P. 1
DHARMA

DHARMA

|Views: 481|Likes:
Yayınlayan: TC Müfit Tosyali
IYF Yoga Teacher Training Program, Research Paper
IYF Yoga Teacher Training Program, Research Paper

More info:

Published by: TC Müfit Tosyali on Oct 20, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/20/2013

pdf

text

original

Sections

2

Ç NDEK LER

Tesekkür…................................................................................................................................................................................................................ 5 Özet .......................................................................................................................................................................................................................... 7 1. Hint Felsef esi .................................................................................................................................................................................................. 9 a. Veda’lar Dönemi ........................................................................................................................................................................................10 b. Destanlar Dönemi.....................................................................................................................................................................................15 c. Sutralar (Darsanalar) Dönemi ................................................................................................................................................................16 d. Sastralar.....................................................................................................................................................................................................29 2. Dharma ............................................................................................................................................................................................................31 a. Gita’da Dharma .........................................................................................................................................................................................33 b. Hint Dharması ...........................................................................................................................................................................................36 c. Dharma’nın Yapısı .....................................................................................................................................................................................38 d. Dharma’nın Çesitleri.................................................................................................................................................................................39 e. Diger Felsefe ve Dinlerde Dharma ........................................................................................................................................................40 3. Sonuç..............................................................................................................................................................................................................42

Kaynaklar ...............................................................................................................................................................................................................45

3

4

... Tesekkürler…

“Mavi daglar bizzat mavi daglardır; Beyaz bulutlar bizzat beyaz bulutlardır.”

Zenrin Kushû
5

6

Özet
“Kendimize biraz daha derinden baktıgımızda, uyumlu, mutlu ve daha saglıklı bir yasamın cevaplarını bulabiliriz.”

7

8

1. Hint Felsefesi
Dharma’nın ne olduğunu anlamak için
önce Hint felsefesini anlamak ve bu felsefe içersinde dharma’nın yerini konumlandırmak gerekir. Hint felsefesi, yaşamın temel sorunlarını çözmeyi ve bu yolla yaşamı daha yaşanılır hale getirmeyi amaçlar. Fiziksel, zihinsel, ruhsal acılara karşı koyup bunların nedenlerini anlamak için uğraşır. Acının nedenlerini bulmak, olanaklı en iyi yaşama ulaşmak için zorunlu görülmüştür. Hint felsefesine göre; kişinin “olduğu” ve “olmak istediği” ile “sahip olduğu” ve “sahip olmak istediği” arasındaki boşluk acıya neden olmaktadır. Kişi yoksuldur; eksikliğini duyduğu zenginliği ister. Bu onda “acı”ya neden olur. Kişi ölümün kaçınılmazlığını bile bile ölümsüzlüğü ister; bu kaçınılmaz durumdan korkmaktadır. Bu ondaki acı”nın kaynağıdır. Sorunun çözümü açıktır: “olan” ile “olması istenenin” bir kılınmasıdır.

9

a. Veda’lar Dönemi;
Veda’lar Dönemi;
1. Veda-samhita'lar a. b. c. d. Rg-veda Sama-veda Yajur-veda Atharva-veda Veda’lar Hint felsefesinin ilk izlerinin bulunduğu kutsal metinlerdir. “Veda”, “yüce, kutsal bilgi” demektir. Bu bilgi dört “Samhita”da, yani ayrı özellikte tanzim edilmiş dört koleksiyonda bir araya getirilmiştir. Daha sonraki yazılanlar bir ilave şeklindedir. Ezoterik bilginin esasını Veda‘lar teşkil eder ve tamamıyla geçmişe bağlı bir üslubu vardır. 2. Brahmana'lar 3. Aranyaka'lar 4. Upanisad'lar On kitaptan her biri, bir “Mandala” (çember) olarak bilinir. Yaklaşık 10.600 mısradan oluşan bu eser önceleri sözlü olarak

biliniyordu, daha sonra yazılı hale gelmiştir. Rg-veda, dış görünüşü ile bir sürü tanrılardan ibaret olan bir ilahi sistem ve yaradılışla birlikte evrenin yapısını anlatan hikâyeler topluluğudur. Aryan ırkının getirmiş olduğu tanrı isimleri ve bunlara ilişkin nitelik-

(1) Veda-Samhita'lar (a) Rg-veda,
Veda-samhita'ların en eskisi “Rg-veda Samhita”dır. Batı’da Rigveda (RV) olarak bilinir. 1.028 tane ilahi on kitapta toplanmıştır.

ler, Rg-veda'nın içinde daima tekrarlanmaktadır ve sistematik olarak incelenmesi oldukça zordur. Aryan'ların batıdan gelmiş oldukları, dinsel anlatımlarında açıkça ortaya çıkar. “ ndra”, “Agni”, “Mitra”, “Varuna”, “Soma” gibi tasvirler, Zerdüşt öncesi ran dininden alınmıştır.

10

Bunlara ilaveten

ndus medeniyetinden

(b) Sama-veda
Sama-veda 1.810 mısradan oluşur, iki kısımda toplanmıştır. Genellikle Rg-veda'dan alınmış bazı ilahilerin müzik eşliğinde okunmasını sağlar.

almış oldukları Ana Tanrıça tasvirlerini de kullanarak karmakarışık bir hiyerarşi oluşturmuşlardır. Bu hiyerarşinin üstünde Aditi vardır. Ana Tanrıça sayılabilen bu tasvir ile sınırsız bir kavram anlatılmak istenir. Agni ve Soma (kozmik ateş ve su), sınırsızlıktan doğmuştur. Bunların oluşması ile de ndra ortaya çıkmıştır. ndra kozmik güç ve kudrettir.

(c) Yajur-veda
Yajur-veda, mabette mihrabı tanzim eden ve kurbanı kesen rahip sınıfı için hazırlanmış iki kısımdan ibaret bir Samhita'dır. Bu koleksiyonda, kurban kesilirken nelerin yapılacağı ve hangi sözlerin söyleneceği anlatılmaktadır. Metin, Rg-veda'dan alınmış bazı pasajların ayin şeklinde hazırlanmasından ibarettir. Bu üç Samhita, “trayi vidya” (üçlü bilgi) olarak kabul edilir. Daha sonra bunlara ilaveten dördüncü bir Samhita derlenmiştir.

Yapısında Agni ve Soma bulunur. Varuna da Aditi'nin bir ürünüdür ve ndra'ya nispetle ikinci dereceden kozmik bir gücü temsil eder. Varuna'nın yardımcısı gibi gözüken Mitra ve Aryaman birlikte yaradılışta rol alırlar. Burada son derece basite indirgemeye çalıştığımız bu hiyerarşi Puruşa'nın meydana gelmesine kadar karışık bir biçimde çeşitli ilavelerle çoğaltılmaktadır. Puruşa, insanın özü’dür. Bir bakıma ruh kavramı ile eşdeğer sayılabilir.

11

(d) Atharva-veda
Atharva-veda ismi verilen bu koleksiyon diğerlerinden oldukça farklıdır. 731 ilahiden ve 19 düzyazıdan oluşan yirmi kitap halindedir. Atharvan rahiplerinin maji çalışmalarını düzenler. Atharvan'lar en üst rahip sınıfı olup, ateşi yakmak ve kutsal suyu kullanmak imtiyazına sahip tek seçkin kişilerdir. Zerdüşt öncesi ran'daki “Mogh” rahiplerini andırırlar. Agni'yi kullanabilen ve Soma'yı içebilen bu rahipler, bir majisyen olarak, ndus havzasının bilgilerini Aryan'ların batıdan getirdikleri seremonilerle bağdaştırarak bir sistem kurmuşlardır. Atharvan'ların güçlerini müsbet olarak kullanmalarına karşın, Angiras'lar karanlık güçlerle çalışırlar. Atharva-veda her iki majisyene de hitap edecek tarzda yazılmıştır. Atharva-veda Samhita'nın yazılması, Brahmana Samhita'larının derlenmesine yol açmıştır.

(2) Brahmana’lar
Brahmanalar, rahip sınıfının üst kademesinde bulunan ve babadan oğula intikal eden Brahmana'lar tarafından yazılmıştır. Brahman, kast sisteminde en soylu kişidir ve kutsal bilgiyi alabilecek kapasitedeki yegâne sınıftandır. Brahman, topluma örnek olan ve aynı zamanda toplumu yöneten bir rahiptir. Brahman “her şeye nüfuz eden ve etrafa yayılan, kendiliğinden var olmuş kudret” anlamına gelir. Brahmana Samhita'lar, dört Veda-samhita için yazılmış dört kısımdan ibarettir. Her biri ait olduğu Veda kitabını açıklayıcı karakterde olup rahip sınıfının anlayacağı bir üslup ile yazılmıştır. Bunlara tefsir kitapları da denebilir. Rg-veda için iki Brahmana yazılmıştır. Daha doğrusu, iki ayrı tefsir ekolü vardır.

12

Sama-veda için yazılanlar önemsizdir. Yajur-veda için yazılan Brahmana'ların sayısı oldukça fazladır. Kurban ayinini düzenleyen “Adhvaryu” rahipleri tarafından hazırlanmıştır ve bu konu üzerinde rahiplerin varmış olduğu bilgiyi gösterir. Atharva-veda için bir tek Brahmana vardır; Gopatha. Bunda da Atharvan rahiplerinin majik çalışma usullerinde elde ettikleri formüllerin kullanılış yerleri yorumlanır. Veda'lar ile Brahmana'lar arasında gayet bariz bir fark vardır: Veda'larda hakim olan fikir, düzenlenen âyinin veya yapılan faaliyetin gayesi tanrıların lütfuna mazhar olmaktır. Dua ve kurban daima bu tanrıları hoşnut etmek ve kişinin yakarışını duyurmak için yapılır. Brahmana'larda ise rahiplerin bütün gayesi, istenilen sonucu sağlamak için bu tanrıların vasıflarına sahip olmaktır. Dinsel ayinler, dualar, kurbanlar ve diğer bütün çalışmalar, uygun ortamı yaratıp ilgili

tanrıyı o işi yapmaya mecbur kılacak durumu sağlamak için yapılır. Tapınan insanın dinî yakarışları, majiysenin bilimsel çalışmalarıdır. Halkın dua ettiği tanrılar, majisyen için süptil güçlerdir.

(3) Aranyaka’lar
Brahmana'lardan sonra, daha ezoterik bilgileri ihtiva eden Aranyaka'lar yazılmıştır. Bu derlemeler bilhassa ormanlık bölgelerde inzivaya çekilen rahipler için yazılmıştır. Aranyaka'ların gizli bilgileri ihtiva etmesi sebebiyle bu metinleri ancak Brahman sınıfından olanlar okuyabilir. çlerinde seremonilerin, kurbanın, kutsal sözlerin, v.s. ne anlama geldiği ve ne sebeple kullanılacağı anlatılır. Ayrıca, inzivaya çekilen rahibin tanrısal yetenekler kazanabilmek için ne yapması gerektiğini gösterir. Bir bakıma teknik el kitabına benzerler.

13

(4) Upanişad'lar
Ondört Upanisad, yazılıs tarihleri itibarıyla üç bölüme ayrılır:
1. Aitareya Upa. (RV) 2. Kausitaki Upa. (RV) 3. Çandogya Upa. (SV) 4. Kena Upa. (SV) 5. Taittiriya Upa. (YV) 6. Brihad-aranyaka Upa. (YV) 7. Svetasvatara Upa. (YV) 8. Isa Upa. (YV) 9. Prasna Upa. (AV) 10. Mundaka Upa. (AV) 11. Katha Upa. (AV) 12. Maha Narayana Upa. (AV) 13. Mandukya Upa. (AV) 14. Maitrayaniya Upa. (AV)

çıkarmak, okuyanın yeteneğine kalmış bir iştir. Bütün bu eserler, “Sruti” olarak kabul edilir. Yani, mülhem olan, içerden duyulan şeylerdir. Tradisyona göre, Aryan'lardan

Vedalar’ da felsefe adına en fazla şey bulunan bölümler Upanişadlar’dır. Aranyaka'ların yazılması, Upanişad'ların ortaya

çıkmasına vesile olmuştur. Kelime olarak “Upanişad”, öğreten kişinin yanında oturup alınan ilave bilgi anlamını taşır. Bu bilgi, hakikati gösteren gizli öğreti şeklindedir. Ezoterik olması sebebiyle, sadece gizlice öğretilmesine ve yalnız seçilmiş kişilere bahsedilmesine izin verilmiştir. Bunların sayısı ikiyüzü aşkın olmasına rağmen, içlerinde ezoterik bir karakter taşıyanı yalnız onüç ondört tanedir. Bir görüşe göre, bunların 108 tanesi geçerlidir, diğerleri ise uydurma ve sonradan yazılmadır. Upanişad'lar ezoterik bilgiyi bazen sorucevap şeklinde, bazen de hikayeler tarzında gayet ince bir üslûp kullanarak verir. Bu diyaloglardan ve hikâyelerden gerekli özü

önce “Muni” sıfatını taşıyan üstün kişiler gerçek sessizliği bilerek bu hakikate vakıf olmuşlardır. Bu sessizlik, bütün dünyevi arzuların durulmasıyla ortaya çıkar ve kişiyi kendi benliğiyle baş başa bırakır. Bu benlik, asıl (öz) benliktir. Dünyevi arzuların “gürültüsü” içinde asıl benliğin sesini duymak mümkün olmaz. Aryan'lar bunları örnek alarak kendi aralarında “Rşi” denilen bir sınıf yaratmışlardır. Bu Rşi'ler sayesinde Brahman'lar kutsal yazıları elde etmiş diye kabul edilir. Sruti'lerin dışında önem taşıyan diğer eserlere de “Smriti” denir. Yani, hatırlananlar ve anlatılanlar.

14

b. Destanlar Dönemi;
Vedalardaki bilgelik gizli, kıskançlıkla korunan bir geleneğin parçasıydı. Dolayısıyla bu metinlere pek çok insan ulaşamıyor, ulaşanlar da genellikle bir şey anlamıyorlardı. Bu açlığı gidermek, kutsal geleneğin düşüncelerini aktarmak için öykülerden, şiirlerden (Smriti - hatırlananlar ve anlatılanlar) oluşan yeni bir gelenek yaratıldı. Smriti bir bakıma şeriatı belirler. Bunları şöyle sıralamak mümkündür;

(5) Purana'lar (Eskiyi Anlatan
Hikâyeler),

(6) Niti-sastra'lar (Ahlaki Yazılar).
Bu öykülerle şiirlerin toplandığı iki derleme özellikle önemlidir; Mahabharata ile Ramayana. Mahabharata’da Hint ülkesinin ele geçirilmesi anlatılır. Bu yapılırken de her yönüyle bir yaşam kılavuzu; dine, felsefeye, topluma, siyasete hatta hekimliğe dair bir kılavuz verilir. Mahabbharata'nın altıncı kitabında geçen Krişna'nın görüşleriyle ilgili kısım,

(1) Vedanga'lar (Telaffuz, Vezin,
Etimoloji, Gramer, Astronomi, Seremoni),

Bhagavad-Gita (Kutlu Ezgi) ismiyle bilinir ve çok önemli bir pasaj olarak kabul edilir. Gita, insan ile evrenin yapısını açıklar. Yedi kitaptan oluşan Ramayana'da eski kral Rama'nın efsanevi hayatı anlatılır. Sita ile Rama’nın kişiliğinde kadın olmakla, erkek

(2) Smarta Sutra'lar (Kaideler), (3) Dharma-sastra'lar
Kitapları), (Kanun

(4) tihasa'lar (Meseller),

olmaklığının örneği sunulur.

15

c. Sutralar (Darsanalar) Döne1. Nastika Darsana'lar a. Lokayata - Carvaka'nın ögretisi b. Jaina - Mahavira'nın ögretisi c. Buddhi - Siddhartha'nın ögretisi 2. Astika Darsana'lar a. Vaisesika - Kanada'nın ögretisi b. Nyaya (veya Aksapada) Gautama'nın ögretisi c. Samkhya - Kapila'nın ögretisi d. e. Yoga - Patanjali'nin ögretisi Purva Mimamsa - Jaimini'nin ögretisi f. Vedanta (veya Uttara Mimamsa) - Badarayana'nın fikri

tradisyona bağlı kalarak ortodoks yolu seçmişlerdir. Asıl ayrıldıkları nokta, Veda edebiyatının ilahi bir kaynaktan mı geldiği ve tahrif edilip edilmediği şeklindedir. Nastika (heterodoks) yolu seçenler, ilahi olmadığını ve zamanla değişikliğe uğradığını iddia ederler. Astika (ortodoks) yolu seçenler de ilahi ve hatasız olduğunu savunurlar. Bu kutuplaşmalara her dinde rastlamak mümkündür.

mi:
Destanlar Dönemi’nin sonlarına doğru gerek dünyanın gerek insanın felsefece yapılmış dizgeli açıklamalarına rastlanır. Bu dönemde, tradisyonun değişik açılardan tekrar ele alındığını ve yeni bir anlayış ve görüş ile yorumlandığını anlamaktayız. Bu aşamada çeşitli “Darsana’lar, yani konuyu ele alış ve konuya bakış biçimleri ortaya çıkar. Bu dizgeler bütünüyle felsefi çabalardır. Bu dönemdeki felsefe okullarının bir kısmı Vedaların yetkesi ile yanılmazlığını kabul eden ortodoks (astika) okullar, bir kısmı da bunu kabul etmeyen ortodoks olmayan (nastika) okullardır. Nastika Darsana'lar Veda'ları revizyonist bir açıdan ele alır ve radikal bir tutumu vardır. Astika Darsana'lar ise daha ziyade

(1) Nastika Darsana'lar
Buddhacılığın, Jainacılığın, ayrıca Carvaka Okulu’nun sutraları, ortodoks olmayan (nastika) sutralardır. Çünkü bunlar Vedaların ne yanılmaz olduklarını kabul ederler ne de Vedaları yetke olarak kabul ederler. Bunlardan Carvaka Okulu bütünüyle maddeci olan, ruhsallığa izin vermeyen bir Felsefe okuludur.

16

(a) Lokayata - Carvaka'nın
“Karma”, fiil veya hareket anlamına gelir. Suurlu bir varlıgın her hareketi, ister iyi, ister kötü olsun, mutlaka bir bedelin ödenmesini gerektirir. Bazen bu hayattaki Karma, bir sonraki hayatın bedelini teskil eder. Veya bu hayattaki lâyık olunmadan kazanılmıs gibi görünen bir durum, bir evvelki hayatın Karma'sına bedel teskil etmektedir. öğretisi Bu görüşe göre, tek öz maddedir ve madde ile bunun hareketinden kâinat meydana gelir. Kâinat, birbirine bağlı olan maddi formlardan oluşan bir yapıdır ve devamlı değişim halindedir. Ruh veya benlik denilen şey, şuurlu canlı bedenin faaliyetlerinin bir yekûnudur. Hakikati bilmek, ancak hisler vasıtasıyla duyulan şeylerin idraki sonunda mümkündür. nsanın hayattaki gayesi mutlu olmak ve ıstıraptan uzaklaşmaktır. Bu maksatla, iyilik yapmak mutluluğu, kötülük ise ıstırabı getireceğinden, mutluluğun elden gitmemesi için daima iyi davranmalıdır. Bu kavramların dışında başka birşey yoktur Carvaka'nın öğretisinde. Brahman sınıfı tarafından da reddedilmiş olduğundan kimseye etkisi olmamıştır. öğretisi

(b) Jaina

-

Mahavira'nın

“Jaina” öğretisi, Vardhamana Jnatriputra Mahavira'ya atfedilir. Buddha'dan az önce yaşamış bir bilgedir. Mahavira'ya göre mükemmel insandan daha üstün bir varlık yoktur. Bu mükemmelliğe erişmek için doğumölüm çemberinden kurtulmak gerekir. Kâinatta iki çeşit varlık grubu vardır: Canlılar veya ruhlar (jiva) ile cansızlar. Tabiat güçleri, bitkiler, hayvanlar ve insanlar birinci gruba aittir. Uzay, zaman ve madde de ikinci gruba. nsanı doğum-ölüm çemberine iten şey “Karma”dır. Kanunun meydana getirdiği olay da “Samsara”dır. Yani; yaşamak, ölmek ve yeniden doğmak. Bu çemberden kurtulmak için kişinin “Jina” olması gerekir: Bedenin getirmiş olduğu engellerden kurtulup hürri-

Rg-veda'da “Samsara” kavramı
yoktur. Samsara fikrine ilk olarak Upanisad'larda rastlanır. Bu da bize Aryan ırkının yerli halktan etkilenerek yeniden dogus fikrini kabul ettiklerini gösterir.

17

yete ulaşan kişiye Jina (muzaffer, fatih) Gautama Buddha (MÖ. 563-483) “Jaina” ögretisinin asıl düzenleyicisi olarak bilinen Mahavira ile aynı dönemde yasamıs olan Buddha digerine nispetle hakkında daha fazla bilinen bir “Ksatriya (Brahman sınıfının bir altında olan)”dır. Kuzeydogu Hindistan'da yasamıs olan Buddha‘nın ögretisi zamanla Asya'nın birçok yerinde taraftar toplamıs ve batıda bile popüler olmustur. Asıl ismi Siddhartha olan Buddha, uzun tefekkürün ürünü olarak ihtirasların getirdigi ıstırabın kökünde cehaletin yattıgını idrak ederek; kurtulusun zihin disiplini ve dogru yasayıs tarzında oldugunu ögretmeye baslamıstır. “Buddha” (aydınlanmıs) unvanını da bu suretle almıstır. Buddhi öğretisine göre, bir insan öldüğünde şahsiyeti aynen kalmamakta ve beden, duyular, idrak, dürtüler ve şuur olarak beş kısma ayrılmaktadır. Böylece şahsiyet çözülmüş olur. Bunlardan “vijnana” (şuurun özü, bilginin tohumu), Karma kanununa göre denir. Jaina'cılar zamanla ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı (Digambara) son derece fanatik davranarak, bu doğum-ölüm çemberinden kutrulabilen kişinin hiçbir şey yememesi ve üstüne örtü bile örtmemesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Bunlar çıplak ve aç gezinip dururlar. Diğer grup (Svetambara) daha makuldür. Kurtuluşu manevi açıdan gerçekleştirmeye önem verirler.

belirlenen bir ananın rahmine düşer. Böylece yeni bir şahsiyet ortaya çıkar. Değişik şahsiyetlere bürünerek, asıl cevher hayatlar boyu Samsara çemberinde dolanıp durur. Karma'ya mecbur olmaktan ve Samsara'dan kurtulmak için kişinin “trişna”sını tamamen yok etmesi, yani bütün arzu ve tutkularından sıyrılması gerekir. Bu sıyrılış ile birlikte, kişi tekrardan bir şahsiyete bürünmez ve Nirvana'ya ulaşarak Samsara'dan kurtulur. Buddhi öğretisi de bu çözümü bulmuştur.

(c) Buddhi - Siddhartha'nın
öğretisi Nyaya,

(2) Astika Darsana'lar
Vaisesika, Vedanta Samkhya, okulları Yoga,

Mimamsa,

felsefece

çözümlemelerini Vedalara dayanarak yapan ortodoks okullardır. Nyaya Okulu temel olarak bilmenin araçlarını mantıksal çözümlemesiyle, Vaisesika Okulu da bilinen şeylerin türlerini çözümlemekle ilgilidir; Samkhya

18

Buddha’ya göre Istırabı

Okulu kişinin dış dünyayla ilişkisini araştırır. Yoga Okulu ben’in yapısıyla ve Saf Ben’e nasıl ulaşılacağıyla ilgilidir; Mimamsa Okulu bilginin öznel geçerliliğinin ölçütlerini soruşturur; Vedanta Okulu ise Vedalardın sonuç bölümleri olan Upanişadlar’a dayanarak gerçeklik ile bilginin ussal çözümlemesini verir.

ya” (umumilik), “Viseşa” (ferdilik), “Samavaya” (aslî tabiyet). Daha sonra bunlara ilaveten “Abhava” (yokluk) yedinci sınıf olarak kabul edilmiştir. Öz madde (dravya) ise dokuz biçimi belirlemektedir: “Prithivi” (toprak), “Apas” (su), “Vayu” (hava), “Tejas” (ateş), “Akasa” (eter), “Kala” (zaman), “Dis” (mekân), “Atman” (varlığın özü), “Manas” (zihin). lk dört biçim (toprak, su, hava, ateş), fizikî maddenin temel taşları olan atomları meydana getirir ve bunların kombinasyonundan da görünen âlem ortaya çıkar. Bu biçimleri tek başına kavrayabilmek mümkün değildir ama birleşmelerinden ortaya duyularla idrak edilen bir maddi form çıkmaktadır. Diğer beş biçim, daha süptil formların oluşmasına meydan vermektedir. Bu dokuz biçi-

dindiren yol Sekiz sekilde
gerçeklesir: 1. Dogru görüs 2. Dogru düsünüs 3. Dogru söyleyis 4. Dogru davranıs 5. Dogru yasayıs 6. Dogru gayret 7. Dogru idrak 8. Dogru tefekkür

(a) Vaisesika - Kanada'nın
öğretisi Kanada'nın asıl ismi bilinmez, bu takma isim kendisine atomlarla fazla uğraştığı için verilmiştir. Vaisesika öğretisine göre bir

Buddhi ögretisi eski ögretilerle karısarak, Hindistan’da, Tibet’te, Burma, Güneydogu Asya ve Japonya'da bir din haline gelmistir. Hindistan'da zamanla etkisini kaybetmistir. Bir sürü kollara ayrılan Buddhizmin bir dalı, “Zen” ismiyle batı dünyasının son zamanlarda dikkatini çekmektedir.

şeyin özelliği, o şeyde bulunan fakat gözle görülemeyen en küçük elemanların nitelik ve nicelikleriyle belirlenebilir. Bu zihniyet ilk önce kendisini atom teorisinde göstermiştir. Daha sonra da insana tatbik edilmiştir. Vaisesika öğretisine göre bu elemanlar altı sınıfa ayrılırlar: “Dravya” (öz madde), “Guna” (kalite), “Karma” (hareket), “Saman-

mi değişik düzenlerde ihtiva eden bütün şeylerde de altı sınıfın değişik özelliklerini

19

tespit etmek mümkündür. şte, Kanada'nın kâinatı analiz şekli bu yoldan olur. Daha Talebenin biri hocaya sormus: Buddha gelmeden önce dünya nasıldı? Cevap: (sinekligi havaya kaldırıp sessiz durur). Talebe: Buddha geldikten sonra dünya nasıl oldu? Cevap: (Hoca yine sinekligi havaya kaldırıp sessiz durur). Bu iki cevabı anlamayan talebe, gidip kendi hocasına durumu anlatır ve bu sefer aynı soruları ona sorar. Bu hoca da ilkinde cevaben sinekligi kaldırır, ikincisinde ise sinekligi yere indirir.” sonra Nyaya ekolünün etkisiyle; ilk üç sınıf (öz madde, kalite, hareket) bir şeyin varlığı için gereklidir, son üç sınıf da (umumilik, ferdilik, aslî tabiyet) bir şeyin tefriki için gereklidir, denmiştir.

Biz herhangi bir şeyi beş duyumuz vasıtasıyla idrak ederiz. Beş duyunun yeterli olmadığı yerlerde de sezgi yoluyla. Bunlara ait idrak bazen tam olmayabilir. Bu durumda, muhakeme yoluyla bir anlam kazandırmak gerekmektedir. Mukayese ise elimizde ilk başvurulacak yoldur. Bilinen mantıkî kıyas metotları dışında, Nyaya ekolünün getirdiği değişik bir usul de, tefrik etmekte kullanılan Sabda metodudur. Her kavramın, şeklin

(b) Nyaya (veya Akşapada)
- Gautama'nın öğretisi Nyaya öğretisi ise bilgi teorisi üzerinde durur. Bu ekolün kurucusu Gautama'ya göre, Kanada'nın tabiatı analiz edişi ancak mantıkî bir sistemle mümkündür. Bu sebeple, bize intikal eden bilginin nasıl ve nereden geldiğini iyi bilmek lazımdır. Bilgiyi alış şekli dört yoldan olmaktadır: “Pratyaksa” (beş duyu ve sezgi), “Anumana” (dolaylı anlam), “Upamana” (mukayese), “Sabda” (isimlendirme).

veya cismin bir ismi olduğundan, bu isim ve telaffuz şekli bize o şey hakkında bir malumat verecektir. Bu özelliğinden dolayı Nyaya ekolünün bilgi teorisi batı dünyasından, oldukça farklılık gösterir. Nyaya öğretisi zamanla Vaisesika ile birleştirilmiş ve gitgide Vedanta ekolünün metafizik ağırlığı altında önemini kaybetmiştir.

20

(c) Samkhya Zen üzerine yazılmıs eski bir siir söyle der;
Yürürken sadece yürü, Otururken sadece otur. Bunların haricinde, Sakın sallanıp durma. öğretisi

-

Kapila'nın

sonsuzdur, bağımsızdır, sabittir. Puruşa'nın saf şuur olması ve buna karşın Prakriti'nin şuursuz oluşu, ilişkinin doğmasına yol açmıştır. Bu ilişkiden dolayı, tabiatın görünen gelişimi ortaya çıkar. Puruşa'nın Prakriti'ye tesir etmesi ile önce “Buddhi” veya “Mahat” denilen ilk değişim ortaya çıkar. Buna “evrensel akıl” diyebiliriz. Fakat asıl anlamı, Puruşa'nın Prakriti üzerindeki ilk intibaıdır. Bu intibadan sonra, ikinci değişim olarak “Ahankara” belirir. Burada, “ferdiyet kesbetme hali” oluşmaktadır. Bu halin Sattva faktöründen Manas ortaya çıkar. Manas, “idrak ve akıl” anlamını taşıyor. Aynı halin Tamas faktöründen beş süptil element ve beş kaba element oluşur. Bu elementler önce süptil bedeni sonra da kaba bedeni meydana getiren yapı taşlarıdır.

Samkhya öğretisini ortaya atan Kapila, başlangıçta Upanişad'larda öne sürülen idealist tekçiliğe karşı çıkarak, tanrı kavramını devreye sokmadan kâinatı sentetik olarak incelemiştir. Bu görüş bir bakıma tanrısız düalizm olarak kabul edilebilir. ki esas vardır: “Prakriti” ve “Puruşa”. Prakriti, evrensel şuursuz prensiptir ve tabiatı oluşturur. Bu

Baska bir diyalog da söyledir;
Talebe sormus: Hergün yemek yiyip, giyinmek zorundayız. Bütün bunlardan nasıl kurtulmalı? Cevap: Yemek yiyip giyinerek. Talebe: Ne demek istedigini anlamadım. Cevap: Eger anlamadınsa, elbiseni üstüne geçir ve yemegini ye.

özelliğinden dolayı da devamlı olarak değişime tabidir. Prakriti, üç değişken (guna) ile belirlenir: Bunlar, “Sattva”, “Rajas” ve “Tamas” olarak bir denge halinde ise, ortada hiçbir belirti yoktur. Ancak, bu üç değişken faktör hiçbir zaman denge halini bulamadığından tabiattaki değişimler ve hadiseler zuhur etmektedir. Prakriti'nin bu denge durumunu bozan da Puruşadır. Puruşa, özü şuur olan aklî prensiptir. Kapila'ya göre Puruşa

21

Prakriti'yi olusturan üç “guna” su özelliktedir: Sattva, ısıgı, bilgiyi, aklı ve hisleri belirleyen prensiptir. Tamas, tutuklugu, baskıyı, pasifligi ve menfiligi belirler. Rajas, mücadeleci faaliyeti belirler. Bir baska açıdan: Sattva, idrak ve tefrik edilecek özelliktir. Tamas, bu idrak yolunu kapayıp örten engel perdesidir. Rajas da engelleri ortadan kaldırıp idrak yolunu açmak için gerekli aktivite veya güçtür. Rajas olmadıkça Sattva ile Tamas arasındaki bag kurulamaz.

Puruşa'nın tam olarak anlaşılması oldukça güç bir meseledir. Semitik anlamı ile “Ruh” kavramı, Puruşa ile eşdeğerli değildir. Bazen Puruşa’nın “tanrısal bir cevher” olduğu da iddia edilmiştir. Puruşa ile Prakriti'nin tam bir tarifini yapmak insanoğlu açısından mümkün değildir. Zira Puruşa'nın Prakriti'deki meydana getirdiği değişimlerin bir neticesi de insandır. Tamas faktörünün oluşturduğu sınırlı vasıtaları kullanarak, yine aynı faktörün medyana getirdiği tabiatın engelleri içinde bulunarak, insan kendini bir canlı (jiva) olarak mütalaa eder. Asıl varlığını idrak edebilmek için, bedeninin ve tabiatın engellerini aşması gerekmektedir.

leri ve çevrelerindeki dünya, aslını bilmesine engel olmaktadır. Fizik ortama yönelmiş benlik (jiva), bizi gerçek benliğe (atman) yönelmekten alıkoyar. Burada müessir olan faktör cehalettir (avidya). Cehalet, insanın dikkatini fizik ortamın Tamas unsurlarına iterek, gerçek benliğini sahte benliğinden ayırdememesine sebep olur. Bu tefrikten yoksun olan kişi, daima dünyanın kaba elementleri arasında bocalarken, sahte benliğin dürtüsüyle kendini ıstırabın kucağına atar. Kurtuluşun ilk adımı, kişinin asıl gerçek benliğinin farkına varmasıyla başlar.

(d) Yoga - Patanjali'nin
öğretisi ndus havzasında çoktan bulunmuş olan

Karma kanununa tabi olarak Samsara çemberine kapılmış insanların, fizik beden-

kurtuluşun yolunun sistemli olarak tekrardan ele alınışı, Patanjali ismindeki bir bilge kişi

22

tarafından sağlanır. “Yoga” ismi verilen bu Yoga'nın sekiz basamagı; 1. Yama (ahlaki yasaklar),
(negatiflerden arınma),

tipik belirtisi” olarak kabul edilmektedir. Bütün bu dini kavramların kökünde, insanın cehaleti yatmaktadır. Dünyevi arzulara esir olmakla, dini akidelerin maşası olmak ara-

öğretiyi bugün ancak onun yorumuyla ve Sanskrit lisanından öğrenmek zorundayız. “Yoga”, isminden de anlaşılacağı üzere, başıbozuk giden iki şeyin arasında bir uyum sağlayıp doğru yolu tutturmaktır. Zihin faaliyeti ile beden faaliyeti kontrol altına alınırsa, etrafımızı kuşatan hayal âleminden sıyrılıp asıl benliğe giden yolu bulabiliriz. Yoga Felsefesine göre “Atman”a ulaşmak, daha doğrusu insanın asıl benliği-nin farkına varması, kurtuluş yolunun ilk kapısıdır.

a. Siddetsizlik, b. Yalan söylememe, c. Hirsizliktan çekinme, d. Cinsel enerji kontrolü ve e. Açgözlülükten çekinme. 2. Niyama (ahlaki emirler) (pozitifleri güçlendirme), a. Temizlik, b. Iç huzur, c. Dayaniklilik, d. Çalismak ve e. Mutlak varligi algilamak. 3. Asana (durus), 4. Pranayama (yasam enerjisinin kontrolü), 5. Pratyahara (duyularin kontrolü), 6. Dharana (konsantrasyon), 7. Dhyana (meditasyon), 8. Samadhi (tefekkür).

sında bir fark yoktur. Kişinin asıl gören gözü açılmadıkça, ister zevk-ü sefaya dalsın, isterse ibadet için bir ilahın önünde yalvarsın, hiçbir değişiklik olmaz ve uykuda olanın rüyaları yine devam eder. Patanjali'nin Yoga-Sutra'larını incelediğimizde kısaca şunları görüyoruz: “Yoga, zihin faaliyetinin veya düşünce

Yoga öğretisinin gayesi tanrıya kavuşmak veya onunla birleşmek filan değildir. Zaten, bir “tanrı” kavramı Yoga'nın özünde görülmez. “Yogi”nin ilgilendiği şey tanrı değil kendisidir. Asıl benliğini bulmaya çalışmaktadır. Daha sonra onun ötesini. Bu bakımdan, “kişinin henüz kendini bilmez bir haldeyken, bir de kalkıp tanrıyla uğraşması cehaletin en

dalgalarının kontrol altına alınmasıdır. Ancak bu sayede kişi tabii haline ulaşabilir. Aksi takdirde kişi, kontrolsüz zihin faaliyetinin esiridir. Zihin faaliyetleri disiplinli bir çalışma ve nefse hâkimiyet ile kontrol edilebilir. Çalışmanın başlangıcında sadeliğe yöneliş, kutsal metinleri okumak ve kendini doğru

23

yola

adamak

gerekir.

Ancak

böylelikle

Yama: yalancı

Başkalarına olmamak,

zarar

vermemek, boşboğaz

aydınlanmamızı önleyen engelleri ortadan kaldırabiliriz. Bu engeller; • • • • • Cehalet, Bencillik, htiras, Nefret, Yaşama arzusudur. Tefrik etmesini bilen biri için hayatın getirdiği tecrübelerin hepsi hüsrandır.

çalmamak,

olmamak ve açgözlü davranmamak. Niyama: Safiyet, temizlik, haddini bilmek, tevekkül, nefsin isteklerini kırma, kutsal metinleri okumak ve doğru yola yönelmek. Asana: Rahat, sakin, sağlam ve sabit bir oturuş seçerek dış ve iç tesirlerden uzaklaşmak. Pranayama: Nefes alış – tutuş – veriş tutuş ritmini belirli bir düzene sokup ışığı örten engeli kaldırmak. Pratyahara: Zihni dış dünyanın tesirlerinden uzak tutup hislerin dünya ile olan bağını kopararak iç dengeyi tesis etmek. Dharana: Dikkatini bir şeyin veya bedendeki bir çakranın üzerine teksif etmek.

Çünkü insan, bu tecrübelerinde hep vasıta ile gayeyi birbirine karıştırmıştır. Bunun sebebi de cahil oluşudur. Cehaletten kurtulan, bunları ayırt etmesini bilir.

Bunun için şu yedi aşamadan geçmek gerekir;

24

Dhyana: Dikkatin teksif edildiği bu şey veya çakra ile zihin faaliyeti arasında kesintisiz bir bağ kurarak, düşünce dalgaları ile o şey veya çakranın sempatize olmasını sağlamak. Samadhi: Bu sempatizasyon bağından faydalanarak, dikkatin teksif edildiği şey veya çakranın gerçek anlamını, düşünce dalgalarını durdurarak zihne bir aydınlanış biçiminde intikal ettirmek veya zihni bu aydınlığın içine sokmak. lk beş aşama, hislerin üzerinde bir hâkimiyet kurulması için gerekli ön safhadır. Asıl “Bir ormanda bir agaç devrilse ve hiç kimse olmasa yine de ses çıkar mı?” işlem son üç aşamada olur ve bu yoldan direkt olarak bilgi alınır. Bu Samadhi aşamasında eğer şuur bu aydınlanışın etkilerini de kontrol altına alabilirse, zihin tam bir sükûnete kavuşur. Bu durumda zihin ile aydınlık aynı seviyededir ve yogi'nin zaman, mekân

ve cisim ile ilişkisi kalmamıştır. Bu gerçek Samadhi halinde yogi istediği bilgiyi alabilir, gerekli gücü sağlayabilir.”

(e) Purva Mimamsa – Jaimini'nin öğretisi Jaimini'nin öğretisi olan Purva Mimamsa ekolünde ele alınan konu, Samsara çemberinden sıyrılıp kurtulmak için yapılması gerekenlerdir. Jaimini, Veda'lara çok önem verir ve bunların ilâhi bir kaynaktan gelmeleri sebebiyle herşeyi izah ettiğini savunur. lâhi kanunları veren Veda'ları takip etmek yeterlidir. Jaimini, Brahmana'lardaki anlamı ile dinsel görevini yerine getiren kişi, sonunda Samsara'dan kurtulur der. Burada iman veya ahlak söz konusu değildir. Kişi, Veda’larda yazıldığı üzere, tanrılara adak adasın, kötülük yapmasın, bu yeterlidir. “Karmanuştâyin” denilen bu yaşayış, bir bakıma ot

Hui-neng

25

Vedanta'cıların metafizigini kavrayabilmek için iki terime önem vermek gereklidir: “Bireysel PrensipAtman” ve “Evrensel PrensipBrahman”. Bedene ve dünyaya baglı, Samsara'dan dolayı ortaya çıkan benlik jiva’dır. Jiva bir suur halidir ve daima degisime tabidir. Atman ise bu halin üstünde, bireysel olmanın ötesindedir. “Atman” ebedî ve degismeyen benliktir. “Atman”, hayatın özü veya hayat prensibidir. Kelimenin en eski anlamı “nefes”tir. “Brahman”, her bir tarafa yayılan

gibi yaşamayı gerektirir. Uttara Mimamsa (Vedanta) akımına oranla çok ilkel olan Jaimini'nin öğretisinde önemli bir husus yoktur.

Gaudapada da Mahayana Buddhistlerinden etkilenerek, ilk defa “Advaita-teklik” kavramına ağırlık vermiştir. Ona göre Brahman ve Atman birdir. Bu iki kavramı bir ikili olarak (dvaita) ele almak yanlış olur. “Advaita Vedanta” ekolünü asıl kuran şahıs ise Sankara'dır. 780-820 arasında yaşayan bu filozofa göre insan, çevresini mantıkî yoldan analiz ederken, nesneler ve öznelerden bahseder. Bunların arasındaki ilişkilerden yola çıkar ve bir hükme varır. Bu hükümler bize dünyanın dar anlamda

(f) Vedanta (veya Uttara
Mimamsa) - Badarayana'nın fikri “Vedanta” akımı, Veda'ların Upanişad'lardaki yorumunu ele alan bazı düşünürler tarafından yaratılmıştır. lk olarak, Badarayana bu alanda bazı fikirler öne sürmüş. Ardından çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bu görüşlerin hepsi, metafizik açıdan “Brahman” kavramını incelerler. Badarayana'ya göre, Brahman ve

ve kendiliginden var olmus kudrettir. Yaratan, “Prajapati”dir.
Brahman ise yaratandan da üstün, ama onunla birdir.

idrakinden gelmektedir. Dünya izafîdir, geçicidir ve bir bakıma hayaldir. Görünümden (maya) ibarettir. Bu görünüşe aldanıp hakikati dünyada aramak, cehaletten doğar. Cehaletten kurtulan kişi, bu görünümün arkasında olanı sezebilir ve ancak böylelikle “tat tvam asi”, “Sen O’sun” cümlesini anlar.

Atman birbirinden farklı iki kavramdır. Brahman'dan kâinat oluşur. Atman'dan bireyler

Dünya hayatına mecbur olan insan için kendine ait ne varsa Jiva‘dır. nsan, bu geçici benligi veya bedeni ile birlikte kazandıgı sahsiyeti olarak bilir kendisini. Asıl benliginin farkında degildir.

ortaya çıkar. Ama Atman'ın sebebi Brahman'dır. Bu görüşler, Mahayana Buddhistlerini oldukça etkilemiştir.

26

Brahman ile Atman'ın aynı oldugunu anlayabilmek için, önce kisinin geçici benliginin (jiva) cehaletinden kurtulması gerekir. Bu kurtulus (moksa) iki yoldan olur: “Sadya-mukti” (anî kurtulus), üstün seviyeli kisiler için bir yoldur ve dünyevi zevklerden uzaklasmıs olanların kendilerini hikmete (jnana: tanrı bilgisi) vakfetmeleriyle mümkündür. “Krama-mukti” (tedricî kurtulus), henüz dünyanın cazibesinden kurtulamamıslar için bir yoldur ve tefekkür, ibadet, dua ve dinî ayinlere yönelerek (upasana) gerçeklestirilir.

Dünya'nın etkisiyle değişime uğrayan ben Jiva'dır. Jiva'yı tefrik eden kişi, asıl benliği olan Atman'ı idrak eder. Bu idrak ile özne-nesne ilişkisini gerektirmeyen bir anlayış ortaya çıkmaktadır. “Tat tvam asi” formülünü bu anlayışla gören kişi, Brahman ile Atman'ın aynı olduğunu bilecektir. Brahman ile dünya arasında bir ilişki kurmak mümkün değildir, çünkü biri mutlak diğeri ise izafîdir. Fakat dünyevi açıdan baktığımızda, Brahman bu dünyanın sebebi olarak gözükmektedir. Sankara'ya göre, Brahman'a ulaşmak diye birşey olamaz. Zira Brahman ile Atman aynı şeydir. Kişinin Atman'ı tefrik etmesi için kendisini yüceltmesi gerekir, yok etmesi değil. Çünkü Jiva yok edilirse, Atman'ı tefrik edecek vasıta ortadan kalkar.

Bu tefrik halini yücelterek ancak Atman'ı bilmek kabildir. Sankara der ki, “eğer insan bu mutlak Brahman'ı idrak edemezse, onu kişileştirir ve svara (güçlü efendi) olarak anar.” Sankara, geçici benliğin yarattığı engeli ortadan kaldırıp, hakikatin tefrik edilmesinde bulur kurtuluşu. Ramanuja ise, varılacak hedefin tanrıyla münasebet kurmak olduğunu söyler. Bu münasebet, ibadet yoluyla olur. Dua ve ibadetin getirdiği iman ile sadakat, kişiyi tanrı sevgisine ve ilahi aşka sokar. Bu durumda, sezgi yoluyla tanrısal hakikate kavuşmak mümkündür. Bunun

sonunda, insanın kişiliği silinip kaybolmaz. Aksine, Atman olarak Brahman'da imanının karşılığını bulur ve ebediyete kavuşur. Vedanta ekolü, getirmiş olduğu tanrısal lütuf (prasada), iman (sraddha), ibadet (bhakti) gibi kavramlar ile kurtuluşu (mukti)

27

öğütleyerek, Bhagavad-gita öğretisini can“Visistadvaita” görüsünü ortaya atan Ramanuja'ya göre, Atman ve Brahman, ferdi ve bütünsel olmak üzere bir bütünü olusturur. Brahman, yoktan var etmemistir. Kâinatın ortaya çıkısı, bir çesit degisimin sonucudur. Yeni bir seyin yaratılması degildir. Brahman, kendisinde meydana getirdigi bir degisiklik sonunda, önce süptil bir ortamı olusturmus ve bu ortamdaki suurlu ve suursuz varlıkların daha yogun bir ortama itilmesinden de kâinatı meydana getirmistir. landırmıştır. Hinduizmi oluşturan dinlerin birçoğu, Vedanta felsefesinden etkilenmiş

durumdadırlar. Hindistan'ın batıda en tanınmış filozofu olan Ramakrişna (1836-1886), geçirmiş olduğu safhalar bakımından dikkate değer bir kişidir. Yedi yaşında başlayan öğrenme arzusu, onu sırasıyla önce çeşitli Hint dinlerine itmiş, daha sonra da slamiyet’e ve Hıristiyanlığa. Bütün bu öğretileri benimseyerek hayatı boyunca mistik vizyonlar içinde yaşamış olan Ramakrişna, elli yaşında kanserden ölmeden önce şunu ifade etmiştir: “Rama, Krişna, Şiva, Kali, Allah, sa'nın babası. Gördüm ki bütün bunlar tek bir tanrıya verilen isimler ve her bir yolu takip eden sonunda O'na ulaşıyor. Farklı olan, sadece yolların değişik yerlerden geçmesidir.” Tanınmış bir dinî lider olan Vivekananda onun talebesidir.

28

Ramanuja gibi bir “Vaisnava” (Visnu mezhebinden) sayılan Madhva, Brahman'ı Visnu olarak kabul eder ve bu tanrı ile ruhlar arasında kesin bir ayırım yapar (dvaita). Ruhlar, ezelden beri Karma kanunu sebebiyle maddeye baglıdırlar ve meleklerin (deva), insanların, hayvanların, cinlerin bedenlerinde bu kâinatta bulunurlar. “Madde” ve “Ruh”, Visnu ile birlikte daima var olacaktır. Bunların birlesmesi söz konusu degildir. Insanın hedefi, iffetli olmak, cehaletten kurtulmak, arzulardan, Karma'dan ve maddeden sıyrılmaktır. Bu seviyeye erisenler, Visnu’nun ilahi âleminde ebediyen kalma hakkını kazanmıs olurlar. Madhva'ya göre, Visnu yaratıcı degildir, idarecidir. “Madde ve Ruh” üzerinde bir hâkimiyeti vardır ama bunları yaratmaz veya yok etmez.

d. Sastralar:
Sastralar sutraları açıklamak için yazılmış kitaplardır. Hint felsefesinde temel olarak yaşamın dört amacı olduğu savunulur. Bunların üçü birer sastrada anlatılmıştır.

(2) Kama
Yaşamın dört amacından ikincisi kamadır. Sözcük Sanskritçede “zevk”, “aşk” anlamına gelir. Hint felsefesinde Kama, aşk tanrısı (Cupid)’nın tamamlayıcı parçasıdır. Yeniden bedenleniş isteğine karşılık gelen Kama öğretisinin anlatıldığı kitapsa Kamasastra”dır. (Kamasutra diye de bilinir).

(1) Artha
Yaşamın ilk amacı arthadır. Bu sözcük “şey”, “nesne” anlamına gelir. Dokunulabilir, sahip olunabilir, hoşa gider, yitirilir tüm nesnelerdir. nsanın gündelik yaşamında bir evi çekip çevirmesi, bir aile kurması, dinsel ödevleri yerine getirmesi gibi şeyler için gerekli olanları dile getirir. Kısacası insanın elde etmek için peşinden koştuğu nesneler, istekler anlamına gelir. Bütün bunların anlatıldığı kitap Arthasastra”dır.

(3) Dharma
Yaşamın Dharma üçüncü amacı dharmadır. karşıtıysa

“evrenin

yasası”dır;

“kaos”tur (adharma). Adharma acıya neden olur; bu acının sebebiyse istemedir. Buna karşılık dharma dinsel, ahlâksal ödevler bütünüdür. Ahlâksal eylemin yasasıdır. Bu öğretinin anlatıldığı kitap Dharmasutra’dır. Hintlilerin en eski hukuk kitabıdır.

29

Trivaga (üçlü öbek) denen dharma, kama, artha dünya nimetlerini imler.

(4) Moksa
Yaşamın dördüncü amacı ise mokşa”dır. Mokşa Sanskritçe "kurtuluşa erme" anlamına gelir; sonul amaç, sonul iyidir. lk üçünün hem üzerinde hem karşısındadır. Hint dininde insanın dinsel çabayla varmak istediği ruh durumu“

nu anlatır. Bu durumda kişi her türlü istekten kurtulur. Yazılı metinlerde; Artha (para), Kama (haz) ve Moksha (ölümsüzlük) gibi nsan oğlunun 4

Giysi giymenin ve yemek yemenin dengi yoktur. Bunun dısında ne Buddhalar, nede Patrikler vardır.”

büyük hedefi arasında Dharmaya en üst sıra verilmiştir. Dharma tek başına; ölümsüzlük, sonsuz mutluluk, en üst seviyedeki bilgi ve barışın kapısıdır. Dharma ile uyumlu bir hayat süren kişiler Mokşa (Özgürlük-Kurtuluş) veya kişisel özgürlüğe ulaşırlar.

Zenrin Kushû

30

2. Dharma
Dharma sanskritçe taşımak, katlanmak, çekmek, yüklenmek anlamına gelen “dhr” kökünden gelmektedir. Hint felsefesinde; Dharma kelimesi evrenin devamını sağlayan, sürdüren şeyle ilgilidir. Örneğin insanlık, insanlar tarafından yerine getirilen dharma tarafından desteklenir, sürdürülür. Dharma; sonsuzluğun üzerinde sonsuzluğa dahi yön veren değişmeyen kanunlar ve mutlak adaletin gerçekleşmesidir. Dharma”nın yanı sıra bir de “svadharma” kavramı s vardır ki, bu da aynı yasanın kişisel boyutta işleyişine verilen addır. Yani dharma kozmik Doğal olarak svadharma, dharma”nın işleyişiyle uyumludur. Bu iki kavram; makrokozmik ve mikrokozmik yasalar olarak adlandırılabilir. Bunların yanı sıra bir de “karma” kavramı vardır. Bazıları tarafından svadharma”nın

yerine kullanılan olan bu kavram aslında dharma”nın bir işlevidir ve genel olarak “nedensellik yasası” diyebileceğimiz bir anlamı vardır. Bireyin dharma”ya uyumlu ya da uyumsuz fiiller (düşünceler dahil) ortaya koymasının neticesi olarak karma oluşur ve fizikteki etki-tepki yasasının kozmik bir karşılığı olarak bu fiillerin tepkimesi meydana gelir ve bu da “karmik çark” denilen döngüyü başlatır.

”Aldanma”
Maku mozo
(Bir dönem ögrencilerinin bütün sorularını istisnasız bu sekilde yanıtlamıştır.)

varoluşun yasasıyken; svadharma sadece bireysel varoluşun yasasıdır.

31

Zen sisteminde Karma Yasası öte-âlemdeki yasamı ve tekrar dogusları belirleyen Evrensel NedenBatı dünyasında Dharma sözcüğü Anlamlarından bazıları şunlardır: çoğu zaman din anlamına gelecek şekilde algılanmaktadır. Doğu felsefesinde ise dharmayı bir din olarak algılamak sözcüğü dar bir kapsama sınırlamaktır. Dharma canlı varlığın doğal uğraşına işaret eder. Din kelimesi ise belli bir tip inancı kasteder. Örneğin; nerede ateş varsa orda ısı ve ışık vardır, ısı ve ışığın ateşin dharmasıdır. Ateş

sellik Yasasıdır.
Hiçbir neden, herhangi bir sonuç yaratmadan yok olup gitmez. Yapılan hareketlerin karsılıgı olarak yasanması gereken sonuçların planlı ve programlı bir sekilde düzenlenmis haline “Karmik Plan” denir. Kisi her an iradesiyle yeni hareketler yapmakta oldugundan karmik plan kısmen belirli, kısmen olusum halindedir. Samsara; reenkarnasyon ya da yeniden dogum döngüsünü anlatan bir kavramdır. Samsara'nın sonsuz ölüm ve yeniden dogum zincirinden nasıl kurtulanılacagı Budizm ve Hinduizm'de esas konulardan biri olmustur. Budizm bodhi (aydınlanma) cevabını verirken, Hinduizm'de ise moksa'dır.

(1) Evrenin düzenini ve ruhsal gelişimi sağlayan kozmik doğa yasaları. Bu yasalardan ikisi karma yasası ve samsara yasası‘dır,

(2) Ulu düzen, hakiki doğa, (3) Hakikat, (4) Vazife, (5) Doğruluk, erdem, ahlak, bilgelik, (6) Öğreti, yüksek hakikate götüren
yol,

dharmasını değiştiremez. Aynı şekilde, akışkanlık suyun içsel özelliğidir ve bu nitelik değiştirilirse, daha fazla su olarak düşünülemez. Bugün Hindu olan, yarın bir Hristiyan ya da Müslüman olabilir. Bu şekilde inançlar değiştirilebilir ama bireysel ruhun dharması asla değiştirilemez. Doğu dinleri ve mistisizminde Dharma pek çok farklı anlamda kullanılmaktadır.

32

Dharma’nın Gita’daki diger anlamları;
1. Etik veya ahlaki kurallar, töre kuralları, 2. Ölümsüz kanun, 3. Davranıs kanunu, 4. Yasamın kanunu, görevleri, 5. Geçmiste yapılanlarla ilgili karma görevleri, 6. nsan dogasına uygun görevler, 7. lahi bilinç, Bilinçlilik prensibi, 8. Bir ırkın görevi, Toplumun beyni, 9. Dünya, ülke, topluluk, arkadaslar, ve tüm iliskilerimize yönelik görevlerimiz, 10. Çevremize karsı yükümlülüklerimiz, 11. Problem yasamadan, hayattaki görevlerin nasıl yapılacagı, 12. Ruhsal hayat için saglıklı olan, 13. Dogru olarak yasamak, 14. Nihai mutluluk, 15. Neyin dogru, neyin yanlıs oldugunu ayrıt etmemizi saglayan bilim, 16. Varlıgın ilahi kıvılcımı,

a. Gita”da Dharma;
Gita”ya göre Dharma “Varoluş Kanunu”dur. Dharma en üst prensibimiz, kaynağımız, kaidemizdir, bu da mutlak olandır. Gita herşeyin Dharma”ya uygun olarak yapılması gerektiğini savunur. Gita insanoğlu ile doğasını, gerçeğin doğasını ve bu ikisi uyumlu olduğu zaman doğru yaşamın nasıl başlayacağını izah eder. Dharma “takip edildiğinde insan için faydalı olandır”. Bütün davranışların kendisine göre yapılması gerektiği bir davranış el kitabıdır. Dharma kelimesi Gita”da birçok anlamda kullanılmıştır;

(3) Varoluş kanunu, (4) Gelenek, (5) Kültür, (6) Düzen, (7) Sistem, (8) Disiplin, (9) Hareket tarzı, (10) Davranış el kitabı, (11) Aile ve toplum gelenekleri, (12) Yaşça büyükler, Din ulemaları
ve büyükleri tarafından karar verilen mutlak emirler,

(1) Kanun, (2) Kurallar,

(13) Özellikler,

33

Upanişadlarda, dharma tanrıya ulaşma-

(1) Sabır (Dhriti), (2) Bağışlayıcılık (kshama), (3) Kendine hakimiyet, kendini
kontrol (dama),

Bhagavat Purana’ya göre
Dharmik bir yolda sürdürülen dogru bir yasamın 4 özelligi vardır; 1. Sadelik (tap), 2. Temizlik, saflık (shauch), 3. Merhamet, sefkat (daya), 4. Dogruculuk (satya). Adharmik veya dogru olmayan yasam tarzının 3 kusuru vardır; 1. Gurur, kibir (ahankar), 2. Temas, iliski (sangh) ve 3. Sarhosluk (madya)

nın

birincil

bilgisidir.

Vedik

metinler

dharmayı, insanların tatmin olmuş ve mutlu olmalarını sağlayan ve bozulma ve acı çekmekten koruyan doğal evrensel kurallar olarak tarif ederler. Dharma insanın hayatına yön veren, şekillendiren ahlak kuralları ile ruhsal disiplinin birleşimidir. Atharva Veda Dharma”yı sembolik olarak tarif eder; “Prithivim dharmana dhritam” yani; “Dünyayı ayakta tutan Dharma”dır. nsanın tanrıya ulaşmasını sağlayan herşey

(4) Doğruluk, dürüstlük
(asteya),

(5) Kutsallık (shauch), (6) Muhakeme (dhi), (7) Duyguların kontrolu (indraiyanigrah),

dharma’dır. Ve insanın tanrıya ulaşmasına
engel olan herşey adharma”dır. Kadim bilge Manu tarafından kaleme alınan Manusmriti”de Dharma”ya riayet için 10 olmazsa olmaz kuraldan bahsedilir;

(8) Bilgi, eğitim (vidya), (9) Doğruculuk (satya), (10) Öfkelenmemek (krodha).

34

Dharmasastra'lar içinde en tanınmısı Manu-smriti denilen kanun kitabıdır.
“Sevgili dostum, sen zannediyorsun ki, Etrafında kimse kalmayınca, tek basınasın. Ama sunu unutma, kalbinde daima var olan, iyi ile kötüyü ayırteden bir yargıç duruyor.”

Manu”ya göre dharmanın olmazsa olmazları şöyle devam eder;

(1) Şiddete baş vurmama, (2) Gerçekçilik, (3) Haset olmama, (4) Beden ve zihinin saflığı,
Bundan dolayı Dharmik kurallar sadece kişiyi değil tüm toplumu yönetir. Rishi Kanada “Vaisesika”da dharma’yı “dünyevi keyifi sunarken mutlak saadete yönlendiren” olarak tanımlamaktadır.

“Her kim ki arzularına gem vurur, “Kendi içindeki nefret ve sevgiyi yok eder, Ve dünyada kimseye fenalık yapmazsa, Onun kazancı ölümsüzlüge erismek olur.”

Dharma sadece mutlak gerçeklik ile ruhun birleşmesi/uyumu için değil, hem mutlak saadet hem de dünyevi keyif için yapılması gerekenleri önermektedir.

35

b. Hint Dharması:
Hinduizm, dünyanın en eski dinidir. Baslangıcı belli degildir ve yazılı tarihten öncesine kadar uzanır. M.Ö. 3000 yıllarında PreHarappa ve Harappa dönemlerinde Indus uygarlıgı yıllarından kalma çesitli Siva kalıntıları bulunmustur. Belli bir kurucusu yoktur. Hindu kutsal metinleri Sruti ve Smriti olarak iki kategoriye ayrılır. Sruti Sanskritçede "isitilen sey" anlamına gelmektedir. Sruti'nin kutsal kisilere (Risiler) iletilen ilahi kayıtlar olduguna inanılmaktadır. Vedalar, Upanisadlar ve Mahabarata destanının bir bölümü olan Bhagavad Gita Sruti kategorisi içerisindedir. Smriti ise Sanskritçede "hatırlanan/korunmaya deger sey" anlamına gelmektedir. Dindeki otoritesi Sruti'den sonra gelir. Hint felsefesine göre; daha dünya üzerinde hiçbir din yokken, insanlar günümüzde Hinduizm’in temelini oluşturan ve “doğal kurallar” olan Sanatana Dharma’ya uygun olarak yaşıyorlardı. (Sanatana başlangıcı olmayan anlamına gelmektedir.) Krishna”dan çok önce var olan Rama zamanında dharma vardır. Toplumlar insanların içlerine yerleştirilmiş bulunan dharma sayesinde varlıklarını sürdürürler. Dolayısıyla Hint felsefesine göre Hinduizm hayatın başlangıcından itibaren vardır. Hint etiğinin kalbi dharmadır. Dharma tutan, devam ettiren, çeken şey anlamındadır. Bu dünyayı, insanları ve mikrokozmostan makrokozmosa herşeyi tutan, devam ettiren şey. O ebedi ilahi kanundur. Tüm yaradılanlar bu güçlü kanun tarafından var olurlar ve birarada tutulurlar. Dharmaya uyum bu kuralın tanınması ve onunla yaşanmasıdır. nsanoğluna iyi, doğru, erdemli olmayı sağlayan budur. Dharma sonsuz mutluluk ve ölümsüzlüğü getirendir. Hint felsefesine göre Dharma insanoğlunun karakterini yücelten düşünce ve diğer mental faaliyetleri ihtiva ettiği gibi dışsal eylemleri de ihtiva eder. Dharma ilahi kaynaktan gelir ve kişiyi ilahi kaynağa götürendir. Dharma karmaşayı sona erdirip, birlik ve uyum getirendir. Herkesi birleştirmeye, saf ilahi bir aşk ve evrensel kardeşliği getirmeye yardım eden herşey dharmadır. Dharma sosyal yaşamın çimentosu ve idame gücüdür. Dharma

kuralları insanoğlunun dünyevi faaliyetlerini düzenlemek üzere getirilmiştir. Zenginlik,

36

güzellik ve sonsuzluğa götürür. Sonuç olarak Hinduizm (Sanatana Dharma veya Vaidika Dharma diye de bilinir) genelde Hindistan ve çevresinde inanılan çok kapsamlı ve genis bir dindir. Hinduizm'de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının geregi davranıs biçimlerinden, dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününe isaret eden bir kavramdır. Monist perspektiften, ikililige Düalizm, ortadogu dinlerindeki gibi yüce bir Tanrı'ya dayalı deizmden, çok tanrıcılıga bütün ruhsal yolları kabul eder. Her varlık kendi yolunu seçmekte özgürdür; bunu ister dua ile, ister inzivayla, ister meditasyonla yapar, isterse fedakârca davranıslarla. Dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdir. Hinduizmde bütün karmalar temizlenene, Tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. hem bu dünyada hemde devamında mutluluğu getirir. Öldükten sonra sizinle yalnız o gelecektir. O insanlığın tek sığınağı, barınağıdır. Diğer bir tanımlamaya göre dharma; kişiyi mükemmelleşmeye ve zafere götürendir.

yazılı kaynakların en eskisi olan vedalar temel ve son kaynaktır. Vedalar haricinde hiçbir kaynaktan dharma anlaşılamaz.

Tanrı ile birleşmeye götürendir. Kişiyi ilahi yapandır, tanrı katına çıkaran merdivenlerdir. Vaiseshika Felsefe sisteminin kurucusu Rishi Kanada, kaleme aldığı Vaiseshika Sutralarında dharmanin tanımını şu şekilde verir; “Dünyada huzur ve refahı getiren ve devamında acıları tamamen sona erdirerek, sonsuz mutluluğu getiren dharmadır.” Manu”ya göre; 4 Vedayı özümseyerek yaşamın burada yazılan emirlere göre düzenlenmesi dharmanın temelidir. Hint inanışına göre; dharma konusunda dünya üzerindeki

37

c.

Dharma”nın Yapısı;

Hinduizmde Dharma zamana, çevreye, gelişmişlik derecesine ve bağlı olunan topluma göre farklılık gösterir. Çeşitli ırklara, cinslere, topluluk ve sınıflara göre farklı kurallar geliştirilebilmektedir. Yüzyılımızdaki dharma onuncu yüzyıldaki dharmadan farklıdır. Çeşitli insanlar için farklı görevler tanımlanmaktadır. Ayrıca Dharmayı değiştiren şartlar vardır. Çok ağır felaket dönemlerinde uygulanan Apad-Dharma geleneksel dharmadan farklı bir uygulamadır. Bir dönemde Adharma olan diğer bir dönemde Dharma olabilmektedir.

38

• Samanya

Dharma;

(Genel,

d. Dharma”nın Çesitleri;
Dharma pekçok şekilde sınıflara ayrılmaktadır.

evrensel Dharma.)
Hosnutluk, affedicilik, kendini kontrol, çalmama, saflık, duyguların kontrolu, yanlıs ve dogruyu ayrıt edebilme, ruhsal bilgi, gerçekçilik ve öfkelenmeme evrensel Dharma ile
ilgilidir

(8) Manava Dharma ( nsanoğlu
Dharması),

(1) Samanya; (Genel, evrensel
Dharma)

(9) Purusha Dharma (Erkek
Dharması),

(2) Visesha; (Özel Bireysel Dharma) (3) Sanatana Dharma (Ebedi
Dharma),

(10) Stri Dharma (Kadın Dharması), (11)
Raja Dharma (Kral Dharması),

• Visesha Dharma; (Özel Bireysel

Dharma)
Sosyal sınıfların kuralları ve yasam kuralları bireysel dharmadır

(4) Varnasrama Dharma (Sosyal
sınıf ve düzenden kaynaklanan

(12) Praja Dharma (Nesnelerin
Dharması),

• Sanatana

Dharma;

(Ebedi

Dharma),

(13) Pravritti Dharma (Dünyevi
hayata ilişkin Dharma)

Dharma),
Sanatana dharma Ebedi görev – misyon demektir. Vedalardan kaynaklanır, Yasayan en eski dindir. Hinduizm de aynı adla “Sanatana

(5) Svadharma (Kişisel Dharma), (6) Yuga Dharma (Çağın Dharması), (7) Kula Dharma (Ailevi Dharma),

(14) Nivritti Dharma (Ruhsal hayata
dair Dharma)

Dharma” olarak anılır.

39

e. Diger
Dharma;

Felsefe ve Dinlerde

Plato, Sokrat, Aristo, Kant ve diğer batılı düşünürler doğruculuğu koymuşlardır. Tüm dinlerde de dharmanın belirli yönlerine belirli paralellikler vardır. Hint felsefesindeki “dharma” ifadesi slam felsefesinde “ilke-yasa” veya “şeriat”a karşılık gelmektedir. slam geleneğinde yasa kavramıyla evrenin (Sonsuz sayıdaki alemlerin) durmaksızın devam ederek işleyen çarkı ifade edilmektedir. Yine islam felsefesine göre bu çark bir düzenin kaidelerini belirler. Bu da zorunluluk ilkesidir. Yani her şeyin olması gerektiği biçimde olması ve gerçekleşmesi. ahlaklılık, hayatın misyon hedefleri ve arasına

Bir yönü ile islam felsefsindeki kader kavramının da kaynağı budur. Bu konunun “yasa-dharma” ile belirgin olması “Yeryüzünde d vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.” (57-22) ayeti ile açıklanmaktadır. “Bidayette Allah vardı, O’ndan önce başka bir şey yoktu. O’nun Arş’ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr, her şeyi yazdı." (Buhari), "Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve; "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz! dedi. Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir." (Ebu Davud)

40

Bu hadisler kader ve yasanın zorunluluk biçiminde gerçekleşmesini ifade etmektedir. slam felsefesine göre değersiz bir fiil olamaz ya da en önemsiz görülen fiil ve düşüncelerin bile sonuçları yaşanacaktır. Bunun yanı sıra tüm varoluş ve insanın egosu hiçbir şeyden bağımsız değildir ve tüm zihin ve fizik olayları bireysellikten öte tek bir kudretçe yönetilmektedir. slam felsefesinde peygamber vasıtası ile ulaştırılan ilahi kanunlar en üst kanunlardır ve doğal olarak şeriattan önce gelirler.

41

3.

Sonuç
de daha az önemli olmayan bir halkasında mütevazi bir yere sahibiz. “Dharma”yı bireye uyguladığımızda SvaD dharma’yı buluruz. Bu şekilde; Dharma, yani evrensel yasa; Svadharma’ya yani, her bireye ait belirli bir göreve dönüşür. Çoğu bilimadamı, filozof, lider, kaşif, sanatkar gibi özel ve üstün yetenekli insanların, insanlığa karşı misyonu son derece açık ve belirgindir. Çoğunluğu oluşturan sıradan insanlar ise, farkında olmadan gerçekleştirdikleri ve bize son derece önemsiz gibi görünen misyonları ile insanlık zincirinin halkalarındaki yerlerini alırlar. Mahabharata’nın bir bölümü olan Bhagavad Gita şöyle der;

Sadece Erdemli olmak ve erdemli bir hayat sürmenin ötesinde; yaşamda herkesin kendi çapında, kendi potansiyeline uygun insanlığa karşı bir misyonu ya da misyonları vardır. Bizim yapmamız gereken şey, bir an önce bu misyonun ne olduğunu bulup, onu gerçekleştirmeye çalışmaktır. “Buda nedir” diye sorulduğunda Ma-tsu cevap verdi “Iste bizzat bu zihin, bu Buda’dır”. “Buda nedir” diye soruldugunda Ma-tsu cevap verdi “Ne zihin ne Buda” “Buda nedir” diye soruldugunda Ma-tsu cevap verdi “Senin zihnin, o Buda’dır”. Ancak çoğu insan için bu misyon son derece belirsizdir ve farkında olmaksızın gelişir. Belli bir yerde belli bir zamanda olmak, belli bir şekilde davranmak ya da belli bir yerde ölmek gibi. nsanlığın varoluşundan bu yana olan gelişimini bir zincir olarak düşünürsek, pek çoğumuz doğum, yaşam ve ölüm süreci içinde farkında olmadan yaptığımız şeylerle, bu zincirin çok önemsiz görünen ama aslında en önemli halkasından hiç

Ma-tsu

42

"Ve

görevini (Svadharma) yerine getir,

yaşanması gereken şeylerdir. Sonrakine ulaşmadan önce bir önceki yaşanmak zorundadır. Bu düşünceyi iyice daraltıp, yalnızca bir tek insana da uygulayabiliriz. Her insan, yaşamı boyunca yaptığı bütün iyi, kötü, güzel, çirkin, erdemli, erdemsiz davranışlarının toplamının ürünüdür. Bir tek hatasını ya da iyi davranışını yapmamış olsaydı artık o insan değil başka bir insan olurdu. Bizler tüm dav-

alçak gönüllü olsa da, büyük olmasa da, baska birininki olmasındansa, kisinin kendi görevinde ölmesi yasamdır, baskasınınkinde yasamak ölümdür."
Her bireyin kendine özgü bir doğal yasası vardır ve her birey varlığının kusursuz durumunu elde etmek için rolünün bütün gereklerini yerine getirmelidir. nsanlığın, varoluşundan bu yana yaşanan her şeyin bu günkü durumumuzda bir payı vardır. En önemsiz gibi görünen bir değişiklik, kendinden sonraki tarihte değişikliğe yol açar. Sonuç olarak; yaşanan her şey, bugünkü durumumuzun varolması için

ranışlarımızın ve seçimlerimizin ürünleriyiz, keşke o zaman böyle yapmamış olsaydım dediğimiz davranışlardan bir tekini bile yapmamış olsaydık bugünkü kendimiz

olamazdık.

43

44

Kaynaklar
• Advanced Course In Yogi Philosophy And Oriental Occultism, Ramacharaka, Yogi, Chicago, 1905 • All About Hinduism, Sri Swami Sivananda • Khaur Khalsa, G. “Insanın Sekiz Yetenegi”, Dharma Yayınları, (2004) • Essays on Philosophy and Yoga, Sri Aurobindo • Mama Dharma (My Dharma), Sarva Dharman Parityajya • What is Dharma And Its Relevance In All Religion. • Dharma, Karma, Re-enkarnasyon, Pandora, Internet • Hint Felsefesi, Internet • Yasa ve Seriat, Mora Dogru, Internet • Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, Internet • Nasuh Mahruki, Internet • Hermetizm , M. Halûk AKÇAM - Ruh ve Madde Dergisi, 1981 Mart

45

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->