alkaid. belka' ("ka" uzun okunur.) alaca. belû' (a.i. (bkz. (bkz: bülûl). sâde kostüm. bel'ûm (a. 2.i.s.). ıztırap.). (bkz: bünbek). ekşi elma.) [doğrusu bül'ûm'dur]. belâya. bağ. hastalıktan kurtulma.) l.hîle. 2.

meç. bendeş). 2. köle olan. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. (bkz.) köle besleyicilik.i. köle. Pûselik için re bekar. 6. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. bendek (f. kullar. bendegân) 1. e d. bende-nuvâz (f.s.b. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım.i. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. mendirek. bende-i direm harîde para ile satın alınmış köle. benâdir) ticâret yeri.i. esir.b. düğme. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan.) bende-nuvâzcasına.i.b. bende (f. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi. kul. 2. benderz (f.) 1. bend ü belâ gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet. liman. bendime.) köle çocuğu. bendelik. sert bakış. esir. bağlanmış.s.b.) esir. bağlanmış. adam besleyici. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek.i. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale.i.a. itaatli. bender-geh (f. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. bendaka (a. s. kölenizin evi (= bizim ev). meç. köle. 2. hiddetli bakma. köleler. (bkz. bende-i hirîde satın alınmış köle. re bekar.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme.zf. intisâbeden. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü.). çâker-hâne). bağlı.) 1.c. Makam. bendeferman ferman kölesi. bender (f. adamını taltif eden.) işlek iskele. bende'nin c. kulluk. bendî (f.) 1. bendîme (f. kölelik. benderek (f. bende-gân (f. bendîme. bağlı. şehir.i. bende-zâde (f.) kölesini. bende-gî (f.için iki dağ arasında yapılan set. terkîb-i bend).i.b. bende-niz [eski nezâket dilinde] köleniz. 8. bende-i üfkende vurgun kul.) küçük iskele.i. bendeş (f.i. (bkz.) [eski nezâket dilinde] köle evi. sûz-i dil. bir şeyi fındık gibi ufaklama.s.b. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra.b. bende-hâne (f. bender-gâh.) çuvaldız. bende-perver (f. bend-i hisâr muz. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak . sultânî-yegâh icra edilmektedir. Makam umumiyetle inicidir. 2.i. bendek). pâdişâh hizmetinde olanlar. kulunu.b.i. (bkz: bendime. sultânî-yegâh için de sol bekar.) 1.b.c. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. bendeye mensup. bende-i efgende düşkün köle. 2. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası. bende-nuvâzâne (f. bağlayan.) atılmış pamuk yumağı. bendîde (f.zf. köle.i.) kul. bende-i halka-begûş kulağı halkalı köle. baraj.i. iyi muamelede bulunma. 2. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir. (bkz.) bende-pervercesine.i. ilik.i. bağlı. emir kulu. bende-perverî (f. abd). öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. pûselik'in re şeddi yapılarak. kopça. taraftar. bende-perverâne (f. ubûdiyyet). bendene (f.) 1. (bkz.b. 7 . (bkz: tercî-i bend. köleye ait. su mecrası için yapılan kemer. işlek ticâret iskelesi. bendine).

violacees. ber-nehc-i şer'î huk. menekşe rengi. benefşe-zâr (f. fr. palamar. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. benû (ibn'in c. benî Hâşim Hâşim oğulları. bend-rûg (f.i.s. sîne. esvabın koltuk altındaki parçası. bene (f. benve).) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış. (bkz.i!) 1. benefşe-gûn (f. benefsenciyye (a. benî Âdem Ademoğullan. harman.) 1. mimar. ekin bekçisi. Dil-ber gönül alan. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. gökyüzü. meme. Semen-ber ak göğüslü. benefşe (f. temel. yaprak.) mor renk.) tar.) üzere. atın göğsünden yukarı. benû. 2. benâyık) 1.) "Kâ'be-i muazzama".i.) ince urgan.i. bendiş (f. çekinme.i.e. binan) güzel koku. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. getiren götüren. burçak nevinden.i. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir]. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. bengâh (f. aşağıda olduğu gibi. oğul ile ilgili.i. benî Ümeyye Emevîler. kalfa. kanal. papağan. Beniyye (a. akıllı.b. benka (f.b.) keten bezinin en iyisi. [benî kelimesi. şer'î usul veçhile. esas. bengere (f.) oğullar. benek-i büzürg eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. 5.i.) dudu.i. ibn'in c.i.c.)tarla. bennâ (a. göğüs. f. 2. (bkz.) benk tiryakisi. bendîme). -ber (f. oğullar. 4. (bkz: bene).i. (bkz: benefsec). c. menekşe. asıl. benş (a i) . dülger. benî (a. 2. c. temkinli [kimse]. benî beşer insanlar. bebga). benûn.i. benîn (a. benefsec (a. benefş.) oğullar.i. benne (a. (bkz. küme. benîka (a. ihmal. bendene. benes (a.) alan. i. bepga ("ga" uzun okunur.) . fenalıktan kaçınma.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. ber-vech-i âtî.i. benevî (a.) 1. benevre (f.i. insanlar. bendukî (a.) menekşe.) cetvel.s. benefşî (f. bendîne (f.) bot.i. esrarkeş. (bkz.) yığın. benûh). ben-vân (f-b. binâ'dan) yapı yapan.i. bendine). i. bennâk (a. bendime.i. esrar. benîk (f. beng (f. i.i. savat. keçeden yapılmış Türkmen evi. s.) kötülükten. 3. mercimeğe benzer bir mahsûl.) menekşelik. yemiş. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı.) bot. küçük çitlen-bik.s.menekşe tarlası. tembellik.i. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. (bkz: menefşe).i. s.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. ip.).b. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri. ber (f. 2. benek (f. meyva. Yahudiler.) 1.delik. bengî (f.i.). kucak. (bkz.s.s. 2. mor.i.b. benî İsrâil İsrail oğulları. su bendi. benû. benûh (f. menekşegiller.i.) 1. 2. 3. . kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi]. ber (f.) oğula mensup.i.) menekşe renkli. benve (f. [bu resim.i.

) Berberistan adamları. kesin deliller. ber' (a. meziyet. berâh (a. berâhîhte. berâhime (a.i. yaratma.) üste getiren. berevât) [eskiden] rütbe. sahralar. bürgus'un c. müsâvîlik.) çekilmiş.s. berây (f. berâtîl (a. berây-i tebdîl-i hevâ hava değişimi için. bir hizada. tanıklar.i. berâverde (f. berâberî (f. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli . çıkanlmış.i.) pireler.) için. boğumlar. bir arada.s. berây-i istikbâl karşılamak için. farksızlık.b.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. berâbir.i. berâet (a. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. (bkz: bürnüs). resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika.) beraberlik.) rüşvetler. başkanlan.) deliller. berây-i hâtır hatır için. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.i.s. 6. berânis (a.) l. berehmen'in c. berâhîde (f.i bürcüme'nin c. bürnüs'ün c. berây-i nezâket nezâket. aklık. ber-akis (f.) fazilet. Bermekî'nin c. 2. berâber (f.) yırtıcı hayvan pençeleri.). 2. berâat (a.i.i. müsâvî. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi.c.s. mahlrkat. berâhîn-i katıa kat'î. berâyâ (a.i. bürsün'ün c. beras abraşlık. 2.s. 8. 7. ayrılmış. berât (a. buru1). ber-âver (f. bürhân'ın c. gönderilmiş. en.a. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. berâtî (f.).s.) yola çıkanlmış. evin kapısı. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. iyilik. hemcins olması dolayısıyla. berây-ı cinsiyyet cinsiyet için. genç kadın. genişlik. berâcim (a. berâsin (a.[berg'in hafifletilmişi].) mafsallar. güzellik. anlık. halkın. berây-i maslahat iş için. halk. berâbire (a.e.s.i. berâgîs (a.) yemiş ağacı. hediyeler. leke hastalığı. berây-i isticvâb sorgu maksadıyla. yaratıklar. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse. berât-ı cibâyet vergi. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey.b. bir kitabın. berâhîn (a. Berâmike (a. (bkz. hasta iyiliğe dönme.e. seçilmiş şey. h. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller.) l. beriyye'nin c. (bkz: bur'. berây-i ma'lûmat bilgi vermek için.) çöller.) birlikte bulunan. [çok zaman silâh hakkında]. aklanma.i. doğrulamak için. berây-i tasdîk tasdik etmek. maksadıyla. kibarlık îcâbı. 3. aklık.i.) fukaraya verilen eski elbise. berât gecesi Peygamberimize. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. işlenmemiş ve ağaçsız bölge.i. berây-i tedâvî tedâvî için. Bermek). berât-ı terhânî gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. yollanılmış. bırtîl'in c. tanıklar. berârî (a. berây-i tenezzüh gezinti için. berriyye'nin c. farksız.i.i. insanlar.) tersine. bir şiirin veya bir makalenin başında. berârende (f. berâat-i istihlâl ed. aksine.) 1. i. olgunluk. üzerine getiren.i.) açık. berâhencîde (f.

kalın kilim.) yükseğe kaldırılmış. (bkz.) kocakarı soğuğu.) toplayıcı.b.) 1. 2.) ' kölelik. fr. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. pürüzünü giderme. berâhime) 1.i. berehmen (a.i. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir.b. epi-didyme. on iki burçtan biri. viran. zahmetsizce hatıra geliveren. mîde dolgunluğu.) kuzu. karavaş. . dâim. Reâyâ ve berâyâ bütün halk. evin damında bulunan oda. Hâne ber-dûş (evi omuzunda) serseri. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı. Bercîs (a. sebat edici. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk].) eteği toplu.i. ber-dâr (f.b.s. berdiyy (a. ed. parlatma. 2. 4. maslûb). ber-efşân (f.b.b. saç kesen kimse.) anat. ber-devâm (f. berçîn (f. berd (a. berbâre (f. berdâşte (f.zf.) yerinde. düzleme. i. ber-belend (f. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.s. ber-dûş (f. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim.s. 2.i. i.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. tam. 2. berçîde-dâmen (f. seçme. 2.kısmı. kameriye. 3. berd-i acûz kocakarı soğuğu.b.) Berberler ülkesi. (bkz. (bkz: berd-ül acûz berdâht düzeltme.i.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. perdaht). (bkz: çespân).s.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. devşirilmiş. bir köy.) Berber kavmine mensup olan.) gayet yüksek yer veya rütbe. bere (f. yemişli.i. 3. 2. Berdeng (f. perişan. Suriye'de iki nehir.i. hasır otu. daimî). pis. berbâr. berberî (a. bircîs). Tabiî mertebesi 32/4 dür. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç. berde (a.i.i. b. hamel burcu. [bunun dışındakilere reaya denirdi].oturan halktan olan.s.) 1.i.b. berbah (a.b. bere-i felek Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. lyre. salbedilmiş. uygunsuz.s. 3.s. köle.b.f.s. 2.) 1. harap. sütü çok olan deve.) muz. fena. (bkz. 2.) toplanmış.) 1. münasebetsiz. Hicaz'da bir dağ adı.) 1. Dâ-ül-berdet mîde dolgunluğu hastalığı. berde (f. berd-ül-acûz (a. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir.b. kirli. (bkz: cihân-nümâ). Nâ-bercâ yerinde değil. tıraş eden.s. Bu usûl. Pâ-bercâ sabit.) soğuk.s. berber (f. tahtaboş. münzevî. Berberistân (h.i.) 1. ber-batt (a.) omuz üzerinde.a.) esir. kâr. sundurma. "Müşteri" denilen yıldız. Türk müziğinin büyük usûllerindendir.) hek.i. erbezi üstü. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır.i. berced (a. (bkz.i. asılmış [insan].) 1. tutsak.) 1. bered (a. dünyâdan elini eteğini çekmiş. peşrev. 2. sağlam ve lâtif. doğru ve münâsip. ber-bâd (f.) 1. omuzda. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. (bkz: hamel).s. esirlik. cilalama. esaret. ber-câ (f.) berber dükkânı.i.i. f r.c. ber-ceste (f.) devam üzere. bende).s. 2. berçîde (f. berber-hâne (f. lir. kaz göğüslü. Türk halısı.i. çardak. berdegî (f. 2. ber-bend (f. devamlı.s. (bkz.

takat.i.i. berfend (f. berf-dâr (f.s.) su bendi. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. bereketler. Tanrı vergisi. üste.) [eskiden] rütbe. berg-i sebz 1) yeşil yaprak. bolluklar. kuvvet.s. berencen. hayırlar. güzel söz. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. berere (a. berg-i hazân sonbahar yaprağı. (bkz. 2.s. berf-âb (f.s.i.s.b. ters olmuş. berât'ın c. nakışsız ipek kumaş.b. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir].) bent.i. mal. azm. s.) yüz çevirmiş. (bkz: bürehne. dal budak. bereket'in c. berg ü şâh bot. berg-i ıtrî g. bergab (f.) 1.) 1. nağme. berg ü bâr malzeme.) çıplak. iyilik severler. berg-i gül gül yaprağı. karlık. karlı soğuk su.). kılıç. ber-endâze (bkz: ber-endâz). bergeşte (f. 2. yük. ber-endâz (f.) çok yakışıklı ve güzel [kadın].b. berg-bîd (f.s.i. berg-i bîd bot. yüz çevirmiş. ahenk.) ağzın dış kenarı. berg-i hâllkârî g. berehne (f. berend (f. hazırlık. berg (f. çini veya tezhipte kullanılan. 2. berg (f.b. (bkz: ebrencen.) kar parçası. 2.) çıplaklık.i. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar. gereç. 2.) yaprak. s.Brahma dîninde olan.i. berendâhte (f. (bkz: berig).i.s. yükseğe çıkarılmış. çekilmiş. berencîn kadın bileziği. berr'in c. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. (bkz: sele).) ezberlenmiş.s. berehrehe (a. berfûz. yok eden.) büyük yılan. mutluluklar.b. asker.) 1.i. bolluk.) 1.b. 3. dudakların çevresi.) 1.s.i. kılıcın suyu. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki. 2. berevât-ı şerîfe pâdişâhlar tarafından verilen beratlar.) kara batmış. derin yer. bereket (a.b. kar ile ilgili. tartılmış. (bkz: berg--bîd). berehmen. 1) söğüt yaprağı. yukarıya kaldırıp atan.i. berg-i ter bot. berf-âlûd (f.) 1. s. keskin hançer. yiyinti. bergerde (f. bolluklar. herek. asma ve kabak çardağı. 2) hediye.) hayır sahibi olan doğru kimseler. s. bergâşte (f.b. niyet.s. ejder.s. [kelime Farsçada "azık.) karsuyu. (bkz: bü-rehnegî). hatırda tutulmuş.i. berg-i çeşm göz kapağı. 3. meymenet. berg-i diraht ağaç yaprağı. berf-pâre (f. . altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. berfûs (f. berg-i bîd).) karlı. 2. su biriktirilen yer. berem (f.s. berhemen (f-s. berekât-ı kelâm-ullah Tanrı kelâmının verdiği feyizler. berehnegî (f. berf-nâk (f. bergeşîde (f. berekât) 1. meymenetler.) kar. 2. berg ü sâz. berg ü nevâ geçinecek şey. mutluluk. saadetler. yeşil yaprak.s.) tersine dönmüş.) kış yaz karlı olan.i. set.) 1.i. karı eksik olmayan.s.c.) kardan. sıyrılmış. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. sivar). üryan). berevât (a. bir yana atan. berf-dân (f. yükseğe kaldırılmış.) puta tapan.i. berfîn (f. pala gibi âletler. berf (f. berekât (a. kar içinde.i. saadet.) buzhane. bergamân (f.

) saçmasapan söz.s.b. Berîn pek yüksek. Muhammed.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. Hayr-ül-beriyye Hz.s. Berîd-i felek Satürn gezegeni (Zuhal). duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. berhâst (f. Ra'd ü berk gök gürültüsü ile şimşek. berhâste. küçük ev.) ışık. (bkz: berhüyûn). su birikintisi.a.i. kır.s. Bâd-i berîn tan zamanı esen yel. parça. (bkz: bevj). bergüzâr (f. berhem (f.s. delik.s. berîd'in c.a.) postacılar. parıltı. ber-güzîde (f.) hediye. nasîp. pay. berhûr (f. bergeşte-hâl (f.i.c. (bkz: berhûn). berîdân (f.i. berîke (a.) 1. ayaklanmış.s. berhûd (f. 4. (bkz: beve). berîzen (f-i-). balık.i.s.i.b. altı üstüne getirilmiş. minder. 2. 2.) kalkmış.b. sevinme. çöl.b. ber-hevâ (f.) günü dönmüş.i. berîd-i cânân sevgilinin habercisi. (bkz.s.) şiddetli kasırga.) "çarpışarak" birbirine girmiş.i.) sağ.). döşek.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili.b. berîa (a. bürhûn). buruk) şimşek. (bkz: pertev.) sabun.) bent. (bkz: gaşiye1.c. berhur-dârî (f.s. berhîz (f.b. berîd-tayr (a. berhe min-ez-zemân bir müddet için. berg-rîz (f. set. güz.s. (bkz: berg).i. benzen). habîs. berhûz (f. fırın.s. oda. .i.) 1.s. nasip. berhâne (f. halk. (bkz: buruk.s. ortası boş nesne. onan.(bkz: berîcen).s.) hisse.) içinde ekmek pişirilen ocak.bergeşte-ahter (f.a.) kalkan. kaybolmuş. berî-üz-zimme (a.i. 2. beriyye (a. berhûn (f-i-) l. sıçrayan. kurtulmuş.i. berhîhte (f.) zimmeti temiz olan.) berhudar olan.s. berhem-zede (f.i. dâire.) dağarcık. 3. ulak. talihi ters.b. varoş. berîcen (f.s. ulaklar.) karışık. 2. su çevrintisi. berâet'den) salim. habîsa).i. aklanmış. berhâbe (f.i. 3. insanlar. berh (f.b.b.s. en yüce.s. berk (a.i.i.) havaya gitmiş. yırtık.) müddet.) yıldızı tersine dönmüş. onma. hisse. 2. zaman. hamle edilmiş.i. yarık. bir döşekte beraber yatılan kimse. yaratık. kadın. bergüstvân (f.b.b. uçurulmuş.c. dağınık.i. hâtıra. girdap.b.s. 5.) silâh çekilmiş.s.s.) yaprak döken.b.) eski veya harap bulunan büyük ev. atılan.b. (bkz. tatar.b. berhüyûn (f. berk-ı hâtıf göz kamaştıran şimşek. haşa.b. temiz. berhûh (f. berîk (a.) karmakarışık. sonbahar.b. haberci. düşkün. sahra.) berhudar olma. yaprak dökümü.b.çember. bergeşte-baht (f. az şey. talihsiz. (bkz: semek). hisar. ber-hurdâr (f. berîd (a. berhem-hurde (f. nemed-zîn). ber-hayât (f.) un helvası.) karmakanşık eden. berig (f.) haber kuşu.) geçimi güçleşmiş. berîdân) postacı. kemer. torba.b. haberciler. ınes'ut olan.s.) fena talih. berj (f. berhem-zen (f.) yaprak döken.) seçme. berâyâ) 1. berî (a. berg-rîzân (f-b.i. seçkin. ters. ziya). yatak. bergeşte-rûz (f.b. berhe (a. andaç. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. sonbahar. şimşek. diri.i. altını üstüne getiren. işi bozulmuş.

i.) dağ tepesi.i.) kara yoluyla. bernâ (f. berrât (a.b.c. yabani.i.s. berk-endâz (a.) eskisi gibi. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. bürnâk).s. fihrist. (bkz: unvan). [bağış.) zool. zerdali.) mucibince. yüz örtüsü. haricî. küçük horoz. bermâh.s.) şimşek gibi. güzelliği birden çarpan kadın. berniş (f. i.i.) Çok ince ipek kumaş. ber-karâr (f. berr-i atîk (eski karalar. duru. meç. bıçkı.) genç irisi. 2. su aygın.i. uyarına göre. 2.) nurlu. berrak (a. toyluk. parlak. Fâzıl. berm (f. emredilen şey. bermûde-i fermûde buyurulan. romatizma sancısı. (bkz: kal'). Berkuk (a.) şimşek saçan. berrâka (a.a.b. . berkıyye (a.) burgu.s.b. şer'î hükümlere riâyet etmeyen.) l. (bkz: şahika.i. (bkz: müberrid). 3. bermâhe (f.s. 2. berren (a.s. çekilip meydana getirilmiş. daimî.) genç.zf. tecrübesizlik. kınından çıkarılmış. ber-kemâl (f. pek parlak. pırıldayın. bermûde (f. mektup başlığı. Afrika.i. ebrâr) doğru sözlü. Avustralya. mafsal ağrısı. berk-efşân (f.zf.i. berrâde (a.i.) ezberleme.s. her zaman olduğu üzere. bürnâh. ["berkî'nin müen"].c. Sür'at-berkıyye şimşek gibi. bernâî (f. hatırda tutma. gereğince. büyük küp. kökünden çıkarılmış.b.b. çarçabuk. berku' (a.s.i. (bkz: burna.f.b.s.s. nesne.b. 2. delikanlılık.zf. Berkan (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu.) şey. Yahya. berr (a. berreyn (a. karlık.f. kayısı. ber-murâd (f.) su soğutmaya mahsus kap. bermâl (f-i. Bahr ü berr deniz ve kara.berk-ı şerer-hîz kıvılcım yağdıran şimşek.) peçe. berr (a.s. sökülmüş.) şeftali.i. ilerletilmiş. (bkz: kemâ-kân).) şakıma.) 1. topraklar) Amerika. bernîk (a. berk-ı Yemânî Yemen kılıcı. dileğine eren. nurlu. sancı. ber-mû'tâd (f.) yuvası şimşek olan. doruk.zf.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. elektrik Ahbâr-ı berkıyye telgraf haberleri berkî (a. berkend (f. berniye (a. bürku').a. (bkz: matkab. ince tül. parıldama.i.) şimşek gibi yakıcı. berkan (a.s. kürkü. miskab). çarçabuk.s. Seyyâle-i berkıyye şimşek gibi.s. berk-âsâ (f. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep.) 1. Bermek (a. berrânî (a.s. yiğit. yıkılmamış. zarfın üzerine yazılan adres.) ayakta. 2.) 1.a. yerli. bernûn (f. 2. âdet olduğu.a.) kara toprak.h.i. ayak üzerinde.) parlayıcı.b.i. (bkz: bürka1.) koparılmış. 2. devamlı. berânî) 1.) 1.s. açık. bernâme (f.i. berkeşîde (f. törpü. ber-mûcib (f.i. soğutmaç.a. delikanlı.) 1. berr'den) 1. ber-minvâl-i sâbık (a.b.) arzusuna kavuşan. 2. hayır işleyen kimse.) mükemmel. topraklar) Asya. elektrik.i. berk-âşiyân (a.b. çekilmiş. berpâ (f.) gençlik. Cafer adında dört oğlunun soyadı. Pîr ü bernâ ihtiyar ve genç. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. 3.) kararlı. berr-i cedîd (yeni karalar.i. zirve). Avrupa. güzel kadın.kann ağrısı. parlak.c.i. i. sahra ve kıra ait.) alışıldığı. berkende (f.

b. cadde. Berzenciyye (f.) 1. berze-gâv (f.) çift öküzü.) toplanılmış. rezil. menfaati! olma.) olduğu gibi. 2.i. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. (bkz: fılâhat. bir araya getirilmiş.s.) 1.) esmer. ber-vech-i zîr (bkz: ber-vech-i âtî) ber-vech-i meşrûh anlatıldığı üzere ber-vech-i iştirâk ortaklıkla. veya şey. 5.) kavga. 2.i.b. 2.i. olarak. güç. pleuresıe.s. ber-vech-i bâlâ yukarıda olduğu gibi. korku. isteğine ulaşan. nasipli. biriktirilmiş. zahmet. berş (a. ekincilik. azap. berz-gâr. bes (f.i. dal. pek.) 1.) ziraat. ber-vech-i yesîr kolaylıkla.i. berzah (a. berterîn (f. a'lâ. kâfi. berz (f.i. berz-gerî (f. nâzik.s.i. berzah-ı belâ içinden çıkılmaz belâ. değerli. lâzım değil. berz-ger (f. burzag2). budak. berûmend (f. ne ise ne.) karaya [toprak] ait. teferruatlı olarak. hisseli. zirâat). cübbe veya ferace kuşağı.i. ber-vech-i tafsîl tafsilâtlı. köşk. büküş.i. s. sayfiye.c. çok en yüksek. 3. berzûg (a. şöyle dursun. 4. 2. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. bervâze (f.i. harâset.) 1. z f. verimli. ova. berter. ümmet.b. bir yana atılan. havadar mesken. yumuşak yer.berrî (a. taze. bers (a.) 1. satlıcan.) 1. kara ile ilgili.) gezinti için tertiplenen yemek. bertaft (f. ziraat. bitki. zariflik.i. kavun. çok.i.s. ber-vech (f. Zenginliği bertaraf insan adamdı. evin küçük kapısı.) dönüş.) daha.i. 4.) (bkz: berz-gâr. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. (bkz: beyaban). 2.sokak. 3.) ekinci.b. berriyye (a. meç. Rûz-i be-rûz savaş günü. at koşumunun sırt kayışı. fr. be's (a.a. gönül isteği.a.i. ekin.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. dar dil [denizde].) etine dolgun delikanlı. 3. berârî) çöl.) sanzambak [çiçek]. 2.) 1. s. faydalı.i. ber-vech-i tahkik tahkik edilerek.) zâtülcenp. ber-vech-i peşîn peşin olarak. 2. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer.) eskisi gibi. bervâr. bervâre (f. berriyyet-üş-Şâm Şam çölü. karpuz. ince. (bkz: fâlih).) 1. bervak (a.) 1.i.i. berze (f. mahalle. .) çukur.e. berş-i rahîkî Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. 3. s.) yeter. ber-sâm (f. incelenerek. alçak adam.a.i. afyon şurubu.) faydalı. berrüste (f. uzun kara parçası.s.) çiftçilik. berşân (f. 2. meziyetli. can sıkıcı yer.s.zf.i. (bkz. çayır. berzec (a. 3. savaş. ber-teng (f. lâtiflik. ekim. zor. yakışıklı. tamam. yetişir. herzen (f-i-) l. bersiyâh (f. sahra.) 1. 2. ber-taraf (f. 3. zarar. köşebaşı.i. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. ipekli kumaş. ber-vech-i âtî aşağıda olduğu gibi. edepsiz. herzede (f. 2. 2.b.i. berûmendî (f. berûz (f. arzu. döndü.s. şiddet. tarla sürecek öküz. önceden.i. 2.f.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz. s. berzîger (s. üstün. arka kapısı. berz-ger. ber-sâbık (f.b. zorluk.i. ziyan.

i. besmele (a.) 1. yol hazırlığı. güleç [adam].i. muz. çokluk. çok gülen adam.b. be-sîmlik.) göz açıklığı. büstân'ın c.e. susan.i.i. cesurluk.) 1. donmuş.b. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. pek çok. yiğitlik.i.i. şiir kafiyesi.) 1. 2. besdek (f. 2. beste-dehân (f. besâk (f. besîr (a. . ufak çıban.) . (bkz. (bkz: bâsim. 2. s. salon. besm'den) güleryüzlü. birçok. yeter. besâtet (a.i.s. besgûy (f. besend. besende (f.) güleryüzlülük. s. iftira.4. yararlık. besme (a.s.) basit olanlar.s.) divanhane. bâsim.) sofada oturan. kaparo. 2. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. be-ser (f. (bkz: ukde).i. besâre-nişîn (f.) 1. birçok. 3.i.s. besîse (a. dağıtma. başlangıç. serbest söyleyiş.) nice nice. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti.s. bitiştirilmiş. zafer tacı. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. besere-i habîse karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. s. besî (f. 4. bestegî (f. besûr) vücutta çıkan sivilce. besât (a. besîm (a. besîm). beskele (f. nifak.e. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].) besmele çeken. 3. şarkının makam ve ahengi.) baş üstünde. pesâvend). kahramanlık.) güler yüzlü. besâit (a.) 1. (bkz. 2. bağlılık. 2. ziyâdelik. besâlet (a.b. sefer hazırlığı.i. besbese (a.b. besbâs (f. (bkz: şecaat). besâmet (a. derin görüş.i. basît'in c. 2.i.s. Bessâse (a. saçmasapan [söz]. tamam. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. beste (f. besîc (f.s. bağlanmış.i. 2.) 1. basitlik. çalçene.) besmele çeken. besmele-keş (a. saçma.i. bess-i şekvâ şikâyeti meydana çıkarma. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.c. kapı sürgüsü. yayma.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. hayli.) düğüm.) çok çabuk yürüme. bessâm). besâvend (f. sofa.) ağzı kapalı. besmele-hân (a. (bkz: besmcle-keş).) 1. yol azığı.s. bağlı.) dilâverlik. yetişir. tencere gibi yayvan kap. kapalı. esneme. ağız karası.b.i. sükût eden. besâ (f.b. besâre (f. besâtet-i arz yer düzlüğü. hazırlık. besr. bessâm (a. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır].s. dilde düzgünlük.s. çenesi düşük.i.i.) geveze. 1.) rastık. ed. sebze bahçeleri. Dil-beste dili bağlı. 2.) çok.i. bir çeşit yemek. düz yer. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı.) sazdan.f.i. besâret (a. hizmetçi.) 1.i. uşak. meydana çıkarma.i. be-ser ü çeşm (baş ve göz üstüne) bâşüstüne.) kâfi. beste-dem (f. bahadırlık.) Mekke-i Mükereme.i.) herze. fazlalık. (bkz: besmele-hân).s.) kapı mandalı. fenalık. best (f.f.) l.s. dili bağlı. düzlük.) 1.i. kazan.) bostanlar. bess (a. besere (a.i. sâde şeyler. besâtîn (a.) nefesi tutulmuş. 2. besmân (f. besek. (bkz: vesnıe).

uzun boy. İlm-ül-beşer antropoloji. beste-pâ (f.zf. bot. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır.) 1. Nev'-i beşer insan cinsi.s. taraf. besûs (a.i. (bkz: bişâret).Dil-bestegî gönül bağlılığı. atmaca [kuş]. 3.i.) besteleyen.i) 1. muştucu. çirkin kıyafet. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur. beşere (a. kompozitör.i. iki şeyin birbirine sarılması. beste-hân (f. beşere-i muhât-ı rasafî anat. kederli. yaslı.) 1. Âdem. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam.b.) dudağı kapalı. silindirsel epitelyum.i. beste-leb (f.b. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir.f. kabahat. 2. kütikül.) kısır kadın.f. Güçlü. muştu.s. şarkıcı. uç.i. 2. beste-nigâr (f. beşel (f. (bkz: betrâ'). insan derisinin dış tabakası.b. sabânın güçlüsüdür. . besûr (a. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. parlaklığı ve gençliği.) sivilceler.i. cisim.a. fr. 2. Seyyid-ül-beşer Hz. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır]. küçük çıbanlar.i. beşânika (a. kapalılık. kenar. f r. müjde.s.i. beşenc (f. 2. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.c. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. beste-ısfahân muz.) zool. beşe (f.) yüz lâtifliği. tutuk. besteci. 2.) müjdeci. Bilhassa kuvvetli hüzün.epithelium pavimenteux.) 1. fr. besr'in c. yeni çıkan garip şey.b. güç hazmolan şey. beste-nigâr-ı kadîm muz.i. Muhammed. beste-kâr (f. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. beste-nigâr-hisârek muz. "asıl.i. haberci.i.b. kapalı olma.b.) 1.s. beste-nigâr-ı atîk muz.i. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. (bkz: merbûtiyyet).i.) şu şartla ki. iki kimsenin birbiriyle tutuşması.) güler yüzlülük. beşem (f. güler yüz.b. beşer (a.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. yassı epitelyum.) insan. okşadıkça süt veren deve. beste-hisar muz.a.) ayağı bağlı. beşâm (a. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. beşen (f.) 1. Eb-ül-beşer Hz. balsama ağacı. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. güzelliği. beşâşet (a. beşâat (a.s.) muz. açıklığı. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam.i. be-şartı an ki (f. Hayr-ül-beşer. beşâret-âver (a. beşâret (a.b. yiyinti ve içintilerdeki acılık. anthro-pologie. 2. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re için bakıyye bemolü konulur. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir. mahzun. 2. beşâret-nâme (a.) beste okuyan. compositeur.s.i. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. beden. 2.) 1. beste-rahim (f.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç.

beşûş-âne (f. betûl (a.s.i. eksik bırakma.) husûsiyle.s. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. s. 2. betre (a.b. besili. 2. bot. bevâdir (a.) antropoloji. bev' (a. beraber. i.i. güleç [adam]. nehirlerdeki akıntı. beşme (f. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. (bkz: bivâbet). anthropologie. beraber oluş.i. [kelime ebter in müennesidir]. sataşma. fr. bevâh-en (a.) vazo. insana mensup. sof.c. beştek. beştük (f. Bey-i betât kat'î satış. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. düşman. mide sümük zan. naz. 3. beta' (a.) ok mahfazası.) 1.) olagelen hâdiseler.) yuvarlak tabla.) acı. bâdire'nin c.) ayrılmış hurma fidanı.i. (bkz: bettâr). bettâr (a. 3. tabaklanmamış ham deri. ahmak adamlar. hele. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi.s.s. sıkışık [yer].) salcı. şen. i. 2. 4.) beşere. betyâr. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü.s.) 1.) semiz. zarf. bettât (a.i. beşyûn (f. bevâhe (a. şeytan. ifrit.) 1. (bkz: tîrdân). keder. 2. beşeriyye (a. kusurlu.beşere-i muhâtiyye biy.i.s.i. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz.) 1. mezhepsiz.) güleryüzlü. beşm (f. (bkz: ikamet). dişi baykuşlar. Meryem'in lâkapları. beşûş (a. (bkz: beşuş).s.) kat'î. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır].i. 2. betrâ' (a. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. güleryüzlü.i. gulyabâni.i.s. görülmesi istenilmeyen şey. 3.zf. ayrı kök salan fidan.) daha fena. insanî. erkeklerden çekinen namuslu kadın. (bkz: betîl). beşerlik. beşeriyyât (a. dev. betr (a. müjde getiren.) çok kesen. insanlık. beşerî.i. betyâre (f. başyazarı Dr. betyâb (f. tadı fena şey. işve. şebnem.) kapıcılık. beşeriyyet (a.i. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş. şal yapan ve satan. kulaç. 3.s.) 1. beş parmak da denilen.) benzer.) 1. betîle (a. belli.zf.i.s. yağlı. 2. betîl (a.) 1. Hz. dolu. kesme. beşîr (a. betât (a.i.) meydanda. çiy. kâse.) çok keskin. kesme. belli olarak.) kapıcılık.i. bakkal tablası. (bkz: beste-rahim).) 1. beşg (f. 4. hek. atın seyrek basması. gürgengiller. kar. beşî' (a.) 1.) dişi eşek. dinsiz. 3.) tiftikten yapılmış şal. betûliyye (a. Seyf-i bettâr çok keskin kılıç.betulinees. (bkz: beşîr2).s.) dert. (bkz: bürrân). çok çirkin. kuytu.) güleryüzlülükle.i. müjdeci.i. bevâ' (a. bett (a. kırlar.) oturma [bir yerde]. betûk (f. betkîş (f.) 1.) sahralar.) kısır kadın. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. salkımları sarkık olan ağaç. bevâdî (a.s. çok keskin.i. bâdiye'nin c. (bkz: şebnem).b. mihnet. 2. betûk (a. çini saksı.i. aşikâr. kapı bekçiliği. .i.) 1. ekşi. sepeti.) aşikâr. 2. 2. bûhe'nin c. çöller. kulaçlama. 2. (bkz: bed-ter). kayıngiller. (bkz: hüveydâ). beter (f. okluk. Meryem'in lâkabı. kırağı. Hz.i.i. fr. kap. bevâh (a. bevâbî (a.) 1. 2.i. (bkz: badire). 3. 3.i. çakır doğanlar [kuş].i. bevâbet (a. be-tahsîs (a. 2.zf.

sınama.i. sakat şeyler.i.) 1. 3. aşikâr. 4. müfret gibi kullanılan cemidir].i.) kalanlar.i. yokolma.) 1. sidik.i.. üstünlük. bevl (a. biy.c.) keskin kılıçlar. 2. bevc (a. bevg (a. 4. 2. 2. üre. âfetler. mahvolma. hüveydâ). keder ve belâ meydana getirme. bevbât (a.s.i. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir].) sidikle ilgili. bevâis (a.s.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar.) yumuşak toprak.i.i. şimşek. nasip.c.s. bevâtir (a.) 1. bârih'in c. kız çocuğu. çâh. 3. çok açıklık. 3.i. gerdanın yanında olan etler. bir şeyin .i. çalıp çırpma. sövme. bıktırıncaya kadar ısrar etme. 2. (bkz: beviç).) basurlar. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında. s. ilenme.) 1.i. haykırma. dâim olanlar. bâriyy'in c. bârika'nın c. bevânî (a. bevvân). iki şey arasındaki uzaklık. bâtın'ın c. keder. beddua etme. bevd (a. yalan söz. 2.) kargaşalık. bevlî. bevn (a. (bkz.i. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. 5.bevâhid (a. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. bâika'nın c. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. mal. bevliyye (a. musibet. 6. şiddetli yağmur.i. 4. kır.) küçük kız çocuğu.i. bevâtıl (a. 3.i. 2. büven. debdebe.i. fenalık. açıklık. süs. bevâr (a. bâis). bevârik (a.) 1.) l/acele. sıçrayıp binme.i.) kuyu. çiş.i. çöl.) 1. karmakarışık olma. bir kimseden kaçıp gizlenme.) gizli. bâis'in c.) farzetme. (bkz: bâdiye).s.i. Habs-i bevl küçük aptesini tutma. bevârih (a. bevh (a. 2. Bevh (a-. soğutulmuş şeyler. şimşek. 2. kaburga kemikleri.) 1. 2.) hasırlar. mayasıllar.i. bevâik (a. bevs (a.) sahra. 7. bevn (f.) şiddetli kasırga. yokluk. bevc (a.) çiftçilerin harman savurduktan yaba.c. musibetler [kelime. [zıddı "zevahir" dir].) 1. s. idrar.i. felâket. bâriyye. mahvolma. (bkz: bi-vân. yıldırım parıltıları. bevle (a. işeme.) l sıkıntı. 3. bâsûr'un'c.) 1.i. ateşin sönmesi. bevâtın (a.i.) 1. yoklama. ileri geçme. gösteriş. çürüme. 2. meydanda. (bkz: bevvâl). bevk (a. 3. bevne (a.s. bevj (f. lanet etme. göz kamaştırıcı şeyler. çeh). mu-sîbetler. ince kamıştan örülen hasırlar. 2. kıtlaşma. yorulma. 4. düşünme. Dar-ül-bevâr cehennem. çok işeyen adam. ebvine).) belâlar. kapalı şeyler.s. bâtıl'ın c. bevâs (f. bevâşe (f. pay.) 1. bevh (a.i.) galip gelme. oranlama. 3.i. ebvâl) 1. ziynet.i. bevr (a. sermâye azalma. (bkz: bi'r.) 1.i. bevârik-i süyûf kılıçların parıltıları. (bkz: berj). bevân (a.) hisse. yemekler. bevâkî (a. bevâh. baki ve bâkiye'nin c.). bevârid (a.s. 2.) mesafe. bâtire'nin c. bârid'in c. bevk (a. kederlenme. deve ayakları. boşboğaz [adam].i.i. bevkâ' (a.) belâlar. yaramaz şeyler. bevâsîr (a. beviş (f. belâya uğrama.i. kim.i. eşya. 3. bevârî (a.i. (bkz. s. sürülmemiş yer. (bkz: berk). düşmanlık. bevga' (a. girdap. zahir. ileri gitme. 2. parıltılar. 2. büyüklük. su kaynağını karıştırıp açma. çiftleşme [kadın ve erkek].i. bâriyâ. su çevrintisi.) 1. bevn-i baîd uzak mesafe. haberli olma. 2.i.) bâtıl. 2. yok olma. bir araya geliş. tahmin.

s. beyâzıka (a. sık sık işeyen. büyü') satma. huk. başkasının iznine bağlı olan satış. huk.) 1. (bkz: bîd.i. dolu. girilecek yer.) kapıcılık. (bkz: bevân. 2.c. i. bey'-i bât kat'î satış. fâsid. s.rengi.i. 3. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan].i. bey' bi-l-mücâzefe huk.) 1.. büyûd.i.i.) 1. 1. bevvâb'ın c. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit..s. beyâd (a. satış. devamlı oturuş. dolmuş. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir]. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. gösteriş.) 1.) kapıcılar. bey'-i fâsid eko.) 1. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. bey'-i câiz sahih olan satış. bevvâbân) kapıcı. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. (bkz: bevle). [satranç oyununda] paytaklar.i. bevl'den) çok.c. bahis ve teftiş "etmek". (f. beyâbânî (f. bevvân (a. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. bevvâbîn (a. göçebe. bey' bi-l-isticrâr huk. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. aynı ayna. bey'-i gayr-i lâzım huk. huk.) kapıcılar. büven. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. 2. kapı. beyzak'ın c. hükümsüz olan satış.i. bevş (f. bevvâbîn.i. beydak.i. beyâdıka. mahvolma. 2. 2. bey'-i mün'akid huk.) Hindistan cevizi.. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. bevz (a.). piyadeler.) zengin iken fakirleşme. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. bey' men yezîd artırma ile satış. bivân).) yok olma. bey ü şirâ' alım satım.b.m.s.s. bey' (a. ağacın köküne yakın olan yerleri. beydûdet). üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. bey'-i lâzım huk.) aşîret. bevvâ (a. beyâ (f. bevs "etmek" (a. bevvâbân (a. bey'-i teâtî huk.s.i. bevz. mevkuf kısımlarına ayrılır.i. bey'-i nâfiz huk. bevvâl (a. bevsâ' (a. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. eşek ansı.) çalım. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih.i. beyâbân (f. bevt (a. düşme. debdebe.b. bey bi-l-istiglâl huk. iri kıçlı kadın. 2. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. ebvine) çadır direği. satın alma. beyâbân-ı gam gam çölü. bey'-i mevkuf eko. nafiz. çöl.c.) kır. bevzek (f. bevvâbet (a.) bedevî. dağıtma "k". akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. bey'-i bâtıl eko.i. satılma. yurtsuz. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları.i. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi.t. 2.i. beyâbân-nişîn (f.) çöl adamı. bey'-i sahih huk. bey'-i mukayaza huk. düşkünlük. bevvâb'ın c. . götürü satmak. bevvâb (a. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. bey'-i bi-l-vefâ eko.

istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. boysuz. Beyâtî-arabân. Bu makam.i. muhayyer.c.i.i. Uşşak'dan farkı. kinaye. beyâre (f. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. gece iş görme. gardâniye. hüseynî. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. beyât (a. Beyâtî. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. bodur olarak yerde yetişen fidan. (bkz. bey'at (a. sebze ve meyva. büyâh) ufak balık. tiz perdelerden başlaması. beyân-ı efkâr fikirleri söyleme. Niseb-i şerîfesi 8 dir.i. ed.i. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. beyâdir (a.) muz. Terkibindeki beyâtî ile. hakikat. (bkz. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. açık söyleme. makamın yapısıyla alâkalı değildir. makamın birinci derece güçlüsüdür. anlatma. neva.i. Çok eski bir terkip ise de. beyân-ı matlab istenilen şeyin beyân edilmesi. bey'at-ün-nisâ (kadınlar anlaşması) Hz. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. 2. beyân'ın c. belagat ilminin. beyâh (a. geceyi iş ile geçirme. segah. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. beyân (a. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. beyâriş (f. *demeç. dileğin bildirilmesi.i. acem.i. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir.s. ilâç. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi . çargâh. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. anlatma. tedbir.) çâre. belagat). teşbîh.f.) kısa. beyanât) 1. beyân-ı hâl hâlini bildirme.paytaklar.c.b. beyânât (o.) 1. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. bildirme. beyâtî-arabân (f.) gece uyuma. (bkz: biyâh). asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. beyân-ı zarûret huk. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. beyân-nâme (a. beyâtî (f. bu perde. *söylev. bîat). 2. mecaz.i. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir.b.) harmanlar. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi.c. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir.) nutuk. bildirge. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. hâli yazı ile bildiren açıklama.) muz.i.).

mısır gülü. nefret edilen kimse.i.i. (bkz: beyzah). Esasen güçlü.s. vesîka. arasında.) yok olma. i. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. beykem (f.b. i. tekdir. meç. beyâtî-arabân-pûselik (f. arada.i. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı. inter-sexuel. (bkz: bîdah). yazlık köşk. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. kadın adı. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır. 2 umurta akı. rende.kullanılmağa başlanmıştır. bey-gar. kazma. sahra.) harmana mensup. beydûdet (a.) 1. doğru lügat. harmancı. haşan at.i.) kökünden.) 1. beygare ("ga" uzun okunur. pazar. beyn-ed-dıl'î anat. makamın yegâne numuneleridir. (bkz: bîd. beyn (a. beyhuşt (f. sığır dili.i. beyhen bot. durak. 3. başa kakma. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır.i. aralık. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. beyâd.c.) ekini harman etme.c. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir.) eko. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. beylek (f.sır saklamayan. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki.) meşguliyet. aydınlık. 2. tehlikeli yer. i. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. paytak. uğraşma. koparılmış olan şey. bey'iyye (a. çöl. bey-gâh (f.) 1. beydâne (a. f.s.) 1. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen.i.i.) etine dolgun. . beydere (a. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. Gurâb-ül-beyn ayrılık kargası. beyn-el-ahâlî ahâli arasında. araya.i. 4. beydak (a.i.i.) pazar yeri. 2. ferman. 2. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. beyâtî-hisâr muz. pul. hüccet. iri ve şişmanca kadın. cinsarası. beyâvâr (f.) muz. beydâh (f.i. fr. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi.) 1. ara. dibinden kopmuş. beyder (a.i. beydâ' (a. beyâzî l. fr.) sövme. boşboğaz. bir çeşit beyaz çiçek. beydânât) yabani dişi eşek. beyderî (a.) berat. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. güç. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. beyn-el-cinseyn fels.i. adı anonim bir edvarda geçen makam. 3.i.i. beyâz (a. beyâtî-pûselik muz. ekin harmanı. inter-costal. harman yeri. aklık. beylem (a.) sert başlı. beyn-el-bahreyn muz. çıkışma. 2. açılmamış pamuk kozası. 2. büyûd). s. eğeler arası. iş. beydaha (a. beyn-el-akrân akranlar.i. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. ak.) sofa ve salon. bey hân l.i. 2. bu arızalar bekar yapılır. yaşıtlar arasında. aklık.beyazlık. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua.

3. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında.i. i. f r. fr. derme çatma ev. eritilmiş sürme. intertropical.c. 3.b. beynûnet (a. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. (bkz: beyt-ül-arûs). veteriner.s.h. oda. yağlı sürme. Kudüs camii. elongation. uzanım.i. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası.karanlık oda. anlaşmazlık. chambre posterieure. oba. bir Allah bir kendi bilir.) ne iyi ne kötü.beyn-el-enâm halk arasında. beyt-ül-kasîd ed. iki şey arasındaki mesafe. (bkz: Beyt-ullâh). beyn-el-esâbî biy. beyn-el-hücrevî biy.) 1. fr. fr. 2. beyt-ül-ma'mûr. Beyt-i Mukaddes (a. en iyi olan beyti. beynûhet-i a'zamiyye ast. beyrem (a. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. hayvan hekimliği. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. hâne. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. beyn-el-üdebâ edipler arasında.i. *eklemlerarası. (a. 2. marangoz rendesi. fr. tropikler arası. beyt-i ankebût. kederli ev. beyn-el-medâreyn coğr. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında.i.i. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. fr. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. 2. ebyât) e d. astr. kazma [âlet].zf. fr. meç. interplanetaire. sert ve uzun taş. beyt (a. fr. 4. beyt-i halfî biy. beyt-ül-Makdis). (bkz: hacle. beyn-el-ihvân eş dost arasında. [islâm hukukunda]. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz.i. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı . beyt-ül-Haram Kabe.) baytar. beytârâ (a. chambre anterieure.c. beyn-el-eviddâ ahbaplar. karalar arası. gazelin en güzel. ardoda. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. gerçek dostlar arasında. ev.i. Kudüs. beyn-en-nâs halk arasında. international. beytâr (a. fr. mesken. beyt-i şerîf Kabe.) ikisi arasında. in-terrigital. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. interarticulaire. beyne beyne (a. büyüt) 1. in-tercellulaire.) "Mukaddes ev" 1. parmaklararası. ikisi ortası. beyt-ül-arûs gelin odası. beyne-hû beyn-Allah (a. beyt-ül-gazel ed. beyn-el-kıtaât coğ. 2. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. beyn-el-havf ve-r-recâ korku ile ümit arası.) milletlerarası. beyt-i musarra' ed. ihtilâf. beynehümâ (a. 3. ara açıklığı.c. hücrelerarası. (bkz: Mescid-i Aksa). beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. beyn-el-mefâsıl anat. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). beyt-i muzlim fotoğraf kutusu.zf. beyt-üz-zifâf gelin odası. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. beyn-el-milel (a. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân).) baytarlık. beyt-i kuddâmî biy. beyn-el-guzât gaziler arasında. hacle-gâh). önoda. aralık.) onunla Tanrı arasında. fr.b.i. gamlı. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. beyt-üs-sadaka (a. elongation.c. 2) dünyâ. beyn-ed-düvel devletlerarası. beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. beyt-i iddet huk. beyn-el-halk halk arasında.) yardım sandığı. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. beyârim) 1. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı.

tamah. demir başlık. şahit. celî. tanık. tanık. (bkz. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.s. beyyinen (a. Güneş. beyzeteyn (a. alçak gönüllülük. (bkz: burhan).) gökte.c. beyyin (a-s-) açık.i.) 1. meç. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. beyt-ül-mâl (a. beyyâhe (a.i.) "Allah seni sevindirsin.) açık olarak. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. yumurta. daha ak. gece kalma. bahir.). 3.s.i. beyze-i İslâm (a. beyzah (a. ve i. ve i. beyyâb (a.b.b.) uzun. beyûgânî düğün.f. Beyt-ül-Makdis (a. (bkz: Beyt-fŞerîf). (bkz: beyzet-ül-İslâm).i. (bkz: bâin).it ve i. (bkz. 2.) deliller.) gelin. beyyine (a. tanıklar.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. beyt-ül-arûs (a.) "kısırlık yumurtası" 1. beyze-i zerrîn Güneş. beyûz ((a.) 1. 2. (bkz: arûs). kuşun yumurtlaması. Hilât-ı beyzâ (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı. hayvanların. 3.i.b. sucu. Güneş. 3.i. beyt-ül-hikme (a. haya.i. şahitler.i. 4.i. buyuz) 1.s. (bkz: husye). yumurta [umûmî olarak]. Güneş. beyyinât) delil.b.i. beyze (a. miğfer). .it. (bkz: beyt-üz-zifâf).i. beyzet-üd-dîk (a.) tenasül âleti. çok nâdir şey.olmayan bir gönül.i. Beyt-Ullah (a. (bkz: beydaha).) [eskiden] mâliye hazînesi.s. beyyine'nin c.) horoz yumurtası.) balık ağı. ümit.) saka. beyûn (a. beyzâr (a. beyzâr.) gelin odası. beytûtet (a. beyûs (f.) "Allah'ın evi" Kabe.) ed. Millet-i beyzâ islâmlar. beyt-üz-zifâf (a.i.i.n. (bkz: beyt-i mukaddes3). beyzâ' (a.) yumurta şeklinde. beyzâre (a. beyt'den) geceleme. çok beyaz. beyzavî (a. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir. aşikâr. beyze-i âftâb Güneş. bostan kuyusu.i.i.c.i. Güneş.i. ve i.i.b. (bkz: arûs). istek.i.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. iri yapılı şişmanca [adam]. beyyine-i âdile doğru şahit.) gelin.i. beyze-i zer.i.h. beyze-i subh. beyûg (f. bulunmaz şey. beyz (a.c.) gelin odası. (bkz. beyze-i çarh.) 1. hüveydâ). beyû (f. 2.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül.) etine dolgun.) 1. aşikâr olarak. (bkz: beyzî).b. geveze. 2. büyük sopa.zf. Beyyûmiyye (a. (bkz.h. (bkz: husyeteyn). bî-hûde-gû). Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif.). beyze-i âteşîn. beyt-i mukaddes). Beyyâ' (a.s. (bkz: beyt-ül-hikme). horoz yumurtası.) dibi geniş kuyu. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir].it. (bkz: vâzıhan). (bkz: ayan. beyt-ül-arûs).i. çalçene. beyt-ül-ma'mur (a. meç. beyzâre (a.i. beyt-ül-kasîd (a.) hayalar. kasidenin en iyi beyti. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. beyûn afyon. beyzet-ül-akr (a. yaltaklanma. beyyinât (a. beyzâ bâz (a. beyyâkallah (a. güldürsün.

bezbeze (a. islâm ülkesi.it. beyzet-ül-harr (a. zorlu kimse. ve i. keler. bezm-i elest tas. kabahat.nasip. bezbâz (f. kırma. beyzet-ül-beled (a.) pejmürdelik. 3.) "yer yumurtası" yer mantarı. bezâzet (a.i. zarif [çocuk].) deve kuşu yumurtası.b. zafer. hayat. islâm'ın hakîkî merkezi. (bkz. beze (f. islâm'ın yayıldığı saha.) geveze. bezm (f. miskin. eğlenceli meclis.s. (bkz: bezle-gû). (bkz: bezm-i mey. uslu. sıkılma.i. 2. kuvvetli. inci saçma. bezle-bâz (f. bezâne (f.s. daralma. hoşa giden nâzik söz.) lâtifeci. bezm-i fenâ dünyâ. i. bezîm (a. bezm-i mey içki meclisi. pay.i. islâm milleti. bezle-gû (f.i. kısmet. beyzet-ül-İslâm (a.) 1. domalan [bitki]. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. bezîn (f. saçma. ve i. dünyâ meclisi. büzûzet).) gevezelik.) bol bol verme. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. beze (a. hatâ.) Hindistan cevizi kabuğu. ahenk ile okunan şiir. (bkz. bezr).) akıllı.i. yumurta biçiminde olan. diş ucu ile ısırma. ve i. kapalı güzel kadın. bezm (a. âhiret. ve i. beyzî (a. manifaturacılık.) fakir. bezl-i nükud parayı bol verme.) 1. lâtife. bezer (a.s.s. oval.) konuşmada açıksaçıklık. 2.) günah. bezm-i gam gam meclisi. bezâdî (a.i.) örtülü.) esici. 2. (bkz.) 1. 3) içki âlemi.) l.i.) günahkâr.s. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. yumurta şeklinde bir şey. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. (bkz.i.s. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendi meşhur bir çeşit lâle. bezâ (a. küçük yakut. suç. meclis-i mey). 2.) şiddetli sıcaklık.s.i.i. 2. bezm-i fütûh zafer meclisi. ve i. 2.b. ekilecek tane.it. beze-kâr (f. 3. (bkz. şiddetle sarsma. yayın kirişini çekip salıverme.i.) tohum. bizâz. bezk (f.it.i.i.it. beyzavî).b. bezm-i nûşânuş. bezi' (a. bezl (a. bezm-i cihân cihan. esen [rüzgâr].i-) hızlı yürüme.) gökçil. bezîr (a. suçluluk. üstünlük.) .b.) bezcilik.it.) günahkârlık. bezâzet (a. bezle-bâz).) 1. bez beze (a. beyzet-ül-hıdr (a. keme. 2 . beyze-i islâm). mavimsi bir nevî değerli taş.) kertenkele.beyzet-ül-arz (a. suçlu.) zool. şakacı. bezm-i nûşânuş). bezm-i işret içki meclisi.) esici. bezaga (f. bezm-i mey).) içkili. bezekârî (f. tespihböceği.s. (bkz: ibzal). dernek. bezl-i cehd elinden geldiği kadar çalışma. . (bkz: bezm-i işret.i. bezl-i güher cevher dağıtma. bezm-i aşk aşk meclisi. şaka tarzında söylenen lâkırdı. perişanlık.i. bezîr (a.) 1. para dökme. galebe.i.s.s. bezle (f. kıyafetsizlik. bezm-i nûşânuş (bkz: bezm-i işret. depretme. kaçma. bezm-i hâss husûsî meclis.

bıdısgan ("ga" uzun okunur.) eğlencenin. manifaturacı. bezr-ger (a.) bot. bezreka (a. bezm-geh (f.) geceden bir kısım. a. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç. esnaf çarşısı. bidişgan. 2. bırtîl (a. için mânâlarını vererek Farsçadaki be.) bot. meclisi süsleyen. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. sarmaşık [ot].) yol gösteren. kavun. bezr-ül-bene (a.b.İ. 3.(f.) 1.i. topraklar. (bkz: ziraat). bıd'a (a.i. segah.i. bıdâa.s.s. 2. i. 2. bi.s. buk'a'nın c. bezm-gâh . hiç sevmeyiş.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. bedesten.) ekinci. 4. onun gibi rast perdesinde durur. bezr-kâr (f.i.) beyhude. karpuz.) âfet. boş.i.c. mi bekar kullanılır. bezm-efzâ (f. re bakıyye bemolü.) l.i. bezzâz-istân (a. 2. bıka' ("ka" uzun okunur. bıdâa.i.) bedestan.i. sündüs denilen altın işlemeli atlas. berâtîl) 1.i.f. mîde dolgunluğu. Güçlü.b. bığza (a.s.) 1.) 1.bezm-i safâ safa meclisi. mahrem. bidisgan. kılavuz. bıdı gan ("ga" uzun okunur.(a.i. hicaz. Nihâvend makamı ile.i.).b. bıttîh (a. gizlenilen hal.b. 2.) şiddetle nefret. bodur [adam].s.) eğlence yeri.i. ekinci.edatıyla aynı işi . bızâat (a. 1. bıdâat).i.) sarmaşık [ot].i.i.i. 5. banotu tohumu.b. bıd'. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi. çiftçi. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. 2.) gecikme. ağır davranma. bilgi.f. bir şehrin ortası. ziyafetin zevkini arttıran. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. bezz (a. bıtâka (a. büzûr) tohum.) 1. (bkz: bedreka)..b.) ekim. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.i.c. f. 2.) 1.) bedestan. i. bıdâat (a. 2.) bir parça yer. bidisgan. delil. ıska). bezzâz (a.) 1. bidişgan. (bkz: bağza').) bot.i. bezr (f. (bkz. sermâye. çargâh. bezm-ârâ (f.i. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. bıtâne (a. (bkz: bıdısgan.i. bezr-kâr). bılgın (a. anapara. Bî-âşiyân yuvasız.i. bî. batâik) pusla kâğıdı. sırdaş. bedesten. ile. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. felâket.b. (bkz: bıdısgan. bezci. bezyûn (a. f.s. gizli şey. bî-âr arsız. (bkz: bedestan).i. ülkeler.e.b.s. bezz-istân (a.) gündüz yenilen bir öğün yemek. esnaf çarşısı. çarşı. çiçek ve sebze tanesi.).) tohum saçan. 4. rüşvet.i. ıska).c. bezr (a.) . bezme (f. bezr (a. bezr-ger (f.i. musibet. varyoz. yafta. i. şaşkın [adam].) -sız. esasen bu beşli. si koma bemolü. bıtâ' (a. (bkz. ekilecek tane. obur [adam].i. 2. varaka.b.i. bızr (a. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. astar. bıtn (a. muz. 3. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. kumaş satan.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. 3.f. bıtna (a. bezme (a. (bkz: bedestan). bezm-i tarab muz. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. utanmaz. ince kumaş.e. bedesten. zengin [adam]. bızâa.

2.) 1. sıynk. meyva vermeyen.a. behresiz.) fare. zavallı gibi.) sayısız.s. bî-çâre-gân) çaresiz.b.) bahânesiz. (bkz: Bîjen). bilgin. bicrît (a.b. bîcâd. bî-bahâne (f. sebep sorulmaz. . bî-bekâ ("ka" uzun okunur. kör.s. bicişk (f. dayanağı olmayan.s.b. (bkz: usfûr). bî-çûn (f. amanver-mez.b. Bicâd (a. bî-bedel (f. utanmaz.) 1. bîcâde (f. bi-r-. zavallılar.s. bî-behre (f.i. bi--z-.s.s.) asılsız. mahrum. aba. bî-çâregî (f.) benzersiz. bî-berg ü nevâ elinde avucunda bir şeyi olmayan.) 1. Bîcen (f. hakîm.s. bi-avni-ilâhi teâlâ Allah'ın yardımıyla. (bkz: lâyüs'elü amma yef al).a. donuk. acımaz. biyâ') kilise. bî-çâre (f. zavallılık. bi-n-netice .b. bi-aynihî. havuza gelen suyun yolu. bî-cevâb (f. bibr (f.) aynıyla.) bahtsız.s. gibi) alır. bî-asl (f.a. temiz şey.i.b.) dalsız.s. paha biçilemeyecek kadar değerli. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken.b.i.s.s. bî-câ (f.) l sayın bayan. bî-çâr.s.s.s. şekillerini (bi-t-tabi.c. 2. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1.s. bî-âr (f.) bîçarelik.i. emsalsiz. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır]. halı. biçîz (f. eşsiz.s. bi-t-.) hekim. biçişk (f. 3. hanım.i. kuru.) berâetsiz.s. Hz.b.) 1.b. korkak.s. bî-berg (f. eşsiz.) basiretsiz. mutlak (Allah). bî-amân (f.) yuvasız.s. talihsiz.i.a. susuz.b. f.s.b. çekinmeyen. zf.s.a.b. bî-bahâ (f.) yüreksiz. bi-aynihâ (a.) havuza su akıtan musluk. lemelsiz.s. bî-çûn u çirâ niçin ve nedensiz.s. bî-çâregân (f.) korkmayan. bî-ârâm (f. ev kadını.a.s.b. 2. bî-baht (f.b. yol yol. Allah. bî-bâkî (f.i.b.) amansız..zf.a. nasipsiz. bî-çâre'nin c. Bî-asl ü esâs aslı esâsı olmayan. çizgili olarak dokunmuş kilim.b. bî-berâet (f.) yardımıyla.a. hatun. durup dinlenmeyen. sıçan.) kabul ve lasdik muamelesi. tıpkı.görür. bîat (a. bî-aded (f. hala. sebepsiz. olduğu gibi.a. bîbî (f.) bekasız.b. 2. zavallı.) cevapsız.b. zf.h.s.) arsız. bî-bâr (f.).b. bîb (a.s.).) hesapsız.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse.s. benzeri olmayan. aldırış etmeme. bî-adîl (f.i.s.s. bî-add (f. bî-cân (f. [aslı "bey'al" dır]. Abdullah'ın lâkabı.şeklini (bi-1-münâsebe). bidüziye. etrafındakileri görmeyen. bî-âb (f.) cansız.) bîçâreler. merhametsiz. bî-basîret (f.) 1.s.b. (f.b. bîcâde-i müzâb (erimiş yakut) kırmızı şarap. bî-âşiyân (f.) 1. rahatsız.s. 2. (bkz: bizi şk).b.) hâlis. bî-ciğer (f.) yersiz. biçrek (f.s.b.) 1. 2.) korkusuzluk. 2. bi-n-. havuzdan dışarıya su akıtan delik. bîçâre-vâr (f.i. ruhsuz. kırmızı dudak.s. hayâsız. sakınmayan. rezil.b. kur-luluşsuz.) çaresiz gibi. bacası.) benzersiz. anlayışsız. bî-bâk.a. serçe kuşu. bi-s-. bîa (a.c.b.i. 3. değersiz. Bi-hakkın hakkıyla. bi-ş-. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. 2.) pek küçük ve değersiz [şey]. doktor. bi-avni (a.) kuru.

) devası bulunmayan.) haşarı. trampa etme. 4. bîdah (f. bidde (a. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey.) takat.i.) uyanık.) 1.s. merhametsiz. ağlayan söğüt. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. bî-devlet (f. uykusuz. sultanî söğüt.b.) 1. bidâyet (a. zavallı.i.) durmayan.i.i. bot. bî-dil (f. uyanıklık.s. korkak. ağlayan söğüt. dinsiz.) 1.i. bidh (a. bi-d-da'vâ (a. bidâyeten (a. 2 .e. 2. bî-devâ (f. Bi-t-tedrîc tedricen.b. bida') 1.i.i. (bkz: safsâf). Baht-ı bîdâr uyanık talih Dil-i bîdâr uyanık gönül. bî-dimag (f. ağlayan söğüt. bid'at-i makbûle makbul olan. bedel verme.i. bidâyet mahkemesi (a.) mutsuz.b. ağlayan söğüt.) zool. gaddarlık.) mutlu. bî-dirîg (f.zf. gönülsüz. salkımsöğüdü bîd-i mecnûn. ilkin [aslı bedâet'dir].a. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. nüktesiz. salkımsöğüdü bîd-i nâlân. bidâd (a. bot. işkence.s.) söğüt ağacı. beyinsiz.i.) davet ederek. büyûd. dikkatlilik. bîd-i müşk bot. b.) dermansız.b. ağlayan söğüt. bîd (f.a. bîdârî (f.) devlet ve ikbal ile.i.s. zâlim. başta. güçsüz. beydûdet). bi-d-da've (a.b.s. (bkz: beyâd.defalarla. kedersiz. gaşûm . çaresiz. salkımsöğüdü. esirgemeyen. bot. bid'at-i merdûde reddedilen.) 1. 3. gürdâs). 2.) bir kaç kere. başlangıç. kunduz.) zalimlik. eğlenmeyen. bot.s. bî-dâd (f. bîdâr-dil (f.) zalimlik. bîdester (f. sonradan meydana çıkan şey. kalpsiz.b. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma. zulüm. at].i.zf. bid (a. (bkz: bedde).zf.b. bîd-i sürh bot. bî-dermân (f.s.zf.i.) dâva ederek. (bkz. c. bot. 2.) başlangıçta.zf. hainlik. kızılsöğüt. 3.) zâlim. kafasız. bi-d-duâ' (a. ağlayan söğüt. süiti.b. 2. beğenilen yenilik.) akılsız. uğraşma.) don. esirgenmeyen. bid'at (a. mükerreren).s. hisse. bîd-bâf (f. bida' (a.b. bîdâr (f.i. bî-derd (f. salkımsöğüdü bîd-i piyâde.s.) geniş ova. sert başlı.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. bîdâr-baht (f. .) Arapçadaki b i. 2.b. güç. derman. çabalama.) dertsiz. (bkz. bî-dâd-gerî (f.) sonradan meydana çıkan şeyler. bi-d-devletü ve-l-ikbâl (a. 2.b. (bkz. bîd-i giryân. sepet örücü. bid'at'ın c.) uyanık.) yok olma. gaddar.zf. hâin.a. elinden geleni yapan.i.s.) başlama. beydah).b. acımasız.s. huysuz [aygır. bîdâre (f. j bid'at-i hasene beğenilebilir yenilikler. bî-dâdî (f. dolaşarak.b.) 1.) devrederek. s. Bi-d-da'vâ dâva ederek. uyumayan. düşkün.edatının d. âşık. beğenilmeyen yenilik.) 1.b. t.a.) âşık. çabuk.s. salkımsöğüdü bîd-i sernigûn bot.i. bidak (f.i.a.i.bîd (a.zf. salkımsöğüdü bîd-i revân. bi-d-def'ât (a.) sepetçi.b. bî-direng (f. aydın. bi-d-devr (a. bidâl (a.s. bid'at-i seyyie fena yenilikler. bî-dâd-ger (f.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.s.s.) dua ederek. bî-dîn (f.

asıl. h.s. samimî. bî-endâze (f. bî-gavr (f.b. (bkz.s. ondan. bî-enbâz (f. ondan. bî-encâm (f.zf.) günahsız.s.) anat. 3. 2.) gamsız. sınırsız.).).b. (bkz: rumh). bîgal ("ga" uzun okunur.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu.) o.b. bi-ecmâihim (a. 2. (bkz. yeğ. baldıran kökü. bih (f.b.) Allah'ın fazlıyla.) dipsiz. sonu olmayanlar. keyfiyet. bir menzile konma. fr. bidisgân). uçsuz. gayesiz. bî-fâide (f. kök.a. bî-gayret (f.) yurt. bî-gışş (f. konak.e. bih (a.) vakitsiz. yabancı.b. ona.zm.b.) faydasız. kayıtsız.) sonsuzlar.b.zf.) aletsiz. bihâ' (a.) karış.s.) yabancılık.i.zf.i. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. (bkz: bihî). (bkz: cürsûme).) ağaç kurdu. bî-gaye'nin c. bîh-i kûhî bot.b.s.i. onunla [tek erkek].b. zavallı.b.i.) o.s. bihâ (a. begas). bi-eyyi-hâlin (a.s.s.b. bî-garez (f.) bigâneler.a. durum. bî-edât (f.) edepsiz. çok. 2. bucaksız. temel. f. tarafsız.a. bi-eyyi-hâl.) sarmaşık [ot]. (bkz: bıdısgan. utangaç. bîe (a.a.) nihayetsiz.s.) 1.a.b.i.s. bî-günâh (f.i. sınırsız. f.zf. sıkılgan.zf.a. murdarilik daman.i.i.) gayretsiz. bigal ("ga" uzun okunur.) sağlık. Zühre (Venüs) yıldızı.a. Bidpây (f. ona.i. bîh (f. bilâ-fütûr).) 1. bi-esrihi (a. onunla [tek dişi].i.) farksız.s. bî-gâne-hûy (f.i. aşın. (bkz: bî-şekk). bî-gâne-meşreb (f.zf.i. mutlaka. hareketsiz.) 1.s.) başkasıyla.s. bî-gânegî (f. uyanık.) 1.b. ortaksız.) hilesiz.b.s. -sız.s. tas. bî-fark (f.s. kızı olmayan.) sonsuz. bidist (f.) Allah'm emriyle. nitelik. bid-istân (f. bidre (f. iyi. selâmet. Mef'ûl-ü bih gr.a. katırlar. i.) 1. bîdvend (f.) söğütlük. cümlesi. 2. esenlik. bî-garez-âne (f.i.a. onu. bî-gâh. bî-gümân (f. bî-gâne'nin c. hâli. tanıyıp da tanımazlıktan gelen. bî-edeb-âne (f. -i. bi-gayr (a.a. accusatif.s.b. suçsuz. yararsız.) edepsizcesine. kanşıksız.) uykusuz.b. b. tembel. ilgisizler.h. elbette. f. bî-edeb (f.s. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan.bidisgân (f. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. bıdışgan. sonsuz.a. bî-gamm (f.b. bi-emr-illâh (a.) kantaşı.) arkadaşsız. bî-duht (f. 2. kayıtsızlar.a.b. bidrûd (f. garezsiz. bîgerân (f.zm. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz.) garezsiz bir surette. taraf tutmayan.i. bigas (a. ayva.b. 2.s.i.b.zf.) ölçüsüz. haksız yere. tasasız.s. kaynak. bagl'ın c.) istemeyerek. bî-gayât ("ga" uzun okunur. hal.) kayıtsız tabiatlı. .s.s. bî-fütûr (f.s.a. uyumaz. a.) herhalde. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla.b.) esterler. kızsız [kimse].b. bî-hâb (f.) hepsi. bî-gâne (f.a.zf. bî-gaye ("ga" uzun okunur. bi-gayr-i kasdin (a. onu.) şüphesiz. cansız.b.s.) hep bir arada.s. 2.) 1. dağ kökü.) soğuk tabiatlı. bî-gâne-gân (f. bîet (a. ilgisiz. kargı. terbiyesiz.i. f.) mızrak. bî-geh (f.) 1.zf.

b. sayısız.) kök söken.) 1.b.) daha. bihrâm (f-i-) oruç.a.zf.) erkek kurt. bihî (f. bi-hakkın (a.s. bî-hâsıl (f.i. sıhhî [vücut].) kökünden söken.s. bî-hâr (f. i.s. sağ. bihterî (f. onlan.).b.bî-haber (f.b. her zaman bahar.i.s. bihâk (a. i. bî-hıred (f.s.b.) âciz. bilgisiz.) baygınlıkla. 2.a.s. bî-hemâl (f.) hadsiz.) 1. pek çok. onlan.) boşuna çalışan.) benzersiz. bî-hûdâne (f.i. iyi adamlar.) akılsız.s. bî-hicâb (f.) hissiz.) hakkıyla.) en iyi olma.b.) iyiler. bî-hiss (f.). onlarla [çok erkek]. bihterek (f.) iyi.b.s. hallaç.) denizler. vurdumduymaz.b. tamamıyla.s.b. i. bî-hûd (f. (bkz: bî-hod). benzersiz. bîhte (f. bihred (f.b.b.i. bihâhe (a. pek iyi.b. bî-hayât (f.).i. bihâh. beyhude. sınırsız. bahr'in c.) o.b. kendinden geçmiş olan.) ses kısıklığı. geveze.) hesapsız.i. bihbûd (f.zm.s.s.zf. bih'in c.b. bihterîn (itf. bihbûdî (f. sonsuz. kökünden söken.i.s.a. bihnâne (f.b. 2. bîhaste (f.b. bî-hareket (f.zf.) Allah'a şükür olsun. bî-hüde (f. kımıldamayan. bihân (f.s.i.s.) vakitsiz. bî-hûde-kâr (f.) cennet. bihişt (f. bî-hûde-gû (f. (bkz: bih2). .i.) cansız. onlarla [çift erkek].zf.) 1.s.) akıllı [kimse]. bî-hemtâ (f.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi. mutlu. (bkz: bî-nazîr). bihr (a. "günü iyi" iyi günlü. sağlam.a.b.) ayva tohumu.a.) -ce. bî-hodâne (f.zm. bihâr (a.s. bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe âdet olduğu üzere.b.s. bî-hodi (f. yararsızlık.s.) en iyi.) ağız kokusu.) utanmayan. bî hengâm (f. bî-hadd ü pâyân sınırsız ve sonsuz. 2. bî-hûde. 2. bihâr-ı baîde uzak denizler.a. onlardan. yorgun. bih-rûze (f-b. uçsuz bucaksız.b.) elekten.) beyhudelik.s.) sonbaharsız. bihîn. en iyisini seçen. bî-hazân (f. has ekmek.b. 2. bih-güzîn (f. bî-hadd (f. bakımından.i. bihterek (f. seçkin.s. bî-hânümân (f.i.) habersiz.a.s.s. kalburdan geçirilmiş bihter. (bkz: bî-âr).) eşsiz. onlara. nihayetsiz. ayva.s.i. bih-dâne (f.s. bî-hesâb (f. iyilik.) iyi olmaklık. üstünlük.) beyaz. bayılmış. faydasızlık. (bkz: be-hişt).b. bî-hod (f. çoluksuz çocuksuz.i. üstünlük. duygusuz. kıymetli bir taş.) 1. usulünce. bih-efgen (f. çılgın. tükenmez. boş yere.s. bîh-ken (f.) dikensiz. en iyi. her zaman taze. verimsiz. bi-hamdi lillah (a. bi-haseb-il-merâtib rütbece. rütbe bakımından.) yersiz yurtsuz. bî-hayâ (f. uçmak. bî-hûde-gî (f.b.i. binim (a.) baygınlık.) 1.s.s. boş yere konuşan. kafasız. utanması olmayan.zf.b.s. (bkz: bî-hödane).) boşuna.s. şaşkın.s.) o.) boşuna. bihimâ (a.s. bih-rûz. bi-haseb (a. onlardan.b. 2.) hareketsiz. onlara. sarraf.b. pek iyi.b.a. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur].b. en.a. (bkz: rûze).b. bihîne iyi.

sâde. [behzâd şeklinde de kullanılır]. bî-hûş (f.b.s.a.zf. ülkeler.a.b. bekâr.zf. kızlık.zf.s. b.a.a. bî-izzet (f.i. tedirgin.) kararsızlık. şarap meclisi.) nihayetsiz.) yerler. bî-kes (f. katıksız. bî-intihâ (f. marifetsiz.a. aynıyla.a.) hadsiz hududsuz.a.b.s.a.. UI . değeri. 2.b.) yersiz.b.s.) iktidarsız. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü. soyu güzel.)şaşkıncasına.b. z f.) kimsesizlere yakışır bir halde. (bkz.s.b.) şüphesiz. Bîjen (f.) geveze. bî-kesâne (f.) şeriatın emir ve müsaadesiyle bi-izn-illâhi teâlâ (bkz.a.) kendiliğinden. bî-insâf (f.) yararsız. acımaz.b.s. bî-ihtiyâr (f.) kayıtsız.s. kenarsız. ebkâr) dokunulmamış.s.) i'tibarsız. bîje (f. değersiz.s.) aynlmasız.s.a. karışık.s. s.) insafsız. buk'a'nın c. bikr-i fikr ilk olarak söylenen fikir. bî-kayd (f.s.) ibaresi ibaresine. sözsüz. bîka (a.s. bikr (a. doğuşu iyi. bikr-i hükmî huk.a.s.i. bika' (a. XV. aslı temiz. 3.a.b. bî-iştibâh (f.) kavuşmasız. tamam olarak. 1rj bî-i'tidâl (f.).b.) çizgisiz.) sınırsız.s.a.s. bî-kâm (f. bî-ibâretihâ (a. bî-ilâc (f.b.)1. aldınşsızlıkla.) izzeti. bî-hüde-gûyâne (f. bî-infisâl (f.b. hâlis. bi-izn-illah).) gevezelikle. sonsuz. pek çok. bî-kıymet (f. (bkz: nâ-be-mahall). h.b. ölçüsüz bî-ittisâl (f.b. 2. genç kız. bî-kesî (f. bî-hüdegû (f.bî-hudûd (f.i.b. deli.)hünersiz.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç. sonsuz.) kapı anahtarı.) kelimesiz.a.) i'tidâlsiz.) kıymetsiz.a.s. maharetsiz. bijeng (f. kendinden geçmişçesine bî-hutût (f. ')iÜ bi-izn-illâh (a.zf.s. rahatsız.a. husûsiyle.b.s.s.b.) şarap. bî-kaydâne (f. 2. bî-hüde-gûyî (f.) şüphesiz. uçsuz. bikmâz (f.s.) 1. elde olmayarak.) idraksiz. çalçene.) huzursuz.) kayıtsızca. ilgisizlikle. topraklar. 2.s.) 1. bî-kıyâs (f. (bkz: bekâret). aldırmaz.b.a. bî-kem ü kâst (f.b. erkek adı. karışık çizgili.a.i.b.) 1.) Allah'ın izniyle. kayıtsızlıkla. bî-iktidâr (f.b. işsiz [kimse].c.i.) boşuna gevezelik. bey zar). kız-oğlan kız. kararsız. bîilaç" deyiminde geçer. anlayışsız.i. bî-idrâk (f. bî-huzûr (f. rahatsız. bi-izni şer'î (a.a. bî-i'tibâr (f.) kimsesiz.) eksiksiz olarak. bî-hüner (f.zf. bî-kelimât (f.s.b.) ölçüsüz. kıymeti olmayan.) 1.s. bî-karâr (f. bî-mahall (f.s.i. saf.i. sersem. 2.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. (bkz: bekâmet).a.zf.s.a. sırf.s.s. güçsüz. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra . [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır].b. şarap içme.) mercimek.i. bî-hûşâne (f.) bîkeslik.b.s.a.a.zf.b. şaşkın. bî-kâr (f. bî-karârî (f.i. i.b.zf. kimsesizlik.b.s. bi-hoş. bikâmet (a. bî-irtiyâb (f. alâkasız. bî-kerân (f.a. salt.b. bih-zâd (f.

) bedelsiz. bilâbil (a.) ücretsiz. dönmeden. sürekli.zf.b. sonunda. mâmur beldeler.zf. sorup soruşturmadan. bilâ-ihtâr a. gevşek.kelimeleri zarf yapar. Rusçuk.a. kusursuz. gibi.i. bezmeksizin. düşük. istanbul'da Üsküdar.) fasılasız.zf. Diyarbakır. Bursa.b.b. Anadolu. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. bikrân (a-i. şehirler.. telâş. çapa. bilâde (f.) sonra.b. bilâd-ı erbaa 4 şehir [Edirne. An-tep.b. Bilâ-bedel bedelsiz.zf. Bursa. bilâ-kayd ü şart kayıtsız ve şartsız. arasız. Kahire]. bil.) tahkik etmeden.zf. Trabzon. bilâ-inkıtâ' (a. bilâ-lüzûm (a.) durmadan. [Arapça kelimelerin başına getirilir].s.b.) lüzumsuz. eksiksiz. tersine olarak. bî-kusûr (f. kendiliğinden.zf.) aksine. yaradılış. çözülmüş. kılık. bilâ-fütûr (a.) taksirsiz.zf. 2. bilâ-ücret (a.b.zf.) memleketler. ko puk. keder. kıyafet.b. elem. Trablusgarp. (bkz.s. bilâ-istisnâ (a. bi-l-âfiye (a.b. geçmeden.b.bikr'in c.zf.) ihtar edilmeden. bulaşmadan 2.b. bilâ-taksîr (a. haber vermeden. bilâd-ı rûm Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. (bkz: be-lâde.) sormadan. parasız. rüşvet almadan. bilâ-ihtiyâr (a. bikle (a. Galata. (bkz: ebkâr). kesin olarak.s. Sofya. aralıksız. bikr-i mazmûn orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun. bilâ-udûl (a. 2.(a.zf.zf. tabiat.b.(a. Bil-iktifâ iktifa ederek.s. bil-akis (a. bilâd (a. kasabalar. bilâ-isticvâb (a.zf.zf.i. belâl).) müzevir. bilâd-ı garbiyye batı memleketleri.) 1. belde'nin c. bilâl (a. . bilâ-fâsıla (a. Maraş.b.) arkalan büyük olan kadınlar. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan. Kan-diye.) bakireler. Lârisa]. Bağdat. Bosnasaray. Şam.) 1.s. bilâ-bedel (a. kopmuş. şehirler. gübre sepeti. irticalen. bilâdı-ı isnâ aşer 12 şehir [Adana. söyletmeden. tam tersi.zf. kavramadan. Halep.) tashih edil meden. 3.b. bil'âhire (a. Selanik. karşılıksız. Edirne.) korkusuzca.) devamlı. Erzurum. bildirmeden.s. tam. bilâ-iş'âr (a..b. bilâ-intihâb (a. bilâd-ı cesîme büyük memleketler. intikal etmeden. belbâle). seçmeden.edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız.s.i. bilâd-ı aşere 10 şehir [izmir.b. bilâ-intikal (a. bilâ-tashîh " iL. şekil. düzeltilmeden.s.s. bilâd-ı âmire îmar görmüş.s. bilâ-teemmül (a. belâd).) isbatsız.e.). bîl (f. bel. bilâ-tahkîk (a. hatırlatılmadan. bilâ-irtikâb (a.i.zf.) irtikap etmeden. 2. bilâd-ı harâciyye haraca bağlı arazi.) iş'ar etmeden.s. bilâd-ı selâse [eskiden] 1.b. bi-küsiste (f.e. sonradan. bilâ-sebeb (a. bayındır duruma getirilmiş.b.b.s.) sapmadan.) seçilmeden.b. tersine.) 1. fesatçı.zf. Eyüp. bilâ. gereksiz.zf.) 1. 2.) elinde olmayarak. bilâh (a. istanbul. çözük. belîha'nın c. Çankırı]. ve i. Beyrut.) -ile mânâsına gelip. tasa.b. Sivas. (a. bilâ-isbât (a. (bkz ı'belbâl.) afiyetle.b. biçim.) istisnasız. Kudüs. 2.s.b. aldırmayarak.) 1.) -siz. Galata ve Eyüp semtleri.b.) kusursuz.) düşünmeksizin. bilâ-tevakkuf (a.) sebepsiz. sağlıkla.

husûsî olarak.) uyuşmak.zf. başlıbaşına.) faydalanarak. yerini bırakıp giderek.) titremez.zf.) lüzumlu.zf. yerine getirerek.f) sorup anlayarak.) imtihanla. bi-l-imlâ (a. yoldan çıkartmak suretiyle.) bindirilerek.) intikal ederek. anlaşarak.s.s.zf.) karşılayarak. bi-l-infirâd (a. bi-l-iktisâb (a ?f) kazanarak. bil-bedâhe (a.zf.zf.zf. meydana çıkarak. gerekli görüldüğü için. uyuşarak. gerektirerek. keserek.) hükmünden dolayı.) 1. dikte ederek. bi-l-istidlâl (a. yanak. dikkatle. cevâbını alarak.zf. bi-l-iskât (a.zf. gelişerek.zf. bil-cümle (a. 5.zf.i.) hakkı ile.) hayırla. gerçekten. araçsız. bi-l-istifsâr (a.zf. (bkz: hassaten).zf.) çatal temrenli bir çeşit ok. (bkz: an-kasdin). bi-l-hükmü (a. bi-l-intikal (a.) hep. gösterip öğreterek. patlayarak. bi-l-irkab (a.b. bi-l-icrâ (a. bi-l-iltizâm (a. bi-l-istidlâl (a. bi-l-istikbâl (a.) iktidar ile.zf. bi-l-iftihâr (a.zf.e.zf. çocuksuz.zf.). birdenbire.zf. sınavla. z.s. bi-l-istilzâm (a. bi-l-ihtirâm (a. 2.zf. birbirinden diğerine geçerek.zf. bî-lerziş (f. ayartarak.zf. benzer göstererek. yaparak. (bkz: faraza).b. bi-l-fi'l (a.) düşünmeksizin. saygıyla. öğünerek. yararlanarak.) dileğiyle.) imza ederek.) vasıtasız.zf.zf.zf. bi-l-isti'câl (a.b. bilâ-veled (a.) veletsiz. bi-l-iddiâ (a. bi-l-farz (a. bi-l-hâssa (a. doğrudan doğruya.) kandırarak. bi-l-iktidâr (a.) soruşturup.) söyleyip yazdırarak. yaparak.) hakîkî olarak. bi-l-incimâd (a. kayık küreği. imzalanarak.zf) icra ederek. bölerek. karşı giderek. bi-l-infisâl (a.zf. bi-l-istîcâr (a. bi-l-isticvâb (a. meydana getirerek. bi-l-infilâk (a.) infaz yoluyla. bi-l-istihkak (a. icra marifetiyle. uğurlu olarak.bilâ-vâsıta (a. (bkz: bi-1iktizâ). ivedilikle.) husule.) kiraya vererek. ada.zf. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. titremeden. bi-l-infâz (a.) acele ederek. bütün. bi-l-istiklâl (a. kullanarak. 4.) neticelenerek.zf. anlaşmak yoluyla. örnek.) aynlarak.) çözülerek.) lâzım olduğu için. yan.) özenerek.zf) birine mensup olarak. isteğiyle.zf. yol göstererek.) mahsus. elde ederek. kiralayarak. dikkat ederek. bi-l-istihdâm (a. bi-l-imzâ (a. özenle. bi-l-infikâk (a. bi-l-ihtiyâr (a.) infilâk ederek. apansızın.zf.) açılarak.) iftiharla. bi-l-imtihân (a. tutalım ki. hele.zf.)' kısımlara ayırarak.) diyelim ki. bi-l-îcâb (a. bi-l-istihsâl (a. bi-1-îcâb). (bkz: cümleten).zf.zf.zf.) donarak. bi-l-inkişâf (a.zf. . bi-l-intihâb seçerek. bi-l-istifâde (a. bi-l-intâc (a.) susturmak.) iddia için.i.zf. bi-l-irâe (a.) istiklâl üzere.zf.) göstererek.zf. 3. bi-l-istihbâr (a zf) haber alarak. (bkz. toptan.) misal.b. bi-l-inkısâm (a.b. bi-l-imtisâl (a. gerekli görerek. aynlıp tek kalarak.zf.zf. bîlek (f.) aynlarak.) saygı duyarak. bi-l-iktizâ (a.zf. (bkz: bedâheten). gönderi. liyakatli olarak.) delil getirerek. bi-l-ihtimâm (a. bi-l-intisâb (a.zf. bi-l-imtizâc (a.zf.) hizmete alarak.) bile bile. ayrılarak.zf. bi-l-hayr (a. sonuçlanarak. ağzını kapatmak için.b. bîle (f.b.zf.zf.

) izin ile. bi-l-ittifâk (a. bilsikâ' (a.zf. yüzleştirerek. bî-l-i'tâ (a.zf.zf. birleşerek.) Allah için. meydana çıkararak.zf. bi-lutfihî (a.zf.) büsbütün. izafeten).) görerek. bi-l-izâfe (a.) maiyyetiyle.a. billur gibi. bi-l-iştirâk (a. bi-l-umûm (a.) satın alarak. .) kaydederek.i.zf.) lüzumsuz.b. bi-l-keşf (a. yeri gelmişken.) beraberce. sırasını bularak.s.zf.i.zf. fr.zf. bi-l-mâ' (a.) bütün.s.) birleşerek.) değiştirme yoluyla.pleuresie. bi-l-istintâk (a.zf.zf.) vekâlet ederek.zf.s. ruhsat alarak. kristal [Farsçası bilûr dur]. bi-l-ityân (a.) istimlâk yoluyla.) vâsıta ile. konuşarak. satlıcan. bi-l-işgal (a. bi-l-müşâvere (a.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.zf. bi-l-istîzân (a. elbirliğiyle.) keşfederek.) billurdan. bilur (f. billûr (a. kerem ve inâyetiyle. bi-lutfihî teâlâ (a. (bkz.) kim. billûrîn (a. billurdan. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.zf. billûrî. uyuşarak. düşünce halinde. bitirerek. hanımeligiller.zf.zf.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.zf.) ortaklaşa.zf.i. bilve (a. bi-l-itmâm (a. billâhi (a.) vererek. billur. bi-l-ittihâd (a. bi-l-istişâre (a.) müzakere ile.) billur gibi. sarmaşıkgiller.zf.) lütuf. i.) bu vesile ile. 1. bi-l-vâsıta (a. bi-l-kimyâ (?f) kimyaca. bir şeyi saklamadan söyleyerek.i.) yapışkan otu.) konuşmak suretiyle. bi-l-kuvve (a.) getirerek. işgal suretiyle. gerek.zf. açarak. billûrî (a.zf. belvâ). bilûrîn (f. ayırma ile.) muhafaza ederek.) istişare yo luyla. sırası gelince. bi-l-müşâfehe (a.) işgal ederek. sırasını getirerek. bi-l-mukabele (a. konuşarak. danışarak.). bi-l-kalb (a.) izzet ve ikbâl ile. akciğer zan iltihabı. bi-l-izzi ve-l-ikbâl (a.zf. bi-l-i'tirâf (a.zf.i. konuşarak. hep.s.i.zf.) itiraf ederek. bi-l-maiyye (a. bî-lüzûm (f.zf.) yüz yüze.f.zf.zf. müttehiden).) billur.) tasavvurî olarak. hakkı teslim ederek.) tamamlayarak. bi-l-muhâfaza (a.zf.zf.s. bozmadan. bilsâm (a.) sırası düşünce. bi-l-iştirâ (a. bi-l-iş'âr (a.) karşılık olarak.zf.zf. (bkz: müttefikan.) nöbetleşe. Ecsâm-ı billûriyye billurdan yapılmış cisimler. (bkz.) konuşarak. 2.) kim.). verme suretiyle.b. bi-l-istisnâ (a. bilsâniyye (a. değişe değişe. sırasında.zf.) bot. bi-l-müzâkere (a. oybirliğiyle. bi-l-vesîle (a. adamlarıyla. bi-l-kayd (a.zf. istimlâk ederek. * araç h. bi-l-vekâle (a. bi-l-münâvebe (a.zf.) danışarak. bi-l-lisân (a. billûriyye (a.) yazı ile bildirerek.zf. bi-l-münâsebe (a. bi-l-külliyye (a.zf.zf.s. billâh.zf.) ayırarak.) sorguya çekerek.zf.bi-l-istimlâk (a. bi-l-istirar ister istemez. bi-l-muvâcehe (a.) Allah'ın inâyetiyle. bütün bütün. bi-l-müşâhede (a.) zâtülcenp.

s. 2. (bkz: bî-nazîr).a. bîm-engîz (f. bed-sîret. bîmâr-hâne).) riyasız. 2. (f. (bkz. bîm-i dûzah cehennem korkusu.b. bîm (f. bîmâre (f. bitkin.b. bî-muhâbâ (f.s.) hastabakıcılar.i. saygısız. bi-ma'nâhü (a. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar. mayası bozuk. bî-magz (f. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.(a. tuzsuz.s. bîmâr-hâne (f.s.bi-l-vücûh (a. hastahâne. (bkz.zf. tehlike. tat almaz.) maksatsız ve günahsız.s. bî-mâye (f.) dikkatsiz. lûtufkâr. dermansız. bî-mecâl-âne (f. güçsüz. -de. 2.) hesapsız.) yine o mânâya. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf]. üzüntülü.b. bî-misâl (f. bî-meâl (f. bitkinlikle. .) 1. tımarhane.s.a.b.) 1.i. bitkinlik.b.) her yönden. bîmâr-dâr (f h s) hastabakıcı.i.b. bîm ü ümîd korku ile ümit.a. sevgisiz.s.) şefkatsiz.b.) güçlükle. bîn (a. güçsüzlük. bî-mûcib (f. Bin-netîce netîce olarak.b.) 1. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. bî-mecâlî (f.) halsiz.s.s. bî-meze (f.a.i. (bkz: havf). neticede. bî-mezak (f.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.b.s.b. 2. sakınmadan.b.s. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri. sayısız. bî-mânend f h s) manendi.) eşsiz.a. takatsizlikle. görücü.) anlamsız. halsizlik.) zevksiz. başına kalkmayan. eşi benzeri olmayan.a. mânâsız. hoppa.c.s. benzersiz. 2. insaniyetsiz.s.b.s. benzersiz. yok yere. zayıf. ürkütücü.s.s. tımarhane. 2. akılsız.hastahâne. bî-mecâl (f.s.s.b. saçmasapan [söz].s. bî-mürüvvet (f. bîpervâ).) [gözü] baygın bakışlı olan. serseri.e. bîmâr (f.b.) tatsız.a. hasta. bî-mekân (f.) mânâsız.) çekinmeksizin.s. bed-tıynet).a. bîmâr-dil (f. bîmâr-istân l. bîmâr-ciger (f.) akılsız.b.b. 2. bî-merâ (f. bî-mihr (f.s. bîmâr-hîz hastalıktan yeni kalkan [kimse].zf.çekinmeden. bî-magz-âne (f. 2. hoppa adama yakışacak surette.(bkz: bîmâristân2).) hastalık. bin.b.b.b.a.) mûcipsiz.) -e. f. bîmârân (f.b. yine o anlama.).b. hükümsüz.) korkmuş.b. bîm-nâk (f.a.) eşsiz. bî-mikdâr (f. bîtâb).) . bîmârî (f. Bin-nefs nefisle.) 1. bî-maksad ü bî-günâh (a. bî-mihr ü vefâ vefası. (bkz: bî-hemâl. benî) oğul. bîmâr'ın c.s.) 1. bîm-i cân can korkusu. yersiz.a. yüreği katı. eşi bulunmayan. korku.a. bîmâr-çeşm (f. ürküten. bî-nazîr).b. soğulup sayılma korkusu.b.) gönlü sıkılmış.s. 'önemsiz. bîm-i ta'ne azarlanma. yurtsuz. sayısız.) 1.s. yoksul.s.s.c.b.a. bi-mübâlût (f. -bîn gören. mürüvvetsiz.a.) korkutan.s. (bkz.b. bî-merhamet (f.b. sayrı.) . bî-ma'nâ (f. bî-mer (f. deliler yurdu.s. büyün) bölge.c. bî-mübâlât kayıtsız. takatsizlik.i.a.b.a.b. bîmârân) hasta. kararsızlık. mıntaka. bin (a. sebepsiz.s.s.b.s. bî-minnet (f.) beyinsiz.i. kötü yaratılıştı.) emsalsiz.) merhametsiz.zf.a. takatsiz. (bkz: bî-mubâlât) bî-müdânî (f.s.) 1. bî-muâdil (f. (bkz. sevgisi olmayan.

) zenginlik.s. görücü. içinden.) kurulmuş. binâberîn). 4. bî-nesak (a. meç. dürbün. uç.) nasipsiz. bunun üzerine. uyanık.i. görebilme. (bkz: binâberîn).i.).b. yapma. bînâ-dil (f.) sırasız. binâ' (a. gören. görüş.) 1. ihtiyaçsız. basiretli.) 1. bî-niyâz (f.b. vefasızlık.s.b. 2. (bkz: usfûr).b. dayanarak. kulak tozu [aslı bünâgûş dur]. -için. bî-misâl).s. görücü.) 1.) 1. kadeh.f.) nişansız. lâzım (geçişsiz). tatsızlık.) kendisi.2. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.zf. lezzetsizlik.c. 2.zf. sonsuz. bînâyî-refte (f-b.b. talihi kapalı. bî-nemek (f.b. engel. bi-nefsihî (a.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.zf.b. fakir. bî-nevâ (f.) ateşle. lezzetsiz.zf. meçhul (edilgen).s. kendi kendine. binâ-gerde (f.i. 2. .f. müteaddî (geçişli).s. gr. 2.) tuzsuz. fr. beynamaz.s. bundan dolayı. binâvend (f. zavallı.s.b. [Arapçası "fincan" dır. çaresiz. yapı. akıllı. bî-niyâzî (f.) adsız.s. bînende (f.) -den dolayı. ev.i. kâse.i. ebniye) 1. bî-namâzî (f.s.) l.s.) bundan dolayı. kendi kendisi. uzak görüşlülük. yoksulluk. 4. talihsiz. sonsuz. bînek gözbebeği.) nasipsiz.i. kendiliğinden. 2. muhtaç. nasipsizlik. bincişk-i züvân bot. bî-nihâye (f. namazsız. uzgören. engel. bî-nişân (f.b.) 1. binâber (a.) nihayetsiz.) görürlük. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. bî-nâm ü nişân (olmak) adı sanı kalmamış (olmak).Dûr-bîn uzaktan gören. bî-nihâyet (f. düzensiz. 3.s. 3. basîretkâr). bî-nemekî (f. bîniş (f.s.b. bînî (f-i. bînâyî görücülük.) namussuz. namaz kılmayan.b.) kalbi. -bînî (f.i. 2. beynamazlık.) iğe sarılmış pamuk ipliği.a. 2.zf. bî-nigâh (f. bînendegî (f. 2. bî-namâz (f.s. (bkz: ebedî). (bkz: piyâle). mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. rezil. ilerisini düşünen.burun. tas. dayanma. (bkz: müstagnî). gören.b. bunun üzerine. kadınların aybaşı hali. binâgûş (f.b.). bî-nevâ-yı firâk ayrılığın nasipsizliği. bînâ (f.i.zf.) 1. 2.b.) manevî görüş. (bkz. bi-n-nefs (a.zf. bingere (f. (bkz: bi-nâvend). yayın ele alındığı kısmının ucu. yapısı.) 1. tuzsuzluk. yapılarak. bî-nevâyî (f. sükût. bu sebepten. binâen-alâ-zâlik (a. [insanda ve denizde].a.) manî. (bkz: hadeka).) l . binâberîn (a. bînâb (f.s.) yalvarmasız. bi-n-nâr (a.b.) bundan dolayı. işâretsiz. hakikati kavrayan. yakar-masız. (bkz: binâen-alâ-zâlik). isnâd). (bkz. kurma.) serçe kuşu. görme kabiliyeti. i.s.) mâni. dağ tepesi.b.s.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör.s. bî-nasîb (f.) namazsız. binâen (a. mülakat. göz.s. bî-nazîr (f. (bkz: bi-nevend).) bunun üzerine.].) nihayetsiz. binâen aleyh (a. tatsızlık. sessizlik. kulak memesi. bî-nâm (f. tükenmez.i. binâ emîni inşâatı kontrol eden kimse.i.) 1.) fels.a. bincişk (f. fakirlik.i.s. -den ötürü.) bakımsız. (bkz. 3. sansız.i. 5.i. (bkz. bîneng (f. binâ-yi ilâhî Tanrı binası. binevend (f. 2. tatsız. dalış. Âkıbet-bînî sonu görürlük.b.s. bingân (f.

yatak. birâder-i mâ'nevî ahret veya din kardeşi.b.b. bî-rey (f. seccade. tükenmez. -ederek mânâsına gelip. başarısız.i.i. yeğen. birâzbân. birbâs (a. âbâr) kuyu.) fazla dallan kesilmiş.b. bî-reh (f. bünye).a. düşüncesini söylemeyen. i. bîrân. bint-ül-cebel (dağın kızı) aksiseda. harap. viran. arsız.) 1. i.s. dökük. oysuz. 2.) damarsız. 2. âdet olduğu gibi. bint-i mehâd iki yaşına girmiş dişi deve.i.b. reysiz. müzik bilmeyen okuyucu.s. uğursuz.c. (bkz: bî-muhâbâ). hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].). renksiz. ahret kardeşi. nefiy.) yıkık. 2. binye (a.) üveyi kardeş.s.b.s. 3.) belirmez. birâzvân (f. bî-pervâ (f. dostça. birâder-enger (f. dermansız. birâder-hande (f. (bkz: bi-z-zât).) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. karşı karşıya döğüşme. bîrâne (f.zf.) derin kuyu.) 1.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse.s. yolsuzluk.) nisbetle. (bkz.) kardeş çocuğu. yüzük parmağı. benât) kız. pîr. bî-rengî (f.s.) kardeşçe.i. yol bulunmayan sapa yer.. bî-reng (f. Ayşe bint-i Osman Osman kızı Ayşe.b. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir].i. güçsüz [kimse].i. soysuz.i.s.zf.) merhametsiz.) 1. 2. körkuyu. bî-râhe (f. bi-n-netîce sonuç olarak.s.b.) 1.) sonsuz.) kılıç.b. sakınmadan.) 1.i.a. 2.a. aforoz veya sürgün. bîr (f. münasebetsiz ve kötü yola sapan.) -ile.b. bî-râhî (f. kanatsız. budanmış [ağaç]. dost.a. renksiz. bint-i ineb (üzümün kızı) şarap.b.s. bî-nümûd (f.spontane. bi'r-i zemzem Mekke'deki zemzem havuzu.) arsız. bi-resm (a. birâder-i can-berâber çok yakın dost. birâder-i rızâî süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar]. bî-nûr (f.i. görmez. birâderî (f.b. yıldırım.s. bîreg (f.i.) 1.s. birâder-âne (f.) kolsuz. 2.i.i. bî-pâyân (f. bir dereceye kadar. 2.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak.) renksizlik.) az şey.s.) yağsız.c.i. utanmaz.s.) 1. hanende. Bircîs (a.s. bir (a. ihtiyar. hah. nursuz. kardeş.i. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. kardeşlik. birâz (a. döşek.zf. birâder-zâde (f. çıkmaz sokak. bî-revgen (f-b-s.) 1. yolsuz.kelimeleri zarf yapar Bi-r-ricâ rica ile. örtü gibi şeyler. bî-per ü bâl (f. tas. birâz (a.) 1. görünmez. binsır. 3.[asıl ve mecazî mânâda].b.i. kalbsiz. 2. taslak halinde bulunan resim.) resmî olarak. (bkz: bercîs1). binsâr (a. meç. bî-perde (f.b.) savaşa atılma.s. bi-r-rakabe rakabet ederek. erkek kardeş. . bîrâd (f. ilâhî cevher. birâder (f. bi'r (a. bint (a.i. bî-râh.b. biraz. kilim. bîrâste (f.) çekinmeksizin.) kardeşe mensup. bi-n-nisbe (a. bî-rahm (f.e. bi'r-i muattal susuz.

birkıl (a. varsam. bisâr (a. anaya babaya itaat.) kıymet.s. 2. bî-ser ü bûn ipe sapa gelmez [söz. birîg (f.i.s.a. benzersiz. yaygı.) sabırsız.) şüphesiz. bî-sânî). bisât-ı kevn ü mekân kâinat.b. pirinç [hububattan].) ikincisi olmayan. bî-sebât (f.s. (f. selâmlık odası. ve i. pilav.s. Armoise miskotu. haricî.s.s. zf.i. bîrzî (f. bisât-ı bûsî (f. birincâsf (f.b.) bot. birişte (f. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir].i.s. tüfek.b.) üzüm salkımı. bî-ser (f.s.s. 2.a. bi'se (a. çimen. 3. dünyâ. yüzsüzlük.) etek öpme.) kısmetsizlik. bisât-ı satranç satranç tahtası.s.s. bir benzeri olmayan. bîser. fazla. bîrzed. yalancı zümrüt. el etek öpme. ne çirkin" mânâsına gelir.s. .a. yalansız.) başsız.) sabahsız. bî-semen (f.b. birr ü takvâ çocuğun ana ve babasına itaatli olması.) firuze. bisât-ı kevn ü mekân). koyun otu. biryân tava. 2. [hafifletilmişi "birûn" ]. şeytanboku. minder.) sebatsız. 2. bisât-ı felek yeryüzü. büsre). iyilik.i-) 1. Misk otu.b. bîrûn (f-i-) l. birsîm-i mâ' bot. bisât (a. büyük havuz.i. [acı ve kokulu bir sakız].) 1. yabanî karanfil.a.) bot.b. küçük göl. birsâm (a.a. nane ve piyazlı kebap.i. bî-rûh (f.i.b.) 1. s.s. talihsizlik. (bkz: birincâsf). birsân (a. (bkz. 2. keçe. birincâsb (f.s. bî-sânî (f. yok yere.i.i. bî-riyâ (f. bîrze. bî-rûyî (f. güzellik.b. olmayan şeyi varsayma.bî-reyb (f. alm.s.i. birîşüm (f. biryân-ı muhallâ tere. dış. gölcük.) bot. fr. sermayesiz. göğüs. bî-sebeb (f.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma. (bkz. büyük belâlar. arsız. hayır.) bot. birînc (f. bürsen).i. (bkz: bisât-ı hâk. züğürt [kimse]. bi'se-l-masîr cehennem. birr (a. birsîm (a. zümrüte benzer.c. 3.) kısmetsiz. Beifuss miskotu" dur]. bîrûzec (a. hallucination.) selâmlık dâiresi. bî-sabr (f. bisât-ı hâk yeryüzü.) 1. gökzümrüt.b. 2. yeryüzü.) .b.i.) kızartılmış. bî-sân (f.) sebepsiz.dışarı. lât.s.e) "ne kötü. suyoncası denilen.i. bîsere (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş. bağışta bulunma. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. bî-sâmân (f. yonca.a.). (bkz . bisât-ı hâk). birnîs (f.i.i.a. hareket]. hâriçte.i. Benât-ı bi'se afetler. bî-sâz (f.a. kasnı. 3. birke (a.) yüzsüz. (bkz: bisât-ı felek. paha biçilmez. bîrûnî (f. bisât-ı arz yeşillik. dışarıda. busat) kilim. değersiz yeşil bir taş. bisât-ı berf (kar döşeği) karla kaplı olan yer.i. bîrûz (f. fr.) at kestanesi.a.i. değer. ne fena.) .a. sarı çiçekli bir ot. dönek.i.a. bî-rû (f. bî-rûzî (f. "zemberek" denilen bir harp âleti.i. döşeme.) gerekli eşyası bulunmayan.) cansız. bî-seher (f.) hayâsızlık.s.) 1. büsre'nin c.) riyasız.b.) parasız.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. pirinç [mâden].

kusursuz.b. bîsütûn (f .) boş. amorphe. eğri. bişâre.s. i.) 1. .) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar. düzensiz. faydasız. bi'set-i Muhammediyye (bkz: bi'set-i nebeviyye). boğazlanmış hay bismil-gâh. bişâret (a.) suhuletle. 2.s. bisyâr-kes (f.s.s.sazlık. bîş (f. (bkz: büsut).) mercan [taş].) utanmaz. 2. bism-i şâh (a. bistâm (f. h.s.. sazlık. sabrı tükenmiş. 2. i. meşelik. gökyüzü.s. Allah. (bkz. esir.) çok.i. bî-şâibe (f. bî-şekl (f.s.f.) sivilce. başıboş olanlar.) kesilmiş. bis.i. 3.) 1.s. bistüm.) boğazlanmış.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır. savruk. bîşe (f.b. dermansız. ne cesiz. tutan ve saçılan şey. bî-sükûn (f.b. âşık Ferhad'ın. beceriksiz.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu.s. (bkz: besmele).s.b. bisyâr-gû (f.) yirmi 20 bîstâh (f. kıymetli. bî-şikîb sabırsız.b. bisyâr-husb çok tembel.s.s. pahalı. tutsak. bismil-şüde (f. bistâr (f.i. kaya koruğu. değerli.a.s.s.s.b. bistûh (f. v. intizamsız. Çin'de yetişir zehirli bir ot. benzeri olmayan.i.) gönderme. bîş-i mûş fareye benzer küçük bir hayvan.) çok konuşkan. bî-ser ü sâmân sefil ve perişan. bişâr (f. bîş ü kem fazla ve eksik. 4.b.(a. bisr (a.a. halsiz. i.b. çok kimseyi tanıyan.) fels.e.a. bister (f.i. hayvan kesilen yer. fr.i. kolaylıkla gibi. edepsiz. gümüş kakmalı işlemeler.) çokluk. bî-şebîh (f. çarpık. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret. kolaylıkla.) ormanlık. bi'set (a.zf.) arkadaşı çok olan.) 1. artık. şekilsiz. benzersiz.) gevşek. Çetr-i bîsütûn gök. bisyâr (f. biş-i behâr bot.) vücudu sivilceli olan [kimse].) ["bi+ism" den] ismiyle.b. arsız.s.) kusursuz.) salhane. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ.b.a. bî-serân (f-b. i. bî-şekk (f. bîserâk. (bkz: perûş). bîş-bahâ (f-b.i. eksiksiz..) orman.) 1. altın. bismil-geh (f. bi-s-suhûle (a.s.zf. bıldırcın otu denilen.s. durmayan. bîşe-zâr (f.a. bîstümîn yirminci.) küstah. hareketten kalmaz.) durmaz. bî-şerm (f.i.s. bisut (a.zf.i. Bi-s-suhûle suhuletle. bisre (a. bî-sûd (f.a. bî-şevâib (f.).) lekesiz. eksiksiz.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar. beşaret). (bkz: galî).) şüphesiz. bi'set-i nebeviyye Peygamberimizin gönderilişleri. bism (a. zayıf [adam]. döşek.) çıraklara.) yatak.s. tutuş. 2.) yüksek fiatlı.b.i.b.i. saçı. utanmaz [adam].s.i. bismil (f. adıyla.).) âciz. meşelik.bî-ser ü pâ başsız. kim. bîserek (f.s. bisyârî (f. cılız.i. bîst (f. ziyâde.). bîstgânî (f. (bkz: bî-gümân). bisyâr-ber bol meyveli.i. bismillâh (a.

) tamamıyla. bi-t-tahkîk (a. bişkele.) perişan. bitke-i haşeb tahta parçası.zf.zf.s. gecele-yiş. (bkz: bit-tişvîk). 3.) 1.i.) bitkin.). bi-t-tarîk-it-tecrîd (a.) sığıntı. bi-t-tafsîl (a. daha çok.i. düşüncesiz. balyoz. (bkz: takat).) tecrit. 5. bî-tâ (f. bişkûh (f. 2. *kesîn.) buruşuksuz.b.b.s. çevik. ayırma yoluyla. 3 kuvvetli. işe yaramaz. bî-tâil (f. bi-t-tahrîk (a.) tedbirsiz. işe düşkün. 4.) 1. takatsiz. kışkırtarak. asalak.s. biş-mûş (f.) takatsizlik. tedbirli. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. bitlâb (f. bî-taraf (f. zool.b.a. ederek mânâsına gelip. .s. bişkele). bî-taksîr (f. bî-taayyün (f.s.) daha fazla. bişkûl (f.i.i.a. günahkâr. bişkene bişkele (f. hareket ettirerek. hepsi. geceleme. (bkz: bî-mecâl).) tahammülsüz. (bkz: beytûtet.b. aforti-yori.a.) yoluyla.i. halsizlik.). Bi-t-tagyîr değiştirerek. bî-şuûr-âne (f.) Allah'ın takdiriyle. (bkz: tufeyli). rastık.) güçsüz. kusma. (bkz: bi-tamâmihî. tasa.) hurma çiçeğinin kapçığı.i. bî-tâb (f. bî-tâk (a. i.a. bişpûl (f. düşünmeden. oynatarak.b. bîtet). kesinti. pek çok. uzun uzadıya. bi-tarîk-il-evlâ mant. 2. uzun boylu [adam].) tabiatıyla.) 1.bişing (f.cü. talaş.) -ile. varyoz. bîş-ter (f.b. bî-tedbîr (f.zf. dayanılmaz. 4. bişkene). haydi haydi. burgu.) tarafsız.s. bıldırcın otu ile beslenen bir fare.zf. Bi-t-tanzîm tanzîm ile. yorgun.s.s. 2. eksiği olmayan. tamamen).a.s.s.) 1. bişkene (f. cü.) ufak parçalan. bot. çaresiz. kazma.s. gaseyan. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın.) geceleme.s. 3. bî-tahammül (f.i. eğri anahtar.) faydasız. s. bi-t-tab' (a. 2.a. bî-şümâr (f.e. (bkz: beytûtet. küskü. biştâm (f. bîte (a. bi-t-tamâm (a. bît (a. akıllı. gece kalma.a.kelimeleri zarf yapar. tanzîm ederek.) etrafıyla. gam. uyanık.(a. sayısız. koyu şıra. idraksiz. güçsüz. bî-tâkat (f. zf. 2. [eti panzehir olarak kullanılırdı].s.) 1. ihtiyatlı.i. (bkz. bîte).b. tomurcuğu. çiçek.) 1. 2.i. bita' (a. bi-tamâmihâ.a.s.i.a. tabîî olarak.zf.i. kendi gelen. bî-tarafâne (f. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. tahkik ederek. araştırarak. bit.) tahkik ile.s. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. (bkz: şü-kûfe).) ibâdetsiz.) kuvvet. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. boş. bişkel (f. bîtet (a. kesilen bir şeyin ufak bitke (a.) şuursuz.) 1. bişkûfe (f.s.) tamamıyla. saygıdeğer kişi. 2. bî-tâbî (f.) adı sanı belirsiz. bî-şuûr (f. bîşî (f.a. bî-şübhe (f.s. kıvırcık saç. (bkz: bişkel.e.) kusuru. bişkel. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap. heybetli ve muhterem. bi-tamâmihî (a.b.) şuursuzca.) kuvvet ve iktidar sahibi.zf. dağınık.zf. bî-takvâ (f.s.) hadsiz. teşvik ederek.) tarafsızca. bî-tâb-âne (f. bi-t-tarîk (a.) gece kalma.i.i.) takatsiz. becerikli. menfaatsiz.zf.) fazlalık.b.zf. (bkz.a.a. kasavet. gıda.) şüphesiz.i.) bitkin bir halde.

bîvegî (f. bîzâre-i bîdâre âşık hilesi. tasarlayarak. sıkıntı. biyâât) satılık mal. gibi. bîve (f. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına.i.) âciz.b.) dulluk. usanmış. bîzârî (f.b..s. bevâbet).b. kıyafetsizlik. muvafakat. büven. bîvâz (f. bizâ' (a.i.zf. bi-t-tavassut tediye eko. Fitne-bîz fitneci.s. nâ-bemevsim).s. (bkz: bezâzet.c.s.) derece derece.) benzetme yoluyla.s.zf. biya' (a. (bkz: beyâh). anoure.b. altınsız.) kocasız kadın. (bkz: bevân.s.s.b.s.) kiliseler. al.) 1.b. vefasızlık. entrikacı.a. perişanlık. zf. bî-vend (f. Bi-z-zarûre zarurî olarak.a. biz. 2. otomatik.).) 1. . sonu olmayan. bî-vefâyî (f. -rek mânâsına gelip.c. bîver (f. kuyruksuz. bi-t-teşvîk (a.b.i.i.zf. 2.) pejmürdelik. büzûzet).s. küskün.) vefasızlık. azar azar. Müteharrik bi-zâtihi kendi işler. bî-vukuf (f. bi-t-tavassut kabûl eko. bî-vefâ (f. bi-t-te'sîr (a. büyâh) ufak balık. bi-t-tasmîm (a. bi-zâtihi (a. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul.i. bizâz (a. bî-vakt (f. bîve-zen (f.b. (bkz: huffâş). bî-zevâl (f. (bkz: savâmi). bîa'nın c. bi-t-tav' (a.i.s.) teşvîk ederek. bi-t-tesâdüf (a.zf. dul.i.e. fr. bîzâre (f.) zulüm ile. biyâet (a. kabul.) zool. bîvâr (f. azıksız. uygunsuz. bivâbet (a. *etkileyerek. hakkı ve kanunu çiğneyerek.) bezginlik.a.kelimeleri zarf yapar. -bîz (f. bîzâr (f.i.a.) fakirlik. tutuklanarak.) vakitsiz. desîse.) zevalsiz.) "onbin" sayısı.c.c.zf.) tevkif edilerek.s. bi-t-tevkîf (a. mahrum.i. hasis.) zahîresiz.) kurarak.) rahatsız. bî-zebân (f.b. (bkz: ebedî.zf) kendiliğinden. bi-t-teâdî (a.i. garip.) güve.zf. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde.) behresiz.bi-t-tarîk-it-temsîl (a. bî-vücûd (f.). biyâh (a.b.(a.i.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma.) sebebsiz. bî-zeneb (a.) vücutsuz. (bkz. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. bityâre (f-i-) elem. ile.a.s.) durmayan. dönek. cimri. câvid. nâ-be-hengâm. hayırsız.) eleyen.i. bî-zebânân) dilsiz. yarasa. bi-t-tedrîc (a. rastgele. ebvine). kimsesiz.) sivrisinek. bîvâr). (bkz: bîver). bîvâyegî (f.b.s. kışkırtarak. Bi-z-zikr zikrederek.a. bevvân).b.) vefasız.s.a.a. bîv (f.) -e.i.i. Bi-z-ziyâre ziyaretle.) gadir. bityâr.) istek ile.zf. (bkz.i. bıkmış.zf. kalburdan geçiren.) te'sir ederek. biûza (a. câvidân.s.s. küskünlük. tarayan. bî-vech (f. nasipsiz.s. bîvâre (f. bivân (a.i. keder. (bkz: bi-t-tahrîk2).s.b. pinti.b. (bkz. bî-vâye (f. bî-zâd (f.) tesadüfen. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.) hîle.) dul kadın. bî-zer (f.

i. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. fr. (bkz: bezle). bizh (a. bu'd-i semt-ür-re's mat. bûhe (a. budû' (a.) ister istemez. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. c. ansızın gelen yağmur. eb'âd) 1.i. 2. bizlâh (a. şaka.i. bostân (f.zf.) . bu'd-i mizvâ astr.i.i. . karanlık. saha. varı yoğu. (bkz. distance angulaire. buhak (a. geveze [adam]. hezâr). gözyaşı pınan.) 1. bu'd-i mücerred varsayılan uzay. râsıdın gözünde meydana gelen açı. (bkz. bî-ziyâ (f.i. cerrahlık. bi-z-zarûre (a.) kollu ve başlıklı hamam havlusu.) 1. buhayre-i dem'iyye anat. bıldırcın. 2. (bkz: bûy). (bkz: eb). (bkz: bi-cişk).) bülbül (bkz: andelîb.) 1. kendisi. bi-z-zât (a. (bkz. tamahkârlar. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. bûd ü ne-bûd (f.s.b.i. bostancılar.zf. göl. 3.s.b. bahîl'in c.) cimriler.) kucakta. odak uzaklığı.) 1. 3. (bkz: bi-n-nefs).) gündelik elbise. bu'dân (baîd'in c.) küçük deniz. bornûz (a. uzaklık. bûb (f. selva). bürnüs). serkeşler. bu'd-i kutb astr.i.c.) lâtife. haykırış. fr.) insanın bütün malı ve eşyası. başucu uzaklığı.i. bu'd-i mihrâkî fiz. meydan. bugat (a. buâk (a. bûbürd. bû-fürûş (f. bûdene (f. fr. erkek baykuş. anlama. bizle (a. longueur de tangente. 2.i. bûd (f. göze arası boşluğu. bu'd (a.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara.) saha. bugas (a. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. ağır ve pahalı ev döşemesi.i. omuzda. 2.i.) hekim. bizişk (f. *açı uzaklığı.) 1. sebze bahçesi. doktor.) 1. bûh.i.) koku satan. buhbûha (a. bû (f.i.i. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. bû (a. fr. fr.i. bi-z-zevât) kendi.) l. çenesi düşük. (bkz: adavet).i. 2. âsîler.) ziyâsız. avlu.' budha (a.b. bûstân).i.i.i.) orta yer.) ıraklar. bizle (f.i. şiddetli ses.i. nefret.) varlık. boy u t. bu'd-i müzevvâ astr. 2. kavun karpuz.) leş yiyen kuşlar. turna kuşu. buğz (a. çakır doğan. buhâr buğu buhârî buhara mensup buğu ile ilgili buhayre (a. buğrâ (f. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. pintiler. bûbürdek (f. sermedi). çil [kuş].i.) haksızlık edenler.i.) erkek kurt. bûğ (f. bu'd-i mümass mat.i. buhalâ' (a. alan.sermed. sevmeme. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler. bostâncıyân. bölükât-ı seb'a (t. aralık.a.) kin. 2. Bu'd-i mesâfe gidilen yolun uzaklığı. uzaklar.i. bostâniyân saray teşkilâtında. bu'd ü nebûd var yok. bu'd-i beyn-el-hücrevî anat. fr. distance zenithale.b. şiddetli sel. espace intercellulaire. dis-tance polaire. can sıkılma.a.geo. bizişkî (f.) hekimlik. bâgi'nin c.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı.) koku. 'teğet uzunluğu. ışıksız.i.) baba. kutup uzaklığı. bu'd-i nîreyn usûlü top.i.i.i. distance focale. 2.

i.) izdiham.c. (bkz: bahûr-dân). iki hörgüçlü deve. tavşankulağı. kıyma. âfet. buhrân-ı ceyyid hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet buhrân-ı kâmil. nihayet. buhrân (a. (bkz: ra'd). yeşillikler. bûm (f. . bir işin tehlikeli. bûmehin (f-i-) 1. otlar.i. buhtû.buhl (a. bûme (a.i. 3. 3.i. bağırsak. buhûl (a. kriz.s. obur. buk'a (a. bu'le (a. güruh. yer sarsıntısı. bukratî (a. henüz açılmamış çiçek. temizlenmiş koyun bağırsağı. düdük. buhûr-dân tütsülük.) 1. bûmhen (f.) ses kısıklığı.i. tomurcuk.i. koyun bağırsağı. kolay.) 1.) oğul. dağınık. tüfek kurşunu. bunduk (f. buhran sühûneti fiz.) yer yer.i. i.) boru. bûmbâr.i.) 1. Bundukî (f. buhûr (f. buk (a. 4. ebhâr.) bir altın para. (bkz: bahte).i. 2. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. deprem. (bkz: ferzend. 2. 2. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet buhrân-ı mahmud hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. sürülmemiş tarla.zf.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. leke. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse. memleket memleket. buhte (f. (bkz. meç.i.i. buhûl).i. bukratiyyûn (a. belâ. buhtûr (f. buht (a. yer. fr. (bkz: bahl. mahdum).i.) zool. huy. bukta (a.) semizotu.h. buhûr-i meryem bot. bûjene (f.) sebzeler. buht (f. (bkz. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. bunduk. meç.) 1. yurt.) 1. toprak. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı.) çok yiyen.) cimrilik.i. bûme (a. onunla ilgili. ufak ve yuvarlak tane.s.) tütsü.i. baykuş.i.) 1. buk'a buk'a (a. cemâat. Bukrat (a. konca. bakl'in c. bu'kûke (a. 2.s. bûmehen. cyclamen. bukkarî ("ka" uzun okunur. hastalığın en ağır zamanı.s.h.) 1. izinde olanlar.i. kalabalık. s . bûmehîn). buhûh (a. 2 .) cimrilik.i.). buhrân-ı redi' hastalığın fenalaşma nöbeti. yalan söz. bunduka (a. buhû' (a.i. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen.) zool. 2. bür'ûme). (bkz: bihâr.) 1.c. tabîat.i. nöbet. a.) .i. 2. bürûm. (bkz. toprak.i. elsıkılığı. bûm. 3. ba'hl.i.i.i.) denizler. (bkz: ekûl). bûkalemûn (f. bu'kûket-üş-şitâ' kışın zemherirdeki hali. 2. Bukul ("ku" uzun okunur. bûm-i musîbet belâ baykuşu. karışık bir hâl alması. bûmehen. (bkz: büste). 2. rahim. baykuş. siklamen.) zool. yer. buhrân-ı vükelâ kabine buhranı.i. sıçan büyüklüğünde bir hayvan.i. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait. bûn (f.i. i. benek.s. dip. musibet. pintilik. 2. buhle (f. (bkz. düşüncesini. buhl). bıka') 1. bûmhen).) fındık. perişan. ebhur).) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda.i. i. Buhtunnasar (a. a. kalabalık. bu'kûket-üs-sayf yaz mevsiminin en sıcak zamanı. 2. ülke.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis.) 1.f.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. kritik sıcaklık. bûnbâr (f. buhur (a. bahr'in c. büyük yapı.i.) gök gürültüsü.

Sevr. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. bûsîden (f. fıstıkî renk. 4. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır]. hedef. bûre (f. Cevza. (bkz.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. 2) Arslan burcu. Esed. 3. (bkz.) 1.i.i. Burc-ül-Esed astr. haşlanmış buğdayın döğülmüşü.s. Akrep.) öpen.b.bundukiyye (a. bûse (f-i-) öpme.) şapır şupur öpüş. bûr (f. pûselik).i. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. 3.i.b.s. Kavis (Yay) burcu].i. öpücü.) buse.) buse. alan.) hasır dokuyan. [Hamel (kuzu). Sünbüle.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. Burâk (a. 2.s. Seretan. (bkz. 2. doru. Cedy.) bıyık.b. bûse-gâh.s. bu're (a. Akreb. Dest-bûsî el öpme.i. Arslan takımyıldızı. Burzag (a. (bkz: bûse-rübâ). burût (a. bûriyâ (f.s. kızıla çalar at. kale.i.) öpülmüş.i.) öpülecek yer.b. Mizan.) bot. burûc-i isnâ aşer (Güneş medarının) on iki burcu. minderler. bûrânî f. kapan. burc-i eşref-ahter mîzân uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu. burûc (a. bûriyâ-bâf (f.b.i. burcâs (a. zool. burc-i âbî sulu burç. öpen. [Cevza (ikizler).) çok cins olan dişi deve. etine dolgun delikanlı. hisar çıkıntısı kule.i. bûselik-nevrûz muz. bûse-rübâ (f. burc'un c. bûse-lik (f. bûsende (f. burcuma (a. bûs-gâh (f. 2. Terazi (Aquarius) burcu].) öpecek yer.) Tatar oku. bûse-çîn (f. burc-i hûşe 1) Sünbüle burcu. Dâmen-bûs etek öpen.i. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. bûsî (f. burbûr (a. öpüş.s. Delv.c. öpücük.) kilimler. Yunus.i.i. nebat şekeri.i. bûse-geh). burç). kuleler.i. Kavs. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. çukur. sülün.) bulgur.s. (bkz: ber-zûg).) hasır.hasırcı. teberzed). burc-i Süreyya meç. bûse-şikesten (f.) hisarlar.b. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi.b. burc-i âteşî.) öpülecek yer.) öpen.i.s. yuvarlak bina. öpücük alan.i. burc (a.i. bûsîde (f.s. delikanlılık çağındaki neşe. auphin. 2. buseyle (a.) 1.i. bûse-çîn). [Hamel. bisât'ın c.m. fr.b. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. burc-i evliyâ Bağdat şehri.i. burc-i Delfîn astr. döşekler. bûs. güzelin ağzı.) öpme.) 1. Esed (Arslan).i. öpücük toplayan. i. (bkz. busat (a. -bûs (f. çölde çukur biçiminde yapılan ocak.i. burc-i âzerî ateşli burç. keçe yaygılar. (bkz. busende).) 1. bûs ü kenâr öpme ve kucaklama. [Seretan. bûse-zen (f.b. Dâmen-bûsî etek öpme. bûse-geh (f.) parmak boğumu. toplayan.h. burc-i bâdî havalı burç. Burak-ı Cem Hz.i. burha (a.) öpmek. (bkz: bûse-gâh. Hut (Balıklar) burcu]. bûse-câ (f. bûr (a.) yüksekte bulunan nişangâh. i.) Hz.) -öpücü. burûc) 1. öpme. . parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek.). soğancık.

bûstân).i. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer. bûstân-efrûz (f.i.) bostana ait. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. sağ kanncık. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. sevgi.) koklamak. bûsiş (f. geç kalma.b. hücre.s. beyhûdelik. butayn-i eyser anat. bu'sûsâ (a.) terler. Buyahyâ (f. bûstân-fürûz (f. bûyî (f. bûstân-pîrâ (f. bûstân-serâ (f.i. butayn (a.i. 6.) özleme. sarmaşık [ot]. huy.) iyi huy. buzm (a. butûl (a. soylar. bûy-perest (f.bûsîr (f.i.i. sebil v. nesiller. butûn (a. bûyçe (f.) tarçın. bûzîne. çürüklük. (bkz: bostan.) ufak ve parlak bir böcek.) bahçe içinde bulunan köşk.b.) kokma. bûzâr (f. boş oluşu. (bkz: butlan).i. buûs yokluk içinde bulunma.i. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. umma.i.) bot. nefs.) "bahçe süsleyen" bahçıvan. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. bûy-i ümîd (*umut kokusu) ümit belirtisi. bûznîne (f i) maymun. nasip. bûy-i vefâ (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. sol kanncık.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık.i. g. eş. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar. boşluk. .i. bûzine. başak. bûyâ (f.i.i. 3.i.) hastalanan koyun. kökünden çıkar çıkmaz. s.) bot.i. pota.) kokululuk.i.i.i. tilki hayası.m.i. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden. bûyîden (f. bûstân (f. bûysûz (f. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. 3. busu' (a. ümit. kısmet. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş. basî'in c. bûy-i ruh rûh'un kokusu. 2. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri.i.b.b.b. (bkz. bûte (f. bûy-i ezhâr çiçeklerin kokusu. butha (a. bûy-dân (f-b. butîmâr (f.) boşluk.) bot. 2.i. bahçe.) kanncık.i.i.) kokulu. çeşme.) bot.b.) 1.i. bûyiş (f.) kadın.) tuvalet çekmecesi. 2. koku. butlân-ı da'vâ dâvanın esassız. butûl). (bkz.i. butu' (a.) güzel kokulu. biber. bustân-bân (f. mezartaşı.i. Busm (a.b.) zool. çürüklük.) buhurdan. 2. 2.) şapırtılı öpüş. karınlar.) kankocalık. (bkz: zevce). bûş (f. 4. tamah. haksız.) 1. butlân bâtıllık.i. bûstânî (f.i.) 1.i. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. batn'ın c.) Azrail.i. pay. tabiat. eşlik. buus. bûzîdân (f.s.) gecikme. bûy (f.) av köpeği.) 1.b. küçük karın veya göz. 5. tatarcık. bûstân-fürûz).). gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. butayn-i eymen anat.b. beyhûdelik.s. bûy-dâr (f.i. buûlet (a.i.) 1. bûye (f. dal ve yapraklan yerlere yayılan. karanfil.i.) bahçıvan. buûle (a. kuyumcu kalıbı.

şer.) 1. bükse (a. dere içindeki çayırlık ve sazlık. (bkz: bâmdâd).) ağzın iç tarafı. bâkî'nin c.) kaya keleri. (bkz: büdde).i. bücc (a. kesik kesik soluyuş.i. nasip. büç . bügas ("ga" uzun okunur.i. ışıklı.i. ibibik kuşu.i. 2.) çok acâiplik.i. bü-l-acebter (a. 2.i. bühme bühüm.) 1.) topuk kemiği. bükm (a.s. bihâm. büde (f.) oturma [bir yerde]. büjmeje (f. baykuş. bücûl. bükâ-yı sürûr sevinçten doğan gözyaşı.s.s. ayrılma. bükâ' (a.) son derece şaşılacak şey. vazgeçme.i. (bkz: andelîb.) aydınlık. i. c.) ağlayanlar. 2. bilgi. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi. bühüvv (a. uzaklaşma. misafir odaları. behlel). hezâr). iftira. ileri geçme.) sövme. bü-l-aceb (a. büjhân imrenme.c. kertenkele. sahip.) 1. kömür.i. palazı.i. büdd (a.) âfet.) kurbanlık develer. fena.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. erken.s.s.) 1.s.) 1.b. büdde (a.) çavuşkuşu.i. bücdet (a.). .i. bühtüre (a. bücr (a.). avurt. behve'nin c. bülbül-i şeydâ çılgın bülbül. a.s.s.buzra (a. begas). 2. seher.) yaşlık.) 1. gözbebeği. büdbüdek (f.) 1. (bkz. bükâ-yı şedîd hüngür hüngür ağlama. bücül (f. aşık kemiği. geniş yer. (bkz: behme).) 1. Büdalâ' (a.s. (bkz: büde2). iftira. büdâd (a. bücâl (f.i.i.) keçi. 2. şaşılacak şey. bedene'nin c.c. bükâ-alûd (f. bühlûl (a.) 1.i. bükre (a.i. bühlel (a. ebkem'den) dilsizler. 2. bü-l-acebî (a. topuk kemiği. kötü. ağaç kavı.) budala. bihâmât). meç. (bkz: zügal). bühtân yalan.s.i. (bkz: behlûl).) ağlatıcı. büc (f.b. gözyaşı dökme. büjûl (f. (bkz: büd2).i. ıslaklık. bühüt (a. akılsız.) sık sık soluma. bükâ-engîz (f.i. behût'un c. bücûs (a.) sabah. soluganlık. saksı. 2.i. nihayet.b. çok şaşılacak şey. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz]. bedîl'in c. nihayet.) kuş yavrusu. en kıymetli olan şey. hisse. bülbül-i genc meç. bülâlet (a. (bkz: şetm). pay.i.s.i. 2. Bühûr (a. (bkz: bü-lûlet).) ağlatıcı.i. bü-bü' (a. bühre (a. 2. büht (a. 2.). son. maşa. belâ. hisse. yalan. bühtür.i. bodur. en değerli.) 1. bükât (a. aşık kemiği. tan yeri.i. encam).i. bücûd (a. behv. (bkz: tebcîd). vazgeçme. 2.i.i.) anat.i. (bkz: tebâüd).) kısa. yer altındaki hayvan ahırları. çok tuhanık. 2. bülbül (a. musibet.i. çok tuhaf. son. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. bülbül-i nâlân ağlayan bülbül. beç (f.s. kaydırak. sersem.i. 3. pay. (bkz: büdâd. bühr (a. 3. büdûr (a.) ağlama. bücriyye (a. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası. büdün (a. bücriyy. belâbil) güzel öten mâruf kuş. maşa.i. nasip.) çok acayip.) 1.) anat. kiremit parçası.) hızla geçme.s.) 1. (bkz: hüdhüd). büd (f. ateş koru.) ilim. (bkz.

["benbek" de doğrudur]. dip. bülend-ter (f. (bkz.) aklına geleni yapmak isteyen. himmeti. bün-i rân kasık.b. f. bülend-per (f. bül-hevesî (f. beceriksiz. yorgun olma. bülend-terîn (f.) 1.b. bir çeşit zerdali. belde'nin c. bülgat (a. ilâçlı hap.s. bül-heves (f.b. bülend-kadd (f. bülend-iktidâr (f.) büyüklüğe eğilen. i. talihi uygun.c. kadeh. bünbek (a. i. bülend-âvâz (f. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar. bülûlet (a. büldân beld. yaramama.) yüksek. çok hırslı. bü-l-fudûlî (f.) 1. boşboğazlıkla.b. bün (f. bül-vefâ (a. himmeti. isteği çok kimse. yükseklik. bülend (f. (bkz: bel'ûm).b. maymun iştahlı. reşîk.) geçinecek kadar şey.b. çalışması yüksek olan. gayreti büyük.) iyi çalışır. [Bülgat-ül-ehbâb Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir].zf.s.s.i.) boşboğaz. temel.) daha yüksek. bülûkka (a. bülend-ahter (f. (bkz.i.b. belâkîk) düz ova. servendâm). belîğ'in c.s.b.). belagat sahipleri. bülûl (a. bülend-bîn (f. her şeye istekli. kök. ıslaklık.) emzikli su kabı. (bkz: belend). belûl). (bkz. bülega' (a. bülbül'ün c.i.) yüksekte uçan. bülûc (f.i. ["belûkka" şekli de kullanılır]. bâlâ-pervâz). 2.b. Bülûcistan halkından olan.bülbülân (f. horoz ibiği.) kavga.b. bülehâ (a.i.i. bül-hevesâne (f.i. yerleşmiş. bün-i nâhûn 1) tırnak kökü.i.b.s.b. (bkz.b. haykırma.) beliğ olanlar. Bülend-bîn). renkli deri. bülû' (a. i.a. son. bülûg (a.) ahmaklar.) esas.i.) bülbüller.) dangalaklıkla. maymun iştahlılık. onur sahibi. rütbesi yüksek. bül'um (a. bülend-bâlâ (f.) "yüksek uçan" izzetinefis.i.s. bü-l-fudûl (f.) şehirler. bülga (a. bül-gâme (f.) yıldızı yüksek. memleketler.) yüksek ses.s. (bkz.) büyük. bülend-nazar (f.) payesi.s.b. kargaşalık. 2. allık.) dangalaklık.) yücelik.i.b.) yaşlık.i.) uzun boylu. bül-heves).) sebatsızlık.s.i.s. 3.) köklü. bülgâme).zf. bülgâk (f.) çok kuvvetli.a. bülend-himmet (f. sapı.b.b.s. budalalar.) maymun iştahlıcasına. bün-âver (f.i. bülend-girây (f. 2.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. (bkz: bülâlet). çöl.) geçinmeye yetecek kadar olan şey. gayreti.i. bün-i hûşe üzüm çöpü. 4.s.s. [doğrusu "belend" dir].a. (bkz.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün. bülend-pervâz (f. bülgune ("gu" uzun okunur. algune). bülbüle (a. 3. iller. bül'ûm. (bkz: benbek). bülûh (a. h. bün-i bînî burun ucu. erginlik.).i.i.b. bülbülî (a.) en yüksek.s. bülend-pâye (f.) her şeye istekli olan.s. bün-i bagal koltuk altı.) erkeklik yaşına girme.b.s.) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. bülendî (f.i. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. şarap.s. münasebetsiz söz söyleyen. boşboğazlık. 2) acele. nişan.b.) çok vefalı.) hançere.i.i.s. bü-l-fudûlâne (f. bün-i câh kuyunun dibi. keyfine buyruk. .) âciz.s. gırtlak. varlık.s.) 1. (bkz. yüce. bün-i hisâr kalenin dibi.b.

(bkz: bündâd). bina.s.) bilmece. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.) uysal. bürdek (f. götürmüş. structure interne. bürd (f. asıl. asîl ve kibirli kimse. structure secondaire.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. bünye (a.i. şey.s. duvar . [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. bünüvvet (a. bünyân-ı kavî sağlam yapı. (bkz: bürûd1). yonga. s. bürdâ' (a. temel. başıkabak. destek. hoş kokulu bir çeşit kabuk.c. temel. büngâh (f. 2.) soğuk.i. borucu.) oğulluk. berâcim) parmak boğumu. bür' (a.i.b.i. bürgu ("gu" uzun okunur.i. sıkıntı. bürd-i muhattat çizgili. bürd (a. bağrı açık.i. aba. evlâtlık. 2.s. bünye-i dâhiliyye bot.) 1. 2. bürgus (a. ağaç yongası. yer.s.i. ağırbaşlılık.) 1. bündâr (f. structure primaire. bürde (a. sabırlı.) boru çalan. bürdbâr (f.s. bürgu-zen ("f. 2. Bürâ' (a. payanda.) hastanın iyiliğe yüz tutması. tahammüllü.) 1. fr. esas.) bünyeyi kaldıran.i. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. Hz.) bir çeşit çubuklu kumaş. bir şeyin aslı. birinci yapı. bürehne-gî (f. beden. çıplak. bürehne-ser (f.s. sancaklar. 2.i. bürd-i Yemânî makbul bir Yemen dokuması.s. Bürdbârî (f. sıtma hastalığı.i.i.) yapı.i.s. bünyevî (a. payanda. 2.) 1.b. Hz.) çıplaklık. bürehne-pâ[y] (f. (bkz: ber'.) açık. esas bina. bina.) hek. bend'in c. set. bünlâd (f. bünyâd-ı kavî sağlam yapı. bürâye (a.b.) başıaçık.) içine para.i.) göğsü. bünye-i ûlâ bot. bünyâd-ger (f. set. yalın.i. iç yapı. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata.bündâd (f. Kasîde-i bürde Kâab bin Züheyr'in. esas bina. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. hâlisi. hırka. çadır.) 1. çubuklu kumaş.) 1. bürehne-sîne (f. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı.i. . Dil-bürde âşık gibi. bünye ile ilgili.s. bünyâd-ı zulm zulüm yapısı. törpüden çıkan kırıntı.i. bürd-i Hazremî Hadramut bölgesinde dokunan aba. -bürde (f.) boru denilen bir müzik âleti. bürcüme (a. fr.c. f r.) bünyeye ait. bünûd (a. yapı.i. (bkz: bünlâd). bünn (a. kuruluş [doğrusu "binye" dir].i.i.) yalınayak. muamma. f.) bina yapan. vücut.) isimlere eklenerek "götürülmüş. zengin. bünye-i sünâiyye bot.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü.i.b.) büyük bayraklar. yapılış. temel. bürehne (f.i.) 1.) küçük bilmece. sıkıntıya katlanan [kimse].) sabırlılık. ağırbaşlı. buru'). bürâd (a. destek.b.i. bünyân (a. duvar.s. ikinci yapı.) şiddetli azap.i.) ev bark sahibi.b. bulmaca.f.i. bünye-hîz (a. dut ağacı kabuğuna benzer. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı.. berâgîs) pire.b. bünyâd (f. 2. bünk (a. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. bürehâ' (a. vücûdu canlandıran. yapı. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.

bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili.s. bir çeşit kadın yeldirmesi. ufak göl [Arapçası birke dir].i.s. ev ve kale kapısı. bürkânî yanardağa mensup.i.i. havuz.) l.i.i.i. bürhân-ı katı' l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. bürku'). 2.). . bürnâk).) ejderhâ.) 1. (bkz: gendüm.i. (bkz: bürâd). bornoz.i. çift. yiğit.Bürhân (a. 2. kesici.. yiğit. 3. 2. Bürs (f.) 1. bürnâh. bürnâh (f. (bkz: birsan). ardıç ağacı meyvası. (bkz: berhûb1'2).) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. avlu. bürkan l. Ramazâniyye. tanık. bürnüs (a.i. yaşmak. bürnâ (f.s. bernâ. Hançer-i bürrân keskin hançer. dâire. soğuk. volkanizm. martı kuşu. mâni. kesilmiş ["kesmek.) dilim. bürhânî ispatlayıcı.i. burna.i.) müddet.i. yırtıcı hayvan pençesi. (bkz.b.i. bürhân-türsî (a. tül. bilgi. bürîde-ser (f.) buğday. volkanik. çember. i.s. bürrân (f. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. 2.) jeol. bürku' (a. bürîdegî (f.b.f. bürkâniyyet (a. bürhe (a.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri.) kesilmişlik. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil".i.b. kamh).beyaz tenli adanı. 3. yüzörtüsü. bur'). yiğit. bürîn (f. bürke (a. berânis) 1.i. (bkz: ber'. delikanlı. hınta. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz. az konuşan.) genç. 4. bür üm (a. bürka'). tümdengelim. (bkz: hüccet). zool. bürke-i lâcivert gökyüzü.) bot.i.) kadınların örtündükleri peçe. kemer. bürr (a. kollu ve başlıklı hamam havlusu. (bkz: su'bân). burna. bürka' (a. [en çok meyvalarda kullanılır]. (bkz: bernâ. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati.s. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. Uşşâkıyye. hasta iyiliğe yüz tutma. develere vurulan bir çeşit damga. (bkz: berku'. alaca çekirge ["birkan" şeklinde de kullanılır).) yanardağ. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı. berâsin) 1. duvar.s. 3. İsa'nın mucizesi.) genç.) başı kesik. açıklayıcı. bürîde (f. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. bürsân (f. volkan. bürnâh). büyük yılan. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. delikanlı. 2. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. ispat.i.c. Cerrâhiyye. insan eli. bürkân (a. 2. berâhîn) delîl.c. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. uzun zaman. Tîg-i bürrân keskin kılıç. kurbağa. bürsûte (a. örtü atan. bürsün (a.s.i. (bkz: berku'. bürka'-fiken (a.s.i. bürnâk (f.) keskin. bürû' (a.) 1.c.) örtü açan. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük.i. Bürhâniyye (a. bıkma. Bürhân-ı mesîh Hz. delikanlı. bürûdet (a. 2. bürnâk).) tehlikeli yer.) soğukluk. (bkz: bernâ. 3. işten soğuma.i. Mıs-riyye].) genç.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü. bürûd (a. bürhân-ı limni mant. [ötekiler Sinâniyye. bürhûn (f.

c. bütan) sanem). bürûz (a.) 1. berîke.) çok soğuk. birinin akranına üstün olması.i. büsr. büt-kede (f. bel kuşağı.i. büstec (f. büşter).) put. i. (bkz. besr). yumurtacık. 2.i.i. 2. 2. büveyz (a. civanmertlik.b.) şimşekler.s. (bkz. büteyrâ' (a. bey'in c. büyûn (a-i. büt-perestî (f.s. 2. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık. bütûn (a.) puthâne.i. edepsiz.s. habîsa).) bölgeler.i. sevinçli haber. ovule. meydanda. bun-duka).i. batn'ın c. büsut (a.i.i.b.b. nesiller. ortaya çıkma.c.i. bisâr) 1. noksan.i. . büssed (a. bürûdet-engîz (a. uzaklaşma. fr. büsûk (a. kâhkül.) küçük küp. bürûk (a.) peri gibi güzel. satılmalar. 3. bevâh. 2. bürût (a.bîn'in c. bürûk (a.) şöhret. beyâd. satışlar.s.) un helvası.i. s. büstek.) put kırıcılık büt-tirâş (f. büt-i perîneş periye benzeyen güzel. akgünlük. çadır direği ["bivân" şekli de vardır]. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. büyû' (a. büşterem.) satmalar. büstânî (a.i. büt-lâl (f.i.) puta tapma.bürûdet-i hevâ havanın soğukluğu. habîs. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır].i. (bkz. beyt'in c. mıntıkalar. ebvine) direk. Güneş. (bkz: büstân). büt-perîveş (f. s. büt-şikestî (f.) 1. büşkânî (a i) 1. bağ bahçe. büşrâ (a. puta tapanların ibâdet ettikleri yer. büt-hâne (f.) hek.i. soylar. bür'ûme (a.s.c. büsre (a. satın almalar.i. bürûdet-i muâmele yapılan muamelenin soğukluğu. utanmaz. besâtûn) bostan. ilenç. 2.) biy.i. (f.) bostancı. kurdeşen. şaşa kalan. büş (f. bot.i. (bkz: bîd.) lanet.i. ün.i. (bkz: bunduk. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. (bkz.s.s.i. her şeyin ucu ve başı. büyûd (a. bürûfe (f. büsûl (a. büt-perest (f. 1.). 2. güzeller. (bkz: berîk. mebhût).b. güzel.) 1.b. tomurcuğu.) puta tapan. akarların ve içilecek şeylerin. (bkz.b.) müjde. sabah. ağacın boylanıp uzaması. büste (f. 2.) fındık.) 1. heykel yapan. aşikâr. bütû' (a.i.) 1. mihr.) yok olma.c. ilenme. fıstık zamkı.). Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak.i. çelîpâ. büsûr (a. 2. büsûr (f. hüveydâ).b.b.i. (bkz: heykel-tırâş). bür'ûm.) 1.b. beydûdet). küpçük. büt (f. i. şems).i. belirme. genç kız ve oğlan. 2. besâtîn.) 1. burût). büşter (f. s. karınlar. at yelesi. her şeyin tazesi.) 1. büstân (a.) hayran olan. büstûka (a. 3.i. büstâh (f.) putçu.i.) 1.) bot.i.) put kıran.) el açıklığı. put. 3.i.i. sarık. büsûl. (put îmalci. büvân (a. büşterî (bkz.i. putlar.) portreci. 2.i.i. 2. büt-şiken (f.). bir şey haram olma.b. heykel yapıcılık.mendil. eksik.) put. beddua.i.b.) 1. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması.) puthâne. (bkz: sa-nem-hâne). bütân (f.s.).) küstah. büslet (a. besr'in c. kesilme. büt-tirâşî (f.b. beyt). (bkz. bahçıvan.) mercan [taş]. ağacın henüz açılmamış çiçeği.i.i.f. (bkz: hurşîd. berk'in c. büt-nigâr (f.i. büyût (a. 2.

i.) tükrük. reis. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. i.) büyüklük. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. büzürg-şehnâz muz. büzgale ("ga" uzun okunur. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. (bkz: büzbeçe).i. büzürg'ün c.i.b.i. büzâk (a. kebîr). büz (f. büzûg (a. f. saygıdeğerlik. büzbeçe (bkz: büzgale).b. büzürg-dil (f. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. büzûr (a. ulular. (bkz: büzûr).c. Güçlü birinci derecede.b.) tohumlar. büz-dil (f.b. şef. ulu kimseye yakışacak yolda. kuvvet. 2. ulu.) keçi çobanı. salya.i.) 1. büzûzet (a. büyûz (a. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva.) keçi. büzûrât-ı müteharrike bot.i. büzürg-geveşt muz. büzûrât (a.) pejmürdelik. büzürg-gerdâniyye muz. büzürgî (f. 2.zf. bezr'in c. büzürgân (f. muz.) "keçi yürekli" korkak. bezr'in c. büzürg-vârî (f. saygıdeğer [kimse].s. büzm (a.büyûtât (a. (bkz: bezâzet. büzürg-meniş (f. büzürgâne (f. büzürgân) 1. sporcuk. çıkma. perişanlık. büz-bân (f. cesîm. eli açık.i. tohumlar.s.s. 3.) doğma. doğmaya başlama.) yaşlı. ulu.i.i. keçi yavrusu.) yüksek fikirli.) ululuk. üstbaş döküklüğü. büzûzet-i hâl kıyafet perişanlığı. başkaca bir arızası yoktur. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. zoospor.) büyükler.b. büzürg-sâl (f. taneler. 3. (bkz: azamet).i. büzîçe (f. büzeyr (a. büzürg-vâr (f. büyüklük. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur.) yumurtalar. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür. taneler.s. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip.s. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. kıyafetsizlik.i. 2. donanım boştur. 3 .s.) bot. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. büzürg (f. (bkz: azîm. sertlik. bizâz). asîl kişiler.s.i.) büyük. asilzade aileleri.b.) küçük keçi. büzürg-zâde (f.) bot. beyz'in c.) 1. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. büyût'un c. büyük. ev kümeleri. büzürg-selmek muz. ululuk. pintilik.b. cömert.) kişioğlu. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra.) büyük. ihtiyar. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır.i. oğlak. büzürg-nevrûz muz. . Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. (bkz: teys). kesin karar ve tahammül.i.i.i.) gönlü yüce. doğru rey. büzürg-mâye muz.) oğlak. olan büzûr'un c. büz-i kûhî dağ keçisi.

çok güzel göz. sihirbaz. . i.) yaltaklanıcılık. ca'd-i kalem 1. 2. câb (a. Câbülsâ). (bkz.i.büzzâka (a.i.i. aba. ana cadde. karakoncolos. câcîm (f. câdû-fen (f. câdû-keş (f. 2.s.) bir cevap.i.) dalkavuklara yakışırcasına. câ-yi penâh sığınılacak yer. 2. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. cadde (a. ve s. s.i.i.s. eletek öpen. 4. cibâyet'den) 1. vücudu çok tüylü olan kimse. tas. yıkık. câblûs (f.) 1. câdû-vâne (f. câ-yi mülâhaza düşünülecek nokta.) sihirbaz kıran.s. çekirge. sihirbaz öldüren.i. 2. ca'd-i şütür (deve kıvırcığı) meç. sadak.a. Câbilka (f. vergi tahsildarı.) kusur görücü.) kıvırcıklık. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde.zf. işlenmemiş [toprak]. câdibe (a.) ciddî. 3. câ-yi şübhe işkillenecek nokta.).) sihirlercesine söz söyleyen.zf. ca'd (a.b. câbî (a.) 1.) büyücülük.) l. (bkz: câdû-zebân). 2. mevki.b.s. büyük yol.i. C câ (f. harap. cicim. azimli. çorak. câ-yi behiştî cennet gibi yer. câbir-i küll-i kesr (kırılan. câ-yi iştibâh tereddüt edilecek nokta. tas.i. câbir (a. câ-be-câ (f.i. kırıkçı.s.) kıvırcık [saç]. câdû (f.i. cadı. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. 2. yer. (bkz. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. yaltaklanan. büyücü. kurak.) safran. cebr'den) 1. cadde-i kebîr 1. s. s. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. zorlayan. 2.) 1.) ok kuburu. ca'be (a. yelek.i. büyücü.). câbe (a. dalkavukluk. Câbülsâ (f.i. câdd. içki içilecek yer.i. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. câblûs-âne (f.) yer yer.s. kırık sancı.i. (bkz: çâlbûs.s.) kabuksuz sümüklü böcek.) cevap verme.b.b. Câbülka). kalemde kalan mürekkep bulaşığı. câdil (a. câdû-ger (f. 2.s.) büyücü. cablûsî (f. yazann kaleminden çıkan güzel sözler.b.) sihirbazlara. anayol. 2. yaltaklanma. hortlak. büyücülere yakışacak surette.) havuz. câdî (f. sihirbazlık. câdû-suhen (f. öldürücü.) 1. dalkavukluk. câ-yi rahat rahat edilecek yer. câdib. (bkz şâh-râh). arapsaçı. işlek. çirkin kocakarı.). cüdât) dilenci. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. 2. vampir. gulyabâni. acuze. Câbülka (f.) 1. uzdilli. kebe gibi kaba bir yün dokuma.zf. 2. câbet (a. Câbilsâ (f. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. (bkz: mücbir).i. (bkz: müca'ad).) kuvvetli. caâdet (a. (bkz: sâil).c.) sihirbaz. bozulan her şeyi düzelten) Allah. câ-yi dil-nişîn gönül açıcı yer. çâplûs). 4. çalışkan. câdî (a. yarım daire. câdis. cebreden. ca'd-i girih-gîr kıvırcık ve dolaşık saç. câ-yi işret işret yeri. (bkz.b. 3.i. câdise (a. gürbüz. cadde (a. câdû-gerî (f.i.) geniş.) en uzak Batı'da bulunan. câbiye (a. güzel yazı.i.i.i. mekân. dalkavuk.i. ce'b).s.

orak. cahilliğe ait. açık olarak. [müen. aşikâr. i. dönüp dolaşan.) işleyen. Hırs-ı câh mevki hırsı.zf.s. İ.) Ca'ferî tarikatı. Câhiliyye (a. Hz.s. genç. câ-güzîn (f.) cesaretli. câhil-âne (a. cafiz (a. 2. Cahîmî (a ) cehennem gibi.i. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman.s. hüveydâ). arkada. cahd'dan) bilerek inkâr eden.s.) iffetsiz. hat.) 1. câhil-i munsif insaflı.s. câil (a. cebele.) Câhiliyet devri adamları. cahillikle.s. (bkz: câhid. c.) 1. yerleşmek üzere yer beğenen. (bkz: cây-gîr). cühhâl) 1. kibirli. câger jiU. Ca'fer (a. câile (a. câhid (a. büyücülük.) kuş kursağı. küçük akar su. karında açılan yaralar câife olabilir]. gündüzü gündüz eden.Yahudi.s. bilgisizlik. Islâmdan evvelki devrin adı.b.) huk. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan. . yırtlaz. 2. cahd'dan) 1.câdûvî.) îtibar. cühela. câfî (a. câil (a.i. mağrur). çıfıt.s. ahlâksız [kadın].) yer seçen. "orun. lokma gözlü [adam]. cahîm (a. câhid (a. câhil (a. (bkz. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık.i. (bkz.i.) açık.s. bilimsiz. cefcâf).s. yaratan. câhıyen (a. Hz. câhî. i.s. cühûd). gözüpek [adam]. toy. câ-gîr (f. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip.) cehennem.) çıfıtçasına. bilmediğini teslim eden. (a. câhidiyye (a.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. (f.i.i.f. h. cahd-ı mutlak.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı. câhiliyye (JU. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. (bkz. puta tapanlar.s. câhız (a.) cefâ eden. 3. bilgisiz. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. erkek adı. Ali'nin kardeşi olup. 2.) câhilce. cahillik. [göğüste.). 2. ca'ferî (a. bevâh. Yahudicesine. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). i. (bkz. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır]. câife (a.zf. câhe (a. cehd'den) 1. (bkz. elinden geldiği kadar çalışan.) kendini beğenmiş. câhide].s. tecrübesiz. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. söyleyen câhil. câdû-suhen). câh. 2. eziyet eden. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece.c.i. 2. cahd (a.zf.s. mevki. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. cahiz. cehl'den.i. eden.i. alenî. ısrarla inkâr eden. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. câhsûk (f.) büyülercesine söz söyleyen. câhili. makam.b.) patlak gözlü. câhil-i anûd inatçı câhil. cevfe (boşluğa) kadar giden yara.s. cahûd-âne (a.) . cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi.s.i. câibe (a.b.) alenen. cahûf (a. uzdilli.i. cehdeden.) 1. câdû-zebân (f. cafcaf (f. 2. yapan. minyatür v.s. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). câdûyî sihirbazlık. cahûd (a.f. erkek adı.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü.) 1. eimme-i isnâ-aşer). câhiye (a.) bile bile inkâr etme. Cenâbıhak.]. câhiz (a. cevelân'dan) cevelân eden.i. Islâmdan önceki Arap devrine ait. tamu. i. câhiliyyet (a.i. ca'feriyye (a.

atiyye. meydana getirme. câliş (f-i-) l.) l .i. câiz'in c. câm-ı tehî boş kadeh. cevr'den) çevreden. kadeh. oturucu. 2. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan.i. 3. Horasan'da bir kasaba.câir (a. caiz (a. cefâ eden güzel.s.s. sabır. armağan.h. olabilir. şarap. ca'liyye (a. avâid. ca'lî)" ca'liyyet (a.s.h. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. ca'liyyât) yapmacık. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar.s.b. câm-ı sahbâ kırmızı şarap içilen kadeh.çiftleşme. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap.i. Galen (131-210).) 1. bardak.) caiz olan şeyler. ed. (bkz: câme-i seher). kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. 3. câlife (a.i. tuzak.) 1.) 1.]. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. câm-ı sîm (gümüş kadeh) meç. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan.c. . câm-ı ayş hayat kadehi. zevk ve safa kadehi. cam. s. Tann âşığının yüreği. câm-ı âlem-nümâ (bkz. cülûs'dan. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. elbise. 2. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. câm-ı seher Güneş. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. câm-ı aşk tas. cevâz'dan. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. deri ile eti beraber toparan yara. tahta çıkan. ca'l (a.) ["ca'lî" nin müen. 2. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.) sahte. câm-ı zerrin (altın kadeh) beyaz şarap.i. câme-i âhiret (bkz. câizât (a. oturan.i.i. câme-i hâssa tar. yapma olan hususlar. câm-ı şarâb şarap kadehi. câm-ı fena (fânilik kadehi) ölüm. câlîz (f. sevgilinin çenesi. câm-ı cihân-nümâ). câl. yol yiyeceği. câlî (f. (bkz. aidat. c.i. çamaşır.i. câme (f. azık. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. 4. yapma. naz ve gamze ile salınan güzel. ihsan. tas.i. işe başlama.c. c. sırça. zulmeden. olur.) hek. câm-ı ruşen parlak kadeh. diş fırçası vazifesini görürdü]. câm-ı cem Şark mitolojisinde. h.) sebze bahçesi. câm-ı gîtî-nümâ). hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. alma. câm-ı şehriyârî büyük kadeh. câme-i guk yosun. cam (f. tahammül. i. Dilber-i câir zulmeden. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır].) ilk çağların. bahşiş. câm-ı şîr sütlü meme. (bkz. sıla). câm-ı cihân-nümâ. Câlînus (a.i. câm-ı sabûhî sabah içkisi içilen kadeh. eski şâirlere. câme-i hâb gecelik. câliş-ger (f. ca'liyyât (a. 2. cevâiz) 1. 2. (bkz: cam4). naz ve gamze ile salınan.i.) 1. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. 3. câme-i fena (fânilik elbisesi) kefen. kavun karpuz tarlası. hediye. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan. bostan. Câmâsb (f. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. câlis (a.s. düzme. cüllâs) cülûs-eden. 2. caize (a. câme-i fena).

b.) elbise biçen. cem'den) 1. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. câmi-i Kur'ân (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. câm-hâne (f.i. çamaşır odası. yerli dolap.a. terzi.s.b. toplayan.s. cam yapan sanatkâr.) yük. cevâmid) donmuş.i.b.i. Cism-i câmid cansız cisim. cami' (a. f r. câme-i ' nev-rûzî 1) rengârenk elbise. câme-dûz (f. cem'den. câmid. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. istiare). c. s.b.) camcı ustası. toz.b. câmgul (f. elbiseyi muhafaza eden kimse. dolap. sürahi.) İran'ın XV. elbiselik kumaş. mütefekkir ve âlim şâiri. (bkz: câm-ı seher). Ecsâm-ı camide cansız cisimler. câm-ger (f. câme-şûy'un c.) külhanbeyi. 4. câme-i matem matem elbisesi. câmi'-ül-hurûf kitap yazan. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. câme-i ihram hacıların giydiği dikişsiz elbise. câmi-i devrân devrin. câme-gâh (f. câme-i nahcivânî sade dikilmiş elbise. câme-dâr (f. câme-i katran Peygamberimizin sülâlesinden olanların. cem'den. Câmi'-ün-Nezâir Eğridirli Hacı Kemal'in. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan.i.i.i. elbise soyunulacak yer. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. camia (a.h. câme-hâb (f.b.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. duman ve bulut.i. câme-dân (f.b.i. çamaşırcı. tüfek fitili. câme-âlûd (f.) camlık. 2) baharda açılan türlü çiçekler.c.b.b. gardırop. içine alan.) sabah riizgân veya güneş. câme-şûy (f. Câmi'-ül-Fürs XV-XVI.) 1. içinde cuma namazı kılınan mescit. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. [doğrusu "câme-ken" dir]. câmi'-ül-mahâsin güzel vasıflar bulunan. Lâfzı az. câme-şûyân (f. atiyye. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. câmegî (f. ücret ve elbise parası. mânâsı çok söz.i.b. cümûd'-dan. çamaşırcılar. diken. derleyen. 2. câme-seher (f. kürk. cemeden. 2. vestiyer câme-derîde (f.s.b. câme-i hurşid Güneş'in ışığı ve yer. câmi-i kebîr büyük cami. Fatih'le muhabere etmiştir. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. 2. câme-i mûyî (kıllı elbise) meç. Cami (a. toplaç.i. hizmetkâr.s.) elbisesi yırtılmış. Câmî (f.) çamaşır yıkayanlar. fiz. (bkz: teşbîh.i.) cam fabrikası. donuk. 3. içinde bulunduran.b. Asıl adı Ab-durrahman'dır. c. câmekiyye (f. Câmi'-ün-Nasâyih (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri.b. câme-i seher Güneş. .i.) çamaşır yeri.câme-i hayât (hayat elbisesi) ömür. 2. topluluk. 2) bahar çiçekleri. 2. cevâmi') 1. camide (a.i.) kirli elbise.b.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. câme-kân (f. câme-hâne (f.) yatak. câmi'-ül-kelim beyân tâbirlerindendir. hizmetçilere verilen maaş.i.i. cansız.) l . câme-i îdî 1) kırmızı elbise.i.i. soyunup giyinilecek yer. zamanın camii. c. XV.

Yâr-ı can can dostu.) tiryak. Cân-ı can (canın canı) Allah. bıngıldak.i.i. cân-beleb.). câne-dâr (f.s. toplu olma.). diri. 2.) bir da'vâ uğruna canını veren.b.zf. Gûş-i can can kulağı.) ey can. 3.) bir da'vâ uğrunda can verilicik. i. hünerlerini gösterdikleri yer.i. koruyucu. cân-efzâ (f.s. câmid-ül-keff cimri.s. cânâne (f.i. i. cân-efşân). cân-bâzâne (f. Allah.b.b.) canı dudağında. zararlı hayvan.) 1. 2. cân-âver. canlı.b. cân-bâzân (f. can. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.b. cân-dârû (f. cân-efşânî (f-b.). (bkz. cân-dâde (f.b.s. aşîrân) ilâvesinden ibarettir.) 1. canlı. cân-bâz'ın c.) 1. câ-nemâz (f. topluluk.) 1.) 1. kadın adı.Mâ-i câmid donmuş su. Hâlidiyye'dir]. (bkz.) candan bağlanmış. câmid-ül-ayn yüreği katı. muhafız. ruh teslim edecek halde bulunan. can yakan. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. mülk. cân-bâz-hâne (f.b. câmiiyyet (a. 2. Melâmiyye-i Nûriyye. (bkz. domuz. cân-bâz (f. câmûs (a. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh. sevgili.s.i. eli sıkı.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır]. candâne (f. İsm-i câmid a. cân-feşân (f.) canbazlann oynadıkları. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile.s. Mazhariyye.b. hayat. cân-dâr (f. i. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil.b. cân-ver (f. cân-ı şîrîn tatlı can.) 1.i.b. 3. cân-fezâ).s. cân-dâr).i.) can dayanamayacak derecede.) 1. (bkz: cân-feşân). 3.s. canını tehlikeye koyan.s. can veren. Murâdiyye.) çok teklifsiz sevişen [kimse]. Mecdediyye. cân-ciğer (a.) can inciten. can ile oynayan.b. beyin.s. can. silâh. i. ağlamak nedir bilmeyen. su sığırı. 2. Cenâbıhak.) "namaz yeri" seccade. 2. Nâciyye.b. Kasaniyye. tamahkâr. cânn).) can-bazlar. (bkz: câne).b. [ötekiler Ahrâ-riyye. aldatıcı.i.b.b.i. rast. yaşayış. ruh.s. (f. 4. 2.) canbazlık. cân-bahş (f. cana can kalıcı.b. Sabâ makamının pest tarafına. büyük manda. câmid-ül-mâl taşınmaz mal.s. gönül.s. canan.s. 2. sevgili. 3.b.s. cevâmîs) manda. silâhlı [kimse]. cân-fezâ (f. câmiyye (f. arazi.b. can artıran. emniyet memuru.s. cân-fedâ (f.c. can (f. ma'şûka. 4. ayın yir-miüçüncü günü. h. (bkz: can").b.) 1. [eski] fedaî atlı asker. cân-âzâr (f. 2. (bkz. cana (f. cân-berleb (f. 3. ırak. cân-bâzân) 1. s. 4. azık.) canbaza yakışacak surette. gönüle ferahlık verici.c. yaşayan. i. canbaz. canbazlıkla. 2.b. gönül verilmiş. candan bağlı. i.i. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. cân-efşân (f.).gr. cana can katan. 5.s. i.b. hayat bağışlayan. cân-fersâ (f.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı.b. toplayıcılık.i. ikinci . eziyet eden.) başı sert [hayvan]. canavar. silâh. câmûs-ı cesîm iri. câmih (a. (bkz: gayr-i menkul).s. hüseynî-aşîrân perdesinde durur. muz. tepe ile alın arasındaki yer.) yaratıcı.i. can (a. i.i.n. câne (f. cân-bâzî (f. 3. ruh. erkek adı. Canfeza.) câmi'lik. tas. ey sevgili! cân-âferîn (f.

) yürek paralayan.s.s.zf. cirân) 1. cânib (a. cünha'-dan) suç işlemiş.c. (bkz: dil-hirâş). geçen.) ruh besleyen. Azrail. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. cân-sipâr (f.b. can çıkarıcı. fazla keder ve sıkıntı veren. cana dokunan. cân-gâh (f. cân-şikâf (f.) ruh alıcı.s. can alıcı. yan. cân-şiker (f. cân-gîr (f. gönül açan. cân-sipârî (f. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir).b. 2.) canını feda eden. jeol. can çıkancılık. i.s.s. canını feda eden. cânibeyn (a. vekil. cân-nisâr (f.) cin taifesi.) Azrail. acıma uyandıran. yaralayıcı. mant. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. 2.s.f. Allah'ın nezdi.b.) iki yan.b.) cânî gibi.f. canibi (a. yana düşen.) can yakan.s. cenb'den c.) canını feda edercesine. cânib-i rahmet Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.i. taraf. câniha (a. lateral. cereyân'dan) 1. akan. dilber. cânî (f. yana ait.s. câr-ullah Mekke'ye gidip orada oturan. .i. 3.b.) azîz.b. ruh alıcılık.i. candan sevilen [kimse]. cân-figen (f.b. birinin yerine oturan.) cânî kadın.i. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci.) 1. cevânib) 1.) yancı [askerlikte]. satış esnasında geçerli olan fiat carî hâsıla eko. Mâ-i carî akar su. *yanal. cân-şikâr. para piyasasında doğan. 2.b. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. yanda olan. courant. öldürücü.) can feda edicilik.s. 2.derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır. 2. cân-sitân (f.zf. canice. Câniyâne (a. cân-gezâ (f.s. câr-ül-cenb bitişik komşu. cânih.b.i.s. câr-ül-cünüb akrabadan olmayan. cân-sipârâne (f.b. caniye (a. örtü. fedâkârlık.s. caniye (a. (bkz: sûy).b. sosy.b. cân-sûz (f.i.s. ruh sıkıcı. iç açan.b. cân-güzâr (f.) can sıkıcı. erkek adı.s.) can avlayıcı.) 1. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur. çarşaf.b. carî ihtiyat eko. car (a. cân-sitânî (f.) gönül kapan.b.) canını teslîm eden. cânî. suç sahibi olan. cân-güdâz (f. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. f r.i. cân-şiken (f.s. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. canını harcayan. 2. insana belâ olan. geçer.b.s.. câ-nişin (a.) can azaltıcı. (bkz: hesâb-ı carî).s.) can yırtıcı.s. Cânn (a. 2. altıncı veya yedinci kemik olur. Şehr-i carî geçen ay.b.) can ısırıcı. cânib-dâr (a. can evi.s. cân-hırâş (f. câniha (a. cân-rübâ (f. fr. carî fiat eko.) cansitanhk.i.) can eritici.) candan geçer o-lan.b. carî hesâb eko.s. câr-ı mülâsık.b. can harcayan. carî mâliyyet eko. güzel.) can düşüren. yürüyen. cân-şiker). müşteri. Cârî (a.s. carî faiz haddi eko. cinâyet'den) cinayet işleyen.s. cihet.) birinin yerine geçen.f. ve i. komşu. yabancı komşu. tehlikeli olan. cereyan eden.b.s. (bkz: cân-şikâr. ruh eksil-tici. iç tırmalayan. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir. iki taraf.b. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar.s.b. cân-perver (f.

süpürgeyi andıran. nokta. 2.[evvelce.) katolik. yırtıcı kuş veya hayvan. harf-i cer'ler.s.i.b.i. İran.i. cârihîn o (a. geçer olan. Câvidân-hıred (f. (bkz. câvîdân . Esliha-i câriha yara açan silâhlar.i.) yüzükoyun.). 2.) Mekke'ye çekilip orada oturan. cerr'den) cerre-den.b. cârû. câversî (a. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. cevârih) 1. cârime (a. (bkz: cây-i penan).s. suçlu.i.b.) hırçın [kadın].carî masraf eko. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse.) 1. gr. câriha (a.) kâbus. repaçes.(bkz. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri. carî nisbet eko. câris (a. câsir (a.b.b. câvers (a.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. çürüten. cây-i iltica sığınma yeri.s.) süpürücü. göğsü üstüne yatmış kimse.c. kesen. Hint. para ile satın alınan halayık. mücrim. kireç. çekici.) cerh edenler.s.i.i.b. Hurûf-i cârre a.i. kız. ailesinin maişetini kazanan.i.i. câriha (a. sıvacı.s.) üzümün sıkıldığı yer.) kireççi.i.s.) süpürge gibi. casus (a. câvîd . cesâret'den) cesaret eden. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].cerh'den c.s.s. 4. câsûm (a.) cennet.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. çeken. hurma toplayan. câvidânî). . cevâsîs) 1. ayak gibi âzası.c. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. cay (f. (a.s.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. cârr. câvid.) câri olan. 2. çaşıt. behişt. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı.s.i.) çarşaf. sığınak.i. korkunç rüya. Câvidân-nâme (f. patrik. cerh'den) 1. insanın el.s.) yer. fr. câvidâne. başpiskopos. câsim iU.i. belirli bir devre içinde yapılan masraf. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar. câvidân. câriyye (a.i. hizmetçi kız. cây-i behiştî cennet gibi yer. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. câselîk (a.i. [bu] dünyâ. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. cass (a. üzüm teknesi. başpapaz. cârre (a. cây-i iştibâh şüphe noktası. cârih.) casusluk. câsûsî (a. câriye (a. cassâs (a. cârub (f. adn. hafiye. çöpçü. dinlenme yeri. cevârî) 1. câvîdânî (f.i. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder.) Kur'ân'ın. câvidân-serây (f. cây-i buse öpülecek yer.s. cârûb-keş (f. büyük papaz.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup.b. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. 2.i. câvîdâne. düşmanın. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. cây-i işret içkili eğlence yeri. cârih'in c. 2. câr-ullah (a. cârûb-nümâ (f. 3. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. yaralayan. Mekke'de Kabe'nin. cürm'-den) 1. cerheden. cây-i karâr durma. 2. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. cârim. sürükleyen. alçı taşı. câst (f. (bkz: câ). Sikke-i câriyye geçer akçe. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. yaralayanlar. zool. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. firdevs).) süpürge. cârşeb (f.

S. kırmızı toprak boya. yer tutan. Cebânet (a. Sayyâdiyye. cebânet'den) korkak. göbek. açık hava ibâdetgâhı. ümit veren şey.b.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip. cây-i suâl sorulacak şey.c. yurt. 2. sevimlilik. cây-bâş (f. zorlayıcılar.) zırh giyen.) anat.) cebbarcasına. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer.b. câ-güzîn). mekân. cebâbîn) peynirci. cebredici. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. çekim. câzim r (a. zorbalıkla. dağ ile ilgili. cây-i rahat rahat yer.) yer tutan. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. cây-i şübhe). sığınak.s. yıldızların birbirini çekimi.b.yerleşmiş. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. cebbâriyyet (a.) çevir ve cefâ eden. (bkz. cebbâr'ın c.c.s.i.s. zorbalar. i. cazibe (a. üşenen. cebbar (a. 2. câzibe-dâr (a.) zincirden veya halkadan örme zırh. çeken.b.i. cây-gîr (f. cebertiyye (a.i.f. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. cebeliyye (a. Üzeyriyye. (bkz. alımlılık.i. c. ce'be (a. erkek adı. 4.) Rufâiyye.s. (bkz: cây-i iltica).s. 2. Acelâniyye.s. cebbâc (f. göbek mıntıkası. yerçekimi. (bkz: câ-nişîn). Cendiyye. cây-nişîn (f. cebe (h.i. cebâbire (a. 2 . câzib. tembel. mesken. cây-mend (f. Kiyâliyye.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. cây-gâh. yerleşen. arzu edilen nokta.i. ce'b (a. cebbarı.b. becerikli [kadın]. 2. cebel-i Lübnan Lübnan dağı. cazibe (a. (bkz. Allah. fr. ev. cebel-i Arafat Arafat dağı. cezbeden. zorlayıcı.i. ciyâ') aç. cadı. câyi' (a. cebân (a. (bkz: cebîn). cây-i taaccüb şaşılacak şey. kesen. cebel-ün-nûr Mekke'deki Harra dağı. kestirip atan. alım.) 1. Katnâniyye. zorlayıcıhkla. sympathique. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış.i. cebeli. mezarlık. cebe-pûş (a.cây-i mütalâa mütalâaya.f.s. cebe-hâne (f. acıkmış. cezm'den) cezmeden.s. mevki. dağlık yer. 2 . karar veren. ikamet yeri. cebbâne (a.i. kurşun.) cebbarlık. cây-I şekk.s. cebâbire) 1. câzibe-i arz fiz. cây-güzîn (f. cibâl) dağ. câzû (f. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. sihirbaz. ceber (a. 2.) cebrediciler. büyücü.i. sevimli.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. cebbâr-âne (a.b.) dağa ait.b. 2. kuvvet ve kudret sahibi. ceberriyye (a.i. câyir (a.) 1. psik.). mezhep. cây-i iştibâh).c.) [evvelce] barut. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. cazibeli. Cebbân (a.) 1.i. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh).zf.i. (bkz: cübn).i.b. i.) birinin yerine geçen. cev 'ân).i.s.) yerinden kalkmayan. cây-geh (f-i-) lyer. cezb'den) 1. cebbara mensup. cây-ı ümîd 1. cebel (a. 3. aç olan. yer çe kimi. cebeci (f. cebelistân (a. 2. cebr'den c. .i. ceb-hâne).) oda.s. zorba.f. edici. alımlı. duygudaşlı. okumaya değer. s. alımlı.) dağlık.) 1. cebredicilik. cây-i penan sığınma yeri. Şeyh-ül-cebel Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi. cezb'den) 1.i. rütbe.s. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk.t.b.i.) korkaklık.b.

cebhe (a. 2. cebe-hâne).Fazliyye. 3. cebîn-sâ[y] (a.) 1.i.i.) zorla.i. 2. Âlem-i ceberut ilâhî kudret. bol yağmur.) alın sürücü. Alvâniyye-i Hameviyye]. (bkz. cebrî istikraz eko. tamir etme. yön. 2. 2.) birinin. cebire (a. cebrî).'ılAa. Cebrail. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. soylu sayılan kişi.) alın sürücü. Cebreîl. meç. cebr-i icra eko.b.).i. cedd'den) ataya ait.) nineler. (bkz. cedd-i fâsid annenin babası. cedâvil (a. Cibril). zorla. cebren (a. cedde'nin c. denklem.) 1. atavisme. cebr-i nefs kendini zorlama. zor altında. ced' (a. cebr ve mukabele mat. kazanç.i. f r. cebr-i mâfat kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma.i. ecdâd) dede. (bkz. cedd-i a'lâ soy kökü. kulak. cebriyye (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. Allah'ın büyüklüğü. Cebreîl (a. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma.c. cebîn-fersâ (f.) yoktan yaratma. 2. fr. cedd (a. cebr ile.i.) atavizm. cedâvî (f. fr.i. burun. ceddâniyyet c. cedvel'in c. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme.i. cebi (a. cebir bahisleri. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. 4. 3. cedd-i büzürg-vâr hatırlı.zf. kusur. ceb-hâne (a f h i ) cephane. devletin şahıslara borçlanması. büyük baba. cebrî (a.i.) hizmetkâr aylığı. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. gönül alma.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. cedvel). avantaj.i.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle.zf. ceddanî (a. cedde (a. cebr-i âlâ mat. cebr-i adî. Cibril).i. cebr (a. cebhe-sa[y] (a. equation. Zeyniyye. cebr-i hatır gönül yapma. 2. savaş bölgesi. aşın büyüklük. cebr-i noksan eksiği tamamlama. cedd). korkak. Vâsıtiyye. barut ve şâire.i. kısırlık. 3.) cetveller.i. pek ziyâde kibir. alın.f. zor. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere. hediye. cedb (a.s.) yüz süren. (bkz . top.ı. el veya ayağını kesme. aşk. kendini zor tutma. cebire (f.c. yüz.). (bkz. (bkz: cebhe-sâ [y]). ceddât) büyük ana veya babanın anası.s. mat. zorlama. Becâniyye.c. taraf. birinin karşısında yere alnını koyan.i.s. 3. Nûriyye. Çîn-i cebin alın kırışığı.) 1. cedd-i sahih babanın babası. (bkz. dudak.) halkın bir işe hazırlanması.) 1. tüfek mermisi.s.i. cebirsel.f.i.s. düzeltme.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. 2.) 1. atavi'stique. alçak.s. tahvillerle. yüreksiz.b.b. cedâ (a. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye.) . cibâh) 1. mat. . (bkz: cebân). cebhe-i sefid beyaz yüz. cebir muadelesi. cebir. (a. tas. Cebrail (a. i. ihsan. ced (a. ceberut (a. alın. cebriyye (a. onunla ilgili. (bkz: cebîn-sâ cebin (cebânet'den) 1. ceddât (a. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. cedd be-cedd (a.i. ananın veya babanın babası.

s. tartışmada sual soran.f.i.) l.s.i. (a. falcı.b. cedide (a.i. hediye. keçinin erkek yavrusu. cedde-i sahîha babanın anası.b. cedere oa. 2. erkek oğlak.) 1. eziyet. sert münâkaşa. cedîd. münâkaşada. atalarla ilgili olarak.i. cefâ-keş (a.) atalara ait.) türlü türlü yol. 2. tartışmaya ait. cefâ-kârâne (a. gaddar.) lâyık. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.) 1. yeni. s.s. cedgâre (f. cetvel tahtası. cedelî-sâil (a.b.) cefâ arayan.) 1.s. 2.) gece ve gündüz. eza).f. 2. cefâ çekmiş.b.) astr. ceffe (a.s. kabir. cedvel-i sîm 1) gümüş kanal. . kullanılmamış.) cefâcılık. on iki burçtan biri. eziyet eden. bana anne. cedî (a. kavga. cedvâr (a. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. cefâ-kâr (a. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr. sevgili. cedy (a.b.f.) bot. cederî-i bakarî öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. cedvâr-la ilgili. cedvel (a. ahlâksız [kadın]. cederî j-ia.s. kalabalığın verdiği uğultu. Acemlerin kullandıkları bir vezin. kuruma.s. cedvel-ül-kevâkib astr.b.i. incitme. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. anne anne. (bkz: mücedded). 3. cedelî (a.s. Edebiyyât--ı cedide yeni edebiyat. kütle. cefâ-pîşe (f. İlm-i hilaf ü cedel mantık yoluyla münâkaşa ilmi.) 1.s. (bkz: edebiyyât). 2. cedvârî (a.zf. cefâset (a. cefcâf (f. 4. tartışmayı açan. cedel-gâh (a.c.) cefâyı benimseyen kimse. i. cefâ-kârî (a. oğlak.i. cedîdân.s. Oğlak burcu.) 1. tas. cefâ-perver (a. 2.) 1.i. (bkz: cafcaf). söz yansı yapmak. fildişi. hek.) mezar.) cefâ çeken.) cefâkârcasına.i.b. tartışma.f. meç. (bkz: cüderî). (bkz: bercâ.b.f. cefâf (a. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç. g.s..) cetvel çeken sanat erbabı. münâkaşacı.s. çeken mânâsına da gelir].b. kalabalık. cedden (a.i. cedel (a.f. guşa.s.b. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. cederî-i kâzib su çiçeği denilen kabarcıklar.) çekişme yeri.f. maşuk. su kanalı. ceffâr (a. zâlim.) münâkaşayı. cedvel-keş (a. cedvâra ait. uygun. katlanan.) 1. su arkı. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli.b. Telkîh-i cederî çiçek aşısı.i. liste.cedde-i faside ananın anası. cedelî-mücîb (a. armağan. çizelge. çespân.i.i. cedâvil) 1. bol yağmur. cedel etmek dil kavgası.) 1. Cedîr (a. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet. cefâ (a. münâkaşaya. (bkz: cedy). 2.) iffetsiz.i. cefâ-dîde (a.) münâkaşada cevap veren. (a.i. 2.s.) cefâ eden. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan. cefâ-yı yâr sevgilinin cefâsı. cefâ eden.i.) cefâ görmüş. münâsip.f. 2. oylar.) 1.s. 2. 2. [halk dilinde cefâ çekmiş. Dünyâ. f r.b. kuru olma. tedbir ve reyler. sevilen.) hazımsızlık ıstırabı. şâyeste). goitre.i. (bkz: cevr.f. cefâ-cû (a. cedîdeyn (a. cedes (a. eziyete dayanan. cedvâj (a. cefr'den) cifirci. 3.zf.

2. cahîm. dikkate değer. âhirette. cefn (a. ) cehennemlikler. 2.) yüksek sesle söyleme.i.i. cehennemlik.) açıkta olan. belli olan. (bkz. cehalet (a. kahraman.) pek câhilcesine.i. 2. asma çubuğu.c. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. göz kapağı. bilgisizlik. câhil'in c. cehâret (a.s.) 1. katmerli cahillik. kuru. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. cefr (a.i. yüksek sesle. cehâz (a. (bkz: cihan).) 1. celâb (f.i. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan. bıçak ve kılıç kını. (bkz: echel).) gerçeklerden.f. cehâm (a.i.zf. cehr j (a. cehennem (a. başörtüleri. görünen şey. fırlamış.i. cehr'den. cefv (a. küpe.) kaba muamele. cehûl (a.i. (bkz: cühela. cehân (f.s. cihaz).) küçük çanlar. himmet.c. sa'y). münasebetsizler. cefve (a.) 1. cihaz). cüherâ') 1. saîr. sıçramış. dünyâ.) düşünmeksizin. çalışma.s. cehennemiyyûn (a. edebî bir dergi. cehre (a.) kurumuş.i. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. cehennemi sür'at büyük. kendini bilmezler. çıfıt.). lâzî. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. çok sıcak yer. celâcil (a-i.). feraceler.i. açıktan açığa. cehîz (f-i.i. cehren (a.zf.) ses yüksekliği.) yiğitliksever. cehâbize (a. cifâr) geniş kuyu. fırlayan. güzel. hâviye veya derk-i esfel]. 2.i. fırlayan.) 1. çabuk hareket eden. sakar.) cıfıtçasına.b.s.) 1. bilmezlik. cehende-gî (f.i. sesin yüksek olması. cehennemi (a.) cefâ. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar.) yağmur vermeyen bulut.). cehri. (bkz: cehân2). 2. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî.) 1. cıhbız'ın c. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet.cülcül'ün c. ayırma.i.s. 2. Yedi kattır [cehennem.) salkım. sıçrayan.) bahadırlık.s. hutame.) açıktan veya yüksek sesle yapılan.i. c. cehl'den) pek câhil.c.) Yahudi. celâdet (a. cehûd-âne (a. .s.b. 2.i. celâbîb (a. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. (bkz. celâdet-şiâr (a. hemen. (bkz: cifr). cehreten (a. cehl ıSf (a.i. açık olarak söylenen.) memleketten aynlma.zf. cehende (f. 2. (bkz.) cehenneme mensup. cefvet (a.i. cehîr (a. azar. yiğit. tamu. gömlekler. ecfân) 1. cehele (a. celâdet-perver (a. cehriyye (a. açıktan. (bkz: cehalet). cilbâb'ın c. cefr (a.i. 3. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. günahkâr kulların gideceği azap yeri. birden. cühhâl). fırlayış. cehd ü ikdam çok çalışma. sıçrayan.) bilmezlik. cehd ü gayret. çabalama. (bkz: cehl). ufak çıngıraklar. (bkz: gayret. nezaketsizlik. alenen. cehende).zf.s. içtimaî.zf. cehûd (a. [müfredi hiç kullanılmaz]. bilgisizler.ceff-el-kalem (a. aşın hız. cehûlâne (a.i.i.i.i. cehd (a. yiğitlik.s.) yüksek sesle.) kabalık. gurbete düşme. sıçrayış.) aşikâr olarak. cehennemle ilgili.f.) cahillik.i. celâ' (a.) güya kayıptan haber veren bir ilim. cefîf (a. kahramanlık. hakikatlerden haberi olanlar.f.s.) yiğit mizaçlı.

hışım. 2. celîs-i enîs cana yakın arkadaş.) cellâtlık. celesât (a.) oturmalar.i.) 1. koğucu.) cellata verilen para. Allah. erkek adı. celâl adlı kimselerle ilgili olan. cülesâ) birlikte oturan. 2. meydanda.liyye" şeklinde hitâbolunurdu]. çağırma kâğıdı [mahkemeye].) 1. 2.) 1. 3. 3. 2. ara bozucu.i.s. kamçı ile vurma. Allah'a ait. golgota tepesi. celb-i la'net lanet çekme. belli.) çabuk kızan [kimse]. büyük kamçı. celîl-üş-şân (a. fahişe.) 1. açık.) gül tatlısı.i. aşikâr. celîle'nin c. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. celîl .f. celîb (a.i. bir yazı sitili. (a.i. ulu. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.i. s.) celâlî olana yakışacak surette.b. meydanda olan şeyler.f.i.) 1.i. 2. çan sesi. g. keçi.f. celb (a. celi (a.) 1. cellatlık ücreti. celî'in c. sığır" mânâsına gelir]. (bkz: şebnem).tar. satılık esir. celîs (a.zf.celâfet (a. i. çekiş. celîd (a. yontulmamıştık. çiy. celâil (a. esir. celb-nâme (a.i. büyük. çok merhametsiz. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. s.i.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. celle ve âlâ "onun sânı. celî (a. ilmik. 2. (bkz. (bkz: celîl).i. cilâlı.) 1. cellâd jiLa. ulu. (bkz. büyüklük. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. celbu (f.i. cellâdî (a. celîle (a.i. çekme. ululuk. gök gürültüsü.) aşikâr. 2.) kabalık. asan kimse. sebze.[birincisi] er kek. cülûs'dan c. yüceler. Celmed (a. celeb (a. hatt-ı celî). taş.i. celle celâ-lühû "onun sânı. yüksekliği. arkadaş.i. .s.) büyük.) 1. celâdet'den) fazla celâdetli olan. celcele (a. celiyyât (a. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye". cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği.n. 4 . Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. meç. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. celd (a.i.) kaya. celencebîn (a.) büyük olanlar.s. hicrî XI. cellâdiyye (a.) 1. oturumlar. (bkz. parlak. [ikincisi] kadın adı. cilâ'dan c. celîd (a. gammaz).s. celiyyât) 1. bir yazı sitili. celbiz (f.b. "tanrısal.) bot. (bkz. celâliyâne (a. kendine çekme. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar. s. 3.i. 3.s.s. can. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme.i. celâl.s. celalli (a. 2. celle (a. 2.) naneye benzer bir ot. 2. .) 1.) kırağı. kızgınlık. celbûb (f. hüveydâ). celâli (a. sığır. sarmaşık. celb-i kulûb kalpleri kazanma. kement. celâlet (a. celeb (f.i. s. lanet toplama. 2. orospu. [kelimenin aslı "koyun.) celp kâğıdı. 2. yüksekliği. celi).i. insanı kesen. 3. celâl'den) 1.) kamçı ile vurma. celle şânuhû "onun sânı. celse'nin c. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. yüksekliği. Zü-l-celâl celâl sahibi.t. yazı ile çağırma. zararı istememe. celî-müsennâ g. "a.s.) şan ve şerefi pek büyük. celde (a.i.s.

insan toplulukları.f. yerini. tar. toplam. yine kalkmak üzere ilişme. cumhûrluklar. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. gr. yurdunu terketme. Cemâliyye (a. kulun.) 1. celesât) oturma. şah. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım. ["yerini. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler.i. erkek adı. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur.i. cemâl-ullah (a. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. cumhûr'un c. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur.s. 2. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. hükümdar. toplama.c.i. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddînül Cemâli tarafından kurulmuştur].celse (a.c. oturum. yığma. cem'ül-cem cem'in cem'i.) 1. cem'-i müennes gr..i. imamın arkasında namaz kılanlar. gibi.) 1. narinlik [atta]. cansız cisim. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi.i. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur. gibi. müslimat.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı.it. lâtifeci. 4. cemâhîr (a. ruhsuzluk. hayvan ve eşyayı gösteren isim. kütüb.) baş sertliği.) bir yere toplamak suretiyle.. 2. imamın arkasında namaz kılanlar. cumhuriyetler. (bkz: ma'şer). 2. 2. cumû) l .) cansızlık.s.) tas.i. görünme.i. gibi. cemâd'ın c.i. cemâat) 1.i. insan topluluğu. gr. cemâh (a. i. cemâl (a. cem' (a. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.c. 5. Bu suretle ki. Tanrı sıfatlan ile. c.) güzellikle. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. cemâdiyet cansızlık. cemâdât (a. yüz güzelliği.i. . saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi. celse-i aleniyye açık oturum. cem'-i sahîh (salim) a. kusursuzlukla ilgili. donukluk. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). 2.i.le (I celvetiyye (a.b.c. iki türlüdür cemi müzekker.s.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. cemâat (a. cem (a. celse-gâh (a. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz. cem'-i müzekker a.i.) cumhurlar.. cemi müennes. müfredinin şeklini bozmadan. cemâat (a. 3. celse-i hafiyye gizli oturum. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. gr. kebap şişi. 2. 3.i. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. kitab. çoğul. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. Büyük iskender'in lâkabı. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar. a. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. cemâat'ın c. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar. 2. 4. mat. cemâdiyyet (a. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi. celû (f.) ruhu olmayan. cem'den.i. celvet (a.) Allah'ın lütfü. Süleyman Peygamber'in lâkabı.) 1. tas. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş.i. 4. Arz-ı cemâl yüz gösterme.) 1. cem'an (a. [doğrusu "cil-se" dir]. bir mezhepten olan topluca halk. müslimûn. cemâli (a. şakacı [kimse]. 3. gr. cemâdî (f.) cansızlar.zf. birden fazla insan.h. cemâd (a.

i.) deve sürücüsü.i. cemed'den) çok soğuk.t.) zampara. cemel-ül-mâ' (a. cemre'nin c. cem'iyyet'in c.i. tas.b.e. cem'iyyet-geh (a.i.c. [müen.i. 2. cemâl'den) 1.i.f.) toplanılacak yer.) çardak. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.i.f. baharlar gibi cemre vesilesiyle.i. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. fr. (bkz: cemel-ül-mâ'). cemâl'den) 1.) zool. dernekler. 3) meç.cem'âniyye (a.s. cemerât (a. cem'iyyât) 1.h. cemîle-kârâne (a. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. cemel (a. cemiyete ait. cemerât) 1. sosy. 2. ufak çakıl taşı. Süleyman.s. cemed (a. 3. cemî'an (a. fr. hep. . cemî1 (a. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya].) iyilik severlik. cemmâz (a.i. cemreviyye (a. 3. (bkz: cem'iyyet-gâh).s. cemâzi-yel-evvel (a. cem'î (a. topluluk. 5. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. collectif. hac töreninde bir defa taş atılması.b. Zikr-i cemîl 1) iyilikle anma.) büyük sayı.) cemiyetler. cemîle-kârlık (a. kurum.b. Cemşîd'in oğlu. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu.i.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cemmâl (a. cimâl) erkek deve. cemmâş (f.zf. kadın adı. cem'iyyet'den) 1. (bkz: cemel-ül-bahr).s. cemîlât (a. 2) Hz. devegiller. cemâzi-yel-âhir (a.b. cem'iyyet cj-ua. (bkz. ed.f.i. i. cemeliyye (a. (a. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun.f. tekmil.f. cemel-il-bahr (a. Güneş. 4. cemedî (a.) hep. kalabalık. düğün dernek. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. Süleyman. kar. bir kimsenin geçmişi. cemmâz (a.c. cemîle-kârî (a.i. dondurma.i. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a].c.i. 2.i.b.b. cemile (a. cemm-i gafîr insan kalabalığı.i.) 1.s.i. dernek. ateş hâlinde kömür. bütün.zf.) 1. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ).) 1. çemen (f. 3. cem'iyyât (a.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması.i. 2. 2. Cemşâsb (f.s. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. Cemşîd (f. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler. 4. balina. hek. 2. cemiyetle ilgili.f. Yunus. "cemmâze" dir].) hızlı giden erkek deveye binen. buz. ortaklaşa. kılıçbalığı.). 2. güzel. cemîl (a.f.) iyilik severlik.i. kolektivizm. deveci. şütür-bân). 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat.) cemreler. ortakçılık.) güzel hareketler. cemmâz-süvâr (a. erkek adı.) ahi. 5. cem'iyyet-gâh (a.) iyiliksever. cemder (f. kara kabarcık.i. çokluk.s.b. cemîle-kâr (a. bütün.) bir çeşit bıçak veya kama.) 1. 2. 2. buz gibi.) Cemşâsb'ın babası.) iyiliksevercesine.h.) 1. hoşa gitmek için yaranma. kurumlar. cemm (a.) hızla giden.b. kılıç-bahğı.i.b. cem'den) cümle. Hz.i.b. güzel düşünceler.c. iltihaplı bir çıban.i.) hızlı giden erkek deve. balina.i. 2. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz.i.i. genek "tenasübü". toplantı yeri. cemre (a.

) 1. [ötekiler Harîriyye. adî [kimse].i. 3. 3. dar dere.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer.i. Cenâb-ı Kerem Allah. Tabiî mertebesi 10/8 dir. "şeref. tek+düm. guslü gerektiren durum.i cenâh'dan) iki kanat.) 1.s. dövüşkenler. binekler. kalın oklava. dövüşken. 2. ceng-cû (f. tek. gönül. huzur1.s. baskı. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse.) savaşçıya yakışır yolda. 4. 2. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. cenâh-ı tâir kuş kanadı. aşk. kol.i.f. 3.b.i. sıkı ve dar yer. ceng-âverâne (f.) kalp. cenb (a.s. boğaz.i. [bkz: cünüb].zf. kuş kanadı. cenah (a. Cenâb-ı Kibriya.c. pazı.b.i. avlu. cendeliyye (a. taraf. Uzeyriyye. (bkz: mürâî).b.) 1.) cenkçilik. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür.i. Mevlânâ. ceng (f. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir]. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur.) yan. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. savaşçı. 4. Vâsıtıyye. cendere (a. hançer.'ceng-bâz (f. tek.) 1. kol. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. cenabet (a.b. iki yan. ceng-âzmûde (f.i.) cenkçiler. cendere-hâne (a. Der ceng-i evvel ilk ağızda. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu.i. meç. kavgacı bir şekilde.i. tek+düm.i.b.) eşya ve elbise gibi şey. âhiret. Sayyâdiyye. Cenâb-ı lem-yezel Allah.) savaşta tecrübe sahibi olma. iki yüzlü. ceng-i harbî muz. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. (bkz: tenâsüb). cenbiyye (a. cenbî (a.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama.s. pis. cenâib. hazret.) savaş tecrübesi olan [kimse]. cendâl (f. ceng-âverân) cenkçi.b. Zeyniyye. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. Allah. aşağılık. cenâiz) insan ölüsü. yan.) cenk arayıcı. cenan (a. Fazliyye. savaşçılar.i.b. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır.s. tek+ düm. vuruşma. Cenâb-ı Halik Allah. 2. kanat. kavgacı. 4.) yedek hayvanlar.s.f. dövüşkenlik. Acelâniyye.) yan tarafa ait. cenâyib (a-i. cender (f.) orman. ceng-âverân (f.zf. erkek adı.ce-nîbe'nin c.) savaş. oda. [küfür olarak]. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır. ceng-âver'in c. dövüşkene yakışacak surette. Cenâb-ı Mevlevi Hz. cengel (f. cenâb (a. ceng-âzmûdegî (f. ceng-âverî (f. cenaze (a.) savaş tecrübesi olan kimse. ceng-cûyâne (f-b.b. cenâheyn (a.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. cendel (a. Katnâniyye. tazyik.s. Cenâb-ı Hakk.c. 3.i.cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme).) kahraman. yürek. ceng-âver (f. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı. âhi-reti de iyi olan. ed.s. Nûriyye'dir].i. Kiyâliyye. ceng-azmâ (f. cenâh-ı semek balık kanadı. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen.) cenkçiye. 2.) nehirlerde bulunan büyük kaya.b.i. .i. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. Cebertiy-ye.) bayağı.

cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. cinân.i. ceng-nâme (f. conceptacle. [aslı jenkâr. cerabe (a.) güney.) cerîme'nin c. cennet-ülfirdevs. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü.) cenup. cenâib.) 1. sekizinci cennet. cerâd-ül-bahr denizden çıkarılan ve teke denilen ufak.) yedek hayvanı çekip götüren.) tar.b. 2.s.cengel-istân (f.. kabahatler. cennet-üd-dünyâ dünyâ.. cerâd-ı münteşir yayılmış yağmacılar. Cenûbî (a. cennet (a. düşük.s.b.i.c. bunlara tâbi olanlar. cenûb-i garbî coğr.) orman. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. centiyan giller. cerâid (a. cerâid-i yevmiyye günlük gazeteler. cerâhat'ın c. bot. döl. yeryüzü cenneti.b. dâr-üs-selâm. cennât) 1. cenûb -j'-~ (a. 2. cennet âsâ (a.b.zf. cenûb-i şarkî coğr.i. cennet-i ruh. uçmaklar.i.) savaş hâlinde bulunan. . çatlak. cen-net-ül-me'vâ. cenîver (f.i. cennet-i kalb.f.i.s.) suçlar.. cenûben (a. cerâde'nin c. uçmak. 4. cerâim (a.b.s. cerahat (a. cennet-mekân (a. (bkz. cennân (a.s.s.i.i.i. cerâbe-i hafiyye biy. çıvgar.) bot.) bakır pası renginde olan.) cenneti andıran. bahçe. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği. cennet-i sıfat.) dağarcık. cennet-makam (a. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. güneyde bulunan. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn. cennet-ül--adn]. güneydoğu. güney yönünden. 2.) cennetler.b.) yeri cennet olan. üreme dağarcığı. cenîbe-keş (a. cerâim-i cinâiyye huk. cenîn-i sakıt düşen çocuk.i. cenâyib) yedek hayvanı.s. sık ağaçlık. cerâd (a.i.) cennet gibi. Centiyâniyye (a. (bkz: cirâhat). cerahat (a. kadın adı. cennet-nazîr (a. cengî ' (f. yara. 3.i. husûsiyle yarılmış yer.) sırat köprüsü. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat.i.i. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme.) dağarcık. cenîbe. dış gebelik. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek.) gazeteler. âzası belirmiş olan cenîn. meç. irinler. cennet-makarr (a.i. zenkâr'dır].f.i. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. güneybatı.s.) savaş hikâyelerini anlatan kitap. döl). cennet-ül-huld. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. cennât-i adn cennet bahçeleri. fr.i. cenkârî (f. cennet'in c.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde. cinayetler.i. yağmacılar güruhu.) cenuba mensup. cerâhor (o. zool.) makamı yeri cennet olan. (bkz: bihişt). Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl.b. cür'a).i. [aslı "cirâhat" dır]. cennet âşiyân (a. çekirge. cer (a.c.b. cenkâr (f. cennet-ül-karar. cennet-i a'lâ). bahçeler.c. cennet-ün-naim. cerahat) 1.) karındaki çocuk. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. cinayet suçlan. yaralar. cerîde'nin c.i.) cerahatler.) suyu yudum yudum içme.f. cenîbet (a.s.b. cenîn (a.) yeri cennet olan. kırmızı bir böcek.) yarık. cer (f.i.) bahçıvan. cerâb (a. torba. irin. cennet-i a'mâl. çok ferah ve havadar yer. cennet-i ef'âl. cennât (a.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz.i.c.

fr. cereyân-ı elektrîkî elektrik akımı. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses.) zool. 2. cereyân-ı mesâlih işlerin oluşu.s. yiğit. ceres (a. cereyân-ı mütenâvil alternatif akım. cereyan (-i-) l. çerde (f. kurnazlık. fr. çorak. 2.i. cereyân-ı müvellidî jeneratör.) yaralı.cerâim-i müştereke ortak. 2. Cergand (f.) oburluk. fr. tüysüz. cerî' (a. cerâsîm (a. cerebiyye (a. günah.) 1. cerbiyye (a. güzel konuşma. cerha (a. cerge (f.) cariyelik hâli. cereb-ül-ayn (a-b-i-) hek. olma. (bkz: cerib). dazlak. gonidies. çançiçeğigiller. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cereyân-ı mütemadi f iz.) hek. (bkz. gözü pek. . yaralanma.) uyuz [kimse]. çan.) 1. çıngırak taşıyan. çıplak bir hâle getirme. tüysüz. kuladan açık olan at. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler. çürütme. çerde .) çan ve zil sesi. hilekârlık. hasta tohumlar. (bkz: cerime). acariens. cerâzet (a. oluş. 3. Cereyan-ı galvânî f i z. kabul etmeme.i. 4. ca. cereb (a.i. 2.i. tomurcuklar. cery). Lâ-cerem şüphesiz. doğru akım.f. 3. çıplak.). uyuz böcekleri. cereme (a. cerbân uyuz hastalığına tutulan.) hek. beceriklilik. 2. kökler. uyuz olmuş. karıştırılmamış [şarap].i. hatâ.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız.) çıplak bir hâle getirme.) zool. 2. ışık ve ışık konacak yer.i.) 1. acarides. yeşil yosun hücreleri. mahrum.s. cerâsim-i mütenâsile bot. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. cerbeze (a.) uyuz hastalığı.i.i.) dipler.i. s. para cezası. uyuza tutulmuş olan. cerem (a. (bkz: cerid). cerâyet (a. cerdân (f.) 1. hareket.b. hayvanın boynuna takılan çıngırak. cerâye (a.i. cereyân-ı daimî doğru akım. bumbar dolması.s. meç. cerh-i mühlik huk. cereb-nâk f. (a.i. gidiş. campanulacees. (a. mikroplar. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama.) 1.) elbisesinden soyma. 2. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. zindan. ceres-dâr (a. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-). cereyân-ı hevâ hava akımı.i.i. cerh-i hatâ huk.) bir yerde bulunan insan kümesi.i.) bot. cered (a. akım. cerh (a.s. volt.) san renkli. 2.) yaralı. cinayet.) 1. 3. uyuzluk. cered (f. dazlak. elbette. uyuz.i. uyuz böcekleri.i.) çıngıraklı. uyuzluk. cereng (f. cerdâ (a. 2. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.i.akma.i. cerebiyyet (a.i. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. yürekli. cerebî (a. ceres-hay-ı zerrin altın çı ngıraklar. verimsiz. cür'et'den) cesur.i.s. uyuzu olan.) dilenci çanağı.i. cerî. hurma toplarken yere düşenleri yeme.i.) vakıf tarafından verilen yiyecek. müşterek suçlar. cerh-i mushin huk. cürsûme'nin c. geçme. 4. cerd j (a.i. ceresiyye (a. donu san.) 1. mutlaka. yaralama. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. (bkz: mecruh). 3.s.i.

cerrâh-hâne (a. ufak meyva. bir şeyin kabuğunu soyma. yiğitlik. san ve zehirli akrep. 2. eşya ve şâire çekme. çekme.i. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. cerrah'in c.) 1. cerrahîn (a. koyun kırkma.) operatörlük [doktorlukta].) cesurluk. cermüze (f.b.i. günâh işleme. cerrâhiyye (a.) kabahat. gazete. dönüm.s.M.f.M.i.) yaralı.) uyuz hastalığına tutulan. cerîre (a. (bkz. 2. cerrar (a. 4. çorak [yer]. cerîh-ül-fuâd.i.) verimsiz. cerâid) 1. yok etme. Resmî Gazete. dînî öğütlerde bulunmak.(a.i. cerv (a. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. süvari kolu. yırtıcı hayvan yavrusu.) kabahatli. cerrah (a. cerrahî (a. enik.) obur. çerin (a. cerîde-i feride eşsiz. çekici. cürüm) 1.i. cerş (a-i-) bir Şyi kazıma. hiciv.) cerrahlar. operatör doktorlar. cesamet .) 1. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek. irilik.i.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap.s.i.i.) yara. 2. cerrâh-nâme (a. cerr-i eskal ağır bir yükü kaldırma. suç.) küçük.i. hükümetinin resmî yayın organı. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. (bkz: ekûl). i. cürün) hurma kurutma yeri. cürüm. 2. tarla ve arazî ölçüsü.s.c. (bkz: kıt'a).) 1. yüreklilik. 3. (bkz: mecruh). (bkz: tecessüs).cerib (a.s.b. i.) merak.b. bir çeşit Arap kayığı.) cereyan. cerid. 3. ceriha (a.i.c. cism'den) büyüklük. cesaret (a. 3.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. para. çerim (a. (bkz: cerbân).c.) 1. cerre çıkma [eskiden] medrese talebesinin. 3.i. 4. tutanak. suç ödeme. uyuz.i.f. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. cerm (a. 2. [II.) operatör [doktor]. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması.) 1. cesâset (a. zabıtname. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. arkasından sürükleyen. cerîha-dâr (a. 2. cerr (a.) yalnız. cerîde-i resmiyye T. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. ceride (f.i.s. cerşeft (f. ceride (a. cerh'den) yaralanmış.i. cerdâ3). 3. suç.i. cerûz (a. cery (a. kesme. suçlu.i. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka.s. 2. tenha.i. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. 2. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). cânî.i. cerîh (a. i. yaralı.s.) 1. 3. cerîb (a.s.) sefer ve misafirlik. kesme. cerre (a. ceride (a. gr.) ed.i.s. öldürme. cerz (a. cerâim) 1. ecrân. c. cereme. cerrâre (a. cerrâhî'nin müennesi. sürükleme.f.i.i. . Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. tek gazete. harf-i cerr).i. cerrâh-hâne-i âmire [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu. us pahası.) toprak testi.B. cerr-i menfaat çıkar sağlama. cerime (a. dilenci. ecrine. cürm'den. (bkz. 2.

s. çabuk hareket eden.i. cesîm . cesur (a.i. 2. cevâb-I müskit sessizce verilen cevap cevâb kıla.i.) cevap veren.s. cevâb-dih (a. cevâb'ın c.) sıçramış.s. 1077) dir]. Cevâhir-ül-ebrâr büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini.c. fırlamış. (a.f. cevahir (a.) atlayan. 2. cevâdd (a. cessâse (a. yüreklice.) cevap. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. erkek adı.i. cevâb-ı redd ret cevabı. ceşn-i Meryem doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram. Cevâhir-ül-esdâf 1392 (H. 2. cevher'in c. cevâbât (a. 2.f. yürekli.i. yazman. eğlence.i. cesâret'den) cesaretli. câdde'nin c. 1666 (H. cûd'dan) 1. ceşn (f. cevherler. cömert. cesûrâne (a. karşılık. 3.cesed (a.) l.i.) 1. gezegenler. özler.) 1. (bkz: şaîr).) 1. cevâb-ı bâ-savâb doğru cevap. musibet.) arsız. atlamak.) cesaretle. cevâb-ı kat'î kesin söz. ceste (f.) kruvazör. bir kısmı Farsça olan eser. ziyafet.sıçrayarak. parça parça. sıçrayan. yiğit. . işlek yollar. Cevâhir-ül-ahbâr (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın.s.) cevap olarak yazılan yazı. atlayış. cesîm-ül-cüsse iri vücutlu. cess (a.zf. cesk (f. (bkz: ecvibe). cest (f.i. [istinsahı. büyük.) arpa. cevâb-nüvîs (a-f-b. karşılık olarak. câbî'nin c.s. cestân cestân (f. cesîme (a. şölen.i. dilenci. tahsildarlar. kaçmak. cevâd (a.b. yazı ile]. mayalar.s.b. kıymetli taşlar. azar azar.i.zf. ecsâd) ölü vücut. büyük. cevâbât. bir kısmı Türkçe.b.s.i. Dâne-i cev arpa tanesi. elle yoklama.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. bayram.. keder. ceş (f.nâ-sevâb doğru olmayan karşılık. cevâb-nâme (a.) sıçraya sıçraya. Cevâhir-ül-kelimât Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. cevâb-ı safî inandırıcı cevap.i.) câbîler. cevâb ale-1-cevâb cevaba cevap. ceşn-i büzürg eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. kurtulmak. ceste ceste (f. atlayarak.i.s. kısım kısım. (bkz: tedricî). yiğit-çesine.) yavaş yavaş. atılmak. cevabî (a. soruşturma. i. cevabî (a.) kâtip. cesâmet'den) iri. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir. cessâs (a. kocaman. harp gemisi.) mihnet. cestân (f. cesten (f-fi-) sıçramak. cev (f. sıçrayış.zf.zf. elmaslar. 3. cevaben (a. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.s. cevâhir-i ulviyye felekler.i.f.) çok meraklı. tarikatının âdabını anlatan. eli açık. araştırma.i. sıçrayarak.) mavi boncuk. ceste-gîr (f. cevâb.c. 795) den 1439 (H.) caddeler. 2.) cevap.

cevânî (f. 3. 6. göğüs boşluğu. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. cevân (f-s. câniha'nın c. ağız boşluğu. 2. cevf 1. büyüklük. 'gözevi. maya. (bkz: caize). câmûs'un c. dolaşması.i. çizgiler..) cevahirci. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. boşluk. (bkz: câniha). cevf-i galsamî biy. mîdesi boş. s.cevahiri (a. dolanma. güzellik. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. öz. cevf-i batnî anat. bir yazı sitili. toplu şeyler.i. cami' ve câmia'nın c. hüner. cevdet (a. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. çok defa manzum olan târih. (bkz. cevf-i fem anat. cânib'in c. yanlar. cevâsîs (a.s. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. atlı. s. cevelân-geh (a. acıkmış.orbite. cevdet-izihn zihnin tazeliği.i.i. üstünlüğü. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. casus). oyuk. 4. 2. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. omurilik kovuğu. iç. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. kendi kendine bir varlığı olup. 2. cevânib (a. (bkz: gâv). cevahir) 1. erkek adı. savaş yeri. tazelik. menkut). (bkz: cevherin. cevânib-i erbaa dört taraf.i. cevelân-gâh. cevder (f.). mu'cem. üstünlüğü.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar.i. kalb. 5.) taraflar. müsâade.c. civânî) cev'ân (a.) öküz. marifet.i. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. Merih (Mars). cevf-i sadrî anat.i. düşünce üslüğü. cevâr-il-Künnes gezegenler. cevâmid (a. cevdet-i fikr fikir. (bkz. kusursuzluk.).i.) cansızlar. f. cevf-i nuhâî anat. fr.i.zf.) halk arasında dolaşan haberler.) mandalar. yan gece. solungaç kovuğu. hayatsız. câmid'in c. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk.s. gezinme.i. câriha). üstünlüğü.) tane tane.) caiz olma. su sığırları. cevelân. cevâib (a.). elmas. 3. . donmuş şeyler. hizmetçi kızlar.) 1. cevelân-gerî. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. izin. Zühre (Venüs). (bkz: câyi').i. cevlân-ger (a. dönüp dolaşıcılık. cevânih (a.) cevelân edici. (bkz. olgunluk. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan.c. ibâdet yerleri. cevâmi' (a. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). cevâiz (a.) 1. ed. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. [zıddı "mühmel"].i. düşünce tazeliği. câsûs'un c. cevârî (a.b. câize'nin c.f.i.b.i. koşu. parça parça. câriye'nin c.). cevf-i a'lâ anat. (bkz.) 1. armağanlar.).s. cev cev (f.b. cevâlî (a. fels. 5. (bkz. cevlân-gerî (f. cevâmîs (a.i. cevaz (a. 3. dönüp dolaşma yeri. 6. cevelân-ı dem kanın cevelânı. civânân). 4. gövde boşluğu. cüvân).) cevelângerlik. iyilik.) halayıklar. 2 . cevf-i leyi gece yansı. beyin boşluğu. g. cevf-i hicâbî biy. cevelân-ger. cevher (a.) verilen bahşişler. cevlân dolaşma.) dolaşılan yer. mescitler. cevanan (f. Utarit (Merkür). cevelân edicilik. elmas alıp satan.c. cû'dan) aç. 2. karın boşluğu. cevân'ın c. cevf-i nihâhî anat.i. câriha'nın c. tazeliği. dolaşıcı. cevârih (a.i.

bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan.) zırh eriten cevşen-güzâr (f. eziyet.) cevher satan. aslı. cevz-üs-serv (a.) 1.s.) bot.b. substantialisme.) zırh delen. cevreb (a. cevv-i kebûd mavi boşluk. ikizler burcu.f. cevher-ebyaz (a. fr. 2.b. cevher-tırâş (a. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. hareket eden. mayıs ayında . çardak. kuyumcu. cevher-i mücerred mutlak cevher. cevheriyye (a. (bkz. haksızlık.s.s.) zırh ören.s. cevlân-geh a. arpa unu.i. substance blanche. boşluk.cevher-i ebyâz biy.)) örme zırh.) zırh paralayıcı. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş.i. substance grise.) mücevher parçası.) akmadde. eza.s.) 1. cevher-i sincabi biy. cevhere.b.i.f. cevz-ül-kayy (a. cevheriyyûn (a. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. cevşen-pûş (f.) koşan. felekler. 2) ruh. [şiirde] sevgili veya onun dudağı.i. cevse (f. cevîne (f-s.f. Fikr-i cevval hareketli. cevheri. fr.) düğme.i. cevelân-gâh. cevhere (a.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. değerli taş veya inciye ait olan. cevher-i küll evrenin *tözü. cevhercilik.i. cevher-pâre (a.s.) hava. cevz-i mâsil bot.) zırh delen cevşen-hây (f. cevşen-güdâz (f. cevahirci. cevv (a.i.) ast.b.i. cevz-i bevvâ .).b. cevherî). 2. (bkz: cevher4). cevz-ül-hind bot.i. sitem. zırhlı. cevher-i ulvî 1) en yüksek cevher. cevsak (a.s. (bkz. (bkz.substantialisme. cevval (a. (bkz: cevsak) cevsek (f.b. 4. 3.b.b.) çorap. 2.) 1. güher-fürûş). madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. cevşîr. arpa torbası. eski tüfeklerden birinin adı. cevelân-geh).) arpadan yapılmış nesne.s. Çâk-ı cevreb çorap söküğü. dolaşan.b. cevviyye (a.i. cevherden. Nân-ı cevîn arpa ekmeği.s. cevşen (f.) küçük hin-distan cevizi.i. cevvî. tas. tözcülük. cevlân-gâh. cevî (f.s. gökyüzü.) zırh giyen.b. cevher-fürûş (a. 2. Hindistan cevizi. cevz (a. [müen.i.) bir tane cevher. cevher-dâr (a. elmaslı.i.c. cevşen-dûz (f.f. cevher-i ferd 1) atom. cevheri (a.) köşk. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç]. cevz-üd-tıbb (a. bozmadde.) fels. zulüm.s. 2) ed.) mücevherden.s.b.) servi kozalağı. ak madde. cevr (a.i.i. savaş elbisesi. Cevza' (a. gadir. vaktiyle giyilen1. cevşen-şikâf (f. köşk. cefâ. 2. fr. 3) ateş.) cevher işleyen. (bkz: cevher3).i. konak.i.s. cevv-i hevâ hava boşluğu. canlı fikir. cevher-i lâsık biy. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu.b.b. cevşîre çulha. îlm-i ahvâl-I cevv meteoroloji. tatula. cevîn.i) 1. aglütinin.b. fr. cevheriyye].) bir arpa ölçüsündeki ağırlık.) ceviz.i. cevherin (a. noktalı [harf].f.b.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası.

i. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür]. saf. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. tam olan [para].) boş. cezâir-i saadet (saadet adaları) Kanarya adaları. asker. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. rekâketsizlik.b.s. karşılık [iyi veya kötü]. cezâiyye cezaya ait. cevzâk (f. Cezâir-i Bahr-i Sefîd coğr. ceza' (a. fr. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. ses. ciyâd) taze.s. cezaî müeyyide ceza baskısı. cez (f. cezâir-i isnâ aşer Ege denizindeki oniki ada. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. Akdeniz adaları. hoş.) 1. cevziyye .) ağaç kökü. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. iyi. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler.) elemlenme.s. güzel şiirler. cezâir-i Hind Hind-i Çînî adalan. cez'a (a. 2. ceza ile. peltek.) zool. kederlenme. yengeç.) ada. ceza işleriyle ilgili. ceza.i.ing.) [ceyyid'in müen. yararsız bir işle uğraşma. Havâ-i ceyyide temiz hava. cezâ-yi amel işlenen bir şeyin görülen fenalığı. ceyyid (a.s. [lât.]. ordu. Gemini]. fr.) adalar. cezâ-yi seza lâyık olan ceza. cezâir (a. ed. cezâir-i garb Cezayir.i. kara alaca ve değerli bir süs taşı.i.) bot. sinüs. cüyûş) 1.i. seda. cezîre'nin c.i. ceyl (a. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. .i. azap. cevdet'den c. gr. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . ceybî (a.i. cezâir-i müctemia takım adalar. (bkz: cezire). cezâ-yi nakdî para cezası. dayanma.) günahtan sakınma.) sabırsızlıkla sızlanma. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. c. saf hava.i. cezâ-yi Sinimmâr Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye. cüyûb) 1.) uzun boyunlu kadın. gömleğin açıklığı. Ceyyid-i seb'a.) mat. Ceyyid-i hâlidât. ceydâ (a.i. cezâir-i Seb'a lyonien adalan. cep. Geminus.) göz boncuğu denilen. ben de gelirim = ceza" dır].zf. yangı. Sevk-ül-ceyş strateji.) ceza olarak. cez (a. cezâen (a. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları.(a. cezaî. ceyyid-i hevâ iyi hava. cezâlet (a.s.bu burca girer. [bkz: ittika'). 3. ceyb-i sabr sabretme.c. ceyş (a. (bkz: ceyyid). leş Ju-meaux. 2. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti.i. juglandasees.) 1. cevizgiller. 2. sinüsle ilgili. ceyyide (a. kekeme veya pepeyi olmayış. ceyb-i kavs arka sinüs. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis.i. geo. Ceyyid-i garb Cezayir. 2. ceyb (a.i. cezâir-i hâlidât Kanarya adaları. Eş'âr-ı ceyyide ed. ceza' (a. cevz-ber-günbed (f. damarlı akik. ceyvâd (f.. cez'.

s. 3. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması.b. cezbe-dârî (a. cezr-i asam mat. sanal kök.i. cezmâzec (a.s. cezbeye düşürücü. bol. iki kök. 2.) 1.) cezbeye tutulma hâli.cezâlet-i lafz ed. 2. cezlân (a. yanardağ adası. cezel (a. cezîret-ül-Arap Arabistan yanmadası.f. cezâlet-i ma'nâ mânâ düzgünlüğü.i. dokuzun cezridir. (bkz: cezü1). dürüst.f. raci-ne fıxatrice. niyet. Medd ü cezr coğr. kare kök üç. mortes eaux. 2.) bot. cezm (a. cezr-i mihver mat. cezr-i aslî bot. cezer-üt-türâb yabani havuç.b. cezb (a.s. köke ait. (bkz: cezr-i vetedî).c. ikincil kök.) cezbeye tutulmuş. kesin karar. cezbe'nin c. cezr-i dereni yumru kök. karekök.i. cezbe (a. cezr-i muzâaf mat. cezbe-efgen.i. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. cezâir) ada [denizde].) cezbeli.c. cezbe-yâb (a. kelime]. çok. cezbe-dâr (a. cezr-i mik'ab mat. fr.zf. kelime düzgünlüğü. cezr-i müsbit bot. tutunma kökü. peltek ve bozuk olmayan [söz. cezbiyye (a.i. -fegen (a.s.) havuç. kuvvet ekseni. kılkök.). cezr-i aıııııdi mat. cezr-i hamız kim. doğru olan. cezr-i nâtık. cezre (a. cezrî (a.b. küpkök. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. cezer (a. radikal.) 1. heyecana gelmesi. cezr-i tâmm mat. asal kök. gr. çekilme. tomruk. kat'î karar ve niyete ait.f. mat. cezr-i mantık.s. (bkz: azm). inme.i. cezl (a. cezr-i vetedî kazık kök. ılgın meyvası. kendinden geçmiş. çekicilik. cezr-i şârî anat. asit kökü. cezr-i murabba' mat. cezl). cezmen (a. cezm ile ilgili. 2.s. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök.c. (bkz: cezbe). cezebât) 1. kalın odun. çetrefil olmayıp.i. cezr-i arızî ek kök.].s. cezr-i rîşî saçak kök. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli.i.b. i.) cezbe verici. 2. cezîre-i bürkâniyye coğr.f. cezire (a. kök. erkek adı.i. cüzûr) 1.b.) 1. asıl. küçük tomurcuk. cezî' (a.s. anakök.i. cezr-i ekmel coğr.b.i.) 1.) çekme. cezmî (a.i. cezr-i mükâ'ab küp kare.zf. . (bkz.) mutlu. gönül alma. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar.) bir şeyi ikiye bölme.) cezbeye tutulmuş gibi. cez'-i adûdî-i re'sî anat. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme.) kasaplık davar [koyun. cerz-i talî bot. cezr (a. keçi v. [denizde] alçalma. cezbe-dârâne (a. 2. cezb-i kalb gönlü çekme.) kendine çekme. gelgit. Ecr-i cezîl bol sevap.i.) kestirip atmak suretiyle. fr. büyük gidim.f. cezîl (a.) bot. kökle ilgili. kol-baş *anadamarı. 2. cezebât (a.) 1.

) 1. alçak [kimse]. zâlim. cidâr-ı hadîka bahçe duvarı. ciger-der (f.s. cîbâ (f.) kavgacı.b. ciğerci.i.zf.c.b. zar.i. leş.i. cibâyet (a.i. cidâl-cûyâne (a.c.cezriyye (a.) soysuz.) çok sabırsızlanan.s. ciger-cûş (f.b. ciğer söken.i. ciddiyyet (a. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. ciğer yırtan.) gerçekten çalışılacak işler. mücâdele). [müen.) put. meç. cezzâf (a. ciger-pâre).f.) çok cezbeden. 3.) câbîlikler. ağırbaşlı. gerçek. cüdrân) 1. cezzâr (a. yaradılış.i.) ciğer satan.) leşle dolu olan yer.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.) alınlar.i.) ciğeri delip geçen. b. i.) cebhe'nin c. cibâh (a.i. Cebreîl. yürekli.s.i. 2.s.b.c. Cibril (a. ciyef) iaşe.) odun. gaddar.i. [doğrusu "cefr" dir]. cifr (a. 2. cîfe-hâr (a. cibâb (a.f.) huy. . (bkz. cesaretli. cibâl (a. avaz. tabiî.i.i. cibillî (a. arbede-cû). cifâr (a. ıztırap veren. cîfe-gâh (a.s. cezû' (a. 2. ciger-dâr (f. önemli. cibâl-i şahika yüksek dağlar. Cibilletsiz t. ücret.) 1. fr. cibillet (a. savaş.zf.) gerçekten.) kederli. (bkz.) leş yiyen. ciddî (a. deve kasabı. cibilliyye (a. önem.i.b. ciger-gûşe (f. köktencilik. hararetli konuşma.) ciğer paralayan. ciger-hâr (f. sütü bozuk. cüyûd) boyun. kireç.s. zorlu.s.) cifir ile ilgili olan şeyler. ciddîlik. ehemmiyet. cidâl-i hayât hayat mücâdelesi.) 1. (bkz: fıtrat). cebel'in c.) evlât.s.b.) 1.b. s. keder. cidâl-gâh (a. ciddiyyât (a. 2.).) Cebrâîl. cübbe'nin c.s. meç. cüdür. cibt (a.) [cibillî'nin müen]. 2. çelîpâ. çeken. cifriyyât (a.i. kansız.b. ciger-güdâz (f.) yaratılışta olan. ciger-dûz (f.i.f.i. (bkz: cefr). salîb. cezb'den) çok cezbeden. cîd (a.i. cibâl-i mubaha huk. ciger-gâh (f. 3.i. cezûb (a.) cifirci. hissiz.i. cibillî). cezzâb (a.s. maaş. savaşçı. cübeb). cidâl-i maişet geçim mücâdelesi. sanem]. cibâyât (a.i.) kavgacılara yaraşır yolda. ciddîlik.s.) dağlar. gelir toplamalar.b. (bkz: haç. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. ciğer. 2.i. cibâyet'in c.s.i.i. 3.s.) geniş kuyular.) ağ ile balık tutan balıkçı. ağırbaşlılık. mühim. cibs (a. Cibilliyyet Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu]. falcı. cibilliyet.) ciğerli.i. kavga çıkarırcasına.b. 2. (bkz: cezzâb). (bkz: câbî).) yüreği coşturan. 2. ciger-fürûş (f. (bkz. hayırsız.b. kanlı.b. cidal (a. (bkz: cibillet).) 1.) 1.c. cidar (a. Dünyâ. 2. cidden (a.s.) mücâdele yeri.) ciğeri yakan. cîfe (a.s. cidâl-cû (a. sevgili. (bkz. (bkz: fıtrî).). karşılıklı kavga.i.i. vergi.c. (bkz. sıkıntı. cezûb). duvar.i. bir işi gerçekten çalışıp işleme.) 1. 3.s.) ciğerin bulunduğu yer. cidd (a. "ciddiyye"].b.) 1. câbîlik. cefr'in c. Ceng ü cidal savaş. i.i.) fls. cifrî (a. rüşvet olarak verilen hediye. radicalisme . (bkz. bağır. ciâle (a.f. acı. sıkıntılı [kimse]. ciğer (f .f. çeken.i.

büyücü. cihâniyân (f. 2.i.i. cihânî'nin c.) cihanı dolaşmış. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H.) ciğer parçası.i. pâdişâh. cihân-dârî (f. büyüğü olan. cihanı.s.s. öteki dünyâ. Dünyâyı zaptedercesine. cihanı gezmiş.) hükümdarlık.s. i. 2.i. cihân-pû (f-b.s. cihân-penâhî (f.b. erkek adı.) 1. 2 . cihân-gerd (f. acısı olan.b. bezeyen.) ciğeri kanlı. öte âlem. pâdişâh.a. cihanı (f.s.b.) cihangirlik.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. (bkz: ber-bâr.s.b.b. göz.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar.s.b.) bağır yakan.b. (f.b. cihân-bîn (f. ciger-teşne (f.) cihâna yaraşan.) cihanı zap-teden.b. cihân-bân (f. cihâniyân) 1. cihân-güşâ (f. cihân-revâ (f.) cihanın başkanı. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma.s. cihân-dîde (f-b.s.s.b. cihâd (a. erkek adı.) acıklı.b. cihân-sâlâr (a. cihân-ı can ruhlar âlemi. din uğruna düşmanla savaşma. berbâre4).s. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır. 2. cihân-bânî (f.b. cihân-ârâ (f. cihân-âferîn (f. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı. cihân-dâr (a.) meç. Dünyânın bekçisi olan 1. Allah. Dünyâ'yı gösteren harita.) cihanın. Dünyâyı süsleyen. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça.) cihanı. 2.i.s. Dünyâyı gezip görmüş.s.b.b. pâdişâh.zf. Allah.b. Dünyâyı zapteden.b.i. acıklı.b. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar.i.s.) cihângir-cesine. s. cihâdiyye (a. cihân-nevred (f.) Dünyâ halkı.) hükümdarla ilgili.s. cihân-gîr (f.zf.) fâtih. çok özleyen.) 1. dünyevî. cihân-gîrî (f.) padişahlık.s.i. cihân-geşte (f.b.s.s. Dünyâyı yaratan. cihân-dîdegî (a. ciger-pâre (f. i. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri.b. [aslı "cenan" dır]. cihân-nümâ (f. Dünyâda oturan. dünyâyı dolaşan. cihâd'a mensup.b. Dünyâyı gören. 2. islâm dünyâsı. merhametsiz. âlem. ciger-tâb (f.s.s. çok eziyet çeken kimse. ciger-rend (f.) cihâna.) 1. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır].s. cihanı.c. 2.) âlemin sığındığı muhafız. 3. cihan (a. cihân-âlem (f.ciger-hâre (f. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas.) cihanı. cihândâr-âne (f. 2. hükümdar.) cihanı.) hüküm-darcasına. cihân-key (f. gaddar.) acı veren. cihân-penâh (f. çok acıklı.b. cihân-muta' (f.) 1.b.) 1. ciger-hûn (f.s.s.b. dünyâda geçer olan. padişahlık.) Dünyâ. cihâdı.b.) cihanı.) herkes. i. Dünyâyı tutan hükümdar.s. ciger-sûz (f.s. 3. tecrübeli. huk.b.) 1.i.) cihanı.i. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. Dün-yâ'yı dolaşan. cihân-efrûz (f-b.f. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke.) cihanı. cihân-cû[y] (f. . cihân-sitân (-r1 (f-b. Dünyâyı parlatan. II. evlât.f.b.b. meç. pâdişâh.a.s. (bkz: gîtî-sitân).) cihanı. [bu nüsha 1732 (H. cihanı. insan. cihân-gîrâne (f.) dünyâyı dolaşan. cihân-ı İslâm islâm âlemi.) Dünyâyı gezip görmüş olma.b.b. savaş işleriyle ilgili.i. 3. i.b. (f. kendi kalbi içinde.

her yanı kaplayan. [doğu.i.s.) parlatan. S. cihaz (a. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. sağ. yönler. hatiplik. ferace. padişahlık. cihât-ı selâse üç taraf [en. cilâ-ger (a. evrak çantası.b. sol. cihar ü se (bkz: cihar ü se).) ciltçi.b.zf. cihât (a.i. parlatılmış. cilâs (a. . cihân-sûz (f.i. cihâz-ı asabi anat.s.) hükümdarlık. müslim. çilen ba'de çilin devirden devire. cilâ-dâr (a. insan güruhu. cilbâb (a.s. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü). cihân-tâb (f. [bir camide okunması meşrut buhâri. 2. (bkz: âlem-şümûl). kuzey. sindirim aygıtı. cîl (a. imamlık.b. yan. taife. 2) coğr. dolaşım sistemi. sebep. parlaklık veren.). millet.s.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren.i. cihar (a. parlaklık.c. hareket sistemi. [mescitlere nazaran imamlık. Cihâz-ı tenasüli anat. (bkz. cilânger (f. cehr'den) açık söyleme veya okuma.s.) iki cihet. hatiplik. 2. cilâ-dâde (f. ecyâl) 1. cihâz-ı deverânî anat.b. cilâ-sâz (f.[fakirler gibi]. 4. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler.i. 3.) cila sürülmüş. meşin.) çilingir. kuşak. deri. cilâ-bahş (a.s. üst.b. 3. cihâz-ı hazmî biy. çarşaf. cemâat.f. cihâren (a.) cihanı yakan [Güneş]. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler.f.) parlatma. cilbend (f. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. müezzinlik. iki yön. cilâcı. mücellit. batı. yön. takım. kitap. 2. cihât-ı erbaa dört taraf. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan. müezzinlik vazifeleri gibi].. vesîle.c. systeme locomotrice. boy. cihet (a.i. ilgi.) 1. dünyâ çapında. şifâ-i şerif. 3.i. taraflar. vazîfe.i. fr. cihar). alt].) beraber oturma. cilalanmış. cila' (a.b.) 1. cihân-şümûl (f. 4.b. 2. yüz.. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. cihâz-ı basarî anat. gömlek.f. güney]. anayönler. bakımlar.i. cihât-ı sitte altı taraf [ön.i.cihân-sitânî (f. parlak. cülûd. taraf. (bkz: cehâz). cehr'den) apaçık olarak.) 1. cihâz-ı Muharrik biy. cihât) 1.i.i. hizmet.s.s. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot.) parlaklık veren. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler.a. üreme sistemi.) cila yapan kimse. dört yön.) büyük cüzdan.b.c. 4. ciheteyn (a. cild-ger (f. dünyâ ölçüsünde. eclâd) 1. kalınlık]. bahane. nesil. semtler. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan. celâbîb) 1. yerler.s. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. 3. cihar (f.i. (bkz: şıkkayn). arka. devinim düzeni. boşaltım aygıtı. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini.) cilâlı. görüşler. evkaf maaşları. çeyiz.b. cild (a. kayyumluk gibi]. (bkz: alenen).c. aşîret.i. evkaf maaşı. yer.b. görme aygıtı. 2.a. 2. cihet'in c. 2. delâilülhayrât vazifeleri gibi]. sinir sistemi. kap. [müderrislik.

yaz! gibi]. cilvelilik.i.) cilve eden.i. tamahkâr mânâsına kullanılır]. cilve-kâr (a.f.s. ayak takımından. Cinân-ül-cenân II. (bkz. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. görünme.f.zf.b.) cilve yapma.) 1. [deme kış yaz.) erkek develer. cilve edecek yer. kırıtma. cilf (a.b. cimâr (a.s.s. 899) da istinsah edilmiştir.i. cilve-penâh (a.i.cildî. cilve etme. sensations cutanees. fr. cinâyet'in c. criminalite. telaffuzu bir.) cilveli. cinân '. cim-i arabî c sesi. hoyrat. fr. [dem = âdem] gibi. s. tecellî. cin (a.f. cilve-rîz (a. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi.s.) hek. cimâl a.800) ile 1446 (H. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır.). cildiyye (a.f. Şam vadisi.f. kaderin cilvesi. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. cinâs-ı darbî ed. 2. s.i. lastikli söz.b. büyük. cilve-kün (f.f. cilve-perdâz (a. benzeyiş. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması.) cinayet hâli. cildî ihsaslar fels. cinai.).f. cilve eden.) cilve eden. cinân-üd-dünyâ (dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. toplu kabile. cinas (a.b. cildiyye (a. cilve yapan.i. îmâlı. deri ile ilgili.f.i. (bkz: cilve-ger). oku. deri duyumları.b.ha. cinâs-ı muharref ed.f. cinâs-ı tanım e d.f. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. bahçeler. cimrî (f. cilve-sâz).) cilve yapma.) at. cilve-gâh.) "cilve satan" cilveli. i. cilve-sâzî (a. cimâh (a. cilve yapan. dilenci [Türkçede pinti.s.b. cilve-sâz (a. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi].) kendini gösterme.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır.i.b.) cilve yeri. cilve-geh (a. süvari alayı.s. cima' (a. cilve-künân (a.) cennetler. cilve (a. Telif târihinin 1397 (H. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. cinâiyye (a.f. Semerkand vâdîsi.s.i. yalnız harflerde beraberlik.) münâsebet.s. kırıtkan. cinâiyyet (a. cilve yapan.b. gibi]. cinâs-ı nakıs ed. cennet'in c. cilve-fürûş (a. cilvegerî (a. cinâs-ı mefrûk ed.) cinayetler. cinn). cim (a. uçmaklar.i.f. [1493 (H.) cinayetle ilgili. mürd gibi]. cilve-nümâ (a. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas.) kaba.i. sen başlı olma. cilve-i ilâhiyye Allah'ın cilvesi. birçok anlamlara yorulabilen söz.s. 2.b.s. cem'den) çiftleşme [insan hakkında].) ciltle. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır].b.s. (bkz.b..b.) hoş ve güzel olan. cilveli.) soysuz.) cilve gösteren. cinâyât (a.s. alçak. . cilt hastalıkları kliniği. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun.) cilve ederek. 2) Soğdiyana. cilve-ger (a.s.) şa'şaalı. cemel'in c.) 1. telmihli söz. cilve-gâh-ı zuhur çıkıp görünülen yer.(a. 4. lâfızda. ağır suçlar.

) çeşitli.i.f.i.) 1. yaralar. cinsî cazibe cinsel çekicilik. bir cin. (bkz: zîr).b. cinseyn (a. cisâd (a.i. fr. safran. âdet. a. cinâyet-kâr (a.s. cinnistân (a. hacim. . cirmân (a. cirâhat'ın c. cism-i billûrî billur cisim. ecnâs) 1. delilik. müennes (dişi) oluşu. madde. cism-i felekî gökcismi.) 1. Ebnâ-yi cins insanlar.) 1. 2) meç. cism-i beyzî elips cisim. cism-i cevheri ilk madde.i. câr'ın c. cevher.) tabut. cism-i cemâdî cansız cisim. pek zekî ve anlayışlı kimse. cinsle ilgili. saf şarap. yemek ve para.i. cinn'den) cin tutma. ciryâl (a. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek.) havsala.) azalarla birlikte vücut.) toprak testiler. cîrân-ı sâlihîn iyi komşular. kılıç kayışı. s. poligon. melekler. çeşit. cirrîs (a. çılgınlık. (bkz: mücâmaa). ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. (bkz.i.) komşuluk. cirriyye (a. cîr (f.i. cîre (f. cirsâm (a. aşağı.i.i. menşe. cerahat).c. kök. börkenek.) çırak. cism-i azm anat. biy.i. kan.i. cinnî (a. meç. 3. cinnî (a. 3.i.) 1. cirm (a. ışıksız cisim. kemik gövdesi. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi.) cinse mensup. s. cirâhât (a. civarda olan yerler. 2. cerre'nin c. ciryâle (a. cereyan.) cerâhatlar.i.i. kelimenin müzekker (erkek). cinnet (a.i.s.i.i. cins ' (a. ciriyyâ (a. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır.) cânîlik.f.i. canilik.c. cinsî terbiye fels. cirân (a. bir nevî kırmızı boya. cism-i basît töz. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik.) 1. 2. 2. cism-i eflâtûnî mat. cism (a.) zool. nevi'. irinler. zâtülcenp. alışkanlık. tabîat.) 1. 2.c.i. 2.f.i. fr. ecrâm) cisim.s. 2. education sexuelle. cinsî (a. cism-i hâil korkunç cisim.) temel. cism-i hevâî gaz hâlinde olan madde. müşteriler. cinn (a.b.) cinayet işleyen.) saf şarap. gr. mizaç. 4.i. gözle görünmez.c.s. oylum. cinâze (a.) cine mensup. diaphyse. alt. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi.i. soy. delilik. cîrân (a. 2. 2. türlü. cism-i gayri muzî f i z. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. (a. cinâyet-kârî (a. 2. 3. cîret (a.i. cânîlere yakışacak bir surette. temiz renk.cinayet (a.s. fr. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri.i.) 1. cins cins (a-b. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). öldürücü zehir.) 1. yılan veya sazan balığı. 2.) ecinli.) "iki cins" kadın ve erkek.) cinayet işleyenlere.zf. gövde.i.c. komşular.) cinler diyarı.) bir cins ile ilgili olma. beden. cinâyet-kârâne (a.f.i. cirs (a. cirye (a.b.i. cinsel eğitim. ecsâm) 1. cism-i latîf 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. cinsiyyet (a. bonnet. altının kırmızılığı.

i. Unkapanı Köprüsü. cismâniyyet (a.s. 2.b.i. araştırma.b. cisr-i cedîd (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye.i. tazelik. güzellik.s. civar (a. (bkz: âlî-cenâb-âne). iyilik.i. (bkz.b.s.) hurma ağacının kökü. 2. (bkz: sahavet). cisr-i atîk (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü.) talihli. Cisr-i Ergene (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı. civân-merdî (f. civân-merdân) temiz. cismiyyet (a i ) (bkz. sırat). fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif.i. cizye (a.) ["cismânî"nin müen].i.) gençlik.) 1.f.) yakınlık. s. leşler.c.s. civân-merdâne (f. civânî (f.i. cizfe (a. (bkz: âlî-cenâb).) 1. cismânî (a. cizm (a. sümüksü cisim. fr. 2. cism-i sefenî biy. cizmîr (a. civânân (f-'. bileşik cisim. cism-i mürekkeb kim. (bkz: pul. vücutça. ciyâd (a.i.) açlar.) iyi eşkin giden soy atlan.i. yücegönüllülükle. cism-i nâtık söz söyleyen cisim. porsiyon.i.i.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. civânâne (f. yöre. Cüst ü cû arayıp sorma. cism-i nizâr zayıf vücut. kantara.) cömertler.) cıva.) deve kasaplığı. insan vücudu. harekette olan cisim.i. dînî işlerden ayn olan. cism-i üryan çıplak vücut.s. vergi ödeyen delikanlı.b.) tayın. cîfe'nin c.) cisim itibarıyla.) 1. kök.) gençler.s).f.i.i. cömert. cism-i muhâmî biy. katı cisim. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. civâriyyet (a. ciyef (a. cismâniyye (a.s. cömertlikle. gökcismi.) 1.) hurma toplama. cism-i müteharrik f iz.s.) ağaç kütüğü. civân-baht (f.i.zf.c. civân-merdân (f. 2. ciyâdet (o.civân'ın c. cisr-i muallâk asma köprü. karnı acıkmış olanlar. civan genç (bkz: cüvân). (bkz: zîbek). (bkz: cismânî).) küçük sürü. cizn (a. cism-i sulb f i z. civân-merdân-ı millet millet fedakârları. cisreyn (a. cû (f. eli açık olanlar. asîl.güzel kadın veya kız.) civan-merte yakışır yolda. cîve (f. civân-merd (f. cismânî).i. ciya' (a. cisr (a.b. vücut. yakın yer.i.b. cism-i semavî astr.) genç olana yakışacak surette. el açıklığı ile. cismâniyyet). . el açıklığı. cizye-dâr (a. vergi.) haraççı.) cisim. cismi (a. cizye-güzâr (a. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. civârî yakınlıkla. araştırma. astre.zf. cizâl (a.) iaşeler.) Müslüman olmayan. komşulukla ilgili. bedenle ilgili.) köprü.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. nasırlı cisim. çevre. komşuluk. cizâret (a.zf. cismen (a. cizye-i gebrân Hıristiyanlardan alınan cizye. ruhanî karşılığı.) arama.b.i. ciz' (a. ağaç kütüğü. câyi'nin c.s.s. bedence. yakın komşu.) cömertlik.i.) civân-merd'in c. civan kaşı g.

cumûh (a. tas. cumuât (a. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. toplanma.) atın hamlığı. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. cumuât). cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. cemâhîr) halk. 2. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. cem'in c. cûlâ-hek (f.) çaylak.) akarsu. Fursat-cû fırsat arayan. cumhûrî. Cûdî (a. (bkz: çûg). Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. ücret.i. cu-meât. örümcek.i. erkek adı. cuğd (a. cûleh (f.. Çare-cû çâre arayan.i. coşkunluğu. cû'dan) aç olarak.) abalı. (bkz: cumeât. cûd (a. cûlâh (f.) millete. cumhurluk. cumhûriyyet (a. cu'l (a. cû'-i kelbî (köpek açlığı) hek. cumhûriyyet-perver (a. ayak kirası.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. cumeât (a.f. -cû (f.i.i. halka mahsus.i. kalabalık.i.s.. 2. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. cu'bûs (a. ahâli.) işe yaramayan adam.) aptal. yığmalar.) çok coşkun.) "arayan.b. (bkz: cum'ât. cuımı' (a. örümcek. cum'a'nın c. 2. araştıran. taşkın.) civciv. cum'a'nın c.s. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan.i. cûş-i âb suyun coşması. cumuât). (bkz: cûy). 2. cûd-i sehâ cömertlik.) 1. b. taşma. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı.) cömertlik. toplamalar.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.) 1.i. gibi.) baykuş.) perşembeden sonra gelen günler. aç kalma.zf. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. cûş ü hurûş-i nev-bahâr ilkbahar neşesi ve ahengi. cumuât) 1. kaynama. cûşânî). Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer.i. cum'ât. tutulanın. 2. cû'an (a. çulha. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir. coşma. coşkun akışı. 2. c. baş sertliği. cum'ât (a. cûg (f.i. ırmak. perşembeden sonra gelen gün. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. (bk cum'ât.i. cem'den). cumhurcu. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete.s. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. cüce (f.) öküz boyunduruğu.s. cûş ü hurûş taşıp coşma. çoğullar. 2. 2. cûş (f-i-) l.i. cûş-i dil-i enhâr ırmakların gönlünün coşması.) perşembeden sonra gelen günler. (bkz: cuşiş. cûşâcûş (f. elaçıklığı. çay. kalender [kimse]. cûl (f.) 1. cumeât).) perşembeden sonra gelen günler. küçük dokumacı.s.) cumhuriyetçi. cumhûriyye (a. cum'a'nın c.i. Def'-i cû açlığı giderme. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. kebeli.i.c.i.cû (f. cûlehî (f. . başıboş kalabalık. cumhur (a.) 1.i. karşılık. cu'bûb (a. cemi'ler.) açlık.i. cûd-i kerem.coşma.i. cum'a (a. Cû (a.i.) 1.i.

kaynayan. (bkz: cû). Fâtıma'nın kocası. Hz. peynir. cûşîde-gî coşkunluk. cûy (f. cûşiş-i dil gönül coşkunluğu. cübnî (a. cüft-gâv (f.i. cebîn'in c. ırmak kenarı. cüfâf (a.).i. 2. korkaklık.). "Demirkazık" denilen kutup yıldızı. cûyân arayıcı.cûşâk (f. cüdeyy (a.zf.) dilenciler.s. cüdât (a. zarlar. cüfte (f.i. cûy-çe. cedd'in c.) 1. kaynama.s. dağ arasındaki yol.s. çay. cüdâyî). eş. bir çift öküz. 2.i.i. cübün (a. başkaca. 2 . (bkz.) coşmuş. (bkz: cûyende).) kurumuş. ayrıca. cûş-âver (f. cûşiş-i ahzân hüzün.s. cüdûd (a. (bkz. cüfer) çukur. tek olmayan.s. câdî'nin c.i.) coşan. ayrı düşmüş.i. cûşânî (f. c. coşkun. cüda (f.zf.s. (bkz: vâfir). cûşîr. (bkz.b.) arayıcı. arayan. cûy-i revân akarsu.i. cübbe (a. cüderî (a. cûyende-gî (f.) bol. cübb (a.) arayıcılık. içi boş. 2 . (bkz: iftirâk). (bkz: ecdâd. hayvan ve insan sağrısı.) ayrılık. (bkz: cûş.i.) coşma.s. cûşiş-i efkâr düşüncelerin coşkunluğu.) astr.) çifte atan. cûyâ.i. cibâb).s. cübbe'nin c. 2. araştırıcı. -cû).) çiçek hastalığı. cûyende (f.) 1. cidâr'ın c.) coşturucu.) ayrı. duvarlar. çeh).s.b. dere.i. üstlükler. (bkz. kaynama. köpük. cüda cüda tek tek. (bkz: cevşen). 2 . cübb-i Yûsuf Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. cüderî-i kâzib su çiçeği.) lâyık olanlar.) 1. cübeb (a.) nehir.) çift öküzü. cüfâ' (a. uygun olanlar. cûşân (f. cüft (f.) çift.i.) küçük ırmak. (bkz: cebânet). (bkz: mânend). cüff (a.i.) dokumacı.i. faydasız yere.).i. çizgi. benzer. kaynayış. kof. -cûy (f. cûyân). i.) boşuna.i) 1.i.c. peynirci. cûşen (f. akarsu. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük.i. cedîr'in c. dimağa işlemiş olan baş yangı. şekil.i. cûyâ. keder coşkunluğu. cûy-i sîrişk gözyaşı ırmağı.s. eşi olan.s. işaret. tarz. cüded) 1. ırmak. cûşiş-i yâd anmanın coşkunluğu.) ayrı ayrı.i. cübn (a. cüfâl (a. cüfre ia (a. cuşiş (f. cûy-bâr (f. ayrı ayrı.i.i.i.) 1. cüft-i betûl Hz. 3. cüderî-i bakarî inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. cûşîre (f. cüdâyî (f. cüdâ-gâne (f. kaynamış. araştırıcılık.) duvarlar. cüdrân (cedr'in c.) 1. ikili.) pardesü gibi üste giyilen şeyler.s. beyhude. yakışanlar.) alınlar. cüfte-endâz (f.b. niyâgân). boşluk. ayrılmış.i. (bkz: cûş.i. cüft-i felek Güneş ile Ay. cûşî'den) kaynama. su üzerindeki çerçöp. cüderâ' (a. cûyek (f. cûşîde (f. cüdür (a. ince deriler. 3 . Ali. cûşânî). (bkz: bi'r. .i. cüdâî (f. c. akarsu. cuşiş).b. 2.) at katır gibi hayvanların attığı çifte. cüfâen (a.b. ırmak. elem. 2. Cüdde (a.) kuyu. peynir hâlinde olan şey. s.) coşma.).i.

takımlar. onulan yaranın derisi.i.i.i. 3. gülsuyu. cümle-i asliyye gr.) zool.i. cüherâ (a. cümâde .) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. pullan.) 1. (bkz. cülâhek (f. kilise veya manastır uşağı. 2. Cülus (a. ufak çıngırak. . hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. örümcek. oturanlar. cümle (a. cümle'nin c.. cülcülân (a. cülnâr (a. (bkz: cülâb).i.s.s. cümel) l.i. celâcil) küçük çan. cümel. bütün.) birlikte oturanlar. fiil. cümâne (a. cümle-i cezâiyye gr. câhil'in c.i. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap.i. cülâzî (a. cühhâl).) sesi kuvvetli olan kimse. cühûd (a. (bkz: cehele. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı. Meselâ Muhammed birincide 92. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. küçük dokumacı. cümle-i asabiyye anat.cühâl (a. cülbe (a.) arabî aylarının beşincisi.). cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. fr.) cülus edenler. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık.b. cüll (a.) tek inci. cülcüle (a.i. kocaman ve kuvvetli. ishal veren şerbet. oturma. 3.) cümleler. papaz veya keşiş.(a. bilmezler. pul. cühela'). 2.) 1. (bkz. cüllâh cülleh (a.) tar. cümcüme (a. cühhâl (a. câhil'in c. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. temel cümlesi.i. (bkz. cülûsî (a. üçüncüde 1530 eder.i. cehîr). cümâd-el-ûlâ (a.i. hesaplanması.i.) iri inci.) 1. Cülesâ (a. 2. 2.) gülsuyu. cehûd-i anûd çok inatçı Yahudi. celîs'in c.) hek.) çul. Cüleyde (a. ikincide 224.i.i.) çul dokuyan. tahta çıkma.) 1. Cülûd (a. i. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır].). cühemiyye (a. (bkz: gül-nâr). dericilik. sinir sistemi.i. sistem. cülmüd (a.) gülnar.i.) bilgisizler. cümel-i sagîr ebced hesabı.) zehir.i. cülûsiyye (a.) kaya.) kişniş. tef çevresine dizilen zil.i. çulha. cümel-i müntahabe seçme cümleler.) arabî aylarının altıncısı.) hayvan derileri.) kafatası.i.i. i. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan.) bilgisizler.i. 2.) taş.i. narçiçeği. cümd (a. (bkz: cemâzi-yel-evvel). cülmûd (a.) 1. (bkz: cehele. cülâb (a. cülnâr (a. 2.i.i. hizmetkâr. 4.).i. (bkz: cemâzi-yel-âhir). cüllâs (câlis'in c.i. cümâd-el-âhire (a. cüllenâr.c. i. kelime dizileri.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı.i. cüllâb (f.).i. cümel (a. (bkz: cümle). cehûd).s. (bkz: cüllâb).b. cülcül (a. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. cehîr'in c.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi.i. cüll). cühela (a.s.) 1. cuman (a. cild'in c.c. cümmel (a. i. hep. şart cümlesinin ikinci kısmı. cülûs-i hümâyûn pâdişâhın tahta çıkması. cül (a. 2. birikiş.i.i. pellicule.

emir cümlesi.b. -cünbân (f. cümle-i sempati-i kebir anat. cümleten (a. Gerçek şart cümleciği.i. sıra cümlecikler. hareket etmiş. Ser-cünbân baş oynatan.i. fr.) tahrik edicilik. cümle kapısı sarayın büyük kapısı. cümmâ-ül-keff (dertop olmuş avuç) yumruk. cümle-i iltizâmiyye gr. cümle-i zarfiyye gr. cümbüş. isim cümlesi. çok iyi.) l. cümle-i şartiyye (f.i. cünbüş (f. gereklilik cümlesi. deprem. 3. cümûdiyye (a.) donukluk. cünâbe (f. cümle-i istifhâmiyye gr.i. hareket. cümle-i tefsîriyye gr. cümle-i tâbia gr. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi. parantez içinde bulunan cümle.i. uta benzer madenî bir çalgı. (bkz: cümle-i mütemmeme). şart cümlesi. (bkz. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). oynayan.i.) günâh. hareket eden. zarf olarak kullanılan kelime grubu. cünâh (a. cünbân (f.) sallayan. cünbiş-i evvel 1) kaza ve kaderin başlangıcı. cümle-i lenfâviyye anat. istek cümlesi. takımyıldız. eğlenti. kımıldayan.. küme. 2) feleğin hareketi. Dâ-ül--cümûd donma. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar Dünbâle-cünbân kuyruk sallayan. cümûd-ı ayn göz donukluğu. "yâni". cünbiş-i müjgân kirpiklerin hareketi. cümle-i mu'tarıza gr. 2. zevk. sallanan. fr. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. (bk cemâh). karşıtlı cümlecik. baş sallayan. Ülker yıldız kümesi. lenf sistemi. donuk olma. kubbe. soru cümlesi. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle.s. cümle-i müfessire gr. cümmâ-üs-Süreyyâ astr. deprem. cünbîde (f. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu.) kımıldanan. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. zevk. cümmâl. . proposition juxtaposees. cümle-i mütemmeme gr. fiil cümlesi.i. (bkz cümle-i şartiyye gr. cünbiş-i zemîn yer sarsıntısı. cünbiş (f. fr. bkz. cümle-i ismiyye gr. cünbiş-i yemin yer sarsıntısı.) kubbe. catalepsie. donma. cümûd-ül-mevt ölüm titremeleri. "meselâ.) bütün. cümle-i tâmme gr. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. cümle-i inşâiyye gr. kümbet.) glâsiye. (bkz: cümle-i tâbia). anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle. hep.zf. cümmâ' (a. cümûd (a. cümle-i müfessire). emir cümlesi. kımıldatan.s. proposition conditionnelle reelle. cümle-i ihbâriyye gr.s.) 1.) bir araya gelerek tortop olmuş.) yâdes (lâdes) tutuşma. cümle-i vasfiyye gr.cümle-i fi'liyye gr. Ülker topu. cümle-i vücûbiyye gr. kümbet.s. kımıldanma. katalepsi. başka bir cümleye bağlı olan. cümûh (a. cünâb (f. sallanmış. cünbüz).i. cümle-i mütevâliyye gr. (bkz: cünbüş).) eğlence yeri. cümle-i istidrâkiyye gr. büyük sempatik sinir sistemi. "buzul.) ikiz çocuk. Sözde şart cümleciği. cümle-i müste'nefe gr. hep birlikte. eğlence. cünbüde (a. cümle-i kevkebiyye astr. cünbânî (f-i. haber cümlesi.s.) kımıldanmış. tek başına anlamı tamam olan cümle.i.i. cümle-i emriyye gr.). iki virgül veya iki çizgi. cümal (a.) çok güzel. 2.

cünha (a. cür'et-kâr).) 1. 2.s. atılganlık. beddualar.f. c.s.b. (bkz. cünh (a.b.) cesur. cür'et-kâr (a.) suçlu.i.f. cür'etkâr. hızla uçan ok. cirzân) tarla faresi.) yar.b.) karın ağrısı.s.) askerler.b. yiğitlik. cünûn (a. tüysüz.b.f. cürre (f. 3.b.) yudum. cür'a-dân (a. yiğitlik. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi. damla damla döken. çorak bölge.). cür'a-i cânı-i leb dudak kadehinin yudumu. kadın başörtüsü. 2. cürûn (a. cürüz (a.) 1. cürf (a.i.) cesur. cesur.) 1.s.) cesurlukla.b. cürha (a. 2.i. cünûd) asker.i.i. kümbet. cüsâd (a.i.) keskin. bitki örtüsü olmayan. içki içen.s. kılsız. cünd'ün c. cür'a-nûşân (a.) fena sözler. cürez (a. karınca yuvası. gözüpek.) içki içenler. uçurum.) kubbe.) 1. (bkz: bîh).i.i. iyi binicilere yakışır bir tarzda. . cür'a-rîz (f.s.) içen. içim. asker topluluğu. demir boku. aşkın galip gelmesi. 2.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. cünd (a. cür'et-kârâne (a. cürde (a.i.) verimsiz. cüruf (a. cürd (a.i.f. atılganlık. cürsûme-i dıraht ağacın kökü.i.i.) alışkanlık. cürh (a. cündî (a. cünbüz (a.i. [kelime Farsçadan geçmedir]. bir çeşit ibrik. böyle bir tarz takınarak. erkek şahin veya akdoğan.b. (bkz: cenabet).) ceza. 2. 3. cünûd (a. cür'et-kârî (a. uçan her türlü kuşun erkeği. cünûn-i ehl-i aşk âşıkların çılgınlığı.i. çorak [yer].f. kısa tüylü [at]. atlı asker. 5.b. cünha-dâr (a.) 1. 2.i.s.i. cürûh) yara.i.f. kemer.i. atılgan.s. küçük kabahat. cünûn-i âhidî merak hastalığı.i.s. suçüstü.) koruma. binici.i. cürz (a.c. cilt hastası [deve].c. delilik. eski savaş silâhlarından kalkan. cürüm. [doğrusu "cünbiş" dir]. çıldırma. dip. s. cürh'ün c. küçük suç.zf. 2. 2.i. ata iyi binen. esirgeme. atılgan. bir damlası.) askerî süvari. cünne (a.i. piyâdesiz [süvari].i. ilençler.) yaralar. cür'a-nûş (f.f. kımıldanma.f.zf. 2. yiğit. cür'a-i mevt ölüm yudumu.i. ordular. 3. uçurum. cür'et-yâb (a.i. cünnâr (a. çıplak vücut. i. cürm-i meşhûd gözönünde işlenen suç.) cesurluk.) 1.) kabahatli. cündiyâne (a.i.) 1.b.f.) cündîcesine.) çınar. kök. cürm-nâk (a. cürûb (a.) ufak cürüm.) 1. cünûn-i devrî zaman zaman gelen delilik. (bkz: gürz). cerâim) suç. cünûn-i mutbık kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı.c.i. yiğitlikle. tas. cünüb (a. cür'et (a. 2. cürre-bâz (f.s. şarap artıklarının döküldüğü kap.i. cüruf (a.b. cürsûme (a. cürâz (a.i. cür'a (a. ve ed.) 1. cünûn-i gayr-i mutbık gelip giden akıl bozukluğu. suçlu.) cesaret. bir tek yara. cürmâne (f. delirme. ' cürm (a. (bkz: kabl--el-mîâd).) 1.i.) yar.i.) mâden posası.c. 4. sipahi. atmaca [kuş].hareket. içki kadehinin dibinde kalan kısım. cürûh (a. cünûn-i şebâb erken bunama.

cism'den. celim. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey. (bkz cüvâl-dûz). cüsâm (a. elaçıklığıyla.) bütün vücut [azalarla birlikte].) bahtı açık.) cüsseli. fr. kırıntı. kâbus. cüz'-i la yetecezzâ bölünemeyen.b. cüzâzât (a.) arayıp sorma.b. cüz gülü bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. cüvân-merdâne (f.cüsâl (a. talihli.) küçük câriye. cüzâfen (a. elifbe.i. bölük. kırıntılar.i. cîd'in c.s. cüyûb (a. çelimler. cüzâf (a.s. cüseym'in c.) götürü pazar.s. eli açık.i. cüz'-i şayi' bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. corpuscule. cisr'in c. irikıyım [kimse]. taze delikanlı.) cömertlikle. cüz'-i tam bütün.) tamahkârlık. bedenler.b.i.i. cüvân genç.i.c.i. araştırma. cüvân-merd (f. cüst (f.i.s. cüvâl-dûz (f.) gençlik. . ecza) 1. cüzâzât) kesinti.) çuvaldız. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı).c. cüvân-baht (f. cüseymât) küçük cisim. (bkz: civan). cüz' (a. elaçıklığı.b. (bkz: ceyb).) çabuk. cüveyre (a.) kesintiler. cüyûş (a.) gövdeler. cüzâzât-ı zeheb altın kesintileri.i. hareketli. cüz'-i ferd atom. cüst ü cû (f.) cömert. cüzâze (a.b. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan.i.i.) cisimcik. araştırma. cüz'-i mütemmem tam olan parça.) köprüler.) büyük.) sonbaharda dökülen yapraklar. cüsâm (a. cüsûm (a. ceyb'in c.) götürü-pazar olarak. geniş. cüses (a.i. cisimcikler.c. çevik. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı). cüz'-i eb huk. cüzâfen bey' götürü satmak. cüvâl (f.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.) çuval. cüseym (a.) arama. (bkz: ecsâm). fr.i.i. câriyecik. ceset. cüsse'nin c. cüseymât (a.) uykuda gelen ağırlık. kırıntıları.s. beden.i. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. ordular.i.i.i. kısım. cüsse-dâr (a. cüsâle (a. cüses) gövde. cüseyme (a.) cüzamlıların barındığı yer.i. cisimcik. cüz'-i içtimâ' astr. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı. cüsmân (a. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan.i.b. cüsû (a. cüvân-merdî (f.) geğirme.i. cüst ü çâlâk (f.i. cüvânî (f.i. gerdanlar. cüyûd (a. kalıp. cüz'-i cedd huk. cüzâze'nin c.i.) boyunlar.).i.b. şanslı. cüsse (a.) cömertlik. cüz'-i ferdiyye fels. 2. cism'in c.) küçük cisimler. tebâreke. ağırbasma. ato-misme.zf. c. parça. kalıplar. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan].i. pintilik. cüşâ' (a. cüsûr (a. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır].zf. iri yapılı. cüzam (a. cüz'-i ferdî atomal. atomculuk.i. cüzâm-hâne (a.) cisimler.) tarla kuşu. parçala-namayan kısım.i.) askerler. ceşy'in c. cüz'-i istikbâl astr.f. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. cesetler.s.

bir nevî cüzdan. çâbük-inân (f.b. elindelik.) 1. çağz (f. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. çâder-i kûhlî 1) gök.) ince kök.cüz-bend (f. çadır.i.s. cüzeyre (a. çâder-i ihram meç. 2. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. mavi ile yeşil arası bir renk.b. 3.) çabuk giden. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı.) kökler. cüz'î küsûf astr. 2. çâbük-süvâr (f.i. çâbük-süvârân (f. ata iyi binen.c. eline çabuk olma.) 1.s. cüz'î-yi izafî varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. c. evrak konulan çanta. portföy.i. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. 2.) çabuk yürüyen.i.) adalı. (bkz. 4.) küçük ada.s.b. cüz'î-yi hakîki hakikatte var olan şey. ufak tefek şeyler. 2. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara. cüz'î.ha. kök dalı.) ata iyi binen kimseler. kurbağa. ehemmiyetsiz. çeh (f. cüzûr (a.b. inilti. (bkz: zûd).b.s.i. kadınların başlarına büründükleri örtü. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. çâder-i Laciverd 1) gök. çâbük-pâ (f.) 1.b. cüzeyrevî (a. 2.i.) 1.) kuyu. ça.) azlık. çâçele (f. Masârif-I cüz'iyye küçük bir masraf. çâbükî (f-i-) 1. . cüz'iyyet (a.f. İrâde-i cüz'iyye elinde olma.) çarık. cüz'î'nin c. mücellit. 2) karanlık gece. az miktarda. 2.a.s.s. çabukluk.) mücellitlik.i. (bkz: dıfda').i.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. cüz-dân (a. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler.b.b. çay (f. cüz'iyye (a. cilbent.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. çâbük-dest (f. çukur. Ç ç ç (f. çâbüksüvâr).) elçabukluğu. 2) çayır ve çimen.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup. çâbük-süvârân) iyi at süren. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.) çabuk. pekaz. cezr'in c. çâbük-destî (f. cüz-bendî (f. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir]. çâder-nişîn (f.) gök rengi. cüz'iyyât) az.) çadırda oturan.i.i. hafif.s.s.i.) ayağına çabuk [kimse]. cüzeyr (a. korku.i.s. çâder (f. (bkz: çâbük-inân). postal. seri. adacık. sür'atli giden at.) 1. çabuk). göçebe.b. çâh.b.i.b. para çantası. cüzûliyye (a. çabuk (f.i. çâh-ı bun kuyu dibi.).i. çabuk (f. çâderî (f.b.s. çâbük-rev (f. cüz'iyyât (a. çâbük-hırâmân (f.s.s.i.) dizginine çabuk. adada oturan. değersiz. 3. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. kar. cüz-hân (f. güneşin kısmen tutulması. maaş defteri. cüz'iyyât-i umur işlerin ayrıntıları. (bkz. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı.i. çeviklik. atını hızlı süren. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf.) eline çabuk [kimse]. pabuç.

çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. câriye.) kuyusu çok yer. birleşmeye düşkün.i. çâkîde (f.) 1.b. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin.s. parçalamak.i. . (bkz: çekâçâk). kölelik.) 1. eline ayağına çabukluk. salınarak yürüyen.i. çâk-dâr (f. 2. çâh-sâr (f. eğrilme.b. çâlîş-ger (f.b. yırtılmış. yaltakçı. çam (f. çâh-ı pest 1) alçak çukur.) kul kayıran. çamın sidik ve pislik. 2) ten. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur.) çene. yanaşma.i. birleşme. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. i. çak etmek (f. çâh-ı zekân çene çukuru.i. 2. dört.i. çevik. tuğla ve çanak çömlek fırını. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak.) 1.) kul okşa-yıcılık.) 1. bildirdiklerim. çâh-ı zic rasat çukuru.i. çâlâkî (f. çak (f. çâne (f. çâker-perverâne (f. çâiye (a. köle.s. sevgiye.) 1. kula ait. çiftleşme. yâni konuşanın çocuğu. çâker-hâne (f. çâlâk (f.i.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet.) 1. (bk çâr-pâre). kölecesine.s. yırtılmış. çâkerî (f. savaş.) kuyu kazıcı. tezcanlılık. 2.m. (bkz: câblûs). çâker-nevâzî (f. "ben" mânâsına. çak çak (f. çâker-âne (f. dört yan.b.i. salınma. hanende.s.i.b. çâlîş (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. çâh-ı zenahdân. çâme (f.) yırtmak.) bot. çâh-yûz (f.b. çar (f. 2. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım.) çekiç. çâme-gûy (f. sabahın aydınlığı. meç. kulluk.) çatlamış. çâker (f. bende-hâne). köle kayırana yakışır yolda.i. yolkesici. karşı durma.) dalkavuk. i. (bkz: bi'r). (bkz: bende). yarık.) kul kayırıcılık.) silâh çatışmalarından çıkan ses. 2.i. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. dünyâ. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. 2. çâker-zâde (f. çâlbûs (f. 3.b.s. çakacak (f. çapar (f.) çabukluk.b.i.b.b. çâl-pâre (f.) 1.t. çâlîk-bâz (f. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. çâplûs (f. yırtmaç. çaygiller. 3. adam öldüren hırsız.) yarılmış.s.çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru.b.i. çâker-perver (f. yarılmış.b.) çelik çomak oyunu. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru.b. yüksek yer.s.s.) kölesini okşayan. çâr-cihet dört taraf.).) şiir ve gazel.i-) postacı. çak çak (etmek).s. çâplûs).s. çâre. yaltakçı.zf.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili. çâker-nevâz (f.) 1.) dalkavuk. 4. büyük adam.) 1. mücâdele.i.) köle okşayana. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. şâir.) kul. 2. tez canlı olan. (bkz: çemîn).i. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. çok yırtık. 2. yırtık. çalpara.zf. çâliş. eline ayağına çabuk. 2. nefs.i. [siz mânâsına da gelir]. çâlîk Li (f. (bkz: câblûs. çâker-perverî (f. 3. 2) i. [siz yerine de kullanılır]. 3. 2.i. i. (bkz.i.i. zm. parça parça.b. çâh-ken (f. kılıç. (bkz: cihar).) çelik çomak oynayan kimse.b.s. çâkûç (f.

çâre-ger (f.a. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. çözüm yolu bulan. devreden. [candan gönülden bekleme. çâr-devâl (f. çâr-çûbe (f. kuruluk. 2. çâre-i halâs kurtuluş çâresi.s.) 1. Makam çıkıcı olarak seyreder. 5.) çerçeve.h. çarh-ı çep-endâz hilekâr dünyâ. sür'atli giden yorga at. çâre-hâh (f.i. çar erkân-ı cuvânî Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. çargâh.b. çâre-perdâz (f. silâhdar. dört köşe. dört yön.s. balgam. çâr-gâh (f.i. çâr-bâliş. 6.) 1.) çâre buluculuk. 2. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. yol.i. çuhadar. çark.i. 4.b. Me. 2.b. çâr-gûşe (f. muz. çâr-deh ma'sûm-i pak (a. dönen.i.i.i.b. Ebûbekir.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç.) 1. dügâh.b. çâr-deh (f. Niseb-i şerife sayısı 9. kader. 2) talih. sakalı. i. her yön.b. çarh-ı çihârüm Batlamyos sisteminde dördüncü felek.b.) on dördüncü. Durağı kaba. çâr-gâme (f. çarh (f. hüseynî-aşîran. (bkz: çâre-sâz).s.) meç. 5. çâre-yâb (f. 2.) Dünyâ'nın dört tarafı. 2.a. dört eleman. çâr-darb (f.b. çarh-ı devrân 1) (bkz: çarh-ı devvâr). çâre-sâz (f. yegâh. peygamber ve Fâtıme'dir. isteme mânâsına]. tedbir. dolunay. çâre-i' teennüs alışkanlık yolu. pûselik. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir.) çâre.) muz. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh. çâre--sâz).i. çâr-erkân (f. çâr-duvâl.) her taraf. safra. tef. 7. Dünyâ.) 1. çâr-emîn (f. çâr-dehûm (f. çarh-ı âhengerî demircilerin kullandığı bileği taşı.) Melâmilikte saçı. . ayrılık.) ucu dört dilli kırbaç.b.i.a. 3.) çâre bulan. işret meclisinin kızışması. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. rikâbdar'dır. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte.cü.) Hz. 2.b. rast. ilâç. bunlar has odabaşı. çâre-i hail hâl çâresi.i.) çâre bulan. (bkz. bir kerre. çâr-ebru (f.b. dört unsur.) çâre arayan. 3. Ali.b. çâre-cû-yâne (f.b. batı. çâre (f. yardım. çâr-cihet (f. 2.b. Osman.b.s. gaddar felek.) 1.) 1.b.s.i.) çâre arayan.b. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. felek.) dört göz.b. çâr-aktâr (f.f.b. gök.zf. 3.i.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz.) dört taraf.b. çâr-bâliş-i erkân tabiatteki dört özellik (sıcaklık. çâr-gûşî (f. çâr-dîvâr (f.s.s.) çâre arayana münâsip görülecek surette. çâre-cû (f. soğukluk. çâre-sâzî (f. çarh-ı âb-kesî (su çeken çark) bostan dolabı. lenfâ). çâr-çeşm (f. çözüm yolu bulan. güney. yaka [elbisede]. acem-aşîran. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). ok yayı. çarh-ı ahdar mavi gök kubbesi. kısmet. dört taraf [doğu.b.i.b. çâre-cû. kuzey].s.).) dört köşeli şarap şişesi. dört taraf.i. on dört. rutubet).b. çâr-cû-yi fıtret insan vücudundaki dört unsur (kan. 4. Ömer. çâr-bâlişt (f.s.s.s. s. yânî tamdır. 6.i.çâr-âgâzin (f.b.i.) 1. çakır doğan. tekerlek. çarh-ı âbnûs göğün dokuzuncu katı.

b. 2. "dön çivi" çarmık.i. 2. dört unsur.b.) arbalet (oluklu ok) kullanan. hayatın esasını teşkil eden dört unsur.) 1. çâr-yâr (f. Ömer. deve.) tekke şeyhi. çarşamba. oyun havalarında kullanılır. süpüren. 2. s.) dördüncü. çârümîn (f. süpürge. dönen.b.b. Dünyâ. ilk dört halîfeye bağlılık. çâr-nâ-çâr (f. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği.) dördüncü gün. çardak.) 1.b.) 1. tekke şeyhi.i.b. Sünnîlik. çarh-ı nühüm dokuzuncu gök.) dört dost.i.s.) süpürge satan.) "dönen su" girdap. çârûb-furûş (f.b. terane).s.a. çâryek (f.i. 2. Maükî.b. çâr-mısra' (f. rübâî nazım şeklinin başka bir adı.i. 3) hanımeline benzer bir çiçek. devreden. [en çok "katır. dört unsur.i. 2. çarh-zen (f. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır.s.) çeyrek.) . salîp.) çarşaf [giyilen].b.b. pazar.b. (bkz: dü-beyt. dört tarafı olan şey. çarh-gâh (f.b. -felek.i. çarhî (a. na'ş denilen dört yıldız. çârümîn bâm.b. Çarh-nâme (f. (bkz: cerh). çâr-mîh (f. semavî. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği.b.i.b. çâr-mağz (f.) dördüncü.s.) ed.) g.i.s. çâr-pâ (f. çâr-şeb (f.) çaresiz. çârûb (f. çârtâ-çârtâre (f.s.) sert kabuklu yemişlerin içi. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim. (bkz: çehârümîn). 3.b. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). çarh-ı felek 1) sihir. çalçene. dörtte bir. 2. çarşı. ve i. çâr-zebân (f.b. Ebûbekir. çâr-yâr-ı güzîn (bkz. çarh-ı kîne-sâz (bkz: çarh-ı nigân). çâr-mezheb (f. [Hz.b.i. çârug (f.s. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki. (bkz: çehâr-şenbih). eşek. muz. (bkz.) 1. çihar-yâr-ı güzîn). ister istemez. 2. çalpara. (bkz: çehârüm).) çâryâr'a. çâr-tak (f.) 1.) dön ayaklı hayvanlar. çarh-endâz (f.) 1.çarh-ı devvâr gök.i.) geveze.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü.b.s.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri.i. çâr-mâder (f.b.i. süpürgeci.i.) dört mezhep(Sünnî.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer.s.i. talih.) süpürücü. çâr-pâre (f. Hanbelî). sığır. çâr-tekbîr (f. dört köşe çadır. çâr-yârî (f. çârmîh-ı hayât vücudun. Şafiî.b. çarh-ı esir göğün esir tabakası kısmı. çark(h)-ı felek eski kumaşlarda görülen bir motif şekli.a.i. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı]. koyun" hakkında].i.s. çâr-şenbih (f.b. kötü talih.) 1.). çarh-ı nigân (altüst olmuş) kötü talih.i.b. çarh--zen). kutsal.) çarık. çarha (f. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. çarh-âb (f. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. dört kısım. çârûb-keş (f. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap.b. çarh-ı mînâ mavi gök kubbe.i. . çârûb-zen (f.b.i. çârû-keş (f. (bkz: çâl-pâre). suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.b. 2.i. çâr-sû (f. Osman. dört parça.b. dört telli tambur ve kemence.) 1. çârüm (f. Ali].a. çarh-ı gaddar zâlim felek.i.zf.i.) dört taraf. çâr-kûşe (f.

çarşamba. damlamış.b. -çe (f. surat. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam. güzellerin kâhkülü. serpinti.) 1. s. 4. 2. çehârüm f.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. çehre-perdâz (f-b-i.i. kılıfı' çeh (f.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. 3. çegale (f.) aşk. (bkz: tu'mz).i.i. sanem). şekil.) 1. çehâr-yâr (f. gül. 3.s.b.s.) çeşni. 3. kuşluk yemeği.i. çekide (f.) dört unsur. 2. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. çehre-gû (-başı) (f. put. çehâr-gâne (f.b.çâsâr (f. kuşluk vakti. çehâr (f.) ressam. hâl).) küçültme edatı. 2.i. onbaşıdan sonca gelen erbaş. çâşnî-gîr'in c.) 1.s. tas.i. çâh). çeh-i zemzem (bkz.) dört ayaklı hayvan.i. çehân (f-s) damlayıcı. çâvûş'un c. çihre). çiçek hastalığı.s. süslü. çaşnı-gıran (f. çegane (f. çâşnî-gîr (f. 2. çeliyye (f. naz ve eda ile salınarak yürüme.i. çâr-yâr). çehâr-pâ (f.s.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. (bkz.) yüz gösterici.) on dört. sofracıbaşı.i. yüzünü gösteren. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti. (bkz. tadımlık.i.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. çekçâk (f. çâşdân (f. Hûn-çekân kan damlayan. çehâr-agâzin (f. s.) 1. kayser. çâh).) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. çekûç (f. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış].i. i. 2. 2.i. çehâr-deh (f. çâş (f. (bkz. (bkz: çâr-şenbih). çeçek (f. çehre-perdâz-ı cihan Güneş.i.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.i.) 1.).). Bağ-çe= küçük bağ.) muz. cem (f. çekân (f-s. 2. 2.e.) [saraylarda] satranççı başı.s." çeç (f. çehre-güşâ (f.) bir çeşit çalpara. harman savurdukları yaba. (bkz. çeh (f.b. çekâçâk-ı süyûf kılıçların çarpışmasından doğan ses.i.i.i. çelenk (i. çâşt-dân. çelîpâ (f. yüz. çegâne-bâz (f. çehâr-deh ma'sûm Hz. çâşnî (f. düzgün. çehâr-şenbih (f. tad.b. 2. topuz.b. (bkz: çârüm). [aslı "çihre" dir]. (bkz: bi'r. çar.b. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir. [vücuttaki] ben. değirmen taşı dişengisi.).i.) 1.i. (bkz: but.b.b.b. surat asma. . salîb.i. (bkz. çehârümîn (f. kavisli.i. çekâçâk (f.i. çâh-ı zemzem).) damlayan. çekre.i.) dördüncü.s.) küçük sudamlası.) dördüncü. cihar). ahçıbaşı. çâvûşân (f. çekle (f.i. lezzet.) 1.) 1. çâh-ı Bâbil).) yüzünü açan.b.s. dişengi.) 1. çâvele (f. taşçı tarağı. çakacak). tadına bakan kimse. eğribüğrü. hububat elenen kalbur.i.s. damlayan. 2.) kuyu.) dördüncü gün. yemeklerin lezzetine. yüz açıcı. haç. (bkz: çâr-âgâzin).) çağla. çavuş. çehre (f. (bkz: çârümîn).i.i.b. (bkz: çekâçâk). çeh (f. hoş renkli bir çeşit gül.c. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. çehre-nümûd (f. çavuş (f. çengi tefciği. damlamış.) dört (bkz: çar.s.b.i. tahıl yığını.) hububat. 3. kıvrık çizgi. 3. çeh-i Bâbil (bkz.b.) 1. çâşt (f.) kılıç.) çavuşlar. çehre-i gülgûn gül renkli (pembe) yüz. çekiç.

çemen.) 1.) 1. çep-endâz (f. (bkz. z f. pençe. mânâ. çerâ (f. çengârî (f. (bkz:çâmîn).) birkaç.b. dik tutularak çalınır bir çeşit saz.s.b.b.i. çemânî (f.). otlama.kazanılmış.i.b. Çemin (f-i-) sidik ve pislik. cep ü rast (f. her ne kadar. çene-bâz (f.i. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. rpngüi (f. 3. çene (f.) çanak.b.b. fitil.s.zf. çengî (f-i-) l. bahçe.i. 3. (bkz: çâne). 2. 5.) aynı çenberde bulunan noktalar. 2. zf. çeng (f.i. falso.) eşek. çenber-deş (f. 2. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. çenber-i gerden anat.) o kadar.b. i. pastırmaya konulan bir ot.i. cep ü rast sağ ve sol.) biraz. buhûr-i meryem). (bkz: hırâmân). çengel. ceman (f. Der-çenber çenber içinde sıkıştırılmış.i.) çimenlik. çenesi düşük.) 1.i.i) sünnet. salıma.) sağ ve-sol. çep-endâzî (f. çerâ-çeşm (f.zf.) içki kadehi.) hilekârlık.) bahçıvan. 2. çemen-soffa (f.çeng denilen sazı çalan kimse.) l .s. çendân (f. otlak. çenber-bâz (f.i. Çend-rûz birkaç gün.s.). el.i.) köçekler için yazılan şiir. çengi. yemek. otlama.) çınar.i. meç. bağlılık.) bakır pası renginde olan. çeper (f.i. pençe. çemen-der (f.) bağ budayıcı. 2. eğri büğrü. mum.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. 2.i. boyun kemiği. çemâne (f. esirlik.zf. 2.i. çemen-ârâ (f.i.s. çerâ-câ (f.i.b.) çok konuşan.) 1. 2. çengâl. çengi-nâme (f. çenber-i mînâ gökyüzü. 4. çimen. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. kasnak. 2.i. çimle kaplı bulunan oturacak yer. çep-endâzâne (f.s.) iki odayı birbirinden ayıran duvar. çenber (f. 3. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. oyuncu kız.) çimenlik.) hîlekâra yakışır yolda. sol. çer-gâh). tâki. bakır pasından yapılan yeşil boya. çemen-istân (f. z f.) otlak. platanus. bir müddet çend-în (f.i. (bkz: çeşm-Çerag).) 1. ed.) bu kadar. 2.) çenber biçiminde olan. çemen-zâr (f. cep (f.b. çemen (f. çengâr (f.b. kabahat.) öpüş sesi. toplanılmış. çepçâp (f. Çenâg (f. çend (f. 3.b.) 1. 6. .i. 3.) 1. çengelistân (f.s. çemen-pîrâ (f. kanuna benzer.b.) 1. i. otlak.b.i.) hîlekâr. çengel. çengâl-i şahin şahin pençesi. ve i. (bkz: çerâ-gâh. 2.i.) 1. yengeç. çengel (f. yanlış. naz edici. şarap kadehi. suç.i. şarap kadehi.i. 2. 2. lat. çenâr i. çendî (f.b. ağaç ve çiçeği olan çayır. pençe. (bkz. bölme.i. yeşillik. çeneb (f. çınarağacı. orman. çayır. hîlekârcasına. naz ile salınarak yürüyen. Çend-bâr birkaç defa. (bkz.s.b.s. piyâle). çerâg (f-i-) 1.i.i. sâkî). 2.) sık orman.) l. 4. başa bağlanan yemeni. Çenâr (f.b. çeng-nâme (f.e. çeng-i meryem meryemeli denilen nebat.b.s. 3.b. çenberî (f.) bahçede.b.

kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. zengin ile fakir. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz. çerâgân (f. çerb-pehlû semiz yağlı. çerb-güftâr (f-b. şenlik.) göz nuru. işkence. çerbe (f.i.).b. tadılmış olan. otlak.b.s. 4.) renk.s.b.s. deneyen. yağ.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı.) şamdan. çerâ-geh (f.i.) 1. çespân). otçul. çerâkese (a. 2. semizlik. 2. hapis.çerâg-ı çeşm 1) göz nuru.s. dîde).b.) şamdan. çeşide (f. otlak. çerb-güftâr). (bkz: ayn. yemi bol olan ahır. çerâg-vâre (f. çerviş (f. çerb ü huşk semiz ile kuru. çerâg-bere (f.zindan. Nemek-çeş tuzlu. yağız.(bkz. münâsip. hîlekâr.). (bkz: çespân. çerâ-geh). çerm-şîr (f.b. tadan.i.) tatmış. çeşân (f.) kamçı.s. çarh). sokak feneri. çerâ-hâr (f.) tadıcı. çespân (f. çerâg-pâye). çerâg-ı seher sabah yıldızı.i. uygun.i.) hayvan otlatılan yer. (bkz. çerb-âhûr (f. yu-ırAışaklik. 2) evlât.'tatlılık.s. Siyeh-çerde kara yağız. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey. çerâ-hûr (f. 1) Güneş. çerge (f-i-) sürek avı. 5. uygun. çeres (f-i-) l. kandil.i.b. 3.b.i.) 1.b.) lâyık. otlak. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse. 2. çerb-zeban). tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. çerb-gû (f. 3) yıldızlar. 2. hayvanın eritilmiş yağı.i.yağlılık.s. 2. (bkz. cerh (f. donanma.b. 2. çeşmân) göz.b. tadına bakan. sır saklayan. (bkz. çeres-dân (f.i.) fukara torbası.i. çerâg-küş (f. 2. çerb (f-s-) ! semiz. yağlı kâğıt. evlât. çerâg-perhîz (f-b-s-) fener fanusu. mer'a).). şâyeste).). (bkz: çerâg-bere). çerâ-gâh. çerâg-ı mugan şarap. tatlı dillilik. (bkz: tâ-ziyâne). çerde (f. çerâg-ı sipihr meç. çer-gâh (f.) Çerkesler. çerbî (f-i-) 1. 3. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. (bkz: bercâ. çerm (f. . yakışır. çerb-zebân). 2.) insan ve hayvan derisi. yağlı.) otlayıcı.b. gövdeli.) sır tutan. çerâg-pâ.). yaltakçı. çerâg-pâye (f.i. uygun. 2) Ay.i.i.i.i.s. çerkeşiyye (f. çerâg-çeşm (f.) 1. sokak feneri.s.i.s. etrafı aydınlatma. çerb-güftâr.) lâyık. çeşm (f. çerkes'in c.) 1. çerâmîn (f-i-) otlak -çerâ-zâr (f. üzüm teknesi.) eline çabuk. topuz. (bkz: çerâg-pâ. münâsip.s. çayır.b. çeşende (f. şâyeste). fazla ve üstün olma.) 1.) çayır. çerâ-hâr). çespîde (f.) içinde "çerag" yakılan kap. eli işe yatkın.i.i.b. -çeş (f.i. (bkz.) çayır. (bkz.c. çerende (f. çerb-dest (f.) gürz. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. (bkz. çerb-gû. otlayan. çerb-zebân (f-b-s.) "sınayan.b. çesbân (f.) ot yiyen hayvan.i.i. çerâm.s. otlak. (bkz: çerâ-câ.

çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. . çeşm-i gâv.) göz âşinalığı. çeşm-i bülbül 1. çeşm-âvîz (f. tanıdık. kulplu veya kulpsuz. muska. çeşm-i hâb-âlûde uykulu.b. 2) kırmızı dudak. gaddar bakışlı göz. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. çeşm-i terâzû terazi kefesi. (bkz: çeşm-i mahmur). bî-hayâ). çeşm-i sepîd (beyaz. sulu göz. çeşm'in c. meç. çeşm-i gâvmîş bot.) nazar boncuğu. mahmur göz. çeşm-i zağ (karga gözü) mavi. çeşm-i bî-âb utanmaz. noktalı veya damarlı sırça. donuk göz.b. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. çeşm-i ha bide uykulu göz. çeşm-i hûn-rîz (bkz: çeşm-i hûn-feşân). çeşm-i siyah kara göz.i.i. çeşm-i nergis mutasavvıfın. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ). çeşm-âşnâyî (f. çeşm-i derîde edepsiz. meç. çeşm-i câdû büyüleyen göz.i. çeşm-i bed kem göz.) gözler. çeşm-i süzen 1) iğne gözü. çeşm-i pür-mahmûr baygın. çeşm-i hûn-feşân (kan dökücü göz) zâlim. çok güzel göz. çeşm ü gûş (göz ve kulak) dikkat.) göz âşinalığı olan. tanışıklık. çeşm-i sitâre-şümâr uykusuz göz. çeşm-i penam nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. çeşm-i zânû diz kapağı. (bkz: çeşm-i derîde. (bkz: isâbet-i ayn).) 1. g. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu.i.b. çeşm-i nerm sevimli. çeşm-i ter ıslak. (bkz: çeşm-i hûn-feşân).i. çeşm-i giryân ağlayan göz. çeşm-ârû (f. çeşm-aşina (f. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. çeşmân (f. süzgün göz. ak göz) . çeşm-i şeb (gecenin gözü) mc. 2. kırmızı şarap. çeşm-i İsmail kadere razı olan göz. açık mavi çeşm-i zahm nazar değme. sıkılmaz. yüz örtüsü. (bkz: gamze-i fettan). baygın. süzgün göz. atların yüzüne takılan meşin gözlük. (bkz: çeşm-i mîzân). çeşm-i mizan terazi kefesi. çeşm-i horos horoz gözü. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. s. ay ve yıldızlar. (bkz: çeşm-i terâzû). çeşm-i mest sarhoş göz. hayâsız. 2) çok pintilik. çeşm-i hûn-hâr. çeşmân-ı dil-fürûş gönlü aydınlatan gözler. yumuşak bakışlı göz. (bkz: çeşm-I horos). peçe. çeşm-i hurûs 1) kırmızı şarap. çeşm-i nergis (nergisin taç yapraklan) güzel göz. çeşm-i yâr sevgilinin gözü. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). çeşm-i şehlâ şehla göz. feri kaçmış. çeşm-i mahmur baygın. çeşm-i gazal âhû gözü. süzük göz. çeşm-i hoş-nigâh güzel bakışlı göz. çeşm-i keşide çekik göz. çeşm-i meygûn şarap gibi sarhoş edici göz. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi. çeşm-i pürhumâr mahmur. çeşm-i şeb-peymâ uykusuz göz.b. 2. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. çeşm-i gazûb kızgın bakış.çeşm-i âhû ceylân gözü.

) "gözü sulu" çok ağlayan. çetr-i bî-sütûn gök.b. çetr-i seher). çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi. dolunay.b.b. çeşm-pûşî (f. çeşm-ter (f.) utangaç.s. çeşmesi çok olan yer.b. çetr-i seher Güneş. gölgelik. çeşmesi çok olan yer.b. (bkz. çeşme-i nûr-bahş Güneş.b.b. çetıvi sîmâbî. 3.b.) gözü bağlı. çeşm-pîş (f.b.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. mâh).) gözleyen. çetr-i rûz (bkz: çetr-i nur.) gözevi. çeşme-i sîm-âb Ay.b.b.s. affetme. ziyafet. çeşme-i süzen (bkz: çeşm).) "göz açan" dikkatle bakan. 2. çeşme-i tedbîr 1) dimağ.s. çeşm-derîde (f. çeşm-çerâğ (f. çeşm-pûş (f. bakmayan. çeşm-daşt (f. kısa bir zaman. çeşm-hurde (f.) gözü kapalı. 2) düşünme kuvveti.i.b.) perde.b.s. leyi).s. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök.) 1.b.i. çeşm-bend (f. çeşm-zahm (f. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. çetr-i nur.) pınarı. çeşme-i vasl kavuşma pınarı. çeşm-hâne (f.b. çetr-i sîmîn Ay.b.) gözevi.) nazar değme. çeşm-resîde (f.) "gözbağcı" büyücü.s. . çeşm-efsây (f.s.çeşm-bâz (f. bengisu'yun çeşmesi.s.) 1.b.s. görmemezlikten gelme. çetû (f.) göz dolduran.i.) göz öpme.)göz yumma.). çeşm. çeşm-nişîn (f.) çeşmesi bol olan yer.b. 2. (bkz: çeşme-i âteş-feşân. çeşme-i germ). (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f. çeşme-i tîre-gûn gece. çadır. çeşen (f. bekleyen.s. çetr-i âb-gûn (gök cadın. her zaman görülebilen.) nazar değmiş.) pınarı.) seçkin.). örtü.beste (f.s. çeşme-i nûş 1) bengisu.i.) umma. çeşm-dân (f. beyin.i. çeşme (f. mavi çadır) gök yüzü. nazar boncuğu.s.i.s.) göz öpen.b.) 1.b. bayram. 2. (bkz: çeşme-i hayvan.i. çeşn. (bkz çeşm-hurde). düğün. (bkz: çeşm-hâne). sıkılmaz.s. çeşm-zed (f. çeşme-i hâverî. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. 2) sevilen erkeğin ağzı. gece.s. çeşm-efsâ (f. 2. çeşm-dâr (f. çeşm-bûsî (f.i.s.b.s. çeşme-sâr (f.) nazar değmesine afsun eden. çeşme-i Hızır).) musluklu su haznesi pınar. çeşme-i nûrbahş). (bkz: kamer.s.b.s.b. çeşme-i rûşen Güneş. çetr (f. çeşm-bûs (f.i.b.s.i. (bkz güzîde). çeşm-dûz (f. bağışlama. çetr-i anberîn karanlık gece. çeşme-i âteş-feşân Güneş.) bir şeye göz dikmiş olan. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. bir an.i.s. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı. (bkz: çeşm -efsâ).) utanmaz. çeşme-sâr (f.b. (bkz: âb-ı hayât).b. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi.) "göz oynatan" yalvaran.b. şölen. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f. çeşm-bendek (f.b.

kesilmiş çimenli yerler.s.Osman. çil (f. bir yerde 40 günlük ibâdet.) hücrede oturan. çîn-i cebin alın buruşukluğu. çihre (f. dökücü. çille-nişîn (f. çihre).gı'ınpgî (fi ) nasıllık. baston.) dört.) dervişlerin çile doldurdukları yer. (bkz: çehre. kıvrım.s. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar.i.) kırk hadis. ressam.b. çevgân-ı sünbül sevgilinin saçı. çihâr-ı yâr-ı güzîn). (bkz: çenâr). çihâr-ı yâr-ı güzîn (bkz: çihâr-dost).) çevgân taşıyan uşak. sıkıntı. çihil-pâ (f.b. [zar oyununda]. çihil J (f. Ömer.i. kırk.) yem döken. Hûşe-çîn başak toplayan.i. 2.) kırk yaşında. buruşukluk.). 2. tas.e. Hz. cihar ü se (ciharıse) dört (ile) üç. değnek. çile çekmiş.) serçe kuşu. devşirici. (bkz: çar1.b. yay kirişi. rutubetten meydana gelen yosun. cihar ü yek (ciharıyek) dört (ile) bir. sopa sallayan. . cihar (f.) kırk.s.i. Çin.) alacakaranlık. (bkz: çil). çînende (f.s. çînî (f. -çîn (f. çîne (f.i.c. büklüm. çihil-sâl (f. Ebûbekir.i. (bkz: usfûr). meç.) 1. çemen). 3. ne türlülük.s. (bkz: çevgân]. [zar oyununda]. çınar (f. -çîde (f.s.e. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar Ber--çîde çekilip toplanmış. 2.b.i. çok. çihil hadîs (f. ahmak.s. 2.) zool.i.s.) toplayıcı. çevgân ile oynayan. çihârâ-gazeyn muz.i. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir].i. çimen (f.b.) çok kollu büyük avize. (bkz.b. ne türlü. Hurde-çîn kırıntı toplayan.) çevgân ile oynayan.) 1. çile dolduran. çim (f. çi. çihâr-dost (f.b. çihil-çerâğ (f. çi-gûne (f. kırkayak denilen hayvan.a.i. çevgân (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. bir çeşit tatlı kavun. 2. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam. çihâ) ne.i. ucu eğri değnek.i.b.s.).) nasıl.i.a. çevgân-bâzû (f-b. Allah'ın ezeldeki takdiri.(f. çirâ (f.çetûk (f. (bkz: çihil). 3.) kuş kursağı. (bkz: çehre). çîne-dân (f. çevgânî (f.b.i.) 1. çîne-rîz (f.) 1. çile.e. çihre-perdâz (f-b.). 2. çevgen (f.) çile çeken. cirit oyununa alışık at.s. çevgân-dâr (f. 2.i. Hz. ibrişim.b.s.b. çîn-i ebru kaş çatıklığı.i. Ali. çehâr). zevk ve sefadan el çekerek. çevgân-zen (f-b. (bkz. Hz.i. ri. yün ve şâire demeti.s. çin-seher (f. çile dolduran. çi-fâide ne fayda var. çatıklık. erbain. kaç para eder.) toplanmış. çille (f. 4. çille-i büzürg zemherir.b.) kuş yemi.) nasıl. eziyet. çîn (f-i.s. çevgân--zenân) çevgân vuran.) 1.c. cihar ü dû (ciharıdü) dört (ile) iki. çevgen.) "toplayan. nicelik.) çini. [zar oyununda].) "dört dost" Hz.) 1. çile-keş (f. sırlı kap.) resim ve nakış yapan.) [doğrusu "çenâr" dır].b. çile-hâne (f. çihr (f.s.

) uzellilik. dâ-i merak karasevda. 3. (f-e) öyle böyle. binici. 2. (bkz: çirâ). çûbân çoban. 2. çumâçum (f. sopa.i.i. çü (f.) 1.b. düzgün. bu şekilde. yarada olan kan ve irin. irinli yara ve çıban. perende atma.i. çevik.) kirli. şûbân). maharetli. Çûbîn (f-h. çûbek (f.) çuval.) 1.i.Çûn ü çirâ niçin ve neden. dâb (f. çiz (f.) çuvaldız. çirkin (f.b. çîregî (f. dâ-i udâl tedavi edilemeyen müzmin hastalık. dâ'-i ezrak hek. D da' (a.) oklava. çîre (f. çûn (f.b. misilli. cesur ve anlayışlı. 2. 4. renk körlüğü. c. çuha. (bkz: bahâdır).f.e. emekli. eliuz. nesne.s. mademki. çîre-dest (f. i. .) güzel konuşan. çöp.) hayvana binen. çünbek (f. nice.i. talebe. -ı.s. pis su.i. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. taklak atan. mum. oklağı.s. çû (f.). s. çûbîne (f-s.b.tatlı dilli.i. çumçuma (f. 3.i.i.i. bulaşık. yiğit. dar. (bkz: râî.e.) 1.) 1. çünân (f. Çirâ (f.i.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. dâbbe-süvâr (a. çûn (f. kahraman. papaz feracesi. dâ'-i hadır hek. kanlı. 3. 2.) şundan dolayı ki.zf.) 1.) kertenkele.b. dâ'-i Dalton hek.) bunun gibi. değnek. dâbbe (a.i. öğrenci.) sıçrama. pis. 3. (bkz: çûbek). çünkü.) 1. nasıl.) şan ve şeref. atlama.s.b.e.) 1. ustalık.) çamçak denilen ağaç çanak. çûbe (f. yün kumaş. çûnân (a. çüvâl-dûz (f..i.i. yiğitlik. kandil. fr.i.e.) perende atan.b. su arkı.) eli işe yakışan.e. kir.b.) çeviklik. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. (bkz: illet. çûb-hâr (f. çirk-âlûd (f.e.) davul tokmağı.) eline çabuk.) şey. çünki (f. pas. sopa.i.e. yakışıklı. (bkz: çû). kahramanlık 2. nasıl. tekaüt.i. odun. çirk-âb (f. (bkz: çûb). fitil. çirk (f. çomak. çırak.) ağaç değnek.s.b. ağaç kurdu. (bkz.) gibi. çüstî (f.s. (bkz: cûg).b.) gibi. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık. becerikli. sıkı. ustalık. çuval (f.) bilmece.s. muntazam.) böyle.b. çûb (f-i. çîre-destî (f. daavât-ı hayriyye hayırlı dualar. çünkü. (bkz: çûn). hizmetçi. çabuk hareketli. çîrezebân (f.s. değnek gibi kuru nesne. nîçin. çîre-kâr (f. mademki. 2.i.) hastalık. hypocondrie.) alın. zîrâ. çûn). kapıcı.) 1.) 1.s. (bkz: çûn). (bkz: nâsiye). cûg (f. gibi. Daltonizm. cildin mor.b. me'mur. bunun gibi.) ağaçtan yapma şey. 2. çünbek-zen (f. 2. çûn ü çirâ (f.) zool. murdar. sığırtmaç. devâbb) yük ve binek hayvanı. çûnîn (f.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan.s. çuha (f. şu sebepten ki. nice.i. boyunduruk.i.i.b.i. dert.i. çûha-dâr (f. çûbîn. (bkz: cüvâl-dûz). 2. 2. çîstân (f.b.) 1. maraz).) nasıl ve nîçin. pek kirli. becerikli. çüst (f. daavât (a. dabb (a. da'vet'in c.) çirkef. güzel olmayan.i. kap.

feryâd. eyvah. pâdişâh]. dâd-hâhâne (f. ateş düşürücü.b.b. dâd-rast).s.) adaletli.) [dâfik'in müen. dâd-ver (f.dâbbet-ül-arz (a. dâd (f. (bkz: zabu').) insaflı. (bkz: ihkak-ı hakk).) adaleti yayan. 4.s. dâfi'-i taaffün pis kokuyu defeden.) adaletli. doğru.) 1. (bkz. doğru olan hükümdar.b. Yâ dâfi'! ey Al-lahım! dâfi'-i beliyyât belâları savuşturan. . fetva.s. dâd-âver (f. (bkz: dâfi').s. hayatta olan biten şeyler. vergi. şikâyetçi. bir işe razı olma.i.i.) 1.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı. çocukları büyüten dadı.) Cenâbıhak. sızlanma.b.) lala. dâd-güster (f. Mâ-i dâfik menî. (bkz: âdil). dâderâne (f.) alış veriş. adalet isteyen.) adaletli.i. Tanrı. dâd ü sited alışveriş.c. hayat.) üvey kardeş.b. (bkz: âdil).it. dâfika (a. dâd-fermâ (f.). doğru.s.b.) adalet yeri. vergi.b. dâd-rân (f. dâfik (a.) üvey kardeş [erkek].) adaletli buyuran. dabu' (a. doğru. (bkz: adi). kuvve-i dâfia itici. dâd-gîr (f. dâd ü feryâd feryâd.s. hâkim.s. dad ü sitâd. antiseptique.zf.s.s.b. 2. figan.s.) eyvah.) 1. insâfeden.s.i. (bkz: âdil). (bkz: müzâd-ı taaffün). 2. nasip. savan. dâdû (f. dad (a.s.i. dâfi' (a. dâd-dih (f.b. 6. satış.) 1. mahkeme dîvânı. dâd-ger (f. hummayı gideren. yargıç.b. (bkz: birader).s. dâde-i Hûda Allah vergisi. (bkz: tazallüm). dâden (f. (bkz: âdil). (bkz: âdil). ihsan. şikâyetçi olarak.s.) adaletli.) kardeş. dâfia (a.i. dâder-ender (f. i. 2. 7.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. dâd ü diniş bağış. iten.e. bir işe ortak olma. adaletlilik. 2. dâd-hâhân) hak. (bkz: dâfik]. (bkz: ahz ü i'tâ). dâd-hâh (f.) vermek. adaletli.ha. dâd-sitân (f.) kardeşçe. 3.s. Allah. dâd-rast (f. savuşturan.b.) 1. dâfi'-i humma hek. doğruluk. defedici kuvvet.b. doğru. dad ü sitâd-ı dehr dünyâ alış verişi.) hakkı yerine getiren. defeden. dâdender (f. dâdâr (f.s. intikam alan.m. doğru. (bkz: âdil). 3.s. sel gibi şeyler].s.) adaleti yayı-cılık. dâd-güsterî (f.b. yardıma yetişen.b. dâdistân (f.b. feryat. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. dâder (f.]. veriş.b. Karâr-dâde karar verilmiş. yanıp yakılma.) verilmiş. Allah. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. fr.s. 5. dada (f. Cenâbıhak.b. dâdrâd (f. -dâde (f. kısmet. doğru. diba') zool. dâd-âferîn (f. doğru. dâd-ı hakk Tanrı vergisi.b. 2.zf.i.) adaletli. dâd-bahş (f. yardımcı. dad ü feryâd (f. doğru. meç. ' dâd-res (f.) fırlayarak dökülen [su. Allah'ın ihsanı. adaletli.b. dad ü sited (f.b.) adalet isteyerek. doğru.i.i. yardımcı. 2.b.s. [Tanrı ve meç.i.) [dâfi'in müen]. adalet. (bkz: âdil). adaletli. sırtlan. dâd-gâh (f. i.) 1.i. imdada yetişen.c. yardım eden. dâd-ı Hûda Allah vergisi.) halayık.) adaletli.i.

aşağılık j kimse].i.) hîle.) gönlü üzgün. oyun. çok üzgün. dâhile (a.zf. işaret.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi.i. içeriye mensup.) 1. bir şeyin içyüzü. içten.i.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü. dutumıc (a. adgas) rüya karışıklığı.) 1.s. içi. (bkz.i.s. dâhik (a. şişkinlik.s. fr.) azgın.) biy.s. dagal-bâz (f.) kaba kuşluk vakti. iç düşüncesi.h. dağdağa-fermâ (f. geçmez akçe.i. belâ. dâhil (a.s. 2. dâhilen (a. dıhk'den) çok gülen. dâgıyye (a.b. s. damga vuran.s. korkak. dâhike (a.i.s.).c. dahilî. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga.s.) hîle arayan.dafire (a.) gürültü. 3. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. 2.b. Dağıstan (h. dahîl (a. kalınlık. içdaire. içeri. dahâmet (a. (bkz: dega).) gürültü buyuran. dahîluk (a. dağı. dagal-dâr (f. dâhilen mütebâdil geo. hîle. anlayışlı ve uyanık. dâğıstan (f. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. dağlı.) kurbanlık hayvanlar. dahâyâ (a. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek.i.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. dahhâk (a.) hîleci.i. dehâ sahibi. câriye. son derece zekî. düzen. premisses. beyhude telâş ve ıztırap. dühûl'den) yabancı. sığınmış.s. sığıntı. s. 4.c. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç.) irilik. gönül acısı. dahâlet (a.s. dâg-ı elem elem yarası. dagal (f.i. elem yanığı.) iç ile ilgili.b. dahî (a. kızgın demirle nişanlanmış. hîleci. içters [açı].c. dâg-dâr (f. iç çokgen. kalınlığı.b. karaciğerin büyümesi. yanık yarası. kabalık. fr. daha (a. mu-sîbet.) dağlık yer. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. çok gülücü.i.zf. 3. başkaldıran. dâg-ber-dil (f. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. devâhik) azı dişlerden her biri. sana sığınırım. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. dags (a.i. dâg-zen (f-b. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur]. dahiyye'nin c. alçak. dâg-ı dil gönül yarası.b.i. gönül kıran. kocamanlık.) içeriden.s. hy-purtrophie. Dahhâk (f. [hek. meç. hileci. dâg (f. im. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği.s.) 1.i.c. dâh (f. sığınan. fr.i.) dahîye yaraşır yolda.) iç. yalvarırım. 2. önek.) gülen. dağdağa-i âlem dünyâ telâşı ve ıznrâbı.).i. on [sayı[. içeri girmiş. içe. 2. kalp.) dolandırıcı.) 1. dehalet). dâgul (f. irileşme. duhât) 1. zafîr). dâg-ber-dâg (f. dagal-perdâz (f.s.s. dubaracı.s. dâhî-ce (a. dubara. cercle inscrit. dâg-ı derûn iç yarası. s. devâhil) 1.zf. gülücü. . polygon inscrit. 2. fr. 2. münafık. (bkz. içinde. dâhilen mersûm dâire geo. patırdı. (bkz: deh). pıtırdı uyandıran. dâhilen mersûm mudalla geo.i. çerçöp. i. dağdağa (a. yaralı. pek müteessir.b. dâhiliyye (a.cü) rica ederim.b.) nişan. hizmetçi.

nüfuz. içaçı. dâî' (a. devâir) 1. kalın.m. donanma geceleri havaya atılan fişek. dahve (a. dahâmet'den. fikir.i. dahiyye (a. Encümen-i daimî devamlı encümen. dönen.s. mezar. 3.c. c. 2. i. dıhâm) iri. kuşluk vakti kesilen koyun.i.) 1.) bostan korkuluğu. girme. dâin (a.s. (bkz: dem-be-dem).) 1. (bkz. devam'dan). dahme-güşâ (f. duacı.) lâğım ve fişek atan.s. ilgili. dahve-i kübrâ kaba kuşluk. dâhiye yakışır bir yolda. dâî-i mazarrat zarar getiren şey.b. çok kurnaz adam. dâî-i dîrîne eski duacı. duâ'dan c. paralel. lahit.s. dahîm (a. her vakit. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah.i. dokunma.b. kabir.i.) çukur açan. s. 3. ilk kuşluk vakti. dâire-i azîme 1) astr. dâire (a.i.) hek. (bkz. dâhiye (a. dahilî istihale bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. (bkz: dîhîm.) devamlılık.st. devam edicilik. 2. musibet. dâim-ül-evkat her vakit. dâhis (a. sürekli. devr'den) 1. devâhin) duman çıkan baca. duhâ). dahilî zâviye geo. devam'dan) bir düziye. dua eden.s. dâim-ül-eyyâm her gün. dahi ü hare gelir ve gider. dahme-endâz (f. 2. niyet.) lağım saçıcı. 6.) 1.) alkolik. saçan. (da'vet'den c. dâhim (f. dâime (a. dâî-i şübhe şüphe uyandıran şey. duât) davet eden. dâhim (f. parmağın uçlarında. dâir (a. (bkz: udhiye).i.) 1. Umûr-i dâhiliyye iç işler. dahi ü ta'rîz işe karışma. karışma.s. iri yapılı [kimse]. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. 2. dahilî nizâm-nâme içtüzük. 2. yoğun.i. dahi (a. ait.i.) iri kemikli. sebebolan. dahm-ül-izâm (a.c. devreden. daimî (a. dâhül. devamlı. S. mezarcı.) taç. Dal-tonisme. -dâim.) dahîce. dâimiyyet (o.i. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük. etyaran.) nasip ve rızk. çember. dehâya) kurbanlık hayvan. dâyin). dâhiyan (a. dahme-feşân (f.) bilmek. 4. dahye (a. dâim-ül-hamr (a.b. felâket. dâinler vekili Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. dâhûl (f.c. dehm-ül-izâm iri kemikli. dâ-i Dalton fels. Meveddet-i dâime sürekli dostluk.s. 1. dâire-i aide ait olduğu resmî makam.s. dâhten (f. me'-murun çalıştığı yer.i. te'sir. dâhine (a. dahm (a. 2. dâire-i arz astr. [birincisi] erkek adı. sınır içi. Dalton hastalığı. dahîm. 2. devam'dan) devamlı.s.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. fr. dahme (f. iklîl).zf.Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar.zf. dâima (a.f. ev ve apartman bölüntüsü. türbe. esfer.i. zilli tef. (bkz: ber-devâm). dahilî ticâret yurt içinde yapılan ticâret.b. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen . deyn'den).i.s.i. dâiyân) 1.s. 2. tırnak diplerinde çıkan dolama. dahâmet'den) fazla kalın olan.

dâî'nin c. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti.s.i.) incelikleri gören.s. dakî-ka'nın c. hükümet dâiresi.herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. duyulmaz. dakik-i hâss has un. duacılar.) astr. cerc-le vertical. fırdolayı. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. dâire-i sadâret sadaret dâiresi. dakayık-ı umur işlerin ince noktalan. dâiren (a. dakikalar. dakika (a. arzın merkezinden geçmeyen boylam. yengeç dönencesi.f. dâiret-ül-burûc (a.i. dakika-dân (a. dâire-i faside fasit daire. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. dâire-i evvel-is-sümût astr. iç-*teğet daire. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. ufak. dâire-i tenvir astr. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta. dâire-i mestevî astr. toz hâline getirilmiş şey. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi. fr.) dua edenler. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. dakayık-ı edebiyye ed. a. bir saatlik zamanın altmışta biri. tutulma dairesi.i. istiklâl arzu-zu. ince.f. dakkalar. vazife. dakka. Fikr-i dakik ince düşünce.s. [istanbul'da. dâire-i inkılâb astr. çevreteker. dâire-zen (a.b. Dakayık-ül-hakayık (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. un. . bakanlık.) çepeçevre. ölçülü davranan kimse. dâire-i şakulî astr. dairevî (a. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. dâiye (a.b. dikkat'dan) 1. yörünge düzlemi. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. dâire-i resmiyye resmî dâire. vekâlet. pericycle. dâire-i küsûf astr. dâire-i husuf astr. nâzik. dakik (a.) tef çalan.zf. düşey dâire.) 1. boylam. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. sıfır dereceli baş boylam. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. ince düşünce. 2) den. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. ince noktalar.zf. dâire-i imkân imkân dâhili.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. dikkatli. edebiyatın incelikleri. dâiyân (a-s. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir.i. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet. dâire-i tül astr. dakayık) l. dakayık-ı hendesiyye geometriye ait incelikler. aydınlık dairesi. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. dakayık-ı fenniyye fennin incelikleri.s.s. dâire-i irtifa' astr.f. dâiren-mâdâr (a. fr. dakika-bîn (a. dâire-i muhîtiyye bot. dakayık ("ka" uzun okunur. 2.c. tutulmaz. dâire-i sıa astr. iç-daire. bilen. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım.c. dâire-i sagîre astr. dâire-i dâhilî mat. 2.b. dâire'den) değirmi. 'kısırdöngü.) dönerek. 3. 2.b.

b. çok gezen. dâlî (a.) anat deltamsı.) . dâme izzuhû [eskiden] "izzeti. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti. dâlî. fr.i. 2. dâm-ı belâ belâ tuzağı. etek [elbisenin.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan. dalâlet (a. dalâl-i baîd doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. 1. dalîl (a. deltoîde. sapıtmış. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. dâm-ı tezvir tezvîr. 2. aber-ration. dâmen (f. dakkak (a. yalan tuzağı.i. kapı aşındıran. ağ.s.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır. doğru yoldan ayrılmış.b.) 1.s. dâliyye (a.) doğru yoldan çok çıkmış olan. dakiki. dağın].dakika-senc (a. kanbur. dâmâd (f. dâm-ı ankebût örümcek ağı.s.zf. . dakk'dan) 1. dâmâd-ı hazret-i şehriyârî Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse. dakk-i bâb kapı çalma.b. dâm-ı zülf zülfün tuzağı.) etek.s. işaret eden.i. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. delâlet'den) mat. Fırak-ı dâlle doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları.s.i. dakikiyye (a-s.) güç şeylere akıl erdiren. dal (a. delâlet'den) delâlet eden.s. dalâlet'den) 1. daman.s. fasulye gib i şeyler]. s. fels. belirten. dakika-şinâ (a. dâmen (f.f. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma. 2. fr. dalâlet-şiâr (a. iki kat olmuş. vurulma. dâlle (a. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâlle (a. dakk (a.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. 2. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. günaha girmiş. çok sapan.f. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. tuzak. dam (f. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir.) güveyi.) 1. 2.i. kapı kapı dolaşan. vurma. determinant dallın (a. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir].i. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış.i. bahtı devam etsin. gösteren. dâme. hatâya düşmüş. (bkz: daman). fr. 2. dâmet (a. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. (bkz: dâliyye). dâm-ı girihgîr düğümlü tuzak. sapınç.s.) yanlış.i. kapı çalan. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. doğru yoldan sapma. anat.ha. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. Kamet-i dal iki büklüm olmuş boy.) 1.) çalma. günaha girmiş. sakat iş yapan. dâlî (a. dalâl. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir.i. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir.

dâmî). dâmia (a.) mercimek. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. kurşun.b. bilir. dâmen-keş (f.b. dâmıga (a. ovanın bir yanı.b. şikâyetçi. âlimlik.i.) 1. dâmûz.s. dana (f. dânâ-dil (f. damiye (a.b.) etek ile yelpazeleme. tane tane. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. kadın başörtüsü.i.b.b.i. dânâyî f.) 1. bilgililer.s.) büyük gübre küfesi. mahfaza. dâm-gâh-ı dîv meç. eteklik.) .s.i.e. görüşüp. 2.b. Kalem-dân kalemlik.) etek öpen.) dağ eteği. ambar. bilgiç.) tane.s. dâmvez (f. gülle.s.i. dâne (f. namuslu kadın. bilen.s.i. kulyabani.) tane toplayan. dâmgul (f. Dil-i dana bilir gönül.) "eteği uzun" meç.) gönlüyle anlayan.b.) "etek toplayan" nazlanan. -dan (f. bilici. 2.) elini eteğini çeken. (bkz: dan).i. dâne-i şirâre kıvılcım tanesi.b.i. dâmî (f-i. dânâ-yân) bilen.) bilicilik. dânâ-yi Tûs (Tus'lu) Firdevsî.s.) 1. hasım.b. iffetsiz. dânâk (a. dâmen-der-meyân (f. dâmen-zenî (f. dan (f.) 1.) bilenler. dânak.b. s. çekirdek. dân-çe (f.b. s. Sürme-dân sürmelik. 4.b. dâmenî (f.c. dânek (f.s. bir işe karışmayan. (bkz.i. [bu] dünyâ.) hek.s. dâmen-âlûde-gî (f.i. 2. damla damla kan sızdıran yara.) eteği belinde. Mürg-i dana konuşan papağan. kab mânâsına kelimeler meydana gelir. İğne-dân iğnelik.dâmen-i afv ile setr affedilmek. . Nükte-dân nükte bilir. tohumluk. yapar. devşiren.i. ahmak. 2. dâne-çîn (f. 3.) 1. Ateş-dân ateşlik gibi. vücutta peyda olan ur.b. dâmen-huşk (f. etek bulaştklığı. dâm-gâh. davacı. dâne-dân (f. Arapça. dânâ-yi Yunan Eflâtun.) 1.) yavaş yavaş. tane.. Nemek-dân tuzluk.i. dâmen-der-meyân-ı gayret ol bir işe canla başla girişmek. işe hazır. dâne-i hardal hardal tanesi. dâmen-çîn (f. (bkz: dânük). 2. etek tutan. 2. gönlü çok aydınlık. dâm-yâr (f.) tuzak kurulan yer.i.b.s. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. naz eden.i. (bkz: âlim). avcı. eteğe yapışan. Suhan-dân sözbilir.i.) 1. bilgiçlik.i.b. tohum atılmış tarla.b. dâmen-i sahra kırın eteği. 2. dânâ'nın c.c. Farsça.) . Nâ-dân câhil.) eteği bulaşık. 2) güneşin parıltısı.) etek sallayan.) etek öpme. dâm-geh (f.i. konuşulan kişi. devânık.s. dâne-i hâl tek ben.) tane. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara.i.) "eteği kuru" meç.b. dâmen-bûs (f.) hek. dâmen-i canan sevgilinin eteği. dâmen-gîr (f. dâmen-bûsî (f. 3. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök. dudu. (bkz: dânek). dâmen-derâz (f. kanı akan yara. gibi. dâmen-âlûde (f. etek öpme töreni. dâmen-zen (f.i. dâmene (f. tohum.i. çevresi. iffetsizlik.b. tuzakçı. dağınık. 2. dânâ-yân (f.s.

dâr-ı dünyâ). dâne-rîz (f. dânik (a.b. dâniş-perest (f. dar-ı dünyâ dünyâ. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. (bkz: dâr-ı cihan.i. dâr-ül--imtihân).).i. 2.b. (bkz: dânişver. dâniş-nâme (f. dar-ı emân Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. dâniş ve bîniş (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü.c.b. Dânük çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı. bir dirhemin dânisten (f. dâr-ül-ukbâ ahret. dâniş-verân (dânişver"in c. dâr-ı âhiret ahiret. dâniş 1. dâniş-âmûz (f.s. dâr-ı şeşper.s.i. dâr-ülimtihân]. dâr-ı cihan [bu] dünyâ.s. dâr-ülemkân. haberli.) bilen. dâniş-gâh. dâniş-sâr (f. dâr-ı şeş-per. dâniş-ver).dânende (f. dâr-ı hüzn. dâniş-men-dân) 1. dâniş-mend (f.s. dâniş-mendân (f. ilim. dâr-ı hüzn. dâniş-gede (f. üniversite.b. dâr-ül-emkân. dâr-ı harb Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. öbür dünyâ. dâr-ül-imtihân). 3.b.) bilgiçlik taslayan. dâr-ı fena dünyâ.b. Dâr-ı ahzân (hüzün. âlim.m.) dânişmentler. (bkz: dâniş-ger. dânişverân) âlim. dâniş-geh (f.) bir dirhemin altıda biri.) ilimi.i. tohum serpen dang (f. didactique.) öğrenici. dar-ı beka ahret. (bkz: dâr-ı ibtilâ. c. dâr-ı ibtilâ dünyâ.s.s. dâr-ülemkân. (bkz: dânâk).s. öbür dünyâ.) bilgi yeri. dâniş-ger (f. dânişî). dâniş-ver (f.) bilmek. dâr-ı ukbâ.s. bilimi seven dâniş-pezîr (f. (bkz. dânişî). dâr-ı hüzn dünyâ. dânişî (f.) tane döken.) bilgin. Ehl-i dâniş bilgi sahipleri. .) üniversite.i. dâr-ül--imtihân). dâr-ı şeş-per. Tanzimat'tan önce. dâniş-geh. dâr-ı şûrâ-yı askerî 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. âlimler. 2. dâr-ı şeş-per dünyâ.s. yurt. 2. [1296 yılında lağvolunmuştur]. Yakub'un evi. fr. dâniş-gede). kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse. dâr-ı naîm Cennet. dâr-ı şeşder (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ı ibtilâ. yer. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. bilgili. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır].) şahadetname. i. dâniş-mend'in c. (bkz: dânişger. dâr-ı pilpil (bkz: dâr-ı fülfül). öğretici. dâniş-gâh. dar (a.b. dâr-ı ibtilâ.i.) bilgili.b. dâr-ı ridde aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. 2.b. üzüntü evi) Hz. bilgin. erkek adı. dânende-i serâir içindeki sun bilen. ev.) l mangır.b.s. Encümen-i dâniş akademi. bilgi.i. biliş. dâr-ül-emkân. (bkz: dâr-ı dünyâ).b.b.c.) 'bilginler. (bkz: dâr-ı hüzn. âlim. dirân) l. dâniş-fürûş (f. dâr-ı gurur dünyâ.b. bilgin. dâr-ı gurur.) bilgin. mektep. dâr-ı islâm Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. (bkz: dâr-ı gurur.

(bkz. . dâr-ı şeş-per.. ağaç. darabân-ı kalb kalbin vuruşu. darabân-ı şedîd hek. mat. dar (f. darb-ı unk boyun vurma. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. 5. dırgam'ın c. biy. darb-ı nutk dilin gücü. (bkz: dâr-ı cihan. edrâk. (bkz: tezellül). şiddetli çarpıntı. darâgım (a. savaş. 2. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler.i. fr.i.c.i. dâr-ı şeş-per. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. dâr-ı gurur. dâr-ı ibtilâ. dâr-ül-emkân dünyâ. dârât (f. çarpmalar.i. darb-ı sikke para basma.b. darb-ı Türkî muz. vuru.f. durûb) 1. gibi. darb ü cerh vurma ve yaralama.) l.) ortak kadınlar. çarpma. darre'nin c. dâr-ül-imtihân). darâat-nâme (a. kol kuvveti. kalp çarpıntısı.c.) savaş. 2. (bkz: zarâat). sahip. Dara (f.) 1. dar (f. darb-ı feth muz.) 1. Alâka-dâr alâkalı. çarpma.) 1. darb (a. hükme mâlik. 3. (bkz: darb-ül-yed). Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. 3. (bkz. daraban (a. dâr-ı ibtilâ.) 1.) arslanlar. çarpış. 3. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. batte-ment. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı.i. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). darb-ı dest el. vurmalar.) yazarının kendisini küçülterek. darb-ı rikâb (bkz: darb-ı unk). mâlik. vurma.dâr-ı zimmet Müslümanların ahit ve emânını. (bkz: zarâgım). vuruş. daraka (a. 4. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup.i. 2. darb-ı mesel atalar sözü. direk. zarb). deriden yapılmış kalkan. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. darr). darabân-ı dehr zamanın değişkenliği.i.s. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. darbe'nin c. 2. hüküm sürme. 4. 2. alçalma. bir çeşit kumaş.). büyük gösteriş. Hisse-dâr hisseli. dâr-ı gurur. (bkz: darb-ül-lisân).li. şan. derk. 2. tutan. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. kumalar. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. dâr-ül-cihâd İslâm sınırları dışındaki ülkeler.) 1. darâir (a. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. kurma. çarpıntı. . dar (a. Alem-dâr bayrak tutan. Keykubad.) debdebe. dâr-ül-cezâ ahret. para basma.. sahip olma. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı. 6. Hükümdar hükme sahip. darâat (a. kendini küçültme. miskinlik gösterme.i. dârâyî (f. dırâk). Cenâbı hakk'ın bir adı.i. dâr-ül-emkân). darabât (a. darağacı. ed. 1. ata sözleri. -dar ( f. hükümdar. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. kuvvet. Defter-dâr defter tutan.i. vurma. 2. dâr-ül-imtihân dünyâ. darb-ı hiyâm çadır kurma. 2. dâr-ı hüzn.i. (bkz: dâr-ı cihan. 3.i. ilgili. küp dibinde kalan tortu. dâr-ı hüzn. dikme.i. Bayrak-dâr bayrak tutan.i. (bkz: dârû-berd). güç.) vuruşlar. dar ü gîr kavga. dövme.

a. darbe-i cenah kanat vuruşu.i. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. dârât). madenî levha üzerine kabartma nakışlar yapan. çarparak. belâ.b.) karabibere benzer uzun taneli baharat. darb-ı mesel). (bkz: darb-ı dest). darbe-i hükümet hükümet darbesi. 2.zf. darbe-i hasar zarar darbesi.) ilâç.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. darrâ' (a.) tarçın renginde olan.i. döğerek.i. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir.) eczâhâne.b. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer.i.) yer ve yurt. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].c. değirmi. dâreyn (a.i. darb-zen (a.) ) para basılan yer. kabir. . ay ağılı.) l. dâr-bâz (f. dârende (f.) darba ait.) ilâç satan.s. fr. keder. dârib-i müşterek mat.s.) sıkıntı. darsînî dâr-çînî darr (a. darbe-i şedîd şiddetli vuruş.b.i. darîr (a. şiddet. darbe-i serd soğuk vuruş. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç. ortak çarpan. (bkz: zarîh). yazdıktan manzume. vuruş. dârib-i müşterek-i asgar mat. 2) kadınların yüzünü örtmesi. belâ.i. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. dârû-furûş (f.darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı.) mezar.i. dâric (a.i.b. 2. dârende-i menşur ferman almış. Tarçın suyu. dâriyye (f.b.b.) aynı ölçüde olan iki vuruş. dârçînî (f. (bkz: derem-serâ. darr (a.i.) 1. dâr-ül-âfiye (a. (bkz. dere 'den) yazılma. (bkz. içine girme. 2. adırrâ) anadan doğma kör.s. dâire.) 1. dârende-i ferman.).) canbaz.a. (bkz: darb-ı nutk). döven. dar ü diyar (f. dârib (darb'dan) darbeden. çarpma.i.) 1.i. vazife.b.) zarar.c. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. dâr-i fülfül (f.b. dâr-ül-aceze (a.) dîvan şâirlerinin. dâr-üş-şifâ).b. dâre (f.b. dârû-hâne (f.) atalar sözü.b. ferman almış.i. kale döven. direk. kol kuvveti.) kiriş.i.s.) zararlı.c. darre (a. tutan. darb-ül-yed el.s. zarb-hâne).f.i.b.f. dârib-i müşterek-i ekber mat.) mihnet.eczacı. caup d'etat.i. darben (a.i.i. darbeyn (a. darb-hâne (a. darbe (a.) ortak kadın kuma dârr (a.i. vurma.i. debdebe. dârçîn (f-i-) tarçın. darbe-i kahr ezici darbe. getiren ulaştıran. 3. dâr-ül-akakir (f.) ecza saklanılan yer. (bkz. belâ.i. 2.c.i. ata sözleri. dârû-berd (f. dârbâm (f. darbımesel (a. vurarak. darb-ül-lisân dilin gücü.) yoksullar yurdu. darîh (a. darbî (a.) ihtişam. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir. darb ile ilgili.i. u dârû (f. saklayan. darabât) 1.i. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. rahatlık ve sıkıntı. darbe-i himmet himmet vuruşu. 2. çarpan. musibet.i.

b.) başşehir.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı. savaş. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').i.i. dâr-ül-muallimîn-i âliye yüksek öğretmen okulu. dâr-ül-maârif (f. f. dâr-ül-fevz (a. yoksullar yurdu. dâr-ül-elhân (a.i. dâr-ül-mesnevî (a.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.a. â h i ret.a. dâr-ül-hilâfe (f.i. b. dâr-ül-kurrâ' (a.b. dâr-ül-fenâ (f. dâr-ül-mülk (a. dâr-ül-harb (a. 2.b.) "zafer.i.i. sığınılacak yer.b.b. okul. dâr-ül-muallimât (a. dâr-ül-karâr (a.b.i.b.dâr-ül-âmân (a.b.) 1.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.i. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu). kavga meydanı.i.i.i.i. dâr-ül-ilm (a.) Cehennem.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı. dâr-ül-kadî (a.b.b.b. [1848 de Sultan Mecit devrinde. dâr-ül-fünûn (a.) hafız yetiştirme yurdu.) Dünyâ. dâr-ül-emâre (a.) islâm ülkesi.b.i.) "secde yeri Kemah'ın eski adı.) Âhiret.b.b. dâr-ül-hadîs (a. Fâtih civarında kurulmuştur].i.i.) emaret dâiresi. kütüphane.b.b.i.b.i.b. dâr-ül-kemâl (olgunluk evi) İstanbul şehri.i.) üniversite.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.i. dâr-ül-it'âm (f.b.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu. dâr-ül-bedâyi' (a. her zaman harp sahası olabilecek yer.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep. i. dâr-ül-mesâî (a.i.i. dâr-ül-bevâr (a.i.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad. dâr-ül-beyzâ (a.b.b. dâr-ül-mescid (a.i.b. dâr-ül-kütüb (f. dâr-ül-azâb (f. çalışma yeri.b.i. dâr-ül-izz (a. dâr-ül-muallimîn (a.i. dâr-ül-fahr (a. h.) konservatuar'ın eski adı. dâr-ül-celâl (a. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur].) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur. dâr-ül-istihzâr (m h i ) laboratuvar.i.b.b.b.) mahkeme. dâr-ül-harb). dâr-ül-huld (a. 2.) 1. dâr-ül-kıyâm (kıyamet evi) öteki dünyâ.) beka evi. hükümet konağı.b. dâr-ül-huffâz (f.a. başkent.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur.b.b.a.b. dâr-ül-mecanîn (a. dâr-ül-mûsikî-i Osmânî (a. dâr-ül-bugat (a.a.) akıl hastahânesi.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.) Cehennem.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.i. dâr-ül-bâb (a. i.) kız öğretmen okulu.i.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı.i.i. dâr-ül-feth (a.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı. dâr-ül-cihâd (bkz.) imaret. İstanbul'da.i. okuma salonu. dâr-ül-İslâm (f. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep. istanbul.b.i. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur].) kıyametten sonra kalınacak yer. [ilk adı "Valde Mektebi" idi].i. atölye.) hilâfet merkezi.b. İstanbul'da.) erkek öğretmen okulu.i.b.b. Cennet.i.i.) kitabevi. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.b. .a.) korunulacak.b.

b.b.b. simsar. dâr-ün-necât (a.i. 2. yıpranmış.s. (bkz.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı.b. dâstânî (f.i.b.) Cehennem.b.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.i. dâr-ün-naîm (a. dâr-üz-zafer (a. dâse (f.i. dâr-ül-cihâd).b. dâr-üş-şafaka (a.a. 5. Kureyş reislerinin. orak. dâr-ül-pehlevâniyye (a.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı.dâr-ül-mülk-i Osmânî İstanbul. Cennet. tutmak.i. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.b.i.i.b.b. Hz.) orak.b. dâr-üt-tedrîs (a.i. 2.) hastahâne.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel. destan. destan ile ilgili. dâr-üs-sıhha (f. dâr-üş-şifâ').b.i.) tellâl.ü (a. 2.i. dâr-ülIslâm). epope. dâr-ün-nüzhe (a. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. 4.) "pehlivanlık.b. dâstâr (f. 2.) "saltanat yeri" Bursa.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı. dâstân (f. orakcık.b. köhne. b. dâr-üs-saîr (a.i.i.i. (bkz. dâr-ür-ridge (a. Selim zamanında. dâr-üs-sanâ'a (a. dâr-üt-tıbb (a. dâşte (f.). dâr-ün-nusrâ (a. Bağdat'ın eski adı.) Cennet. 2. nîrân). 2.b.i.i. (Sonraları.b. dâr-üş-şifâ' (a. dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî (a.i.) 1.a.i.i).) 1865'te istanbul'da. .) sanatyeri.i. doğumevi. dâr-üs-sugr (a.) tellâl.b. fr. sedef otu. kahramanca. dâr-üs-saâde ağası sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası.) saadet yeri. yeni ay. bot.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu.i. Edirne. dâr-ün-nasr (a.) 1. dâr-ür-râhe (a. 3. meç.) 1. dâr-üt-ta'lîm (a. simsar.b. dâr-ül-ulûm (a.b.i. masal.b.b.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.b.) "âlimler. şöhret.) şifâ yurdu. destancı. dâr-ül-vilâde (a.a. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise.b. dâstân-serâ (f. dâs-ı zerrin altın orak.s. tuzak.) üniversite.) hastahâne.i.b.i.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.b. saray. (bkz: matbaa-i âmire). dâr-üs-saâde (a. mâlik olmak. dâr-üt-tıbâat-il-âmire (f.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı.i. 3.i. (bkz: dâs).i. dâr-üs-sulh (a. zaptetmek.) 1. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.) çanak çömlek ve kireç ocağı.b. dâr-üt-tedâvî. (bkz: dâr-ül-fünûn).f. dâr-ür-rif'a (a.i. tımarhane. dâşten (f. 4.b. destan kahramanlarına yakışacak surette. dâr-ül-ulemâ (a.i. görüp gözetlemek.i. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. dâr-üs-selâm (a.) 1. hikâye. sağlık yurdu.i.) destan okuyan.b.i.b. ün.b. (bkz.i. meç. dâstâr (f.s.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne. tahra. elde etmek.). eskimiş. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.b. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad. mâlik ve sahip olmuş.m.) 1. epique.i. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].i. dâs (f. (bkz: dûzah. dâsâr.i.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.i. dâr-üt-tırâz (f.i. meç. dâs (f. eskimek. dâr-ün-nedve (a.) III. (bkz: dâr-ı naîm).) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı. dâr-üs-saltana (a.

i.) hek.b. Cenâbıhakk'ın adı.n. (bkz: dâ'üs-sebât). dâ'-ül-mücterr (a.i. dâ'-üz-zehr (a.) hek.b. bir cilt hastalığı.i. dâ'-üs-sahrâ' (a. atlarda görülen sinir hastalığı.) hek.i) hek. dâ'-ül-ferfîr (a. dâ'vet'in c. dav (f. teşhircilik.b.i.b.) hek. nöbet.i.i. alcolisme. sedef hastalığı.b. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık.b. 2.) hek. sıraca hastalığı.i. dâ'-ün-nibâh (a.) uyuşukluk. firengi hastalığı.i. yurtsama. gut hastalığı.) hek.) yürek çarpması. hypocondrie. dâ'-üs-sebât (a.b.) dâva açan kimse. kuduz hastalığı. hâkim]. dâ'üş-şa'r (a.i.) 1.i. dâ'-ür-raks (a. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık.) hek.b. da'vât (a. dâ'-ül-câversiyye (a.) hek. dâ'-üz-zi'b (a. dâ'-ül-fîl (a.) hek. dâ'-ül-küûl (a. kurt hastalığı denilen açlık. dâ'-ül-fecl (a. dâ'-ül-hanes (a. hâkim ve vezirle ilgili olan.) hek. vezir veya hâkim. saç döken hastalığı.b.) hek. (bkz: dâ'-ül-cümûd).b.) hek. da'vâ vekili (a.b.b.b.) hek. 2. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.i.b. dama.) hek. karasevda.) hek.i.) hek. dâver-âne (f.i.b.b.i.) hek.b. havlar gibi sesler çıkarıp soluma.t.i. dâva. sinir hastalığı.i. dâverâ (f. doymazlık hastalığı.b.) hek. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.) hek. dâ'-ül-esed (a.) hek.b.c.i. dâ'-ül-hader (a. dâ'-ül-gussa (a. 5. doğru.b. dâ'-üt-teşhîr (a. da'vâ (a.i.i.) yurdunu arama. dâ'-ül-kalb (a.i. dâ'-ül-efrenc (a.) 1.b.s. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.i.i. 3.b. 4.i. saçkıran.i. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık.i. insaflı olan hükümdar. dâ'-ül-cev (a. mat.i.i. oyunda sürülen para. 3. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra.) hek. teorem. bir cilt hastalığı.i. 2. dâ'-ül-hanâzîr (a. çağırmalar. (bkz: dâ'-ül-efrenc).) hek. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse. dâ'-ül-merak (a.i.i. satranç.b.b. dâ'-üş-şeyb (a.) hek. doğruluğu seven bir .b. utaçıcılık. dâ'-ül-kelb (a. erkek adı. deâvî) 1. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. 2. duvar sırası. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.i. 3. dâ'-üs-sa'leb (a. da'vâ-yi bî-ma'nâ saçma iddia. uyku hastalığı.) hek. yurdu özleme. iddia.) hek. dâ'-ül-esâbi' (a. geviş getirme hastalığı. dû'-üs-sedef (a.) ey dâver! [hükümdar. dâ'-üs-sevâd (a.) hek. (bkz: dîk-ı nefes).) hek. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.i.b. havlama hastalığı. fr. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı. mesele.) hek.b.b.zf.) 1.) hek.) hek.) 1.i.b. 4. davetler. alkolizm. melankoli. karasevda.i. dâ'-iis-sıla (a. dâ'-ül-behr (a.b. da'vâ-yi nübüvvet peygamberlik iddiası.b. (bkz: dâ'--ül-fîl). vezir. nefes darlığı.i. dâ'-ül-cümûd (a. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. dâ'-ül-nıülûk (a. da'vâcı (a. [cemî şeklinde] dualar.b.) saç ve sakal ağarması hastalığı.dâ'-ül-alîk (a.i. 2.b. dâ'-ül-asab (a.i.b.b.i.b. fr. dâver (f. sövme.b.i.

debâbîs (a. debg (a. kaz. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. decâce (a. Utarit. eski usul. horoz ve piliç cinsi. (bkz.i.) pek dar.i.b.i.c.i. debbâğ (a. kur. müsteşarlar. 2. debîr-i felek). debîr-i çarh (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. s.i.büyüğe yakışacak surette.) l. okul.) âdet.i.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu.) 1. debûs (f. Zırh-ı Davudi Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi.i.) taya.) 1.) topuz.). debbûs (a. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur].) borç veren. dâye-gî (f. debdebe (f.i.i. deri terbiye eden kimse.i. (bkz: da'vâ). debistânî (f. debistân (f. alacaklı. (bkz. 2. meseleler. dua. tarz. okullu. debbûs'un c.i. 2. çocuğa bakan dadı. tavuk. (bkz: dicâc. haşmet. 2. . da'vet (a.) kalem odası. debâle (f.f.i. 2.i. pa-yandalar. dadılık. dücâc). debdâb (f.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir.) şöhret. gök cismi. 5. müsteşar.c. debbâbe (a. dayyık (a. tantana. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. 3. Sesi güzel ve şâirdi. debîr-istân (f. 2.i. dâva ve mahkeme. iyi ile kötüyü ayır-detme.i. çiçekli ipek kumaşlar. sepici.i. deâvî (a. debbûs-i âhenîn (a.) astr. 1.i. dâye (f. savaş meydanı.i. decâce-i Hindi Hint tavuğu. davudi (a. kaide. dücüc) 1. (Merkür) gezegeni. azamet.) çağırma. mahkeme.) duvar sırası. Merkür.) 1. da'vâ'nın c. müdâfaa edilen fikirler. decâc (a. dâvalar.c.) mektepli. 2. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı.) mahkemeye başvurmalar. hindi. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. büro.f. debîr-i felek astr.b. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz.).) 1. sütnine. usul. kâtipler. (bkz: dârât). debûr (a.) topuzlar.b. kavga.i. sepilendiği yer. zay'a). dâyin (a. debdâb (a. debâbîc (a. büyük bir gösteriş.i. (bkz: debûs). yalancı Mesih.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses.) batı rüzgârı.s. yazıcılar.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti. (bkz. gelenek.b. debîr-i asman astr.) 1. debîrân (f-i.) demir topuz. Deberân (a.i. gürültü. da'vet-i mesâib belâları davet etme.i. bir kimseye hâlinden şikâyet etme.i. 2.i.i. [adliye nezâretinden öncedir].i. debâbîs) topuz. s. dâverî-gâh (f.h. decâciyye (a. hükümdarlık. de'b-i dîrîn eski âdet. patırdı. debîr (f.i. 4. batı tarafından esel yel.s. dây (f. kâtip. debbâğ-hâne (a. çağrı.b. Dâvud (a. Deâvî nezâreti Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. hâkimlik.i. dâverî (f. ayın dördüncü durağı. dîbac'ın c.i.) destekler.s. dicâce.) bir kimsenin hakkını araması.s. tavuk.i.) dallı. (bkz: debbûs). deccâl (a. deâim (a.) mektep. 2. de'b-i kadîm eski âdet. da'vî (a.i. dücâce).i.i. Utarit. sepileme. yazıcı.) tavuk. ululuk. de'b (a. dıâme'nin c. day'a (a.) deriyi terbiye etme. dücüc). dibâgat).) tabak.i.) davul.) 1.s.) dayalık. (bkz.i. da'vetiyye (a. ziyafet.) ağaç kavunu.debîr'in c. debagat (a.

[eskiden] mâliye vekiline verilen unvan. 4. yollar. sıkıntıyı giderme.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad. giderme. kitap cildinin iki yanından her biri. def'-i hararet hek. kez. ded (f.s.zf. defâin (fa. defn (a. defn-i meyyit ölünün gömülmesi.f. defin (a.i. Grekçe'den gelmedir]. defâin) 1. [Farsçası da "defter" dir.) kurbağalar. huk. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. defa'nın c. def ü ref savma. defîn-i hâk-i ıtırnâk güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].i. 2.i. dıfda'ın c. kederi. defter-i Hâkanî devletin mal.) âdet.i. deeb (a.c. yan.yalancı. verme.b.) kereler. defter-i yevmî günlük defter. def'-i mazarrat zararlı şeyleri yok etme.i.i.i. deffe (a.c.i. def'-i taaffün (bkz: izâle-i taaffün).i. defaât) kere. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. savma. deff (a. defâdı' (a. def (a. defâtir (a. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi.i. defâtir-i atîka eski defterler.i.i.) l. defâtir-i resmiyye resmî defterler.i. öteye itme.i. gömülme. . Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. 2. 2. (bkz: deff). birden. defaât (a. defateyn (a. gömülü. mizahî bir dergi. deb-i dîrîn eski âdet. kezler. kıymet ve değeri olan kimse veya mal. gömüler.) gömme. def (f. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı.zf.i. define (a. deffeteyn (a. 3. bir yerde oturma. (bkz: medfûn). defîne'nin c. defaten (a. Zühre yıldızı. birinci defa. tasayı giderme. deffâf.) bir defada. def'a-i ûlâ ilk defa.i. defter-i kebîr "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri. deffâfe-i felek astr. defter'in c. kuşkuyu giderme. (bkz: levha-teyn). 3. ortadan kaldırma. kaldırma. 2. defter-i a'mâl yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya.s. def'-i gamm gamı. defaten ba'de uhrâ tekrar tekrar bir çok defalar.) 1. bol yağmur.c. 3. ateşi düşürme.i. edebî. def'-i dem hek. tehlikeyi savma.) tef çalan. savulma. birlikte dikilmiş kâğıtlar. (bkz: def-zen). def'-i meclis toplantıya son verme. tapu ve kadastro.) 1. 2. defn-i emvât ölü (leri) gömme.) defterler.) tef. yüz.) et yiyen yabani hayvan. dâire. Dâd ü ded [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. havanın bulutlanması. (bkz: defter-hâne). decn (a. def'-i şübhe şüpheyi.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler.) iki defa. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. defa (a. yol. def'-i belâ belâyı. defter-dâr (a.c.) tef.) 1. defn'den) gömülmüş. def'-i hacet aptes bozma. deffâfe (a. sahtekâr. def ü tard askerlikten ihraç. defter (a. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva.

dehâ sahibi. deh-dehî (f. i.s. cihûn). dehen-güşâ (f.s. çiftçiler. deh-sâle (f. 2. dehr (a. dehr-i bî-direng kararsız dünyâ.) dağ mağarası.) 1. ittifak. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı.). kalpte kulakçık kapakçığı.) astr. dehrî. ve s. saf.s.f. dünyâ. dehâne (f. (bkz: dehene).i.i.b.) on gönlü olan.defter-hâne (a. koridorlar. dehşet).i.b.b.b. dehrî'nin c. i.f. çöl. sahra. susmuş.) nâre. (bkz. .) ağız yıkama. küp.i. 2.s. dehriyye (a. (bkz: seyyare).i. devir. dehlîz'in c. karanlık.) dâhîlik. dehân-ı istihza (alay ağzı) alay eden. dâh). dehân-beste (f.s. köylüler. dehr-i bî-sebât sebatsız dünyâ.b. dehhâş (a.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. dehân-güşâ (f.) 1. dehâ sahibi olma. defterî (a. gezegen yıldız.) ağız oynatan. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. dehş (f. dehâkîn (a.c. tabur. dehân-ı teng dar. dehâr (f. habislik.) 1.i. def-zen (a. (bkz: as-ced).) ağzını açan. çok korku veren. dehnâ (a. 2.) deh-rîler.f. (bkz: aşr. kalp [para]. köy ağalan. hîle. dehriyye (a. dehâlîz) 1.b.i. deh-sâl (f. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. ufak ağız.i. dehân (f. hîlekâr.). dehen-bâz (f.) birlik. dehalet (o. 2. dehân-güşâ).i. ağız temizleme. dehene (f. dehâlîz (a.) kapanmış ağız. fr. dehâ-kâr (a.b. (bkz: dehrî).) tahra.) zekîliğin. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. dehr-i dûn aşağılık dünyâ.c. (bkz: deffâf). (bkz: âlem. dehân-ı safa safa ağzı.i.i. bir tarzda hareket. söylemeye hazırlanan. (bkz: dihlîz).) testi. deh-dile (f. alaycı söz. i. habîs.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu.i.) dehâ yetiştiren. dehâ-perver (a. 3. çatlak.s.i. dehr-i âşûb dünyâyı karıştıran. deheş (a. defterci. dehen (f.) 1.) hâlis altın.s. zaman. deh (f. dehriyyûn (a. materialiste. kovuk. dehâne-i küb küp ağzı.). iyi. dehre (f.i.b. 2. dehişt (f. dehliz (a. dehân-ı hadîd kurumuş ağız. on yaşında. (bkz. 2.s. genie. dehân-ı küfrân nimetin kadrini bilmezliğin. fr.s.s. erkek adı. feryat. fr.s.i. (bkz: dehâne). dega (f. 3.s.) ağız. (bkz: dehen). (bkz.i. dagal). (bkz: dehân). vefasız. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.) deftere mensup. hek.s. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. harcâî. dehâz (f. bulanıklık.i. deh (f. sıra.f.b.i. dehr-i fâni geçici dünyâ.b. dehâ (a.i. materialisme.i. dehen-şûy (f.i.) on yıllık.b. hol.). geveze.) tef çalan. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.i. tefci.) çok dehşetli.b.i.b. güzel. 2.) dehâlı.) ağız. dihkan'ın c.) holler.c. dehr sûresi Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir. koridor. (bkz. kargaşalıklara yol açan [güzel]. dehâne-i tennîir fırın ağzı. dehâet (a. deh-riyyun) 1.s.s. dülıûr) 1. iyiliği inkâr edenlerin ağzı.) on [sayı]. defter-i Hâkanî). bir işe başlama. ittihat.i) geniş ve susuz ova.

s. deh-üm (f. dehyâ' (a. sürtme. delâl (a. yamalı dilenci hırkası. (bkz.) gül tohumu. şahit.i. musibet. yol gösteren. hatırlama.) zool.) el ile ovma. belge. delk-pûş (f.i.i. delîl'in c. tanık. delâlet'in c. delîl-i ilzâmî inandırıcı delil. kesin kanıt. işaret. dilenci. dehûn (f-i-) ezber okuma. dehşet-âgîn (a.i. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe.s.i. dehşet-bahş (a. oyun. sevimli görünecek hal.b.b. dehşet-âver (a.s. sansargiller. hile. ürkme.s.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.f. şaşma. kanıtlar.) fındıkçılık.f. tokuşma.s. durum. yol gösterme.s. ovuşturma.) onuncu.). kılavuzluk.s. sansargiller.).b. 2. kanıt.) 1. su kovası. (bkz: desise). alâmet olma. (bkz: beyyine. ürkütücü. sağlam. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. (bkz.) dehşet saçan. dellâle (a. 2.) yol göstermeler.f. satılacak şeyi satan. 3. dehşet-efşân (a. delâlât) 1.i. dek (f. dehşet-nisâr (a. işve. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse.) dehşet veren.s. delbiyye (a. delv (a. delîl-ül-ibâd Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H. kılavuzluklar.f. korkunç. 2.i.s. Dâhiye-i dehyâ çok büyük belâ.i. dilencilik.) 1.b. destvân). oyuncu. konuşma. cilve. delîl-i nakli üstad delili. delâlât (a.i. koketlik.) korku veren. delâil-i kaviyye sağlam deliller.) naz. yıldıran.i. delk-i istimna' el ile bel getirme. delâil (a. . korkulu. alâmet olmalar. Delkıyye (a.i.) ürkütücü.f.) delâlet eden şeyler. insana güzel.b. korku ve telâş gösterme. akla şaşkınlık verecek surette korkma.s. delk (f. 4. riyakâr adam. (bkz: öşr).c delâil. çatma. tellâl. s. delîl-i kat'î kesin delil.) onda bir. dekâkîn (a.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın.f.dehşet-bahş).c. muhkem.i. dellâl (a. delâlet (a. burhan). astr.i.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. tellâk. s. çok korkutan.) eski elbise. münâkaşa neticesinde bulunan delil.i. korkutan. delk (a.i. delâlet'den) 1.) korkunç. 3.s. delk-i şedîd sert ve şiddetli ovuşturma. dehvâ' (a. dehşet-nâk (a. dehşet-engîz (a.f. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. deli (a. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. (bkz: delil). korkunç. zool. dellâliyye (a.b.b. delik (f.) tellâllık parası.s. dellâk (a. on iki burçtan birinin adı olup.b. kılavuz. gösterme. dükkân'ın c.b.b. delk bi-l-mesfere hek. delâil-i târihiyye târihî deliller.f.s. delîl-i aklî düşünülerek bulunan delil. delîl (a. 2. ovuşturulma.i.i. dek-bâz (f. korku.) hîlekâr. 2. 2.) dükkânlar. delîl-i cedelî huk. 5.) eski aba veya hırka giyen. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse.) korku ve dehşet saçan. edille) 1.s.b.dehşet (a. delk ü temas sürtme ve dokunma.i.i.) 1. dehşet-endâz (a. iz.) korku ile karışık. deh-yek (f. fakir. kanıtlar.

2. 2.s.i.i. müddet.s. üfleyen. ağız [insan. 3. şöhret. kanla ilgili. İrâka-i dem kan dökmek. dem-i subh seher vakti. dem-i şâm akşam vakti. dem-â-dem (f. asabiyyet). kibir. demeviyyet (a. dumû') gözyaşı. gurur. heyecanlı. deme (f.s.) 1. demevî. 2) susma. gözyaşı dökme.) sessizlik. dem'a-rîz (a. 4. kalem ucunun sesi. 4. vakit. vakit. isa'nın nefesi. ün.Güneş.zf. dem-i teslim l) meç. büyüklük taslayan. kükremiş. hiddetli. . kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. küfür. susmuş. (bkz. nefes.b.f. saat. 3. ateşli sözler. akşam üzeri. 8. dem-i germ 1) sıcak nefes.s. İ'tidâl-i dem soğukkanlılık. kirli kan. dem-i verîdî biy. sık sık.i. dem-i kalem kalem ucu.) her vakit. emre itaat etme.) helak. dem-i tîg kılıcın ucu.) nefesi bağlanmış.s. büyüklük. dem'a (a. koku.) 1. okşayıcı nefes. demâr (f.c. dem-i bahar bahar nefesi. içki. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer. soluğu kesilmiş.s. aldatma. zorlu. hiddet.) gözyaşı döken. üstünlük.) 1.i. gün açımı. an. telef.) 1. aldatma. bahar gibi güzel kokan nefes. ağlayan. kırıp geçirme. öfke. dem bu demdir. suskunluk. dem-i nerm yumuşak. soluk. zaman. dem-i şiryanı biy. 2) can bağışlayan soluk. 3.) ateş körüğü. kuyumcu ve demirci körüğü. kan işeme. dem-bestegî (f. davul.) bir damla gözyaşı. demdeme (f. 2) yakıcı ân.i.) 1.) 1. bıçak. ölüm. n. 2) hararetli. heybetli. keskin tarafı. gözyaşı damlası. cehennem.i. demâg-dâr (f. kanlı canlılık. 2. dem-i serd soğuk nefes.i. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. demâr-âver (f. tatlı söz. ağız ağıza dolu [kap]. dem-i ejderhâ ejderha ağzı.) helak eden. 5. Tebevvül-üd--dem fizy. dem-i teslim ölüm â u. dem'ân (a. 2.) vakit. soluk. zaman. hîle. demdeme (a.b. sert ve ümit vermeyen söz. 10.b. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. ruhu teslim edecek zaman. 9. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. hakaret. demeviyye (a. 3) söz dinleme. kavga. ateş. 2. azarlama.) 1. zaman. tehlikeli ağız. i.i.i. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes. dâima. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. asabî. demân (f.s.) 1. intikam alan. kanlı. 2. dem-i vâ-pesîn son nefes. kılıç]. demendân (f. 2.zf.c. 4. dem-be-dem (f. saldırıp kükreyen. hîle. dem" (a. sinirli. temiz kan. 4. 6.i.) vakit vakit. bağırıp çağırma.) kibirli. (bkz: muttasıl). demânkeş (f. meç.s. 2. mahv. fırsatları kaçırmayın" anlamına. dem-beste (f. hiddetle çıkışma.b. dimâ') kan. dem-i musaffar içine safra karışmış kan. dem (a.i. dem-i civânî gençlik zamanı. şiirin vezni. dem-i zehre bot. susmuşluk. 3. dem-i seher. dem (f. demende (f. âh. boyun eğme. "zamanı iyi değerlendirin.i. Kay'-üd-dem kan kusma. gıcırtısı. ağlama. bol kanlılık. (bkz: müntakim).b. 7. sinirlilik.) içi pek dolu.b. 5.

deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli.b. demide (f.s. paslılık. dem-üs-su'bân (a. tempo tutan. kapı.) tempo tutan. dem-serdî (f.i. denâet-i tab' tabîat adîliği. denn (a. 2. 3.) alçaklık.) göz yaşı ile ilgili. (bkz: fazâhat).f. denîe (a.b. çıkmış. sırdaşlık. (bkz. ednâs) kir. çark. i. der (f. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses. dostluk.b. -de. dem-gîr (f. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. yetişmiş [çiçek. dem-keş (f. şaşkın. sersem.i.b. uzun uzun ötenleri. dendâne (f.b. dem-ül-ahaveyn). 2.) kirli. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri.b. nakîsa. denâet-kârâne (a.) alevlenmiş. kokmuş. tarak. dendân3). alma(k). s. dem-ül-ahaveyn (a. destere gibi şeylerin dişi.b.i.i.i.) küp. murdarlık. i.i.f.) 1.s.) 1. diş kirası. içinde.) sözü açık söyleme.s.i.s. Der-hâtır hatırda. demne (f. kazanma(k). adîlik.) 1. s. dendân-ı bulûğ akıl dişi. bülbül gibi.) ayıp. eşlik eden. dem'iyye (a. (bkz. dem-gâh (f. soluk çeken.b.s.i.i.) hakîm. dem'î. c. nefes alacak yer. i.i.i. dem-keşîde (f. 2. yaşayan.) 1. denâet (a. çirkin görülen hal. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. ahmak. hayran.b. deng (f.) arkadaş. kürdan.b. şarap içen.s.i. pergel noktası.]. Der-enbâr anbarda. 3. dem-kâr (f. denâset-i ahlâk ahlâk kirliliği.) bot. dendân-ı saadet Hz. dînâr'ın c. dendân-müzd (f. dendân-behâ (f h i ) . mırıltı.) vakit geçiren.i.) denî ve alçak tabîath.zf.) ağır ağır. sırdaş.) fırın ve ocak bacası. dost.b.i. dendân-gîr (f. pas.i.) bitmiş. büyük küp. s. denî (a. denâset-i libâs esvap kirliliği.i. dem-güzârî (f. paslı.b.) 1. pislik. alçakçasına. g. denes (a. akıllı. deniş (a.b. 2.b.) arkadaşlık. kafadar. dem-güzâr (f. der-i bâr dîvan kapısı.) alçakça. dem-girifte (f.b. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). sinirli. 3. 5. Gudde-i dem'iyye gözyaşı bezi.) 1.e. rezil.i.) bot. nefes.s. dudak kıpırtısıyla söylenen söz. g. dendene (a. asabî. 2. 3. tamah ve ümit. denâset (a. dem-üs-su'bân). 2. 2.i. der-i aliyye. diş [ağızda bulunan]. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. bâzı kuşların. dem-sâzî (f.s. i.) soğuk nefeslilik.) diş kirası. 4.) 1. dâima öten bir cins güvercin.s. (bkz. dem-sâz (f. ney. ısırgan otu.b.b.) altınlar.) muz. sebze v.) arkadaş.s. denânîr (a. sürmüş. 3. kardeşkanı. i.) vakit geçirme.demevi-yy-ül-mizâc tabiatı demevî olan. kardeş kanı. denânîr-i mevcûde mevcut altınlar. demşinâs (f. homurdanma. diş tanesi. dendene (f. demne-dânî (f.) kirlilik. denâet-kâr (a.) alçak.i. soysuz. kuyumcu veya demirci ocağı.s.b.s.i.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. dendân (f. .b. külhan.i.

sıra yaran.i. derd. sınır kalesi. derd j (f. (bkz. derd-engîz (f. derd. der-beder (f. kann ağnsı. deyyus).) "uzun soluklu"meç.) astr. elde olan. küçük kapı.i. [Farsçada. 2.) 1.b.b. 3. dert.a.) üzücü.s. dere (a. s. kapıya bakan. der-beste (f. 5. yapılmakta olan.i.şikem hek. der-bân (f. derd-keş (f. (bkz: dırâz). 2. geveze. 4. o anda.) 1. memleket sının. kapalı. çıngırak. keder. der-bend (f.) çıngırak. derâ (f. edepsiz.) 1.) derbentler. 2.zf. 2.i. Herze-derây.) kapıcı. kapı kapı gezen.b.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. sıkıntı. biriktirme. 2. sokma. der-âmed (f. kapalı kapı.i) 1. cins. kehf).s. derâz-zebân (f. [ençok "yıldız" hakkında söylenir].zf. der-akab (f.b. keder. i. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul.i. mihnet görmüş olan.) kapı yavrusu. derây (f. lâklakacı. renkli şeyler. okkanın dörtyüzde birleri. derâz (f. Ciger-der ciğer delen. sıkıcı.b.) kucaklama.dil gönül tasası. derâyende (f.n. derâ-yi kenîse kilise çanı.i.s.s.) yazık. arasına sıkıştırma.) hemen arkasından.s. elde etme. Perde-der perde yırtıcı. der-bend-ât (f. kaygı. çan.) acı. derbend'in c.) 1.i.b. tasa. derdeme (f. demirci çekici. (bkz. eli dolu (gelme). dirhem'in c. kasavet. 3. -derâ. derd.i. hattatların yazdıkları meşk tomarı. i.) parlak.s. der-bend ağası [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız.) derhal. derd-perver). sızı. kapıbağı. der-ân (f.) 1. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. çeşit.b. boğazlar.b. dert çeken. 4. yaran. kısım. 2 . gazeteye yazma. . der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul.b. akçeler. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. yedi gezegen. dağınık. 3. sarma. der-i ümmîd umut kapısı.) "durmadan söylenen.b. dili uzun. defa.b. toplama.i.hired akıl derdi. derd-i aşk veya -ışk sevgiden dolayı çekilen aşk.şer baş derdi. der-âguş (f.) 1. nevi.b.i. dürrî'nin c.s. Sâf-der saf yaran. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen. 2.) çançan eden.b. kapı yeri. derâ-yi deyr kilise çam. serseri. paralar.) "yırtan.) dert.s.a. boğaz. yırtıcı.nihân gizli üzüntü. kavgacı.) 1. gam. derârî (a. ağn.hicran ayrılıktan doğan üzüntü.) uzun. der-bân-felek Güneş ve Ay. tutma. s.s. derd.i. kere. der-beçe (f.) 1. derddemâdem zaman zaman gelen dert.i.der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. güzel söz söyleyen kimse. derd. hemen. 2. derdâ (f. gelir. susmuş. derâhim (a. derâre (f. derd. mağara. der-bâr (f.s. 5. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr.) 1. 4. (bkz: bevvâb). derâz-nefes (f. kapanmış. 2.i. der-best. acı.) ev kapısı. dar geçit. meç. der-dest (f.i.derûn gönül kaygısı. dar geçiüer. derd. i. derây (f. perişan. 2. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. vah vah! derd-âşinâ (f. –der (f.s. (bkz.

s. dergâh-ı muallâ "büyük kapı" meç.nihâye son derece. derecât) 1.a. derd-nâme (f. derd-nâk). (bkz: derd-mend.i. kapı önü. 5. 2.) uygun.) karmakarışık.i.) para basılan yer. derece.kâfiyye kâfi. derd-perver (f. saray.i. şâyeste).) 1. tabakaları. . fr.) dert sahipleri. 4. derecât-ı cennet cennetin katlan. f r.zf.) 1. dergîş (f.s. rütbe. derhem (f. (bkz: derd-keş). (bkz: çespân). kaygılı.i.s. kaygılı.i. dergâh-ı ilâhî Tanrı katı. derem (f. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi. 2.i. derhâl (f. üzüntülü.b. i.s.s. (bkz: çespân. münâsip. der-hâst (f. derekât-ı Cehennem Cehennem katlan.b. 2. (bkz: sahavet). derecât (a. dereni.b.b.i. derekî (a. 3. verem. der-geh (f. 2. der-hâtır (f. dereke'nin c. şâyeste). derece. birer parça. 2) üstünlük derecesi. tekke.s. (bkz. tasalı. 2. derd-nâk (f.b.zf. en aşağı kadar. kerte. derece'nin c.) yavaş yavaş.) hemen. derece. dergâh-ı şerîf tekke. miktar. yeter derece. der-hûr (f.) dertli.) şikâyet mektubu.) lâyık. dilekçe. dertlenen. seza. Şîr-i derende yırtıcı arslan.) gerileme.) 1.müsavat gr. "bulaşma" manasınadır]. tasalılar.) ur ile.b.derd-mend (f. tasalı. karmakarışık.mirkad merdiven basamağı. dergâh-ı izzet Tanrı kaü. elaçıklığı. derd-zede (f. derhem-berhem (f. çok kalabalık. derem-güzîn (f. derhûş (f.c. regression. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. lâyık.) 1. basamak.b. [aslı "kirlenme". dereniyye (a. şimdi.b. eşitlik derecesi.s. akçe. muztarip.) ur.) cömertlik. derece-i arz enlem.i. yırtan. en aşağı kat. derhör (f. derece-i tül boylam. basamaklar.saniye ikinci derece. derece-i hararet ısı derecesi. kapı yeri.i. derece. der-gâh. 3. derece. derem-serâ (f.s. derekât) 1.) acı çeken. derece-i hâmıziyyet kim.i.i. 2. derhûş. 2. degre de dispersite. kaygılı. asitlik derecesi. derece-i ûlâ birinci derece.i. uygun. 1) karşılaştırma derecesi. derd-mendân (f. derecât-ı mahâkim türlü mahkeme dereceleri.) sarraf. derekât (a. derhör.s. 3.i. (bkz: darb-hâne).) istek. deren (a. derece derece (a.s. aşağı inilecek basamak.b. kaygılılar. derece). bir çeşit zerdali.) para. derece-i intizâ' kim. derece. derece (a.b.) lâyık. kapı önü.c. karışık. seza.süllem merdiven basamağı. (bkz: çespân. derece. izdiham. dereke (a.) yırtıcı.). derd-mendân) dert sahibi. dilek. derece-i inhilâl kim. şişle ilgili.s.tafdîl gr.s. dereke-i mirkat merdivenin en aşağıdaki basamağı. dergâh-ı mevlevî mevlevî tekkesi.s. derece-i gılzet ve hiffet hafiflik ve kalınlık derecesi.) hatırda. dergâh-ı Mevlânâ mevlevî tekkesi. dağılım derecesi.b.zf.) dertli.c. o anda. kapı yeri. münâsip. dergâh-ı âlî pâdişâh kapısı. tabakaları. çözüşme derecesi. derhişte (f. dâirenin 360 parçasından herbiri. derende (f. incinme.

2.) 1. dcrs-hân (a. 2. iş üzerinde bulunan. dürrî (a. kişi.i.s. düşkünlük. aşikâr.) derse ait. 2. Sene-i dersiyye ders yılı. ders vermeye mahsus yer.s. 2. kucağa alma.b.) üstüne alma.) ağzı yırtık. der-pîş (f. 3. 2. us payı.s.h. dersle ilgili. bilinen.s. Derd-i derûn gönül derdi. dermân-degî (f. öğretim yılı.) 1. derk'den) çabuk anlayan. der-kâr (f. yürek. derîde-dehen (f. çıkma yazı.) hemen arkasında olan. havası iyi.f. ders vekâleti [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. söylemek.) dere.i.a.zf. derk-i esfel-i cehennem Cehennem'in en dibi. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. kına sokulmuş. kenara yazılmış olan yazı. derîçe (f. dürûs) 1. derk-i dekayık ince şeyleri anlama. gözönünde bulunan.s.a.i. anlayışlı. ["derek" şekliyle de kullanılır]. oyma kapı. güç. beceriksiz. kalb.c.b. derk (a. âciz.a.s.i.) ardı sıra. 3.b. der-kemîn (f.) kında.) en önde. kuvvet. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. ders-hâne (a. boşboğaz. direktif. (bkz: derûne).i. "öğrenci. 3. Farsça'nın fasîhi.b.b.) 1. beceriksizler. anlama. der-pey (f.s.s. güzel eser.s. pusu bekleyen.i. Der-saâdet (f.b. der-kenâr (f.i. derîde-per (f. dip. derîde-dehân (f. yüklenme.s.f.) 1. (bkz: kehkeşân). âcizler. ders-i âm [evvelce] talebeye.) bîçâreler.a.b.) pencere. beceriksizlik. . sınıf.) ortada. cami hocası. derk-i netâyic neticeleri anlama. bisiklet. velospit. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. düşkünler. dermân-de (f. tâlîmat.s.derî (f.i.s. iyice kavrama. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti. arada.zf.) ders okuyan.) pusuda. tenbih. zavallılar. dersiyye (a.f. telkin.) kanadı kırık. derre. kılıfta.zf.s.i. ele geçirme. dermândegân (f. Lillâhi derrühû mükâfatını Tanrı versin! derrâce (a. anlatmak. gönül yanıklığı. derûn-i dilden gönülden. malûm. yırtık.b. derman l. s. der-pîş etmek gözönünde bulundurmak. iç.s. deride (f. dere (f.) 1.b. Sana kim ders verdi sana kim akıl verdi. takat. Samanyolu.İâç. 2. gönül. derrî. 2.) ders yeri. (bkz: revzen).s. Ateş-i derûn "için ateşi". derrâce-süvâr (a. der-miyân etmek ortaya koymak.b. der-kafa (f.b.) parlak. kucaklama. zavallı. sahihi. yeşilliği bol olan dağ eteği. 2. dermân-de'nin c. küçük kapı. derre-i asman saman uğrusu. dermândegân) bîçâre. güzel iş. içeri. ders-i ibret (ibret dersi) göz açacak şey. işde. belli. öne sürmek. (bkz: idrâk). dersî. ders (a.b. der-miyân (f. yakalama. der-niyâm (f. kimse.) 1.b.b. iyice kavrama. en aşağı kat.) 1. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü.) yırtılmış. dik sözlü.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. ışıldayan.b. derrâk (a. derr (a. akıl. 2. kavrama. dâhil.i. derûn (f.) bîçarelik. (bkz: derîde-dehân).c. derûn-i hâne ev içi.s.i. acizlik.) bisiklete binmiş olan kimse. çâre. der-uhde (f.i. ileri sürmek. derûn-i şehr şehir içi.) boşboğaz.b. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife.

deryûze-ger (f. Âh-ı derûnî içten.) derviş ruhlu.) feyzi deniz gibi sonsuz. dervâ. derûn-bîn (f.) bin adımda bir dikilmiş taş.b. (bkz. dervâze-bân (f. gemi yapılan veya tamir edilen yer.s.b. derûnî (f. 2.) kalbideniz gibi geniş olan. zarurî. (bkz: deryâ-keş). dervîş-âne (f.i. derûnî murakabe fels. semâ. cesaret. alçak gönüllü kimse. deryâyı-ummân umman denizi.b. deryâ-yı la'l meç. deryâce (f. lâzım. deryâ-misâl (f. havsalası geniş. dervâze-i gûş meç. liman.a.) 1. deryâ-bend (f. dolaşan. ayıp. dervâze-hezâr-gâm (f-b.i. dervîş-i dil-rîş gönlü yaralı derviş. kulak deliği.) muhafız.) denizi andıran. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse.b.s. derviş (f.) bahşişi deniz gibi çok olan.i. gönülden.) derviş olana yakışacak surette.) küçük deniz. (bkz: deryâ-nûş).s.) 1.s. gönül yapıcı. okyanus.i.i. deryûze (f. deryâ-keş (f. kale kapısı.s. Akdeniz. dervîş-i abâ-pûş aba giymiş derviş.b. i. 6. ve s. deryâ-yı hâmile meç.b.) dilencilik. deniz gibi.b. meç. fr. anlayışlı. i. deryâ-yı adem yokluk.) içten pazarlıklı. 4. Hint okyanusu. gerçek. dervâze-i nûş meç. deryûz. deryâ-nevâl (f. dervişcesine. deryâ-yı Rûm coğr. deryâ-feyz (f. 2. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet.) dervişler. derûn).s.) dilenciler. fakir ve ihtiyaçlı kimse. 3. derûn-dâr (f.b. gardiyan. endoscope. iyi huylu [kimse]. . deryâb (f.s. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. gönülden gelen ah.a.i. deryâ-dil (f. gönlü büyük.). kabalık. dervîş'in c.) denizde gezen. deryâ-yı nur (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır.s. deryâ-nûş (f. göl. gökyüzü. açık deniz.) çok içki içen.s.) akıllı. derûn-perver (f.a. Şap denizi.b. i. doğru.i. dervîş-nihâd (f. 3.s. fr. içebakış. deryûze-gerân (f-b. sağlam. hiçlik denizi.s. sertlik. şecaat. deryâ-yı ahder yeşil deniz. derûne (f. ağız.) 1. dervâze (f. deryâ-yı ebyaz Akdeniz. int-rospection.b. şehir kapısı.i.) 1. deryûze-gî (f. derûn-nişîn (f-b.) deniz. derya (f. inci çıkarılan deniz. Kızıldeniz. deryâ-bâr (f. kin besleyen. münafık.) kapı. hayran.) deniz gibi coşan.s. 2. dervâh (f.) insanın boğaz.) 1.derûn ü bîrûn iç ve dış. i.s. deryûze-ger'in c.i. deryâ-neverd (f. deryâ-yı esved Karadeniz.b. dervâh (f-s. şaşkın.b.) içten. 2.) çok içki içen.b.b.i. utanma. şarap fıçjsı.b.zf. muhkem.s. başaşağı asılmış.) dilenci.s.b. 5. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. 2.s.i. deryâ-yı rahmet (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. deryâ-yı Hind coğr.) dilencilik. (bkz: sâil).s. deryâ-yı kulzum Bahr-i ahmer. himmeti büyük. ters. dervîşân (f.) yalnız kalmayı seven. Kâse-i deryûze dilenci çanağı.

) yağa mensup. 3. derz-i lâmî biy. kör-ince kapacığı.i. hîleci. 5.) hîle eden. sarıklı. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş. dessâm-ı iklilî anat. hîle.i.. istibdad'ın verdiği azap. yüksek yer. epopee . güç. destâr-ı Yusûfi sultanların sardığı bir çeşit sarık.s. üslûp.) sank.) hîlekâr. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta.i. dürûz) 1. ikili kapacık.) kapakçık. el. desîse'nin c.s.i. desîse-bâz (a. destan (f. dest-âlây (f. dest'in c. lâmbda dikiş. sanklar. hasta.i. derzen (f. dest ü pa el ve ayak. destâr (f. . dest-i Hakk Allah'ın eli. dessâmât-ı sîniyye biy. dest (f. sanklılar sınıfı. galebe.) dikiş ile yiv yapan.) eller. mevki. dest-i âhenîn "demir el". meddah. el altından yapılan iş.b.s. fr. dekler.i.c. destân-ger (f. desîse-kâr (a. valvule ilecocoecal. dessâm (a. (bkz: menend).i.i. des (f. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme.i. aldatıcı. deskere (f. destâr-ı şerif Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank.) 1. terzi.) ele alıştırılmış. hîleci. dikiş yivi.b. tarz. ve i. kuvvet. f r. oyunlar.i.) sank saranlar.c. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. 6. destârân (f.) desîse eden. dest-âmûz (f.) hîleci. desem (a. bulaşık el.b. çekişmek. kuvvet. (bkz: imame). (bkz: destgâre). (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. Mihr. sigma kapacıkları. dâstân).) iğne. yiv. 2. başarılı el. dest-i üstâdâne becerikli.) sank parası.) hileler.b. zincire vurulu. valvule mitrale. 2.f. üstünlük. mekr.) zincirde. üçlü kapacık.s. menfaat. (bkz: Âftâb. desemiyye (a. oyuncu.i. oyuncu. 2. derzi (f. zafer. tülbentler. kıssa. ücretler. 2.) anat.b. 2 . (bkz: desîse-kâr).s. o-yunlar.b. destâr-ı hümâyûn pâdişâh sarığı. destan) 1. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. fr.) hîleci.) 1. (bkz.i. dessâme (a. fr. desâtîr (a. düşüm) yağ.i. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak.i.s. kapakçık.b. der-zengîr (f.). lambdo'ide. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak.s. destân-zen (f.) desîse edene yakışacak surette. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. valvule tricuspide. desîse-kârâne (a. bahşişler. yağ ile ilgili şeyler. Rüstem'in babasının lâkabı.s. (bkz. 4. başarılı el. kapacık. f r. tülbent. desâis (a. destâr-bend (f.) sarık saran. dest-i ra'şedâr titrek el. tezvîr. destan (f. fayda. hikâye.b.derz (a. anat. dest-i istibdâd istibdad'ın eli. Şems).) eş.b. teskere.i.zf. oyun. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. destâr'ın c.b. (bkz: dek). desâis) hîle.s. güç. valvule. benzer. desîse (a. (bkz: hayyât). destâr-behâ (f.s.düstûr).b. dubaracı.) destan okuyan. dessas (a. yavrudan beslenip alıştırılmış. el altından yapılan işler.f.) destâr-bend'in c. Hurşîd. düstûr'un c.b.) 1. yağa benzer. destâr-bendân (f. destân-serâ (f. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi].i.f. şehir ve kasaba. dest-i billur billur gibi el.s. dest-i dil gönül eli. desemî.i.c.) bulaşmış. 3. o-yuncu.s.c. fr.

üstünlük. destek (f. dest-bûye (f.) el yazısı.s.) elele.) 1. satranç. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu.i. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren.) üstünlük.s.) testi ile oyun yapan hokkabaz. hasta. elcik.i.b. kalfa.s. b.s.i.destâr-çe (f. küçükten büyüğe verilen hediye.) zayıf. 4.b. elele tutuşup oynanılan bir oyun. destâr-pûş (f.) el açıcılık. 2.i.) 1.s. 3.) elinden tutan. dest. Destârî (f. (bkz: bâzîçe).s. dest-kâr (f.zf. pâdişâh fermanı.b. deste-seng (f.s.beste (f.) mendil. zulmeden.) ufak hediye.b.i. çelimsiz.s.i.s. on yapraklık altın varak defteri. testere. imdada yetişen. [toplantıda] baş köşede oturan. elden ele. dest-bâ-dest (f. dest-bûsî (f. bilezik.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. el öpme töreni. dest-bürd (f-i. el çeken.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde.s. takım. dest-be-ser (f. dest-efşân (f.b. testi.) l .) el öpmeklik.b. taş ve sâire nakline yarayan tahta. el uzatma. (bkz. destgâre (f. el ile yazılan mektup.i. deste-çûb (f-b-i-) değnek.) 1. dest-ber (f.) kuvvet.zf.a.) 1.) oyuncak. 3. incik boncuktan yapılan kol bileziği. mahkeme ilâmı.i. dalgın.b.) deneme.b. dest-girây (f. yedek at. peşin satış.b. hokkabaz.b.b. dest-güzâr (f. destere. (bkz: dest-gâh). destî (f.) 1.b. işe hazır. s.i. kuvvetlilik. dest-gâh-dâr (f. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. dest-keş (f.) eli göğsünde.i.) 1.) tohum gibi saçılan şeyler. [maneviyatta da kullanılır]. g. bir işten vazgeçen. sopa. elinden tutma.b.b. dest-dırâz (f.) el atıcı. masa örtüsü.) elele.s. atik. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. 3. dest-bûs (f. raks. 3. destâr-hân (f.) sapan ["dest-seng" de denilir]. iş. el kavuşturmuş.i.) el açan. 5. dest-azmâ (f.i. el uzatan. dest-ber-bâlâ-yı dest el elden üstündür. dest-güşâyî (f. el bıçkısı. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet. zenginlik. dest-bûy.b. dest-erre (f. sınama. mektubun sonuna konan imza veya tarih. s .s. . dest-endâz (f.) yardımcı. dest-gîr (f. 2. küçük el.b. destar yapan. demet. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir]. destî-bâz (f.s. el bileziği.b. el uzatan. 2. dest-ber-sîne (f. [bkz.i.b. 2 . 2 . 2. kabza. bir örgü motifi.b.b. tezgâhtar.s. 6.i. sarkıntılık. destine (f. billur veya mermerden yapılmış âlet. 2. deste (f. tutacak yer. 3. zafer.s. yardımcı. destâ-seng (f. dest-bend (f.) el işi. dest-be-dehân (f-b. atölye.i.b.) amele başı. avuç açıcılık. dest-çâlâk (f. dest-hatt (f.i.b. dest-güzîn (f. g. kuvvetsiz. dest-gâh (f. dilenci.) eli bağlı.s. dayanak.) 1.b. ne yapacağını şaşırmış. deskere).b. 2. dest-bâz (f. avuç açan. yağlık. 2.b.i.i. 2. yankesici.) 1.i. 2.) 1.b. destarla ilgili. i.b.i. dokuma âleti. 4.) ezme işinde kullanılan.s.b.b. dest-güşâ (f. iğ.) 1.i. dest-be-dest (f.i.i. dest-âvîz (f. dest-be-dest). dest-geh (f. s. i.) parmağı ağızında.b.b. şaşkın. 2 .i.) 1. 3.) el öpme.b. tutam. yardım.) eline çabuk. 2.). kol-bağı. dest-hûş (f. el bağlamış.) eli başında.b.s. insan veya hayvandan meydana gelen halka.b. usta. tezgâh.) teskere.) 1.

(bkz. el emeği.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. vahşî.) 1. yabanî.b.b. müzahir).i.b.b. mendil. 3. kanun.b. (bkz: dellak). dest-müzd (f. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır. destûr-i edviye ilâç yapma konularıyla ilgili kitap.) şifâsı imkânsız olan. evde gezen. ayakteri. dest-zen (f.) hediye. b. 2. çoban değneği. dest-vâre (f.i.b. dest-yârî (f. tutunma.) 1.) 1.b. deşt-zâr (f. 2. deşt-neverd (f. ruhsat. iltiyâm-nâpezîr).b. izin. (bkz: deşt-gerd.i. deştneverd). ovalık. dest-peymân (f.i. fakir. elde etmek. evde gezen.b.i. dest-mâl (f.i. ilâcı olmayan.b.i. kazanç. 2.) çöllük. evde gezen.b. Hûrşîd.i. deştpeymâ).Mihr.s. dest-vâr. 5. çâre. dest-seng (f.kazanç. deşt-i hayât hayat çölü.c.) 1. 2. i. 3.) nişanlı kız. deşne-i -Lârî Lâr diyârına mahsus hançer.) 1. deşne (f. el bileziği. dest (f.) elde bulunan şey. fırsat. ücret. erişmek. arka.i. tedbir.t. savulun!.b.i. dest-mâye (f.i. el uzatma.) yardım. devâ-nâ-pezîr (f.) abdest. devâ-yi müsekkin acı giderici. desturun (f. ova. (bkz.) eli yakan.b. destûr-i riyazi matematik formülü. açılın. dest-sûze (f. müsâade et.s. el ile yapılan iş.b.i. dest-yâb (f.b. dest-vâne (f. fakir. sermâye.i. deşt-i Kerbelâ Hz. mürdesenk.) kendi eliyle dikilen fidan. armağan. 4. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse. deştî (f. 2. baston.) hançer.s. deşt-i kebîr İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge. çölle ilgili. dest-nemâz (f.i.t. (bkz: deşt-gerd. deşt-i fena fânilik ovası. yedi ilâç[üstübeç. dest-teng (f. zift. (bkz: mehr-i muaccel).) çölde.i.) pazarlık.s. izin verin geçelim. dindar. dest-Mûsî Güneş.) yardımcı. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. 6. muavenet.i.i.b. töre. terementi.) elerme. kimse olmasın.b. (bkz: muîn. kır. yatıştırıcı ilâç.m. dest-res (f.i.b.s. dest-sûz (f. dest-şikeste (f. dünyâ. deşt-gerd (f. günlük. zafer. (bkz: deşt-neverd. deşt-i Kıpçak Dinyester ile İrtiş arası geniş step. müsâade edin. müsâade.s.b.b. üstünlük.s. dest-res olmak (f. 5.zf. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. . çöl. dest-yâr (f.) 1. yakıcı. bilezik. kodeks. 2. kırda.i. destur (f. balmumu. kırda. ilâç.b.) damadın geline verdiği ağırlık. kırda.) çölde. 2. deva' (a. kuvvet ve zenginlik. destvân (f. dest-nişân (f. el kadar. Âftâb. dest-mûze (f. destûrî (f.) bozkır.s.) ele geçirmek. ele benzer. devâ-i seb'a yedi deva. edviye) 1. dest-lâf (f. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey.) elbezi.s. meclisin baş tarafı. 2. 3. öküzödü].) hamam natın. el gibi.s. i. dest-renc (f.b. dest-pâk (f.) sapan.) eli dar. deşne-i subh tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. Şems).) bâzı kimselerce. deşt-peymâ).) bahşiş.i.i. deşt-peymâ (f.) çölde. devâ-yi misk güzel kokulu bir çeşit şeker helvası.) savaşta giyilen demir eldiven.s.) desturla ilgili. yoksul. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. 3.i.b.i. 2.b.b.) 1.

sebat.).s. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. devâî.s. lenf (akkan) dolaşımı. devâ-nâ-pezîr (a. dolâb'ın c.i.) 1. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar. sürekli olan devlet.i. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. devha (a.b.) gezen.) ilâç tertibeden. fr. devâhil (a. dönel. dönüp dolaşan. devâir-i mütevâziye geo.) büyük. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler.) içler. devât-dâr (a.f. yazı takımlarına bakan kimse.) divit. hızla.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.i. (bkz. devâir (a. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. patırtılar.i. devâir-i askeriyye askerî dâireler.) dönüp dolaşma.) dev gibi. bir me'-mûriyete gidip gelme. nerden geldiği belli olmayan sesler. koşan. divitdâr. devan (f. seğirten. Osmanlı imparatorluğu.i.i. devâî (a.f.s. hızlı giden at. yorgan. devâir-i belediyye belediye dâireleri. hızla.f.b. dolanma. bir halde bulunma. devende (f.) musibetler.) dâireler.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller. büyük belâlar.i. devâi-d-dehr dünyâ halleri. Osmanlı imparatorluğu.s. devâir-i müttehidül-merâkiz geo. dâiye'nin c. 2.s. gürültüler. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. varice. s. mangırlar. devâr. devânikî (a. dev-âsâ (f. 3. (bkz. devâlîb (a. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. devlet (a. dâim olma. devan devan (f.i. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. koşarak. ilâçla ilgili olan nesneler.) ilâcı. z f.i dâbbe'nin c. devît (f. devam (a.i. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet. devlet-i âl-i Osman tar. bir dirhemin dörtte birleri. devâc (f. baş dönmesi hastalığı. 2. circulation. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. devâlî (a. çâresi olmayan. düvel) 1.) hek. duvar (a.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. dâire'nin c.) hek. devânik (a. ilâçlara ait. düzen dolapları. yazıcı. kan dolaşımı. hızlı yürüyen. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. (bkz: devât).zf.) mat.s. 2. fr. rotatoire. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. (bkz: dîvân2).i. (bkz. devlet-i müebbed). devle (a. sürme. dâhile'nin c. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. dâhiye'nin c. dânik'ın c. devâir-i devlet devlet dâireleri. 2.) üste örtünecek şey.) anlaşılmayan.) koşa koşa. deverân-ı lenf biy. dâhine'nin c. ulu ağaç. çâre bulan.) divit.) 1. devâiyye (a-s. (bkz: devît). 2.i. devâhin (a. dolâb).i.i.) 1. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. devâ-sâz (a.) 1. bir işe.) yük ve binek hayvanları. sür'atle. felâketler. devâvîn (a-i. fr.s.i. deverân-ı kebîr biy.i. devâhî (a. Esb-i devan koşucu.c. damar hastalığı.dîvân'ın c.) şâir dîvanları. deviyy (a. devâir-i uruz coğr .b. devât (a.) duman çıkaran bacalar. deveranı (a. büyük dolaşım.devâbb (a. devâir-i husûsiyye özel dâireler. devlet-i aliyye-i Osmâniyye).) 1.s. devlet-i ebed saltanatı ebedî.i. deveran (a. . deverân-ı dem biy.i.

devlet ü ikbâl ululuk. devr ü teslim biri.s. baştan sonuna kadar okuma. lâle mevsimi. devr-i hindî muz. mutluluk. zaman. devlet-meâb (a.b. devr-i esatir tar. devlet-iktirân refah içinde. dönme. edvar) 1. 8. devletli). aktarma.i.s. mutlu. devr-i cünûn fels. talih. devr-i dil-ârâ gönlü hoş eden devir. 4. 3. 2.f. 4. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. müşirlere. çağ. (bkz. devlet-hâh (a.-lü (a.t. devlet-medâr (a. devr-i devlet devlet zamanı. devlet-i müebbed (bkz: devlet-i ebed). muz. büyük saadet. devlet-hâne (a. devr-i kebîr muz. bir şeyin etrafını dolaşma. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. devr-i ikbâl mutluluk günleri. 7. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad.b. kader. devr-i dâim durmadan. . talih. Bu makamın 7/8. Peygamber'in devri). (bkz: devlet-iktirân). büyüklük ve iyi talih.c.) g. mitoloji çağı.i. hükümdar. devr-i lâle lâle devri. devletlü siyâdetlü Mekke şerifine verilen unvan.b.b. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. Bu usul ile kâr. fr. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. Türk müziğinin küçük usullerindendir.b. pâdişâh damatlarına verilen unvan.b. hat. devletlü utûfetlü vezirlere. dönüp dolaşma.f. devr-i istibdâd tar. devlet-i şehâdet şehitlik devleti.s. minyatür v. devr-i gusmâ musibet. kısırdöngü.) mevki ve zenginlik düşkünü. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır. zenginlik. mutlu.) refah içinde. döner delilik. 5.b. folie carculaire.b. (bkz: devlet-yâb). Türk müziğinin büyük usullerindendir. devlet-âbâdî (a.b.f.) devletin. bir şeyi başkasına teslim etme. 3 baht. devletlü necâbetlü şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan.s. devlet ü ikbâl ile birini uğurlama sözü. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri. saadet ve nîmet sahibi. en hoş zaman. [tezhip. devr-i kamer ay devri. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. II. 2. devlet-mend (a.) [eskiden] refah. devr-i gül gül mevsimi. devr-i felek zaman. 9. büyük rütbe. tevşîh. belâ günleri. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. devr-i bâtıl mant. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür.devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. cercle vicieux. konak. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. tas.). devletli! inâyetlü sarayın kızlar ağasına verilen unvan. devletli. durmamacasına dönüp dolaşma. saadet nöbeti. dünyâ gezisi. kut. devr-i ebvâb kapı kapı gezip dolaşma.s. 6. fr. devlet-yâb (a. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. devr (a. güle güle. devr-i mihnet dünyâ.) ev.i. s. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli.f.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. devr-i inhitat gerileme dönemi.]. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. devr-i âlem dünyâ seyahati. devletlü re'fetlü [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır.b. nakil. devr-i isnâ-aşerî on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir. devletlü semâhatli şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan.f. mevki.i. dün yâya gelme. devr-i kamerî bir ay içinde ayın dolaşması. âhır zaman (Hz.].

kısa devre. 2. 2. talih. dönme. 3.i.s. devriyye (a. vent periodique.h. i. 2.) karanlıklar. devrî. devr (f. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. Çerh-i devvâr Dünyâ. devrân (a-i-) dünyâ.) 1.i. geceleri dolaşan kol takımı.b. devr-i tezâyüd hek. 3. devr-i turan muz.) deylemliler. devrât) 1. dönemli yel. . [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur].devr-i râbi' eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. [Bektaşi tâbirlerindendir]. devriyye (a. hastalığın ilerleme dönemi. devr-i Veledi mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. devrî rüzgâr coğr. 3.s.s. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. deyâcîr (a. hafiye. Sene-i devriyye yıl dönümü. devr-i revân muz.f. dönüş. şarap kadehi. 2. deylem'in c. ilâhiler. devr-i sabık bir önceki hükümet. devr-i saltanat bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. kenarı.) 1. zaman zaman. tevşîhler. devre-i ibtidâiyye eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. ve onu idareye me'mur sayılan melek. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. besteler. deybâzer Güneş aylannın sekizinci günü. devre-i ferşiyye devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları.i. bülbül. Türk müziğinin küçük usullerindendir. deybâdîn (f. Cenâbıhak. 3. devr'den) devreden. casus. felek. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. zaman. devren (a.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. bir şeyin fırdolayı etrafı. * dönem. z f.i. kader. devir suretiyle. şitâ). devre-i kasire fiz.i. kuluçka devri. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. kârlar.h. devre (a. devre-i mutavassıta eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. Türk müziğinin küçük usullerindendir. devir.) pergel denilen geometri âleti. devir ile.i. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. ilerleme dönemi. karatavuk. Güneş yılının onuncu ayı. deybâvend (f. 2. devrân ile ilgili. her Güneş ayının 23 üncü günü.i. dey (f. pâdişâh devri.zf.) devrederek. Deyâlime (a. devr-i terakki terakki. şarkılar. i.) 1. (bkz. Muhammed'in yaşadığı Çağ.) l. geçmiş dersleri hatırlama. devre-i âliye [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. kış.) 1. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. Felek-i devvâr Dünyâ.i. peşrevler ölçülmüştür.c.i. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır.) Tehmûres'in lâkabı. devvâr (a. Bu usul ile âyîn-i şerifler. devre-i arşiyye kavs-i urûc.h. devr-i saadet Hz. fr. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. deycûr'un c. devr-i tefrih b i y. 2. devriyye mevleviyyeti ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. gezici karakol. devr-hân (a. çok dönen. 3. devvâre (a. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. Türkü. bir melek adı.

uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. incesi. deyrânî (a.i. düyûnât) borç.c.) ince ağrı. kurumsak. 2 . deyr'den) manastıra mensup. deydene-i dîrîne eski usul. defâdı') kurbağa. devam. tasalı dünyâ. deyr-i mugan mecusî mabedi.i. deyr-ül-Medîne Nil'in batı yakasında. bu dünyâ.) zool. dıhk-âver (a.i. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç.) 1. deyyân (a.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. adla') 1. deyn-i gayr-i sahîh huk. meyhane. deyr (a.s.s. Tanrı. deyyus (a. deyr-i mihnet hüzünlü. şirden denilen bağırsak. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. kilise. deyr-i semân Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı. her şeyin ufalmışı. 2.i. deyr-ül-bahrî Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. deyyâr (a. deyr-ül-Kamer Lübnan'da bir kasaba. [bu] dünyâ. deyn-i hâl huk.i.) bot. kalın olan şeyler. insanlık âlemi.c. güldürücü dıkak (a.' dıhk (a. edyâr) 1.) mükâfatlandıran veya cezalandıran.i. dıbkıyye (a. 3. ayrıt. dıbâbiyye (a. dıbk (a.i.c.s. (bkz: zıbâbiyye). (bkz:çağz) dıfdaiyye (a. yüzyıldan kalma kral mezarları. deyr-ül-Caslîk Irak'ta Bağdat'ın 55 km.) manastır.) manastırla ilgili. s. deyr-i kurrâ' Kûfe'ye 42 km.) ökse. derâre). zalâm.) 1. dıl'-ı kaim geo. dıkk (a. deyr-ül-âkul Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. bir kimse. deyr-ül-cemâcim Irak'ta Kûfe'ye 42 km.i. biri.s. deyr-üz-zaferân Mardin ilinin güneydoğusunda.Ö. meyhane.b. 2. manastır sahibi. Şeb-i deycûr karanlık gece. meç.i.) iri. manastır.c.i. deyr-ül-aver Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. deyr-hâne (a. kenar. âdet.i.b. kurbağagiller. deyrî (a.) dâimlik. dıl'-ı kâzib anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği.c. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. deyâcîr) çok karanlık. gelenek. deyn (a.) gülme. kilise. deymûmet (a. dikkenar. manastır ile ilgili.) kış ayı. hâkim.b. Teb'de bir yer.s. duyûn. deyr-i kunna Bağdat'ın 90 km. . dıl' (a. dey-mâh (f. dahm'ın c. dıfda' (a. bir fert. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. deyden. deyr-i mürrân Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. deyn-i lâzım-ı sahîh huk. XII. kırıntısı. (bkz. dıl'-ı mücessem mat. arete.) zool. kaburga kemiği. 2. zulmet). deyr-üz-zûr Suriye'de bir şehir.i.deycûr (a. Eskikale köyünde bir manastır. deydene usul âdet. Fırat'ın batısındaki bir manastır.i.) insanın güleceğini getiren. Dıhâm (a. fr. uzaklıkta.s. geo. manastır adamı.i. erime hastalığı.f. süregelme. anat. deyr-i Abdurrahmân Irak'da Küfe yakınında bir yer. ökseotugiller.s. deyr-i teng (dar kilise) meç.f. deyr-ül-gebrevî yukarı Mısır'da M. (bkz. uzaklıkta bulunan bir manastır. güldüren.

2. dî (f. dîde-i hurûs (horoz gözü) meç. doğruluğu gören göz. dırsıyye (a. bekçi.i. canfes kumaş.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş.s.i. gözleyici. görüş kuvveti. daraka'nın c. dırâk (a. dır' (a.) uzun. dırgam (a. Dımışki (a.i. s. Zarar-dî-de zarar görmüş. esed. dırra (a.i. yaşlı göz. 2.) başlangıç.c.i.c. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.) uzunluk. dîdâr-ı hürriyyet hürriyetin güzel yüzü. (bkz. dîbâ-yi münakkaş sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli.c.s. dîde-i giryân ağlayan göz. dıyyık (a. dibâgat (a. -dîde (f. önsöz. dîde-i mahmur mahmur (bakışlı) göz. görülmüş. dırs (a. dırâ'.i. dîde-i siyah kara göz.) ufak solucanlar.i.) 1. savaşta giyilen zırh.s. (bkz: diraht). ileri gelen.) 1. dırâz-gûş (f.i.i. gazanfer. Dımışk (a.i. dîde (f. dîbâ (f.s.yüz. dücüc) tavuk. darâgım) arslan.b. 2. dîdâr-ı yâr sevgilinin yüzü.i. 3. dîdâr (f. şeritler. gözcüler. dücâc). g.i. süslü bir ipekli kumaş. dîde-i hakk-bîn doğruyu. debâbîc) 1. 3. tavşan. şîr).i. kurtçağızlar. [aslı "derâz" dır].) l. dîbâ-yi Hindi Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş. destek. Lûtuf-dîde lütuf görmüş. çehre.c. haydar. tura. canfes.dıl'-ı sahîh anat. dîdân-ı em'a bağırsak kurtlan.b. dîbâ-bâf (f.c.) 1.i. 2) bir çeşit üzüm.b.c. gözcü. dîde-i hûn-bâr kanlı yaş döken.i. dîdân-ı şerîtiyye zool. cevşen).) pek dar. dücâce). açık. dicâc (a. dırâz (f. 2. kan ağlayan.i. [evvelce] gümrük kolcusu. çeşm).c. 4. dıraht (f. görme. baş. dîde-i gâv (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek.i. kırbaç. bir yazı sitili.c.). dırâzî (f.) azı dişine ait. (bkz: tâziyâne). adrâs) azı dişi. (bkz. bekçiler. 4.b. gözbebeği. i. Mekân-ı dıyyık pek dar yer. dicâce (a. dırâz-dest (f.i. diâmet (a.i.s. s. gözucu.) el uzunluğu.s. payanda. dîde-bân (f. kadın adı. göz. 5.i.) sepicilik. 2. a. kan saçan göz. kolcu.) Şam.i. meydanda. dîdân (a.i. (bkz.h. azı dişi ile ilgili.) dün.). (bkz: decâce.b. gözleyiciler. kırmızı şarap.c. . dîdân-ı haytiyye şeritler. görüşme.) deriden yapılmış kalkanlar. dîbâ. (bkz: mukaddeme).) kulağı uzun. dibace (a. (bkz: ayn. dîde-gân) görmüş. dûd'un c.) dîde-bân'ın c. diâm. 1. dîde-i bînâ gören göz. duru') cenkte. dücüc) bkz: decâc. binaya vurulan direk. dîde-gân) 1. dîdâr-ı pak temiz yüz. dîde-bân-ân (f. Nûr-i dîde gözün nuru. göz. dîbâc (a. dünkü gün. dırgame ("ga" uzun okunur. gözcü. dallı. nöbetçi.) arslan. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. dî ve ferda dün ve yarın.i. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. (bkz: çeşm-i siyah).) ipekli kumaş dokuyan. el uzatan. dîbâ-yi frenk frenk canfesi.i. 2. dırsî. Dimişki).

darlık. toprak tencere.s. öteki.b.) 1. dih-dâr). Ârâm-dih rahatlık veren. dih-hüdâ (f. karye.c.i. gözcü.).s. veriş. dîde-rübâ (f.s. köylü. başkaları için yaşayan kimse.) köye mensup.i. 2. dîde-ver (f. köylülük. taşkın.i. dîde-gâh (f. yürek. dîger-kâm (f. Hûrşid. (bkz.b. -dîde'nin c. g. başkalaşmış. dâhim.b. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek. köy. Mihr. [evvelce] gümrük kolcuları. (bkz.i.c.b.) başka defa. dihân .) Esterâbâd denilen kasaba. göze benzeyen. utandırıcı. efser.) dakiklik. atiyye).) gözcünün bulunduğu yer. incelik.) çömlek. ehemmiyet verme.) göz alıcı. a. dîk-ı nefes nefes darlığı. köylü.s. dih-dâr (f.i.s. dîde-be-râh (f. dakik'in c. dîde-bân-ı felek astr. kırmızı sahtiyan. köy kâhyası. (bkz: Aftâb. ölmüş.b.i. çiftçi.) veren.) başkalarını düşünen. dîh (f. dîde-pûş (f. dihkan ("ka" uzun okunur.s. dikkat (a. (dühn'ün c. [aslı Farsça "dih-gân" dır].) 1. çiftçi.*j (a.) göz gibi. (bkz: dîh). dihlîz (a. Haclet-dih utanç verici. gönül. dîdebân-ân-ı çihârüm Güneş.b. dîk-efrak (a.s. nöbetçiler.s. Şems). kalb.i. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. verici. dîger (f. dîg-i sevda aşk tenceresi.s. meç.i.b. (bkz.t. dîdeler-rûşen (f.) köylü. dîg (f.s. köylü.) gözetici. dîde-dâr (f. edyâk) horoz. dîdebân-ân-ı âlem yedi gezegen.i.i. (bkz: dahîm. dihkanî ("ka" uzun okunur. taşan tencere. karye.b. (bkz: dihhudâ).) diğer.i. a.) bir kimsenin sevincini. dihât) 1. Zühal (Satürn) gezegeni. ufalmışlar.) çatal ibikli horoz. diyeke. köy ağası.zf.) verme. başka.i. [bkz: dîger-bîn). ikîîl).i.i. 2. çiftçilik.s.s.i. dîk-ül-arş "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek. dîger-gûn (f.) 1.b.) 1. Lûtuf-dîde-gân lütuf görmüşler. (bkz: dihkan).i. -dih (f. doğruluk. işten anlar.i.) 1. meç. değişmiş. ekinci. 2. fr. dîk (a. dîde-nümâ (f.b.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan.b. dîk-i ebyâz Cennet'te bir kuş. ince eleme. dih-gân (f-b.i.s. dîger-rûz (f. 2.b.i. dihî (f. dihât oUj (f.kolcular.) köy.b.) sürünülecek yağlar. ince arama.) taç. s. -dîde-gân (f. tıknefes.s. dîhîm (f.) rençberlik. dîk (a.) göz aydınlatan. dîde-bî-dâr (f.h. f. diğer. başka zaman. 2.s. ihsan.i. dîg-i cûşân taşmış. Dihistân (f. dehlîz). dîger-bin (f. . bağışlama. di his (f. dih-çe (f. gezegenler.b.) dar olma.i. altruiste. dikkat-i nazar bakış inceliği.) köy ağası. dîger. dil (f.) incelenmiş.) köy ağası. küçük köy. bozuk. dih (f.) görmüşler.) "gözü kapayan" rüşvet.s." dîde-fürûz (f.) başka gün.) köyler.s.) iyi gören.b.b. 2.i. dikak ("ka" uzun okunur.b. dîh'in c. (bkz: dîde-bân). bâr (f.) gözüne uyku girmeyen.) "gözü yolda" bekleyen. muhabbet kazanı.b.

ıstırap.zf. yürekli. 2.s. dil-âver'in c. sevgiliye yakışır surette. i.s.s. dil-âverân (f. gönül okşayan.s. bilgin.s.) gönül arayan.) gönülden vurgun olan. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil.b.s.b. dîl (f. dil-i sevdâ-nişân sevdalı gönül. dil-i zinde diri ve uyanık gönül.bs. dil-ber (f. göze hoş görünen. 2.) 1. dil-berî (f.s. dil-i yek-vücûd tek parçadan yapılı gönül. orta. dil-i sevdâ-nihâd sevdalı gönül. dil-i mecruh yaralı gönül. gamlı gönül.) gönlü rahat. paramparça olmuş gönül. gönül çeken. dil-i pür-âteş ateşli gönül.s.) dilberler. mezar. dil-i hâk toprağın aln. dil-i pak temiz gönül. dil ü can gönül ve ruh. dil-i nâlân inleyen gönül. i. (bkz: dil-beste).) 1. ateşli gönül. dilber'in c.b. dil-berân) 1. dil-i şeb gece yansı. 2. inleyiciler. güzeller.b.i. gönülü karıştıran. dertli gönül.) gönül bağlayan. güzel. dil-âşüfte (f.) 1. i. dil-ârûm (f. avutan. meftun olan. bil-berâne (f. 2. âşık. güzel. kalbi kırık. dil-i zar zavallı gönül. i. dildil-künân (f.) gönül anlar.i. dil-cû[y] (f. muz. gönlü alıp götüren.) gönlü incinmiş. harap gönül. dil-bend (f. kadın adı.b.b. dil-âsûde (f. dil-i vîrân yıkık. gönüle asılan.b.b. dil-âver (f. dil-i nizâr kederli gönül. muz. dil-i sâd-pâre yüz parça. dil-i şeydâ deli gönül.i.c. gönül vermiş. dil-i bî-mâr hasta gönül. dil-âsâ (f.b.b.) gönül inciten.b.) heyecanlı. dil-bâz (f. kız adı. dil-âzâd (f. ıztırap çekenler.b. dil-i sûzân yanık. dil-i pare pare parça parça. muz.b. dil-âgâh (f.s.) inilti.s. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. 3. 2.s. hatır kıran.s. mandıra. dil-i nâ-şâd kederli.b.s.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. ağıl. nokta.) gönül eğlendiren. birinin gönlünü almış. erkek adı. dil-i inhâr ırmakların gönlü. zavallı gönül. akıllı. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. yiğit.) gönlü rahatlandıran. gönlü rahat. dil-âzürde (f.s.s.s. dil-i nâ-mihribân merhametsiz yürek. yüreği sıkan. yürekliler.i.s.b. kalp kıran.b. dil-dâde (f. merhametsiz.c. dil-beste (f.) yiğitler. dil-i derya denizin ortası. gönüle sıkıntı veren.) 1. dil-i sengîn taş yürekli. gönül. dil-âzâr (f. dil-çâlâk (f. gönül çeken.) 1. dil-i dîvâne deli gönül.b. sıkıntı.) dilberlik. dil-i bî-karâr kararsız gönül. yan. 2. 2. güzellik.b. dil-ârâ. dil-âşûb (f. cazip.b. 2. gönlü dinlendiren. âşık. paramparça olmuş gönül. güzele. 2.b. dil-i zar. gönül kapan. sevgili. kalbi uyanık.b. dilâverân) 1. i.s. dil-berân (f. 3.s. güzel söz söyleyen. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. dil-âvîz (f. kalbi meftun eden [güzel].) dilbere. (bkz: dil-dâde). 2.s. kalb.s.) 1. dildil (f.b.c. gönül alan.) gönül bağlamış.) 1. inleyenler. . dil-dâr (f.dil-i âvâre serseri gönül.

b. dil-efrûz (f. (bkz: cân-hırâş).). yiğitler. Umumiyetle inicidir. cesur. yiğit.a. dil-güşte (f. âşık. dil-hâh).zf.s. dil-keşîde (f. dilîrân) yürekli. i.). dil-figâr (f. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam.). Güçlüler. öfkelenmiş.b.s. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak.) gönlü hoş.) gönül isteği. iç a-çan. dil-ferâh (f. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].b. (bkz.s.) gönlü ferah. muz. dil-firîb (f. yüreği rahat.s.) gönül aldatan.) 1. kalbe batan.i.b. kırılmış. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.) yiğitcesine.s.) iç açıcı. dilîrân (f.s.b.b. dil-düzd (f.b. tırmalayan. dilkeş-hâverân (f. Bu makam. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam.i. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır. gönül çekici.b.s.b.b.s. muz.s.s. âşık.hüseynî ve ikinci derecede -hüseynî'nin durağı olan. dil-hurrem (f.s.b. dil-harâb (f.) !.) muz. dilîr (f.s.) gönlü hasta. dil-hırâş (f.s.) yürek eriten. dil-güşâ (f.b.) içi kan ağlayan. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.) muz. dil-haste (f. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.) 1. dil-hûş (f-b. dil-gîr (f. yüreği sevinçli.b.c.dil-dûz (f. ve i. dil-fürûz (f. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır. dil-efgâr. kırgın.) 1.s.i.b. yüreklilik. dil-efzâ (f.) gönlü kızmış. 2.) yiğitlik. dilîrî (f. dil-hâste (f. gönül.) gönlü yaralı.) gönlü geniş. yüreği rahat.s. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan. dilîr'in c.) gönül aydınlatan. dil-hûn (f. kalbe ferahlık veren.) gönlü ölmüş.s.) gönül çalan. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir. (bkz: mecrûh-ül-fuâd).) gönül delen. dil-güşâde (f. gönüle ferahlık veren.i.b. (bkz: dil). dil-keş (f.s.b. yüreği ölü.) gönül tutan. muz. dilîr-âne (f.s. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. gönül sahibi. dil-germ (f.b. cazibeli.) gönlü şen. gücenik.b.b. cesurlar.b. A. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.b.b.s.s. dilîrân-ı nîzedâr mızraklı yiğitler. mertce-sine.) yürekliler.b.) gönlü yıkılmış.i.s.) gönlü yaralı olan. mertlik. dil-güdâz (f. Bu makam. sevinçli. A. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. hasta gönüllü.s. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur. kalbe sıkıntı veren.b. 2.s. gönül dileği. 2. dil-hâh (f.s. sevindiren.s. (bkz: dil-fürûz). dile (f.b. dil-figâr (f. 2. si için küçük mücenneb bemolü ve do için .) yürek parçalayan. (bkz: dil-efrûz). gönüle eziyet veren. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. gönül açan. alımlı. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî.

) gönlü hoş. vurgun. dil-şâd i (f.i. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur.s.) gönlü açılmış. dimâr (a. muz. dîm (f. kendine meftun eden. Dimişk (a. gönülde yer tutan. çehre.c.s. dil-siyâh (f.i. i. dimâgiyye (a.) gönül alan ve zapteden güzel. edmiga) 1. denânîr) 1.i.b.) gönlü susamış.c. sıkıntılı. 2. dem'in c. yürek yakıcı.b. kederli. dil-teng (f.b.b.b.s. dil-sitân (f. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.) gönlü ditilmiş. dil-nüvâz (f. i. i. bir Fransız frangına denk olan sırp parası.) gönlü ölmüş.i. hoş lâtif.) yüreği yaralı. dil-şüküfte (f.) kalbi. gönül kapan. dil-nüvâzâne (f.) gönül kinci. dimne (a.c. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya.s. gönlün beğendiği.) 1.b.s. dil-küşte (f. (bkz: dil-teng). âşık.s.s.b. gönül darlığı.) gönlü gitmiş.i.b.b.s.s. dil-nıürde (f. dil-kûb (f.f.s. (bkz.b. gönül okşayana yaraşır yolda.b.b. her şeyden elini eteğini çekmiş. bilgin. muz.s.s.b. dînâr (a.) gönüle hoş gelen. hat. 2.s. Dervîş-i dil-rîş gönlü yaralı derviş. dimağ-çe (a.) süprüntülükler. Şam'a ait. 2.s.bakıyye diyezi ilâve olunur. dil-şiken (f.b. âşık.) 1. dertli.s. akıl.i. gönül yakan. fikrî. beyincik. (bkz: huş).s. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası.) yüreği yanık.b. dimağ ile ilgili. (bkz: Şâmî). gönül alan. dimne'nin c. dil-teşne (f.b.) 1.b.) iç sıkıntısı. [tezhip. dimen) süprüntülük. dimâ (a.s. dil-rübûde (f.i.b. i. âşık. gönlü ölmüş. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma. dil-şikeste (f. dil-rübâ (f. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek.) gönlü zedeleyen. dîn (a. zihnî. mahv. 2. dil-sûhte).s.s.i. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup. (bkz: dil-zede). güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır.) kanlar. . hüzünlü.b.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse. dil-nişîn (f.i. dil-şüde (f.s. dil-sîr (f.) 1. her Güneş ayının 24 üncü günü.b.b. dil-rîş (f. Dimne (h.) 1.) gönül okşar-casına.) gönül yapan. yüz.) gönül okşayan. dil-zede (f. pek istekli. tahminen iki asırlık bir makamdır.) gönlünü kaptırmış.s.s. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. (bkz: mağz).) çakal adı.s. 2.) 1.s. duygusuz.b.) gözü gönlü tok.s. dil-şikâr (f.i.b. dokunaklı. dil-sûz (f. dil-tengî (f.) helak.s. dil-sâz (f. 2.b.) yürek delen.) vurgun. dimâgî. muz.b. minyatür v.b. şuur.]. [aslı "dil-nevâz" dır].) gönlü kara.i.f. dimen ı (a.) Şam. Şam'la ilgili.s. kederli. 2. Sefk-i dinin' kan dökücülük. dil-pezîr (f.h. 2.) yanak.b. dimağa mensup.) gönül avlayan.c. canlanmış. (bkz: dil-rübûde).i. sevinmiş. dîn (f. Dimişki (a. dil-zinde (f.) anat. kınk gönüllü.i.b.b.b. dil-pesend.i. dil-sûhte (f.s. b.s. dil-şikâf (f. beyin.) yüreği dar. vuran. çok acıklı. dîn-dâr (a. dimağ (a.) gönlü kırık.

) zekâ.b.f. kavrayış. parıl-dayıcılık.) nur.b. dirhem.) ekin biçen.) ağaç.) dirayetli bir şekilde. dirâyet-kârâne (a. dîne destek olan. 3. karışık olmayan dirhem [gümüş para]. dîni arkalayan. mürâî). eski okkanın dörtyüzde biri.) dinle ilgili olan. dirhem-i hâlis saf gümüşten ibaret olup.) dince. (bkz.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde. parıltı.i.dîn-dârâne (a. dîr-bâz (f.i.i.i. dîn-dârî (a.s. dîn-perver (a. 3. kavrayışlı. yemişli ağaç. çoktan.f. parlayan Güneş.) uzun. bilgi.b. (bkz: dirâyet-kârâne).) ağaçlık yer.s.s. diraht (f. Akvâl-i dîn--şikenâne dîne zararlı olacak şekilde sözler. dirahtistân (f. karışık dirhem. hasat. diraht-ı Vakvak üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç.zf.b. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem.zf.dâr'ın c.i.s. dirhem-i rayiç gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. tutma. (bkz: durahşân). dirâyet-mend (a.s.s. gümüş para.i. Dürr-i direfşân 1. dirhem-i ceyyid bozuk. halk arasında alınıp verilen dirhem. dîr (f. eski. dirahşendegî (f. (bkz: dirâyet-mendâne). dîn-penâh (a. dirâyet-kâr (a.i. dîn-şiken (a.b.) dîni koruyan. parlayan inci.i.b.) dirayetli. kavrayışlı.) dirâyet-lilikle.) dindarlık.) para ile alınmış. istirahat. ışıklı. dirahtân (f.f. parlaklık. derâhim) 1.i.) parlak. dîne karşı koyan.) evler. 2.) sarraf.b. bilgili. dînî. direm-hırîde (f. direfş-i Gâvyânî (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak].) dirayetli.zf. dirhem-i mağşuş başka mâdenlerden oluşmuş. Ulûm-i dîniyye (din bilgileri) din dersleri. Akaid-i dîniyye (din inanışları) din dersleri. parıldayan.b. gümüş para. geç. para. dîrân (a-i. 2. dîniyye (a.) ekin biçme. uzun müddet.) dîni kıracak. dirahşân (f. .) dîne hizmet ve yardım eden. dirhem (a. direv-ger (f. dîne zarar verecek surette.s.s. direfşân (f. dirahş (f.) darphâne.f.s.f.) dîni kıran. dîne destek olan pâdişâh. dirayetli (a.s. (bkz: dür).c.fz. Pâdişâh-ı dîn-penâh dîni koruyan.i.t. (bkz: seçer).i. bilgili.zf. dirahşânî (f.f.b. gecikme. diyer).b. dîr ü zud geç ve çabuk. s. dirhem-i örfî onaln kırattan ibaret dirhem. dirahşende (f. bilgili. diraht'ın c. akça.f. dirâyetkâr olana yakışır yolda. ve zf. (bkz: aram).i. 2.i. dirâyet-mendâne (a. dînen (a.b. direm-serâ (f.f.) ağaçlar.f.b.) ışıldayan. kavrayışlı. direfş (f. 2.s.) zekî. dirayet (a. direng (f.) bekleme.) 1. [aslı "durahşân" dır].f. zekî. Mîr-i dirahşân parlak.s.i. sancak. ziya.b. para basılan yer.zf. parlayan. direm (f. orakçı.) ışıldayan. din bakımından.s. diraht-i Meryem Meryem'in altında oturduğu ağaç. parıldayan.) 1.i. dîn-şikenâne (a.) . uzun müddet. ışık. nurlu. (bkz. direm-güzîn (f.) iki yüzlü. diraht-i meyve-dâr yemiş veren.) bayrak.) parlaklık.s. direv (f. dîn-fürûş (a. uzak. dîr ü dırâz uzun uzadıya. diş. [aslı "durahşânî" dir].f.

dîvâne. anat.b.f. dîvân-ı riyaset başkanlık kurulu. dîvân-ı ilâhî âhiretteki hesap günü.c. bolluk mânâsını verir. dîvân efendisi (a. dîvân-ı muhasebat Sayıştay. dîvân-ı harb-i örfî sıkıyönetim mahkemesi. [bu mecliste.) 1. e.b. askerî mahkeme.c. eyvah. dîrîne eski kadîm.) 1. mantar gibi şeyler.s.b. Merhamet-disâr çok merhametli. Bende-i dîrîne eski kul.b.) delicesine hareket eden.b. orta boyda olan.i. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur]. ah. şerîata göre.) devler.s. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi].i.f. dirîga ("ga" uzun okunur. 2. dîvân (dîv'in c.zf.) eklendiği kelimeye çokluk.) küçük şiir mecmuası.b.s. dîvân ö (a. [zekâtta . sadrâzam.) 1. dîvâne-gî (f. kişi.) deli. dirhem-i züyûf bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke. dîvâne-res (f. harp dîvânı.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu.s.i.hâne (a. dîvâne (f. şeytan. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi.i. kapacık.i. murakabe altında bulunduran yüksek kurul.i.i. cin. dîvân-ı hümâyun (a.f. 3.i.) delicesine hareket eden. 3. dirhem ü dinar gümüş ve altın para. dîvâne-rev (f. dîvân-ı âlî yüce divan.b. kapak. 3. disâr (a. 2.i.) geniş sofa salon. üste giyilen kaftan. disâm (a.i. dîrûz (f. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu]. f. devâvîn) 1.) divanelik. dîse (f. 2. dîvân-ı ahkânı-ı adliyye (a.i. dî-şeb (f. eyvahlar olsun! dîrîn.i) huk. aman. delilik. dev. düşür) 1. 70 tane arpanın ağırlığı. diyette. önleme. -disâr (a.) dün. büyük meclis. çılgın. dîvân-ı kebîr (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri. 2. esirgeme. (bkz: dîvân kâtibi). dîvân-ı harb (a. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua. dîvân-ı temyîz-i askerî Askerî Yargıtay. yazık. elbise.b. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru. (bkz: Şems-ül--Hakayık).i. şeyhülislâm. men'etme. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir]. budala. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol.) şahıs. alık. dirîg (f. mehirde. 2.) huk.dirhem-i şer'î ondört kırattan ibaret dirhem. muhasebat .) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur. dîvân-ı hâss pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. kazaskerler.) yazık. dîvân-ı âm halkın katıldığı meclis. dîvân-ı deâvî nezâreti çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. dîvân-çe (a.t. Âyîn-i dîrîn eski töre. şişe kapağı. yatak çarşafı.i. dîvân-ı Hakanı Hâkanî'nin dîvânı. dîv-i âhenîn-beden demir gövdeli dev. dîvân-ı Fuzûlî Fuzûlî'nin dîvânı. dîvân-ı haysiyyet onur *kurulu. *yargıtay.

3. devâlîb) 1. dost-âne (f. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). dîvî (f.i.) kale.i. Hatt-ı dîvânî dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı. 2.b.i. dâr'ın c.i. iri yan. güve. nikâhsız kan veya koca. (bkz: levn). arka kaşağısı. cin çarpmış. Tann. devle ilgili. diyeke (a. diyet (a. 3. sevilen kimse.i. (bkz: dost-kâm). diyet'in c. dîv-beçe (f. diyanet (a. elde hiç bir numunesi bulunmayan.s.) ipekböceği.) dost tutan. devreden. dostân (f.dîvânı. (bkz: edyâk).) horozlar.f.i. kötü.) Tehmûres'in lâkabı. diyânet-kâr (a. diyât (a.b.) dev yavrusu. dîv-gîr (f. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir.b. tas. dubara. Mahmûd [Kâşgarlı-J ). 2. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır.) 1.) ağaç kurdu.i.b. diyar-ı tahassür özlem diyarı. diyar-ı gurbet gurbet ili.) l. dolâb (a.i. 3.b.) l . dost (f. 4. dönen.i. dost-kânî (f.h.i.i. kasırga.i. dîv-bend (f.s.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi.i. dîver (f. 2. hakîkî sevgili. 4.b.) duvarcı. dîvâr-ger (f.i. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz. evler.ahar başka memleket.b. Menâsib-i dîvâniyye dîvan kalemin deki me'murluklar.) kale muhafızı. dîvek (f.) 1. 2. dîvâniyye (a. sevgilisi olan.) 1. din duygusu. şiddetli rüzgâr. (bkz.s.) deve ait. Anadolu.s. diyar-ı küfr islâm ülkelerinden gayri yerler.). dost-kân (f. diz (f. dîv-âsâ (f.) dost meramlı.c. büyük kadeh.c. b. 2 . diyar-ı Rûm Osmanlı ülkesi. (bkz: dîrân).i. dindarlık. diyet-i mugailâza huk. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir. bot. dîv-lâh (f. dostça.s.) dev gibi. memleket.). cinci. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. [bu neviler bint-i mehad. 3.t. dâr'ın c.i. [Farsçası "dûlâb"dır]. dost'un c.i. dîv-bâd (f. dîv-câme (f. bint-i lebun. diz-dâr (f.b.b.i. Dîvânü Lûgat-it-Türk (a.b.) evler.) renk.) diyanetle ilgili. dev gibi.b. hıkka ve cezea denilen develerdir]. delilik.) dindarlıkta gayretli olan. dîv-sâz (f. metres. s. 2. sülük. dîv-çe (f. 2.b. (bkz.) duvar.) .i. diyer (a. dostî (f. ülke. zool. ağaç kurdu. 2.s. 5.i. korkunç tabiatlı. din. dîvânî.) dostlukla.) dostluk. güve. diyar (a. dost-kâm (f. sevişen kimse.i. (bkz: mecenne).i. dîvân efendisi). özlenen ülke.zf.i. yabancı haneler.) dîvâna ait. dek.) muz.i. dostân) 1. dîvân kâtibi (a. dost-dâr (f.) ev sahibi.c. diyet-i kâmile huk. 2.b. meramı dostun meramına uygun olan.s.b. dîk'in c. dost-gâhî (f. dîze (f. . cinnet. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.i.) dostlar. büyük kadeh. diyât) kan bahası.) diyetler. dîve (f. dîvâr (f.) cin tutmuş. dîz.s.i. diyânî (a. hîle.b.i.b.s. sur.i.) 1. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. (bkz: dîv-çe1) . diyar.) 1.s. dîvanla ilgili.

i. dûd-âlûd (f. dûd-i çerağ lâmba isi. dîdân) kurt.b. iribaş. dûdî.) duman yeri. kabîle. dûd-hâne).i. dûd-i dimağ kibir. chrysalide. 2.s.) 1. domuz şeridi. dûd-i dil-i pür-âteş ateşli gönlün dumanı. dûde (f.) gelin. dûd-i ham yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman.b. dûdiyye (a. dûd-i üstüvânî zool. dûd-ül-kilye zool.f.) kurda. dûd-gâh. zû'). yakalanmış. (bkz: dûde). ipekböceği. dûd-i vâhid zool. yuvarlak solucan. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt.) dumanlı. 3. gurur. (bkz. tenya. bir yere gönderme.i. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. Allah'a yalvarma. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. gam.) soysop.) sihirbazların üzerlik. mürekkep yapılan çıra isi. dûd-i dil yürekten çıkan ah. 2. tasa. fr. dua edicilik.s.b.) dua okuyuculuk. (bkz: arûs). sığır şeridi. dâî'nin c. (bkz: dûd-i harîr). soysop. (bkz: dûd-hâne. 2.systicerque.) hanedan.s.s.i. dûd-i mükeyyes zool.s. kırmızı renk elde edilen böcek. dûd-i şa'rî zool.b. kabîle.) 1. dûd-hâr (f. kelebek. inilti. dûd (f. duman.b. dua okuyucu.b.i. keder. duâ-hânî (a. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. büyüklük. onlarla ilgili. dûd-geh (f.i. duhter). 2. baca.f. duh (f. (bkz: dûde. dûd-mân-ı Bektâşiyye 1) Bektaşi ocağı. silsile. duâ-gû (a.) 1. iplik gibi ince uzun bir kurt. iftiracı. davet edenler. dûd-efgen (f. tetard. dûd-i şeridi zool. ducret (a. 2) Yeniçeri ocağı. dûd-i ibrişim zool. trişin. duacı. dûd-i ciğer yürekten kopan ah.b. 4.b. (bkz: zucret-ver). 3. dûd-hâne (f. dûd-i remel zool.f.s. (bkz: duht.i. duâ-yı hayr hayırlı dua.b.i. sivri kuyruk. dûd-i âh ilenç.) dua okuyan. dûde (a. tömbeki içen kimse. fr.i.) duâcılık.i. dua' (a.i.) dua eden. dufayda (a. birini çağırma.dû' (a. dûd-i harîr zool. soysop. dûçâr-ı hayret ü ıztırâb sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. dûd-i hadîs zool. ocak.b.) ayran. duâ-hân (a. külhancı.) zool. krizalit.i. duman). kız.).s. (bkz. dûg (f.s. beddua. niyaz. (bkz. havâi fişek. dua edenler.i.i. böcek. keseli kurt.i. Dûdmân (f.f. böceğe ait.c. dûd).) 1. duât (a.) "is sıvayıcı" kara calici.c. dûd-endûd (f.i. dûd-mân-ı Osmânî Osmanlı hanedanı.) 1. uğramış. dûd-i müsellâh zool. yürek darlığı. kırmızı kurt. kelebek. hasır otu. duçar (f. dûd-i sabbaga zool. dûd-i müstakim zool.) sıkıntılı. 2. fr. kabîle. (bkz: zucret). böcek. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan. ducret-ver (a.) tutulmuş. . ocak. tütün. duâ-gûyî (a. duâ-yı müstecâb kabul edilen dua.i. 2. ed'iye) 1. hasır sazı. dûd-ül-Medîne zool.f. ocak. dûd (a. aşçı. dugd (f. dûd-ül-kebed zool.i.) kurtçağız. (bkz: giriftar).b. dûd-mân). küçük solucan.) iç sıkıntısı.

dûn-ân (dûn'un c. 4. dürbün. 59 âyettir. dûr-bînâne (f. dumû' (a.s. ilerisini. Duhter-i Hindu (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). Salât-ı duhâ sabah namazı. tedbirli. şarap.) dûr-bâş! Diye bağıranlar.b. duhne (a.s.) tütün içen. bölgeler.s. aşağı.i. duhtere (f. dûrâ-dûr (f. uzağı. aşağılık. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ.i. duhter (f. (bkz: dîr). onlann ilerlemesine yardım eden. kerime. bot. kovma.b. darı. kız çocuklar. bekârlık.) 1.s. duhûr (a.i. duhter). iğne ile dikilmiş. dûr-bîn (f.i.i.) kaba kuşluk vakti.) kız.i. çıplak arazî. duhûr (a. zelillik. tek tane. dûr (a.) "duman yutan" tütün içen. dürbün.i. tütün. dûr-bâş (f. ileriyi. tüysüz.i. geleceği görerek. duhân aşam (f. 2 . 3. dûr-dest (f. dirahşân). duhân-ı âteş ateş dumanı.zf.) kızlık.). dûn (a.i. içine girme.i. çıplak baş ve yüz. 2. değnek.) tütün satan.) 1.b. zillet. duhterî (f.).i) 1. şarap.) uzağı. Mekke'de nazil olmuştur. otsuz. kadın esirlerinin bir nev'i. duht-i rez (asma kızı) şarap. sağılmış. dûr-endîş (f. 2. hâher). duman. 2. durahşân (f.s.) ilerisini düşünen. Sûre--i duhân Kur'ân'ın 44 üncü sûresi.s. dûr-bînî (f.) uzak uzak.(bkz. "uzak ol!" mânâsına bir emir. tohum tanesi.b. aşağıda. fumant. duht (f.) 1.i.b. uzaklaştırma duhye (a.i.) hakirlik. dür ü dırâz uzun uzadıya.) 1. fr. Sûre-i duhâ Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. 3.fı. . dem'in c.s. duhâ (a. yer. Baht-ı dûn alçak talih. i. 2. duhter-i âftâb (güneşin kızı) meç. soysuz kimse.) dûnlar.) kötü. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. körelme. duhân-furûş (f-b. alçak kimseleri koruyan. yasakçılar. 2.) 1.) ilerisini.i.) içeri girme.) 1. duhân (a. dûr-bîn 1) uzağı gören.) kız.i. bekârlık. Mekke'de nazil olmuştur. hasırotu. duht-ender (f.dıl'ın c. (bkz: dahve). alçaklar. 2) i.cli. duhûl ü huruç içeri girip çıkma.) göz yaşlan.b. dumûr (a. tar.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması.) defetme.i. duhter-i rez (asma kızı) şarap. yapraksız ve meyvasız ağaç.) 1.i.) hastalıktan âza kuruma.) kızlık. geleceği gören.) 1. ilerisini görürlük. duhânî (a.i.) uzak. dûn-perver (f-b. duhûl-i muzafferâne muzafferce giriş. duhterân (f.i. duhûl (a. uzak.i. dulû' (a-i.b.s. altta. dûr (f. 2.) bir yere girmek için verilen ücret. dâr'ın c.zf. uzun. 2. duhter-i rüzgâr dünyâ olayları. duhân-nûş (f. (bkz: duh. alçak.s.s. aşağılık.) kim.) kızlar. uzun uzadıya. (bkz: duht. duhter-i hum (küp kızı) meç.s. 2.b.b.i. dûr-bâşân (f. i. duhûliyye (a. uzaktan zağa. (bkz: adla'). dumur (a. akıllı. 2. aşağılık kimseler.s. evler. üveyi kız. dumanlı. 11 âyettir. duhter'in c. asa.dûh (f.) kuşluk vakti kesilen kurban. kerîme. dûhte (f.) erişilmesi güç şey.

dü-pâ iki ayaklı.) dikici. lât. (bkz. katmerleme. dûzah-mekân). dü-âteş sevgilinin iki dudağı.b. dûzah-makarr (f. Little Bear.i. kâfir.b.) cehenneme mensup. dussûkıyye (a. dûzah-mekân (f. lat. dişi ayı.s.s. düş azmak rüya görürken kirlenmek. vurmalar. yalan. Big Dipper. zebaniler.) uzağı yazan. (bkz: hirs).) iki kat.) sivrisinek. kâfir. dûzah-nişîn). diken.s. tamu.) iki.) azap melâikeleri.dubara. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin . dayanma omuzu) katlanma. 3.i. dûr-nüvîs (f.b.) 1. dûr-şenîd (f. akıllılık. dûşîne düngece ile ilgili. durûb (a.i. düş (f.) ilerisini düşünme.i. 2. dûşize (f. dû-zah-nişîn). telefon.i.i. Petit Oıırs. nîrân). (bkz: bekâret).) uzağı gösteren. dûzâhiyân (f.) uzak işitir. pekmez. 2.i. bakire). dün gece.i.i. (bkz: dûzahmakarr.) mekânı cehennem olan. durûb-i emsal darbımeseller.s.) iki kat etme. dübb-i ekber astr. dûzah (f. hîle. dûşîn. dûzâhiyân) cehennem. Cüvâl-dûz çuval dikmeye mahsus iğne. Yedigen.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret).a. dü (f. dûşize-gân (f.s. dûşâb (f.c. Dübbe (a. astr.i.i. Little Dipper. dûşîze'nin c.i.b. dü-cihân iki cihan (dünyâ ve âhiret). (bkz: dâr-üs-saîr.s. duru (a.i. kızoğlan kız. an gibi şeylerin iğnesi. kâfir. oyun. dûşîze-gî (f.) durağı cehennem olan.i.b.) üzüm ve hurma pekmezi. dübb (a. çarpmalar.c.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar.) çok uzun.b. Küçükayı. dayanma. düş be düş omuz omuza. (bkz. (bkz: ihtilâm olmak).i. dûr-nümâ (f. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. dübb-i şimalî şimal ayısı.s. darb'ın c. dost). dü-rû iki yüzlü. dır'ın c. Ursus majoris.) sevgilinin iki dudağı.b. dûrî (f. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur. dü-bâr. dü-âteş (f. dübb-i asgar astr.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat. çuvaldız.) oturduğu yer cehennem olan.s.i. düş ber düş omuz omuza. dü-âlem iki dünyâ (dünyâ ve âhiret). Büyükayı. dübbe].b. (bkz: dûzah-mekân.dûr-endîşî (f. ce-hennemî. ing.a. telgraf. dûzah'ın c.b. dü-bârâ I (i. dûzahî (f.) döğmeler. dolan. fr.a. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri. fr.i.s. ing.s. zebânî.) uzaklık. rüya.) kızlık.) 1. Ursus nıinoris (= Küçükayı). omuz.) kızoğlan kızlar.b. el değmemiş. dûrû-dirâz (f. sırmalı. dü-bâre (f. Zer-dûz sırma dikici. dün geceki. dü-bâlâ (f.b. atasözleri. (bkz: dûzah-makarr. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. dûzah-nişîn (f.i. dûst (f.b. Great Bear. düz (f.b. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi.s. dü-âlem (f.). [müen.) ayı.) l. düzene (f. tedbirli olma.i. dûşîze-gân) kız. kızoğlan kız olma hâli. 2. Grand Ours.

ikiz. dücce (a.i. dügâh gibi donanır ve değiştirilir.) davul. kat kat olma. deffin c.i.) karanlıklar. dü-dilî (f. dühât (a. onc-tueux. sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. bir şeyin gerisi. dücâc (a. (bkz. fr.) çok karanlık. dü-dile (f. dühn (a. birinci derecede. dücünât). Makam.) 1.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). makama ismini vermiş olan. [aslı "dühnî" dir]. dü-beyt (f.b. (bkz. dücne (a.si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur. dücce-i lücce denizin engin karanlığı. astr. son derece zekî.) bot. elde bir numunesi yoktur.b. sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. lât.i.s.ool. dü-kevn). karanlık. diicâ' (a. 2. dücünne (a. ayıgiller. dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir.) tereddüt. 2.b. (bkz: zulmet). dücye (a. dücâce (a. horoz ve piliç cinsleri. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. beş altı asırlık bir mürekkep makam olup.s. dücî) karanlık. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. yağmur yağma. fr. semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç. dübr (a.b.) karanlık. kuğu burcu. edhân) sürünecek yağ. (bkz: zulmet). dügâh (f.i.i.c.) muz. makat. kararsızlık.) ed.) tefler.b. dicâce). dühür (a. dihân.i. Salât-ı dü-gâne iki rekât namaz.c. 2.i. lât.) dehâ sahibi. Durak perdesi.i. rekât namaz. dühnî. dâhî'nin c.c. (bkz: decâc. dücünne). tavuk. decâc.i.) zool. bir işin sonu. düfûf (a. dünyâlar. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. dü-cîhân (f. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir.i. 3. anlayışlı ve uyanık olanlar.) y.i. tavukgiller. Duphe.s.i. dücünnât) 1. dücâc'ın c. kaypak. karanlık. alplıa Ursus majoris. kapalı hava. fr. ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür.b. dücüc (a.i. sabânın güçlüsü olan çargâhtır.b.s. tavuk.s. arkası.i. zamanlar. dügâh-pûselik (f.i. 2 . dücüc) 1.) sürünecek yağ ile ilgili. dücî (a. aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur.) 1. Cygne.i. bu beşli ile dügâh perdesinde kalır.i.) iki göz. dücür (a.) muz.. Bu makam. dicâc). Güçlü. iki tarafta sevgisi olan. dü-dîde (f. ing.i. en az. dügâh-ı kadîm muz.i.c. dicâc. devirler. dü-dil. dühenî (a. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. Donanıma -sabânın ki gibi. duhûl (f.dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri. (bkz: zulümât). 2. böğrülce. dücye'nin c. Cygnus. .s. dücüc).) tavuklar. sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır.a.) 1. (bkz: decâce. dücen. bulut.i. kıç. dübbiyye (a.) kim. dübür.i. çift.c.dügâhtır ki. Dügâh makamının güçlüsü. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. iki tane. dehr'in c. münafık.s. dügâh-hicâz muz. dühniyye (a.b. dü-gâne (f.c. dügâh-ı acem muz. Bu makam.c. dücâciyye (a. sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür.) iki gönüllü.

yer.b. dürdîriyye-i halvetiyye Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı.s. düm-i gürg (kurt kuyruğu) sabahın erken saati. dümbâle. dürr). dünbek (f. Alâka-i dünyeviyye dünyâ işleriyle olan ilgi. düm-gâh. Necm-i dünbâle-dâr kuyruklu yıldız.dükkâncık. kuyruk tutan. (bkz: dünbâl. dühül-derîde (f.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse.b. arkası sıra giden.) 1.s.c. sandık.s. çöküntü.s.i. hırslı kimse. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. dümbâl.b. dürd-keş).) kuyruk.i. uyan.i. dünbâl. (bkz: gurûb).i. 2.) kuyruğu kesik.i. düm-dâr (f. bunların başı. kalender.) iki parça. alaca karanlık. dürdî (f. 3.b.i.) iki ayaklı.i. (bkz: düm. (bkz: düm. dünyevî. ikiye aynlmış.) Güneş batması. Har-ı dü-pâ (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. dükkân (a.b.) şarabın tortusunu içen.Âvâz-ı duhûl davul sesi. şarabı son damlasına kadar içen. çöküntü.s. dünbâle).) dünyâya tapan. dürd-âşânı ((f.i. dü-kevn iki âlem (dünyâ ile âhiret).i. ulmacees.) tülbend.b. dünbe).) kuyruk.) dünyâya mensup. dünbûre tambura denilen çalgı.) tortu. (bkz: dürd-âşâm). dür (a. dü-pâ (f. rezil. duhûl -bâ (f.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış. dükkânçe-i sahhâf kitapçı dükkâncığı. dünyâ (a.b. elgün. dünb.) 1. dünbe (f. hokka. dünyâya ait.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan.i. fr. kutu-cuk. tülbent ağası.f. dünbâle-dâr (f. dümmel (a. kıymetli. dümbâle (f. düldül (a. dülbend-dâr (f. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. kirpi.i. 3. dürece (a. (bkz: dürd. (bkz. 3. (bkz: süllem). dürde (f.). küçük kitapçı dükkânı. dünyalık (a. dürdâriyye (a. (bkz. dünyâ ile ilgili. davulcu. dünbâle-rev (f. bekçi davulu. dürd-hâr.) 1. kısa kuyruk. dürc. dürer (a.Ali'ye verdiği kır katır. düm-geh (f.i. tamahlı. dürce (a.f. küre.) kutu. 2.b. dünbâle (f.) para. s. inci tanesi.) 1. dünb. dünbüre.b.) büyük kan çıbanı. dü-nîme (f. yer yuvarlağı.) kuyruk. karaağaçgiller.) kuyruk. rüsvâ. 2. dürc-i dür inci kutusu.i.t. içoğlanı. dünyâ-dâr (a.i. [Farsça'sı "dukan" dır].s. dünbâle). Muhammed'in Hz. düm (f.b. dülûk (a. rüsûb).b.) Hz. dülbend (f.i. dünbâl. dükkân-çe (a. dııınel.i. dünyâ-perest (a.i. dümbelek. (bkz: dürd-keş).b.) şarap içen.) merdiven.) küçük dükkân.b. dünyeviyye (a.i. düm-bürîde (f.i. dür-dâne (f. .i. .) tortu. 2.s. ordunun arkasındaki kuvvet. düm-çe (f. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. içinde yaşadığımız âlem.) bot. dümbâl.) aşk. bölünmüş. (bkz: dünbâle). dürd-âşâm. sefil dünyâ. 2.i. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda. mal ve zenginlik. arkadan giden.i. kadın adı.) kuyruklu. dü-nîm.) kuyruktan.) kuyrukçuk. artçı.b.s.b. dürd. dürc-i teng sevgili'nin ağzından kinaye.) büyük inci taneleri. cevahir kutusu.i.i.b. dü-mûy saçına sakalına kır düşmüş [adam].i. dürd-keş (f. dürd-hor (f.dürde.b. sevgili. dürc-i zer altın kutusu. dülûk-i şems Güneşin batması.) şarabın tortusunu içen. 2 . dü-cihân). hokka gibi olan ağız. dürre'nin c.s. (bkz. dünyâ-yi dûn alçak.i. herkes.) kuyruk yeri.i.

dürûs-i nâfia faydalı dersler. dürr-i Aden Aden incisi.i. Dü-se (f. dürüşt (f.b.i. inci gibi söz söyleyen.c.b. Dürzî (a. (bkz . mec.) yalancılık.s. dürrâc.i. desâtîr) 1. beyaz inci. panltılı. dürüstî doğruluk. dürr-efşân (a.) doğru. ferace. -şeh-vâr (pâdişâha lâyık) iri inci. dürr-çîn (a. dürûgerî (f. çil kuşu. düzgün. ders'in c.b. dürr-i yegâne eşi bulunmayan.b.i.s.) yalancı. sağlam. kaide.) yalan.s. Muhammed).b.) dülger. dürre'nin c.b. kanun.) marangozluk.) kaba. dürr-i sirâb iri inci. parlak. tam dürüst-hân (f. dürrâce (a. nizam üzere hareket eden) vezir. dürûd (f. büyük inci.) inci gibi parlayan. selâm.i. dürr-i yetîm sedefinde tek olarak çıkan iri.i. devlet kanunlarını içine alan kitap. dürûgî (f. katılık. dua.) yalanla ilgili. dürr-i girân-mâye kıymetli iri inci. sadrâzamlarla . dürr-i istifa seçilmiş inci.s. yontulmuş ağaç.) kabalık. dürrî. düzgünlük. müşîr.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. seçkinlik incisi (Hz.) inci yağdıran.b. 3. (bkz.) büyük inci taneleri.f.i.) iki yüzlü. kereste. 2. dürr-i sadef-nişîn sedefinden çıkmamış inci dürr-i semîn kıymetli inci.i.b.) dersler. dürr-i nefîd dizi inci.i. büyük defter. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır].). kalın. sağlamlık.dürer-bâr (f. ekin biçme. gerçek olmayan söz. (bkz ders).) 1. bütün. kural. tek inci.s.i. dürûz (a.) üste giyilen önü açık bir elbise. dürr-i şah-vâr.) inci toplayan. dürre (a.s. dü-rûz. dü-rû (f. dürr-i hoş-âb iyi inci. medih. dürrâa (a.s. vezir.i.h. dır'ın c.) inci. düstûr (a. 2. dürger).i. dürr-i meknûn muhafazalı parlak inci. Dürr (a. bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. dürger (f. (bkz: sifânet).) inci serpen. dürûg-zenî (f. sert. dürûs (a. esaslı kaide. duru (a. dürer.i. [Farsçası "dür" dür].i. dürer). dürûg-ı bî-fürûg adî yalan. kalınlık. Muhammed.h. kizb). dürr-i nâzım dizilmiş inci. düstûr-i mükerrem (kanun. dürüştî (f. dürrât) büyük inci tanesi. dürr-i yek-dâne iri taneli inci. (bkz.) zool.) dürzîler.i. dürûg-zen (f.s. katı. dürüst (f.i. kısa [zaman]. neccâr). dürüst-ayâr mükemmel doğruluk. S. dürr-i nâ süfte delinmemiş inci. dürzî'nin c. inci dizisi. dürûg-ı maslahat-âmîz iş bitiren yalan.s. dürûg (f. Kevkeb-i dürrî parlak yıldız. keklik cinsinden bir kuş. dürriyye (a.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. dü-rûze iki günlük.i.f.turaç kuşu.) zırh gömlekler.s.eti gevrek. 3. kızoğlan kız. dürr-i yekta eşsiz inci. dürr-i güftâr söz incisi. dürûger (f.) Lübnanlı. 4. Hz. dürrât (a. dürr-i nâb parlak.s. (bkz. sertlik. mec. inci gibi söz söyleyen ağız. dürûger.c.

hasm).b. düstûrî (a. düsür (a. yağı.i. 2. düşvâr-ger (f. fr. düşîne (f. birleşik devletler.i.vezirlere tazim makamında verilen unvan.) güçlük. duyûn (a. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. kâr. Düyek. beste. düvel-i sâire düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler.) yağlar. düstûr-ül-edviye kodeks.s. Bu güzel usûl. dü-vüm.s. . dü-vîst (f.i. elbiseler.i. düvel (a.) güç. düvel-i mü'telife uyuşmuş.s. düsûr-ün-nefs her şeyi çabuk unutma hâli. düşman. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. beklenmedik kazanç. düşvâr (f. (bkz: şetm).) ikiye ayrılma. 2.s.i. Almanya.) devletler.b. codex. üste giyilen kaftanlar. âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. dü-şakk (f. düvel-i müttefika ittifak etmiş. devlet'in c. dü-şâhî (f. oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir.) borçlar.) sövme. [birinci umûmî harpte"ingiltere.i. [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu. Fransa.) dün gece.s.) on iki.b. Rusya. meç. düşîn.) düşman. düşmen (f. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese.) devletlerle ilgili. iki kat. dağlık. düşnâm (f. düşür (a. AvusturyaMacaristan" idi]. Kad-i dû-tâ iki büklüm olmuş boy. dü-vümîn ikinci.) on ikinci on ikide bir düvâzdeh-imâm on iki imam.) düstûra ait.i.i.b. (bkz: adû.) mahvolma.a. bükülmüş. zor. çatal ağaç. AvusturyaMacaristan. ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup. 8/4 ağır düyek mertebesi de sık kullanılır. düşvârî (f. eğrilmiş. Emr-i düşvâr güç iş.i. düyek (f. düvâzdeh (f. adüvv.) pazartesi günü.i. italya]. tomruk. ed. tasma.i. düşmenân düşmanlar. (bkz: bkz. Rusya. düşüm (a. zorluk.) dağ. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır.zf.) iki yüz. eseri kalmama. Düstûr-nâme-i Enverî Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri.i. düvâl (f. düvâzdehüm (f. (bkz: sânî). dü-şâh.b. i.) kayış.b. düvel-i muazzama büyük devletler.i. tevşîh. 2. [İngiltere. peşrev.b. (bkz: eim-me-i isnâ aşer).b.s.s. iyi tesadüf. Münâsebât-ı düveliyye devlet münâsebetleri. suûbet) düşvâr-pesend (bkz: müşkül-pesend). sövüp sayma. düstur ile ilgili. iki adet sof-yandan mürekkeptir. italya" idi]. dü-tâ (f.deyn'in c. ikiye bölünüş. desem'in c. düstûr-ül-amel gereği gibi uygulanacak olan kanun.) muz. kamburu çıkmış.) 1. yatak çarşafları. düyûn-ı umûmiyye (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. Almanya. düveliyye (a. kurala uygun olan.b. rastgelme.s. düşeş (f.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi. Fransa. disâr'ın c. düşenbih (f.) 1. birleşmiş devletler.) 1. düveli. yağılar. anlaşmış devletler.

.) 1. kamış. uğru. A'cem'in ve Acem'in c.i. eazz-Allah Allah azîz etsin! eazze (a. eb'âd (a. âba) baba.) düşmanlar. kasırgalar. eâcib-i dehr dünyânın çok şaşılacak şeyleri. l ) tediye edilmeyen borçlar. a'zam'ın c. 2. şaşılacak şeyler.i.) en umûmî.c.) müteferrik. şeref sahibi olan büyük kimseler. vücuttaki garip.) pek yüksek olanlar.i. pek şümullü.s. kamışlık [yer]. eb'âd-i selâse (üç uzaklık) 1. dağ kırlangıcı. Eârîb (a. 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar. . eâsîr (a. eb'ad-i ihtimâlât ihtimâllerin pek uzağı.s. düzdî (f. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı.s.i. ebû. eazz-i ehibbâ dostların en azîzi. (bkz: ebî.c. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler.zf. düyûn-ı muhkeme eko. a'la'nın c.) çölde yaşayan Araplar. yükseklik (veya =derinlik).s. [eşyada kullanılmaz].i. Acemler. . "keçisağan" denilen bir kuş. düyûnât (a. eâzım-ı üdebâ edebiyatçıların en büyükleri.) borçlar. eb'ad (a.i.i. ebâet (a. müfretsiz "tekilsiz" c. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. boy. bu'd'un c.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli.)hırsıza yakışır yolda.) en azîz.) uzaklıklar. ebabil (a.. Eâcim (a. olan a'dâ'nın c.c. dü-zebân (f. anormal yaradılışlar. eamm (a. 2. 2. hırsız gibi. düzdîde (f. adüvv'ün c. eazz (a.s. 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler. olan dü-yûn'un c. düzdân (bkz.i. eb'âd-i bî-nihâye sonsuz uzaklıklar.) 1. ata. düyûn-ı mütemevvice eko. (bkz: A'câm). ebâdîd (a. 3.) pek büyük olanlar. düyûnât-ı atîka eski borçlar.e. âdil = âdile. eâcîb (a. eârîz (a. uzunluklar. eâzım-ı rical devlet adamlarının en büyükleri. iranlılar. çok) uzak. Düyûn-ı Umûmiyye eko. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır].i. eâdî (a. bölükler. dağınık. arûz'un c. E e (ha. düzd-âne (f.3.düyûn-ı dâime eko. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. peder).) 1.s. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eb (a.) hırsızlık. A'râbî'nin c.e (a. eben-an-ceddin). deyn'in c. hırsızca. 2. (bkz: aruz).s. pek muhterem. taaccüp olunacak. düzd j (f. büyük adamlar.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. Dürr-i düzdîde çalınmış inci. en. u'cûbe'nin c.s.s. olan "A'câm"ın c. âba) 1.) çalınmış [şey].) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza.i.) hırsızlar. sâlih = sâliha.s. Dest-i eâdî düşmanların eli.s. eâzım (a.) şiddetli rüzgârlar. hasımlar.) Arap olmayanlar. ba'd'den) daha (en. pek. çok sayın. ebâ-en-cedd (bkz: eben-an-cedd. 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. devam eden borçlar. (f-s. i'sâr'ın c.b. düzdân) hırsız. 2.düzd'ün c. eâlî (a. sürüler.) iki dilli. eb-i müşfik şefkatli baba. eâzım-ı millet millet büyükleri. devlet borçları. sürrak). yağılar. gibi.

2. şaşkın.f. ebb (a. cem'i az kullanılır].i. aptal. en acîp.) 1. bed'den. ebedi-yy-üd-devâm sonsuz olarak devam edecek olan.s.) iğne yapan ve satan.) boş. tansuk.) patlak gözlü [adam]. ebâlîs. yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. asla.) böğürler. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri". [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır.s. ebed-el-âbâd).i. lâyık. balçıklı [yer]. tenler.i.zf.ebâid (a. [müfredi kullanılmaz]. su kapları [müfredi çok.i.s. 2. 2.f. hiçbir zaman.) ibrikler. en uzak [yerler]. ebdân (a. ebâtîl (a.i.) 1.e. budalalık. ve s. (ebrak'ın c.) iri yapılı adam.) "Allah.) yemeklere konulan kurumuş kekikler. ebdân (f. hiçbir zaman. ebeden (a. sıçrayıp atlayan karaca. katiyen.f. gövdeler.zf. ebed-gâh (a. alık. ebced-hân (a. ebediyye (a. (bkz. ebced (a.) 1. fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. 2. büyüklerine de "dede" derlerdi]. ubtûle'nin c.i.) cisimler. dünyâ ile ilgisini kesip. ebed--âbâd.s. ürkme.) deve çobanı. eb'ad'ın c. cemâat. şâyeste). sonu olmayan.b. (bkz.i.i. şeytanlar.).) mezar. (bkz: remîde). ebbâz (a. ebedî. ebtah'ın c.) ebced okuyan. hiç bir zaman.) alaca atlar. yakın olmayan [hısım ve akraba]. ebed-Allah (a. Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere. sözler.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş. ebcer (a.) mezar. beden bilgisi. birden ona sıra ile. şaşkınlık. ebed-el-âbâd (a.b. dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. kaçma. hiç bir vakit. aptallık.i. otlak. . olan ebzâr'ın c.s. ibrîk'ın c. ebed-âbâd.s.i. hiç bir daha. Efganistan'da bir Türk topluluğunun.) iblisler. budala [kelime. mer'a. sonsuz dünyâ. bir kısım halk.) büyük ve çıkık karınlı [adam].c.) 1. ebediyyen (a. bir yük odun.) 1. [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi. ebâzîr (a. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. 2) jimnastik. aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan.s.) kumlu dereler ve ırmaklar.i. mektebe yeni başlayan. 2. esassız olan şeyler.s. ebbâl (a. sermedî).) sonu olmayan gelecek zaman. âbâb) 1. zevalsiz. 2. ebbed-Allah (a. ebbâr (a. kumlu. ondan yüze onar onar.) ebedî olarak. ebed (a. ebcel (a. taze veya kuru ot. ebbâle (a. fr.) Allah dâim eylesin! ebed-el-ebed (a. s. bezr'in c. ebâtıl (a. ebda (a.i.) asla. ebedî. en harikulade. daha başlangıçta" terkibinde geçer]. Tann'ya bağlanmış olan derviş.) ibnelik. alıklık. İlm-ül-ebdân 1) hek. ebârîk (a. ahmak. baharlar. ebece (a. (bkz: bathâ'). boş inanışlar.cü. 2. müfred gibi kullanılır.f. (bkz: ibil). yanlar. (bkz.i. dervişlik.zf. ebed-hâne (a.b. ebedâ. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra. faydasız. ebârik (a.) en bedi'. kavim.s. en göze çarpan.zf. ebâtîh (a.beden'in c.i. ebânet (o. ebdâl (a. ebâlise (a. ahmaklık. kabîle. ebdâlî (a. [müfredi başka mânâda kullanılır]. ile-1-ebed).i.) 1.s.) 1. 2. ibtal'in c. aslında "bedii" in cemidir]. acemi.i. iğneci.i. Allaha bağlanmış olma.b.i. yan taraflar. (bkz: çespân. anatomie. 2.b. Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır.) 1. vücutlar. iblîs'in c.) ebed'e mensup.

eben an cedd (a. (bkz. (bkz: ebkemî. ebhâs-ı müşkile zor bahisler. ebî (a. ah-makçasına. ebkemiyyet (a.i.b.) buğular. ebir (f.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş.s.zf.i.s. ebkâr-ı nüket daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler.zf.f. karanlık.b. ebhur). ebhâs (a.) bönlük. eblek (f. alık. (bkz: bihâr. 2. bahs).s.) denizler. saflık. eberr l (a. ebhâs-ı arnika derin bahisler.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. ebed-kıyâm (a. ebgaz (a.b.f. vu-zuhlu. ebeveyn ana baba (bkz: vâli-deyn).s. ebkemiyyet-i mutlaka mutlak.s. bulaca. Zulmet-i ebkem dilsiz. [ölümü 573 (1177)].) bönlük. ebleh (a. dâimîlik. ebhem (a. eblag (a.i. ebhur (a. ebleme (a.) 1. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz.) pek çok buğzedilen.) akılsızcasına. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana.s. eblek-i cihântâz (bkz: eblek-i eyyam). Ebheriyye (a. Hukuk-i ebeveyn ana baba hakları. belâhet'den) pek akılsız.s. eblak-süvâr (a. ebû). sonu olmayan zaman.) söz söylemeye muktedir olmayan adam.s.s. ebes (a. ebhâr (a. ebhâr-i vâsia geniş denizler. eblehi (a.) pek kalın kafalı.i.) aptal aldatan. dumanlar. buhâr'ın c.) dilsizlik.) babadan. ebkâr-ı efkâr evvelce söylenmemiş olan fikirler. saflık. 'dededen. bahr'ın c.) baba. alaca. anat. Şahs-ı ebhal pek cimri kişi.) sonsuz.f. eblek-i eyyam meç. avlayan. birinci defa söylenmiş mazmunlar. bön. (bkz: bihâr. (bkz: ahras). en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. kuşaktan kuşağa. savaşçı yiğit. buhl'den) daha (en.s. ebhâr). ebhâs-ı cedide yeni bahisler. buhur.f. eblec (a. ebed-müddet (a. bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot.) alacalı [renk].) alaca ata binmiş [kişi].s. (bkz: eblak).i. kızoğlan kızlar. meç. (bkz: eblehiyyet). büyük babadan.i.) kalın dudaklı [adam]. 3.b. atardamar. (bkz: eblehi). [adam. nesne]. eblak (a. gece ve gündüz dolayısıyla Dünyâ ve zaman. balık'dan) 1. (bkz: eb. ebleh-firîb (a.i. eblek-i şerh (bkz: eblek-i eyyam). eblehiyyet (a.) ağzı.) aptal aldatırcasma.). kaba zihinli. ebleh-firîbâne (a. alabacak [at]. ebleh-âne (a. hares). eblûç (f-s. nebat şekeri. parlak. ağızsız).s. sonsuzluk. şerefli ve faziletli [olan].i. ebkem (a. süresiz. (bkz: ebleh).ebediyyet (a. daha (en. ebhire (a.) denizler. eblem (a. buhur.) bot. bahis.i.f. açık kaşlı.i. 2. pek) parlak.) 1.s. bahs'ın c.s. süresiz. hiç sevilmeyen.zf. ebhar (a. ahmaklık.s. ebled (a. ahmak.i.damar. pek) beliğ.) hayırlı.s. bahr'ın c. ebr). ahmak.f. 2. sıcak memleketlerde yetişir. beliğ'den) daha (en. nurlu.s. ahmaklık.i. ebher (a. . bikr'in c. ebhal (a.s. 2.). bükm'den c. ebkâr (a. (bkz.) dilsizlik. 1.) sonsuz. (bkz: ebke-miyyet). rengârenk. meç.i. ebkemî (a. cavidânî). peder.) 1. tam dilsizlik. ebkâr-ı maânî evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. pek) hasîs.) ezilmiş toz şekeri.i) ebedîlik. (bkz. nefesi fena kokan [adam].

ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. 3. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. s. insanlar. (bkz: ebir. Hasan. 2. ebniye-i mürtefia yüksek binalar.) kaleler.i.binâ'nın c. iki renkli. ebniye-i atîka eski binalar.) zool.mürde sünger. yapılar. 2. (a.baran yağmur bulutu. ebrîşüm (f. ebr.) bulutlu. burc'un c. ebrak (a. Şeş-ebrâr (altı hayır sahibi) Hz. sipahi askerleri. burç.s. (bkz: sivâr). 2. ebr. (bkz: hâcib).b.i. iyiler. Hz. ebnâ-yi dehr zamane adamları. alacalı [at].). bükülmüş ipek.) binalar. dindarlar. dolu yağdıran fırtına bulutu.) gözünün akı çok. ebrâc (a. kale burçları. ebr.s. ebniye-i âliye yüksek binalar.i. (bkz: benî beşer).) 1. Hz. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı. ebreş (a.seher sabah bulutu. g.s.s.kühen sünger. ebr.) hayır sahipleri. özü sözü doğru olanlar. 2. [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. sersem.i. s. yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam. sehâb). balçıklı [yer]. ebr.) şaşkın. hareli. ebnâ-yi hilkat insanlar. gamam. güzel kaş. abraş. sünger. 3. ebraş. ebniye-i mîriyye beylik binalar. Hz. ebred (a. kitap ciltlerinin iç kapaklarında. şarlatan. Ebû Bekir.ihsan ihsan. (bkz: ebrikühen).i. lütuf bulutu.s.c. ebnâ-yi sipâhiyân aşk.eblûk (f. yüksek yapılar.rahmet rahmet bulutu. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. (bkz: sehâb-âlûd).) 1. sünger.) zool. ebrimürde (f. i. alaca benekli [at]. (bkz: halhal). [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. ebrâr (a.s. ebr. dağ kırlangıcı. ibn'in c. Hz. 2. taşlı.i. ebru (f.) bilezik. ebras (a.) "ebabil" denilen kuş. iki yüzlü [adam]. ebrî (f.) bulut.) ibrişim. ebrû-vân) 1.b.) 1.i. berr'in c. Osman. fakat güzel gözlü [kimse]. ebr. kumlu. ebrencen (f. ebniye . ebr-âlûd (f. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları.) oğullar. 4. Ebrehe (f.i. pek) soğuk. ebnâ-yi beşer insan oğulları . ebr (f.nisan nisan bulutu. ebrikühen (f. (bkz.s. tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan. fazla parıltılı.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan. Hüseyin. Alî. sam lekesi.i. ebrec (a.b. ebrâr-ı ümmet ümmetin hayırlı insanları.s.s. Ömer. Hz.(a. ebr-kâr (f. ebrencen-i dest el bileziği. g. münafık. burûc). ebrû-yi dilfirîb cazip. Kelâm-ı ebred pek soğuk kaçan söz.i. ebr-i bahar bahar bulutu. 2.) 1. motifli boyama . ne yapacağını bilmeyen (adam). kaş. ebnâ' (a. ebnâ-yi sebil yolcular. daha (en. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları.s. ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. lekeli şey. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. (bkz: ebniye-i mürtefıa).) 1.i.

Ebû-Süfyân (a. 2.i. şen olmak.b. ata. Ebû-cehl (a. Ebû-Türâb (a. Arap olmadığı.b. ebtine (a. Ebû-Yahyâ Azrail. kuytu yer.i. bü-1--heves). (bkz: dübb.i. islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti.) 1. ebr-veş (f. [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi].) "insanların babası" Hz. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].s. hilâl. ebî.b. beyhude. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında.s..) kaşlar. şans.c. kan kurutan otu. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur. bâtın'ın c.h.i. 3. görme hassaları.i.i.i.h.c.) gözler. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında. ayı. Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir.i. h. Ebû-hamîd.i.. faydasız şey.) kaçmış. beşuş). Ebû-Nüvâs (a. Ebû-Ieheb (a. kuyruğu kesik [hayvan]. basar'ın c. ebü-l-aceb 1. doğuşken erler.) baba. beşâşet). (bkz: âbık). fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır. Ebü-1-heves (a. [d. Alî'nin babasının adı." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi. ebü'1-feth (a.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz.b.. kaçan [köle]. zürriyetsiz ve hayırsız [adam].i. Mehmed'in lâkabı. 932 . basar).) güler yüzlülük.h. neticesiz iş.[597-653].) çukur. Hz. Emr-i ebter faydasız. [İslâm Ânsiklopedisi'nde ". Ester-i ebter kuyruksuz katır.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi. Ebü-1-enbiyâ' Hz. bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır]. Ebü-l-Alâ' (a.i. h. hokkabaz. (bkz: besâmet. ibrahim. Ebü-1-hevl (a. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur.) bulut gibi.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. " ebû kalemûn bukalemun. Ebû-Muse-1-Eş'arî (a. Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de. ebrûmîg (f. Alî'nin lâkaplarından biri.i. Ebû Fırâs-il Hamdânî (a.) güler yüzlü [kimse].b. Ebûbekir.h. ebrû-ferâhî (f. Ebû-Hanife (a. peder).). ebruvân (f. ' Ebû-Bekr (Bekir'in babası) (a. Ömer'in lâkabı. sihirbaz.) kara bulut. (bkz: eb.b.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup. Muâviye'nin babasıdır.s.i. hirs). 2.i.h.) "alev babası" Hz.usulü. kasırga bulutu.) asıl adı Ömer olup Hz.b. Ebû Hafs Halîfe Hz.968]. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur.s.) yiğitler. ebtah (a.Fars. talih. (bkz. ebuk (a. (bkz.b. ebtal (a. ebrû-yi zâl-i zer meç.i.s. ebrû-yi sanem bot. ebû-hûmid (a.i.h. ebü-l-beşer (a. Şahs-ı ebter evlâtsız adam. Âdem. ebter (a.i. baht. ebsâr (a. ebrû-ferâh (f. ebtâl (a. ebû (a.) zool.s. 2.) ilk halîfe Hz.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. insan başı .i. besîm. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin.h. Ebû-Tâlib 1. ebrû'nun c. ö..) "fâtihler babası" II. yeni ay. dilenci. battâl'ın c.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (bkz. Hz." denilmektedir. Imâm-ı Alî'nin hakemi.i.i. ebâtıl) en boş..

2. 3. zehirli bir bitkinin kökü. eclâf (a. bâb'ın c. boynuzsuz koç. beyt'in c. 2.i. ecla' İ. ecr'den) ücretle çalışan.s. cüfûn).1 (a. ecim (a.) bot. ecîl (a.) "uyku babası" bot. 2.i. ecfün (a. istemediği hâle uğratma. eclah (a. daha (en.s.) bilgi. ömrün sonu. ecâhil (a.) sebep. göz kapaklan. rezil kimseler. ebürrebî' (a.s.b. mızraksız adam. pek beyaz. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. 2. ebü-n-nevm (a.i. O ecilden o sebepten. yemekten tiksinen [adam].s. 2. baharat.i.i. celî'den) en celî. mezarlar.) kabirler. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen. echer (a.b. ebzâr (a.s.s.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz.b. ecdâd (a. fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar.) en (çok. ürkme.) yabancılar.s. [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz].) ana karnındaki çocuklar.) altın babası.b. pek.i. etli kemik. sfenks. âcâl) muayyen olan vâde. birini.i. küvet. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. uçur).i.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. 2.i. baldın çıplaklar. ebvâb-ı irtikâb irtikâp kapılan.). ecnebî'nin c. en ulu.) 1.s.i.b. ecir j. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. (bkz: ciyak).) 1. Mevt-i ebyaz anî ölüm. kısımlar.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler. ecl Ja.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. echel'in c. çok) lâyık.i.i. câhil'den) 1. 2. pek belli.(bkz: ecfân. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi.c. celîl'in c.i. pek) celîl. eclâd (a.i.şeklindeki korkunç bir taş. ebyân (a. son derece güzel [kadın].i. ebyât (a.i. işini sonraya. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. i.) pıtırak dikeni. bölümler. ecder (a.) cin taifesinden bir fert. cild'in c. cenîn'in c. eceli (a.i. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle.) 1. birden ölme. ecbe (a. (bkz: ecr). beyâz'dan) pek ak.s. celîl'den) daha (en.i.1 (a. 3.i.) hayvan derileri. 2. su -temizliğini kaybedipbozulma. ebyaz (a. ecemme (a. ecel (a. atalar. 2.s. ecel-i mev'ûd.i.) ayak takımlan.) 1. ebvâb-ı müzehheb yaldızlı kapılar. banyo. kapılar. büyük babalar.) 1. ecâmire (a. başka memleketlere mensûbolanlar. ecfân 1. gündelikçi. çok büyük. utanmaz (adam].) taifeler. cefn'in c.s. geriye bırakan. ebvâb-ı rahmet rahmet kapılan. başı kel [adam]. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. (bkz: hîidhüd)! ebü-z-zeheb (a. cedes'in c. nadan. çok aşikâr. eli açık [kimse].) alnı geniş adam. ebzün (a. kaçma. ecîr j '-1 (a. bıldırcın otu. cömert.) l. geciktirilen şey.s. anî ölüm. kirpikler.) edepsiz. ecdâs (a. c. insan takımları.i. ebvâb (a. 2.s. hayâtın son demi.) yemeklere konulan kekikler. ücretle tutulan. ecel-giyâ (f.s.) 1.) 1. aksi [kimse]. ibibik. illet. çok zengin adam.) dedeler. ebz (a.i. tabiî olarak gelen ecel.s.i.i. echere (f.c. cedd'in c. bezr'in c. pek) câhil. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. haşhaş. ecânib (a.) daha (en. asma çubuklan. bilgisiz olanlar. cilfin c. ecinni (a.I (a. tesadüfi olarak gelen ecel. üstü düz araba veya devenin . ecille (a. ecinne (a. echel (a. pek) câhil. 3. ebü-l-iber (a.) çavuşkuşu. eclâ (a.

Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. . ecnâs (a. yıldızlar. ecme'nin c. (bkz: ücem). ecnâs-ı muhtelife türlü.i. cins'in c.zf. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. cirâb'ın c. ecred (a. ecrâs (a. nevîler.s. Arz-ı ecred otsuz toprak. 2.) dağarcıklar. ecnebiyye (a. kovuklar. ecsâm-ı sâbiha fiz. misafir. yüzen cisimler. hizmet karşılığında verilen şey. tüysüz adam. cesed'in c. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın.) yabancı [kimse veya nesne] .s. mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. ecvâd açıklıklar luklar. büyük çıngıraklar. cevfden) 1. gövdeler.i.üstüne yapılan küçük kulübe.) 1. cilfden) daha (en. sahî). bir iş.) ecnebilik. ecmûd (f. ecnâd (a. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî". yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller. gök cisimleri. en iyi olan. ecniha (a. ecnef (a.i. gariplik. cirm'in c. 2. eliaçık. erkek ve kadın adı. yabancılık. sert başİı [at].i. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. ecsâm (a. türlüler. cenâh'ın c. taburlar.) hepsi.i. ecreb (a. ecsâm-ı semâviyye coğr. i.) çanlar. (bkz: cüsûm). 2. boş kafalı. pek) edepsiz. ücûr) 1. 2.s.) kanatlar. harçini. meç. 2.i. cem'den) en toplu.i. eclef (a. i. genç. sevap. cevâb'ın c.) sık ağaçlı yerler. (bkz. ecmât (a. ecmaîn (a. tenler.s. gümüş. cünd'ün c. ecr-i misi huk. ecr (a.c.) 1. bakır. ecribe (a. taşralı. yabancı [adam]. ceres'in c. kereviz. ecmel (a. ecvef (a. cism'in c. 3. ücem.s.) askerler. [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. haktan uzaklaşan [adam].s.s. daha. yıldızlar. çok birleşmiş ve biriken. çok) güzel. ecma' (a. cümlesi. kalay.) sorulan şeylerin.) vücutlar.) erkek develer.s. topu. söylenilen sözlerin karşılıkları. soylar. [sâim (sav m). Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler.s. çeşitler. cenb'in c. kof.) yan taraflar. ücret. [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf. ecved (a. ecmâl (a. ahrete ait mükâfat. bilgisiz. Peygamber.) bot. Ecved-ün-Nâs Hz. içi boş.) 1. ecved-i mensucat dokumaların en iyisi.) cinsler. ecme (a.i. (bkz: cünûd).i. ecnebiyyet (a. ormanlar. (bkz.c. ecmel'in c. orman. 3. bedenler. pek. en (daha. yakışıklı.s.i. ecmât) sık ağaçlı yer. çok câhil. ecneb (a. garip. ecsâd (a. pek. otsuz [yer]. meşin veya bezden yapılmış çantalar. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk.) cansız olan cisimler. ecnâb (a. ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri. ecrâm (a.) 1.) uyuz [insan veya hayvan].i. ahsen). yıldızlar. bâe (bey)] gibi. ecnebi. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri.i. cemâl'den) 1. demir. beli eğri olan [adam]. cömert. ecrâm-ı ulviyye astr. 2.i. kurşun. içler.i. mahfel.i.i. ecvibe-i müskite susturucu cevaplar. ecvibe (a. 2. çeşitli cinsler. 2.) gövdeler.

cîfe'nin c. garip. ton. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın. cüz'Un c.s. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. ecniha (a. ecyed (a. ecribe (a.) uzun boyunlar. ücret.ecyâd (a. yıldızlar. eczacı dükkânı. yerine getirme. gümüş. 3. ecza' (a.i. cîd'in c. ecsâm-ı sâbiha fiz. ahrete ait mükâfat. cesed'in c. yıldızlar. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. 2. eczâ-yı şerife Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz.i. miskinlik illetine uğramış olan. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme. ecreb (a. haktan uzaklaşan [adam]. mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir].s. eczacı (a. (bkz: ispençiyari). eczâl (a. eczâ-yı unsûriyye esas teşkîl eden parçalar. soylar. tenler. cüzamlı.) ecnebilik. 5. ceres'in c. bir iş.) eczane. ecrâm-ı ulviyye astr. 2. çok mühim. kurum.s. genç.i.s.) çanlar. gariplik. . hizmet karşılığında verilen şey. ecr (a. 2. münasebetsiz tavır. edakk l (a.s. üslûp.t. sevap.i. ecsâm-ı semâviyye coğr. arûz'un sekiz asıl parçası.b. e d. ecnef (a.) 1.) l parçalar.i. eczâ-yı nâriyye kim. kurşun.) burnu kesilmiş. ifâde. tarz. meşin veya bezden yapılmış çantalar. çeşitli cinsler. yüzen cisimler. taşralı. cism'in c.i. ecsâd I (a. caka. 2. [Hz. [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf. 3. ecrâs (a. beli eğri olan [adam].) 1. (bkz. kadın adı. ücûr) 1. 2. 2. Muhammed'in şemâilindendir]. edâ-yi deyn borç ödeme.) leşler. 2. Tıfl-ı ecred tüysüz çocuk. eczâ-yı tıbbiyye ilâç yapılan nesneler. (bkz: kazâ-yi salât). işve).i. ecrâm (a. ecnebiyyet (a. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri. pek ince. cilve. ecyâf (a.) 1. ilâçlarda kullanılan maddeler. kabileler. 2. ecneb (a.) uzun boyunlu [adam]. misafir.) 1. edâ-yi salât namazı vaktinde kılma. bedenler. 4. gök cisimleri. yabancılık. (bkz: cüsûm).i.s. 2.) dağarcıklar. eczem (a. demir.) ağaç kökleri. nesiller. ed'ac-ül-ayneyn gözleri kara.s. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ciltlenmemiş kitap vesaire.s. edâ-yi i'tizâr özür dileme edası. (bkz.) 1. parmaklan veya eli kesik [adam]. ecza dolabı.f.i. ecred (a.) gövdeler. ecsâm (a. eczâ-üş-şi'r ed.cizl'in c. eczem (a.i. 3.) vücutlar.) kanatlar. naz. dakik'den) en dakik.) uyuz [insan veya hayvan]. cüzâm'dan) 1. yanıcı kimyevî maddeler. otsuz [yer].) cansız olan cisimler. pek siyah [şey]. ed'ac (a. ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri. ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi].i. eczâ-hâne (a. Arz-ı ecred otsuz toprak. harçini. bakır. ecnebi.c. ilâç yapan ve satan kimse. sert başlı [at].i. şîve.i. cirm'in c. yabancı [adam]. 2 . tüysüz adam. ecnâs-ı muhtelife türlü.s. ecr-i misl huk.) 1.i. uluslar. cîl'in c.s. cirâb'ın c. kara ve büyücek gözlü. gövdeler. milletler. büyük çıngıraklar. eda' (a. ecnebiyye (a.) yabancı [kimse veya nesne] . ecyâl (a.) ecza. kalay. yıldızlar. tomruklan. efâîl ü tefâîl).i. kısımlar. cenâh'ın c.i.

çok câhil. *koşaç. ecvibe (a. eczâ-yı tıbbiyye ilâç yapılan nesneler.) astr. eczâ-hâne (a. E-d-deberân (a.i. (bkz: işve). sahî). eczacı dükkânı.i.s. edât-ı haber gr. çok mühim. edâ-yi i'tizâr özür dileme edası.) pek iri. kovuklar. cömert.b. (bkz: Ayn-Us-sevr). ela-çıklıklan. bâe (bey)] gibi. edebiyat bilgisi. iyi terbiye.) ayak yolu. edeb-hâne (a. güzelliği. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî". ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması. efâîl ü tefâîl). ecvâf (a. edeb-âmûz (f. cüz'ün c. miskinlik illetine uğramış olan. edakk (a. içi boş. e-d-dâî (a. ciltlenmemiş kitap vesaire. şîve. fr. cevfin c. cizl'in c. ton. cevfden) 1. cilve.) 1. 2. en iyi olan. parmaklan veya eli kesik [adam].) 1.) eczane. ednâ'mn c. içler. boş kafalı. hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. milletler. caka. 4. 2.i.c. (bkz: ispençiyari).i. yerine getirme. edat (a.s.i. bilgisiz. kadın adı. üslûp.h. naziklik. ed'ac (a.ecsem (a. Muhammed'in şemâilindendir].) uzun boyunlu [adam]. edeb-i san'at kusursuz.s.s. 2.) sorulan şeylerin.s. zariflik. soylar. eczâ-yı şerife Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. edeb erkân yol yordam. cîd'in c. cüzâm'dan) 1. 3. pek. ifâde. edakk-ı umur işlerin en mühimi. copule. nesiller. ilâçlarda kullanılan maddeler. muallim. Ecved-ün-Nâs Hz. ecyâl (a. naz. 2. ecyâd (a. usluluk.i. cevâb'ın c. eda' (a. âlet. 2.) ışık veren. 2.i. (bkz: kazâ-yi salât). âdâb) 1.) cömertlikler. pek bayağı. ecûc (a. e d. tarz. kısımlar. edâ-yi deyn borç ödeme. gövdesi büyük olan. 3. ecved-i mensucat dokumaların en iyisi.) ağaç kökleri. ecvef (a. cûd'un c.) leşler. uluslar.b.i. yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller. 2 . dakik'den) en dakik. ecza' (a. [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız. edebiyye (a.) en alçak. yanıcı kimyevî maddeler. (bkz. kof. utanma. fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. (bkz.s.s.i.i. münasebetsiz tavır. edeb-i kelâm 1) söz zarifliği. pek siyah [şey].) 1.) l parçalar.i. parlayan şey. i. daha. arûz'un sekiz asıl parçası. cîfe'nin c.i. edevat) 1. eczem (a. ecved (a.i. ecza dolabı. eczâ-yı nâriyye kim.s.s. edeb-ül-bahs bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı.) uzun boyunlar.f.b. [Hz. 3. ilâç yapan ve satan kimse.) edep öğretici. edeb'-den) edebiyata. 2.i. eliaçık. eczem (a. edâ-yi salât namazı vaktinde kılma. ap-tesâne. eczâ-yı unsûriyye esas teşkîl eden parçalar. 2. eczacı (a. ecyed (a. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. kurum. eczâ-üş-şi'r ed. edânî (a. haya. edeb (a. ed'ac-ül-ayneyn gözleri kara. aşağılık kimseler. [sâim (savm). tomrukları. (bkz: asalet). meç. boşluklar. cüzamlı. kabîleler.i. kara ve büyücek gözlü.s. ecvâd (a. cîl'in c. 3. söylenilen sözlerin karşılıkları. . edebî. 2) ed. Peygamber. ecvibe-i müskite susturucu cevaplar. duacı. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme.t. 5 . eczâl (a.f.) 1.) burnu kesilmiş.c.s.) ecza. terbiye ve nezâkete mensup.) dua eden. ecyâf (a.) oyuklar.i.i. pek ince.

(bkz: delâil). edimme (a.) iki nokta. edille-i şer'-iyye).i.i. edmiga (a. eder (a. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. edevât-ı lahika gr. dem'in c. edebiyyûn (a. şeriatın dört delili. nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. Tıfl-ı edîb terbiyeli çocuk. kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan. terbiyeli. icmâ-i ümmet.i. nâzik [kimse]. edille-i akliyye kanunî deliller. 2.) derinin ikinci tabakası. rehberler. edeb'den) 1. edille-i erbaa (dört delil). Hâlit Ziya Uşakhgil. nesirli.) hâlis misk. takımlar. edille-i tâliye huk. (bkz. kitap. edhine-i mütekâsife kesafet peyda eden. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler. edîb. edfân (a.i.i. [tarikat. asıl ve amel.i.i. edepli. ederfen (f. parçalar.) 1. edfâ.) karayağız. mâsivâ-ullah'ın terki. âletler.i.) 1.) edebiyat ile uğraşanlar. kıyastır. icmâ. edille-i erbaa kitap. karayağız at. teamül. edeyân Çok koşan [hayvan]. edât'ın c.) 1.s. son takılar. edille-i şer'iyye kitap.) dumanlar. edille-i asliyye fık. edevat (a. küçük kap.) 1. âdet.i. edimme-i dahilî bot. edinen (f. edhem (a. gr. sünnet. Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. (bkz: dümû'). duhân'ın c.s.) kasığı yarık [adam]. edîb-i bî-müdânî eşsiz edebiyatçı. edille-i kaviyye sağlam deliller. satıh. 2. 2. 3.) l .) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. ed'iye-i me'sûre eser'de. edhine (a. gizli.) hek. ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır].i. avadanlıklar edevât-ı kitabet yazı vâsıtaları. edmu' (a. tiksinilen. bağlama edatları. edlem (a. edîm-i arz yeryüzü. kaide-i külliye. zarif.i. zarif. 2. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak.f. 2. edhemiyye (a. yüz.i. nazımlı.edebiyyât (a.) 1.) sürülecek güzel kokulu yağlar.) yalvarmalar. (İbrâhîm-i Edhem).) iğrenilen. delîl'in c.s. edhân (a. küçük ve şerir [adam]. edfer (a. terbiyeli. ed'iye-i hayriyye hayırlı dualar. defîn'in c. duâ'nın c. siyah adam. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. edî (a. edebiyyât yapmak meç. şeriatın dört delili. kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan.s. . âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. edebiyyât-ı Osmâniyye Osmanlı edebiyatı. edille (a. 2. iki şey arasını birleştirme. tabaklanmış deri. kılavuzlar. edîb-âne (a.i. edîm (a. yâni hadiste geçen dualar. istis-hap. icmâ-i ümmet. içderi.) defineler. maslahat-ı mürsele. erkek adı. [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. edebiyatla uğraşan [kimse]. edm (a. bu sözlerden bahseden ilim. sünnet. edfak (a. örf. Edebiyyât-ı Cedide (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret. 2.zf. "efkârın defi. işaretler. çok kokan şey.c. duhn'ün c. edevât-ı rabtiyye gr. gömülü şeyler. (bkz: Udebâ). her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler. kalınlaşan dumanlar.i. sünnet. edîbe (a.i.i. erkek ve kadın adı. i. güzel sözler.) edepli. dimâğ'ın c.) göşyaşlan.i.) beli bükülmüş [adam]. niyazlar. ed'iye (a.) beyinler.s. s.i.

(bkz.i. 2. murdarlıklar.s. 2. efdal'ın c. 2. çok bilgililer. 3.i. efâhim (a.) titreyenler. efâvîk (a.) taze zencefil.) 1. ednâs (a. eğerin altına konulan keçe. olan efvâc'ın c.) ağzı büyük [adam]. (bkz: efvag. efâtîh (a. çok alçak. (bkz: a'mâl.).) ilâçlar.) en ulu. edviye (a.i.i. edrem (a. efâhîs (a.i. vücudu beyaz [hayvan]. az. efâkil (a.s. yalan [sözler]. ameller. Dıhk-ül-efâî acı acı. efâvîc (a. kiliseler. şark müziğinden bahseden fen eserleri. ifrît'in c.) taş arasında. müfâaletün. denî'den. son derece hâin olan cinler.) işler. efâî (a. dümdüz şey. fuvâk'ın c.s. asılsız. kısımlar. mefâîlün.ednâ (a.s.i. edviye-i müessire te'sirli ilâçlar. değişiklikler. efâîl ü tefâîl (a.) uydurma. efham'ın c. yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile.) 1. işler. edsak (a.i.) hıçkırıklar. kirler.) gaflette bulunan [adam].) 1. müs-tefilün. hîlekârlar. hâincesine gülüş. efkel'in c. cüretliler. edyân (a. efâviye (a.i. fiil). engerek yılanı. mefûlat] kelimeleri ki. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır.s. dîk'in c.) 1. pek büyük ve saygıya lâyık kimseler.) yalanlar. meç. edyâr (a.c.s.s. edveş (a. titrekler.i. fena tabiatlı [adam]. Edviye-i Müfrede (basit ilâçlar) XIV.) mantar ve benzerleri gibi nebat. denes'in c. edvar (a. efâik (a. (bkz.s. fi'l'in c. Şarklıların Arap.). pislikler. düzme. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. düzme sözler. efânîn (ü.s. ikisine birden efâîl. (bkz.) 1. mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. . çapkınlar. zamanlar.) bölükler. efârît (a.s. efîke'nin c.i. edânî) 1. efa'nın c.i.) illetler.) pek mümtaz olanlar.) engerek yılanları. en aşağılık adamlar. edrem (f.) pek yağlı [şey].) sıkıntı ve musîbet.) teğelti. edrek (f.) horozlar. Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında. dîn). Şahs-ı edred dişsiz adam. devirler. 2. fıâl.i. edser (a. edyâk (a. devr'in c.i.s. s. deyr'in c.s. hecin. kayalıkta bulunan kuş yuvalan. 2. dişleri dökülmüş [adam]. iftiralar.) dişsiz. ef'âl (a. (bitki). fevc'in c. mütefâilün. ef'âl-i basene iyi işler. altısına birden tefâîl adı verilir. edvâ' (a. 2. (bkz: efî). 2. edreng (f. efâdıl (a.i.i. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. takımlar.s. efâîl. üfnûn'un c.) manastırlar. dolanlar. dîn'in c. hastalıklar.) gözü dumanlı adam. efdal'ın c. hareketler. devâ'nın c. edra' (a. muz. efâyik (a. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile. pek az.) 1. kurnazlar. efâzıl). edred (a. başı kara. şartlar. asırlar. s.s. 3. bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. ef'âl-i seyyie kötü işler. dertler. edsem (a. efveh).i. ef'â (a. edvâr-ı sabıka geçen zamanlar. şeytanlar. en bayağı.i. c.) 1.) yemeğe konulan baharat.i. pek aşağı. haller. efâzıl (a.i. ufhûs'un c. fâilâtün.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün. fâilün. efîke'nin c.s. dâ'ın c. i. 2.

teyze çocukları.) 1. 2. pek çabuk anlayan. selâmete çıkan. (bkz: fıgen). fazlalar.s. akrabalar. amca. efhâz (a. semâlar. (bkz: cenîn-i sakıt).s.) çok of çeken.s.i. s. en) rezil. efgendegî (f.i. (bkz: fıkr).) soğan veya yemeklere konulan nane. ziyâdeler. düşünceler. efhâ' (a. ef'î-i mücelcel zoo. -efgen (f.) 1. eferr (a. ef â). nîmetine kavuşan. efdâl (a. atıcı. efkar-i fukara' fakirlerin fakiri. medhedici.i. 2 . kötürüm. yeğen. (bkz. kaderler. eflah (a. efgâne (f. fazl'ın c. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler.i. pek. fadîh'den) daha (pek. lûtuflar. hala. iyilikler. nasî-bine. (bkz: ifk).s. yere atılmış. kötü [şey].s.) 1. efâik) yalan. perakende. üstün. efîke (a. idrâkler.s. somak ve benzerleri gibi kuru otlar. kuruntu. pek) fakir ve muhtaç.s. çok şeref sahibi.s. 2. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. daha (en. sakat. 2. yıkılmış. ifk'den) fazla iftira eden. inleme. anlamalar. 2.) düşkünlük. 2.s. (bkz: fuhûm). kışkırtma. gökler. düşkün. düşünceler. ef'ide (a.c. efkâr-ı sahîha doğru düşünceler. sıkıntılı.) 1.s. efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm büyük vekillerin bilgilileri. ef'ide-i hâlise saf. pek) fehâmetli. vesvese. amca. ihsanlar. efîn (a. bağınp çağırma. kandırma.) 1. efham (a.s. effâf (a.i.) pek kaçıcı. efâzıl-ı ukalâ akıllılann en ileri gelenleri. .) daha (en. düşürücü. fazîlet-lilik. fuâd'ın c. rey'. 2.) zihinler. evder (f. küreler.) 1.) 1. maksat. fehm'den) çok fehîm olan.i.) 1. fehîm'den) daha (en.i. efkâr (a. efzah). kederli [adam]. ef'î (bkz. yere atan.s. kurtulan. fehâ'nın c. en âlâ.) düşük [ana rahminden düşen çocuk]. düşürülmüş. 2.s. -efgâr (f. çok koşucu. felekler. bağnşma. efid. bozulmamış kalpler. temiz. isnâd-ı efîke yalan isnâd etme. niyet. üstünlük.i. vasfedici. efjûl (f.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. çok) felah bulan. kalpler. efdal (a.s. bahtına. fâzıl'dan) 1. efgâr-ı mey içkiden dolayı ağırlaşmış. meziyetler. çürük [ceviz]. yıkıcı. çok sarhoş.) yaralı.i.) efdallik. yıkık. umûmun düşüncesi. effak (a. zihni son derece açık ve zeyrek olan.) yürekler. en ulu.s.s. bahtlar. felek'in c. pek) fazîletli. (bkz: efvek). düşünme. fikr'in c. ef'î-i münakkaş alaca derili engerek yılanı. boş kafalı [adam].) her şeyin içleri. efhâs (a. (bkz: mecruh). 2 . fehm'in c. fahs'ın c. efder. iftira. efkar (a.) daha (en. çıngıraklı yılan. efdah (a. dağınık. effâk (a. efkâr-ı âliye yüksek fikirler.i. zamanlar.) fena. efdaliyyet (a.) yakın hısımlar.i.) ıztırap ile haykırma.s. biçâre. babanın erkek kardeşi. talihler. efgan (f. eflâk (a. kekik. boşlukları. eftid (f. dolan.) düşüren. yıkan. efhâm (a. f âdil. gönüller.i. efkâr-ı umûmiyye halkın. efika (a. fahz'ın c.efâdıl). efgende (f. (bkz: figan). (bkz: figende). şaşılacak şey.s. endîşe. [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. meziyetlilik. efhem (a.s.

Avrupalılara mahsus. birler.) yukan kaldmlmış. Efrîdûn (f. pek) müflis. . (bkz: Feridun). efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. askerler. piçler [insan ve nebat hakkında].) 1.) avlular. efrâhte (f. kollarının arası açık [adam].firâz baş yükselten. efrâşte (f.) atlar.i. eflâkiyân) gökte oturan. (bkz: efrâşte).s.s. [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. ferah'ın c. çeşitler. efrâd (a. (m.) yukan kaldmlmış. kısraklar.askeriyye askerî erler. 2.s. eflec-ül-esnân seyrek dişli.s.s. platonique. anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. fened ve fenid'in c. Alp Er Tunga. Avrupalı.eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Merih. ferh'in c. melekler. efrak (a.i.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait. piliçler. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı.) neşeli.s. Tâife-i efrenc frenkler. efrâd. Efrâsiyâb (f. efrenciyyûn (a. züğürt. Ser-efrâz.i. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri.b. eflâtûnî (a. bezek.s. efrâh (a. 429 .i.i. 2. eflec (a. beygirler. Avrupalılar.) 1.müstebdele muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. debdebe. ferd'in c. efrend (f. efles-i nâs insanların en züğürdü.i. meşhur.) pek ayrık. efrâh (a.i. sevinçli olan [kimse]. nâs halk.) bot. onunla ilgili. -efrâz (f. onlarla ilgili.) gökte oturanlar.s. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır].) daha (en.s. efrez (a. (bkz: efrâhte). efrâd-ı redife tar. efrâs (a.) kaldıran.c. feres'in c. bunaklar. 2.) cinsler. "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. büyük. efra' (a. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. Zühre. işi gücü olmayan [adam].) frenk. çatal [şey].i. şan. erler.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar. 2. Kamer (Ay).i.i. keyifli.h.h. reyhan. fesleğen. Şems (Güneş). efrân (a. efrencî. eflâkî (f. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2.i. efrâd-ı millet milletin bireyleri. eksiksiz ve fazlasız. fınâ'nın c.s.) Avrupalılar. merkezi Bükreş olan.s.i.i. Utarit. eflâk (a. yükseltilmiş. efrenc (a. sevinmeler. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. neviler. efnân (a. Müşteri.) yetişkin. . efrenc-müşg (f. efniye (a. güzel ve gürbüz [çocuk].) arkası kamburumsu olan [adam]. eflûd (a.ö. omuzlan geniş. f r.) iç açıklıkları.i.) 1.347). seyrek [diş]. fırengi illetiyle ilgili. eflâkiyân (f.s.h. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler.) süs. efrenciyye (a. Eflâtun (a.c. fenn'in c.) Cemşid soyundan.) Aristo'nun hocası. avam. mümtaz.) 1.i. vesveseli. yükseltilmiş. mâruf. eflâkî'nin c. Târih-i efrenc Mîlât târihi. frenklere. tek olanlar. melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. kuruntulu [adam]. efles (a.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit. [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efnâd (a. efrâd.) Osmanlı imparatorluğu zamanında. efnân-ı elvan renk çeşitleri. Zuhal.) 1. Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu.s. yükselten.

ışıklanmış.) yanmış.) daha (en. üfürükçü.s. efşâl (a.b. (bkz: sâhir).i. i. inan.b.s. Zer-efşân altın serpen.) beyin donukluğu. efsâne-nüvîs (f.) yularcılar.) yular.) masal söyleyen. asılsız hikâye.s. efsürde-mağz (f. (bkz. kabiliyetsizlik. 2. [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (bkz: mikvad.s. efsürde-gî (f. (bkz.b. (bkz: füsun.s. büyü. efsâne ile ilgili. dillere düşmüş. kabiliyetsiz. efsürde-gân (f.) yürek donukluğu. efsah-ül-Arab. şua'.) tâc. 2.s.s.) efsâne arayıcılık. duygusuz. hayf). meşhur olmuş hâdise. büyücü.) en fâsık. tutuşmuş. efsürde-mizâc (f. kadın adı. Hz. efsâne-gû [y] un c. parlamış.i. arpağ.b.) bulgur. nur.e. 2.) büyülü.) 1.b.) masal uyduran. aydınlatan. efsürde-dil (f.i.a.s. silken.) beyni donmuş. kansız adamlar. sihir. efsâne (f. efsürde-gân) donmuş.) efsâne arayan veya arayıcı. meddah. (bkz: üfürükçülük. (bkz: dîhîm.).s.) efsâneye ait.s. efsak (a. sihirli. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efsürde-dimâğî (f.) yazık. efsûn-kâr (f.b. efsâne-gû[y] (f. efsâl (a.) büyücülük. efrûhte (f.i. Muhammed.) ziya. Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. efser-dih (f. Âlem-efrûz. derîg. Dâmen-ef-şân etek silken. yular yapanlar.i. (bkz: efsürde-dimâğ). efşe (f.) efsâne. şû'le). duygusuzluk.) un helvası. .) büyücü. şule. efrûz (f.i.) 1.b.i.b.i.s.) efsuncu. gayretsiz.i. kalbi kırık. efsâne-perdâz (f. saçmasapan söyleyen. masal.) donukluk.b. efsâr-dûzân (f.) taç giydiren.s. 2)meç.) saçan.i. efşâr (f.). gönlü donmuş.i.b. efser (f. efsah (a.b. (bkz: afrûşe). efrûşe (f. aydınlanmış. boş laf.i. parlatan.b.i. efsürde-mağz). fıkra anlatanlar.b.b.a. efsürde-dimâğ (f. Dil-efrûhte gönlü yanık.i. kanı soğuk [adam].) alçak. efsürde-dimâğî). yüreksizler. efsâne cû[y] (f.b.) pek fena.) 1.).s. boş vakit geçirmek isteyen. feşil'in c. (bkz. efsâne-gûyân (f.c. efsânevî (f. efsâne-gûyî (f. pek) fasih. tutuşturan. serpen.s. duygusuzluk. donuk.s. ışık. efsürde-mağzî (f.s.i. efsun (f.) efsâne söyleyicilik. çimdikleme. (bkz: pertev. aşağılık kimseler. efsürde (f. kansız. [meyva suyu gibi şeyler].s.s. Muhammed. (bkz: füsürde).b. 2. efsürde-dilî (f.s.) 1.b. meç. adî romancılık.) cesaretsizler. 2.) afsun.s. saray atlarının yularlarını yapanlar. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü.s. efsah-ül-Kureyş Hz. çok bozuk.a.s. boş söz. -efrûz (f. sıkılmış. duygusuz. saçmasapan lâkırdı. iklîl). korkaklar. dağıtan.) masal uyduruculuk.efrûg (f. efsâne-cûyî (f.b. fesl'in c. gayretsizlik. efsürde'nin c. adî romancı.) 1. gözbağcılık. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. (bkz: fürûz). efsâr (f. eyvah! gibi bir teessür edatı.c. efsâne-perdâzî (f. panltı. masal. yakan. uzdilli. sıkma. efsûs! (f. efsâr-dûzân-ı hassa tar.b.i.s.s. rukye) efsûn-ger (f.i.) mizacı soğuk. hissiz.b.) masal yazan. efsûn-perdâz (f. efsâ (f. duygusuz. -efşân (f.b. vazgeçen.) gayretsiz. pek edepsiz. zimâm).s. efsed (a. bezgin.b. efsûn-gerî (f. yüreği donuk.s.b. yazan.

egarib ("ga" uzun okunur. eganî ("ga" uzun okunur.) arttıran.. efzâ1 (a.s. yemeğe konulan bahar. 2.s.i.b.) kışkırtma. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 3. fem ve fevh'in c. egare ("ga" uzun okunur. efşüre (f. -efzûd (f. Zînet-efzâ pek çok zînet bahşeden.s.s.) şart edatıdır.) ağızlar. muharebe günü. a. (bkz.s. [top.) her ne kadar. lisanı.efsun (f. 3. haşhaştan çıkan uyutucu bir madde. efzah (a. takımlar. efûr (a. f.) halk sözü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. olsa da. (bkz: vâhid. gavr'in c.) şarkılar. egalît ("ga" uzun okunur. a. çok sevilen. -efzâ (f.i) ince.s. afyon tiryakisi. efşüre-i engûr üzüm suyu.) inşam yanıltacak hatalı sözler.i.) afyon. efvâf (a. *ya-nıltmaçlar.s. efvag).f. fîl'in c.) afyon kullanmaya alışmış olan. pek sevgili. türlü şekil alan periler. yek). nağmeler. âhenkler. aşkın. çukurlar. efzûnî (f. (bkz: eflâk). efvâhî (a.e. sonlar. ehabb-ı emval malların çok sevileni. Yevm-ül-egarib savaş.s. kundura. efvâh-ı nâriyye ateşli silâhlar.i.) pek katı. sert şey.i.i.) baş ve şahadet parmaklarının aralan.).i. teşvik).) sıçrayıp seğirtme. (bkz: tekessür..) burnundan konuşan.i. (bkz: edsak. efzûn-ter (f. (bkz: gerçi).) filler. gemi yelkeni. fezâ'm c. yanıltmacalar. -iseler.s. arttırıcı. 4.) tek.) artma.i.) korku ile bağırıp çağırmalar.) zir. -isek" kelimelerinden önce gelir. [bilinen büyük hayvan (lar)]. (bkz: evzâr). ise de. . efyûn-keş (a. inşâ etme. bir. yaba. efvâc (a.i. uglû-te'nin c. nihayetler.s. (bkz: futan). efyûnî (f. şeytanlar. ehemmiyetsiz. isen. gulyabâniler. (bkz: kesret). gul'ün c. fıtr'in c. tezâyüd). kandırma. hımhım. ehacc (a.) daha çok. düşerek.s.i.f. eftâr (a. efzâr (f.i. Ruh-efzâ ömür arttıran.) sıkılmış. efyûn-keş). fazîh'den. şayet manasınadır. egniş (f. ehad (a.s.i.) dipler.) çoğalan. vücûdu olmayan hayvanlar. efdah). efveh (a. egul (f. nâzik kumaşlar.i. uhcüvve'nin c. havalar. en. ugniyye'-nin c.i. efvek (a.) usare. çokluk.) 1. kısımlar. efzâyiş (f.) bina yapma. tüfek]. kazalar. öz. ağıza benzeyen her türlü delikler. savaş zamanı.i. efyâl (a. a. eğer (f.) büyük ağızlı [adam].) ziyâdelik. -iseniz. daha fazla. eğerçi (f.i. egann (a. ehâcî (a. (bkz.e.i. efvâh-ı nâs halkın ağzı. egvâr (a.. Yevm-ül-ehad pazar günü.) yalancı.s. ilk sayı.) bilmeceler. ön dişleri uzun [adam]. egvâl (a. arttıran. efveh).s. asılsız. efyûn (a. yapı meydana getirme. menfezler. ehabb (a.f. habîb'den) daha. (bkz: ehann). efşürde (f. efvâh (a. (bkz. edsak. 2.s. çok. eftân (f-s) düşen.b. (bkz: igrâ'.) bölükler. eğer. çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. artan. bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. efvag (a.i. fevc'in c. çoğalma. büyük felâketler.i.) öfke ile yan yan bakma. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. bulmacalar.) ayrılış zamanı. yukarı. ["ise. efzûn fazla.).i.) ayakkabı. efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. -isem. posası çıkarılmış [şey].i.) ağzı büyük. çoğaltan.

daha (en. 2 maharetli. pek) mühim. ehass (a. sevgililer. 3. bildikler. hakik'den) daha (en.) 1. kasit-ler.) teklerin teki. şiir kurallarından anlayanlar. hafif den) 1. hilâl'in c. z f. ehâdîs-i sahîha Hz. ehdâb .l (a.c.b. müstahak. ehl'in c.i. çok pinti. ehad-ül-âhâd (a. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. farklı. sahip.s.i. ehâlîl (a. çok. 2. kimse]. hadd' den) daha (en. meç. Muhammed ve ailesi.ehadd (a.) dostlar. 3. (bkz. 2) ıtlakdan. halk.s.s.s. 2.) birlik.s.i. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. gayeler. nişan alınan yerler. 2.i. ehadiyyet (a. (bkz: ehil). ahâli.i. ehibbâ' (a. ehass-ı amal dileklerin en husûsîsi. (bkz: ehad-ül-âhâd). ehaff (a. en bayağı [nesne.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. en güzel olan şeyleri. ehil (a.s. ehadü hümâ (a.).) kirpikler. değerlilik. hüdb'ün c. ehann (a. hadîs'in c. ehl (a. bir yerde oturan. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. pek) keskin.) 1. pek) lâyık. ehâdîs (a.s.i. ehakk (a. mâlik. Allah'ın birliği. 2. yânî. değer. emsalsiz. hasis'den) 1.b. ehass-ı ehibbâ tanıdıkların en başlıcası. ehadiyyet-ül-kesret l) kesretin ehadiyyeti. şümullü. ehad-ül-uhadeyn (a. Dünyâ-yi ehass en bayağı dünyâ [bu dünyâ].s. ehadiyyet-i rabbâniyye Allah'ın birliği.) sık ve uzun kirpikli [adam]. pek) hasîs. daha (en.b. esmadan müstağni olan.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. ehl-i aba Hz. hâss'dan) 1. 3.) 1.) yeni aylar. hilâl şeklinde olan şeyler. umûm. ehille (a.) daha (pek. (bkz: müjgân). ehdâf (a. ehâdîs-i mevzua Hz. bir kasabada. ehâlî) 1. önem. tanıdıklar.i. (bkz: vahdâniyyet). eşsiz. .) ikiden biri. (bkz: egann). ehâlî-i fazl fazilet sahipleri. mühimm'den) daha (en. usta. doğrudan doğruya Hz. pek mühim olma. Takdîm-ül ehemm iki işten en mühimini öne alma. mutasarrıf olan. ehadiyyet-ül-ayn 1) görünüş birliği. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. hedefin c. ehaff-i mücâzât cezaların en hafifi. emsalsiz. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâsin-i ahlâk ahlâkın en iyisi. ehass (a. ehadiyyet-ül-cem' 1) birlikte çokluk.s. ehâlî (a. çok. 2. 3. ehdâb-ı mühtezze titrek kirpikler. pek) hafif.) 1. istekler.i. meramlar. sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. ahsen'in c. ehl-i âlem insanlar. becerikli. hımhım. meali Allah'a ait olan. elyak). (bkz: ecder. ehemmiyyet (o. dikkat nazarını çekiş. bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar. yüksek şeyler.i. ilham tarikiyle söylenen hadisler. çok ehemmiyetli. ehâsin (a. kabiliyetli. peygambere. ehdeb (a.s. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan. (bkz: ehad-ül-uhadeyn). 2. kıymet.s. 2.s.) teklerin teki. bir memlekette.s. ehl). ehl-i âhiret ölüler. en) güzel olan şeyler. Peygamberimizin sözleri.) genizden konuşan [adam]. en husûsî. başlıca. 4. ehl-i aruz ed.i.i. (bkz: ahbâb). habîb'in c. haberler. ehemm (a. pek şen ve sevimli. kankocadan herbi-ri. ihlîl'in c. Ehdeliyye (a. maksatlar. bir köyde. eşsiz.

ehl-i cennet cennetlik olanlar. ehl-i emsâr şehir. ehl-i namus namuslu. ehl-i ilm ilim adamları. ehl-i hakikat doğru yol adamı. doğruluk sahipleri. ehl-i ittika dindar. ehl-i kıyam camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. ehl-i dikkat dikkat sahipleri. günahkâr olmayanlar. ehl-i büyûtât ünlü kabilelere mensubolan-lar. doğru kimseler. bilgili. ehl-i kitâb dört kitaptan birine inanan. vecde gelen kimse. ehl-i hevâ haylaz. sayman. bilirkişi. ehl-i İslâm islâm topluluğu. şeytan. her şeye akıl erdirenler. ehl-i cihâd din uğruna savaşanlar. (bkz: ehl-i vukuf). çöl halkı. ayrılık yaratan kimseler. ehl-i örf 1) huk. cezbeye tutulan. ehl-i keyf keyfe. ehl-i mahşer kıyamet günü dirilecek olanlar. (bkz: mü'min). ehl-i hârâbat meyhane adamları. bilginler. Pey-gamber'in yakın akrabası. dürüst. ehl-i mansıb mevki'. ehl-i kerem cömert. ehl-i kalem yazı işleriyle uğraşan. ehl-i cehennem cehennemlik. ehl-i dîvan dîvan kaleminde çalışanlar. îmânı bütün. sofu. ehl-i idrâk düşünce sahipleri. ehl-i kıble Müslüman. cehennemlik insanlar. milleti idare edenler. peri. ehl-i muhasebe muhasebeci. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı. ehl-i ehvâ dinde mezhep ayrılığı yaratan. ehl-i naîm cennette bulunacak kimseler. ehl-i dünyâ dünyâ adamı. ehl-i cehl câhiller. kalender. ehl-i kelâm iyi konuşan. ehl-i kubur ölüler. ehl-i hükümet hükümete mensup kimseler. ehl-i hâl tarîkatte. âlimler. ehl-i dil gönül adamı. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat . aile. kasaba halkı. günahkâr. ehl-i hey'et astronomi ile uğraşanlar.ehl-i arz cin. ehl-i ırz. bilgisizler. Allah adamı. ehl-i kal ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. ehl-i irfan irfan sahibi. ehl-i nücûm müneccimler. sanattan anlayan kimseler. ehl-i beyt hâne halkı. saygıdeğer kimse. ehl-i bâdiye bedeviler. gönül dilinden anlayan [kimse]. ehl-i iffet doğru. doğru insanlar. ehl-i nâr kötü ruhlu. ehl-i bagy bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. eli açık. tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren. familya. eğlenceye düşkün. 2) tar. Hz. ehl-i hüner hünerli. ehl-i hibre bir şeyi çok iyi bilen. ehl-i îmân îman etmişler. inanmışlar. ehl-i bid'at islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. îman sahipleri. ehl-i merâkib bir şeye binerek seyahat edenler. orun sahibi. ehl-i nifak ortaya nifak sokan. ehl-i hikmet filozoflar. ehl-i ma'rifet kabiliyetli kimseler. ehl-i hıref kumaş dokuyan sanatkârlar. ehl-i hakk kendini Tann'ya vermiş kimseler. Ahireti düşünmeyen. ehl-i kanaat kanaatkar olan.

ehl-i vücûd varlık sahipleri. korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. (bkz: munis). ehliyyet-nâme (a..b. mensubiyet. ehme (f. insandan kaçmayan.) 1. ehnâme (f. esnaf.s. (bkz: ehl-i beyt). sırf boğazını düşünenler.b.i.) 1.i. eksik. vurguncular. ehl-i servet servet sahibi. ehl-i tevhîd Müslüman. tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş .s.) 1.bilginleri (kadılar. bir işi hak edebilecek durumda bulunuş. kendine çekidüzen verme. ehl-i fazl da denir]. namuslu. tepeleri ortak bir noktada bulunan. noksan. bulunuş. 2. liyâkat ve kabiliyet vesikası. piramit. huni biçimindeki büyük binalar. iktidar. ehl-i safa kalbi temiz. soyguncular. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. kazaskerler. ehl-i şer fenalık sahibi. derviş. ehl-i tertîb f ı k. ehl-i perde örtülü.) Tanrı adamı. bilirkişi. velî. liyâkat kabiliyet. ehl-i ukubet huk. ehl-ül-kisâ Hz. ehl-i vezâif huk. gibi). cezaya ehil kimseler. farz olan beş vakit namazı. değer sahiplerini koruyan. ehliyye (a. Mısır'da eski zamandan kalma. kadın adı. ehram (a. müderrisler. kifayet. Muhammed ve ailesi. ehliyyet (a. ehl-i re'y hâkimlik eden. ekl-i ta'kîb takîbedenler. 2.s. erbâb-ı şikem). ehl-ullah (a.) 1. birinci derecedeki vâris.i. insanlar. akıllı. arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. 4. ehl ü iyâl aile. ehl-i Rum Osmanlılar. peçeli kadın. akrabalık. ehl-i salîb haçlılar.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. adamcıl. yetki. alışmış. 2. mâhirlik. ehl-i salâh huk. ehl-i tarîk bir tarîkata mensup [olan]. ehl-i takva dîne bağlı kimseler. ehl-i tedbîr tedbirli. 3. ehl-i tevârîh tarihçiler. çoluk çocuk.i. [camiin. salâhiyet. herem'in c. ehl-i sûk çarşı halkı. ehl-i zimmet bir islâm devletine tâbi olan.b. vergi veren. ehl-i sabıka ilk Müslümanlar. evliya.f. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler.) ehlini yetiş tiren. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler. iktidar. ehlî. Hristiyanlar. (bkz: ehl-i hibre). ehl-i tahkik araştırmacı kimseler. müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. aşk ve sevda. imam. [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa. ehl-i hayr. zengin. vahşî olmayan. ehl-ül-farz fık. ehl-i vukuf iyi bilgisi olan. ehl-i sünnet Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. işe yarar halde bulunuş. doğru olan kimse. ehl-i tasavvuf tasavvufla uğraşan. (bkz. ehl-i suffe Hz. ehl-i şîa Hz. i. 2. ehl'den) alışık olan. ehl-perver (a. peşinden gidenler.i. hâli mestur. ehl-i şeka şakîler. ehl-i sülük bir mezhebe mensup olan. idareci kimse. şeyhülislâmlar. ehl-i şikem işkembesine düşkün olanlar.f. alışkın.

ehrime). Hz. Hz. Musa Kâzım.) ehvenlik.) dizginler. (bkz: rahîs ehven-i şerr iki şerrin en zararlısı. semi'.s.şekil. ehrâm-ı mail geo. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. pek) mehîb. (bkz. Hasan-Ul-Askerî.) taifeler. Ca'fer-üs--Sâdık. yularlar.s. hevl'den) daha (en. şehvetler. ehremen. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit.i.s. ehrime. ehrâmen. ehrimen).) şaşkın. arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehren.Alî. 2. imâm'ın c. imâm). ehremen (f. bölümler. İmâm-ı Mehdî]. eimme-i dîn din adamları. ehrâmen. ehvâ' (a.) korkular.). ehrâmî (a. dik piramit. 3. ehviye-i lâtife lâtif müzik havalan. hay.i. 2. ehyeb (a. ehrâm-ı muntazama geo. şeytan. Muhammed-ün-Nakî. en zararsız.s. ehyef (a.).). [üstbaş hakkında]. ehred (a. dev.s. müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. ehvel (a.i. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehrime.i. eimme-i mahallât mahalle imamları. inân'ın c. şeytan. dehşetler. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit.) daha (en. hizb'in c. kadir. ehrimen (f. (bkz: ehremen. ehrime (f. ehram biçiminde. düzgün olmayan piramit. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden. ince belli. Hz. ehren. kolayı.i. 2. ehrimen). hevâ).s. ehven (a. pek ucuz. kolay. ehsâs (a. düzgün olan piramit.i. . şaşakalmış olan [kimseler].i. piramit kavak. hevesler. eimme-i isnâ-aşer [Şîîlerde Hz.) 1. Hz. en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe. ehrâmî kavak bot. ehrimen).) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı.i. basîr. einne (a. hiss'in c. ehrâmen (f. dev. kolayı. eimme-i nuhât nahiv (sintaks) âlimleri. ehrime.s.i. ehvel-i heyâkil heykellerin en korkuncu.) geo. ucuzluk [zıddı "gala"].). ehren. (bkz.) 1. çelimli at. hevâ'nın c. ehrâmen. delik. eğik piramit.i. [Hz. Hz. kısımlar. Hz. ehremen. sersem. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. Hz. ehremen.i. hevl'in c.). alîm. Zeyn--ülÂbidîn. eimme (a. Hz. Hüseyin. insan kümeleri. ehrem. hevâ'nın c.(bkz. pyraınidal. Hasan. Mâlik bin Enes. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. ehzâb (a. Hz. münif. ehvâl (a. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. pek) korkunç.s. ehsâ' (a. ehviye (a. eh var (f.) 1. Ahmed bin Hanbel].) duygular.) uzun boylu ahmak [adam]. ehrimen). fr.i. Imâm-ı Bakır.) sevgili. ehveniyyet (a. Hz. ehren (f.) şaşmış. alık [adam]. eimmet-ül-esmâ "esmâ'mn başı" tas. (bkz. Alî bin Musa. ehvec (a. meyiller. (bkz: ehrâmen. Aliyy-üt-Taki. Hz. ehven-i şerreyn iki şerrin en zararlısı.s.) yırtık şey. bölükler. istekler.i.) arzular. yakışıklı [genç]. ehver (f. Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî. daha hafif. (bkz. ehrâm-ı kaim geo. çok heybetli.i. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık.

pek âlicenap. meşhur riyaziyeci ve fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur.) 1. [italyan astronomu Giuseppa Piazzi. a. kısm'ın c. büzür-gân).) asıllar. katî'in c. ekâbir (a.i.) sözler.) akıllı. alaca derili büyük yılan. ejîr (f. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres. ağır toplara verilen bir isim. ekber'in c. memleketler.) en necip.i. a. a. zatlar. ejder-dehân (f. ekarib ("ka uzun okunur. uk-huvân'ın c. ekanîm-i selâse Hıristiyanlığın baba. hiddetli.) 1. lakırdılar. alıç. eizze-i nasârâ Hıristiyan evliyası. ekasîm ("ka" uzun okunur..) daha (en. siğil.s.) yakın akraba. su'bân). çok sahâvetli. ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. nasipler. en aşağı. en) kısalar. olan aksâm'ın c. en küçük kareler metodu. azîz'in c. erenler. kelimeler.s. a.i. ekatî ("ka" uzun okunur. ejdef (f. ekasî-i bilâd en uzak şehirler. ekârim (a. ejdehâ (f.i.) 1. uknûm'-un c.i. kısmetler.s. ekâsire-i Acem Acem hükümdarları.) kızılcık denilen meyva. ekalliyyet (a.i. (bkz: akall). 2. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler. onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu. en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar. ekahî ("ka" uzun okunur. kısım). ekalîm-i seb'a yedi iklim. azîz kimseler. ekavîl-i kâzibe yalan.) dünyânın mıntıkaları. seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. (bkz. ekall l (a.eizze (a. (bkz: aksam. ekâbir-i şuarâ-yi Arab Arap şâirlerinin en büyükleri. (bkz: ejgehân).i. astr. hısımlar.) sivilce. a. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi. Ekanîm ("ka" uzun okunur.i. ekavîl ("ka" uzun okunur. ekall-i murabbaât mat. akalliyyet). muhterem. pek.s.) en az.) (dev ağızlı) meç. ıklîm'in c. büyük yılan. ekabb (a. cömert ve eliaçık olanlar. a. ejder-i münakkaş nakışlı ejderha. a. ejder. ekalîm ("ka" uzun okunur. ekâsire (a.) tembel.) oklar. (bkz: ejah). ejderhâ. kavl'in c.i. paylar. 2. akreb'in c. kıdh'ın c. uyanık [adam].b.).s. yenilen mantar. ejgân.]. . görgü ve faziletçe büyük olanlar. korkunç ve hayalî bir hayvan. diyarlar. aksâ'mın c.) koyun sürüleri. meç. a. a.s. çok) uzaklar.s. ekavîl-i bâtıla bâtıl sözler. akser'in c.) bot.) vücutta.i. ekrem'in c. oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. olan akvâl'in c. 3. cesur ve merhametsiz [adam]. ekasır ("ka" uzun okunur. kisrâ'nın c. ejah (f. memleketler. (bkz: bürsân. ejeh (f.i.) daha (pek. ekadîh ("ka" uzun okunur. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası.) papatya çiçekleri.i.) beli ince olan.i. uydurma sözler.s. rükünler. ekasî ("ka" uzun okunur.) eski Acem pâdişâhları.s. devlet ricali. a. (bkz. (bkz: ejhân). ejgehân tenbel. ekâlîm-i hârre sıcak iklimler. 2. (bkz: ejeh). ejhân (f-s. şiddetli.) rütbece.s.i. ekâris (f.

bulanıklıklar. yiyen.s. daha (en. gözü kudretten sürmeli [adam]. erkek adı. ekfâ (a. ekîle (a. ekûl).) her şeyin gerileri. ekmen (a.) ölüleri sardıkları bezler. ekkâf (a. i. eknân (a. İltihâb-ı ekbâd hek. Ekberiyye (a. eşitler. nasipler. paylar. kol ağızlan. müsaviler.).i. ekbâ' (a.) canipler. kuvvetli.) bir şey yeme[k]. (bkz: âkile). ekdâr ü âlâm kederler.) kürtler. eki (a. gamlar. eklef (a. keder'in c. ekmehiyyet (a. kilim parçalan. (bkz.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara]. 2.i. en uygun. fr. ekele (a.) en kerih. mükemmel ve kusursuz olan. [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. kasavetler.i.) 1. ekeme (a. kifl'in c.ekâzib (a. pek) büyük. 2. evler. ekhâl (a. karaciğerler. eknâf (a. odalar.) göze çekilen sürmeler. kefen'in c.i. erkek adı.) semerci. uydurma sözler.i.) yüksek taşlık tepe. hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır]. Emr-i ekîd kat'î.s. çok iğrenç.h.) ekmehlik.) tas. tasalar.s.i.i. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli. ekber-nâme (a.s. ekbâ-yı matbah mutfak süprüntüleri.) te'kidli. çok ekleden. ekl'den) 1. (kefel'in c.s. kinân'ın c. kümm'ün c. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. ekîden (a. eknân). ekber (a.) anadan doğma kör.s. 2. çadırlar. ekhel (a. kenefin c. ekkâl (a. mahfazalar. Gazayı ekber en büyük savaş.i. ekbâ-yi etrika sokakların süprüntüleri. 2. ekâbir) 1. anadan doğma körlük.i.i. corrosif. kusursuzluk.zf.i.) süprüntüler. aşındırma. eğerci. ekîd. el'an. obur. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. ekinne (a. kuvvetli olarak.i. kat'î tenbihler.) l. ciğerlerin iltihaplanması. âkil'in c. ekfâl (a. kim. ükzûbe'nin c. i.s. koyu renkli arslan. c.) 1. 2. eksiksizlik. yalan. muâdiller. denkler. yanlar. ekmel-âne (a. küfv'ün c.i.i. benzerler. sarih ve kat'î olarak. eknûn (f-zf-) şimdi. ekreh (a. küds'ün c.) yenmiş.b. (bkz: ekinne). te'kidli. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan. kaygılar.) 1.) ekmel olana yakışacak surette. kederler.i. en eksiksiz. taraflar. kebed ve kebid'in c.i. sarih. ekmel (a.i. evin ortalan.i. ekmâm (a. oburlar.) 1.s. perdeler. 4. . eki ü şurb yeme içme. mü-kerreren. sığınacak yerler. pek) kâmil.) çok sürme kullanan.s. daha (en. 2. (bkz: bu'le.s. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır.) 1. 3. tomurcuklan. kat'î. ekmeliyyet (a.) mükemmellik. kürd'ün c. ekdar (a. kibâ'ın c. zayıflık halleri. kâmil'den) 1.zf. kinn'in c. muhakkak. (bkz: darîr).) hurmalar. 2. ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. ekrâd (a.) eşler. noksansızlık. tekrar olarak. ekbâd (a. ekîde (a. yenilmiş [şey. bayır. kühl'ün c. kebîr'den.i. yiyiciler. ekfân (a. acılar. elbisenin yenleri.) asılsız. yüzü çilli [adam]. ekdâs (a.s.f. muhakkak. i. uygunlar. 3.s. kesin emir. 2. nahiyeler.) kebet-ler. Cihâd-ı ekber. (bkz: kübûd). yemek]. Muhammed. sağlam. yenilme. ekmel-i enbiyâ Hz.) çok yiyenler.

(a.) 1. ekûl-âne (a. varlıklann yaratıcısı. eksibe (a.i. çok elaçıklığıyla. pek çok olma.s.) 1. nebîz). ekûl (a.) eksere mensup.s. ekkâl). Hâlik-ı ekvân dünyâların. doğuşunda kusurlu olan. ekzeb (a. (bkz. i. misâller.) pek kiyâsetli. Allah. 3. cemaatler. pisboğaz. daha (en. zeyrek. pek büyük uydurma. maharetli. ektâr (a.i. ekser (a. (bkz: küvem).s. ekrem (a.zf.) ekser olma hâli.i.) oburcasına. kulağı kesik veya noksan olan [adam].h. ekvâb-ı şerâb şarap küpleri. kûb'un c. ekl'den) çok yemek yiyen. kîs'in c. ekseriyyâ (a. eksâ (a.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar.) 1. ekyâs (a. ekremcesine. çokluk. kûz'un c.zf.i.) kümeler.) kadehler. ekseriyyet (a. ekûlî (a. daha ziyâde. bardaklar. torbalar.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. ektem (a. lütuf ve kerem sahibi olana mensup. karasal. kûme'nin c. çok şeref sahibi.s. 2.f. nesepler. (bkz: ekrem). daha (en. eksiyye (f. soredie. dereceler.) büyük yalan.) büyük karınlı şişman [adam]. ekrem-ül-ümem Hz. ekrem-âne (a. ekvâz (a. domalan.). ölçekler. pek cömertlikle. ekyâl (a. ekvar (a.ekreh-i mahlûkât mahlûklann en iğrenci.mış penceresiz kulübeler. omuz kemikleri.i.zf. Arapçadaki terkiplerde. ekseriyyet-i ârâ reylerin oyların çokluğu. obur. yansından çoğu.) kamıştan yapıl-. 2. çok defa.) para keseleri. kevs'in c. (bkz: ahsuma. aktar). zekî. büyük su kaplan. kalabalıklar. mertebeler. en büyük kısım.) haysiyetler. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle .i. kevr'in c. eksibe-i bahriyye med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. ekseri (a. ekvâh (a. erkek adı.f. hububat ölçüleri.s. kutr'un c. çokluk.i.s. el. has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır.i. 2.) oburluk. ekseriyyet-i mutlaka bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk).f. ekrem olma. ekremiyyet (a. eksibe-i berriyye jeol. pek) çok sır saklayan.i. keter'in c.) boza. fr. ekrem-ül-ekremîn (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak.i. 2. burnu. ekvarn (a.) 1. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur.i.) an kovanlan. dünyâlar. pars denilen yırtıcı hayvan. çok zaman. kesîr'den) en çok. i. sık sık. kumul. demirci ve kalaycı ocaklan. 4.i. eksem (a. Muhammed'in ümmeti. ketif ve kitfin c. bir şeyi sarmalar.) ekrem olana yakışacak surette. (küvâre'nin c. âlemler.i. eksâ min-el-basal "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. ekvâb (a. 2. karnı büyük [adam].) varlıklar. kûh'un c. ekyes (a.i. ekremî (a.) yaşmaklar. pek cömert. ektâr (a. kâseler.) ekreme mensup.i. keyl'in c. bölükler.i. örnekler. hasepler. becerikli [adam].) kileler.) omuzlar.s.) çok defa olarak. pek) kerîm.) ekremlik. (bkz: bu'le.) 1. şerefler. devirler. takımlar.s. ekvâs (a.zf. ekvân (kevn'in c. ekvâm-ı büzeyriyye anat.s. ekşem (a. arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. çok eli açık. kesîb'in c. ektâd (a. hiç olmazsa yandan bir fazlası. ektâf (a.) küpler.s. dönmeler. çoğu. ekremce.i.) üstüste pek çok giyinen [adam].

) esnek.) tuhaf. el-câ-i âlâ rütbetihi (a. "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. elektrik-nümâ (fr. elem-i asabi bek.c. elbise (a.) fiz. bilmiş ol ki! el-aceb (a. elbet. "bıktım artık. Elbürz (f. 2. Hercules. eledd (a. ela (a.i.) astr. inatçı [adam].s. illallah!.i. lât. elem-i kalb gönül ıztırabı. yüksek. sancı. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). 2. elektrîkiyyet-i sakine fiz. bâlâ.h. elektromagnetizma. Fransızca'nın "-algie" sonekini karşılar.b.) kat'î olarak.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman.) el aman dileyen. acayip. akıllı kimseler.başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi.h. fr.) esvaplar. âlâm). elâstikî (fr.) başlama ve tenbih edatıdır. i.h. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı.i. el-amân (a. ela ey! şimdi. Kafkas sıradağlarının en yükseği. elcime (a. iğdegiller. elâstikiyyet (fr. elektrostatik. (bkz: câme].) akıllar. yakışıklı kimse.b. yeter.) "dîvânelik türlü türlüdür". tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi. el-bâdî azlam başlayan. el-Cebbâr (a.s.) Mezopotamya. şaşılacak şey! el-adlü esâs-ül-mülk (a. elbüz (a. sızı.i.) astr.) esneklik. el'ân (a. s.e.s. el-basîr (a.nevralgie. behemehal. ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. Herkül. ağrı. .i.) adalet mülkün temelidir.i.zf.) 1. [Tanrı adlarından]. şimdiki halde. lât.n. mutlaka. semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme. akıbet.zf.h.s. 2. el-amân-hâh (a.dey. daha. sığırtmaç. cü.f. keder. sıkıntısı. [kelime bizde müfret gibi kullanılır].e. el-cünûnü fünûn (a. elem-hek. (bkz: hurûf-i şemsiyye). el-anyâsiyye (a. elektrikle ilgili. medet" manasınadır. bu âna kadar. eninde sonunda. i. nihayet. dert.a.s. maddî ve manevî ıztırap.) astr. "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. Kafkas dağının tepesi. elbâb (a.a.h.) hak kabul etmeyen.) 1. Boötes. Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektroskop. hâlâ.s. yol açan haksızdır. acı. 3.i. elektrîkiyyet (fr. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. elbette (a. 1. şu anda.) her şeyi gören. sinir ağrısı. licâm'ın c. kâfi. Elcezîre (a. libâs'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. henüz. Ulül-elbâb akıl sahipleri. el-câsî (a. akımı.f. elem-i intizâr bekleme elemi. elem (a. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı. libaslar. elektrik niteliğinde.i.i.Bouvier. nazımda ve sözün başında kullanılır. yüce.i.i. uzun boylu. el-Avvâ (a. fr.) şimdi. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında.i. usandım.) .) eletrikleştirme.) astr.s. elektrikleşme. sus" gibi mânâlarda da kullanılır.) bot. yaka silken. bundan sonra "ey!" nidası gelir. h. elbise-i resmiyye resmî elbise[ler]. lübb'Un c. elektrîkî (fr.

hâlâ.. cü. gıbta ederim. bin beyitlik kasîde. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. lât. elem-zede-gân (a. kale ve istihkâm askeri. Elemût (f. birbirine dolaşık fidanlar. ayrılık sözü. elf (a.b. şunu demek isterim ki.) "hased olunur" mânâsına kullanılır.i.n.c. elem-zede-gân) eleme uğramış.i. kederliler. el-garaz (a.s.zf.zf.h.. 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. Persee. el-Fâris (a. usûlüne göre.b. el-hâc (a. şimdiki halde. el-hamdulillâhi teâlâ (a. hâlâ. islâm dîninin bir îcâbı olarak. şimdiki zamanda. sözün kısası" mânâlarına kullanılır.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. arthralgie. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri.f.) astr. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri. elfâz-ı müştereke l) birçok anlamı olan kelimeler. bugün. sözler. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. lafz'ın c. şimdiye kadar.) henüz. el-hâl (a. ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman. el-hakk (a. sur. lezîz'den) daha (en. yanıltmacalar.f.c. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç. elem-zede (a.zf. kederli.elem-i mafsal hek. yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. Bu kale. lifin c.s. elfâz (a. elfâz-ı cemile güzel sözler.i. esenleşme. pek) lezzetli. (bkz: lihâb. duvar. bulmacalar. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. [elüh (=karakuş). el-firâk (a. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl.) gıbta olunur. ülûf) bin [sayı]. fr. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler.cü. elest (a. elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. el-gıbta (a.h. el-hased (a. (bkz: el-vidâ). elfâf (a. siper.i.) elemliler.) 1.) şimdi.i.) kelimeler. elfiyye (a. fr.s. elezz (a. dar geçitler. elfâz-ı galize kaba küfürler.s. şiir.) Allah'ın. el-gaz bilmeceler..) ed. mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. dertliler. doğrusu.) "maksadım şu ki. (bkz: hezâr). dertli. Perseus.cü. doğrusu ya.) ayrılma.i. "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. âlâf.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar. lihb'in c. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. henüz. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. 2.i. . sinonim (synonyme) kelimeler. elemli.) Allah'a hamdolsun. lühûb). elhân nağmeler. bugünkü günde. eleng (f. el-fâtiha (a.i.) hakîkaten. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. sizin emrinizdir.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar.) hacı. elhâb (a. (bkz: el-yevm). emriniz bâşüstüne. gelelim maksada.s. şimdi. el-emrü emrüküm (a. insanların yaradılış başlangıcı. 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida. ezgiler. Allah'a şükür.i. elemzede'-nin c. el-hâletü hâzihi (a.cü. yükseklikte. [elestü = değil miyim].zf.) emir.

) çifte. (bkz: maâz-Allah). müşirlerle.) g. hak kuvvetlinindir. ülfet olunan. el-hükmü-li-1-galib all (a. cü. sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü.i. Allah korusun!.) her gördüğü şeyi tetkike. Allah esirgesin.cü. elîf (a.el-hâsıl (a. (bkz: Kusvâ). cazibeli. elif (a.b.) 1. Azâb-ı elîm çok acı veren azap.) hüküm galip gelenindir. el-Hayye (a. çok anlayışlı [adam]. elîz (f. sözün kısası. seraskere devletlü re'fetlü. sözün kısası.n. semâhatlü yazılırdı. bir iyilik edilince tam edilmeli. cü. netice îtibâ-nyla.s. soyadları. elma'. (bkz: el-hükmü limen-galeb). kristal. sığınırız. i . elkâb (a. çok güzel.f.) 1.s.i. elmâs-pâre (yun.) elmas kırıntısı. uzatmayalım. elîm. güçlükle meramını anlatan. pek ağrıtan.kekeme. meç. billur.i.lâhz'ın c. elmâs-tırâş (yun. kısa söyleyelim.) hulâsa. elif-i iklîm yedi iklimin ilki.f.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam. me'lûf). insaf edilsin.h. el-Hevâ (a.) dilinde pek lüknet. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. kadın adı. elif-i memdûde uzun okunan elif.s. (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). elken (a.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri.) akıllı. [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü. lât. Allah'a sığınırım. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. el-hükmü li-men galeb (a. ha.i.) . ekvator.f. eliyy (a.) göz ucu ile bakışlar. elmalı. Arap alfabesinin ilk harfi.cü.zf.) çok yemin eden [adam]. sızlatan.h. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar. el-kıssa (a. acıklı.i.i. elibbâ (a. elifi (a. peltek. ülfet'den) 1.i. el-hükmü li-llâh (a.zf. sakınalım. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. elmas parçası. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. sözden anlaşıldığına göre.cii. tekme.) Allah'a sığındık. alışılan şey. bilinen kıymetli taş.i.) 1.s.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elifbe (a. (bkz: ve-1-hâsıl). elif-i kâfîyân kûfî yazısıyla yazılan elif. elmahî (a. sarıklılara mekrümetlü. lebîb'in c. yahut. insaf edelim. ağrı ve sancıyı hissettiren.b.i. El-Keşşaf (a. elhâz (a.c. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. elmâs-rîze (yun.i. s.i. unvanlar.. 2. sıçrama. elif-i maksure bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü.s.) astr. fazîletlü. 2. el-Kusvâ (a. 2. el-ıyazü bi-llâh (a. alımlı bakışlar. .i.h.s.) hüküm galibindir. 3. bir şeyin başlangıcı. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. bir örgü motifi. elmas (yun. alışkın.) bir şey verilince tam verilmeli. s.. Ophiucus. s. g. hâsılı. meç. elmaî (a.) hâsılı.s. dâva gibi].zf. f Mustafa. Yılan. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a. sakınınız. (bkz. 2. acıtan. tutukluk olan. el-hazer (a. elime (a.b.) "sakın. Ebûbekir'den satın almıştır]. elifba.) "hüküm Allah'ındır. elem'den) çok dert ve keder veren. alışmış. 2. olgun [kimseler]. araştırmaya meraklı [adam]. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına. istenilen. saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü.) pek zekî. pek sevgili ve kıymetli. lakab'ın c.) 1. insaf edilmeli. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi." mânâsına kullanılır.) Hz.) 1.) astr. el-ihsân bi-t-temâm (a.i. döküntüsü. alışık. kısacası. Mekke şerifine devletlü siyâdetlü. el-insâf (a. kâmil.

) kıça ait. Arapça. 2. el-yevm (a.) elzemlik. fr. (bkz: lüsn). eltaf (a. em'â-i galîza kalın bağırsaklar. elvâz (a.i. elsine-i garbiyye batı dilleri. levn'in c. ehakk). yağlı koyun kuyruğu. rengârenk. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler. (bkz: ecder. elviye-i müstakille [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. lütfün c.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. elyaf (a. kıç ile ilgili.i. portreler. ağacın odun kısmındaki lifler. okşamalar. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. elvâh-ı kışr bot. Samsun.i. izmit.s.) elçinin götürdüğü itimatname. (bkz: el-hâletü hâzihi). emced'in c. şimdi.) göz pınarlan. . fidanlar. esen kalın! (bkz: el--firâk). soymuk damar (-demeti). şimdiki zamanda. emâcid (a. elzem (a. l'Aigle. tablolar. tavşancıl.s. el-vedâ' (a. alacalı. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe. astr.i. and. lüzumlu.) bademler. elviye-i selâse (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. Muğla gibi livalar. elsün (a. yerler.) fasîh.i. pek) lâyık. lâzım'dan) daha (en.cü.i. güzel.i.) yemin. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.i. elûh (a.) sancaklar. em'â-i rakîka ince bağırsaklar. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. liyakatli. eltâf (a.s.) ülfeti çok.) 1. Kartal burcu. elviye (a. s. kartal.i.i.) 1.i. çok yakışır. emâlîc (a. 2. hâlâ.) 1.) diller. elye (a. (bkz: emkine). elvan (a. el-Ukab (a.zf. Farsça. emâkin (a. pek) lâzım. mevzîler. emâkin-i mukaddese kutsal yerler. fr. nezâketler. levh ve levha'nın c.) 1. gereklik. mevkiler.i. kıçı meydana getiren kaba etler.i. el-vedâ'). ümlûc'ün c. elsine . [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır.) Allah'a ısmarladık. elûf (a. (bkz: liva). karakuş.) düz satıhlar. yanaklar. meak ve meûk'un c. liber. mekân'ın c.i.) sefir.i. Ardahan. livâ'nın c. elûk (a.) daha (en. 2. (bkz. elzemiyyet (a. şu anda. (bkz: half. lât. levz ve levze'nin c. elyak (a. elûke (a. Artvin. henüz. düzgün konuşan. bayraklar.) mahaller. elyevî (a.i. em'â (a. Aquila.s. el vah (a. kasem). elsine-i şarkiyye doğu dilleri. lisân'ın c. minnet ancak Allah için" manasınadır.) bağırsaklar. olan "emki-ne'nin c. latîfden) daha (en. büyükelçi.) iyi muameleler. hoş [olan].s. elviye-i mütemevvice dalgalanan bayraklar. elsen (a. iyilikseverlikler. Allah'a emânet olun. 2. el-vida' (a. 3. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. lîfin c. çeşitler. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale.s. pek) lâtif.i.i.) "Allah'a minnet.). iplik biçimindeki şeyler. iyilikler.h.) bugün.el-minnetü li-llâh[i] (a. miâ'nın c.cü. em'âk (a.s. son derece lâzım olma. bugünkü günde. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. Antalya. renkler. el-firâk.) uzun yapraklı otlar.

s. şikâyet. sözle verilen eman gibidir.) bıyıklan terlememiş gençler. mecîd'den. kuddâm. niyetler. çok şeref. alâmetler. korkusuzluk.s. gibi. 2. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. emânî-yi mahsûsa husûsî.) emanetçilik. emced-i emâcid şereflilerin şereflisi. 2.) 1.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. enıâsil (a. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. emirlik. emânet-dârî (a.i.i. mezîr'in c. eserler.f. emânât (a. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. emeller.f. emârât-ı hasene iyi alâmetler. tamah.).s.) 1. itibarlı kimseler. emânet suretiyle. emân-hâh (a. emced (a. emân-ı hâss huk. b. i. ümniyye'nin c. ummalar. c.. Tûl-i emel haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. istekler. emân-ı âmin huk. eski ve sâdık hizmetçi. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. amal) ümit. aman diyen. emân bi-1-kitâbe huk. emânı. bu bir müsâlaha" demektir. emârât (a.f. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]. (bkz. eşya veya kimse.) bir işte emeği çok geçmiş olan. emanetçi. en çok benzeyenler.) kendisine emânet edilen.). sulh yapma.f. ["geliniz!" denilmesi gibi]. emâzir (a. belirti. emânât-ı mukaddese "Hırka-i Saadet. meramlar. emâre-i hasene iyilik alâmeti. arzu.i. aman dileme.c. emârid (a. emân-ı müebbed huk.) arzular. pek) medîd.b. emânetler.s. nişan.) . onur ve haysiyet sahibi olanlar. imlîs ve imlîse'nin c.i. çöller. beylik. emare (a. 2. nişanlar.emâlîs (a. emir'in hâli ve sıfatı. emr'den) 1. emân hakkı kanunî ve fiilî himaye.i. gibi]. emân (a. emsel'in c. emedd-i a'mâr ömürlerin en uzunu. Sakal-ı Şerif.b. emârât) alâmet. özel maksatlar. emân-ı muvakkat huk. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer. 4. arzular. maksatlar. rüsumat emâneti = vergi emâneti.c. emel (a. c.s. rica. hırs.. gayeler. çok sürekli. insan ömrünün . bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. emaneten (a. emâre'nin c. 3. buna riâyet olunur. umma.i.s. emânât) 1. mecîd'in c. emâcid) 1.b.) son. emânet-ullah (a. emân-ı sarîh huk. medd'den) daha (en. akranlar. 2.) aman dileyen. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu.) 1. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. uzun. Cedd-i emced çok ulu ata.i.i. onur ve haysiyet sahibi olan. eminlik. emânât-ı şerife (bkz: emânât-ı mukaddese). yardım isteme. millet. daha (en. erkek adı.) şeref. i.i.i. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. emânet (a. emed (a.s. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki.i.) otsuz ve susuz sahralar. pek) mecid. emedd (a. ipucu.i. 2. emaret (a.b. eser. 2 . eınân bi-1-kinâye huk. eşler. prenslik. nihayet. pîş). emânet-dâr (a. aman isteyen. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. emâm (a.) emânet olarak. emânet'in c. emred'in c. emânî (a.. deliller.zf. emek-dâr (t.i.i. emcâd (a.

emîn-i çeşnigîr çeşnigir başı.b. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler. kendisine güvenilen [kimse. Emîn-i vahy Hz. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz].s. emîn-i cev saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. beği. emîr-i devât (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse.i. emhâl (a. emîhe (a.i. hırs-ı nukûd). i. şüphe etmeyen. emr). Yed-i emîn mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse. Emîn-i vahy-ullah Hz. vâdeler. emerr-i edviye ilâçlann en acısı.) daha (en.i.i.) donuk beyaz. korkusuz.) nikâh bedelleri. bir çeşit ot. evâmir). Muhammed. emhâr-ı zevcât zevcelerin nikâh bedelleri. i. (bkz: emîn). Ali'nin lâkabı.s.yetmeyeceği hülyalar.i. emîr-i şikâr (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. at yavruları.) 1. kadına verilecek. Sandık emîni veznedar. hırs-ı pîrî. bir şehrin başı.b.) sancak emîri. mühletler.i. Emeviyye (a. Hz. emir (a. dokunan. demirci çekici. emhâr (a. (bkz: emîr-ül-mâ').) pek fazla messeden.) islâm arasında kurulan ilk devlet. pek) acı.h. c. Muhammed'-in lâkabı.s. güvenen. emîr-ül-Hâcc Hacılar emîri. Fetva emîni [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur. aynlma hâlinde.) mehiller. emîr-i nahl Hz. mehl'in c. 2. emîr-ül-bahr (a. emess (a. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. emerr (a. emhak (a. emîr-i dâd (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. zamanlar. en çok temas eden.s.) amiral. serasker. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli . (bkz: hırs-ı câh. emîr-i cân-dâr muhafız kumandanı. emîr-i silâh (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. 2. 3.i. emîn (a. emîr-ül-alem (a. Şehr-emîni Şeh-remânetinin reisi. 2. emniyet sahibi. emniyetli. ["emîn" kelimesinin müennesi]. emîr-i Mekke Mekke emîri. kadın adı. emîme (a. ümerâ) 1. emîr-ül-ceyş serdar. emîne (a.i. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. ümenâ) 1. korkusuz [yer].i. Hz.i. emîn-i rahmet Cebrail.) taylar. bir kavmin. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. ilk islâm hükümeti. emîr (a. 4. büyük bir hanedana mensup kimse. (bkz: mihâr). emr'den. emhâr (a. birine emniyet eden. Emevî devleti. başkumandan . mühr'ün c.i. 2.) 1. mehr'in c. şey]. kuruntular.c. erkek adı. (bkz. emîr-i meclis (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının. emîr-i âb-hayvân Hızır. Muhammed.c.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk.

) kadın emîr.f. emîr-âhûr (a. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. emn ü asayiş eminlik ve rahatlık. emniyyet (o.i. (bkz: asayiş.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. milh'in c. emlâ' (a. emredici. Ömer'e verilmiştir]. emmâre (a. korkusuzluk. Muhammed.b.s.c. kamusal güven. metin. 4. pürüzsüz. melîh'den) en melâhatli. Nefs-ül-emr bu işin aslı. buyrultu. meldâ].) tuzlar. c. emîr-ül-mü'minîn). güvenlik.s.i. emîr-ül-müslimîn (Müslümanların emîri). yerler. âmirden me'mura yazılan kâğıt. (bkz: emir). 2. günah ve suç işlemede]. genel güvenlik. güvenlik. emr'den) emreden. (bkz: emr-nâme.) emniyet. korkusuzluk.) (daha.b. Evvel-i emr ilk iş olarak.i. Istabl nâzın. .) eminlik. emir-nâme-i sâmî [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. emlâk-i mazbuta el konulmuş mallar.s.) emîrcesine. (pâdişâh).) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer. âsûdegî).i. enılâh-ı bahriyye deniz tuzları. bağ.b. emniyyet-i tâmme tam bir güvenlik. en başta.) ev. rahatlık.zf. güvenme.) mahaller. arıbeyi. genel polis teşkilâtı.e. emled (a. emniyye (a. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. 2.f. milk ve mülk'ün c.bulunan zat. tarla. mekân'ın c. emîr-âne (a. inanma. haneler.i.f. ahır beyi. emn ü emân korkusuzluk. emn (a.i. Nefs-i emmâre insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. Eınlah-ül-Arab (Arabın en güzeli) Hz. cebreden [şehvani hallerde. emîr-ül-ümerâ' (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. ahır müdürü. eminlik.i. [müennesi . emîr-ül-mâ' amiral. Hz. son derece güzel. emken (a. Muhammed'in halîfesi. emlâk-i hâssa (bkz: emlâk-i hümâyûn). emâlis) düz.) cemâatler.i. 2. pek çok) genç.s. emîr-ül-mü'minîn mü'minlerin emîri. devlete ait mallar. (bkz: ıneh-mâ emken).) güven veren. (bkz: emâkin). eminlik. emlâk-i emîriyye (bkz: emlâk-i mîriyye).) imrahur.i. kollama [askerlikte]. emlâk-i mevkufe vakfedilmiş.b. emîr-zâde (a. evler. melâ'ın c. Emniyeti su'-i isti'mâl güveni kötüye kullanma.i. (bkz. emlah (a. [bu unvan ilk evvel Hz. [ağızdan veya yazı ile]. iş. mevkiler. emlâk-i mîriyye beylik malları. özü. emir-nâme (a. pek melîh. emlâk-i hümâyûn pâdişâh mallan. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk.i. emniyyet-i âmme halk güvenliği.s.) emir kâğıdı. Emn-âbâd (a. bağışlanmış mallar. iş buyurma. cilâlı. düz taş. emîr-i zünbûrân zool. husus. hâdise. polis teşkilâtı. emniyyet-i umûmiyye 1. bölükler.) 1. buyrultu.i.i. 3. kalabalıklar. en. emr (a.s. emîr olana yakışacak surette. (bkz: asayiş). ferman). emlâk-i milliyye millî mallar. emles (a.) kumandanın oğlu. vakıa. Hacer-i emles jeol. emîre (a.f. emlâh (a. evâmir) 1. şey.b. çok. emkiııe (a.) daha (pek.f. buyruk. emnâ' (a. cmkine-i cedide yeni evler. en) sarp. pürüzsüz. emniyyet-bahş (a. körpe ve nâzik (vücut veya dal). emlâk (a. korkusuzluk. (bkz: i'timâd).

sidik yolu hastalıkları.s.) armut. emir alan. salgın hastalıklar. emr-i âlî [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. kadın hastalıkları. bulaşıcı hastalıklar.) kıssalar. emrâz-ı sâriyye hek.) 1. önemli iş. misl'in c.) illetler. (bkz. emr. eşler. emrûdî (f-s. emr-ber (a. sinir hastalıkları.l (a. emr-i tabîî tabîîiş. üçüncü şahsa verilen emir. Sîga-i emriyye emir sîgası. Durûb-ı emsal darbımeseller. emr-i kün "ol!" emri. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy.i. emrâz-ı efrenciyye hek. emr-i nıüşkil zor iş. emrâz-ı cildiyye hek.i. emrî. . emr-i mübîn apaçık. emsal (a. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname. mern'in c. frengi ve bel soğukluğu gibi. hikâyeler. iç hastalıkları. [tas.f.i.) kürkler. emrûd (f. emrâz-ı intâniyye hek. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım].) emre ait.azim büyük. emr-i ma'ruf Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan. emir eri. emrâz-ı nisâiyye hek. mesel'in c.s. emrâz-ı müstevliyye hek. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. contagieuses. emr. frengi ve benzeri hastalıkları. akıl hastalıkları. emsâl-i Süleyman Hz. cilt. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. öldürücü hastalıklar. emr. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. emsal (a. emrâz-ı akliyye hek.i.b. fr. ferman). emrâz-ı hâriciyye hek. ateşli hastalıklar. emrâz-ı asabiyye hek.venüs hastalıkları. emraz j. Şâbb-ı emred tüysüz genç. emr. emriyye (a. emrân (a.hakk (Allah'ın emri) ölüm. emr.c. 3.i.). katsayı. benzer.. dış hastalıkları. emrâz-ı mühiike hek. emrâz-ı ayniyye hek. emrâz-ı bevliyye hek. emr-nâme (a.i'tibârî görünüşte olan iş. meydanda durum. mikroplu. emr. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi. örnekler. fr. emr ü ferman buyruk ve ferman. epidemiques. emir kipi. numuneler.ilâhî (Allah'ın emri) ölüm.i-. fr. hayvan derileri. destanlar. kaç misli alınacağını bildiren sayı.emr bi-1-ma'rûf şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama.gaib gr. maraz'ın c.f. benzerler. (bkz: ermûd). emrâz-ı zühreviyye biy.i. ikinci şahsa verilen emir. emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. emr-i vâki' beklenmedik emir. atalar sözü. [Ben gizli bir hazîne idim. 4. jeod. emsâl-i inkisar astr. atasözleri. Süleyman'ın vecî-zeleri. kıl bulunmayan genç. emr-i muhal gerçekleştirmesi imkânsız olan emir. hastalıklar. mat.hâzır gr. 2. emr. emr.i.kavlî aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse]. deri hastalıkları.) emir götüren. göz hastalıkları.) armut biçiminde olan. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. emrâz-ı dâhiliyye hek.b. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. eş. emred (a. emirle ilgili. emir--nâme.garîb tuhaf şey. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er.

2. ism-i mensûb. kanepe. binâ-i merre. 2. emtia-i ticâriyye tüccar mallan. [dükkân. bırakılmış mallar. emyûs (a.) 1. emvâl-i âdiyye eko. mizâc'ın c. hediye gibi şeyler dağıtma. çok benzeyen. benzeri durumlarda olduğu gibi. z f. gümüş. devlet mallan. sahipleri bilinmeyen mallar. para ile alınan şeyler. emsiye (a. ism-i fail. emyâl (a.) sular. mevâşî (davar. nehy-i hâzır. gr. gibi]. emtâr-ı kesîre bol yağmurlar.i. emşâ (a.. emvâl-i bâtına saklanması mümkün olan mallar. kınlmamış büyük tuz parçalan.i. nefy-i mâzî. huylar.) mülkler. [emlâk. ism-i tafdîl. hükmü çok yürüyen. türlü tabiatlar. masdar-ı mîmî. emzâ (a.i. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. mal) gibi şeyler]. muhâtab ve gaib şekilleri. tarla.. emzice-i muhtelife muhtelif.) pek metin. mîl'in c. mısr'ın c. mübalağa ile fail. emvâl-i zahire saklanması mümkün olmayan mallar.i. masa.i. emsâr (a. emtia-i ecnebiyye yabancı memleket mallan. meyyit'in c. mâl'in c.i.) 1. (bkz: hemyân). emten (a. Bezl-i emval para. meşrepler.i. ism-i zeman. a. . emtia-i gûnâ-gûn çeşitli mallar. (bkz: mîl). emyân (f-i-) Para kesesi. misâl'in c. emsile-i muhtelife (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. (bkz: miyâh).) taraklar muşt-ül-kadem ayağın üzerindeki ufak kemikler]. emvât (a. emyâh (a.) büyük şehirler. Sahâib-i emtâr yağmur bulutlan. emzice (a. nehy-i gaib. masdar. numuneler. ağaçlardaki meyva-lar. vilâyet ve belediyelere ait mallar. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. emvâh (a.) ölüler. cahd-ı mutlak. açısal 'katsayı. akşam vakitleri. para çantası. emvâc-ı kahr zulüm dalgası. beldeler.i. matar'ın c.i.) tabîatler. emsali misillû aynı biçimde. Devlet.i. mâ'ın c.refraction. çok te'sirli olan. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. Defn--i emvât ölülerin gömülmesi. mesâ'ın c. gibi]. mâ'ın c. ism-i mef'ûl. İhyâ-yi emvât ölülere can verme. örnekler. çok dayanıklı. mallar.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler. emr-i gaib. 3. misl'den) pek müşabih olan. emvâl-i emîriyye para ve eşya gibi beylik mallar. mevc'in c. [çakı. metâ'ın c. emyâ. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi.i. emtâr (a.s. muşt ve mışt'ın c. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. kasabalar. emvâl-i gayr-ı menkule taşınmaz mallar. 2. emyâl-i bahriyye deniz milleri. emvâl-i umûmiyye kamuya ait mallar. ism-i mekân. emvâl-i menkule taşınabilen mallar. emvâl-i ganâim ganimet mallar. misâller. emvâl-i metruke terkedilmiş. emr-i hâzır. satılacak şeyler.) tuz taşı. emsâl-i zâviyeviyye mat. kat'î.i. emvâc-ı bahr denizin dalgalan. emsâr ü bilâd büyük şehirler.i. muzârî. emtia (a. kumaşlar.) dalgalar. ekinler.i. ev. emval (a. emsâl-i kesîre bol örnekler. emsel (a.) sular.) 1. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. cahd-ı mustağrak. emvâc (a.) akşamlar. emsile (a. huylar. emvâl-i eytâm yetimlerin mallan.s. memleketler. emvâl-i âmme eko.s. [altın. nefy-i hâl.) yağmurlar. olan miyâh'ın c. gibi].

enbâhûn (f. enâ-niyyet).s.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. heybe.) perişan. kale. talaş. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp. nibr'in c.i.).(bkz. koyun gibi hayvanlar. bütün mahlûklar. enbânçe (f. 2.s. enbîre (f.) peygamberler.i.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. enfes'in c. enâmil (a.e.) inciller. (bkz: resul). yaratılmış olan canlılar. çanta. enâfis-i âsâr-ı edebiyye edebî eserlerin en nefisleri.i.) parmak uçları. nebez'in c..) ağacı armut ağacı büyüklüğünde. demir hindi. (bkz: nâhîd). inbik'in c. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. enmele'nin c. uyuşmuş [nesne]. enâr-Allahü kabrehû (a. eşsiz. enâcîl-i erbaa Hz. enâdîd (a. enbîr (f. enbiyâ (a. hayvan gibi kimseler. soyadları.i. halk.) ortak. enbele (f.i. enbeste-dem (f.i. (bkz: rümmân). yıkılmış.i. 3. yonga gibi şeyler.) yaş ve kuru çamur. dağınık şeyler. enbâne dağarcık denilen deri çanta. Markus.) inbikler. hisar. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ. borular. (bkz: şerîk). Rabb-ül-enâm bütün mahlûkların Tanrısı. 2 .s. eş.s. enam (a. en değerlileri. .i. enbâz (f.) ortak kadın. en'âm (a. bencilik.) lâkaplar. tahkîm edilmiş yer. deve.) en nefis olan şeyler. 2. enâr (f. gibi.cü. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı.i. enberût (f.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek.) armut. nebî'nin c.) küçük dağarcık. şeriklik. Seyyid-ül-enâm (halkın ulu'su) Hz.i. (bkz: enâiyyet. enbîk (a. kamış gibi içi boş olan fen âletleri. meyvasınm kabuğu kalın. sığır ve. enbâzî ortaklık.) 1. Der-enbâr etmek anbara koymak.) kendini beğenme. Beynel-enâm halk arasında. (bkz: emrûd). enbârde (f. enbeste (f.s.s. enbâr (f.i.) Zühre (Venüs) gezegeni. insanlar. na'm'ın c.-en (a. 2. yığın. enbüh (f. Luka.) nar [meyva]. katılaşmış. incil'in c.) Hint hurması.i.i. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. enâniyyet (a.) boğum boğum olan şeyler.) koyulaşmış. Bî-enbâz şeriki olmayan.) yerden çıkanlan otun kökü. eneiyyet).) tenbel. enâbîb-i hazmiyye anat. yalvaçlar. (bkz: enbûşe). gayretsiz [kimse].i. enbâşte (f. hazım (sindirim) boruları. Yuhanna]. teslim etmek. çalı çırpı.i.i.b.) 1. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. eneiyyet.i. enâbîb (a. küme. at.) 1. enâfis (a.) 1. i. yiyecek çantası.) 1. inâyeten.) anbarlar. enâbîk (a.s. hamından turşu yapılan. 4. gübre. nebî'nin c. enâhîd (f. ufak heybe. tıkanmış. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. 2. hakîkaten. enbâ (a.i. ünbûbe'nin c. sağlam. s.i. perakende. enbeh. dolu.i.i.) inbik. i. enâbîş (a.i. Muhammed. enbân. enbâz (a. enâiyyet (a. enbâr (a. enbâg (f. enâbîb-i gırbâliyye kalbur damarlan. i. anbar. kuma. çekirdeği büyük. enâcîl (a.i. takma adlar.i. miskin.) doldurulmuş.

i. 5. (bkz: encere. encam (a.) misiller. endâd ü ezdâd benzerler ve zıtlar.i.i.i. nücûm.s. hatmi çiçeği. bir tarafa bırakılmış. encere (f. takım. encîre (f.s.) yüksek yerler. (bkz. deniz ısırganları. encâm-pezîr (a.i. işkembe. ["encîden" mastarından]. endâd (a. döşek.) asıl.) 1. (bkz: akıbet. (bkz: âhir-ül-emr). 2. devşiril-miş.) bot. enbûy (f. izdiham). kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.) koklama. . nazîrler.) 1. (bkz: encûg). (bkz: tîn). [Anadolu'da "eğsi.) 1. biten.) pislikler. atış.b. encâm-ı kâr işin sonu. encâb (a. Arz-ı endam etmek boy göstermek. enbûde (f. encümen (f.i.) gemi direği.zf. encürî (a. 2.s.i. koku. (bkz: encûc). ısırgan otu. encîr. enbûzen-i inşân toprak [insanın asıl maddesi olduğu için].s. ocak. (bkz: kevâkib. encûc (f-i. meclis. buruşmuş (meyva). isilik. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.i. beden. eşbâh. encûg (f-i-) lkıvrım. hayvan]. nidd'in c. solmuş. nadad'ın c.i. sitâre-gân)." gibi karşılıkları vardır].s.f.b.) son bulan. s. (bkz: lenger). çokluk.) yıldızlar. 3. endam (f. son. necîb'in c.) cemiyet. en çok deve. encâs (a. enbür (f. komisyon.) bot. (bkz. atılma.) .) hararet kabarcıkları.) 1.s. 3. silâh atma. kalabalık. i. 1.i. atılmış. tane tane. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl]. yüce peygamberler. enbûh (f.) bot.s. (bkz: enâbîş). eksi. tüyü dökülmüş [şey. encüriyye (a. (bkz: encüre). (bkz: ünbûbî).) bot. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. 1. (bkz. boy. ufak ufak. enbûzen (f. i. endâd (a. encel (f. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. dere. insanın âzası. encîn (f. meclis. başka. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). encûh. encidân (a. boy bos.).i. hek.) ısırgan otu. kıyma kıyma. (bkz: endiye).i. fercâm). i. politika kulübü. Leşker-i enbûh kalabalık asker. encüre (a.i.s. encümen-gâh (f. endâht (f.i.f.) bot.) vücut.) meclis. enbûbe (a. endâ' (a. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. ısırgan otu. necs'in c. 2. dolap beygiri. 2. encüm (a.i. çok. 2. eşler.) biy. 2. bot. duvarın yıkılıp dökülmesi. encüriyye-i bahrî zool. 2. i.) 1. (bkz: ünbûbe-I enbûbî (a. enbûb (f. (bkz.) incir. (bkz: ünbûbe).b. 2. biçim.i. ürtiker. encer (a.). endâyiş-ger). benzeyenler.) nihayet. 4. enbûşe (a. encümen-i siyâsî siyâsî encümen. encür (a. (bkz: cemâat. nedâ'nın c. çiyler. encümen-i dâniş akademi. 2. i.) 1. cel encüm-feşân (a. sıvacı. endâhte-i kûşe-i nisyân unutma köşesine atılmış.i.i.) şebnemler.enbiyâ-yi kibar ulu.i. hek.i.b.). yer elması. i.i. necâib. döşeme. yüce yerler. enbûbe-i bevliyye anat. enbüre (f.i. ağaç kökleri. kalın.) ödağacı. atma. cisim. necd'in c. 4. eğsiran v.i. encûg (f.) istif edilmiş. enbûbe-i gırbâliyye anat.s.) yıldız saçan.) minder. nazâir). yoğun. kurdeşen.i. endâhte (f.i. necm'in c. ısırgangiller.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. şûra. unutulup gitmiş. madde.s. nücebâ). encâd (a. enzâd). boşaltma. ödağacı.

b.i. encel (f.i. vasiyet. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. utanmış. eşler.) 1. encümen-gâh (f.b. nücûm. harem dâiresi.i. parça parça. boğum boğum. Cehân-ender cehân cihan içinde cihan. 2. [evvel encâs (a. yaşı küçük. bir şeyin iç tarafı. encer (a. ısırgan otu. Hân-ende okuyucu.s.s. endâze-hâne (f. encidân (a.) hararet kabarcıkları. endâd (a. Silâh-endâz silâh atan. 2. yaldızcı.) 1. end-bend (f. i.i. (bkz: encûc).zf. . endâ' (a. 1.i. halat. enderez (f. (bkz: endiye). Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. yaldızlama. 2. buruşmuş (meyva). encür (a. enderûn (f. encümen-i dâniş akademi. nidd'in c. benzeyenler.) cemiyet.i. encere (f. Tıfl-ı endek yaşı küçük çocuk.) kalın ip.) 1. endâze-gîr (f. encûc (f. encîre (f. endâmî (f. kurdeşen. mahcup. 2.i. sıvacı malası. Müşkil-ender müşkil zorluk içinde zorluk. nazîrler.i.i. encûg (f. isilik. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. endeme (f.) gemi direği.i. endûb. endâz (f. encüm-feşân (a.) bot. endâyiş (f.b. nazâir). encüriyye (a. gibi.s.b. nasihat. 2.i..endâm-ı mevzun düzgün endam. encîr. encüre (a.) şebnemler. encümen-i siyâsî siyâsî encümen. kıvrım.) hek. atmış.) 1. politika kulübü. matematikçi.i. 2. endâyiş-ger (f.zf.) 1. düzgün beden. enzâd).) 1. meclis.i.) yıldızlar. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. hek.) 1. öğüt. encüm (a. 2.i. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından].b. ender (f. kalb. takdir. endâve. dâhili. encümen (f.s.i.) hikâye. sitâre-gân). (bkz: lenger). eşbâh.) bedene uygun.i. (bkz: kevâkib.) daha (en. ser-güzeşt). s.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. ocak.i. ["encîden" mastarından]. ölçek.) ısırgan otu. 3. baştan geçen şey. nadad'ın c.s. pek) nâdir. cemiyet yeri.) incir.f. endûc (f.) misiller. endaze (f. atıcı. Tîr-endâz ok atan.) sıvama. takım. (bkz: encûg). ufak ufak. necm'in c. azıcık. muhasebeci (sayman). enderûb. (bkz.) pislikler.) bot. komisyon. 2. temriye denilen cilt hastalığı.i.i. Saz-ende çalgı çalan.) bot. encüriyye-i bahrî zool. endâd (a. nefer. çok seyrek ve az bulunan.) 1.i. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. nâdir'den) "-de. mühendis. endâye (f. tane tane. 2. (bkz: endâyiş-ger). endâr (f.) 1. sıvacı. endek-sâl (f. 3. necs'in c. kıyma kıyma. mektup. solmuş. biçimli elbise. mertebe. içinde". hek.) den. 3. er.s.) ödağacı. (bkz. endek (f. encîn (f.) yaşı küçük.) meclis. (bkz: encere. derece.).i.) sıvacı. ısırgan otu. 2.) 1.i. ısırgangiller.i.) bot. encûh. 2. 2.i. (bkz: encîn). ürtiker.i. bot. içyüz. ödağacı. encürî (a.) yıldız saçan. enderi (a. şûra. (bkz: encüre).) 1.i. (bkz: vakıa.s. encûg (f.zf. hatmi çiçeği. altmış santimetrelik bir ölçü.i.b.) 1. az. endâd ü ezdâd benzerler ve zıtlar.b.i. deniz ısırganları. çiyler. 2. nedâ'nın c. ender (a.i.i. tahmîn. şikâyet. 4.

i. ender (f.) den. keder.) atılmış. endâze-hâne (f. üzüntü. yaldızcı. bir şeyin iç tarafı. uzağı düşünen. endâhte-i kûşe-i nisyân unutma köşesine atılmış. tasa.) sıvacı. endaze (f. 2.) daha (en. parça parça. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. Tîr-endâz ok atan. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.i.s. tahmîn. Tıfl-ı endek yaşı küçük çocuk. enderûn-i hümâyûn saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. nasihat. endâhte (f.) kalın ip. vakıa.) 1. (bkz: endâ'). çok seyrek ve az bulunan. muhasebeci (*sayman).i. Dûr-endîşî her şeyi evvelden düşünüş. gam. endam (f.) 1. enderez (f. bir tarafa bırakılmış. 2. harem dâiresi. 2.) sürmek.) düşünce.b. altmış santimetrelik bir ölçü. mektup. baştan geçen şey.i. atılma. utanmış. üzüntü.) düşünen.i. (bkz: encîn endâz (f.) 1.i.b.i. er.i. 2. Akıbet-endîşî sonunu düşünüş. 2. altın sıva. atmış.) 1. endek (f. endüh (f. korku. Ula etmek. vesvese. mühendis. Arz-ı endam etmek boy göstermek.i.) geçmiş sıkıntıları hatırlama.i. ölçülü davranan. düzgün beden. öğüt. endâr (f. vasiyet.i. boy bos. 3.) düşünceli. unutulup gitmiş.i. endûb. endîşe (f. sıkıntı. görüş. cisim. endeme (f.zf. endîşî (f.) şebnemler. temriye denilen cilt hastalığı.) vücut. boğum boğum.zf. nedâ'nın c. endek-sâl (f. kaygı. sıkıntılı. 3. pek) nâdir. endûh-i bî-pâyân sonsuz keder. enderûn ü bî-rûn iç ve dış. ende (f. boy.b. Âkıbet-endîş sonunu düşünen. end-bend (f.) endişeli. sıvacı malası. silâh atma.i.) gam. içyüz. şüphe. (bkz. sıvama. biçim. insanın âzası.s. mertebe. 3. şikâyet.) 1. az. endûc (f. halat. atma. çiyler. enderi (a. sıvamak.) 1.) Farsça partisip eki Sâz-ende çalgı çalan.) hikâye. endâm-ı mevzun düzgün endam.b. keder. kederli. ender (a. Enderûn (f-b. endîşe-kâr (f.b.endâht (f. nefer. endâye (f. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. endiye (a.s. endâyiş (f. endûd (f.b. Dûr-endîş derin.) . Silâh-endâz silâh atan. yaldızlama.i. nâdir'den) "-de. matematikçi.i. . azıcık.) 1. dâhili. beden.i. . endîş (f. boşaltma. endîş-nâk (f. kalb.s. Zer-endûd yaldızlı.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir. endâve. 4.s.i. 2. 2.s.i. mahcup.s. atıcı.s. ölçek.) 1. 2.e. Hân-ende okuyucu. tedbirli.) 1. Müşkil-ender müşkil zorluk içinde zorluk. "sıva" manasınadır. gibi. takdir. içinde". düşünceli. enderûb. geçim sıkıntısı. Cehân-ender cehân cihan içinde cihan. derece. endîşe-i ferda yarının düşüncesi. kaygı.i. endûh. 2. endâze-gîr (f.) yaşı küçük. atış. Bed-endîş fena düşünen.) hek. endîşe-i maişet geçim derdi. endâyiş-ger (f. ser-güzeşt). yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". merak. yaşı küçük.

b. ölüleri dirilten nefesleri.) kopanlmış. endûh-nâk. oyuncular derneği. enfa' (a.) bencilik. yaşayanlar. sanma. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. nefes'in c. (bkz: er-jeng. ganimetler.) bal. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse.i.s. savaş yeri. tasalı. düşmandan alınan mallar. incil.) 1. topluluk. daha (pek. sıkıntıyı gideren.) 1.i. hayat sahipleri.) 1. enfes-i asar eserlerin en nefisi. ilik. mevsim. tamamlanmayan iş.s. burunla ilgili. kazanılmış. (bkz: endûh-gîn. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H.) kederli. ödenmiş. solipsisme. moi. 2. nefîs'den) daha (en. öznel. 2. hazırlanmış. [zıddı afakî = fr. enfas (a. fr.) buruna mensup. utanarak geri geri çekilme. taslak. (bkz. Ebü-1-enf koca burunlu.) kederi. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. enfâl (a. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. Engelyûn (f.zm.) fels. engebîn (f.i. enfüsiyye (a. (bkz: engûl. enfâs-ı hayriyye hayırlı nefesler.) ruhlar. kibrini kırma. isa'nın. nefes). karıştırılmış. çok) faydalı.i.i. gamlı. 2.) 1. yedi renkli.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz. objectifdir]. Enfes-ül-cevâhir XV. eneiyyet (a. fr. ferdî zihne ait bulunan.i. engele. işlemeli bir çeşit kumaş.) 1. engîl. (bkz: asel). kalabalıklar.cü. erteng). sıkıntılı. mağrur. engel. kendini beğenmişlik. endüh-nâk). emeksiz kazançlar. Kesr-i enf burnunu kırma. burun otu. kederli. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. tasalı. tamamlanmayan iş ve nakış. subjectif. enfüsî (a. endûhte (f.i.i.i. 2. engûle).s. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. toplanma yeri.i.i. nefîr'in c. engânı (f.s.) gam.s.s.) gamlı.i. engâr (f. enf (a. fr.s. eneiyye (a. efsâne. (bkz: nefir). enfes (a.b. engîle (f.) burun. düğme. 2. 3. kibirli. enfüs ü âfâk nefis ve dışı. enfes-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. biriktirilmiş. 3. ene (a. engîhte (f. nefel'in c. enfî (a. endüh-nâk (f. 3. biriktirmiş.) fels. endûh-güsâr (f. Tarâb-endûz ahenk kazanan. her şeyin ön kısmı. (bkz: hengâm). enfüs (a. tasavvur. en değerlisi.) 1. nâfi'den) en nâfi'.i. engâme (f.) nefiste meydana gelen. fr. enâniyyet). hesap defteri.) 1.b. endûh-gîn (f. canlar. uç.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. endüh-gîn). sub-jectivisme. (bkz: endûh-nâk. keder gideren. zan. ben. kazanmış. hikâye. oynatılmış. engare (f. çok değerli ve lezzetli [olan]. 2. 4. . 2. halk.s. Hik-met-endûz hikmet kazanan. gamı. insan hayâtı. nefesler.s.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. pek) nefis. [uydurma kelimedir]. 2. ene-l-hakk (a. nefs'in c.b.) 1. enâiyyet. şüphelenme. tekbencilik. yükseltilmiş. 5.) öznelcilik. s.s.) cemâatler.) vakit. soluklar.i.i. enfiyye (a. enfâs-ı ma'dûde sayılı nefesler. enfâr (a. enfâs-ı Mesîh Hz.endûh-fersâ (f. engâz (f.s. (bkz.i.

engüje. engüştâne).s. engiştâl (f. engüşt ber-dehân (f. ırmaklar.i.s. karıştıran.) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. enîse (a. engüje.) 1. şaşmak. susturmak. (bkz: asel).i. engüşt-i sütürg baş parmak. yemin etmek. -engîz (f.dey.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç.i. [birincisi] erkek. Enîs-ül-Ârifîn (ariflerin dostu) XVI. enhâr-ı arnika derin nehirler. 2. enîs-i dil gönül dostu. pek uğursuz.i.) zir. (bkz: hılrît).i. fahm). zayıf.dey. çaylar. şaşakalan. (bkz. engüşt-i büzürg baş parmak.i. kalpten acı çekip inleme.i.b.) inilti. 2. taaccübeden. engüjed). engüşt-i mi hin orta parmak.) . çok şom [meş'um]. fena tabiat.i. engel.i. hayran olmak. (bkz. engûrek (f. engîle).) parmağa süs için takılan yüzük. söz vermek.i.s. sevgili. (bkz: enhür). dey) dudağa parmak vurmak. engüşter-i pâ ayak yüzüğü. (bkz: engûje). selâm vermek. söyletmek.dey. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). engüşte (f. Macar. (bkz.i. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça . kömür. engüşt-i nîl fakirlik. engüşt ber leb-zeden (f.i.b. enîn-i hafi gizli inilti. nehr'in c.köstebek. enhâ-yi sahra çöl tarafları.i.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. enîr (f. engüşt-nümâ (f. nehr'in c.) terzi veya yorgancı yüksüğü. 2.i.engîr (f. yar.i. Safâ-engîz safa koparan. (bkz: engüştene). ["engebîn" şeklinde de kullanılır].e. yaba. engîl. Macaristan. 2.i.i. engüşt (f. engübîn (f-i-) bal.i. engüjed (f. engûr).) çirkin huy. yanlar. engüşt der çeşm kerden (f. fesat karıştıran. engûje (f. yok farzetmek. dermansız [kimse].) parmağını tuza sürmek. engüşt ber-cebîn nihâden (f.) parmak.) dikiş yüksüğü. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak. nahs'dan) en nuhûsetli. engûl. ağız aramak. Kıymetsiz ve itibarsız şey. Fitne-engîz fitne koparan.) iyiliğe karşı kemlik etmek. (bkz: eş'em].dey. engüşt-ber-dehân nihâden (f.) koparan. ekincilerin harman savurduktan âlet. engüşter. engüjed (f. dost.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu.).i. [ikincisi] kadın adı. Engürûs (h. mahvetmek.i. enhâr (a. engişt (f.i.) hasta. (bkz: ineb). 2. engûle (f.) parmağı ağzında [olan].). cihetler.) 1.s. enîn-i kalb kalbin inlemesi. üns'den) 1. engüşterî (f. engûr (f. arkadaş. enîka (a. (bkz: ha-deka). dep-reten. engüj (f. engüşt hâlden (f. enîn (a.) zool.) ırmaklar.dey. enhâr-ı âmme hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. engüşt-i kihîn serçe parmak. enhür (a. (bkz. engüşt bürek (f.) üzüm.i. meç. parmakla göstermek.) güzel. çaylar. engüştâne (f. enhâ' (a. enhas (a. 3. nahv'in c. inleme.) 1. engüşt ber-nemek sûden (f.i.) 1. sevimli. şirin şey. enîk. yollar. engele. neşe yaratan. (bkz: enhâr).). enîs.) gözbebeği. (bkz. engüşt-i muhannâ kınalı parmak. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap.) parmağı alın üzerine koymak. taraflar.) ırmaklar. engüştene (f.b.

pek. s. 2. nukz'un c. enker (a. nimr'in c. enkaz-ı beşer insan yıkılmaları. fr. fr. insaf dan) daha (en. enseb (a. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. ensâc (a.) daha (en.) hek. hafiye.) çok inleyen. mânâsız söz. (bkz: nesi). [ensâc kelimesi. ensaf-ı esnaf esnafın en insaflısı. casus. enne (a. ensâl (a. 'kişilik. pek fena. baba tarafından hısımlar. zürriyetler.i. dokumalar. Enîs-ül-Kalb Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. ve i.i. döller.i. nesc'in c.i.) nesep ilmi.i. (bkz: nâr). ensâ (a. enâmil) parmak ucu. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir].s.i. nesy'in c. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). neseb'in c. bâzı. enker-ül-esvât seslerin en çirkini.s. 2.) en çirkin. belâlar. (a.s. enmâr (a. uygun. yanlar. Hicretten sonra. nâsır'ın c. ensaf (a. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. enîse (f. müdâfîler. eksik.s.i. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri. ensice (o. soylar. dokular. örmeler. ensâbiyyât (a.s.) 1. ensâf (a. örnek. nesîb'den) daha (en. (bkz. bina yıkıntıları.s.) 1. en-necâtü fi-s-sıdk (a. nesicler. dalkavuk. [bu kelime Arapça bir kalıba . [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır].i. nikâh'ın c. enmûzec (a. eniyyet (a.). eski hayvanların bakiyeleri.s. kumaşlar. enkaz ("ka" uzun okunur. pek) insaflı. çok yerinde.) ensârdan olan kimse. (bkz: müdâhin). (bkz: kizb). enkaz-ı ümmîd ümit yıkıntısı. [fasihi "nümûzeç" dir].) unutmalar. enîsân (f.) 1. nümûr).aslından Türkçeye çevirerek II. (bkz: nimâr.) ateş. enîşe (f. ilm-i ensâb nesepleri inceleyen ilim. serler. ensâb (a. heykeller.i. Enîs-ül-Guzât XVI.) yarımlar.) fels.i. sülâleler.) evlâtlar.i.c.h. (bkz: nâlân). nısfın c. (bkz: naşirin). muavinler. enkaz-ı remîme kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları.c. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. boş.) donmuş. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. 2. mümâs (tangent). ensâr-ullah Allah yolunda Hz. 1526 (H.i.) astr. Muham-med'e yardım edenler. teceyb (cosinus). enmele (a.) 1. (bkz: esnam).s. çok) noksan. 2. per-sonnalite. ensâr (a.) 1. soylar. enkiha (a. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. enkas (a. cü. nesc'in c.i. nikâh). 3. en-Nehr (a. pek) münâsip. nesl'in c.) kurtuluş doğruluktadır. a. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur].i. 2. anırtı. tamam mümâs (cotangent). enmûzec-i evvel ilk örnek. pekişmiş [nesne]. katı' (sequence).) yardımcılar.i. tamam katı' (cosequence)]. ensârî (a. yalan.) 1. histologie. İlm-ül-cnsâc dokubilim. [bu eser.i.) numune. enmûzec-i âlem âlemin örneği. od. Hz. ensâb (a. tip. nusub'un c. 2.) kaplanlar. putlar.i. mostra. yıkıntı moloz. koruyucular.

ensice-i müşekkile bot.) 1.) bileği taşı.) fels. şaşkın.h°5 ne kadar hoş. pek. noksanlık-lann türlüsü. (bkz: şâbb). epsân (f. kartal [kuş].ürcûha'nın c. *sürgendoku. erâciz-i şuarâ şâirlerin kısa vezinli şiirleri.) bön. kasideleri. ta-savvufî eser. 4. kasideler. sıyrıklar. erbaa (a.i. fr. yüzsüzler.) zool.s.) akıllı. (bkz: fesân). deli.s.i. ensür (a. i. toprak tabakaları. enyâr (a.) çarşamba günü. entak (a. enûşâ (f. Eytâm ve erâmil yetimler ve dullar. envâr (a.i.i. iyilikler. enyâb (a. mecûsî mezhebi. namussuzlar. enzâm (a.) dört. nevr'den) 1. erâmil-i askeriyye asker dulları.sokularak uydurulmuştur]. çok.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. kısa vezinli şiirler. enzâd (a. ihsanlar. nazad'ın c. 3. zeyrek.i. olur ise. meristeme. Envâr-ı Şarkıyye (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi. Epikürcülük.) çeşitler.s. ürcûfe'nin c.1ar.) daha (en. nutk'dan) daha (pek.i. fr. erakk (a. âdillik. bakmalar.i. nev'in c. çok ve pek parlak. çok) rakik. türlüler. er (f.) delikanlı. (bkz. olsa. nazar'ın c.) reziller. erâcîh (a-i.e. enzâl (a.i.i. 2. en) iyi söz söyleyen.s. er'an (a. dul kadınlar.s. erkek adı. sevinç. Epiküriyye (yun.s. adalet. ["eğer" in hafifletilmişi].) 1.) ölüye ağlayan kadınlar. Şâpur Şâh'ın halası. tavşanlar.i. enzâr-ı ta'ziye tâziyet bakışları. nüsûr). envâ'-i kesîre çok çeşitler. envâ'-i nekayıs eksikliklerin. erâmile (a. erâzil (a. (bkz: esnân-ı katıa).i. 2. 3. nâb'ın c.) bekârlar.a.) soysuz-. erîke'nin c. enûk (a. epürnâk (f. aydınlıklar. kansızlar. 2. en vah (a. erâcif ve ekâzîb yalan ve uydurma sözler.) tıpta kullanılan bir ot.) şahane tahtlar. nezl ve nezîl'in c. erneb'in c. çılgın. Medine'de bir yer adı. nesr'in c. kantaron.i. erâcîf (a.i. sünepe. i. entarûn (a. pek) nurlu. enzâr-ı umûmiyye herkesin gözü önü. şerefli ve tertipli kimseler. ahmak. erakk-ı evrak kâğıtların veya yaprakların en incesi.) salıncaklar. ışıklar.) 1. dullar. alçaklar.s.) zool. parlaklıklar. enûşe (f-'-) l.i. düzmeler. lûtuflar. erâmil. ermele' nin c.) eğer.). şarap. 2. (bkz: endâd). Envâr-ül-Aşıkîn (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. nîr'in c. aşağılık adamlar.s.i. enzâr-ı ecnebiyye yabancı bakışlar. Epicurisme. erzel'in c. ağıt yakanlar. erbaa' (a.i. h. çok güzel. nûr'un c. pek bayağıları. uslu olma. (bkz: niam). erânib (a. ni'met'in c. mes'ut. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. nevh'in c. enver (a. erâbet (a. enzâr (a. ekmekler.i.) bakışlar. erâik (a. uydurmalar.i. .i. en'üm (a. enzâr-ı ümmet halkın bakışları. ürcûze'nin c. ise. ince. nimetler. erâcîz (a.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri. enva' (a.) yalan sözler. daha (en. erâzil-i nâs halkın en rezilleri.i.i.) mısraları kafiyeli. 2. genç pâdişâh.) ziyalar.) boyunduruklar.

mevki sahibi kimseler. [müfret olarak kullanılır] ehil. erbâb-ı hıref zanaatkarlar. muktedir. kazançlar. . (bkz: erbeûn). erbâb-ı maâlî itibarlı. erbâb-ı mütâlâa okuyanlar. becerikli. sahipler. su. boğazına düşkün olanlar. saygın kişiler.s. erbâb (a. Yevm-ül-erbaa (dördüncü gün) çarşamba. askerler. faizler. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. sanatkârlar. erbâb-ı temkin temkinli kişiler. erbâb (f. 4. erbâb-ı san'at (bkz: erbâb-ı hıref)erbâb-ı servet zenginler. erbâb-ı kalem yazarlar. erbiyân (f. dindar kişiler. erbaîn-i âşûra arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. [sayı]. Etrâf-ı erbaa (dört taraf) sağ. şeriatçılar. erbâb-ı vefa vefa sahipleri. erbâb-ı tagallüb galip gelenler.) su çekirgesi. iyi yaratılıştı kimseler. (bkz: ehl-i dil). sonbahar. iş tâkibedenler. (bkz: erbaîn).i. arka. erbain l. meclis üyeleri. erbâb-ı namus namuslular.s. erbâb-ı sülük din işleriyle uğraşanlar. sol. ilimle uğraşanlar. reis. üstün çıkanlar. ancak dış yüzüyle görenler. Cihât-ı erbaa (dört taraf) doğu.) ulu. ribh'in c. erbâb-ı dil gönül adamları. erbâb-ı seyf kılıçla uğraşanlar.kırk. kırkıncı [sırada]. erbâb-ı şikem sırf boğazını düşünenler. birşey yapmak isteyenler. işkembesini düşünenler.) 1. akıllı. erbâb-ı sunan iyi konuşan kimseler. güvenilir kimseler. hava. itibarlı. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. erbâb-ı sabâhat ü zarafet güzel ve zarif kimseler. erbâb-ı fenn fen ile uğraşanlar. kış. erbâb-ı câh zenginler.) faydalar.) kırk. erbâb-ı ma'nâ dindar kişiler. lâyık. karakış. erbâb-ı hıred sağduyu sahipleri. erbâb-ı vukuf bilirkişiler. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. erbâb-ı safâ-yı bâtın kalbi temiz. ön. erbâb-ı tab' tabiat sahipleri. erbâb-ı sika inanılır. safra. sevda. fen adamları. îman sahibi kimseler. [sayı]. anlayışlı.Ahlât-ı erbaa dem. erbâb-ı dîvân 1. erbâb-ı fünûn fen adamları. batı. erbâb-ı hüner hüner sahipleri. erbâb-ı nücûm astrologlar. erbâb-ı hâcât halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. [eskiden] selâse kaidesi. mâlikler.i. kuzey. 2. (bkz. erbâb-ı garaz garaz sahipleri. erbaa-i mütenâsibe mat. balgam. 2. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. iktidarlı kimseler. güney. 2. kötü niyetliler. erbâb-ı temyiz basiretli. Anâsır-ı erbaa (dörtunsur) ateş. (bkz: ehl-i şikem). toprak. erbaûn (a. erbâh (a. erbâb-ı himmet himmet sahipleri. devlet dâiresi 'görevlileri. Füsûl-i erbaa (dört mevsim) ilkbahar. eshâb-ı mesâlih). vefalı kimseler.i. erbâb-ı denâet alçak kimseler. erbâb-ı iktidar muktedir. erbâb-ı ticâret ticâretle uğraşanlar. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. erbâb-ı mesâlih işi olanlar. 3. erbâb-ı zahir kâinatın mâhiyetini. başkan. yaz. rabb'in c.

ercîl (a. erdâne (f.b. ercâl). ercül (a.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı. ercâl (a. haysiyetli. kırmızı kadife.). aksarmaşık denilen nebat (bitki).i. koyu renk şal.) ağaç kurdu.) bot. (bkz: ercümend).s. recâ'nın c. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir]. 2. nefsî isteklerine düşkün olan.i. pek.) güzel koku. erteng). f.) bot.i. erd-şîr (f. 2. en ferahlı yaşayış. erdşîrdârû (f.i. 2. üstünlük. ergavân (f.i.) arkaya.) daha (en.) baş örtüleri.s.i. yüce. Erdebiliyye (a.) 1. kahır.) boz. güzel ve parlak kızıl. erfa (a. 2.s.s. akasma. perhâş. [kelimenin aslı "irdeb" dir].).i. erd (f. kocakafa. en ziyâde yumuşak. pek) râcih olma. 3.i.) 1.i. ricl'in c. ercmendî (f. muhterem. refî'den) daha (en.) 1. acıbadem ağacı. erdiye (a. ark.i.) peltek [adam].) bot.i.s. ergad (a. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. (bkz: ercmend).i.i.) 1. muhterem. harb). 2. ere (f. zool. istenilen. anber.erguvan çiçeği.) bot. (bkz: eric). 2.b. ercül-i kâzib anat.) ayaklar. erec (a.i. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. ve i. (bkz: erjen). erfak (a. erett (a.) çürük şey.e. savaş.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime. ercâ (a.) 1. erdşîr-i ceng cenk eri.i. öfkeli. ercen (f. kızıl şey.) muz. erbû-dâr (f. kulakları kaba ve uzun [adam]. erciye (a. dere.i.s. yabani şebboy. öfke. acıbadem ağacı. ergab.i.b. hindistan cevizi. ercah (a. erfa'-ı derecât derecelerin en yükseği. erceng (f. erga.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi.s. itibarlı. ercmend-âne (f.i. şaraba düşkün olan sarhoş.) erguvan çiçeği renginde. erda (a.i. (bkz: emrûd).) şerefli. (bkz: akdâm.) 1. (bkz: kermet-ül-beyzâ).i.i.zf.) bot.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek. haysiyetli. ridâ'nın c. tercihe şayan. erdeh (a. ercahiyyet (a.i.) muharebe.s. sarmaşık nevinden ören gülü. kükremiş cenk ars-lanı. seçkin olma. şerefli.) daha (en.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. itibarlı.) itibarlı. ercümend (f.s. uygun. seçkin. (bkz: ertel).) ayaklar. erdşîrân. erkek adı.i. ricl'in c. ergavânî (f.i. pek) râcih. (bkz: ergavân). şerefli bir kimseye yaraşır yolda. 2. 2. yoldaş olmaya en çok lâyık.) başı büyük.) armut.i. erenbânî (a.) armut ağacı.b. (bkz: ceng. er'es (a. ercüvân (i-) l.) taraflar. erfeş (a. pek) yüksek. gergedan. erdiye-i nisvân kadın böşörtüleri. sonraya bırakılan şey.s.) usta gemici. ırmak. erdeb (f. ercmend (f. . (bkz. erdeb (a. kadir ve kıymet. yalancı ayaklar. ercâ (a. tadı acı bir nebat (bitki). üstün.s.s. org. misk. erganun (f. erendân (f. cidal. un. çok) rica edilen. (bkz: ak-dâm. râcih'den) daha (en.) bot.) hâli vakti çok iyi olma. (bkz: ervâne). sof. ergande (f. ercâlûn (f. yönler. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler.i. s.erbû (f. erdem (a. su akıtmak üzere açılan yol.i.) 1.i. erez (a.s. ergav ("ga"lar uzun okunur. hırslı.i. ercül).

erkam-ı dîvâniyye bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar. kızmış. irb'den) akıllı. direkler.) çiftçi. erguvânî (f.) erguvan renginde olan. ergide (f.) hiddetli.) hiddetlenmiş. erîs (f. bilek. sayılar. öfkeli bakış. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. erkâh (a. uslu. kurmay subay.) tahtta oturan. erjeng (f. erîc (a.) sert başlı. erîsî (a. döl yatakları. resimler.(bkz. (bkz: erîke-pîrâ).) sığınılacak yerler.s. erkam-ı dâlle birden dokuza kadar olan sayılar. ses.b. destekler. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. 2. (bkz. çok) rahîm. esaslar. (bkz: serîr). erkab (a. Allah. pek. ergîde-nigâh (f. akrabalar. en yukan. acıbadem ağacı. 1) müsteâr [kendine benzetilen]. rükh'ünc.i. erîbe (a. arslan].) ercen). 2. rahîm'den) daha (en. erkam-ı arabiyye Arap rakamları. ekinci. erkam-ı gubâriyye bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi.i. rükn'ün c.s.s. çok) ucuz.i. erjen (f. (bkz: erteng). engavân).s. reisler. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara. erhâ (a. öfkelenmiş.) 1. (bkz. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı. akıllı. rakam'ın c.i. erhas-ı es'âr satılan eşyanın en ucuzu. erâik). erkam-ı Hindiyye islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.s. erkam-ı aşere sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. erham-ür-râhimîn merhametlilerin en merhametlisi.i. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam. zeyrek.s. (bkz: erec). (bkz: haris). haykırış. rahm'in c. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. erîke-nişîn (f. erkâh-ı rehâbîn [kilisede] papazların sığındıkları.b. subaylar grubu.i.) el değirmenleri.s.c.s.s. 2. genelkurmay. erk (a.Şarâb-ı ergavânî erguvan renginde kırmızı şarap. erîke-ârâ (f.) boynu kalın [adam. subaylar. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. olgun [adam].s.i.) 1. rahîs'den) daha (pek. erka ("ka" uzun okunur. endaze. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. erîke-pîrâ (f. erkam ("ka" uzun okunur. arşın. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. zekî. 2.i.s. ergun (f.s. anber. erîb . erkam-ı cümel ebced hesabı.b. . enguvân (f. en. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. a. merhametli. erhâm (a.b. (Zeyçlerde kullanılırdı.) yazılar.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. erîb ü edîb akıllı fikirli ve edepli [kimse]. ["ergenûn" un muhaffefi]. erham (a. erîs. oturdukları yerler. rehâ'nın c.) l. eriş (f. taht. sütunlar. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. bot.)]. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. erîr (a. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır.i. uykusuzluk hastalığı. uyanık.i. a. misk. ergavânî).) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua.) hek. hısımlar.s.) zekî.i. erhas (a. (bkz: rusug). (bkz'erîke-ârâ).i. erîke (a. oynak ve hızlı giden at.) 1.) tahtı süsleyen [pâdişâh].i-). erkân (a.s.) güzel koku. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed.) pek yüksek.

i. erş (a. süngüler. kongre.i.i.c.i.) 1.i.) 1. miktarı muayyen olan diyet.) sallar. remes'in c. ermâ' (a. ersem i (a.s. kusuru dolayısıyla. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. değerinden indirilen para.c.i.s. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. rimme'nin c. ergin olan. destere.) armağan. ermiye (a.s.) zool.i. erâmil. pişman olma. ermûd (f.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. 2.) eski zamanda kullanılan kavuk.i. s. fık. 2. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. yöntem.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş .b. (bkz: mücevveze). gözlemeler.s.) peltek [adam]. zayıf [adam]. 2. ersûsa (a.i. erre-keş (f. hediye).b. ermâm (a. en çok Yemen'de yetişir].) tabakların. doğru yola daha yakın.s. büyük sarık.) armut.s. 1) müşebbeh [benzeyen].i. ermed (a. âdâb. erteng (f.h. (bkz: bergüzâr.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler. erşed-i evlâd çocukların en ergini. [dâima c. ertâ (a. hediye. 2. erânîb) anat.i.) çürük kemikler.) cin fikirli [adam].s. ermedâ (a. ermâh (a. remh'in c. hızar.i. müzevir. ermân-hâr (f. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen].) misvak ağacı. oylukları etsiz. [dest-erre = el bıçkısı. 2. Ernevâz (f. burun ucu. remî'nin c. kan pahası. kurultay.s. (bkz: emrûd). pek) reşîd.i. ernebe (a.) durmuş.i. tavşan. ermâs (a. usûl.i. ernıân (f.b. erş-mukadder fık. ermele (a.s.i. kurt.) gözyaşı. erş-i gayr-i mukadder fık.s. istek. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. rasad'ın c. yerinme. ermûn (f. ermîde (f. ermagan (f. hareket hattı daha iyi olan. vuruşlar. (rumh'un c. erşed (a.) yerinen.) Keykubât'ın dördüncü oğlu.) l. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. yalancı [adam].c. "erâmil" kullanılır]. pişman olan.) ateş külü. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].i. gri.c. ersen (f.) dolu yağdıran kasırga bulutlan. 3 yol. errâc (a. satılık malın. [sıcak memleketlerde.) bıçkı yeri.) 1. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime].i. (bkz: minşâr). kül rengi. gözü ağrıyan [adam]. ertel (a.h.) gündelikçiye peşin verilen ücret. erre (f.) meclis. ers (f.) bıçkı. darbeler. erke (a. urûş) 1. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet. (bkz: dem'). erneb (a. sakin. destere]. Ermîn (f. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç.cü.i. gözetlemeler. erşah (a.) rasatlar.i. arzu.) mızraklar.) nzkı veren Allah'dır. ernebiyye (a. tavşangiller.i. (bkz: arbûn). erâmile) dul kadın. erânib) zool.i. 2.) bıçkıcı.erkân-ı salât namazın rükünleri.i. ersâd (a.i.i. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus. (bkz: erett). ersah (a. erre-hâne (f.i. reşîd'den) daha (en.) 1.) fesatçı. er-rızku al-Allah (a.

esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen. dergi. zor. sıkıntılı. yânî yedi parçadan birinci iklim. içecek. rûmî'nin c. erzân-bahâ (a.s. Arap diyarının dışında bulunanlar. ervâh-ı mukaddese kutsal ruhlar. ele hürmetle alınan.) parmaklar. deneme. . revk'ın c.) dan ekmeği. 2. ervâh-ı makamât müzik makamlarının ruhları. 2. erûm) kök. rezîl'in c. erveb (a. es'abî (a. ar-vana.bot. (bkz. liyâkat.i.) ucuz fiyatlı.b.) merhem. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan.i. pek. 2. ervîn (f.i. rîfin c. ervâne (f. (bkz: engelyun. lâyık görülme. lâyık.). ervâh-ı habise kötü ruhlar. kadir ve itibar.i. erûs (f. erzân (f--) l.h.i. erzîz (f. düz ve ekini bol olan yerler. eryâf (a. 2. ekvatora yakın olan mıntıka. es'ab (a.i.) 1. pin.) çam ağacı. esâbi' (a.) canlar. çok) rezil. hayâtın cevherleri.i.) 1. erzel-i nâs insanların en fenası. içilecek şeyler. pek) güç. erze (f. ervâk (a.) haftalar.f. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.) ma'mur. köksap [lar]. erzânî (f. mecmua.) bot.c.i. alçak. sınama. (bkz: rüzelâ).i. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. ısbı'ın c. yerinde.i. samanlı sıva çamuru. erzâl (a. soysuz.s. rûh'un c.) pirinç [hububattan]. (bkz: erdâne). canlıcılık. sa'b'dan) daha (en. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. çamdan çıkarılan zift. rezîl'den) 1.i. bunaklık günleri.i.) 1.i. erz.) kumaş.b.i.i.i. erz (a. ervâh-ı latife melâikeden kinaye olan bir deyim.s.i. es'ab-ı umur işlerin en zoru. biçilmiş [şey]. fasihi "erüz" dür. yüzsüzler.i. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. f r. zool. ervah (a. yabani şebboy.i. ervâhiyye (a. 2.b.s.) pahası kesilmiş. çam.dik [ses].i. ervend (f. şeref ve itibar. uygun. verimli. 2.) ruhlar âlemine mensup olanlar.i. perdeler. erzen (f. erûm (a.) 1. daha [en. çok güzel [genç]. erva (a.) sıvacı.) hayır ve iyilikler. erze (a.i. erze-ger (f. erzîde (f.) 1.) dan [hububattan]. animisme. 2. soysuzlar. (bkz: düğ). 2. ervend'). erûme'nin c. esâbi'-sukur (a. üsbû'un c.s. 4.) kalay. nzk'ın c. erzel (a. meta. ervenân l. azıklar. çadırlar.i. ilâç. Roma'lı-lar. anakök.i. erzenîn (f. değer.) bot. bot. 2. ıztıraplı [gün]. yenilecek. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları. ervahı (a.i. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. sâk-ı cezri. yıldızlar.) l.i. tecrübe.) yiyecek.) alçaklar.Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. esâbî (a. erziş (f-i-) kıymet. ervâm (a. erzâniş (f. ervâh-ı tayyibe iyi ruhlar.) gayet güzel ve beyaz göz. f r. esâ (a.) fels. bir cins dişi deve. mer-yemana eli denilen bir kök. ucuzluk. Rûmîler. c. erzak (a. son derece cesur ve yiğit [adam]. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim.) yoğun. erûme (a. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen.) 1. 3.ucuz. baha.i. 2.s.i. meç. erjeng).

ifâde şekilleri. esâtîn-i ulemâ âlimlerin.i.) 1.i. esâs ücret eko. en bayağı takımı. . yüz güzelliği.zf. esasla ilgili. esâre (a. esirlik. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. esâmi (a. namlar. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. esre). esîr'in c.) sağlam. isnâd). esâkit (a.esâbi'-ül-azârî (a.) pek aşağı ve bayağı olanlar. kulluk. ikramiye. narhlar.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. üstûre'nin c.b.) döşeme. esâka (a. es'ad (a.i. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. esâsiyye (a.s. (bilginlerin) ileri gelenleri.i.i. esâs'ın c. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret.s. aslından. gerçek. pek) sahih.) üzengi kayışı.) piskoposlar. isnâd'ın c. esîre. asıl. Taht-ı esaret esirlik altında. esâse (f. köşkerler. kök.]. esâs mâliyyet eko. (bkz: esma').i.i. fiatlara esas olarak alınan unsur. esâsât (a. sı'r'ın c. bir hey'etin ileri gelenleri. esâtîr-i Yûnâniyye Yunan mitolojileri. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. eshece'nin c. esâs (a.) esâsından.s.s. üslûb'un c.) türlü türlü yürüyüşler. tutsaklık. (bkz: üserâ).s. olan esrâr'ın c.) yiyecek içecek artığı.i. 2. esasen (a.i.i. üsküfün c. 2. (bkz.) göz ucu ile bakma. esâhic (a.). esârîr (a. doğruluk. üstüvâne'nin c. bir takımın. esâfil-i Şark paryalar.i. Galâ-yi es'âr fiat-lann yüksekliği. sırr'ın c.i. tahsisat. en mutlu.c. halkın en aşağı tabakası.s. esâtîr-i îrâniyye îran mitolojileri.) pek saîd.i. 2.). 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi.) 1. 2) eko.) asıl ve temele mensup. kendiliğinden. masal nevinden şeyler. esâme (a. eskefin c.i.i. Kanûn-ı esâsî Anayasa. ism'in c.) 1. adlar. sahîh). es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. esaslı (a. es'âr (a. esâs (a.) eskiciler. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. sahih'den) daha (en. esahh (a. (bkz: hakîkî. esâs devre eko.i. (bkz: zâten). saîd'den.) esaslar. doğru. esâsât) 1.) uydurma hikâyeler.) esirler.i. esâfil (a. üstüvaneler. esârâ (a. harp esirliği.) yeniçerilerin kaydı.i. yalanlar. esânîd (a. kunduracılar.) usuller. daha saâdetli. esâsî. metropolitler.) parmak üzümü. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye.). esfel'in c. temel. temelinden. ulufe defteri. esâs-ı beyt ev eşyası. doğru. Teşkilât-ı esâsiyye Anayasa.t. minder gibi ev eşyası. direkt maliyet. esâfil-i nâs halkın en aşağı. kölelik. esâs fıat eko. mitoloji. tarzlar. es'âr (a. esâs sermâye eko. hüküm altında bulunma. su'r'un c. olan esmâ'ın c. avuç ve alındaki çizgiler.i. yollar. esaret (a. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. 2. esâlîb (a. çok hayırlı.s. köleler. esâtîr (a. esâtîn (a. esâkıf (a. dip. ilâve. esâs mevduat eko. (bkz. esâret-i vicdâniyye vicdan esirliği.

haydar.) ata binmiş. esdâf (a. peçe. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. sedefin c.) at. esbât (a.i. esbâb ü efâil-i a/. şîr). sec'in c. gerçek sebepler. rahatlar.s. esâtize-i mûsiki mûsiki. 2. beygir.i. 2.i.i. esbât-ı benî isrâil İsrâiloğullan. müzik üstatları. esb-efgen (f. ["gül" kulak manasınadır. Alî.i. esbân (a. sâbık'dan) 1. esâvire-i murassaa mücevherli. Arttırıcı. esb-süvâr (f.b.) 1.i. escâ (a. escâl (a. öncekinden daha önceki. esbât (a.i. esâvid (a.) siyahlıklar.) atlar. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz. at koşusu. (bkz: dırgam. (bkz. esâvir-i nisvân kadın bilezikleri. esb-tâz (f. at koşturan. 1. at koşturucu. daha eski.) mahmuz. 2.) 1. gerekçe. esbâb-ı matlub huk.b. esbâb-ı mücbire zorlayan. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. güçlü.) sedefler. kuvvetli. pek. hizber. karalıklar. mevzun nesirler.i. esbâb-ı müşeddide "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. inci kabuklan. esbâb-ı cefâ cefâ sebepleri. esâtize-i elhân (elhan üstadları) mûsiki üstatları. üstâz'ın c.) at hırsızı. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. ustaları. beygirler. her şemsî ayın 18 inci günü. esbel (a. mızmar). çok daha evvel olan. çok) sâdık. sıbt'ın c.i. geçmişten önceki. doğru. esb-rîz. esbâb (a.) uzun bıyıklı [adam]. cenk eri. esb-rân (f.i. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. esbak (a. esb'in c. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi . esb-i tâzî Arap atı.i. candan [kimse].) vâsıtalar. esb (f. esbâb-ı nakziyye bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler. esâtize (a. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. sebt'in c.) ed. esbâb-ı feshiyye huk.îme büyük işler ve sebepler.) 1. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. leys.s.b. -rîs (f.) 1. cumartesiler. kuvvetlendirici sebepler. at koşturacak meydan. esdak (a. 3. esed (a.) at süren. esbîl (f.s. savaş meydanı. astr.i. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. icbar eden sebepler. ustalar. sebeb'in c.i. huzurlar. esbân (f. sevâd'ın c. arslan.esâtîr-ül-evvelîn ilk zamanlara ait masallar. olan "esvire"nin c. sivâr'ın c. 2 . hizerb. esâtîz.) 1.b. esb-i sabâ-reftâr yel gibi seyirten at.i.i.s.b.) 1.s.b. esbâb-ı sahîha doğru sebebler. pırlantan bilezikler.i. esbgul (f. evlât ve torunlar.) kadın bilezikleri.b.i. esâvir. 2.) karnıyarık denilen tohum. lâzı-malar.) içi su dolu kovalar. esbâb-ı muhaffife işlenen cürmü hafifletici sebepler. gazanfer. esâvire (a. Güneş'in. 2 . esbâb-ı hakikiyye hakiki.) üstatlar. secel'in c. [Yahudiler]. 2.s. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. (bkz: feres). esbâb-ı mucibe huk. esb-engîz (f.s.) daha (en.

netîcesi.b. eslâl. 2.i. pek. fr.s. eser-i mesaî çalışarak meydana getirilen eser.i. tasa.i. eser-i hayr hayırlı iş.) büyük kitaplar. aşağı [taraf]. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. nişan.f. 2. eser-i hayret şaşkınlık belirtisi. . le Lion. makat. iz. esfât (a.) acıklı. sefer'in c.eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç.) 1. sahî'den) daha (en. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. (bkz: gûnâ-gûn). esen (a. devlet 1) servet sahipleri. 2.s. esfâr-ı baîde uzak seferler. f r. sâhib ve sahb'ın c. 2) i eri gelenler. eser (a. 6.i. (bkz: esfâr-ı bahriyye). eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası.c. alâmet.s. te'lif. mâlik ve mutasarrıf olanlar. esedî (a. çok) sahi. esenn-i şüyûh yaşlıların en yaşlısı.i. çok) yaşlı. l. esfâ (a. basılmış kitap. sefet'in c. zengineshâb-eshâb-eshâbler. eshâb-ı amal aç gözlü.) 1. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. esfâr-ı bahriyye deniz seferleri. gam. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].s. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. eshâ' (a. esfâr (a.i. esediyye (a. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse].s. esed-ullah-il-galib (Allah'ın galip arslanı) Hz. [müfretsiz cemidir]. esef-hân (a. hüzün. en temiz.) rengârenk. 2. (bkz: usfûr).i. çok bayağı. Leo. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). eşele (a. arslangiller. s. objet d'art.) daha (en. 2. eser (a. türlü türlü. esef (a. te'sir. pek aşağı. kıç. eshâb (a. eser-i san'at san'at eseri. cennet Cennete gidebilecek olanlar. (bkz: esi). eli açık [kimse]. eser-i telâş telaş belirtisi.) acıma. eserî (a. zool. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. esfâr-ı haşire içdenizlerde yapılan seferler.) 1. 3. 4. 2. Lât.f. cahîm Cehennemlikler. cömert.c. sahipler.i.s. vakayi kitabı. 3.) 1.i.) aşağılık. esfâr (a. 5. asar) 1. eshâb-ı akar gelir sahipleri. târih. sukamışıgiller. hadîs-i şerif. eser-i îcâd icat mahsûlü.i. eser-i cedîd [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. esfâr-ı bihâr deniz seferleri. f r.s. esere. yolculuklar.c.) 1. düşmana karşı gidişler. bir kimsenin meydana getirdiği şey. esfel (a. ciltler. hırslı kimseler.i. yola gidişler. sifr'in c. üsel) bot. hüzünlü. bot. esfel-i sâfilîn cehennem.b. esfeliyyet (a. acıyan. keder. canlılık alâmeti.) en saf.) serçe kuşu. yolculuklar. en sefil. Ali. typhacees.) sepetler. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. (bkz: sâhib).) esef eden. eser-i hayât hayat. pek. eshâ' (a.s. esef-nâk (a.

isimleri ve nesepleri yazılan . Debernûş. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. eshâb-ı timâr tımar ve zeamet sahipleri. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. arkadaşları. Yahudi kavmi. eshâb-ı kibar Hz. eshâb. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. eshâb. ferâiz huk. eshâb-ı kiram Hz.inziva inzivaya çekilenler. mülk sahibi olan kimseler. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. târih yazarları. kutsal kişiler. (bkz: râvî.eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli.güzîn Hz. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. eshâb-ı servet servet sahipleri. ruvât).hayr hayır sahipleri.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. eshâb-ı tevârîh tarihçiler. îtibarh kimseler. Hıristiyan askerler. eshâb-ı kubur ölüler. büyük tımar sahipleri. Muhammed'in sahabeleri. Muhammed'in yakınları. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâb.idare idare adamları. idareciler. zebaniler. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. eshâb. değerli dostları. eshâb-ı süyûf "kılıç adamları"askerler. eshâb-ı temyiz tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. zenginler. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. Kefeştatayyuş. becerikli kimseler.i'tibâr itibar gören kimseler. eshâb-ı tedbîr tedbirli kişiler. eshâb-ı tahrîc içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler].kalem me'murlar. eshâb-ür-re'y bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. cumartesiye bağlı olanlar". eshâb-ı matlûb alacaklılar. eshâb. Mernûş. Muhammed'in seçkin. Mislînâ. [Yemlîha. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. eshâb. eshâb-ı zeamet tar. emlâk mal. eshâb-ür-rakîm Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. eshâb-ı tercih huk. eshâb-ı yemîn mübarek. eshâb. Şâzenûş. eshâb-ı Suffa Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar. Mekselînâ. (bkz: Sebtiy-yûn).

kaba. eskef (a.s.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. sâlih'den) daha (en. uçacak gibi hafif.s.i. kirişin bir katı. hâl). süprüntü. seher'in c. oturacak yerler. esîr-i aşk aşkın esiri. pek) sakil. esîr-i fırâş yatalak. eşkal (a. eslah (a. 2. yerlerine geçilen kimseler. esihhâ (a. a.) eşik. eskam-ı demeviyye fizy. sehm'in c.b. eskefe (a. esîr (a. 2.s. esre). 2.) 1.s. moloz. kan bozuklukları.i. asıl. tartısız.i. eslaha-k'Allah Allah seni ıslâh etsin. tutkunluk. (bkz. . suâl'in c. esîrî (a.) üçtebirler. kabahatli. dertler.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen. ince deriler. eskal ("ka" uzun okunur. üçtebir parçalar. (bkz: emraz).) esefli. (bkz: esâre.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. esi (a. [bir tefsire göre de "rakîm". kehfin bulunduğu dağın. ağır şeyler. can sıkıcı. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim.i. gamlı. sahîh'in c. 3. eshıyâ (a. karaılgın ağaçları.i.i. borç alınan paraya karşılık senetler. en ağır. iyi. sehl'den) daha (en. eslâs (a. esleb (a. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır]. (bkz. kulluk. kılıçlar. geçmişler.) 1.s. esham (o. oklar.s. serîr'in c. eli açık olanlar.i. köle. selefin c. esâkif) eskici. esirre (a. esîl (a. yalancı.i. esîs (a. süls'ün c.i.c. sinân'ın c. sabah vakitleri. armağan olarak verilen şey.i.). yalın kat tasma.) bot. daha (en. dolgun ve parlak [yüz]. eskam ("ka" uzun okunur. 2.s.) esirle ilgili. actions.i.i.) sorulan şeyler.s. kapının basamağı. esîr-i sâfiyyet saflık esiri.) 1. fizikçilere ışık.) ağır yükler. fr. eshiye (a. özürsüz olanlar.s. esîr-i hizmet hizmet esiri. esîr-ül-Hind (a. kul. esinne (a. esîr-i turra-i canan sevgilinin perçeminin esîri esîre (a. es'ile (a. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].i. a. esîne (a. uzun. süngüler. esîrî (a.i. aşka tutulmuş.i. pek) kolay. beyin zarlan. kederli.i. atebe.) 1.) sabahlar. 3. esîm (a. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. (bkz. esîl (a. 2. eshel-i umur işlerin en kolayı.) tahtlar.i. sahî'nin c.) 1. 2. suçlu [kimse]. Nesîm-i eshâr sabahlan esen rüzgâr. hisseler. esîr-i harb harp esiri.i. sakam'm c. esl'in c. verdiği senetler. nasipler. illetler. en çıkar yol.s. esele'nin c. esîr (a. eshel (a.) becerikli. südde).s.i.s.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar.c. üserâ) 1. köşker. eslâl (a.levha sahipleri. "tutsak. esham ve tahvilât hisse senetleri ve tahvilleri. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben. 2. sihâ'nın c. en çirkin. paylar.) hastalıklar. 3. kunduracı. eşele). çerçöp.s. esîf (a. karaılgın ağacı. eslâf (a. düşkün. sıkal'ın c. eshâm-ı umûmiyye Tanzimat sıralarında devletin. eshel-i tarîk en kestirme. 2 doğru şey. tutsaklık. açıkgöz [adam]. eshâr-ı bahar bahar sabahlan. pek) sâlih.) şerefli ve otoriter [adam]. şarlatan [kimse].) cömertler.) esirlik. halka borç karşılığı olarak. 3.) 1. eshâr (a. vurgun. savaşta düşman eline düşen kimse.) 1. sakil'den) 1. kölelik.) bot.) günahkâr. 2. bileği taşlan.i. eshed (a.

Nâfi'. Muahhir. Muhyî. Ganiyy. esman (a. esnâ-yi râh yolda giderken.s. Hâfid. Hafız. Veliyy.i. Alîm. Muizz. Kahhâr. en emîni. Muktedir. malacoplervgiens .i. esmâk dlu. Ra'ûf. Bâtın.) kulaklar. Sabûr. Vekîl. Melik. aşüfte. Muîd. Muhsî. Zahir. Vâsi'. sıra.) 1. câriha cerh edici. esmer-ül-levn karayağız. Muzill. esliha-i cedîde yeni silâhlar.eslem (a. Kayyûm. Vâcid.i. semî'. esna (a. Basit.i. Mukad-dim. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an.) bot. semer'in c. silâh).s. alîm. Afüvv. nevîler. eslem-i turuk yolların en selâmetlisi.). Habîr. aralık. semek'in c. esmâr-ı münferice bot.) buğday renkli. namussuz kadın. silâh'ın c. cinsler. karayağız.) en semahatli. zümreler. Rahîm.) balıklar.) gece masalları. Hakîm. kulak esmah -J (a. esmâr (a. vakit. Tevvâb. çeşitli meyvalar. Azîm. kıssalar. Rahman. Nur. Bâis. (bkz: âlüfte. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. Muksit. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. yumuşak yüzgeçliler. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. Esmâ-yi Hüsnâ. en doğru yol. Mukıyt. Metîn. Hayy. Bakî. Mecîd. çeşitler. Hakem. . Mucîb. hîn). Azîz. esnâ-yi harb aşk. [top gibi]. Vâlî. Selâm. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. esmâr-ı gayr-i münferice bot. yüksek" [şey].) bedel(ler). esmer (a. Şehîd. Hakk. Kerîm. Vehhâb. Müteâlî. tüfek esliha-i nâriyye ateşli silâhlar. Müheymin. (bkz. esmed (a.) meyvalar. Hâdî. kıymet(Ier). Hamîd. 3.) [bizde kullanılmaz] ara. esliha-i sakile ağır silâhlar. açılır yemiş. esmâk-i azmiyye zool. sınfın c. 2.i. hikâyeler. atîka eski silâhlar. [kılıç. Mâlikü'1Mülk. Mâcid. Bedî'. Mümît.) kaba tutya. Gaffar. en sağlam.i.(bkz: hengâm. Râfi'. Vâhid. müfret gibi kullanılır]. esliha (a. sürmetaşı. çarpışma zamanı. Halik. Halîm. Müntekim.i. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. açılmaz yemiş. Celîl. hançer. Hasîb. yaralayıcı silâheslihalar. kadîr. Kabız ("ka" uzun okunur). Rakîb. Kuddüs. savaş sırası. fahişe.) "efdal" gibi "bülent. kemikli balıklar. Mü'min. esmâr (f. mütekellim] yerine kullanılan deyim. Şekûr. kama ve şâire gibi]. esmâr (a. Vâris. ulama yonca. Reşîd. Vedûd. yerde sürünerek açılan yonca. uygunsuz. eslenc (f. Aliyy. Gafur. en doğru. Samed.i. savaş zamanı. simer'in c. Lâtif. sem'in c. esma' (a.s. Cami'. basîr. Fettâh. [bizde. semen'in c.) bot.i.i. mersin ağacı. esnâ-yi tesâdüm aşk. kategoriler. mürîf. antimon. Mâni'.i. siny'in c.]. sâlim'den) en selâmetli.l (a. yemişler. Rezzak. Kebîr.s. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. Cebbar. değer(ler). esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. Mütekebbir. müsademe sırası. Kaviyy. esliha-i hafife hafif silâhlar [tabanca. Semî'. çok eli açık. Berr. zâniye). Bârî. en emin. Âhir. Evvel. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. esna' (a. yürürken. Basîr. Mübdî'. esmâ-i seb'a (yedi ad) [hayy. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. Musavvir. fr. Kadir ("ka" uzun okunur). Dârr. esnaf (a. Ehad. Mugnîy.

esrâr-ı Elest Elest gününün. estâr-ı kitâb kitap satırları. hayırdualar olsun.i. ester (f.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. pek.) üstübü denilen keten tarantısı. alışveriş yerle1. dişler. esvâr (a. bir adamın. savt'ın c. çarşılar.f.i. esvâf (a.i. sitr'in c. esvâk (a. estâr (a.i. esûf (a. esnam (a. sûr'un c. sûk'un c. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. dizileri. çukur yerler. (bkz: heste).) 1. (bkz: ensâb2). yüreği yufka. sitayişler.f. mahcûbediyorsunuz.) esrarlı. (bkz: sütûr).) esrar çeken. pazarlar. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. (bkz: Elest).) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri. esteh (f. müfret olarak kullanılır].) esirlik. gizli.) 1.i.i.) kara günlük ağacının zamkı. (bkz: Yesrib).i. seri'den) daha (en. esnâh-ı rieviyye anat. esûnı (a.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır.) [halk "sof" der]. esrar tiryakisi.) asıllar. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. sinn'in c.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. sadâlar. esrâr-keş (a. esniye (a. esrar (a. (bkz: sütûr). esvât (a. esnan (a.b. senâ'nın c. rica ederim. yaşlar. tutsaklık. esrâr-âlûd (a.i. hi esvâb (a. esniye-i seniyye pâdişâhı medhetmeler. ester esterven kısır kadın.) örtüler. sinh'in c. suretler.) ri. hiç bir zaman.s.b. [sulh ve selâmet].cü. kulluk.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. 2. (bkz: esvef). giyecek şeyler.) şarlar.b.i. esrem (a. ziyafetler.b. saklanan sırlar.esnâh (a. estarek (f. esnân-ı askeriyye kurra seneleri.b.s.i. Esrib (a.s. (bkz: bagl).i. esnân-ı nâbiyye anat. Hint kenevirinden çıkarılan.i. kaleler.) 1.h. esrâr-engîz (a. esra' (a. koyun yünleri.i.zf. sûfun c. .) pek yalancı ve günahkâr [adam].) l çekirdek. esrâr-ı derûn başkalanndan gizli tutulan. çabuk.s. hâşâ. e-s-salâ (a.i.s. 2. Esrâr-nâme (a.) katır. kederlenen. esta' (a. yirmi yaş dişi. esnân-ı hilm anat.cü. küçük azıdişleri. çok) serî.s.s. es-sabru miftâh-ül-ferec sabır. övmeler.s. 3. esr (a. esnâm-perestân puta tapanlar. ölçekler.) putlar. dişleri dökük kimse.f. 3.i. 2.) yazı sıralan. esvâ (a.) sırlı. estân. kökler.) medihler.) dişi kınk. esâre). satr'ın c. esrar kullanan. esnân-ı katıa kesici dişler. [kelime. çürümüş ağaç kökleri. esta be (a. ["sütûr" daha çok kullanılır]. kemik. esrâr-ı hüsn ü ân güzelliğin sırlan. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan]. Hıristiyanların taptıktan heykeller.) selâmlar. esre (a.) giyimler.i. akciğer petekleri. akıl dişi.i. aklın eremiyeceği işler. (bkz: esîre. estâr (a. sevb'in c. estâne uyunacak ve istirahat edilecek yer. perdeler.i. yaratılış gününün sırlan. esrâr-ı hafiyye gizli sırlar. 2. Kayd--ı esr esirliğe düşme.s. 2.i. estağfiruilah (a. şarap kadehleri.) sesler. sâ'ın c. e-s-selâm (a.i. sanem'in c.f.) pek çabuk eseflenen. sırr'ın c. bir şey değil" mânâlarına kullanılır.

(bkz: süyûh).c. en iyi. şebîhden) 1. benzeyenler. kederler.) doğru söz söyleyen.i. vezinli ve kafiyeli sözler.) en uğursuzlar. eşca (a. eşcâr (a. eşyan (a. şom. eşâib (a.s.i.h. misiller. eşler. karalıklar. pek) şiddetli. esved-ül-kalb (a. i. çetin ve sert. eşâm (f. eş'em'in c.) 1.) hüzünlü. (en. en güzel. eşen (f.). esyâh (a.s. cins bozukluklan. sü-veydâ-ül-kalb). elemler. eşâim (a. erkek adı.b. seyfin c. eşbâh (a.) kanşıklıklar.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. cisimler. 2.i. si'r'in c. (şa'r'ın c. 2.". Eş'ab (a. tasalar. şerli. üzüntülü [adam]. esvef (a. pek benzeyen. eşcâr-ı müsmire meyva ağaçlan.s. sevâd'ın c.s.s. esved (a. uzaktan görünen şeyler. vücutlar.) kıllar. eşekk (a. nazîrler. çizgili elbiseler.s.) kömürlük.i. eşcâr-ı bâg bahçenin ağaçlan. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c.s.s. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. karaltılar. şahıslar.) kılıçlar. çok mal[lar]. [Arap atasözü].(Lâtifi)].) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey.) "iki siyah"yılanla akrep.i. .) en şifalı [şey]. eşfak (a.i. hayaller. fazla tered-düdeden. en müşabih.i. karaltılar.) çolak [kimse].s. (bkz: Mâtürîdiyye).s. eşcân (a.i. (bkz: besûs).s. (bkz: âşâm.) çok şek sahibi. en şomlar. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar.i. eşbâl (a. şefîk'den) 1.s. şebâh'ın c.s.s. şibl'in c. eşâire (a.i. eş'ar (a.[bizde "süyûf daha çok kullanılır]. bez tüyler. esvedeyn (a. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. eş'âr (a. (bkz: eşâire). eşerr (a. eş'ar-ı zentân zamanın en iyi şiir söyleyeni.).s. şâir'den) en. eşbeh (a.i. pek) uğursuz. eş'em (a. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. esûf). sıkıntılar. eşfâk (a.esvât-ı hayvanât hayvan[lann] sesleri. (bkz: nazm). şecer'in c.i. siyahlıklar.) ağaçlar. şecen'in c. (bkz. eşedd-i mücâzât en şiddetli ceza. pek) şefkatli. eş'emü min Besûs Besûs'tan daha uğursuz. (en. kavun ve karpuzun hamı.c. kara. seyh'in c. 2.s. eşdak (a. daha. şedîd'den) daha. (bkz.s. eş'âr-ı mümisse bot. kut-i lâ-yemût). kederli. büyük kapılar. şibh ve şebîh'in c. 2. (bkz: en-dâd). eş'ar-ı nâs halkın en iyi şiir söyleyeni.s. akar sular.) 1. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. şerîr'den) daha (en. pek. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. eş'arî'nin c. eşbâh (a. (bkz: süyûf). 2. çok) şerir. eş'arî (a. 2. eşfâ (a. eşbû (f. emici kıllar. daha güzel şiir söyleyen.) 1. 2. en cesur ve yiğit. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.) 1.s.) dinde meşhur. şecî'den) daha (en. üşâbe'nin c.) 1. eşâim) daha (en. esyâf (a.c.) şefkatler. 3.) 1. kelek. sevâd'dan) siyah. eş'âr-ı guddeviyye bot.i. çok merhametli. eşâire).) arslan yavruları. gövdeler.s.i. kömür konulacak yer. eşell (a. pek) şecâatli.) gamlar. ters giyilmiş elbise. eşedd (a. 2. eşedd-i ihtiyâç en zorlu ihtiyaç. esvide (a.

suretler. ışıklar. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. eşk-i şekkerîn sevinç gözyaşı.) aylar. c. kalye taşı denilen radyom hamızı. 2.i.s. savaşan yiğitler.) nur. eşk (f. haydut.s. (bkz. [müfredi.b.s. arslan. (bkz.) adamlar. 2. eşher (a. 4. eşiddâ-yi mücâhidin cehdeden. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler. pek) meşgul. tanınmış kimseler. eşkâl-ı nazm ed. eşk-i sürür sevinç gözyaşı.) gözyaşı. şevâhid. haşarılar. kimseler.s. pek fazla sevilip beğenilen.) at kişnemesi. al renkli [at]. n. pek) şakî.i. Zilhicce. ela [müen.i.) 1. şühûd).s. a.f.merhametler.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval.i. (bkz: dem'. eşk-i telli keder. eşka ("ka" uzun okunur. pek meşhur.) pek sevinçli. aydınlık veren. şâhid'in c.). (bkz: sahîl). kırmızı ile kanşık koyu mavi. fesat karıştıranlar. şerir'in c.s. eşkah (a. rayons medullaires. (bkz.) aydınlıklar. sirişk). eşi'a-yi muhiyye bot.b.i. kötülük edenler. eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. benzer şekiller. eşgal (a. nazım şekilleri. tanıklık ediyorum" mânâsına. gazanfer. kaygı.) göz kapağının kenarları. eşhâr (f. sevinçle ağlayış. şedîd'in c. eşk-i mescûm dökülmüş gözyaşı. şehî'den) en çok. eşhür-ül-hacc).) islâm'dan evvel.b. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. hasretten. 3. şehîr'den) en şöhretli. öz nşınlar. çok iyi tanınmış. eşhâd (a. eşk-i şîrîn sevinçten dökülen gözyaşı. şîr. cem'an 70 gündür]. eşhâ (a. eşhür-ül-hacc (a. eşiddâ' (a. eşhel (a. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. şehâdet'den) "şahitlik. kirpik yerleri. bu mânâda kullanılmaz]. şekl'in c. eşk-i teessür teessürden akan gözyaşı.) daha (en. fr. eşkâl-i hayât hayâtın şekilleri. eşi'a (a.) l .i. 3.s.s.i.s. eşhedü (a.b. kır at. eşhürün ma'lûmât (a. 2.) 1. eşîha (f. eşhür-ül-hurum (a. güç iş. meşgul'den) daha (en. kızıl donlu [hayvan]. beyaz. kırmızı yüzlü [adam]. eşirrâ. sevinç ile dökülen gözyaşı. eşhas (a. nisadır. eşk-i şâdî sevinçten dökülen gözyaşı. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen.i. eşrar (a. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. şahs'ın c. çok işi olan. Muharrem ve Receb" aylan. (bkz. istekle yenilen [şey]. ela gözlü [adam]. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. esed. soğuk [gün]. eşi'a-pâş (a. eşi'a-yi hûrşîd Güneşin ışıklan. esir (a. . ziya'). eşheb (a. eşkâl-i hendesiyye geometri şekilleri.). dırgam). i. acımalar.i. eşkar).i. aynlıktan dolayı akan gözyaşı eşk-i tarab sevinç ile ağlayış.s. eşkâl-i müteşâbihe mat. tarzlar. şuâ'ın c. eşhür (a. eşkâl (a. s. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. "şehlâ" dır]. eşk-i tahassür tahassürden.) biçimler. sevinçle ağlayış.) koyun gözlü. pertev.) azılılar. eşfâr (a. şehr'in c.) şiddetli davranan yiğitler. kişiler. edepsizler. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle.i. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. (bkz.i. tasadan doğan gözyaşı. ışık dağıtan. şüfr'ün c.

) gözyaşı yağdıran.) 1.s.i. ağlayıcı. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır].h. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. Deccâl. daha (en. burnu kesik [kimse]. eşk-rîz). eşkar (a. sakalına kır düşmüş olan. edepsizler. 1846. şirâ'ın c. 2.s. şerefli. Eşref (a.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi.) 1.) alâmetler.s. çok) şeni'. eşmat (a. 2. ağlayış. kat. Hydre. Eserleri Hasbihal.i. haydutlar.) şerirler. eşria (a.) içilecek şeyler.) astr. (f. şerâb'ın c.i.h. eşmel (a. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. 2. esna (f.) güneş ayının yirmi altıncı günü. lât. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. şerifin c. eşkel-ül-ayneyn iki gözünün akı kızıl olan. esna (a. pek) şâmil. eşref-i saat uğurlu ve mesut saat. o güne me'mur sayılan melek. tabaka.i.s. (bkz: eşk-rîzî). onurlu. eşrât-ı saat kıyamet alâmetleri. ö. arkadaşlar.) yaş döken. şakî'nin c. şerîr'in c. eşref-i mahluka (mahlûkların en şereflisi) insan.) ortaklar.b.b. eşribe (a. çok kıymetli mücevher. şerîfden) 1.s.h. (bkz: eşkah). eşria-i süfün gemilerin yelkenleri.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. esne (a.b. esrem (a.s. ileri gelenler. şenî'den) daha (en.) eşrefe ait. (bkz: eşirrâ).) 1. 2. ağlayıcı. eşrâk (a. Iranda Yangın Var.Eşkâl-i Zemân (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. kızıl donlu [hayvan]. (bkz: eşk-bârî).) gözyaşı döken. al renkli [at]. fena.s. eştâd (f. eşk-bâr (f. eşkel (a.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam]. azılılar.) burunsuz.) gözyaşı döken.i. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz].s. . eşrâf-ı belde memleketin ileri gelenleri. Eşkeş (f.) şeref ve îtibar sahibi kimseler.s.) gözyaşı dökü-cülük.i. eşribe-i bâride soğuk içkiler.b.s. eşk-rîz (f.i. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. 3. yüzgeç. eşkûb (f.i. kırmızı yüzlü [adam].i. kaplayan. pek) şerefli. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. eşk-rîzî (f.s.i. eşk-bârî (f. eşrât (a. eşkû. Hydra. çok şümullü olan.h.s. beyaz dişli [adam].) ağlayıcılık.b. eşrefi (a. fesat karıştıranlar.s. eşk-efşânî. istimdat. Külliyât-ı Eş'âr.s. eşraf (a. 1911). eş-Şücâ (a. tavan. eşrefle ilgili.) gözü yaşlı.i. fr. yüzücü.s.s.) ağaç yosunu. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.s. esrar (a.i.b. kötülük edenler.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.s.s.) yelkenler. ağlayan. eşrefiyye (a. i. içkiler. eşneb (a.b. pek.) saçına. (d. eşkıya (a.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. deneme. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri. eşref il (a. eşk-âlûd (f.s.i. eşk-efşân. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür.) dağ hırsızlan. eşk-ver (f. 2.) inci gibi. şarat'ın c. (bkz: eşk-bâr). çok ağlayan. (bkz. çok ağlayan. -feşânî (f.b. 3. erkek adı.) ağlayıcılık. eşkyûd (f. şerîk'in c. şâmil'den) daha (en. kötü ve çirkin.

) bölükler. 2. 2. eşyâh (a. sepeti. eştât-ı ulûm ilimlerin nevileri. mertebeler. eşvâk (a.) nesneler. her iki el. etâ (f. tabakat). 2.i. Etrâk (a. terah'ın c. etfâliyyât (a.) telidler. hek. hizmetçiler. yaşlılar.) l koşmalar.) şiddetli arzular. 2. şevk'in c. bot. neşveler. cemâatler. uşaklar.) 1. etrâf-ı halfiyyeıanat. şevk'in c.) yanlar.i. şetît'in c. etfâl (a.) hekimler.i. taâm'ın c. etkıyâ (a.) topraklar. etrâf-ı kuddâmiyye anat. neviler.) 1. yosunlu taş. şeyh'in c. türfe'nin c. 2. etrika (a. pek) tam. yemek tepsisi veya tahtaları. işine. Türk'ün c. 3.) gamlar.) seçkin.) yemekler. bavulu. kaygılar. tirb'in c. kavak ağacı. etrâf-ül-beden anat.s.i. örtüler. etrâb (a. hayvanın iki ön ayağı.i.s. yollar. elbise. her iki ayak. etbâ ü hadem taraflılar ve hizmet edenler. etâve (a.) gelmiş. taze fidanlar.i şavt'ın c. etrâh-ı kalb gönül sıkıntıları. tarafın c. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. çocuklar. çiçekler. et'ime-i lezize lezzetli yemekler.i.s.i. sıçrayışlar. katlar.s. dikenler [bitki]. ziyâde perhizkâr. etıbbâ-yi hâssa saray doktorları.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. kusursuz. eşya' (a. bir kısmı suyun içinde. tasalar. koltuğu. sakalı ağarmış ihtiyar [adam].) 1. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. etbâ' (a. fırkalar.) kalkanlar [harp âleti]. etfâl-i behâr taze çimenler.i. büyük sahanlar. tıp ilmini bilenler. kanapesi. evin masası.) l. etyab'ın c. tarîk'in c. fr. ayaklar.şeyb'den) saçı.gelen. yolcunun sandığı. tıfl'ın c. etrâf-ı ulviyye anat. kapaklar.i. sebepler. (bkz: hâldâr). sınıflar. etka ("ka" uzun okunur. şîa'nın c. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. mevcut olan şeyler. tabak ve tabaka'nın c.i.) dere gibi akan su. kabileler. eller. bir yaşda olanlar. et'ime-i nefise çok güzel yemekler. eşvât (a. garip. tamm'dan) daha. istekler. eşyeb (a.s. vesileler. levazım. türâb'ın c.i. çiçekler.i.i. eşvâk (a.) 1. etfâl-i mekâtib mektep çocukları. dişi eşek.i.i. etlâd (a. etraf (a.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. günah işlemekten çok çekinen. (bkz. takî'nin c. 2. etrâf-ı süfliyye anat. etraf (a. seçme nesneler. tarîkatler. eşyâ-yi beytiyye ev eşyası.) 1. etâyib (a. kederler.c. yardımcılar. haller.i. etfâl-i bâg yeni yetişen. caddeler. türs'ün c. etıbba.s. baş.) bot. çıkını. çeşitler. etra (a. kemiklerin uzamaları. çamaşır.eştât (a. a. bir kısmı dışında kalan kaya. etrâh (a. misafir. 3. uçlar. eksiksiz. (en. hayvanın iki art ayağı. etân (f. güzel yemekler. . tâbi'nin c. etıbbe (a. (bkz: siya').) ihtiyarlar.i. eşyem (a. takî'den) pek takî. etrâs (a. mesleğine uyanlar. tabîb'in c. evde doğan kul ve cariyeler.s.) 1. eşya' (a.s. birinin sözüne.i. geçinmek üzere tutulan yollar.i.i. (bkz: şüyûh). şey'in c. körpe fidanlar. aşlar. zarif ve nâzik şeyler.s. dereceler. mes-leklek. çeşitleri. doktorlar. 2.) takımlar. et'ime (a. kıyılar. etbâk (a.i.) akranlar.s.) çocuk bilgisi. pedologie. etemm (a. vâsıtalar.) Türkler. etribe (a. 2.

evbâş-âne (a. evâhir-i saltanat saltanatın sonlan. emr'in c. nefsin yedi derecesine göre değişen haller.i. (bkz: hazele. şirzime.i. evcât) 1.) hal ve hareketler. geçmiş zamanlar. (bkz: hen-gâm).i. evâsıt . Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) . [zıddı "evâil" dir]. âgiye'nin c.) yutma. evâil (a. âhir'in c. evc (f. aşağılık kimseler.i.i.i. (bkz: evkâş. son notası. evb ı (a. evân-ı şebâb gençlik çağı. orta günler. aşağılık kimse. 2. âbide'nin c. evâmir ü nevâhî emirler ve yasaklar. başlangıçlar. en yüksek taba evc-i ikbâl yükselişin en son noktası. iyvân'ın c. etvâr-ı mütehayyirâne şaşkınca tavırlar.i. aşağılık kimseye yakışacak surette.) sonlar.) muz. evân (a. kelimelerin ortalan. evâm (f. salonlar.i. evâsıt-ı kelimât gr.i. evâr. kelimelerin evvelleri. evbâş (a.) büyük sofalar. bahçe. evâhir (a. E-t-tâir (a.) kapkacaklar. tüm). evânî-i sim ü zer altın ve gümüş kapkacak. boya.) astr. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. tarzlar. Bu makam ırak makamının inici şeklidir.) 1.) ayak takımı. kaplar. evvel'in c. yön. (bkz: levn).i. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. terbiyesiz. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır. evâre (f. buyrultular.s.*günöte doğrusu. borç. yüksek. etvâr-ı seb'a tas. kadın gerdanlıkları.i. her arabî ayının ön üç.rif at yüksekliğin tepesi.i. evsat'ın c.) 1. çağ.) ayakta-kımları. Evc-i bâlâ en üst derece. astr. tavk'ın c.) taraf. Evc-i asman göğün en yüksek kısmı. ödünç.f. yutuş. evşâb. zaman.) ilk vakitler.c.) tavus kuşları.) terbiyesize. (bkz: eyâr). c. önceler. [zıddı "hazîz"]. cihet.) hamam külhanı.) bağ. eve. inâ'nın c. evâgî (a. tâûs'un c. etvâk (a.) buyruklar. etvâr-ı nâ-lâyıka uygunsuz hareketler. etvâs (a. leş dix commandcments.) geleceğe hâtıra kalan eserler. işler. orta zamanlar. eyyâm-ı bîd). (a. orta-dakiler. iptidalar. Evc-i hevâ havanın üstü. evâmir (a. Hindistan cevizinin sütü. köşkler. imaret. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar.i. evâbid-i üdebâ ediplerin eserleri. doruk. (bkz: deyn).zf. evâzıh (a.i.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter. evbâr (f. yüce.i. eski makamlardandır. evbâşân (a. renk. (bkz: nesr-üt-tâir).i. 'günberi. eski. evbâş'ın c.) çirkin.i.i.i. ettûn (a. [zıddı "evâhir" dir]. evvel zamanlar. ayın son günleri. vebeş'in c. evâmir-i aşere Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. âvine) vakit. etvâr (a. evc ve haziz hattı astr. fr. su akıtılacak yerler. tavr'ın c. evâbid (a. rüzelâ). (bkz. 2.i. (bkz: şahika). bir şeyin en yüksek noktası. [kelime müfret gibi kullanılır].) mehtaplı geceler.(bkz: turuk). evâvîn (a. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. evânî (a. 2.) ortalar. 2.s. (bkz: âbidât). Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.i. evârîn (f. evc (a. ortada bulunanlar.i. evâil-i kelimât gr.

i. Güçlü. vâdî'nin c.s. III. idareli. (bkz: nedamet).) 1. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. evc-i pûselik muz.s. sıvalar.) en vecihli. pek) vefalı. (bkz: evc-i hûzî).) kap kaçak. evgenc (f. evfer (a. vefâ'dan) 1. kürdî. pek lüzumlu.s. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi.) zanlar. çok uygun. evdâd (a. evc-ârâ (f. evcire l (a.). segah. çok) muvafık.i. Donanımına fa. gevşek.) dereler. akılsızlar. evc-aşîrân muz. çok gerekli. 2. yerler.i.i.kullanmışlardır.) pişmanlık. Evc-hûzî. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. evhen-i büyüt (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası. sızılar. evcel (a. Sengin semaî. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. balçıklar. (bkz: vâdî).) ahmaklar.s. evhaş (a.i. evceh-i akvâl sözlerin en münâsebetlisi. pek münâsebetti. 2. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. sancılar. evceb-i vecâib lüzumluların lüzumlusu. pek uygun. eviddâ'.s. terkibinde eviç olduğunu değil.i. yetkin.s. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. vâhid'den) yegâne.s.). yükselen. tek.). Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). evc-pervâz (a. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. pek çok [olan]. evfâ' (a. pek) zayıf. evhâl a.s.i. vecâ'ın c.f. vefîk'den) daha (en. vecâr ve vicâr'ın c.b.b.b. evhaş-i efâî yılanların en vahşîsi. evceb (a. evc-gîr (a. evham (a.) ağrılar. iki asırlık bir mürekkep makamdır. sayıca daha bol. bir tane. kuşkular. vagd'ın c. mekânlar. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. en çok.b. (bkz: vehen). top.) çok çekingen [kimse]. evc-i hûzî muz. vedîd'in c. esassız şeyler. evcâr (a. vâfir'den) daha (en.) yüksekte uçan. evcer l (a. nîm hicaz. vahal'ın c.s. evend (f. acılar. vahşî'den) daha (en. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. acem. .) yükseğe çıkan.i. neva.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. pek) vâ-fır. dağlar arasındaki yerler. beşinci derecede olan nim hicazdır. pek tamam. tahminen iki asırlık veya daha eski. siperler. vehm'in c. rast.i. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. biricik. çok vahşetli. kuruntular. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. cana yakın. evic-aşîrân (f. 2. daha (en. (bkz.s. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. inici bir şekilde ırak'da karar verir. s. sözünde duran. evfak (a. dayanıksız. vâcib'den) en vacip. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. evcâ' (a. (bkz. evini iyi bir halde bulunduran.f. evdiye (a. pek. eviç. evcâ'-ı batn karın ağrıları. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. pek) vahşî. i. a. evhen (a. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. vücür).s. evc-maklûb muz. evceh (a. yığın. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. do.) muz. evcümend (f. evcâ'-ı şedide şiddetli sancılar.i. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir.) çok korkak [adam].s. evüdd).) 1. evhad (a. o perdede kaldığını bildirmektedir. küme.) daha (en.s. evgad ("ga" uzun okunur. evc-i nihavendi muz.

süt kıvamında beyaz. hakiki dostlar. yatsı namazlannın kılındığı vakitler.i. vedîd'in c. ikisi farz). evkaf ("ka" uzun okunur. vakt'in c. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. dördü farz. noktalı damarlar. evkat-ı salât namaz vakitleri. ev'iye-i şebekiyye bot. ağırlık.b. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. viâ'nın c. evkâr-ı tuyûr kuş yuvaları.] evkat-ı muayyene belli zamanlar.i. 2. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları.b. aldatma. dördü farz). .i.) 1. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır.i. vekr ve vekre'nin c. üçü vitir namazı).evic-gerdâniyye (f.)t vakit geçiren. evind (f. dördü farz.) ahbaplar. medrese. yatsı namazı onüç rekât (dördü sünnet. cami. terbiyesiz. turuncu. evkaf-ı münderise gelirleri yok olmuş vakıflar. akşam namazı beş rekât (üçü farz. akşam. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. aşağılık kimse. evkaf-ı selâtîn (bkz. kaplar.i. ev'iye-i halkaviyye bot. sevgililer. açık damarlar. içi hava ile dolu olan damarlar. evkaf-ı hümâyun tar. (bkz: hud'a).f. çağlar. a. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. evkaf-ı mazbûte hükümet tarafından idare olunan vakıflar. odun damarları. yeşilimsi.) ayak takımı. ev'iye-i demeviyye anat. (bkz: evbâş.) l .i. ikindi namazı sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". san. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. ev'iye-i lenfâviyye anat. vakıflar umum müdürlüğü. vakfın c. öğle. evk (a. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. evşâb). Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. ikindi.) yük. ev'iye-i nâkile bot. evkaf-ı mülhakka tar. lenf damarları. eviddâ-yi kadîme eski dostlar. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. ev'iye (a. öğle namazı on rekât (dördü sünnet.) l. kan damarları.s. evkat-güzâr (a. (bkz: evdâd. a. evkâr (a. ev'iye-i haşebiyye bot. oyun. evkaf-ı hümâyûn). evkaf-ı celâliyye Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. ev'iye-i süllemiyye anat. ev'iye-i münakkata bot.) kuş yuvaları. evkaş ("ka" uzun okunur.i. a.s. bina ve şâire. ev'iye-i lebeniyye bot. ev'iye-i şiryâniyye anat. ev'iye-i halezöniyye bot. basamaklı damarlar. evkat ("ka" uzun okunur. ev'iye-i şa'riyye anat.s. damarlar. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. iletken damarlar. zamanlar. ev'iye-i verîdiyye anat. ikisi son sünnet). siyah kan damarları. 2 . evkat-ı hamse (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede". ikisi sünnet). eviddâ' (a. ev'iye-i meftuna anat.) hîle. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. mahfazalar. evüdd). ev'iye-i hevâiyye anat. 2.

) 1. daha iyi. evrâ (f. evrek (f. Kafkasya. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. eşya]. evrâk-ı matbua eko. Derviş Mehmed Zıllî'dir.) 1. Allah'a daha yakın bulunanlar. diyecek kalmama. evrak (a. evrâk-ı rîşiyye kuş tüyü şeklinde olan yapraklar.) l. evre (f. verem'in c. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri. İran'ın bir parçası. okunması âdet olunan dînî dualar. . Macaristan. evrencîn (f. evliya' (a. varak'ın c. elbisenin dış yüzü.) 1. evrâk-ı mahzeni arşiv. nesil. Polonya.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. almaşık yapraklar.i. kâğıtlar. Dalmaçya. 2.i. daha uygun.fortiori. evlâd ü iyal (bkz: lyâl). çok sağlam ve dayanıklı [ev.) evlâda mahsus.h.s. pek) tekitli. Evliya Çelebi (a. evlâtlık.i.evked (a. evrâk-ı havadis gazeteler. yapraklar.) esvabın. evlâd-ı zükûr erkek çocuklar.s. evleviyyetle haydi haydi.) kadın bileziği. evrencen. evrâm (a.i. meç. evlâd-ı fatihan Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. evliyâ-yı etfâl çocukların velîleri. evkes (a. Rusya'nın güneyi. evlâd-ı bütün huk. erenler. (bkz: ezkâr).) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. evrâk-ı mütekabile bot. 3. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır.) 1. evleviyyet (a.) daha (en. 3. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. kız.) hisar. 2. koruyanlar. evlâd-ı vatan vatan çocukları. evlâda mahsus.) 1. evrâk-ı müsbite eko.i. evlilik. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. veled'in c. 2. evrâk-ı nakdiyye kâğıt para[lar]. evlâd (a. çocuk. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. evlâdiyyet (a.s. evlâtlık. evked-i evâmir emirlerin en kuvvetlisi.i. 4.i. evlevîlik. velî'nin c.) soysuz ve pinti [adam]. sülâle. Hollanda. 2. vird'in c. Almanya.i. 2. evrâk-ı müteakibe bot.) vücûtta peyda olan şişler. Avusturya.i. basılı kâğıtlar. i. üstün. yumrular. Babasının adı. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. fr. Irak. evlâd-ı inâs kız çocuklan. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul. 2. evliyâ-yı umur iş başında bulunan kimseler. evrâk-ı halkaviyye bot. Evrâk-ı Perişan Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. Aslen Kütah-ya'lıdır. evrâd (a. evlâd-ı zuhur huk. daha lâyık. keramet sahibi olanlar. evlâ' (a. Suriye. karşılıklı yapraklar.s. himaye edenler.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. (bkz: ebrencen). bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. emir sahibi bulunanlar. arşiv. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar.i. evlâd-ı ümm ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri.) 1. evlâdiyye (a.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. üstün tutulmaya lâyık olma. kuvvetli. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler.i. çocuklar.

) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. evride (a.c. . evsa' (a. evtâr-ı âcile acele ihtiyaçlar. bir şeyin ortası. veşl'in c. evşâl (a.) 1. murdarlıklar. 3. evşâb (a. bu mânâda kullanılmaz]. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır. 7. yakışıklılık. boyunun iki tarafında olan damarlar. oynaklar. evtâd-ül-bilâd büyükler ve başta gelenler. toplardamarlar. hîle. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler.s. (bkz.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. ona halli. evbâş. vasl'ın c. evtân (vatan'in c. 5. Usûl. (bkz: müdâhin. evkâş). 3.) putlar.i. evşâz (a.i. 2. şerir). haçlar.i. muz. (bkz: veşm).i.i. 3. evâsit) 1. veter'in c.) sıfatlar. bayağı.i. (bkz. i. taht. yardımcılar. evreng (f.) ayıplar. utanmalar.) ayak takımı. eviddâ'. akıl ve irfan.) 1. şerir). evreng-zîb (f.s. kaliteler. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. şekiller veya yazılan yazılar. (bkz: erîke.i. evtâr-ı hüzn ü ilham hüzün ve ilham telleri. vasat'ın c.) 1. dîhîm. evdâd).vesen'in c. hud'a).b. 4. arlar. evtân-ı muhacirin göçmenlerin vatanları. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası. inanılan. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. ağaç kurdu.) 1. hâlin hoşluğu. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. 4. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. beğenilen nitelikler.s. pek sağlam. vesah'ın c. vesm'in c. evsak (a. vasfın c. 6. siyah kan damarları. evtâr (a. aşağılık kimseler. mütahallik). evüdd (a. 2 sofyan'dan mürekkeptir. s.s. evsâm (a.b.s. lüzumlu olan şeyler.s. direkler. Terk-i evtân vatanlarından ayrılma. sırasıyla l Türk aksağı.evrend (f. teller. ortadaki. (bkz: desîse. döğmeler. orta. pislikler. 2. s. dîhîm.i.) ince ip. vedîd'in c. çok muhkem. hîle. kirişler. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. evtâd-ül-fem dişler.i.) ihtiyaçlar. aşağılık kimse. evsâl (a. 2.s. sicim.) Allah'a sımsıkı bağlı. (bkz: erîke.) kirler. evtâd-ül-arz dağlar. 5. taraflılar. verid'in c. hükümdar. İzâle-i evsâh kirlerin giderilmesi. şeref.s. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. anat. evtâd (a. vücuttaki oynak yerler. zâhid. (bkz: evsâl). en çok güvenilir olan. (bkz: vasf). evsâf-ı hamide övülen. evsân (a-i. 2. şeref. 2.).i.) tahtta oturan.i. evsât (a. evsâm (a. evreng-nişîn (f. evsâf-ı cemile güzel vasıflar.i. vatar'ın c. uğrunda ölünen topraklar. vasm'ın c.i. 2. (bkz: verîd). evşeng (f. evsâf (a. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir].) ağaç veya demir kazıklar. evsat (a.) 1.) 1. yaya gerilmiş ipler.s. taht. evtâr (a. 2. (bkz: evşâz3). [müfredi. evsâh (a. Evsat. evvâbîn namazı Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. süs. yüksek ile alçak arası. evvâb (a. 4. (bkz: esnam). veted'in c. sofu. (bkz. pek) vâsi' ye geniş. 2. damla damla akan su. 3.) dalkavuk.) 1. Aynca peşrev. evsen (a.) ortalar.) tahtı süsleyen hükümdar.) vücuttaki mafsallar. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. şan. vâsî'den) daha (en.i. Beste devri revân adı verilen usûl. hayalar.i.

[bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır].i. ilk olarak. eski zaman adamları evvelin ü âhirin eskiler ve yeniler. evvel (a. ibtidâ. yed'in c. şarap kupası. ergeç.zf. olan eydî'nin c. rebî1). ey (a. hâdiselerin başlangıcı. evzâ-ı garibe garip.) tartılar. evzâr (f. vaziyetler. başlangıç. hatâlar. 2.i. önce. günâhlar. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. (bkz: vilâyât). ölçüler. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. birinci.) 1. eski. zeminler. bunu huş fırtınası tâkibeder].) daha evvel.) 1. dağlar. vâzıh'dan) daha (en. 2. tuhaf haller. sıra üstünlüğü.s. evveliyyet (a.s. evvel-Allah (a. evzâyiş (f-i-) çoğalış.). evvel-ül-evvelîn (birincilerin birincisi) Allah. merhametli. pek) vazıh. duruşlar.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır.c. evvelki (a. evzâr (a. 3.b. evzân-ı şi'riyye ed. evzah (a. çok dua eden. evzâr (a. 9 Mana rastlar. evveli.n.i. soruşturmalar. .) 1.) haller.i.) evvellerin evveli. evzân-ı arûziyye ed.) evvelkiler.) ayaklı kadeh.i. ilk.zf. îmânı sağlam.) yer yüzleri. evvelûn -' (a. ["İranlılar "iy" de derler]. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır.f. evzân-ı atîka eski tartılar. evvel-emirde (a. (bkz: evvelâ).i. ibrahim vasıflandırılmıştır].) birinci. cinayetler. yükler. hamuleler. evvelen (a.i. evvelin (a. 2.) "ey.i. başmanlık. evvel-bahâr ilkbahar. (bkz: nev-bahâr. çok âh eden.) başlangıç.t. evvel-be-evvel (a. primaute.i. 5. eyâdîm (a. (bkz: vezn). hisarlar. fr. "hey. vizr'in c.i eyâlet'in c.) önce Allah'ın yardımıyla.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.zf.) 1. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. ağırlıklar.i. evvelce (a. (bkz: eydî). besbelli. 2. geçmiş. her şeyden önce. ilkönce. Tahkîkat-ı evveliyye ilk ağızda yapılan tahkikler. 2. önce.i.t. fels. 2. eyâlât-ı mümtâze imtiyazlı. eski.) birinci olarak. sırada üstünlük. 3.s.) her şeyden evvel. sığınacak yerler.zf. aruz vezinleri. kaleler. eyâdî (a. evzâ' (a. evveliyye (a. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli.evvâh (a.c. evvel-ül-evâil (a. (bkz. (bkz: efzâyiş).c.) eller. 4. işin başlangıcında. geçmiş zamanda.f. ilk. Muhammed. eyâ (a. bana bak!" gibi mânâlara gelir. birinci. ["eydî" çok kullanılmaz].b. evvel ve âhir eninde sonunda. eyâg (f.s.zf.) en evvel. (bkz: evvelen).t. evvel gelen insanlar. üstünlükler. eski adamlar.n. en önce olan. yahu. evvel-i riyâh-ı bevârih Haziran başlangıcından. ilk zamanlarla ilgili. çok açık.t.) her şeyden evvel. evvelâ (a.s. eyâlât (a. husûsî idareli eyâletler. dünyânın asıl desteği. evveliyyât (a.s.zf. evzân (vezn'in c. efzâr3). öncelik. galebeler. evâil) 1. din bilgisi çok geniş olan [kimse].) önceki insanlar. evvel-i mâ-halak (ilk yaratılan) Hz. evzâ-ı dil-bâzâne gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. şiirin ölçüleri. tavırlar. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. vezer'in c. (bkz: cibâl).) 1. vaz'ın c.i. (bkz: piyâle). evvel-i berd-el-acûz kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. z f.

eymen (a. ["eyâdî" çok kullanılır]. eyyam ola "heyamola" nın aslıdır.) yazık. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey.[evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. eyyâm-ı ta'tîliyye tatil günleri. eymün (a. sol taraftaki. yemîn'in c. kötü yeminler. (bkz: hengâm). yed'in c. yalnız kalmış küçük çocuklar. eyvân-ı kisrâ Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. 2.) 1. eyyâm-ı ma'dûdât. e. heyhat. eyyâm-ı ma'dûde sayılı günler. yevm'in c. 2. eymen'in c. zaman. divanhane. salon.) en yümünlü. eytâm ve erânıil yetimler ve dullar. zaman. eyyâm-ı tercil din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. 3. 4.i. çardak.). yümn'den) 1. eyyâm-ı sahavet (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. ey-v-AIlah (a. hayırlı. yetîm'in c.i.i. eyâlet-gâh (a. 2. eyyam (a. kutlu.) eller. evet. köşk. an. eyyâm-ı eza matem günleri. eyyâm-ı kalîle birkaç günlük kısa zaman. eyyam reisi zamana göre hareket eden [adam]. dinlenme günleri. 2. 4.) 1. sağ taraftaki. eyn-el-meferr kaçacak yer yok mu? eyser (a. 2.s.i. en yümünlü. eyvân-ı zerkârî gökyüzü.) 1. s. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket. 3. pekî.s. 4. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer.zf.eyâlet (a.n. büyük yeminler. iktidar. s. talihler. (bkz: eyyâm-ı hayât). zaman. eymân eyn (a. eymân-ı sâdıka doğru yeminler. eyvân-ı sîmâbî gökyüzü. yorgunluk. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. (bkz: eymün). nüfuz. 3. nerede. oturacak yüksek yer. Vâdî--i Eymen Musa Peygamberin Tur dağında.) bot.zf. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. aldırış etmeyen. kudretler. talihli.) eyâlet merkezi olan şehir. 3. eyâmin-i eyyam günlerin en kutlusu. 3. eyvan (f-i-) l. 2. (bkz: eyâdî).c. eyâmin (a. eyyâm-ı bukalemun değişen zaman. eyyâm-ı cem' Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. çocukluk devresi. eyyâm-ı ömr. 2. eymân-ı galize fena. kurban bayramının ilk üç günü. andlar. öksüzler.s.) 1. 3. en kutlu. sağ taraflar. eyyâm-ı resmiyye resmî günler. eymen-ül-yemîn en yümünlü. öyle olsun. Allah'a ısmarladık. kemerli yüksek bina. eyyâm-ı bâhur ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. mutluluklar. nüfuz. bir kararda kalmayan zaman.i. [Arapçası "iyvân" dır]. (bkz: hengâm). kurban bayramının ilk üç günü. "enir" denilen bir cins yaban mersini. an-diçmeler. 4.i. günler. örtü. pek kolay. eymân (a. eyâsî .i. yemîn'in c. sağ eller.b. (bkz. bahtlar. gündüzler. kuvvetler. eydî (a.) anası babası ölmüş. (bkz: hîn). eyâzî. .) 1. eymân-ı kâzibe yalan yeminler. eyyâm-ı âdiyye tatil ve sayılı günlerden başka günler. eyyâm-ı devlet saltanat süresi. eyvah (f. eyyâm-ı hâzıra şimdiki günler. eytâm (a. 2. eyyâm-üt-teşrîk kurban bayramının ilk üç günü. eyyâm-ı hayât ömrün günleri.i. eyyâm-ı mâziyye geçmiş günler. eyger (f.büyük sofa. en kutlu olanlar. teşekkür ederim.

olan ezfâr'ın c. ezbâd (a. ez (f. eyyâm-ül-bîz her arabî ayının on ikinci. münâsip.i.h.e.i. ezder (f.) kuvvetli. ez her cihet her bakımdan. zıdd'ın c. ezberm (f. ezâmîm (a.) gönülden. kötülük eden [kimse]. katlar. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. cevr). kısa boylu.i. (bkz: bercâ.) ezan ile ilgili. ezâ-yi derûn iç incinmesi. Hayya-al-esselâ.) dul. on üçüncü.) 1. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. zufr'un c. eziyet.) 1.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. unutmamaya çalışma.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. ez-ber (f.) incinme. ezebb (f. eyyühâ (a.) ezber. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. 3.) "den. Allâhü ekber Allâhü ekber. yüksek sesle yapılan davet. ezânî saat Güneşin battığı zaman 12 olan saat. incitme. ez'ar (a.) gaddar ve zâlim [adam].) karşı olan şeyler.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam].) 1.e. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.s. dan" mânâsına gelir. ez-cümle bu arada. on dördüncü ve on beşinci günleri.s. şâyeste). paslar. fi. köpükler. çeyrekler. ez'af (a.i.i. ezânî (a. ez-dil (f. sağlam.i. (ezanı ilk kuyan zât Hz. ezâfîr (a. alçak [kimse]. ezfâr).i. ez ser-i nev yeni baştan. zebed'in c. ez'af (a.b.i. başlıca. bekâr. dermansız.) "ya.zf. pek çok. can yakma. Cem'-i ezdâd birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. ez'akî (a. zı'fın c. "ber göğüs".s. kuvvetlendirsin.s. (bkz: cefâ. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. 2. 2.i. yaraşık. 3. ez-dil ü can can ve gönülden. ezdâd (a. 2. Eyyûb (a. Yâ eyyühessâkî ey içki sunan! eyyüh-el-ashâb ey mal ve mülk sahipleri! eyyüh-el-islâm ey Müslümanlar! ey zan (a.s. ey!" gibi hitap edatı. ızmâme'nin c. ezan (a. ey y id l (a. Hayya-al-esselâ. ez'af-ı nâs insanların en zayıfı. La ilahe il-1'Allah].) lâyık. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı]. s.) cemaatler. kuvvetsiz. s. ez'af-ı ibâd halkın en zayıfı. [Allâhü ekber Allâhü ekber. bu dahî. te'yîd'den) sürdürsün. keza. öteki gibi. (bkz. . ez dil ü can can ve gönülden.s. [ez den. muktedir.iktidar. eyyid-Allahü Allah kuvvet versin! eyyim (a. her yönden. Allâhü ekber Allâhü ekber. ez-dil gönülden.s. eza (a. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). özellikle.) tırnaklar.b. pek) zayıf.s. kısa boylu ve kötü huylu [adam].) zihinde tutma. eyyede (a. karşıtlar. zaîfden) daha (en. ez kaza kazara. ez'âf-ı muzâafa kat kat. ez-an-cümle o cümleden olarak.) yine öyle. çespân. Bilâl-i Habeşî'dir).

) sokaklar. meşakkat. ezeliyyet (a. çok zekî. arkalar. (bkz: zikr). ezher-ül-levn parlak yüzlü. Tâ ezel ezelden beri. idare.) ezelîlik. ezhân-ı nâs halkın zihni.s.ezecc (a. yüzler.) ince ve uzun kaşlı. ezher (a. ezhâr (a.i. (bkz: min-el-kadîm). 2. tırnaklar. öncesizlik [zıddı "ebed" dir].i. söylemeler. hatırlamalar. satıhlar. anlayış. 3.s.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). zihn'in c. zufr'un c. Muhammed'in vasıflarından biri]. incitme. ezheriyye (a.) çiçekler. çok) zelîl. ezhereyn (a-ic.) işsiz güçsüz. zukak'ın c. (bkz: zuhur).a. meç. binek hayvanının sırtları. hafıza. alçak. kavrayış kudretleri.i.) 1. anmalar.) 1.i. 2.) daha (en. ezfile.) pek dalgın ve unutkan. ezîr (f. ezîb (a. ezkâr (a. incinecek.i. ezelî. ezhâr (a. pek. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. hatmi. 2. ezhâb (a.i.s.i. eziyyet (a. çok) hâlis. güzel ve parlak. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu.) 1. ez-kadîm (f.s. ezhel (a. ezecc-ül-hâcibîn ince ve uzun kaşlı. bölük. dizginler.i. ezfelî (a. zahmet. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme.) eziyet.i. zekâ. ezkâ (a. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri. [Hz. zeheb'in c. soğuk. tembel [adam]. bildirmeler. zimâm'ın c. zahr'ın c. iyilikle yâd etmeler. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese.) daha (en. .) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. zikirler.) Ay ve Güneş. zelîl'in c. öncesizlik. i. yumurta sarıları. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci.) pek beyaz. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. zelîl'den) daha (en. Kudret-i ezeliyye Tanrı gücü.i. gelincik" çiçekleri. kalem kaşlı. aşağılıklar. ezille (a. fikir. (bkz: azar. pek. ezfer (a. zikr'in c. ezel ile ilgili.i. İlm-i ezelî Tanrı bilgisi.s.i.zf.) eskiden beri.s. 2. ezimme (a. cefâ. ezell-i nâs en zelîl ve aşağılık adam. ezelî ve ebedî başlangıcı ve sonu olmayan. incitecek hal. pek) anlayışlı. başlangıçsızlık.) 1. ezel (a. menekşe. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. altınlar. ezherân.) güzel kokulu [şey]. yularlar. temiz. ezgehân (f. öncesiz. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku.i. adîler. renciş).s.) 1. aşağılık [adam]. 2. ezimme-i umur işlerin idaresi. çok gaflette bulunan.s.) güruh. yollar. başlangıçsız. ezikka (a. 2.s.) 1. ezkâ (a.s. bkz: ezâfîr). lekesiz. kıble rüzgârı. ezîz (a. faziletli.) ezele mensup.) 1. soğuk [şey]. el ezel çok eskiden. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar. 2. ezeli (a. ezhân (a. ezkâr-ı cemile medih ile. aşağılık [kimse].) insanda akıl. zehre ve zehere'nin c.) haykırma.s.i. ezfâr (a. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-ZüvâvîülEzherî'dir]. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. sırtlar.i.) alçaklar. anmalar. cemaat. ezeliyye (a. s. (bkz: evrâd).

ezvâc-ı tâhirât Hz. (bkz: bürrân). esvap düğmeleri.i. ezkiyâ' (a. aleyhte söz söyleyen [adam].i.) bahâdırlar. ezlâl (a. hâlisler.s.) ısıran. sözü düzgün ezrâr (a. il eznâb (a. zırr'ın c. edepsiz [adam]. eşler. vakitler. çağlar.i. 2. Şahs-ı ezra' fasih.) iri. ezlak (a. (bkz: ezmân). zamân'ın c.i. (bkz: ezmine). ["zevce" nin c.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. zıll'ın c. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. ezrâr-ı ıbtıyye bot.) pek keskin olan [hançer.) gölgeler.s. ısırıcı. suç-zünûb).s. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar. ezmine (a.i. yiğitler. kılıç v. ezrâr-ı şahmiyye bot. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. zılâl).) kötü düşünceli [kimse].) 1.s. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı).a.s.) tenasül âleti.) zool.) 1. Şevde bintü Zem'a. ezrâr-ı intihâiyye bot. ezlag. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları.) lekesizler.) 1.) kazara. çiftler.) vakitler.s. Zeyneb bintü Huzey-me. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş).[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). ezmine-i kadîme-i hayât j eol. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. 2. ezûc (a. ez-kazâ (f. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). kadının veya kocanın eşleri. ezrâr-ı ârızıyye bot. zenb'in c. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. 2. ezrâr-ı zühreviyye bot. zılfın c.s. faziletliler.) 1. ezvâc (a.i. zelem ve zelm'in c. (zenb'in c. ezvâc-ı asabiyye anat. bot. keskin şey. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi). Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. ezûz (a. ezmine-i cedide yeni zamanlar. çiçek tomurcuklan. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır]. Kelb-i ezûm ısırıcı. günahlar.zf.i. ezmân (a.) kocalar. kahramanlar.i.i. ezlâm (a.) kuyruklar. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). ezmâr (a. dal tepelerindeki tomurcuklar. kozalak. Zeyneb bintü Cahş. zekî'nin c.i. anlayışlılar.i. başı sert [at]. ezrâr-ı lahmiyye hek. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. zekî'nin c. A'işe bintü Ebî-Bekr. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. sinir çiftleri. 2. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. zevç ve zevce'nin c. ezkiyâ' (a.b. Ezrebî (a.) anlar. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye).) keskin fikirliler. Muhammed'in ismetli zevceleri. ezlaî (a. zamân'ın c.s.) Azerbaycan'ın Arapça adı. ezmine-i kadîme eski zamanlar. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri. uzun şey. Muhammed on . ezûm (a. paleozoik. ezmine-i selâse üç zaman. Hz. yanlışlıkla. dil uzatan. (bkz: azlâl. ezlâf (a. anlar. ısıran köpek. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. ezlagî (a.ezkât (f. zimr ve zemîr'in c. çağlar [dilimizde az kullanılır] .

kuyruklar.b.i.b. fâhire (a. lezzetler. ululuk. onurlu.s.t. ezyâl (a. (bkz: fecî')". fâhim. şakî.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. dâima harekette bulunan. facia (a.i. c.b. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. erkeğe düşkün kadın. fâhir. zîk'dan) pek dar. (bkz. fahreden.) 1. fr.bir nikâhlı evlilik yapmış.i. fecere.f. fâil'in c. habîs. fadîh. etkinlik. fevâci') insanı dertli eden. fâciât (o. rezîl. şerefli. değer. fahh-ül-fâr fare kapanı. âfet. ["fâdıl" kelimesinin müen. fahâmetli. fudalâ) 1. fücûr'dan. musibet. fena huylu. f r.i. fazîha). gayretli. fr.f.b. çok kuvvetli.s.i. 2. neşeler. ez-yah (f. sıkıntılı. 4. müf .) [evvelce] sadrâzam.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. Çin işi. kadın adı. fi'l'den) 1.f.) misafirler. içtimaî bir dergi. ezvâk (a. 3. şerir. drame.s. fa'âl olana yakışacak surette.) fahîm olana yakışacak surette. ilâveler. çini. füccâr) 1. fr. çalışkan. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. zevk'ın c.i. ezyâf (a. toprak testi. fa'âl mekteb ped.s.) facia yazan. çömlek.) l.s. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. fahm'-den. fahimlik. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. 2. i. fehm'-den) anlayışlı. acıklı.) fa'alcasına. fadîha (a.s.f. çalışkancasına.) 1. (bkz: zuyûf). gayret. fahîme (a. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad.ha. sefih. fak.. fücur sahibi.]. fûhime (a.i. 3. faale (a. akıllı. eco-le active. fahr'den) t 1.) 1. konuklar. kadın adı. fagfûr-i Çîn Çin fağfuru. övüngen.) failler. 2.s. yapanlar. fihâm) fahâmetli. ağ. fels.i.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir.c. hazlar.s. (bkz: fecîa). etkinci okul. fa'âl (a. fazîh. zayfin c. (bkz.s.c. trajedi üstadı. kadına düşkün erkek. fa'âl hissedar eko. 2. fahâmet-lü (a. kıymet. fâcir. i. 2. fa'âl şirket eko. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. fâcia-nüvîs (a.zf. günahkâr. fahhâr (a. activite.i. fahhâm (a..f.s. fâdıl (a. zeyl'in c.s. saksı.i. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. ezverî (f. c. 3.s.) fağfura mensup. (bkz: fâzıl).c. kim.s.) boynu eğri [kimse]. fahhâş (a. actif. 2. felsefî.s. 2. kim. ezyak (a. etkin.s. çok işleyen.) kapan. fahâmet-penâh (a.]. îtibar ve nüfuz sahibi olan. kendini medheden. acıklı şeyler. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. fa'âlün limâ yürîd dilediği işi yapan. keder veren. fahh (a. fâci' (a. fa'âliyyet (a.s. fâdıla (a. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır.) etekler.s. yalancı. fâcia-engîz (a. îtibar. şirkette faal bir iş gören hissedar. ezver (a.zf. 5. tuzak. hareket.) çok acıklı. çok övünen.) musibetler. erkek adı.). 2. 3. fels. fagfûrî (f.s.i. davetliler. fağfur (f.) 1.s. ["fâci" in müennesi]. F f (a. Allah. ayyaş.s. ezvâk-ı pâdişâh-âne pâdişâhlara yakışır zevkler. fa'âl-âne (a. fahîm-âne (a.) kömürcü. ekler. fâcire (a.) yegâne başvurulacak en büyük makam. çalışma.) tatlar. şanlı. fahâmet (a.) l. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. 2. (bkz: fâdıl).) 1. fahîm. çanak.

ücretsiz görülen [iş].zf. fahr-i âlem.c. ululuk. arama. ahlâksız. S.i. ahlâksız kadın. eski şâirlerin. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri. aşın. övünme. tamahkâr. Kalsiyum karbür. fahiş (a. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. 2.) kömür.s. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte.i. kadın adı. eski şâirlerin. 2. fahr-i edhemî dön terekli taç. büyüklük. i. 2 . onur.) 1. kömürümsü. iri. Muhammed. fahişe (a. değerli.i. verilen zekâttaki tamahkârlık. kendini medhetmek . akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. ar.i. *doğal kömür. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. 2. 4. fahr-ül-vüzerâ vezirlerin övünüleni. pinti. fahr-ül-mürselîn Hz.i.i.s. onur için. fahr (a.) fahrîlik. 2. parasız.c. çirkin. (bkz: hamam). hakkaniyete.) 1. zina. fahm-i billûrî elmas.s. en büyük bilgin. fahiş fiat eko. erkek. kim. 3. mükemmel. fahriyye'nin c. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır.i. böbürlenme. i. fahriyyât (a. övünen. fahur (a. maaşsız. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. Peşrev. en değerlisi. Fahr-i kâinat). pek kötü. fahr'den) çok fahreden. fahmiyye (a. fuhûl) 1. ed. fahs (a. 2. fahr-i kâinat Hz. fahr-i hüseynî on iki terekli taç. şeref. 4. aşüfte. s. ahlâka aykırı. fuhş'den. kebîr). 3.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. kabahat. fahrî (a. fahmî. ed. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. Muhammed. fâhte (f. erkek ve kadın adı. fahm-i sânî-i alüminyum kim. büyüklenme. odun kömürü. Havza-i fahmiyye kömür havzası. fahş'dan) 1. c. zâniye). meşru olmayan şehvanî haller. ayıp. ün. 3. üveyik kuşu. fahm-i hasebi coğr. fahm-i nebatî nebatî. parasız ve menfaatsiz. fahm-i türabı huy kömürü. fahâmet'den. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. 3. 2.i. fihâm) büyük. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. muz. fahl (a. kısmık [adam]. büyük. kahpe. beyitler. cesîm. şöhret. aygır. mübalâğalı. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. alüminyum karbür. 2. (bkz: Fahr-i âlem. fahm-i sânî-i kalsiyum kim.c.) ed. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. günah. Kavl-i fahiş çirkin söz. actif kömür.) fahrî olarak. fahmiyyet (a. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış. onur için. charbon aninıal. s. fahşâ' (a. fahriyye (a. fazîlet. bitkisel kömür. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur. fevâhit) yabani güvercin. kıvanç. ulu. (bkz: azîm. 2. fahriyyen (a. [bkz: âlüfte.) kim. şeref.i. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. fahm-i fa'al kim. fahm (a. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. karpit. fahr-ül-üdebâ ediplerin en büyüğü.i. (bkz: fahrî'). fevâhiş) 1. akıllı ve zekî [adam].s. (bkz: engist). fahriyyât) 1. 4. fahm-i madenî mâden kömürü. fahm-i tabîî kim.) 1.) kömürle ilgili. erkek adı. karbonat. 3. taşkın.s. 4. fâhite (a.) 1. kıymetli. c. insafsızca. fuhuş. fahr-ül-ulemâ bilginlerin en büyüğü. erdem. aylıksız.tehir). fahm (a.i. 3. üveyik. fahriyyet (a.

Esbâb-ı fâikıyyet üstünlük sebepleri. boşuna. fakahetli ("ka" uzun okunur.s. fayda.b. Çi-fâide neye yarar. fr. kalça ile baldır arasındaki kısım.) esneme. c.) yalnız. bir şeyi bizzat yapan kimse. şu kadar var ki. fâil-i hayr hayır işleyen. Azm-i fahz uyluk kemiği. faka (a. 2. 3. fahûr-âne (a. s. [yapma kelimelerdendir]. fâide-i hiber bir işin hakikatine varma faydası.i.e. işe yarama. andropogon muricatus denilen bir çiçek.) fakirlik. fevkinde bulunan. fakha (a. 2. a'lâ. a. fâih (a. kâr.) menfaat elde eden. taşan. "fâyih" şeklinde de kullanılır].) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. fâide-cû (a. fakd-i nakd para yokluğu. fâiz-i külli bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. 2.i. müessirlik. işleyen ve yapanın hâli. yapan. işlenen bir suçta parmağı olan. fâje (f. fevz'den.s.c. fâide-mend (f. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. fâikıyyet (a. fâiliyyet (a. işleyen. fâil-i müstakil huk. a.) fayda arayan. fâil-i mübaşir huk. faiz. bulunmama. fevz'den) 1.b.f. fâide dili (a. ama.i. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. faize (a. fâiz-i cüz'î bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. erkek ve kadın adı. activite. ilerde olanlar.c. fels.i. fevâil.s. fâil-i şerr kötülük işleyen. fâka-yı şedide şiddetli ihtiyaç.s.i. fâillik. fakahet ("ka" uzun okunur. kâr. üstünler. efhâz) uyluk. fâil-i muhtar istediğini yapmakta serbest olan. 3. ihtiyaç. lâkin. fâj.s. faika (a. menfaat.c. fâik-ül-akrân akranlarından üstün. fevâih) çiçek ve meyva kokusu. i. faale) 1. (bkz: güzeşte. ümit.f. fakd (a. fakat (a. erkek ve kadın adı. ribâ). fâik'in c. fıkâh) 1. fevâiz) 1. feyezan eden. . kazanç. mütemeddih). fâikat (a. fâil-i müşterek huk. fevk'den) 1. fâide-i târihiyye târihî fayda. fahz (a. fıkra.i. hayır. (bkz: fıkdan). kendini medhederek. fâil-i hakiki (gerçek yapıcı) Allah.zf. gr. sujet.) fahûrcasına. c. 2. bir fı'lin anlattığı işi yapan. fevz bulan.i. mütemâcid. 3. faik.itiyadında olan. 2. bir basan kazanan. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. yoksulluk. fâiz-i mürekkeb bir paranın getirdiği faiz. fr. fevâid) 1. suç ortağı. muradına ulaşan. kazanç. 2. (bkz. faiz (a. fâik-ül-emâsil benzerlerinden daha üstün durumda olan. 2. ancak.c. kârlı.) lâikler. taşkınlık. fâiz-i basît alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. işleyicilik. çokluk. te'sir. fail (a. te'sirli.) yokluk. bolluk.) üstünlük. 3.s.i.s. Fakr ü faka yoksulluk. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma. öğünerek. manevî olarak üstünde olan İhtirâmât-ı faika üstün saygılar. çıkar gözeten.) 1. faydalı olan bend. Bî-fâide faydasız..i. fâiz-ün-nûr nur bolluğu. nema.i. kurularak. kim.) fa-kihlik.

i. fâl-nâme (a. fakr u faka (bkz.] (bkz: ffflic). eken. çift atlı yük arabalarında.) falcı. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. .f.s. Phecda.) ["fâlic" kelimesinin müen. 2. muvaffak ve mes'ud [kimse]. 2. dilenci. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş.) memeleri henüz arşaklanmış [kız].) fala bakan. fevâkih) yemiş. tomruk. erkek adı. 2.i. zekî. fakirlik. fıkıh (din. kahve fincanına. meyva. (bkz: sâil). muvakkat. züğürt.c. fakr-üd-dem kansızlık.i.) renk. iki ucu bir yere bağlı olan halat.s. 2. sabah aydınlığı. – fam (f. Phegda. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi.s. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. fakr u sefalet büyük yoksulluk. bîçare.s. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. parasız.] fakîr (a.) uğur. 2. en büyük fakih. fala bakan. talih deneme.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi.) 1. falaka.s. 3. fâl-i hayr iyi hal. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. fâlic (f.s. fâl-zen (f. âciz. Gamma Ursus Majoris. fakire yakışacak surette.b.) ikiye bölen. fukahâ) 1.i. fakîr-hâne (a. fakîh-ül-fukahâ fakihlerin fakîhi. 2. şeriat) ilminin üstadı. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir.i. c.b. fâlik (a.i. felc'den) yarım inme. iyi alâmet. 3. fâkihe (a. zengin olmayan. fâlik (a. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç.) 1. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. fâlik-ün-nevâ Allah. fena alâmet. ayıran. fâl-gîr (f.f. falcı.i. 2. 4.i.b. (bkz: fâl-gîr). fenâ'dan) 1.s. astr. fakîr-âne (a. Zer-fâm altın renkli v. fâlic (a. yoksul. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. lât. yoksulluk. muhtaçlık. fâl-gû (f. 3. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa.i. 3. taneyi ikiye yaran.b. 3.) fal söyleyen. uğur sayma. fr. 4.b.i. fakr'den. fukara') 1. fal (a.i. Alem-i fânî fânî dünyâ. ing. fr.f.anat. fakircesine. fıkh'dan c. vücudun yansına inen inme.f.i. yaşlı. fânî (a. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. fakir-i mu'temil huk. makat. fakr (a. fakîd (a. (bkz: levn). fakîh (a. fâlice (a. falaka (a.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere.b.) galip.i. fâl-i bed fena hal. (bkz: âcizane).) 1. i. faka). züğürtlük.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi. geçici ["baki" zıddı]. toprağı süren. 5. (bkz: feh-hâm). zavallı.) 1. anemie. Sebz-fâm yeşil renkli. anlayışlı [kimse].) fakirlik.zf. (bkz: nısf-ı nüzul). ihtiyar. anüs. fâlih (a.s. 3. uyluk.) fal kitabı.) nâdir bulunan [nesne]. falak (a. Gül-fâm gül renkli. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. ölümlü. muzaffer.b. Fakr-nâme (a.s. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız.

(bkz. tasarruf. (bkz. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. ayıran. (bkz: süvari). fr. S.c. fart-ı enâniyyet psik. ferâğ'dan) 1. ferâiz). başın tepesi. (bkz: farzî) faraziyye (a. faraza (a. aşın heyecan. fr.i. fâris. aynlmasına sebebolan. fevânîs) 1. Acemce. huk. camlı mahfaza. fâris'in c. fariğ (a. ferâiz) 1. aşkın. fart-ı hıfz psik.) 1.) Iran. furûk) 1. fare. aşkınlık. i. başkalık.i. (bkz: muş). taşkın.s. .c.) fânilik. bir mülkün. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. amplitude. 2. ayırma.i. boş. aşırı besi. 4. i. fart-ı zekâ zekâ taşkınlığı. 4.fâniyyet (a. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. 2.) 1. fark eden.s. binici. aynlma. fârık. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. fark-ı sühunet coğr. ata binmekte jnahâ-retli.) îran edebiyatı. lâzım. Iran dili. Babasının adı Muhammed'dir. fart-ı mahabbet sevgide aşırılık fart-ı semâne şişmanlık aşırılığı. fark-ı fahiş çok aykm fark. içinde mum yakılan büyük fener. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. (bkz: far. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur. fârisî.). Kendisine Garplılar Alfarabius derler.zf.i. [ikincisi] kadın adı. abajur. küre veya silindir şeklinde cam kapak. far (a. Farsça. 2. borç. farika (a. 2. hypermnesie. sıcaklık farkı. fark olunmasına. fanus (a. hyperesthesie. vazgeçmiş.s.) aşın. [birincisi] erkek. 3. işsiz. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. 3.i. egotisme. aşırılık.c. fârisiyye (a.i. ölümlülük. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan.c.s. h. fârise (a. suralimentation. 3. farza farazi (a.) sıçan. 3. gerek. vacip.). fart-ı hassâsiyyet duyguda aşınhk.s. anlayışlı. fr.c. kullanma hakkını başkasına terk eden. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. rahat. pay. 2. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. vazife. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran.i. fr.i. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. fare (a. işini bitirmiş. 2. faraziyyât farziyye). fart-ı gayret gayrette aşmlık. muş). gönlü rahat. aşın bellem. 4. Allah'ın emri.h. fark-ı tâmm tas. Fârâbî (t. ferasetli. sahip olma. Pers takımyıldızı. aşırı duygu. fârig-ül-bâl başı dinç. farz.f. fârisân (a. fârisiyyât (a.i. çekilmiş. fânûs-i hayâl hayalî fener. fart-ı tağdiye biy. fr. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener.i. boş kalmış. fart (a. fart-ı cünûn aşırı delilik. fr.) sıçan.h. 2. fark'dan) 1. taşkınlık.i. benlikçilik. constellation de Persee. fark j (a. fevkalâdelik. atlı.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. ayrılık. fariza (a. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık. Fars (a. asude. farîza-i zimmet boyun borcu. seçilme.

[cenaze namazı kılmak gibi]. kötülük eden. varsayımlı. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". hacâmet).) güzel ve açık konuşma. 2. (bkz: pâryâb). farza). farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. fesede) 1.) farzedelim ki. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. farzen (a. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. oruç. fasâhat-perdâz (a. 3. (vatanımız) gibi. [namaz. diyelim ki. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.c. bi-1-farz.i. [Hz. diğerlerinden sakıt olan emirleri. uzdilli. (bkz: idma'.c. (h. fısk'dan. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. farz ve takdire bağlı bulunan mesele. farziyye'nin c. (bkz. fevâsıl) 1. (bkz. fasıla (a. Bil-farz diyelim ki. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. feseka.f. ola ki ["faraza" yanlıştır].) güzel ve açık konuşan. 2.i. c. muz. lüzumlu. Ömer'in lâkabı. sapkın.s. hypothese.) farz. fusûl) 1. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. fâryâb (f. 2.i. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. Allah'ın.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. 3. terki günah olan emirleri. fasl'dan) fasleden. tutalım ki. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin".i. fâsık-ı mahrum günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. 2. sayma. 3. bozuk. fasâhât (a.s. .s. tutalım ki.) 1. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. 3. tutmak. fasıl (a. farziyye). fi-1-mesel). ["faraziyye" yanlıştır].i.i. farz. fr. ara. ["farazi" yanlıştır]. aralık. c. furûz) 1. fasd (a. tutma. i. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. fasıl (a. şöylece düşünelim.). Ömer gibi]. zekât gibi]. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma.b. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan.i. iki şeyin arasındaki bölme. a. Hatt-ı fasıl iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. s. ayıran şey. hac. yanlış. farz-ı ayn Allah'ın. kötü. c. 2. erkek adı. farza (a. fesâd'dan.) kan alma. iyi söz söyleme kabiliyeti. (bkz: fasl). günah işleyen. faside (a.etmek saymak. (bkz. fesatçı. farz-ı kifâye Allah'ın. fâsid.i. farzı (a. keskin. zarurî. hypothetique. fark'dan) 1. muz. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. Hz. fâsıla-yı kübrâ gr. fâsık (a. fena. farziyyât (a. farz (a. fâsıla-yı saltanat Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle.f.s.i. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan.s. fâsıla-yı sugrâ gr.zf. ayıran. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi.) Hz. bölen.s. zf. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. varsayım. uzdillilik. farziyye (a. tutalım ki.fârûk (a. fârûkî (a. Ömer ve adaletine mensup.) diyelim ki.zf. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri.) fârûk olana yakışır surette. 4.c.i. 2.

ed. aile.i. hacamatçı cerrah. fasîle-i sanevberiyye kozalaklılar. fr. fâsid'in c. fasl-ı karîb mant. fassâl-i bed-hısâl fena huylu.f. fasl-ı gül gül mevsimi. fr. 2. dedikoducu.i. fasl-ı harîf güz mevsimi. dedikoducu. (bkz: fasıl). fasalât) 1. familya.s. (bkz: talik). güzel. fasîh olana yakışacak bir tarzda. kan alan. fâsidât (a. 3. fasîle-i karanfüliyye karanfil fasilesi. fr. şarkı vesâirenin hepsi. bot. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. (bkz: fasıl2) 10. bölüm. fark. ayırım.c. halletme. fasîle-i ceresiyye bot. ayırma. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. fasîle-i salibiyye turpgiller. . anat. adam çekiştirme. 8. fasîle-i zeytûniyye zeytingiller. Kelâm-ı fasîh düzgün söz. abscisse]. kemiğin oynak yeri. (bkz: fasıl2). 7. iptal eden. mafsal. uzdilli. fasl-ı rebî bahar mevsimi. baklagiller. fassâd (a. oynak yerleri. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. fasîle-i kibrîtiyye kibritotları. ayrılma.) fasâhatli. fasile (a. fasl-ı hazân sonbahar. neticelendirme.s. fasih (a. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). Bey '-i fâsid huk. kesinti.c. fasîle-i lahmiyye damkoruğugiller. fasîh (a. sayıp döken.i. 4. kelimeler. fasîle-i şefeviyye ballıbabagiller. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. 4. tiyatro oyununun başlıca kısımlarından herbiri. fâsih-i şirket şirket fesheden. bir defada çalınan peşrev. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. 2.zf. fusahâ) 1. fasd'dan) kan alıcı. fesh'den) fesheden. fâsid-ül-mizâc ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan.i. kesme. fasl-ı bahar. fasl-ı şitâ kış mevsimi.c. muz. yüzük taşı. fasla (a. fasl-ı mudhik Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. fass-ı nigîn yüzük taşı. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. gözbebeği.) bozucu şeyler. fasl-ül-cesed anat. vücûdun mafsalları. açık. fasl-ı sayf yaz mevsimi. diffe-rance. fasâil) 1. anababa. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. fasîh-ül-lisân düzgün söz söyleyen.münafık. c. fasîle-i sabbâriyye bot.s. fusûs) 1. badem gibi mey-vaların içi. güz. ayrıntı. 2. çançiçeğigiller. vücûdun oynak yerleri. 2. hurma ağacının fidanı. aleyhte bulunma. düzgün ve açık konuşan. bozan. fass (a. fusûl) 1. 5. etli bitkiler. arakesit. 11. fasîh-âne (a. geo. ilkbahar.i. meç. fasîle-i bakliyye bakla fasilesi. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. 6. *karanfilgi ler.c. fâsid dâire kısır döngü. aşikâr. 3. çürüten. fasîle-i sencâriyye hodangiller. 2. s. fasl-ı müşterek geo. fesat çıkaran. 9. dört mevsimden herbiri. fassâl (a. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. fasl (a. sarih.

Tanrı. Kudret-i fâtıra Tann'nın yaratma gücü. az sıcak. Hz. yoluna koyma. fetheden. karar. durgun.) bir hüküm kabul eden. fatiha (a. dile vermek. dile verme. 2. fatîne (a.s.c. alçaklık. . başlangıç. fütur) 1.c.s. fevâtih) 1. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. çiçek ve mey-va kokusu. Lâkabı Zehra'dır. fazâil (a.b. 3.f. fatûr (a. fâtir (a. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına.) meydana çıkmış. ayırma.s.) sütten kesilmiş [çocuk]. feth'den) 1.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar.i.) fatinlik.c. 18 yaşında Hz. (bkz: tîg-i bürrân).]. [ikincisi] kadın adı. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. dört kızının en küçüğüdür. açan. [diğerleri Zeyneb.c. olmamış.f. [birincisi] erkek. duyulma. erdemler.s. fazâhat-i lisâniyye utanılacak tarzda söz söyleyiş.i. 2.b. kesîn hüküm.c.s. fâyih (a. zihin açıklığı. i. uyanık. derecesini bulmamış şey. füturlu. fitne'den) fitneci. anlayışlı.i. bot. Peygamberin ilk zevceleri Hz. fazâhat (a. zeyreklik. mantar. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş.s. s. 2. şehirler fetheden. methal.) 1. fatîn. Hz. s. 2.i. fatîr (a.) Hz.) ["fâtır" kelimesinin müen. fâtır-üs-semâvât gökleri yaratan. fâşî (a. yarık. fâtih (a. açığa vurmak. fatihan (a. 3.) kendiliğinden dağılan güzel koku. mayasız saç ekmeği.faş (f. kavrayışlı. akıllı.i. fâtike (a. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. bir memleket zapteden. yaratıcı. hicretten 11 yıl sonra. fatk u ratk-ı umur işleri düzeltme. zekî. 3. duyulup yayılmış.s.i. elbisenin dikişlerini sökme. 2.s. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. (bkz: fâti-ha-i kelâm). dîbâce. fatîm (a. (bkz: fâtır). ["fâşetmek" meydana çıkarmak. gevşek. (bkz: seb'ül-mesânî). açığa vurma.i. 3. fatânet (a. fâtihatü-1-kitâb mukaddime. nihayet bulan. fâtih-i bilâd beldeler. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. 2. h. fıtnat'dan) 1. hal ve fasl olunabilen. faysal (a. fâtiha-hân (a. fâyiha (a. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. 2.) . Ali ile evlenmiş. kadın]. bazlama. fevâyih) 1. Kudret-i fâtıra Hakk'ın yaratma kudreti. fâtiha-i fikret sözün başlangıcı.) meydana çıkma. çatlatma. giriş. faysal-pezîr (a. erkek adı.c. keskin kılıç. Ümmü Külsûm. fâtih-ül-ebvâb kapıların açıcısı. (bkz: fıtnet). 2. fâtin (a. hâkim.) 1.f.i. fazâyih) edepsizlik. yarma.) 1. fâtır (a. fâtik (a. (bkz: Halik). Fatıma (a. duyurmak]. 4. Hasan ve Hüseyin'in. 632 de Medine'de vefat etmiştir.) yaratan. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. güzel vasıflar.) fâtihler. Hadîce'den dünyâya gelen. bir çeşit pasta. II. çatlak.c. (bkz: fazîha).h.i. ablalarının adını vermiştir].s. fatk (a. Tanrı.s.i. kırma.s. fazîlet'in c. 2. güzel kokulu nesne. Ümmü Külsûm'dur]. 1. ılık olan. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi. fatr (a. (bkz: fazilet).s.) birinin ruhuna fatiha okuyan. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı.i.s. fâtıra (a. Ru-kiyye. fâtiha-i kelâm sözün başlangıcı.) oruç bozacak şey.i. fethedenler.

belâlar. "fâzıla" dır]. ["fâzıl" kelimesinin müen. artan. erdemli.) fa-zîletsever. (bkz. insanın yaradılışındaki iyilik. fâzıla (a. faik. fazalât (a. fazla c. kadın adı.f.) musibetler.zf.f. erdem.i.b.) ne âlâ. fazâyih (a.b. 4.i. çirkin.s. gereksiz.i. Kavl-i fazîh çirkin. pislikler. utanmaz. fazilet sahibi. sertlik.fazâil-i ahlâk ahlâk faziletleri. çok. lüzumsuz. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].s. kötü sözlülük.c.f. fazz (a.s. fazilet. 2. fazîletlü (a.) faziletli. öyle olsun! fecaat (a.s. 2. kaba [adam]. fazîlet-mend (a. erdem. 2. fazilet (a. 2. fazâil-i asiiyye temel faziletleri. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. c. yürekler acısı.i. necasetler. kadın adı. görevliyi. erdem sahibi olan kadınlar. güzel vasıf. fâzıl (a.) 1. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. [müen. üstünlük. ziyâde. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde. 2.c.) 1.) 1. erdemli. fecâyi' (a. Ali'nin vasıflarım ve Hz.s.t.) tas.b. erkek adı. fazilet sahibi. fazîhet (a. ziyâde. 3. i.. fazlalık. 2. üstün. fazâzet (a.i. fazâil-i zâtiyye zâti faziletler. vertus cardinales. 2.f. fazl-ı müşterek mat. artık. fazla. 3. fâdıl). Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. alçaklığı gerektiren iş.). fazla mesaî eko. fazîh. i. i. öfkeler. erdemli. (bkz. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. (bkz. fuzûl) 1. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. fazîlet-kâr (a. [yapma kelimelerdendir]. fazîha). febihâ (a.s. fazîha'nın c.i.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. rezil.) kazuratlar. fazl-ı kürevî astr. f r. fazl-ı hakk (ile) Tanrı'nın inayeti (ile).c.) acıklılık. ne güzel.s.i. iyi huy. şey. kötü sözlü.b. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır.).c.i. fazîha (a. fazîlet-perver (a. fâzılât (a. fena söz.s. faza-lât) kazurat. (i.s. fazliyye (a. faziletli. mat. 4. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat.) kabalık. Fazîlet-nâme (a. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş.) huysuz. Rufâî tarikatı kollarından biri. iyilik. Muhammed'in ve Hz. lütuf.i. iki sayının birbirinden olan farkları. pislik. fena. fazâil-i insâniyye insanlık faziletleri. (bkz: fazâhat).) fazilet. fecîa'nın c. fazâil-i âliye yüksek faziletler. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. fazla (a. (bkz: fâzıl). murdarlıklar. fazl (a. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. fazl tarîki huk. fuzalâ) 1.i. ileri.s.c.) faziletli. . fazâhat).) tar. fazâil-i cemile iyi faziletler. fazâyih) edepsizliği. fazîha (a.i. fazâil) 1. 1.]. artık. baki. ortak fark. erdemler.

s. canın menfaatini feda etme.) 1.t.i) anlama. [aslı "fıdâkâr-âne" dir]. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. 2.i. 2. fehmî (a.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. fecr-i mübtesim gülümseyen fecr. elem.) canını esirgemeyen.i.]. anlayışlı. belâ). fecr-i kâzib (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. i.) düşük [çocuk].s.) iki dağ arasındaki yol. fehva (a. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. fekare'nin c. fühûd) zool. fena huylular.s ) pek. fakîh2. "gelecek zamanın fecri" 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında.s. gözden çıkarma. zekî. mefhum.f.fecc (a.i.i. fedâ-yi cennet cenneti feda etme. olmazsa. fehme mensup.) lâtîfecilik. fedâî'nin c.) 1. yalancılar. türlü renkte görünen ışıklar. acıklı. tan yerinin ağarması.) fedakâr olana yakışacak surette. fehvâ'nın c. ayyaşlar. boğaz.) akla yatkın.i. fedm (a. 3.) budala. fegâne (f. fecr-i atî ed. fehâvî (a. fecve (a.s. fedaî (a. 3. hoşmizaçlık. fehhâme (a. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. fehm'den) 1.f.i. dehşetli. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. fehâris (a. canını feda1 edercesine. [aslı "fidâkârân" dır]. fedâ-kârî (a. fehm (a.) 1. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde].]. fedâkâr-âne (a.) f. avlu. fecere (a. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. fedâviyye (a.b. reziller. gelince. fedâdîn) 1. akıllı [kimse]. mefhumlar. fücur sahipleri. fehîm1). en çok anlayan. fedâ-kârân-ı millet millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. eşkıya.) 1. sefiller.c.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. fedâkâr'ın c. pek zekî. (bkz. sözü gereğince.i. bir çift öküz. fecîa (a.b.c. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. fehm ile ilgili. [bkz: fakîk2.) fedâyî takımı.i. fedâ-kârân (a.s.) olmadığı halde. fecir (a. korkunç. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı.) mânâlar. fehîm (a. anlayış. feda eden. anlaşılır. fedâ-yı can canını feda etme. fehvasınca (a. pars.i. erkek adı.) sabaha karşı.f. fedâi-yân (a. 2. fecâyi') musîbet.) fedakârlar. (bkz: facia). feddân (a. fekar (a.bağ.f. günahkârlar. [aslı "fidâ-kâr" dır]. cömert. fehhâm (a. şerirler. omurgalar.zf. kavram.f. fehâvî) mânâ.i. fâcir'in c.c. (bkz: sıkt). (bkz: fehhâm).s. 4. kurban. (bkz: berzah). fe-emmâ (a. keder ve ıztırap veren. anlamlar. canını verme. anlayışlı. ["etmek. fıhris). fedâkârlık. feda' (a. fecr). 2. fehd (a. kavramlar.zf.) fedakâr olanın hâli. fehm-sâz (a.zf.). (bkz. fe-illâ (a.i. uğruna verme. 2. amûdî şekilde görünen aydınlık. fehhâm). [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer.i. 2.i.f. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. fecî (a. fedakâr (a. (bkz. Güneş doğmadan önce. eli açık.).) uyarınca. fekâhet (a.i.i.i. .b. fecr-i şimalî uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde.s.s.) anat.) kaldı ki. boyun. kalın kafalı. açıklık. anlam.c. fecr (a. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. [aslı "fidâ-kâri" dir]. [aslı "fidâî" dir].s. fihris'in c. âfet.) ["fehhâm" kelimesinin müen.

b. o zaman. zoru halletme. fekçe (a. felak (a.i. fekarî (a.f.b. çene kemiği.i. felek-i esfel birinci gök. söz söyleme.s. . feshetme. altıncısı Müşteri (Jüpiter). felâket--zedegân) belâya uğramış. âlem.s. vertebres. bilginler.i.c. felâket-gâh (a. çözme. çenek. filozoflar.i. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. felâsife (a. bahtsızlık. Seng-i felâhan sapan taşı. sapan. semâ. çok itibarlı. âlimler. felâket-dîde (a. 4. beşinci Merih (Mars).zf. felah (a. musibet görmüşler.) [aslı "filâhat" dir]. kutluluk.s.s. musîbet görmüş.b. felât (a. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. fekkeyn (a. 2. (bkz: filâhat).) iki çene [alt ve üst]. kurtuluş.b.) zool.zf. fekk-i rabıta bağı koparma. 2.b. kaygısız.) 1.i.f. fekk-i mühür mühürü bozma.i.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir.) felah bulan. alt çene. felâket-dîdegân (a. çene ile ilgili. musîbet. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. [ağız hakkında] açma. akıllı kimseler. colonne vertebrale. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse.) 1. fe-lâ cerm (a. fekk-i rehn rehini kurtarma. felâh-yâb (a. Plâton'dan bozma a. çeneye ait. nüzul).) taş atmaya mahsus âlet. felç (a. ikincisi Utarid (Merkür). felâ (a. ayırma.) 1. fr.) belâya uğramış olanlar.). fekariyye (a. mutluluk. (bkz.) belâya uğramışlar. anat. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.) zool. 2.i. Amûd-i fekarî omurga. felâ-ket-dîde'nin c.i. (bkz: feylesof)Mezâhib-i felâsife feylesofların okulları. dinsizler.i. rahat yaşayanlar. felâsife-i Yunan Yunan feylesofları.i.b. inrne. (bkz: mebde). 2) yarım kalmak [bir iş]. koparma. ilgiyi kesme.) o halde. felah (f. felâhan (f. bozma. Üçüncüsü Zühre (Venüs. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme. belâ. şüphesiz. (bkz.Zülfekar Peygamberimizin Hz.s. fe-keyfe (a. inme inmek. bot.c. [sekizincisi felek-i sâmin.) 1. felâhan. (bkz: dâhiye).h. kesme. musîbet görmüşler. 6. felah-ı vatan 1) vatanın selâmeti.f. yürüyemez olmak. kurtarma. eflâk. fekk-i rakabe memlûkü veya cariyeyi azâ-detme.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. felâket-zedegân (a. asman). falak). ayın çevresinde görülen parlak halka. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek.i.f. felâhat (a. felâ-ket-zede'nin c. kurtuluşu. fekki.) Sokrat'ın talebesi. feylesofun c. 3.) muhakkak. felek-ül-a'zam. (bkz: bâdiye). 5.i. 2..) anat. musibete uğramış. felek-i cev-zehr hâle. felek (a.i. felevât) susuz çöl. felek-ül-eflâk evvelce. 2.) iptida. fülük) 1.c. düşüncesiz. 2) tar. selâmet.zf. ayırdetme. fr.f.i. onma.s. felsefe ile uğraşanlar. felâket (o. Ali'ye hediye ettiği kılıç.i. 3. felâket-zede (a. gökyüzü.f. başlangıç. i.s. omurgalılar. Felâtun (yun. dördüncüsü Şems (Güneş).) omurga kemiği ile ilgili olan. fekk-i esfel anat. birincisi Kamer (Ay)]. fekk-i a'la anat. Çoban-yıldızı).) felâket yeri.c. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. kurtuluşa eren. yedincisi Zuhal (Satürn). fekkiyye (a. fekk (a. üst çene. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. (bkz.c. yarım felç.

s. sınıf.) şunun için. 2. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme.) fena bulan.) bot.c. felsefiyyât (a. felekiyyûn (a. felekî.i. Allah'ın varlığı içinde yok olma.i. astronomik.) 1.i.) ağızamensup.) "felek şöhretli" derecesi.) felsefeye mensup.c.s. (bkz: hanzal). hikmet ve marifet sevgisi.) 1. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. fenâ-pezîr.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler.) fânilik yeri. dönek. yuvarlak kütük. kızak. fena söz.) hikmet bilgileri. astronome'lar. fenâ-yâb (a. yokluk. 4. fenâ-fi-llah tas. nehir ağzı. felâhat'dan) 1. fenâ-fi-r-resûl tas.i. b.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. nehir ağzı. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.i. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. fem-i nehr çay.s.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. menfez.a. felek-zede (a. yok olan. felek-seyr (f. iyi olmayan. felek-meşreb (a.i. eskilerin inanışına göre. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. ekinci. 2. Gonce-fem gonca gibi küçük ağızlı. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. yok olma.c. [aslı "fevh" dir. felsefî.s. a. fend (a. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi.f.c. bütün varlığını Hz.s. imdi.b. uygunsuz [olan] fena şey. felevât (a. gök bilgisine mensup. fr. kimine olmaz. 3. (bkz: desîse). felsefiyye (a. felekiyye (a. talih. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. c. 6. felsefe-i dîniyye din felsefesi. felât'ın c.) meç.c. fe-li-zâlike (a.f. kimine yâr olur. felsefe ile ilgili. dehen). "beka" mn zıddı. felekiyyât (a.i. felek-âvâze (f. fenâ-fi-1-pîr tas. f. S. Fenâiyye (a. nevi. fr. baht. efvâh]. fena adam. fem-i lâtif güzel ağız. çeşit. (bkz: harrâs.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi. fend (f. cefâdan hâzeden. efmâm [kullanılmaz]) 1. ağız.) büyük dağ. dek.i.b. zari'). felsefe (a. filozo-fi. fr.) feleğin kahrına uğramış.b. ekin eken ve biçen.) hilekâr.) felek mertebeli.b. zencî. acı hıyar. huy ve mizaç sakinliği.s. mertebesi yüksek olan. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. tabiat. ağız ile ilgili. 2. askerî müzikte bir zilli âlet.s. . meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. (bkz: dehân.) hîle.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri.b.i. femî (a. fünûn) 1.dünyâ. fe-li-hâzâ. çiftçi. Kişver-i fena yok olma yeri.b. dünyâ. fenn (a. aşk içinde yok olma. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır]. fellâh (a. Gül-fem ağzı gül gibi olan.) Rufâî tarikatı kollarından biri. fenâ-fi-1-aşk tas.zf.i. 5.b. bir ilmin esaslı düsturları. 2. tabaka.i. rütbesi gök kadar yüksek olan.h.i. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir].) susuz çöller. rahatlık. siyah Arap. fem-ül-hût astr. Fomalhuut. fem (a.) 1. 4. kötü. hüner. fend-bâz (f.i. sahtekâr. feleğe.i. talihsiz. felâkete sabretme. 2.i. fenâ-gâh (f.s.b. hikmet bilgisi. 6. bu dünyâ. feng (f.i.s. fena (a. 3. ebûcehil karpuzu. musibete. türlü.b.i. felek-câh (a. Felek-nâme (a.f. astronomie. sözünde durmaz. 3. kader. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. fenâriyye (yun.

istirahat etme. ferağ ü intikal alım satımda tapu muameleleri. dal. ferağ bi-1-muvâzaa vak. fr. fenn. yalnız Arapçada kullanılır. zînet. fariğin. tech-nologie . ferâğ-ı bâtıl huk. parlaklık. 2. fenn. ortaç. fr. dinlenme. fenniyyât (a. 2. ilim.) tek tek. fer (f.kimya kimya ilmi. 2. fenn. geodesie.) 1. kuvvet.i.zf. fennî ta'bîr teknik terim. sahip olma hakkını başkasına terketme. iktidar. aydınlık. şube. cennetler. hiç bir işle meşgul olmama. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. fenn. ferâdîs (a. bırakıp terket-me. 5.s. fenn. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. bahçeler.) teknoloji. fenn. başkasının arazîsini.) 1. fenniyye (a. 4. fenn. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. firdevs'in c.i.inşâ' yazı yazma sanatı. ferağ bi-l-vefâ vak. fer-i devlet devlet nüfuzu. ferağ (f.zirâat ziraat. (bkz: fu-râğ. fenn. savaş tekniği. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. ferâğ-ı fuzûlî huk. Kûşe-i ferağ rahatlık köşesi.harb harp. fennen (a. muhabere]. sürgün. bir mülkün tasarruf. nüfuz. kuvveti. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ.) fen vasıtasıyla. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. fürû) 1. 3. fenn. fen kıt'alan [istihkâm.) serin rüzgâr. bezek. fer'-i fiil gr. 3.teşrih anatomi bilgisi. 2. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır].i.i. ferâde ferâde (o.derya denizcilik. sanat.c. ferağ an-il-cihât vak. 3. bir aslın neticesi. nur.) 1. teker teker. fence.saydelânî eczacılık. huk.tabakat-ül-arz jeoloji. fer'-i talî bot. vazgeçme. ekincilik bilgisi.marifet. ferâğ-ı kat'î huk. fen ile. fenn. Mebâhis-i fenniyye fen ile ilgili bahisler. ferâdîs-i cennet cennet bahçeleri.i. fenn. bitkinin dibinden süren filiz.i. yer ölçme bilgisi. ferâğ-ı bal gönül rahatı.mesâha-i arazî jeod. [kelimenin hîle mânâsı. fennî. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. fennî ıstılah teknik terim. fer (a.ma'deniyyât mineraloji.zf. fenne uygun olarak.c. s. (bkz: ale-1-infirâd). fen ile ilgili olan.) fene mensup. fenn. Kıtâat-ı fenniyye aşk. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. ziya). fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. ferağ (a. dilimizde bu mânâda. ferâğ-ı fâsid huk. ferâğ-bi-l-istiglâl vak. süs.terbiye-i etfâl pedagoji. rahat etme. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. tomurcuk. 4. .menâfi'-ül-a'zâ fizyoloji. uçmaklar. budak.

ferâh-destî (f.b. Makamın seyrinde. civânmerd. ucuzluk.i.f. (bkz: mes'ûd. cömertlik.f.f. 3. sevinç getiren. muz.b. dinlenme. (bkz: istiğna'). Dâ-men-ferâhem toplu etek. ferah-fezâ (a.) l. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur.f. ferâhnâ (f. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza.) bolluk. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. s. dügâh'da rast beşlisi. Bu makam. ferâh-ebrû (f. ferâgat-i nefs kendini feda etme.b.) 1. ferâhan (a. Makam umumiyetle inicidir.) mes'ut.) "yeni bol" cömert. ferâh-âstîn (f. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir.i. kutlu. nevâ'da rast beşlisi.) feragat sahibi. sevinçli. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan.feragat (o.s. şad).b. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan.dügâhtır. 2.s. -feşân (a. toplanma. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını.) 1.b. ferâhet (f.i.) 1.s. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. açık. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. ferah-efşân. yayvan. ferah-efzâ.f. vazgeçme.b. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. ferah-bahş (a.-fezâ (a. bol.s.s. sevinci artıran.) ferah saçan. sefih.f. ferah (a.) ferah artıran. sevinme. [bkz. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir. 2. ferâh-dest (f. (bkz: tahaşşüd). geniş.s. ferah (f. 2.s. [maddî manevî].) güler yüzlü.) gönül açıklığı.Acem. geniş yer.i. Şuh.) 1.s.i. nota içerisinde geçen yerlere konur.) el açıklığı. ekseriya karışık bir surette kullanılır. meşhur bir çeşit lâle. mutlu. geniş ağızlı. se-gâh'da ferahnak beşlisi.) ağzı geniş.b. Bu diziler. birikme. neşe ile. 2.b. ferah arttıran. 2.b. vazgeçecek kadar zengin olma.çargâh. ferâh-dehen (f. ferâh-gâm (f.) meşhur bir çeşit lâle. Hesâb-ı ferah geniş tutulan hesap. iç açıcı. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. ferâgat-kâr (a. (bkz. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir. el çekme.b. el genişliği. bahtiyar . eli geniş.) bol bol.s. cömert. geveze. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.i. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur.s. ferah-nâk (a. toplu. sevindiren.) şan ve şeref. Bununla . Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur.i.si küçük mücenneb bemolü konur. ferâhem (f.s. safâlı. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir.s. ferah-âver (a.) sevinçle.) ferah getiren.) ferah bağışlayan. ferah ferah (f.b. fetâ). istirahat. genişlik. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. şen ve hafif mevzular. Bu diziler kullanılırken.s. geniş geniş. müsrif. çalçene. savruk.) 1.i. sevinç. muz.i. sahî). genişlik. hakkından vaz geçen. bolluk. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder.b. gönüle açıklık veren.b. sevinç veren. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. 2.b. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. 3. ferâh-engîz (f. sevinç veren. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.f.b. devşirili.) eli açık. ferâhî (f.zf.

kabir.) unutma. [aslı "firâset" dir]. şahıs.c.i. fürûc) 1. buyruklar. (bkz: nisyân). Bî-fercâm 1) sonsuz. ferâiz (a. Acem-aşîrân.i.i.) 1.). altı. rast. kişi.s. ferîd ve ferîde'nin c. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].s.i.) "son.) bot. ferâmûş (f. unutma. odalıklar. (bkz. fercâd (f.) anlayışlılık. sin.i. ferâh-ebrû). ferbiyûn (a. ferâmûşî (f. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa . gelecek zaman. ferc-ül-bahr zool. yaramaz. üstü olmayan. ferbâle (f. Güçlü -dördüncü derecede olan.f. besili.i. (bkz. ellilik. fermanlar. öbür dünyâ. ferâşet-i şerife vekili Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi. etli. çabuk seziş.b.i. yarınki gün. nîm hisar. ferbiyûniyye (a. çatlak. atî. ferâhûr (f. topluluk. erkek adı. dügâh. ferah-nümâ (a.) 1. fer'an (a. dişilerde tenasül âleti. ferâmûş (f. feraset (a. ferâşet-i şerife beratı Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. kadın adı.i.s. 2) faydasız. Eshâb-ı ferâiz mirasçılar. (bkz: mülahham).) 1.) Türk müziğinin şed makamlanndandır.s. sütleğengiller. yalnız olan şey. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. aralık. yataklar. şâyeste). kibirliler. akıbet yeri" mezar. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir.) "ferâmûş" un hafifletilmişi.) pervane [gece kelebeği]. (bkz fariza). ferâiş (a. 2 .b.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş.) semizlik.) âlim ve fâzıl [kimse]. 4. feride). uygun. ferâşe (a.) semiz. ferda (f. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.i. hatırdan çıkma. Dizisi umumiyetle inicidir.bir mürekkep makamıdır ki.i. yarın.i.) Kabe süpürücüsünün hizmeti.b.b. akıbet. ferâh-rev (f.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk. ed.) acele ve geniş adımlarla yürüyen. ferd-ül-ferd ikiye bölünemeyen sayı. tek beyit. 4. 2. fercâm-gâh (f.s. 2. çift olmayan.f. menfaat. ferd j (a.b.i. avret. ferah-zâr (a. çargâh.) 1. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. Ferâine (a. ferâmîn (a. son.i. ferbih (f. Ferâine-i Mısriyye Mısır Firaunları. Mısır'ın eski hükümdarları. (bkz: müfred). tek olan sayı. denizanası. ertesi gün.i. efrâd) 1. Nâ-fercâm faydasız. meç. 2.). âhiret. 2. çardak. elde hiçbir numunesi yoktur. fir'avn'ın c. (bkz: encam). 2. ferâh-rû (f. günün ertesi.) bereketli yıl. ferş'in c.i.zf. Firaunlar.rast'tır. ferâh-sâl (f. uğursuz.) .) 1. ferbihî (f. (bkz: firâset).i. ferâid (a. 1910'da H. öbürgün.beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır. ferd-i âferîde hiç kimse. kıyamet. fayda. 2. ferîd. ferâiz-i dîniyye dînin farzları. oda hizmetçileri. eşi bulunmayan.b.) etrafı pencereli yaz köşkü.i. kürdî. fercâm (f. [kelime. edep yeri. ürünü bol olan yıl. (bkz: çespan.i. 3. gururlular.i.) ikinci dereceden olarak. 2. Bed-fercâm sonu kötü. şer'î miras ilmi. farîza'nın c. tek. yarık. ferbâl. fermân'ın c.) münâsip.i. Feraset (a. ferc (a.) 1.i.s. ut yeri. 5. 3. neva.c. toplu. döşemeler.s.

) 1. memnun. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati.i) 1. Tâ-be-fer-dâ kıyamete kadar.i. ferdiyye (a. ferfere (a. kederden. tekparmaklılar. Ferezdak (a. 3.) 1. perissodactyles.i. Ferengîs (f. çalçene.i.i. hafif meşreplik. efrâs) at. ferden-ferdâ (a. kokmuş. 2. fergande (f. individuel. [ikincisi] kadın adı. Sa'saa oğlu Galib'dir.i. temkin. fr. Farsça lügat kitabı.) 1. (bkz: vahdâniyyet).) teklik. neşeli. hipopotam.) fert fert. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. akıl. erkek adı. ferfâr (a. i. Feres-i a'zam astr. . teklik. sekizi Arapça.) 1. fr. siyasî. atgiller.) 1. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. Asıl adı "Hemmâm" dır. [Allah'ın vasıflarındandır . ferdâniyye (a. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç.) fert fert.) savaş. Car-ree de Pegase. kavga. yıl 1945. 2. individualisme. (Gencîne-i Güftar). kederden. tek şey. beygir. individualisme. (bkz: ferd-â-ferd). edebî bir gazete. hüner. feres (f. ferdiyy-ül-esâbi zool. fr.olmak üzere yayımlanmış. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. in-dividualite.s. fena koku. Seri III.i. ferdâniyyet (a. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati.i. 2.s. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. Feres-i ekber astr. Ferec Ba'd-eş-Şidde 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. Islâh-ı nefs-i feres at cinsinin ıslahı. 353).h.i.i. ["vakar" zıddı]. darlıktan sonra gelen sevinç. En-dîşe-i ferda yarını düşünme. (bkz: gîsû). ferdî. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. ferec (a. (bkz: perhâş).) birlik. oyun. fertle ilgisi olan.i. zafer.) fels.zf. [birincisi] erkek. ferhâş (f.c. (bkz: esb). tek tek.b. Sayı 4-5. fr. bireycilik. Feres-i asgar astr. neşe. ferhân (a.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.i. feres (a. 2. geveze.i.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. Ferhâd (f.) zühre. erkek adı. ferdâ-yi kıyamet kıyametten sonra.) sevinç.) 1.) farfara. ferhat (a. edep. fr. birlik. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. sevinçli. ilmî. fergand. (bkz: ferden-ferdâ). tek tek. lât. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. marifet. 2. 3. ferhâl (f. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. Pegasus. gam.s. darlıktan sonra gelen sevinç. ferheng (f. satranç oyununda at.) Cebrail'in atı. (bkz: hayliyye). 2. 2. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. babası.i. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. (Türk Dili Belleten. gürültücü. ferd-â-ferd (a. ağzı kalabalık. (bkz: Feres-i a'zam). i.f. (bkz: vahdâniyyet). feres-ül-bahr su aygırı. farfara. teselli. ferdiyyet (a. patırtıcı. feresiyye (a. tasa ve sıkıntıdan kurtulma.i. akılsızlık. 2. şen. s. feres-ül-hayât (a. bilgi. Tay. sah. aslen Basra'lıdır. h.h.i. fr. 2.zf.) zool. (bkz: ferih). Hz.) 1.i. eşsizlik.

üstün. ferhunde-tâli' yaver. . fer'iyye asılla ilgili olmayıp. sevinçli olarak. katılaşmış [şey].i. Fermân-fermâ hüküm süren. Hükürn-fermâ hükmeden.i.) buğday tanesinin olgunu. Ferîdûn-fer (f. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. kibirli.a. dizilmiş inci. emir buyuran. ferîk (a.) topluluklar. çok değerli inci. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. (bkz: firişte). ferîk-i sânî tümgeneral. s. ferhunde-re'y (f. Lâkabı Ferruh'dur.s. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. sihirbazlık.) falı kutlu.) Feridun gibi şanlı. kutlu. eşsiz. insan topluluğu.s.i. [bkz: feleki sâmin). pâdişâh fermanı. uğurlu. mübarek. buyruğu.i. ferma (f. fer'e mensup olan.Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un.) reyi mübarek. iki taraf. ferîkayn l' (a. 2. feride (f. berat. ferîd-üz-zemân asrın. kıyas kabul etmez. kutlu. cemâat. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır]. ayrıntılı. emreden.s. (bkz: ferîd-üd-dehr). nişan). kıymeti.b. süren.i. Feridun (f-h-i-) l. meymenetli.) sevinçli.i. pâdişâh fermanı.b. kutluluk. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. zamanının bir tanesi. Ferkadân (a. ferhunde-gî (f. fermân-ı âlî.c. fer'î.b. [ikincisi] kadın adı. donmuş. [birincisi] erkek. ferih j (a. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. buyruğu.) astr. tek. mutlu.) ayağı uğurlu [olan].) 1.s. ferd'den c. (bkz: tevki'.b. fer'î zil-yed huk. korgeneral.b. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. ferhunde-fâl (f. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. i. uğurluluk. hüküm süren. 2.) l askerî kolordu kumandanı. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk.) [aslı "fırişte" dir]. s. ferhunde (f. feride (a. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. bulundukları yerden doğup batarlar. ikinci ferîk = tümgeneral]. hükümdar fermanı. kadın adı. ferîk-i evvel korgeneral. mes'ut. avcı kuş.b.s. 3. ferkad (a.s. emreden. öğütülecek hâle gelmişi.) iki askerî fırka.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. ferîd. ferik (a. ferişte (f. ferâid) l. 2.) zamanında tek olan. ferman (f-i-) emir. ferhunde-sâl kutlu yıl.) mübâreklik. ferîd (f. 2. pâdişâh fermanı.s. buyrultu. erkek adı.) kendi reyiyle hareket eden. ferîd-üd-dehr (a. ferih fahur iftihar ederek.i. tümgeneral.i. ferhunde-pâ[y] (f.a. 2.i.i. ferîd-ül-asr. buyruğu. eşi bulunmayan. âmir. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç. ferhest (f. ferîkan ("ka" uzun okunur. mes'ut. (bkz: ferhân). 2. büyü.c.s. a. 2.) 1.) sihir.) 1. kutlu. sekizinci gök. kadri ulu olanın fermanı) meç.) astr. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi.s. [birince ferîk = korgeneral. eşi olmayan. zamanın bir tanesi. gururlu [kimse]. ölçüsüz. uğurlu olan. buyuran. buyruk.

b.s. yeryüzü. (bkz: ma'tuh.i.i. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. (çok eski. fertûtî (f.i.i.b.s. i.) fermanberlik. (ferş-i) sâl-hurd çok eski. pâdişâh. ferşiyye (a. yaygı. pâdişâh fermanı. 2.) 1. 3. fermân-berdârî. şilte. fersah (a. irâde.s. taş ve şâire döşetme. bahtı açık. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü.a.) fermanı.b. fermâyende (f. -beri (f.) 1.s. fernâs (f.s.b. çok yaşlı. ferruhî u (f. döşemeci.) ümmet. ferman-dih (f. fermûde (f.i. (bkz: ferseng). fermana uyarlık. 2. mahveden. fertûte (f-S-) pek ihtiyar.) fermana uyan. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu. emretme. fermâyiş-i şal şal siparişi. şaşkın. sahra.s.) 1.s. pîr.) aldığı emri yerine getiren. süpürücülük. fermân-ber (f.) döşemecilikte kullanılan malzeme. fermân-berdâ (f. ferseng (f. emri yürüyen. mübarek.b. yıpranış. s.) fersah. hükmü geçen.b. .b. (c.b. kutlu çocuk. sipariş. emir.).) bunakçasına.s. ferman. ferruh-zâd (f.i. fürüş) yayılan şey.i.) 1. buyruğu. hüccet.s. fersude (f. fermâyiş (f. fersah fersah bol bol. ferşiyyât (a. fermân-revâ (f.i) firar.) 1.i.i. emrolunmuş. fernûd (f. emir.i.a. fermân-fermâ (f.s. ferruh-fâl (f. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi. Bermû-de-i fermûde emrolunan nesne.fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. yıpranmış elbise.) yıpranmış. döşeyen. yoran. ferş'den. pek çok.) delil. pâdişâh fermanı. kutlu. gaflet. hayırlı.) 1. furûş. buyurma. uğurluluk.i.) 1. 2. halı.i) 1. Kâbeyi süpüren.i. ısmarlama. yırtık. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. seccade. fertût.) meymenet. (bkz: fermânfermâ. fersûde-pîşânî (f. (bkz. erkek adı.) mevki ve şeref sahibi kimse. yayma. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. (bkz: fermân-dih). ferruh (f. eskimiş.) aşındıran. eski. fermân-revâ).) ferraşlık. ferruh-kadem (f. uğurlu evlât.s. -fersâ (f.i. kutlu olan. şerefe. fersûde-gî (f.i. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu.s. 2.) emri kabul edilen. (bkz. halî'-ül-izâr). pâdişâh fermanı. eskilik. Min-el-ferşi il-el-arş fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme.). buyruğu. bunaklık. bunak. kaçma. fersân (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. bu-yurulmuş. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. gafil.) ayağı uğurlu. ferş (a. Tâkat-fersâ takat bırakmayan.döşeme.) döşeme işleri. ferrâşî (a. ferrâş (a.i. kır. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. 2. üç millik bir mesafe [denizde]. Câme-i fersude eskimiş. pîrezen).) emir veren. kocamış. fersûd. fertût-âne (f. fermân-dih). 2. Taharnmül-fersâ tahammül bırakmayan.) talihi uğurlu. takatsiz düşüren.i. uğurlu. şaşkınlık. 2. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). 3. ferr (a.) fersûdelik.i. halı. Kerr ü ferr saldırma ve çekilme [savaşta]. fermend (f. 2.b.i. fersendâc (f. buyuran. hizmetçi. (bkz: mübarek). hasır.) pîrlik. 4.b.s. buyruğu.zf. aşınmış.

ibn). fesâr (f. f e' s uli (a. ferzend'in c.s. gürültü.i. feryâd-nâme (f.b. (bkz: efsâne). 3. efsâne). arabozanlık. masal. ferve-i beyzâ beyaz kürk.s.) günah işleyenler. fesâd -j (a. kürk kaplı elbise. feryâd-res (f.) fesatla karışık. zararı icâbettiren.i. ferzend-âne L (f. çağrışma.c. ferz (f. ferzend-i bevvâb bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. fesâdât (a. ferve-i murabba' çaprazları mücevherli. (bkz: efsâr). ferzend-i sipahi tar. 2. feryâd-hân (f. yaygara.).c. 2.b. ferzend-i âb suda yaşayan hayvanlar. (bkz: fesâne. hikâye.b. füûs) iki yüzlü balta. (bkz. gürültülü. ötmesi. ferverdîn (f. 2.) 1.) 1. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.i. (bkz: figan).i. fesâd-ı mi'de mîde bozukluğu. (bk ferz).b.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup.i. ferzâne-gî (f.) bilgi. fâsid). ferzendân) oğul. feryâd-ı andelîb 1) bülbülün feryadı. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad.) l. ferzâne-gân (f.i.) asılsız hikâye. Erbâb-ı fesâd eşkıya. asılsız şeyler söyleyen.zf.) fesatlar.i. makbul hayvanların postu. feseka (a. fesâdât) 1. fesân (f. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. fıskıyye'nin c.s.) feryâdedenin imdadına yetişen. sapkınlar. anlaşmazlık. ferzin ji (f. feylesof.) 1.b. ferzend-i âftâb yakut. çürüme. bozukluk.s. oyunbozanlık eden.) satranç oyununda şahın müşaviri. ferzend-i ercmend şerefli çocuk.i. kürkü tilki. dağılma.i. fesâne-perdâz (f. dağıtma. feryâd-bahşâ (f. ferzân (f.) masal ve hikâye düzen.) kürk.i. hakîm. S. fesâkî (a.b. feryâd-nâk (f. bozulma. tas.s.s) fesat karıştıran.s. . bilginler. bozulma. 2.i. (bkz: mahdum. kötülük. vezîri suretinde kullanılan bir taş. fesâd-ı ahlâk ahlâk bozukluğu. suyu. bileği taşı (seng-i fe-sân). hava kabarcığı. 2. ferzend-i hâver yakut. feryâd (f.s.i. fesâd-ı te'lîf ed.) feryâdet-tiren. düğmeleri murassa' olan kapaniçe.) yardım isteyen. çürüklük. fesede (a.b. yazı. bir cümlede tertibin. ferzend-i çavuş Tar. fesâd'ın c.). fenalık. ferzâne'nin c. 3.i. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses.b. Mecûsîlerin melâikesi.i. bozma.) patırtılı. fesâd-ı dimağ delilik. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. fâsid'in c. 2. masal.) 1. ferzend (f. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi].s. bağrışma. fesâne (f.c. sızlanma.s.ferve (f.i. şikâyet.) oğula yakışacak surette.) yular.i. ferzâne (f. fesh (a. kabı atlas.i. bilgili [kimse]. üstünlük.) çocuklar.) ilim ve hikmet. çocuk.i.b.) âlimler. veled. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına. alıngan. fitne. ferve-i semmûr samur kürk.) 1. bahar mevsiminin ilk ayı. fesâd-engîz (f. 4. fâsık'ın c. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. fesâd-âmîz (f. ferzendân (f.

şıpırtı. fethateyn (a. Lâ-fetâ illâ Alî Ali'den başka yiğit yoktur. Sahrâ-yı fesîh geniş. 2. fetih hakkında yazılan kasîde. feth-i kelâm söze başlama. feth-i Konstantiniyye istanbul'un II. bir mahkemenin verdiği karan.s.c. feşil (a. feth-nâme (a. 2. fütûh. hükümsüz bırakması. 2. hışıltı. fetha-i hafife e okutan üstün. feveran. zaptı.c.c. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn).) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. fetîle-i giysû saç örgüsü. fetha'nın c.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri.. Mehmet tarafından fethi. delikanlı. vınlama çıkaran. fethiyye (a. efsâl. fetâ (a. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. fütuhat) 1.i. feşâr (f.i. çürütmesi. feth-i İslâm Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. mert. (bkz: ferâh-dest.i. faşâfeş (f.f.b.b. (bkz. feşâfeş-i tîr okun sesi. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. 2. fısırtı. fethî.i.s. 4.) hışırtı. fetâvâ-yi âlemgîrî bütün âleme yayılan fetvalar.c. sahî). korkak.) saçan.c. açılma.s. feth (a. feşfeşe (f.i.s. fe-sübhân-Allah (a. fityân) 1. ["efşân" muhaffefi]. gibi]. [ sûre-i feth innâ fetahnâ-leke sûresi].). fetîle (a. feşâfeş-i derya denizin fısırtısı. Meydân-ı fesîh geniş meydan. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti. açma.i. 2. erkek ve kadın adı. fısırtı. otopsi. feşâfeş-kâr (f. . feth-i nıübîn açık.i. fetehât) 1.c.) 1.c. fesh-i i'lam huk. feth-i bâb kapının açılması. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. yiğit. kuşatma. fesh-i mukavele mukavelenin. fetehât (a. fetâvâ. feşâfeş-i daman eteğin hışırtısı.i. 3. [e] olarak okunması. efşâl) cesaretsiz. 2. saçıcı. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. fisâl) zir. atılan okun havada çıkardığı ses. sübhân-Allah). fesh-i şirket şirketin dağılması.) 1. fısırtı. (bkz: efşân). c.s.fesh-i ihbar eko. yaralara konulan tiftik. füshat'den) geniş.. 2. cömert. genç. fetâvî (a-'. yüreksiz. açık.). lâmba fitili. fetha (a. 3. feterât (a. fesîh (a.) müftünün verdiği şer'î cevaplar.i. feth-i müşkilât zorluklan çözme. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. (bkz: bed'). îlâmı hükümsüz bırakma.c. aşikâr zafer. üstün "e" okunmasıyla]. bir harfin üstün. -feşân (f.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. fetha-i sakile a okutan üstün. fetret). zaptetme. eli açık. Zer-feşân altın saçan. 4. (bkz: zafer-nâme).s.) hışmı. fesi (a.) sıkıcı. anlaşmanın bozulması. örgü. delik. sıkan. serpen.fetvâ'nın c. huk. (bkz. feth-i meyyit ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi.s.i. Âteş-feşân ateş saçan. fetret'in c. başlama. feth ü kıraat [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma. (bkz: küşâd). feth-i bilâd şehirlerin istilâsı. açık sahra.) l. fetîl. fethe mensup.

4. fevc fevc bölük bölük. [damar] vurma.i. fevehân) güzel koku.) çiçek ve meyva kokulan. (bkz: fitret).) güzel kokular.b. fevâih (a. kazançlar. erkek adı. fevha'nın c.). fevh (a. (bkz: fâris). yemişler.c. fânûs'un c. fevc (a. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar.kaynama. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi.) güzel kokular. fevâsıl (a. fevâkih (a. (bkz: fâhir. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. fevâid (a. (bkz. fevehât (a. fitne'den) 1.) atlılar.i.c.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı.s. mihenk) taşı. fâtiha'nın c. Bâb-ı fetva.i. 2. (bkz.c. fâide'nin c. fevâhir (a. zamanı. takım. (bkz. 2. fitne ve fesada teşvik eden. 3. Cenâbıhak. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. fasıla).s. fetva (a. fetvâ-penâh (a. müftünün bulunduğu resmî dâire.f.(bkz. fevâiz (a. fâih'in c.i. açan.i. kârlar.i. Dâr-ül-fevâhiş umumhane (genel ev). 2.b. zafer kazanmış. reft). mehek (mehenk.).fetîle-i hacer bot. akın akın.s. fetva odası. faydalar. feveran l. fevâyih (a. fettâne (a. 2. (bkz: fâide).). fevâkih-i lezize lezzetli. fevânîs (a. fahişe). fâci'in c. fettâh (a. fevâih). fâzıla'nın c.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm.s. biniciler. fâyiha'nın c. fâhire).s. menfaatler. 2.b. fevâid-i me'mûle umulan faydalar.i. (bkz: fatiha). i. feterât) 1. oynak [kadın!. fettan (a.(bkz: fanus). fevâris (a.) meyvalar. (bkz. fâsıla'nın c. üstün gelmiş. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti].i.c. Şeyhülislâm kapısı.) fatihalar. 2. dağ keteni. fevâzıl (a. fevâci (a. fettâk (a. cemaat. kahbeler.i. fetvâ-emîni (a. faiz).i. fettâh-ı nur (nur açan) Allah.) 1.) ahlâksız kadınlar.t. fetvâ-hâne (a.i) apansızın adam öldürme. za'f. kerem sahibi olan Cenâbıhak. gönül alıcı. (bkz: fâci'). fetk (a. fâkihe'nin c.i. fevc-â-fevc takım takım. fetvâhâne-i âlî mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş. 3. fetâvâ. fett (a. müftülük.). uyuşukluk. fevâtih (a. feth'den) 1.i. (bkz. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. fetret (a.f. fettâh-ı kerîm iyilik etmesini seven. [pusla odası. fâhişe'nin c. kullarının kapalı işlerini açan.i. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. hek.i. ayarlan. fevha (a.i. 3.). fâris'in c.).i.).c.i. fâhire'nin c. 4.i. [su] . Devr-i fetret fetret devri.s. iki vak'a arasındaki zaman. fenalık yapan. efvâc) bölük. kanlı katil.i.i.) . fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. (bkz: mısdak). fâiz'in c.s.) 1. fetheden. tatlı meyvalar. (bkz: bâb-ı fetva). fevehât) güzel koku. fevehân fevh'in c. fevâhiş (a. 3. galeyan etme. cazibeli. fuzalâ). fennî bir dergi.

i.s. üstünlük. fevvâre-i bedâyi' güzellikler fıskiyesi. feyfâ'nın c.i. bolluk. içi çok temiz. fil çobanı. genişlikler. manevî]. akıllı kimse. suyun taşması.c. feverân-ı zaman zamanın taşkınlığı. feylesof (a. umulandan çok.b. kalender kimse.b.) tabiat üstü.) 1.) içinden su fışkıran şey. fevk-al-âde bütçe fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. fevriyye (a.s. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II.f. fevk-i işba' fiz. pek çok. zafer. i. 2. feyâfî (a.f.zf. utku.) 1. (bkz" fîl-bân). 3.i. 2. tar. kurtuluş. kurtuluşla ilgili. 3. fevk (a.fışkırma.i. fevvâre i (a. (bkz: mevt). aşın doyma.) çöllerde ilerleyen. fr. feyfâ' (a.it. feyiz (a. aşmerime. feverân-ı gazeb kızgınlığın patlak vermesi. yer yüzü. fevziyye (a.c. feyezan (a. üstünde. fevz i (a.) 1. füyûz).) galiplik. taşan [sel].i. fevren (a. enginlikler. felsefe ile uğraşan. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). fazlalık. i. 2. fevk-al-mu'tâd alışılmıştan. içi çok temiz. fevk-as-serâ (a. insanüstü. olağanüstü. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. fevz u nusret zafer.) büyük. fevvâre-i âb-ı hayât abıhayat fıskiyesi. fevkani tahtani altlı.) boşluklar.zf.b.) çarçabuk. fevk-al-me'mûl ümîdin dışında.i. 3.s.b.i.zf. kadın adı. filozof. fevri.s. üst insan.) kargaşalık. üstlü.) üst. feyhâ (a. fevkani ("ka" uzun okunur. feyiz.b.i. kaçırma. feyiz. düşünmeden yapılan [hareket]. feyyâz-ı mutlak Allah. [müen.i. üstte olan. 2. i. göğe ait.) susuz çöller. haddinden fazla. (bkz: dehrî). dinsiz. yol alan. feyâfî) düz. felâsife) 1.) hadden aşkın.i. engin. anar-chique. üst taraf.) fels.s.) âdetin üstün de.i. 2. fevk-i zeveban fiz. fevt-i fursat fırsat kaçırma. feverân-ı âb su fışkırması.) 1. fevk-al-me'mûl (a. feyyâz-ı kudret Allah. fevzâî (a. a. geniş olan. birdenbire. Allah.) son derecede.) 1. 4.s. yukarıda bulunan.i. çarçabuk. fevk-al-beşer (a. feyyâl (a. feyhâ'nın c.) file bakan kimse. s.) umulanın üstünde. feyâyih (a. fevk-al-arz arzın. 2. fevk-al-hadd (a. [hiddetle] köpürme. Ale-l-fevr derhal. i. fevk-al-âde (a. fevt-i nâgehânî ansızın ölüm. anarşi.s. anarşist. sahralar.zf. feyezân-ı Nîl Nil'in taşması. duyulmadık.) zaferle. fevzâ (a.c. âlim. fevt (a. feyfâ-neverd (a.) toprak üstü.) kargaşalıkla ilgili. kaygısız. çok cömert [kimse]. erkek adı. 4. çok cömert [kimse]. susuz kumlu çöl. fevk-al-gaye ("ga" uzun okunur. toprağın üzerinde. birdenbire. fevk-at-tabîa (a.s. bereket ve bolluk veren. 2. . elden çıkarma. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme. feyyaz (a. (bkz: feyz). 4. derhal. görülmedik.i. selâmet. fıskiye. büyük sahra. feverân-ı dem kan fışkırması. fevzî (a. fevr (a.) birdenbire. ölüm. coşması.) acele. fevzâviyyet (a.i.s. yukarı [maddî.s. her zamankinden başka. taşan [sel]. a.i. çöl yolcusu. "fevkiyye"].b. rahat yaşayan.) 1. hemen. (bkz: kafr).

. hulâsa. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa.s. feyzâ-feyz (a. bereketli. (bkz. cümleler. bölümler. fıkarât-ı arziyye anat. ilerleme. "uzay. sağrı omurları. 2. ilim.s. fıkarât-ı lâtife lâtif. hulâsalar.f.i. çokluk. fezâ[y] (f-s. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında. fıkarât cıü (a. feyiz bulucu. icmaller. alan. muhtasar.s. sağrı omurları. bolluk.s. fıkarî (ü (a. fezleke-i târih târih hulâsası.s.) artıran. uzaysal. feyz-i tabîî tabîî olan bereket. feyz-i safa safânın.f.) feyiz arttıran.f. bolluk. çoğaltan.) feyiz eriştiren.b. feyz-i câvidân ebedî feyiz.]. devamlı bereket.) feyizli. 2. fezâ-yı vatan vatanın fezası.) feyiz bulan.s. kuyruk omurları. yer. netice.i) 1. feyz-efzâ (a. gür. ucu bucağı bulunmayan boşluk. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. Ferah-fezâ ferah artıran.) ziyâde. 3. paragraflar. özetler. fezaya ait. feyiz. irfan. feyz-âver (a. 4. özeti.s.) feyizli.s. Feyz-i atî (geleceğin feyzi. 2. fıkarât-ı kataniyye anat. fıdda (a. feyz ü rif'at bolluk. fıkarât-ı us'ûsiyye anat. boyun omurları.s. suyun taşıp akması.) 1. dünyânın sonsuz olan genişliği. nukra).) feyz ile dolu olan. dayanamama. fıkarât-ı rakabiyye anat. fıkarât-ı acziyye anat. (bkz: sîm.erkek adı. verimlilik.) fezada giden. sırt omurları. 2. küçük hikâyeler.b. füyûz). fezâyişte (f.b. fezleke (a.b. fıkarât-ı zahriyye anat.) [aslı "fekarî" dir].i. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. ilerleme.f.i. bağırıp çağırma. verimliliği.b. gürlük. 2.s. fazlalık. kıssalar. (bkz: fıkra).i. feyiz alanı.b. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler.i. ümitsizlik.) 1. vatanın uçsuz. feyzdâr (a.s.b. fezâ-yı feyz feyiz sahası. geniş ova.s.) 1. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf. feza ile ilgili. [füyûzât. feyz-bahş (a. feza (a. fezada dolaşan. bel omurları. fasıllar. 3. olan füyûz'un c. hayret veren.) zayıf hüküm. 4.) fezlekeler. Hayret-fezâ hayret artıran. korkma. hoş hikâyeler. 2. geniş saha. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. feyz'in c. çok.f. fezleke resmi [evvelce] huk. neşenin feyzi. istidatlarına göre. çoğalma.i. feyz-i neş'e bahşâ neşe verici bolluk. feyz-yâb (a. fezleke'nin c. omurga kemiklerinin boğumlan. yükseklik. özet. 3. fıkariyye ıü (a. bereket ve bolluk getiren.) [aslı "fekariyye" dir].f. feyz-nâk u (a. feyyil (a. fıkra'nın c.) gümüş. inleyip sızlanma.) feyiz bağışlayan. huk. fezâî (a. bucaksız gökleri. feyz-i mukaddes a'yân'ı sabitenin. bolluğu. feyz (a. fekariyye).c. (bkz: fekarî).f. feyz-resân (a. feza' ji (a. 4. fazla.s. 1. kısımlar.) feyiz getiren.b. fezâ-neverd i (a. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. (bkz: efzâ). fıddâ-i hâlise hâlis gümüş.f. gürlüğü) İstanbul'da.b. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler.) 1. fezâlik (a.i. bereket veren. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme.

i.i.) oruç bozan. şeker bayramı. zihin açıklığı. firak) 1. 2. fıtra (a. Mâlikî. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. fr. kıtlık.i.i) çocuğu.) karadut. fıkdân-ı hassâsiyyet psik. fısâd (a. zihin darlığı. "arpa.s. (bkz: fıkhî). firkateyn (a. cennetler. . 2. fıkdân-ı nukud para darlığı. 7.c.f. (bkz: fasd). bulun-mazlık. dinsizlik. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. söyleyen.). çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. fırsat (a.anemie. fırka'nın c. 2.].s.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. fıkra-hân (a. îman etmeyen fırkalar. madde. [aslı "fekariyye"dir]. şerîat ilmi. fıkıhla ilgili. 3. (bkz: fakd). fıkhî i (a. (bkz: fatk).) hikâye okuyan. fıkdân-ı imkân imkânsızlık. 2.) ["fıkhî" kelimesinin müen. fırsâd (a. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i sünnet mezhebine (Şafiî. aboulie.i. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. (bkz. fa-tânet). alaylar. fıkdân-ı dem fizy. fıkh (a.i. fusuk) 1. îd-i fıtr ramazan bayramı. hainlik. şeriatın usul ve hükümleri.i. insan kalabalığı. apathie. takımlar.c. [kitap veya eserde]. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. [aslı "fekariyye"dir].i. tümen. 3) kuru üzüm. sapıtmış. 3.s. fıkıh. chronique. aşk. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. fıtâm (a.) 1. fırka-i askeriyye tümen.i. bölükler. (bkz: sada-ka-i fıtr). Müslüman grupu. kalabalıklar. fıkra (a. fırak-ı siyâsiyye siyâset. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka. ahlâksızlık. kısım. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı.i.). fıkıh (a.) kan alma.) 1. 4. darlık. kıssa. fıkariyye-i süfliyye zool. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. Hanbelî) göre. (bkz. fıkhiyye (a.i. firak (a. kansızlık. fısk (a. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. fıtnat (a. Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı.i. omurga kemiklerinden bir boğum.) yokluk. tanısızlık. 6. paragraf. 5. 4.) fıkıha ait. fıkdân-ı temyiz fels.i. fesâkî) suyu. 2) arpa. fr.i. aşağı omurgalılar. Allah'a karşı isyan etme.c. zeyreklik.c. fıkh). [adam]. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka.b. 2. 3.i). fıkarât) 1.fıkariyye-i âliyye zool. yazılmış kısa bir haber. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. fırka (a. 2. sefahate dalma. gazetelerde. yavruyu sütten kesme.) 1. grubu. bend. fıtık (a.i. 3. yüksek omurgalılar.f. fursat). fıtr (a. fr. damardan kan çıkarma. kadın adı. partiler. fr. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. duyumsamazlık. siyâset partisi. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. (bkz.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. masal. fıskıyye (a.i. 2. (bkz: fücur). fıkdân-ı elem acı yitimi. bölüm. tümenler. agnosi. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyye psik. fıkdân-ı nakd para darlığı. fasıl. (bkz: fakr-üd-dem). ["gabâvet" in zıddı]. kısa hikâye. fıkdan (ii (a. politika partileri. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. omur.

figan-ı tîz yüksek feryad. (bkz: feda). tabîat. fr. bağırtan. kıymetler. . bayağı fikir.) yıkılmış. Mef'ûlün fîh "-de" hâli. düşünce.i. zihin. 7. düşkün. üstün kimseler. fidye-i necat kurtulmalık. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].c.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. cemâat. akıl. 3. güruh. fiat (a. yıkık.i.s.i.) fels.).c.e. düşürücü. fihris (a. fahl'in c. -figâr (f. fi zemâninâ (f.i.zf.i.i. büyükler. (bkz: fikr).s. nativûisme fî (a. maksat. rey. fıtrî.i. -figen (f.s. fikr-i ferda yarının fikri. fıtriyye (a. c.i. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. kavgalı. fehâris) 1. fihâl (a.) 1. idrâk.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. bölük.) yara.) itibarlı.) bahalar. (bkz: feryad). fî-i aslî asıl değer. 5. (bkz: efgende). düşünce. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. fikr (a. figan-perver figan ettiren. oy. bozucu fikir. Fîhi Mâfih (o şey ki onun içinde) Hz. kuruntu.zf. (bkz: efgâr). fidye (a. şimdiki zaman içinde. kıymet. figan ("ga" uzun okunur. 2. fî-i kat'î son fiat. yanlış bir şeyi düşünme. fikir. nüfuz ve itibar sahibi kimseler. fıtriyye (a. ficâ (a. 2. fiat) taife.c.) ıztırap ile bağırıp çağırma.c.s. f. fihris). değerler. fî'nin c. 6. (bkz: ef'âl).) fıtrî olarak. niyet. fidye.) yaradılış. yaradılıştaki.zf. fedaî). çekişme olan. fi'l'in c. fihâm (a. değer. zihin tasavvuru. fiat) fiat. [yapma kelimelerdendir]. Mâ nahnü fîh konuştuğumuz. Bed-fiâl kötü işler işleyen kimse. fie-i kalîle az cemâat.) bir esiri kurtarmak için verilen şey.i. (bkz: efgen). fidâ (a.i. indeks. huy. yıkıcı.s. figâr (f. (bkz.i. fikr-i fâsid bozuk. fî (a.) ansızın. fikr-i galat yanlış düşünce. efkâr) 1. fihrist (f.cü. can kurtarma akçesi.i.i. murad. (bkz: seciyye. birdenbire.) işler. Dil-figâr yüreği yaralı. 2. [evvelce] târihin başına konurdu. düşünce. müteessir. düşüncesi. (bkz: cerîha).). Allah kerîm. yaradılıştan.) yaralı. fie (a.s.) " onda. figan-ı tîz-i heves arzunun yüksek feryadı. ameller. fikr-i âteşin ateşli fikir. içinde. mizaç. ve e. fahîm ve fahm'ın c. -fîh (a. fiâl (a. ya sonuna konulan cetvel. fi 20 Teşrîn-i evvel 20 Ekimde. efkâr). [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. takım.) atıcı. doğuştancılık. ulular. inleme. fî-i carî geçer değer. olacağı. (bkz: fücâ).fıtrat (a.i. incinmiş. 4. Mü-nâziun fîh hakkında münâkaşa. zan. -figende (f. fidâî (a. tînet). [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. baha. eşyanın adlarını gösteren defter. fikir (a. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. fî-i maktu biçilmiş kıymet. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. inanma. hatır. (bkz. içinde" mânâsını verir.zf.) tabîî.) zamanımızda. fî-emân-illâh (a. fikr-i amiyane alelade.) çok kuvvetli.i. kârlar. fıtraten a.

fikriyye mensup. fi'l-i rivayet gr. fi'l-i meçhul gr. fi'l-i şenî (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına . "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım. intransitif... koşabildim. içmek. fikriyyen (a. düşünerek meydana getirilen [şey]. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. gibi].. -e siniz" katılarak yapılan fiil. fi'l-i gayr-i müteaddî gr. vatan düşüncesi. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. faili. kuralsız fiil [yemek. [yazmış idi. i.. fikirle ilgili. gibi]. fr. nesne tümleci alan fiil [yemek. geçmiş zamanda olmuş. sona erdirme. fi'l-i istimrarı gr. gibi].c. imiş... fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. [birincisi] erkek. gibi]. tek kökten yapılan fiil [olmak. gülme.. efâîl) iş. içmek. fikret (a. dileme kipi [sevelim. fi'l-i iane gr. 2. fi'l-i iltizâm gr. fi'l-i gayr-ı kıyâsı gr. davranma fiili. *eylem.zf.) fikir. giderim. fil (a. füyûl) bilinen büyük hayvan.fikr-i garâib-perver garip şeyler icâdeden fikir. oturmak. gibi]. fikren (a.. fikr-i vatan vatan fikri. fi'l-i mutavaat gr.. fi'l-i kıyâsî gr. morfemi ile yapılır [geleceks e. fi'l-i iktidarı gr. koşabilmek. basit fiil. fîl (a. geçmiş zamanda olmuş. fi'l-i intihal gr. fi'l-i mürekkeb gr.) 1. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. edilgen fiil [yazılmak. düşünce. verbe accompli. gibi]. fi'l-i basît g r. "-i hâli" alan geçişli fiil. -e sin. [ikincisi] kadın adı. .c. sevişmek. faili. *etgen fiil [yemek. kip ki. yardımcı fiil [idi.. sevmiş imiş.. gizli fikir. efal. fi'l-i hikâye gr. fi'l-i niyyet gr. fi'l-i mün'akis tepke. dönüşlü fiil. fikret). fi'l-i hayr iyi iş. fr. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. kip. fikr-i takib peşini bırakmama. açılmak. kutsal düşünce. zihnen. fi'l-i rnâ'yûb ayıplanmayı gerektiren davranış. olumlu fiil. fi'l-i müteaddî gr. gelmek. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga. gibi]. kötü iş.i. vereceks e. fi'l-i lâzım gr.i. fi'l-i müşareket gr. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. işteşlik fiili [koşuşmak.. fr. intiha fiili. düşünce ile olan işler. fi'l-i menfî gr. bakakalmak. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. [uyumak. 2.i.i. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. ise. zf. fikr-i sabit saplantı. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. reflexite. fena iş. idee fixe.) fikir ile. gibi]. gibi]. fikriyyât (a. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. kaidesiz. kaideli. fi'l-i ma'lûm gr. fıkr-i muzmar dışarı vurulmamış. hem hâle. fiâl. (bkz: fikr). fr. düşünerek. fi'l-i muzâri' gr. okumuş idi.. düşünce bakımından. fikr-i mukaddes mukaddes fikir. gibi].. c. fi'l-i mukarebe gr.. birleşik fiil [yazabilmek. gibi].c.. öznesi bilinen fiil. gibi]. niyet fiili. gitmek.. sürerlik fiili [gide durmak. fi'l-i müsbet gr. gibi]. fi'l-i mezmûm gr. efyâl. geçişsiz fiil. çekesin. erkek ve kadın adı. emir sîgasının sonuna "-elim. zina ve livâta. gibi]. fikrî. olumsuz fiil. "-i hâli" almayan fiil. amel. gibi]. yeresiniz. içmek. fi'l-i şartî gr. gibi]. Hayât-ı fikriyye düşünce hayâtı. verbe intentionnel. kâr. gibi]. fi'l-i cevheri gr. (bkz. öznesi bilinmeyen fiil.c. iş'den işlemek. fi'l-i mazi gr. düşünce âlemi. f r.) fikir. gibi].

[bilâ davet neseb sabit olup nefy ile neseb nefyolun-mayıp lâkin laan ile nefy olunur]. (bkz: fürûsiyyet). yiğitlik. misâldeki gibi. filiz rengi. ayrılma. sıkıntı. filizzât (a. doğrusu. 2. sonunda.) hayırlı iş. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım. filizzî (a. gerçekten yapılan iş. ) aslında.i. firâş-ı sahîh fık. sevmeliyim. (bkz. külçe.b. filizz (a. (bkz: feraset). harâset.) bot. fî-nefs-il-emr (a. fi'len zî-medhal huk.) kaçak.) nihayette. filizzât-ı ma'deniyye coğr. hakikaten. filizzât) 1. ayrılık. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim.i. fi'l-i vücûbî gr.zf. fi-l-hayr (a. savuşma. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. Hem-firâş zevce. fılizz'in c. fi-1-vâki (a. filâhat (a. gerçekte.) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume. erimiş bakır. zirâat). at yetiştirme bilgisi. feyyâl).) hakikatte. gibi]. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para.b. firari (a. fiil-cümlesi. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. halı. açık yeşil.i.. fi'liyyât (a. kalay.zf. döşek. fi'l-i ta'cîlî gr.) hakî-katte. keder.i.i) 1. fi-1-mesel (a. etkincilik.. efniye) 1.zf. Leyl-i firak ayrılık gecesi. binicilik. firâd (a. görevi. fi-1-cümle (a. ferd'in c. c. Hizmet-i fi'liyye ilk askerlik vazifesi.i. şimdi. fürüş) 1. eritilip temizlenmemiş olan altın. gerçekten.s.zf. hemen. 2. fi'liyye (a. yatak. bakır.zf.) vakıa. Firâ