You are on page 1of 303

Tevfik Çavdar, 1931 yılında İzmir'de doğdu.

İstanbul İktisat Fakülte-si'ni bitirdikten sonra Devlet İstatistik
Enstitüsü ve Devlet Planlama Teş-kilatı'nda uzun yıllar görev yaptı. Bu arada ABD ve İngiltere'de mesleki
araştırmalarda bulundu. Ortadoğu Amme İdaresi Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, aynı kurumun Kamu
Yönetimi uzmanlık programında, An¬kara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü mastır
progra¬mında, ODTÜ Şehircilik Bölümü'nde değişik zamanlarda öğretim gö¬revlisi olarak çalıştı. 1970'den bu
yana Türkiye'nin yakın dönem siyasi ve iktisadi tarihi üzerine çalışmalarım sürdürmektedir. Değişik gazete ve
dergilerde yayımlanan makale ve incelemelerinin yanı sıra 16 kitabı basılan Çavdar'in Türkiye 'de Liberalizm
adlı kitabı daha önce İmge Kitab-evi Yayınları'nca yayımlanmıştı.

•-v.
Tevfik Çavdar Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839 - 1950
ISBN 975-533-112-3 © İmge Kitabevi Yayınları, 1995
Tüm hakları saklıdır.
Yayıncı izni olmadan, kısmen de olsa
fotokopi, film vb. elektronik ve mekanik
yöntemlerle çoğaltılamaz.
1. Baskı: Haziran 1995
2. Baskı: Ekim 1999
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Güllü
Kapak Tasarımı Fatma Korkut
Kapak Baskısı Kimli Matbaası 425 42 07
İç Baskı ve Cilt Zirve Ofset 229 66 84
İmge Kitabevi
Yayıncılık Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Konur Sok. No: 3 Kızılay 06650 Ankara
Tel: (312) 419 46 10 / 419 46 11
Faks: (312) 425 65 32 İnternet: www. imge. com.tr E-Posta: imge@imge.com.tr

Tevfik Çavdar
Türkiye'nin
Demokrasi Tarihi
1839 -1950
«6*
2. Baskı
İMGE
kitabevi

Gökyüzünü karartmaz mı acaba
yetimlerin ve dulların tasası
kardeşim ne zaman dolacak söyle
insanoğlunun çilesi
ne zaman herkes alacak payını hürriyetten
ne zaman pervasız söyleyecek şarkısını
Attila İlhan

İÇİNDEKİLER
ONDEYIŞ 11
ÖZGÜRLÜĞÜ ARARKEN 13
I TANZİMAT'TAN İKİNCİ MEŞRUTİYETE (1839-1908)
1) Yasal Çerçeveyi Oluşturan Dönüşümler 17
2) Osmanlı Aydınının Demokratik Hak ve Özgürlükler

Doğrultusundaki İlerici Mücadelesi 23
3) 1876 Anayasasına Doğru 32
4) I. Osmanlı Meclisi Mebusan'ı 40
5) Abdülhamit Politikasının Temel Yaklaşımları 43
6) Jön Türkler
i) Politik Protesto Dönemi 51
a) Ahmet Rıza ve Meşveret Gazetesi 55
b) Murat Bey ve Mizan 60
c) Abdullah Cevdet ve İçtihat 65
d) Osmanlı Gazetesi ve Çevresi 67
e) Prens Sabahattin'de Somutlaşan Yeni Akım 71
f) Şûra-yı Ümmet ve Düşünsel Çizgisi 75
ii) Politik Eylem Dönemi 77
II İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ
1) Özgürlüğe Yönelik Örgütlenme 91
2) Eylemler ve Hürriyetin İlanı : 95
3) Meclis-i Mebusan'ın Açılışı 100
4) Karşı Devrim 104
5) Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti 1.13

8 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
6) İbrahim Hakkı Paşa Hükümeti ve Muhalefetin Güçlenmesi 118
7) Hürriyet-i İtilafın Doğuşu ve 1912 Seçimleri 121
8) İT Muhalefette.... 124
9) Babıâli Baskını ve Sonrası 127
10) Büyük Savaş ve İT'nin Sonu 135
III
MİLLİ MÜCADELE BAŞLARKEN SİYASAL KATILIMIN OLUŞUMU
1) Siyasal Katılım Üzerine 141
2) Milli Mücadelede Siyasal Katılımın Öğeleri 144
3) Filizlenen Direnme 145
4) Zulüm, Baskı ve Divan-ı Harb Kararlarının Yükselttiği
Karşı Koyma Bilinci 148
5) İlk Kurşun 153
6) İşgale Karşı Yığınsal Tepkiler, Gösteriler 157
7) Erzurum ve Sivas Kongreleri 162
8) 1919 Seçimleri 164
IV BAĞIMSIZLIK SAVAŞI DÖNEMİ (1920-1923)
1) Birinci Meclis 175
a) Meclis Bildirisi ve Anayasa 190
b) Hiyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri 196
c) Başkumandanlık Yasası ve "Tekâlif-i Milliye"
Emirleri 200
d) "Hürriyet-i Şahsiye" Yasası 205
e) Birinci Meclis'te Gruplar 219
2) Milli Mücadelede Sol Hareket 223
a) İttihat ve Terakki Liderlerinin Güdümündeki
Sol Girişimler 223
b) Halk Zümresi-Yeşilordu ve Resmi Komünist Partisi 225
c) Türkiye Halk İştirakıyun Fırkası 230
d) Mustafa Suphi ve TKP 233

e) İstanbul Solu ve Dr. Şefik Hüsnü 235
f) Birinci Meclis Kendisini Feshediyor 238
g) Birinci Meclis Üzerine Notlar 241

V CUMHURİYET ve FIRKALARIN OLUŞUMU
1) 1923 Seçimi 245
2) Lozan Anlaşması ve Cumhuriyet'in İlanı 249
3) Halk Fırkasının Kuruluşu: Birinci Dönem (1923-1931) 253
4) Basına Yönelik.Baskılar, Gazeteciler Davası 257
i) Gazeteciler Davası 259
ii) Lütfı Fikri Bey Davası 260
5) Hilafetin Kaldırılması ve 1924 Anayasası ,...;. 261
6) Mecliste İlk Muhalefet Partisi: Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası: 263
7) Cumhuriyet Üzerine Solun Görüşü 268
VI
"TAKRİR-İ SÜKÛN"DAN YAPAY MUHALEFETE (1923-1931)
1) Şeyh Sait Ayaklanması ve "Takrir-i Sükûn" Yasası 273
2) Basın ve Muhalefetin Sindirilmesi 280
3) İzmir Suikastı ve İttihatçıların Tasfiyesi 283
4) İslami Düşüncenin Sindirilmesi 289
5) Sol Düşünce Baskı Altında.. 294
6) Güdümlü Muhalefet Partisi: Serbest Fırka 296
7) Bir Gericilik Hareketi: Menemen Olayı „ 302
vn
TEK ULUS, TEK PARTİ, TEK ŞEF DÖNEMİ
1) Ekonomik ve Toplumsal Yapının Görünümü 305
2) Devrim İdeolojisini Arıyor (I): Kadro Dergisi 307
3) Devrim İdeolojisini Arıyor (II): Halkevleri 314
4) Cumhuriyet Halk Partisi Katılaşıyor 322
5) 1930'lu Yılların Dikkati Çeken Olayları 328
a) Gençlik Örgütleniyor, Wagon-Lits ve Razgrad
Mitingleri 328
b) Kadınlara Siyasal Hakların Verilmesi 331
5. Tunceli Yasası ve Dersim Ayaklanması 333
6) 1930'lu Yıllarda Sol 337
7) Ebedi Şef M. Kemal Atatürk'ün Ölümü 339

VIII MİLLİ ŞEF DÖNEMİ
1) Kabine Değişikliği ve İnönü'nün Üniversite Nutku 351
2) Savaşa Koşan Avrupa ve Türkiye'nin Dış Politikası 359
3) İkinci Dünya Savaşı'nın Genel Seyri ve Türkiye 363
4) Köy Enstitüleri 373
5) Savaşta Ekonomi ve Yasal Tedbirler 377

a) Savaşın İktisadi Yaşama Getirdikleri 377
b) Milli Korunma Yasası 381
c) Varlık Vergisi 384
d) Toprağa Yönelik Yasalar 389

6) Savaş Döneminde Basın 395

7) Çok Partili Yaşama Geçiş 401

a) Savaş Sonu İç Politikada Genel Görünüm 401
b) 1946 Sonrasında Türkiye İşçi Sınıfı 403
c) Sol Siyasi Örgütler 405
i) Türkiye Sosyalist Partisi 405
ii) Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi 406
d) Demokrat Parti'nin Doğuşu ve Gelişimi 407
EK 1: "Sabah" Gazetesinde 1917 İhtilal Günleri 421
EK 2: Cami Baykut ve "Osmanlılığın Atisi" Risalesi 437
EK 3: Bir Müzmin Muhalif, Bir Yalnız Adam: Dr. Rıza Nur 443
EK 4: Ankara'da Bir Muhalif Gazete: "Tan" .451
EK 5:"Tevhid-i Efkâr", Velid Ebuzziya ve "Takrir-i Sükûn" 459
EK 6: Bir Gazete: "Tok Söz", Bir Yazar: Abdülkadir Kemali 469
EK 7: Bir Gülmece Dergisinin Penceresinden 1923-1924 Yıllan 477
EK 8: Serbest Fırka ve Arif Oruç'un Yarın Gazetesi 487
EK 9: Cumhuriyet Döneminin İlk Çok Partili
Belediye Seçimi 497
EK 10: Sabiha Zekeriya (Sertel) ve Emin Türk (Eliçin)
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde 503
EK 11: "Görüşler" Köşesinden Sabiha Sertel 509
KAYNAKLAR 521

ÖNDEYİŞ
Babam, annem 1908 kuşağının temsilcileriydi. Yaşamları boyunca öz¬gürlük özlemi çektiler, fakat ona
erişemediler. Bizler tek partinin di¬siplinli yöntemi içinde yetiştik. Üç numara saçımızdan, ayaklarımızdaki
Beykoz ayakkabılarına kadar soluk aldırmaz bir disiplini ve tek düzeliği yansıtırdık. Okuduklarımızdan,
oyunumuza kadar belirli kalıplar içinde kalma durumundaydık.
Savaş yıllarının yoklukları da hepimizi bezdirmişti. Dondurucu kış soğuğunda, sabahın beşinde fırın önünde
kuyruğa girmek, şeker yerine pekmez (o da bulunursa) kullanmak, delik ayakkabıların içine çocuk lastiğiyle
ayakları sararak yağmura, kara önlem almak, elbiseleri ters¬yüz etmek ve yamamak... Böylesine yoksulluğa
bile dayanılabilinirdi. Yeter ki demokrasi kurum ve kurallarıyla işleyebilseydi.
Bizim kuşak, 1945'den bu yana demokratikleşme özlemini taşı¬yor... 1968'lerin gençleri de aynı ideal için
canlarını verdiler. Beklenen hürriyetin yerine üç askeri darbe, süresini bile hesaplamadan bilemiye-ceğimiz
sıkıyönetimler geldi. 1980'lerde doğanları katarsak dört-beş kuşaktır demokratik bir toplumu göremedik.
Bu kitap ülkemizdeki demokrasinin yüz yıllık serüvenini anlat¬maya çalışıyor. 1950'den günümüze kadar olan
dönemi de ikinci kitapta ele aldık. Okunduğunda görülecektir ki elinizdeki yapıt bir ortak ürün¬dür. Değinilen
her konuyla ilgili, ayrıntılara inen, sayısız araştırma ya¬pılmış, yayınlarla kamuoyuna yansıtılmıştır. Elinizdeki
kitap demokra¬tikleşme sürecinin panoramik bir görüntüsüdür. Gazeteler, dergiler, kitaplar vb. tüm yayınlar, bu
kitapta yansımalarını bulacaklardır. Tüm araştırmacılara, yazarlara, yorumculara teşekkür ve minnetlerimi
sun¬mak isterim. Bu arada, hemen her fırsatta Türkiye'deki demokrasi so¬runlarını tartıştığım hocam,
arkadaşım Prof. İdris Küçükömer'i de say¬gıyla, rahmetle anmak isterim. Bir teşekkürü de, kitabın hazırlığında
sonsuz sabrına tanık olduğum eşimle, müsvetteleri titizlikle daktilo ile yazan kızım Ebru'ya borçluyum.
Mart 1995, Tevfık Çavdar

ÖZGÜRLÜĞÜ ARARKEN
Türkiye'de hâlâ demokrasiyi arıyoruz.
Bugünkü sorunlarımızın kaynaklarını bulmak için geçmişe döne¬rek, tarihi gelişime bir göz atmalı ve doğru
saptamalar yapmalıyız. So¬runlarımız, halkın kendi içine kapanık, demokrasiyi ve kendi haklarını savunma
açısından duyarsız olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa, başka koşullardan mı ortaya çıkıyor? Yakın tarihimizi
incelerken bazı¬larını incitmekten çekinmemeli, olabildiğince nesnel davranmaya ça¬lışmalıyız. Şimdi

düşünelim ve tartışalım, çünkü özgürlükleri özgürlük yapan tartışmalardır.
Tanzimat'tan (1839) bu yana demokratikleşme sürüp gidiyor. As¬lında demokratikleşme, bir bakıma Batı'ya
öykünme şeklinde kar¬şımıza çıkıyor. Örneğin, Batı'da parlamenter düzen olduğu için de¬mokratikleşmeyi
değil, batılılaşma koşulu olarak parlamenter sistemi istemek gibi. Demokratikleşme süreci ile Hürriyet tarihi
arasında bir özdeşlik söz konusudur. Arapça "Hur" sözcüğünden gelen hürriyet ke¬limesi hukuki ve sosyal
anlamda köleliğin karşıtı olarak, felsefi yakla¬şımda ise, kaderciliğin karşıtı yani irade serbestliği anlamında,
18. yy'daki Fransızca'ya "libertĞ" olarak geçen sözcüğün karşılığı olarak kullanılmıştır. Eski bir sözlük olan
Hançeri Sözlüğü, "hürriyet"i yani "liberte"yi, "Liberte Çivile (Ruhsat-ı Seriye)" ve "Liberte Politique (Ruhsat-ı
Mülkiye)" olarak ikiye ayırıyor. Yani sivil özgürlükler (bire¬ye bağlı şahsi özgürlükler) ve siyasal özgürlükler
(kamu özgürlükleri) şeklinde tanımlamaktadır.
Hürriyet sözcüğünü Türkiye'de olduğu kadar, dünyada da en iyi kullananlardan biri Namık Kemal'dir. Her
fırsatta tüm yapıtlarında hürriyet kelimesini kullanmış ve Yeni Osmanlıların Londra'da ("Muh-bir"den
ayrıldıkları zaman) Ziya Paşa ile ortak çıkardıkları dergiciğin adı da "Hürriyet" olmuştur.
19. yy'm 2. yansında hürriyet, Türk aydınının meşalesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dönemin önemli
aydınlarından Sadullah Paşa

14 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
1878'de Paris Sergisi'ni anlatırken serginin kapısındaki bir heykel için şöyle demiştir: "Merkezi kapının önünde
bir hürriyet heykeli ile kar¬şılaştım. Elinde bir asa vardı ve bir koltuğa oturmuştu. Görünüşü ve tavrıyla
seyircilere şunu demek istiyordu: Ey değerli ziyaretçiler, insan gelişmesinin bu büyüleyici sergisine bakarken,
bütün bu ilerlemenin hürriyetin eseri olduğunu unutmayınız.
Halklar ve uluslar mutlu, şimdi hürriyetin koruması altında yaşı¬yorlar. Böylece hürriyetsiz güvenlik,
güvenliksiz gayret, gayretsiz refah ve refahsız mutluluk olmaz şeklinde bir denklem oluşmaktadır."
Tarihte her çağda hürriyet aynı şekilde algılanmamıştır. Ortaçağ öncesindeki hürriyet anlayışında, bireylerin
egoizmi karşısında ilahi düzenin getirdiği bir sistem vardı. Böyle bir sistemde önce tanrıların sonra da tanrının
getirdiği bir düzenle bireylerin bencilliği arasındaki dengeler hürriyeti tanımlamıştır. Ortaçağ'da,
Hıristiyanlık'ta, Papalık'ta dini kurallar ile imparatorların mücadelesinde bazı hürriyetler ortaya çıkmıştır.
Örneğin, imparatorluklar hürriyeti, krallıklar hürriyeti, şö¬valyeler hürriyeti ve benzerleri. Üçüncü aşamada
monarşi ile aristok¬ratların arasındaki mücadele dolayısıyla hürriyet kavramı yeni deği¬şimlere uğramıştır.
Bir başka deyişle 18. yy sonlarından itibaren burjuvazi ile aristok¬rasinin arasında gelişen mücadeleler, 19.
yy'dan sonra ise burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki mücadeleler, hürriyete yeni anlamlar kazandır¬mıştır. Bugün
hürriyet denildiğinde tüm bunların bir bileşkesini anla¬mamız gerekiyor. Yani günümüzde kullanılan,
demokrasinin kö¬keninde olan ve adeta demokrasiyle özdeş olarak kullanılan hürriyet kelimesi, tüm bu
evrelerin bir bileşkesidir.
Osmanlı döneminde, yani Tanzimat'tan önce hürriyetin rahatlıkla belli bir şekilde yaşama geçirildiği dönem
olup olmadığı, bugünü anla¬mamız açısından çok önemlidir.
Şimdi, genelde yanlış algılanan, özellikle Şerif Mardin'in çok güzel ele aldığı bir konuyu açıklığa kavuşturalım.
Osmanlı döneminde halk ile padişah arasında temelde İslam'ın herkesçe bilinen "iyiyi doğruyu savun, kötülüğü
men et" ilkesine da¬yanan üstü kapalı bir toplumsal sözleşme vardı. Padişah, bu üstü kapalı toplumsal
sözleşmenin aksine hareket ettiği zaman, halkın ayaklanma hakkı kendiliğinden doğardı. Padişahların, padişah
hanımlarının birbi¬riyle çekişmeleri bir tarafa bırakılırsa, Osmanlı İmparatorluğu tarih bo¬yunca, bu üstü kapalı
toplumsal sözleşmeden doğan birçok isyan yaşa¬mıştır. Suhte İsyanlan, Celali İsyanları ve İstanbul'daki çok
sayıda ayaklanma bunlardandır.
Dikkatle baktığımızda bu ayaklanmaların gerçekleşme sürecinin

Özgürlüğü A rarken 15
şöyle olduğunu görüyoruz:
Öncelikle padişah çevresindeki kapıkullarının, bürokrasinin, halk ile padişah arasındaki üstü kapalı toplumsal
sözleşmenin temel ilkesine aykırı hareket etmesi gerekiyor. Bu şekilde düzeni yozlaştırıcı bir hare¬ket
olduğunda ilk aşamada halk arasında çarşıda, pazarda bir dedikodu faslı başlıyor. Bu kampanyanın ikinci
aşaması camilerde, vaazlarda biraz daha yüksek sesle devam ediyor. Üçüncü aşamada dönemin askeri gücü olan

yeniçerilerle, siviller arasında bu noktada belirli bir fikir bir¬liği oluyor. Sonuçta yeniçerilerin önderliğinde bir
isyan başlıyor.
Kısaca ifade etmek gerekirse olayın bir sivil, bir de askeri boyutu var. Bunu şöyle formüle edebiliriz: Madde 1:
siviller şikayet eder. Madde 2: din adamları bu şikayete haklılık sağlar. Madde 3: askerler de rejimi değiştirmek
için gereken gücü sunar. 1826'da Vaka-yı Hayri¬ye'ye kadar böyle olagelmiştir. O zamana kadar sivillerle
yanyana olan, bazen aynı mesleği de yapan yeniçeriler (asker), Vaka-yı Hayriye ile kışlaya çekilmiş, böylece
sivillerle asker arasındaki ilişki tamamen ko¬parılmıştı. Hürriyetten her eserinde söz eden Namık Kemal, 14
Eylül 1868 tarihli Hürriyet gazetesinde "insanları Vaka-yı Hayriye'den beri feryaddan alıkoyan, Haliç'te
binlerce yeniçerinin çürüyen cesetlerinin görüntüsüydü. Çünkü yeniçeriler devlet adamlarının baskısına karşı bir
güç oluşturuyordu" diyor.
Böylece Osmanlı'da üstü kapalı sözleşmenin temelinden kaynak¬lanan anlaşmanın çözüldüğü yeni bir döneme
girilmiş, ortaya eskinin iyiliğe yönelik dini ideali yerine, iyiliğe yönelik bilim aracılığıyla top¬lumun
korunmasına dönük laik bir toplum idealini esas alan yeni bir anlaşma çıkmıştır. Şerif Mardin'in, benim de
katıldığım ifadesiyle "Kemalist Türkiye" bu tür bir meşrutiyet temeli üzerine kurulmuş ve iktidar, bilenlere
emanet edilmiştir. Türk hürriyet tarihinde politikanın, giderek artan ölçüde salt laik aydınların işlevi haline
gelmesi, Türki¬ye'de Anadolu'da yaşayan kitlelerin uzun tarihi deneyimlerinin sonuç¬larının geri plâna
itilmesine neden olmuştur. Ülkemizde demokratik kurumlarda gözlenen bu durum büyük talihsizliktir.
Sivillerle bağlantıyı kuracak olan bu üstü kapalı sözleşmenin or¬tadan kalkmasıyla ortaya çıkan kopukluk,
Türkiye'de çok partili yaşa¬mın gecikmesine ve hâlâ da yerleşememesine neden olmuştur. Bu durum, eğitim
kurumlarında okutulanın tersine çok önemli bir sapta¬madır.
Nitekim 1960 sonrasına baktığımızda, her darbeden sonra asker-sivil deneyli belirli bir grubun çeşitli nedenlerle
on yılda bir iktidarı değiştirdiğini gözlemliyoruz. Bu dönemlerde, partiler, gazeteler kapa¬tılmış, özgür düşünce
kesinlikle ortadan kalkmıştır. Ülke insanları, tek

16 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
sesliliği övünülür bir özellik olarak görür hale getirilmiştir. Günümüzde bile bazı kesimler tek seslilikten
övgüyle söz etmektedirler. Örneğin, Güneydoğu'daki en küçük bir olayda, halktan yükselen (bizlerden biri¬nin
aklına bile gelmeyen), "Asker düdüğü ne zaman çalacak?..." sorusu, o belli asker aydın grubundan herkesin
beklentisi haline gelmektedir. Artık sivil güçlerin şikayetlerinin camilerde yansıtılması yerine; bu defa kaynağı
belli olmayan bir propagandanın gazetelerde yer aldığı görül¬mektedir. Ardından da "Bu böyle gitmez... Bu
hükümet zayıf... Bu hü¬kümet yumruğunu masaya vurmuyor. Gerektiği kadar sert olmuyor..." gibi sözlerle
başka şeyler aranmaktadır.
Demek ki Türkiye'de 1850'lerden günümüze özgürlük açısından, sürekli bir budama olagelmiş, yani hürriyet
adına hürriyetler adeta or¬tadan kaldırılmıştır.
Türkiye'de özgün yazarlardan biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar; "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nün 23.
sayfasında "Politikadaki hürriyet, - buranın altını önemle çiziyoruz- bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya
ardına kadar açık kapısıdır." diyor. Bu çok önemli ve aynı za¬manda çok da acı bir saptamadır. Tanpınar şöyle
devam ediyor: "Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtların altında kaybolan nesne görmedim. Kısa
ömrümde 7-8 defa memleketimize geldiğini işittim. Neyin? Hürriyetin... Bir kere bile kimse bana gittiğini
söylemediği halde 7-8 defa geldi. Ve o geldi diye biz sevincimizden davul-zurna sokaklara fırladık. Bu hürriyeti
sımsıkı yakalayamadığımıza göre, demek ki kimsenin ona ihtiyacı yok." Bu metin, Ahmet Hamdi Tanpı-nar'ın
"Huzur" adlı eserinde de görülen ve özellikle belli bir yaşı geride bırakmış olanların da ağır ağır inanmaya
başladığı kötümserliğini çok güzel ifade etmektedir.
Türkiye'de hürriyet 1908 kuşağının özlemiydi. 24 Temmuz 1908 günlerinde bıraktık herşeyi. Olaya Ömer
Seyfettin'in unutulmaz tiple¬mesi "Efruz Bey" gibi baktık. Bir heves, içeriğini anlamadan, peşinden koştuk.
Ama o füsunkâr hürriyeti yitirdiğimizi bile anlamadık...
Elinizdeki kitap Türkiye'de demokrasinin ilk yüzyılına değiniyor. Bu yüzyılda, demokrasiyi, onunla özdeş olan
"Hürriyetler kümesf'ni özümsediğimiz pek söylenemez. İlginç olan şu ki halkımızın, hatta ay¬dınlarımızın
önemli bir bölümünün demokrasiyi ve onun uzantısı olan özgürlükleri sevdiğini de pek söyleyemeyiz. Yüzyılın
oluşturduğu bazı kalıpları yinelemekle yetiniyoruz. Korkarım ki demokrasiyi istemedik.

1) Yasal Çerçeveyi Oluşturan Dönüşümler: Tarih kitaplarında "Islahat Dönemi" diye adlandırılan ve 18. Bu şer'i sözleşme. Şer'i söz¬leşme incelendiği zaman Sultan'ın. hatta "Din ve dünya işlerini ayırma davasını mihver almakta¬dır" ve "Türkçeye girmemiş olan başka bir sözcük. N. Bütün bu devinimler batı kurumlarının. Birinci grupta yasal çerçevenin oluşturulmasına yönelik dönüşümler ele alınacaktır. Kuşkusuz devinimler tek yönlü bir etkileşimin sonucu kabul edilmemelidir. Şer'i sözleşmenin bir ve ikinci maddeleri Yeniçerilerin öncülüğü ile gerçekleşen ayaklanmanın ve bu ayaklanma sonucu. Berkes ıslahat hareketlerinin Batılılaşma değil yenileşme olduğu savını ileri sürmekteyse de. Matbaa mı el yazısı mı. yüzyılın ilk üç çeyreğinde demokratikleşme hareketinin ha¬zırlayıcısı olarak kabul edebileceğimiz bir dizi devinim. çağdaşlaşma denilen soyut kavramlara yol alırken. kendinden sonraki¬leri belirlemektedir. Sultan'la kulları arasında kuru¬lacak yeni ilişkilerinana koşullarını belirleyen bir nevi and niteliğin¬dedir. Berkes "Çağdaşlaşma" deyimini kullanır¬ken tüm sorunu geleneksellik ile yenileşme arasındaki çatışmaya indir¬gemekte. bir yerde Batılılaşma hareketlerinin yer aldığı zaman aralığıdır. bu çağdaşlaşma sözcüğüne hem anlam. Padişah IV. Söz konusu devinimleri iki grup altında inceleme¬mizde yarar vardır. Mustafa'nın tahta çıkışında. değer¬lerinin ve bunlara paralel özlemlerin topluma yerleştirilmesine yöne¬liktir. Maddeye göre: "Ulema arasında dinimizin gereği olan. yüzyılın son dönemlerinden itibaren başlamıştır demek yanlış bir yaklaşım olmaya¬caktır. Bu iki olgu. Prof. somutta savunulabilir. Batı Avrupa burjuvazisinin yasal çerçeveleri kendi çıkarlarına yö¬nelik düzenleme çabalarının arkasında önce (iktidarı) egemenliği pay¬laşmak. kullarına karşı egemenliğin payla- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 19 . Nizamı Cedit'in kaldırılması sırasında. Bu dönüşümlere Osmanlılar "Isla¬hat Hareketi" adını vermişlerdir. a) Şer'î Hüccet: Bu deyimi. anayasa oluşumuna yönelik dönüşümler 18. tarih sahnesinde yerini almakta olan bir sınıfın simgesini taşıdığı da gözden ırak tutul¬mamalıdır. Üçüncü madde ulemanın eylemlerine ilişkin hükümleri getirmektedir. Bu nitelikteki sorulara verilecek cevaplarda ras¬yonel insanın tartışacağı bir nokta yoktur. Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Olay kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu'nda geleneksellik ile yeni¬lik çatışmasına indirilebilir. Devlet adam¬ları arasında şeriat ve kanuna uymayan işlere girişime kalkma gibi hal¬ler görüldüğü için bundan böyle bunların ordu isteklerine uygun. yönetim ve toplumda yer almıştır. Varılan çizgi şudur. Ne var ki geleneksele karşı yeni savunulurken. secularism sözcüğü. so¬mutta kapitalistleşmeyi arzulamıştır. Konum yasal çerçeveyi egemenliğin paylaşımı biçiminde değiş¬tirme olunca. İkinci grupta ise batı kültürünün Os¬manlı aydını üzerindeki etkisini ve bu etkinin somut sonucu olan "Yeni Osmanlılar" hareketi ele alınıp değerlendirilecektir. Egemenliğin paylaşımını içeren dönüşümleri şu sırayla ele ala¬biliriz: a) Şer'î Hüccet b) Sened-i İttifak c) Tanzimat d) Tanzimat'tan sonraki "Islahaf'lar. doğ¬ruya yönelmiş yolda gitmelerini sağlamak gerekir. 18. bu sav her hareket için kolaylıkla söylenemez. bilinenin uygulanması. Nizam-ı Cedit'in ortadan kaldırılmasının gerekçelerini sergilemektedir. Her aşamada varılan somut düzey.I TANZİMAT'TAN İKİNCİ MEŞRUTİYETE (1839-1908) 19." diye açıklayıcı ilâvede bulunmak¬tadır. sanayi mi küçük üreticilik mi. birbirlerinin eşanlamlısı gibi kullanılmaktadır. Bu yadsınmamalıdır. hem köken açısından daha ya¬kındır." Hüccetin son maddesi ise ordunun devlet işlerine karışmayacağına dairdir. şer'i sözleşme olarak Türkçeleş-tirebiliriz. teolojik eğitim mi pozitif eğitim mi gibi çarpıcı sorularla. sonra da devir almak amacı yatar. Islahat ve Batılılaşma. hatta onun tam karşılığıdır. yüzyılın son çeyreği ile başlayan dönem. Osmanlı İmparatorluğu ve hatta Türki¬ye batılılaşma. 1876 Anayasası'na uzanan yoldaki en önemli işaret taşlandır. sözkonusu yeni adına ne varsa. istenmeyenin önlenmesi kuralına aykırı gelmek eğilimi. Osmanlı İmparatorlu-ğu'ndaki ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ndeki anayasal gelişim ve değişimlerin de temelinde aynı amaç gizlenmektedir.

genişleyerek . Tanzimat Belgesi'ni. Bu Avrupa kapitalizmi tarafından da istenmektedir. Buna karşın. Büyük Reşit Paşa'nın öncülüğünde hazırlanmıştır. beyler vb. Ne var ki yasama. Alemdar Vak'ası bu beylerin gücü ve etkisi hakkında Osmanlı ileri gelenlerine ve aydınına önemli ipuçları verdi. Bu iradenin isteği doğrultusunda birtakım işlerin yapılması ise gene aynı sözleşme tara¬fından ordunun (yeniçerilerin) gözetimine bırakılmıştır. Sened-. Hazırlanışında Batı Avrupa ülke¬lerinin etkisi açıktır. ister istemez kim ya da kimler tarafından istenmeyen de¬yimini akla getirmektedir. İstenmeyenin uygulan¬ması deyimi. bazı biçim sorunlarını yeniden gözler önüne ser¬meye niyetimiz yok. daha genel bir deyimle Os¬manlı toprakları içindeki hanedanların yetki ve hakları ile merkezî hü¬kümet arasındaki ilişkilerini belirlemek amacıyla bir "Meşveret" mec¬lisinin toplanmasına karar verildi. c) Tanzimat: Osmanlı padişahının egemenliğini sınırlayan ve bu sınırlamayı tüm halka duyuran ilk belgedir. yönetim. b) Sened-i İttifak: Şer'i sözleşmeye oranla daha geniş ve etkili bir egemenlik paylaşımı belgesidir. bürokratlar Sened'e çok 20 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 önem vermişlerdir. 1838 İngiliz ticaret antlaş¬masını tamamlayan. padişah olduğu süre içerisinde "Monarşik Mutlakiyef'e yönelik tavrını pekiştirerek Sened'i kısa sürede etkisiz bir kâğıt parçası haline indirgemiştir. Ayan. Reşit Paşa'nın amacı. bürokratların yürütme erkindeki et¬kinliklerini gittikçe artırarak devam ettirdiklerine de işaret edelim. 17. hak doğrultusunda olmayan yasa ve emirlere karşı. Bu eksiklik Sened'in ciddiyetten yoksun olduğu kanısını vermektedir. Anadolu ve Rumeli'de ağalar. Fransızca yazılan bu muhtırada. ama bu kere darbo¬ğazı yaratan Avrupa kapitalizmi olduğu için Tanzimat'ın getirdiği ilkeler daha da gelişip. Kabul edilen ilkeleri şöyle özetlememiz mümkündür: Hanedan diye adlandırılan beyler. anayasal dü¬zene yönelik atılmış önemli bir adımdır ve Osmanlı padişahının ege¬menliğinin paylaşılabileceği bu Sened'le belgelenmiştir. Şer'i sözleş¬menin yasal gücü olup olmadığı çok tartışılmıştır. Reşit Paşa. Osmanlı padişahının egemenli¬ğini ve yasa yapıcılığını kabul etmişlerdir. aynı Sened'e imza koyan bü¬rokrat sayısı 21 'dir. bürokrasi. Mahmut zamanında. Nitekim Tanzi¬mat'a ilişkin ilk yazılı belge Reşit Paşa'nın daha II. senedi imzalamıştır. Bu noktada söz konusu iradenin halkın ira¬desi olduğu belli belirsiz anlaşılmaktadır. istenmeyenin önlenmesi) yaklaşımı. yani padişah ve hanedanın itibar etmediği görülmektedir. padişahın yasa ve emirlerinin bir yürütme organı tarafından uygulanacağını. Bir kere (bi¬linenin uygulanması. aralarında bir sözleşmenin oluşturulduğu tarafların. Ne var ki bu duruma karşın. yürütme ve hanedanlar arasında kurulan bu dengenin sağlanması ve denetlenmesini izleyecek bir organın kurulması Sened'de yer almamaktaydı. bu üç sözcükle özetlemişti. yürütme gücünün üstünlüğünü bu belgeyle gündeme ge¬tirmiştir. Biçimsel olarak incelendiğinde Sened'e. Buna karşın. yazışmalarından anla¬şıldığı gibi. Avrupa burjuvazisinin Osmanlı ülkesi içersindeki eylemlerini güvence altına alan bir yasal çerçeve gibi kabul etmek yanlış olmaz. Gene bu beyler. bir direnme hakkının doğması da gene Sened'de kabul edilmiştir. Diğer yandan da. 12 Ağustos 1839'da İngiliz Dışişleri Bakanı Palmerston'a gönderdiği muhtıradır. Tüm eksikliklerine karşın. Sultan'ın iradesi dışında bir iradenin varlığına işarettir. Tanzimat. bu Sened. Ab-dülmecit de kendinden önceki Padişah gibi darboğazı geçtikten sonra ortadan kaldırırım niyetiyle Ferman'ı kabul etmiştir. yü¬rütme organı olarak gözüken sadrazamlık makamına karşı bu nedenle "Kimsenin karşı bir eylemde" bulunmayacağı ilkesini benimsemişler¬dir. Nitekim onca hanedan arasından ancak dördü. Mahmut. bu noktalar üzerine tekrar dönüp. küçük. İsteklerin bileşkesi ortak olduğu için Tanzimat Fermanı ortaya çıkabilmiştir. Tanzimat bir anlamda Mehmet Ali Paşa sorununa karşı Osmanlı bürokratının padişahın çevresinde kenetlenerek yeni bir düzen kurma çabasıdır. Belgenin giriş bölümü "Şer'i Hüccet" gibi gerekçeyi içermekteydi. Türk Anayasa Hukuku açısından önemli bir dönemeç olma niteliğini bugün de korumaktadır. Bu arada Sened'in fi¬ilen hükümsüz kalmasına karşın. yani bürokrasi üzerindeki padişahın yetkisini kısıt¬lamaktır. Bizim. Nihayet hanedanın. düşündüğü re¬formun bir "sy steme immeublement etabli"yi gerçekleştirmek olduğunu. Sened'i zorunlu olarak kabul eden II. Araştırmamız açısından "Şer'i Hüccet"in ege¬menliğin paylaşımına yönelik ilk adımlardan biri olduğu noktasının al¬tının çizilmesi yeterlidir. Bürokrasi böylece kendi geleceğini İngiltere gibi Avrupa güç¬lerinin garantisi altına sokmuş olmayı hesaplamaktaydı. Söylenenlere bakılırsa tartış¬malar çok sert ve uzun sürmüş ve sonunda Sened-i İttifak denilen belge imzalanmıştır. yüzyılın hareketli ayaklanma yıllarından sonra.şılmasına yönelik bazı ciddî sözler verdiği görülmektedir. toplanan meclisi açarak amacını açıkladı. derebeyi ve beylerin. Ayan'dan Sadrazam Mustafa Paşa. bir anlamda otonom beylikler kurmuşlardı.

Diğer yandan Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan değişik uluslardan oluşan tebaayı "Osmanlılık" denilen soyut ve açık olmayan bir ulus duygusu çevresinde toplama çabası da bu Islahat Fermam'nda gündeme getirilmiştir. Kırım Savaşı'ndan sonra Batı Avrupa ülkelerinin Tanzimat Bildirgesi'yle vaat edilen reformların gerçekleşmemesinden ötürü yaptıkları baskılardır. Tanzimat Bildirgesi'nde üç temel nokta vardır: . Şeriat hemen her konuda yol gösterici. onurun korunması hakları) dokunulmazlığını sağlamak olacaktır.Hükümdar bunlara aykırı eylemlerde bulunmayacağına söz verecektir. çerçeve yasa anlamında ise de. Osmanlıların ekonomik. bir bankanın kurulması." Tanzimat Bildirgesi'nin getirdiği yeni kurumlardan biri de yasama görevini yerine getirecek sürekli meclislerin kurulmasını öngör¬mesidir. yerel yönetimler ve cemaat meclislerinde halkın temsil edilmesi düşüncesini tartışmaya başlayan ilk resmî bildirgedir 22 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Fakat bu temsil sistemi.sürüp gitmiştir. . Hükümet ise. . şeyhülislam ve batı Avrupa devletlerinin temsilcilerinin katıldığı bir dizi tartışmalı toplantı sonunda yayınlandı. Kırım Savaşı galipleri. ekonomik kalkınma için Avrupa sermayesi ile o ülkelerin yetkili uzmanlarının çağrılması. Aslında Tanzimat Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) ■ 21 Bildirgesi'nin en kapalı yanı yürütmeyi bağlayacak "Mevad-ı Esasi-ye"nin nelerden oluştuğu noktasıdır. hükümdar ile bü¬rokrasi arasındadır. yasama. merkezî bürokrasinin üst organı olduğu için Tanzimat Bildirgesi'ndeki egemenlik paylaşımı. Kısa kısa değinmelerimizden de anlaşılacağı üzere 1856 Islahatı. Kısacası Sened-i İttifakla ayan ve diğer hanedanlarla hükümdar arasında yapılan sözleşme bu kere hükümet ile hükümdar arasında ger¬çekleştirilmiştir. Bu yeni "Islahat" dal¬gasının başlamasının en önde gelen nedeni. . istenilen dengenin bozulması halinde ortaya çıkacak sorunların "mercii"ni be-lirtmemektedir. o günün koşulları içersinde. 1856 Fermanı.Devlet yönetimi yeni kanunlara göre düzenlenecektir. 1856 Islahat Ferma¬nı. Böylece yasama açısından da bürokrasi belirli bir ağırlığa sahip ol¬muştur.Padişahın kendi egemenlik hakkını sınırlaması.Bu kanunlar din farkı gözetmeksizin bütün Osmanlı tebaasına eşitlikle uygulanacaktır. Yüksek Şûra'nın bir protokolü. Tanzimat Bildirgesi.Yürütmenin "Mevad-ı Esasiye" olarak nitelenen ilkeler uya¬ rınca düzenlenecek yasalarla çalışması. karma mahkemelerin kurulması.Kişiye bağlı can. Bu özelliğinden ötürü 1856 Islahatı için. dışa dönük. Osmanlı ıslahatlarının. bu çerçeve yasanın yetersizliğini ortaya koymuştur. . Bu somut tedbirler. Bu üç ilke. yürütme ve yargı organlarının özerkliği ora¬nında etkin bir biçimde uygulanabilecek ilkelerdir.Bu kanunların amacı. kültürel ve toplumsal dışa bağımlılı¬ğını daha da artıran bir yapıdadır. . Bu meclislerin üyeleri asker-sivil bürokrasi ve ulemalardır. uygulama. Tanzimat Bildirgesi'nde ileri sürülen vaatlerin gerçekleşmesine ilişkin bir dizi somut tedbirleri içerir. . Bu Ferman. 1839 Tanzimat Bildirgesi'nden bağımsız düşünülemez. getirdiği yeni yaklaşımlara karşın. dışişleri bakanı. Bu tedbirlerin başlıcaları şöyle sıralana¬bilir: Bütçe yapılması. söz konusu "Mevad-ı Esasiye" şöyle belirler: ". Hıristiyanlara yönelik ıslahat da denmektedir. . ekonomik bağımlılığı pekiştiren birer çerçeve oldukları konusundaki kanımızı güçlendirmektedir.Bu kanunlar şeriata uygun olacaktır. sayılan üç hakkın (can. mal. Bu nedenle 1850'den sonra yeni "ıslahat" bidirgeleri ya¬yınlanmış. sadrazam. Batı Avrupa ülkelerinin de istediği budur. boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır. müslüman halktan çok müslüman olmayan tebaa için etkendi. mal ve onur korurluğu haklarının padişahın egemenlik alanından çıkartılıp yasal düzenlemelere bağlanması.

Kuş¬kusuz. emperyalist eylemlerini gerçekleştirme yönünde Osmanlı İmparatorlu¬ğu üzerindeki baskısını arttırmıştır. Ayan¬ lar. kapitalizmin yasal gereksinimlerinin ürünü oldukları ortada¬ dır. Osmanlı İmparatorluğu'nu sul¬ tası altına almak isteyen dış güçlerle Osmanlı yönetimi arasındaki çeliş¬ kidir. yüzyılın son çeyreğinden itibaren te¬kelci aşamaya ulaşmış olan Batı Avrupa kapitalizmi. Böylece dış kapitalist güçler. il yönetimine ilişkin yasa. ucuz hammadde elde etme hedefleri. büyük toprak sahipliğini destekleyen bir niteliğe sahiptir. Bu dönüşümlerden en önemlilerini sı¬ralayalım: . ama bu paralelde bazı değişikliklerin Mecelle'de ya¬ pılması uğraşları kesintisiz devam etmiştir. Özellikle 19. Yani olguyu salt ekonomik. bu iki güç arasındaki görece dengeden yararlanarak bir süre yaşamayı başarmışsa da. burjuva kültürünün sakıncaları kadar nimetleri de vardır. Özellikle Osmanlı aydını burjuva kültürünün etkisini en fazla hisseden grup olmuştur. ya da güçlü çiftçiler tarafından gaspedilen topraklar üzerindeki mül¬ kiyet hakkını güvenceye almakta. Osmanlı İmparatorluğu'nu bölmede önemli bir alan elde etmiştir. Bu dönüşümler. Nitekim yerel yönetimde gündeme getirilen İl Meclisleri. Ekonomik ve yasal kurumlarıyla Osmanlı ülkesine giren kapita¬lizm. merkezî ve yerel bürokrasinin yetkilerine indirilmiş bir darbe sayılabilir.Yabancıların Osmanlı ülkesinde toprak sahibi olmaları (1858). özellikle aydın kesimlerinin yaşamına girmiştir. Sanırım. kararname ve diğer kuralların sık sık değişmesi sonucunu getirmiştir. . yüzyıldan beri Beyler. 1870 'den sonra gelişen Alman kapitalizminin de devreye girmesi Osmanlılar üzerinde oynanan oyunun boyutlarını daha da genişletmiştir. Eldeki bazı bilgilere göre Fransız Medenî Yasası'nın Osmanlı hukuk düzenine uyumlandırılmaları çabası. Alman ve İngiliz kapitalizminin mü¬cadele alanı haline gelen Osmanlı İmparatorluğu.1856 Islahat Bildirgesi'nden sonra alınan bir dizi karar ve yürür¬lüğe konulan yasalar da Tanzimat'tan itibaren bütün Islahat hareketle¬rinin şaşmaz doğrultusundadır. Dış dinamiklerin yerel yönetim üzerindeki hassasiyetleri. Emperyalizmin ayrılmaz üç öğesi biçiminde niteleyebileceğimiz piyasa arama. Ticaret Muhakemeleri Nizamnamesi (1862) gibi dönüşümler "Islahat"lar arasında sayılmaktadır. Osmanlıları Batı kapitalizminin odak noktalarından biri haline getirmiştir. Öz¬gürlük. yapısı gereği. ulusun egemenliği kavramları bu kültürün doğal sonuçları ola¬rak Osmanlı İmparatorluğunun. Gerçi 18. sonuçta. Deniz Ticaret Yasası (1864). Bu dönüşümler açısından iki önemli çelişkinin oynadığı role işaret etmekte yarar vardır. Osmanlı aydınları tarafından 186O'lı yıllarda açıkça tartışılmaya başlandı. Ne var ki bunların. bu günümüze kadar da devam etmiştir. 2) Osmanlı Aydınının Demokratik Hak ve Özgürlükler Doğrultusundaki İlerici Mücadelesi: Meşrutiyet düşüncesi. bu konuda etkin silah olarak kültürünü de kullanmayı bilmiştir. emperyalizmin parçalayıcı ve yıkıcı pençelerine düşmüştür. yatırım alanı sağlama. Bu çelişkilerden birincisi yerel bürokrasi ile büyük toprak sahiplerinin arasındaki kutuplaşmadır. Bu durumu ile yasa. meclis üyesi olmayı ve seçmeyi içeren geniş kısıtlamalara sahip olmakla birlikte. kültürün de içerildiği bir bütünün işlevini doğru kestirmek gerekir. yüzyılın son çeyreğinden itiba¬ren bazı Osmanlı devlet adamları Avrupa ülkelerindeki meşrutî yöneti¬me . Kuşkusuz bu çelişkilerde dış dinamikler belirleyici olmaktadır.1858 Arazi Yasası: Bu yasa 17. Osmanlı ekonomisi üzerinde tam bir hegemonya kurmuş olan Batı Avrupa ülkelerinin kapitalizminin gelişi¬mine paralel olarak etkilerini daha da arttırmalarının doğrusal sonucu kabul edilmelidir. ya da yasal çerçeveler açısından görme¬mek. Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 23 1876 Anayasa hareketine kadar yapılan bir dizi dönüşümün kısa öyküsü budur.İl yasaları: Bu yasalar yerel yönetime yönelik bir dizi dönü¬ şümü getiren yasalardır. Diğeri ise yerel ulusçu akımları destekleyerek. . miri toprakların özel mülke dönüştü¬ rülmesi sürecini kolaylaştıracak hükümleri getirmekteydi. ulemanın karşı koyması ile sonuç vermemiş.

Gazetenin ilk sayısında yayınlanan Şinasi'nin yazısı.1852 yılına kadar uzun bir süre (yaklaşık olarak 10 yıl) Paris'te kaldı. Nitekim bazı kaynaklara göre Şinasi 1848 devrimi sırasın¬daki siyasal eylemlere de aktif olarak katılmıştır. Türk siyasal yaşamındaki etkisi ile sanatçı yönünden daha önemli olan bir kişidir. hareketin fikirsel geleneklerinin temeli tek kişi tarafından atılmıştır. Kuşkusuz bu kavramlar yeniydi. özellikle Tanzimattan sonra meşrutî hükümdarlık fikrini be¬nimsemeye başladıklarını söyleyebiliriz. toplumda açık olarak ilk kez tartışılmaktaydı. bu biçimdeki bir yönetimi Osmanlı İmparatorluğu'nun yeniden canlanabilmesi için gerekli koşul olarak nitelemeye başlamışlardır. şair Şinasi Efendi"dir. Mustafa Reşit Paşa'nın (1852-1858 yılları arasında) yakın bir mesai arkadaşı gibi çalışan Şinasi. Osmanlı asker-sivil aydını Tanzimattan beri süregelen dönüşüm¬lerin etkisiyle burjuva toplumlarına özgü liberal düşünceleri yakından tanımaya başlamıştı. Böylece kamuoyu kavramı. İdeolojik koşulları oluşturan çekirdek "Tasvir-i Ef¬kâr" gazetesi çevresinde gelişti. larımızda onun bu yönü üzerinde derinlemesine durulur. yani bürokrat aileden gelmektedir. yüzyıl Avrupâsının sosyal ve politik görüşlerini tanıtan. genç Osmanlı aydınlan arasın¬da yayıldığı kuşkusuzdur. Rastantılann sonunda diye niteleyebileceğimiz bir bi¬çimde Mustafa Reşit Paşa'nın girişimiyle Avrupa'ya öğrenim için gönderilen gençlerin arasına katıldı. ona burjuva kültürünü yakından tanıma olanağı verdiği gibi. burjuva demokra¬tik fikirleri tanıdıkları. döneminin liberal çevreleriyle sıkı ilişkiler içinde bulunduğu da bilinmektedir (Ş. ulusun temsilcisi olarak işleri yönetir ve ulusun gönenci için çalışır. Şinasi bir subay çocuğudur. Ulus da söz ve yazı yardımıyla kendi esenliği konusunda gö¬rüşlerini açıklama hakkına sahiptir. Bu uzun öğrenim süresi. yönetimde ulusu temsil etti¬ğini. Bazı tarihçiler. Şinasi'nin bu ilerici dü¬şünceleri. Şinasi Türk kamuoyunca bir sanatçı. Mahmut'a meşrutiyet yönetimini övdüğünü ileri sürmektedirler. söz söyleme. Mardin). Özellikle genç deniz ve kara subaylarının İngiliz ve Fransız meslektaşlarıyla. okul-. yapıtlarıyla Türk aydınlarına 19. ekonomik ve kültürel" iler¬lemesine yönelik çabaları içeren siyasal eylemlerin dayandığı ve bu eylemleri oluşturan ideolojik koşullar 1860'h yılların başında ortaya çıkmaya başladı. içerdiği ilerici düşünceleri yönünden de önemli bir aşamayı simgelemektedir. devletin sorunlara getirdiği çözümler konusunda halkın sözlü ve yazılı düşüncelerini özgürce belirtme hakkına sahip olduğunun altım çizmekteydi. kendi gazetesi "Tasvir-i Efkâr"ı kurdu. kamuoyu gibi kavramları gündeme getiriyordu. Tüm bu nedenler Osmanlı İmparatorluğu'ndaki meş¬rutiyet hareketinin öncülüğünü yapma görevini bir biçimde aydınlara bırakmaktaydı. Ne var ki Agâh Efendi'nin. bu gazetede ya¬yınlamaya başladı. Diğer yandan Şina-si'nin Lamartin ve Renan'la tanıştığı. çözüm getirme hakkının var olduğuna işaret ederek: "Devlet. Şair Evlenmesi adlı yapıtı Türkiye'de ilk çağdaş tiyatro ör¬neği olması yanısıra. özgürlük. "Tercüman- ı AhvaTden ayrılan Şinasi. 1860'tan sonra Agâh Efendi'nin çıkardığı "Tercü-man-ı Ahval" gazetesinde çalıştı. Osmanlı genç aydınlarının Kırım Savaşı'ndan sonra bu düşünceye daha da yatkın oldukları bilin- 24 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 mektedir. Edebiyat alanındaki yenilikler bu düşünceleri daha da yaymaktaydı. bir şair olarak tanınır. "Tasvir-i . Osmanlı İmparatorluğu'nun ekono¬mik. o güne kadar Osmanlı ülke¬sinde açıkça söylenmeyen ulus. Şinasi "Yeni Osmanlılar" hareketini başlatan kişidir. devletin. toplumsal ve kültürel ilerlemesine ilişkin sorunları ele alan ve bunlara özgün çözümler getirmeye çalışan yazılarını. Mustafa Reşit Paşa'nın. Şinasi bu yazıda halkın ülke sorunları konusunda. Gazete 27 Haziran 1862'de çıkmaya başladı." Şinasi bu düşünceleri ile. Kırım'da aynı saflarda çarpışırken. o küçük yaşta iken öldüğü için yoksulluk içinde büyüdü. Bu dönemdeki ça¬lışmaları onun Türk sanat ve düşün yaşamının önderi olarak kabul Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 25 edilmesini sağladı. Bu gelişimde Türk düşün adamı Şi-nasi'nin yeri ve etkisi büyüktür. Babası. o dönem Fransasının tüm toplumsal ve siyasal olaylarının içinde yaşama fırsatını da vermişti. bu gazetedeki çalışmalarını kısa kesmesine neden oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nun "Politik. Oysa Şinasi. yazılarının siyasal içe¬riklerinden ürkmesi. II.yönelik gelişmeleri görerek. ve devletin bir "mümessil" olduğu yaklaşımı ortaya atılmaktaydı. "Yeni Osmanlılar hareketini pek çok akımlar etkilemiş olsa bile. Paşa'nın ölümünden sonra kültürel ve siyasal ilerici düşünceleri doğrultusunda çalışmalarına devam etti. Bu konuda kanıtlayıcı belgelere sahip olmasak bile Osmanlı devlet adam¬larının. bu düşüncelerin.

Efkâr" gazetesini bir aydınlar merkezi haline getir¬meye yetti. "Tasvir-i Efkâr"da Şinasi ile birlikte "ulus". kapitalizmin tekelci- emperyalist evresinin başladığı 26 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 19. Gianpietri'nin başlattığı bir ana- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 27 yasa tartışmasına İstanbul'da yayınlanan tüm yabancı gazetelerin katıl¬dığını görmekteyiz. yüzyılın son çeyreğinde kendi iç zıtlıklarını da birlikte getirmek¬teydi. "Muhbir" 55 sayı çıktıktan sonra kapatılmıştır. Namık Kemal'in Anayasa ve Meşrutiyet düşünce¬sine. devrim düşüncesini gençler arasına yayarak. bazı düşüncelerin çevresinde bir ka¬muoyu oluşturma yönünde önemli bir adım atmıştı. Bu noktada Şinasi'nin Batılılaşma açısından söyledikleri üzerinde tartışmamız gerekecektir. ekonomik ve kültürel ilerleme açısından daha farklı bir davranışın içinde olacakları da söylenemezdi. İç örgütlenmesi Carbonari örgütleri benzeri olan "Yeni Osman¬lılar" derneği yurt içinde kurulduktan kısa bir süre sonra yurt dışına çıktı ve eylemlerine orada devam etti. Onun düşüncesine göre Batı kurumlarının Türkiye'ye getirilmesi. genç ve ilerici Osmanlı aydınlarının toplandığı. Osmanlı saltçı yönetiminin de altedilmesinde. 7 Haziran 1865'te Belgrat ormanlarında düzenlenmiş bir piknik görüntüsü altında kuruldu. gençleri siyasal eylemlerde kullanma stratejisini geliştirdi. sade bir aydın olarak bu önerilerini yapmaktadır. İstanbul'da önce "Presse Orient" sonra da "Courrier D'orienf'i çıkarttı. her zaman. sorunu bu boyutlarda ele alacak bilgiye sahip değillerdi. böylece bir tür güvence sağladığı ileri sürülmektedir. Avrupa gençliği (Jeune'lük) akımı başladı. "Muhbir". basın. 186O'lı yıllarda. Kemal'in bir tanıdığına "Geçen gün Gianpietri ile meşrutiyeti konuştuk. "vatan". 1866'da çıktı. Örgüt ilk zamanlarda "Yurtseverler Birliği" adını almışsa da. Gazetenin yönetim yeri. Konuya ne yandan bakarsak baka¬lım. meclis düşünce¬sini ortaya attı. Türk düşün ya¬şamında önemli bir rol oynama. Mazzini-Garibaldi jeune'lerindendir. Herif iki saat söyledi. İtalyan yurtseverlerinin. Aristokrasiye ve aristokrasiden kaynaklanan saltçı idareye yönelik mü¬cadelede burjuva liberal düşününün oynadığı etkin rol hatırlanırsa. meşrutiyet düşüncesinin Türk aydınları arasında yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. yurtsever aydınlar. Hatta Şinasi'nin bazı yazılarını önce "Courrier"de yayınlatıp. Ne var ki. Mazzini-Garibaldi kuvvetlerinin yenilgisin¬den sonra birçok genç ve örgüt ileri geleni İstanbul'a sığındı. özellikle Girit sorununu bahane ederek hükümete karşı bir muhalefet çizgisi oluş¬turmaya çalıştı. Carbonari örgütünün başarısızlıklarını gören Mazzini. Âdeta halktan biri. "Yurtseverler Birliği"nin örgütlenmesinde İtalyan Carbonari örgütünün yapısının temel alındığını söylemektedir. Fakat bir örgüt olmadan bu düşünceleri eyleme dönüştürmenin kolay olmayacağını da çok geçmeden anladılar. Kemal. ve sahip olsalar da. Bu kurumların Avrupa'da oynadığı ilerici rolü farketmiştir. Batı'nın kurum¬larını almayı kastederken. halkın yö¬netim hakkında görüşlerini serbestçe söylemesi ve yazması geleneğini yaratmak istedi. Basın. Süavi ve diğer ilerici. Çıktığı andan itibaren. "Yeni Osmanlılar Derneği"nin tüm malî sorunlarını . o tartışma sırasında daha bir yaklaştığı ileri sürülür. "özgürlük" ve "devrim" sözcüklerini kullanarak kamuoyuna mal ettirmeye çalışan bir başka ilerici." dediği nakledilmektedir. toplumsal. Nihayet meşrutiyetin bizde de yürütülebileceğine beni inandırdı. sonrada bu gazeteden ya¬pılan bir çeviri gibi kendi gazetesinde de yayınladığı. 186O'lı yılların ilk yarısında basın yoluyla kamuoyunda belirli bir düşünün oluşmasını sağlamaya gayret etmişlerdi. hücre esasına uygun biçimde örgütledikleri bir gizli dernektir. "Yeni Osmanlılar Cemiyeti" olarak değiştirmiştir. Örgüt. A. Şinasi'nin bir başka yanı da "reformlardan" sözeden ve devlet yö¬netiminde sorumluluğu olmayan bir kişi oluşudur. bazı sorunları kendi aralarında tartıştığı bir kulüp biçimine dönüştü. tarihte önemli bir yere sahip. geriliğin aşılmasında en büyük adımın atılmasıdır. Şinasi Türkiye'de Batılılaşmanın ideolojik temelini oluşturan kişidir. Şinasi. yükselen burjuvaziye özgü demokratik ku¬rumları imâ etmektedir. Birçok hücre üyesi ha¬pishanelerde can vermiştir. Şinasi. Bu dernek fazla başarılı olmamıştır. Carbonari örgütü. kısa bir süre sonra bu adı. burjuva ideolojisi. Fransa yoluyla İstanbul'a gelip yerleşen "jeune"lerden biri de Şinasi'nin Paris'ten tanıdığı Gianpietri'dir. N. Bu arada okuyucu mektupları yayınlayarak. Namık Kemal de yazmaktaydı. Avrupa aristokrasisi ve saltçı yönetimlerini dize getiren burjuva ideolojisini kendine rehber kabul ediyor ve bu düşünce yönünde fikir üretiyordu. Şinasi her iki gazetede de yazmıştır. N. Basının bu etkinli¬ğinden söz ederken Ali Süavi ve gazetesi "Muhbir"e de değinmek gerekir. Şi¬nasi'nin yaklaşımının rasyonel olduğu kabul edilmelidir. Şinasi ve dostları. Gianpietri. Birçok araştırmacı. Girit somununun çözümlenmesinin ancak bir millî meclis kurmakla mümkün olabileceğini söyleyerek.

Ziya Bey de Kıbrıs mutasarrıflığına atanmıştı.Mustafa Fazıl Paşa çözümlemiştir.Özgürlüğün olmadığı toplumlarda reformlar gerçekleşti¬ rilemez. Bazı çevreler bu mektubun Mustafa Fazıl Paşa tarafından yazılmadığını ileri sürerlerse de. Ama her şeye karşın. Mektubun içeriğini şöyle özetleyebiliriz: . içeriği önemlidir. Önce "Tasvir-i Efkâr" ve "Muhbir"in yayınlanndan hükümet rahatsız olmaya başlamıştı.Özgür bir kamuoyu. halkı din ve geleneklerinden uzak düşürme gibi bir sonucu da vermez. meşrutiyeti ilân ediniz. Mustafa Fazıl Paşa'nın sorunu. . Ayrıca mektubun kimin tarafından yazıldığından çok. Nitekim 6 Mart 1867'de yayınlanan bir hükümet bildirisinde. Bu arzuyu Âli Paşa ile çekişmeye kadar indirgemişti.Adaletin ilkeleri. mevcut üyeler arasında Âli Paşa'nın devrilmesinden başka ortak bir amaç bulmak da zordur. . eylemlerine devam ettiği sürece bazı programların çevresinde birleşmiştir. Bu belgede Mustafa Fazıl Paşa ve arkadaşlannın hazırla-dıklan bir anayasa tasarısının Sultan'a sunulmasının da önerildiğine rastlanmaktadır. sonra 1867'den itibaren Avrupa'da faaliyetle¬rine devam eden "Yeni Osmanlılar Derneği"nin programı konusunda kesin bir düşün birliği yoktur. dernek. kişisel olduğunu gösteren bilgilerimiz vardır. Mektubun bu bölümünün Yeni Osmanlıların yurtdı¬şında faaliyete geçip. yıkıcı faaliyetlere kapıldıklan iddia edilerek. . bu iddiayı pekiştirecek bir kanıt mevcut değildir. hata yapmalarını engeller.Zulüm ve istibdat karşısında tek çıkar yol. temelde bir dizi olayın ya¬rattığı nedenlere dayanmaktadır. sorumluluğu ve eylemleri denetlenebilen bir yönetimin kurulmasıdır. hükümet.Özgürlüğün olmaması. Mustafa Fazıl Paşa'nın meşrutî bir düzeni getirecek anayasadan ne derece yana oldu¬ğunu bilememekteyiz. Avrupa ülkelerinin. Osmanlı devleti¬ nin işlerine karışmasını âdeta teşvik etmektedir. padişahın bağımsızlığını kaldırma anlamına gel¬ mediği gibi.Din." cümlesi yer almaktadır. .Her gelişmenin ve ilerlemenin temelinde özgürlük yatar. kişinin manevî yönünü ilgilendirir. Bu arada Namık Kemal. memurların keyfî davranışlarını denet¬ ler. 9 Mart'ta "Muhbir"i kapatü. İmparatorluğu kurtarınız. . ' Sözkonusu açık mektubun Sofya'da Krilli ve Metodi kitaplığının eski baskılar bölümünde bulunan metninde (Bulgarca olarak) "Hün-kânm. "Yeni Osmanlılar Derneği"ni parasal olarak des¬teklemesinin temel nedenlerinden başta geleni de bu hakkını gerçekleş¬tirme arzusuydu. Dinin dünya işlerine kanştırılması. Çünkü mektup uzun süre Yeni Osmanlılar Der¬neği'nin bir program taslağı gibi kabul görmüş ve yayılmıştır. Mustafa Fazıl Paşa'nın Paris'e kaçma teklifini kabul eden Namık . mekâna göre değişmez. . . 1867 yılının ilkbahanndan itibaren Yeni Osmanlılar Derneği'nin ağırlık merkezi yurtdışına kaydı.Özgürlük. Ali Süavi'ji Kastamonu'ya sürdü. basındaki bazı kişilerin sorumsuzca davrandıklan. Mektup. açıkça meşrutiyeti istemeye başladıklan yıllarda. Şöyle ki. Bu bildirinin hemen arkasından. Abdülaziz'e yönelik bi¬çimde kaleme alınmıştır. 1867 baharında kamuoyuna açıklanan bir açık mektuptur. Ama Osmanlı Hükümeti'ne olan muhalefetinin temelinin düşünsel olmaktan çok. Bu Hidivliğin verasetine ilişkin yasanın de¬ğiştirilmesiyle hakkını yitiren Mustafa Fazıl Paşa bu hakkı tekrar elde etmek için çalışıyordu. basın yasasının varlığına bakılmaksızın. 28 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . 24 Mart'ta "Tasvir-i Efkâr" son sayısını yayınladı. Bu açık mektup. Erzurum vali yardım¬cılığına. yönetimsel tedbirlere başvurma hakkının saklı tutulduğu" bildiriliyordu. 1326 (1910)' da İstanbul 'da tekrar basılmış ve "Paris' ten Gelen Mektup" adıyla dağıtılmıştır. Mustafa Fazıl Paşa tarafından. Mısır Hidivliği varisliğini ele geçirmekti. bir ülkenin yasalarını din kurallan belirlemez. onun halka karşı kullanılması olanaklannı da arttınr. Hatta içlerinden birinin ifade ettiği gibi. Türkiye'de kurulan.Her ülke için meşru devlet şekli anayasalı bir devlet düze¬ nidir. "ülkenin genel sorunlannın gerektirdiği koşullarda. Bu programlar¬dan birincisi. 186O'lı yılların sonunda yazılıp ilâve edildiği düşünülebilir. Bu kaçış.

Bu durum çeşitli söylentilerin çıkmasına neden oldu. Fazıl Paşa. Av¬rupa'da. Diğeri ise Simon Deutsch'tür. 1857'de Yeni Osmanlılarla tanış¬mıştı. sayıya kadar yayınladı. Ali Süavi'den koptular. Yurtta. 10 Ağustos 1867'de Mustafa Fazıl Paşa'nın Paris'teki evinde bir toplantı yapıldı. Yeni Osmanlılar arasındaki düşün aynlıkları daha İstanbul'da başlamıştı. Haziran ayında. Nitekim Namık Kemal babasına yazdığı mektupta. Ziya Bey. Yeni Osmanlılar. Ziya Bey. Mehmet Bey. yurtdışına göçenlere de aylık bağladı. Ne var ki. Sonuçta. Sadrazam ve diğer yöneticilere karşı saldırılarını daha dâ arttırdı. Âli Paşa'ya hazırlanan bir komplonun or¬taya çıkanlması. Nuri Bey. Sultan'ın çevresindeki ba¬kanlar olduğunu ileri sürerek. "Muhbir"in Fransa'da basılma hazırlıklarının ilerlediği günlerde Abdülaziz'in Fransa'yı ziyareti. Aralarındaki düşün farklarına karşın. 1867 yılının ortalarına kadar Namık Kemal. "Hürriyef'ten ayrıldı. Binlerce basılan bu sayı. Bu kopuşun nedeni "Muhbir" ga¬zetesinin izlediği yayın politikasıdır. çeşitli yollardan Osmanlı topraklarına sokuldu ve dağıtıldı. Abdülaziz'le Fransa'ya gelen Keçecizade Fuat Paşa'nın verdiği söz üzerine yurda döndü. Daha sonra Namık Kemal ve Ziya Beyler. değişik düşün akımlarının içinde söz konusu ayrılıklar daha da büyüdü. Namık Kemal ise sorunu böylesine dar açılı bir düzeye oturtmanın sakıncalarını ileri sürerek. Namık Kemal. Yazılar imzasızdı ve açıkça meşrutiyet savaşımına yakışacak nitelikteki yazı¬lardı. Meş¬rutiyete yönelik eylemlerine devam ettiler. Âli Paşa'yla banştı ve Sultan'ın izniyle İstanbul'a döndü. Bunun üzerine onlarda Londra'ya gittiler ve 31 Ağus-tos'ta "Muhbif'in dışardaki ilk sayısını çıkardılar. Rıfat Bey ve Hüseyin Vasfı Paşa. fiyatı İstanbul'da bir liraya kadar çıkmıştı. sayıya kadar "Hürriyet"in redaktörü olarak kaldı. Paris'e sığınan Türklerin kentten çık¬maları istendi." Yeni Osmanlılar Derneği'nin tüzüğü Fazıl Paşa. mücadelenin bir bütün halinde düzene karşı verilmesi gerektiğini savunuyordu. gazetelerin çıkarılmasına tahsis ettiği gibi. 1848 Devrimi'ne karışmış.Kemal ve Ziya Bey hazırlıklannı tamamlarken. Fransız hükümetinin Yeni Osmanlıların eylemlerine karşı bir dizi ön¬lemler almasına neden olmuştu. Paris'e kaçmış bulunuyorlardı. Paşa. Ne var ki. eleştirilerin ve mücadelenin bunlara karşı yapılması fikrini savunuyordu. Ali Süavi ile Ziya Bey ve Namık Kemal'in aralan gittikçe açılmak¬taydı. Fakat mücadelenin hedefleri yönünden Ziya Bey ile anlaşmazlığa düştü. Parasal kaynaklarının kesilmesine karşın. zaten 1865'ten beri Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 29 Paris'te bulunmaktaydı. Yeni Osmanlı lann di} ülkelere kaçışını hızlandırdı. Kısa bir süre. "Hürriyet"i 100. Ali Süavi soruna dinci açıdan-bakmayı yeğliyordu. kendi adına çıkartmaktaydı. Derneğin kuruluş tü¬züğü de gene 10 Ağustos toplantısında kabul edildi. Mustafa Fazıl Paşa kısa bir süre sonra Adalet Bakanı oldu. İngiltere . Bu sıfatla Komün devrimine katılmadan ve daha sonra Birinci Enter-nasyonal'in başkanlığına gelmeden. Cenaze¬sine hiçbir aydının katılmadığı söylenir. bir burjuva devrimcisiydi. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa'nın olaya ne kadar kişisel ve dar bir çerçeveden baktığını gösteren bir olay oldu. 63. tüm sorunların suçlusunun. ulusçu. bu düşünce bir yanılgıydı. Ne var ki Sultan'a en küçük bir eleştiri bile yöneltmiyordu. Reşat Bey. Ali Süavi. Yeni Osmanlılara parasal yardımları kısa bir süre daha devam etti. Önce de belirttiğimiz gibi Âli Paşa'nın devrilmesini istemenin dışında ortak tarafları yoktu. Paris'teyken Kari Marx'ın Londra'da kurduğu ve Bi¬rinci Enternasyonal diye bilinen (Uluslararası İşçiler Birliği'ne) girdi. Kuntay). 1868'de. Viya-nalı olan Deutsch. Namık Kemal. Plater ve Deutsch tarafından imzalandı. Şinasi. Öte yandan düşünceleri ve sorunlara yaklaşımlan açısından da arada önemli ayrılıklar vardı. melankoli halinde yaşadıktan sonra öldü. içine kapanık. Ama sonunda bütün bağlarını kopardı. Bir kere Ali Süavi gazeteyi Yeni Osrhanlılar adına değil. "Hürriyet" adındaki bu gazetede tüm yazıları hemen hemen Namık Kemal ve Ziya Bey yazıyordu. Bu toplantıda örgüt gazetesinin Avrupa'da çıkarılmasına karar verildi. Agâh Efendi. Gazete çeşitli yollardan Türkiye'ye sokuluyordu. Mustafa Fazıl Paşa'nın sadrazam olmak ve Meşrutiyeti ilan 30 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 etmek için İstanbul'a döndüğünü ileri sürmekteydi (M. kendi yayın organlarını çıkardılar. dernekten ayrıldı. Ziya Bey. M. Önce Şinasi. Fazıl Paşa tarafından yapıldı. aydınlar tarafından öylesine aranan bir yayın or¬ganı haline gelmişti ki. "Hürriyet" Ali Süavi ile açık bir tartışmaya hiçbir zaman girmedi. Tüzüğün yazılma¬sında iki kişinin yardımı oldu. Paris'e kaçmıştı. Bunlardan Wladyslaw Plater Polonyalı. Bu dönüşü Yeni Osmanlılar bir başarı olarak yorumladılar.C. örgütün bazı üyelerinin tutuklanması. idama mahkûm olmuş. 250 bin Frank'lık bir fonu. Bu arada "Muhbir"in yeniden çıkarılması için gerekli yardım M.

"Salt Özgürlük". Namık Kemal'in çevresinde toplanarak. "Şartlı" hükümdarlık ve anayasa kavramı. 1870'li yıllarda açıkça tartışılmaya başlanmıştı. Eylemleri o günün koşulları altında toplumun ekonomik. hükümetin de dikkatini çekmekteydi. Reşat ve Nuri Beyler bu gazetede çalışıyorlardı. bütün tartışmalar. bu tartışmaları bir düşün akımı olmadan öte. O gün beş bin nüsha olarak ikinci baskı yapıldı. Namık Kemal. asker ve sivil aydın kadroların dışında büyük etkin¬liğe sahip olmasa da Türk siyasal düşününe önemli bir dönemeci al¬dırmıştır. "İbret" gazetesinin çıkmasını sağladılar. yapıtlarında ya da eylemle¬rinde görmememiz onun varlığından şüphe etmemizi gerektirmez. Nitekim yurda dönüşlerinde Hugo. Birinci Enternas¬yonal üyeleri ile birlikte olma ya da Paris komün günlerini yaşama vb. 3) 1876 Anayasasına Doğru: 1860'lı yıllar içersindeki Yeni Osmanlılar hareketi. Bu belki de bardağı taşıran son damla oldu. Böylece bu ilk sayının hepsi toplam olarak 25 bin nüshayı buldu. Aydınlar. Bunların Yeni Osmanlılar üze¬rinde etki bıraktığı şüphesizdir. 186O'lı yılların başında filizlenip. lehinde dakikalar süren coşkun tezahüratta bulunuyorlardı. aydınlar arasında. Yeni Osmanlıların uğraşları "Parlamento". yurt içinde kontrolleri daha iyi olur düşüncesinin de ağır basması sonucu. İsmail Hakkı. "Şartlı" egemenlik sorununu gündeme getiren Osmanlı aydınlarının soruna ne oranda geçerli çözümler getirdikleri de tartışmaya değer bir konu¬dur. değişik Avrupa kentlerindeki Yeni Osmanlılar da küçük tirajlı gazeteler çıkartmaktaydılar. yani kısaca ile¬riciydi. İlk gösteriler birer siyasal olay haline geldi. "Siyasal Özgürlük". Ne var ki bu arada hesapta olmayan bir olay. Halkı her şeyden daha çok ve tüm reklamlardan daha fazla gazeteyi çıkaran jön-türklerin adları etkiliyordu. Yazarları o günün ağır baskı koşullarına karşın birçok şeyi öz¬gürce ve cesaretle söyleme eğilimindeydiler. defalarca sahneye çıkarı¬yorlar. Yeni Osmanlılar hareketinin başında. Ne var ki. Mustafa Fazıl Paşa' nın telkini ile. Nitekim "İbref'in yayınlanmasından dört ay sonra kapatılma kararı alındı. 1870 yılının sonunda genel af ilân edildi. Tür¬kiye'de demokratik anayasal hareketinin düşün temeli "Yeni Osmanlı¬lar" tarafından atılmıştı. Namık Kemal. İstanbul sokaklarında alışılmamış bir canlılık vardı. yani sınırlı bir çevrede oluyor ve toplumun sınıfsal yapısı. Osmanlılar için meşrutî bir monarşinin anayasasını hazırla¬ma." (Petrosyan) İbret gazetesine yönelik bu ilgi artarak devam etti. Mart ayının sonunda "İbret" gazetesi tekrar kapatıldı. 1872 Haziran'ında çıkan ilk sayı İstanbul'da olay yarattı . Böylece Türk devrim tarihinin bir sayfası kapandı. Yeni Osmanlıların Avrupa'daki mücadeleleri sırasında politik bi¬linçlenme açısından önemli bir yol aldıkları kabul edilmelidir. Nuri. Bu oyun. sonra yaygınlaşan "Yeni Os¬manlılar" hareketi. İlk sayı çabucak satıldı. bir sınıf mücadelesi sorunu haline getirmiyordu. Şinasi. Bu etkiyi. Ebuzziya Tev-fik. Fakat bu ilgi. yazarı. "Vatan" ve "Ulus" gibi kavramların tartışılmasını ve yayılmasını sağlamıştır. Fakat araların¬daki düşün ayrılıkları gün geçtikçe artıyordu. Bu arada Paris Komü-nü'nün bile savunması yapılabiliyordu. ünlü oyunu "Vatan yahut Silistre" üzerinde çalıştı. Çon- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 31 corcet.hükümetinin baskısı sonu¬cu İsviçre'ye geçen Ziya Bey burada gazetenin son sayısını çıkardı. Voltaire. Bir süre sonra o da İstanbul'a döndü.-tekrar İstanbul'a döndü ve İbret'i çıkarmaya başladı. Osmanlı aydını için hava ve su gibi ^zorunlu bir gereksinim maddesi haline gel¬mişti. eylemlerle de karşılaştıkları bir gerçektir. Daha ilginci. Bu gençlerin. Montesquieu. "Halka Karşı So¬rumlu Yönetim". Namık Kemal. Osmanlı aydınının anayasal bir devlet yaklaşımını pekiştirmişti. Bu . Lamartin. Şinasi'nin kendi gazetesine yazmış olduğu makalele-lerde sürekli olarak kamuoyunun oluşturulması düşüncesini işlediğini bilmekteyiz. yazılarını Gelibolu'dan gön¬deriyordu. en azından geliştirme çabaları içerisinde cumhuriyetçi ve sosyalist düşünlerle. derneğin düşün lideri durumundaydı."Gazetenin ilk sayısının çıktığı gün. sıradan geçiştirilecek olaylar değildir. İbret. 1873 yılı Mart ayında İstanbul'da sergilendi. Yazarları değişik yerlere sürgün edildi. Böylece kadro dağıtılmıştı. Namık Kemal tutuklandı ve Kıbrıs'a sürüldü. Ebuzziya Tevfik de tutuklanarak ülkenin değişik yerlerine sürgüne gönderildiler. sosyal ve kültürel ilerlemesini amaçlıyordu. İstanbul'a döndükten sonra gazete yazılarına devam ettiği gibi. Molier ve Rousseau gibi yazarların yapıtlarını Türk-çeye çevirdiler. dolayısıyla Tevfık. Bu yayın organlarının dışında. Ebuzziya Tevfık'in atandığı İzmir'deki Mer¬kez Mahkemesi kapandı. İbret'i tekrar canlandırdı.

Sırf Batıda denendiği ve tutulduğu için meşruta rejiminin bir yenisini icada lüzum yoktur. Oysa Şinasi kamuoyunu oluşturmayı basit bir eğitim kuralı ya da yaklaşımı olarak değil. Örneğin . Bu islamlığın şeriat hükümlerinin. Namık Kemal. merkeziyetçi bir düzenin kurulması. biati yapan ve halkla hiçbir ilişkisi bulunmayan 'çözme ve bağlama' yerlerini. Bir yandan "Devair-i Belediye" taraftarlığını. İslamlıkta dünyanın neresinden gelirse gelsin (isterse Çin'den gelsin) nerede bir ilerleme varsa onu almak bize emredildiğinden geri dönme. yani "Paris Komünü"nü savunurken. Oysa söz konusu düşünceler. Batı rejimlerini taklit etmek değildir. Zaman zaman bulduğunu iddia etmiştir.Gerekli dönüşümlerin yapılabileceği tek şekil vardır: Anaya- sacı. "Meşruta rejimini kabul.Bu açıdan gerekli dönüşümler nasıl ve ne biçimde yapıla¬ bilir? Bu soruları Kemal'in yazılarına dayanarak şöyle yanıtlayabiliriz. . aynı "dua-lite"nin sonucu olarak sürüklenmiştir. Şinasi. Tanzimat'tan ikinci Meşrutiyete (1839-1908) 33 186O'lı yıllarda Batının düşün akımları ile. gerek yurda döndükten sonra çıkardığı gazete dolayısıyla. Yani bir düzenin değişmeden devamını sağlayan düşünceler olmaktan uzaktır." (Berkes) Nitekim sonradan islamcı görüşü savunanlar. . o döneme dek erişil¬medik düzeyde yakın ilişkiler kuran Osmanlı aydınlarının. 1867'de Namık Kemal ve arkadaşları Paris'e geldiklerinden az sonra Şinasi. Namık Kemal'in yazılarında sürekli bir biçimde şu so¬runların araştırıldığını görmekteyiz: . burjuvazinin yükselmesi sırasında sınıf savaşımının başa¬rısı ile doğru orantılı bir biçimde gelişen. Abdülhamit olduğunu. koşullardan ötürü bu düşün akımlarının şeriatla uzlaştığı nokta¬ları aramıştır.Bu gerileme sürecini tamamıyla tersine çevirmenin tek yolu eğitimdir. ise bu "dualite"yi düşün düzeyinde sonuna kadar taşımıştır. meşrutiyeti gerçekten iste¬yenin II. bu düzenlerin temelde islam gele¬neklerine uygun olduğu. icmai ümmet'in so¬runlarının zamanın koşularına göre değişebilir oluşundan ötür müm¬kündür. yani "İslam ve Osmanlı kavramlarını çevirme çabası içinde. halk iradesini değil. Keçecizade Fuat Paşa'nın aracılığı ile yurda dönmüş ve çok geçmeden de ölmüştür.'^Konuya böylesine bir oydaşmacılıkla yaklaşıldığında. toplumun yapısından gelen bir "dualite"nin etkisini silemediklerini görmekteyiz. Namık Kemal bir anlamda 1876 Anayasasının şekillenmesi sırasında da düşünceleriyle etken bireylerden biri olmuştur. halkı değil ümmeti. burjuvazinin feodalite üze¬rindeki başarısını sağlayan yasal çerçeveyi oluşturan devrimci düşün¬celerdir.Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş nedenleri nelerdir? . Fakat Şinasi'nin et¬kinliği uzun sürmemiş. ya da bulunduğumuz durumda kalma zorunluluğu yoktur. Namık Kemal. Bizim geçmişimizde zaten vardır.Bu çöküş sürecini tersine çevirmenin yolları var mıdır? . yani anayasa ve meşrutiyet "Nizamı"nın is-lamda. düşün düzeyinde bu etkiyi yenmiş görünürse de.açıdan çok kişi Şinasi'yi bir eğitimci olarak de¬ğerlendirme çabasındadır. despotizmi. Namık Kemal'in ise despotizme taraf¬tar bulunduğunu kendi yazılarıyla kanıtlayarak söylemişlerdir. diğer yandan "Doğal Hukuk" ile "Şer'i Hukuk"un ortak yanlarını gösterme çabasındaydı. icmai temsil eden fetvayı savunmakta olduğunu gözden kaçırıyordu. Namık Kemal'in devlet yönetimine ilişkin düşün modelini belirli bir yazısında bulamayız. Sultan Abdülhamid'e yaranmak isteyenler. . bu konuyla uzaktan ya da ya¬kından ilgilidir. toplum içinde dramatik bir yalnızlığa. gerçekte anayasa rejimini değil. Aynı etki Türk aydınının temel sorunu olarak günümüze kadar azalan ölçüde de olsa önemini korumaktadır. halk rızasını değil. Oysa Namık Kemal'in anayasa ye meşrutiyet konu¬sunda kanıtlamaya çalıştığı nokta.Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş nedenleri ekonomik ve siyasaldır. Batı'da bulunduğu sürece tanıştığı ve burjuvazinin kendi sınıf savaşı¬mında egemen sınıflara karşı başarıyla kullandığını saptadığı "Doğal Haklar" ve "Toplumsal Sözleşme" gibi düşünleri severek kabul ettikten sonra. Namık Kemal'in düşün açısından Yeni Osmanlıların en önde gelen karakteri olduğunu görmekteyiz. Gerek yurt dışındaki eylemleri sırasında. gelecekte egemenliğe bilinçli bir şekilde ortak olması için amaçlamıştır. Namık Kemal.eskiden beri var olan bir düşüncenin canlandırılmasından ibaret olduğunu kanıtlamaktır. Bütün yazılan.

bir federasyonun.34 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Ahmet Mithat Efendi'nin bu doğrultudaki çabalan pek ünlüdür. Paris'i yaktıkları konusundaki yaygın kanıyı şöyle çürü¬tür: ". savunma¬larını kıramadığı bir köy halkını diri diri yaktı. Batı'nın "Doğal Haklar" ve "Toplumsal Sözleşme" gibi düşünceleri ve bunların türevi olan yasal çerçeve ile kurumlar. "Yaşa İbret" tamlamaları ile doludur. Bir sınıf olmadığı için de. Mithat Paşa. O günün koşulları içersinde bu yaklaşım önemli sayılabilecek bir aşamadır.Yalnız bu tartışmaların ne ölçüde bilinçli yapıldığı bilinemez. Ne var ki. Komüncülerin tüm eylemlerini teker teker sa¬vunan yazar. Paris Komünü'nün Tanzimat'tan ikinci Meşrutiyete (1839-1908) 35 amaçlarını ve eylemlerini açıklamaktadır. Osmanlı İmpa¬ratorluğu için yerel otonominin sağlandığı. onlar da ıs¬rarla savunmadılar. Yazının girişinde "Komün Devrimi. Burjuvazi genellikle levanten ve azınlıklardan oluşmakta ve dışa ba¬ğımlı bir gelişim çizgisi izlemektedir. Yazının yankılan büyük oldu. burjuvazi ile egemen sınıf arasındaki mücadelenin sonuçlarıdır. Mithat Paşa ve Mustafa Fazıl Paşa. Basiret'in yazısı "Aferin İbret". diyen Reşat Bey. Komüncülerle birlikte çarpışan Reşat Bey. Şöyle ki. Mustafa Fazıl Paşa ise Mısır yönetiminde söz sahibi olmak istediği için federasyona yönelik bir anayasaya taraftardı. istenilen yaran sağlamamıştır. bütün uğraşları süresince toplumun tüm katmanları tarafından tam anlamıyla desteklenmemiştir. Bürokrasi ise yeni bir düzeni kurmaktan çok. yazının yayınlanışından üç gün sonra "İbret'e Teşekkür" adlı bir yazı ile. Bir yandan burjuva-liberal hakların sağlanmasına yönelik meşrutiyet ve anayasa sorunu gündemde iken. toplumsal yapının yerleşik kurumlarına göre ilerici olmasına karşın. "Devlet-i Âli"yeyi kurtarma çabası içindedir. yöresel meclislerin etken bir biçimde işlediği bir federal düzeni önermekteydiler. ondan daha önce de Mustafa Fazıl Paşa. burada onu açıklamakla yetinece¬ğiz: Komün yönetimi Cezayir halkının bağımsızlığını ilân etti. uygarca savaş diye hangi savaşa denecek? Komün yandaşları yaptıkları savaşı (her komün kendi mutluluğu için çalışsın. diğer önder Mithat Paşa ise Namık Kemal'den ayrı bir yaklaşım içerisinde olaya bakmaktaydı. Oysa Tiers'in Hükümeti Cezayir'de silaha sarılan yurtseverlerden. 1875 yılına gelinirken Osmanlı aydınları çeşitli düzenleri tartış¬maya başlamışlardı . Osmanlı toplum yapısını bilmemeleridir. 5 Haziran 1288 (1872) tarihli İbret gazetesinde "Devair-i Belediye Tarafdârânı" adlı yazısında. incelemeyi göklere çıkardı. Namık Kemal'i ve onun gibi düşünen Osmanlı aydınlannı böyle¬sine çıkmazlara sürükleyen. uygarlık unvanı kime kalacak.. dü¬şünceleri anayasa tartışmaları s ırasında fazla etkin olmadı. Mithat Paşa' nın uzun yıllar illerde üst kademe memurluklarda bulunması. Batı kapitalizminin emperyalist güçleridir.. ve bir de komünün maksadı Paris'i yakmak olaydı buna kim mani olurdu? Montmartre mahallesinde bulunan seksen pare top bu maksadı iki saatte hasıl eylemeye muktedir değil miydi?" Reşat Bey yazısının sonunda Versay'ın sömürgeci emellerini. Bu devrimciler haklıdırlar ve görevlerini yapmışlardır" diye konuyu sergilemektedir. "Basiret" gazetesi. Bu tartışmalar bugünkü yaygınlığında değilse bile o dönemin koşulları içersinde dikkati çekecek düzeydedir. Sağladığı zararlar ise işin "cabası"dır. Bu nedenle de uğraşları. diğer yandan da "Paris Komünü" nedeniyle Birinci Enternasyonal ve Komün tartışılıyordu. 1871 miladî yılının olaylarının en önemlilerinden olduğun¬dan ve Avrupa'da bulunduğumuzdan. Oysa Osmanlı toplum yapısı incelendiğinde. Buna vahşet . o günün koşulları içersinde çok tehlikeli sonuçlar verebileceğini gösterdiği için. Bulduğu tek destek ken¬disinin istememesine karşın. bir önceki bölümde de belirttiğimiz gibi durağan bir sınıfsal yapı vardır. Paris'te. Basiret'in İbret'i destekleyen yazısının bir bölümü aynen şu cümlelerle komünü savun¬maktadır: "Komün yanlıları vahşi olunca. "18 Mart devrimcileri cumhuriyetin sürüp gitmesini isteyenlerdir. özgürlük savaşı vahşi bir savaş sayılınca.. Batı kapitalizminin Osmanlı devleti üzerinde sürdürdüğü emeller. Bunlar cumhuriyeti sağlam bir temele oturtmak emelini besleyen gerçek yurt¬severlerdir.. bu tarz bir yönetimin daha fazla başanh olacağı konusunda kendisinde bir izlenim uyandırmıştı. bu konudaki inceleme ve göz¬lemlerimizi açıklamayı halka yararlı gördük". 1876 Anayasasının iki önderinden birinin düşün ve savları böyle¬sine (kendi içinde) tutarsızlık gösterirken. onlara bir yerde "abes"i savundurtan olgu. Ce¬zayir konusuna değinerek sergilemekten de geri kalmıyor." Reşat Bey'in bu ince¬lemesi Fransız burjuvazisinin kendi ve sömürgeleri halkına karşı ne denli acımasız olduğunu sergilemektedir. Reşat Bey'in yazdıkları şöyle: "Komünün gayet adil ve Tiers Cumhuru'nun da gayet zalim bir hareketi vardır ki. komşu komünün mutluluğunun' devamı için gerekli yardımı yapabilsin) diye yaparlardı.

bu darbeye "Softalar Darbesi" denmesine neden olmuştur. Marx'a ve Birinci Enternasyonal'e ağır de¬yimlerle hücum edilmektedir. Şeyhülislâmlığın medreseli öğrencileri de onların yanında yer aldı. Bu yanlışlar bir yana. Av¬rupa'nın yeniden Doğu sorununu tartışmaya başlamasına neden oldu. cesur. bir önce vermiş olduğumuz örneklerin ışığında bu yargıyı ileri sürü¬ yorduk. ya kazandığınızı bana verin. şakidir. örnek alman birçok Batı . borçların ödenmesi de imkânsızlaşıyordu. Yazı ilginçtir.. Bunun hemen arkasından Bosna-Hersek'te bir köylü ayaklanması başladı. arkalayıcı bu yazıların ya¬nında. aşağılayan yazılar da çıkmıştır. ana¬yasa ve meşrutiyet sorununu gündeme aniden getirmişti. Bütün bu tartışmalar sürüp giderken. Nitekim Hüseyin Avni Paşa-Süleyman Paşa (ordu). yıl 1871) Birinci Enternasyonali savunmakta geç kalmamıştır. İbret gazetesinde. Dış borç kaynaklan azaldığı gibi. Eylül 1875'te de eski Zagor dolaylarındaki Bul¬garlar isyan etti. sayı. ya da ben zorla alınm) diye yapılan savaşa mı uygarlık denecek? Evet. Şem¬settin Sami gibi yazarlar da bu nitelikteki yazılarla Enternasyonal ve komünü eleştiriyorlardı. Sultan Abdülaziz'in devrilmesi ve yerine Namık Kemal'in de öğrencisi olan V.denildikten sonra (ya hepiniz benim kölem olunuz. 1875 yılında Osmanlı ekonomisi o güne dek görülmedik ciddi¬yette bir bunalımın içine girmişti. Darbeyi. Nasıl edebilirim ki. Eğer galip gelselerdi.. ikisinin arasında yalnız benim gördüğüm değil. Namık Kemal. tuttuklarını koparan." Bu yazının çıktığı gün. akşam. Çünkü biçareler mağlup oldular. her iki hareketi de eleştiren. Cuntanın din adamlarını da içermesi. ya da topunuzun kafasını kese¬rim. Komü¬nün savunmasını yapıyor ve aynı sayıda Nuri Bey Birinci Enternasyo¬nali anlatıyordu. adaletli. ve yılbaşında mevcut pa¬rasının faizini topladıktan sonra akşam mide fesadına uğrayacak kadar yiyip içerek. Nitekim 1875 yılının ortala¬rına doğru Babıâli kısmî bir ekonomik batışın (iflâs deyimi yerinde ol¬madığı için ekonomik batış tamlamasını tercih ettik) eşiğinde olduğunu. Murat'ın getirilmesi. tüy yatak ve keten çar¬şaflar içinde yatanlar nasıl eşit olur?" Komün ve Birinci Enternasyonal'e ait. İncelendiğinde önemli yanlışlarla doludur. A. 36 Türki^'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Hemen her konuda yazı yazmakla ün yapmış Ahmet Mithat Efendi de "Dağarcık" adlı dergisinde (7. bu niteleme doğru değildir. Mithat Efendi bu yazısında varsıl-yoksul ayırımı adı altında sınıf sorununu bilinçsiz de olsa ortaya getiriyor. Bütün bu ayaklanmalar. Mithat Paşa-Mütercim Rüştü Paşa (sivil bürokrasi) ve Şeyhülislâmın işbirliği ile Mayıs 1876'da Padişah Abdülaziz'e karşı bir darbe başarı ile sonuç¬landırıldı. yapağıyı. cuntanın en dürüst ve en ilerici kişisi olduğu ileri sürülen Süleyman Paşa kumandasındaki Harbiye öğrencileri yaptılar. Ayrıca Sakızlı Ohannes Efendi. vahşidir. Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 37 resmen kabul etti. Ne var ki. evinde kaba hasır üzerinde o ekmeği yedikten sonra güya gündüzki yorgunluğu çıkartmak için uzanıp yatanlar. Kanımızca darbenin sonuçlarına bakıldı¬ğında.. . Daha sonraları aynı eleştiriler sosyalizm ve komünizm konusuna yaygınlaştırılacaktır. Yeni Osmanlılar hareketi ve bu hareketin yurt içine yansıması.. habistir. Ör¬neğin "Hakayikulvakayi" gazetesinin Haziran (22) 1781'de yayınla¬dığı bir haberde "Eşkiyanın kumandanı (Kari Marx) denilen ve hâlâ Londra'daki Enternasyonal nam cemiyetin reisi bulunan pehlivan olup. pamuğu dahi çekemeyip. o zaman özgürlüksever. ül¬ kede bazı konuların tartışılmasını sınırlı da olsa sağlamıştı flerken. Bu sırada Abdülaziz'in Rus Elçisi Ignatiev ile oluşturdukları siyasal cephe içerde güçlü bir karşıt grubun meydana çıkmasını gerçekleştirdi." biçiminde komüne. Marx'tan yapılan ilk Türkçe çeviride 9 Şubar 1871'de "Ha¬kayikulvakayi" gazetesinde yayınlanmıştır. herkesin açıkça gördüğü farklar beni her zaman yalanlar" diye karşı çıkmakta. ekonominin sarsılması. kısacası iyiliğe dair ne söylenebilirse hepsi komün yandaşlan için söylenirdi. şimdiki halde komün taraftan zalimdir. Yoksulluk ve varsıllığın eşit olduğunu düşünenlere karşı: "Bana kalırsa bu ikisini bir şeyden ibarettir diye hükmedemem. Yazı "Daily News"den alınmış ve Fransız-Alman savaşının analizini içeren bir mektuptu. Birinci Enternasyonal'i sınırlı bilgi düzeyi içersinde savunduktan sonra yazıyı şöyle bitirmektedir: "Yaz günü Temmuz sıcağına karşı mutluların ikametine mahsus beş-altı katlı binanın en üst katma sırtında çamur ta¬şımak veyahut İngiltere kömür madenlerinde yani yerin dibinde kömür kırmak suretiyle kazandığı on kuruşu üç okka ekmeğe verip.

Bu arada Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa'nın meşrutiyete karşı tutumu gittikçe belirginleşiyordu. ilk defa ortaya çıkarıyordu. Sultanın özellikle kendi yetki ve haklan üzerinde durduğu açıktır. anayasaya karşı bir tutum içinde olmamıştır. Abdülhamit'in pa¬dişah olarak tahta çıkarılmasını sağladığını ileri sürmektedir. bürokrasi ve Şey¬hülislâmlık birleşerek bir fetva ile V. Abdülhamit niabeti asla kabul etmedi. şimdi ülkenin karmaşadan kurtarılması gerek" biçiminde özetlenebilecek yargıydı. tedavi döneminde yerine kim getirilecekti? O güne kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda niabet kurumuna rastlanmamaktaydı. kendisi. Ne ki.ülkesinde hâlâ bir anayasanın var olmaması (örneğin Çarlık Rusya'sında ne anayasa. Igna-tiev gibi yabancı elçilerden de kaynaklandığı düşünülebilir. Anayasadan yana olan Süleyman Paşa'yı "Sen askersin anlamazsın" diye azarlarken. Mithat Paşa daha ilk günden engellerle karşılaşmaya başladı. Padişah. İngiliz tipi bir meşrutî yönetim öneren Namık Paşa'ya da "Demek sen de Rouge olmuşsun" diyerek kızıl deyimini. Abdül¬hamit'in cülusu 31 Ağustos tarihindedir. Zaten etmesi de beklen¬miyordu. ne de meclis vardı). Abdülhamit'in meşrutiyeti ve anayasayı kabul etmesi üzerine. anayasa ve meş¬rutiyet sorununa yer verilmedi. Mithat Paşa'nın tasarısının ya¬nı sıra Süleyman Paşa'nın ve diğer bazı üyelerin de tasarılarının var olduğudur.. Ve¬liaht Abdülhamit ise bazı çevrelere. Bu arada Sultan -da kendi özel danışmanlarıyla hemen her maddeyi incelemek¬teydi. darbenin ilk haftası sonunda genişletilmiş bir Meşveret Meclisinin toplanmasına karar verildi. Murat'ın tahta çıkışı dolayısıyla hazırlanan söylevde. Anayasa hazırlıkları ilerlerken. Mithat Paşa'nın tek müttefiki Süley¬man Paşa'ydı. olay¬ların hızlı gelişmesinin etkisi altında kalarak önemli bir ruhsal bunalım geçirmekteydi. Ne var ki Doğu sorununun çözümü ve Osmanlı İm¬paratorluğu'ndaki çeşitli hıristiyan halklara yönelik reformların sap¬tanması için 1876 yılının Aralık ayında İstanbul'da uluslararası bir konferansın toplanmasına karar verilmesi olayları daha da hızlandırdı. Fetva Emini ise konuya daha sert yaklaşıp şöyle dedi: "Devletin güvendikleri siz¬lersiniz. Nitekim. daha ilk konuş¬malarda ortaya çıktı. Kanı¬mızca bu yaklaşımda belirli bir gerçek payı vardır." (Berkes) . yerine Abdülhamit'in geçtiğini bildirdiler.. özellikle meşrutiyete taraftan olanlara fazla güven vermiyordu. Meşveret Meclisi'nin büyük ço¬ğunluğunun anayasa ve meşrutiyete karşı olduğu. Bu karşıt tutu¬ma karşın. Mithat Paşa'nın İslama aykırı işler peşinde olduğu. Murat'ın hastalanması olaya yeni bir boyut kazandırdı. bu karşılıklı anlaşamamanın. sorunun çözümünü ağırlaştıran etkenlerin başında geliyordu. her şeyin doğru¬sunu düşündüğü savında olan "Tanzimat bürokrasisi"nin en belirgin örneklerinden biriydi. Mithat Paşa'nın aceleci doğası Abdülhamit'in "şartsız bir hükümdarlığı kabul etmeyeceğini" bildirmesini yanlış yorumladı. Her şey Abdülhamit'in Mithat Paşa'yla yaptığı konuşmadan sonra değişti. Komisyon öncelikle bir Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi'nin kurulmasına karar verdi. Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 39 Nitekim Abdülhamit kendi haklan ve yetkileri güven altına alındığı sürece. Bu söylentilerin. Halifeyi hükümleri altına alarak kendi çıkarları uğruna şeriatı uygulat-mamalandır. Bundan yaklaşık bir ay sonra anayasayı hazırlayacak komisyon kuruldu. Padişah ve Halife değil. Ve-liahtın kastettiği şartla. Mithat Paşa'nın anladığı şartın farklı olduğunu ileri süren N. Anlaşıldığı kadar. Süleyman Paşa. Anadolu'nun ve Rumeli'nin birtakım cahil Türklerini 38 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 toplayıp da onlardan rey ve tedbir mi soracaksınız? Her işi adalete göre görün. Ordunun bir kanadı ülke içerisindeki karmaşayı bahane ederek şiddet tedbirlerinin bir an önce alınmasını öneriyordu. Murat'ın hastalandığından ötürü halledildiğini. ordu. komis¬yondaki tartışmalar öyle bir izlenim uyandırmıştır ki "Kanun-u Esasi akımının başlıca hedefi. Bilinen. Bazı uzmanlara göre bu depresyonu atlatması müm¬kündü. Türk siyaset sahnesinde. anayasanın bir "gâvur" icadından başka bir şey olmadığı biçiminde söylentiler yaygınlaşı-yordu. kamuoyunda da. Sık sık söylenen söz "gün anayasa günü değildir. bir sorundan şüpheniz olduğunda Fetva-yı Şerife başvurun". Anayasa ve meşrutiyet tartışmaları tam bir çıkmaza girmişken V. V. Anayasa komisyonunda kimin tasarısının tartışıldığı konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Berkes. keyfi yönetimleri. Osmanlı aydınları arasında anayasa ve meşrutiyet açısından açık-seçik bir düşün birliğine varılmamış oluşu. hareketi başarıya ulaştıran bir kumandan olarak açıkça sordu: v"Meşrutiyet ilân edilmeyecekse bu ha¬reket niye yapılmıştır?" Sadrazam halka dayalı bir düzenin kurulabil¬mesi için halkın yeterli olgunluğa sahip olmadığını söyledi. anayasaya içtenlikle karşı olanlar kadar. Avrupa devletlerinin oyuncağı haline gelen hükümetteki kişilerin tutarsız.

Devletin resmî dili Türkçeyi bilmek . V. ikinci toplantısı ise 13 Aralık 1877 ile 14 Şubat 1878 tarihleri arasındadır.İyi halli olmak .Ağır hapis cezasına çarptırılmamış olmak . Her dönem için ayn ayrı seçim yapılmıştır. İkinci seç¬menlerde. anayasadan önce çıkarılmıştır. Abdülhamit. Diğer delegeler bu öneriyi kabul etmediler. Mithat Paşa bu zamana karşı yürütülen yarışta kay¬betmemek için 113. Bundan sonraki bunalımların en ciddisi. bunun nedenlerinden olabilir. Yönetmeliğe göre 80'i müslüman ve 50'si gayrimüslim olmak üzere 130 mebus seçilecekti. Seçilme koşullan ise gene aynı yönetmeliğe göre şunlardı: . Seçim dönemi dört yıl olduğu_ için ancak ara seçimi yapılabilirdi. ayaklanmanın olduğu yörelerde olağanüstü durum ilân etme yet¬kisini verdiği gibi. Bu koşullardan bazılarına anayasada rastlamak olanaksızdır. Aslında bu bir seçim yasası olmaktan ziyade. 59 ve 47 olmuştur.25 yaşından küçük olmamak . Ahmet Vefik Paşa'nın baş¬kanlığında. mağlûbiyetten sorumlu tutularak Bağdat'a sü¬rüldü. Uluslararası toplantıdaki Os¬manlı delegesi. Meclis 19 Mart 1877'de açıldı. aradaki zaman farkı yönetmelikle anayasa arasındaki farkları doğurmuştur. Bu arada Batılı ülkelerin dışişleri bakanları ya da üst düzeydeki diplpmatlan İstanbul'a gelmişlerdi. içerdiği hükümlerden bazıları anayasanın getirdi¬ği hükümlerden farklıdır. 48'i degayrimüslimdir. Osmanlı devleti konferansı terketti. İkinci dönemin başında. Mimarlarının ortadan kaldırmasına karşılık. geçici yönetmelik biçiminde yapıl¬mış tamimdi. 4) I. her seçim çevresinde 25 yaşını doldurmuş. az çok emlâk sahibi olan Os¬manlı vatandaşlarına iki tane ikinci seçmen seçtirilmiştir. oysa Meclisin bütünü yenilenmiştir. madde konusunda çıktı. bu . akıl almayacak bir despotik yönetim altında çalıştı. Abdülhamit'in yetkileri için âcil bir tehlike teşkil etmemesi. Fakat Meclisin hemen toplanmasındaki zorunluluktan ötürü bir kereye mahsus olmak üzere il genel meclisi üyelerinin ikinci seçmen olarak oy kullanmaları kararlaştırılmıştır. Bunlardan birin¬de Süleyman Paşa saraya giderek üstü kapalı bir şekilde Abdülhamit'i tehdit etti. Ab¬dülhamit de bu madde olmadan anayasayı imzalamayacağını açıkça söyledi. polisçe sakıncalı görülen kişilerin yurtdışına sürül¬mesi konusunda da karar alma hakkını vermekteydi.Anayasa çalışmaları birkaç kere darboğaza girdi. Bu tatil bilindiği gibi tam otuz yıl sürdü. Bu madde padişaha bazı ayaklanma durumla¬rında. 19 Mart-28 Haziran 1877 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu yönetmeliğin 28 Ekim 1876'da ilân edilmesinden sonra seçim hazırlıklarına geçilmiştir. Mithat Paşa idama mahkûm edildi. Tersane Konferansı birkaç güne kadar açılacaktı. Namık Kemal de Ege adalarına sürgün gönderildi. cezası müebbet hapise çevrilerek Taife. Murat'ın sağlığını kazanmakta olduğunu söyledi. Sü¬leyman Paşa Osmanlı-Rus savaşında başarılı bir kumandan olarak hiz¬met görmesine karşın. Ruslarla Ayastafanos Mütarekesi'nin imzalanması¬nın hemen arkasından 13 Şubat \878'de padişahın bir emriyle tatile girdi. dağılması gerektiğini söyledi. maddeyi padişahın istediği gibi kabul etti ve 23 Aralık 1876 sabahı anayasa imzalandı. Mithat Paşa. İkinci" dönem için niçin seçim yapıldığı konusunda açıklayıcı bir bilgiye rast-lanamamaktadır. Osmanlı-Rus savaşında meclisin millî birliği sağ¬laması.Seçildiği ilin ahalisinden olmak . çalışmaların son aşamasında 113. Seçim yasası. İstanbul'da yirmi seçim çevresi oluşturulmuş. Bu uygulama İstan¬bul'u kapsamarraştır. Birinci dönem me¬buslarının özgürlükçü ve Padişah otoritesine karşı oldukları bir an için düşünülebilirse de. Seçim yönetmeliği anayasadan önce yürürlüğe girdiği için. o günün koşulları içersinde Rusya'da bile bulunmayan bir anayasanın ve meşrutiyet düzeninin Osmanlı padişahınca kabul edildiğini ve bu nedenle konferansın anlamını yitirdiğini. Yani daha ikinci döneme gelindiğmde müs¬lüman mebusların toplam içindeki oransal payları düşmüştü. 5 de gayrimüslim on mebusu seçmişlerdir. İlk anayasanın yapıcıları kısa sürede tasfiye edildiler. Namık Kemal ve diğer anayasa yanlısı kişiler buna itiraz ettiler. Birinci dönem toplantıları. Kısa da olsa.Türkiye'de az çok emlâk sahibi olmak. Bi¬rinci dönemde Meclisi Mebusan'da bulunan 116 mebusun 68'i müslüman. 5 müslüman. Osmanlı Meclisi Mebusan'ı: Anayasanın Abdülhamit tarafından ilân edilmesinden sonra Meclisi Mebusan iki dönem toplandı. Bu sayılar ikinci dönemde sırasıyla 106. Meclis-i Mebusan'ı tatil et¬mekte acele etmedi.

ona matbaa izni vermemelidir. "Bazı adamlar vardır ki. Meclis'in rızasını sormadan Ahmet Vefık Paşa'yı atamıştır. Prof. Moliere'i çeviren. Böylece Birinci Anayasa otuz yıllık bir süre için. İrade. Ahmet Vefik Paşa'nın Sadarete getirilmesi. Sina Akşin'in yapmış olduğu bir incelemede de altı çizildiği gibi bir yıllık çalışma süresi içersinde Meclisi Mebusan her iki dö¬neminde de bazı konulara eğilmeyi başarmıştır. Meclisi Mebusan açısından dramatik so¬nuca yaklaşıldığının en güzel işaretiydi. bu denli tartış¬malar sonucun kesin konumunu değiştirmez. Meclis-i Vükela. Bir kere Sadaret deyimi Baş¬vekâlet olarak değiştirilmişti. Son pek ani geldi. bu hattın 1876 Anayasa-sı'na aykırı olduğu kolaylıkla ileri sürülebilir. küçümseyen sözlerine muhatap olan mebuslar. hızını ve gücünü yitirse bile günümüze kadar sürüp gitmiştir. Bu soruya Ahmet Vefık Paşa'nın verdiği cevap ise ağızları bir karış açtıracak niteliktedir: "Nasıl caiz değildir? Katli bile caizdir". Meclisi Mebusan'ın Birinci Dönem başkanlığına.nitelikteki mebusların sayısı ikinci dönemde daha da artmıştır. Meclisi Mebusan'da tam anlamıyla bir özgür¬lük düşmanı gibi davranmıştır. Paşanın sık sık mebusları en galiz kelimelerle azarladığına rastlanmıştır. Bir oturumda "sus eşek" diye bağırdığı bile duyulmuştur. dolayısıyla Meclis'in toplantı süre¬si içersinde orada herhangi bir açıklama ya da müzakere açma gibi bir işlemin gerçekleştirilemeyeceği de gene söz konusu gerekçelere ekle¬niyordu. Paşa'nın mebuslara karşı takındığı tavır. Her birinin ait oldukları mahaller vardır (edebiyat yayınlarının denetlenmesi kas¬tedilmektedir) orda bakılır. dönem sonuna kadar Başkan olarak görev yapmıştır. Ahmet Vefık Paşa. Paşa. pekâlâ biliyoruz. O konum da Padişah'tan gelen 2 Şubat 1878 tarihli bir iradede somutlaşmıştır. Birinci Meclisi Mebusan'a. Böylece Abdülhamit yürütme erkine biraz daha egemen olma hakkını elde ediyordu ki. O cihetle hükümet onu men eder" diyebilmiştir. Bu arada yapılmakta olan barış görüşmelerinin. Meclis çalışmalarına ara verildiğini bildiriyordu. Ne var ki asker-sivil bü¬rokrasinin (halka karşın halk için) diye adlandırabileceğimiz bu davra¬nışları. meclisin önündeki bir aylık çalışma süresinden daha uzun bir dönemi kapsayacağı. Bu zihniyet ancak Tanzimat bürokrasisinin herşeyi en iyi bildiğini iddia eden eğilimi ile açıklanabilir. Her oturumda başkanın alçaltıcı. Otuz yıldır bunlara bakılıyor. Bundan da önemlisi yeni kabinenin kurulması sırasında çıkartılan Hatt-ı Hümayun "bazı işlerin. hiç bir ciddî tepkide bulunma¬mışlardır. vekillerin kişisel sorumluluğu kapsamı içinde bulunduğunu ve bu gibi işlerin onaylanmak üzere Padişaha su¬nulacağını" bildiriyordu. Bu konular özet olarak şöyle sıralanabilir: a) Cemaatler arası ilişkiler b) Memurlardan yakınma c) Savaş yolsuzlukları d) Meclis-Hükûmet ilişkileri e) Çeşitli toplumsal sorunlar 42 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Bu konulardaki tartışmalar mebusların gittikçe bilinçle görevle¬rini yapmaya başladıklarını göstermektedir. kısaca söylenen gerekçeleri sıralayarak. parti gruplarının olmayışı belki bu tepki¬sizliğin bir nedenidir. bu durumun geçiştirilmesine kadar Meclis'in tatil edilmesini isteyen bir "Mazbata"yı Padişah'a vermişti. Ne ki. padişahın ve üst kademe bürokratların ne gözle baktığını kanıtlayan belge vasfındadır. Bu değişikliğin anayasaya aykırı olduğu Kudüs Mebusu Yusuf Ziya Efendi tarafından açıkça ileri sürülmüştür. Türkiye'de çağdaş temaşa sanatı¬nın öncülerinden sayılan Ahmet Vefık Paşa'nın bu davranışları anlaşı¬lamaz. gerek ahlâkça iş böyledir" der. Matbuat (Basın) Nizamnamesi tartışı¬lırken. Bu atama geçici diye nitelenmişse de. bu davranışlara karşı. Biz bunların hocası olduk. mebusların sorularına gereğince yanıt veremediklerini söy¬leyerek. devletin içinde bulunduğu olağanüstü durumdan dolayı Meclis çalışmalarına yeterince katılama¬dıklarını. "Edebiyat nedir bilmiyor musunuz? Dünyada ne kadar edepsizlik varsa onun adına edebiyat demişlerdir. Bunun üzerine İstanbul Mebusu Sebuh Efendi safça sorar: "Her halde edebiyatı menetmek caiz değildir". O adam memlekete muzırdır. vali olarak bulun¬duğu yerlerde sanatçıları teşvik eden. gökten inmiş bile olsa. Gene aynı Nizamname'nin müzakeresi sırasında mebuslara hitaben. Ne var ki. Gerek kanunca. Bu gerekçelerin geçerliği tartışılabilir. Abdülhamit. . Mecliste partilerin.

Batı Avrupa kapitalizminin "Devleti Âli"yi yarı sömürge¬ leştirme yönünde aldığı yolun farkındadır. Bu olgu. İlk Meclis'in yapısının zamanla emperyalist emellere (dış ülkele¬rin) hizmet edecek bir görünüme sahip olduğuna da işaret etmekte yarar vardır. 5) Abdülhamit Politikasının Temel Yaklaşımları: Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminin otuz yılını yöneten Abdül-hamit'i ve eylemlerini değerlendirirken alışılagelmiş ön yargılardan kendimizi arıtmamız gerekir. devinimler halindedir. ne bürokrasiye ne de ulusal burjuvaziye (eğer varsa) ilerici bir mevzi kazandıracak nitelikte olmamıştır. onları. asker-sivil bürokrat aydınlardı. âdeta seyircisi durumundaydı. halka. Yalnızca gemisini kayalıklı ve hırçın suların hızla 44 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 aktığı bir boğazdan sağ salim geçirmeye çalışan kaptandır. yani anayasa. Oysa Abdülhamit kelimenin tam anlamıyla ne o. Bu çelişki günümüze kadar çeşitli boyutlarda sürüp gitmiştir. Abdül-hamid'in haklarını pekiştiren bir anayasanın kabulünü doğurmuştur. diğer gruba göre ise. top¬lumu sömüren. feodal üretim ilişkilerinin oluşturduğu düzene göre ilerici sayılması gereken bir yasal çerçevenin ve düşün aşamasının. Sened-i İttifak'tan 1876 Anayasası'na kadar Osmanlı Hükümdarı'nın egemenliğini paylaşmaya çalışan ve bu yolda önemli adımlar atan bü¬rokrat kesimdir. imparatorluktaki ayrılıkçı özlemleri besleyen bir kaynak olarak görmesini de sezinlemiştir. bu gel-git'in bir kesitidir. yabancı emperyalist emellere hizmet edebilecek olanakları sağlayan araç haline gelmesi sonucunu verir. tekelci kapitalizmin dümen suyundan gidecek olan burjuvaziye yararlı oluşundadır. Anayasa. ülkeyi darboğazlara sürükleyen tekelci kapitalizmin kurumlarından kaynaklanması. Birinci Anayasa.buzdo¬labına kaldırılmış oluyordu. Teolojik yasal çerçevenin. ilerici akım¬ ları. ne de diğer ezilen sınıflan memnun edecek düzeydeydi. o dönemi anlama¬mız daha kolay olur. Örnek. özgürlükleri rafa kaldır¬ mak olmuştur. Bu yüzyılların derinliğinden gelen ittifak yenilmeden demokratik haklar ye onların gerektirdiği düzen kurulamazdı. 1876 Anayasası. orduyu ya da dış güçleri yanına alabildikçe bir adım ileri gidi¬yor. bir önceki yargının tam tersi olarak "ne yaptıysa iyi ve doğru yap¬mış" olan bir ulu hakandır. ezilen sınıflara karşı safa itmiştir. ne de ötekidir. Koşulların rasyonaline göre davranmaya çalışan bir yöneticidir. onu kuran ve sonuçta savunmasını da üstlenenler. Abdülhamit'in kendince bulduğu çözüm yolu. İlerici atılımların ve kurumların belli çevreye inhisar etmesi. içerdiği hükümler ve kurumların da açıkça gös¬terdiği gibi egemen sınıfın egemenliğini sınırlayıcı bir yasal çerçeveyi oluşturmaktan çok. Bir gruba göre Abdülhamit kanlı istibdatı ile Türk ve Osmanlı halkına kan ağlatan bir tirandır. Ama böyle bir gelişim için 1870'li yıllar çok erkendir. Oysa özgürce yapılacak tartışmalar Osmanlı halklarının . Zaten bu sınıflar mücadelenin dışında. Abdülhamit'in temel yaklaşımlarını şöyle sırala¬yabiliriz: . 1876 Anayasası. Ne var ki sınıfların gittikçe güçlenmesi. doğal ve pozitif hukuktan gelen temel demokratik hakların (bunlara burjuva demokratik hak ve özgürlükleri diyebiliriz) ve Hükümdarın iradesi. Zaten temel açmaz.. Kapitalizmin. Geçmişteki gelişmeler de dikkate alınacak olunursa. milli burjuvazinin oluşmasından önce elde edilmesinin. adı ve özelliği ne olursa olsun. burjuva demokratik hakların ve ayrıca¬lıkların.iki aşın düşünceyi getirmektedir. Birbiriyle nasıl bağdaşabilecekti bu üç öğe. Bürokrasi bir sınıf olmadığı için mücadelesi sürekli Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 43 biçimde gel-git hareketlerine benzer. bunlar yıllar boyunca kendi aralarında bir denge oluşturmuşlardı. Anayasayı isteyen. toplumun sınıflı bir toplum haline gelmesi. bu kesitte elde edilen ürün. Bu ön yargılar Abdülhamit hakkında. sonra koşullara göre ya geriliyor ya da gene bir adım ilerleme sağ¬lıyor. dışa ba¬ğımlı. o egemenliği pekiştirici bir belge niteliğine bürün¬müştür. söz konusu tersliği ortadan kaldırarak yasal çerçeveyi de sınıfların mücadelesinin gel-git'lerine bıraktırmaktadır. gerekse Mithat Paşa ve arkadaşlarının çabalan bu yönde olmasa bile. Ne ki.. Gerek Yeni Osmanlıların düşünsel doğrultusu. Teolojik yasal çerçeve (İslâm Hukuku) ve Padişah iradesi. koşullar. Ne ki bu sezgisi doğru bir tabana otursa bile. İmparatorluğun son yıllanna imzasını koyan kişiyi öyle belirlersek. Zaman zaman. ne yeni yükselmeye başlayan Osmanlı burjuvazisini.

O zamana kadar halktan uzak olan resmi ulema aristokrasinin yanında ve altında. büyücüler bol bol yetişmeye başladı" (Berkes). ". bir yerde duygusal sayılabilecek yargıdır ama haksız ve yanlış olduğu da söylenemez. Böy¬ lece feodal üretim ilişkilerinin yasal çerçevesi olan din. hem de dış siyasası için dayandığı en büyük silahtı. kendi yararlarını sapta¬yacak. küçük sanayide tezgâhların çalışamaz hale getirildiğini gören. halk somut bir biçimde görü¬yordu. "Durum Muhakamesi"ni böylesine başarıyla yapabilen birisinin bu gibi korkular içersinde ezildiğini düşünmek insana kolay gelmiyor. Çünkü insanlar ve toplum içindeki sınıflar. Kuş¬kusuz toplumda açık sınıf çelişkilerinin görülmemesi de (çelişkilerin yokluğu anlamına söylemiyoruz bunu) bu yanılgı dolu görüşlere kapı¬lanmada önemli rol oynamıştır. "Halifeyle halk arasında din bağının kuruluşunda. Bu bilim dışı bir yaklaşım¬dır. Kendisi bu silahı içerde ve dışarda "bihakkın" kullanmasını bildi. Nitekim Meclis-i Mebusan'ın iki toplantı dönemindeki İslam mebuslarının oransal payı azalmıştır. milli üretim güçleri geliştirme olanaklarının yetersiz bulunduğu bir ülkede iktidar. Meclis-i Mebusan'ı ve ona yol açan düşünceleri. Kapitalizmin ülkeye girişiyle ya da daha doğru bir deyişle. şerifler. Devletin bir sınıfa dayanmadığı sürece güçlü olmayacağının da pek farkında olamayan Batıcı-laik bürokratlar toplu¬mu yanlarına alacakları yerde. Din. cahillik. nakıplar. halkın . Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 45 Halkın yaygın islamcılığını. temelde tâli olan çelişki. eko¬nomik egemenliğini kuruşuyla birlikte tarımda ürünün ucuz kapatıl¬dığını. bu dönemde yetişen yeni bit din adamı tipi de büyük rol oynadı. seyitler.ortak yararlarını bulabilecekti. artık geliş¬mekte olan dış tekelci kapitalizmin uluslararası koşullan altında. Halkla Abdülhamit arasındaki bağı din kurmuştur. Bu belki sezgilerle ulaşılan. Talebe-i Ulum."ha¬ fızlar. halkıyla Padişah arasındaki etken bir köprüyü kurmuştu. islamcı-Doğucu halk arasındaki. davranışlarını buna göre düzenleyecek bir rasyonele sahiptirler. Kendi ordusundan bile korkar hale gelmiştir. üfürükçü¬ ler.Batı Avrupa kapitalizmini. büyük halk kitlelerinin islamcı cephede toplanmaları da çabuklaşıyordu. gerici din adamlarına dü¬şünmeden kapılma gibi nitelemelerle açıklayamayız. bürokrasi-asker-ülema üçlüsünün ittifakını kendine büyük bir tehlike sayan bir kişinin düşeceği vehim ve korkulara Ab¬ dülhamit de düşmüştür. devleti elde etmeye çalışıyorlardı. \ .. . günden güne yoksullaşan halk. Böyle bir açıkla¬ma büyük kitlelerin kendi çıkarlannı bilmeyecek düzeyde olduğunu iddia etme gibi bir noktaya götürecektir bizi. Bu nedenle ekonomik çözülme ve yıkım hızlandıkça. Batı'dan gelen herşeyin onu daha da yoksullaştırdığını. dedeler. çerçiler. müneccimler. birinci çelişki gibi ortaya çı¬kıyor ve odaklaşıyordu. Ne var ki sınıfsal çelişkilerin çok açık bir şekilde su yüzüne çıktığı günümüz Türk toplumunda da aynı yanıl¬gıların içinde bulunan siyasal gruplar mevcuttur. Abdülhamit'in hem iç si¬ yasası. . Batı ise gâvurlukla özdeşti. Kendine bağlı bürokrat.Abdülaziz'in devrilmesinde büyük rol oynayan bürokrasi- asker-ülema ittifakı. Sanayi üretim güçleri genel olarak tasfiye olmuş. asker ve ulema çevreleri oluşturmuştur. Abdülhamit'in daima en korkulu rüyası olmuştur. bu yoksulluğundan batıyı sorumlu tutu¬yordu. Bu üç grubun bir araya gelmesini engelleme için "makyavelist" bir tu¬ tumla her yolu denemiştir. şeyhler.Abdülhamit Meclis-i Mebusan uygulamasıyla devletteki İs- lam-Türk yönetiminin zamanla yitirileceğine inanıyordu. genişleyen ekonomik çöküşle orantılı olarak çoğalan.Abdülhamit düzenini otuz yıl sürdürebildiyse bunun temel nedeni ustalıkla uyguladığı denge politikası kadar halkı yanma alma¬ sını bilmesidir.. Böylece Batıcı-laik bürokratlarla. . Meclis-i Mebusan'ın Osmanlı-Rus sa¬ vaşında oynadığı birleştirici rol bunun en somut kanıtıydı. imamlar.

tüketim mallarının kıtlığı merkeziyetçi bürokrasinin temelli bir sebebidir. Bu kıtlık. giyinme. Yapılan tanımların da açıkça gösterdiği gibi. batı kapitalizminin yasal çerçevesini ve temel kurumlarını savunanlar ilerici. islamcı düşün akı¬mına göre "İslamiyet gelişmeye engel değildir". .asgari ihtiyaçlarını asgari bir seviyede dahi (beslenme. Ne ki bu yargı "ge¬lişme" kavramına bağımlı olarak değişebilen bir niteliğe sahiptir. Değinilen bu ilkeler bizzat islamın akide ve inanç sisteminden kaynaklanacaktır. Osmanlı ülkesini bir yarı sömürge haline getiren.. Üstelik bu biçimleniş. bunları yanıtlamaya çalışmışlardır. gerekse Batı¬cı-laik yaklaşım. içerdiği sap- 46 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 mayı açıkladığımız yapay ayırım. bu batıya karşı direnenler de gerici olmaktaydılar. Bilindiği gibi.. bürokratlar Batılı gibi yaşarken. peşinde sapmaları getiren bir yapıdaydı. siyasî olduğu kadar.. Sait Halim Paşa batı kurumlarıyla is¬lamlığın bağdaştırılamayacağı inancındadır. sınıfsal çelişkinin belirginleşmemesi ne¬deniyle temel çelişki halini alan ilerici-gerici ayırımı da bu tâli çelişkiye göre belirlendi. belirginleşinceye kadar sürdü. Tank Z.İslamda egemenliğin kaynağı üç aşamadan geçerek gelmek¬ tedir. Tunaya'nın altını çizdiği gibi bütün islamcılar şu üç soru üzerinde ittifak halinde durarak. . Bu aşamalar: Tanrı. ilerde göreceğimiz üzere. demokratik eği¬limleri despotizme dönüştürülebilir. Bu akımları doğru yerlerine oturtabilmek ancak sınıfsal açıdan yapılabilecek bir çözümlemeyle mümkün olabilecektir. İslamlaşmak ve islamın özüne dönme bu düşün akımı içersinde sık kullanılan. soyut kavramlar olarak incelendiğinde haklı görüle¬bilirler. Türk siyasal düşününe Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 47 önemli katkılar sağlamıştır. Bu ilkeler güncelliğini (tartışma açısından) günümüzde de korumaktadır. toplumdaki sınıfsal çeliş¬kiler olgunlaşıp. İlkeleri şu sıra içersinde özetleyebiliriz: . hürriyet ve adaleti islamî prensiplerden çıkara¬caktır". ahlak. rejimini. maddiyat ve maneviyatı kapsayan sosyal bir din olduğu kabul edildikçe. Bundan ötürü söz konusu ilkelere kısa da olsa değinilmesinde yarar vardır. o kimse ve o teşekküldür ki. Bu yanılgı da gerçekte iyi niyetli aydınların kendi halklarına yabancılaşmalarından ötürü düştükleri kötümserlik ve içe kapanıklığın yanı sıra..bir slo¬gandır. sosyal bütün hak ve vecibelerini. içtimaiyat ve siyaset sistemini daima zaman ve çevrenin ihtiyacına en uygun su¬rette tesis ve bunlara uymaktır". emperyalist evreye erişmiş. Bu yapay ve yanıltıcı ayırım..İslam toplumsal bir dindir ve hükümeti emreder. "İslamlaşan fert ve devlet. Sait Halim Paşa bu kavramı şöyle tanımlamaktadır: "İslamın din ve dünyayı. islamlaşmak demek." (İdris Küçükömer) Toplumun tâli çelişkisi. islamcılığı siyasal ve ideo--lojik akımların en etkenlerinden biri haline getirmişti. . Feodal-Sultan egemenliğinin aynlmaz parçası olan islamiyet (ya da daha doğru bir deyimle teolojik çerçeve) gelişimi engelleyen kurumdur. Peygamber ve Halife-Hükümdar'dır. Şu nokta açıktır ki. bannma gibi) karşılamak olanağını da bulamazdı. Batıcı-laik aydınlan karşı karşıya getiren bu tâli çelişkinin yarattığı karşılıklı yabancılaşmadan en fazla emper¬yalist Batı yararlanmıştır. bir yerde bilinçsiz olarak kıskacına girdikleri Batı kapanından ötürü pek de haketmedikleri biçimde karalanmalarıdır. Abdülhamit'in otuz yıllık egemenliği. Görüldüğü gibi islamcılık akımı açısından Batı ku¬rumlan ile islam arasındaki bir uyum dahi kabul edilmemektedir. islamcı halk yığınlarıyla. Şöyle ki. Şöyle ki. a) İslamın siyasal ilkeleri nelerdir? Bu ilkeler ne tip bir devlet biçimine karşılık gelir? ' ■ b) Osmanlı Meşrutiyet düzeni bu ilkeler açısından nasıl değer¬ lendirilebilir? c) Osmanlı Meşrutiyet düzeninin sözkonusu ilkelere göre eksik olduğu yönleri nasıl giderilebilir? İslamın siyasal ilkelerinin araştırılması. burjuvazinin egemen olduğu bir toplum yapısında. Dikkat edi¬lirse gerek islamcı yaklaşım. Yukarda.Tanrı toplumsal dinin temellerin Kuran 'ında toplamıştır.. islamın itikâd. bir başka yanılgıyı da peşinden geti¬riyordu.

Kuran bütün zamanlar için konmuş değişmez bir anayasadır.
- Egemenliğin kullanımı iki büyük ilkeye dayanır: Adalet ve
Meşveret.
- .Siyasî egemenliği kullanan ve Peygambere halef olan Hü¬
kümdar (Halife) bütün yönetiminde adalet üzere davranmak zorunlulu¬
ğundadır.
- Adaletsiz bir hükümet baskıcı, islam dini baskıyı reddeder.
Böylece "hakimiyet ve hükümranı, topluluğun bizzat ahlakı ve tahalluk
tarzı olan adalet sınırlamaktadır." (T. Z. Tunaya)
- İslam dini adalet üzere davranmayan, şer'i sınırlara saygı
duymayan emirlere (devlet reislerine) karşı müslümanlann hurucuna
izin vermiştir.
Böylece islam hukukunda, kullanımı belirli koşullara bağlı bir ihtilâl (huruç) hakkı vardır.
- İslamda egemenliği sınırlayan bir başka ilke de danışma yani
"meşverettir". "Şûra-yı Ümmet" ya da "Meşveret" usulü her ne kadar
halkın etkin bir katılımını içermiyorsa da ulema, bürokrasi, zaman
zaman eşrafı da kapsayan bir meclis olduğu içiri tabandan gelen dilek
ve eleştirilere bir oranda açıktır.
- İslamiyet hükümet biçiminden çok ahlakla ilgilenir. Kuran'a
saygı, adalet ve danışma ilkelerini canlı tutmak, bunlara dayanmak
şartıyla her türlü devlet düzeni ve hükümet şekli islamca makbuldür.
- İslamın bir başka ilkesi de "cemaat ve ittihad" kuralıdır. Bu
kuralın konmasındaki amaç bütün müslümanların aralarındaki zıtlıkla¬
rı unutarak birbirlerine bağlanmaları ve güçlü bir islam birliği oluştur¬
malarıdır.
"Şeriata müstenid, idare edenlerle edilenleri, meşveret, adalet ve tabiî haklarla birbirine bağlayan İslam Devleti
bazı mükellefiyet ve vazifelere sahiptir. Bu devlet her şeyden evvele yabancı boyunduruğu¬nu kabul etmemek,
istikbalini tesis ve idame ile yükümlüdür. İslamî devlet emperyalizme yer vermeyecektir. İslamiyetin devrimci
ve yeni-liksever zihniyetini yayacak olan İslam Devleti, medeniyeti iki şekilde tesis edecektir: Ülkesini, yahut
yerleşeceği ülkeleri iktisadî refah ve

48 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
kalkınmaya kavuşturacaktır. Perişan kavimlerin kurtarıcısı olarak hür¬riyet ve adalet saçacak bütün siyasî
kurumları belli kamu hukuku pren¬sipleri yani şeriat üzerine bina edecektir." (T.Z. Tunaya)
Abdülhamit islamcı siyasasını dış politikada da emperyalist güç¬ler arasında denge kurma, bunların Osmanlıya
yönelik tehditlerini biraz olsun sınırlamak için kullanmıştır. Bu panislamist siyasanın lehinde ve aleyhinde çok
şeyler söylenebilir. Ne ki biz bunları tartışma konusu yapmayacağız. Yalnız altını çizmek istediğimiz nokta
şudur: Basan düzeyi ne olursa olsun, Abdülhamit'in panislamist politikası İngilte¬re'yi zaman zaman
düşündürmüş, hatta ürkütmüştür.
Abdülhamit içerde ve dışarda islamcı bir politika izlerken, amacı halkın çoğunluğuna dayanarak, devleti
kurtarmaktı. Bunu Jön Türklere karşı sert davranmayı öğütleyen İzzet Paşa'ya söylediği şu sözler açık bir
şekilde göstermektedir:
"... İşte Avrupa'nın herhangi bir şehrine ya da ülkesine gitmenizi sağlayacak ferman. ...Tekrar İstanbul'a
gelirseniz, eski günlerinizin çok değişmiş olduğunu göreceksiniz. Türkiye artık sadece küçük bir mem¬leket
olacak. Demokrasi bir mezhep mücadelesi haline gelecek. Zan¬netmem ki milletim bugünkünden daha mesut
olsun."
Bu sözlerde Abdülhamit'in otuz yıllık endişeleri, evhamları, kor¬kuları gizlidir. Devletin bekası ile kendi
hükümdarlığı arasında kurduğu oportünistçe ilişki de bu sözlerde gerekçesini bulmaktadır. Ab¬dülhamit'in
kendi ruhsal çelişkilerinin kökleri bu noktada gizlenmek¬tedir. Devletin bekası ve birliği ile bireysel
oportünizmi arasında salınan kişiliği kendi yıkımını da hazırlamıştır. Meselenin ekonomik kökenle¬rini
bilmediği için imparatorluğunu ve tahtını tüm gücüyle koruduğunu zannettiği dönemde emperyalist güçler

ülkenin bütün kaynaklarına el atmıştı. Ülkenin ve toplumun içersine ayrılıkçı, bölücü düşünceler girer diye tüm
özgürlükler üzerine şal örttüğü zaman da, en ilerici fikirler aydınlar arasında filizlenmekteydi. Düşün ve yazı
özgürlüklerinin kı¬sıtlanmış olmasına, basın üzerinde acımasız bir sansürün uygulanması¬na karşın, özellikle
çeviri alanında ve edebiyatta önemli yapıtlara rast¬lanmaktaydı.
Dinin büyük baskısının yanısıra, Abdülhamit dönemi, din kitap¬ları dışında yayıncılığın yaygınlaşma ve
ağırlığını duyurma dönemi oldu. Ciddî ve etkin olabilecek toplumsal, siyasal vb. gibi kitaplar ya-yınlanmasa
bile, halk için yazılmış macera kitaplarının çevrilip, basıl¬ması halkı okumaya karşı duyarlı hale getirmekteydi.
Jules Verne'nin romanları, Üç Silahşörler, Monte Kristo, Pardayanlar, Ekmekçi Kadın vb. gibi romanlar
kitapçıları zengin edecek düzeyde, peynir-ekmek gibi satılıyordu. Serüven, gezi ve fen konularındaki kitapların
yanı sıra ünlü

Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 49
polis romanları da Türkçeye kazandırılmaktaydı. Padişahın bile polis romanları okumaya meraklı olduğu
söyleniyordu. Babıâli'den Sirke¬ci'ye inen ünlü yokuşun (Ankara Caddesi diye sonraları ad alan) kitap¬çılarla
dolması; düşün ve yazı yaşamının bir simgesi niteliğini kazan¬ması o yıllara rastlar.
Çok sayıda kitabın basılması, yayın işinin ciddî bir ticaret halini al¬ması dil konusunda önemli diyebileceğimiz
dönüşümlere neden oldu. Yazma dili sadeleşti. Resmi yazışma dilinin ağdalı yapısını geride bı¬raktı, daha
doğru bir deyimle üstünden attı. Kitap satışı açısından bu zo¬runluydu. Böylece dil anlaştı, konuşma dilinin
duruluğuna yönelik zo¬runlu dönüşümleri geçirdi. Bu arada dilde arılaşma bir edebiyat sorunu olarak ele
alınmaya başlandı. Selanik'teki sanatçı çevreleri, özellikle Ali Canip ve arkadaşları bu konuda etkin bir
mücadeleye giriştiler.
Abdülhamit dönemi, A. Mithat, Şemsettin Sami, Hüseyin Rahmi, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarların
bir dizi çeviriler yaptığı yayınladığı dönemdir, 1908'den önce yayınlanan kitaplar tarandığında, Haeckel,
Schopenhauer, Bürchner, Danvin, Renan, Taine, Spencer, Le Bon, Poincare, Ribot, Ricket, Flamaiori, S. Mili,
Flaubert, Balzac, Zola vb. gibi adlara rastlanmaktadır.
Edebiyat, yirminci yüzyılın son yıllarına doğru Abdülhamit'in salt'çı yönetimine karşı bir "Melce-i isyan"
olmuştu. İlginçtir ki, ede¬biyat bu görevi düşün özgürlüğüne set çekildiği dönemlerde sık sık üstlenmiştir.
Abdülhamit'in, iktidarı döneminde, her geçen gün daha bir baskı¬cı ve salt'çı düzen hevesleri olmuştur.
Devletin birliğinin ancak kendisi tarafından sağlanacağına, çevresindeki evet efendimcilerin de etkisiyle iyice
inanan padişah, bu inancıyla birlikte daha bir evhamlı, korkak ve baskıcı bir hükümdar niteliğine
bürünmekteydi. "İllerden ilçelere dek tüm ülke içten ve dıştan kurtlar tarafından kemiriliyordu. Hükümet, bütün
zenginlik kaynaklarını sarayın açgözlü, doymak bilmeyen ağız¬larına yediriyordu. Ülkenin her yerinde casuslar
vardı ve onlara cö¬mertçe para, yiyecek, rütbe dağıtılmaktaydı. Bu kara yazgılı ülkedeki her şey onların açgözlü
karınlarına gidiyordu. Bu ülkede hainlerden memur, hırsızlardan Bakan devşiriliyordu. Kötülüklerden başka
birşey olmayan göğüslerinde değerli taşlardan nişanlar takılıydı; uçuruma düşmüş alçaklara yüksek makamlar
veriliyordu... Ve bu rütbelerin, pa¬raların arkasında acı çeken, ezilen halk görünmüyordu." (Halit Ziya
Uşaklıgil)
İslamcı niteliğine rağmen, gün geçtikçe kendisini halktan ve çev¬resinden soyutlayan Abdülhamit, Yıldız'daki
kulesinde güvendiği uz¬manlarıyla devleti yönetmeye çalışıyordu. Bu dönemde Abdülhamit"...

50 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
hiç kimseye güvenmeyen bir kişiydi... Diplomat da, komutan da, yöne¬tici de, maliyeci de polis de ve hatta
jandarma çavuşu da kendisiydi". (N. Nazif Tepedelenlioğlu)
"Hafiyeler" her yanı sarmıştı. Jurnalcilik ve hafiyelik toplumu bir bulaşıcı hastalık gibi en ücra birimlerine
kadar kaplamıştı. Casusluk despotik rejimin özüydü... Her insan ve her iş casusluk konusuydu." (E. Z. Karal)
"Casuslar, Casuslar... Herkes birbirinden korkuyordu: Babalar çocuklardan, kocalar kanlarından. Casusların
elebaşıları iyice bilini¬yordu. Salt bu adamların gölgesinin görünmesiyle bile, herkesin başı omzuna çekiliyor
ya da herkes bir yere saklanmaya çalışıyordu." (H. Z. Uşakhgil)
1890'larda, Alman kapitalizmi, Bağdat hattı projesi ile somutlaşan bir biçimde Osmanlı İmparatorluğu
üzerindeki etkisini arttırmaya başla¬dı. Panislamist politikanın doğrudan doğruya İngiliz emperyalizmine
yönelik olması Abdülhamit ile Alman İmparatoru arasındaki bağları pe¬kiştirdi. Wilhelm 1898'de Osmanlı

İmparatorluğu'nu ziyaret etti. Alman uzmanları ve askeri yardım heyetleri ülkenin her tarafına yayıldı. Türk
Ordusu bir anlamda General Von der Goltz komutanlığındaki Alınan as¬keri misyonunun denetimine girdi.
Böylece emperyalist ülkeler arasında kurduğu dikkatli bir denge politikasıyla İmparatorluğu yaşatmaya çalı¬şan
Abdülhamit, ağır ağır bunlardan birinin yanını tutmaya başladı. Ne ki bu değişimi gerçekleştirmeye çalışırken
ekonomiyi gene ikinci planda düşünüyordu. Alman emperyalizmini yanlamaya çalışırken, Osmanlı Maliyesi'nin
ne denli Osmanlı Bankası ve onunda ötesinde İngiliz-Fransız sermayesine bağlı olduğunu unutmuş
görünüyordu. 1886-1896 arasındaki on yıllık dönemde İngiliz-Fransız kaynaklarından 9 borç and-laşması
yapılmasına rağmen, Bağdat Demiryolu konusunun gündeme girmesiyle 1909 yılına kadar geçen 13 yıllık
sürede ancak iki borç and-laşması yapılabilmiştir. 1909'dan sonra 1914'e kadar ise, Batı'dan alman borç sayısı
birden artmış, her yıla gene bir borç andlaşması isabet eder hale gelmiştir. Bu değişimleri iki nedene
bağlayabiliriz:
- Abdülhamit yönetimi ile Alman kapitalizmi arasındaki ya¬
kınlığı engelleme ya da baltalama,
- Borçlar için, saltçı Abdülhamit yönetimini yeterli bir güven¬
ce saymama.
Nedenler kuşkusuz spekülatif niteliktedir. Bunlara başka nedenler de ilave edilebilir. Fakat bir nokta çok açıktır,
Abdülhamit'in saltçı yö¬netimi (hele Almanya'yı yanladığı sürece) İngiliz-Fransız sermaye çevrelerine eskisi
kadar güven vermemektedir. Bu nedenle demokratik haklara yönelik bir parlamenterist hareketi
desteklemektedirler.
Osmanlı İmparatorluğu'nun bu dönemi üzerinde tartışılırken, Ab-

Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 51
dülhamit'in çelişkilerle dolu karar ve işlemlerini yargılarken Sait Halim Paşa'nın bir sözünün altını çizmekte
yarar vardır. Paşa, Abdülhamit ve dönemin olayları arasında nedensellik ilişkisi arayanlara "Sultan Hamit'
dünyaya gelmemiş olsaydı, yine kendi çağdaşları bir Sultan Hamit'in gelmesine sebebiyet vereceklerdi"
demektedir.
Bu doğru bir yargıdır. 1870 Alman-Fransız savaşından sonra Ber-lin-Viyana mihveri ile Londra-Paris mihveri
arasındaki ölümcül rekabe¬tin getirdiği kısmî denge koşulları arasında kalan Osmanlı İm-paratorluğu'nun
yöneticilerinin davranışı, gene bu denge tarafından be¬lirlenecektir. Düzeyde kalan siyasal kararlar ve eylemler
temeldeki bu belirleyicinin etkisini ortadan kaldıramaz. Nitekim son çözümlemede, Abdülbamit'in devletin
birliğini korumayı hedefleyen saltçı siyasası, dış belirleyicilerin istediği yönde, dönemsel gel-gitlerle, beklenen
sonuna ulaşmıştır. Düşünsel eylemler, siyasal direnişler, tüm ceberrutça yönetim bu sonu değiştirememiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşam süresini kapitalizmin iç çelişkileri belirlediği gibi, iç düzenini ve bu düzenin
yasal çerçevesini de gene sözkonusu dış dinamikler belirlemiştir.
6) Jön Türkler:
i) Politik Protesto Dönemi:
Meclisi Mebusan'ın kapatılmasından sonra ilk on yıl içinde Ab-dülhamit'in saltçı yönetimine yönelik, Ali Suavi
ve Kleantin Skalyeri darbe girişimlerinin dışında herhangi bir direnme görülmemiştir. Ana-yasacı bir davranışın
eyleme dönüşmüş son çırpınışlarıydı bunlar. Ne var ki eylem alanındaki bu yenilgi, düşün alanına
yansımamıştır. Tan-zimattan itibaren, ağır da olsa, gelişen ve 1850'lerden sonra yoğunlukla etkinliğini artıran
düşün hareketi, Abdülhamit'in saltçı yönetiminde de aydınlar arasında serpilmeye devam etmiştir.
Burjuva-liberal doğrultudaki anayasacı düşüncelerin yayılma-, sında 1860-70 hareketinin öncüleri olan Namık
Kemal, Şinasi, Ziya Paşa ve diğer düşünürlerin yazıları önemli bir rol oynamıştır. Bu ya¬zılar özellikle
okullarda genç aydınlar arasında elden ele dolaşıyordu. Harbiye, Mülkiye vb. gibi yüksek okullarda bu tip
özgürlükçü ve dö¬nüşümcü hareketler daha bir etkendi. Bugünkü lise düzeyindeki okullar olan idadilerde de
aynı nitelikteki kıpırdanışlara rastlanmaktaydı. Bil¬hassa askeri idadiler bu konuda başı çekiyorlardı. Namık
Kemal ve diğer "Yeni Osmanlılar" grubundaki yazarlar böylece, eski yazılarıyla, Abdülhamit'e yönelik Jön
Türk eyleminin çekirdeğini oluşturan düşün hareketinin meydana çıkmasına neden olmuşlardır.
Önce düşün düzeyinde kalan bu kıpırdanışlar 1889'dan sonra ey-

52 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950

leme dönüşmeye başladı. Bu dönüşmede ilk adım, gizli örgütlerin oluşmasıdır. Bilinen gizli örgütlerden
birincisi "Askeri Tıbbiye'de" öğrenciler arasında kurulmuştur. Örgütün kurucu lideri İbrahim Temo'dur. Temo
Arnavutluk'ta, Istruğa kasabasında doğmuştur. İdadi öğrenimini İstanbul'da yaptıktan sonra, Askeri Tıp
Okulu'na girmişti. Bu okulda birkaç arkadaşıyla Namık Kemal'in "Rüya"sını elyazması kopyasından gizlice
okumuştu. Bunu diğer özgürlükçü yapıtlar izledi. Bu arada, o günlerde sık kullanılan bir yöntemle, yabancı
posta ku¬rumlarını kullanarak Avrupa'dan gelen gazeteleri de okuyorlardı. Bil¬hassa, Londra'da İranlı liberaller
tarafından çıkarılan "Kanun" adlı gazete, okudukları yabancı yayın organlarının başında gelmekteydi. Sonuçta,
1889 yılı Mayıs ayında Temo, arkadaşlarına, amacı Abdülha-mit'in saltçı yönetimine karşı etkin bir savaş verme
olan gizli örgütü kurma önerisini yaptı. Sonuçta İ. Temo, İşhak Sükuti, Abdullah Cevdet, Mehmet Raşit ilk gizli
örgütü oluşturdular. Örgüt Carbonari ve farma¬son örgütleri yapısında biçimlenmişti. Örgüt üyeleri küçük
hücreler meydana getirmekteydi. Her hücrenin kendine özgü numarası vardı. Hücre üyeleri de numara
almaktaydı. Bu numaralar adi kesir, (x/y) bi¬çimindeydi. Pay'da bulunan (x) hücre numarası, paydadaki (y) de
kişi¬nin hücre içindeki bireysel numarasını ifade ediyordu. Hücreler beşli düzene göre oluşturulduğu için her
üye yalnızca kendi hücresindeki beş kişinin numaralarını bilmekteydi. Kısa zamanda örgüt büyüdü. Hızlı bir
biçimde diğer okullarla ilişki kurdu. Harbiye, Bahriye, Mülkiye, Bay-tariye, Topçu, Mühendishane gibi
okullarda da benzer hücreler örgüt¬lendi. Örgüt genişledikçe üst düzeydeki bürokratlardan da katılanlar
görülüyordu. Nihayet 1876 darbesinde fiilen görev alan Hüseyin Avni ve Süleyman Paşaların çevrelerinde
onların adlarıyla nitelenen hücre¬lerde devreye girdi.
İllegal, Anayasacı örgütlerin bu okullarda çekirdeklenmesinin ne¬deni, öğrencilerin diğer okullara oranla
çağdaş bir eğitim görmeleri, yabancı dil (özellikle Fransızca) öğrenmeleridir. Nitekim öğrencilerin siyasal
eylemlerdeki bu etkinliği ve bir yerde öncülüğü yakın tarihlere kadar sürdü.
Abdülhamit, bu gizli örgütü 1892'de öğrendi. Birkaç öğrenci ta¬rafından Saray'a verilen "Jurnal" her şeyi
açıklıyordu. Bunun üzerine okul kumandanları ve sorumlu bürokratlar görevden alındı. Örgütün ileri gelenleri
tutuklandı. Ne ki aradan iki üç ay geçmeden tutuklananlar Padişah tarafından affedildi.
Aftan sonra örgüt çalışmalarına devam etti. İdadi ve hatta medrese öğrencilerine kadar uzanan "ajitasyon"lara
rastlanıyordu. Her geçen gün aydınlar ve özellikle öğrenciler arasında özgürlükçü düşünceler

Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) ' 53
yaygınlaşıyor ve eylemler yeni boyutlara ulaşıyordu. 1894'teki Ermeni kalkışması bunu açığa çıkaran olay
olarak dikkati çeker. Ermeni ba¬ğımsızlık ve özgürlük hareketine bağlı bir örgütün Osmanlı Bankası'nı basması
ve bu eylemi amaçlarını yayma ya da anlatma konusunda bir araç gibi kullanmak istemesi, İstanbul'da bir
Ermeni direnişini başlat¬mıştı. İşte bu olaylar sırasında gizli örgüt ilk propaganda bildirisini ya¬yınladı.
Bildiride şunlar söylenmekteydi:
"Müslüman ve Yurtsever Türkler...Ermeniler öylesine yüz buldu¬lar ki, tüm yabancılarca saygıdeğer ve
devletimizin en yüksek katı olan Babıâli'yi basıyorlar. Başkentimizi tir tir titretiyorlar. Bu küstahça ha¬reketler
yurtsever ordumuzun üzüntü nedeni olmaktadır. Ancak bu meydan okurcasına, acı ve üzüntü veren hareketler,
despotların, pis yöneticilerin ezgi ve baskı yapmalarına neden olmaktadır. Biz Türkler, tüm Osmanlılar gibi bu
despotik yönetimden kurtulmak istiyoruz. Ör¬gütümüz bu amaçlar uğruna eylem veriyor. Gelin bugün
Babıâli'ye yürüyelim ve Ermenileri kınayalım. Ezginin, kıyıcılığın merkezi olan Şeyhülislam'ın konağına ve
Yıldız Sarayı'na saldıralım. Despotları or¬tadan kaldıralım, yok edelim, birleşip el ele verelim, gücümüzü
çoğal¬talım. Bizim de özgürlük ateşiyle yandığımızı, ona layık olmak için tu¬tuştuğumuzu tüm uygar dünyaya
kanıtlayalım." Bu bildirinin altında o güne kadar görülmeyen bir imza yer almaktaydı: "Osmanlı İttihad ve
Terakki Cemiyeti".
Ermeni direniş hareketi ve ona bağlı olarak gelişen direnç, Jön Türkleri etkiledi. "Ermeni hareketi rejimin iç
çelişkisini ortaya çıkardı. Saltçılığın cinayetler üzerine kurulu kanlı politikasını gözler önüne serdi. Sasun
olayına yapılan uluslararası müdahaleler, Türkiye'nin bü¬tünleşmesi ve hayali de olsa politik bağımsızlığına
kavuşmasından mevcut rejimin ne denli korktuğunu tüm liberal Türklere göstermiştir". (A. Alimov)
Bildiri bir önemli ilkeyi de sergilemektedir. Şöyle ki, Ermenilerin tek başına hareketi yadsınarak kınanmakta,
buna karşı Osmanlı sınırları içinde tüm halkların ortak eylemi öne çıkarılmaktadır. Halklar ayı¬rımının üstünde
etnik, dil ve din farklarını ortadan kaldıran tek bir "Os¬manlı ulusu" kavramı Jön Türk hareketinin amacı olarak
belirmektedir.

İbrahim Temo'nun bildirisi bin nüsha basılmıştı. Öğrenciler, as¬ker sivil tüm yurtseverler arasında büyük ilgi ile
karşılandı. Ne ki Ab-dülhamit de olumsuz yönden aynı ilgiyi göstermişti. Nitekim geniş bir tutuklama işlemine
girişildi. Örgütün birçok üyesi tutuklandı, ülkenin değişik yörelerine sürgün edildi. Bunların önemli bölümü bir
yolunu bularak dış ülkelere kaçtılar ve Paris'te bulunan Ahmet Rıza ile ilişki kurdular. Böylece iç ve dış Jön
Türk hareketi arasında o güne değin

54 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
görülmeyen bir bağ kurulmuş oluyordu. 1895 yılından sonra Jön Türk hareketi yeni bir atılım kazanacaktır. Ne
var ki, bu atılım 1902 kongre¬sinin sonrasına kadar bir "politik protesto" eylemi olmanın ötesine
geemeyecektir.
Örgütün birçok elemanının tutuklanması ya da yurt dışına çık¬masından sonra, örgüt yeni bir merkez komitesi
olmuşturdu ve faali¬yetine devam etti. Bu merkez komitesinin başkanı Harbiye Nezareti Dördüncü Şube
Muhasebe Şefi Hacı Ahmet Efendi'ydi. Komite, Yıldız Sarayı'nı koruyan askerî birlikler arasında bile taraftar
bulmaya çalışı¬yordu.
1895-96 yıllan arasında gizli örgütün bir tüzüğü de yayınlandı. Bu tüzüğün örgütün ilk merkez komitesinin
kurulduğu dönemde meydana getirildiği olasıdır. Tüzüğün içerdiği ana ilkeleri şöyle sıralamamız mümkündür:
- Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, adalet, eşitlik, özgürlük
başta olmak üzere insan haklarını çiğneyen, tüm Osmanlıların ilerleme
ve gelişmelerine engel olan ve vatanı yabancıların ellerine bırakan
şimdiki hükümetin hareket şeklini değiştirmek üzere, kadın-erkek tüm
Osmanlı yuttaşlarına açıktır.
- Örgütün amacı toplumun çıkarlarını sağlamaktır. Arada mül¬
kiyet, kavmiyet, cinsiyet, mezhep, taraftarlığı yoktur. Üye, oyunda
özgür ve bağımsızdır. Toplumu genel çıkarlarından başka hiçbir şeyle
kayıtlı değildir.
- Örgütün görevleri, şimdiki hükümetin yerine insan hakları¬
nın koruyucusu ve uygarlık yolunda ilerlemenin kaynağı olan meşru¬
tiyet yönetimini geri getirmek ve korumak, genel eğitimin ilerlemesine,
tüm insanlık ve uygarlığa hizmet etmektir. Bu hayırlı amaçlara varıl¬
masına engel olanlara ve örgütü ne türden olursa olsun zarar ve tehli¬
keye uğratanlara vatan düşmanı gözü ile bakılacaktır.
- Örgüt, Osmanlı sülalesinin saltanat ve hilafet haklarını kabul
etmektedir. Ne ki hanedanın şeriata ve yasalara aykırı harekette bulun¬
ması, meşrutiyeti kabul etmemesi ve medenî haklarla insan haklarını
korumaması durumunda, şeriata ve yasalara uygun olarak, gereken ön¬
lemler alınacaktır.
- Osmanlı Hükümeti bağımsızlıktan ve ilericilikten yana eşit¬
likçi bir hükümet halini aldıktan sonra, örgüt, devletin politik bütünlük
ve bağımsızlığı, eğitimin yayılması, ahlakın yükseltilmesi, zenginliğin
artırılması, ticaretin çoğalması ve bayındırlık gibi, vatan ve ulusa ruhça
ve maddeten yararlı her türlü girişimde hükümete yardım etmeyi ve onu
arkalamayı kutsal bir görev sayar.
Tüzüğün bir programın ilkelerini sergileyen maddeleri yukarda

Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 55
özetlendi. Bunların dışındaki maddeler üyeliğe kabul, yemin, üyelik ödentisi vb. gibi örgütle ilişkili konulan
kapsamaktadır.
Bu tüzük "Yeni Osmanlı" düşünüşü açısından önemli bazı yeni¬likleri getirmektedir. Bir kere "devrim" hak
olarak kabul edilmiştir. Diğer yandan üyelik için kadınlara da erkeklere benzer, eş haklar ta¬nınmaktadır.
Kadın, erkek Osmanlı vatandaşlannın eşitliği o günün koşullan içinde yeni bir yaklaşım sayılmalıdır. Cemiyet,
amaçlan ara¬sında ekonomik kalkınmayı destekleme konusunu da saymaktadır. Zenginliğin arttırılması, ki

bunu GSMH'nın büyümesi şeklinde tanım¬layabiliriz, Jön Türklerin ekonomik sorunlara ve çözümlerine
öncelik ya da başka bir deyimle ağırlık tanımasının somut kanıtıdır.
Tüzük yurt içi örgütle, yurt dışındaki örgütün ilişkilerini de kur¬maktadır (madde 13). Nitekim bu madde
uyarınca "Meşveret" gazetesi İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yayın organı olarak kabul edilmiştir. Böylece Paris
grubu örgüte bağlanmıştır.
Yeni Osmanlılar hareketinde olduğu gibi 1890'lardan sonraki Jön Türk hareketinde de yurt dışındaki eylemlerin
önemli bir yeri ve ağırlığı vardır. Özellikle, sözünü ettiğimiz ağırlık düşün alanında kendisini gösterir. 1895'ten
sonra Jön Türk örgütlerinin yurtdışı faaliyetleri daha bir göze çarpar, dikkati çeker hale gelmiştir.
1895'ten sonra Jön Türk hareketi Şerif Mardin'in sınıflaması uya¬rınca şu gruplar içerisinde oluşuyordu:
a) Ahmet Rıza ve Meşveret Gazetesi,
b) Murat Bey ve Mizan,
c) Abdullah Cevdet ve İçtihad,
d) Osmanlı Gazetesi çevresi,
e) Prens Sabahattin'de somutlaşan akım,
f) Şûrayı Ümmet grubu.
Bütün bu gruplar ve onlara bağlı yayın organları 1908 Devrimi ve sonrasının düşün akımlannı oluşturmuşlardır.
Uzantılan günümüze kadar geldiği gibi, etkilerini hâlâ yaşamımızda duymaktayız. Türki¬ye'deki anayasacı
akımlarda asker-sivil bürokrat aydınlarla yandaş¬larının üzerinde, sözünü ettiğimiz bu etkileri daha bir güçlü
olarak gör¬mekteyiz. Şimdi, kısa da olsa, bu grupların toplumsal, ekonomik ve si¬yasal düşüncelerinin
doğrultularına değinelim.
a) Ahmet Rıza ve Meşveret Gazetesi
Ahmet Rıza Bey soğukkanlı yapısı, inandığı doğrultudan kolaylıkla sapmayan düşün ahlakı ile Jön Türk grubu
içinde kısa zamanda parla-

56 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
mış ve liderler arasında sözü edilir olmuştur. Ahmet Rıza batılı bir yaşam tarzını benimsemiş olan İngiliz Ali
Bey'in oğludur. Babasına İngiliz adinin verilmesi, İngiltere yanlısı ya da İngiliz özentisi olma¬sından değil,
kumaşın kalitelisine dendiği gibi "İnsan-ı KânuT'in özel¬liklerine sahip olmasından ötürüdür. Ahmet Rıza
Bey'in annesi Avus¬turyalıydı. Bu da onun batı yaşamıyla yakından ilgilenmesi bu yaşam tarzının
özümlemesine sebep olan etkenlerden biridir.
Babası o küçükken Konya'ya sürüldüğü için sık sık bu kente, ba¬basının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Bu
gezileri sırasında yakın¬dan tanıma olanağını bulduğu Anadolu köylüsü ve köyleri onu derin düşüncelere
sevketmiştir. Ziraat eğitimini tercih etmesine de Anadolu köylerinin geriliği sebep olmuştur.
Ziraat eğitimini Fransa'da Grignon okulunda tamamladı. Ne ki elinde yeterince sermaye olmadığından yeni
tarım tekniklerini uygula¬ma olanağına sahip olamayacağı kanısına vardığı için Milli Eğitim or¬dusuna
katılmaya karar verdi. Önce Bursa'da "İdadi-i Mülki" Müdürü oldu. Sonra da aynı ilin "Maarif Müdürlüğüne"
atandı. Eğitim düze¬nine getirmek istediği yeniliklerden ötürü çevresi tarafından kuşkuyla karşılandı. İl
içersindeki memurlar ve halkın kendisine yönelik direniş ve eleştirileri karşısında yeniden Fransa'ya gitmek
istedi. Bu isteği, uygulama alanında karşılaştığı sorunların çözümünü bulmaya yönelik bir arzuydu. Fransız
Devrimi'nin yüzüncü yıldönümü dolayısıyla açı¬lan Paris Sergisine katılacak Osmanlı Heyetine girmeyi başardı
ve ye¬niden Paris'e gitti.
Paris'te Auguste Comte'un pozitivist okulunun etkisi altında kal¬dı. Bu arada Padişaha "layiha"lar göndererek,
özellikle eğitim alanında yapılması gereken dönüşümleri öneriyordu. Başlangıçta Padişahtan birkaç arkalayıcı
cevap aldığını biliyoruz. Fakat bir süre sonra Padişah yurda dönmesini istedi. Ahmet Rıza dışarda ülkesine daha
yararlı ol¬duğu konusundaki inancını kendisine bildirince durum tamamıyla de¬ğişti. Ahmet Rıza'nın
anlattıklarına göre Abdülhamit Londra'da bas¬tırdığı layihalara bir miktar para vermeyi teklif ederek yayınların
kesil¬mesini istemiştir. Bu teklif Ahmet Rıza tarafından reddedildikten sonra, Ahmet Rıza Bey 1895 yılının
Aralık ayının başından itibaren "Meşve¬ret"! yayınlamaya başladı. Gazetede pozitivistlerin ünlü belgesi "Düzen
ve İlerleme" bir amaç gibi yer alıyordu."
"Meşveret" Ahmet Rıza Bey'in siyasal düşüncelerini, ekonomik ve toplumsal sorunlara getirdiği çözümleri
içeren bir yaygın organıdır. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, yukarıda da değinildiği gibi, bir süre, organlık

müessir bendler yazıldı. Nitekim bu davranışı "İttihat ve Terakki"nin iktidarı sırasında. sonraları bu düşüncesinde fazla ısrar et¬memiştir. gerekse diğer gruplarla düşün ve eylem ayrılığına düşme- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 57 si sözkonusu organlık görevinin sürdürülmemesine neden olmuştur." Bu yakarış. tartış¬malarında müslümanlığın "pozitivist" görüşe hıristiyanlıktan. Poziti¬vist öğreti de bu bakımdan burjuvazinin en büyük yardımcısıdır. bir anlama. fakat bunların hepsi. düşünsel boyutta çıkış yollarının önemli tutar¬sızlıkları içermesindendir. "Meşveref'in kötümser karanlıkçı görüşünü "Şûra-yı Ümmet" 24 Nisan 1902 tarihli sayısında şöyle anlatmaktadır: "Ölüyoruz. toplum ve doğa yasalarını ancak uzmanların incele¬yebileceğini ileri sürerek politikanın da uzmanlara bırakılmasını sa¬vunuyordu. kamunun bu ekonomik kalkınma fikrini benimseyebilmesi için eğitimin gerekli ol¬duğunu belirterek." Ahmet Rıza. Talat. Nitekim Ahmet Rıza da Osmanlılar açısından yapılması gerekenin "tarım ve endüstrinin" geliştirilmesi olduğunu al¬tını çizerek ifade etmiştir. Yalnız mersiyelerle vakit geçirdik. Şu noktanın tekrar altını çizmekte yarar vardır ki Ahmet Rıza düşünceleri ve bu düşüncelere temel olan ilkeler açısından. "Ahmet Rıza Bey'in bu pozitivist-materyalist dünya görü¬şünün bir diğer neticesi fertlerin ihtiyacının maddî dünya ile sınırlan¬dırıldığı fikriydi. Ahmet Rıza'nın tüm batılı ve burjuva davranışlarının yanısıra "din" kavramına bağlılığının etkin bir rol oynadığını ileri sürmektedir. sekiz senelik emeğimizin hülasası bir müstebidin seyf-i zulmüyle vatanın battığını anlatmaktan ibaret oldu. Ahmet Rıza'ya göre. karanlığa itildiği düşüncesi. Jön Türklerin kendilerine maddî ve manevî destek sağlayan burjuvazi ve onun öğretilerinin etkisinde kalmamaları için hiçbir neden yoktur.daha ya¬kın ve uyumlu olduğunu iddia etmiştir. Rıza'yı bu öğretiden uzak kalması sonucunu yaratmıştır. tutucu kişileri şöyle tanımlamaktadır: "Zühd-i takva perdesiyle fikir ve niyetini örten ve halkın cehlinden ve zaaf-ı kalbinden istifadeye çalışan mürailer ve münafıklar". Ne ki Ahmet Rıza'nın gerek merkez komitesiyle. .görevini de üstlenmiştir. zaafını teşkil et¬miştir. Bu konuda Şerif Mardin. nehirler nasıl bir kanuna tâbi ise. Kürrei arzın üze¬rindeki dağlar. Öteyandan halkın. Bu düşünce günümüze kadar Türk aydınlarının itibar ettiği bir yaklaşımdır. Ama bunun yanısıra batı ka¬pitalizminin Osmanlı Devleti'ne yönelik emperyalist emelleri onların Jön Türk hareketiyle yakından ilgilenmelerine neden olmuştur. ne ki. hangi istika¬mette ilerlemeleri lazım geldiğini tayin ediyordu" (Şerif Mardin). Ahmet Rıza Bey'de ciddî bir ağırlığa sahiptir. Bu yaklaşım doğru olabilir." Paris'e ilk gittiğinde. Bu düşüncelerin getirdiği kaçınılmaz nokta ekonominin toplumsal yaşam¬daki baskın niteliğidir. Ahmet Rıza. Yayınladığı "Meşveref'te de bu mütereddit hali yazılarından izlenebilir. Ahmet Rıza'nın pozitivist belginin yani "ilerleme ve düzen"in yerine niçin Marksist öğretinin etkisi altında kalmadığı tartışılır. "İmparatorluğun terekküp ettiği unsurlara böylesine gerçek bağ¬ların tevessülüne müsaade edilmiş olması sonradan milliyetçilik cereya¬nının bu unsurlar arasında bir zemin bulmalanyla neticelenmişti. Ahmet Rıza Bey pozitivizme bir din inancıyla bağlanmıştı. A. bunun hesabını araştırmadık. Padişaha yazdığı layihasında toplumsal yasaların varlığına şöyle değinmektedir: "Cihanın kudret ve serveti vatanımızda toplansa kavanini tabiyenin hükmünü değiştiremez. İhvan-ı hamiyet ve hürriyeti vatan için acı. eğitimdeki dönüşümleri ekonomik gelişmeden daha önemli saymıştır. bir keriara itilmesine neden olmuştur. ölüme yuvarlanıyoruz. Ne var ki Ahmet Rıza Bey. Ahmet Rıza'nın ilkelerine bağlılığını "beş vakit namaz kılmadığını itiraf eden tek kişi olması da" somut biçimde kanıtlamaktadır. Bir kere Meşveret'te görülen sonra da bütün Osmanlı ve Türk aydınlarında görülecek olan kötümserlik ve sürekli şikâyet havası tüm ortama egemendi. Ne ki bazı yapıtlarında. Bu geri kafalı. Dinle olan ilişkisi Marksist öğreti¬den esinlenmemesi için bir neden olabilir. olumlu bir çözüm yolunu söylemeden sadece eleştiri ve kötümserlik. Enver ve Cemal üçlüsünce yadsınmasına. Mardin'e göre Marksizm'in dini temelden reddetmesi. bir takım geri kafalı din adamlarınca. öncülük ettiklerine yöneliktir düşünceye sahip olan Ahmet Rıza Bey. Bu yönden bakıldığında laik sayılabilirdi. İnsanların içinde bulundukları şartlar. İslamın hoşgörüsü Osmanlı İmparatorluğu'nun. hayatı o küreye merbut olan insanlarda herşey de kavanini tabiyeye itaat ve inkiyat etmeye mecburdurlar. olayı tek yanlı ya da tek ' nedenli bir biçimde ele almaktadır. yaşamı boyunca ödün vermeyi düşünmemiş bir siyaset adamıdır. ileri Avrupa ülkelerinin içtenlikle Osmanlı 58 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 reformlarına inandıklarına.

bir yerde totaliter diye nitelenebilecek düşüncelerine yaklaştırdı. Meşveret -ister Türkçe. Ahmet Rıza Bey "subaylara politi- 60 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kaya karışmayı. Bilindiği gibi pozitivist görüşe göre toplumsal yasaların varlığı siyaseti de bir uzmanlar. söz konusu elitin kaynağıdır. "halka rağmen halk için" belgisini açıkça sergileyen bir görü¬nümdedir. namuslu ve hamiyetli zabitanın malumat ve iktidarından vatanı mahrum kılmak" onulmaz bir hataydı."Padişah demiryolu hatları döşemiş ve rejiler tesis etmişse. özellikle Ermeni sorununu yaratmadaki amaçları bir oranda ortaya konulmak istenmiştir. . bir bilim işiydi ve onu da ancak uzmanları bilebilirdi. grubunun te¬keline itmişti.Osmanlılık kavramının geliştirilmesi. Batılı gelişmiş ülkelerin Sultan'a baskı yaparak Anayasa'yı yürürlüğe niye sokmadıkları. Çünkü. şapka gibi modaya göre değişen dekoratif inanç ve düşüncelerden ibaret buluna¬bileceğini idrak ettiğini" söyleyecek kadar anti-emperyalist düşünün etkisi altındadır.Padişaha ne gibi bir onur payı düşebileceğini anlamı¬ yorum. Ne var ki yılgınlık onu Bahattin Şakir'in. Bu düşünce¬leri şöyle sıralamamız mümkündür: . "yılan oynatan falcı bir şeyhin umur-u mühimmeyi devlete karıştığı bir yerde. ister Fransızca yayımlarıyla. Aydınların ve onların öncülüğündeki bir eğitim seferberliğinin tüm sorunları çözeceğine yönelik inanç bunun nedenidir." . Bir ara ". Bu nedenle herşeyi elitler yapacaktır. bu şekilde hareket etmekten bir menfaat gördüğündendir." Bu alıntıların da vurguladığı gibi. \ . "Var olabil¬mek için elitin istila edici ve fethedici olması lazımdır."Ecnebi şirketleri giriştikleri işlerden -ki bunların hemen hemen hepsinin memleketin sosyal ve iktisadi menfaatlanna zararlı ol¬ dukları ve onlardan yalnız bazı finans kaynaklarının faydalandıkları söylenebilir." Bu askeri elit sivil hayatta da önderlik yapmak zorundaydı.sokaktaki adamın sorunlarına eğilmemiştir. bazı temel düşüncelerin savunmasını yap¬mış. Bu soruyla emperyalizmin içten ol¬mayan niyetleri."Meşveret" bütün eleştirisel kötümserliğine ve de kendi içinde tu¬tarlı olmamasına rağmen. Avrupa'nın siyasi fikirlerinin ekseriyeti¬nin menfaatin üvey çocukları olduklarını ve tıpkı elbise. 1900'den sonra her geçen gün Batı kapitalizmine ve onun emperyalist girişimlerine daha bir güçle yüklenilmektedir.. Ahmet Rıza ve "Meşveret"in çizgisi Osmanlı Türk aydınların-daki. o dönemde.Eğitime öncelik verilmesi. İşte bu pozitivist yaklaşımlar uzun bir dönem süresince Türk aydınının doğrultusunu çizmiştir. kahramanımızın bu denli tutarsız davranışlarına nadir de olsa rastlanmaktaydı. Meşveret zaman zaman Batı'nın emperyalist emellerine dikkati çekmiştir." Osmanlılarda ordu. Bu düşünce Ahmet Rıza yönünden ters bir yaklaşımı içeriyorsa da. Bu belginin etkilerine veya örneklerine . Yani siyaset. Ahmet Rıza Bey'in anti-emperyalist çizgideki bazı ya¬zılarından aşağıdaki alıntıları sergilemeyi yeğledik: . Yirminci yüzyılın başlarında Ahmet Rıza ve "Meşveret" çevre¬sinde toplananlar yavaş da olsa anti-emperyalist bir çizgiye girmeye başlamışlardır.Nizamiye ve şer'i mahkemelerin birlikte varolmasının yarat¬tığı karmaşanın sergilenmesi. Bu menfaat Türkiye'nin menfaati değil. Pozitivizmin gerekirci bir biçimde getirdiği bir başka sonuç da sokaktaki adama eğilmeme nedenidir. Örneğin. Ve Lafitte'in dört ilkesini kabul etti. Elit'e (seçkinler) önem veren bir düşünü geliştirmeye çalıştı. bunların aydınlar arasında yayılmasını sağlamıştır. Ona göre Türkiye'de "Grande Masse"ı (yığınları) kazanma çok zor.. iktidarın ehliyetsizlerin eline geçmesine' müncer olan vetireye mani olmalarını tavsiye ediyordu. halkı ve memleketi sıra ile istismar etmek amacıyla kendini tahtta muhafaza eden kozmopolit kliğin menfaati¬ dir. bir yerde olanaksızdır. buna karşın yerel halklara Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 59 yönelik reformları niçin destekledikleri Meşveret'in ikinci sayısından itibaren sık sık sorulan bir sorudur.

Bir ara Padişah'a düşündüğü dönü¬şümlere ilişkin bir önerge sunma fırsatını da buldu. Ama o kadar. Oysa Murat Bey kişiliğinin büyük dalgalanmalar göstermesine rağmen. onları yandaş olarak kabul etmiştir. böylece tarihin bir yönü. Genç yaşından itibaren bilim¬sel araştırmalarda bulundu. Dağıstan dağlılarının özgürlükçü girişimlerini acımasız bir şe¬kilde bastırması neden olmuştur. dönemin Adliye Vekili olan Mithat Paşa'ya durumunu anlattı. Sadrazam Esat Paşa'nın da yardımıyla. unutturulmak istenmişse de asker-sivil bürokrat aydınlar üzerin¬deki etkisi kolayca yadsınamaz. Maliye Bakanı Şirvanizade Rüştü Paşa'nın yanında iş buldu. onun ders verişini şöyle anlatmaktadır: "Gençliğim büyük bir heyecan ve uyanıklık devrine tesadüf etti. daima Yeni Osmanlıların düşün¬celerine sempati duymuş. So¬nuçta bezdi ve Avrupa'ya gitmeye karar verdi. Asıl adı Urahi-Amirov Hacı Murat'tır. Murat Bey ve gazetesi "Mizan"a değinen tarih yapıtlan da pek yoktur. bir tezi olabileceğini ortaya çıkartıyordu. Bize Murat Bey tarih dersi verir ve hiç kimseden sakınmayarak Fransız Devrim liderlerinin rollerini oynayarak devrim sahnelerini sergilerdi." Bu sıralarda ünlü yapıtı altı ciltlik "Tarihi Umumi"si ve bir ciltlik "Osmanlı Tarihi" yayımlandı. Tüm insanlık tarihini bir "özgürlük" tarihi şeklinde alıyor. Liseyi.. Romanın kahramanı Mansur Bey. Ama kendi ifadesine göre. Murat Bey de Hariciye Vekaleti Matbuat kalemine tayin oldu. . Abdullayev) Murat Bey. gençlerin ilan ye terviçlerine layık ve ihtiyarların mizacına muvafık ve makul bir ıslahat programı tanzimi. Ya¬şadığı düş kırıklığını "Turfanda mı Turfa mı" adlı romanında yansıttı. "Onu muhaceretine. Suriye Valiliğine tayin oluşunda onu yalnız bırak¬madı. 1872 yılında öğ¬renim için Zürih'e gitti.. Sivas-tapol'da Stavropolskaya lisesinde okudu. Öğrencilerden olan Rıza Tevfik. çarizmin. yani 1888 ve 1890 senelerinde Ziya Paşaların. 3. Zaten bir süreden beri "İt¬tihat ve Terakki"ye bağlı bazı kişiler cemiyete girmesini de istiyorlardı. 2. Murat Bey'in asıl ününü "Mektebi Mülkiye"deki tarih hocalığı sağlamıştır. Abdülhak Hamitlerin bir kıt'ası hatta bir beyiti bizim vicdanımızda kryametler koparırdı.günümüzde de rast¬lanmaktadır. 1890 'da "Mizan" kapatıldı. Murat Bey 1886'dan sonra haftalık "Mizan" gazetesini yayımla¬maya başladı. Bunların hemen hepsi Çar polisinin Murat Beye karşı tutumunu temel nedenlerden biri olarak ileri sürerler. Bu araştırmaların büyük çoğunluğu (folklor) halk bilim üzerineydi. Bir ara Şirvanizade Sadrazam olunca. Türk Devrim Tarihinin bir kesiti üzerinde. diğer taraftan da hükümeti Padişah'ın temin ettiği mükemmel devlet adamlığı örneklerine uymadığı için tenkit etmek". Avrupa erbabı iktidarı ile efkarı umumiyesinde Türkiye'nin ahvali hazırayı dahiliyesi hakkında malumatı sahihe vermek. Namık Kemallerin. Murat Bey'in Rusya'dan ayrılma nedeni konusunda çeşitli düşünceler vardır. "Mizan"da uygulanan genel stratejiyi şöyle özetlememiz mümkün: "Padişahı bütün diğer gazeteler kadar hatta daha fazla öğmek. Şubat 1873'te İstanbul'a gelerek. "Tarih-i Umumi" o güne değin alışılmış tarih anlatımını yıkan kitaptı. sonra Rüştü Paşa'nın sadra¬zamlıktan alınıp. Ne ki Murat Bey'in Padişah'a olan içten bağlılığına rağmen. 1855 yılında Dağıstan'ın Darkiskiy kö¬yünde doğmuştur.. Ermeni meselesinin illet-ü hikmetini yar ve ağyara iyice bil¬ dirmek. . sömürücü bir po¬litikayla. düşünceleriyle 1890'lar kuşağını etkileyen kişidir. Murat Bey Türkiye'yi terk etme nedenlerini şöyle maddeler ha¬linde açıklıyordu: "1. 1908 dev¬riminden sonra özellikle 31 Mart'ta izlediği tutum dolayısıyla suçlan¬mış. ay¬rıntılı araştırma yapanların dışında." (İ. 1876 darbesi ve onu izleyen Anayasa hazırlıkları sırasında olayların içine Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 6l girmedi.. düşün ve eylemleri açısından Murat Bey'le büyük benzerliklere sahipti. Tarihi yalnızca olaylar zincirinin hikâye edilmesi biçiminde ele alanlar için sarsıcı bir yaklaşım getiriyordu. Türk Devrim tarihinde önemli bir yeri olan. Murat Bey göçmendir. "Kuzey Kafkas Dağlıları Arasında (Bir Liselinin Günlüğünden)" adlı bir röportaj denemesi yayınlandı. Rüştü Paşa'nın ölümünden sonra tekrar İstanbul'a döndü. Ben Mektebi Mülkiye'de iken. bir yıl sonra da Türkiye'ye göçtü.. b) Murat Bey ve Mizan Mizancı diye nitelenen Murat Bey'in bugün kim olduğunu bilen kim¬seye rastlamak zordur..

1908 devrimi sonra¬sında ve 1909 karşı devrim olaylarında Murat Bey'i tekrar sahnede gö¬rüyoruz. Hidiv Abbas Hilmi Paşa'nın davetini kabul ederek Mısır'a gitti. eshab-ı fikri malumatı dahi işgal etmekte. Bu tarz eleştiriler sonraları başka vesilelerle de ortaya çıkacaktır.." Böylece Ahmet Rıza'da da izlediğimiz "elit" yaklaşımı ve bunlara ağırlık verme düşüncesi Murat Bey'de de görülmektedir. Osmanlı Hükümeti'nin baskılarını öne sürerek Mısır'ı terketmesini sağladı. Bu davranışı politik çizgide değil.. ... İstanbul'a dönmeyi ve "Af-ı Şahane"yi kabul etti.Halkın ilkelliği nedeniyle bir devrimci eyleme iştirak ettiril- meyeceklerine inanmış olması.. Kısa süren bu başarısız dönüşten sonra 1914'te öldü. Ne var ki Paris'te fazla kalmadı. Murat Bey "Mizan"ın Mısır'da yayınlanan sayılarıyla birlikte "Parlamento" düşüncesine karşı çıkmaya ve bu düşünceyi eleştirmeye başlamıştı. "Mizan" açısından ikinci önemli nokta "Türkçülüğü"dür. Bu konudaki düşüncelerini şü alıntıda izleyebiliriz: "Zaten Parlamento usulünün şekli hazırda Avrupa'da bile istikbali olmadığına şüphe-i abidanem yoktur. işin ehli olan kişiler yerine şarlatanları seçebileceğine değindikten sonra şöyle devam etmektedir: "Bu hal. Öncelikle "Mizan"ın Anadolu'ya ve halka dönük yapısına değin¬mekte fayda vardır.. Bu eleştiriler özellikle şu noktalar üzerinde top¬lanıyordu: . Murat Bey Mısır'da çok kalmadı. .Murat Bey'in reformların sağlanabilmesi için Avrupa ülke¬ lerinin yardımlarını istemeyi düşünmesi. Murat Bey'in bu konuda çok şey bildiği ve Narodniklerin etkisi altında kaldığı bir ger¬çektir. Fransa'da "Boulangisme" me¬selesi parlamento usulüne karşı fiilen ilk protesto demek olduğu gibi... Bu itibarla. "Mizan"ın bu eğiliminin Rusya'daki Narodnik akımlardan esinlendiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. dildeki arınmada görmekteyiz.. Böylece Murat Bey. Paris'e dönen Murat Bey "İttihat ve Terakki Cemiyeti"nin Paris Şubesi reisliğine Ahmet Rıza Bey'in yerine getirildi. Bu da Murat Bey'in Dağıstan'daki özgürlükçü hare¬ketlerin etkisinde kalmasından ileri gelen bir tutumdur. Avrupa'nın müntehip Meclis ve müesesatı içinde asır¬lardan beri mevcut olduğu halde henüz ehemmiyeti asliyelerini kay¬betmemiş olan (Akademiyeler) ve sair ilmiye encümenleri nazar-ı dik¬kate alınarak bunlan şu hal-i imtiyazlarını mahza intihap edenlerin iş erbabı bulunmasıyla tefsir ediyorlar. "Mizan"ın bu köye ve halka olan yönelişi kendisine olan ilgiyi artırdığını söyleyebiliriz. Murat Bey'in Mısır'daki çalışmaları Jön Türkler tarafından sert eleştirilere uğradı.. . Mısır'daki "Mizan" in ilk sayısını yayınladı. Ve 1896 yılının 4 Ocağında.Anayasanın tekrar yürürlüğe konmasının yeterli bir çözüm getirmeyeceği savını ileri sürmesi. Fransa'daki Ahmet Rıza ile buluştu. Mamafih bu yaklaşımı uzlaşmacı bir tutum olarak ele alıp eleştirenler de vardır. erbab-ı Hükümet'i Avrupa'da ziyadesiyle düşün¬dürmekte olduğu gibi. maiyeti müstakileyi şahaneden bad ile makamı saderetten ve nezaretlerden geçerek kaza kaymakamlığına varıncaya kadar bil¬ cümle bendegan ve memurini devlet.. Abdülhamit'in Paris'e gönderdiği "Ser Hafiye" Ahmet Celalettin Paşa ile yapılan uzun pazarlıklardan sonra. az çok devlet umu¬runa aşina adamlardan mürekkep mahdut bir Meclis-i Meşveret daha ziyade iş görebilir. Murat Bey'in çok çalkantılı ve tek doğrultuda olmayan bu düşün ve eylem çizgisinde önemli olan birkaç noktanın altını çizmekte yarar vardır. Ama bu uzun sürmedi." 62 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Böylece Murat Bey..4. parla¬mento usulünün yerine ikame edilecek başka bir usulü teharri eyle¬mektedirler. 'ifa-yı vazife' etmek yolunu bulmayı akıl edemiyordu. cemiyetin liderlerinden biri haline Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 63 geldi. Çünkü "1880' lerde Türkçülük yapmanın tehlikeleri Türkçülüğün . sosyalizmin mihcihetin vücudu bile parlamento usulü aleyhinedir." Bu noktada cahil olan halkın seçimlerde atlatılabileceğini. İngiliz işgal yönetiminin ba¬şında bulunan Lord Cromer..

Yeni Osmanlılarda da izlerine rastladığımız "Toplumsal Andlaş-ma" yaklaşımı Murat Bey'de daha gerçekçi bir zemine oturmuştur." "Orhan Gazi zamanında ise yeni teessüs eden hey'et. bu "Şirketin" devamlılığı ancak "genel refah" düzeyini sağlamasına bağlıdır. Bu düşüncelere çok sonra. kandırılmaya müsait oluşu gibi önyargılar Jön Türklerin genellikle halktan gelecek bir eylemi kuşkuyla karşılamalarına neden olmuştur. Osmanlı bürokratı ile toplumun halk diye adlandırılan diğer katmanları arasındaki çelişki. temel çelişki imişçesine. Bu yanlış düşünceler dolayısıyladır ki. Yeni Osmanlılardan bu yana islami düşün ile yenilikçi düşünü birleştirme.. devletin yarım asırdan beri payidar olması halkımızın hükümetlerine karşı olan bir rabıta-i maneviye semeresidir. "İttihat ve Terakki" cemiyetinin Paris şubesi başkanlığına gelişine kadar sürdü. şirketler kurmaya. . Halkın toplum¬sal sınıflarda somutlaştığını görmemektedir. Şöyle ki. halkı kendi kendine eğitmeye ve çalışmaya ve devleti okul gibi amme menfaatine hizmet eden diğer teşekküller kurmaya teşvik edeceklerine." Bundan ötürü "Söğüt civarında dört yüz çadır-lık halk için (tabi) ve (metbu) usulü mevcut değildi.linguistik kisveye girmesine ve lisaniyatın içinden siyaset yapılmasını mecburi kılmıştır". Murat Bey'in 1876 Anayasası'na olan güvensizliği. düşün ve eylem çizgisine sahiptir.. çoğulcu demokratik yaşamda bile rast¬lanmıştı.-1908) 65 dürmek istedi. Halkın cehaleti.. Dikkat edilirse. Hiçbiri Avrupa'da muhtelif istikametlerde birkaç asırdan beri sarfedilmekte olan enerjilerin mahsulü olan terakkinin münhasıran parlamento usulünün neticesi olduğunu düşünme hatasına düşmekten kendini alamamıştı. (Şerif Mardin) "Mizan" dilde Türkçeleşmeye yönelik bu eğilimini. Hey'et-i umumiyeyi teşkil eden bilcümle efradın mazarrat ve menfaatte müştereken alakadar bu¬lundukları bir (Şirket-i Osmaniye idi)". Meclis-i Mebusan'ı ve Anayasa'yı getiren Yeni Osmanlılar da şöyle suçlanıyordu Murat Bey tarafından: "Hiçbiri durumun hakiki mahiyetini anlayabilecek bil¬gilere sahip değildi. işleyebileceğini ileri sürüyordu. onu yanılttı. gelişti. onları ilerde kurulacak bir parlamentoya iştirak et¬meye hazırlamak için üst düzeydeki asker-sivil bürokratlardan seçile¬cek bir meclis kurulmasını öneriyordu. Yeni Osmanlılar "Toplumsal Andlaşma"nın temelini islami "Biat" kavramına dayandırırken. eğitilinceye kadar yönetime etkin bir biçimde katıla¬mayacağı yargısı da bu düşüncelerin doğal bir sonucu olmaktaydı. Taşıdığı "Narodnik" izlerle. Sonuçta da "halkın modern müesseselere in¬tibakını sağlama. İhtiyari bir şir¬kettir. Özgürlükçü mü¬cadelenin devrimci doğrultuya ulaştığı bir ortamda büyüdü. dönemin Osmanlı aydınının dramatik yaşantısını yansıtan bir yaşam. bir orta yol bulma çabası Murat Bey'de de vardır. Murat Bey olayı bir şirketleşme biçiminde ele almaktaydı.. o zamana dek görülmeyen "Milli kültür" kavramı ile pekiştiriyordu. Bu yaklaşım yıllar sonra Niyazi Berkes'de de görülmektedir. O kısa süre içinde 1876 anayasasının yürürlüğe girmesini öneren birkaç yazı yazdı. Ve zaman zaman opor¬tünizme varan gelgitlerle salınıp durdu. Kavaid-i nakliye ve usul-i akliye bu babta müttefiktir. Osmanlı toplum yapısı ara¬sında sağlıklı bir ilişkiyi hiç bir zaman kuramadı. Egemenlikle sınıf ilişki¬sini de kavramamaktadır. Gö¬rülen odur ki. Sü¬leyman Şah evladına mahsus bir irat değildi. Halkın eğitim düzeyindeki geriliğinden ürktü." Bu noktadan hareket eden Murat Bey. Ahmet Rıza'daki "Tarım- 64 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 sal ve Endüstriyel" gelişme temeli ile Murat Bey'in bu düşünsel yakla¬şımının arkasında ortak bir temelin varlığı ortadadır.. Murat Bey'de egemen olan seçkinci inançtır. Bu kuşkuyu Murat Bey şöyle açıklamaktadır: "Garpta olduğu gibi. Halkın. "Devlet bir şirkettir. (100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi) Dev¬letin. "Şirket-i Osmaniye" biçiminde tanımlanması materyalist bir yak¬laşım olarak kabul edilebilir. Sınıf kavramından yoksundu. Os¬manlı ülkesine geldiğinde kendinde bileşkelendirdiği çizgiyi sür- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839. "Mizan"ın köye ve halka yönelik. Mizancı Murat. Mizancı Murat da kendisinden önceki Yeni Os¬manlılar gibi soyut bir halk kavramına dayanmaktadır. aşağıdan tazyik icrası bizde caiz değil itika-dındayım. "Narodnik" vari tutumuna rağ¬men.. Osmanlı ülkesinde parlamenter düzenin ancak halkın eğitim düzeyinin yüksel¬tilmesiyle kurulup. ne özünü anladıkları ve ne de şümulünü idrak et¬tikleri bir hürriyetin faydalarını övmekle iktifa ettiler". Ne ki Mizan'da savunulan "Milli Kültür" ya da "Kültürel Bütünlük" yaşanılan dönemin gereği uyarınca teolojik (islami açıdan) unsurları da içermekteydi. Çünkü bunca esbab-ı inkıraza rağmen.

Ne ki bu çekimserliği kısa sürdü ve Abdullah Cevdet. Cumhuriyet'ten sonra da dergisini yayınladı ve ölümüne kadar "İçtihad" aksamadan çıktı. Abdullah Cevdet. batı kültürünün Tür- 66 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kiye'ye getirilmesi sorunları öncelikle üzerine eğildiği konulardı. bazı kaynakla¬rın Kürt olduğunu ileri sürdüğü bir aileden gelmiştir. A. Konu (yani saltanat ve devrilmesi sorunu) Abdülhamit'in kendinden sonra. "Anlamıştım ki. Özellikle eğitim. Mısır' da ya¬şayan ve o zamanlar Jön Türklere katılmış bulunan Ahmet Celalettin Paşa'nın yardımıyla matbaasını Cenevre'de kurabildi. "Bu arada Jön Türkleri de düzeyde kalan düşüncelerinden ötürü eleştiren yazılan da dergide yer almaktaydı. İmparatorluk polisi. "1903'te Viyana Sefiri. Cevdet'in savlan ile Mustafa Kemal'in düşünceleri arasında büyük benzerlikler vardır. Jön Türklerin hemen tümü ekonomi konulanna hiç önem vermemişler. 1893-94'lerde yazdığı bir şiirde günün yönetimini eleştirdiği için bir ara tutuklandı. Laik tutumu aleyhine çeşitli da¬valar açılmasına neden olmaktaydı. münsif. karileri yüz adedi geçmeyen kuru sözlerle. yaşamı boyunca Kürtçülük eylemlerinin dışında kalmıştır. onu küçük düşürücü bir şiir yayınladığı için İsviçre'den çıkarıldı. "Kanun-u Esasi" ve "Sada-ı Millet" gibi Jön Türk organlarında da yazılar yayınlıyordu. Cevdet tayin edildiği Viyana Sefareti tabibliğinde üç yıl kaldı. Jön Türk hareketine İbrahim Tomo'nun öncü¬lüğündeki gizli örgüte girerek katılmıştır. Jön Türklerin Cenevre grubu ile birlikte "Osmanlı" adlı yayın organını çı¬karmaya başladı. Bu üç yıl onun düşünsel gelişimini sağlayan dönemdir. 1869 yılında. Abdul¬lah Cevdet Padişah aleyhine. Cevdet çok açık bir şekilde şunlan yazdı: "Vatanın selameti her-şeyden önce milletin uyanmasında ve akil. Cevdet de sefiri düelloya davet etti. "İçtihat" dergisinin ilk sayısı 1904 yılında çıktı. Okulu bitirdikten sonra tekrar tutuk¬lanarak Fizan'a sürüldü. dördüncü oğlu olan Burhanettin Efendi'nin tahta geçmesini istemesi üzerine ortaya çıktı. Abdullah Cevdet de dahil olmak üzere. ancak 1911'de İstanbul'da matbaasını kurarak "İçtihad"ı yayınlamaya devam etti. O da matbaasıyla birlikte Mısır'a giderek fa¬aliyetlerine orada devam etti. Batı klasiklerinin Türkçe'ye çevrilmesini sağlayacak. "İçtihad"taki eleştiriler Abdullah Cevdet'le Ahmet Rıza. Bu inancını ve onu izleyen davranışını kendisi "Hadd-ı Te'dip"te şöyle açıklamaktadır.c) Abdullah Cevdet ve İçtihat Abdullah Cevdet. "İçtihad" ve Gevdet'in düşün çizgisindeki en önemli nokta "anti-monarşist" tavrıdır. İlk gençliğinde dindar olduğu söylenmektedir. belirsiz diyebileceğimiz bir etkiye sahiptir. Abdullah Cevdet'in tekrar muhalefet yapmaya başlayacağını se¬zerek kendisine hakaret etti. onun açısından. yararlarına bir önce değinmiştik. "İçtihad" sonuna kadar batı kültü¬rüne bağlı bir dergi olmayı sürdürdü. bunun üzerine. kanun-i şer'i üm¬mete tabi olmayacak hiçbir . Burada pratisyen hekimlik yaparak biriktirdiği parayla Paris'e geldi. 1889'da Askeri Tıbbiye'ye girmiş. "İçtihad" bazı düşün ve sanat akımlarını Türk okuyucularına tanıtma yönünde yayın yapıyordu. Abdullah Cevdet'in Viyana'da geçirdiği üç yılın. Cevdet'i sınır dışı etti". daha doğru bir deyimle "ekonomik konuları anlamakta güçlük çek¬mişlerdir". kuru karar¬larla ab-ü tab vermek muhal-i ender muhaldir. Aynı dönemde "Meşveret"." Abdullah Cevdet burada değindiği affı (Fizan'daki arkadaşları için elde etmişti) 1899'da sağladı. sınırlı sayıda basılan dergi ve gazete¬lerle etkin bir mücadele verilemeyeceğine inanmıştı. Daha 1905 yılında saltanat sorunu "İçti-had"ta açık bir biçimde tartışılmıştır. burada daha birinci sınıfta iken "İttihat ve Terak¬kinin kurucuları arasına katılmıştır. A. Ne var ki. O kadar güzide mahku-min-i siyasiyenin tahliyesine ve bir dereceye kadar terfikine muvaffak da olunca hükümeti seniyenin bir memuriyeti kabulü hakkındaki tekli¬fini kabul ettim. Ör¬neğin latin harflerinin kabul edilmesi yolunda ilk ciddi yazı Cumhuri-yet'in ilanından çok önceleri "İçtihad" da çıkmıştır. A. Bu yoğun yazın faali¬yetine rağmen. düşünsel kökleri itibarıyla Cevdet'e ve "İçtihad"a dayanır. A. Sonradan Atatürk devrimleri diye nitelenen birçok yenilikçi ha¬reket. Ahmet Rıza'da ilerlemenin belirleyeceği nedenleri ara¬sında sayılan "tarımsal ve endüstriyel gelişme gereğine" karşılık. Cevdet çok soyut düzeyde para kavramına değinir. Bahattin Şakir gibi Jön Türk önderlerinin aralarını aç¬maktaydı. Adullah Cevdet. İlk anlarda Ahmet Celalettin Paşa'nın ve Sefaret Katiplerinden Ali Kemal'in etkisi ya da uyarıları sonucu devrimciliğe bulaşmadı. 1899 yılı sonbaharına kadar yazıları Osmanlı'da çıktı. Şu noktanın altını çizmede yarar vardır. zayıf. Nitekim bu nedenlerle Abdullah Cevdet 1908'den hemen sonra yurda dönmedi. Ne ki. Laisizm yönünden A. batı kültür ve düşün¬cesine açık bir dergi yayınlamayı o günlerde planlamıştı. A. Abdullah Cevdet'te ekonomi.

bugün de. o da Padi¬şahın teklif ettiği memuriyeti kabul ederek Brüksel'deki Osmanlı Sefa¬retine ikinci katip oldu. Kişiliği ne olursa olsun. Ne ki genel çizgi¬leriyle Cevdet ve "İçtihad"ı incelenecek olursa laik. tüm toplum katmanlarını kapsıyordu ama buna rağmen devrim eylemi içinde düşünülmesi o dönem açısından ileri sa¬yılabilecek bir aşamaydı. Bu hut- 68 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 belerde şunu açıkça söylüyordu: "Ey Gaziler. Ey Gaziler." Devrim düşüncesi ilk defa yaygın bir biçimde "Osmanlı"da ele alınmıştır. Halkı devrimden yana çekmek. Yıldız'ın altını üstüne getiriniz. Münafıkları. A. . sonra da gazeteyi çıkarmak için para istedi. halk diye nitelendirdikleri gerçekte Rumeli'deki orta sınıflardı. "Benim fikir ve nazarımca (milleti Osmaniye) demekle (ibadı Osmaniye) demek müsavidir. Bu durum karşısında Ali Kemal cemiyetten kovuldu. Şöyle ki: hitap ettikleri. Hane-dan-ı Osmani'nin Türkiye'ye "memaliki Osmaniye" ahalisine "Millet-i Osmaniye" namı vermesi bu hanedan efradının kendilerini hep ve ahaliyi hiç addetmekte olduklarına bir delildir" Bu düşüncelerle açıkça monarşinin varlığı tartışılmaktaydı. casusları. halk bu fedakârlığın manasını idrak edecek duruma gelinceye ve hiç olmasa (şu veya bu gaye için kendini feda etti) deyinceye kadar pek az faydası olacaktı". radikal ve batıcı bir iz bıraktığını kolaylıkla söyleyebiliriz. gene soyut bir kavramdı. rüşvetçi memurları gebertiniz. Örneğin Tunalı Hilmi. bir gazete çıkarmaya karar vermiştir.. Onlara göre bürokratlar bir "sınıf erazil ve esafil"dir. Ne var ki Ali Kemal önce Celalettin Paşa ile vardığı andlaşmayı bahane etti. Anti-monarşist tutumunu her geçen gün şid- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 67 detlendiren Cevdet ve "İçtihgd" Osmanlı deyiminin devlet adı olarak kullanılmasını bile eleştiriyordu. Almanya'ya Hohenzollern milleti veya devleti deniliyor mu? Emin olun ki sizin taşıdığınız isim esaret ufuneti neşrediyor. Tunalı Hilmi. Ne ki bu yar¬gılarına rağmen diğer Jön Türkler gibi (Prens Sabahattin dışındakiler kastedilmektedir) bir seçkinler çıkmazına onlar da gireceklerdir. Ondan yana fare yürekleri öldürünüz. Grubun fiilen liderliğini yapan Çürüksulu Ahmet Bey. diğer yandan da halkın devrimci çabaları takdir etmemesi. "Osmanlı"nm kurucuları genç ve çoğunluğu asker kökenliydi. -bir çok Jön Türk yapıtlarını Abdülhamit'e satma. "Osmanlı" ve çevresindekilerin soyut da olsa. Halil Muvaffak. İshak Suküti. Bu konuda zaman zaman "Batı Avrupa'dan damızlık insan it¬halini" düşünecek kadar ileri gittiği de olmuştur.. Cevdet batılı. Arş. sonrada o döneme kadar alışılmamış sertlikte bir muhafete başladı. Bu olgu... ona bazı değer yar¬gılarını kabul ettirebilmek sorunu her Osmanlı . çekinmeden başvurdukları bir usuldür. Akil ve Refik Beyler "Osmanh"yı çıkardılar. Nuri Ahmet. Hükümet konaklarına dolunuz. bilirsiniz ki bu millet asker oğlu asker bir millettir. Abdullah Cevdet. bu gazete işinde Ali Kemal'e güveniyordu. d) Osmanlı Gazetesi ve Çevresi Murat Bey'in bir anlamda Adülhamit'e teslim olmasından sonra Jön Türklerle padişah arasında büyük bir pazarlık dönemine rastlıyoruz.hükümdarı metbu tanımayacak bir derecei kuvvete vusulündedir". bir memuriyet elde etme yansına girmiştir. 1896'da "Osmanlı İhtilal" partisini kurmuş. Ahmet Rıza ile birleşmemiş.. Bu grup da öncekiler gibi yayın organını çıkarmadan evvel Padişaha bir Islahat önergesi gönderdi... Halkı aydınlatma yönünde propaganda yap¬mayı planlamışlardı.. Ali Kemal'in devreden çıkmasından sonra. Bu millet askerlik sayesinde büyümüştür" diyerek ordu motifini ön plana ittikten sonra "Askerler. bir halk kavramına sarılmaları üst düzeyde bürokratlardan umudu kesmelerinden ötürüy¬dü. devrimci "hutbe"ler yazmış biriydi. Bir yandan soyut "halk" imajı çevresindeki sevgi ve saygı duyguları. radikal bir aydın olma çabasını her yapıtıyla ortaya koy¬muştur. Murat Bey'in kendilerini terk etmesine rağmen Cenevre Grubu. Bu yöntem Türki¬ye'de muhalefet yapan aydınların. cemiyeteki ağırlığın sivil gruptan genç askerlere doğru kaydı¬ğının önemli bir kanıtıdır. Dünyada hangi millet hangi devlet vardır ki hanedanı hükümdarisinin ismiyle tanınsın. onları arkalamamasından gelen yılgınlık "Osmanlı Gazetesi'nin çevre¬sindekilerin içinde bulunduğu dramatik ikilemi vurgulamaktadır. Osmanlı'nın savunduğu devrim düşüncesi askerler kadar halkı da etkilemeyi amaçlamaktaydı Gerçi bu halk. Bu ikilem ve onun yarattığı yılgınlık şu satırlarda açık bir biçimde ifade edilmektedir: "Feda etmek mecburiyetinde olduğumuz enerji ve kabiliyetlerin.

Hürriyetin kemali. Tunalı Hilmi'nin "hutbe"lerinde dev¬rimci çağrıların ne denli yoğunluğa sahip olduğunu daha önceki bir alıntıda sergilemiştik.. Bu çıkış Jön Türk¬lerin o güne kadar izledikleri politika açısından beklenmeyen bir mu¬halefettir. gelişi¬mi vb. "Osmanlı" bu konuyu ele alan ilk Jön Türk gazetesidir. belgelere yer verilmekle birlikte anti-emperalist çizgi. "büyük kitle" ancak seçkin-uzmanlar lehine kıyam etme hakkına sa¬hipti. ke-malat-ı beşeriyeyi umuma bahs-ü infaz ediyor. Alman kapitalistlerinin demiryolu ve sulama işlerini örgütleme amacıyla Anadolu'daki faaliyetlerine. kendilerine göre bazı teknikler geliştirdiler." Bu yazının yanı sıra daha önce yayınlanmış bir başka yazıya da ayni açıdan değinmekte yarar vardır. Dikkat edilirse. insaniyet. Kıyamın niçin bir çözüm olduğu ve nasıl tanımlandığını adı geçen makaleden alıntılarla göstermeye çalışalım: ". Avrupa'nın. Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 69 yani bir ekalliyetin aleti olarak kullanılmak isteyen hükümetler tarafın¬dan beğenilmektedir. bu arada Bağdat Demiryolu nedeniyle verilen kilometre garantilerine. hukukuna .. Al¬manya'dan alınan borçlara ve nihayet Alman subayların Osmanlı or¬dusunda uzmanlık yapmalarına karşı çıkılıyordu. "Bir ekalliyetin aleti olma" gibi tamlamalar sözünü ettiğimiz sınıfsal içeriği yansıtmaktadır. heyet-i içtimaiye başka bir devre. bir milleti akibeti vahim olan bu marazı muhlikeden tahlise çare. Ör¬neğin saltçı Padişah'ın batı ülkelerince arkalanması olayını şöyle açık¬lamaktadırlar. Prens Sabahattin'in dışında. açık bir anti-emperyalist çizgidedir. Türklerin. Yine de "Osmanlı Gazetesi" ve çevresindekiler. "Toplum işlerinin idaresi böyle bir mütehassıslar zümresinin eline teslim edilmediği takdirde (Taksim-i Mesai) ve (Tervic-i Amal- i Umumiye) kanunlarına tecavüz edilmiş olunurdu. Türkçülük ve Amele sorunu üzerinde diğer Jön Türk grubuna oranla daha bir açık ve kesin tavır alabilmişlerdir. Bu çizgideki düşün¬celerini sergilerken bilinçsiz de olsa sınıf konusuna değinmektedir. Bu yazıda bir "Heyet-i İçtimaiye"ye kavramı geliştirilmektedir. "Erbab-ı hal ve akıl" ve "Ehl-i Siyaset" denilen uzmanlara ihtiyacı vardır. Tunalı Hilmi'de pratik ifadesini bulan devrimin öğretisini 1 Şubat 1898 tarihli "Osmanlı Gazetesi"nde yayınlanan "Kıyam" adlı yazıda görmekteyiz. gibi konularda o güne kadar ulaşılmamış bir etkinlik çizgisine va¬rılmıştır. Bu sava bütünüyle iştirak edemeyeceğiz. Bu "Heyet-i İçtimaiye"nin yönetimi. "Osmanlı"nın 15 Mayıs 1898 tarihli sayısında şunları okumaktayız: "Avrupa Akvamı tarih-i terakide müntehayı kemala takarrup ettikçe insanlar. kıyam vb. zengin sınıfların. şark meselesinde 'müslüman fatalizmi' nakara¬tının. Arapların. Sonunda." "Osmanlı" anti-emperyalist çizgide en tutarlı muhalefeti Bağdat Demiryolu imtiyazına karşı yapmıştır. emperyalizmin sınıfsal ni¬teliğine değinilmektedir. "ihtilal" diyenlerin ba- 70 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 şında Tunalı Hilmi gelmekteydi.. "Zengin sınıflar". Darül-fünunlar. "Sultan. "Osmanlı Gazetesi"ni çıkaran grup içinde. fabrikaların.. makinaların artması da işin azalmasına mucip olduğundan hal-i hazırda" Avrupa'yı müşkülata düşüren istikbal¬de ise maişeti insaniyeyi bir hal-ı diğere kalb etmek istidadını haiz olan ve ciddiyen erbabı siyaseti düşündüren amele meselesi namıyla meşhur mesail-i muğlike-i içtimaiyenin halli yaklaşıyor. Yayın¬lanan yazılarda halkın anlaması için çarpıcı ve yüzeyde kalan eleş¬tirilere. Osmanlıların. Bun¬lara ilaveten "Osmanlı"da görülen Anti-emperyalist temanın bir özel¬liği de amele problemiyle birlikte mütalaa edilmesidir. emperyalizmin kullandığı aldatma¬ca (yapay da denebilir) sorunlara değinilmektedir.. gibi konularda "Vazıı Kanun". emperyalizm. 1 Şubat 1898'de yayınlanan "Tabaka-i Bâlâ'dan" adlı yazıda. "Osmanlı" Girit meselesinin de etkisiyle.. Yunanlıların haysiyetleriyle oynamak ve mahvetmek şeklindeki. nü¬fusun tezayüdü. barbar karakteri dolayısıyla. bu nedenle propaganda yöntemleri üzerine eğil¬diler (özellikle Le Bon'un yazıları etkili oldu). "Osmanlı"da yayınlanan yazılarda bir yüzeysellik görüldüğü ileri sürülen bir savdır.aydını gibi Jön Türkleri de uzun süre işgal etti. Ermenilerin. yeni bir çağa giriyor. Yani halk. Mektepler. Ne var ki toplumun sınıfsal içeriği konusunda açık bir bilgileri ya da tutumları olmadığı için başarıya ulaşamadılar. seçkinciliğin tuzağına düştüler. Osmanlı'nın 10 Mart 1898 tarihli sayısında yayınlanan bu yazıda "iktisadi bir konuya değinmemizin sebebi. Halka tanınan kıyam hakkı toplum yönetiminin böyle bir seçkin-uzmanlar grubuna verilmesi için kullanılabilirdi. yukardaki alıntılarda.cani-yane gayretlerini saklamak için kullandığı bir maske olduğunu bilme¬mizden ileri gelmektedir" denerek.

bunlar üzerinde çalışırken.. Cenevre Jön Türkleri dağıldığında "Osmanlı'nın sahipliği. yarınki hak bilir yönetimin ilk temel taşlarını koymaktır" biçiminde bir hedef belirlenerek bütün etnik grupların bu hedef çevre¬sinde toplanmaları arzulanıyordu. Nihayet uzun uğraşlardan sonra 4-9 Şubat 1902'de ilk Jön Türk kongresi toplandı. bir yandan F. Böyle şeyler ahaliye bizden nefret ettirmeye sebep oluyormuş. tüm görevlerinden soyutlandı. Arap. Hariç Memalikte rağbet bulur.. Yaklaşık bir-buçuk yıl sonra da kapandı. Prens Sabahattin'in babası damat Mahmut Celalettin Paşa'ya devredildi. "Osmanlı" ekibi. adeta hayvaniyete takarrup eden bir millet. Buna rağ¬men. Fakat çabalan saray ve çevresince iyi karşılanmadı. Jön Türklerin kendi iç- 72 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 lerinde bölünmüş olmaları. sapmalı ihtilal modelini kurmaları bir yana. Kanun-u Esasi'den daha güzel olmasına gayret ediniz. Le Play ve E. ondan da çok partili yaşamın meclis¬lerine kadar uzanan siyasal kutuplaşmanın kökeni ve de en azından bu kutuplaşmanın doğmasına neden olmuştur. 1901 yılında Prens Sabahattin ve kardeşi Lütfullah bir "Genel Çağrı" yayınladılar. Arna¬vut. Bu durumda iki oğlunu." "Kıyam" makalesi "Osmanlı" gazetesi ve çevresidekilerin halkın katılımı ile bir ihtilali düşündüklerini göstermektedir. yanlış. değişik ölçülerde günümüze kadar uzanan düşün akım¬larını ve eylemlerini de etkilemiştir." "Kıyam.tecavüz edilenlerin mütegalliplerin aleyhinde kıyamıdır. bir yandan da Jön Türk eylemlerine aktif olarak katılıyordu. Ne ki bu ihtilal bir seçkin uzmanlar grubunun iktidarı için yapılacaktır. Prens Sabahattin. Bunun da ötesinde burjuva-liberalist tutumu burjuva- devrimci yöne yöneltecek ilk girişimleri yap¬mışlardır. Bunların hepsini reddeden Mahmut Paşa. Osmanlı Meclis-i Mebusan'ından Birinci Büyük Millet Meclisi'ne. kongrenin toplanmasında birçok zorlukları ortaya çıkardı. Mısır'da "Hak" adlı yeni bir yayın or¬ganını örgütlemeye gittiğinde. bu hareketi olduğu kadar. Abdülhamit'e çok sövüp. Abdülhamit'in kızkardeşiyle evli olan Damat Mahmut Paşa'nın oğludur. Örneğin Tunalı Hilmi. "Hak gazetesine dini yazınız. zayıf ve hasta bir millete hayatı taze iktisap ettirir deva-ı yegânedir. ancak kıyam'ın nefaha-i hayat behşasiyle düştüğü dereki-i sefileden kalkabilir. Makedonyalı. "Osmanlı'nın Abdülhamit'e karşı sürdürmeye çalıştığı sert eleş¬tiri düzeyi. cehalete batmış." Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 71 gibi öğütlerle karşılaşmıştır. Bu çağrıda ülkenin içinde bulunduğu genel durumun sergilenmesinden ve despotizmin yerilmesinden sonra tüm Osmanlıların bu saltçı düzene karşı savaşmaları isteniyordu. 19'uncu yüzyılın sonunda toplumun sınıfsal içeriğini farketmeden. 1902 kongresinden sonra gazete Jön Türklerin "Osmanlı Hürriyetperver Ce¬miyeti" adıyla anılan grubunun yayın organı haline geldi. dayanmayı amaçladığı orta sınıfların tepkisini çekmişti. Jön Türk hareketine "ahlakı içtimaiye" gibi laik bir toplum anla¬yışına dayanan kavramları getirmiştir. saymayınız. Yahudi ve bütün yurttaşların güçbirliğini sağlama uğruna çalışmak ve böylece bugünkü kötü gidişe son vererek. Desmouline'nin toplum bilim öğretilerine merak sarıp. Genel çağrının yayınlanmasından sonra. Yunan. tüm özgürlük savaşçıla¬rının etnik kökenlerine bakılmaksızın katılacakları bir Jön Türk kong¬resinin toplanması için girişimlerde bulunuldu. Prens Sabahattin ve Lütfullah'ı yanına alarak kaçtı. Jön Türk hareketine sempati duyan Fransız . Yani Abdülhamit'in yeğenidir. Bu öğütlere ve tepkilere rağmen "Osman¬lı" doğru bulduğu çizgiyi bir süre daha sürdürmüştür. Bundan sonra Osmanlı'nın İngiltere'de yayınlandığını görüyoruz. Prens Sabahattin. Abdülhamit saraya mensup üst düzeyde bir paşanın yurt dışında sürdü¬receği muhalefetten ürkerek kendisine çeşitli aracılarla geri dönmeyi teklif etti. Çağrıda "amacımız. sınıf-iktidar ilişkisini bilmeden ya da bilinçli bir şekilde gözler önüne sermeden oluşturula¬bilecek bir ihtilal modeli ancak bu nitelikleri kapsayabilir. e) Prens Sabahattin'de Somutlaşan Yeni Akım Prens Sabahattin'in Jön Türk hareketi içersinde görülmesi. O zaman görürüz ki bir müstebitin. Mahmut Paşa anayasanın tekrar yürürlüğe konmasından yana idi. Öyle olursa makbule geçer. Ahmet Rıza'ya mektup yazarak işbirliği önerisinde bulundu. Ermeni. İlk oturum. laik tutumu. bir zalim'in dest-i idaresinde oyuncak ola ola insanlığı unutmuş. Türk. Kürt. Bir defa fenn-i tarihe müracaat edelim.

yasa dışı yönetime karşı. Sait Mahir. yönetime katılma gibi haklı ve yasal istekleri yerine getirilecek. reformları sağlayıncaya kadar bağımsız eylemlere devam edeceklerini bildirirken. Nitekim bu grubun etkisiyle kongre şu noktaları içeren bir karar suretini kabul etti." Bu kongre Jön Türk grupları ile İmparatorluğun diğer halklarının özgürlükçü örgütleri arasında ortak bir program oluşturma amacıyla toplanmıştı. Grup yurt içindeki küçük komitelerle sıkı bir ilişki içinde çalışıyordu. ülkenin tüm halklarının çıkarlarını korumak için. Nazım ve Bahaattin Şakir yeni örgütün çekirdeğini teşkil ediyorlardı. Nazım Bey vb. Ahmet Rıza'nın liderliğinin yaptığı bir başka Jön Türk grubu da şu bil¬diriyi yayınlıyordu: "Kongreye katılmakla tüm Osmanlıların bir birlik oluşturacağının ve bu birlikten güç bulacağımızı umut ediyorduk. İmparatorluğun tüm eyaletlerine yayılacak ve buraları da kapsar duruma getirilecektir. Osmanlı halkları arasındaki her türlü ilişkiyi yadsıyoruz. ii. iii. b) İlerleyebilmenin gereği olan.Akademisi üyelerinden M. Prens Sabahattin ve kongrenin çoğunluğu müdahaleciler gru¬bunu oluşturuyorlardı. Uluslararası andlaşmalara ve özellikle Berlin Andlaşması'na duyduğumuz kesin ve sarsılmaz saygımızı bir kez daha belirtiriz. aynı yılın nisanında ya¬yınlanmaya başladı. Nitekim Ermeniler. Kongreye 60-70 delege katıldı. i. Ne var ki. Ali Haydar Mithat. iv. gibi Jön Türk hareketinin ileri gelenleri de bu kurultaya gelmişlerdi. bütün gücümüzü aşağıdaki üç amaca yönelteceğiz: a) Osmanlı İmparatorluğu'nun bütünlüğünün ve bölünemezli- ğinin sürdürülmesi. Aksine Jön Türk hareketi. çoğunlukta oldukları yörelerde. İki yayın organı vardı. Koşullar ne olursa olsun. Ahmet Saip. Prens Mehmet Ali Paşa. İbrahim Temo. c) İmparatorluğun temel yasalarına ve özellikle de. İmparatorluğa bağlı türlü etnik grupla¬rın yanısıra. hem dernek olarak hem de içerdiği düşünsel ilkeler açısından "İttihad ve Terakki"nin devamı sayılabilir. İsmail . iki düşün akımına bölündü. Bu akımlar içersinde daha bir kristalleşti. Lefevre Pountalis'in evinde yapıldı. Kongrenin ilk oturumundan iti¬baren delegeler iki gruba ayrıldılar: Müdahaleciler ve Adem-i Müda¬haleciler. Jön Türkler Tarık Zafer Tunaya'mn belirttiği gibi. "Terakki ve İttihad Cemiyeti" güçlü bir merkeziyetçi yönetime inanıyordu. "Şûra-yı Ümmet" 1902'deki kongreden sonra. Ahmet Rıza'nın yanısıra Samipaşazade Sezai. Prens Saba¬hattin'in önderliğindeki ikinci grup ise "Teşebbüsü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti" diye nitelenen örgütü kurdu. sağlam ve gerçek koruyucusu 1876 Anayasa- sı'na saygı duyulması. "Meşveret" ve "Şûra-yı Ümmet". Karar sureti çeşitli etnik grupların ve "fraksiyon"ların sürdürdük¬leri özgürlükçü eylemleri uzlaştırmaya ve ortak bir bileşke bulmaya çalışan bir metindir. yapıcı olmaları gereken yerde tam anlamıyla bir¬birlerinden ayrıldılar. grupları tam anlamıyla tatmin etmekten Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 73 uzaktır. İsmail Kemal. yıkıcı olmaları gere¬ken yerde müttefik. imparatorlu¬ ğumuz halklarının siyasal hak ve özgürlüğünün ve genel reformlarının. Prens Sabahattin önderliğindeki ikinci grupta Ahmet Fazıl. İmparatorluğun çeşitli halkları arasında Hattı Hümayun ve uluslararası andlaşmalarla sağlanacak haklardan ayrılık gözetilmek¬sizin eşit olarak yararlanmalarını sağlayacak bir birlik yaratmak ama¬cındayız. Dr. "bu kez de. Bu andlaşmanın Türkiye'yi ilgilendiren görüşleri. Bu sonuca erişilmedi. Yirmibeş yıldır egemenliği altında bulunduğumuz ve İmpara¬torluğun başına gelen tüm felaketlerin tek kaynağı ve insanlığın utanç vesilesi olan bu baskı rejimiyle. Sonraki oturumlara Prens Sabahattin'in evinde devam edildi. Osmanlı tahtına ve haneda¬nına karşı bağlılık duygusunun uyanması sağlanacaktır. Prens Sabahattin. Halil Ganem. tüm yurttaşlara eşit hak ve görevler tanınacak ve bu birliğin sürebilmesi için biricik koşul olan. Bu birlikledir ki." Ortaya çıkan iki gruptan birincisi Ahmet Rıza'nın grubuydu ve bu grup "Terakki ve İttihat Cemiyeti" adlı örgütü oluşturdu. Örgüt. ülke içi barış ve düzenin yeni¬ den kurulması. Son derece haklı umutlarımızda düş kırıklığına uğradığımızı üzülerek bil¬diririz.

onun gözü ise tahak¬kümü artırmaya dikiliyor. Dr. "Terakkf'nin nisan 1906'da çıkan sayısında yeralan "Gençlerimize Mektup" adlı makalesinden yapılan şu alıntıdan saptayabiliriz: "Merkeziyete inhisar ve istinad eden meş¬rutiyette teftiş memleketin bir noktasından başlayarak cihat-ı sairesine intişar eder. nahiyelerden baş¬layarak tedricen büyüye büyüye merkeze müntehi olur. . Büyük çoğunluğu asker-sivil bürokratlardan oluşan Jön Türkler yönünden de durum sar¬sıcıydı. c) Bu insanın idealine uygun bir toplum tasavvuru. Milaslı Murat bulunmaktaydı. yurt içinde de örgütlenmeye başladı. bu hü¬cumlar sadece bir bölük. Şam şubeleri kuruldu. b) Bu insanın idealini gerçekleştirecek bir eğitim teorisi. Parlamento ona göre. 1906'da da "Terakki" adlı bir dergi çı¬karıldı. memurlarını en basit menfaatları mükte- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 75 zası namuslu ve muktedir zattan intihab eder. o döneme kadar hiç kimsenin bakmadığı. ister beş yüz kişi (parlamento) neticelerin her ikisi de aynı kapıya çıkar: İstibdat. bireye önem ver¬meyen bir toplumu oluşturmada en büyük etken olduğunu söyledikten sonra. f) Şûra-yı Ümmet ve Düşünsel Çizgisi "Şûra-ı Ümmet". Dr. üst düzeydeki bürokrata yönelikti. Prens Sabahattin'in düşüncesini oluşturan öğeleri temelden başlayarak şöyle sıralamaktadır: a) Bir insanın ideali. Değişen keyfiyet değil kemiyet. "müphem ve kendisince tayin edilecek bir milli iradenin bulucusu değil. Oysa bir önce aktardığımız alıntı. kaza. Onun düşününü benimsemişti. > Şerif Mardin." O dönemde bürokrasi ve bürokratlara yönelik böylesine sert ve acı bir eleştirinin yöneltilmesi. 1902 ayırı¬mından sonra. Ademi Merkeziyet'e istinad eden meşrutiyette ise teftiş. Erzurum.. iktidar her şey hükümdardan geleceği için bütün gözler onun gözüne girmeye. 1908 devriminden sonra¬ ki bazı siyasal akımların ideolojik temelinin hazırlanmasında ağırlıklı bir paya sahiptir. bir kontroller sisteminin üst kademesidir. servet. Dr. seviyei millette herkes hemayar olsun. Tabiidir ki na¬hiye. Gerçi daha önce de bürokrasiye hücumlar olmuşsa da. "Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet" cemiyeti. Rıfat. 74 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Prens Sabahattin'in bu sıralama uyarınca oluşturduğu düşününde ağırlığı olan nokta "Düzenin merkeziyetçi yanı ile bürokratlar" arasın¬daki ilişkiye. Prens Sabahattin'in düşüncesi. Prens Sabahattin güçlü bir merkezi yönetimin. bu tip toplumlarda merkezi otoritenin ajanları durumunda olan memurların ceberrutluğuna. Bu idare ister bir kişi tarafından gelsin (hükümdar). Kuşkusuz. Sabri. memleketin eczasından. "Teşebbüsü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti" düşünsel temel açısından Prens Sabahattin'e bağlıydı. bakamadığı bir açıdan yaklaşma cesaretini göstermesidir. şöyle değinmektedir: ". son yıllarda tartışmaya başla¬dığımız: "Yerel yönetimde sağlanacak etkin bir demokratik katılım" belgisine yönelik bir yorumdur. 15 Nisan 1902'de çıktı. Nasıl olmasın ki.Kemal. hükümet kapısından çıkar çıkmaz sokakta kalacaklarına hepsi iman getirmiş. Prens Sa¬bahattin ise şikâyet edilen saltçılığın bürokrasi ve merkeziyetçi yapıdan ileri geldiğini söyleyerek bütün Osmanlı bürokrasisini suçluyordu: "Mevakii Âli'ye kuvvei icraiye tarafından yani memurlara. İzmir.. vilâyet mecalisi. alışılmamış bir olaydı. Şimdiye kadar bu yönü üzerine ağırlık verilerek düşünüsü saptırıl¬mıştır. Albay Zeki." Prens Sabahattin'in Le Play'ci yaklaşımı üzerinde durmayacağız. ikbal." . Trabzon. onların maişeti ise aldıkları maaşa ve bittabi o maaşın geldiği tarafa bağlı. Osmanlı örneğine atıf yapmak suretiyle. Nihat Reşat. kuvvei icraiyeye temellük eden o arsızlar ka¬filesi şahsın her tecelli-i ulviyesine hayvanca saldırıyorlar." Bu yaklaşımı açık bir şekilde. ta ki da-rabat-ı istibdat altında hiç bir baş kalkmasın. Prens Sabahattin'in düşünüsünde bugün de önemini koruyan konu demokrasi anlayışıdır. d) Mevcut toplumların yapısını tahlil etmeye yarayacak bir top¬ lum tahlil yöntemi. O halde. Memurinin kısmı azamini merkez tayin ettği için Vilâyet¬lerin mesalih-i umumiyesi onlardan müteessir olmayan efradı ile idare olunur. Başında (redaktör olarak) Samipaşazade Sezai bulunuyordu.

müslim ve gayri müslim teb'ayı Osmaniyenin siyaseten tevhid-i efkârına çalışmak. "Şûra-ı Üm-met"te yayınlanan bu program çerçevesinde ileri sürülecek bütün sav¬ların zayıflığının temel nedeni. milli kültür meselesini gündeme getiri¬yordu. Derginin ilk sayısında. Bu arada bir halkın ezilmeden.Samipaşazade Sezai. eleştiriler. açık değildi. ıslahat-ı umumiye ile kaim ve kabul olunacağını ahaliye anlatmak ve diğer taraftan ümmeti Osmaniyenin asrımızda en müterakki milletlerle hem mertebe olmak istidadından mahrum bulun¬ madığını enzar-ı ecanip ve ağyarda ispata çalışmak. . bu programın liberal çizgide bile sayılamayacağı görülebilir. tamami-i mülkiyesini her türlü müdahale-i ecnebiyeden masun bulundurmak ve iradei şevketine çalışmak. Bu arada Osmanlılığı bazı "prag-matik" temellere oturtma gayreti yaklaşımın daha da az inandırıcı ol¬masını sağlamıştır. en zapt olunmaz istihkâmlar Darülfünun'lar imiş.İdare-i keyfiye ve müstebitenin bir hükümeti meşrutaya in¬ kılâbına ve Kanun-u Esasi ahkâmının tatbik ve icrasına çalışmak. izlenecek yayın ilkeleri bir program dahi¬linde şöyle açıklanıyordu: ".Devlet-i Âliyeyi Osmaniyenin istiklâl-i siyasisini. Türk edebiya¬tında ilk gerçekçi yazar olarak bilinmektedir. mevcudiyet-i siyasiyenin nihayet bulduğu yerlerde millet bir eser-i mevcudiyet göstermiyor. bunlara yönelik reform istekleri şu soruyu akla getirmekteydi: "Peki Türkler ne olacak? Onlar saltçı yönetimde daha mı az eziliyorlar. Lenin de vardır. . tarih doğrultusu içersinde yaşayabilmesinin kendine özge bir kültüre sahip olmasıyla mümkün olabileceği de tartışılıyordu: "Anlaşılıyor ki ilmi. emperyalizmin bütün ağırlığına rağ¬men. Bu ve bu¬na benzer savlar "Osmanlılık" düşüncesini sarsmıştır. daha üst düzeyde bir refaha mı sahipler?" Bu sorulara verilen yanıt kesin bir "hayır" olmaktaydı. Öyle bir anasır-ı zi-i hayatı zekâyı cihanın bütün kuvvay-ı maddiyesi ezemi¬yor. bir önce altını çizdiğimiz gibi. İşte bu konum Türklerin sorunları üzerine daha bir ağırlıkla eğilme zorunluluğunu ortaya çıkarıyordu. açıkça ortaya konulmamıştır. Ne ki. İ. belli düzeylerde ilişki kur¬muştur. Tanıştıkları arasında V. müktesabatı ilmiyeden hissedar etmeye ve Ha- 76 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 nedan-ı Osmaninin makam-ı hilafet ve saltanatta mülk ve millete nafi olacak surette bekâsını takviyeye çalışmak. lisanı olan bir millet mahvolmuyor.Saray zindanlarında hapse mahkûm ve her türlü nizam-ı ma¬ arif ve medeniyetten mahrum olan aileyi saltanat efradını bu hal-i esa¬ retten kurtarmaya. bir yandan milli kültür sorununa eğilirken ve bu sorunun çözümü için halkın anlayabileceği an bir konuşma dilinin gereği vur¬gulanırken. Bu arada birçok yabancı siyaset adamıyla tanışmış. Görülüyorki baka-yı millet için en vasî kışlalar mektepler. . Derinliğine incelendi¬ğinde. edebiyatı. 1901 yılında yurt dışına kaçmış ve Jön Türk hareketinin militanlarından biri olmuştur. Çıktığımız memalikte kışlalarla is¬tihkâmlar bırakıyoruz. muasır toplumlara yetişme gibi daha önce üze¬rinde durulan noktaların yanında hanedanın eğitilmesi gibi ilginç sa¬yılabilecek bir nokta üzerinde de duruluyordu. Bizde ise." Bu yakarışlar. bir ihtilali. Anti- emperya¬list tutum da. . Gerçekten de "Şûra-yı Ümmet"i çıkaran grup.Bir taraftan memalik-i Osmaniyeden her ferdin ve kavmin refah ve saadetinin. Jön Türk grubundaki bazı kişiler Osman¬lılık duygusunun sınır illerinin bir saldırı karşısında daha güçlü biçim¬de savunulmasına yardımcı olacağını açıkça söylemişlerdir.Osmanlı anasırı muhtelifesinden. Batı ülkelerinin Osmanlı ülkesindeki azınlıklar lehine müdahale¬leri." 1902 kongresinde "Adem-i müdahaleci" diye adlandırılan azınlık grubunun bu programında Osmanlılık. Örneğin anti-emperyalist tutum. diğer . bir darbe-i hükümeti baştan reddetmişlerdi.Ümmetin hukukunu müdafaa ve temin ve hükümetin ahvalini ıslah etmek gibi vazifeler hep Osmanlıların hamiyet ve gayretinden beklendiği ve necat ve saadet yalnız Osmanlılıkta arandığı cihetle ef- kân umumiyeyi bu yolda tenvire çalışmak. ihtisasatı vatanperverane- den mütevellit bir ittihadı samimi vücuda getirmek. Şöyle ki. ülkedeki değişik etnik gruplar arasındaki da¬yanışmayı geliştirme. . "nasıl gerçekleşecekler?" sorusuna ayağı yere basan bir yanıtın verilmemiş olmasından ileri gelmektedir. yabancı müdahalelerden Os¬manlı ülkesini korumak.

Geminin boğazlardan geçmemesi için her türlü tedbir alınmıştı. dikkat edilirse.. Bunun da ötesinde. Bu iki olay Rus-Japon savaşı ve 1905 Rus Devrimi'dir. kurunu vüsta dürzilerinden zannolunur." "Kanlı Pazar" Osmanlı İmparatorluğu üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Ör¬neğin Samipaşazade Sezai şöyle yazmaktadır: "Evet... Örneğin birçok aile yeni doğan çocuklarına.. Örneğin Sofya'da yayınlanan "Feryad" gazetesinin 2 Kasım 1905 tarihli sayısında. İstihkâr-ı hayat. "Potemkin" olayı da Başkent'te. metanet-i ah¬lak. bu nedenle Kanlı Pazar ve 1905 Devrimi'ne ilişkin haberlerin yayınlanması yasaklandı. elbiseleri ta-mamiyle kurun-u ulam edasına müvaffiktır. Büyük ölçüde Japon hayranlığı başlamıştı. .. Bu hayranlık şaşkınlık veren boyutlara erişebilmekteydi. demokrasi için en insanca haklan için savaşa ve yeni bir yaşama doğru uyandılar. medeniyetin her an tez-yid ettiği dağdağayı zamandan asude. daha öneki Jön Türk yayın¬larında sergilenen sorunları tekrar tekrar tartışan bir dergidir. akıbet Rumeli elden. Sokaktaki adam Rusya'nın yenil¬mesinden duygusal bir haz duyarken." "Şûra-yı Ümmet". özellikle Saray çevresinde kor¬kuyla karşılanmıştı. bir nev'i entarili Yahudi¬lere tesadüf edilirdi ki. Kanlı Pazar'a ilişkin haberler halk ve aydınlar tarafından heyecanla karşılanıyordu. Hele Osmanlılık yaklaşımı alabildiğine soyut bir kavram haline gelmişti. Ortaçağ durgunluğu içindeki yüzlerce milyon ezilen. uluvv-u cenap ile mücehhez olarak riyaset-i idarelerinde evsaf-ı cihangiraneye mâlik Padişahlarıyla Maveraünnehirden zuhur ederek Viyana'ya kadar giden Osmanlılar. halkının geriliği sık sık Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 77 işlenen konulardı: "İnkılab-ı zamandan azade.. zayıf düşürmekteydi. bu gün başlarında Abdülhamit ola¬rak perişan ve nalân Asya'ya dönüyor. Saltçı bir hükümdara yönelik bir saldırının haberi halka duyurulmamalıdır. Ne ki Padişah ayni duygusallığı başka açıdan gösterdi. politik eyleme dönüştüğü bir ortamda bu sonuç doğaldır.yandan da "geniş halk kitlelerinin anlayışsızlığı" te¬ması işleniyordu. O kuşakta Togo 78 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 isimli bir çok çocuğa rastlarız. "kendi halkının da bu Örneği izleyeceğinden ve askerlerin silahları kendisine çevireceğin¬den korkan" Abdülhamit'in sansürü sertleştirdiği yazılmaktaydı. Anadolu'da bazı yerler vardır ki. Başkent dışındaki basında 1905 Devrimi'ne ilişkin haberler çıkmaktaydı. Rus donanmasını hezimete uğratan Japon kumandanı Togo'nun adını veriyorlardı. 1902 kongresinden sonra Jön Türk hareketi burjuva-devrimci bir çizgiye girmeye çalıştığı için yayın organlarının düşünsel içeriklerinden çok. Ağır sansür önlemlerine rağmen. Osmanlılar Avrupa'dan çıkıyor. Bunda Rume¬li'nin nasıl olsa elden çıktığı yargısı rol oynadığı anlaşılmaktadır. Lenin'in altını çizdiği gibi: "Dünya kapi¬talizmi ve 1905 Devrimi Asya'yı kesinlikle uykusundan uyandırdılar. ii) Politik Eylem Dönemi: Yirminci yüzyılın başlarında. iki önemli olay. Kitle iletişim araçlarının daha önceki dö¬nemlere göre çok gelişmiş olmasının da etkisiyle. özellikle bu azınlık kadronun derinliğine üze¬rinde duracakları kavramlar tüketilmişti. pisliği. Çarlık Rusya'sının geminin tevkifi ve iadesine ilişkin Romanya ve Osmanlı hükümetleri nezdinde yaptığı girişimlere. Doğunun dağınıklığı. Bu yasaklamaya rağmen olaylar duyuldu ve derin bir etki meydana getirdi. Rus-Japon savaşı Türk halkı tarafından ilgiyle izlendi. Rusya'yı sarsan olayı halk ve aydınlar duy¬gusallıkla ele almaktaydılar. cihanın terakkisine karşı bigâne olan bu akvam arasında mesela bazı dervişler vardır ki. Jön Türkleri de tüm geri kalmış ulusların aydınları gibi etkilemişti. Ağırlığın politik protes¬todan. Jön Türk¬lerin ortaya atacakları. devrimci içeriği daha bir öneme sahiptir. Türk aydınları ve Jön Türk hareketi üzerinde etkisi görülen ikinci olay 1905 Rus Devrimi'dir. cisimden ruha kadar tesiri görülür. yukar¬da değindiğimiz tedbirleri alarak ilk olumlu cevabı Osmanlı hükümeti vermiştir. nedenlerini araştırmaya çalışıyorlardı." Anadolu.. horlanan insan. aydınlarda daha yarım yüzyıl önce Asya'nın geri ve sanayileşmemiş bir ülkesi olan Japonya'nın kısa sürede Rusya'yı yenecek düzeye erişmesini heyecanla karşılıyorlar. Çünkü bu olaylar "ezeli düşman Rusya'yı" sarsmakta. zuk ve pazarından Hazret-i Adem gûzar edecek zehabına düşer. Bu halin esvaptan cisme.. Meş'um ve müthiş bir akı¬bet. "Şûra-yı Ümmef'te özel bir yere sahiptir.

1894-95 Ermeni olaylanndan sonra.. Erzurum'da rüşvet almakla ün salmış memurların. Rus halkının soluğuna katarak haykınyoruz: Kahrolsun ölüm cezası. Yüce Yurttaş Smidt'in. görevden kaçma niteliğindedir. Ne var ki kendilerine "Devrimci Kara ve Deniz Subayları Birliği" adını veren bir başka Jön Türk hücresinin verdiği görev üzerine Muhtar Bey'in yazdığı mektup Teğmet Smidt'in kızkardeşi A. Kent'e "Can-Verir" örgütü hakimdi. yığınsal tutuklamalar izledi. Çar tarafından idam etti¬rilen teğmen P. Hep birlikte insanca yaşama hak¬kımızı elde etmek için. Gösteri¬ciler arasından seçilen bir heyet telgraf başında Sultan'la görüşmek is¬tediler ve tüm isteklerini ona bildirdiler. Yirminci yüzyılın ilk on yılında Ana¬dolu önemli bir değişim geçirdi. Bir hafta boyunca Erzurum'da merkezi yönetimin hiçbir etkinliği kalmadı. . onun bizim için son derece aziz ölüsünü.. Anadolu burjuvazi-* sinin bu direnme eyleminin doğmasına.. yaşasın yurttaşlık özgürlükleri. P. "Ama Türk patronlar çarçabuk tehlikeli bir rakiple karşılaştılar: kendilerine her türlü imtiyazı kolay¬lıkla sağlayıveren yabancı kapitalistler . Bu örgütün fiilen katıldığı bir dizi gösteri 5-22 Mart arasın¬da Erzurum'da yer aldı. Örgüt yeni valinin atanmasını yeterli görmeyerek Erzurum halkı adına yeni bir istekler listesi hazırlayarak. . Sultan'ın başında bulunduğu Merkezi Hükümet'in baskısı sonucu Anadolu'daki Türk burjuvazisi Jön Türk hareketinin yanında yer aldı. Nitekim. . Vali Nazım Paşa'nın işten alınması için iki telgraf çekti. büyük bir ağırlıkla Ermenilerin elindeydi.Abdülhamit'in aldığı sert tedbirlere rağmen. Bu 80 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 müracaatlann hiç birine akla yakın bir cevap alınamadı. anlatmak için tüm gücümüzle yapacağımız savaşa selam olsun. Söz konusu önergedeki istekleri şöyle sıralayabiliriz: . 1905 Devrimi'nin Türk subayları üzerindeki olumlu etkisi. Bütün bu silahlı ya da silahsız kalkışma hareketlerinin ortak yanı "Osmanlılık anlamından yoksun bölgesel ve örgütsüz" hareketler olmasıdır. 1906'da Çar polisinin eline geçtiği için yerine ulaşamadı. Teğmen Smidt'in Sivastopol savaşlarının ölüleri üzerine söylediği sözler onun her sözü gibi İmparatorlu¬ğumuzun en uzak köşelerine değin yayılmış bulunmaktadır. Halk için ca¬nını veren Smidt'in şanlı adı kuşaktan kuşağa söylenecek. başta Vali olmak üzere görevden alınmalarını istiyordu. Can-verir örgütü 8 ve 11 Mart'ta. İzbaş'a ulaşmıştır." (Petrosyan) Mektup. Karadeniz'deki Rus Donanması'ndaki denizcilerin devrimci eylemleri genç Türk subayları arasında geniş bir ilgi uyandırmıştı. Erzurum olayları 1906-1907 yıllarında oldu.Asker ücretlerinin düzenli bir hale getirilmesi.. Ör¬neğin Mart 1906'da karacı subaylardan aralannda beş de Paşa olmak üzere..P. Bu değişimi şu iki aşamada açıklamak durumundayız. ülkenin çeşitli yerlerine sürgü¬ne gönderilmiş Jön Türklerin ve bu Jön Türklere bağlı ya da bağlı ol¬mayarak çeşitli illere yayılmış yerel gizli örgütlerin rolü büyük olmuştur.."Bu durumda.. Bu mektupta "Yiğit teğmen Piyotr Pi-yotroviç Smidt öldürüldü. . Anadolu'nun birçok yerinde ticaret ve ekonomi alanındaki etkinlik Türklerin eline geçti. Böylece tüm Anadolu'ya yayılan gizli örgütlere bağlı olduk¬ları merkez örgütlerinden emirler yağmaktaydı. Erzurum burjuvazisi kendi aralannda "Can-Verir" adlı bir örgüt kurmuştu.Bazı vergilerden muaf tutulmak. Yeni vali atandı. Göstericiler gittikçe ağırlaşan vergilerin ya-nısıra.. Soluğu- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 79 muzu. 1890'lara kadar özellikle Doğu ve Güneydoğu Anado¬lu'da ticaret. . Rusya hal¬kıyla birlikte biz de selamlıyoruz.. Nitekim 22 Mart'ta örgütün ve Erzurumluların arzularının bütünü yerine getirildi. Anadolu burjuvazisinin silahlı ya da silahsız direnişlerinin en somut örneği Erzurum ayaklanmasıdır. Özellikle Yemen'e gönderilen birliklerde görülen bu eylemlerin en geniş türü.. Smidt'in ailesine 28 Türk kara ve deniz subayının yazmış olduğu mektup ilginçtir. Teğmen Smidt yüreklerimizde hiçbir zaman ölmeyecek.Yöre halkının il yönetimi ve defterdarlık üzerinde etkin bir denetimi gerçekleştirmesini sağlamak. 200'den fazlası bir "Operasyon" sonucu tutuklanmıştı. Kuşkusuz bu kütlesel katılımları. onlann daha hızlı ve yoğun bir biçimde Jön Türk hücrelerine katılmasını sağlayan bitirici güç olması¬dır. . Türk ordusundaki yaygın silahlı kalkışma eylemlerine 1906-1907 yıllarında rastlamaktayız. bir önerge halinde merkeze (İstanbul'a) iletti. Bu hareketlerin büyük bir bölümü yerel ni¬telikte ve ordu yönetimindeki belirli aksaklıklara yönelikti. Rusya'da olan olayları Türk halkına tanıtmak. Bunun üzerine kent halkından yirmi bin kişi 15 Mart'ta telgrafhaneyi kuşattı. valinin atanması "Can-Verir" örgütünün kent üzerindeki etkisini daha da arttırdı.

birliklerdeki askerlerin de gösterilere katılabi- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) . onurunuzu dü¬şünen. Abdullah Cevdet 1908'de "Övününüz. Yörede büyük yankı¬lar uyandıran yargılamalar sonunda 8 kişi ölüm.Emperyalizmin (bu ecnebi baskısı biçimindeydi) artan etki¬ si. bildiride şu noktalar ağırlıklı bir biçimde yer alıyordu: . Ne ki Anadolu'nun diğer kentlerinde de benzeri olaylar başgösterdi. 1907 yılında olaylar daha hızlandı. Halkın ve kur¬dukları örgütlerin bu baskısı karşısında. Giriştiğimiz işin. gösteri liderlerini tutuk¬layarak kent dışına götürdü.Halk üzerindeki ekonomik baskılar. . kentin esnaf ve din önderlerinin büyük bir bölümü tutuklandı. önceden tutuklananlar serbest bırakıldı. Trabzon halkı. Yerli burjuvazinin direnişi niçin doğudan başlamıştır? Bunu Kaf¬kasya'da meydana gelen. Bu bildiri bardağı taşıran son damla oldu. Övününüz" adlı broşüründe bu eylemlere şöyle değin¬mektedir: "Birleşin. 1907 ilkbaharında kentte düzenlenen bir dizi gösteriyi acı¬masız bir şekilde bastıran hükümet birlikleri. Bunlar üzerinde duran bildiri." (Petrosyan) Erzurum halkının ve can-verir örgütünün eylemleri 1907 yılında da sürdü. Tanrı'nın buyruğuna. güçlü-güçsüz. vatanınızın kurtuluşunu. Peygamber efendi¬mizin sözlerine aykırı olmadığına dair müftülerimizden fetva aldık. Eldeki bilgilere göre. tutuklananların % 85'i tüccar ve diğer zenginlerden oluşmaktaydı. Bu eylemler karşısında. îran ve Rus devrim girişimlerine de değinerek "Müslüman-Hıristiyan" bütün yurtseverleri eyleme çağı¬rıyordu. 18 kişi müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Halktan önde gelen¬lerin örgüt üyelerinin askeri garnizonlara giderek şöyle seslendikleri eldeki belge ve raporlardan anlaşılmaktadır: "Biz sizin rahatınızı nasıl düşünüyorsak siz de. "Can-Verir" örgütü Erzurum'da bir bildiri dağıttı. Hakkımızı helal etmeyiz yoksa size. 81 leceği korkusundan ileri geldiğini söyleyebiliriz. yerel yöneticilerin aşırı sert ha¬reketleri ve kurdukları baskı düzeninden yakınan halk Trabzon. inançlarını. Kastamonu halkları bu illerin kahraman. subay ve komutanlarınız (Vur) emri verirlerse dinlemeyin onları. gerek bölge yönetimine. Liderlerin ya da tutuklananların kente dönüşü halk tarafından coşkun gösterilerle karşılandı. yoksul-varsıl. Örneğin 1906 Mart'ında Kastamonu'da halk mahalli seçimleri boykot etti. yayıldı. Bu hareket gösterileri daha da yoğunlaş¬tırdı. Diğerlerinin cezaları ise hafif hapis. Nitekim İstanbul'daki Rus Büyükelçisi Zinovyev'in Moskova'ya gönderdiği raporlarda bu konuda şöyle de¬nilmekteydi: "Kafkasya'da doğup başlayan ihtilalci hareketler. Kars'a kadar uzanan 1905 Devrimi olayla¬rına bağlamak hatalı olmaz. İran'a bir göz atın". sürgün vb. halkın çoğunluğunca çeşitli gruplar kuruldu ve bu grupların propagandaları ordu içine bile sızıp. Bu tutumun. Vergilerin yüksekliğinden. bir sınır kenti olan Erzu¬rum'daki askeri birliklerin pasif durması. . bunların üzerine titreyen insanlarız biz. Diyar¬bakır. hiç bir ciddi önlem almaması şaşırtıcıdır." Elçiliğin raporunda şunlar da be¬lirtilmekteydi: "Halkın çeşitli tabakalarının oluşturduğu "Can-Verir" adlı örgüt yönetim yetkilerinin kötüye kullanılmasını önleme ve batmış durumdaki halkın ödediği çok ağır vergilerin kaldırılmasını sağlama amacıyla. . hayvan vergisinin kaldı¬rılmasından sonra hafifledi. Erzurum. ceberrutla iş¬ birliği yapmanın halk açısından ortaya çıkardığı olumsuz durumlar. Vali vb. Geniş çapta tutukla¬malar oldu. Postahaneyi işgal eden göstericiler dileklerini telgrafla saraya bildirdiler. gibi. Halk valiyi. gibi 82 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 cezalardı. eylemler. emniyet amirini makamlarında tutukladı. Sinop'da da benzeri eylemlere girişti. geçen yıl Erzurum ilinde etkisini gösterdi. yiğit halkları.Bürokrasinin üst kademelerindeki yozluğun. bunlara özen gösteren. kadın-erkek. Hükümet ve ona bağlı güçler sert bir bastırma hareketine girdiler. olaylar sı¬rasında bir polis memuru öldürüldü. Rusya'ya." (Petrosyan) Erzurum'daki gösteriler vb.Sultan'in her gün artan ceberrutluğu . genç-yaşlı hepiniz birleşin. Örgütün ileri gelenleri. gerekse Osmanlı Hükümeti'ne karşı giriştiği savaşı yavaşlatmadı. bizim yiğit kardeşlerimiz ilk adımları atmış bulunuyorlar.. siz de yardımlarınızı esirgemeyin bizden. yerel yöneticilerin kent gelirinden pay almaları halk tarafından büyük gösterilerle protesto edildi. Bu örgütün yanısıra.Kent ve çevre halkı üzerinde bir baskı kaynağı olan "Hami- diye" süvari birliğinin kaldırılması.

Belirli ölçüde etkisini gördüğümüz nedenleri şöyle sıra¬layabiliriz: .-Tarık Zafer Tunaya da Erzurum olay¬ larında "Teşebbüsü Şahsi. Doğu'da başlatılacak bir hare¬ kele askeri de yanına çekerek Meşrutiyet'i yeniden ilân etme yolunu Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 83 seçebilir. Bu ekonomik olgular. Cemiyetin. Hareketin bu niteliği. Kastamonu. Bu arada H. bu tip düşünsel "spekülasyonlara uygun olan Erzurum hareketinin bizce önemli olan yanı kent eşrafının ve halkın eylemlere katılışıdır. bürokratik kademelerin engellemeleri ya da rüşvetçiliği kıyam'ın ekonomik nedenleri arasında sayabiliriz.Bu baskılar sonucu yerli burjuvazi (eşraf) elindeki pazarı kaybetmekte. Şöyle ki. diğer Anadolu kentlerinde de gizli ya da açık bir şekilde görülen yığınsal direnmelerde Jön Türk ha¬ reketinin etkisi önde gelen bir öneme sahiptir. Erzurum'daki direnmeye Prens Sabahattin'in önderliğini yaptığı "Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti"nin ileri gelen üyelerinden Hüseyin Tosun Bey fiilen katılmıştır. Çünkü batı emperyalizmi sürekli bir biçimde Ermenileri arkalamıştır. Olayların nedenleri yönünden ortaya atılan bu yaklaşımlar te¬ melde ortak bir yana sahiptir. Elde yeterli ölçüde belgenin bulunmamasından ötürü. İleri sürülen nedenlerin bir çoğunun değişik ölçülerde söz konusu eylemlerin doğması ve gelişimi üzerinde etkisi vardır. yerli burjuvazinin emperyalist batı ülkelerine ve onların yerli işbirlikçilerine (başta hü¬ kümet olmak üzere) karşı tavır almasına neden olmaktaydı.Ekonomik nedenler: Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki "milli" diyebileceğimiz yerli burjuvazinin (eşraf) merkezi ve yerel yö¬ netim kararları sonucu ekonomik faaliyetlerinin kısıtlanması.Emperyalizmin etkisi: Bu da ekonomik nedenler arasında sa¬ yılabilir. H.. Ayrıca. o güne değin uygulanmaya çalışılan hiç bir hare¬kette görülmemişti.. yerel yönetime ağırlık veren düşünsel yapısı da böyle bir taktik için uygundur.Jön Türk yayın ve eylemlerinin etkisi: Erzurum. . Özellikle Erzurum'da yerli burjuvazinin 1895'lerden sonra Ermeni burjuvazisi¬ nin bıraktığı işleri devir alması. böylece etki alanlarını genişletmesi söz konusu tavrın daha keskin bir biçimde olmasını doğurmuştur." Cemiyetinin önderlik yaptığını. ihraç olanaklarını yitirmekte. düzenlendiğini ileri sürmek¬ tedir. olayların cemiyetin Erzurum şubesince yöneltilip. .. sermaye birikimini geniş ölçüde etkileyen aşırı derecede yüksek oranlara ulaşan vergiler. ucuza hammadde bulama¬ maktadır. Tosun Bey'in söz konusu Cemiyet tara¬ fından gizlice Anadolu'ya gönderildiğini söyleyen kaynaklar da vardır. liberal düşüncelerin ve bunlara dayanan devrimci eylemlerin Doğu Anadolu burjuvazisi üzerindeki olumlu . Bu iki olay birbirini yalanlamamaktadır." cemiye¬tinin hareketin doğmasına neden olan etmenlerden biri olduğunu ileri sürmek için yeterli inancı veriyor. komşu Rusya'daki 1905 Devrimi ve ona bağlı oluşan bir dizi olayla.. Kanımızca burada önemli olan nokta eylemlere "bilfiil" katılmak ya da önderlik etmiş olmaktan daha çok. bilinçsiz de olsa. Cemiyet. Prens Sabahattin'in düşünsel ve taktik çizgisi de göz önünde tutulursa "Teşebbüsü Şahsi. Dış kapitalist güçlerin merkezi ve yerel yönetim üzerideki baskılarının sonucu ortaya çıkan ekonomik ve yasal ayrıcalıkların yerli burjuvazi (eşraf) üzerinde olumsuz etkisi. . İran'daki Meşrutiyet hareketinin Erzurum halkı üzerinde yaratacağı düşünülen olumlu izlenimlerden yararlanma isteği de hare¬kete başlama yeri olarak Erzurum'un seçilmiş olmasında rol oynamış olabilir. Tosun Bey "Er¬ zurum halkının hükümete karşı hareketlerini yöneterek gizli askeri ayaklanma hazırlamış olabilir".. Diyabakır kentlerinde yoğunlaşan.Erzurum'da somutlaşan bu direnişlerin nedenleri konusunda çe¬şitli fikirler ileri sürülmektedir. Burju¬vaziyi ve küçük üretici halk yığınlarını yanma alarak yapılmak istenen özgürlükçü devrim..

Ahmet Rıza'nın yönetiminde "Terakki ve İttihat" cemiyeti de ya¬yın ve eylemlerine devam ediyordu. 1907'de Cemiyet.etkisidir. Ne ki "Nizamname"de "İnkılap" deyiminin yer almasına rağmen" inkılabın zaferi" için hangi yolun izleneceği konusunda bir açıklık yoktur.Örgüt üyeleri maddi ve manevi tüm olanakları ile "inkılabın zaferi" için çalışacaklardır. despotizm ve keyfi yönetim yerine eşitlikçi ve meşrutiyetçi bir yönetimin kurulması için çaba göstermek. yoğunluk ve etkinlik "Şûra-yı Ümmet"e aittir. 1906-1907 yıllarından sonra Jön Türklerin Rumeli'deki örgütlen¬meleri hızlandı. Örneğin sözkonusu prog¬rama göre "üst yönetici ve yargı organlarının" dışındaki kamu görevli¬lerinin yerel halk tarafından seçimle atanacakları gibi bu güne göre bile ileri düzeyde bir ilke ortaya konulmaktadır. Bu program 10 mad¬deden oluşmaktaydı. Program. Bu maddelerin çoğunluğu yerel yönetim sorunla¬rına yönelikti. azınlık ve dışa bağımlı burjuvazinin çıkarları paralelinde idi. Bu nizamnamenin temel ilkeleri şöyle özetlenebilir: . Oysa yerel yönetime öncelik veren "Teşeb¬büsü Şahsi" programı ise. "Terakki ve İttihad" cemiyeti. Bu nedenle "inkılap" deyiminin kullanılması grup açı¬sından önemli sayılması gereken bir adımdır."Hukuk ve servet-i milliyenin" korunması. 1906 yılı sonlarında. genel reformların yapılması. . Sultan'ın halklar üzerindeki egemenli¬ğinin korunmasını istiyordu. Aynı dönemde Bulgar bağım¬sızlık hareketini meydana getiren komiteler ve diğer Balkan uluslarının benzer Örgütleri de genç Türk subaylarına örnek olmuştur. . Ayrıca. polis ve jandarma gibi görevlilerin yerel halkın dinsel ve etnik bileşimine göre oluşturul¬ması da programda yer almaktadır. Bu nitelik. Yayın organı olarak "Meşveret" ve "Şûra-yı Ümmet" gösterilmekteyse de.Tüm başarıların kökeni olan ulusal töreleri sağlamlaştırmak için. Jön Türk düşüncesinin başlangıcından beri Anadolu burjuvazisi ve halkı ile ilk anlamlı dirsek temasıdır bu olaylar. 84 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Bilindiği gibi Ahmet Rıza grubu 1902 kongresinde müdahaleye karşı çıkmıştı. Diğer yandan Suriye'de de "Vatan" adlı bir başka örgüt. Daha birinci maddede: "Osmanlı ülkesinde uygulanacak siyasal reformlar tüm sınıf ve aynlıkların ayrıcasız bütününü kapsamak üzere. Böylece "Teşebbüsü Şahsi" grubu¬nun düşün ve program yönünden "Terakki ve İttihad"a oranla önemli denebilecek ölçüde farklı görüşlere sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonraları bu örgütün çekirdeği üzerine Mustafa Kemal'in bulunduğu "Vatan ve Hürriyet" cemiyeti kuruldu. Örgütlenmeye ilişkin diğer ilkeler ilk "Nizamname"ye benzemek¬tedir. Gizli örgüt¬ler ilk Selanikke kuruldu. bu konularda yerel yönetime gerekli ağırlığı getirmektedir. illerin siyasal. 1907 Nizamnamesi'nin getirdiği en önemli değişiklik "inkılap" deyiminin kullanılmasıdır. mevcut illerin yerinden yönetimi ve yetkilerinin genişletilmesi ilkesine göre uygulanacaktır" denmektedir. açık bir biçimde emperyalist güçlerin ayrı¬lıkçı siyasasından yanaydı ya da bu siyasanın işine geliyordu. "Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti" programı da 1906 yılında "Terakki" gazetesinde yayınlandı. ulusal alışkanlıkları. anayasanın yeni¬ den yürürlüğe konması. bölgesel ihtiyaç ve istekleri gözönüne alarak. "Vatan ve Hürriyet Cemi¬yeti". Bu örgütlenmede Rumeli'deki subaylar ve bir kısım sivil bürokrat çekirdeği oluşturmuştur. ülkenin ilerlemesi için tüm Os¬ manlılarda "ortak çalışmaya" istek ve özen uyandırmak. Rumeli'deki örgütleri tek çatı altında birleştiren "Osmanlı Te- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 85 . değişik Os¬ manlı halklarının birliğini sağlamak. Bu program Türk kökenli milli burjuvazi¬nin de işine gelmekteydi. İlerinin sadrazamı ve dahiliye nazırı Talat Bey de bu örgütün üyderindendi. eğitim ve kültürün yayılmasına ve Osmanlı İmparatorluğu'nu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaya yönelik çaba göstermek. Örgütün Yafa ve Kudüs'te kurulan kollarından sonra Mustafa Kemal gizlice Rumeli'ye giderek orada da cemiyetin kollarını kurmaya çalıştı. . idari ve mali özerkliklerinin sınırının çizmeye çalışmakta. yeni bir nizamname yayınladı. faaliyete başladı. Bu örgüt "Osmanlı Hürriyet Cemi¬yeti" adını aldı.İnsani ve yurtseverlik duygularına dayanarak. Sonuçta 1908 yılı olaylarından önce.

Kongreyi örgütleyen bu komisyon raporunu "Meş-veret"te yayınlandı.Ülkenin tüm halklarını temsil edecek bir parlamentonun ku¬ rulması. Bildiri. Özellikle üçüncü nokta üzerinde uzun tartışmalar oldu. ülkeye acı çektiren ve onu tüm dünya gözünde alçaltıcı durumlara sürükleyen Abdülhamit IFnin boyunduruğu altında acı çekmektedirler. devrim sırasında ordu gücünü ya¬ nına alma.Vergi ödememe gibi pasif direnme yöntemlerinin uygulanma¬ sı. Sonuçta şu üç noktada andlaşma sağ¬landı: . tahıla el koyma.Genel ayaklanma. Ülke ekonomik yıkım. Osmanlı ülkesinde çeşitli eylemlerde bulunan bütün öz¬gürlükçü liberal grupların kongreye katıldığı ve sonuçta Osmanlı halk¬larının birliğinin sağlandığı noktanın altını çizerek başlıyor. Bu son noktaya ilişkin çeşitli eylemler tartışılarak bunlar ara¬sından dördü üzerinde düşün birliğine varılmış ve kurulan devamlı ko¬miteye tavsiye olarak bildirilmesinde oy birliğine varılmıştır. Dr. sonra şun- 86 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 lara değiniliyordu: ".. kırsal alanda dirlik ve düzen yokluğu.Örgüt üyeleri. Bundan önce Dr. Sonuçta Ahmet Rıza. etkin bir ulaşım ve haberleşmenin yokluğu tarım kesimini ekonomik alanda yoksullaştırmaktadır. Sonuçta. tüm Osmanlılar için eşitlik ve özgürlük teme¬ line dayanan bir temsili meclis yani parlamentonun kurulmasına karar vermişlerdir. Bu birleşme Rumeli'deki eylemlerin şiddetini ve boyutlarını arttırdı. Nihat Bey ile Taşnaksutyun örgütünden Malumyan Efendi'den oluşan bir komisyon 27 Aralık 1907'de. Bunun için şunları önermekteyiz: .Bugünkü düzenin yerine daha radikal bir düzenin kurulması. Bunun yanısıra toprak altı servetleri ve ormanlar yararlanılamaz durumda.Hükümete karşı silahlı direnme ve genel grevlerle oluşturu¬ lacak silahsız karşı koyma eylemleri .rakki ve İttihad Cemiyeti" ile bütünleşti. ". bu amaçları gerçekleştirmek için tüm Osman¬ lıları mücadele etmeye çağırarak şöyle diyordu: "Herkesi çağırıyoruz. İmparatorluğa hırsla dadanan uluslararası bankerlere sağlanan imtiyazlar birkaç kişinin aşırı kazançlar sağlama¬sından başka ülkeye bir yarar getirmemiştir. .Sultan Abdülhamit'in reddedilmesi. . mümkün olan en erken sürede Ve hangi araçla olursa olsun devirmek zorunludur. Özellikle Selanik grubu ordu içerisinde geniş bir propaganda ve örgütlenme işlemine girişmişlerdi. . Paris'te bir kongre toplanma¬sına karar verdiler. Bu saltçı yönetim yalnızca hıristiyan halkları için değil. . Vergilendirme yöntemleri." ve bildirge. köleleştirilmiş. Cemiyetin Paris merkezi de aynı dönemde diğer Jön Türk grup¬larını da kapsayacak bir geniş cephenin oluşturulmasına çalışmaktaydı. Bu dört eylem şunlardı: . öldürülmüş ve son olarak uygar halkların gözü önünde haksız yere suçlanmış müslü-manlar içinde kahredici olmuştur".. Samipaşazade Sezai. "Bunca yıkıma neden olan düzeni. Sultan'ı tahttan feragate zorla¬ maya ve ancak ondan sonra silahlarını bırakmaya karar vermişlerdir. Kongre¬deki tüm örgütler tıpkı bir jiletin keskin kenarında yürüyen insanların dikkatiyle birliğin dağılmaması için gayret ediyorlardı. Fazıl Bey.Tüm örgüt üyeleri.. özgür araştırma olanağından yoksun bilim adamları. yoksulluk ve açlığın yaygınlaşmasına her gün daha geniş ölçüde tanık olmaktadır. .. O halklar ki. Prens Sabahattin. ya¬yınlanan bildiride bu gayretin tüm izlerine rastlanır. ama bizzat yıkılmış. Kongre yirmi oturum sürdü. tefecilik.Bu amaçlara ulaşmak için barışçı ve devrimci yolların araş¬ tırılmasına yönelik sürekli bir komitenin kurulması onaylanmıştır. sürülmüş. toprak ve ekmek¬ ...Ordu içinde örgütlenerek. Böylece 1908 devriminde büyük payı olan ve "İttihad ve Terakki" adıyla bilinen Cemiyet son bi¬çimini almış oluyordu. . Bahaettin Şakir'in öncülüğü ile Paris'te bulunan "İttihad ve Terakki" cemiyeti ile Selanik'teki Hürriyet grubu birleşmişti. oy birliği ile.

güçsüzlükleri. Kapitalizmin ve ona karşı eylemlerin bu düzeye ulaştığı dönemde. Jön Türklerin bu devrim karşısındaki tutumları çelişkili olsa bile. ülke içindeki dışa bağlı ticaret burjuvazisi. burjuva-devrimci eylemlerinin bizzat kendi yurtların¬da yanlış değerlendirilmesini doğurmuştur. Kongrede gerçekleştirilen bu geniş cephe ve alınan kararlar ağır¬lığı Osmanlı ülkesine. birçok ül¬kede işçi sınıfı partileri kurulmuş. çıplak. malını güvenlik içinde ta¬ şıyamayan tüccarlar. Asker-sivil bürok¬ratların oluşturduğu. Osmanlı liberal¬ leri kadar dış ülkeler tarafından da ilgiyle izlenmiştir. Yabancı ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu'nun iç işle¬rine ve genel siyasasına karışmalarını şiddetle protesto ederken. özgürlük. bu ölüm-kalım savaşında Osmanlı'nın yaşamayı bir süre daha sürdürebilmesinin nedeni kendi gücünden daha çok. başlarındaki efendiler tarafından kendi vatandaş¬ ları üzerine yürümeye zorlanan aç. . Jön Türk özgürlükçü hareketinin liberal niteliğinin devrimci doğrultuya dönüşümünü belirleyen bir tarihi dönemeç noktasıdır. Buna karşın. ülkedeki feodal kalıntıların etkinliği onların da desteğini anlamlı bir düzeye getirme¬miştir. gerekse Prens Sabahattin ve arkadaşları eylemleri¬nin başarısı için zaman zaman dış ülkelerin kendilerini arkalamasını. gelin. daha doğru bir deyimle kendi amaçlan adına ülkeye müdahale etmele¬rini bir gereksinim olarak ileri sürmüşlerdir. Sınırlı bir büyüklüğe sahip eşraf niteliğindeki milli burjuvazisi ve orta sınıflar bu hareketi zaman zaman arkalasalar bile. Rumeli'ye aktarmıştır. yasal olmayan vergilerle ezilmiş. Paris Komünü deneyini takip eden yıllarda işçi sınıfının siyasal boyutları derinleşmiş. Liberal düzeydeki Jön Türk hareketinin devrimciliğine dönüşümünde 1905 Devrimi ile İran'daki meşrutiyetçi hareketin payı büyüktür. Burju¬vazi ile proletarya arasındaki çelişki bu dönemde daha da keskinleş-miştir. İngiliz Gizli Bel¬ gelerinin açıklanan bölümleri. Osmanlı İmparatorluğu bir ölüm-kalım savaşı vermekteydi. Hareket başından beri sınıfsal tabandan yoksundur. siyasal mücadele açısından ortaya çıkan yöntem farklılıkları Birinci Enternasyonal'in parçalanmasına yol açmıştı. hare¬ketten ve sonuçlarından daha çok yararlanmıştır. bu her şeyi ile onlar için uygun olan yüz karası ceberrut düzeni devirmek için bu kutsal savaşta birleşin. Bütün bunlardan daha da önemlisi Rusya'daki 1905 Devri- mi'dir. gerek 88 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Ahmet Rıza grubu. Gelin. önderlik yaptığı bir eylemler dizisidir. Petrosyan'ın kitabında kaynak olarak değindiği Rus Devlet arşivindeki belgeler bunu kanıtlamaktadır.ten yoksun. korkunç boyunduruk altında ezilen tüm imparatorluk uluslarına sesleniyoruz. yağmalanmış köy ve kent emekçileri. sözün kısası. Bu da Jön Türklerin burjuva-liberal. Jön Türklerin emperyalizm karşısındaki tutumları da tutarlı gö¬rünmemektedir. hazine memurlarınca so¬ yulup. iki emperyalist gücün Osmanlı iç politikası üzerindeki karşılıklı oyunları 1914'e kadar sürmüştür. Jön Türk Hareketi böyle bir ortamda doğmuş ve etkinleşmiştir. Bu kongre birçok araştırmacı ve yazar tarafından da kabul edildiği gibi. kazandırdığı pratik yönünden büyük katkıları olan 1905 Devrimi'nin diğer ülkelerdeki etkisi de bü¬yüktür. kapitalizmin iç çelişkilerinin oluşturduğu dengededir. Özellikle 1870'den sonra hızlı bir biçimde büyüyen Alman tekelleri ile İngiliz- Fransız tekellerinin uluslararası politikaya yansıyan mücadelesi 1914 Dünya Savaşı 'na kadar artan şiddette devam etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nu bütünüyle etkilemiştir. Abdülhamit'in saltçı dönemi olarak nitelenen 1878-1908 dönemi kapitalizmin tekelci ve emperyalist aşamaya girdiği dönemdir. burjuva devrimini gerçekleştiren Makedon- Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyete (1839-1908) 87 ya'daki eylemler olmuştur. reform. Abdülhamit'in dengeci poli¬tikası Bağdat Demiryolu imtiyazının Almanlara verilmesiyle önemli bir yara almışsa da. devrim düşüncesiyle bizimle beraber siz de coşun". İngiltere ve Fransa başta olmak üzere. aylıklarını alamayan asker¬ ler. olaya bütünüyle kayıtsız kaldıkları hiçbir zaman ileri sürülemez. Bu müdahaleler üzerine mücadele stratejileri oluşturmuşlardır. Rus sosyal-demokratlarımn devrimci pratiğine çok şeyler katan ve 1917 Sovyet Devrimi'nin başarısında. Gerçek olan. Buna daha önce de değinilmişti. Sonuçta Abdülhamit'in saltçı yönetimini yıkan.

Ayrıca eğitimi. Rahmi Bey (sonradan İzmir Va¬lisi). Mithat Şükrü (Bleda) şöyle anlatmaktadır: ". Hepsi benim gibi heyecan içersin-deydi.Yapay ve tutarsız bir anti-emperyalist görünüme sahip bu¬ lunması. Ömer Naci Bey. İsmail Canpolat Bey. Devleti. ülkenin birliği açısından. . Bu toplantıya katılanlar arasından isimlerini hatırladıklarım şunlardır: Askeri Rüştiye Müdürü Bursalı Mehmet Tahir Bey. Buna kimse itiraz etmedi. halkların birliği ve ülkenin bütünlüğü içinde kurtarmaya çalışırken. . ülke yönetimindeki Müslüman-Türk egemenliğinden vaz-geçemiyorlardı. İsmail Hakkı Baha Bey.Osmanlı vatandaşlığı kavramını. Şöyle ki. parçalanmanın ön koşullarını da hazırlamışlar¬dı. Bu durumda. bu düşünceleri ülkeye yerleştirmenin ön koşulu olarak burjuva üstyapı kurumlarını aynen almaları. Yabancı ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu'na yaptıkları siyasal ve ekonomik tüm baskıları reddederken devrim için onların desteğim arıyorlardı. biçimsel kalıplara dayanarak. ..Düşün alanında burjuva-liberal çizgi. Talat Bey ve ben Mithat Şükrü.Hareketin hiç bir sınıfsal içeriğinin olmaması. kılıç kuşandıklarını bilmiyorlardı. ekonomik ve sosyal ilerleme vaad ederken. Burjuva-liberal ve burjuva-dev- Tanzimat'tan ikinci Meşrutiyete (1839-1908) 89 rimci çizgilerine rağmen Türk milli burjuvazisi ile gerekli bağlan ku¬ramamışlardı. Halk için özgürlük. ... O günü sabırsızlıkla bekledim. halkların özgürlük ve ilerleme¬sinden daha çok batı kapitalizminin köprübaşısı olarak hizmet etmeyi düşündükleri izlenimini vermiştir. Cemiyetimizin adı "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti" olacaktı. esnaf gibi halk yığınlarının kendi¬leriyle ters düşmelerine neden olmuştur.. aynı rüştiyenin Fransızca hocası Naki Bey. tüm Osmanlı halklarının birliği. adeta toplumu belli bir şekle dönüştürmek amacıyla kullanmaları da aydın bürokratlarla geniş halk yığınları arasındaki ilişkiyi bütünüyle koparmıştır.. batılılaşmanın ancak bu yönüyle ilgilenmeleri. iktidara halk adına gelmeyi onu eğittikten sonra ege¬menliği devretmeyi düşünüyorlardı. . küçük üretici. . 24 Temmuz 1908'de bir önce sözünü ettiğimiz "Siyasal Traged-ya"mn birinci perdesi kapandı: Jön Türkler sınıfı olmayan. II İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ 1) Özgürlüğe Yönelik Örgütlenme: Örgüt'ün kuruluşunu. Üçüncü Ordu Müşirlik Yaveri Kazım Nami (Duru). Toplantı yeri "Beş Çınar" bahçesi idi.Emperyalizm konusundaki bu ikili tutumları onların ülke yararından. Karar verdiğimiz günden beri düşündüğünü ve nihayet bir isim bulduğunu söyledi.Birliğin korunmasını sağlama yönünden Osmanlı Hanedanı aracılığı ile Müslüman-Türk egemenliğini sürdürmeyi istemeleri. dayanması ge¬ reken Türk milli buruvazisi ile yeterli bağları kuramaması. emekçi. Bu çelişkiler bu güne değin bir dizi düşünsel spekülasyonu doğuran "Siyasal Tragedya"nın temel öğeleriydi. "Beş Çınar" bahçesine gittiğimde arka¬daşların da orada olduğunu gördüm. Yukarıda saydığımız nitelikler Jön Türk hareketlerini bir siyasal tragedyaya dönüştürmüştür. O akşam geniş dalları ile bir şemsiye gibi başımızın üstünde yayılan çınarın altında Selanik'in meş¬hur gurubunu seyrederken Olimpos biralarını yudumluyor. zira herkes cemiyetin kurulması ve çalışma¬ların başlaması için sabırsızlanıyordu. Üstelik burjuva-liberal düşüncelerin yanısıra. Örgütün kuruluş tarihi . İlk söz alanTalat Bey oldu. Yüzbaşı Edip Servet Bey. Jön Türk hareketinin temel nitelikleri olarak şu nok¬taları sıralayabiliriz: . bu hareketleri doğuran (özellikle Rus Devrimi için geçerlidir bu) düşünsel ve sosyo-ekonomik nedenler üze¬ rinde hiç durmamaları..Bir önceki özellikten ötürü asker-sivil bürokratların hareket içindeki ağırlıklarının büyük oluşu. eşitliği ve özgürlüğünden söz ederken aynı zamanda Osmanlı Hane-dan'ından.1905 Rus Devrimi ve İran Meşrutiyet hareketi gibi dış devrim hareketlerine uzak kalmaları. sürekli bir biçimde savunmaları. burjuva devrimini gerçekleştirdi ve bunu yaparken de burjuva sınıfı adına çizme giyip. İlk toplantı iki gün sonra olacaktı. bir yandan da cemiyetin nasıl örgütleneceğini düşünüyorduk".

Heyeti Âliye'ye Talat. Bu harfler eski ya¬zıyla "muin" sözcüğünün harflerinden başka bir şey değildi. İlk on nu¬mara kuruculara aitti. Haber¬leşmede kurye görevini genellikle Talat Bey sağlamaktaydı. İsmail Canpolat ve Rahmi Beyler seçildi. Sonraları Ömer Naci adına Alatini köşkü ile Tramvay deposu arasında küçük bir ev tutuldu. "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti"nin Paris'te. Üyelere bir numara verilmekteydi. İçerde bir odada. her zaman toplanmaları mümkün olmadığından yaşamsal kararların geciktirilme¬mesi amacı ile "Heyet-i Aliye" teşkil etmeye karar verdiler. şaşırtmak için biraz dolaştırıldıktan sonra merasimin yapılacağı eve geliniyordu. Merasimde adaya söylenen nutuk Ömer Naci tarafından hazırlanmıştı. Cemiyetten çıkıldığında ya da cemiyetin amaçlarına aykırı bir harekete katılındığında üye ihanetle suçlanıp. Bütün isteklerine rağmen kurucuların noksansız. Masonların tanışmasına benzeyen bu işaretleşmede temel ilke gene "Kelime-i mukaddese: muin. baştan aşağı kırmızı pelerine sarılmış üç kişiyi görüyordu. gerekli bilgileri verip. Paris'teki örgütle ilişki Bükreş kanalıyla sağlanıyordu. Paris'teki grupla ilişki kurulunca. Kimsenin kuşkusunu çekmemek için gene çoğu akşamüstleri "Yonyo"nun birahanesinde toplanıyor. ayn. ölümle yargılanıyordu. bir hilal halinde kalbine götürdüğünde işaret tamam sayılacaktı. Cemiyetin 92 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 partileşmesinden sonra bu heyet "Merkezi Umumi" olarak adlandırı¬lacaktır. kılavuzun "Hilal" parolasını duyunca kapıyı açıyor ve aday içeri alınıyordu. fakat sonra örgütü teşkil eden kişilerden birinin evinde toplantılarına devam edi¬yorlardı... Örgüt başlangıçta "Beş Çınar" bahçesinde toplananlardan olu¬şuyordu. yaş sırasına göre cemiyetin ilk on üyesi şöyle sı¬ralanıyordu: Bursalı Tahir Bey 1 Naki Bey 2 Rahmi Bey 3 Mithat Şükrü Bey 4 Talat Bey 5 Kazım Nami Bey 6 Ömer Naci Bey 7 İsmail Canpulat Bey 8 Hakkı Baha Bey 9 Edip Servet Bey 10 İkinci Meşrutiyet Dönemi 93 Gerektiğinde iki cemiyet üyesinin tanışması için bir işaret sistemi de geliştirilmişti. Hücre mensuplarının dı¬şında kimse birbirini tanımıyordu.. . Kelime-i mürur: hilal" sözcükleri olmuştu. Evin kapısında bulunan bir yet¬kili. Nazım tarafında kurulmuş¬tur. Üye sağ elin üç parmağını büküp. Cemiyete üye kaydı için masonlara özgü bir yöntem uygulanıyordu. ye. gerekse yemin merasimi çeşitli evlerde yapılmaktaydı. Bu ilişki Dr. Bundan sonra şu parola karşılıklı olarak söylenecekti: Mim. Bu grup kendi aralarında örgütün yapısını ve yaygınlaşma stratejilerini tartışıyorlardı. Yeminden sonra gözleri açıldığında karşı¬sında siyah maskeli." diye başlayan konuşma üye adayını daha da heyecanlandırıyordu. Bahaattin Şakir ve Dr. Onun gür sesiyle "Vatanın sinesinde bir kale-i üstüvar gibi teşekkül eden. Ahmet Rıza Bey'in yö¬netimindeki "İttihat ve Terakki" örgütü ile ilişki kurması daha sonralara rastlar. oradaki merkezin önerisiyle "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti"nin adı "İttihat ve Terakki Cemiyeti" olarak değiştirildi ve dışardaki örgütün dahili grubu olarak nitelendi. Aday gözleri bağlı olarak bir masanın karşısındaki iskem¬leye oturtulup sağ eli Kuran-ı Kerim'in. Önce kuruculardan biri üye yapmak istediği kişiyi merkeze tanıtıyor. Yemin merasiminin yapılacağı yere yakla¬şınca adayın gözleri kapatılıp. sadece gözleri açık. yemin merasiminin yapılacağı tarih ve yer belirleniyordu. Kılavuzluk edecek kişi adayı. belirlenen gece alıp. sol eli de tabancanın üzerine konarak yemin ettiriliyordu. merkezin bu konudaki kararını bekliyordu. nin. Cemiyete giren için artık çıkış mümkün değildi. Başlangıçta gerek merkezin toplantılan. Merkez gerekli incelemeleri yapıp. adaya cemiyete girmekte ısrarlı olup ol¬madığı sorulduktan sonra alınan olumlu yanıt üzerine yemin merasimi başlıyordu.Eylül 1906'dır.. yemin yerine götürüyordu. Cemiyet hücreler biçiminde örgütlendi. o ki¬şinin üyeliğine karar verirse. Yemin merasimleri orda yapılmaya başlandı.

Manastır'daki ka¬rargâhın bir çok subayı cemiyete girmiştir. merkezin onayını al¬dıktan sonra yemin merasimlerini yaptırmıştır. Enver'in. Fedailer bizzat genel merkez tarafından seçilip görevlendiriliyordu. Örgüt yaygınlaştıkça eşgüdüm ve disiplin sorunları da ön plana çıktı. Kazım Nami Bey'in sağ¬ladığı izinle. O günlerde Bursalı Tahir Bey İzmir'e tayin olunmuştu. özellikle Manastır'da ör¬gütlenme işlerine girişildi. Bunların kimliği tamamen gizli tutuluyordu. Örgütün yayılması sırasında üyelere verilen sıra numaraları. Hareket Selanik sınırlarını aş¬mıştı. Resneli Niyazi Bey gibi atılgan ve cesur subaylar başı çekmekteydi. İzmir örgüt açısından önemliydi. Genç subaylar dalga dalga diyebileceğimiz bir hevesle cemiyete girmeye çalışıyorlardı. Bunun nedenlerinin başında. Bağımsız eylemlerin önünü almak için cemiyetin bir dizi eyleme girişmesine karar verildi. İstanbul'da da benzer bir gelişme olmuştur. Bilhassa Manastır grubunun za¬manlama açısından dikkatsiz oluşu eşgüdüm ve disiplin sorunlarını sık İkinci Meşrutiyet Dönemi 95 sık öne çıkartmaktaydı. Örneğin Manastır'daki şubede üye numaraları 5014'ten başlatılmıştır. Dr. güçlenmesinden sonra üçüncü ordunun alanına giren Kosova vilayetinde. Fakat bu uyarının nasıl gerçekleştirileceği konusunda herhangi bir düşünce başlangıçta yoktu. "Fedai" grubunun eylemler sırasında büyük yarar¬ları görüldü. onların da cemiyet safına çekilmesi gere¬kiyordu. Bu eylemler. Manastır'daki atılganlara ayak uydurabilmek için Selanik de hızlı bir biçimde harekete geçti. bölgenin diğer vilayeti olan Edirne'de aynı sonuçlar elde edilememiştir. Silahlı eylemler arttıkça bu uyarının önemi de öne çıktı. Olaylar 1908'e gelindiğinde cemiyetin öngörmediği biçimde hızla gelişmeye başladı. Büyük devletlerin . Silahlı eylemler yönünden iki sorun vardı. örgütlenme çalışmalarını hızlandırdı. Birincisi eylemin kimin tarafından yapılacağı. Kosova vilayetindeki örgütlenmenin başarılı olmasına karşın. Bunların içersinde Kazım Bey (Karabekir). Özellikle Anadolu'dan Selanik'e gönderilen bazı kıt'aların kumandanlarıyla görüşerek. Na-zım'ın gizlice Selanik'e gelişi. Eylemlerin zamanlama bakımından aksamaması da üzerinde önemle durulan bir başka noktaydı. Eşgüdümün her geçen gün yitirilmesi Selanik'teki merkezi korkutmaktaydı. İlk adımları o at¬mıştır. aynı zamanda da cemiyetin kendi dışındakiler üzerinde gizemli bir baskısı sağlanıyordu. Nazım'dan yararlanıldı. Selanik çekirdeğinin tamamlanıp. Bu konuda cemiyete alınmış olan Enver Bey'in (sonradan Harbiye Nazırı) rolü büyüktür. Resneli Ni¬yazi Bey'in dağa çıkması bir anlamda Selanik merkezinin teşvikiyle gerçekleşti. Cemiyet illegal olduğu dönemlerde bile gizli bir alt-örgüte sahip olmaya başlamıştı. Selanik Grubu'nun ısrarıyla "İttihat ve Terakki" şekline dönüştürüldü. Selanik merkez kumandanı Nazım Paşa'nın öldürülme girişimi. Bu sorunların çözümü için örgüt içersinde yeni bir örgütün kurulmasına karar verildi. Edirne'deki İkinci Ordu'nun kumanda kademesindeki subaylann padişaha bağlılığı ve genç subay oranının Üçüncü Ordu kadar yoğun olmaması gelmektedir. Özellikle Kazım Bey'in örgütçü yeteneği cemiyet açısın- 94 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 dan büyük bir kazanç olmuştur.Birleşmeye kadar Paris'teki grup Terakki ve İttihat biçiminde anılmaktaydı. Bu ad da. Anadolu'daki örgütlenmede Dr. Atıf (Kamçıl) Bey'in Şemsi Paşa'yı vurması bu eylemlerden bazıları¬dır. emirlere uy¬madıkları takdirde merasimde kullanılan tabancayla vurulacakları uya¬rısı yapılıyordu. Disiplinin sağlanması için üyelik yemini edenlere. Böylece yeni üyelere cemiyetin çok sayıda üyeye sahip olduğu izlenimi veriliyordu. Burada Kara Kemal Bey'in de desteği ile gerekli propaganda ve örgütlenme yapıldı. Eylül 1906'dan sonra merkezdeki üyelerin bütün gayreti örgüt¬lenmeyi yaygın biçimde gerçekleştirme üzerinde toplandı. cemiyetin güçlü olduğu kanısını vermek için yeniden dü¬zenlenmiştir. Böylece cemiyetin içersinde gizli bir bölüm oluşturul¬muştu. Özellikle Manastır'da bazı genç subayların bağımsız davranışları tehlikeli boyutlara ulaşabilecek nitelikteydi. Diğer yandan Suriye'den gizlice gelen Mustafa Kemal Bey de Ömer Naci ve Hakkı Baha Beylerin aracılığı ile örgüt çatısı içersine alındı. Bu yeni alt örgüte cemiyetin "Fedai"leri adı verildi. diğeri ise görevi üstle¬nenin ihaneti halinde ne ceza verileceği idi. Nazım Bey. Bunu sağlamak için Dr. Kazım Bey'in İstan¬bul'a tayin edilmesinden sonra başkentteki örgütlenme başarılı bir dü¬zeye kavuşmuştur. Bir yandan silahlı eylemler işini gerçekten bilen kişiler tarafından yapılıyor. çoğunlukla merkezi hükümete yönetilen silahlı girişim¬lerdi. din adamı kılığında İzmir'e Tahir Bey'e yardıma gön¬derildi. Manastır'da üye yapılacak kişileri seçmiş.

Bunların İstanbul'da gereğinden fazla kal¬ması cemiyeti telaşlandırır ve hemen gelmeleri konusunda baskı yap¬maya karar verir. merkez kumandanının Enver Bey'i ihbar edeceği varsayımına dayana¬rak onu Tikveş yöresine. Bu eylemleri şöyle özetlemek mümkündür: Selanik ve çevresinde bazı silahlı eylemlere girerek hükümet yetkilile¬rini yıldırma. Ne var ki Manastır'daki gruba söz geçirmek mümkün değildir. Bunların başında şu gelmektedir: İkinci ve Üçüncü Orduların zabitlerinden bir çoğu ihtilal komitesinin düşüncelerine taraftardırlar. Tarık Zafer Tunaya'nın altını çizdiği gibi "Buluşma resmi söylevleri aşan bir hava içersinde geçti ve bir andlaşma görüntüsü aldı. Enver Bey'in kız kardeşiyle evliydi. Arnavutlardan bir 96 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 takım nüfuslu şahsiyetlerde ikna edilmişlerdir. Böylece Enver Bey'in cemiyetin üyesi olduğu açığa çıktı. o dönemdeki adıyla Reval ken¬tinde yapılmıştır. Durum her geçen gün daha ciddi boyutlara ulaşmaktaydı. Buna benzer bir başka haber de Atina'daki Osmanlı Elçisi Rıfat Bey'den gelmiştir.. Ermeni ve Makedonya komitelerinin son umumi içtimalarında verdikleri karara göre Selanik yahut Manastır dahilinde. hatta yanımda bir şey sorulmadığı zaman hiç konuşmadığından ahval ve ahlakı hususiyesine bir vukufum yoktur". Rumeli'de bir şeylerin olduğunun farkındadır. Bir çok kaynağa göre olayların böylesine hızlanmasından Sela¬nik'teki merkez de ürkmüş gözükmektedir. Reval toplantısının sonuçlarının kabul edilemeyeceğine ilişkin bir bildirinin büyük devletlerin elçilik ve konsolosluklarına dağıtılması planlandı. Nazım Bey. Yıldız. Bu baskılar o derece büyür ki. Bu bu¬luşma 9 Haziran 1908'de. Firzovik olayının çıkış nedeni Rumeli demiryollarında çalı- . Bunlardan birincisi Firzovik olayı. örgütün gücünü tam olarak kestirememesinden ileri gelmektedir. Estonya'nın bugünkü adıyla Tallin. Buluşmada üçlü bir andlaşma işareti sezildi. bir mahalli mahsusta "Merkez İcra Komitesi" namıyla bir heyeti ihtilaliye teşkil edip. Merkez kumandanının yaralanması ve vuranın yakalanamaması cemiyetin gücüne bir kanıt olarak yorumlandı.. Edvard ile Rus Çarı arasın¬da. İsmail Canpulat'ın bir başvurusunu görüşmek için alt kattaki selamlık odasına giderek Canpulat Bey'le konuşmaya başlayan merkez kumandanı pen¬cereden ateş eden Mustafa Necip adındaki bir subay tarafından yara¬landı. Selanik'te bu düşünceyle eylemlere gi¬rişmeye karar vermiştir. avdetleri için gün bile tayin olunduğu ve şayet o gün iade edilmezlerse fena şeyler olacağına dair haberler alın¬dığını" bildirmektedir.. Hüseyin Hilmi Paşa kendisinin dışında bütün subayların cemiyetin üyesi olduğuna bile inanıyordu. Hüseyin Hilmi Paşa'nın cemiyetin var¬lığından haberdar olmaması mümkün değildir. Bu nedenle de Rumeli'ye. Bu cemiyeti çok kesin bir eyleme doğru itti. vatanı yabancılara terkediyordu". Elçiliğin bu raporunun tarihi 22 Haziran'dır. Ne var ki cemiyet. Sızan söylentiler kö¬tüydü. Yapılacak tek şey gelişen olay¬ların arkasında kalmamaktır.. Rumeli'deki gizli örgüte bağlı yurtseverler açısından bardağı ta¬şıran son damla bir öncede değindiğimiz Reval buluşmasıdır. İngiltere Kralı 7. Görüldüğü gibi İstanbul. Osmanlı üzerindeki denge bozulacak. Yalnız komitenin ya da cemiyetin adı verilmemektedir.". Bu eylemler doğrultusunda ilk ola¬rak Selanik Merkez Kumandanı Nazım Bey'in öldürülmesi girişiminde bulunuldu. pek yakın bir zamanda fiiliyata başlayacakları. Sefarethanenin hususi is¬tihbarat memurunun Makedonya komitecisi kılığına sokularak ve ko¬miteci yazılarak ihtilal heyetinin içinden bazı haberler alması sağlan¬mıştır. gereğinde gerilla harekatına başlamak üzere gönderdi.. Olayların bu noktasında iki önemli gelişme daha ortaya çıkar. Rumeli parçalanacaktı. Bu emir üzerine Kurmay Ali Rıza ve Topçu Hasan Rıza isimlerindeki iki Albay İstanbul'a gönderilir. Bu habere göre: ". Cemiyet yönünden bu kabul edilemez bir sonuçtu. Nazım Bey İstanbul'a döndükten sonra verdiği raporda Enver Bey hakkında şunları söyler: "Enver Bey'le pek az görüştüğümden ve kulunuza hiç bir şey açmadı¬ğından. diğeri de Niyazi Bey'in dağa çık¬masıdır.. Bunlarda meşrutiyetin iadesi için söz vermişlerdir. bu tip olaylara karışmamış bazı Anadolu taburları sevkedilmiştir. Üçüncü Ordu içersindeki kaynaşma konusunda ilk elden bilgi almak için iki subayın İstanbul'a gönderilmesini ister. Bu güvenilir bir istihbarattır.Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Rumeli'nin paylaştırılması yönündeki niyetleri Reval toplantısında daha bir açığa çıkmıştı. 2) Eylemler ve Hürriyetin İlanı: Mayıs 1908'den sonra Üçüncü Ordu'nun Manastır yöresindeki kıt'alarında ve çevre köylerle kentlerde huzursuzluk büyümeye başla¬dı. İsmini açıkça verme¬mesinin nedeni. Abdülhamit. Anadolu'dan gelen taburların içine sızarak onların subay ve askerlerini cemiyete kazanmak. Bu suretle alınan tertibat yakında fiiliyat sahasına çıkacaktır". Hüseyin Hilmi Paşa saraya gönderdiği bir telde ". Makedonya Genel Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa saraya çektiği telgrafta şu haberleri vermekteydi: "Jön Türk.

Diğer taraftan Se¬lanik ve öteki kentlerde duvarlara cemiyetin meşrutiyet isteyen bildiri¬leri asılacaktır. Rumeli'den gelen telgrafları padişah gereğinin yapılması için Meclisi Vükela'ya havale etmişti. Bildiri Fethi (Okyar) Bey tarafından kaleme alınmıştır. İşte şaşkınlık bu noktaya eriştiğinde imdada sultanın bir iradesi yetişti. Manastır'ı Rumeli'nin diğer yöreleri izledi. Otoritenin sarsıldığı. Bu üç alanda da cemiyetin eylemleri başarılı olur. Selanik'teki merkez 21-22 Temmuz gecesi olağanüstü bir toplantı yaparak 24 Temmuz'da genel kıyamın başlamasına karar verir. Hareket Sela¬nik'teki merkezin planladığından daha önce başlamıştı. ben . Bunun etkisini azaltmak istemeyen Manastır 23 Temmuz günü meşrutiyeti tek başına ilan ederek bir telgrafla saraya bildirdi. bel¬geleri inceleyerek bir durum değerlendirmesi yaptı cemiyetin gücü açı¬sında kesin bir bilgileri yoktu. sabah içtimâlannda askerler "yaşasın padişah" yerine "yaşasın millet" diye bağırıyorlardı. Manastır 24 Temmuz'da yapılacak hareketi bir gün önceye aldı. Arnavutların Firzovik'te toplanması sırasında 3 Temmuz 1908'de. Rumeli'nin bütün yörelerinden. Bu olay İstanbul'u ve sarayı şaşkınlık içersinde bıraktı. Rumeli'de merkezi hükümetin tanınmadığı bir gerçekti. alay cephaneliğinden aldığı mühimmat ve silah ile dağa çıktı. Anlaşılan ahali Kanuni Esasi'nin ilanını arzu ederlermiş.Anadolu redif taburlarının kazanılması doğrultusundaki ça¬ balar. Bu muhalefet o boyutlardaydı ki. Önce Selanik'e gelir. Kurmay Binbaşı Fethi (Okyar). Arnavutlar tarafından sevildiği için gönüllü Arnavutlardan bir birlik oluşturur. Kurmay Bin¬başı İsmail Hakkı. Manyasizade Refik. Aslında bu karar¬sızlığın nedeni padişahın bu konudaki gerçek isteğinin ne olduğunun bilinememesiydi. Fakat hükümetin o dakikaya kadar yap¬tığı tüm girişimler ters tepmişti. mektepli de¬diği genç zabitlerden nefret etmektedir. Bu hesaplaşma üç alanda odaklaşmaktaydı. Ellerinde yeni telgraflarla kurenadan Rıza Bey. Bunu izleyen günlerde Eyüp Sabri de aynı şekilde çete kurarak gerilla sava¬şımına soyundu. Sabaha kadar bakanlar kurulu elindeki kanıtlan. Eyüp Sabri ve Enver Bey çetelerinin ortadan kaldı¬ rılmasına yönelik girişimlerin engellenmesi. halk ve asker adına saraya. ikinci katip İzzet Paşa ile meclise girdi. Her geçen gün cemiyetle sarayın hesaplaşma zamanını yaklaş¬tırmaktaydı. 23-24 Temmuz gecesi Meclisi Vükela toplantı halinde kaldı. . İsmail Canpulat. . Saray tarafından Şemsi Paşa'nm yerine gönderilen Tatar Osman Paşa.Niyazi. Cemiyet burada paşaya karşı bir hareket yapmaz. Tartışmanın sonuna doğru hâlâ açık bir karara ulaşılamamıştı. Kendisini yüze yakın asker ve sivil izliyordu. "Şevketlü efendimiz bu telgrafların da mütalaalarını ferman buyurdular.İkinci Meşrutiyet Dönemi 97 şan Avusturyalıların eşleriyle birlikte Firzovik'te bir kaç gün sürecek bir piknik yapmaya karar vermeleridir. Yüzbaşı Hasan Fehmi. Bir anlamda eylemle¬rinin bütününe zarar vermek istemediği için bu yolu tercih ettiği açıktır.Firzovik'te toplanan otuz bin Arnavut'un kazanılması. Bunu duyan otuz bin Arnavut Firzovik'te toplanarak büyük bir protesto eylemine girişir. anayasanın yürürlüğe konması ve meşrutiyetin ilanına ilişkin arıza telgraflarının çekilmesi biçiminde uygulanacaktır. Bunu Kamil Paşa anılarında şöyle anlatmaktadır: "Kanuni Esasi'nin ilanından başka bir çare kalmamıştı. Telgraflar karşısında "Heyet-i Vükela" (Bakanlar Kurulu) neye karar vermesi gerektiğini bir türlü bilemiyordu. Müftüzade İhsan Namık. Ohri ve çevresi muhalefetin en yoğun olduğu bölge olarak biliniyordu. Saray. . Mithat Şükrü. Fakat içimizde bunu Abdülhamit'e teklif edecek bir yiğit tasavvur olu- namadığından mütehayyir bir halde idik. Şemsi Paşa alaylı olduğu için. Bu kazanımlardan sonra iş son atılımın yapılmasına kalmıştır. Nihayet Şemsi Paşa. Olağanüstü toplantıya katılanlar şunlardı: Talat Bey. Kal¬kışma. Niyazi Bey'in dağa çıktığı bölge Ohri'ye yakındı. 98 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Manastır'da 22-23 Temmuz gecesi Niyazi ve Eyüp Sabri beylerin çe¬teleri tarafından dağa kaldırıldı. Niyazi Bey hareketinin bastırılması için alaylı bir subay olan Şemsi Paşa'yı görevlendirir. Binbaşı Cemal (sonradan bahriye nazırı). Manastır postahanesinden çıkarken cemiyet üyelerinden Atıf Bey tarafından vurularak öldürülür. Niyazi Bey cuma namazını izleyen saatlarda.

Fakat böylesine büyük coşkulara karşın cemiyetin salt özgürlük vadeden söylevlerin¬den başka somut girişimler pek ağır gelişmekteydi. Meclis-i Mebusan'ın muvakkat bir müddet için tatili şimdiki hareket¬lerin ve memleketin gereğinden olması dolayısıyla bir müddetten beri davet edilmemiş ve açılmamış ise de halk arasında kah dökülmesini men etmek ve ecnebi devletlerin işlerimize karışmalarına meydan ver¬memek vazifemiz icabatından olduğundan. Gerçi 24 Temmuz'u izleyen günlerde ortaya çıkan bir grev dalgası. 1908 grevleri diye bilinen hareketlere Selanik'teki Alatini un fabrikasının işçilerinden. coşarak. Meclis-i Mebusan'ın açıl¬ması çaresiz yapılacak bir şey olduğundan. durum aramızda müzakere edilerek arzedilmesi padişah hazretlerinin emirleri gereğinden olup. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin öncülüğünde yaşama geçen bu hürriyet hareketi 1789 Fransız Devrimi'nden büyük ölçüde esinlen¬miştir. İttihat ve Terakki bu şekilde özgürlük savaşımında büyük bir adı¬mın atılmasını sağlamış. tüm vilayetlere. İşte bu sözlerdir ki meclisi rahatlattı. Ma¬nastır. Diğer yandan basın üzerindeki sansür kalkmış. 22. Selanik ve ülkenin diğer yörelerinde özgürlük ve meşrutiyet büyük şölenlerle kutlanmıştır." Bu karar padişah tarafından hemen onaylanmıştır. Kosova ve Selanik vilayetleri bütün halkının ve ordu¬nun bazı mıntıkasında bulunan erat ve subaylarının şu son günlerde gi¬riştikleri serkeşçe hareketlerin mahiyetlerine dair sözü geçen vilayet ve mıntıkalar vali ve kumandanlarından ve umum müfettişlikten 8. Marseyyez'in nağmeleri arasında. Selanik'te bu mutlu olay şenliklerle kutlanırken. İkinci Meşrutiyet Dönemi 99 ettikleri ve bu asice hareketlerin Kanunu Esasi hükümlerini yürürlüğe koymakla Meclisi Mebusan'ın toplantıya davet ettirilmesi esasına da¬yandığı ve bu konuda her türlü nasihata kulak asmayarak daha çok ka¬rışıklık çıkaracakları anlaşılmış ve gerçi Kanuni Esasi yürürlükte olup. 23 Temmuz 1908) tarihlerinde gelen 67 adet telgraf ve yazılar padişah hazretlerinin emri gereğince aramızda birer birer incelendi. orada bulunanlar hürriyetin tadını ilk kez coşkuyla çıkarmışlardır. hürriyete baş koyan cemiyetin üyeleri "Türk Jakobenleri" olmuştu. Nitekim. Gerçekten. İstanbul. Gösteri ve nümayişler aylarca sürmüş¬tür. İzmir-Aydın demiryolu. Ertesi gün başta İstanbul olmak üzere tüm vilayetlerde ve yörelerde Kanunu Esasi'nin yürürlüğe girdiğine ilişkin padişah hattı hümayunu yayınlanmış ve yü¬rürlüğe girmiştir. Anadolu demiryolu ve Tramvay şirketi işçilerine kadar yaklaşık otuz işyerinin işçileri katılmıştı. nutuklar vererek hürriyetin ilanına dair bir takım nümayişlerde bulunduklan ve dün gece Manastır'da bazı kumandanlann ve hatta Müşir Osman Paşa'nın bulunduğu yeri kuşatarak Osman Paşa'yı tevkif.Kanuni Esasi'nin ilanının aleyhinde değilim buyurdular" dedi. hakikatte memlekette güvenliğin yerleşmesi arzusunu hedef tutan yük¬sek mütalaaları tam isabetli bulunduğundan seçim hakkında zaten mevcut olan usule uyarak gerekli vasıfları taşıyan üyelerinin seçilme¬siyle arka arkaya bildirilmesi hususunun umumi olarak vilayetlere ve kendi başına buyruk livalara tebliğ edilmesi ve bu kararın onlara anla-tılmasıyla cemiyetlerinin dağıtılması müzakere ile uygun görülmüş ve bu konuda yazılan telgrafname sureti ilişik olarak arz ve takdim edil¬mekle. Be¬yaz Kule Kahvesi'nde oturan Naki Bey. padişah hazretlerinin bu konudaki emir ve fermanları ne şekilde çıkarsa isabet onda olmakla bu ve her türlü işte emir ve ferman padişah hazretlerinindir. çalmakta olan or¬kestrayı susturmuş ve güF sesiyle "Maestro çal Marseyyez'i" demiştir. bir gecede Osmanlı kamuoyu tarafından "Ce-miyet-i Mukaddese" olarak nitelenmeye başlanmıştır. sınırsız diyebileceğimiz bir basın özgürlüğü ortaya çıkmıştı" Hürriyetin ilanından sonraki haftalarda somut örnekle¬riyle ortaya çıkan bu olaylara karşın hükümet katında belli bir . Gelen yazılara göre bir çok mahalde bulunan ahalinin ayaklanması pek çok yerlerde subay ve askeri eratın onlara katılmasıy¬la.9 ve 10 Temmuz 1324 (21. Böylece 24 Temmuz 1908'de hürriyet (İkinci Meşru¬tiyet) ilan edilmiştir.. 3) Meclis-i Mebusan'ın Açılışı: Kanun-u Esasi'nin yürürlüğe girdiği. Bundan sonra şu bakanlar kurulu kararı hazırlandı: "Manastır. bazı askeri depoların kapılarını kırarak bir çok silah ve cephane ve tabur sandıklarında mevcut paralan alarak ve kendilerine mani olmak isteyenleri şiddetli cezalarla ve ölümle tehdit ederek ve nihayet toplar atarak. nicel olarak büyük ol¬masa da Osmanlı işçilerinin kendi hakları doğrultusunda savaşım ver¬meye kararlı olduklarını göstermekteydi. livaları milletve¬kili seçimleri yapılmasına ilişkin emirlerin gönderildiği Temmuz ve Ağustos 1908 günlerinin coşkusu haftalarla sürdü.

. pervasız konuşma tarzı Paşa'nın alışageldiği bir üslup değildi. Yerine yaşlı. diğer yandan cemiyetin iktidara ortak olma kararlılığı arasında kendine has dengeleri kuramayacağını anlayan Sait Paşa. Merkezi Umumi'den. Şeyhü¬lislam ile Harbiye ve Bahriye Nazırlarının padişah tarafından seçilmesine değinerek bunların seçiminin padişaha ait olduğunu ileri sürdü. O "Kusuru¬muz yoktur. kadın-erkek birlikte alışverişe çıkma gibi eği¬limler . O sırada yanında Hariciye Nazırı Tevfık Paşa vardı. fakat işin zamana muhtaç olduğunu takdir edersiniz" dedi. Biz bunu uygun bulmadığımızı söyledik. Bu sözüyle onun yanında serbestçe konuşulabileceğine işaret etmek isti¬yordu. Said-i Kürdi (Nursi) bunların önde gelen¬leriydi. korkulan. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte bütün ülkede esen özgürlük hava¬sının ilk somut sonuçları grev dalgası ile kadın hareketinin başlaması 102 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 olmuştur. Eski Jön Türklerin yurda dönmeleri. meşruti yönetime bile yakınlıkları kuşkuluydu. Mizancı Murat. Sonra (kendisine mahsus) itidal ile her birimizle ayrı ayn ko¬nuşmaya başladı. Hükümet-i hazıra ile vatanın ve milletin hizmetinde olan cemiyet arasında karşılıklı güvenin tesisi için cemiyet üyelerinden Er¬kanı Harp Binbaşısı Hakkı (Hafız) Bey ile Necip. meclis ve meşrutiyet konusunda geride bırakılan yıllardaki tavırları biliniyordu. Talat. adının belirtilmesini istemeyen bir yetkili İbnülemin'e (Mahmut Kemal) bu konuşmayla ilgili şu bilgiyi vermiş¬tir: "İstanbul'a geldiğimiz gün.heyecan ve acelecilik görülmüyordu. başta Abdülhamit olmak üzere hükümette görev alan ya da almayan bütün yöneticilerin özgür¬lük. hiç bir dostu olmayan. Ve bir çok soru sordu. Bu konum cemiyet için de tehlikeliydi. Özellikle karşısındakilerin cesur. ce¬miyetin Kanun-u Esasi'yi ulusa armağan eden bir kuruluş olarak onu savunmaya kararlı bulunduğu. Nihayet bu görüşü meşrutiyete muhalif gördüğümüzü kesin olarak söyleyince bu konuya devam etmedi. Osmanlı İT (İttihat ve Terakki) cemiyeti mülk ve millete Kanun-u Esasi'yi bahşettirmiştir. Babıâli'ye giderek Sait Paşa'ya müla¬ki olduk. son dönem Osmanlı politikacılarının içinde önde gelen biridir. bu arada o güne kadar görülmeyen. Bir yandan Padişahın meşruti¬yete rağmen eski "müstebit" tutumunu sürdürme arzusu. Rahmi ve Hü¬seyin beylerden mürettep bir özel heyet İstanbul'a hareket etmiştir. Kabinenin teşkilinde. çalışılıyor. Unutulmaması gerekiyordu ki. Bu durumda Sela¬nik'teki "Merkez-i Umumi"den bir grubun İstanbul'a hemen gitmesi şart olmuştu. 19 Temmuz 1324. Cemiyet. Bi-zi ona tanıtırken "Zannederim kendisine itimad edersiniz" sözünü sarfetti. toplumun refahı için alınması gereken İkinci Meşrutiyet Dönemi 101 tüm tedbirleri denetleyeceği. mevcut Sait Paşa hükümetinin cemiyetin amaçlan doğrultusunda çalışmadığı. Kamil Paşa'ya da güvenilemeyeceğini biliyordu. Sadrazam Küçük Sait Paşa. Biz Meclis-i Mebusan'ın açılmasında ve milletvekillerinin seçil¬mesinde yeterince acele davranılmadığından şikayet ettik. Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Selanik Merkezi". Bu buluşma Sait Paşa'ya cemiyetin gücü hakkında bir fikir ver¬mişti. Daha bir çok sözden sonra ayrıldık". cemiyetin bunların önemli bir bölümüne yakın bakmaması muhalefetin ilk nüvesini oluşturdu. Gazetenin dördüncü sayfasında yer alan ve bizim bir bölümünü aldığımız bu bildiri Sait Paşa hükümetine meydan okumaktadır. açıkçası meşrutiyeti ve yeni düzeni savu¬nacağının belirtilmesidir. Ama onunla hesaplaşmasını Meclis-i Mebusan da yapacaktır. Sadrazam olan Küçük Sait Paşa ve diğer hükümet üyelerinin değil cemiyete.. Prens Sabahattin. Bize cevap vermeye çalıştı. 1908'den sonra cemiyete yönelik muhalefet de yükselmeye baş¬ladı. görüşmenin yapılmasından bir kaç gün sonra istifa etti. Nitekim İT'de gelecekteki iktidar yolunda zaman zaman kendisinden yararlan¬mıştır. Nitekim ilk bakan¬lar kurulu kararında cemiyetin feshi bile istenmişti. Bu ağdalı bildirinin arkasında söylenmek istenen. İngiliz yanlısı Kamil Paşa atandı. 5 Ağustos 1908 tarihli (21 Temmuz 1324) Tanin'de dördüncü sayfanın birinci sütununda şu haberi okumaktayız: "Tanin İdarehanesine. Kanun-u mezkurdan tamamiyle yararlanmayı muazzez ve mukaddes bir maksat olarak takip eylemekte olan bugünkü hükümetin cemiyetin mukaddes amacını bütünüyle kavrayamadığını görmekteyiz. Başta Halide Edip (Adıvar) hanım olmak üzere basında kadın hak ve özgürlüklerinin savunusunu yapan yazılar çıkmış.

Kör Ali Hocanın yanında işsiz güçsüz takımından yaklaşık 50-60 kişi bulunmaktaydı. Cemiyetin adayları 503-340 arasındaki oylarla milletvekili seçilmişlerdir. İT açısından bu birliği sağlayacak tek öğe "Osmanlılık" bilincinin yerleştirilmesiydi. islam kadınları açık saçık sokaklarda gezmemeli. çerçeve içersinde şu not görülmekteydi: "Ulusal Bayramı kutla¬rız. yani cemiyetin adayları kazandı. meyhaneler kapan¬malı. Sadrazam Kamil Paşa'nın çok düşük bir oy alması dikkati çekmektedir.. Yani Türkler imparatorluğun içersinde bir milleti hakimedir düşüncesi vurgulanıyordu. Bu olayın daha üst düzeyde bazı kişilerin kışkırtması olup olmadığı ise hiç bir zaman belli olmadı. Murat Bey (16). sefalette canlanırjistifadesini sefalette arayan bir takım mahlukat-ı sefile vardır ki tesadüf edebildikleri acizeyi zehirlemek için karanlıklarda gezerler.. Muhalefetin ve ayrılıkçı ulusal hareketlerin tüm çabalarına karşın. çeşitli etnik gruplara bağlı halklar olmasına rağmen. yal¬nız hüviyetlerini tayin edemezler. Böylece cemiyet. Bu doğrultudaki eğilimler seçim süreci içersinde öylesine güçlendi ki. Mizancı M. tiyatrolar kapanmalı". Bu iki olay içten içe bir gerici direnişin varlığını gösteriyordu. mahrum oldukları her fazilete düşman olan bu haşerat cemiye¬timiz ile müntehibi saniler aleyhine bir takım imzasız beyannamelerle ■mektuplar neşir ve tevzi etmektedirler. Bunlardan ikisi özel-likle önemlidir. nura karşı gelince hemen kabuklarına çekilirler. kendilerinin kimden. Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908'de açıldı. Avusturya-Macaristan'ın bir oldu bitti ile Bosna- Hersek'i ilhak etmesi. Seçim kampanyasının sonlarına doğru İT ile karşıtları arasındaki söz düellosu çok sertleşti ve beklenmeyen boyutlara ulaştı. O günlerde Osmanlı İmparatorluğu'nu hedef alan dış dinamikler de İT'yi böyle bir tutuma doğru sürüklemek¬teydi.. Nitekim se- İkinci Meşrutiyet Dönemi 103 çimleri büyük bir çoğunlukla İT'nin. daha seçim aşamasında bile Sadrazama karşı olduğunu bu tavrı ile açıklamıştı. Yazının yayınlanmasından sonra seçim tartışmaları bu yöne çekildi. Fakat bu isminden utanan adamlar emin olsunlar ki. 10 Aralık 1908'de Tanin gazetesinin birinci sayfasında İstanbul seçimlerine iliş¬kin haberlerle birlikte şu alıntıya da rastlamaktayız: "Şura-ı Ümmet"in dünya sayısında yayınlanan bir yazıyı aynen ve¬riyoruz: İsminden utanan adamlar. Bunlar herşeyi tayin ederler. Örneğin Tanin'de başyazının üstünde. Hüseyin Cahit Bey Tanin'e yaz¬dığı "Millet-i Hakime" başlıklı yazısıyla duruma yeni bir boyut getirmek zorunda kaldı. O veçhile birbirinden den'i olan nam ve meramları yakında gazetelerde millete teşhir edilecektir... bir Rum delikanlıya kaç¬ması da çeşitli olayların çıkmasına neden olmuştu. bu imparatorluğu kuran. Şeriat emrediyor. maksatlarının nelerden ibaret ol¬duğu cemiyetimizce meçhul değildir. Cemiyetin nisbeten laik tutumu. Ali Kemal Bey (64). Birinci olayda Halıcılar Camii müezzini Kör Ali. Bütün gazeteler törenin ayrıntılarını yazdılar ve ulusu kutladılar. Bu yazıda Osmanlı İmparatorluğu'nun yapısı içersinde. İstanbul milletve¬kili seçimi 11 Aralık 1908 cuma günü yapılmıştır. diğer yandan Bulgaristan'ın sudan bir bahane ile bağımsızlığını ilan etmesi hürriyetin ilk anlarındaki en şaşırtıcı gelişmeler olmuştur. Bu fezaili insaniye haydutlarının cemiyetin en süfli tabakalarında zeminleri vardır ki oradan kendilerini bizar ettiği için namusa tecavüz ederler.. yetkisi ol¬madığı halde Fatih Camiinde meşrutiyet aleyhine konuşmalar yapmış. onun yaşaması için kanını veren Anadolu kökenli Türklerdir. 1908 Temmuz'undan sonra muhalefetin hızla yükselmesi ve bası¬nın tutumu cemiyetin "otoriter demokrasi" diyebileceğimiz bir tutumun içine girmesi sonucunu verdi. Muhalefetten ise en fazla oyu alanlar Mithat Paşazade Ali Haydar Bey (67). Zulmette teneffüs eder. ge¬rici olayların da görülmesine neden olmuştur. Bunca senedir hasretini çektiğimiz bu ulusal bayrama kavuşmaktan kaynaklanan sevinçle bütün .artmıştır. daha sonra da 7 Ekim'de peşine cemaattan bazılarını da takarak Yıldız Sarayı 'na yürümüştür. zi¬yaya." Bu haberden de anlaşılacağı gibi iş bir takım imzasız mektup ve bildirilerle cemiyetin suçlanmasına kadar varmıştır. resim çektirme-meli. İşte her faziletten mahrum. perde ve sahneleri tahrip etmişti. Sadrazam Kamil Paşa (18). Kör Ali isteklerini şöyle sıralamıştı: "Padişahım çobansız sürü olmaz. Diğer yandan Beşiktaş'ta bir müslüman kızın. Ne var ki seçim kampanyası boyunca imparatorluk içersindeki azınlıklar. bir nev'i ba¬ğımsızlık propagandası yapmışlardır. Prens Sabahattin (18)'dir. Gene 7 Ekim'de Üsküdar'da Yeni Camiin imam vekili Abdülkadir de bazı kişileri peşine takarak karagöz ve tiyatro salonlarını basmış. cemiyetin halk nezdindeki saygınlığı sürüyordu. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nun iç birliğinin korunmasının ne derece önemli olduğunu ortaya koymuştur. kadın hareketinin yükselmesi.

Cemiyetin milletvekilleri çoğunluğuna sahip olmasına karşın hükümet içersinde bir temsilcisi yoktu. Dahili Nizamnamenin 29. Cemiyetin yukarda bir kaç örneğini gördüğümüz tavırlarına karşı Kamil Paşa'nın da cemiyeti ve özellikle Meclis-i Mebusan'ı hedef alan iki hareketini görmekteyiz. Meclis-i Mebusan'a devam etmiyor. Dışişlerinden zerre kadar vukuf ve behresi olmadığı anlaşılan Tevfık Paşa'nın bu bakanlığı ülkenin çıkarları doğrultusudna yönetmekten aciz olduğuna kamuoyunun inancı tamdır. hatta Ermeni Patriğini cebren meskenlerinden alıp Harbiye ve Zaptiye Nezaretlerinde hapsetmişlerdir. Şehzade-başı ve Divanyolu'nu izleyerek Meclis-i Mebusan'a geldi. Bu arızada şu düşünceye yer verilmiştir: "Halkın en fazla hoşuna gidecek konu memurların iyi seçimi ve eskiden beri zali¬mane bir biçimde memuriyetlerini icra edenlerin işten el çektirilme-siydi.. Unkapanı.." Bu yazı cemiyetin en güçlü yanına yönelik bir tehditti. Nişantaşı. seçimler sırasında ayrılıkçı eğilimleri daha bir ortaya çıkan azınlıklara yakın oluşu. Beyoğlu." Diğer yandan Zaptiye Nazırı Sami Paşa'nın da değiştirilmesi istenmiş. hiç kimse kanunun İkinci Meşrutiyet Dönemi 105 tayin ettiği neden ve şekilden başka bir bahane ile cezalandırılamaz kaydı bulunduğu gibi. nihayet Meclis-i Mebusan'ı ikinci plana itme çabaları İT'nin sözcüleri tarafından ayrıntılı bir biçimde sergilendi.vatandaşlarımızı tebrik ederiz. İT ile Kamil Paşa'nın sürtüşmesini somutlaştıran ilk olay Hakkı Paşa'nın Maarif Nezaretinden Dahiliye Nezaretine getirilmesi nedeniyle çıkmıştır. bu yolla Meclis "Ulâ Evveli" rütbesiyle eşitlenmek istenmektedir. İT Kamil Paşa'yı hedef alırken. Sonuçta." Abdülhamit. 4) Karşı Devrim: Meclis'in açılmasından sonra İT şöyle bir ikilemle karşı karşıya kaldı. İkinci olay ise Kamil Paşa'nın evrakı arasında bulunmuş olan şu yazıdır: "Anayasanın 10. o da cemiyeti aşağılayıcı bir tutumun içine girmişti.. yasanın belirlediklerinin dışında hiçbir nedenle hükümet ta¬rafından kimsenin konutuna cebren girilemez denildiği halde cemiyet mensupları eski bakanlardan ve memurlardan bazılarını.. Yani parlamenter bir düzende iktidara sahip olacak ekseriyeti bulduğu halde fiilen iktidara ortak bile değildi.".. oğlu Sait Paşa'nın yapmış ol¬duğu suistimaller. Ihlamur. Bu önergede aynen şunlar yazılıydı. "Tanin" Başyazarı ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Bey tarafın¬dan Meclise bir gensoru önergesi verildi. İT'nin ileri gelenleri de bu tehdidin boyutunu anlamışlardı. Böylece Meclis-i Mebusan çalışma¬larına başladı. Hakkı Paşa'nın Maarif Nezaretinde kalması muvafık mülahaza olmakla. maddesi gereğince Sadrazam Devletlü Kamil Paşa Hazretlerinden dahili ve harici . Bunlardan birincisi Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey'e "Ulâ Evveli" rütbesinin verilmesini önermesidir. böylece İT'nin siyasal yaşam içersinde başat güç olduğunun kanıtlanması ge¬rekiyordu. "Meclis-i Mebusan Riyasetine. Nutuk tam on iki dakika sürdü. Ayasofya Meydanı'nda "Mızıka-i Mabeyn" Hamidiye Marşını çalarak kendisini karşıladı. İT ayağına kadar gelen bu fırsatı kaçırmadı. Ankara Valisi Nuri Bey'in İçişleri Bakanlığı'na. Kamil Paşa'nın dış politika açısından başta İngiltere olmak üzere büyük devletlere karşı sürekli boyun eğen tutumu. maddesinde kişinin özgürlüğü her türlü taarruzdan masundur. Sadrazama Cemiyet'in gönderdiği bir başka "arıza" da 25 Ekim 1908 tarihlidir. Ahmet Rıza Bey bu öneriyi reddetmiştir. Bu durumda Kamil Paşa'nın sadaretten düşürülmesi. Görüldüğü gibi cemiyet Kamil Paşa'nın yaptığı bir atamaya müdahale etmeyi düşünebilmektedir. Bu bir çeşit iyi niyet gösterisi arkasına saklanan küçültücü davranıştır. Çünkü. Bu tayin üzerine Se¬lanik'teki Merkezi Umumi sadarete şu telgrafı gönderir: "Şu sırada hü¬kümetin içişlerindeki tutumu çok önemli olup. maddesinde de herkesin konutu taarruzdan masundur. Bundan böyle benzeri hareketlerden kaçınılması ge¬reği beyan ve ihtar olunur.. bu vekaletin güçlü bir kişiye verilmesi lüzumlu görüldüğünden eski sadrazamlardan Ferit (Avlonyalı) Paşa'nın dahiliye nezaretine atanması gerekli bulunduğu gibi. Alaturka saatla 8'de borazanlar "Teşrif-i Hümayun"u haber verdiler. Reis Beyefendi. Padişah locasına girdikten sonra salonda bulunanları selam¬ladı. 22. Oysa Dahiliye nezaretini işgal eden Hakkı Paşa memur seçimin¬de çok yanlış davrandığı gibi bu konudaki şikayetler de çok yoğundur. Bunu Başkatip Cevat Bey'in "Nutku Hümayun"u okuması izledi. hükümete ilişkin sorulara yanıt vermiyordu. Posta Telgraf Nazırı Galip Bey'in de Dışişleri Bakanlığı'na getirilmesi zorunluluğu vurgulanmıştır.

Bu durum Prens'in Ahrar Partisi'nin kurucusu olduğu izleni¬mini de vermekteydi. Ahmet Fazlı. Bu kere Meclis onun gıyabında güven oyuna baş¬vurarak 8 oya karşı 198 oyla Kamil Paşa'ya güvensizliğini bildirir. Prens Sabahattin'in İstanbu'a dönüşünden sonra.politikamız hakkında istih-zaatta bulunmak isterim. Mizancı Murat Bey bunların içersinde önde gelen¬lerdi. meşrutiyetin korunması için bir güvence kabul edilen avcı taburlarının geri gönderilecekleri söylentileri üzerine Kamil Paşa'nın gelip açık¬lama yapması istenir. 13 Ocak. Parti programının ana yaklaşımı bir öncede İkinci Meşrutiyet Dönemi 107 değindiğimiz gibi. Olayın bundan sonraki gelişimini Mabeyn Başkatibi Cevat Bey şöyle anlatmaktadır: "O gece güneş batışından üç saat sonra Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey ve İkinci Reisi Talat Bey daireye ge¬lerek mührü hümayunun derhal Kamil Paşa'dan alınarak Padişahın atayacağı birine verilmesini istediler." Bu önergenin verilmesinden sonra İT'nin Kamil Paşa'ya yönelik eleştirileri artar. Nazım ve Şevket Beyler. Ahmet Samim. Sonuçta dağ fare do¬ğurmuş ve Kamil Paşa güven oyu almış olarak kabul edilmiştir. 31 Aralık tarihli "Tanin"in baş yazısında "Kamil Paşa Politi¬kası" başlığı altında Sadrazama ağır hücumlarda bulunulmuştur." Kamil Paşa hükümetinin güvensizlik oyu aldığı 13 Şubat 1909 ile 31 Mart olayı diye bilinen ayaklanmanın başladığı tarih olan 13 Nisan arasında sadece iki ay vardır. Diğer taraftan Bulgaristan ve Avusturya-Macaristan ile mevcut olan ihtilafa-tın bugünkü durumu hakkında açık bir bilgi bulunmadığı halde ortada bir Girit Meselesi mevcut olduğu.1909 günü Kamil Paşa gensoru önergesini yanıtlamıştır. Daha sonraki Meclisi Mebusan toplantısında Selanik'ten gelen. Nitekim de yapılan oylama sonucunun hükümete güven oyu olarak ele alınıp alınmayacağı da tartışılmıştır. Döner dön¬mez de Ali Rıza Bey grubu ile olan eski tartışmaları yeniden baş¬latmıştır. Bu adetten olmadığı için mühür o gece Kamil Paşa'dan alınmış ve yerine Hüseyin Hilmi Paşa tayin olunmuştur. 14 Eylül 1908' de Nurettin Ferruh. Oysa Prens'in İstanbul'a gelmesinden üç gün önce İT ile "Ademi Merkeziyet ve Teşebbüsü Şahsi" grubunun birleştiği gazete¬lerde ilan edilmişti. Özellikle İT'nin dışında kalan Prens Sabahattin. Celalettin Arif ve Mahir Sait liberal eğilimli. Bu makina işlemek için hükümet tara¬fından bir teşebbüs ister. İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit. Bundan dolayı yük¬sek makamınızca kendilerine davet yazılmak üzere önerimin genel ku¬rulda okunmasını rica ederim. "Tanin" ve Hüseyin Cahit Bey bu konuda başı çek¬mektedir. Meclis'te o gün yapılan tartışmalann kesin bir sonuca varması mümkün değildi. Böylece ülkede özel mülkiyetin pekişeceği liberal bir iş or¬tamı ve ona bağlı olarak da demokrasinin ana kurumlan kurulabilecek ve işlerlik kazanacaktı. Ne var ki. Bu haber Sadrazam Kamil Paşa'nın meşrutiyetin ana ilkelerini gözardı ederek Meclis'i çalıştırmadığını ortaya koyan bir üslupta kaleme alın¬mıştır. Girit'in Yunanistan'a ilhakının bir oldu bitti haline gelmek üzere bulunduğu cihetle artık geleceğine sahip olan millet muvacehesinde bu noktaların tenviri için Sadrazam Paşa hazretlerinden istihzaatta bulunulması zorunludur. liberal ekonomi doğrultusundaydı. Bunun üzerine kürenadan Rıfat Bey.. Hükümet Meclis'e müzakere edilecek mevad 106 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 verirse Meclis işleyecektir. Ahrar ile İT'nin kamuoyu önündeki ilk çatışması seçimler dolayı¬sıyla oldu. Paşa iki elçi ile olan randevusunu bahane ederek davete gelmez. Meşrutiyetin ilanından iki hafta sonra iktidara gelen Sadrazam Paşa hazretleri şimdiye kadar takip ettikleri dahili ve harici politikaya dair beyanatta bulunmadığı gibi Meşrutiyetin kuralla¬rına uymayan bazı hareketlerin meydana geldiği de söyleniyor. Kamil Paşa mührü vermeyerek ertesi sabah bizzat kendisinin getireceğini söylemiştir. Partinin yayın organı "Terakki" gazetesi Prens tarafından yöneti¬liyordu. Aynı günkü gazetede yer alan şu haber de manidardır: "Mebusan şimdiki haliyle kurulmuş bir makinadır. ilkeleri itibarıyla Prens'e çok yakın "Ahrar" partisini kurmuş¬lardı. Vermezse böyle beyhude vakit geçirir". Solon ve Bebi Kaza-nova.. Muhale¬fetin başını eski Jön Türkler çekmiştir. Kamil Paşa'ya gönderilerek mühür istenmiştir. Ahrar Partisi'ne göre ekonomide kışla ve memurluk zihniyetine son verilmesi ge¬rekiyordu. Bu iki ay içersinde İT'ye ve Hüseyin Hilmi Paşa hükümetine yönelik muhalefet doruğa çıkmıştır. Prens Sabahattin 2 Eylül 1908'de yurda dönmüştür. 1909 . o dönemde İT'nin prestiji çok yüksek olduğu için Ahrar'ın adaylarından sadece Mahir Sait Ankara'dan Meclis'e girebil¬di.

İT'nin adayı Rifat Paşa karşısında yenilgiye uğradı. Bu ziyafetlerden ilki Osmanlı saltanatının 610'uncu yıldönümü dolayısıyla Ahrar Partisi ta¬rafından verilmiştir.. "Seda-i Millet". batılılaşma çabalarına karşı çıkan bir muhalefet çizgisi bulunmaktaydı. Yemeğe Kamil Paşa'nın katılması İT'yi kız¬dırmıştır. İT'nin Osmanlı bilincini yaratmayı amaçlayan tutumu paylaşımdan pay almayı bekleyen dış güçlerin. . onun adeta resmi yayın organı haline gelmişti. Bu yemekte Ahmet Rıza Bey konuşmasında istibdat döne¬minde kişisel çıkarlar sağlayan ve Osmanlı İmparatorluğunu par¬çalamak isteyenlerin yönetimden şikayet edebileceklerini ileri sürerek. Manyasizade Refik Bey'in ölümü nedeniyle İstan¬bul'da boşalan milletvekilliği için yapılan ara seçimde Ahrar'ın adayı Ali Kemal Bey. Özellikle Prens Sabahat¬ tin çevresinde toplananlar ve onlann bir sözcüsü durumunda olan Ahrar Partisi bu muhalefetin odak noktasını meydana getirmekteydi. sürekli eleştiren bir başka grupta ayrılıkçı politikalar izleyen azınlıklardı. daha liberal ve demokratik bir programın izlen¬ mesinden yana güçlerin yürüttüğü muhalefet. Bu hainlerin kendi çıkar¬larını gerçekleştirmek için kayıtsız şartsız bir hürriyet istediklerini ileri sürmüştür. özellikle İngiltere'nin. 26 Şubat 1909'da Kamil Paşa'nın konağı ve İngiliz Elçiliği önünde gösteriler yapılması tasarlandı. "Cenin". Ne var ki. partinin kendini feshetmesine kadar İT'nin yanında yer almış.Tutucu ve dinci olarak adlandırabileceğimiz grupların muha¬ lefeti. Bundan da vahim olarak 27 . Medis-i Mebusan içersinde 40-50 milletvekilinden oluşan bir muhalefet çe¬kirdeği ile yakın ilişkisi bulunuyordu. Muhalefet hızla Kamil Paşa'nın çevresinde toplandı. İT'nin yanında yer alan en önemli gazete "Tanin"di. cemiyete yönelik muhalefetin nedenleri ve kaynakları incelendiğinde şu nokta¬ların öne çıktığı görülecektir- 108 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . "İkdam".. "Sabah". kaynağı 1902 Jön Türk Kongresi'ne kadar uzatılabilecek. "Servet-i Fünun" ve "Yeni Gazete" Kamil Paşa'yı tutan yayınlar yaparken. İT'nin üye verdiği ilk hükümet Hüseyin Hilmi Paşa kabinesidir..Martında. Ahrar Partisi Ahmet Rıza Bey'in hain olarak kimi kastetti¬ğini sorduğunda Ahmet Rıza şu yanıtı verdi: "Eğer bir kişi bu sözü üzerine alıyorsa bu ancak onun kendi bileceği bir şeydir". merkeziyetçi politikalarının karşısında yer alıyorlardı. Unutulmamalıdır ki Tanzimattan beri "şeriat" kural¬ larının ayaklar alüna alındığını söyleyen. İT'ye yönelik muhalefetin Pera Palas'ta düzenlenen yemeklerdeki konuşmalarla daha da büyüdüğünü söyleyebiliriz. Meşrutiyetin ilk günlerindeki "Kör Ali". Muhalefetin iktidar olduğu dönemlerde sık sık kapatılan "Tanin". "Serbesti" gibi gazeteler ise Ahrar yanlısı yayınlarıyla her geçen gün cemiyete ve Hüseyin Hilmi Paşa'ya yönelik eleştirilernini yükseltmekteydiler.İT'nin iktidara gelmeye çalıştığı bu yıllarda Avrupa'nın nere¬ deyse bir yüzyıldır süregelen statükosu da bozulmaktaydı. (31 Mart 1324) 13 Nisan 1909 gününe yaklaşılırken. Ermeni. Rum. "Renin" gibi değişik adlarla yayın yaşamını sürdür¬müştür. . Bu güçler İstanbul'da genç. hoşuna gitmiyordu. Ahrar'ın seçimleri kazanamamasına karşın.. büyük devletlerin dümen suyundan giden yorgun ve güçsüz bir hükümet görmeyi yeğliyorlardı. Osmanlı İm¬ paratorluğu'nun paylaşılması ciddi bir şekilde masa üzerine konulmuştu. "Osmanlı". dinamik atılgan bir yönetimden ziyade Kamil Paşa'da somutlaşan. Hürriyetin ilanından bir kaç gün sonra yayın hayatına atılan Hüseyin Cahit Bey'in "Tanin"i.İT'nin dış ve iç koşulların zorunlu hale getirdiği merkezi¬ yetçi ve otoriter tutumuna karşı. bu gibi kişileri hainler biçimde nitelemiştir. Bulgar ve Arap ulusçu hareketleri. 1909'un ilk günlerinden itibaren basında da muhalefet yükselmeye başladı. . Ne var ki bu hükümete karşı olanların seslerini hemen yükseltmesi dikkati çekmiştir. İT'nin Osmanlılık bilinci yaratarak devleti kurtarmaya ça¬ lışan. "Karagöz" ve "Be¬ şiktaş Karakolu" olayları bu karşı koymaların boyutunu ve ciddiyetini ortaya koymuştur.İT'ye karşı koyan. İkinci yemek gene aynı yerde bu kez İT tarafından düzen¬lenmiştir.

Şurası kesindir ki 31 Mart'tan önceki günlerde "Volkan" yayınladığı yazılar. Sonra Dahiliye Nazmnı jurnal etti.. Bu İT'ye karşı olan bir hareketin son damlasını oluşturdu. Devlet Şûrası üyelerinde Tayyar Bey.. Mevlanzade Rıfat Bey'in. 6 Nisan gecesi gazeteden çıkıp evine giderken. Nitekim son ay içersinde olaylar hızlı bir biçimde tırmandı. Harbiyeli su¬bayların eski Prusya disiplini uygulamaları bu huzursuzlukların temel nedenidir. değişik etkenlerin bir ara kesitidir. Sonra bu cemiyetten çıkarak İT'ye girmeye çalıştı. 6) Osmanlıcı. Aslında 31 Mart olayı İT'ye yönelik muhalefetin sonu-. köprü üzerinde öldürüldü. Sina Aksin bu gazetenin temel niteliklerini şöyle sıralamaktadır: "1) İslamiyetçi nitelik. İT'nin 110 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 hükümet içinde hükümet oluşunu sert bir şekilde eleştirdikten sonra şu öneriyi yapmaktaydı. Mabeyn'den Hacı Mustafa Efendi. 1902'de İstanbul'a geldi. Prof. 31 Mart'ın baş rolünde Derviş Vahdeti'yi görürüz Vahdeti. İttihad-ı anasırcı görüşler". cudur.. Musahip Halil Beylerdi. Derviş'e göre güdülecek en isabetli siyaset İngiliz siyasetidir. Cemiyetin yayın organı olarak "Volkan" da daha geniş yığınlara yayıldı. binler¬ce kişi camiden cemiyet merkezine kadar yürüdü. İlk olarak "Fedekaranı Millet Cemiyeti"ne girdi. Hürriyetin ilanında Kıbrıs'a döndü. Selanik ve Manastır da faaliyette bulunsun. Diğer yandan istibdaün geri gelmesini sağlayacak gizli cemiyet¬lerin de kurulduğunu görüyoruz. gaze¬tesi Volkan ve kurduğu örgüt "İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti" bu büyük kalkışmanın düzenleyicisi en azından kışkırtıcısı olarak tarihte yer almışlardır. Bu arada Derviş. bir süre "İskan-ı Muhacirin" komisyonunda görev aldı. Buradaki mal varlığını satıp İstanbul'a geldi. Rüsumat dairesinde müdür Tev- İkinci Meşrutiyet Dönemi 109 fık Bey.. destek mektupları ile kışkırtıcı bir rol oynamıştır. Kıbrıs'ta memurluk yaptı ve bu arada İngilizce öğrendi. Bundan iki gün sonra (3 Nisan) İttihadı Muhammedi Cemiyeti merke¬zinin açılışı nedeniyle Ayasofya Camiinde bir mevlüt okutuldu. Hatta bu işe önayak olanların Mabeyn'den para bile aldıkları 31 Mart' tan sonra yapılan duruşmalarda ileri sürülmüştü. başaramadı. Bunlar meşrutiyetin getirdiği hürriyet havasını düzen bozucu ve anarşi yaratıcı olarak gösteriyorlar ve eski düzenin yeniden ihyası için el altından çalışmalarını yürütüyorlardı. Hasan Fehmi. Fakat aynı kışkırtıcı¬lığı "Serbesti".. gazeteler de yapmıştır. Hatta iki sütunluk bir özeti ile yorumu "The Times" gazetesinde yer aldı.. fakat bu jurnal ters tepki yaptığı için Diyarbakır'a sürüldü. 28 ve 31 Mart 1909'da er ve erbaşların İttihadı Muhammedi Ce¬miyetini destekleyen ve İT'yi eleştiren mektupları Volkan'da çıktı. Alaylı subayların görevden uzaklaştırılmaları.. "Görüyorum ki iş fenaya gidiyor" baş¬lıklı yazısı büyük yankılar uyandırdı. 11 Aralık 1908'de "Volkan" gazetesini yayınla¬maya başladı. "Serbesti" gazetesinin başyazarıydı. Lütfü Bey diye birini aracı kullanarak Abdülhamit'ten de 450 liralık bir destek görmüştür. Bu kişiler o dönemde saraya jurnal vererek bir çeşit kışkırtıcılık yapmak¬taydılar. Vahdeti yazılarında Dreyfüs. "Volkan" gazetesinin kuru¬cusu ve başyazarı Derviş Vahdeti Kıbrıslı bir hafızdır.Şubat 1909'da ilmiye öğrencileri askere alınmamalarını sağlayan ayrıcalığın kalkmasını protesto için mitingler düzenlediler. Orduda da aynı dönem içersinde bazı huzursuzluklar başgös-termişti. Özetlersek kalkışmanın bütün koşulları hazırdı. Bu cinayetin İT tarafından basını sindirmek için düzenlendiği muhalifler tarafından ileri . Yoksul bir aile¬den gelir. matbuat ni¬zamnamesini. "İkdam" vb. 2) Hürriyetçi ve Kanun-u Esasi düzeninden yana olmak. Bu ce¬miyet kısa sürede gelişti. Ulema ve ilmiye tale¬besinin bu başkaldırısı önemli bir irtica kalkışmasının öncüsü sayılabi¬lecek nitelikteydi. Vahdeti Kamil Paşa'yı tutmaktadır. Sonraları bunlar "Harekatı İhtilaliye ve irticaiyeyi ihzar" zım¬nında gizli cemiyet" kurmaktan yargılanacaklardır. Duruş¬malar sırasında Vahdeti bu Lütfü Bey'in aracılığını reddetmiştir. Zola. 4) Sabahattinci ve muhalif nitelik. İT İstanbul'dan çıksın. Darwin'i anacak kadar batı yazar ve bilgin¬lerinden haberlidir. Bu grubun önde ge¬lenleri "El Adil" ve "Protesto" gazetelerinin yazan Nadiri Fevzi Bey. Nihayet 6 Nisan ge¬cesi "Serbesti" başyazarı Hasan Fehmi Bey köprü üzerinde öldürüldü. Hükümete ve İT'ye çok sert eleştiriler yönelten yazıla¬rıyla dikkati çekiyordu. Bu yazı "Volkan" da dahil olmak üzere bütün mu¬halif gazetelerde yayınlandı. Rıza Nur yazısında. 3) İnsaniyetçi ve medeniyetçi nitelik. Derviş "Volkan"ı çıkardıktan sonra da "İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti"ni kurdu. 12 Mart 1909'da Rıza Nur'un "İkdam"da yayınlanan. gösterilerin 24 saat önceden haber verilmesini. Ordunun bu muhalif kesimi de kışkırtmalara uymaya ha¬zırdı.

.Davranışlarından ötürü hiçbir neferin kılma dokunulmaması'....Milletvekillerinden Ahmet Rıza. Rahmi ve Talat Beylerin uzaklaştırılması. fabrikalar. ey tercümanı efide-i millet olan matbuat. İlk ayaklanan Hamdi Çavuş komuta¬sında Taşkışla'daki 4. ticarethaneler açılır. . Hasan Fehmi'nin cenazesi 8 Nisan günü başta üniversiteli gençler olmak üzere 40 bine ulaşan bir kalabalığın katılımı ile kaldı¬rılmıştır. . merkezi mü-. 13 Nisan günü yayınlanan "Serbesti" gazetesinde Mevlanzade Rıfat "Bizi bizden ziyade düşünen İngilizler" diyerek şunları öner¬mekteydi: "Hükümet gibi çalışan cemiyet ortadan kaldırılırsa. Törenin yapılacağı günkü "Serbesti" gazetesinin birinci say¬fasında iri puntolarla şu yazılmıştı: "Vatan bu hainlerin pençe-i istib- datından kurtarılmalıdır.. Sadrazam Tevfik Paşa'nın dosyalarında yeralan yüzlerce kınama telgrafı bu uy-• gulamanın ilk somut sonucudur. Meclis-i Me-busan'ın önünde toplandı. Bir yandan İT örgütü ve kulüpleri öncülüğü île sadarete protesto telgrafları çekmek. Askerlerin bu istekleri bir yandan saraya. . Böylece birinci günün sonunda muhalefetin istekleri bir ölçüde yerine gelmişti. . "Mizan"da aynı günkü sayısında "Şeriata göre iki hükümet olamaz. çeşitli yetkili kişilerin anılarında da bu nokta öne çı¬karılmıştır. diğer yandan da Rumeli'de. Ordu Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa "Heyeti nasiha"lar toplayarak askeri teskin etme uğraşı içindeyken. Sert konuşmalardan sonra önerge kabul olundu. diğer yandan Meclise sunuldu. Askerlerin istekleri şöyle özetlenebilirdi: . yeniden kurulmak istenen ise Kamil Paşa'nm sadaretidir. Ulema bu ko¬nuda halkı irşat etmeli" diyerek din adamlarını kışkırtıyordu. İstanbul'a getirilmiş olan Avcı taburlanndaki as¬kerlerin ayaklanmasıyla başladı. Meclis'te toplanan muhalif milletvekillerinde bir bölümünün İsmail Kemal Bey'in ısrarıyla hükümete güvensizlik oyu vermesi.. askerlerin bir bölümü de mektepli subayları ara¬maya başladılar. Diğer yandan Hüseyin Cahit Bey diye Lazkiye Milletvekili Arslan Bey'in.Alaylılardan açığa çıkarılarak mağdur edilenlerin işlerine ye¬ niden alınmaları. Akşama doğru Hüseyin Hilmi Paşa yerine Tevfık Paşa sadrazam. İstibdat bir merkezden kalktı. Adliye Nazırı Nazım Bey'in Meclis önünde öldürülmesi ayaklanmanın vehametini bütün açıklığı ile ortaya seri¬yordu. Ordunun Kumandanlığına ise Nazım Paşa getirilmişti. Nitekim iki gün içersinde 20'ye yakın subayın öldü¬rüldüğünü biliyoruz. Bu arada Abdülhamit balkona çıkarak onları selamladı. kadrosuz kalanlar buralarda istihdam olunur ve böylece işler yoluna girer.". Avcı taburu oldu. Gazi Ethem Paşa da Harbiye Nazırı olarak atandı. Kamil Paşa kabinesi döneminde olduğu gibi Avrupa'nın güvenine nail olunur. 1.sürüldü.Şer'i hükümlerin noksansız uygulanması. Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa ve 1. Hüseyin Cahit. Telgrafların hemen 112 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . İstanbul'daki ayaklanmayı bastıracak bir askeri gücün toplanmasını sağlamak. isyancılar diğer kışlarara giderek ora¬lardaki askerleri de kendi saflarına çektiler. Bu olaylar olurken. padişaha bağlılık¬larını sundular. Başkan Ahmet Rıza Bey'in gensoruyu on gün sonraya alması üzerine Vartkes efendi yerinden bağırdı: "Öbür cu¬martesi mi? O vakte kadar neler olmaz". Mec-lis-i Mebusan'da Rıza Nur'un d a içinde bulunduğu bir grup katilin neden yakalanamadığını hükümetten sordular. Nitekim daha sonraları. Bunlar Rumeli'den geldiği kadar Anadolu'nun çeşili merkezlerinden çekilmiştir. Katilin bulunamaması da bu konuda bir kanıt gibi kullanıl¬mıştır. Askerler gruplar halinde Yıldız'a gidip." Görüldüğü gibi hedef cemiyet. teaddideye geçti. çalışınız.Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinin azledilmesi. İT olay karşısında iki yönlü bir taktik uygulamıştır. vatanı Pençe-i istibdatın kuvve-i muharibesinden kurtarınız. Ahmet Rıza Bey'in yerine İsmail Kemal Bey'i meclis başkanı seçmeleri ise p günün koşulları içersinde anlamsız ve geçersizdi. Ama olayların tek hakimi olarak da Abdül¬hamit ortaya çıkmıştı. Bu taburdaki askerler su¬baylarını etkisiz hale getirdikten sonra Sultanahmet'te. İkinci Meşrutiyet Dönemi 111 31 Mart olayı. Cemiyetin sivil ve askeri kanatlan bu stratejiyi sön noktasına kadar başarıyla uygulamışlardır. Gerçekten de üç gün sonra 31 Mart (13 Nisan) kalkışması meydana geldi.

meşrutiyet usulünü. İT'ye muhalif olanlann ortaya attıkları bir yaklaşımdır bu. meşruti bir de¬mokraside örnek olarak gösterilebilecek bir padişahtı. Onun yumuşak¬lığı eleştirilmişti. batılılaşmaya ve İT'ye muhalefet eden grupların ortak bileşkesinin yarattığı bir kal¬kışmadır. Özetlersek 31 Mart olayı meşruti yönetime. Meclis-i Mebusan'ın tehdit edilmesinin kınanması. olayların onbeşinci günü. gönüllü milislerden oluşmuştu. Divan-ı Harpler. Bu ordu düzenli kuvvetlerin yanısıra. sonra dedikodulara konu olacak biçimde kozmopolitti. eşgüdümden yoksun oluşu daha ilk günden itibaren Abdülhamit'in duruma hakim olması sonucunu vermiştir. Hareket ordusu Ayastefanos (Yeşilköy)'a gelince burada Ayan ve Meclis-i Mebusan'ın ortak bir toplantı yapmasına karar verildi. Hatta bu konuda özgürlükçü yeni gelişmelere açık bir yapıyı da yazıla¬rında sergiliyorlardı. Bir yandan İstanbul'daki hükümet protesto edilirken. Kanımızca olaya tek yönlü bir gözlükle bakmak yanlış olur. Hareket ordusunun başkente hakim olmasından sonra. eski düzeni yeniden kurmak isteyenler. Cemiyete karşı olanlar. tasfiyesini sağlamıştır. parlameto ile uyumlu çalışabilecek. İT örgütü düğmeye basılmış gibi ortak bir davranış içersine girmiştir. Ordu içersinde padişaha bağlı olan grupların baş¬kaldırısı söz konusu olabilirdi. İstanbul'daki muhalefet tam bir panik havasını yaşarken. Eleştirenlerin istediği Abdülhamit gibi bir sultan ise. Sultanahmet'teki binasında toplanan Meclis-i Mebusan Abdülhamid'in halli sorununu tartıştı. meşrutiyetin ko¬runması için gerekirse silaha sarılacağının. sürgünler ve diğer baskılar ise başarının sağladığı olanağın muhalefeti tasfiye için kullanılma fırsatı yarattığını. Olayın böyle birdenbire büyüyerek bir kalkışma halini almasında muhalefetin önemli bir etmen olduğunu kabul edebiliriz. tanzimattan beri toplumda kök salmış şeriat özlemi ve batı düşmanlığı. Ne ki ayaklanmanın iyi planlanmama¬sı. Başkatip top sesleri ve Meclis'ten bir heyetin gelmekte olduğuna ilişkin telgraf üzerine durumu anladı. İT'nin olaydan önceden haberli olduğunu söyleyenler vardır. Abdülhamid'e hallini bildirmek için giden heyet. bu fırsattan da yararlanıldığını göstermektedir. Ne var ki. bu yapıda bir padişahın meşrutiyet kurumlan ile bağdaşması söz konusu olamazdı. Muhaliflerin de eski istibdat düzenini getirmek gibi görünür bir amaçlan yoktu. Biat merasimi sırasında hazır bulunan bando sözleri Biz ne idik ne olduk Şimdi Hürriyeti bulduk Saye-i Cemiyette Esaretten kurtulduk Yaşasın Niyaziler.hepsindeki ortak tema Meşrutiyetin tehlikede olduğunun belirtilmesi. Bu kalkışmadan Abdülhamit ve İT olanakları ölçüsünde ya¬rarlanmaya çalışmışlardır. Enverler Varolsun hamiyetli askerler biçimindeki marşı çalıyordu. "Volkan" gazetesi ve Derviş Vahdeti yazılan itibarıyla meşruti bir yönetim tarzına karşı değillerdi. Başkanlığa Ayan Reisi Sait Paşa seçildi. Bu da göstermiştir ki. gerici bir yapıda gelişmiştir. Meclis'in kararından önce bir fetva alınmasını isteyenlerin çıkardığı tartışmalardan sonra Abdül¬hamid'in halledilerek "Beşinci Mehmet" unvanıyla Reşat Efendi'nin tahta çıkması oybirliği ve ayakta alkışlarla kabul edildi. milletin haklarını koruyacağına dair and içti. Meclis Başkanlarının huzurunda Kanun-u Esasi hükümlerini. Resmi tarih bu konuda tüm sorumluluğu Vahdeti ve Abdülha-mit'e yükler. Çünkü Sultan Reşat yapısı iti¬bariyle yumuşak. Bu olayın bir irtica ayaklanması olduğu her fırsatta yazılır. 5) Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti: 31 Mart olayının arkasında kim vardır sorusu o günden bu yana sorul¬muştur. Bu noktadan sonra olay Ab¬dülhamit'in gücünü yeniden artıran. Bu iddiaya göre cemiyet ayaklanmaya bile bile göz yummuş ve böylece kendisine mu¬halif olanlann ^sindirilmesini. Sultan Reşat'ın padişah olması demokratik kuralların ülkede yer¬leşmesi açısından bulunmaz bir nimetti. muhalif olma olgusunda bir çeşit tek cephe meydana getirmişlerdi. mevcut hükümetin gayri meşru olduğu ve tanınmadığının bildirilmesidir. Bunu da o günün ko¬şullarında cemiyetin kaçırmak istemeyeceği bir olanak olarak düşün¬mek gerekir. Ahmet Rıza Bey'in yeniden Meclis Başkanlığına se¬çilmesinden sonra konuların görüşülmesine geçilmiştir. Nitekim tahtta . Oysa Reşat Efendi'ye tahta çıktığını bildiren heyette Ayan ikinci baş¬kanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa ve Meclis ikinci başkanı Talat Bey bu¬lunuyordu. Mahmut Şevket Paşa ordunun İstanbul'a girmesi ve duruma hakim olmasında sonra konunun ele alınmasını istiyordu. diğer taraf¬tan Selanik'te toplanan Hareket ordusu da İstanbul üzerine yürümeye başladı. Meclis'teki temel konu Padişah'ın halli idi. İT önemli bir savaşımdan başarı ile çık¬maktaydı. Ne var ki kanıtlanması zordur. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra gündeme getirilen sıkı¬yönetim. Kararın tebliğinden sonra Sultan Reşat Bab-ı Seraskeriye (Harbiye Nezareti) geldi. her iki meclis Ayastafenos'taki yat kulübünde toplanmıştır.

Meclis'in birinci dönem çalışmalarının sona erdiği 27 Ağustos 1909'a kadar. daha önce de de¬ğindiğimiz muhalefet hareketlerinin yoğunlaşması ve nihayet ayaklan¬manın getirdiği sorunlar nedeniyle ciddi bir yasama çalışması içine gi¬rilmesini engellemişti. .Yurttaşların her biri hangi ırk ve mezhepten olurlarsa olsunlar "hürriyet-i şahsiye"lerine malik ve ülkenin hukuk ve sorumluluğunda eşittirler. Kabinede Rıfat Paşa. Bu davranış cemiyet ve Meclis'te şaşkınlık yaratmış. Gerekli uyarılar yapıldıktan sonra Sadrazamlığa Hüseyin Hilmi Paşa getirilmiştir. Bu çalışma öylesine boyutludur ki bir çok Anayasa Hukukçusu. Hüseyin Hilmi Paşa her ko¬nuşmasında hükümetinin bir İT hükümeti olmadığını ileri sürmüşse de. 1908'de toplanan yeni Meclis-i Mebusan 1876 Anayasasını hemen değiştirmemiştir. Ayaklanmayı bastırdıktan sonra ken¬disinin ve ordunun halk nazarında prestiji çok arttı. Hüseyin Hilmi Paşa'nın birinci sadaretinde ise Meclis kendini kanıtlama çabasında olmasına karşı. Sultan Reşat tahta çıktıktan sonra Tevfik Paşa'yı yeniden sadra- 114 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 zamlığa getirmiştir. Hüseyin Hilmi Paşa'nın ikinci kabinesinde Talat Bey Dahiliye. Cavit Bey Maliye Nazırı olmuşlardır. ya¬sama çalışmalarının. 31 Mart ayaklanması sırasında sadrazamlığa getirilen Tev-fık Paşa hükümetinin İT örgütleri tarafından nasıl gayri meşru ilan edil¬diğine. Onun kabinesinde ilk kez İT. Kamil Paşa'nın tutumu Meclis'i. çeşitli konularda ıslahat karakterinde kanunların çıkartılması biçiminde hızlandığını görmekteyiz. . başta İT olmak üzere bir çok kişi ve bilim adamı bu kabineyi İT'nin yoğun biçimde yer aldığı ilk kabine olarak kabul etmişlerdir. Cemiyetin üyesi olmasa bile adı İT ile birlikte anılıyordu. Bir kere bu dönemde.Kanun gereğinden başka bir nedenle kimse sorgulanamaz. . 31 Mart olayı. Hüseyin Hilmi Paşa'nın ayrılmasından sonra Üçüncü Ordu Kumandanlığı ve Rumeli Vilayetleri Umumi Müfettişliği'ne atandı. Meclis-i Mebusan'ın ilk dönemi. ayrı bir 1909 Anayasasından bahsedebilmektedir. Buna rağmen İT'den çekindiği izlenimini Rumeli Umumi Müfettişliğinden itibaren vermiştir. Hareket Or¬dusu kumandanı iken sıkıyönetim ilan etmiş ve ancak ettikten sonra Milli Meclis'in (Mebusan ve Ayan Meclislerinin ortak toplantısı bu adla niteleniyor) bilgisine sunmuştur. Onun güvensizlik oyu ile düşürülmesi İT'nin ve Meclis'in bir ölçüde kendi politikalarını İkinci Meşrutiyet Dönemi 115 oluşturmasını sağladı. Cemiyetle de çok yakın bir ilişki içersinde olduğu söylenemezdi. yani Kamil Paşa'nın düşürülü¬şüne kadar olan döneminde Meclis kendi kişiliğini arama çabasın-daydı. Paşa'nın hükümette görev alması ise İbrahim Hakkı Paşa hükümetinde gerçekleşmiştir. 31 Mart olayının çıkması üzerine İkinci ve Üçüncü Ordulardan oluşan Hareket Ordu-su'nun kumandanlığına getirildi. Mahmut Şevket Paşa başarılı bir askerdir. hareket ordusu kumandanı Mahmut Şevket Pa-şa'nın ve ordunun öne çıkmasını ve ağırlıklı bir konuma gelmesini sağlamıştır. Paşa. İkinci Meşrutiyet döneminin belli bir bölü¬münde Mahmut Şevket Paşa'nın başat kişiliği her zaman tartış¬malarının odak noktasını oluşturmuş. ikinci planda görmeye ve mümkün olduğu kadar yok farzetmeye dayanıyordu. ayaklanmanın azlettiği bir sadrazamın (Hüseyin Hilmi Paşa) göreve yeniden getirilmesi hükümetin sürekliliğini vurgulama açısından önemliydi. Anayasada yapılan değişiklik¬ler İT iktidarının sonuna kadar devam etmiştir. bu yolda telgraflar çekildiğine daha önce değinmiştik. Bunun bir nedeni de 29 Temmuz 1908 tarihli Hatt-ı Hümayun'dur. Bu Hatt-ı Hümayun'da Abdülhamit aşağıdaki noktalan tüm ulusa ilan etmiştir. Ordu ve sıkıyönetim kumandanı olarak çok güçlü bir konuma gelmişti. Kendisinin kıymeti Vah-dettin'in padişah oluşundan sonra daha bir ortaya çıkmıştır.kaldığı süre içersinde Sultan Reşat yasama ve yürütme organlarına daima saygılı olmuştur. gerçek bir parlamenter yasama geçirilmesini engelleyen 1876 Anaya¬sasının bir çok maddesi değiştirilmiştir. ağırlıklı bir konuma geçmiştir. Aynı kişi¬nin yeniden sadrazamlığa getirilmesi bir hata olduğu gibi. Hürriyetin ilanı sırasında Birinci Ferik olarak Kosova Valisi görevindeydi. politik kararlarda önceliğini ko¬rumuştur. Necmettin Molla gibi İT'ye yakın kişiler de görev almıştır. Fakat en büyük deği¬şiklikler Ağustos 1909'da gerçekleştirilmiştir. zaten. Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa silik bir kişiliğe sahipti. Abdülhamit'in tahttan indirilmesinden.

Bakanlar Kurulu'nun sadrazam tarafından atanacağı ve padişahın onayına sunulacağı bu maddede düzenlenmektedir.09'da geniş kapsamlı bir değiştirme yapılmıştır. hiç kimse ait olduğu mahkemenin dışında bir yerde sorgulanamaz.Askerler dışında hiç kimse rızası olmadan herhangi bir me¬ muriyete tayin olunamaz.Gazeteler baskıdan önce hükümetin deretimine tabi tutula¬ maz. Madde 10. hapsedilemez vb. . fakat padişahın tahta çıkışlarında meclis önünde şeriat ve Kanun-u Esasi ahkamına uyacağı ve vatan millete sadakat edeceğine dair yemin etmesi öngörülmektedir. ya da istifa etmeye mecburdur. gerekse gezi amacıyla istediği memlekete gitmeye.Bu madde Bakanlar Kurulu ile Meclis arasındaki an¬laşmazlıkların nasıl çözüleceğini hükme bağlamıştır. . Kanunun tayin ettiği husustan başka surette bir adamın konutuna girmek ya da onu gözet¬ lemek caiz değildir. bir muameleyle cezalandırılamaz. Eğer milletvekil¬lerinin çoğunluğu tarafından istenirse padişah Meclis'i vaktinden önce de açabilir ve gene genel kurul kararıyla içtima süresini uzatabilir.Bu maddede padişahın görevleri ve yetkileri ayrı ayrı sayılmaktadır. Bütün yetki Meclis-i Mebusan'a verilmiştir (Hakimiyet-i Milliye ilkesi). İkinci Meşrutiyet Dönemi 117 . Memurlar. Madde 7. mal varlığının korunması bu maddeyle güvence altına alınmıştır. gibi özlük haklarıyla ilgili temel hükümler getirilmiştir. yazılı evraklar postalarda alıkonamaz. Madde 35.Meclis'in çalışmalarıyla ilgili düzenlemeleri yap¬maktadır. görev vb.Bu maddelerde Meclis'in her sene Kasım ayı ba¬şında davetsiz olarak toplanması ve Mayısın başında da gene padişah oluru olmadan tatile çıkması hükmü getirilmektedir. Temelde yetkiler kısıtlanmıştır.Padişahın hukukunun. yasalara karşı olan durumlarda kendilerine verilen emirlere uymaya mecbur değillerdir.Bu maddede hükümetin genel politikasından ötürü ba¬kanların müştereken ve bakanlıklara ait işlemlerden ötürü de teker teker Meclis-i Mebusan'a karşı sorumlu oldukları yer almaktadır. 116 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Daha önce de değindiğimiz gibi 1876 Anayasasının birçok mad¬deleri Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar geçen süre içersinde de¬ğiştirilmiştir. Maddeye göre herhangi bir anlaşmazlık durumunda bakanlar kendi kararlarında ısrar edip Meclis'in de bu karan kesin olarak reddettiği durumlarda Bakanlar Kurulu ya Meclis'in kararını kabul eder. Madde 28.Kimse hakkında kanunun tayin ettiği usulden başka surette bir takibat yapılamaz.Eğitim ve öğretim tamamen serbesttir. . .Yurttaşlarımızın gerek ticaret. İlk kez 8 Ağustos 19. Bu değişiklikte ele alınan maddeler (değişik şekliyle) şöy¬ledir: Madde 3.Basının kanun dairesinde serbest olduğu vurgulandık¬tan sonra sansür de bu maddeyle yasaklanmaktadır. Yeni Bakanlar Kurulu eski kurulun kararında ısrar ederse ve Meclis de gene bu karan reddederse padişah seçime gitmek üzere Meclis'i feshedebilir. Madde 27. Madde 30. . Madde 43/44.Bakanlar Kurulu sadrazamın başkanlığında toplanıp karar alınır dendikten sonra bu kararların padişah onayına sunulacağı da aynı maddede yer almaktadır.Herkesin konutu saldırıdan masundur.Ne şekilde olursa olsun ve kim tarafından oluşturulursa oluş¬ turulsun olağanüstü nitelikte komisyonlar ve mahkemeler teşkil edile¬ mez.Bu maddede saltanat ve hilafetin eski kurallara göre de¬ğişeceği. Madde 36/38. Ve şahsi mektuplar. .Bu maddede bireysel özgürlüğün her türlü saldırıdan masun olduğu belirtilmiştir. Madde 6. istediği kimselerle toplanmaya hakkı vardır. . Bu hükümden sonra aynı madde içersinde beş fıkra da memurların tayin. Madde 12.tutuklanamaz.

Madde 53- Kanunların milletvekilleri ve ayan üyeleri tarafından ya da hükümetçe önerileceğini söylemektedir.
Yasalaşma her iki mec¬lisin kabul etmesiyle mümkündür.
Madde 54- Kanunların tasdiki ve yürürlüğe girme sorunu, onay¬lanma için çoğunluğun belirlenmesi konusu ele
alınmıştır.
Madde 76- Milletvekillerine her toplantı dönemi için otuzbin ku¬ruş maaş verileceği ve her ay beşbin kuruş
maaşlı memurların harcıra¬hına eşit bir yolluk verileceği hükmedilmektedir. Eğer toplantı süresi uzarsa uzadığı
her ay için beşbin kuruş ek tahsisat verilecektir.
Madde 77- Meclis Başkanlık Divanı'nın seçimi bu maddede be¬lirlenmektedir.
Madde 80- Bütçe Kanunu'nun düzenlenmesi ele alınmaktadır.
Madde 113- Sıkıyönetim koşullarını belirlemektedir. Eski anaya¬sanın 119. maddesi bütünüyle kaldırılmış ama
yeni üç madde eklen¬miştir. Bunlardan Madde 119, postanelerdeki mektupların mahkeme karan olmadıkça
açılamayacağını; Madde 120, Osmanlıların toplanma özgürlüğüne sahip olduğunu ve bu özgürlüğün nasıl
kullanılacağım; Madde 121 ise Ayan Meclisi'nin tartışmalarının açık ve aleni olduğu¬nu, ancak beş üye
tarafından gizlilik teklifi verilebileceğini, bu teklifin ise çoğunlukla kabul edilmesi gerektiğini düzenlemektedir.

Anayasa'nın değiştirildiği bu tarihten sonra anayasada çeşitli de¬ğişiklikler daha yapılmıştır. Bunların içinde en
önemlisi 35. madde de¬ğişikliğidir. Bu maddede padişaha verilen yetki biraz daha genişle¬tilmiştir.
Değişiklikler ve tarihleri şöyledir:
- 15 Mayıs 1914; 7, 35 ve 43. maddeler değiştirildi.
- 29 Kasım 1914; 7,43 ve 102. maddeler değiştirildi.
- 25 Şubat 1916; milletvekilliği maaşlarını düzenleyen 76.
madde yeniden düzenlendi.
- 7 Mart 1916; 72. madde değiştirildi.
- 21 Mart 1918; 69. madde değiştirildi.
Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey yapılan çalışmaları özetlerken hükümetin bu dönem içersinde Meclis'e 73 yasa
önerisini getirdiğini ve bunlardan 53'ünün kabul edildiğini, geriye kalanların da komis¬yonlara havale edildiğini
bildirdi. Başkanın açıklamasına bakıldığında Meclis'e hemen her konuda öneriler getirildiğini görmekteyiz.
Mec¬lis'e önerilen kanunlarda genel çizgi, merkezi otoritenin gücünü artır¬ma eğilimi doğrultusundaydı. Bu
şekilde hükümete tanınacak merke¬ziyetçi yapının ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlayacağı inancı İT'de
egemendi. Meclis'ten geçen kanunların başlıcalan şunlardı: Gösteri ve toplantılarla ilgili yasa, Grev yasası,
Müslüman olmayan yurttaşların askere alınmalarıyla ilgili kanun, Dernekler Kanunu, Eşkiyalık ve fe-

118 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
satçılığın önlenmesiyle ilgili kanun... Yasalarla kişisel eylemler ve gösteri yapmak olanaksız hale
getirilmekteydi. Basın ve yayınla ilgili kanunlarda basın üzerine tam anlamıyla bir sansür konulmamakla
bir¬likte, basın ve düşünce özgürlüğü kısıtlanıyordu. Ünlü "Tatil-i Eşgal" yasası ise işçi hareketlerini, grevleri
kısıtlamaktaydı. Böylece birinci dönemin sonunda, bir yandan parlamenter yapı, diğer yandan da dev¬letin
merkeziyetçi konumu güçlendirilmek isteniyordu.
Hüseyin Hilmi Paşa hükümetinin sonunu Lynch İmtiyazı ve İs¬pirtolar Yasası getirmiştir. Hükümetin Fırat ve
Dicle üzerinde (Şat-ül Arap) vapur işletme imtiyazını, Meclis'e sormadan, Lynch biraderlere vermesi ağır
eleştiriler almıştır. Konuyu Anayasa hukukçusu, Bağdat Milletvekili Babanzade İsmail Hakkı Bey Meclis'e
getirmiştir. Baban-zade verdiği soru önergesinde bu imtiyaz kararıyla iki nehir üzerindeki ulaşımın bir şirketin
tekeline verildiğini ve bu andlaşmanın meclise niye getirilmediğini sormuştur. Sonra.tartışma, devleti mali yük
altına sokan bütün andlaşmaların Meclis'in onayına sunulması gerektiği noktasında odaklaşmış ve sert
tartışmalar cereyan etmiştir. Bunun da ötesinde hü¬kümetin ithal edilen ispirtonun kullanım alanlarının
denetlemeye yö¬nelik bir yasayı Meclis'ten geçirdikten sonra, uygulamasını, dış baskı¬lardan ötürü tehir etmek
istemesi de ayrı bir tartışma konusu olmuştur.
Hüseyin Hilmi Paşa'nın Meclis içersinde karşılaştığı muhalefeti "İkdam" gazetesi şöyle özetlemiştir: İT
Fırkasının çounluğunun bir kısmı, Mutedil Hürriyetperveren Fırkası, Rum milletvekillerinden ba¬zıları, Ermeni
milletvekillerinden bazıları, Ahrar'dan ve yansız millet¬vekillerinden bir grup... İkdam'ın yazarı bu grupları
sıraladıktan sonra şu yargıya varmaktadır: "İşte görülüyor ki bu bir geçici çoğunluktur... Sırf Lynch meselesi

nedeniyle oluşmuştur". Hüseyin Hilmi Paşa'nın istifası yeni tartışmaları gündeme getirdi. Paşa Meclis'teki
güveni yi¬tirdiğini farkettiği için görevinden ayrılmıştır. Bu istifanın arkasında çeşitli nedenler aranmış, hatta
istifaya gizemli bir hava da verilmiştir. Ne var ki bu istifa diğer hükümetler açısından da bir gelenek halini
alacaktır. İsmail Haki Bey bu olayı "pencereden atlamaktansa kapıdan çıkmayı yeğlediğini, bunun da
meşrûtiyetlerde doğal olduğunu" söyle¬yerek yorumlamıştır. Hüseyin Hilmi Paşa İT'nin yetkili organlarında
kabinenin düşürülüp düşürülmemesi konusunda bir toplantı yapılırken istifa etmiştir...
6) İbrahim Hakkı Paşa Hükümeti ve Muhalefetin Güçlenmesi:
Hüseyin Hilmi Paşa'nın istifasından sonra 10 Ocak 1910'da İbrahim Hakkı Paşa hükümeti iktidara geldi.
İbrahim Hakkı Paşa Mektebi Mül-

İkinci Meşrutiyet Dönemi 119
kiyeyi birincilikle bitirmiş, çeşitli üst düzey memuriyetlerde, elçilikler¬de bulunmuş aydın bir devlet adamı
olarak bilinmektedir. Kendisinin genç kuşaklarca sevilmesinin nedeni Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk ve
Hamidiye Ticaret Mektebinde, özellikle sosyal konularda, verdiği derslerdir. Bu dersler de, Abdülhamit
döneminin baskısına kar¬şın özgür düşünceyi yansıtmıştır. Nitekim sadarete getirilmesi coşkuyla karşılanmış,
sadaret alayı o güne kadar görülmeyen bir ilgiyi çekmiştir. Kabinesinde Talat, Cavit gibi İttihatçıların önde
gelenleri bulunduğu gibi, ilk kez, Mahmut Şevket Paşa da Harbiye Nazırı olarak görev al¬mıştır. Böylece
Mahmut Şevket Paşa'nın, dolayısıyla ordunun iktidarı paylaşması da sağlanmış bulunuyordu.
İbrahim Hakkı Paşa 25 Ocak'ta hükümet programını Meclis'te okudu. Program üzerinde geniş tartışmalar oldu.
Meclis-i Mebusan'ın kuruluşundan bu yana bir hükümet programının parlamenter yöntem¬lere uygun biçimde
tartışılıp, güvenoyu alması bu kabinede mümkün olmuştur. Programın en önemli bölümlerinden biri
kapitülasyonlara ilişkin şu söyledikleriydi: "... çeyrek yüzyıl en dehşetli bir istibdat al¬tında ezildikten sonra,
ancak bir buçuk yıldır hürriyetine kavuşan memleketimizde yapılacak işlerin çokluğu en yüksek çabaları bile
dü¬şündürecek boyuttadır. Yapılacak işlerin başında memleketin terakki-yatını yasaklayan kapitülasyonlardan
kurtulmak, yabancılara verilen imtiyazlar hakkında özel bir kanun yapmak gibi önlemler geliyordu". İ. Hakkı
Paşa programında da bir sloganı öne çıkartmıştır. Bu slogan "Adl-ü İhsan", yani "Adalet ve bağış"tır. Bunu
seçmesini de "Cenab-ı Hak adi ile ihsanı birlikte emretmiştir, çünkü şiddet ile merhamet bera¬ber gitmelidir".
Program Meclis'te şiddetle eleştirilmiştir. Eleştirilerde Lütfı Fikri Bey başı çekmekteydi. Rıza Nur Bey de
ondan aşağı kal¬mamıştır. İ. Hakkı Paşa'nın yanıtı ise bir siyasi ustalık örneğidir. Özel¬likle Rıza Nur'un,
programı parlak bulmayan sözlerine verdiği "Allah parlak program yapmaktan beni korusun" biçimindeki
yanıtı, günü¬müzde bile gerçekleştirilemeyen iddialı hükümet programları açısından değeri inkar edilemeyecek
bir yaklaşımdır. Kabine 34 red oyuna karşı, 187 olumlu oyla güven oyu almıştır. Ne var ki Meclis' teki
muhalefetin de azımsanmayacak bir boyutta olduğu böylece ortaya çıkmıştır.
Hakkı Paşa'nın sadaret döneminde (Ocak 1910-Ekim 1911) Meclis'te iktidar-muhalefet çatışması zaman zaman
sövgü, kavga, to¬katlama, düello çağrıları ile doruğa ulaşmıştır. Bu süre içersinde hükü¬mete yönelik 15
gensoru önergesi verilmiştir. Gensoruların dışında bir çok tartışma daha gündeme gelmiştir. Bunların en
önemlileri şunlardı: Chester Projesi, Cavit-Zöhrap sosyalizm tartışması, Hakkı Paşa-Koz-midi ve Rıza Tevfık
çatışması, Arnavutluk olaylarıyla ilgili önergeden

120 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
doğan Talat Bey-Boşo tartışması, 1327 bütçesi üzerine çıkan sert tar¬tışmalar.
İ. Hakkı Paşa kabinesinin kuruluşu döneminde Meclis'te pek bü¬yük bir güce sahip olmayan, örgütlenmelerini
yapamamış iki muhalif parti vardı: Osmanlı Demokrat Fırkası ve Mutedil Hürriyetperveran Fırkası. 1910'da
bunlara, gene İT'den ayrılan ve çoğunluğunu ulema diye nitelendirebileceğimiz sarıklıların oluşturduğu Ahali
Fırkası da eklendi. Bu fırkanın da Meclis dışında örgüt temelinde önemli bir gücü yoktu. Meclis içersinde ve
dışında muhalefetjn genişlemesinin önemli nedenlerinden biri de "Sada-yı Hak" gazetesi başyazarı Ahmet
Samim'in öldürülmesidir. (9/10 Haziran 1910). Söz konusu gazetenin Kozmidi (İstanbul milletvekili) tarafından
Patrikhane desteğiyle çıka¬rıldığı söylenmekteydi. Bundan ötürü cinayete bir yurtseverlik damgası vurulmaya
çalışılmıştır. Nitekim H. Cahit Bey'in, cinayetle ilgili yazı¬sındaki şu bölüm dikkati çekmektedir: "... Türklük
idealini bir Allah ibadeti gibi yükseklere çıkaran, o ideale toz kondurmayı bile cinayet sayan, temiz, haşi ve
müteassıp ruhlar...". Böylece cinayeti İT mensubu birinin işlediği de dolaylı bir şekilde ifade edilmektedir.

1911 yılının başlarında, o güne kadar olan muhalefet gruplarının en güçlüsü, İT'nin Meclis Grubu içersinde boy
gösterdi. "Hizb-i Cedit" diye anılan bu grubun başında Miralay Sadık Bey ile Karesi Milletvekili Abdülaziz
Mecdi Efendi görülmekteydi. Özellike Mecdi Efendi'nin Meclis-i Mebusan içersinde etkinliği büyüktü. "Hizb-i
Cedit" grubu 23 Nisan'da on maddelik bir program yayınladı. Bu programın temel ilke¬lerini şöyle sıralamak
mümkündü:
- Milletvekillerinin iş takip etmeleri, iş görmeleri ve bazı imti¬
yazların çıkarılması için bizzat uğraşmaları yasaklanmalıdır.
- Partinin milletvekillerinden birinin nazır olabilmesi gizli oya
ve 2/3 gibi yüksek bir çoğunluğa bağlanmalıdır.
- Ahlak ve dini terbiyenin behemahal korunması, bunun ya-
nısıra iktisat ve eğitimle ilgili gelişmeler toplumun gereksinimleriyle
sınırlandırılmalıdır.
- Kuvvetler arasındaki (yasama, yürütme ve yargı) dengenin
korunabilmesi için hilafet ve saltanatın bazı haklarının yeniden anayasa
içersinde yer alması sağlanmalıdır.
- Gizli amacı olan cemiyetlere izin verilmemelidir.
Görüldüğü gibi bu program doğrudan doğruya İT'nin merkezi
umumisini hedef almaktaydı. Nitekim bu programın yayınlanmasından sonra bazı bakanlar istifa etmeye karar
verdiler. Fakat ilk anda bu ka¬rarların yaşama geçirilmesi mümkün olamadı. Bu arada basında bir hükümet
bunalımının doğmak üzere olduğu konusunda yazılar daha sık

İkinci Meşrutiyet Dönemi 121
görülmeye başlandı. İT'ye bağlı bakanların Sadrazam'a istifalarını sunduğu gün Cavit Bey Sadrazam'a istifa
etmesi gerektğini, İT'nin bundan sonra İ. Hakka Paşa kabinesini, kimlerden oluşursa oluşsun
desteklemeyeceğini açıkça söylemiştir. Buna karşın istifa gerçekleş¬memiştir. Gene Nisan ayı içersinde
Mahmut Şevket Paşa da istifa et¬mekten söz etmeye başlıyor. Hacı Adil ve Talat Beyler kendisini isti¬fadan
vazgeçiliyorlar. Bütün bu gelişmeler artık Hakkı Paşa kabinesinin her yanıyla çatırdadığmı, çökmek üzere
olduğunu ortaya koymaktaydı. Ağustos 1911'de cemiyetin bütün ileri gelenleri kabinenin düşürülme¬sini ciddi
olarak tartışmaktaydılar. Hakkı Paşa'nın yerine Mahmut Şevket Paşa'nın Harbiye Nazın olacağı bir Hacı Adil
Bey hükümeti modeli ortaya atılmıştı. Bunun anlamı İT'nin artık tek başına iktidar olmaya hazırlandığıydı.
Hakkı Paşa da cemiyetin çökmekte olduğuna ilişkin bir inanca sa¬hipti. Zorlaşan uluslararası durum ve
cemiyetin bu çöküntüsü kar¬şısında bir Kamil Paşa hükümetinin kaçınılmaz olduğunu bile çev¬resine
söylemeye başlamıştı. Eylül 1911 ayı ÎT'nin kongresinin ya¬pıldığı ay olduğu gibi, İtalyanların sudan bir
bahane ile Trablusgairp'a saldırdıkları aydır. Hakkı Paşa Sadrazamlığından önce Roma elçisiydi. Buna rağmen
İtalyanların uzun süren hazırlıklarını, Kuzey Afrika ko¬nusundaki isteklerini sezememişti. Diğer yandan
Osmanlı Devleti'nin, elinde kıt olanaklarla, Libya'da İtalyanlara karşı savaşabileceğine de inanmıyordu. Klasik
Osmanlı politikasının araçları olan büyük devlet¬leri birbirine karşı kullanma uğraşıyla bir sonuca
varılabileceği kanı¬sındaydı. Ne var ki İtalyan saldırısı ülkede büyük yankılar uyandırdı. İT kulüplerinde
protesto gösterileri düzenlendi. Selanik'te işçi hareketi grev ve gösterilerle en azından enternasyonalin ilgisini
çekmeyi başa¬rabildi. İT'yi ve Osmanlıları zor günler bekliyordu. İbrahim Hakkı Paşa kabinesi, bu koşullar
altında, 30 Eylül 1911'de istifa etti. Yerine Sait Paşa sadarete getirildi.
7) Hürriyet-i İtilafın Doğuşu ve 1912 Seçimleri:
Trablusgarp savaşı başladıktan sonra muhalif kamuoyunda bir Kamil Paşa kabinesinin tek kurtuluş yolu olacağı
biçimindeki düşünce pekişti. Hacı Adil Bey'in Padişah ile yaptığı konuşmadan Sultan Reşat'ın da Kamil Paşa
kabinesine sıcak baktığı izlenimi ortaya çıkınca, İT Hür-riyet'in ilanı sırasında istemediği Sait Paşa'ya bir can
simidi gibi sa¬rıldı. İT nasıl Sait Paşa'ya dört elle sarılmışsa, o da cemiyetin destek¬lemediği bir hükümetin
başında olmayı istemiyordu. Bu nedenle İT'nin önde gelen liderleri yeni kabinede görev aldılar. Hacı Adil Bey

122 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
Dahiliye, Talat Bey Posta-Telgraf, Cavid Bey de Nafıa nezaretlerine getirildi.
1912 yılının ilk aylarında Meclis-i Mebusan içersinde bulunan partili, partisiz tüm muhalifler bir birleşik

muhalefet partisi kurma doğrultusunda anlaştılar. Meclis'teki Mutedil Hürriyetperveran ve Ahali fırkalanyla,
diğer muhaliflerin oluşturduğu bu parti "Hürriyet ve İtilaf adını aldı. Hürriyet sözcüğünün anlamı açıktı. İtilaf
ise birleşme, anlaşma anlamına gelmekteydi. Özetle bu bir partiden ziyade, her türlü düşüneyi, eğilimi içeren bir
"blok" hareketiydi. Başta şehzade Vahdet¬tin olmak üzere saraya mensup bazı kişiler de bu partiyi
destekliyorlar¬dı. Damat Ferit Paşa başkanlığa seçildi. Miralay Sadık da onun yar¬dımcısı olarak görev aldı.
Parti uyguladığı saldırgan muhalefet politikasıyla geniş bir toplumsal tabanı yanına çekmeyi başardı. Parti¬nin
tüzük ve programı temelde liberal ekonominin kurallan ile ayrılıkçı akımları cesaretlendirecek ilkeleri
kapsamaktaydı. Örneğin parti bazı vilayetlerde milli eğitim, tarım, bayındırlık vb. gibi konularda özerk
yönetimi kabul ediyordu. Bu yöreler sadece savunma ve dış işlerinde devlete bağlı olacaklardı. Programda
kapitülasyonlara karşı hiçbir hüküm yoktu. Yapısı itibarıyla yeni parti tam anlamıyla bir karmaşa yuvasıydı.
Buna rağmen özgürlüğe susamış, bu arada ekonomik sorun¬ları hiç bir zaman çözümlenmemiş yığınlarla,
liberal, iyi niyetli aydınlar partinin İT'ye yönelik savaşımına fiilen katılıyorlardı. Bunlar arasında önde gelen
örnek Tevfik Fikret'tir.
Partinin ve yöneticilerinin kişilikleri açısından en çarpıcı bilgileri Rıza Nur vermektedir. Hareketin içinde
bulunan Rıza Nur "Hürriyet-i İtilaf nasıl doğdu, nasıl öldü" adlı yapıtında partinin oluşumundaki ya-
paylığa.yöneticilerinin niteliğine ilişkin açıklamalar yapmaktadır. Par¬tinin tek amacı vardı, ne olursa olsun
İT'yi iktidardan uzaklaştırmak, devirmek. Bu yaklaşımı Rıza Nur şöyle anlatmaktadır:
"Partinin kuruluşunun ertesi günü hiç selamlaşmadığımız halde Hüseyin Cahit Bey Meclis' te yanıma geldi.
Yüzü heyecandan saman gibi sararmıştı. Benden Fırka'nın ne olduğunu, maksadını sordu. Ben de:
- Siz çok ileri gittiniz. Biz de bütün muhalefet kuvvetlerini bir
araya topladık. Size müthiş bir darbeyi helak indireceğiz. Maksadımız
sizi iktidar mevkiinden atmaktır. Cevap verdi:
- İyi ama içinizde mutaassıp, dindar, hoca, hıristiyan, cahil,
âlim ve muhtelif siyasi fikirde adam var. Nasıl olur? Hani sen "Mec¬
lis-i Mebusan'da Fırkalar" namındaki eserinde, bizi, bir cinsten olma¬
yan "amalgame" diye vasıflandırıyordun. Bizden dürüst iş çıkmaya¬
cağını iddia ediyordun. Ya bu sizin ki?
- Evet hakkın var, diye mukabele ettim ve şunları söyledim:

İkinci Meşrutiyet Dönemi 123
Sizi devirmek için şimdi ne bulursak topladık. Siz düşün, o gün, fırkayı dağıtacağız. Böyle fırkalar zaten
dağılmaya mahkumdur".
Rıza Nur'un bu yazdıkları da Hürriyet-i İtilafın ne denli oportü¬nist bir siyasal doğrultuda olduğunu ortaya
koymaktadır. Nitekim bu fırka iktidarda olduğu zaman Balkan bozgununu hazırladı ve Sevr an¬laşmasını
imzaladı.
İT bir yandan muhalefetin ölüm isteyen baskısını en aza indirmek, diğer yandan Trablusgarp ve Yemen'de her
gün ciddiyetini artıran olayları daha radikal diyebileceğimiz bir çözüme kavuşturmak için ha¬reket serbestliğine
ihtiyaç duyuyordu. Bu ise seçimlerin yenilenmesi ve Meclis'te çoğunluğun sağlanmasıyla mümkündü. İşte bu
koşullar al¬tında seçime gidilmesine karar verildi. Ne var ki bu kararın yaşama ge¬çebilmesi için Meclis'in
feshedilmesi gerekiyordu. Bunun da sağ¬lanması Anayasa'daki 35. maddenin değiştirilmesi ile mümkündü. 35.
maddenin değişmesine ilişkin karar İT'nin Selanik'teki kongresinin yedinci maddesinde yer aldı. Bu maddede
değişikliği istenen nokta Meclis-i Mebusan'ın feshine ilişkin yorum yetkisinin kısıtlanması, bu arada Padişahın
yetkisinin artırılmasıdır. İT'nin seçimlere gidebilmek için uygun gördüğü yol buydu.
Değişiklik tasarısı 3 Ocak 1912'de Meclis'e sunuldu. Muhalefet tasarının görüşülmesini engellemek için
"obstrüksiyon"a başvurdu. Bunun üzerine hükümet uzun bir istifaname ile bu hareketi kendisine karşı
güvensizlik olarak yorumladı. Padişah Sait Paşa'yı yeniden sada¬rete getirdi. O da değişiklik önergesini
Meclis'e sundu. Bu kere muha¬lefet yapacağı engellemenin yeniden güvensizlik oyu kabul edilip hü¬kümetin
istifa edeceği ve böylece Meclis'in feshinin önü açılacağı için müzakerelere katıldı. Görüşmelerde muhalefet,
özellikle azınlıklara mensup milletvekilleri en şiddetli eleştirileri yapıyorlardı. Uzun tartış¬malardan sonra
yapılan oylamada 234 oydan 125 kabul, 105 red ve 4 oyun da çekimser çekimser kaldığı görüldü. Değişiklik
gerekli 2/3 ço¬ğunluk sağlanamadığı için red edilmişti. Sait Paşa bu sonucu kendine yönelik güvensizlik kabul

etti, Ayan'dan gelen olumlu görüş üzerine Padişah Meclisi fesh etti. Fesih tarihi 18 Ocak 1912 idi.
Muhalefet seçimlere büyük bir saldırı ile girdi. Tevfık Fikret, Mec¬lis'in feshini ve İT'nin baskılarını yermek
için ünlü "Doksanbeşe Doğru" şiirini yazdı. Bu şiirde Meclis'in feshiyle Rumi 1295'de Abdülhamit'in Meclis-i
Mebusan'ı tatile göndermesi arasında ilişki kuruyordu.
Seçim sistemi iktidarda bulunan partinin haksız ve yasa dışı mü¬dahalelerde bulunmasına olanak sağlayacak
yapıdaydı. Seçim iki de¬receli olarak yapılmaktaydı. Birinci aşamada "Müntehibi Sani" denilen ikinci
seçmenler seçiliyor. İkinci aşamada ise bunlar milletvekillerini

124 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
seçiyorlardı. İkinci seçmenlerin çoğunluğunu kazanan parti seçimleri kazanmış oluyordu. Seçimlerin denetimi,
bürokrasinin üst düzeydeki kişilerinden oluşan, "Heyeti Teftişiye" denilen bir komisyon tarafından
yürütülmekteydi. Bu da iktidardaki parti lehine bir takım girişimlerin yapılmasına olanak sağlıyordu. Seçimler
ülkenin her yerinde aynı günde bitirilmiyordu. Vilayetlere, livalara, kazalara göre değişik tarih¬ler tesbit
edilebiliyordu. Böylece bazı bölgelerdeki seçimlerin sonuçla¬rı, diğer bölgelerde gerekli tertiplerin alınmasına
yol açıyordu. Özetle seçim yöntemi adil, genel ve eşit oy ilkesini sağlayacak durumda de¬ğildi. Seçim
sisteminin yanısıra devlet ve kolluk güçleri de seçmenler üzerinde çeşitli baskılar uyguluyorlardı. 1902
seçiminde İT'nin baskı¬ları o boyutlara ulaşmıştı ki, bu seçim, bir çok yayın organında, kitap¬larda "Sopalı
Seçim" diye de nitelenmiştir. Nitekim Edirne Milletvekili adayı Dr. Rıza Tevfik'in dövülmesi yurtta büyük
yankılar uyandırdı, Tevfik Fikret, bir kez daha, bu olayı "Döğün zavallı vatan" diyen mıs-ralarıyla kınadı.
Muhalefet karmaşık yapısı nedeniyle toplumun geleneksel duygu¬larını sömürerek kampanyayı yürüttü. Bu
konuda çok ilginç örneklere de rastlanmıştır. Celal Bayar'ın anılarında anlattığı gibi, 35'nci madde değişikliği,
(30 gün oruç + 5 vakit namaz) = 35 biçiminde yorumlan¬maktaydı. Böylece İT'nin söz konusu maddeyi
değiştirmek istemesin¬deki amacı, oruç ve namazı yasaklama olduğu tabanda yayılıyordu. Gene Hürriyet Hoca
denilen bir vaiz Bursa Ulucami'de "Mikrop yoktur, kolera hastalığına karşı tedbir almalı demekle dinsizler
Allah'ın takdi¬rine karşı koyuyorlar" demeye kadar varan, genelde İT'yi hedef alan söylentiler yaymaktaydı.
1912 seçimleri bu koşullar içersinde ve İT'nin baskısı altında geçti. Soınuçta seçimi İT büyük bir çoğunlukla
kazandı. 13 Nisan 1912'de yeni Meclis açıldı. Artık bu Meclis'te muhalefet yoktu. İlk iş olarak Anayasa'nın ünlü
35. maddesi değiştirildi. Fakat muhalifsiz, dikensiz bir gül bahçesi olan bu Meclis'i büyük sürprizler bekliyordu.

8) İT Muhalefette:
Meclis-i Mebusan'ın açılış töreninin yapıldığı gün İtalyan Donanması¬nın Çanakkale Boğazı'nda Kumkale
istihkamlarını bombaladığı haberi geldi. İtalyanlar, Trablusgarp'ta, M. Kemal, Enver ve Fethi Beyler gibi yiğit
subayların örgütlediği savunmayı yenilgiye uğratamayınca savaşı deniz savaşı biçimine dönüştürmeyi
yeğlediler. Beyrut limanını deniz¬den bombaladılar, liman ağzında bir gemiyi batırarak limanın çalışma¬larını
engellediler. Ayrıca Ege adaları üzerinde de çeşitli silahlı baskı-

ikinci Meşrutiyet Dönemi 125
lan gündeme getirdiler. Bir yandan denizden Anadolu kıyılarının bile tehdit edilmesi, Trablusgarp'ta başarıyla
çarpışan kıtaların ikmalinin hemen hemen imkansız hale gelişi, hükümeti çok zor durumda bırak¬mıştı. Bunun
üzerine Trablusgarp'ta, Mısır örneği, Osmanlı İmparator-luğu'nun "Hakimiyeti Siyasiye"si altında bir çözüm
bulunması için yapılan girişimler de olumlu sonuç vermemişti. Dış olaylarda böylesine bir çıkmazın içine
girmiş olan Hükümetin sorunlarına Arnavutluk is¬yanı da eklenince, Sait Paşa'nın durumu kritik bir noktaya
ulaşmıştı. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın Arnavutluk'a karşı çok sert bir sindirme harekatına girişmesi
bardağı taşıran son damla oldu. Görülen oydu ki, Rumeli İmparatorluğun elleri arasından ağır ağır kayıyordu.
Miralay Sadık ve arkadaşlarının Manastır'da 1908 öncesi eylemlere benzer bir harekete girişmeleri, Miralay
Sadık sorununa başlangıçta suhuletle eğileceğini söyleyen Mahmut Şevket Paşa konusunda İT'nin daha bir
ikircikli düşünmesine neden oldu. İT'nin "Merkezi Umumi"sinde ve diğer üst yöneticilerinin bulunduğu
toplantılarda, Harbiye Nazırına sert eleştirlier dile getirilmeye başlandı. Bu eleştiriler şu noktalar çevresinde
toplanıyordu:
- Ordu içersinde Miralay Sadık ve benzeri grupların baş¬
lattıkları kışkırtıcı eylemleri zamanında önleyememesi,

- Ordudan politikayı atacağım iddiasıyla İttihatçı subaylar
üzerinde büyük bir baskı kurması,
- Arnavutluk olaylarını, beklendiği şekilde, ılımlı tedbirlerle
çözmeyip, ateşe barutla yaklaşır gibi sert tedbirler alması, olayı içinden
çıkılmaz hale getirmesi.
Bütün bunların dışında İT'nin bir başka kuşkusu daha vardı. Mahmut Şevket Paşa'nın Almanya ve
Avusturya'nın desteğiyle bir darbe yapacağı bu kuşkunun odak noktasını oluşturuyordu. İT Mec¬lis'te
çoğunluğu kazandıktan sonra Harbiye Nazın meselesini çözmeyi düşünüyordu. Bunnu yanısıra Meclis
Başkanlığına Ahmet Rıza'nın ye¬niden aday gösterilmemesi de İT'nin istekleri arasındaydı. Nitekim Ahmet
Rıza Ayan'a kaydırılarak, yerine Halil Bey getirildi.
Savaşın gelişim doğrultusu Sait Paşa'yı ürkütmüştü. Çevresine is¬tifa etmekten söz etmeye başlamıştı. İT ise
böyle bir istifanın eninde sonunda bir Kamil Paşa kabinesine yol açmasından korkuyordu. Mah¬mut Şevket
Paşa sorunu da iplerin kopacağı noktaya gelmişti. Sait Paşa, "Bana binbaşı da olsa bir harbiye nazırı bulun" diye
çırpınıyordu. So¬nuçta Sait Paşa güvenoyu almasına karşın istifa etti. Cavit Bey anıla¬rında İT'nin çaresizliğini
şöyle anlatır: "... Bir blöfün kurbanı olduk. Bizimle hem his ve hem fikir olmayan ve olamayan adamlarla teşriki
mesai etmenin cezasını çektik. Elimizde kuvve-i teşriiye varken bizden

126 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
bir heyet yapamadık. Hem nim tedbirlerimiz ne netice vermişse bu de-faki hareketimiz de aynı neticeyi verdi."
Sait Paşa huzura çıktığında Padişah "Niçin istifa ettiniz, size iti¬matları vardı" deyince, bir süre başını eğip
düşündükten sonra "Onların bana itimatları vardı, ama benim onlara itimadım yoktu" yanıtını ver¬miştir.
Paşa'nın sadarettin istifasının nedeni konusunda kendisi de dahil olmak üzere hiç kimse açık bir şey
söyleyememiştir. Ne var ki, Sait Paşa'nın savaşın hemen bitirilmesi konusundaki istekleri İT tarafından olumlu
karşılanmıyordu. İstifayı öne çıkaran neden bu olsa gerekti. Olayın asıl şaşırtıcı yanı, Cavit Bey'in de üzerine
basarak vurguladığı gibi, İT'nin Meclis çoğunluğuna sahip olduğu halde kendi içerisinde bir kabine
kuramamasıdır.
Sait Paşa'dan sonra sadaret görevi Gazi Ahmet Muhtar Paşa'ya verildi. Görevi, uzun yıllar beklediğini ihsas
eden, büyük bir duyar¬lılıkla kabul eden Gazi eski sadrazamları da içeren bir kabine kurdu. Şura-yı Devlet
Reisliğine Kamil Paşa, Adliyeye Hüseyin Hilmi Paşa, Dahiliyeye Avlonyalı Ferit Paşa, Harbiyeye Nazım Paşa
ve Bahriyeye de oğlu Mahmut Muhtar Paşa getirildi. Bu niteliğinden ötürü, kabineye büyük kabine adı verildi.
Kabinenin ömrü dört ay sürdü. Meclis-i Me-busan'da dört konuda İT çoğunluğuyla çatışmaya girdi. Bu
konulardan birincisi Meclis'i "Fındıklı Tiyatrosu" diye niteleyen halaskâran gru¬buna karşı Harbiye Nazırının
ılımlı davranışı, diğeri Kabine programı¬nın tartışmaları, üçüncüsü anayasada yeniden değiştirilmek istenen 35.
madde görüşmeleri ve nihayet Meclis'in feshi ile ilgili, Ayan'ın Naro-dokyan Efendi'nin yorumu doğrultusunda
karar vermesidir.
Gazi'nin kabinesi bir geçiş kabinesiydi. Muhaliflerin yaklaşımı bu doğrultudaydı. Nitekim büyük kabine, adıyla
ters orantılı bir çok küçük iş yaptıktan sonra istifa etti. Yönetimde bulunduğu dört ay içersinde Balkan Savaşı
patlamış, Edirne'ye kadar bütün Rumeli kaybedilmiş, Ege adaları (Girit dahil) yitirilmiş, Trablusgarp elden
çıkmıştı. Paşa is¬tifa ettiğinde Meclis çoktan feshedilmişti, seçimlerin ne zaman yapıla¬cağı da belli değildi.
Gazi'nin yerine gelen Kamil Paşa, bütün muhalif¬lerle donattığı kabinesinde, Meclissiz bir ortamda, istediği
gibi bir yönetimi uyguladı.
Kamil Paşa 30 Ekim 1912'de iktidara geldi. Kabinesinin üyeleri şunlardı. Şeyhülislam Cemalettin Efendi,
Harbiye Nazırı Nazım Paşa, Hariciye Nazırı Narodokyan Efendi, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey, Maarif
Nazırı damat Şerif Paşa, Posta-Telgraf Nazırı Masoros Kikik Bey, Bahriye Nazır Vekili Ferik Salih Paşa, Kamil
Paşa Kabinesinin ilk işi koyu bir İttihatçı avını başlatmak oldu. Cavit Bey, Hüseyin Cahit Bey ve bazı
İttihatçılar yurt dışına kaçtı. Diğerleri ise ünlü deyimiyle

İkinci Meşrutiyet Dönemi 127
"Yeraltına" girdiler. Hükümet büyük devletlerin tüm tekliflerini kabul ederek Balkan barışını imzalama çabası
içindeydi. Osmanlı İmparator¬luğu 'nun Avrupa sınırı olarak Midye-Enez hattı kabul edilmişti. Böy¬lece
Edirne sınırlarımızın dışında kalıyordu. Bu kamuoyunca kabul edilmeyecek bir noktaydı. İşte bu koşullar

Diğer yandan kamuoyu da Rumeli'nin ve özel¬ likle Edirne'nin elden çıkarılması konusunda çok duyarlı haldeydi. İşte baskınla böyle olanaksız bir olay başarılmış. Fethi (Okyar). yerine Mahmut Şevket Paşa'nın sadarete atandığına dair Hatt-ı Hümayun'u alacaklardı. Binbaşı İsmail Hakkı. Talat. ne bekliyoruz" diyerek baskın kararının çıkmasını etkilemiştir. Bugünün bilgisayar olanaklarını kullanarak baskının başarı şansını hesaplamak isteseydik. Taburun başın¬daki subayların önemli bir bölümü cemiyetin üyesiydi. Kara Kemal.leri bu konuda önü çekmektedirler. Baskının düzenlenmesiyle ilgili ya¬pılan gizli toplantılara Talat Bey. Tam saat üçte. Nazım. yurt içer¬ sindeki İT örgütünün ayakta tutulabilmesi. Sait Halim Paşa ve Fethi Bey biraz temkinli davranılmasını. Bunlar Babıâli'ye girerek Kamil Paşa'nın istifasını sağlayıp. Daha önceden bastırılmış olan bildiri bu sırada halka. Enver Bey. Lond- ra'daki barış konferansında Balkanlı bağlaşıkların kendi aralarında.Kamil Paşa iktidarının bütün baskılarına rağmen. Yakup Cemil. Hacı Adil. Böylesine küçük bir olasılığa karşı darbenin başarısının nedenleri konusunda şunları sıralayabiliriz: . Eğer parti böyle bir "Fedai" gücüne sahip olmasaydı. konuşmalar bunu ortaya koymaktaydı. Ziya Gökalp.içersinde. basına ve elçiliklere dağıtıla¬caktı. illegal olarak faaliyetlerini sürdürmüş. Ayakta. Cemal Bey. merkezin verdiği emirleri tam bir disiplinle uygulamıştır. Olaya yığınsal bir gösteri havası vermek için baskın saatından önce güvenilen subay ve siviller Babıâli çevresindeki kıraathanelerde toplanacaklar ve işaret üzerine Sadaret Binası önündeki yerlerini alacaklardı. Bu değerlendirmede dış ve iç dinamiklerin konumları çok dikkatli bir şekilde incelenmiştir. Çe¬ şitli yazılar. uygun bir za¬manın beklenmesini söyleyerek ikircikli davranmışlar. Bu başarı İT'nin gözüpek militan gücünün ve önderlerinin eseridir. Hareket tam anlamıyla bir baskın biçiminde düzenlenecekti. hükümet darbesini yapamazdı. harekatı çevreleyen tehlikelerden hiçbirine aldırılmamıştır. Dr. . Çünkü bu saatte devletlerin verdiği notaya verilecek yanıt son şeklini alacaktı. 1912'nin Aralık ayı sonu itibarıyla gerçekçi sayılabilecek bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Babıâli'de muhafız kıtası olarak görev yapan Uşak Taburu¬nun herhangi bir harekette bulunmaması sağlanmıştı. ihtilafa düştükleri sezinleniyordu. Eğer Balkanlarda bu ihtilaftan ötürü bağlaşıklar arasında bir sıcak çatışma söz konusu olursa bundan yararlanmak gerekebilirdi. diri bir şekilde kalan örgüt. 9) Babıâli Baskını ve Sonrası: "Babıâli Baskını" diye bilinen hükümet darbesi aklın zor kabul edebi¬leceği ölçüde. Enver. Bakanlar Kurulu'nun üyeleri ile Sadrazamın o sırada makamında bulunacağı bi¬liniyordu. bulacağımız olasılık böyle bir eyleme girişmemizi engelleyecek düzeyde küçük olacaktı. özellikle paylaşım konusunda.Baskın planının hazırlanması dikkatle yapılmış bir durum değerlendirmesi üzerine oturtulmuştur. İT siyasal açıdan uygun koşulların varlığını tesbit 128 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 etmiş. Böylesine duyarlı bir kamuoyunun yapılacak bir harekette İT'nin yanına çekilmesi müm¬ kündü. Oysa Kamil Paşa hükümetinin böylesine bir davranışı yapacak kadar enerjik ve kararlı olduğu söylenemezdi. Azmi vb. Cemal. . hareketin başarıya . İT. bir darbe ile iktidarı ele geçirme planları yapmaya başladı. saraya götürecekler. Ömer Naci çevredeki sivilleri gösteriye katmak için Nafın Neza¬reti ve Babıâli önünde heyecanlı söylevler verecekti. Ömer Naci. Sapancalı Hakkı.İkinci etmen olarak İT önderlerinin örgütün nabzını ellerinde tutmaları ve tabandaki üyelerin güvenini kazanacak gözüpekliği gös¬ termeleridir. İç ve dış haberleşmeyi kesme görevi Kara Kemal'e veril¬mişti. cüretkar bir girişimdir. Mustafa Necip katılmışlardı. Hareketi yapacak olan grup bugün "Cumhuriyet" gazetesinin bulunduğu binanın önünden hareket edecek olan Enver Bey ve arkadaşlarıydı. Görüldüğü gibi. Sait Halim Paşa. fakat Enver Bey her zamanki atılganlığıyla "Şartlar hazırdır. Tarih olarak 23 Ocak Perşembe günü saat 15 seçilmişti. Mithat Şükrü.

Bu yönleri gözönünde tutmak şartıyla adalann mukadderatının .. ordu başku¬mandanlık vekaletine Müşir İzzet Paşa'nın getirilmesinin münasip ola¬cağını takdirlerine arzediyorum" biçiminde konuştu.. Enver Bey ve arka¬daşlarına "Ne oluyor? Aklınızca Sadareti mi basmaya geldiniz. Nazım Paşa. Mümtaz. Nota'da Edirne ve Ege adalanyla ilgili olarak şu noktalara yer verilmişti: "Edirne bir müslüman şehri olup. İT buna asla müsaade etmeyecektir. Hilmi Beyler olduğu halde Sadaret binasına doğru yöneldi. Şükrü Bey de Maarif Nazırı olarak görev aldılar. Padişah bütün önerileri kabul etti. Sapancalı Hakkı. Ömer Naci'nin heyecan verici söylevleriyle Babıâli'nin bahçesine girilmiş. Bu kabinede Sait Halim Paşa Ha¬riciye. yüzlerce sivil ve subay ellerinde tabanca içeriye girmeye hazırlanıyor. Ayrıldıklan tak¬dirde birer fesat ocağı olurlar. milli namusu korumak. Düş¬man Çatalca'dadır. Sonra Talat ve Enver Beyler Sadrazamın odasına girdi¬ler. Diğerleri de Anadolu'nun çok yakın birer parçasıdır. Ege adalarına gelince. Bu sırada sadaret binasını korumakla görevli Uşak Taburunun bahçede silah çattığı görüldü. Paşa gene biraz direnmek istedi.. Atın çevresinde İzmitli Mümtaz. Enver. 130 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Babıâli baskını Kamil Paşa Hükümetinin Edirne'yi Bulgarlara bı¬raktığı nedeniyle yapılmıştı. Bütün gücüyle haykırarak şunları söylüyordu: "Vatandaşlar! Hükümet Edirne'yi terkediyor. Büyük devletlerin (Düvel-i Muazzama) 17 Ocak 1913 tarihli notasına verilen yanıt bu görüşler çerçevesinde ha¬zırlandı. Mithat Şükrü izliyorlardı.ulaştığı anda Talat Bey İçişleri Bakanlığı vekaletine haiz olarak tüm illere durumu bildiren telgraflar çekecekti. Sapancalı Hakkı'dan hareket ediniz haberini alınca Merkezi Umumi önünde beklemekte olan Enver. gerekirse korumayı sağlamaktı. dış kapılar kapatılmıştır. İT'nin ileri gelenlerini heyecanla seyrediyorlardı. kendisi için hazırlanan beyaz ata bindi. salona çıkarak. Enver ve Talat ciheti askeriye deyiminin yanına "ve ahaliden" ibaresininde konmasını önerdiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci başkentidir." diye başlayan istifasını yazdı. Filibeli Hilmi Beyler koru¬mayı sağlamak için yürüyorlardı.. Biz milli şerefi. Ömer Naci bu kere de onlara seslendi: "Evlatlar! Elinizdeki silahları millet size kullanmak için vermiştir. Haddi¬nizi biliniz!" diye azarlayıcı bir tonda bağırınca Yakup Cemil Nazım Paşa'yı vurdu. İşte kapının İkinci Meşrutiyet Dönemi 129 önünde arkadaşlarımız. avluda beyaz at üzerindeki Enver'i. On¬ları Talat Bey. Mübarek vatanı çiğneye çiğneye oraya kadar gel¬miştir. Siz başka türlü düşünüyorsanız işte sinem açıktır. Yaşasın İT!" Sonra etrafında toplanan kalabalığa hitap ederek: "İşte hürriyet mücahidi Enver Bey Babıâli'ye doğru yürüyor. Fakat sonunda "Ciheti askeriyeden vuku bulan talep üzerine. bunların bir kısmı Çanakkale Boğazı'na yakınlıkları nedeniyle Boğazın korunması ve güvenliği açısından son derece önemlidir. Ateş ediniz. Böylece İT'yi yeniden iktidara taşıyan Mahmut Şevket Paşa kabinesi kurulmuş oldu. Bu sözleri işitmemiş görünen Kamil Paşa niye geldiklerini sordu. Mustafa Necip. Bu acizler idaresine son ve¬riniz!". Türk milleti bunu asla kabul etmeyecektir. Sadaret binasının girişindeki salondan gürültüler ve silah sesi duyan Harbiye Nazırı. Anadolu kıyılannda durum Makedon¬ya'nın haline döner. Sapancalı Hakkı'nın "Selam dur!" komutu üzerine gelenleri selamladılar ve İT'nin baskını yapan ekibi Sadaret binasına girdi. Onlarla birlik olunuz. ". Hükümet kuruluncaya kadar Dahi¬liye Nezareti işlerine vekil olarak Talat Bey'in bakmasını. Hacı Adil Bey Dahiliye. aynlamazlar. Dış kapının ötesinde büyük bir kalabalık." Böylece.. Azmi Bey ise polis müdüriyetine el koyacaktı. Yaşasın Millet. mukaddes aile yurdumu¬zu kurtarmak istiyoruz. Grup Babıâli'ye inen yola dönünce Nafıa Vekaletinin merdivenleri üzerine çıkmış olan Ömer Naci'nin se¬sini duydular. Sapancalı Hakkı ve Yakup Cemil'in görevleri yol açmak. Müsaade-i şahaneleri olursa yerine Mahmut Şevket Paşa kulunuzun tayinini ahali ve ordu namına istirham ediyorum. Nitekim böyle bir heyecan önceki hü¬kümetin çekilmesi sonucu vermiştir. Şu dakikada (Babıâli'yi göstererek) burada notalar imzalanıyor. Kapıda nöbet tutan askerler. Edirne'nin kurtarılması İT'nin geleceği açısından da önemliydi. ondan istifa etmesini istediler. al san¬cakları. Onun terkedileceği sözünün telaffuzu bile ülkede heyecan yaratmaya sebep olur.. Rıfat Bey Maliye. Bununla birlikte bir banş ve uyum gösterisinde bulunmak amacıyla Osmanlı Hükümeti Edirne şehrinin Meric'in sağ kıyısına düşen kısmını bırakablir. kendisinin sadaretten çekilmesini iste¬diklerini söyleyince. İstifayı alan Enver Bey saraya gide¬rek Kamil Paşa'nın istifa mektubunu Padişaha sundu. Bunun üzerine Enver Bey halkın ve aske¬rin galeyan halinde olduğunu. yanında Yakup Cemil.

Planı yapanlar. yaşlı kumandanlarla basan sağlanamaz göz¬lemini ele alan bir yazıyı yayınlayınca. Bu barış İT'nin yenilgisi olarak muhaliflerce yorumlandı ve İstanbul'da İT'ye karşı muhalefet yeniden örgütlenmeye başladı. tarihlerimizde. Bu çatışma hükümeti uyardı ve Edirne'nin kurtanlması için yeni bir plan yapıldı. . Harekat iki aşamalı olarak planlanmıştı. Birinci aşamada Mahmut Şevket Paşa başta olmak üzere İT'nin ileri gelenleri öldürüle¬cek ve kışkırtılan halk "şeriat isteriz" sloganı ile Babıâli'ye sevkedile-cek. Fakat hazırlıklar ondan çok daha yaygın biçimde yürütülmüştür. Saltanat ailesine mensup bazı kişiler. asıl amaç Hürriyet-i İtilafın ikti¬dara getirilmesiydi. Sadrazam ve Harbiye Nazırı bir an önce ban¬sın yapılmasından yanaydılar. mali ve iktisadi bağımsızlığı. Türkiye'deki yabancılann da yurttaşlar gibi vergi vermelerini. oysa yeni Hükümet Rumeli terkedi-lecekse bunun ancak bu ödünler karşılığında gerçekleşebileceğini orta¬ya koymuştur. Verilen yanıta göre. Ama gelecekte Türkiyeli aydmlann genel isteklerinin ilk habercisi sayılabilirler. Ne yazık ki Şarköy çı¬kartması vaktinde yapılamadı ve istenilen sonuca da ulaşılamadı. aynı anda Şar¬köy'den yapılacak bir çıkartma ile Edirne çevresinde bir kıskaç ha¬rekatının gerçekleştirilmesi. böylece hükümete el konulacaktı. 31 Martta bunu büyük devletlerin temsilcilerine bildirdi. Bu durumda barış konusu tekrar gündeme geldi. Büyük devletlerin verdikleri karara göre barışın ana çizgileri şöyleydi: "Trakya'da Osmanlı-Bulgar sınırı Midye-Enez arasında çizi¬lecek düz çizgi olacaktı. Notanın verilme hazırlıklannın yapıldığı sırada Bulgarlar Çatal-ca'da saldınya geçtiler. Bu plan başanya ulaştığı takdirde Çatalca'daki Bulgar kuvvetlerinin ikinci Meşrutiyet Dönemi 131 de arkasındaki ikmal yollan kesilmiş olacaktı. Balkan Savaşı içersinde elçiliklerin savunması için İstanbul'a getirilmiş olan savaş gemilerinden İstanbul'a asker çıkartılmasını açıkça istemiş¬lerdir. Savaş dört gün sürdü ve ilk kez Bulgarlar bü¬yük kayıplar vererek püskürtüldüler. İT'ye karşı büyük bir komplo planlandı. Girit Yunanistan'a bırakılacaktı. böylece kentin kurtarılması planlanıyor¬du. Olayın çekirdeğinde Hâlaskâran grubuna bağlı birkaç sergerde bulunmakla beraber. 30 Ocak yanıtını. Dahiliye Nazın Hacı Adil Bey ve Maarif Nazırı Şükrü Bey İT merkezinin düşüncelerini yansıtarak "Barış için zaman erken" diyorlardı. eski politika¬cılar. Bu kez muhalefetin saflarına saltanat ailesinden bazıları da katıl¬dı. İT'nin bir nev'i organı olan bu gazete kapatıldı. Bu komplonun örnek aldığı model "Babıâli Baskını"ydı. daima birinci bölümü yer alır. bu koşullar yerine getirilinceye kadar gümrük re¬simlerinin % 4 artmasını yabancı postahanelerin kaldınlmasını ısrarla istemekte ve kapitülasyonlann kaldırılacağı konusunda büyük devlet¬lerden kesin bir vaad talep etmektedir. Bu istek¬ler gerçi kağıt üzerinde kalmıştır. İstanbul Muhafızı Cemal Bey'le. "Tanin" gazetesi gençlerin bu düşüncelerini yansıtarak. polis müdürü Azmi Bey'in işin başından beri bazı şeylerin farkında ol¬malarıdır. Mahmut Şevket Paşa'ya suikastın yapıldığı 15 Haziran 1913 günü 132 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 İstanbul Muhafızı Cemal Bey (sonradan Paşa) Harbiye Nezareti'ne gi¬derek "Bugünlerde bazı suikastlardan bahsolunduğunu. çeşitli özveriler yapacak olan Osmanlı Hükümeti gümrük özgürlüğünü. Kabine bu teklifleri kabul etti. Notaya verilen yanıtın bundan sonraki bölümü İT'nin yeni politi¬kasını ortaya koymak açısından önemlidir. Vurucu timler işlerini bitirdikten sonra bunlar ortaya çıkacaklardı. Bakanlar Kurulu'nda savaş yanlıları ile barış yanlıları arasındaki tartışmalar çok sert geçti. Bilenen o ki bu eylem sırasında dış'güçlerin de müzahereti sağlanmış bulunuyordu. Ne var ki. açık ya da dolaylı şekilde bu komplonun içersinde yer almaktay¬dılar. "Harp Tazminatı" diye bir şey söz konusu edilmeyecekti". Bu plana göre Bolayır grubu Keşan-Edirne doğrultusunda saldırıya geçerken. belki yarın öbür gün bunu önlemek amacıyla bazı tevkifler yapmak zorunda kalacağını. Böylece İT kendi kadroları içersinde çok sözünü ettiği iktisadi bağımsızlık ilkesini açık bir biçimde sergilemektedir. bazı askeri güçler İstanbul'a getirildi. Londra barış görüşmeleri sonunda 30 Mayıs 1913' de barış imzalandı. muhalefetin bilmediği şey. serbest hukuk esasına dayalı ticari andlaş-malar yapabilme hakkını. Ordunun alt kademelerindeki genç su¬baylarda savaşa devam kanısındaydılar. Yunan işgali altındaki Ege adaları hakkında son karan büyük devletler verecekti.tayini işi takdirlerine bırakılabilir. Barışın imzalanması halinde İstanbul'da meydana ge¬lecek muhalif galeyanın sindirilmesi için.

artık başını doğ¬rultamayacak biçimde ezilmişti. Emekli Jandarma Kumandanı Mehmet Bey. Bu tedbirlerin alınmasından sonra Paşa'nın cenaze tö¬reninin cinayetin ertesi günü yapılacağı ilan edildi. Şerif Paşa. Komploda uzak-yakın parmağı olan herkes ya tutuklanıyor. Hasan Kaptanoğlu. Bu yolun Gedikpaşa yokuşu başına rastlayan bölümünde bulunan bir medrese yolu daraltmaktaydı. Bu da yakın yerlerde bulunan Enver Bey ve Kuşçubaşı Eşref gibi cemiyetin güvendiği kişilerin ku¬mandasındaki güçlerden bir bölümünün. Törenin arkasından büyük bir muhalif avı başlatıldı. Ru¬meli topraklarının paylaşımı nedeniyle anlaşmazlığa düştüler. Gümülcineli İsmail Hakkı. çünkü Bulgaristan barış anlaşması gereği sınır olan Midye-Enes hattına ordularını çekmemişti. 150. Suç ortaklarının bir bölümü çevreye dağıldı. Bu tören bir yerde İT'nin muhalefete karşı gövde gösterisi olacaktı. Büyük devletlerin karşı koymasına rağ¬men harekata başlayan ordu ileri yürüyüşüne geçti. Nitekim Sırbistan ve Yunanistan'a karşı 3 Temmuz 1913'de ani bir saldırıya geçti. Başyaver Eşref arabadan çıkarak katilleri kovalamaya başladı. Paşa her zamanki saatında. İşte tam bu sırada arabanın pencere¬sinden uzanan bir el Paşa'nın üzerine ateş etti. Elhükmüllillah" sözleriyle belirdi. Halk. Süleyman Askeri ve militan bazı subayların oluşturduğu milisler Batı Trakya'nın bir bölü¬münü de kurtararak burada bağımsız bir cumhuriyet kurdular. Balkan Devletleri. Paşanın arabası on¬ların geçmesi için bir süre durdu. coşkulu bir şekilde paşanın arkasında göz yaşı döküyordu. Ne yapalım. Yeni kabinenin kuruluşundan biraz sonra. Olaylar Edirne'nin geri alınabilmesini gerçekleştirecek biçimde gelişiyordu. Ege denizine erişmek için adeta bu anlaşmazlığı körüklüyordu. Bunlar arasından sadece Topal Tevfik yakalanabildi. Sait Halim Paşa sadrazamlığa asaleten atandı. Ziya ve kardeşi Hakkı.. Sadrazamın öldürülmesi İT'de büyük bir şaşkınlık yarattı. Yüzbaşı Çerkez Kazım. Sonuçta Ahmet İzzet Paşa ikna edilerek gerekli hazırlıklara başlandı. Böylece İT kurulduğundan beri ilk kez kendi isteği doğ¬rultusunda kabine kurmuş oluyordu. arabanın içine yığılmış olan Mahmut Şevket Paşa'nın üzerine bir kaç el daha ateş ettiler. ülkenin Sadrazamsız kalma¬ması için Sait Halim Paşa'nın Sadaret Kaymakamlığı'na (vekaletine) atanmasını gerçekleştirdiler. Böylece önemli bir adım atılarak hükü¬metin devamlılığı sağlanmıştı. şoför Cevat ve Jandarma Kemal de yüzlerine karşı idama mahkum edildiler. Ayrıca bunun için de gerekçeleri var¬dı. Kayma¬kam Zeki Bey (Vahdettin'in kayınbiraderi). Eski Dahiliye Nazırı Reşit Bey* Kemal Mithat Bey. Nafıa Nezaretine Osman Nizami Paşa. Nazmi Paşa oğlu Abdur-rahman. Abdullah Safa. Saltanat ailesinden Salih Paşa'nın aşılmama¬sı için çeşitli baskılar gelmesine karşın sonuçta hükümler infaz edildi. Damat Salih Paşa. Kavaklı Mustafa gıyaplarında idama mahkum oldular. Fakat bu havadan kısa sürede kurtulan liderler. Sonra ilerde kendilerini saklayan arabaya binerek kaçtılar. Buna karşın Romanya'da Bulgaristan'a karşı savaşa girdi. 11 dolaylarında Harbiye Nezaretinden ayrıldı (bugünkü İstanbul Üniversitesi Merkez Binası). Prens Sabahattin. Harbiye Nezaretine Ahmet İzzet Paşa. İT'nin liderlerinden bir bölümü Edirne'ye doğru ordunun yürüyüşe geçmesini istiyorlardı. Teğmen Mehmet Ali. Bu noktada caddeyi bir cezane kalabalığı kesmişti. Ziraat Nezaretine Süleyman Bostani Efendi geti¬rildiler.000'nin üzerinde bir kalabalığın katıldığı tören çok görkemli oldu. Bu bilgi üzerine Mahmut Şevket Paşa'nın tepkisi "Adam sen de. Miralay Fuat. Dahiliye Nezaretine Talat Bey. Bu arada Paşa'nın arabasını saran kala¬balık içinde bulunan katillerden bir bölümü arabaya saldırarak orta sandalyede oturan yaver İbrahim Efendi'yi öldürdükleri gibi. Topal Tevfik. Böylece İT'nin Babıâli baskınını yaparken kamuoyuna vermiş olduğu söz ger¬çekleşmiş bulunuyordu. Muhalefet ise. ya da yurt dışına kaçarak canını kurtarıyordu. Bu . Bu arada Kuşçubaşı Eşref. Bulga¬ristan. Fethi Bey kuman¬dasındaki kuvvetlerde 21 Temmuz 1913'te Edirne'ye girdiler. Polis siyasi kısım müdürü Muhip. ayrı ayrı şahıslara yapılacak suikastlara karşı bütünüyle önle¬yici tedbirler almak mümkün olamayacağı için kendilerinin de uyanık davranmalarının uygun olacağı ve refakatindeki yaverlere de bu yolda ye özel surette direktif verdiğini" bilgi olarak sundu. geçici de olsa başkentte getir¬mekle sağlandı. Ele geçen ve geçmeyen bütün komplocular Remzi İkinci Meşrutiyet Dönemi 133 Paşa'nın başkanlığındaki sıkıyönetim mahkemesi tarafından yargı¬landılar. iş olacağına varır.. Beya¬zıt Meydanını geçerek Divanyolu'na girdi. Bundan sonra iş İstanbul'da güvenliğin ve düzenin temin edilmesine kalıyordu.İstanbul'da emniyet ve asayişin korunması için her türlü tedbirleri al¬mışsa da. Paşa yanında oturan başyaveri Eşref Bey'in üzerine yığıldı. Pertev Tevfik. Arabası.

Peki devletin bu yönde neler yapması gerektiğini sergileyecek bir model var mıdır? İT'nin belirgin bir modeli bulunmamaktadır. Bu arada İT önderleri arasında önemli bazı çekişmelerin olduğu görülmektedir. İşte bu koşullar al¬tında Almanya İmparatorluğu'na yanaşıldı. Ufukta görülen paylaşım savaşı ortamında Osmanlı İmparatorluğu yalnız kalmıştı. Dolayısıyla Osmanlı aydım bedbinlik içersindedir. Bu kongrede atılan bir adım da İT'ye tam bir siyasi parti hüviyetinin verilmek istenmesidir. tek seçenek. Ahmet İzzet Paşa kendisine önerilen ordunun bütünüyle gençleştirilmesini kabul etmeyince Ocak 1914'te Harbiye Nazırlığından ve Başkumandanlıktan istifa etmiştir. tarım kooperatiflerine. Balkan barışının başladığı Eylül 1913'de ülkenin içinde bulunduğu durumun kısa bir tanımı yapılsaydı şunlar söylenebilirdi: Devletin sı¬nırlan daralmıştı. bu yöre Bulgaristan'a bırakıldı. devletin yıllar boyu süren tek boylu sömürüsünden ötürü merkezi hükü¬mete karşı küskün. Halkın doğrulan fark edebilmesi için kısa sürede eğitilmesi ve çağdaş gelişimler doğrultusunda ileri bir düzeye kavuşturulması zorunludur. Genç subaylar Balkan Savaşı'nın yenilgisini ordu komuta düzeyinin yaşlılığına bağlıyorlardı. 1914 yılı dünyanın bir paylaşım savaşına doğru hızla yol aldığı bir dönemdir. Maaşlar muntazam ödeneme¬mekteydi. ulusal banka ve benzeri finans kuruluşlarına gereksinim olduğu vurgulanmak¬taydı. Yalnız Edirne'nin kurtuluşundan sonra toplanan 1913 kongresinde (20 Eylül 1913) Fethi Bey'in okuduğu açılış nutkunda o güne kadar geçen olaylar özetlendik¬ten sonra İmparatorluğa ekonomik canlılık kazandıracak yeni kanunlara. Irak ve Arap yarımadası ise iktisadi açıdan çok geri kalmış bir yapıdaydı. Diğer yandan altı yüz yıllık Osmanlı geleneğinin sonucu olarak bütün sorunların çözümü devletten beklenmektedir. Hazinenin ihtiyaçları kısa vadeli avanslarla karşılanıyordu. Savaşın verdiği yıkıntı ülkenin her yanında devam ettiği gibi yüzbinlere ulaşan göçmenlerin yarattığı sorunlar da bu yıkıntıya yeni boyutlar eklemişti. Bu yığınlara dayanarak büyük atılımların yapılması olanaksız görünmekteydi. ticaret ve endüstrisinin geliştirilmesi. Oysa bu yöre impa- 134 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 ratorluğun en ileri yöresiydi. Bunların önde geleni Enver Bey'in Harbiye Nazırlığı konusunda çıkmıştır. sanayi ve diğer bayındırlık olanakları bulunmamaktaydı. 29 Eylül 1913'de İstanbul'da Bulgaris¬tan'la imzalanan barış andlaşması gereği. Bunun için de Enver Bey'in ikinci Meşrutiyet Dönemi 135 Harbiye Nazırlığı konusunda ısrarlıydılar. Bu paylaşımı hiç olmazsa on onbeş yıl geciktirmek ve bu süre içinde ekonomik ve sosyal anlamda daha bir güçlü hale gelmek o günkü yönetimin amacıydı. Trablusgarp ve Balkan Savaşı'ndaki basanlarından ötürü altı yıl kıdem alarak ferikliğe getirilen Enver Paşa Harbiye Nazırı. Ekonomik durum bir önce de belirttiğimiz gibi tam bir bunalım manzarası gösteriyordu. Sorun çı¬kartması muhtemel olan Fethi Bey Sofya'ya büyükelçi olarak gönde¬rilmiş yanına da ateşemiliter olarak Mustafa Kemal verilmiştir. Daha sonraları Mustafa Kemal'in de belirteceği gibi imparatorluğun savaştan kaçabilme gibi bir seçeneği yoktu. Bu İT'nin ileri gelenleri arasında büyük bir sevinç uyandırmıştı. Osmanlı Kabinesi de bu gidişin farkındadır. dinde yozlaşmanın önünün alın¬ması gibi temel konulara da değiniliyordu.cum¬huriyet iki ay süreyle yaşadı. Rumeli bütünüyle elden gitmişti. 1914 Temmuzuna gelirken görünüm böyleydi. yapılacak bir savaşta kimse Os¬manlılarla birlikte olmak istemiyordu. Örgüt¬lenmenin bu doğrultuda değiştirilmesi gerektiği açılış konuşmasında ortaya konmuştur. cahil ve yoksuldu. İT demokrasiye ve meşrutiyet düşüncesine saygısını göstermek amacıyla seçimleri yenilemiştir. Aynı konuşmada eğitim sorunu. belki de savaşın zamanlamasıyla ilgili olabilirdi. . Buna karşın Ermeni ve Rum azınlık milletvekilleri kendi programları doğrultusunda görüşlerini. Böylece 1912'de feshedilen Meclis-i Mebusan yeniden toplanmıştır. Yeni Meclis-i Mebusan'da artık muha¬lefet yoktur. Geriye kalan Anadolu. Ne var ki. Bu dönemde en önemli borçlanma Nisan 1914'de Fransa ile yapılan ve Paris borsasında işlem gören borçlanmadır. İstanbul andlaşmasıyla çizilen Türkiye'nin Avrupa sınırı bugün de aynen korunmaktadır. Bu bölgenin ulaşım. Cavit Bey dış borç bulma konusunda büyük uğraşlar vermekteydi. aynı şekilde terfi ettirilen Cemal Paşa da Bahriye Nazırlığı'na atanmışlardır. Halk. Suriye. Ayrıca bu pay¬laşımın odak noktalarından birinin de Osmanlı İmparatorluğu olacağını bilmektedir. Bu ise bir inanç işi olduğu kadar ekonomik olanaklara bağlıdır. eleştirilerini yapmışlardır.

Böylece bağımsızlığını ve gelişmesini bir başka ülkeye bağlamanın di¬yeti ödenmektedir. Yani terazinin iki kefesi de acıyla. doğuda Sarıkamış'ta.. Güneyde Sina ve Kanal cephesinde. Şura-yi Devlete Halil Bey. Özellikle kapitülasyonların kalkma¬ . Posta Telgrafa Haşim Beyler getirilmişti. kabine programında savaşa giriş nedeni üzerinde dur¬madan bu savaşın Osmanlı Devleti için bir varolma sorunu olduğunu vurgulamıştır. bir dizi iddiayı canlarıyla ödemişlerdir. Enver'in evinin önünde otomobilden inerken "Ne yapalım oldu bitti. Sonra sadrazamın evine gittik. Enver. Biraz sonra Sadrazam yazdığı kağıdı zarfa koyarak Weber'e verdi. nihayet Doğu Avrupa'da Galiç-ya'da. İT'nin bu son hükümeti döneminde. Maliye Nezaretine 17 Şubatta yayınlanan bir irade ile Cavit Bey atanmıştır. Ama herhangi bir değişiklik yapılmadı. Savaşa giden günleri Cavit Bey günlüğünde. Güney Rusya sahillerinin bombardıman edildiğini İstanbul Kurban Bayramının birinci günü öğrendi. pek ziyade korkmakta olduğumu. Talat.. Halil or-daydılar. Sadrazam acele birşeyler yazıyordu. Sait Halim Paşa'nın istifası üzerine 22 Ocak 1917 günü Talat Paşa Sadrazam oldu.. Talat benim itirazımı söyledi. Hariciyeye Ahmet Nesimi. Kut-ül Amare ve Irak'ta. İT liderlerinin bir bölümü. Genç Osmanlı Ordusu Galiçya'da. Çanakkale'de ve Kut-ül Amare'de büyük başarılar kazandı. Talat Bey'in konuşmasında iaşe sorunlanna ve savaş sonrasının ekonomik güçlüklerine önemli bir yer ayrılmıştır. Bu sabah Moratoryum Kanununu imza ettir¬mek için Sadrazamın konağına gittiğim vakit Weber'i odada bekler buldum. Gerek evde gerek yolda kendisine yapılan muamelenin memleket için nasıl bir vehamet teşkil ettiğini. Kimseye ifşa etmeyeceğimize dair yemin ettik. Van'da ve Doğu Anadolu'da Ermeniler büyük zulümler yapmışlardır.10) Büyük Savaş ve İT'nin Sonu: Birinci Dünya Savaşı'yla ilgili çok şey yazılmıştır. Almanların bizi savu¬nacağına dair olan kayıt ve şartın hayali bir şeyden ibaret kalacağını 136 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 anlattım. ölümle doludur. Durumda bir olağanüstülük hissettim.. Bu cevaba hayret ettim ve der¬hal kendisine yoksa Almanya ile ittifak mı ediyorsunuz dedim." Savaş bir kurban bayramı günü geldi. Meclis-i ikinci Meşrutiyet Dönemi 137 Mebusan'da hükümet programı okunduktan sonra basın organlarında çıkan yazıların hemen bütünü Talat Paşa'dan yanaydı. Savaş döneminde bugün dahi büyük tartışmalara neden olan Er¬meni tehciri yaşandı.. Kabinede harbiye ve bahriye nezaretleri gene Enver ve Cemal Paşalara verilmişti. Ti¬carete Mustafa Şeref Bey. Bunlar şöyle sıralanabilir: . savaşın zor koşullarına rağ¬men bir dizi toplumsal ve kültürel dönüşümün gerçekleştirilmesine ça¬lışılmıştır.. Yavuz ve Midilli adlannı alan iki Alman gemisi Karadeniz'e çıkarak Rus sahillerini bombardı¬man ettiler. Bu bağımsızlık iddiasında olan bir devletin karşılaşabileceği en çarpıcı durumdur.. Nafıa'ya Ali Münif Bey. batıda Çanakkale'de. tadilat yapılması lüzumun¬dan bahsetti.. Birlikte Enver'e gittik. Osmanlı orduları savaş boyunca değişik cephelerde çarpıştılar. Tehcir olayı da çok acıklı sonuçlar veren bir mecburi göç olayıdır. Ama Sarıkamış hareketi ve Kanal Savaşı tam bir felaketti.Hukukta birliği sağlayabilmek için yeni ve çağdaş yasaların getirilmesini öngören dönüşümler.. Özellikle doğuda cephe arkasında Ermenilerin Türk ordusunu arkadan vurma çabaları bu karann alınmasında en büyük etkendir. Bu haber hem şaşkınlık hem de sevinç yarattı. Bu konu¬nun ayrıntısına kitabın dar çerçevesi içersinde girmek istemiyoruz. mukadderat" dedi." "Akşam Talat bize geldi. sadrazam imza etti. Talat Paşa. Maarife Şükrü Bey. "yemin ettik" diyerek söylemedi. Gerçek olan şudur ki Rus ordularının ileri harekatı sırasında Erzurum'da. kendi endişelerini de dile getirerek şöyle anlatmaktadır: "3 Ağustos 1914. Osmanlı İmpa¬ratorluğu kendi bilgisi dışında bir savaşa sürüklenmişti. kanıtlanmayan. Talat'tan sebebini sor¬dum.. 4 Şubat 1917'de de kabine kuruldu. Biz de Sadrazamın yanına girdik. Bunların başında İT önderlerinin kabinenin birçok üyesine dahi haber vermeden Almanya ile 2 Ağustos 1914'te bir ittifak anlaşması imzalamış olmaları gelmek¬tedir. Uluslararası politika alanında kesin bir yan tutmanın getireceği acı sonuçlan bu olayda görmekteyiz. Yalnız bir noktayı da belirtmek istiyoruz.

Milli Sultanahmet Kooperatif Şirketi. Memur kooperatifleri yaygınlaştı.sından sonra ticari ilişkileri kapsayacak yeni bir düzenlemenin gereği ortaya çıkmaktaydı. Diğer yandan İstanbul'un temel gıda maddeleri. 400 bin pay senedinin satışı için kayıtlar 1917 yılı başında açıldı. yerine Vahdettin Padişah oldu. Daha sonra. Mabeyn-i Hümayuna azimet ederek kabinesinin istifasını zat-ı şahaneye takdim etmiştir. fakat rumi ay ile miladi ay arasındaki 13 günlük fark giderildi. 11 Mart 1917'de kuruluşunu tamamlayan banka (İtibar-i Milli Bankası) ilk kez tüm işlemlerin Türkçe yapıldığı ulusal nitelikli fınans kurumu özelliğinde çalışmalarına başladı. Böylece sadece bin dokuz yüzlü yılların telaffuz edilmesi en¬gellendi. Savaş döneminin İT yönetimi açısından umutlar yaratan olayı Sovyet Devrimi sonucu Çarlık ordularının müttefikler karşısında ye-nilgisidir.Miladi takvimin kabulü konusunda girişimler. İT'nin önde gelen liderlerinden Kara Kemal Bey 138 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 şu kooperatifleri örgütledi. Bunların içerisinde ka¬ dınlara yeni haklar tanıyan "Hukuk-u Aile" kararnamesi önemli bir yer almaktadır. Bu soruların başında ulusal banka sorunu gelmektedir.. İT. 1918'in ortalarında Sultan Reşat öldü. Yapacak birşey kalmamıştı. Talat Paşa'nın istifası şu resmi tebliğle kamuo¬yuna duyuruldu: "Sadrazam Talat Paşa hazretleri. Bunların bir bölümü satıldıktan sonra geriye kalan bölümü de devlet ta¬rafından satın alındı. Osmanlı İmparatorluğunda devletin doğrudan halka giderek yaptığı ilk borçlanmadır. Talat Paşa ve İT'nin son kabinesi istifa etti. "Heyet-i Mahsusa-i Ticariye" adı verilen bu örgüt çevresinde birtakım şirketler kurarak ve kurdurarak iaşe olayını çözümlemeye çalışmıştır. 20 Aralık 1917'de Brest-Litovsk'da başlayan barış görüş¬melerinde Osmanlılar doğu sınırlarını güvence altına almışlardır. Almanların batı cephesindeki taarruzu başarısızlıkla sonuçlanınca savaşın sonu gözükmüştü.Devletin ve toplumsal kurumların laikleştirilmesi açısından atılan bir başka önemli adım da medreselerin şeyhülislamlığa bağlan¬ masıdır. Almanlar barış isteyeceklerini 1 Ekim' de Türkiye'ye bildirdiler. Bu anlaşma üzerine savaşın geleceği yönünde umutlar artmıştır. Ne ya¬zık ki. . Bu kuruluş bütünüyle İT'nin girişimiyle oluşturulmuştur. i. Ahmet Cevat'ın (Emre) gay¬retleriyle İstanbul'un birçok semtinde mahalle tüketim kooperatifleri kuruldu. bu umutlara rağmen acı son 1918 sonbaharında geldi. .Seriye mahkemelerinin Meşihattan ayrılıp Adliye Nezaretine bağlanması. gerekse Ayan'da bu konu üzerinde büyük tartışmalar oldu. Ekonomik sorunlar bu son kabineyi diğer sorunların çoğundan fazla düşündürmüş ve uğraştırmıştır. Milli Boğaziçi Kooperatif Şirketi.. Bu dönemde gerçekleşen ulusal borçlanma ya da o günkü adıyla "Milli İstikraz". 8 Tem¬muz 1918'de Talat Paşa yeniden sadrazam olarak atandı. Bu karar Osmanlı İmparatorluğu'nun toplumsal ve siyasal yapısı da gözönünde tutulduğunda cüretkar sayılabilecek karardır. Gene bu dönemde kooperatifçilik konusunda çeşitli atılımlar ya¬pıldı. O dönemde yayınlanan bütün gazeteler borçlanma ile il¬gili haber. ilanlar yayınlayarak girişimi desteklediler. yorum. Borçlanma ile ilgili yasa 3 Nisan 1918'de çıktı. . Kabinede büyük değişiklikler yapılmadı. Bu şirketlerin ortak sayısı 2-3 bin arasında oynamaktaydı. özellikle buğday açısından beslenmesi konusu Kara Kemal Bey'in denetim ve yöneti¬minde oluşturulan bir ticari heyete verilmiştir. Ne var ki gerek Meclis-i Mebusan'da. Ne var ki savaş boyunca iaşe sorunu İT' nin çözümlemeyi başaramadığı bir sorun olarak kalmıştır. Kongreyi açan Talat Bey önce . bu arada bazı yasalar kanun gücünde kararnamelerle değiştirilmiştir." İT'nin son kongresi 1 Kasım 1918'de Merkez-i Umumi binasında toplanmıştır. Sonuçta Rumi yıllar değiştirilmedi. Borçlar ve ticaret yasaları alanında bu tip düzenle¬ melerin yapılabilmesi için bir komisyon kurulmuş. 2 Nisan 1917'de yürürlüğe giren bu yasaya göre dini eğitim belirli kurallara bağlanıyordu. Savaş sırasında Osmanlı Bankası'nın sürekli güç¬lükler çıkartması İT'ye bir ulusal bankanın kurulması zorunluluğu gös¬terdi. Meclis-i Me¬busan'da kabul gören bu tasarı Ayan Meclisi'nde önemli değişikliklere uğrama tehlikesiyle karşılaşmasaydı miladi takvim 1917 Şubat'ında kabul edilmiş olacaktı.

Ve uzun tartışmalar¬dan sonra 5 Kasım toplantısında İT adının tarihe karıştığı yapılan oyla¬mayla kabul edildi. siyasal bilimin değişik tanım¬ları gözden geçirildikten sonra. Biz bu siyasal katılım araçlarını (genelde) şu şekilde sıralayabiliyoruz. yani siyasal ve sivil toplum ara¬sındaki özdeşliğin pekişmesi aynı zamanda toplumun demokratik¬leşme sürecini de yansıtır. demokratik¬leşme ve siyasal katılım kavramları genelde eş anlamlı olarak da kulla- 142 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 nılabilmektedir. önce Meclis" sözünden de ulusal kurtuluş savaşının önder kadrosunun siyasal katılıma inandığını çıkartmaktayız. Cemal Paşalar ve onlarla birlikte olan eski İttihatçılar düşünceleri ve inançları doğrul¬tusunda savaşımlarını sürdürmüşlerdir. Böylesine ortak bir savaşım vermenin ön koşulu da bir yerde savaşımın amacına inanmak olduğu kadar. Ama İttihatçılık yaklaşımı günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Kongre bunu toplantının üçünü gününde öğrendi. Ne ki ulusal kurtuluş savaşı (biz buna sürekli olarak milli mücadele demeyi yeğliyoruz) temelde tüm ülkenin. etki alanının çok sınırlı ol¬duğunu kabul etmemize rağmen. Bilhassa 186O'h yıllarda günlük basın. Oysa bunların dışında da siyasal katılımda etkin olarak kul¬lanılacak araçlar vardır. Biz de bu terimleri aynı içerikte kullanacağız. bir başka yerde de savaşım süresince alınan bütün kararlar süre¬cine şu ya da bu şekilde katılmış olmaktır. belki de bu tanımların bir bileşkesi olarak şöyle özetleyeiliriz: Toplumdaki bireylerin siyasal karar süreleri içersinde yer alabilmesi ve bu kararların oluşumunu etkileyebilmesi. tüm toplumun ortak savaşıdır. genel oy olgusu öne çıkmaktadır. özellikle siyasal katılım dendiği zaman. Yurt dışına giden Talat. Program komisyonunun acele hazırladığı bir taslak kabul edilerek "Teceddüt" adıyla yeni bir fırka kuruldu. Bunun yanısıra çoğulcu toplumun unsurları olan baskı grupları da gene katılımın bir öğesi olarak sunul¬maktadır. toplumdaki bi¬reylerin ve bu bireylerin oluşturduğu çeşitli örgüt ve kurumların kararlar kümesine (bu kararlar kümesi bütünüyle politik anlamlı kararlar küme¬sidir) katılması söz konusudur. . III MİLLİ MÜCADELE BAŞLARKEN SİYASAL KATILIMIN OLUŞUMU 1) Siyasal Katılım Üzerine: Milli mücadele bir başka deyimle ulusal bağımsızlık savaşı ince¬lenirken çok değişik yönleri ele alınmış ve bu yönlerin üzerinde uzun ve ayrıntıya inen araştırmalar yapılmıştır. Bu mahkemede eski liderlerden birçoğu tasfiye edilmiştir. Yani bir anlamda toplumdaki yatay ilişkilerin geliştirilerek sivilleşme öğesinin güçlendirilmesi.Baskı gruplarının çeşitli kurumlan .Seçim . Meclis mi tartış¬maları sırasında Yunus Nadi Bey'e Mustafa Kemal'in söylediği "Önce Meclis Nadi Bey. Bir başka anlamda siyasal katılımın (yukarıdaki tanım çerçevesi içinde) yaygınlaşması ve etkinleşmesi. Ordu mu. Cemal ve bazı arkadaşları bir Alman savaş gemisiyle İstanbul'dan uzaklaştılar. Ama İttihatçılar ve İtti¬hatçılık sona ermemiştir. Bunlardan ötürü sivilleşme. Bu katılım dikey ilişkilerden daha çok yatay ilişkilerin geliştirilmesi ile sağlanıyor hatta güçlendiriliyor. 2 Kasım'da Talat. 1926 Ankara Mahkemesi bir anlamda İT'nin tasfiyesi biçiminde de nitelenmektedir. Kongre bu hava içinde kapanmış ya da kapatılmıştır. siyasal katılım açısından belli bir rol oynamıştır.Parti . Enver. Siyasal katılımın değişik araçları ya da katılımı sağlamayı ger¬çekleştiren çeşitli yollar bulunmaktadır. .İT'nin bir tarihçesini yap¬mış ve sözlerini şöyle bitirmiştir: "Vaziyetin aldığı şekil üzerine İT hükümeti iktidar mevkiini terkettiği gibi cemiyet liderleri de istifa edi¬yorlar. Siyasal bilimde ya da kamu oyunda katılım dendiği zaman. Cemiyetin bundan böyle izleyeceği hareket hakkında karar ver¬mek kongrenin yetkisindedir".Basın Bunlar arasında basının Türkiye'de özellikli bir yeri bulunmakta¬dır. Bunu. Bu kongrede İT feshedilmiştir. Enver. Katılımı nasıl tanımlıyoruz. Görüldüğü gibi bu tanımda. Bu araçlar gözönünde tutulduğu zaman Türki¬ye'de parlamenter düzenin kurulmasını sağlayan 1876 Anayasasından da önce belirli bir siyasal katılımın varlığı kolayca kanıtlanabilir. İT'nin mal İkinci Meşrutiyet Dönemi 139 varlığı bu fırkaya devredildi.

Türkiye'de ilk özgürlükçü hareketleri başlatan Yeni Os¬manlılar ya da ondan sonraki aşamada bu nitelikteki hareketleri sürdü¬ren Jön Türkler. basın.Hatta parlamenter düzene ulaşmanın ufukta pek görül¬mediği ya da olanaklı görülmediği o günlerde Türk aydınları basını si¬yasal katılımın ana organı olarak da kabul etmiş ve sunmuşlardır. Zaten Babıâli Baskını'ndan sonraki dönemde İttihat ve Terakki'nin dışında bir siyasal düşüncenin kamuoyuna yansıtılması düşünülemezdi. 1908 ve 1912 seçimleri derneklerin. yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın ilk çeyreği arasında artan oranlı bir biçimde yo¬ğunlaşmıştır. Gazetenin o sayısındaki baş makalesinde. uygulanan yöntemden ötürü karar sürecine yağınların etki yapmasını engelleyecek bir biçime sahipti. Sonuçta bu partiler şu ya da bu toplum katmanının amaçlarına hizmet etse bile. Bir kere iki aşamalı olmaları büyük yığınların seçim mekaniz¬masına karşı tepkisini doğuruyordu. Müdafa-i Hukuk'un partileş¬mesi savaşın sonunda gerçekleşmiştir. Halk (bu deyimi geniş anlamda tüm yığınları kapsamak amacıyla kullanıyorum) sonraları partileşecek olan dernek¬leri bir ağlama duvarı olarak görmekten ötede algılamamış. Parti ya da o günlerin deyimi ile Fırka oluşumu ikinci meşrutiyetin ülkemize getirdiği. Basının katılım süreci içindeki önemli yeri 19. O dönemde gazete ve dergi siyasal katılımın önde gelen ve belki de tek aracıydı. Bu tepki genellikle seçime yönelik bir ilgisizlik biçiminde yansımaktaydı. Hatta Milli Mücadelenin önderliğini yapan Müdafa-i Hukuk da bir dernektir. bunun içinde gazete her kül¬türlü ulus için gereklidir" demektedir.. örgüt yapıları olarak toplumun değişik kesimlerini kapsayan ve bu ke¬simlerini ileriye dönük özlemlerini yansıtan kuruluşlar olarak görül¬müşlerdir. 1914 seçiminde ise İttihat ve Terakki parti olarak tam anlamıyla ağırlığını koymuşutr. zaman zaman etkili bir biçimde kullanılmaya . Osmanlı toplumunda Yeni Omanlılardan İttihat ve Terakki'ye kadar bütün siyasal örgütlenmeler önceleri dernek olarak oluşup su yüzüne çıkmışlardır. Hatırlannızdadır ki İttihat ve Terakki 1913'e kadar temelde bir dernek olarak görev yapmıştır. Sonra da bu yargısını şöyle pe¬kiştirmektedir: "Devlet ulusun temsilcisi olarak işleri yönetir ve ulusun gönenci için çalışır. çıkardıkları dergi ya da gazeteler aracılığı ile iletmişlerdir. Partilerle vatandaşlar ara¬sındaki ilişki ise vatandaşların siyasal karar sürecine katılımını sağla¬maktan çok bu karar sürecini oluşturacak organlara yetki verme işlemini kolaylaştıran niteliktedir.1912 ve 1914 seçimleridir. partilerden daha çok o partilerin kaynaklandığı Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Dernek olarak siyasal faaliyet¬lerin örgütlenmesi işin başından itibaren partilerin de bir nev'i demok¬ratik kitle örgütü kisvesine bürünmesi sonucunu vermiştir. Diğer üçü ise İkinci Meşrutiyet dönemindeki 1908.. Hatta bu devrimden sonra bile uzun süre Türk siyasal hayatına egemen olan. yani fırkalara 144 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 oranla daha bir faal olduğu seçimlerdir. yani siyasal katılımın etkin bir biçimde kullanılabilecek araçları olarak düşüneme¬miştir. hatta Cumhuri-yet'in çok uzun bir süresinde görülmemiştir. Katılımın bir başka aracı olan seçimler ise. düşüncelerini ve ülkedeki politik kararlara şu ya da bu biçimde ulaştırmak istedikleri etkileri. parti ve seçim. Ör¬neğin Şinasi "Tasvir-i Efkâr"ın 27 Haziran 1862'de çıkan ilk sayısında bu noktayı açık bir biçimde vurgulamıştır. bugünkü parlamenter düzenlerdeki karşıtlığı ile ilk defa 1908 devriminden sonra belirginleşmiştir. daha doğru bir deyimle Osmanlı İmparatorluğu'nun 1918 silah bırakışımına karar vermesine kadar beş genel seçim yapılmıştır. özellikle İttihat ve Terakki Cemiyetinin egemen olduğu. Görüldüğü gibi üç büyük katılım aracı. Bir başka deyimle Batının toplum katmanları temeline da¬yanan siyasal partileşme süreci İkinci Meşrutiyette. Şinasi "Halk ancak gazete aracılığı ile kendisini ilgilen¬diren konularda düşüncelerini belirtebilir. kuşkusuz de¬mokratikleşme süreci içersinde önemli bir adım olarak kabul edilmesi gereken bir kavramdır. örneğin sadece belli bir yaşın üs¬tündeki erkeklerin oy verme hakkına sahip olması. Türkiye'de parti kavramı. Bu niteliklerde zaman içersinde değişiklik yapılsa dahi gerek seçme. Bunlardan ikisi Birinci Meşrutiyet döneminde birer yıl arayla yapılan 1876 ve 1877 seçimleridir. ulus da söz ve yazı yardımıyla kendi esenliği konusunda görüşlerini açıklama hakkına sahiptir". Milli Mücadele'ye ge¬linceye kadar. Ayrıca seçme ve seçilme hakla¬rının değişik şekillerde kısıtlanması. gerekse seçilme hakkında büyük ölçüde kısıtlamaların varlığı ortadaydı. 143 dernekler olmuştur. gene belli bir yerde oturan ya da gayrimenkule sahip olan kişilere seçilme hakkının veril¬mesi gibi olgular siyasal katılımı daraltıyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. Birinci Dünya Savaşı'ndan çok yorgun çıkan Osmanlı İmparator¬luğu ve onun ana kaynağı olan Anadolu halkı yeni bir savaşı kolaylıkla üstlenemiyecek kadar yorgundu. bu katılımım yükselmesine ne¬den olan söz konusu kışkırtıcı hareketlerin sonunda. Kemal Tahir'in ustaca belirttiği gibi genel bir yorgunluk. bu süreç içersinde değişik yerlere sahip olan araçlarıdır.1919 ve 1920 seçimleri. babalarını yitirmiş. 3) Filizlenen Direnme: Direnme hareketinin ilk kaynağı İstanbul'dur. O gün¬lerin yayın organlanna. 145 Başkanının savaşın bitiminden önce yayınlanan ilkelerine dayanarak sağlamayı yeğliyordu. onu yeni bir derlenişe doğru yönelten ilk hareketler. Toplumda aydınlardan başlayarak halk yığınlarına kadar uzanan bu bezginliği ortadan kaldıran. on¬ların oluşumunu kışkırtan olaylara göz atmakta her zaman yarar vardır. savaşıma yönelik katılımın sağlanması.İşgallere karşı örgütlenen direnme hareketleri ve gösteriler. Bundan ötürüdür ki Milli Mü¬cadele'de katılım konusu ele alınırken. A. yoksul kalmış yığınlar ise kendi yaşam savaşlarından başkasını düşün¬meyi akıllarına bile getirmiyorlardı. yani silah bırakışımında.. savaşın kazanılması kadar güç olmuştur.D. 2) Milli Mücadelede Siyasal Katılımın Öğeleri: Bir ulusal bağımsızlık savaşında. 1912'den bu yana. yayınlanan broşür ve kitaplara göz atıldığında da yargılarımızın çeşitli örnekleri görülebi¬lir. sadece 1908 devrimini izleyen dokuz aydır. Ne var ki her üçü de etkin kullanım açısından çok kısa dönemlere sahiptir. eşlerini. . klasik "ne yapmalı" sorusuna da geçerli bir yanıt veremiyordu. Basının illegal yollardan siyasal karar sürecine katılmak istemesi. A. Türk ulusal bağımsızlık savaşı da böyle bir katılımı gerektiren değişik boyutlara sahiptir Ne var ki. savaşın son günlerine kadar uzanır. ulusal kurtuluş savaşımızın bu ilk kendiliğinden doğan dolaysız katılım örneklerine kısa da olsa bir göz atacağız. Ne varki. Milli Mücadele tarihine göz attığımızda siyasal katılım tanımı içersine gire¬bilecek olan öğeleri şöyle sıralayabiliriz: . yani bu anlamda katılımın legalize olduğu dönem. yapılan kulüp toplantılarına. Bu arada alışılageldiği üzere İngiltere. . yani 1918'e kadar sürekli olarak savaş alanlarında çarpışıp..çalışılmıştır. "ne yapmalı" sorusuna doğru ve etkin bir yanıt bulmak yolunda olumlu adımların atılmasına neden olmuştur.Silahlı direnme örgütlerini meydana getiren ve bütünüyle Kuvayı Milliye dediğimiz gerilla harekâtı. Aydınlar kurtuluş yolunu. 1918'in ekiminde. bunlara yönelik direniş örgütlerine ve gösterilere değinerek. Milli Mücadele Başlarken Siyasal.B . Başta aydınlar olmak üzere kimse. İstanbul direnişinin kökleri. ve hatta Fransa gibi ileri sanayi ülkelerinin iyi niyetlerine güvenenler de bulunmaktaydı. bir yerde (bu de¬yimi korkarak kullanıyorum) kendiliğinden diyebileceğimiz biçim¬lerde başlayan ilk hareketler yani bağımsız direnme örgütleri ve gös¬teriler önemlidir. içinde bulundukları durumu gerçek nedensellik ilişkileri içersinde çözümlemeyi beceremediği gibi. bir ara iaşe nazırlığı . 1860'lardan bu yana her zaman görülmekteyse de bunun.D. düşmanların yani müttefik devletlerin davranışları ol¬muştur.Bu direnme hareketlerini örgütlemeyi. ünlü İttihatçılardan olan. bir direnme ya da savaşımı düşünecek hemen kimse yoktur. bu savaşımın haklılığına inanan yı¬ğınların katılımı olmadan başarı olasılığı azdır. Talat Paşa. Burada önem sözü siyasal katılım yönün¬den ileri sürülmüştür. bununda ötesinde en azından müslüman halkın çoğunlukta bulunduğu yörelerin hakkını ko¬ rumayı amaçlayan kongreler. yaklaşımını meydana getirmiştir. . Talât Paşa hükümeti istifa etmeden bir kaç gün önce. evlatlarını. Nitekim bu düşünce Amasya Bildirgesi'nin de ana çizgisini. . siyasal katılım açısından toparlanma dönemi diyebileceğimiz bir süre içersinde görülen kışkırtmalara.B. Bizde 1918'in ekim ayında başlayan ve 1919 seçimlerinde noktalanan. bezginlik ve karamsarlık tüm topluma ege¬mendi. Bu halkın ve bu halkı oluşturan deği¬şik toplum katmanlarının katkısı olmadan bir savaşım ise başından ye¬nilgiye mahkûmdu. Seçim ve değişik toplum katmanlannın özlemlerini yansıtacak olan partileşme olayı ise İkinci Meşrutiyet'in sonuna kadar basına oranla daha az önemde görülebilir. Bütün bu öğeler belirli oranda savaşım kararlarına katılım süre¬cini oluşturan. Milli Mücadele'de siyasal katılım konusunu araştır¬maya yönelik çalışmalarda bu ilk direnme örgütleri ve gösterilerle. Bu davranışlar bir yerde ilk direnişleri ortaya çıkartmış.

Bu direnme örgütleri özellikle müslüman halkın yoğun bulunduğu yörelerde filizlenmiştir. Topkapı örgütünün eylemlerinde önde yer alan militan. yani İttihatçı kalmaya devam edecekler bir gizli örgütün çevresinde birleştirilmelidir. sözünü etti¬ğimiz direnme örgütünün üyeleri bu askerlerle ilişki kurarak. bir çok eyleminde içinde görev almışlardır. Hafız Kemal Bey. Kavaklı Fevzi (Çakmak) gibi bir çok kişinin Anadolu'ya gitmesini bu örgüt sağlamıştı. aydınların ve subayların önü çektiği bir çok örgütün varlığını bilmekteyiz. bu direnişi kırmak için aynı semtte "Fıkaraperver" derneği kurarak. rumuzunu kullanan Ka¬rakol örgütü kurulmuştur. bu gizli örgütün bir de gizli parolası olacak. Mahallelere kadar uzanan. Binbaşı Cemal Bey tarafından ku¬rulmuştur. bir an¬lamda anti-emperyalist cephe oluşturma girişimlerinde bile bulunu¬yorlardı. Eyüp iskelesi dolaylarındaki Reşadiye Okulu Müdür Muavini Fikri. Bundan ötürü Kasımpaşa'da bir çok ev ve sokak silahlı savunma olanaklarına sahip hale gelmişti. aynı okulun fizik öğretmeni Murtaza. Refik İsmail. Ünlü Rum eşkiyası Hrisantos'un yatağı olan Kurtuluş'tan sık sık Kasımpa¬şa'ya inerek buradaki Türk karakollarına baskın vermesi Kasımpaşa örgütünün uyanık olmasını gerektiriyordu. Bu isim her ikimizin isimlerininin başındaki kara kelimesinden doğmuştur". Bu örgüt Bahriye Binbaşısı Muhittin Bey tarafından kurulmuştu-.da yapan Kara Kemal ile Miralay Vasıf (Kara) Bey'i bir direnme örgütü kurmakla görevlendirmişti. İstanbul'daki bir başka direniş örgütü de Kurmay Albay Mustafa (Muğlalı) Bey'in kurduğu ve Beyazıt'tan Aksaray'a kadar olan bölgeyi içeren çalışmasıdır. bu eczanede çalı¬şan kalfa İlhami Beyler de bu örgütün çekirdeğini oluşturdukları gibi. Çengelköy vapur iskelesinin yanındaki yalı bu ör¬gütün gizli karargâhı gibi çalışmıştır. Bu örgüt Anadolu direnme hareketine katılacak subayların İstanbul'dan kaçırılmasında önemli roller oynamıştır. Hakkı Şinasi Paşa. Ali (Çetinkaya).. Hayri Bey ile eşi Hayriye Hanım ve Kocabaş Arif Beyle eşi bunlar arasında sayılabilir. bu parola üyeleri birbirine tanıtmaya ve eylemlerinde ortak bir çizgiyi izleyemeye yarayacaktır.Miralay Şevki Bey'lerden başka İttihat ve Terakki'nin ünlü teşkilatı mahsusasının merkez komi-tesindeki bir çok kişi de bulunmaktaydı. İstanbul'da semt semt yayılan bu direniş örgütlerinden belki de en ünlüsü Kasımpaşa'daki örgüttür. Anadolu'ya kaçırma işlemini. Talat Paşa'yla parola olarak karakol deyimi üzerinde an¬laştık. Miralay İsmet (İnönü). Kara Vasıf Bey. parasal yardımlarla halkı direniş örgütlerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Rami Kışlası'nda üstlenen Fransız ordusuna mensup müs¬lüman askerler cuma namazı için Eyüp Camii'ne geldikçe. Ör¬gütün eylemlerinde görev alanlar arasında imamlar ve hocalar da bu¬lunmaktaydı. Muhittin Bey'in ailesi uzun süredir Ka¬sımpaşa'da oturduğu için yöre halkı tarafından sayılır ve sevilirdi. Yenibahçeli Şükrü. Kasımpaşa örgütünün uya¬nıklığına bir başka kanıt da Salim Bey'in geniş bahçesinde örgüt üye¬lerine bomba atış talimleri bile yaptırabilmiş olmasıdır. Kara Kemal. İngiliz Muhipleri Derneği gibi işbirlikçi kuruluşlar. semtin ileri ge¬lenlerini ve halk yığınlarını da arkasına alarak büyümeye başladı. Böylece gizli bildirilerinde K. örgütün çekirdeğini Feshane fabrikalarının işçilerinden oluşturmuştu. Bu örgüt. İstanbul'daki direnme hareketi sadece Karakol örgütünden ibaret değildi. Bu konuda ilk harekete geçen semt Topkapı'dır. Bu köy yöresinde oturan bir çok Türk. Bu örgüte sonraları aralarında kadınlar da olmak üzere bir çok Kadıköylü katılmıştır. Talât Paşa'dan bizzat aldığı bu emri Kara Vasıf Bey'e şöyle yansıtmıştır: "Talât 146 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Paşa'dan giderken aldığım emir gereğince İttihatçılıkta sebat edecekler. Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Topkapı ve Şehremi'nde oturan iki subay arkadaş ilk silahlı direnme örgütlerinden birini kurmuşlardır. Eyüp Sultan'da ilk direnme örgütünü kuran kişi Hafız Kemal Bey'dir.. Örneğin ünlü operatör Cemil Paşa. bu örgütün eylemlerinde fiilen görev almışlardır. . Bu örgütte Kara Kemal. Kadıköy'deki direnme ör¬gütünün öncüleri tarikata mensup şeyh Münip Efendi ile oğludur. örgüt tarafından Ko¬caeli Menzil Kumandanlığına tayin ettirilen Yenibahçeli Şükrü Bey düzenlemekteydi. Ka¬sımpaşa örgütünün diğer direnme örgütlerinden daha etkin hale gelme¬sinin bir nedeni de Muhittin Bey'in Kasımpaşa dolaylarındaki deniz kuvvetlerine ait depolardaki silah ve cephaneden önemli bir bölümünü örgüt üyelerine dağıtabilmiş olmasıdır.R. Feshane fabrikası ustabaşılanndan Kazak Mehmet bu örgütün temelini oluşturan militanlardı. Dr. Topkapı'daki direnişin genişlemesinden endişe duyan Hürriyet-i İtilâf. Canbaz'ın da¬madı diye anılan Hakimzade Topkapılı Mehmet'tir. Bakırköy Eczanesi sahibi Hulusi Bey ile. düşman girişimleri acımasız bir düzeye ulaşmaya başladıkça. 147 Bakırköy'deki direnme örgütü.

Bunlara bir de Ethem Pehlivan'ın Üsküdar ve dolaylarında kurdu¬ğu örgütü eklemek gerekir. silahlı başarılarından daha bir önde ve saygıyla anılacaklardır. İstanbul'u haraca kesen Rum eşkiyası Hrisantos'un öldü¬rülmesi. halkın savaşım kararına yürekten katılmasına neden olduklarından ötürü. önce bir katmanının. onların düşüncelerini paylaştığımızı gösteririz sanısını uyandırmıştı. Ankara'nın eşgüdümü sağlamasına kadar bu direniş örgütleri bir yandan işgalci ve onların yanında yer alan işbirlikçilere karşı başarılı bir savaşım verirlerken. bu dağınık direniş örgütlerinin başarılı savaşımlarından sadece bir kaç örnektir. Bunların 148 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 bir çoğunda semtin halkı. Kavaklar'a kadar boğazın Anadolu yakasındaki hemen her semtte bunlara benzer gizli direnme örgütleri kurulmuştu. Bu ko¬nuda ilk adım Tevfik Paşa'nın sadareti zamanında atılmıştır. zamanla diğer yığınların (hem de silahlı olarak) katılımı sağlanmıştır.M. Anadolu'daki bağımsızlık hareketi güçlendikçe. en önde geleninden esnafına kadar görev alı¬yordu. gene de o yöre halkının. Bu örgütler. ne de Mustafa Kemal gibi bağımsızlık sava¬şından yana olanları memnun edebilmişlerdi.M. İttihatçı¬larla azınlıklara sert muameleler yaptıkları iddia edilen üst derecedeki memurları yargılayıp tarih sahnesinden silmek. Hükümeti kurulduktan sonra onun girişimi ile kurulan ve M. eylemlerde sık sık yararlıkları görülenlerin başında emekçiler gelmek¬teydi. diğer yandan da bezginliğe düşmüş olan müs-lüman halkın yeniden bilenmesi ve bağımsızlık düşüncesi çevresinde bilinçlenmesi açısından büyük katkılar sağlamışlardır. Gala-ta'dan Kuruçeşme'ye kadar bütün liman işçileri gizli direnme örgütle¬rinin emrinde çalışıyorlardı.. ya da başka bir deyimle toplumun tüm kat¬manlarının bağımsızlık yönünde savaşım kararlarına katılımının ilk ör¬nekleridir. Vefa semtindeki "anasırı islamiyeyi" yani müslüman unsurları milli direnme saflarına kazandıran İstanbul limanı deniz işçilerinden Siirtli Mehmet Ali Çavuş'İş Arabacılar kâhyası Kazım Bey'dir. İngiliz gizli istihbarat örgütü işkencecisi Bennett'in Maslak yokuşunda pusuya düşürülerek ağır biçimde yaralanması. 4 Mart 1919'da. Savaş so¬nunda yapılan tüm yayınlar ve demeçler Amerikan ve İngiliz hükü¬metlerinin azınlıklara eziyet etmiş olanları cezalandırmak istedikleri noktasını işlemekteydi. Emekçilerin yeni örgütlerin kurulmasında da önemli rolleri ol¬muştu.. özellikle İttihatçılara ve Millicilere karşı sert bir uygulamanın başlayacağının ilk işaretiydi. Ethem Pehlivan arabacıdır ve arabacıları örgütleyerek bir çok kişinin Anadolu'ya geçmesinde büyük yararlıkları dokunmuştur. Eldeki bulgular göstermektedir ki. Muhaliflerin ve müttefiklerin Damat Ferit hükümetini heyecanla karşı¬laması. Nitekim Ankara'da T.İstanbul'daki bu direniş örgütlerinin içersinde ön saflarda yer alan. Nitekim Meclis-i Mebu- Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Güney Doğu Anadolu'da ve Doğu' da başlattıkları silahlı direnişler. Baskı ve Divan-ı Harb Kararlarının Yükselttiği Karşı Koyma Bilinci: Silah bırakışımından sonra gelen iki sadrazam Ahmet İzzet Paşa ile Tevfık Paşa'nın dengeci ve mütereddit tutumu İttihat ve Terakki'nin politik karşıtlanyla müttefikler tarafından iyi karşılanmamıştı. İşte Tevfik Paşa'nın sadareti zamanında alınan 14 Aralık 1918 tarihli Bakanlar .B. Bu kabineyi ünlü işbirlikçilerden Refii Cevat (Ulunay) yazdığı makaleyle "sefa geldiniz arkadaşlar" sözleriyle karşılıyordu. (Milli Müdafa) grubu diye ad¬landırılan grup da bu dağınıklığın önünü almış. eşgüdümden yoksun bu direnme örgütlerinin bir çatı altında toplanması gereği de ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı'ndaki Fransız direniş örgütlerinin bir benzeri olarak bakmak da mümkündür. Bu tutum Osmanlı hükümetlerinde bu gibi davranışlarda bulunanları cezalandınrsak müttefiklere daha iyi hizmet etmiş oluruz. Bütün bu ne¬denlerden ötürü halkın. Özellikle bu son görevi bir nev'i savaş suçluları muhakemesi gibi de tanımlayabiliriz. İstanbul'da da İttihat ve Terakki'nin kalıntıları üzerine bina edilmiş. 4) Zulüm. birinci Damat Ferit Paşa hü¬kümeti kuruldu. hepsini tek bir savaşım stratejisi çevresinde toplamıştır. Damat Ferit hükümetinin üç görevi vardı: müttefiklerin istedikleri yumuşak¬lıktaki bir yönetimi sağlamak.M. 149 san'ın feshinden sonra. barış andlaşmasını imzalamak. bir önce de altını çizdiğimiz gibi yorgun eski savaşçıların ye¬niden bilenmesine. Aynca İstanbul'daki direniş örgütlerine. yöresel hareketler olarak nitelenmekle birlikte. Bu iki sadrazam ne muhalifleri. Orada bu örgütler bir partinin (Komünist Parti) öncülü¬ğünde kurulduğu gibi. sonraları ise hemen tümünün katılımı ile gerçekleşebilmiştir. Düşman işgallerinin Ege'de.

Alemdar Gazetesinin 12 Mart tarihli sayısındaki başyazısında Refıi Cevat "Seh¬palar bu adamlara layık değildir. İttihat ve Terakki'nin ünlü Maarif Nazırı Şükrü Bey. Bu harp divanının faaliyeti Tevfik Paşa'nın sadareti sırasında çok sınırlı kalmış. Harp Divanı'nın verdiği en sert kararlardan biri de Boğazlayan Kaymakamı. gözlüklü bir zatın Ihlamur de¬resine doğru koştuğunu gördük. Bu alınan tedbirler açısından Dahiliye Nazırı Cemal Bey'in "Moniteur Oriental" gazetesi1 ne verdiği demeç. halkı birbirine kırdıranları. yurt dışına kaçan başta Talat Paşa olmak üzere diğer ileri gelenlerin de İs¬tanbul'da bulundukları haberleri ortaya atılmaktaydı. Yunus Nadi Bey. Çarlık ordularının Sivas'a kadar gelmesi. Bu şifreli emirde aynen şöyle denmektedir: "Kazanız . bu divanı harbi akçalı' haklar yönünden takviye etmiş. Bu harp divanı 16 Aralık 1918'de kuruldu-. Bu binanın koğuşlarını dolduran tutukluların adlarını (sadece bir kaçını) sayarsak. azınlıkları tehcire zorlayanları. Ga¬zeteler her gün boy boy yeni tutuklama haberleriyle dolup taşarken. Bir gün arkadaşlarla top oynarken Fransız ve Türk polislerini bir adamı kovaladıklarını gördük. Tıknazca. Koparılması gereken bu kafalar kü¬tükler üzerinde kesilip günlerce senk-i ibrette kalmalıdır" diyordu. Şimdi bile yerini tayin edebileceğim bir ağacın di¬binde bu zatın intihar ettiğini gördük". Bu karar yo¬lunda İttihatçılara yönelik bir sürek avı başlamıştır. Polislerin elinde tabanca vardı. Nemrut lakabıyla anılan Süleymaniyeli Mustafa Paşa da Mustafa Kemal'in idam hükmünü veren kişi olarak sonradan tanınacak olan kişilerdir. Burası eski Harbiye nezaretinin. Bekir Ağa Bölüğü'nden gizli örgütlerin yardımıyla kaçırılanlar olmuştur. aydın vb. Ferit Paşa Hükümeti 8 Mart 1919'da çıkardığı bir kararnameyle. 3 Nisan tarihli sayıda ise "Bu adamlar için ölümden daha hafif bir ceza hatırımıza gelmiyor" diye yazısını bitirmekteydi. bu orduların arkasına sığınan Ermeni çetelerin yöredeki müslüman halk üzerinde büyük ve onulmaz yaralar açacak zulümler yapması üzerine. Sonradan bu siyasi tutuklulardan altmış kadarı İngilizler tarafından Malta adasına götürülmüşlerdir.. yani bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin Mar¬mara'ya bakan köşesindeki (Eski Anatomi Enstitüsü) iki katlı binadır. Harp divanının yeni yetkilerle donatıl¬ması bir yandan kamuoyunu. eski şeyhülislamlardan Ürgüplü Hayri Efendi. bu sanıyı gerçekleştir¬meyi hedeflemekteydi. Divanda üç eski asker bu¬lunmaktaydı. yazar. Bu olayı o günlerde çocuk yaşta olan bir görgü ta¬nığının. Doğal olarak bu iddialar müttefik basınında 150 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 fazlasıyla yankı bulmaktaydı. Ne var ki Damat Ferit Paşa hükümetinin iktidara gelişinden sonra konu yeniden canlan¬dı. kişilerin Bekir Ağa Bölüğü'ne atılması sonucunu vermişti. yani azınlıkların göçe mecbur edilmeleri sırasında suç işlemiş olanları yargılamak için bir harp divanının kurulması öngörülüyordu. daha başka boyutları da gündeme getirmiştir. daha ziyade şiddet. büyük yığınları derinden sarsan mahke¬melerin yapılması. Basında Refii Cevat (Ulunay) en şiddetli yazılarını bu dönemde yazmıştır. Cemal Bey söz konusu gazeteye İttihat ve Terakki'nin sekiz yüz bin Ermeniyi katlettirdiğini. hükümetin aldığı bir karar şifre ile kendisine bildirilir. İstanköylü Şükrü Kaya. Ferik Nuri Paşa (Enver Paşa'nın kardeşi). biz de ta¬kibe koyulduk. Topağacı mevkiinde Fehmi Paşa konağındaki Ni¬şantaşı Sultanisi'nde okuyordum. Ferik Halil Paşa (Enver Paşa'nın amcası).. ulaş¬tırma arabalarını özel çıkarlar sağlama amacıyla kullananları yargılama konusundaki yetkilerini daha bir belirleyerek arttırmıştır. tehcir. Ali (Çetinkaya). Mithat Şükrü Bey. 151 yakalayamıyorlardı. Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey'in idam kararıdır. Bunlardan Nadir Paşa İzmir'i kolaylıkla Yunanlılara tes¬lim eden kumandan. diğer yandan da bir çok eski politikacı. söz konusu avın boyutunu daha bir anlamış oluruz: eski sad¬razamlardan Prens Sait Halim Paşa. düşünür ve yurtsever avının heyecanı içinde ne dediklerini bile bilemez hale geldiklerini saptamaktayız. bu aydın. yüksek mühendis Muzaffer Çelik'in kaleminde aynen yansıta¬lım: "Nişantaşında. Örneğin Küçük Talat Paşa bunlardan biridir. İttihatçı adıyla yapılan. dörtyüz bin Rumu tehcir ettiğini ve dört milyon Türkü de ifna ettiğini söylemiştir. yurtseverlerin avı bir sar'a nöbeti gibi sarmıştı işbirlikçileri. Onu Milli Mücadele Başlarken Siyasal. devleti savaşa sokanları. Sözünü ettiğimiz bu bakanlar kurulu kararında. hatta üyelerinden. ulusal bağımsızlıktan yana olan aydınların. Hüseyin Cahit (Yalçın). daha ziyade şiddet" narasıyla son bulmaktaydı. Muhaliflerin. sivil giyinmiş. Kemal Bey dünya savaşının son yıllarında Boğazlayan Kaymakamlığı ve Yozgat Mutasarrıf vekilliğinde bulunuyordu. düşü¬nürün. Er¬tesi günkü başyazısı ise "Daha ziyade şiddet. yukarıda say¬dıklarımızın dışındakilerden bir çoğu istifa etmişti. Ziya Gökalp. Bunlardan Diyarbakır Valisi Çerkez Reşit Bey Beşiktaş'ta Haseki Tarla mevkiinde kıstırılarak intihara mecbur edilmiştir. Tutuklananlar Bekir Ağa Bölüğü'nü doldurdular. Kaçanlardan bazıları sonradan yakalanmıştır.Kurulu Kararının amacı.

" Bunun üzerine Mustafa Paşa oturduğu riyaset makamından ha¬karet dolu bir sesle şöyle bağırmıştır: "Kış kıyamette bu kadar insanı çoluk çocuğu ile dağlara. O gün gece geç saatlara kadar polis ve jandarma Beyazıt meydanındaki yığınları dağıtamadı. İstanbul'un işgali. sonra müslüman Türk halkı "düveli muazzama" diye adlandırılan emperyalizmin kara pençesini açıkça görmeye başladı. Bu sözleri duyan bütün Beyazıt meydanı hep bir ağızdan tekrarladı: Kahrolsun böyle adalet. Silah bırakışımından sonra gelişen olaylar. Kızıltoprak'taki aile mezarlığına kadar tabut eller üzerinde taşındı. yarın da budur. Cenaze evin kapısından çıkarıldığında imam. Ama sabahın ilk saatlanndan itibaren Beyazıt meydanına insanlar akıyordu. ne duruyorsunuz itoğlu itler. bunun da ötesinde savaşım kararlarına katılım gereğini duyuruyor. milli şehit tanı¬rız. nihayet İzmir'in Yunanlılar tarafından iş¬gali emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunlarını. 5) İlk Kurşun: İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinin tarihi 15 Mayıs 1919' dur. Görevimi yaptığı¬ma vicdanım emindir. yorgun savaşçılar haline dönüşmüş insanlara bile öğretti. Arka planda ise İngiliz ve Fransız silahlı kuvvetlerine ait birer müfreze de yer almıştı. Ben sürgün olarak kasabadan çıkarılanlara en jnsani ha¬rekette bulundum. bağımsızlık savaşımına doğru bilinçlenmeyi. yurtsever tanırız". orada bulu¬nan kalabalığa Kemal Bey'i nasıl tanırsınız diye sordu. Bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin rektörlük binasının Beyazıt meydanına bakan tarafına idam sehbası kurulmuştu. Boğazlıyan . Kemal Bey'in cenaze töreni işgale karşı. ya buna ne dersin. Bundan sonrasını gene o günlerdeki basından izleyelim. O günü anlatan gazeteler ola¬yın hikayesine bir önceki cümle benzeri betimlemelerle giriyorlardı. asın bu köpeği. siyasal partilerin birbirlerine düşürülerek bağımsızlık mücadelesine yönelik gücün kırdınlması. Son sözü olup olmadığı sorul¬duğunda halka dönerek şunları söylediği duyuldu: "Vatandaşlarım. Buların sevkedilecekleri istikamet Suriye'dir. Ya¬bancı ülkelere yaranmak için beni asıyorlar. Nitekim Divan Başkanı Mustafa Paşa karşısında Kemal Bey kendini şöyle savunmuştur: "Ben emir aldım.. bu yöndeki eylemler güçleniyordu. bizzat gö¬rerek..." Onbinlerce Türk o gün Beyazıt Meydanında işgalin ne demek olduğunu böylesine somut ve acı bir örnek üzerinde.dahi¬linde bulunan bilumum Ermenileri yirmi dört saat zarfında yola çıka¬racaksınız. İngiliz Muhipleri Derneği üyesi Sait Molla: söyletmeyin bu alçak herifi. "Güneş Süleymaniye camiinin arkasından batarken ortalığa akşamın pembe alacakaranlığı sinmişti". hiç kimsenin önceden kestiremeyeceği gös¬terilere neden olmuştur. yol üzerindeki kahveler bir anda boşalıyordu. Meydan tam bir matem manzarasına bürünmüştü. Halk hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kentin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi . Nitekim şimdi de hiç bir vicdani azap duymuyo¬rum. Önce aydınlar. Cenaze töre¬ninin ertesi günü yayınlanan Alemdar Gazetesinde Refıi Cevat şu söz¬lerle işbirlikçi tutumunu bir kere daha sergiledi: "Devletin resmi üniformasını taşıyan bir sürü haydut. Tıbbiyeliler bir çelenk hazırlayarak üzerine "milli şehit Kemal Bey'e" sözcüklerini yazmışlardı. Karar idamdır.. işgalde somutlaşan em¬peryalizme karşı görkemli bir gösteri biçimine dönüştü. yüzü solmuş. üzerinde beyaz bir gömlek bulunan. Sehpa jandarma ve polis kordonuyla çevrilmişti. anladı.". bugünkü Rektörlük binasının pencerelerinden birinde olayı izleyen Adliye Müsteşarı. "Birden bire onbinlerce kişi sustu. Şifrenin alın¬dığının acele bildirilmesi. Bütün evlerin pencerelerinden yaşlı gözlü insan¬lar bakıyor." Kemal Bey bu ve buna benzer iddiaları kesin bir tavırla reddetmişse de sonuç değişmemiştir.Kaymakamı Kemal Bey'in idamı. Osmanağa Camiinden Altıyola doğru yürüdükçe kalabalık iyice büyümüştü. Eğer adalet budur diyor¬larsa. Son sözüm bugün de budur. ben 152 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 bir Türk memuruyum aldığım emri yerine getirdim. Kemal Bey'in idamı." Kemal Bey emri aynen uygulamıştır. Bir memur aldığı emre itaatla mükelleftir. Süngülü erlerin arasında. Kemal Bey'in cansız vücudu bir kaç kere darağacın¬da sallandı. çevredeki binaların damlarına kadar dolmuştu. Üzerinde Daire-i Umur-u Askeriye yazılı Harbiye nezaretinin kapısından bir müfrezenin çıktığı görüldü. devlet tarafından asılmış bir hay-dutun cenazesine karışarak kargaşa yaratmışlardır. O günler¬deki görgü tanıklarının anlattıklarına göre saat dördü geçiyordu ki yollar ' ve tüm meydan. O zaman bütün bulunanlardan tek bir ses yükseldi: "Kahraman tanırız. Onbin-lerce insan Beyazıt'a koşmuştu. diye bağırdı. Bunların da yakala¬narak cenazesine katıldıkları haydutun akibetine uğfatılmalan gerek¬mektedir. İdam akşamüstü yapılacaktı. kahrolsun böyle adalet". yaylalara sürerken Allah'tan hiç korkmadın mı? Hem üstelik jandarmalara onları süngülemelerini de emretmişsin. İşte tam bu sırada. otuz beş yaşlarındaki Kemal Bey bulunuyordu.

Karar ittifakla alınmıştır. Ko¬lordu Kumandanı Ali Nadir Paşa. İngiltere Başbakanı. İşte bu sırada Aya Fotini Kilisesi'ndeki toplantıya ilişkin haberler. 17. onlar da "de facto" durumu kabulden başka bir çare görememişlerdir." Yunan işgali İzmir'de 14 Mayıs çarşamba günü kentin en ücra 154 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 köşelerine kadar bir söylenti biçiminde de olsa duyulmuştu. işin aslını öğrenmek üzere Kemeraltı girişindeki askeri kı¬raathaneye gitmişti. Ne var ki. Çaresizlik ortalığı kapla¬mıştı. 5 Mayıs 1919'daki toplantıda somut teklifini gündeme getirmiştir. 14 Mayıs çarşamba günü Türkler arasında çaresizlik ve karamsar¬lık iyice yaygınlaşmaya ve son direnç arzularını kıracak boyutlara eriş¬meye başlamıştı. Öğleden sonra Kazım (Özalp) Bey söylentileri duy¬muş. bütün İzmir'e yayılır da Tahir Bey tutuklanmaktan kurtulur. İşgal konusunda gizliliğin korunması ve ancak son dakikada Türklere haber verilmesi halinde ciddi bir direnişin de yapılamayacağını sözlerine ekledi. Venizelos'un bir mesajını okudu. Asır¬larca beklenen emelimiz tahakkuk etmiştir.Bu kararın alınmasında İngiltere'nin payı büyüktür. Aydınlarla bazı subaylar arasında "ne yapabiliriz" sorusu yaygınlaşıyordu. yalan haber yaymak suçundan tutuklanacağını bildirir. Çarşamba günü bütün Atina'ya yayılmış gös¬teriler yapılmaya başlanmıştı. Yaşasın millet".kararı Paris'te toplanan zirvede alınmıştı. "yalnız İstanbul'da oldu¬ğu gibi bazı tabyaları Yunanlılarla birlikte işgal edecekler. İzmir'deki Rumların ka¬raya çıkacak Yunan askerlerine yardımcı olacaklarını. İzmir'in işgal edileceğini ilk olarak Gümrük Müfettişi Menemen-lizade Muvaffak Bey duymuştu. Konak Meydanında ne yapacağını bilmeyen binlerce insan ora¬dan oraya çırpınırcasına koşuşuyorlardı. İzmirli Rumlar işgal haberini 13 Mayıs 1919 günü akşamüstü öğrendiler. Vali İzzet Bey ve 17. Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa soğukkanlı görünüyordu. Osmanlı makamları müttefiklerin böyle bir kararından habersiz gözü¬küyorlardı. Durum bundan ibaret." İzmirin işgal kararını bu sözlerle bildiren Venizelos İzmir Rumlarının diğer halklara karşı taşkınlık yapmamala¬rını. Milletimiz idrak etmektedir ki bu karar konferansı idare edenlerin vicdanında Enosis'in yer bulma¬sından sonra verilmiştir. Yunanlılar yarın saat sekizde İzmir'e çıkacaklar" diye sözünü kesti. ayrıntıya kadar inen toplantılar 12 Mayıs'a kadar sürmüştü. hiç olmazsa Osmanlı hükümetine ait olan ka¬sadaki paraların İstanbul'a gönderilmesi için tedbir almasını ister.. İzmir'in Yunan kuvvetlerince iş¬galine karar verilince 7 Mayıs 1919'da Venizolos zirve toplantısına davet edilerek yapılacak harekatın genel planı konusunda bilgi vermesi istendi. ihyayı milli incilini getirmek suretiyle yakında ziyaret edebileceğimi ümid ederim. Tahir Bey paraları kurtarabilmek için resmi daireler nezdinde bir kaç teşeb¬büste bulunur." Kazım (Özalp) Bey askeri kıraathaneye döndüğünde kalabalık daha da artmıştı. Venizolos bu toplantıda iki ya da üç tümeni hemen İzmir'e gönderebilecek durumda olduklarını belirtti. özellikle İtalyanları kışkırtacak hiç bir eylemde bulunmamalarını istedikten sonra bildirisini şöyle bitirmekteydi: "Yunanlı Küçük Asya'dan ricamın faydasız kalmayacağını ve İzmir'in kendisini. "Paşa doğru söy¬lemiyor albayım.. İtalyanların Adriyatik ve Adalar Denizindeki bazı faaliyetlerinden kuşkulanmaktaydı. Bu mesajda şunlar belirtilmekteydi: "Yunanistan İz¬mir'i işgal etmek üzere barış konferansı tarafından memur edildi. Ali Nadir Paşa'yla yaptığı konuşmayı ora-dakilere yansıtınca. Örneğin İzmir Valisi gazetelere gönderdiği tekziplerle iş¬gal kararını bilmezden geliyordu. Fakat müslüman İzmir halkı olayı dehşetle beklemeye başlamıştı. Burada her kafadan bir ses çıkıyordu. Resmi makamlardan umut kesilmişti. Hemen Gümrük Memuru Tahir Bey'e giderek durumu anlatıp. Bilindiği üzere o dönemde İngiltere. İzmir yöresinin Yunan egemenlik alanına girmesiyle İtayanlara karşı bir denge oluş¬turmak istiyordu.. Ne var ki Polis Müdürü Cemil Bey kendisini yanına ça¬ğırarak. İşgalin planlanmasına ilişkin. Kazım (Özalp) Bey'e "yok öyle birşey" dedi. Haber. Harekâtın en küçük noktalara kadar planlanmasından sonra durum bir emri vakiyi andırır biçimde İtalya'ya bildirilmiş. kalabalık arasından bir subay. İşte bu sırada Mustafa Necati Bey'in teklifiyle Sultani Salonunda bir toplantı yapıp karar almayı yeğleyenler oraya doğru . kent çevresindeki istihkâmlardan bazılarını işgal ettiler.30 sıralannda İngiliz ve Fransız kuvvetleri işgalin güvenlik içinde geçmesini sağlamak için. Kararın alınmasından sonra Venizelos Atina'ya şu telgrafı çek¬miştir: "Yüksek konseyin bugünkü toplantısında hazır beklemekte olan Yunan çıkarma kuvvetlerinin derhal İzmir'e hareket etmeleri ko¬nusunda karar aldığı şu anda bana bildirildi. İşin aslını öğrenmek üzere eskiden kurmay subaylığını yaptığı Ali Nadir Paşa'ya gitti. 14 Mayıs günü öğleden sonra 14-14. Aya Fotini Kilisesi'nde düzenlenen bir toplantıda Yunan konsoloshanesinden Mavredi. İzmir'de yayınlanan gazetelere tekzip göndermekten başka birşey yapmıyorlardı.

Onaltı taşıma gemisi. Şimdi sana so¬ruyorum Rum senden daha mı çok. Maşatlıkta yakılan meşalelerin çevresinde bekleyen binlerce insan gelecek cevap¬ları. Tüm çabalar boştu. yaşlı. Gece Maşatlıktan dönen Hasan Tahsin oradaki mitingde aradığını bulamamış adamların ruh haliyle kızkardeşine olan¬ları anlatmış ve düşünceli bir şekilde odasına çekilmişti. Artık kendini göster. İlk . toplantıda bulunan çoğunluk bir miting tertip edilerek İzmir halkının işgale karşı olduğunu dünyaya ilân edilmesi doğrultusunda bir karar aldı. Tren işletmesinde çalışan azınlıklardan olan memurların tüm direnmelerine rağmen katar hareket etti. Bu arada bütün o coşku ve karışıklık içersinde kimsenin farketmediği bir şey daha olmaktaydı. Konuşanlar. Geriye kalanlar ise elleri kolları bağlı çare¬siz kendilerini bekleyen sonuca boyun eğdiler. Gelen tek ışık limanda demirli müttefik donanmasının pro- jetörlerinden başkası değildi. oraya yüzbinlerle toplan ve kahir ekseriyetini orada bütün dünyaya göster. Gar." O gece genç. dişe dokunan bir karar alına-mıyordu. yüz binlerle maşatlığa koş ve heyet-i milliyenin emrine itaat et. Bütün frenk mahallelerinde Yunan bayrakları asılmıştı. Gelmezsem Mr. cahil yok. Göztepe. merak etmeyin hükümet her türlü tedbiri alacaktır" diyerek heyeti hem teskin etmeye hem de başından savmaya çalıştı. "boşuna telaş ediyorsunuz. ilan ve ispat et. Tartış¬malar devam ederken adı değişen bu komite. ilk silahlı direnmeyi başlatan Hasan Tahsin Bey'in öyküsüne gelebiliriz. Bildiride şu noktalar belirtiliyordu: "Ey Bedbaht Türk! Wilson prensipleri unvanı insani-yetkâranesi altında senin hakkın gasp ve namusun kati edili¬yor. fakir demeden binlerce İzmirli ma¬şatlığa koştu. zengin. Yunan hakimiyetini ka¬bule taraftar mısın." Yunan gemileri Yenikale açıklarında görülmeden çok önce Kor¬don ve Pasaport dolaylan binlerce Yunan uyruklu ve İzmirli Rum tara¬fından doldurulmuştu. Van der Zee gelip seni alacak. Buralarda Rumun çok olduğu ve Türklerin Yunana ilti¬hakı memnuniyetle kabul edeceği söylendi ve bunun neticesi olarak güzel memleket Yunana verildi. ortada endişe edecek bir şey yoktur. itilaf devletlerinin kentte bulunan kumandanlıklarına bir heyet gönderilerek. Karşıya¬ka'ya geldiğinde Yunan gemileri de demirlerini atıyorlardı. Bunu bir Rum 156 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 matbaacı çırağı.. Oradaki bozguncuların tüm direnmelerine karşı. yanlarında ko¬rumalarına verilmiş muhriplerin himayesinde. Heyet vali ile konuşurken Sultani'deki tartışmaların bir sonuç vermeyeceğini gören gençlerden biri "Efendiler silahtan başka bizi savunacak vasıta yoktur" dedi. bunlar hep İttihatçıların uydurdukları masallardır. Ben gelinceye kadar bekle. Böyle durumlardaki her toplantı gibi konuşmalar gereksiz uzuyor. Alınan tek karar "Müdafa-i Vatan Komitesi"nin adının Milli Mücadele Başlarken Siyasal. biz de bir başka matbaada yann sabah dağıtılacak olan Albay Zafîriu'nun İzmir halkına işgal beyannamesini dizip basıyorduk". O sırada ge¬lenleri seyreden Ali Nadir Paşa'nın yapabildiği tek şey kolordu kasa-sındaki paralarla Haziran ayı maaşlarını dağıtmak olmuştur. Miting'in sadece yüzeysel bir uyarış olduğunu farke-den bazı aydınlar ve subaylar Anadolu içinde bir direnmeyi örgütlemek ya da böyle bir direnmeye çalışmak üzere o gece ve sabahın erken sa-atlarında İzmir'i terkettiler. âlim. Matbaasındaki çıraklarından Albert adlı bir musevi çocuğuyla kızkardeşine şöyle bir kart gönderdi: "Evden kat'iyen çıkma. Bu noktada. Bu arada. Bu sana düşen en büyük vazifedir. Basmane garında harekete hazır bir tren vardı. Alsancak (ki o zamanki adıyla Punta) ve Karşıyaka yönünde ilerliyordu.. Vali İzzet Bey'e bir heyet gönderdi. İş¬gali değil önlemek. geri kalma. Hüsran ve nekbet fayda vermez. İzzet bey. 15 Mayıs sabahı saat altı sıralarında körfez girişinde Yunan bir¬liklerini taşıyan gemiler göründü. eğer bu iş yapılacaksa Yunanlılar tarafından yapılmaması istenmişti. tekmil kardeşlerin maşatlıktadır. fakir. Anadolu matbaasında çalışan bir işçiye şöyle açıkla¬mıştır: "Siz miting bildirisini Anadolu matbaasında basarken.gitmeye başladılar. İzmir halkını bu mitinge davet eden bildiri Anadolu Matbaası'nda basıldı. "Olmaz mem¬leketi yangına veririz" diye silahlı savunma tekllifine karşı direndiler. Top¬lantıda bulunan Müsavat Gazetesi sahibi Avukat Sadık ile Salepcizade Niyazi Bey gençlerin bu teklifine şiddetle karşı çıktılar. daha doğrusu bir umut olarak gördükleri olumlu yanıtlan boşuna beklediler. bir kaç saat daha geciktirmek gücüne bile sahip bulunulmuyordu. binlerle. Yunan işgaline karşı silahlı direnmeden başka çarenin var olmadığnı söylediler. ağzına kadar İzmir' den kaç¬mak isteyen Türklerle doluydu. fakat Yunan hakimiyetini istemeyen bir kitleyi kaâhire vardır. Burada zengin. 15 Mayıs sa¬bahı ise saat sekizde evden çıktı. 155 "İlhak-ı Red Heyeti Milliyesi" biçiminde değiştirilmesi oldu.

birlikler saat 7. Konak ve çevresinde ve Kordon boyunda kan akarken İngiliz işgalindeki pos-tahanede telgrafçılar boş durmuyorlardı. Allahını seven vatan ordusuna imdat etsin. gösteriler düzenlendi.. Böylece. Namusla¬rına. O güne kadar savaşın yükünü çeken.. dünyada yepyeni bir savaşın. açık olan bütün hatlarla memleketin her yanına yetiştirsinler. Bu şaşkınlıktan ya¬rarlanan Hasan Tahsin ve yanındaki bir kaç Türk silahlarını ateşlemeye devam ediyorlardı. direnme arzusunu dile getiren mitingler. ulusal bağımsızlık savaşının işareti oluyordu. Sonra. Efsun alayının makinalı tüfekleri işlemeye başlayınca ilk yere düşen gene Hasan Tahsin'dir. Limandaki bütün gemiler düdüklerini çalıyor. Milislerin başında gene yerli Rumlardan bir Yunan teğ¬meni bulunuyordu. Her tehlikeyi gözönüne alarak şu telgrafı gizlice yurt içindeki merkezlere gönderiyorlardı. Saat onda Efsun alayı Pasaport'tan Konak meyda¬nına doğru yola çıktı. erkekliklerine havale. Hasan Tahsin'in silahı bu gürültülü alayın askeri kıraathaneye yaklaştığı sırada patladı." Memurlar çektikleri her telgrafın arkasın¬dan şu notu da eklemeyi unutmuyorlardı: "Bu telgrafı eline geçirmiş olan bütün muhabere memuru arkadaşlarımızdan Allah aşkına rica ederiz. savaşım süreci içersinde artarak yükselen siyasal katılımın itici ve dür-tücü güçlerinden biri de bu olumsuz olay. 6) İşgale Karşı Yığınsal Tepkiler. yurdun türlü yörelerinde işgale ve ona yol açan emperyalizme karşı sesler yükselmeye başladı. Yurdun en ücra köşelerinden bile telgraflar çekiliyordu. O döneme kadar başlarına gelenlerden İttihatçıları. Emperyalizmin oynadığı oyunların farkına varma düşüncesi olgunlaş¬mamıştır. sesler birden kesildi. Görülüyor ki açık olmasa da tüm suçun meşrutiyetin ilânına yöneltilmesi bu telgrafta da egemendir. umutsuz bekleyen toplum yeniden canlanmaya başlıyor ve bağımsızlık yönünde direnme kararlarına ağır ağır katılmaya başlıyordu. daha doğru bir deyimle yığınlar "Ne 158 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 yapmalı?" sorusunu ciddi boyutlarda sormaya başladılar. ya da anlayamıyorlardı.55'de Pasaporta yanaşan Patris ve At-ronidos gemilerinden çıkan Efsun alayı askerleri İzmir'e ayak bastılar. kilise çanları ortalığı gü¬rültüye boğuyordu. Milli mücadelede. Fakat bunların hiçbiri sevgili İzmirimizin Yunan kuvvetleri tarafından işgali haberinden doğan teessürleri meydana getirmemiştir. 157 taydı. Atın üstündeki teğmen Yani kanlar içinde yere devrildi. Gösteriler: İzmir'in işgali direnme kararını yükselten bir başlangıçtır. hatta bir yerde orduyu suçla¬yanlar. asıl nedeni. Bu sebeple bu işgali kafiyen kabul edemeyeceğimizi ve hükümetin emirlerine hazır bulunduğumuzu arz eyleriz". İstanbul'daki müttefik sansürü İstanbul hükümetini de etkileyerek Türk toplumunun ortak direnme arzusunun yaygınlaşmasını engelle¬mek için gerekli yayın yasaklarını koymakta geri kalmamıştır. yani İzmir'in işgalidir. savaşın bitiminden beri kendi yorgunluğu ve bezginliği içersinde. Âtın üstünde ilerleyen Yani'nin elinde ucu yerlere kadar uzanan büyük bir Yunan bayrağı bulunmaktaydı. Bu geçidin bir ya¬nında vilayet binası. vatanperverliklerine. Konak meydanından Kemeraltı'na giden dar geçidin önü çok kalabalıktı..30'da karaya çıkarak Alsancak ve Pasaport karakollarını işgal ettiler." Bilindiği gibi Konak'ta patlayan ilk kurşun. İzmir'in Yunanlılar . Bunları bir karabasan gibi saran eziklik ve yenilmişlik duygusu sömürüye karşı isyan duygusuna dönüştü. Çevredeki kahvehaneler Türkler tarafından doldurulmuştu. Fasilya mahalllesinde meyhanecilik yapan bir Rumun oğlu olan Yani. birden bütün toplum katlarında yaygın¬laşmaya. Saat 8. İzmir'in işgalinden sonra yurdun çeşitli yerlerinde işgali kınayan. "İzmir Yu¬nanlılar tarafından işgal olundu.. savaş sonrasının ekonomik koşullan altında sessiz duran kesimler. Kan gövdeyi götürüyor. Önce hiç kimse bir şey anlamadı. em¬peryalizme karşı durma gereği. diğer köşesinde de askeri kıraathane bulunmak- Milli Mücadele Başlarken Siyasal. "Düveli Muazzaamnın sömürgeciliği"ni ya görmü¬yorlar. Efsun alayının önünde yerli Rumlardan oluşan bir milis kıt'ası yürümekteydi. Alay Rumların taşkın gösterilerinden dolayı Pa¬saport'tan Konak alanına ancak bir saatte gelebilmişti. O ana kadar sadece yurtsever aydınları ilgilendiriyormuş gibi görünen konu. Şehirde katliam bütün şiddetiyle devam ediyor. Örneğin Denizli halkı adına müftü Ahmet Hulusi tarafından çekilen telgrafta şöyle denilmek¬teydi: "Meşrutiyetin ilanından beri elim ve kanlı feci olaylara uğradık. Yunanlılar bu ilk kurşunun intikamını sivil halktan pek kanlı bir biçimde almıştır. Onlarda gönderdikleri yerlere bizim ricamızı tekrarlasınlar. İzmir'in işgali bu konuda gözlerin açıl¬masına neden oldu. Hamiyetli olan.

Gazetelerin haberlerine göre toplantıya katılan gençler silahlı mücadelenin başlamasını iste¬mişlerdir. İstanbul mitinglerinin direnme eylemlerinin halk katlarına inmesinde. Hukuk Fakültesi müderrislerinden Selahattin Bey. Bir gürültüye meydan vermeyerek. 19 Mayıs 1919'da Fatih camiinin yanındaki alanda ilk miting düzenlen¬miştir. bomba? Bizim bunlardan da kavi silahlarımız var. Ünlü yazar Halide Edip kürsüden şunları söylemiştir: "Bugün memleketimiz taksim tehlikesi karşısında. Doğancılarda toplanan otuz bine yakın kalabalık. Yalnız adi nümayişçilere meydan vermeyelim. miting istiyoruz. Giresun'da da aynı yönde işgali kınama mitingleri yapılmıştır. toplumun bağımsızlık bilincine ermesinde önemli yeri vardır. Topun yüzüne tüküren milletlerin ruhu bizde de var. öbür gün İstanbul. belki en büyük şeydir" dizele¬rini tekrarlayarak Türk kadınlarının isteklerini dile getirmiştir. "İzmir'imizin uğrunda mukaddes ve kıymettar vatanımıza feda olarak ölmek ulvi bir şeydir" diyerek Fatih camii av¬lusundaki heyecanı doruğa ulaştırmıştır. İstanbul mitingleri¬nin toplumumuza getirdiği önemli sonuçlardan biri de Türk kadınının açık bir biçimde erkeklerin yanında. Erkekler kolla¬rında matem işareti olarak siyah bant taşıyorlardı. Tıp fakültesinde bir genç. burada bize tercih edilen anasırdan hiç bir suretle aşağı olmadığımızı gös¬tereceğiz. Üniversitedeki . âlem-i insaniyete hitap edilmesini istiyoruz" diye ko¬nuşmuş hukuk fakülteli bir genç ise tıbbiyeli arkadaşlarını destekle- Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Yüksekokul öğrencisi bir kız da aynı kürsüde erkek arkadaş¬larının direniş isteklerine katıldığını bağıra bağıra tekrarlamış. İletişim olanaklarını kısıtlayan bütün bu engellemelere karşın gösteriler yaygınlaşarak devam etmiştir. Nitekim Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak bastığı gün. Üniversite öğrencileri mitingin gör¬kemli geçmesi için tüm güçlerini seferber etmişlerdir. Sesimizi mutlak dünya işitecektir." Halide Edip konuşmasını bitirdiği zaman meydanı dolduranlar arasında hıçkıra hıçkıra ağlayanlar çoğunluktaydı. top. matbuat vasıtasıyla bütün aleme ilan etmeye karar ver¬miştir. bu konudaki haber ve yorumlar çıkarıldığı için gazeteler boş bırakılmış yerlerle yayınlanmıştır." 160 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 21 Mayıs İstanbul'daki öğretmenler derslere girmeyerek üniver¬site konferans salonunda İzmir'in işgaline karşı bir toplantı düzen¬lemişlerdir. Biz sopa ve silahla çık¬mayacağız. Sultanahmet mitingini onun anılarında aynen yan¬sıtalım. Halide Edip anılarında diğer toplantıları da . Bu mitingin önde geleni Ha¬lide Edip hanımdır. Sansürün arkasın¬dan gazete kapatma kararları gelmiştir. o günkü gazeteler seksen bin dolaylarında İstanbullu¬nun katıldığını yazmaktadırlar. onlarla eşit koşullarda direnme is¬temesini kanıtlaması olmuştur. Mitinge. o günkü adıyla Darülfünun'da ilk direniş toplantısı yapılmıştır. umum darülfünunlulara. sonra müslüman dünyasının başı olan Türk susturulmuş olacaktır. 159 mistir. Trabzon. Doktor Ferruh Niyazi Bey. Sabahat Hanım ve Naciye Ha¬nım gibi hatipleri dinlemiş ve şu kararı almıştır..tarafından işgaline ilişkin ayrıntıları yazan bir çok gazete sansürün hışmına uğramış. Bugünü hak namına yaptıkları haksızlıkların bir vesikası olarak ortaya atmak isteriz. bir kadın." biçimindeki konuşması gençlerin tepkisine yol açmıştır. şiddetli pro¬testo şeklinde. İstanbul'daki ikinci toplantı 20 Mayıs 1919'da Üsküdar'da dü¬zenlenmiştir. "Kim demiş bir kadın küçük şeydir. Adım adım kendi durumumuzdaki milletleri başımıza efendi yapmak istiyor¬lar. Kızlar ise "İzmir kalbimizdir" yazan rozetlerle mitinge gelmişlerdi. 18 Mayıs Pazar günü İstanbul üniversitesinde. Hüseyin Ragıp ve Tahsin Fazıl Bey'lerin konşumalarından sonra son konuşmayı yine bir kadın Meliha Hanım yapmış. Bugün İzmir. Bunların en önemlileri İstanbul'da yapılanlardır. "kan dökerek kahramanlıkla ölmek istiyoruz.. Bütün bu toplantıların belki de en görkemlisi ve filme alınarak görün-tülenebileni ünlü Sultanahmet mitingidir. Buna karşı ne silahı¬mız var? Kurşun. İstanbul'daki Fatih mitingi yanısıra Bursa. Filozof diye anılan Rıza Tevfik'in "Yapacağımız şeyi sü¬kûnetle düşünelim.bu toplantı İstanbul mitinglerinin ilk işareti ol¬muştur. Diğer yandan 22 Mayısta da Bakırköy ve Kadıköy'de ka¬labalık halk yığınlarının katıldığı iki kınama mitingi daha yapılmıştır. şair Talat Bey. "Halkı Türklerle mes¬kun bütün yerlerin taksim kabul etmez bir kül olduğunu hakkında ev¬velki günkü Fatih mitinginde ishar olunan kanaata iştirak etmiş ve gasp olunan bir hakkın istirdadı hususunda feveran edileceğini. Fevkalâde bir zamandayız. Nitekim Fatih mitinginde meydana toplanan binlerce İstanbulluya ilk defa bir kadın seslenmiştir. yarın Konya.

hemen gel dedi. Bütün milletlerin haklarını kazanacağı gün uzak değildir. O gün geldiği zaman bayraklarınızı alı¬nız. Bu noktada tekrar Halide Edip'in anılarına dönelim: "Ben konuşurum dediğim zaman herkes çok sevindi. Şimdi yemin edin ve benimle beraber tekrarlayın. İzmir kıtalini protesto için bir miting hazırlıyoruz. ne oldu İzmir'e? Yunanlılar işgal ettiler.D. Kürsünün etrafında Çanakkale'de. Camiin önünde yerden yüksek bir kürsü vardı. Bunu der demez telefonu kapadım. vatandaşlar. Bir tanesi cebimde. Ben bugün onun zirvesini anlatmalı. evlatlar beni dinleyiniz! Yabancı hükümetler düşmanımız. O da siyah bir örtüyle kaplıydı. beni kim gö¬türüyordu bilemiyordum. Nasıl o kürsüye yaklaşabildim farkında değilim. Ocağın Reisi o zaman Ferit Bey'di. Kürsünün önünde A. o direnme isteğinin gönülleri dol¬duran imanlı haykırışını adeta duyar gibi olurlar. Batıl inançlar ve dar görüşler islamiyet değil. bütün toplum katmanlanyla savaşıma karar veriyordu. Hepsi nutku bekliyor¬du. başkanı Wilson'un on ikinci prensibini temsil eden bir yazı vardı. İlk cümlem: "Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır.B.. bu İzmir meselesine çok canım sıkıldı. Ertesi günü Türkocağından telefon ettiler. Allah'tan gelir gerçek islamiyet. Konuş¬manın sonunda yüzbinler Halid Edip'in yeminini iki defa tekrarladılar. Sultanahmet camiinin minareleri mavi göğe yükselen. usta bir sanatkârın ellerinden çıkmış beyaz neyler gibiydi. Bu maksat için canlarını veren kardeşlerinizi ziyaret ediniz.. 161 insan doluydu. ben bugün onun en yüsek noktasını'ifadeye mecburum. Kalabalığın ortasında askerler ve zabitler vardı. otuz lira olsa hemen İzmir dağlarına çıkacağım dedi". Bu heyecana dayanamayan genç bir üni¬versiteli "Milletim. Halk Fatih belediyesinin önünde toplanmıştı. Nitekim ilk mi¬ting olan Fatih toplantısında kimin konuşacağı konusu ortaya atılınca herkes mütereddit ve çekimser davranmıştır. yani balkonun demir parmaklığının altında da bir siyah örtü sarkıtılmıştı. Binanın üzerinde ayyıldızlı bayraklar rüzgarda sallanırken onun altında da. Fakat meydanın başına gelip de kalabalığı görünce bana sükûnet geldi." Halide Edip'in konuşması bütün meydanda yankılandı. bir ses. Sarıkamış'ta ya da başka cephelerde yaralanmış bir sakat askerler kalabalığı vardı. Sade meydan değil Ayasofya'ya kadar her yeri Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Bir yandan direnme arzusunu simgeliyordu. Türkiye." Halide Edip kürsüye çıkarken bütün meydanı dolduran onbinlerce insan tekbir getirmeye başlamıştı. iki önümde dört süngülü asker bana yol açıyordu. İzmir mi. Askerler kalabalığın iki yüz bin kişi olduğunu söylüyorlardı." . zavallı milletim" diye tüm gücüyle haykırdı. insan¬lığın kardeşliğini ifade eden ruhunu vermeye çalışmalıyım. Halide Edip Sultanahmet mitingini ise şöyle anlat¬maktadır: "Bu 6 Haziran 1919'a rastlar. milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.. İki yanımda. Minarelerin dar şerefelerinden siyah bayraklar havalarda dalgalanıyordu. Halide Edip bu tekbir sesleri arasında kürsüye çıkarken neler düşünüyordu: "İnsanların kar¬deşliğini ve barışını ilan eden islamiyet ebedidir. ne yapacağını bilmemeler hareketi bir yerde şaşkınlık içersinde bırakmaktaydı. Kalbim o kadar atıyordu ki yürürken sallanı¬yordum. sen misin Halide. hangi şartlar altında olursa olsun h iç bir kuvvete boyun eğmemek.. Balkondan konuşulacaktı. O öteki milletlerde de olan kusur ve fazi¬letlere sahip olmakla beraber hiç bir maddi kuvvetin yok edemeyeceği manevi kudrete de sahiptir. ve ilk miting yerinin Fatih olmasına karar verildi. Yanımda kaç kişi vardı. Sultanahmet mitinginin coşkusu bağımsızlık savaşımına yığınların ka¬tılımının ilk işaretleriydi. yüreğinizdeki mukaddes heyecan milletlerin hakları ilan edilinceye kadar devam edecektir. Hemen herkes Halide Edip konuşurken ağlıyordu.anlatmaktadır: "16 Mayıs 1919 sabahında kolejdeki hocam Miss Dotte bana telefon etti. Sultanahmet meydanına Fuat Paşa türbesi sokağından girdim. Ocakta tüm gençler heyecan içindeydiler. bir yandan da ör-gütsüzlüğü vurgulamaktaydı. camii kubbeleri dahi insanlarla doluydu. Sanırız bu küçük cümle tüm bağımsızlık savaşlarının umudunu simgelemektedir. damlar. bütün talebe birlikleri buna dahildir. Tereddütler. Yemin iki öğeyi içermekteydi: İnsanlık ve adalet esaslarına sadık kal¬mak. Bu kımıldanamayacak kadar sıkı olan kalabalıktan başka camiin demir parmaklıkları. Artık tüm ulus.. Halk o kadar sıkışmıştı ki hareket edemeyecek bir hal¬deydi. Kür¬sünün merdivenine oturmuş bir ihtiyar ise sürekli bir biçimde ağlıyordu. O güne ait haber filmlerini izleyenler kalabalığın görkemli dalgalanışını. benim zulme uğ¬ramış milletim de ebedidir. Bu düşünce o zaman çok yay¬gındı. Bunların gösterdiği kardeş sevgisi ve itinasını ömrüm boyunca unutmayacağım. oldu".. Hele Halide Edip' in şu son sözleri bugün bile bağımsızlık savaşımının sürekli yolculuğunda olan bizim gibi uluslara yol gösterecek niteliktedir: "Kardeşler. Ya!.

Siyasal katılımın çeşitli boyutlarını milli mücadele süresince gör¬mek mümkündür. Burada Ali Fuat (Cebe-soy) Paşa. Bir çözüm arayanlar kendi arala¬rında toplantılar yapıyor. Tek tek. 163 resi'nin delegeleri. Bu kongrelerin önemlileri toplanış tarihine göre şöyledir: Erzurum 23 Temmuz 1919 1. Ne var ki burada istenilen güvenliğin sağlanamayacağı anlaşılınca Erzurum Kongresi'ne katılmak için bu kente gidildi. o günün yayın organlarından alarak.. çekilmesini engelleyen Posta Genel Müdürlüğü önünde göste¬ riler yapılacaktır.Yukarda. kongrenin bitiminde Sivas'taki toplantıya katıla¬caklardır. Mustafa Kemal'in Başkanlığıa seçildiği Erzurum Kongresi 23 Temmuz'da başladı. Müdafa-i Hukuk ve İlhâk-ı Red Cemiyetleri (ör¬ gütleri) ile belediyelerce. güvenilir kimselerden. Yatay ilişkilerin geliştiği bu dönemde. Amasya kararlarının açıklanmasından sonra Sivas'a yönelindi. Bilindiği gibi Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çık¬tıktan sonra Havza yoluyla Amasya'ya geldi. bireysel ve yerel kurumlar düzeyinde kalan bu katılım arzusu önce kongreler. Şu nokta açıktır ki düşmanların ve iş¬birlikçilerin kışkırtmaları bağımsızlık savaşımı bilincinin bilenmesine neden olmuş. mülki idare amirleri kararların uygulanmasını sağlayacaklardır. seçilecektir. yak¬laşık 54 delege katıldı. Bu toplantıda şu kararlar alındı. Bunların 17'si çiftçi. Bu karar bir siyasal katılım ni¬teliğindedir. Samsun Sancak Beyi Hamit. 7) Erzurum ve Sivas Kongreleri: İzmir'in işgali. Balıkesir 22 Eylül 1919 Lüleburgaz 31 Mart 1920 Edirne 9 Mayıs 1920 Bu kongrelerden Erzurum ve Sivas Kongreleri. Yunan ordusunun Anadolu içlerine yürüyüşü Anadolu insanının direnme isteğini yükseltti. yapılacak Milli Mücadeleye demokratik bir katılımın sağlanmasında ısrarlıdır.Daha önce toplanması kararlaştırılmış olan Erzurum Kong- Milli Mücadele Başlarken Siyasal. . tüm heyecanını yansıtmaya çalışarak sergilediklerimizin "yorgun savaşçılar" yığının 162 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 tekrar savaşıma karar vermesini anlatır. Rauf (Orbay). Balıkesir 31 Temmuz 1919 Nazilli 7 Ağustos 1919 Alaşehir 16 Ağustos 1919 Sivas 4 Eylül 1919 2. Refet (Bele) ile gizli bir toplantı yaptı. 1919 yılı kong¬reler yılı olarak nitelenebilir.Müdafa-i Hukuk ve İlhâk-ı Red kurullarının telgraflarının alınıp.. . gerek aldıkları kararlar.Delegeler. ilk direniş örgütlerini ve onların yığınlara mal olmasının kanıtı olan toplu gösterileri ortaya çıkarmıştır. direniş için örgütleniyorlardı. Kongreye. sonra da 1919 seçimleri ile belirli bir yöne doğru toplanabilmiştir.Ulusal hal ve durumu ele almak ve halkın sesini dünyaya du¬ yurmak üzere her türlü etki ve denetlemeden uzak bir kurul toplamak için bir Milli Kongre'nin Sivas'ta toplanması. valilerin engellemelerine rağmen. . ı . H. Bilindiği gibi Mustafa Kemal bu kongreye katılmadan önce askerlikten ve tüm görevlerinden istifa .Komutanlar. Görüldüğü gibi Mustafa Kemal. Türk toplumu sivil topluma en yakın olduğu günleri yaşamıştır. gerekse yaşama geçirdikleri eylemler ve nihayet milli müca¬delenin temelini atan yapıları itibarıyla önemlidirler. kongreler kanalıyla. Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi'nin bizzat kendisi. . yaptığı tartışmalar ve aldığı kararlarla bu katılımın en üst de¬recedeki bir örneğini vermiştir. 7'si subay ve 6'sı din adamı kökenliydi.

Böylece askerlikten ayrılmış olan Mustafa Kemal. . Mil¬ letin kaderi üzerinde alacağı bütün kararlan onun denetimine sunması zorunludur. geçici bir hükümet kıu- rulacaktır. bir yerde tüm ulusun. Bu kararlar şöyle. Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiye birlikte gündeme getirilmiştir. özetlenebilir. Seçim düşüncesi. Damat Ferit Paşa Sadrazamlıktan ayrılarak yerine Ali Rıza Paşa hü¬kümeti kuruldu. . . Bu düşünceyi gündeme getiren de Mustafa . Hıristiyan unsurlara onur kırıcı yeni ayrıcalıklar tanınmayacaktır. Kongre başkan¬lığına Mustafa Kemal Paşa seçildi. .Rumları ve Ermenileri koruma anlamına gelecek her türlü işgal ve müdahaleye karşı savunma ve direnme yapılacak. çekirdeğini meydana getirmiştir. Sivas Kongresi 4 Eylül'de çalışmalarına başladı. içinde bulunduğu zorlamalı ve kaygı verici durum¬ dan kendi kendisinin kurtulma çarelerine başvurmasına yol açmadan Hükümetin Milli Meclisi hemen ve zaman yitirmeden toplaması. Kongrenin bu kararı kısa sürede etkisini gösterdi. Alınması gereken zorunlu kararları kongreler aracılığı ile gündeme getirir. hem de katılımın getirdiği haklılığı (bir anlamda yasallığı) kendilerinde somutlaştıran organlardır.Ulusun bütünlüğü. . Temsilciler kurulunca.Ulusun. oluşumlarından aldıkları kararlara kadar ayrıntılı bir biçimde durulduğu halde bu güne değin seçim konusu ele alınmamıştır. Erzurum'dan Sivas'a uzanan kongreler dizisi.ederek "Sine-i Millete" dönmüş bulunuyordu. Yeni hükümet ilk iş olarak "Meclis-i Mebusan" seçi¬minin yapılmasına karar verildi. yurdun bağımsızlığı.Yurdun ve bağımsızlığın korunma ve sağlanmasına Merkezi Hükümet güçlü olamadığı halde. Mustafa Kemal ve Rauf Bey bu kurula girmişlerdir. bu kongreler sonunda oluşan "Heyeti Temsiliye" hem bir katılımın simgesi. . Osmanlı topluluğundan ayrılmaz bir bütün¬ dür. Kongrenin tartışmaları "Manda" sorunu üzerinde yoğunlaştı. Bu cemiyet particilikten uzaktır ve her yurttaş onun tabii üyesidir. Milli Mücadele kararına yönelik süreçte kongrelerden seçime kadar uzanan bir aşamalar zincirine rastlamaktayız. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti diye adlan¬dırılmıştır. toplantı halinde değilse. 8) 1919 Seçimleri: Mustafa Kemal "Amasya Bildirisi"nde tek çözüm yolunun "ulusun azim ve iradesinde" bulunduğunu ileri sürerken. Padişah ve Halifenin korunması için. Kongre 12 Eylül 1919'da kapandığı zaman bir bildiri yayınladı. "İrade-i Milliye" egemen ve "Kuvva-i Milliye" etkin olacaktır. "Heyet-i Temsiliye" başkanı olarak yeni savaşımına başlıyordu. Sonuçta "Manda"yı savunanlar yenildi. tartışır ve kararlaştırırken sürekli bir bi¬çimde kamuoyunun. Milli Mücadelenin ba¬şarısındaki önde gelen etken.Doğu Anadolu. Erzurum Kongresi'nce dokuz kişilik bir "Heyet-i Temsiliye" se¬çilmiştir. amacı sağlamak için ulusal kongrece. bu kararlara katılımını sağ¬lamayı amaçlamaktaydı. Kongrelerin üze¬rinde. Kongre kararları yayınlanan bir bildiri ile kamuoyuna açıklandı. katılımın gerekliliğini vurgulamak istiyordu.Yurdun karşılaştığı elim olaylarla. Bu bildiride Damat Ferit Hükümetine milletin güveninin kalmadığı belir¬tildikten sonra "Yeni ve güvenilir bir hükümetin kurulması gerçekle¬şinceye kadar İstanbul'la ilişkinin kesilmesinden başka çare kalın¬madığı" vurgulandı. Oysa kongreleri izleyen 1919 seçimi. son Osmanlı Meclis-i Mebusanını oluşturduğu gibi 23 Nisan 1920'de Ankara toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de temelini. altını çizdiğimiz katılımın (savaşıma yö¬nelik kararlara katılma anlamında alıyoruz bu deyimi) varlığıdır. milletin vicdanından aynı amaç için doğmuş olan kurumlardan birleşmiş ve bağlaşmış olarak 164 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 doğan kitle.

Bu gazetenin 1 Kasım 1919 tari¬hinden sonraki sayılarını. Bu ilkeye göre seçim iki aşamada gerçekleşiyordu. Celal Nuri (İleri) Bey başyazıları ile Anadolu da başlayan mücadelenin sürekli bir destekleyicisidir. Bu yayın organı Celal Nuri (İleri) Bey'in başyazarı olduğu "İleri" gazetesidir.Milli Mücadele Başlarken Siyasal. 1919 seçimleri bu kurullar uyarınca. seçim kampanyasını izleme amacıyla gözden geçireceğiz. 1919 seçimlerini Heyeti Temsiliye çizgisinde izlemiştir. Bu mülakatta dikkati çeken nokta. Seçimler bir günde tamamlanmazsa. onun parasal des¬teğiyle. Fethi Bey'in anılarında da açıklandığı gibi. Nitekim gazetenin yayınlandığı süre içerisinde.. Üçüncü say¬fada ise seçimlerle ilgili şu haber yer almaktadır. Ne var ki seçim kararı Sivas Kongresi sonucunda Anadolu'daki bağımsızlıktan yana güçlerin yani Heyeti Temsiliye'nin baskısı sonucu alınabilmiştir. Öte yandan seçimlere ilişkin haber ve yorumları mümkün olduğunca tarih sırasına göre yansıtacağız. yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti ise 9 Ekim 1919'da "Mebuslar seçimine mahsus kararname"yi yayınlamıştır. eğer ikinci seçmen olma hakkına sahip iseler. Bu seçmenleri kapsayan seçmen listeleri her seçim yöresindeki belediye ve bucak meclislerinin başkanlarının. O günün koşullarına göre köktenci bir yayın organı olarak nitelenebilir. Bu arada kendisinin ünlü "Zabit ve Kumandanla Hasbihal" adlı yapıtı da bu ga¬zetenin yayını olarak çıkmıştır. 1919 seçimleri 1908'de yasalaşan ilkeler uyarınca yapılmıştır. Bu nedenden ötürü de seçimlerin tamamlanması çoğu kere bir ya da iki ayı bulabilmekteydi. Mustafa Kemal bu gazeteyi düşünce¬lerini kamuoyuna yansıtmak için bir araç gibi kullanmayı amaçlamak¬taydı. Seçim kararının tüm Anadolu da yürürlüğe girdiği ve uygulanmaya başladığı teşrinisani (Kasım) 1919 ayını izleyen haber ve yorumlar. M. Yirmi beş yaşını geçen tüm erkek vatandaşlar seçme hakka sahiptiler. yörede herkesin izleyebileceği bir yerde askıya çıkarılır. Bu sorunun Mus¬tafa Kemal'in telkiniyle sorulduğu çok açıktır. milletvekili seçilme hakkına da sahip olmaktaydılar. Bilindiği gibi Mustafa Kemal'in Suriye'den dönüşünü izleyen günlerde. Bilindiği gibi Eylül 1919 sonunda. Listeler belirli bir süre. ertesi gün de devam ederdi. Fethi Bey "Minber" adlı bir gazete yayınlamıştır. 165 Kemal ve onun etkisiyle Fethi (Okyar) Bey'dir. Se¬çimde temel ilke iki dereceli seçim düzeninin varlığıdır. onlar da milletvekillerini seçmekteydiler. Minber'in 14 Teşrinisani (Kasım) 1918 tarihli 13. sonra da bu seçmen listeleri her ilçede oluşturulan "Heyet-i Teftişiye" adı verilen kurullar tarafından denetlenirdi. Fırka Reisi Hilmi Bey (İştirakçi Hilmi) bütün amele ve işçilerin gayelerine vasıl olabilmeleri için bir vahdeti külliye tesisi lüzumuna dair nutuk irad ve amele huku¬kunu müdafaa ve muhafaza edecek mebusların intihabatı için amele heyetlerinin birleşmesine karar vermiştir. Birinci seçmen olma hakkına sahip olanlar. ikinci seçmen de ola- 166 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 bilirlerdi. "Dün Şehzade-başı'nda Şark Tiyatrosunda umum fabrikalar ameleleriyle Sosyalist fırkaları. saat birde bir içtima aktetmişlerdir. Anadolu'nun İstanbul'la ilişkilerini kesmesinden sonra Damat Ferit Paşa istifa zorunluluğunda kalmış. Otuz yaşını bitiren tüm erekk vatandaşlar. dini liderlerin katıldığı bir komisyon hazırlar. Böylece ülke seçim atmosferine girmiştir. Bu idari birim il ve ilçe arasında yer alan bir yönetim birimiydi. Bu karar üzerine umum fab¬rikalar amelesiyle sosyalist fırkalarından müteşekkil (Sosyalist Birliği) . Haziran-Temmuz 1919 aylarında konu bir kere daha canlanmış. Listelere yönelik itirazlar da. Seçim bölgesi olarak liva ya da sancak kabul edilmişti. bir yayın organının gözlüğü ile sergilemeye çalışacağız. bir önce de söylediğimiz gibi tarih sırasına göre şöyledir: 1 Teşrinisani (Kasım) 1919: Gazetenin ikinci sayfasında "Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye mandateri olmak istemediğine" dair bir haber dikkatleri çekecek bir yere konmuş bulunmaktadır. Rıza Tevfik Bey aynı zamanda kabine üyesidir. Minber muhabirinin ısrarla yeni se¬çimler konusunda kabinenin düşüncesini sormasıdır. Kemal'in eline geçen bazı fırsatları çok iyi kullandığını görmekteyiz. Dahiliye Nazırı Adil Paşa bu konuda bazı yüzeysel çalışmaları başlatmıştır. Birinci aşamada seçme ve seçilme hakkına sahip olan tüm vatandaşlar bölgelerinde tesbit ettikleri sayılara göre ikinci seçmenleri. İleri. "Yeni Seçim" düşüncesi ilk defa bu gazetede yer almıştır. Hatta Damat Ferit Paşa hükümetleri döneminde. yaklaşık iki buçuk aylık bir sürede tamamlanmıştır. gene belirli bir süre içerisinde ilçedeki "Heyeti Teftişiye" kuruluna ya¬pılırdı. Seçimlerin yenilenmesi düşüncesi Ekim 1918'den sonra hiçbir zaman gündemden inmemiştir. Genelde tüm ülke için geçerli bir seçim günü bulunmamaktaydı. Biz bu seçimleri.. sayısında o günkü kabinenin basın sözcüsü olan Rıza Tevfik Bey'le bir mülakat yer almaktadır.

167 Özellikle küçük partilerin yaratacağı ayrılıkçı havanın azınlıkların ek¬meğine yağ süreceği konusu vurgulanmaktadır.23 ikinci seçmeni olan Merzifon kazası seçim sonuçları. Tekzip "Alemdar"ın Ali Fuat Paşa'nın Ankara'da terör havası estirdiğine dair bir haberine yöneliktir. Hürriyet-i İtilaf ve Vahdeti Milliye dışındaki fırkalar dün öğleden sonra saat 2'de toplanmışlardır. Bunun üzerine mezkur fırka. "İntihabat etrafında" genel başlığı altında şu haberler yer almakta: . Yazı "Bir memlekette fırkaların çokluğu faideden ziyade muzirat tevlid eder" yargısıyla başlamaktadır." . ..İntihabatın biçimi ile ilgili Darülfunun'da yapılan toplantı. baskı yaptığına ilişkin haberler daha sonraları yoğunlaşa¬cak." Dördüncü sayfada. Heyeti temsiliyenin livalarda bulunan mümessillerinin umuru intihabiyeye müdahale¬ lerinin kat'iyen men edilmeleri lazımdır. Fraksiyonlar volkanik arazide dikiş tuttururlar. Muhtırada şu satırlar dikkati çekmektedir. . Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Kemal'in cevabını da . çerçeve içerisinde "Fırkaların hududu husumeti nereye kadar gider" başlıklı bir "Nasihat" yazısı var." 10 Teşrinisani 1919: Mustafa Kemal'in Milli Kongrenin muh¬tırasına verdiği ve baskı iddialarını tümüyle reddeden cevap gazetenin 168 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 sekizinci sayfasında yer almakta. 3 Teşrinsani 1919: Seçimlerle ilgili olarak üçüncü sayfada Milli Kongrenin Müdafa-i Hukuk Heyeti temsiliyesine gönderdiği bir muh¬ tıra yer almaktadır.". Yazının bütünündeki hava. seçimlere iştirak edemeyeceğini söylemiştir. Bu arada Sosyalist Birliği'nin üç namzet gösterme arzusu Ferit Paşa'nın konuş¬ masından sonra reddedilmiştir. Bu haberlerden dikkati çekenler sırasıyla şunlardır: ." Bu haberin hemen altında seçim sandıklarının Zeytinburnu fabrikasında yapıldığı da bilgi oluna¬ rak verilmektedir."Heyet-i Teftişiye'nin dünkü toplantısında sandık mahalleri ve başkanları meselesi konuşulmuştur. Bunu ne Talat Paşa'nın İttihadı. 2 Teşrinisani 1919: Birinci sayfanın üstünde. Müdafa-i Hukuk Heyeti Temsiliyesinin beyannameleri bu noktayı deruhte etmişti ki bize itimat bahş olunmuştur. Aynı tarihli gazetenin sekizinci sayfasında Ankara kaynaklı bir tekzip görülmektedir.. Bu haberin veriliş biçimi "İleri"nin tutumuna gölge düşürecek nitelikte.namıyla bir heyet intihap edilmiştir. Fırkalar ise huzur ve asayişe nail memleketlerde ibrazı faaliyet edebilirler." Seçimle ilgili diğer haberler "intihabat Etrafında" başlıklı bir sü¬tunda yer almıştır. "Müda¬ fa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetine düşen mukaddes vazife Müdafa-i Hukukun kefili olacak emri bitarafanenin teminidir. Yazının başlığı "Fırkalar ve fırkacılık" şeklindedir. Çünkü Milli Kongrenin muhtırası üzerinde uzun yorumlar ve başyazılar yayınlayan gazetenin M. Yazı şu satırlarla bitiyor."Milli Kongre. O gün durum münakaşa edilecektir..Bursa namzetlerinin belli olması ve isimleri. Fırkaların namzet listeleri okunarak bunların içinden seçilecek namzetlerin tesbiti Per¬ şembeye ertelenmiştir. Fakat itimadın teyit ve tahkiki efâle muhtaçtır.. ülkenin selameti açısından fırkaların birleşme eğilimlernini des¬teklemesi ve bir memleketçi cephe oluşturmaları doğrultusundadır. Aynı gün gazetenin beşinci sayfasındaki bir yorum da çok sayıda fırkanın varlığı ve getirdiği sonuçlar incelenmektedir. ne Ferit Paşa'nın İtilafı anlayamadılar. Müdafa-i Hukuk derneklerinin ya da Kuvva-i Milliye'nin Anadolu'daki seçimlere hile karıştırdığı. özellikle Milli Mücadeleye karşı olan basının kullandığı haberler olarak dikkat çekecektir.

bir yerde üzücü ve umut kırıcı olarak nitelenmektedir." 25 Teşrinisani tarihli "İleri"nin beşinci sayfasında ise "Milli Kongre dağıtılacak mı?" başlıklı haberde adayların saptanması için ye¬niden toplanıldı. ".Türkiye Sosyalist Fırkası 'nın İstanbul namzetlerinin Doktor Refik Nevzat ve Davavekili Kemal Beyler olduğu anlaşılmıştır. .İşçi Sosyalist Partisi'nin Ferah Tiyatrosu'nda izinsiz toplantı yapması üzerine tahkikat açılıyor.Milli Kongre. Örneğin 12 Teş¬rinisani tarihli gazetenin 8 nci sayfasında bu konuda şunlar yer al¬mıştır. Çünkü bütün millet sulh is¬tiyor. "Ali Rıza Paşa Kabinesi vücudunda ufak tefek yorgunluklar. Aynı vapurda Kara Vasıf Bey'in de bulunduğu not edilmekte. Fevzi Paşa ise Erzurum'a kadar gideceğini bildiriyor. Ne var ki. "Milli Türk Fırkası milliyeti esas alarak ve ismiyle ortaya atıl¬mıştır. Sivas'taki bir takım özel işlerini halletmek için gittiğini söylüyor. Fransa'nın.. çiftçi Sosyalist Partisi ile Türkiye Milli Fır¬kasının henüz resmen beyannamelerini almamış oldukları için top¬lantıya katılmaları konusunu tartışmış. dar¬gınlıklar hissediliyorsa bunları giderecek ancak meclis-i teşridir". bu fırkalara cumartesi gününe kadar resmi işlemlerini bitirmeleri için süre tanımıştır. hatta zaman zaman Anadolu'ya ters düşecek davranışlara girişmeleri bu sonucu doğurmuştur. Sulh ise tamamiyet-i mülkiye ve milliyemizin Büyük Britanya'¬nın.. Bil¬hassa yeni ve küçük partilerin olaya bağnazca ve parti çıkarları açı¬sından yaklaşmaları. çıkmaza girildiğini gören her fırkanın bağımsız hareket etme eğilimi göstermeye başladığı açıklanarak şu yoruma yer verilmektedir. Fırkaya mensup bir zattan almış olduğumuz ma¬lumatla bu fikir teeyyüd etmektedir. . Bu arada seçim harcamaları için bütçede yer alan 40 bin liraya ek olarak 20 bin liralık yeni bir tahsisatın daha verildiği de haberler ara¬sında yer almakta.. "Milli Kongrede İstanbul namzetlerinin esna-i tesbitinde Milli Türk Fırkasıyla Milli Ahrar Fırkası arasında tahaddüs eden ihtilaf hak¬kında Mahir Sait berveçhi ati beyanatta bulunmuştur.. müessislerden bir ikisine ait-olan şu kusurda Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Anadolu'dan başlayarak sağlıklı bir biçimde ge¬lişen ulusal savaşım örgütleriyle istenilen düzeyde ilişki kuramamaları. 169 fırkanın diğer müessisleri ısrar cihetine gitmezler ve kavanini mevzuaya uymama hareketinden içtinap ederler. "Her fırkanın yalnız pek basit bir kayıt ile merkezi umumisinde kendi kendisine çalışması milli kongre mesaisinin artık hitama ermiş bulun¬duğunu ifham ediyor. ". Ne var ki.. 11 Teşrinisani 1919: Bu tarihli gazetenin ikinci sayfasında. Yazıdaki önemli noktalar aşağıda sunulmuştur. Ne var ki gazetelerde yayınlanan listeler üzerinde te¬reddütler hasıl olduğu için tartışmaların büyüdüğü noktası belirtildikten sonra. daha önce de değindiğimiz ikili ölçüt kullanma alışkanlığı bir yerde bu ters tutumu doğurmaktadır. Milli Kongrenin uzun top¬lantılara rağmen İstanbul adaylarının tam manasıyla tespit edememesi. 9-25 Teşrinisani tarihli gazetelerde ağırlıklı haber olarak Milli Kongrenin İstanbul namzetlerini tesbit edebilmek için yaptığı toplantılardan söz edilmektedir. 29 Teşrinisani 1918 tarihli sayının (gene) sekizinci sayfasında Celal Nuri (İleri)'nin "Ali Rıza Paşa hükümetinin takviyesi mesailin¬den: Meclisi Mebusan" başlıklı bir yazısı yer almaktadır.aynı ölçüler içerisinde değerlendirmesi gerekirdi. Halbuki cemiyetler kanununun dördüncü maddesi şöyle diyor: (Kavmiyet ve cinsiyet esas ünvanlarıyla siyasi cemiyetler teşkili mem¬nudur) Binaneleyh bu madde karşısında ne Milli Türk. . "Açılacak meclisin düvel-i mefhumiyeyi itilafıyenin de zahiri olacağını itminanı kalp ile iddia edebiliriz." 24 Teşrinisani tarihli gazetenin dördüncü sayfasında "Bugün do¬kuzdan itibaren intihabat başlıyor" başlığı altında şu haberler yer alı¬yor. Kara Vasıf Bey Sam¬sun'a. se¬çimlere yönelik iddiaları yerinde tetkik için Fevzi Paşa'nın Şam vapuru ile Samsun'a hareket ettiği haberi veriliyor." Böylece ulusal bağımsızlık çevresinde bir geniş cephe oluşturmak için girişilen çabaların ülkemizde her zaman rastlanan kısır tar¬tışmalarla hemen hemen etkisiz hale getirildiği ortaya çıkmıştır. Bu zat bundan sonra mebus nam-zeti tesbitinin Milli Kongrede müttehiden değil fırkalarda ve ayrı olarak vuku bulacağı fikir ve kanaatini beslemektedir. ne de Milli Kürt ya da Çerkez fırkaları teşekkül edemez" dedikten sonra şu nokta üze¬rinde durulmuştur.

11'i Ahali İktisat Fırkasından 5'i Sulh ve Selamet Fırkasından. En fazla oy alan milletvekilinin aldığı oy miktarı 362. Mamaafıh cumartesi ol¬mazsa perşembe günü intihabata hitam bulmuş nazarıyla bakıla¬caktır. II 'i Milli Ahrar ve Ahali İktisat Fırkasından ortak olarak. 5'i Bağımsızlardan." Prens Sabahattin'in İstanbul'a gelişi 8 Kanunevvel tarihli sayıda uzun bir biçimde verilmekte." başlığı altında şu bilgilere yer verilmektedir. bu arada mebusların harcırahlarına ilişkin havalelerin postalanmaya başlandığı da bir haber olarak gö¬rülmektedir. Bütün yazılar seçim gününü anlatıyor. İstanbul ka¬dısı ve rüesai ruhaniye hazır bulunacaklardır. Yalnız dahili ve idari İslahatı¬mızla devleti muazzamamn teveccühüne layık olmaya çalışmak esaslı bir borçtur. Aynı tarihli "İleri"nin altıncı sayfasında ise "Mebuslar nasıl inti-hap. 11 Kanunevvel'de de seçimlerin hızlan¬dırılması konusu ele alınmakta.. 19'u bizzat kendileri tarafında verilen dilekçeyle. Müntehibi sanilerin elle¬rindeki mazbatayı badeltetkik kendilerine rey pusulası verilecektir. hükümatı müttehidenin menafii ile mütte-hid olduğunu tavzih etmek demektir. Aynı sayının üçüncü sayfasında ise Dışişleri Bakanının İzmir'e ilişkin demeci bulunuyor. Nitekim 4 Kanunevvel 1919 tarihli "İleri"nin altıncı sayfasında "İn-tibahat ne vakit hitam bulacak" başlığı altında şu haberler yer almakta¬dır. Fakat tas¬nifin henüz hitama ermemesi ve katip bulmadaki müşkülat intihabatı tehir etmektedir. Bu demecinde Dışişleri Bakanı şunların altını çizmekte: "Ben ahvalin günden güne iyiliğe doğru gittiğinden ve nihayet İzmir'de Yunan işgalinin ref olunarak yine bu güzel vilayetin öz vatana iltihak edeceğinden emin bulunuyorum. 171 rülmekte. Ayrıca demecin sonun¬daki yurdumuzu işgal eden devletlere adeta tüm halkın borçlu olduğunu ifade eden sözler ise. o konuda da şu bilgileri bulmaktayız." 17 Kanunevvel Günlü "İleri"de Samih Rıfat'ın "Yarınki intihabat için" başlıklı yazısı var. "Perşembe günü sabah saat onda Darülfünun konferans salonunda İstanbul vilayetinin 469 müntehibi sanisi içtima ile mebusları intihap edeceklerdir." "Damat Şerif Paşa hazretlerine bile isbat edeceğiz ki bu heyet teş-riiyeden saltanat ve hükümette hayır gelecektir. 2'si Türkiye Sosyalist Fırkasından. Gerek münferiden gerek fırkalar delaletiyle. 19 Kanunevvel 1919 tarihli "İleri" seçimleri tüm boyutları ile yansıtan bir havada. oy kullanma biçimleri uzun uzun ve bütün ayrıntılarıyla yansıtılıyor.. I l'i Milli Kongreden.. İstanbul mebusu olmak üzere namzetliklerini vazeden zevatın esamisi ta'lik edilmiş olduğun¬dan müntehibi saniler bu esamiden onbirini rey pusulasına kayd ve tekrar mazbatalarını ibraz etmek suretiyle pusulaları sandığı vaz ve ilka edeceklerdir. ." İntihabatın ne zaman sona ereceği konusu Aralık (Kanunevvel) ayının girmesiyle birlikte sık sık gazete sütunlarına gelmeye başlıyor. 14'ü mazbata ile. artık bir biçim almaya başlamış olan Meclis-i Mebusan'la ilgili. o günlerdeki bir çok siyaset adamının içine düş¬tüğü çıkmazı sergilemektedir. içerde adayların programlarına ilişkin bildirilerini okuyuşları. en az alanın ise 135 aday sayısı 78 bunların. İkinci seç¬menlerin Üniversite konferans salonuna gelişleri. Yazının başlığı "İhtimama şayan bir Meclis-i Mebusan" şeklinde..İtalya'nın. yani hiç bir örgüte bağlı olmayan belirli bir grup insanın (ilk seçmen) teklifi ile 10'u Çiftçiler Derneğinden. Yevmi mezkurda intihabat heyeti teftişiyesi. Ertesi günkü sayıda ise büyük bir çerçeve içe¬risinde "İstanbul mebusları bugün intihap ediliyor" ibaresi gö- Milli Mücadele Başlarken Siyasal. Tasnifin bir an evvel nihayete ermesi için bilumum devaire tebligatı lüzumede bulunulmuştur. Ayın 15'indeki "İleri"nin başyazısı." Bu demecin gerçekleri görmekten çok uzak bir bakanın anlamsız sözleri biçiminde nitelenmesi doğru olacaktır. 170 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 "Heyet-i Teftişiye ikinci reisi şunu diyor: Müntehibi sani intiha-batının gelecek cumartesi hitam bulacağını ümit ediyorduk.edilecektir. Zarar ihtimali muta¬savver değildir. Seçimlerin sayısal sonuçlarına gelince.

Bu konudaki kuşkulu durumu bir kenara bırakarak. Seçimlere ilişkin son önemli habere 22 Kanunevvel 1919 tarihli sayının birinci sayfasında rastlıyoruz. İstanbul seçiminin en büyük özelliği bir işçinin ilk defa olarak Meclis-i Mebusan'a girmiş olmasıdır. bağımsızlık savaşı öncesinde bu savaşı hazırlayan ve yürüten temel düşünce çevresinde tüm ülke halkının katılımını sağ¬lama açısından önemli bir aşamadır. "İleri"de yer alan bir habere göre Anadolu'dan seçimi kazanabilen Hürriyet ve İtilafçı milletvekillerinin istifa etmelerinin genel merkezce istendiği görülmektedir. Bu listelerde ortak olan adaylar için gerekli indirim yapıldıktan sonra 78 adayın seçimlere girdiği görülmüştür. 1919 seçimleri.. Hal¬buki biz amele zümresine merbut ve bugünkü mevkii de aynı zümreye medyun bulunduğumuz için herşeyi ucuza tedarik etmek isteriz. Bu habere göre "İntihabata iş¬tirak etmeyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası intihabatın feshini talep suretiyle müdahale ediyor. taşradan (Anadolu'dan) gelecek mil¬letvekilleri konusunda da şunları ileri sürmektedir: "Taşradan gelecek olan mebuslar arasında bulunacak olan çift¬çiler istihsalatını dahil-i memlekete fazla fiyatla satmak isterler. Numan Efendi Zeytinburnu fab¬rikasında fişekçi ustasıdır. 173 karşısında ısrarlı savunması." Hürriyet ve İtilafın seçimlerini hileli ve baskı altında cereyan et¬tiğine dair iddialar bir süre daha kamuoyunu işgal edecektir." Böylece ilk işçi milletvekilinin düşünceleri genel hatlarıyla ortaya konmaktadır. Kuşkusuz Lütfi Fikri Bey'in bu suçlamayla yapılmış olan is¬tifası Hürriyet ve İtilaf ile işbirlikçilerin işine yaramış.4'ü Sosyal Demokrat. o hükümeti seçime razı etmesi ve seçime ağırlığını koyması bir önce değindiğimiz katılımın aşamalarıdır. o listede yer almak bana ya¬kışmaz"." Sosyalizmin ülkedeki geleceğine yönelik sorulara pek açık bir cevap vermeyen Numan Efendi.. yapacağı çabalan önceden karalama yoluna gitmişler¬dir. Yeni seçilen İstanbul Milletvekillerinin isimleri gene çerçeve içersinde aldıkları oy sırasına göre birinci sayfada yayınlanmaktaydı. Lütfi Fikri Bey is¬tifa nedenini ertesi günkü gazetede şöyle açıklamaktadır: "Mebusluğa ittihatçılar seçildi. oysa 21 Kanunevvel tarihli "İle- 172 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 ri"nin sekizinci sayfasında kendisiyle yapılan bir röportajda Numan Usta'nın Mesai fırkası üyesi olduğu ileri sürülmektedir. yapılan oylamaya ilişkin güveni sarsma hatta yeni kurulan Meclis-i Mebusan'ı daha ilk toplantısından önce küçük düşürme. Son günlerde değişik vesilelerle değinilen Mustafa Kemal'in ünlü sözünde¬ki "Önce Meclis Nadi Bey" yargısı bu katılım olgusunu ne denli önemsediğini ortaya koymaktadır. kapitalistlerin elinde duçar oldukları felaketleri azaltacak esasatı müdafaa edeceğim. bu ilk işçi milletvekilinin ileri sürdüğü bazı düşünceleri aktaralım: "Harpten evvelki usulü idaremiz emperyalizm şeklinde olduğun¬dan amelenin inkişafına kafiyen müsait değildi". Bu suretle bütün cihan-ı medeni¬yete karşı Türkiye'de de hakiki bir sosyalistlik mukaddematını iare ederek amelenin hayatı içtimaideki mevkiini tersine çalışacağım. Bu milletvekillerinin büyük bir çoğunluğunun katılımı ile 12 Ocak 1920'de Meclisi Mebusan ilk toplantısını yapmıştır. "Binaneleyh Meclisi Mebusanımızda amelelerin ilk mümessili sı¬fatıyla bulunduğumu nazarı dikkate 'alacak ve onların inkişafı içti-maiyelerini temin. Ben ittihatçı değilim." Hangi gruplarla işbirliği yapacaksınız sorusuna da şu cevabı ver¬mektedir: "Redikal olmak dolayısıyla belki Celal Nuri (İleri) beyle teşriki mesai edebiliriz. bunlar seçimlere hile karıştırıldığını ileri sürerek. Bilindiği gibi 1919 seçimleri iki buçuk aylık bir süre sonunda tüm ülkede bitiril¬miş ve Son Osmanlı Meclisi Mebusanı'na 168 milletvekilinin seçildiği saptanmıştır. Nitekim yaklaşık iki buçuk ay süren seçimler süresince Müdafa-i Hukuk ülkenin kurtuluşu için öne sürdüğü ilkeleri Andolu'nun ve İstanbul'un tüm toplum katmanlannda enine boyuna tartışma olanağını bulmuştur. Seçimlerden sonra "İleri" gazetesini ilgilendiren bir olay İstanbul Mil¬letvekili olarak seçilen Lütfi Fikri Bey'in istifasıdır. Nitekim 20 Kanunevvel'de. Fakat halk ve memleket düşüncesi hususunda birleşiriz. İşte yalnız bu keyfiyet itibariyle noktai nazarlarımız ayrılır. Bazı kaynaklara göre kendisini Türkiye Sosyalist Fırkası adaylığa önermiştir. Seçim kampanyası bu . Müdafa-i Hukuk Heyeti Temsili-yesinin bir dizi kongrelerden sonra aldığı kararlan İstanbul hükümeti Milli Mücadele Başlarken Siyasal.

Seçimler ve seçim kampanyası konusunda ne söylenirse söylen- 174 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 sin. Padişah rahatsızlığı nedeniyle toplantıya katılmadı.tartışma ortamını yaratan bir neden görevini görmüştür. geniş halk yığınlarıyla yakından ilişki kurma biçiminde gerçekleşmiştir. Bağımsızlık savaşının. Akhisar yöresinde Albay Kazım(Özalp) kumandasındaki 61 tümen ve 2000 kişilik kuva-i milliye grubu. Zaman zaman Anadolu'dan gelen haber ve mek¬tuplar bu çemberi biraz olsun kırmıştır. 1919 seçimleri sonucunda son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na 168 milletvekili seçilmişti. Fransız ve Yunan tehdidi altındaydı. Aydın yöresinde ise Albay Şefik Bey (Aker) komutasında 57 nci tümen ve 2000'e yakın da efe müfrezesi görev yapmaktaydı. Konuşmada önemle vurgulanan bazı noktalar şunlardır: ". Salihli bölgesinde Ömer Lütfı Bey kumandasındaki 23 Tümen ile Çerkeş Ethem ve Sarı Efe (Edip Bey)'nin milli güçleri. K. Mustafa Kemal ve Müdafa-i Hukuk doğrultusunda mücadele veren bir yayın organıdır. IV BAĞIMSIZLIK SAVAŞI DÖNEMİ (1920-1923) 1) Birinci Meclis: 1919 seçimlerinin tamamlanmasından sonra Heyet-i Temsiliye üyeleri 27 Aralık'ta Ankara'ya geldiler. Muğla dolaylarında İtalyanlar. Genel savaşa (1. Celal Nuri Bey daha Balkan Savaşı bozgunu sonrasında yazdığı bir kitapta (Tarih-i İstikbal) ülkenin gerçek kurtuluşunun Anadolu'dan kaynaklanacağını ileri süren biridir. Özel¬likle Milli Kongre olayı bu politikanın tüm çıkmazlarını ortaya koy¬muştur. İttihat ve Terakki'nin mevcut örgütünün yer yer olumlu katkısı da bazı sonuçların alınmasında etkili olmuştur. İki kolordu halinde oluşturulmuş bu güçler beş tümen etmekteydi. 12 Ocak 1920 de dördüncü seçim döneminin ilk toplantısı yapıldı. İngilizler Irak ve Musul'u kontrol ediyorlardı. "İleri"nin bu tutumu bir yerde Celal Nuri Bey'in düşünsel yapısından da kaynaklanmaktadır. Bunların başında Korgeneral Milotis Komninos vardı.. Bu ağırlığını koyma hiç bir zaman seçime yönelik baskılan deneme anlamında olmamış. açılış nutkunu onun adına Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa okudu. Gaziantep ve Urfa bölgesini işgal etmiş bulunmaktaydı. Ayvalık. İttihat ve Terakki'nin mevcut örgütünün yer yer olumlu katkısı da değerlendirilmiştir. Dört tümen cephede biri de geride ihtiyat olarak görev yapmaktaydı. Basın. örgütlenmeye çalışıl¬dığı o ateş yıllannda Lütfı Fikri'nin sonuçlarını düşünmeden İstanbul seçimlerine kara düşürecek bir davranışla milletvekilliğinden istifası da bu konudaki bir başka örnektir. "İleri" bu çemberi kırmaya ça¬lışan. Mustafa Kemal'in savaşlar kadar önemli bir ba¬şarısı olarak nitelenmesi gerekir. Maraş. Bir yerde yerel İttihat ve Terakki Kulüplerinin bu açık tavır alışları muhaliflerin ve işbirlikçilerin karşı propagandala¬rına yaramıştır. Bunla¬rın karşısında konuşlandırılan Türk kuvvetleri üç tümendi. Mustafa Kemal hareketi bu yönden de kendisini çekmiştir. güneyde Fransızlar Adana. Aynca bağımsızlık savaşının tasarlanıp. seçimi yakından izlemiş işbirlikçiler ellerine geçen en küçük fırsatları bile kullanarak seçimleri karalamaya çalışırken Müdafa-i Hukuk özellikle Anadolu'da seçime ağırlığını koymuştur. Bergama. Alıntılarımızdan da anlaşılacağı üzere "İleri"nin bu tutumuna rağ¬men zaman zaman seçimlere ilişkin haber ve yorumlannda İstanbul'un (moda olan bir deyimle) Bizansvari politikasının da etkisi vardır. Bunların dışında Antalya. İttihatçıların mevcut örgütlerinin katkısı ancak Müdafa-i Hukuk'un ilkelerini yay¬mak doğrultusundadır. 1919 seçimlere kurtuluştan yana olan güçlerin dayatmasıyla ger¬çekleşen ve Milli Mücadeledeki tüm kararlara yığınların katılımını sağlayan bir eylemdir. bilakis kurtuluşun çeşitli boyutlarını ve yollarını anlatma. Ne ki Müdafa-i Hukuk ilk andan itibaren seçimlerdeki kampanyasını İttihat ve Terakki'nin bir uzantısı olmadığı noktasını vurgulayarak sürdürmüştür. Şehir ileri gelenleri ve halk onları he¬yecanla karşıladı. sonra da Cumhuriyet'in baş¬kenti olacak Ankara'da karargahın kurulduğu 1919 yılı sonunda cep¬helerdeki genel görünüm şöyle özetlenebilirdi: Batı Anadolu'da Yunanlıların 2400 subayı ve 62000 askeri bu¬lunmaktaydı. Dünya Savaşı) katılmakla henüz yorgunlu- 176 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 ğunu atamamış olan devletin ve yasını unutamayan milletin uğradığı üzüntü ve felaketler herkesin gözü . Anadolu'nun Karadeniz kıyıları İngiliz..

Hükümete ilişkin olarak Mustafa Kemal. Ne var ki. Bunların önemli bir bölümü (özellilke Anadolu'dan gelenler) Müdafa-i Hukuk'a bağlı kişilerdi.. hiç karamsarlığa kapılmadan üzerinizdeki zor görevi başarmanızı tanrıdan dileyerek ulusal meclisi açarım. bölünmeden kaçınılarak bütün ulusal istek ve çabaların felahı vatan (vatanın kurtuluşu) noktasında birleştirilmesi gereklidir. bir önceki seçimlere göre. 1919 seçimlerine çok değişik düşünceye ve siyasi eğilime sahip adaylar katılmıştı. Hepiniz bunu kabul ettik ve buraya geldik. seçmenlerimiz bizi buraya gönderirken omuzlarımıza bir yurtseverlik görevi yüklediler. İlk toplantıya sadece 72 milletvekili katılabilmişti. Beşinci oturumda (31 Ocak 1920) Sarayın adayı olan İstanbul milletvekili Reşat Hikmet Bey başkanlığa seçildi. gelen mesajlar işleme kondu. Buna göre 86 kişi de açılış için gerekli çoğunluk sayısı oluyordu. Fakat kendisinin Ankara'da Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 177 oluşunun sakıncaları ileri sürüldü. Şeref Bey'in konuşması (zabıtlara göre) aynen şöyleydi: "Sayın Arkadaşlarım. Aydın Mil¬letvekili Hüseyin Kazım ve Balıkesir Milletvekili Abdülaziz Mecdi Beyler birinci ve ikinci başkanvekilliğine seçilmiş oldular. ya da İzmir'deki gibi çok az ikinci seçmenin katılımı ile gerçek¬leştirilmişti. Bütün bunlar gözönünde tutularak yaklaşık 170 kişinin seçilebileceği noktasında karar .. tarihi. başta Mustafa Kemal olmak üzere. Önergenin kabul edilmesinden sonra. Yunanlıların vatanı¬mızın ayrılmaz bir parçası olan İzmir'e saldırması da zorlukları ve coş¬kunluğu bir kat daha arttırmış ve o bölge halkına yapılan kötülükler yü-reğimizdeki üzüntüyü şiddetlendirmiştir. Edirne Milletvekili Şeref Bey'in bir önergesi olduğunu bildirerek. Ne var ki. 17 Şubat 1920 günü ikinci oturumunda Başkan. Konuşmalar Mustafa Kemal'in baş¬kanlığı üzerinde bir oydaşmanın olamayacağını ortaya çıkardı.verildi. Böylesine karmaşık bir Meclis'in çok sesliliğe güzel bir örnek teşkil edeceği meydandaydı. Bunun üzerine başkanlığa Saray'ın istediği kişilerin seçilmesi doğrultusunda bir ara kararına varıldı. Meclis'in ilk kararı Tunalı Hilmi Bey'in önerisi üzerine yeni bağım¬sızlığına kavuşan Azerbaycan hükümetine kutlama telgrafı çekilmesi oldu. Bu yörelerde seçim yapılama¬mıştı. bir . Böylece yüze yakın milletvekilinin mevcudiyeti de düşünülerek meclis çalışmalarına başlama kararı alındı. önce çoğunluk sorunu tartışıldı. müzakerelerin sonunda hükümet kullanılan 108 oydan 104 oyla güven aldı. Yeni milletvekillerinin bazıları da Rıza Nur Bey gibi eski dönemin muhalifleriydi. Meclis'teki gerçek milli mücadecilerin sıkı bir işbirliği yaparak hükü¬meti düşürmesini vurguladı. Önergede sonradan "Misak-ı Milli" ya da. Bir arkadaşımız bütün yüreklerden kopup gelen barış sesini bir noktada topladı ve bütün vic¬danlar bu noktada birleşti. Nitekim Lütfi Fikri Bey'in istifas da bunu teyid etmektedir. Rauf Bey. Edirne milletvekili Şeref Bey bu doğrultuda bir konuşma yaptı. 9 Şubat 1920'deki toplantıda Mustafa Kemal Paşa'nın seçim tutanağı kabul edildi. Meclis-i Mebusan Padişah'ın açış nutkuna yanıt hazırlama çabası içindeyken (Felah-ı Vatan) grubunun hazırladığı "Ahd-ı Milli" gün¬deme geldi." Yukarda önemli bölümlerini aldığımız genel anlamlı temenniler¬den ibaret bu nutkun okunmasından sonra and içme işlemine geçildi. 250 milletvekilinin seçileceği öngörülmüştü. Meclis'e katılmak için İstanbul'a gitmeye¬ceğini. Başkan Şeref Bey'e söz verdi. Altı yüzyıldır adaleti¬nin keskin kılıcına dayanarak ayakta duran bu devletin milleti. Seçimde Erzurum Milletvekilliğine seçilen Mustafa Kemal. kendisiyle konuşan milletvekillerine. Yeni meclisin ilk sorunu başkanlık seçimi noktasında ortaya çıktı. fakat Başkan seçilmek istediğini söylemişti. Fakat İmparatorluğun toprak¬larının yaklaşık 3/4'ü işgal altındaydı. dini ve bütün haklaryıla savunulmasını bizlerden istediler.. Bundan ötürü her türlü ay¬rılmadan. okuttu. Seçimlerde. Buraya geldiğimizden bu yana gö¬nüllerimizde ve kafalarımızda bir fikir belirdi.. çalış¬malarını vatan ve milletin selâmetini sağlamaya yöneltmiş olan sorumlu hükümete karşı gerçek yardımcı ve denetici olmanızı tavsiye eder. Meclis'in ikinci oturumunda (22 Ocak 1920'de toplandı).önündedir. Bu bağlılığa karşın hepsinin aynı siyasal düşün temeline bağlı olduklarını söylemek zordu. "Ulusal And" olarak adlan¬dırılan "Ahd-ı Milli"nin öncelikle görüşülerek dünya parlamentolarına ve basınına bildirilmesi isteniyordu. ölümümüze kadar sürecek olan.. İtilaf devletlerinin ve belli çevrelerin böyle zayıf bir hükümeti tutmak isteyecekleri noktasındaki kanısını bildirdi. Sonra da Meclis'in açılışı nedeniyle. Mustafa Kemal'in Ankara'da kalarak Meclis'in çalışmalarına destek vermekten başka bir amacı olmadığını vurguladı. Memleketin yüksek menfaatlerini herşeyin önünde tutarak.. Ortaya. boş bulunan Harbiye Neza¬retine Kavaklı Fevzi Paşa'yı (Çakmak) atadı ve Meclis'te hükümet be¬yannamesini okudu. çoğunluğunu eski İttihat¬çılar oluşturduğu da açıktı. Rauf Bey'e düşüncesini açıkladı. Bu arada Sadrazam Ali Rıza Paşa.

Son Osmanlı Meclis-i Mebusa-na'nın kabul ettiği bu "Ahd-ı Milli" yakın tarihimizin en önemli belge¬lerinden biridir. Eşitliğe ve adalete böylesine bağlı. İkinci Madde. Daha sonralarda bu Ahid. devletin ve milletin namusunu ve dinini savunma ve korumada birleşen arkadaşlarımın 28 Ocak 1920'de bu "Ahd-ı Milli"yi kabul suretiyle gösterdikleri iman ve inançlı karan Tanrı da kabul edecek ve bizleri başarıya ulaştıracaktır. tarafımızdan pekiştirilecek ve sağlanacaktır. Şeref Bey'in konuşması ve okuduğu "Ahd-ı Milli" incelendiğinde bir kaç önemli nokta öne çıkmaktadır.Osmanlı Devletinin.Milletin oyu ile buraya gelen. Birinci Madde.Onun için Meclis-i Mebusan'ı oluşturan bütün arkadaşların birlikte meydana getirdikleri "Ahd-ı Milli"yi okuyacağım.Türkiye barışına ertelenen Batı Trakya'nın huku¬ki durumu da orada oturanların özgürlükle kullanacakları oylara göre belirtilmelidir. Tahakkuk edecek borçlarımızın tesbit edilerek ödeme şartlan da bu esaslara aykırı olmayacaktır. müslü-manlann da aynı haklardan yararlanacakları güveniyle. Bu öyle bir Misak-ı Milli'dir ki. herkesle yanyana yürümeye karar vermiş olan bir milletin haklarının yokedilmek istenmesini ne tanrı. Osmanlı padişahlığının ve hükümetinin merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara denizinin gü¬venliği korunmalıdır. Biz Türkler ve müslümanlar esasen demokrat bir milletiz. istekleri bir olan ve birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları taşıyan. Meclisimiz bunu kesin bir kararla bundan sonraki tarihimize kaydeder¬ken. dini. Şeref Bey (konuşmasına devamla). adalet.İslam Halifeliğinin. Kars ve Ardahan için gerekirse tekrar serbest oylamaya başvu¬rulmayı kabul ederiz. 30 Ekim 1918 günlü müta¬rekenin yapıldığı sırada düşman ordularının işgali altında kalan Arap çoğunluğunun oturduğu kısımların kaderi halkların özgürce verecekleri oylara göre belirlenmesi gerekeceğinden. sosyal ve etnik haklarıyla çevre kurallarına uymuş bulunan Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu bölgelerin tümü fiilen ve hükmen ve de hiç bir nedenle ayrılamaz bir bütündür. yenilerde de "Ulusal And" olarak anılacaktır. Altıncı Madde. Dördüncü Madde. insanları çiğnemek ve esir yaşatmak istemediklerini ilan etmiş olan Avrupa'nın bütün uygar devletlerine duyurulmasını öneriyorum (Bravo sesleri ve alkışlar). gelecekte de milletimiz için umduğumuz ve devletimiz için beklediğimiz en parlak günleri ha¬zırlamış olacağız. Dünyadaki bütün acılı insanlara huzurlu bir gün yaşatabilmek için barışçı. "Misak-ı Milli". yapılabilecek özverinin en çoğunu kapsayan aşağıdaki esaslara tam olarak uyulmakla sağlanabileceğini ve bu esaslar dışında kalacak bir Osmanlı Devleti'nin devam ve varlığının imkansız olduğunu kabul etmiş ve onaylamışlardır. Bu temel koşul ile Akdeniz ve Karadeniz boğaz¬larının dünya ticaretine ve ulaştırmasına açık tutulması hakkında bi- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 179 zimle öteki ilgili devletlerin oybirliğiyle verecekleri karar geçerlidir. maliye alanla¬rıyla diğer alanlardaki gelişmemize engel sınırlamalara karşıyız. Bunları . soyu.ulusal and (Ahd-ı Milli) çıktı. Nasıl bir mihrabın. aşağıda kalmış bir toplum kesimini ezmek bir 178 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Türk'ün aklından geçmemiştir. geçmişin güçlü ve parlak günleri kadar..Ulusal ve ekonomik gelişmemizi sağlamak ve devlet işlerini günün kurallarına uygun düzenli yönetimle çevirmeyi başarabilmek için her devlet gibi bizim de bu gelişmemizi sağlarken tam bağımsızlığa ve özgürlüğe sahip olmamız yaşamamızın ve varlı¬ğımızın hareket noktasıdır. Bu nedenle siyaset. Ahd-ı Milli Beyanamesi: Osmanlı Meclis-i Mebusan'ının üyeleri. Beşinci Madde.Halkının ilk serbest kaldıkları zamandaki oylarıyla anavatana katılma kararı vermiş olan (Elviye- i Selâse yani üç liva) Batum. ne de insanlık onaylamaz.İtilaf devletleri ile hasımları ve bazı ortakları ara¬sında kararlaştırılan anlaşma esaslarına göre azınlıklar hukuku. Hiç bir zaman. Biz açıkça belli haklarımızdan başka birşey istemiyoruz. bir imamın arkasın¬da herkes eşitse Türkler ve müslümanlardaki eşitlik anlayışı ve esası da aynıdır.. Üçüncü Madde. devletin bağımsızlığa ve mil¬letin güvenli bir gelecekte haklı ve sürekli bir barışa kavuşabilmesinin. sözü edinilen mütareke hattı içinde ve dışında. 28 Ocak 1920. En tabii ve açık hakkımız olan "Yaşama iste-ği"mizin elimizden alınması Tanrı emri değildir. oybirliği ile" sesleri yükselmiştir. (Sürekli alkışlar)" Başkan'm "Bunu kabul ediyor musunuz?" deyişi üzerine "Hepi¬miz.

Arapların yaşadığı topraklar bir kaç kabile reisine. . İstanbul'da bütün dünyaya barış getirecek Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 181 uluslararası bir İslam Danışma Kurulu'nun kurulması. "Demokrat olma". milli amaca vardı-nncaya kadar." İstanbul'daki hükümet. Bu ileri ve hakkaniyet ölçülerine uygun bir istek.Müttefiklerce (İtilaf devletleri) işgal edilmiş olan Arap top¬ raklan için "uluslann kendi kaderlerine egemen olma ilkesi"nin uygu¬ lanması istenmiş. bir kısmının da korkudan bunu arzuladıklarını. Mazhar Müfit Bey 14 Şubat 1920'de. Meclisin kapatılması. bu davranışıyla zaafını bir kez daha ortaya koymuştur... Nazır Paşa (Fevzi Çakmak) bu ce¬miyetin çalışmalarına önem veriyor. . "Alınan bilgilere göre İstanbul'da bir cemiyet kurul¬muş ve bu cemiyet İngilizlerle kader birliği yapmış. Ku¬vayi Milliyenin kaldırılması. Ali Rıza Paşa hükümeti güven oyu aldıktan sonra vilayetlere ve bağımsız livalara genelge göndererek Meclisin İstanbul'da toplanarak çalışmalara başladığını. vurgulama olarak "Demokrat" olma olgusu üzerinde durulmaktadır. Anadolu'daki Anzavur hareketinin hazırlığı da bu cemiyetin çalışmaları içersindedir. İzmir ve Adana bölgelerinde tam işgalin sağlanması. İngi¬lizler ve müttefiklerinin hükümet üzerindeki baskıları artıyordu. böyle bir durumda Kuvayi Milliyeyi dağıtmanın vatana ihanet olacağını. hükümet işlerine bu doğrultuda yapılacak müdahalelerin cezalandınlacağını bildirdi.şöyle sıralayabiliriz: . Bir ülkede gerçek anlamıyla. Bu ilke bağımsızlık savaşının da çı- 180 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kış noktasıdır. bolşeviklik aleyhine fetva çıkarılması varmış. İttihat Terakki'nin (1913-1918) dönemindeki tek parti yönetiminin baskıcı yapısına karşın bir yanıt olarak. Anadolu hareketine sempati beslemesine karşın. bu nedenle milli irade adına meclis dışındaki toplantı ve oluşumların devam etmemesi gerektiğini. İsmet Bey 3 Mart 1920'de Mustafa Kemal'e şu telgrafı çekti. Anka¬ra'ya verdiği yanıtta. Cemiyetimizin (Müdafa-i Hukuk).. vatanı ve milli varlığı kurtarmak hususundaki çalışmalanna. . "ulusların kaderlerini tayin hakkı" ve "tam bağımsızlık" ilkeleri o günün koşullan içersinde ileri ve devrimci istekler olarak tanımlanabilir.Şeref Bey konuşmasında "Biz Türkler ve müslümanlar esasen demokratız" nitelemesini kullanmıştır. ne ki bu istek uygulanmamış. Ortadoğu'daki bugünkü karmaşık durumun kökeninde bu "anti-demokratik" uygulama yatmak¬ tadır." Bu bilgiler Ankara tarafından Anadolu'nun tüm illerine duyuruldu. İlerde Birinci TBMM'sinin nü¬ vesini oluşturacak milletvekillerinin "Demokrat" olma konusunda böylesine titiz olmalan o günün koşulları açısından önemlidir. Harbi¬ye Nazırı Fevzi Paşa (Çakmak) gelişmeleri İsmet Bey (İnönü)'den An¬kara'ya bildirmesini istedi. Kararlan arasında hükümetin düşürülüp kendilerine göre bir hükümet kurulması.. yani tüm boyutlanyla demokrasinin yaşama geçebilmesi de bu ilkeler temelinde gerçekleşebilir. her zorluğa katlanarak. Olayların gelişimi. ". Mustafa Kemal bu zaafıyet karşısında Meclisi ayakta tutabilmek için "Felah-ı Vatan" grubunun güçlenmesi ve Müdafa-i Hukuk paralelinde girişim¬lerde bulunmasını istedi. Bu tutum Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye'yi hedef alıyordu. bu sebeple esasen Kuvayi Milliye ile Heyet-i Temsiliyenin dağıtılması hakkında gruptan karar alınmasına imkan olmadığını" bildirmişti."Ahd-ı Milli"nin en önemli noktası altıncı maddede altı çi¬ zilen "tam bağımsızlık" isteğidir. Meclis-i Mebusan'ın İstanbul'da toplantı¬larına devam etmesinin imkânsızlaştığını ortaya koymaktaydı. Rauf Bey'in hastalanacak kadar çok çalış¬masına rağmen "Felah- ı Vatan" grubunu düzenli bir hale getiremedi¬ğini. Buna karşın Mustafa Kemal Paşa 17 Şubat 1920'de şu bildiriyi yayınladı:". daha da büyük bir inanç ve kararlılıkla devam etmesi gerektiğinden yaşama ve varolma esasına dayanan milli kuruluşlann her tarafta geliştirilmesine devam edilmesini bütün heyet-i merkeziye ve heyet-i idarelerden bir kez daha rica ederiz. kaldı ki bir kısım milletvekillerinin Kuvayi Milliye ile He¬yet-i Temsiliyenin devamına şiddetle taraftar olduklarının. feodal şeyhlere peşkeş çekilmiştir.

Rıhtıma yanaştırdıkları zırhlılardan çıkardıkları asker¬ler Beyoğlu'nu. Böylece barış değil. Celal Bey (Bayar>. Durum çok tehlikeli bir hal alıyor. Meclis Yunan taarruzunu ele alan bir görüşmeyi 13 Mart 1920' de yaptı. savaşın acıklı sonuçlarından tükenmiş olan ahaliyi askerlik için toplamak. Osmanlı devletinin enkazından yeni bir Türkiye'nin çıkarıl¬ması için son bir ümidi de delice düşünüş ve ."Bu sabah." Mustafa Kemal bu bilgilerin tüm kumandanlara verilmesini iste¬di. Orasını da işgal etmiş olacaklar.Yunanlıların Kuvayı Milliye'ye saldırarak Gölcük yaylası ve Bozdağ'ı işgal etmesi üzerine Ali Rıza Paşa hükümeti istifa etti. bir taraftan da devamlı şekilde zırhlılardan ka¬raya asker çıkarıyorlar. Bu bildiri üzerne Meclis Başkanlığı telgraf bombardımanına tutuldu. Rıza Nur. onbeş kadar da yaralı var." Ali Efendi (Harbiye telgrafhanesi). Nizamiye kapı-sındalar."Emirleriniz yerine getiriliyor. Şimdi haber aldım efendim. Meclis'in 4 Mart 1920 günkü toplantısında Erzurum milletvekili Celalettin Arif Bey."İngilizlerin sabahki baskı¬nında altı kişi şehit oldu. Paşa istiyordu verelim mi?" Muhabere burada kesiliyor. Mustafa Kemal Padişaha bir telgraf çekerek "iç ve dış bin türlü kötü niyetlilerin taşkınlığı ile huzuru tehlike içinde bulunan memleketin milli vicdana cevap veremeyecek bir hükümet başkanına bir dakika bile tahammül edemeyeceğini. Teli kes. Tophane'yi. Manastırlı Hamdi. Nitekim 15 Mart 1920'de Mustafa Kemal İngilizlerin İstanbul telgraf¬hanesini kontrol ettiklerini."Paşa hazretleri.. Edirne'ye yaz¬dırıyorum. İçeri giriyorlar. Beyoğlu telgraf memurları müdürleriyle geldiler. Emin Efendi."Evet ediyor.. İstanbul Merkez Postanesi de işgal." Manastırlı Hamdi. milli ku¬ruluşlara yardım bahanesiyle ahaliyi soymak gibi işlere kalkıştılar. Bütün merkezleri hazır ettirdik.. Diğer yandan yayın¬ladığı bir bildiri ile "Milli isteklere uygun bir hükümetin kurulması" için Meclis Başkanlığına telgraflar çekilmesini istedi.."Şimdi de Harbiye'nin işgali haberini aldık.. aksi halde devletin tarihinde görülmemiş derecede üzücü olayların çıkabileceğini" bildirdi." İngilizler buradadır. Kaçak İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin düşünce¬lerinden yana olan bazı kimseler." Manastırlı Hamdi. Bilgilerinize arz ederim. ölen Reşat Hikmet Bey'in yerine Baş¬kanlığa seçildi. İşte şimdi de nezarete geliyorlar. Bu olay Damat Ferit ya da benzeri nitelikte birinin sadarete getirilmesi tehlike¬sini ortaya çıkardı. Bey¬oğlu telgrafhanesi de yanıt vermiyor. . Harbiye Nezareti'ni işgal etmişler. Kamuoyunun bu baskısı sonuç verdi. Kovmuşlar. Vehbi Bey. Telgraf memurlarının bildirdikleri aynen şöyledir: Manastırlı Hamdi Efendi (Merkez Memuru)... bir gün sonra da İstanbul'u işgal edebile¬ceklerini bütün komutanlara duyurdu. Şeref Bey ve Ali Şükrü Bey söz alarak konuştular. Her tarafta İngiliz askerleri dolaşıyor. edilmiştir. değişik özellikleri olan halkların aralarını bozmak. Şeh-zadebaşı'ndaki Muzıka Karakolunu İngilizler basıp oradaki askerle çarpışarak İstanbul'u işgal altına alıyorlar. Beyoğlu telgrafhanesinin önünde de İngiliz askerleri var. Hamdullah Suphi. Aynı mealde telg¬raflar Padişaha da çekilmişti. İstanbul'un işgalini 16 Mart 1920 günü saat 10'da telgraf memur¬ları Manastırlı Hamdi ve Ali Efendiler Ankara'ya bildirdiler.. Bir saata kadar burası da işgal olunacaktır. İtilaf devletleri yakında karara bağlanacak olan barış şartlarının uygulanmasını sağlayabilmek için gerekli tedbirleri düşün¬mek durumunda kaldılar.. Kendisi istememesine karşın Salih Paşa sadaret makamına getirildi."Milletvekilleri hakkında bir haber aldınız mı? Mebusan telgrafhanesi muhabere ediyor mu?" Manastırlı Hamdi. adeta yeni bir savaş dönemini açmaya teşebbüs et¬tiler. Manastırlı Hamdi. İstanbul adım adım işgale doğru gidiyordu. İsmail Fazıl Paşa. İstanbul hükümeti bir dereceye kadar iyi niyet göstermişse de milli kuruluşlar takma adı altında çalışanlar kışkırtmalarından vazgeç¬mek istemediler."İngiliz deniz askerlerinin baskını bizim asker uyurken olmuş.. 14. İşgal kuvvetlerini "Resmi Tebliği"nde İttihat ve Terakki yöne¬timleri ve ileri gelenleri eleştirildikten sonra şu nokta özellikle vurgu¬lanmaktaydı: ".. İstanbul'daki olayların hızla olumsuz yönde değişmesi üzerine. Kolordu Kumandanı hazır. Bu da İstanbul'u geçici olarak işgal etmek¬tir.. . milli kuruluş takma adı altında uy¬durma bir düzen kurarak ve Padişah ile Hükümetin emirlerini hiçe sa¬yarak. Muvaffak Bey. İngilizler bir taraftan Top- 182 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 hane'yi işgal ediyorlar." Mustafa Kemal Paşa.

Kayıtsız ve şartsız vicdan ve düşünce bağımsızlığına sahip olmayan bir meclis-i mebusanın özgürlük içinde karar vermesi mümkün olamayacağından milletvekillerinin masuniye¬tine (dokunulmazlığına) karşı yapılan bu saldırıyı protesto ediyoruz:Bu protestomuzun dünyadaki bütün yasama organlarına ve özellikle bütün parlamentoların anası olan Britanya Parlamentosuna ve bu gibi tarihi olayları çok görmüş ojan Fransız ve İtalyan parlamentolarına ulaşma¬sını dileriz. . itilaf devletleri askerleriyle. anlayışlı've uygar Avrupa ile Amerika'nın vicdanına bırakmakla yetiniriz ve bu olaydan doğacak ta¬rihi sorumluluğa. tarihin önemli bir gününü yaşıyoruz. Başkan vekili Abdülaziz Mecdi Efendi. vatan duygusu gibi bugünün insan topluluklarına temel olan bütün prensiplere ve bu prensipleri yaratan 184 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 genel insanlık vicdanına çevrilmişitr. böyle bir uğursuzluğa uğramamıştı. Başkan vekili Abdülaziz Mecdi Efendi. orada bulunan milletve¬killerini toplantıya çağırdı. bu günlerde. İstanbul'daki bütün resmi daireler. Milletin siyasal egemenlik ve özgürlüğüne indirilen bu son darbe. Faik ve Şeref Beylerle Numan Efendi zorla alınıp tutuklandı. Sivas Milletvekili Rauf Bey ile Konya Milletvekili Vehbi Efendi huzura çıktılar. yirminci yüzyıl uygarlık ve insanlığının kutsal saydığı bütün ilkelere. yaşamasını ve varlığını. Üzerimize aldığımız ulusal görevi bugün ancak bu kadar . Ayan üyesi Çürüksulu Mahmut Paşa ve göz doktoru Esad Paşa da İngilizler tarafından tutuklandı. Salonda ancak yirmi kadar milletvekili kalmıştı. Bu durum Anayasa ve uluslara¬rası hukuka tamamen aykırıdır." Meclis-i Mebusan 18 Mart 1920'de bir toplantı yaptı. Rauf. Vahdettin müttefiklerin herşeyi yapabilecek güçte olduklarını söyleye¬rek. Şeref Bey (Edirne). bugüne kadar. Toplantıya ancak altmış milletvekili katıldı. Rauf Bey'in yandaki Ayan binasına geçerek kaçması da önerilmekteydi. Ankara ise bu tutuklamalara yanıt olarak Geyve Boğazı'nın işgali ile Anadolu'daki tüm demiryollarına el konulmasını demiryolları boyunca yerleştirilmiş.davranışlarla yok etmek isteyenlerin kandırmalarına kapılmamak ve bugün başkent olarak kalan İstanbul'dan verilecek emirlere uymaktır. Tahsin Bey (Aydın). Cemal Paşa (İsparta). Bu arada toplantıda bulunanların sayısı da azalmıştı. Milletvekillerinin teslim edilip edilmemesi konusunda bir uzlaşma sağlanması mümkün olamıyordu. dikkati çekeriz. yabancı devletlerin silahlı işgali altına girmiş bu¬lunuyor. meclisteki konuşmalara dikkat edilmesi gerektiğini ısrarla belirtti. ku¬mandanların ve yetkililerin bulundukları yerlerdeki İngiliz subaylarını tutuklamalarını emretti. Devletin ve Halifeliğin başkenti. Sonuçta Rauf Bey İngilizlere teslim oldu. Ne var ki susan ve hatta korkanlar da vardı. Meclis-i Mebusan saldırıya uğradı. Heyeti oluşturanlar milletin kurtuluş umudunun Anadolu hare¬ketinde olduğunu söylemelerine rağmen Padişahı ikna edemediler.. bilime sahip. Davamızın meşruluğu ve kutsallığı.. özgürlük. Bunu gerektirecek herhangi bir durum bulunmamaktadır. Cevat Paşa. Ali Şükrü Bey (Trabzon) "tek canlı kalmayıncaya kadar tek bir milletvekilinin bile teslim edilmemesini" ateşli bir biçimde savunuyordu. Bu devlet ve millet. son kez. Meclis Başkanı Celalettin Arif Bey işgal üzerine Anadolu'ya Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 183 geçmek üzere saklandığından." İstanbul'un işgal edildiği 16 Mart 1920 günü öğleden sonra bir Meclis-i Mebusan heyeti Padişah tarafından saraya çağrıldı. İtilaf devletlerinin as¬keri kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve milli amaçlar için çalışan bir çok yurtseverin tutuklanmasına girişilmiştir. oysa meclisin İngilizler tarafından kapatılmasının daha doğru olacağını ileri sürüyor¬du. Heyet dört kişiydi. "Ulusal bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Mebusan da dahil olmak üzere. Vasıf. ne bahasına olursa olsun savunmaya kararlı olan biz Osman¬lılardan çok. Sinop Mil¬letvekili Rıza Nur söz alarak şunları söyledi: "Efendiler. Rauf ve Vasıf Beylerden sonra Faik Bey (Edirne). kaçması ha¬linde çoğu milletvekilininde kaçacağını ya da toplantılara gelmeyerek Meclisi fiilen kapanmış durumuna getirebileceklerini. Heyet yeis içersinde Meclise döndüklerinde onları bir başka olay bek¬liyordu. Meclis-i Mebusan'a gelen bir Ermeni tercümanla iki İngiliz polisi Rauf Bey ve Kara Vasıf'in kendilerine teslim edilmesini istiyor¬lardı. Bu arada anahatları aşağıda belirtilen protesto¬yu yabancı devlet temsilcilerine gönderdi. Tanrıdan sonra en büyük desteğimizdir. milliyet. İlgili ulusların onurlarıyla da bağdaşamayan davranışın değerlendirilmesini resmi Av¬rupa ve Amerika'nın değil. Rauf Bey bu öneriyi reddetti. Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz savaşın kutsallığına inanmış ve hiç bir gücün bir ulusu yaşamak hak¬kından yoksun edemeyeceği kanısına varmışızdır. Zeki Kadirbeyoğlu (Gümüşhane) ise "Meclis muhafız birliğinin karşı koymasını" istiyordu.

" Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 185 İmzalar: Dr. verdiğimiz bir önerge ile bir teklifte bu¬lunuyoruz. Sivas kongresini izleyen günlerde Anadolu ile İstanbul arasındaki haber¬leşmenin kesilmesi ve onu izleyen günlerde oluşan Ali Rıza Paşa kabi¬nesi Anadolu'nun seçim teklifini kabul etmiştir. Her liva'dan beş üye seçilecektir. Bundan ötürü. Ankara'ya gitmeye başladılar. Şevki (Tokat). Halil (Erzincan). Fazıl (Karahisarı Şarki). İlyas (Bursa). Hüseyin Avni (Erzurum). "Genel Meclis Üyeleri" ile "Belediye Meclis Üyeleri" ve "Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin heyet-i merkeziye ya da heyeti idare . ulusun ba¬ğımsızlığını ve devletin kurtuluşunu sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere. milletvekilliği görevinin gereğini ülkenin bugünkü durumu ile bağdaş-tıramamıştır. oybirliği ile kabul edilmiştir" diyerek saat 16. başkentin korunmasını. 4. 186 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 1. 3. Osman Nuri (Lazistan). Genel savaşın (Harbi Umumi) ülkemiz için çok kötü şartlar içersinde sona ermiş olmasından ötürü üzücü bir tarihi göreve çağrılmış olan Meclis-i Mebusan başkentte olağanüstü bir durumun meydana gelme¬sinden ve meşrutiyetle yönetilen ülkelerin hepsinde milletvekillerine sağlanan dokunulmazlığın olayların zorlamayla işlememesinden ötürü. Ahmet (Tokat). ticarete. bu durum karşısında görev yapamadığını hükümete resmen bildiren Mec¬lis-i Mebusan dağılmıştır. Seçimlerde liva'lar (seçim çevresi) esas tutulacaktır. bağımsız muta¬sarrıflar ile Kolordu kumandanlıklarına gönderdi. Bu meclis birinci TBMM'nin de temel taşı olmuştur. Kamil (İstanbul). "Minber" gazetesinde kendisiyle yapılan bir söyleşide Mustafa Kemal Paşa olmuştur. Kabul edenler ellerini kaldırsın" dedi. yürüt¬me ve yargı erkinden meydana gelen devlet otoritesini yok etmiş. Bu nedenle aşağıdaki tali¬mat gereğince seçimlerin yaptırılması yurtseverliğinizden beklenir. Bunun üzerine Başkan "Milletvekilliği görevinin güvenlik içersinde yapılmasına imkan verecek bir durumun meydana gelişine kadar gö¬rüşmelerin ertelenmesini istiyorlar. Mustafa Kemal arkadaşlarıyla olgunlaştırdığı bir milli meclisi açma kararını yaşama geçirmek için "Seçim talimatını" vali. Celal (Genç). "Oybirliği ile kabul" sesleri arasında "Evet efendim. İlçelerdeki ikinci seçmenler. Ali (İzmit). Zeki (Gümüşhane). yasama. Zeki (Sinop). Bu talimatın içeriği aynen aşağıda yansıtılmıştır: "Başkent'in bile itilâf devletlerince resmen işgali. 5. 2.05'te toplantıyı bitirdi. olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara'da toplantıya çağrılması ve Meclis-i Mebusan üyelerinden isteyenlerin de bu meclise katılmaları zorunlu görülmüştür. Milletvekillerinin bir bölümü milli harekete katılmak için Ana¬dolu'ya. Rıza Nur (Sinop). ilk çok sesli seçimdi. vilayet ve liva merkezlerinde toplanacak. Böylece son Osmanlı Meclis-i Mebusanı yirmi dört oturum yaşadıktan sonra tarihe karıştı. oylansın" sesleri yükseldi. Meclis-i Mebusan toplantılarını erteleme kararı aldıktan sonra. Ali (İçel). alıp-satışa ait ya da yurttaşların temel ve kişisel haklarıyla ilgili ve de devletçe harcamayı gerektirici andlaşmaların yapılmasında Meclisin onayı gereklidir. Amasya bildirgesinden başlayarak Er¬zurum ve Sivas kongrelerinde hep aynı istem öne çıkarılmıştır. Herşeyden önce düşünce özgürlüğüne ve vicdan bağım¬sızlığına dayanması gereken bu kutsal görevin güven içinde ya¬pılmasını sağlayacak bir durumun yaratılmasına kadar Meclis Genel Kurul toplantılarının ertelenmesini teklif ederiz. Önergenin okunmasından sonra Başkan önergede okunanları ta-mamiyle anladınız mı? diye sorunca "Evet." Rıza Nur'un konuşmasında sonra Başkan önergeyi okuttu: "Ana¬yasanın yedinci maddesi gereğinde. Tunalı Hilmi (Bolu). belki de. Millet işlerini yürütmek ve denetlemek üzere Ankara'da ola¬ ğanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır. Tahsin (Maraş). Hüsrev (Trabzon). Bu önergemizi ulusal bir belge olarak tarihe bırakıyoruz. Bu meclise üye seçilecekler. İT'nin iktidarını sağlayan Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesinden sonra yeni bir meclisin oluşturulması için seçim yapılması düşüncesini ilk ortaya atan. barışa. Birinci Meclis'in birçok milletvekili Meclis-i Mebusan'dan Ankara'ya gelen¬lerdir. mebuslar hakkındaki kanun hü¬ kümlerine tabi olacaklardır. Şu halde. Sağdan-sola birçok partinin katıldığı 1919 seçimi Osmanlı yaşamında.yapabiliyoruz.

Her parti. vatan ve milletimi¬ zin kurtuluşu.Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı şekilde bu¬ günden itibaren Buhari ve Kuran okunmasına başlanarak Cuma günü ezandan önce minarelerde Salavat-ı Şerife okunacak ve Hutbe sırasın¬ da Halife ve Padişahımızın adları söylenirken bizzat Padişahımızın ve Memaliki Şahaneleri ile Tebai Mülûkânelerinin tezelden kurtulmaları ve mutlu olmaları için de ek dua okunacak.üyeleri" de ikinci seçmenlere katılacaklardır." Seçimlerin tamamlanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa aşağı¬da aynen yansıttığımız bildiriyi yayınlayarak Büyük Millet Meclisi'ni toplantıya çağırdı: "1. Her yerin en büyük mülkiye memuru seçime başkanlık edecek ve seçimlerin doğru yapılmasından sorumlu olacaktır. Özel daireye girilmeden önce kurbanlar kesi¬lecektir. Namazdan sonra kutsal sakal (Hazreti Muhammed'in sakalının bir kılı) ve kutsal bayrakla birlikte özel daireye gidilecektir. çoğunluk usulüne göre.Vatanın bağımsızlığı. esenliği ve bağımsızlığı için dua" edilecektir. Herkes her istediği yerden bağımsız aday olabilir. her dernek. 8. Örneklerden biri yerinde alıkonulacak. seçim meclislerinin zorunlu harcama karşılığı olarak bildireceği miktara göre o yerin hükümetince sağlana¬ caktır. din ve devletimizin. hilafet ve saltanat makamlarının kurta¬rılması gibi önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi 'nin açılış gününü Cumaya rastlatmakla bugünün kutsallığın¬dan yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleri ile birlikte Hacıbay-ram-ı Veli Camiinde Cuma namazı kılınarak okunan Kuran'ıiı ve kılı¬nan namazın aydınlığına bürünülecektir. 4. oyların sayımı ise seçim meclisi önünde açık yapılacaktır. Böylece meydana gelecek seçim meclisleri.Tanrının izniyle. bütün milletin vekillerinden mey¬ dana gelmiş olan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği yurt görevinin ya¬ pılması zorunluluğu hakkında dinsel öğütlerde bulunulacaktır. aynı gün ve aynı toplantıda seçimi yapacaklardır. Bu dini ve vatani törenin yapılmasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Osmanlı şehirlerinin her yanında. biri seçilene verilecek. Nisanın 23 üncü Cuma günü. 3. Cuma nama¬zından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi toplanacaktır. 9. 2. 10. 7. adları da derhal bildirilecektir. Seçim sonunda bütün seçmenlerin imza ya da mühürlerini ta¬ şıyan üç örnekli bir tutanak düzenlenecektir. Cuma namazının kılın¬ masından sonra da Kuran'ın okunması tamamlanarak Halifelik ve Pa¬ dişahlık makamının ve vatanın bütün bölgelerinin kurtulması için har¬ canan emeklerin önem ve kutsallığı. Ancak yol paraları. Seçilenlerin alacakları ödenek sonradan Mecliste kararlaş¬ tırılacaktır. her topluluk aday gösterebilir.Sözü edilen günün kutsallığını pekiştirmek için bugünde iti¬ baren Hatim ve Buhari Şerif okunmasına başlanacak ve Kuran'ın son bölümleri uğur getirsin diye özel daire önünde tamamlanacaktır. Bu tören sırasında camiden başlayarak özel daireye kadar ko- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 187 lordu kumandanlığınca özel tertibat alınacaktır. Seçim gizli oyla. biri de Ankara Meclisi'ne gönde¬ rilecektir. Her yanda Cuma namazın¬ . Seçimler en geç onbeş gün içinde yapılacak ve seçilenler hemen Ankara'ya gönderilecek. 11. 6. hükümet dairelerine gelinerek Meclis'in açıl¬ masından ötürü tebriklerde bulunulacaktır. Daha sonra halife ve padişahımızın.

Cevdet Bey (Kü¬tahya). 23 Nisan 1920'de BMM'i 104'u yeni seçilen ve 23'ü de İstan¬bul'dan gelenler olmak üzere 127 milletvekilliyle açılmıştır. zaman nasıl yalnız kaldığını göstermektedir. büyük levhalar halinde her yere asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp parasız dağıtılacaktır. Bu ilk toplantıya kaç milletvekilinin katıldığı bilinmemektedir. 6.yarısından bir fazlası çoğunluk ola¬rak kabul edilmiştir. Büyük Millet Meclisi kararlaştırıldığı gibi 23 Nisan 1920 Cuma 188 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 günü açıldı. Muhittin Baha Bey (Bursa). Bun¬ların bir bölümü Meclis'e katılmamış. peyder pey katılmıştır." Bu bildiriyi Mustafa Kemal Paşa "Heyet-i Temsiliye" adına im¬zalamıştı. Rasim Bey (Sivas). Kazım Karabekir Paşa'nın "Ankara'da He¬yet-i Temsiliye'den kimler var?" şeklindeki sorusuna o sırada Anka¬ra'da bulunan arkadaşlarını ve eşraftan bazılarının ismini vererek ya¬nıtlamıştı. ikinci oturumdan itibaren pratik bir yol ge¬liştirilmiştir. Bütün bunlar Mus¬tafa Kemal'in önemli karar aşamal arında zaman. Bu durum onay¬landı. Meclis-i Mebusan'ın açılması ve onu izleyen olaylar sı¬rasında Heyet-i Temsiliye'den sadece Mustafa Kemal Paşa ve Hakkı Behiç Bey Ankara'daydı. 5. Salondaki okul sıralarına ve sandalyelere oturuldu. Seçim¬lerin yenilenmesine karar verildiği üç yıl içersinde milletvekili sayısı sürekli değişmiştir. Çeşitli kaynaklara göre bu konuda belirli bir ortak görüş olmama¬sına karşın BMM'inde.Bu bildirinin hemen yayınlanması için her araca başvuru¬ lacak ve hızla en uzak köylere. Bu telgrafta şu nokta üzerinde önemle duruldu: "Milli ve meşru müdafaamızı padişahlık . 27 Nisan 1920'de.Tanndan başarılar dilenir. Hacıbayram Camii'nden Meclis binasına kadar (Eski İttihat ve Terakki binasıydı) tekbir sesleri arasında gelindi. ölüm. 87'si de Meclis-i Mebusan'dan katılan 426 kişi milletvekilliğine hak kazanmıştır. Birinci Başkan İkinci Başkan Birinci Başkan vekili İkinci Başkanvekili İdareci Üyeler Katip Üyeler Mustafa Kemal Paşa (Ankara) Celalettin Arif Bey (Erzurum) Çelebi Abdülhalim Efendi (Konya) Çelebi Cemalettin Efendi (Kırşehir) Atıf Bey (Balıkesir). Daha sonraları Sivas Heyeti Temsiliyesi. Dolayısıyla oturumun açıl¬ması için gerekli çoğunluk sayısı hakkında da değişik savlar vardır. Yeni seçilenlerden 69'unun. Böyle durumlarda kendi başına karar almak¬tan bir an bile çekinmemiştir. En yaşlı üye olarak Şerif Bey (Sinop) saat 13. Refik Bey (Konya). bir bölümü de geniş bir zaman dilimi içinde. Feyyaz Ali Bey (Yozgat) Başkanlık divanı ilk iş olarak.45'te oturumu açtı. Böylece Meclis ilk kararını da almış oldu. Ankara Heyet-i Temsiliyesi biçiminde bir ayırıma bile gidilmiştir. nedenlerle Meclis'e katılma¬dıkları bilinmektedir. en küçük askeri birliklere. Meclis'in birinci toplantı yılında 339'u seçilen. Yapılan seçimlerden sonra Başkanlık divanı şöyle teşekkül etmiştir. Padişaha bir Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 189 bağlılık telgrafı çekti. ülkenin bü¬ tün kurum ve kuruluşlarına duyurulması sağlanacaktır. Emir Paşa (Sivas). Oturuma katılanların.dan önce mevlüt okunacaktır. Ayrıca. Os¬manlı Meclis-i Mebusanı'ndan gelenlerden 7 milletvekilliğinin top¬lantı yılı içersinde ıskat. Bildirideki tören noksansız uygulandı. Bu arada son Meclis-i Mebusan üyesi olup da hapsolunan ya da Malta'ya gönderilen 14 kişinin de milletvekillikleri¬nin devamına karar verilmiştir. İlk sözü Mustafa Kemal Paşa alarak bu meclisin seçilen ve İstan¬bul'dan gelen milletvekilleri tarafından oluşturulduğunu ve hepsinin aynı hak ve yetkilerle görev yapacaklarını açıkladı. istifa vs. İbrahim Süreyya Bey (Manisa) Haydar Bey (Kütahya). Ankara'da Heyet-i Temsiliye azalarının büyük bir bölümü bulun¬mamaktaydı.

içinde bulunduumuz zaman o kadar tarihidir ki. Emir ve kumanda yetkisi BMM'nin manevi şahsiyetindedir. şim¬diye kadar çeşitli nedenlerle açıkça ya da dolaylı olarak ilan ettiği amaç ve düşüncesini bir kere daha bütün dünyaya arz için şu bildiriyi yayın¬lamayı gerekli görmüştür. Celalettin Arif Bey. 25 Nisan 1920'deki toplantıda Meclis'in bu yetkiyi nasıl ele ala¬cağı konusu tartışıldı. Bu yasalara ve uzantılarına kısaca değinmekte yarar vardır. son sözünün de yine bundan ibaret olacağını en büyük ve derin saygılarıyla arzeder. Geçici yürütme komis¬yonuna. hayat ve bağımsızlığını. Bunun için de siyasal ve toplumsal ilkelerini milletin ruhundan almak ve uygulamada milletin eğilim ve ananelerini gözetme düşüncesindedir. Çekinmek gerekmez. 3 Mayıs 1920'de ilk bakanlar kurulu seçimle be¬lirlendi. Hakkı Behiç beyler seçildi. Bu yasa 2 Mayıs 1920'de kabul edildi. Hilafet ve Saltanat makamını kurtarmak andıyla teşekkül etmiştir. der¬hal memleket mukadderatına el koyunuz. yetkilerini yasalaştırmak için layiha komisyonunun kurulması için seçim yapılmasına karar verildi. Hamdullah Suphi Bey. Bunlardan bazıları gerek içeriği. adalet. TBMM. Bu düşüncesini konuşmasında. Oysa ki toplantının ilk sözü halife ve padişahına bağlılık olan Büyük Millet Meclisi. toprak. emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak irade ve egemenliğinin sahibi kılmakla gayesine erişeceği kanısındadır. devlet ve milletimizin hayatına açıkça kastetmeleri sonucunda meşru savunmamız için toplanan TBMM. milletin hayat ve bağımsızlığına suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanlann saldırılarına karşı savunmak ve bu amaca karşı hareket edenleri cezalandırmak azmiyle kurulmuş bir orduya sa¬hiptir. eğitim. Bu görev o kadar önemli. İşleri beş kişinin eline bırakalım diye gönder¬medi. Bekir Sami Bey. Bundan ötürü. Sonuçta bir yürütme kurulu ile bu kurulun Mec-lis'le ilişkilerini. iktisat ve vakıf işlerinde ve diğer mesailde toplumsal dayanışma ve ge¬lişmeyi hakim kılarak. Birinci Büyük Millet Meclisi 1920-1923 yıllarında birçok yasaya 190 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 imzasını atmıştır. bu büyük sorumluluğu içimizden üç beş kişiye yüklemekle yetineme-yiz. gerekse sonuçları bakımından önemlidir. tam manasıyla sorumlu olmalıdır. Bundan ötürü. Fevzi Paşa.makamına karşı bir ayaklanma gibi göstermek ve halkı kandırmak için durmadan çalışan hainler var.. Cami Bey. .. TBMM. Bir gün sonra. maliye. "Büyük Millet Meclisi Bildirisi (21 Ekim 1920) Emperyalist devletlerin. Rıza Nur Bey (Sinop) Fevzi Paşa (Kozan) İsmet Bey (Edirne) Birinci Meclis'in yasama süresince bu bakanlar değişmiştir. Bak. halkın gereksinimine göre yenilik ve kurumları getirmeye çalışacaktır. Bunları aşağıda yansıtıyoruz." Önerge çoğunlukla kabul edildi." Mustafa Kemal Paşa. B MM'sinin ilk bakanlar kurulu şu kişilerden oluşuyordu: Bakanlar Kurulu Başkanı (Meclis Başkanı) İçişleri Bakanı Adalet Bakanı Bayındırlık Bakanı Dışişleri Bakanı Sağlık ve Sos. a) Meclis Bildirisi ve Anayasa Anadolu hareketi iç isyanlar ve İstanbul hükümetinin girişimiyle oluş¬turulan Anzavur hareketi ile uğraşırken. Daha sonra seçilen 15 kişilik layiha komisyonu hızlı bir şeklide (Büyük Millet Meclisi Bakanlarına dair Kanunu) hazırladı. Meclis'te kendi niteliğini or¬taya koyacak bir Anayasa ve onun dayandığı bir bildiriyi hazırladı. Adnan Bey (İstanbul) Yusuf Kemal Bey (Kastamonu) Hakkı Behiç Bey (Denizli) Dr. bir öneri halinde üyelere sundu: "Teklif ediyorum. Meclis'in tamamı. TBMM. Meclis'in yürütme erkini. Ekonomi Bakanı Maliye Bakanı Eğitim Bakanı Milli Savunma Bakanı Genelkurmay Başkanı Mustafa Kemal Paşa (Ankara) Cami Bey (Aydın) Celalettin Arif Bey (Erzurum) İsmail Fazıl Paşa (Yozgat) Bekir Sami Bey (Amasya) Dr. Yar. milli sınırlar içersinde hayat ve bağımsızlığını sağlamak. halkın ötedenberi karşı karşıya kaldığı sefalet nedenleri yeni araç ve teşkilat ile kaldırarak yerine refah ve saadet getirmeyi başlıca hedef kabul eder. yegane ve kutsal emel bildiği Türkiye halkını. dolayısıyla ulusal mücadelenin sorumluluğunu üstlenmesini istiyordu. Millet bizi bunun için gönderdi.

Durum karmaşıktı. Bu durum TBMM'sinin yetkileri konusunu yeniden günde¬me getirdi. toplumsal bütün ge¬reksinimlerine ilişkin kurum ve kuralları peyder pey tetkik ve yasa şeklinde uygulamaya başlamıştır. Memleketi çiftçi. Bu mesleklerin yapılmadığı gün memleket de kalmaz. Tasarının görüşülmesi sırasında özellikle "mesleki temsil" konusu üzerinde duruldu. Anadolu halkı bunu bekliyor". değiştirmek. Bugün burada görüşsek bile yarın başka anayasa meseleleri söz konusu olacaktır. Uzun konuşmasının önemli bölümleri şöyle idi: ".. kaldırılması. saraç gibi mesleklere mensup olanlar kurar. İdare usulü halkın mu¬kadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi temeline dayanmaktadır. Nitekim Nafiz Bey (Samsun) ko¬nuşmasında şu noktayı vurguladı: "Hükümetimiz yeni kurulduğundan henüz kendisine belli bir şekil verememiştir. Elde bir anayasa tasarımız var. Fakat TBMM'nin gö¬revi sınırlandırılamaz. 1920 yılı ortalarında "Hükümet Programı". Komisyon adına konuşan Vehbi Bey (Balıkesir) konuyu şöyle açıkladı: "Mevcut seçim sistemi çoğunluk yöntemine ve iki dereceli seçime da¬yanmaktadır. 192 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 "Mesleki temsil"in en ateşli savunucusu Mahmut Esat Bey (İz¬mir'di. Mesleki temsil usulünde Meclis'e cahiller değil. Bunu yerine getirmek için de vekiller tayin eder ki. anlaşmalara varılması. Bu konuyu da anayasa tasarısının görüşülmesine kadar erteleyelim. Zaten kayıtsız ve şartsız egemen . İdare tarzımıza göre hü¬kümetin adını belirtmediğimiz gibi ne olduğu da belli değildir. Fakat kendi yetkimizi tesbite gerek yoktur. birçok kararı almakla birlikte belirli yasal temele sahip değildi. İdamlar konusu da bu mesele ile ilgi¬lidir." Söz alan milletvekillerinin önemli bir bölümü mesleki temsili sa¬vundu. kaldırmak ve anlaşmalar yapmakla sınırlandırılmıştır. mimar. ve tezelden anayasa tasa¬rısının görüşülmesine başlayalım.. "Hakimiyet kayıtsız şatsız milletindir. ancak bu yolla. Meclisin görevi ile hükümetlerin görevi neler¬dir?" Hüseyin Avni Bey (Erzurum)." Diğer konuşmacılar da aynı doğrul¬tuda fikir beyan edince görüşmeler ertelendi.. Bir anayasanın yapılması gereği meclisin açılışından beri sık sık konuşmalarda dile getiriliyordu. barış yapılması. demirci. Türkiye Büyük Millet Meclislerinin kabul ettiği en devrimci kararlardan biridir. Muhalefetin başını Hüseyin Avni Bey (Erzurum) çekti: "Meclisin gö¬revi kanunlar yapmak. Meclis kararının padişah tara¬fından onaylanması sonucu kesinleşmekteydi. "Meclis Programı". Yani bu hükümet meşruti hükümet midir? İmparatorluk mudur? Krallık mıdır? Ne suretle idare edilir. Aksi halde. savaş ilan edilmesi gibi temel haklar TBMM'ne aittir" biçimindeki maddesi de tartışmalara yol açtı. ülkenin idari. Taslak bir anayasa öne¬risine dönüştürülerek meclise sunuldu. halkın tam anlamıyla temsil edilebilmesi için tek dereceli seçim yönteminin kabul edilmesini istedi.. Hüseyin Avni Bey (Erzurum) mesleklerin kendi içlerinde bir örgüt kuramadıklarını bunun için mesleki temsil usulünün olumlu bir sonuç vermeyeceğini. İdam cezaları¬nın onaylanması konusunda bu gerek." Bu bildiri bir nev'i özgürlük ve bağımsızlık beyannamesi niteli¬ğindedir." TBMM yönetsel. mali vb. zanaatkarlar geleceklerdir. her sınıf halkı temsil edecek bir sistem arandı ve "mesleki temsil" usulü kabul edildi. iktisadi. Veminallahüttevfik."Hepiniz bilirsiniz ki burada birinci görevimiz Anayasa meselesidir. Anayasanın "Kanunların konulması. Amasya bildirgesi ile birlikte yeni Türkiye'nin ku¬ruluş felsefesinin köşe taşlarını oluşturmaktadır. "Hükümet Beyannamesi" adlarıyla anılan bir öne¬ri tartışılarak bir özel komisyona gönderildi. Oysa TBMM kayıtsız ve şartsız memleketin mu¬kadderatına el koymuştur. Osmanlı Anayasasına göre idam cezası. Meclisten kısılan yetkiler hükümete kalmış olur. yüzyıllardır memleketi kılıçları ve sapanlan. Böyle bir sistemde çoğunluğu sağlayamayan mesleklerin temsili söz konusu olamayacağı için. edebiyat ve aydın kişiler demek değildir. siyaset. Memleket demek. Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 191 TBMM'nin 20 Ocak 1921 tarihli toplantısında kabul edilen 85 sa¬yılı "Teşkilat-ı Esasiye Yasası" Birinci maddesiyle önemli bir adımı atmıştır.. bu vekillerin görevleri sınırlandırılabilir. değiştirilmesi.. Oysa Padişah İstan¬bul'daydı.Bundan ötürü TBMM. memleketin mukadderatına hakim olacaklar¬dır. daha bir açık olarak ortaya çıktı. Memleketin sahipleri.ile savunan çiftçiler.. "Halk Zümresi". Vekillere verilecek yetkiler tesbit edilmelidir. Taslakta "mesleki temsil" yer alıyordu.. Bu konuşmalara rağmen "Mesleki Temsil" usulü red edildi.

Birinci Başkan Vekililine ise yasama dönemi başı olan mart ayına kadar devam etti. Çünkü." Daha sonra görüşmelere devam edilerek. İkincisi bugün yürütme ve uygulamayı sorumlu kimseler yap¬maktadır. Belki yüksek kurulunuz içinde. bu anayasanın düzeltilmesi . hangilerinin gerekmeyeceği belli değildir. Halifeli¬ğin gereksizliğine inanmak. Bu kayıt ve şartla sorumluluk yüklenemez. Mesela. Böylece bakanlar kurulu başkanı Fevzi Paşa. biz gideriz. Nitekim Mustafa Bey (Şe¬binkarahisar) hemen hemen yeni bir Anayasa tasarısı sayılabilecek bir öneriyi meclise verdi. ba¬zılarına göre de bolşevikliğe doğru bir adım atıldığını ileri sürüyorlar¬dı. İtirazlar iki noktada toplanıyordu. hatta cumhuriyete.. Bu kanunun birinci maddesi (Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir hükmünü taşıyan madde) üçyüz milyon müslümamn övün¬düğü makamı daha halifeliğin ortadan kaldırılacağının işareti sayılıp müslümanlıkta halifeliğin lüzumunu açıklamaya hacet olmadığı gibi bu lüzum türlü kararlarımızda ve özellikle "Nisab-ı Müzakere Kanu-nu"nun 5. maddeleri de esasa ve sağ¬lanmak istenen amaca aykırıdır. belki bu dakikadan itibaren."Öyle şey olmaz. Gidenlere uğurlar olsun (şiddetli gürültüler)" Mustafa Kemal Paşa. Anayasa kabul edildi (20 Ocak 1921). Bu nedenle. Özellikle bu şekilde Pa¬dişah ve Halifelik makamlarının sarsıldığını. Bu bir anayasa meselesidir. ne de hiçbir şey olmak istiyorum İhtiras bende yoktur. Bakanlıktan istifası kabul edildi. Kaldı ki bu kanunun 7. öbürü gelir. Diğer yandan bakanlar kurulunun bir başkanı olduğu halde Meclis Başkanının doğal başkan olarak kabul edilmesi de diktatörlüğe gidfen bir adım olarak kabul ediliyordu. dokuzuncu madde uyarınca. siz gelirsiniz. Bu düşünceler milletvekilleri arasında yandaş buluyordu. ve 9." Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 193 Hüseyin Avni Bey. etmezse gider." Milletvekillerinin bu görüşü benimseme eğiliminde olduğunu gö¬ren Mustafa Kemal Paşa tartışmaların bir noktasında söz alarak Hü¬seyin Avni Beyi yanıtladı: "Bende hükümet adına anlamak istiyorum. Fevzi Paşa'yı başkanlığa seçtiler. Anayasa bazı çevreleri rahatsız etmişti." Mustafa Kemal Paşa. kaymakam atanması. Bu tepkiler sonucu Celalettin Arif Bey (Erzurum) Meclis Birinci Başkan vekilliğinden ve Adalet Bakanlığından istifa etti.8. ben de dahil olduğum halde. Yapılması Padişah buyruğu ile ilgili herşey yüksek meclise gelecek deniyor.. Önerinin gerekçesi günümüze kadar uzanan bir düşünceyi yansıttığı için buraya aynen konulmuştur: "Hükümetten verilen "Halkçılık pogramı" üzerine özel komis¬yonca kaleme alınıp sonradan TBMM'ce onaylanan kanun incelenip düşünüldü. Bunların başında "Hakimiyet kayıtsız milletindir" kavramı geliyordu."Size şurada senet veririm ki. sözü edilen maddenin olduğu gibi bırakılması doğru olama¬yacağından. Bu kavramın yer aldığı birinci maddeyle sultanın hükümdarlık haklarına tecavüz edildiği öne sürül¬düğü iddiası geliyordu. Ayrıca BMM'nce yapılmış olan bu anayasanın meclisteki görüşülmesi türlü yönlerden yürürlükte olan eski anayasanın hükümlerine ve meclis içtüzüğüne aykırı şekilde ya¬pıldığından gerçek bir kanun sayılamayacağını açıklamaya gerek yok¬tur. ba¬kanlar kurulu görevine devam edemez. Akla gelen her şey söy¬lenmez. Mustafa Kemal Paşa da doğal başkanı oldular. hiçbir millet ve hiçbir hükümet başkansız yürütüle- 194 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 meyeceğinden "milletin kayıtsız şartsız hakimiyeti"ne inanarak uygu¬lanıp yürütülmesi mümkün olmayan bir görüşe dayatılmış olduğu ka¬nısındayım. o şartlarla kim kabul ederse o gelir hükümete. Bir kere bugünkü durumumuza göre hangi hususların padişah buyruğuna bağlanması gerekeceği. bu kayıtlar ve şartlarla hükümeti kurmaya cesaret edebilir. maddesinde meclis genel kurulunca onaylanmıştır. Eğer bunları hemen bakanlar kurulundan alıyorsanız önce bakanlar kurulunun dü¬şüncelerini dinlemenizin yararlı olacağı kanısındayım. ne bakanlar ku¬ruluna girmek istiyorum. elçi atanması gibi. Anayasanın yürürlüğe girmesi üzerine bakanlar kurulu."İşte." Hüseyin Avni Bey."Sorumluluğu yüklenmek meselesidir.olan biziz." Mustafa Bey (Tokat). Bütün bu sebeplerle. pekâlâ. örneğin Hüseyin Avni Bey arkadaşımız vardır ki."Anayasayı yaparız. bu kayıt ve şartla. halifeliğe düşman olan İngiliz ve Fran¬sızların ekmeğine yağ sürmek ve öteki müslümanların yanında bir avuç kalan biz Türkleri İslam dünyâsının gözünden düşürmek demektir.

kal¬dırılması. "Madde 8. düşmanlarımız. İstan¬bul'da. ". gerekçesiyle birlikte BMM'ne verir. . değiştirilmesi. kanunların konulması. Bu yeni yönetimin yapısını ilkesel temelde belirtiyordu. Anayasamız bütün bu kötü dü¬şünceleri silip sürüpecek bir kanun olarak ortaya konmuştur. bence. gerçek şeklini gösteren bir kanundur." Yasa teklifi on maddeden ibaretti. üzerinde konuşulmadan reddedildi (21 Şubat 1921). 8 ve 9. tüm yetkiler BMM'ne veriliyordu. Bu da zarardır.Padişah buyruğuna muhtaç olan maddelerin hepsi hakkında BMM oluru ve onayı şarttır. Görüşmelerin sonunda söz alan Mustafa Kemal Paşa şu konuşmayı yaptı. demokrasinin temel ilkelerinde biri olan "Hakimiyet kayıtsız Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 195 şartsız milletindir" kavramı reddedilmekteydi.. görüşmesiz ve gizli oyla ya onaylar ya da reddeder. maddede şu noktanın altı çiziliyordu: "Bakanlar kurulu başkanı ve seriye vekili BMM'nce salt çoğunlukla seçilir. Meclis öteki işlerden önce. Hükümetin adı ise üçüncü maddede "Tür¬kiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" şeklinde açıklanıyordu. memlekete. Bakanlar Kuruluaun öteki üyeleri hükümet başkanınca seçilip BMM'nce. İkinci maddede yürütme gücü ve yasama yetkisinin TBMM'nde top¬landığı ifade edilmekteydi. Bundan başka on gün önce kesin karara bağlanmış olan bir kanunu bozmak için müracaatta bulunmak kanuna da uymaz. kurtuluştan sonra. dinsel usullerle görev ve yetkilerini be¬lirtmek ve sınırlamak. Aynı tasarı ikinci oturumda gündeme alındı.. Böylece 85 sayılı anayasa üzerindeki tar¬tışmalar da bir anlamda son buldu. maddelerde bakanlar kuru¬lunun yetkileri. Tartışmaların odak noktasını oluşturan birinci madde şu şekli almıştı: "Hakimiyet hakkı esas itibarıyla milletindir. Halifelik makamının. Böyle bir müracaatı başkanlığın kabul etmesi bile yanlıştır.. Bu konuda 8 ve 9. Daha sonra komisyonun yedinci maddede istenilen değişikliğin reddini isteyen teklifi tartışılırken bu konu tekrar ele alındı. Getirilen diğer bir yenilik de "Padişah buyruğu" kavra¬mının anayasaya dahil edilmesiydi. Örneğin 7. ilerdeki durumun gelişimine. vatan savunması ve savaş ilanı gibi temel .. meclisin niteliğini. Tasarı bazı milletvekillerinin durumun ciddiyetinin pek farkında olmadıklarını da göstermekteydi. özellikle meclis başkanınkiler kısıtlanıyor. İşin ilginç yanı tasarıya ilk görşümede karşı çıkan olmadı.. TBMM'nin ve hükümetinin değer ve niteliğini yok etmek için çalışanların hepsi Anayasamızı ortadan kaldırmaya uğraşmaktadırlar. özellikle 7. temelsiz. İlk dokuz madde "esas maddeler" diye adlandırılıyordu. hiçbir şeyi temsil etmeyen bir kurul olduğunu göstermek için çok çalışmaktadırlar. Nitekim. görüşmesiz ve gizli oyla onanır. İdare usulü halkın mukadderatını bilfiil ve bizzat yönetmesi esasına dayanır" de¬mekteydi. Bu nedenle bunun görüşülmemesini isterim. Demokrat görünmek iste¬nirken. günün ve durumun şartlarına göre yeniden seçilecek olan meclise ait olacaktır. Bugün Londra'da bulunan delegeler kurulumuzun bütün gücü ve temsil yetkisi anayasamızın sayesindedir." "Madde 9." Diğer maddelerde. Birinci madde "Hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir. yürütme gücünün dayanağı da BMM'dir.gerektiğinden aşağıdaki teklifi veriyorum." Bu konuşma üzerine özel komisyon tasarının reddine karar verdi. Tasarı Meclis başkanının bakanlar kurulunun doğal başkanı olmasını da kal¬dırmaktaydı. Bu kanun ol¬masaydı. yüksek kurulunuzun ge¬çici. havada. milli menfaatlara ve yüksek meclisinizin meşru durumuna darbe vurmaktır. Bu kanun (daha önce kabul edilen anayasa) milletin isteklerini. O günün koşulları içersinde yeni bir Türkiye'nin savaşımının devrimci niteliği gözlerden ırak tutuluyordu.. Bakanlar kurulu. BMM'nin dayanağı millet olduğu gibi. maddelerde şu hükümler yer almaktaydı.. Yedinci maddede TBMM'nin yetki ve görevleri sayılıyordu: "Şeriat hüküm¬lerinin yerine getirilmesi." Bu maddelerin içeriğinden de anlaşıldığı gibi bağımsızlık savaşı¬mı veren meclisin günlük ve bürokratik çalışmaları içersinde boğul¬ması isteniyordu. padişah buyruğunu gerektiren işlerin listesini on beş günde bir ve acele işlerde hemen. tasarı anayasanın yedinci maddesinin değiştirilmesini ele alan özel komisyo¬na (aidiyetine binaen) sevk edildi." Dikkat edilirse burada bakanların tek tek meclis tarafında değil de seçilen (Meclisçe) başbakan tarafından belirlenmekte ve meclis tarafından seçilmektedir. Bundan ötürü bu kanunu bozmaya çalışmak. 1921 Anayasası 23 madde ve bir de geçici maddeden meydana gelmekteydi. TBMM'nin niteliği hakkında dünyaca kesin bir düşünce edi-nilememiş olacaktı.

maddeleri uyarnca ceza verileceği belirtiliyordu. Bu yasanın temel noktası özet olarak şöyledir: "Madde 1. Fakat bir bağımsızlık savaşının başarıya ulaş¬ ması ancak düzenli ordunun kurulup. Büyük Millet Meclisinin meşrutiyetine isyana yö¬nelik yazılı. . Milli Müca¬dele süresince çeşitli ayaklanma girişimlerinde bulunmuşlardır.Zile ayaklanması (Mayıs-21 Haziran 1920). Ne var ki.Milli aşireti ayaklanması (Haziran-Eylül 1920). Sivas-Er- zincan yöresinde Koçgiri aşiretinin başkaldırısı. .Düzce ayaklanması (13 Nisan-31 Mayıs.Yozgat ayaklanmaları (15 Mayıs-17 Ağustos. veya fiili muhalefet ya da kışkırtmada bulunanlar 198 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 vatan haini kabul edilir. Bunların dışında.Şeyh Eşref ayaklanması (26 Ekim-24 Aralık 1919) Bu ayak¬ lanma şeriatı oluşturmak amacıyla Bayburt dolaylarında patlak ver¬ mişti. . kışkırtıcılara da ceza kanununun 45 ve 46. 8 Ağustos-23 Eylül 1920).. . Doğu Ana¬ dolu'da bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını amaçlıyordu. ." Burada görül- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 197 maların başlıcaları şunlardır: .16 Şubat-16 Nisan 1920). 5 Eylül-30 Aralık 1920). İstenilen ." Bu tanımdan sonra ikinci maddede isyana veya karşı koymaya katılanlara idam. görüşülmesi kısa sürede tamam¬lanarak 29 Nisan 1920 günü kabul edildi. Başlangıçta bu ayaklanmaların bastırılması için Ethem Bey'in güçleri kullanılmıştır.haklar TBMM' nindir.Konya ayaklanması (2 Ekim-15 Kasım 1920). . Zanlıların yirmi dört saat içersinde mahkemeye şevkleri ile yargılamanın en fazla yirmi günde bitirilerek karara bağlanması da altıncı maddede yer almaktaydı. uygula¬mada çeşitli karışıklıklar ortaya çıktı. Pontus Rum devletini kurma amacıyla Doğu ve Orta Karadeniz bölgesinde (Eski Lazistan) Rum çeteleri. Yani TBMM'nin iki numaralı karandır.. kavli. 20 Ekim-4 Kasım 1919) . Kanunların ve nizamların düzenlenmesinde kişiler arası iliş¬kilere ve günün ihtiyaçlarına en uygun fıkıh ve hukuk hükümleriyle. Oysa TBMM hükümetinin kurulmasından itibaren asker kaçakları sorunu böyle bir ordunun kurulmasını engellemekteydi. İşte Meclisin ilk çı¬ kardığı yasaklardan biri olan "Hiyaneti Vataniye" kanunu bu amaçla gündeme gelmiştir.Anzavur'un "Kuvai İnzibatiye"sinin yol açtığı ayaklanmalar (1 Ekim-25 Kasım 1919. kişilerarası uygarca tutum ve davranışlar esas alınır. Bu yasa amacı itibarıyla bir ihtilal yasasıydı. "Hıyaneti Vataniye" kanununun. Yasanın uygulama yetkisi "bi¬dayet mahkemleri"ne verilmişti. . Bu ayaklanma Osmanlı hükümetinin yöredeki Çerkezleri kış¬ kırtması üzerine meydana geldi. Bu kalkışma da İstanbul hükümetinin arkalaması sonucu çaktı. güçlendirilmesine bağlıdır.Bozkır'da gerici grupların ayaklanması (27 Eylül-4 Ekim. . Asker kaçak¬ larını da arkasına alan Delibaş Mehmet ve arkadaşlarının çıkardığı ge¬ rici bir ayaklanmadır. Bu ayaklanmalar yöre derebeylerinden Çapanoğullarının önderliğinde meydana geldi.. Samet Ağaoğlu "Kuva-i Milliye Ruhu" adlı yapı¬ tında bu kanunun milli mücadelenin başarısındaki temel taşı olduğunu ifade eder. Yasanın sıra numarası 2'dir.Koçgiri ayaklanması (6 Mart-18 Haziran 1921).

. Yasanın temel hükümlerini ise şöyle özetleyebiliriz: Birinci maddede "Firariler hakkında sivil ve askeri yasalarda ve gerekli görülen diğer kaynakların ceza-i hükümlerinden yararlanılarak bağımsız karar veren ve infaz eden. Zamanla görev alanları da ge¬lişti. bakanlar ku¬rulunun önerisi ve TBMM'sinin kararı ile belirlenir (Madde 3). Vatana ihanet. bozgunculuk vb. eşkiyalık. istiklal mahkemeleri üzerindeki tartış¬malar bir süre daha devam etti. yolsuzluk. TBMM azalarından oluşan "İstik¬lal Mahkemeleri teşkil olunmuştur" denmektedir. Devlet kurulu işledi. Eskişehir İstiklal Mahkemesi 3. yürütme erkleri ile birlikte yargı erkini de bünyesinde bulundurarak tam anlamıyla bir devrim meclisi haline geldi. bu arada Bursa'nın düşman tarafından işgali daha zecri tedbirlerin alınması gereğini ortaya çıkarmıştı. 3.. Tevfik Rüştü (Araş) Bey "ihtilal mahkemeleri"nin kurulmasnı önerdi. 5." Mahkemelerin sayısı ve görev yapacakları bölgeler. Büyük Millet Meclisi hükümeti. 4. Ankara İstiklal Mahkemesi 2. TBMM hükümeti içte ve dışta tanındı. Ergün Aybars İstiklal Mahkemelerinin olumlu çalışmaları¬nın sonuçlarını şöyle sıralamaktadır (Birinci İönnü savaşının da etki¬siyle) "1." Bu durum muhaliflerin artık istiklâl mahkemelerine gerek kalma¬dığı doğrultusundaki savlarını pekiştirdi. Görüşmelerin uzaması üzerine Refik Şevket (Manisa) önerge verdi. Asker kaçakları 20-30 kişilik çeteler halinde köy basıp. Konya İstiklal Mahkemesi 4. İkinci madde de mahkeme üyelerinin seçimi ile ilgili şu hüküm yer almıştır: "Bu mah¬kemelerin üye sayısı üç olup. Ülkenin maddi ve manevi güçlerini zayıflatmaya çalışmak gibi konular da kapsama dahil edildi. ordu kurulması mümkün oldu. soygunlar yapmaya başlamışlardı. İsparta İstiklal Mahkemesi 5. casusluk. olayları da kapsadı. Böylece TBMM yasama. soygun vb.sonuca ulaşılamıyordu. Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 199 İstiklal mahkemeleri önceleri sadece asker kaçaklarıyla ilgili da¬valara bakmakla görevlendirilmişlerdi. Daha sonra birinci maddeye ek yapılarak mahkemelerin yetki alanı daha da genişledi. Dör¬düncü madde de şu hüküm yer almaktadır: "İstiklal mahkemelerinin kararları kesin olup. İstiklal mahkemelerinin oluşturulduğu bölgeler aşağıdaki gibi tespit edildi. evinin yakılarak mallarının gasp edilmesini insanlık dışı bir ceza şekli olarak niteliyordu. Bu gereksinim üzerine Dr. Pozantı İstiklal Mahkemesi 8. Sivas İstiklal Mahkemesi 6. Tunalı Hilmi (Bolu) Bey kurulacak özel yetkilerle donatılmış mahkemeler "İstiklal" değil "Millet" mahkemesi adı verilmesini isti¬yordu. Refik Şevket (İnce) Bey'le birlikte bir yasa tasarısı hazırladılar. Hamdullah Suphi Bey özellikle asker kaçaklarının ailesinin cezalandırılmasını. sonra da Mustafa Kemal Paşa'nın isteği doğrultusunda Meclis'te öncelikle görüşüldü. kanun hakim oldu. Prof. Ne var ki. Kastamonu İstiklal Mahkemesi 7. 21 sayılı yasa). Ayaklanma olayları bastırıldı. olaylar önlenememişti. vergi toplanması ve askere alma işleri yoluna kondu. 2. uygulanmasına tüm askeri ve mülki güçler me¬murdur" (5-9) maddeler örgütlenme ile ilgili hükümleri içermektedir. bunlar TBMM üyelerinin çoğunluk oyları ile seçilir. Yasa yarım saatta kabul edilerek "Firariler hakkında kanun" adıyla yürürlüğe girdi (11 Eylül 1920.. Seçilen üyeler aralarından birini başkan seçerler. Teklife muhalefet edenlerin başında Hamdullah Suphi (Tannöver) geliyordu. Osmanlı hükümetine karşı kesin bir üstünlük kazandı. Milletin orduya inancı arttı. Yunan ordusunun ileri hareketi. 1. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Bu istiklal mahkemelerinin çalışma zamanı "birinci dönem" olarak adlandırılmaktadır. İşin başında düşünülen normal mahkemeler aracılığı ile kaçak. böylece bu mahkemeler şu ya da bu şekilde bir çok konuya bakmakla yükümlendirildiler. 2-9 Eylül arasında bu yasa önce komisyonda. Yasa¬nın adı "Firar Ceraimini irtikap edenler hakkında kanun"du.

Böylece bu mahkemelerin birinci dönemi sona ermiştir. Bazı hükümet kuruluşlarının Kayseri'ye gönde¬rilmesi bile gündeme getirildi. Görüşmelerden sonra şu konu¬larda düşün birliğine varıldı: . Anadolu içlerinde yenmek düşüncesini kumandanlara anlattı. İlerki bölümlerde bunlara ayrı ayrı de¬ğineceğiz.Düşman saldırılarının durdurulabilmesi için ülkenin bütün kaynaklarını harekete geçirmek şarttır. Mustafa Kemal Paşa'ya yönelik suikast olayı." Ankara İstiklal Mahkemesi dışındaki mahkemelerin faaliyetlerine son verilmiştir. İstiklal Mahkemelerine savaştan sonra da gereksinim duyuldu. 17. Fevzi Paşa kürsüye gelerek ordunun yönetilmesinden kendisinin so¬rumlu olduğunu. Meclisteki eğilim İstiklal Mahkemelerinin faa¬liyete geçmesi gerektiği doğrultusundaydı. İs¬tanbul'da gazetecilerin yargılanması. Kastamonu.Diğer yandan Kastamonu İs¬tiklâl Mahkemesinin kaçakların yerine yakınlarını askere götürmek. Bu arada cephede bulunan Mustafa Kemal Paşa. sa¬vaşın gerekirse daha geri cephelerde sürdürüleceğini söyleyerek.Düşmanın yeni saldırısını karşılayabilecek tedbirlerin alın¬ masına ve kaynakların harekete geçirilmesine normal hükümet kurulu¬ şunun gücü yetmeyecektir. Kurulduğu günden itibaren fevkalade hizmet görmüş olan fakat şimdilik ihtiyaç kalmadığı ve gelecekte gereksinim duyulduğu zaman gene yüksek Meclisin karar ve onayı ile gereken yörede istiklâl mahkemesi teşkili her zaman mümkün. bütün milletvekilleri alkışlarla onu des¬teklediler. Bnun için Meclis'in mutlak otoritesinin ve yetkisinin savaş alanına giren bölgelerde işlemesi gerekmektedir.2. 1921 yazında Yunanlıların Kütahya-Eskişehir muharebesi sonu¬cunda Ankara'ya doğru ilerlemeleri sonucunda büyük bir yeis ve yıl¬gınlık ortalığı kapladı. Fevzi Paşa'nın bu konuşması TBMM üyeleri arasında büyük bir tepkinin doğmasına neden oldu. yoksa köy ya da mahallesinden iki yüz lira para cezası alınması. buna karşın savcıların karar irdeleme isteği getiriliyordu. biz buraya kaçmaya mı geldik. Doğudaki isyan (Şeyh Sait ayaklanması).. Buna göre savcılar mahkemenin kararlarını TBMM nezdinde temyiz edebileceklerdi. Sakarya'nın doğusuna çekilip düşmanı ikmal üslerinden uzak düşürerek. Bu konuşma Meclis'teki havayı değiştirdi. İttihatçı önderlerin yargılanması.. Bakanlar Kurulu Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak) ordunun cepheleri gerisinde İstiklal Mahkemelerinin yeniden oluşturulmasını önemle is¬tedi. dolayısıyla her türlü cezaya razı olduğunu söyledi. .. c) Başkumandanlık Yasası ve "Tekâlif-i Milliye" Emirleri Yunan taarruzu geliştikçe Ankara'da belirli bir telaş da başladı. Konya. . İdam kararları ise TBMM'nin onayı ile uygulanabilecekti.Savaştaki durum çok tehlikeli boyuta ulaşmıştır. Böylece Ankara'da faaliyette bulunan İstiklal Mahkemesinin dı¬şında. hü¬kümet dairelernin Kayseri'ye nakledilmesi konusunda hükümetin ka¬rar aldığnı açıkladı. yoksa kavga ederek ölmeye mi?" deyince.1921'de Meclis Başkan¬lığının mahkemelerin kaldırılması ile ilgili gerekçesinde şu noktalar öne 200 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 çıkarılmakta idi: ". Bu kere milletvekilleri kumandanları suçlamaya başladı.olacağı için. ordunun uygun mevzilere çekildiğini. TBMM'indeki paşalar (Örneğin Yusuf İzzet Paşa) cepheye gitme giri- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 201 siminde bulundular. Cepheden dönen Fevzi Paşa Meclis'te yaptığı konuşmada du¬rumun ciddiyetini anlatarak. Görüşmelerde şu gerek¬çeler öne çıkarılıyordu: . Sakarya zaferinden bir yıl sonra BMM'si 31 Temmuz 1922'de "İstiklâl Mahkemeleri Kanunu"nu kabul etti (Kanun no: 249) Bu yasa ile mahkemelerin görev ve yetkileri sınırlanıyor. Dersim milletvekili Diyap Ağa kür¬süye çıkarak: "Efendiler. devrim karşıtlarına yönelik yargılamalar bu mahkemeler tarafından yapıldı.. Samsun ve Yozgat'ta yeni mahkemeler oluşturuldu. cezalar ver¬mesi de aleyhteki akımı güçlendirdi. mal ve mülkünün yakılması ya da el konulması gibi sert tedbirler.

Bu kanun yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer. Yunan ordu-* sunun bir ay içersinde Sakarya önlerinde olacağı düşünüldüğünde. Böylece diktatörlük ya¬ ratılacaktır. Madde 2.Başkumandan. Meclis lüzum gördüğü takdirde sürenin dolmasından önce bu yetki ve unvanı kaldırabilir. Bu durumda "Başkumandan vekili" sıfatını kullanmanın daha yerinde olacağı. Mustafa Kemal Paşa'nın ordunun başına geçmesi düşüncesi bu sıralarda ortaya atıldı. dolayısıyla sorumluluğu Paşa'ya atmak iste¬dikleri için." Bu kanunla Mustafa Kemal Paşa'ya istediği yetkiler verildi. Bu eleştirilere Mustafa Kemal Paşa cevap verdi. Adnan (İstanbul) ile sekiz arkadaşı bir önerge verildiler. Bu teklife göre Anadolu yedi böl¬geye ayrılıyor ve her bölgeye Meclis tarafından seçilen birer genel mü¬fettiş gönderiliyordu. . . tar¬tışmalarla vakit geçirmenin anlamsızlığı da milletvekilleri tarafından belirtiliyordu.Millet ve ülkenin mukadderatına fiilen elkoyan tek yüce kuvvet olan ve üyelerinden her birinin Anayasal hukuk ve doku¬nulmazlıkları saklı bulunan ve Başkumandanlığı manevi kişiliğinde ta¬şıyan TBMM. Bu öneri gizli oturumda görüşülürken Mustafa Kemal Paşa'nın ordunun başına geçmesi konusu yeniden gündeme geldi. Paşa oturumda bir konuşma yaparak şu önergeyi Meclis Baş¬kanlığına verdi: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına.Bu kanunu TBMM yürütür. Gizli ve açık oturumların sonunda 5 Ağustos 1921 'de Dr. şahsen üzerime almaktan doğacak faydaları mümkün olan çabuklukla elde edebilmek. acil durumlarda hızlı karar vermenin ve uygulamanın gerekli olduğu için yetki istediğini belirtti.Adı geçene yukarıdaki maddelerde verilen yetki ve unvan üç ay süre ile geçerlidir.Başkumandanlık deyimi kullanılmamalı çünkü padişah baş¬ kumandandır. Ne var Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 203 . . Bu istek üzerine teklif alkışlarla kabul edildi. diğer bir kısmı da Mustafa Kemal Paşa'nın askeri dehasına inandıkları için ordunun başına geçmesinde ısrarlıydılar. Meclis heyeti cepheden dönünce durumu tüm açıklığı ile Meclis'e sundu ve bir kanun teklifi hazırladı. .Gerektiğinde mebusların da askerlerle yan yana savaşa ka¬ tılması (Damar Arıkoğlu). Ömrüm boyunca milli egemenliğin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletime bir kere daha göstermek için. Rıza Nur (Sinop) ve Dr.5 Ağustos 1921) Madde 1. Madde 4. Milletvekillerinin bir kısmı yenilginin kaçınıl¬maz olduğuna inandıkları. Meclisin değerli üyelerinin genel olarak beliren isteği üzerine Başkumandanlığı kabul ediyorum. ordunun 202 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 maddi ve manevi gücünü büyük bir hızla artırmak.Ankara'nın savaşsız teslim edilmemesi için hemen savunma siperlerinin hazırlanması. sevk ve idaresini bir kat daha takviye etmek husu¬sunda TBMM'nin bununla ilgili yetkilerini Meclis adına kullanmaya yetkilidir. Edirne milletvekili Şeref Bey yasanın tartışmasız kabulünü istedi. aşağıdaki kayıtlarla kendi başkanı-Mustafa Kemal Paşa'yı Başkumandan olarak görevlendirmiştir.TBMM varken ve yaşamını sürdürürken tüm yekilerini kendi üyelerinden birine devretmesi doğru değildir. bu yetkinin üç ay gibi kısa bir süre ile sınırlandırılmasını ayrıca rica ede¬rim. Madde 3. özellikle yetki devri sorunu üzerinde durdu.Savaş sırasında bile Meclis'in görevine devam etmesi. Kanunun tam metni şöyleydi: "TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Başku¬mandanlık verilmesine dair kanun (Kanun no: 144." Muhalif milletvekilleri eleştirilerini iki nokta üzerinde yoğunlaş-tırdılar.. ikmal ve yönetimini bir kat daha takviye etmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin yet¬kilerini üzerime alıyorum. Bunlar: . ordunun manevi gücünü en yüksek de¬receye çıkartmak. Bu görevi.Bir meclis heyetinin cepheye gönderilerek durumun incelen¬ mesi. Madde 5.

Fransız tutkalı. semer ve urganların yüzde kırkı Tekâlif-i Milliye Komisyonlarına tes¬ lim edilecektir. fanila ya da benzeri iç giyim).Her ilçede kaymakamın başkanlığı altında. kolan. Mali durum kötüydü. vaze¬ lin. sabun. vakum. soğuk tutkal. gebre. gres yağı. yular.Halkın elinde bulunan savaşta kullanılabilecek her türlü silah ve cephane en çok üç gün içinde Tekâlif-i Milliye komisyonlarına teslim edilecektir. koyun. kuru fasulye. On emirden oluşan bu emirler aynen aşağıdaki gibiydi: "1.Halkın. El konulan silah ve cephane için ücret ödenmeye¬ cektir. çay ve mum stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktır.Tüccar ve halk elinde bulunan çamaşırlık bez. sarı ve siyah meşin. taban astar¬ lığı. don yağı. mahalli özellikler gözönünde tutularak hazırlanmasına dikkat edilecektir.Şehirler. 8. vatana ihanet suçu işlemiş sayılarak ona göre ceza¬landırılacaktır. her komisyon iki ay süre ile askeri hiz¬metleri geri bırakılmak üzere altı memur çalıştıracaktır. 2. Tekâlif-i Milliye komisyonları.Ülkeyi terketmiş olanların hazineye geçmiş olan malların¬ dan ordu ihtiyacına yarayacak olanlara el koyulacaktır. Taşıma hizmetleri parasız yürütülecek. birer çift çorap ve birer çift çarık hazırlayarak belirli süre içinde komisyona teslim edecektir. taka) halk ayda bir defa olmak üzere ve yüz kilometreyi geçmemek şartı ile orduya ait malzemeyi istenen yere kadar taşıyacaktır. Öncelik¬le ikmal sorunu çözümlenmeliydi. tereyağı. saatçi ve taban yağları. un. mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi. belleme.Ordu ihtiyacı için evvelce alınan taşıt araçları dışında. Ordu tüm gücüyle Sakarya'nın doğusunda örgütlenmekteydi. otomobil lastiği. kablo. belediye ve ticaret oda¬larının seçtikleri ikişer kişiden oluşan Tekâlifi Milliye Komisyonları kurulacaktır. Ayrıca. makine yağı. sahtiyan. tel çivi. yaylı öküz arabası. keçi. 3. Ordu¬nun silahtan yiyeceğe kadar gereksinimleri karşılanamıyordu. Teslim edilen malların bedelleri daha sonra devlet tara¬ fından ödenecektir. kamyon lastiği. lastik yapıştırıcı solüsyon. kasaplık sığır. yıkanmış ve yıkanmamış yün ve tiftik. nohut. deniz motoru. ayrıca emirlerin hizmet yükümlülüğü taşı¬yan hükümlerini uygulayacaktır Komisyon üyelerinden görevinde ihmal gösterenler. kağnı. bulgur. El konulanların paralan daha sonra devlet tarafından ödenecektir.Tüccar ve halkın elinde bulunan mevcut buğday.ki durumun ciddiyeti her geçen gün artmaktaydı. mercimek. kösele. 4. İşte bu çözümü sağlamak amacıyla Başkumandan Mustafa Kemal Paşa ünlü "Tekalif- i Milliye" (Ulusal yükümlülük) emirlerini yayınladı. Bu komisyonlara yerel Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye sıfatıyla katılacaklardır. 204 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 5 . gazyağı. kimseye ücret ödenmeyecektir. erkek elbisesi yapımına yarayan her türlü kışlık ve yazlık kumaş. Alman mal ve malzemenin . kaşağı. kundura ve saraç ipliği. zeytinyeğı. patiska. pil. Tekalifi Milliye komisyonları derhal top¬lantılara başlayacak ve hiçbir komisyon üyesine hizmetleri karşılığı ücret ödenmeyecektir. şeker. nal yapımında kullanılan demir. buji. pamuk. tüccarın ve nakliyecilerin elinde mevcut benzin. mamul ve yarı mamul çarık. yem torbası. tecrit edici madde ve bunlara benzer malzeme ile sülfirik asit stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktır. savaş ekonomisine giren ve Te¬kâlifi Milliye emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildi¬rilen cepheye gönderecek. demir kundura çivisi. mıh. arpa. telefon makinesi. kasabalar ve köylerdeki her ev birer kat çamaşır (kilot. saman. Ordu ihti¬ yaçlarında kullanılacak bu giyeceklerin. çıplak tel. pirinç. tuz. 7. nal. amerikan. 6. deve. fotin. hal¬kın elinde kalan her türlü taşıt aracıyla (at arabası.

O kadar fedakarlıktan sonra yeni. Abdülkadir Kemali Bey "Masuniyeti Şahsiye" üzerinde 1908'den hemen sonra düşünmeye başlamıştır. O maddeler ceza yasa¬mıza konmazsa yurt içinde bir sükun devrinin doğuşunu görmek mü- 206 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . Barışa hazırız ve bence buna engel olabilecek sebep de yoktur. sayılarında yayınlanan "Müzaharati Adliye" başlıklı incelemesinde konuya değinmiştir. kılıç.. bir başka deyimle do¬kunulmazlığı.. kan dökerek ölen efrad-ı mir-letin kanlan ve canları heder ve heba olmasın. Gayri kanuni ve gayri insani baskılar. yeni ihtilal ve inkılaplarla memleket harabiye ve ümmet bi-tabiye yüz tutmasın. Bu savaşın kazanıl¬ması ve 9 Eylül'de. o günlerde kısaca "Hürriyet-i Şahsiye" ya da "Masu¬niyeti Şahsiye" diye adlandırılan teklifi bu tartışmaların özünü oluştur¬muştur. katır. bunların üretim. eşek ve develerin yüzde yirmisi ordu adına alınacaktır. Kastamonu Milletvekili Abdülkadir Kemali (ünlü yaza¬rımız Orhan Kemal'in babası) Bey'in ceza yasasının 203. Milli Mücadeleyi yapan bir ulusun böylesine bir Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 205 seferberliğe gereksinimi vardır. imalathane ve zanaatkarlar savaş araç ve gereçleri üretim.'' Ulusal yükümlülük diye çevirebileceğimiz "Tekâlif-i Milliye" emirleri 7-8 Ağustos 1921 günlerinde peşpeşe yayınlandı. halkın fedakâr¬lığının doruğa ulaşması bir anlamda bu on emrin uygulanmasındaki başanya bağlanabilir." ". marangoz. Devlet yönetimimizin mutlakiyet olması nedeniyle bireylerin hukukundan ziyade hükümetin hukuku düşünülerek hukuk ve hürriyeti teyid eden bir çok madde ihmal edilmiştir. Devamlı görevlendirileceklere ge¬ çimlerine yetecek ücret ödenecektir. Sakarya zaferinden sonra Mustafa Kemal Paşa mecliste yaptığı konuşmada şu noktayı önemle vurguladı: "Bütün dünyanın bilmesi ge¬reklidir ki Türk halkı. 10.. 1908'den bu yana Türkiye'nin gündeminden inmemiş¬tir. Nitekim Churchill ikinci dünya sava¬şında İngiliz halkından olağanüstü özveri isterken Mustafa Kemal'in "Tekâlif-i Milliye" emirlerine atıfta bulunmuştur. bağımsızlığının ve özgürlüğünün tanınması isteğinde kesin¬likle direnir. Ülkenin her köşesinde bir öz¬veri yansı başladı. Hemen uy¬gulamaya konuldu." d) "Hürriyet-i Şahsiye" Yasası Bireysel hak ve özgürlüklerin korunması. İzmir'de nihai zafere erişilmesi. nereden ge¬lirse gelsin. Yunan ordusunun 13 Ağustos'ta Anadolu içlerine doğru yürüyüşü başlayınca komisyonlar çalışmalarını hızlandırdılar. 9.. dökümcü. Bütün bu alınanların bedeli sonradan ödenecektir.bedelleri daha sonra sahiplerine ödenecektir. . Sakarya savaşı bir topyekün özveri savaşıdır. yük taşıma atı. dört tekerlekli at ve öküz arabalarının bytün teçhizat ve koşum hayvanları dahil olmak üzere yüzde yirmisi.. binek at. Biz savaş istemiyoruz. Toplumun kar¬şılanacağı saldırıların defi için sınırlarda parlayan süngülerin dahildeki bireylerin hukukunun korunacağının da güvencesi olduğu fiilen ispat edilmelidir ki.. mızrak ve eğer yapabilecek zanaatkarlar aranıp tesbit edilecektir. saraç ve araba yapan esnaf ile imalathaneler tesbit edilecek. Sorumlu müdürü oldu¬ğu "Musavver Erganun" adlı derginin 4 ve 5. TBMM ve onun hükümeti her uygar ulus gibi varlığının. Bu tartışmalardan belki de en önemlisi (günümüze pek yansımamış olmasına karşın) Ocak-Mart 1923'de TBMM'nde cereyan etmiş olandır. ailesini ve çocuklarını yetim ve umutsuz bırakarak. menfurdur ve karşı koyma hakkını doğurur.. Yasa önerisinin gerekçesinde Kemali Bey özellikle şu noktalar üzerinde durmaktadır: "Devrimiz ihtilal ve inkılaplarında gaye. hukuk ve tüm özgür¬lüklerin her türlü saldırıdan korunmasını sağlamaktır. gerekse politika alanında sürekli olarak tartışılmıştır. Aynca kasatura.Evvelce halka bırakılmış bulunan dört tekerlekli yaylı araba. tesviyeci. yapım ve onarımı ile görevlendirilecektir. Yukarda belirtilen esnaf. Yurdun her yerinde komisyonlar kuruldu. onarım ve yapım güçleri hesaplanacaktır. maddesine ek olarak önerdiği.Demirci. Gerek düşünce alanında. top çekilebilecek hayvanlar. ser¬vet ve samandan ve tatlı candan geçerek. barış istiyoruz.

Bu düşünceler doğrultusunda hazırlanan.Toplumların gelişimi ve devrimler insanın temel haklarını. Kemali Bey'in bu önerisi bugün için bile çok ileri hükümleri içermektedir. Savcıların bu konularda verecekleri emirlere bütün devlet memurlarının uyması zorunludur. Madde 5. bunlara tecavüz eden herkes hakkında kamu davası açma yetkisini ver¬mektedir. Kaçınmada ısrarın kanıtlanması halinde ısrar eden memurun görevine son verilir. başkaları ile görüşmeden men emri olsa da noterler ile avukatlarıyla tutuklu şahsı görüştürmeyen kimseler.yesser olmaz. Kemali Bey şu üç noktadan hareket etmiştir: . Aksi takdirde noterler usul dışı hapis ve anayasa hükümlerini ihlale iştirak fiilini işlemiş olacaklarından üç yıldan aşağı olmamak üzere kalebent edilebilecekleri gibi beş yüz liradan beş bin liraya kadar para cezasına mahkum edilirler. Öneri savcılara temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan. Ceza Yasasının 203. yasa ve tüzük maddeleri kaldırlımıştır. Demek ki yasa önerisi iki yıla yakın bir süre adalet komisyonunda tutulmuştur." Gerekçenin altındaki tarih 18 Nisan 1337 (1921). İç tü¬züğe göre bekleme süresini doldurduktan sonra genel kurul gündemine alınmıştır.Bu ek maddelerde beyan edilen suçlardan mahkum olanlar hakkında af yetkisi kullanılamaz. Madde 8.Anayasa hükümlerine aykırı hareket eden kimse. Madde 4.Usullere uygun olmayarak hapsedildiğini ve anayasa hükümlerine aykırı bir hareketin söz konusu olduğunu noter vasıtasıyla bu suçu işleyenleri protesto etmek isteyenlerin davet ve protesto belge¬lerini kabul ve muhataplarına tebliğ etmeye noterler mecburdurlar. Madde 2. Madde 6. Daha fazla tazminat talebi de incelenir.Bakanların veya herhangi bir memurun imzasını tak-lid ederek anayasa hükümlerini ihlal edenler ve bu sahte evrakı bilerek kullananlar on yıl kürek cezası ile cezaladınlır. özellikle birinci grup üyelerinin sürekli karşı tavır almaları bunun göstergesidir. altı aydan iki yıla kadar hapis ve elli liradan beşyüz liraya kadar para cezası ile cezalandırılır. Ancak bakanlar imzalarının hile ve desise ile ele geçirildiğini iddia et¬tikleri takdirde. Uygulamadan kaçınanların hakkında dava açmaya her savcı yetkilidir. Madde 3. Kaçınması görülen memura ceza yasasının 102. Bunların dokunulmazlığının sağlanması yasalarla. devletin herhangi bir bölümünün bakanı bile olsa şahsen sorumludur. Mağdur olan şahıs gayrımeşru tutuklanması dolayısıyla sika- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 207 yet. maddesine ek olarak öneriler şu hükümleri içeriyordu: "Madde 1.Var olan ceza yasası (o günkü) mutlakiyet döneminde Fran¬ sız Ceza Yasası'ndan hareketle oluşturulduğu için bireysel hak ve öz¬ gürlüklerden daha çok hükümdarın hükümet etmesini güçlendirecek hükümlere ağırlık vermiştir. Gerekçede A.Bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi yapan uluslar bireyin temel hak ve özgürlüklerinden ve onların dokunulmazlığından vazge¬ çemez. özgürlüklerini yadsınamaz biçimde gündeme getirmektedir.Bu eklerdeki hükümlere mugayir olan bütün yasalar. Kuşkusuz bu durum hükümetin bu öneriye sıcak bakmadı¬ğının kanıtıdır.Mahkemenin ve yasal olarak tutuklama yetkisi bulu¬nan makamların emri olmadan herhangi bir kişiyi tutukevi ve hapis¬haneye kabul eyleyen gardiyan ve müdürler.Rütbe ve mevkii ne olursa olsun. . rütbe ve mevkileri ne olursa olsun.Ek madde birdeki suçların işlendiğini öğrendiği hal¬de buna müdahale etmeyen ve yasal takibatı yapmayan savcılar bir daha devlet memuriyetinde bulunmamak üzere memuriyetlerinden atılırlar." A. özellikle ceza yasası ile mümkündür.Ek birde belirtilen suçlardan dolayı zarara uğradık¬larını iddia edecekler yasal yargılama yollarını kullanarak dava aça¬bilirler. Karar kesinleş¬tikten sonra tazminat miktarı savcıların yazılı emri üzerine mal san¬dıklarınca mahkumun maaşından veya emvalinden kesilerek zarara uğrayana ödenir. herhangi bir devlet memuru "Hürriyet-i Şahsiye"ye veya bireyin doğal ve medeni hukuku¬na tecavüzle anayasa hükümlerini ihlal ederse kalebentlik cezasıyla mahkum edilir. . maddesi uyarınca cezası verilir. kanıtlanması halinde her gün için en az beş lira zarar ve ziyana hükmedilir. Madde 9. hile ve desiseyi yapanı ihbar ederlerse şahsi sorumlu¬lukları ortadan kalkar. . Madde 7. Nitekim görüşmelerde.

tanımlanıyor. hakimiyeti milliye fiilen sabit olmadıkça yine o şa¬hıslar. Adaletin sürekli ve eşit olarak tatbik edilebilmesi için zaman lazımdır.. Ve zamanı kapsa¬mayı da hesap ederek düşünmek zorunludur. Yalnız efendiler.. (Hayır sesleri) (Biz kendimize bakarız sesleri). yargı erkiyle daha bir yakınlaşmış olarak algılanıp. Ne var ki bu öneri büyük bir tep- 208 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kiyle karşılandı. A. Daha sonra ge¬rekçe ve ek maddeler okunarak görüşmelere geçilmiştir. Nitekim meclisin iki yıllık süresi içersinde yasa adalet komisyonunun dolaplarında bir anlamda unutturulmak istenmiştir. Erzurum'un kudreti adliyesi¬ne.. Bu kayıt bir endişe ile konmuş. kanun söz konusu olunca. Rica ederim.. bir sınıf. Temennilerine inşallah kesin barışa erdiğimiz zaman ta-mamiyle kavuşmuş oluruz.. hakkı bizim namu¬sumuzdur. bu milletin evlatları ki. Anlıyorum ki A.. Bu olmadığı takdirde bu kanunu yapmak da nafiledir. Efendiler çırpınmamızın sebebi milleti hakim kılmaktır. Kanunların hakim olmasına sizin kadar taraftar ve azimkarız.. Öncelikle kendi azim ve irademize sahip olarak fikrimizin. yoğunu vermiş. içtüzük gereği genel kurula indiğinde görüşülmesi engellenmek istenmiştir. Şöyle ki 17 Ocak 1923'de sıra gündemin yasa ile ilgili maddesine gelince.. çocukları hâlâ silah altında bulunuyorlar. bu millet dediğimiz insanlar. Meclis kendisine mal etmiştir. varını vermiş.. Milletin hukuku. İki yıldan beri icabet etmezler ve asker kendini başka bir millet gibi telakki eder. evler yıkılıyor. Bundan ötürü memleketi kurtarmak için her türlü fedakârlığa katlanan milletin bu şekilde olan işlerini ortadan kal¬dırmayan bir hükümetin varlığını ve manasını hiç anlayamıyorum. Hayatımla temin ediyorum. Ona tecavüz edenin dünya yüzünde yaşamaya hakkı yoktur. Bu kanun önemlidir. Burada herhangi bir kanun yaparsanız yapın efendiler. Ke¬mali Bey'in genel kurulda bulunmamasını fırsat bilen Refik Şevket (Saruhan) Bey söz alarak şu öneriyi ileri sürdü: "Bizzat teklif sahibi A.. Olağanüstü durumlarda mağduru da. Kemali Bey biraderimiz burada yoktur.. bu köylüler ki.. Kemali Bey. Cihan adaletini." diyerek meclisteki genel havayı yansıtmıştır. Bugün Trabzon vilayetinde.. İcra vekilleri reisi Rauf Bey'i karşımda görerek diyorum ki. tehire lüzum yoktur. Öneri ile ilgili olarak ilk sözü Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey aldı ve şu noktalar üzerinde durdu: "Bu kanunu elime aldığım zaman baktım ki. kim olursa olsun efendiler (Bravo sesleri)"." Selahattin Bey (Mersin).. Erzurum'da Albayrak Gazetesi muharriri hapsedildi. mazlumu da mazur Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 209 görmelidir."Hele ismi Halk hükümeti olursa. Sekiz ay süründü. özgürlükçü havasını verdiği için burada önemli bölümleri ile yansıtmaya çalışacağız. İki yıl süre sonunda. Bu konuşmadan sonra söz alan Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey hükümetin öneri karşısındaki ikircikli durumunu yansıttı." Hüseyin Avni Bey (Erzurum). hürriyetimizin tercümanı olacak kişilere vekâlet ver¬mek ve umur etmek gerekir. Sürmene'de de aynı şekilde evler yakılıyor. Akçaabat kazasında ev yakılıyor. heyeti adliyesine itaat etmemekte ve heyeti adliye bununla başa çı¬kamamaktadır. daha doğrusu ya¬saların üstünde yaşayan bir sınıf vardır ki. yine kanunların üstüne çıkacaklardan. Vatanın selameti bir kaç insanın inanış ve kararıyla yürürse bu devletin manası nedir?. Mehmet Şükrü (Karahisarısahip) söz alarak "Kanun şahsa mahsus değildir. ve cihanda kanunların uygulanmasını göre¬lim. Birinci Meclisin önde gelen milletvekillerinden Ali Şükrü Bey (Trabzon) ise kürsüde yasayı savunarak şunları söyledi: "." Bu küçük müdahale bile milletvekillerinin önemli bir bölümünün yasaya ne denli sahip çıktığını ortaya koymaktadır.. rütbe ve mevkii ne olursa olsun. Bugün o zat hakkında takibat yapan ciheti askeriyeden bir kaymakam. kudreti milliye." . onu tekrara mecburum: Toz duman olan yerde ferman okunmaz (gü¬lüşmeler). Bu en iptidai haklarıdır. Bir atasözü vardır. insanlar dövülüyor. "rütbesi ne olursa olsun" diyor. bunlar asayişin nimetlerinde yararlanamıyorlar. Kanunun gö¬rüşülmesi Birinci Meclis'in demokratik.Böylece savcılar yürütme erkinden bağımsız. kaydıyla kanunu teklif etmiştir. Bu konuş¬manın dikkati çeken bölümleri şöyleydi: ". Kuşkusuz savcıla¬rın böylesine yetkilerle donanımı yürütme ve onunla bütünleşmiş ikti¬dar çevrelerince iyi karşılanmamaktaydı."Kim suistimal ederse biz de on¬ları öldürürüz. geldiği gün bunu müzakere edelim". kanunların uygulanması söz konusu olunca sadece çevremizi gör¬meyelim.. bu kaydın konulmasına ve bu kanunun teklif edilmesine yegane neden bu olmuştur.

Biz Lozan'da dış tekelleri. Yıkan yıkmıştır... misal. Tartışmalar sırasıda söz alan Çorum milletvekili Dursun Bey.. tüm yetkililerin kendilerine verilen görevleri aksatacaklarını. hürriyeti mülkiyenin ve diğer belirtilen öz¬gürlüklerin himayesi için vaz'edilmiştir. maddeye bu eklerin konamayacağını söyler. 203. Tecavüzden haberi olduğu halde so¬ruşturma açmayan . ceza yasasının 55. Kemali Bey aldı. Bu konuyla ilgili savı şöyledir: ". Onun için mevcut ceza yasaları. misali vicdanınızdan. misali benden aramayınız... lüzumsuz savaşlar çıkararak vatanımızı bu hale getirmişlerdir... Önerideki "Anayasa hükümlerini 210 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 ihlal edenler" bölümüne de itiraz eder. misal) sesleri üzerine. dış kapitülasyonları yıkmak için olanca kuvvetimizle çalışırken. işte milyonlarca kişiyi felaketler içine sokarak sersefil edenler. top¬lum içersinde anarşinin meydana gelmesine neden olur. bunun da ötesinde işlemlerinden ötü¬rü yasal bir güvenceleri kalmayacağını öneriye karşı çıkmasının bir başka nedeni olarak ortaya koyar. anayasayı ve hükümetin şekil ve heyetini değiştirenler idam olunur.. Yine yetmişsek-sen yıllık toplumsal olaylarımız gözden geçirilecek olursa bunların içersinde hiçbir sorumlu yoktur. Neti¬cede yine zeytinyağı gibi üstte kalmıştır. Halk hürriyet ve serbestisine sahip olmazsa. Hakimlere serbesti verecek olursak bir memlekette kanunların birliği denilen ilkeyi ortadan kaldırmış ve karmaşayı arttırmış oluruz. Biz halk için diyoruz. Allah. işte dünya savaşının sonuçlan.. mütegallibenin esiri olacaktır. geleceği yine pek karanlık görüyorum (zümre nedir sesleri)." Öte yandan Refik Şevket Bey konuşma¬sında. bu mülkün. Kitâller.. yoksa mevcut olan bir kanunun ceza hükümlerini daha da şiddetlendirmek midir? . Bundan ötürü bütün kanunlarımızı herkese eşit olarak uygulamazsak. Değil bir şahsın hürriyetine.. ülkeleri vermiştir. özellikle genel ceza yasası.. ondan daha etkili ve ondan daha zararlı olan bu iç tekelleri.. Bir sinema şeridi gibi 70-80 yıllık olayları gözönüne alacak olursak hükümet ve hükümete dayanan zümreler memlekete her türlü fenalığı yapmıştır. imtiyazları. iç ka¬pitülasyonları reddetmek için ne düşünüyoruz.. Efendiler. 15 imzalı bir önerge ile mevcut yasalarda benzer hükümler olduğu ge¬rekçesiyle yasa önerisinin tümüyle reddi istenir. Refik Şevket Bey konuşmasının sonraki bölümünü." Selahattin Bey (Mersin). Sonra yapılan oylamada maddelere geçilmesi kabul edilir." Öneriye karşı çıkanların başında Saruhan milletvekili Refik Şev¬ket (İnce) Bey gelmektedir. hatta. bu¬lunmayanlar belli olsun" diye yerinden laf atar. düşüncesini şöyle vurgu¬lar: "Evvela şunu arzedeyim ki. O başka. Teklifimin özeti şudur: "Hürriyet-i Şahsiye"ye (Bireysel öz¬gürlüklere) ve efradı milletin tabii ve medeni haklarına kim tecavüz ederse etsin cezalandırılacaktır. zümrelerin tahakkümüne son vermezsek. mutlak hürriyet söz konusu olursa bunun takdirini zarara uğrayan kişinin keyfine bırakmak. Sorarım eski hükümette. bu öneri yasalaşırsa. Abdülkadir Kemali Bey anayasa demekle neyi kastediyor.. maddesini okuyorum: Anayasa hükümlerini. Diğer konuşmalardan sonra verilen yeterlik önergesi kabul edilir. bu vatanın hürriyetine tecavüz edilmiştir. bu caniler hakkında ne yaptılar?.." . işte dünya savaşı. Efendiler. ülkede. Anayasa hükümlerine muhalefet edenler şahsen sorumludur diyor. öneriyle ilgili olarak şunları vur¬gular: ". Refik Şevket Bey konuşmasına başlarken bu yasanın kabulü halinde büyük bir karmaşanın doğacağını söyler. "Bravo.. yüksek meclisiniz de bu sorumlular. gözlemlerinizde arayınız. Önerge okununca Se¬lahattin Bey."O kendi işlerine geldiği için. bravo hürriyeti şahsiye aleyhinde bulunup.. Bu konuşmanın önemli noktalan aşağıdaki gibidir: ".Ali Şükrü Bey konuşmasında şu noktayı vurgular: ". zümrele¬rin tekeline. bugünkü hükümette. hapsedilen zatın hukukunu müdafaa edecek bir kanun olmadığı mı. Yüksek Meclisinizin heyeti umumiyesi de o misali kendi vicdanında görebilir (Bravo sesleri)." Bu son müdahalenin özü geride bıraktığımız seksen yıl boyunca başımıza gelenleri düşününce çok anlamlıdır. Hatta Ali Şükrü Bey biraderi¬mizin buyurdukları gibi yalnız sorumluluk değil. işte mil¬yonları çalanlar. (Açık söyle sesleri). bir çelişkiyi yakaladığı inancıyla şu yaklaşım üzerine bina eder: "Şimdi mesele. İlk sözü Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 211 geçen celsede bulunamayan A. Efendiler zaten kişisel sorumluluk yapana aittir. Yasayı genel hatlarıyla tanıtan ve savunan bir konuşma yaptı. memurların. Milletvekillerinin (Allah.. mutlaka müste¬bitlerin.. Maddelerin görüşülmesine 7 Şubat 1923'te devam edildi. çalan çalmıştır. mahiyeti itibarıyla zaten hürriyeti şahsiyenin.

istibdat yönetiminin ceza yasasıyla yeni yönetim biçiminin devamına imkan kalmaz.. bir milleti ensesinden yakalayıp dürtmek...... mutasarrıf. İşte bu zamanı takdir edecek ve kararı verecek de yüksek meclis olmalıdır. şartsız tahliye etmemeleri lazım gelen zarrçanlar da olabilir. devlet memurlarının ve yargı gü¬cünün. Konuşmalardan sonra değişikliklerle birlikte birinci madde aşa¬ğıdaki şekli alır ve kabul edilir: "Madde 1. Esasen.. Vazifesini kötüye kullanan bir memur hakkında savcıların doğrudan doğruya dava açmaya yetkisi yoktur." Abdülkadir Kemali Bey. halkımızı düşününüz.. Halkın hürriye¬tine sahip olduğunu kimse iddia edemez. Bu kanundan evvel o kanunu icra edecek bir dimağ. Halk. Hedefimiz bir oldukça. . Bunu tatbik edecek de Millet Meclisi olmalıdır. Efendiler." Erzurum milletvekili Salih Efendi söz hakkından vazgeçerken ge¬rekçe olarak şunları söyler: "Çünkü fena söyleyeceğim.. Hürriyeti şahsiyenin herşeyden mukaddes olması.. İkinci madde daha mühim bir esas ile hürriyetin temelini kurmuş oluyor. kayıtsız." Mehmet Şükrü Bey. askeri kısıtlamalar gibi imtiyaz nedenlerinin tüm ayrıcalıklarını hürriyet açısından kabul etmi¬yorum. Buna karşı da milletleri selamete çıkarmak için düşünülmüş. Onu kim kurtaracaktır? .. Refik Şevket Bey'in yasayı eleştiren konuş¬masını yanıtlarken şu noktayı öne çıkarttı: ".. mareşal değil..sorumlu tutulacak ve olağanüstü durumda tecavüz eden insanlar hakkında işlem yapılmamasına mani olmak için tecavüze uğrayan tarafından. yasaklayacak bir merci lazımdır. Her topluluğu yönetmek için mutlaka emir verecek. Emir ve nehiy. mukaddes davacılar meydana gelmelidir. kalbinin tüm gücüyle şu kanun beni koruyor diye bir güvenceye sahip olamamıştır. Milleti oluşturan kişilerin güvenini ve hukuku tabiiyesini. teşkil edilmiş hükümetler ihtiyaten acil tedbirler almak zorunluluğundadır. nihayet şahısların hürriyete yönelik tecavüzlerini menedecek maddeler konmazsa. velhasıl gerek anayasa ve gerekse özel kanunlar ve tüzüklerle bireylere sağlanmış olan hürriyeti şahsiye veya hukuku tabiiye ve medeniyeye tecavüz edenler ve bu suç¬lara iştirak edenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve müebbeten rütbe ve memuriyetten çıkarılır. yasalara aykırı olarak seyahat özgürlüğünü haleldar ve konut dokunulmazlığını ihlal eyleyenler. miralay... Hükümet kelimesinin manasını değiş¬tirmek lazımdır. yani bizim meş¬rutiyetten sonra çok kullandığımız istibdat diye kullanılan kuvvet mil¬letin temsilcilerine verilir." Refik Şevket Bey ile komisyonun sekreter üyesi Hamit Bey komisyon raporuna karşı oy kullanmışlardır. Çünkü dünya yüzünde mutlak anlamda bir bireysel özgürlük mevcut değildir. Ger¬çekten elele verelim.. Özetlersek Refik Şevket Bey konuş¬masını "Keyfiyeti usuli ve cezai olarak nazarı dikkate alalım. ülkede gerçek kanun hakimiyetini ve sonuçta hakimiyeti milliyeyi amaçladıkça. Konuşmalardan sonra Başbakan Rauf Bey (Orbay) söz alarak şu noktayı vurguladı: "Efendiler hürriyeti şahsiyeden mutlak olarak bah¬setmek de doğru değildir. İkinci madde üzerindeki görüşmelerde söz alan Hüseyin Avni Bey konuşmasında şu noktalar üzerinde yoğunlukla durmuştur: "Bugün hürriyet hakimlerin. Eğer ceza yasasına askerin. Savcıların tutuklanmış bir kişiyi. kime şikayet etsin? Hangi şikayet merciine şikayet etse hava. herhangi bir kimseyi mensubu olduğu mah¬keme yerine başka mahkemeye sevk edenler.. özgürlüğe ilişkin sorunlarda ayrıcalık yoktur. dini haklarını ve en mukaddes olan hürriyeti şahsiyesini yalnız kanun takyid eder. mütecavize noter vasıtasıyla protesto çekile¬cektir. birinci maddenin daha bir açık hale getirilmesi gereğine inanılıyorsa buna itirazı olmayacağını belirte¬rek konuşmasını bitirir. hürriyeti ilgilendiren şeylerde hükümdarlar bile deviriyoruz. milletvekillerinindir. binbaşı. hakka erişmek görüşünü izleyince.. zannederim bu maksada erişmek için bir zorluk 212 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 yoktur.. memurların. yüzbaşı.... hükümdarları da yıkıyoruz. Refik Şevket Bey (İnce) "Hakimiyeti Milliye"deki yazısı doğrultusundaki düşüncelerle yasaya karşı çıkmayı sürdürdü. Halk hür¬riyetine aşık olmamış aydınlar o hürriyeti halka sevdirecek ve feyiz verecek yerde kendileri gaspetmişlerdir. Bir memur halktan bi¬rini hapseder. sürtmektir. hükü¬met denildi mi tahakküm manasınageliyor ki. . Mükemmel bir kanun çıkarırız" şeklinde bağlamıştır. Efendiler.. Bundan doğan kişisel zarar da tazmin ettirilir. kamu yararı için gereği sabit olma¬dıkça ve kanunu mucibince bedeli peşin verilmedikçe hukuku tasarru-fiyeyi ortadan kaldıranları. Halkın hürriyetine kefil ola¬cak kanuna muhtacız.Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak haklarında tutuklama emri bulunmayan kimseleri hapis ve tevkif veya idareten sürenler. Kay¬makam. Yasada üç yıldan aşağı olmamak üzere kalebentlik cezasıyla cezalandırılır demekle ve diğer maddelerde koyduğum ilkelerle memurin muhakematı gibi. işte maksat budur." Görüşmeler 8 Şubat 1923'de de devam etti.

" Tartışmalar sırasında 1. anarşi halinde olamaz."Bizde anarşi mi var?" Ali Fethi Bey (Devamla). Bu kanundan korkmu¬yorum.." Hüseyin Avni Bey.Öyle anlaşılıyor ki. bir ve ikinci madde kabul edildikten sonra. Hükümetsizlik başlayacaktır.. Maddelerin kabul edilmesiyle kanunun heyeti umumiyesinin kabul edilmesi lazım gel¬mez. Ali Fethi Bey. Efendiler." Ali Fethi Bey (Devamla).Efendiler memlekette hürriyeti." A. Olabi¬lir.. adaleti öldüren. çoğunluğu teşkil ediyor. Endişe edecek birşey yoktur. Bundan ötürü. Bu usulü kaldırmaktan başka Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 213 çare yoktur. ne olursa olsun yasayı komisyona gönderme çabası içine girer.-hayır. madde üzerinde değişiklik önerilerine A. Bundan ötürü bu kanunun iki maddesi kabul edilmiştir. Kemali Bey de katıldığı için değiş¬tirilmişti) önerinin diğer ek maddelerini kapsadığı düşüncesi ağır bas¬maya başladı.."Hayır. Şimdilik yok. yıkan budur. hakimiyet milletindir esasını reddetmektir (Bravo sesleri). A. Yalnız bir maddesi kalmıştır."Bu kanun dairesinde çalışma¬yanlara görev yok." Böylece kanunu bir an evvel çıkartmak için diğer maddelerin kal¬dırılarak tek bir maddeye indirgenmesi yaklaşımı ağır basarken İçişleri Bakanı Ali Fethi Bey (Okyar) (İstanbul) söz alarak şu noktaya dikkati çekti: "Bu kanunla elde etmek istediğiniz amaç eğer kanunlarımızda varsa bu kanunun bu surette tertip ve yazımında bendeniz idari noktai nazardan sakınca olduğunu arz etmeye mecburum." Ali Fethi Bey (Devamla). Bu arada Refik Şevket Bey gene itiraz eder. Ülkede yabancı imtiyazların kaldırılması için bu kadar uğ¬raşırken ve kan döküp dururken yabancı imtiyazların dahilisi olan bu gibi imtiyazları."Elbette kanuni bir hükümettir. Adülkadir Kemali. Hulusi Bey (Karahisarısahip). Meclisin bütününde iki çeşit kıskançlık var. kapitülasyonları kaldırmadıkça "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" demenin manasını anlıyamıyorum." A. her ne şekilde olursa olsun şu kanun meclisten çıksın diyor. şiddetli alkışlar). Fakat hürriyeti şahsiye ancak muntazam ve mükemmel bir tarz¬da olabilir. maddelerin yeni şeklinin (2. Boşuna propaganda yapılmasında mana yoktur." A. kendi konuşmasına yöneltilen eleştirileri yanıt¬larken şu noktanın bir kez daha ısrarla üzerinde durdu: "Efendiler. anlatan varsa kemali şükranla dinlerim ve onun huzurunda eğilirim."Kanundan korkuyorsunuz. Çünkü hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir."Kanuni ise". bakana bir yanıt olarak yaptığı konuşmayı şöyle bağlar: "Bu kanunu reddetmek demek. ve 2.. bundan sonraki madde¬lerde (işbu maddelere aykırı olan bütün yasa ve tüzük maddeleri yü¬rürlükten kaldırılmıştır) demekten başka birşeye lüzum kalmamıştır. Nafiz Bey (Canik) bu durumu konuşmasında şöyle anlatır:". Bu kanunu mutlaka kabul edeceğiz. Bundan doğan yasal sorumluluğu bendeniz yüksek heyetinize arz etmek mecburiyetinde¬yim. Halkın en önemli hukukunu bir hayvanın ağzından avını kaparcasına kıskanıyor. Bundan evvel böyle birşey olamaz. hürriyeti şahsiye hepimizin en çok arzu ettiğimiz bir şeydir."İspat ederim kanunsuzdur."Kanundan korkmuyorum. Kemali Bey. Ali Fethi Bey (Devamla).. Bir kısım ki. Diğer bir kısım ise aman yaşama hakkımız gidiyor. hürriyeti şahsiyeyi temin etmek isteyen arkadaşımız."Anarşi olabilir.. Kemali Bey T. Şim¬diye kadar zatıaliniz indinde hükümet kanunsuz muydu?" A. Kemali Bey. Kemali Bey (Kastamonu)." Bu konuşma mecliste büyük bir tepkinin yükselmesine neden oldu. o da bu iki maddeye karşı olan yasaların mülga olduğuna dair tek maddedir. ne yapalım da şu kanunu yerin altına atalım diyor. Hüseyin Avni Bey'in konuşmasından sonra bu noktaya ilişkin düşüncesini şöyle belirtir: ".. (Bravo sesleri. Kemali Bey. evvelemirde muntazam ve mükemmel bir hükümetin oluşturulmasını arzu etmelidir. yüksek meclisiniz hür¬riyeti şahsiyeyi güçlendirmek için kanun koyma hususunda ne kadar titiz davranıyorsa memlekette bir hükümetin mevcudiyeti hususunda da o kadar titiz davranması icap eder." Bu tartışmalardan sonra İçişleri Bakanı Ali Fethi Bey konuşma- 214 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 sini şöyle tamamlar: "Bu kanunu kabul ederseniz idare makinasında düzen yok olacaktır."Kanundan korkuyorsunuz." .

TBMM'nde. meclisin 21 Mart 1923 günkü oturumunda söz alarak şu açıklamayı yaptı: ". Yani hürriyet ve masuniyeti şahsiye. Hürriyet-i Şahsiyeyi kumandanların eline vererek ve halkı onların emrine tabi kılarak o mu¬kaddes perdenin arkasında zulüm ve işkenceye meydan vermektir. (Niçin sadaları).." Görüşmelerden sonra. pek zi¬yade haklıyım. İstanbul ve Ankara basınında şu haber ve yo¬rumlar dikkati çekmektedir: . Ordular boşlukta kalamazlar. 108 kabul.. Yani bu madde savaş bölgesinde askeri yasalarının uygulanmasına mani midir? Mesele müstaceldir. Savunma Bakanı Kazım Paşa..." Başbakan Rauf Bey (Orbay) soruna açıklık getirmek amacıyla şunları söyler: ". Bugün ise geçiyor. Bu ne ordunun harekâtını temin etmek içindir. gönderdiler.. askeri yasaları ve savaş yasalarını ortadan kal- 216 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 dıracak mahiyette değildir. Bundan sonra hükümet son bir girişimde bulundu.12 Şubat 1923'de yasa ikinci kez oya sunulur. Orduya hemen bildirmek istiyoruz.... Lozan'da devam eden barış görüşmesinin kesilme¬si. Vekillerin bu konuşma ve giri¬şimlerine karşı Ali Şükrü Bey (Trabzon) şunları ileri sürer: ". Anlaşıl-mazlık vardır. bu kabul edilir. arabaya binen ordunun içinden geçemez.. müzakere konusu olarak birşey yoktur. Bunda kesinlikle diğer kanunları uygulama cesaretini kendilerinde göremeyen memurlar vardır. 8 müstenkif var.. Biz bu kanunu ya¬parken ordunun emniyetini suistimal hiçbir zaman aklımıza gelmemiş¬tir. Gayrikanuni olan işlemlerin önüne geçmek için yapılmıştır. Bu kanun yasal işlemleri ortadan kaldırmak için yapılma¬mıştır. Muhalif yayın organlarında konu ayrıntıla¬rıyla verilmişse de tüm bu haberler ve yorumların kamuoyunu yeterince aydınlattığı söylenemez. Bu yüzden idari bir çok sakınca çıkmıştır. askeri gereksinimleri öne çı¬kararak bir tavzih kararına yönelik müzakere açıldı. Buna meydan vermemek de bizim görevimizdir."Yaşasın Hürriyetperverler." "Hürriyeti Şahsiye" yasası egemen çevrelerin hoşuna gitmemişti. Yüksek mec¬lisinizin görüşünü bugün bildirmesini rica ederim. Bu görüşmeler sırasında basının tavrı ne oldu? Bu soruya olumlu bir yanıt verilemez... Hüseyin Bey (Erzincan). bu kanundan yararlanarak ordu içersine girerlerse bir çok yolsuzluklara meydan bırakılmış olacaktır... Bunların başında hükümet gelmekteydi.... 58 red." Yasanın yılmaz savunucularından Hüseyin Avni Bey (Erzurum) konuşmasında hükümetin yasaya karşı olumsuz tavrını sert bir dille eleştirir: "Vekiller heyeti bu kanunun düzenlenmesi sırasında fiilen muhalefet ettikleri gibi kanun yayınlanıp. Bunun üzerine Başbakan Rauf Bey (Sivas) "Pekâlâ şimdi ne oldu efendim?" diye sorunca Başkan şu yanıtı verir: "Efendim." Böylece hürriyet-i şahsiye yasası bir kez daha kurtulmuş oluyordu. başkan gündeme geçilmesini oya sunar. "İşbu kanuna aykırı olan yasa hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. Hükümetten şüphelenmekte kendi hesabıma açık söylüyorum.. (Savaş mı. Efendiler bu ka¬nunun üçüncü maddesinde deniliyor ki. Sonuç başkan tara¬fından şöyle açıklanır "Kanunu cezanın birinci babının beşinci faslına müzeyyel layihai kanuniyenin ikinci defa reye vazında iştirak eden azanın adedi 174'tür. Dolayısıyla kanun 108 reyle kabu l edilmiştir" (Şiddetli gürültüler. yaşasın hakimi¬yeti milliye sadalan). Ordu içersine şüpheli şahısların girmesi ihtimali¬ne karşı ordudan bazı müracaatlar oldu. Sonra bu kanunun tebliğini tehir etmiştir ve tebliğinden evvel-kanunu bikuvve değil.. bilfiil hükümden düşürecek bir kanun teklifi yapmıştır." Daha sonra Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey (Gümüşhane) ile Adalet Bakanı Rıfat Bey de konuşarak yasanın kendi bakanlık alanla¬rında yarattığı sorunlara değindiler. Gerçi askeri yasalar ve savaş yasaları sefer Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 215 zamanında savaş bölgesinde tamamen geçerli olması gerekirse de ku¬mandanlar burada tereddüt ediyorlar. Hükümet bu kanunun müzakeresinde muhalefet et¬miştir.. ilan edildikten sonra onu or¬tadan kaldıracak değişikliği düzenleyip. Ne var ki tüm çabalar sonuçsuz kaldı. Eğer bu şüpheli şahıslar. Her trene binen. İsmet Paşa'nın Türkiye'ye dönüşü. vuzuhsuzluk vardır. Nitekim kabul edilen yasayı yürürlükten kaldırmayı amaçlayan yeni bir yasa önerisi hazırlanmaya çalışıldı. ne başka birşey." Bu maddeden ordu bölgesine herhangi bir şahsın serbestçe girmesine izin var zannettiler. Barış mı?) bekleyişi¬nin doruğa çıktğı günlerde "Hürriyet-i Şahsiye" yasası basında umulan yankıyı pek bulmamıştır.

Haberin içeriği aynen şöyledir: "Hürriyet-i Şahsiyeye tecavüzün men'i için TBMM bir kanun tanzim ediyor. memurlara tfarşı himayesini ve hürriyeti şahsiyeyi ihlal edenlerin cezalandırılması hak¬kındaki yasa önerisinin görüşülmesine devam edilmektedir. "Hakimiyeti Milliye" ve "Tan" gazete¬lerindeki haberleri.. İkdam. "Yaşasın hürriyeti şahsiye" temennii kalbisini (yürekten gelen te¬mennisini) merkezinde taşıyan bir dairenin üzerinde "Yaşasın TBMM" altında Türk'ün temsili olan bir ay-yıldız etrafında aynen: "Şahsın hür¬riyeti. maddeye ek" başlığı altında beş makalelik bir incelemesi yayınlanmıştır. yorum yapmadan. birinci sayfanın altında kanunun kabulüne iliş¬kin küçük bir haber var." Tanin. haber ve yorum olarak daha geniş yer almıştır. . Bu yazıdan anla¬şıldığına göre A. zabıtlara dayanarak vermiştir. Yasa Ankara basınında daha fazla tartışılmış. 15 Şubat 1923'de ikinci sayfada. yorumları burada yansıtabiliriz. bu makaleleri bulmamız mümkün olamadı. maddesine ek olarak Kastamonu Milletvekili A. 11 Şubat 1923 tarihli sayısının birinci sayfasnda "İstanbul için dört milyon avans" haberinin altında küçük bir bilgiye rastlıyoruz. Akşam gazetesinde yasa ile ilgili hiçbir habere rastlanmadı. Özel Muharibirimizden) Halkın." 11 Şubat 1923 tarihli gazetede şöylebir kısa habere rastlıyoruz. TBMM'nce hürriyeti şahsiyeyi ihlal eden memurlar ve ahali hakkında tahkikati kanuniye icrasında ihmal gösteren savcı¬ların üç yıl hapisleri ve memuriyetlerinden uzaklaştırılmaları şeklinde kabul edilmiştir.Hürriyeti şahsiyenin tecavüz¬den masuniyeti hakkında ceza yasasının 203. meclis zabıtlarına dayanarak ay- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 217 rıntılı bilgi verilmektedir. Refik Şevket incelemesinde.Kastamonu millet¬vekili A. 12 Şubat 1923 tarihinde ise birinci sayfada. Hakimiyeti Milliye. 19 Şubat 1923 tarihli sayıda. Ne yazık ki. Yasayla ilgili önemli bir habere rastlanmadı. Bu düşünce cahilin gülünç an¬layışına tercüman olmak üzere bir mizah sayfasına yakışır. Yalnız 13 Şubat tarihli sayısında.Tevhid-i Efkâr: 9 Şubat 1923 tarihli sayısının ikinci sayfasında iki sütunluk bir haber var." Böylece yasaya değinerek mutlak özgürlüğün var olamayacağına değinil¬mektedir. Yalnız yasanın mecliste tartışıldığı. TBMM'ndeki görüşmeleri ayrıntılı bir bi¬çimde. Kemali Bey tarafından teklif edilen yasa önerisinin tümü.. bu yazılara yanıt verdiğini özenle belirterek. Bu doğrultuda düzenlenmiş olan yasa önerisinin gö¬rüşülmesine devam edilmektedir. Tan'ın 19 Mart 1923 tarihli sayısında "Hürriyeti Şahsiye yasasını kamuoyumuz nasıl karşılıyor" başlıklı haberde "Antalya" gazeesinin olayla ilgili sayısından örnekler verilmektedir: "Antalya" refiki muhte-rememiz hürriyeti şahsiye kanununu ruhun derinliklerinden gelen bir sevinç ve heyecanlı yayınlıyor. "TBMM'nde hürriyeti şahsiye.. Refik Şevket Bey'in yazısının "Hakimiyeti Milliye"de çıktığı döneme rastla¬yan 5 Şubat 1923 günlü sayısında "Hakimiyeti Milliye" başlıklı başya¬zıda Cenap Sahabettin şu noktanın ısrarla altını çizmektedir: ". Ö.M. Bazılarımız zannediyoruz ki. Kemali Bey'in bir fotoğrafı bulunmakta. (Ankara 7 Şubat-Muhabiri mansusamızdan). Kemali Bey bulunamadığı 17 Ocak günkü oturumda önerisi aleyhinde konuşanlara yanıt vermek amacıyla bir kaç makale yayınlamış. "Ma¬suniyeti şahsiye hakkında Millet Mclisince kabul edilen yasa maddesi" başlığı altında yeni yasa tam metin halinde verilmektedir. Memurların bazen görev ve yetkilerini aşarak hukuk ve hürriyeti şahsiyeye tecavüzleri söz konusu olmuş. bir kişinin egemenliği (Padişah kastediliyor) ortadan kalkmakla hepimiz sultan olduk ve bugün Tür¬kiye şu kadar milyon padişahtan oluşur. (ikinci sayfa) "Hürriyeti şahsiyenin tecavüzden masuniyeti kabul edildi: (Ankara 10 Şubat.). (Ankara 12 Şubat." dendikten sonra görüşmelere ilişkin ayrıntılı bilgi verilmektedir. öneri kabul edilmiştir. Haberin başlığının hemen yanında A. TBMM'ndeki konuşmaları doğrultusunda savlarını sırala¬maktadır. ikinci sayfada. TBMM'nde tayini esami suretiyle oya sunulmuş ve kabul edilmiştir." 13 Şubat 1923 tarihli sayıda kanunun kabul edilmesi ikinci sayfada aynen şöyle verilmiştir: "Hürriyeti şahsiyenin tecavüzden masuniyeti kabul edildi. İleri'de de haber yok. "Memleketimizde kanunun hakimiyetini temin" başlığı altında. Bu arada 1-7 Şubat tarihleri arasında Refik Şevket Bey'in "203. Kemali Bey tarafından hürriyeti şahsiyeye tecavüzün men'i için verilen takrir.

Kardeş gazetemiz (refikimiz) aynı zamanda bu kanunun şerh ve izahı için. Ne var ki. Kemali Bey'in önerisi kabul edilmişti. Saltanat ve hükümdarlık halkındır. Ahali dikkatle oku¬yunuz. Başta Refik Şevket Bey olmak üzere birçok hukukçu ve bilimadamı bu öneriyi hukuk açısından eleştirebilir. Nite¬ kim bunu yapmışlardır. kalem sahipleri arasında bir müsabaka ilan edi¬yor. kendisi takibada uğramış. . sonra da "Takrir-i Sükun" yasasıyla partisi yasaklanmış.".idarenin intizamı.Yasa önerisinin hukuki yanından daha çok siyasal eylem yönü ağır basmaktadır. Görüldüğü gibi kanun demokrat çevrelerce büyük bir heyecanla karşılanmıştır. ikinci mecliste "Terakkiperver Cumhuriyet Fırka¬ sında" muhalefet saflarına geçmiş. 27 Mart sayısının son sayfasında ise Recep imzalı "Hürriyeti Şahsiye Yasası" başlıklı yazı da yasayla ilgili açıklamalar yer almıştır. adaletin güvencesidir."Hürriyeti Şahsiye" yasasının görüşülmesi sırasında Baş¬ vekil olarak bu yasanın kabul edilmemesi doğrultusunda çaba harcayan Rauf Bey (Orbay).." cümleleri yazılıdır.Hüseyin Avni Bey'in beyanatı . mülkün selameti. Yasaya karşı en büyük mücadeleyi veren Refik Şevket Bey (İnce) "Demokrat Parti"nin önde gelenlerinden biri .Bakanların açıklaması. Aradan 80 yıl geçtik¬ten sonra demokrasi adına yapılan mücadeleyi bugün daha gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmekteyiz. "Yaşasın Hürriyeti Şahsiye". Niçin önemlidir. siyasal üst yapımızın niteliklerini sergilemede oynadığı rol yadsınamaz. Ali Şükrü.. "Ya¬şasın Hürriyetperverler". Köylü amcalar ezber ediniz. . Resmi tarihimizin gözlerden ırak tuttuğu bu demokratların ve onları destekleyen." Aynı gazetede "İngiltere ve Avrupa yasaları" başlıklı bir çeviri de yer alıyor.Olay birinci meclisin demokrat yapısını yansıtması açısından çok güzel bir örnektir. 30 Mart 1923'de.Hürriyeti şahsiye kanunu hakkında hükümet teklifi . "Hürriyeti şahsiye yasası" halkın temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması için atılan önemli bir adımdır. hukukçular. Bu dizide özellikle bazı Avrupa ülkelerinde bireysel hak ve özgürlüklere ilişkin yasaların karşılaştırmalı bir incelemesi yer almak¬tadır. bütün eksikliklerine rağmen demok¬ ratikleşme isteğinin vurgulanması açısından yapılacak bir değerlendir¬ mede bir aya yakın süren bu tartışmaların toplumumuzun. diğer yürekli mücadele erlerinin "seciyelerini" bu vesile ile bir kez daha görmüş olmaktayız. 1 ve 2. karakterleri bu tartışmalarda olanca açıklığı ile gözler önüne serilmiştir. "Yaşasın Hakimiyeti Milliye". TBMM'nin küçük salonu bu sadalar dolduru-yordu. sayfalarında "Hükümetin hürriyeti şahsiye yasasını değiştirme isteği" başlığı al¬tında TBMM'nin 21 Mart tarihli oturumundaki görüşmeler verilmek¬tedir.Hükümetin noktai nazarı varit değil . Bunu bir kaç noktada yoğunlaşarak şöyle açıklayabiliriz: . . En iyi açıklayana bir yazı takımı hediye olunacaktır.Kanun korunmuştur ve yürürlüktedir. "Hürriyeti Şahsiye"in korunması için yapılan mücadeleye inen acı bir tokat bütün gazetelerin birinci sayfalarında tam manşet olarak yer almaktadır: Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey öl¬dürüldü. Haber başlığının altında şu bilgi öne çıkarılmıştır: "TBMM'nde dünkü görüşmeler .. A. Bu nitelikte bir meclisi Türkiye'nin yakın siyasi Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 219 tarihinde görmemiz pek mümkün değildir.Hüseyin Avni. Abdülkadir Kemali önderliğindeki ikinci grubun özellikleri. Ali Fethi Bey (Okyar) aynı akıbete "Serbest Fırka" deneyimi ile uğrayacaktır. Millet ve ay¬dınlar doğal ve siyasi hukuku böylece takdir ederlerse geleceğe güvenle bakmakta asla tereddüt edilemez. Tan gazetesinin 22 Mart tarihli sayısında. politik yaşamdaki etkin¬ liğini kaybetmişti.. Bir kare oluşturan bu cazip levhanın iki tarafında "Devlet ve hakimiyet 218 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 milletindir.

Kuva-yı Milliyecilerin oluşturduğu Müdafa-i Hukuk Grubu. aradan geçen onlarla yıla rağmen. A. Bugün. Kürtler de milletvekili olarak Birinci Meclis'te yer almışlardı. Bu rahatsızlık Kafkas sınırındaki illerde (özellikle Trabzon ve Erzurum'da) daha yoğundu. mecliste muhalefetin gittikçe büyüdüğü zaman zaman birinci gruptaki bazı milletvekillerinin de muhalefete katıldıkları 1922 ilkbaharında kurulmuştur. İstiklal (Bağımsızlık) Grubu.olarak demokrasi savaşımı verecektir. Ben de bu gruptanım ve bu grubun temeliyim. Bu gruplar pek açık bir şekilde meydana çıkmamışlardı. Nitekim Hüseyin Avni Bey (Erzurum) Meclis kürsüsünden şunları dile getirdi: "Bu grubun il¬kesi. Daha önce belirttiğimiz gibi anayasada Halifelik ve Padişahlık konusunda bir 220 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 açıklık olmaması tutucu çevrelerde Bolşevikliğin ilk adımı olarak kabul edildi. Bunların yanısıra koyu dinciler. gruplar oluşturmaları doğaldı. Bu gizli örgüt Fransız devriminden esinlenerek "Selamet-i umumiye komitesi" adıyla anıldı. Fakat Halkçılık programı ile onun anahatları üzerinde yükselen Anayasanın (85 sayılı yasa) kabulü ile muhalefet daha belirginlik kazandı. Böylesine tartışmalara neden olan birinci grubun zamanla meclis içersinde bir de gizli iç komitesi oluştu. disiplinden yoksun "Felah-ı Vatan" grubunu kurabilmişti. Rica ediyorum ki grubun programını Meclis Genel Kuruluna getirelim. Ayrılık doğru değildir. Diğer yandan bazıları da Dr. Kazım Paşa'ya (Ka-rabekir) bir telgraf notu göndererek Anayasanın yanlış yorumlandığını. Benim için bu esaslı bir görevdir. Birlik zedelenir. Buna rağmen Ankara'da. doğudan gelen muhafazakârlar. İşte ben bunu ilan etiiyorum. Meclis'te bu amaca karşı kimse yoktur. Anadolu'da yarın mecliste bu amaca aykırı kimseler varmış gibi bir düşünce doğar. Kimisi yazılarıyla (örne¬ğin Yunus Nadi) kimileri de partinin vurucu gruplarında bulunmuşlardı. yediden yetmişe kadar herkesin ilkesidir. Halk Zümresi (bunlar sol eğilimli sayılmaktaydı). Güvendiği milletvekilleriyle tek tek ya da gruplar halinde konuşarak "Müdafa-i Hukuk" grubunun te¬melini attı. Bütün millet bu grubun içindedir. Meclis'te kurulan ilk grup bu olduğu için sonraları "Müdafa-i Hukuk Grubu" birinci grup olarak adlandırılacaktır. Bu sayı 1922 yılı sonlarına doğru 50'yi bul- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 221 muştur. hepimiz kabul edelim. çok değişik inanç ve düşünceleri barındırıyordu. Zamanla bu grubun dışında kalan milletvekilleri sanki milli mücadeleye karşıymışlar gibi algılanmaya başlandı." Bu konuşma sırasında Birinci grup üyeleri sık sık söz atarak hati¬bin sözünü kesmeye çalıştılar. Komite başlangıçta on dolayında mil¬letvekilinden oluşuyordu. Ne yazık ki bireysel hak ve özgürlükler konusunda bugün vardı¬ğımız nokta (özellikle siyasi tercihler açısından) o günlerin çok gerisi¬dedir. üyeleri itibarıyla. Gruba alınmayanlar hayli zor durumda kalmışlardı. Bir ara muhalefet öyle boyutlara erişmişti ki bir çok milletvekili Mustafa Kemal Paşa'ya başvurarak . Islahat Grubu. e) Birinci Meclis'te Gruplar Birinci TBMM. Mustafa Kemal son Osmanlı Meclis-i Mesbusan'ında da aynı adlı bir grubun kurulmasını Rauf Bey'den (Orbay) istemiş ama Rauf Bey ancak iç bağları zayıf. Beni dışarda bırakmak doğru bir şey değildir. eski başkan ve milletvekili Hoca Raif Efen¬dinin önderliğinde (Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafa-i Hukuk) adlı yeni bir dernek kurdular ve anayasa ile geleceği sanılan bolşeviklikle mücadele edeceklerini dernek tüzüğüne bir madde olarak koydular.buna karşı kimse yoktur. Bu gruba ancak Mustafa Kemal Paşa'nın çok güvendiği. Rıza Nur gibi Hürriyet-i İtilafın oluşu¬munda gayret göstermişlerdi. Böylesine çeşitli düşünce ve eğilimleri yansıtan millet¬vekillerinin günün koşullarına göre kendi aralarında çeşitli hizipler. tanıdığı kişiler alınıyordu. Meclis'in ilk aylarında pek açığa çıkma¬makla birlikte şu grupların varlığından söz edilmekteydi. Tesanüd (Dayanışma) Grubu. TBMM içersinde güçlü bir gruba dayanmanın gereği de ortaya çıkmıştı. Dünya bilsin ki Meclis'te. Bu komite. Grubun programı milletin programıdır. bu yasada devletin idare biçimine yönelik bir hüküm olmadığını teyiden söyledi. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa. Erzurum ve Trabzon Müdafa-i Hukuk Ce¬miyetinden istifa edenler. Kemali Bey'in öz¬lemle yasa önerisine yansıttığı bireysel özgürlüğü ve güvencesini bula¬bilmiş değiliz. Ben de sizdenim. Milletvekillerinin bir bölümü İttihat ve Terakki Partisi¬nin değişik kademelerinde görev yapmışlardı.

adaylık (namzetlik) yasasının kaldırılması. Bu gö¬rüşmede Gazi (Mustafa Kemal Paşa) gene meclisteki muhalefetten bahsederek.Her kişinin hürriyeti şahsiyesi ve medeniyesi her türlü taarruzdan masundur. Adeta bir anayasa taslağı halinde hazırlanan bu program 27 maddeyi içermekteydi. diğer yandan Meclis'in feshi ya da bazı miletvekillerinin meclisten bir şekilde uzaklaştırılacakları söy¬lentileri muhaliflerin de bir grup oluşturmasında başlıca etmen ol¬muştur. Meclis da-ğıtılırsa.Genel hukukun temel ilkelerine aykırı ve milletin egemenlik hakkına karşı yetkilerin. dolayısıyla grup disiplinini sağlamaları. Düşün¬celerimi soran telgrafına verdiğim cevabın sonunda dedim ki: "Ne karar verirsiniz. her nev'i eziyet katiyen ve tamamen yasaktır." "Madde 14. Bu maddeler içersinde ilginç yaklaşımları da görmekteyiz.Bakanların seçilme şekli ile yetki ve sorumluluklarının sap¬ tanması. Adıvar anı¬larında. Atatürk muharebeler esnasında.Siyasi cürümlerde idam cezası yoktur.Meclis Başkan ve Başkan Vekillerinin. "Onların halk tarafından linç edilmeye layık olduklarını" vurgula¬mıştır. Şartlan siz biliyorsunuz.. ikinci gruptan bazı milletvekillerinin adını da vererek." Benim mütalaam bundan ibaretti. birincisinin millet meclisinin kendi azasından seçeceği birine verilmesi.. "İkinci Müdafa-i Hukuk Grubu" şeklinde adlandırılan bu gru¬bun temel hedefleri ya da programı şu ana noktalarda toplanıyordu: . . . imtiyazların. fakat yasalar uyarınca hareket etmeleri.Müsadere (el koyma). işkence. Bir yandan. ve ümidini kaybetmiş duruma bir kaç defa gelmişti." "Madde 4. Ben böyle bir zamanda Atatürk'ten bir telgraf aldığımı bilirim: "Artık Meclis ile çalışmamız mümkün olamayacak. millet namına mu¬harebe etmenin bu mücadelemizde bize çok itimat veren tarafı vardır. ."Hükümet yönetimi milletin hakimiyetini dolaysız olarak izhar eylemesini ve kaderini bilfiil elinde bulundurabilmesi te¬meline dayanmaktadır. Biz vereceğiniz karan tatbik ederiz. bunların hepsi düşman elindedir. . bilmek ge¬rekir ki şimdiye kadar millet meclisine dayanarak. bunu tayin edemiyorum.Terbiyede birlik temini ilkedir.Meclis iç tüzüğünün. Şimdiye kadar buna dayanarak bu mücadeleye devam edebildik. Olayı İsmet Paşa (İnönü) anılarında şöyle anlatıyor: "Gayet iyi hatırladığıma göre. fırka ve siyasi derneklerle ilişkili olmaması ve tarafsızlıklarını korumaları doğrul¬ tusunda içtüzüğe bir madde eklenmesi." Mustafa Kemal Paşa'nın bu düşüncesi doğrultusundaki bir ko¬nuşmasına da Halide Edip (Adıvar) hanım tanık olmuştur. angarya. 1922 Ağustos'un son günlerinde cephe karargahında Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğünü. Meclis ile çalışmanın artık mümkün olamayacağı kanaatına varmış." "Madde 13." "Madde 10. kendisine cevap verdim: ". İs¬tanbul hükümeti." . zümre.. bir tepkiyi yansıtı¬yorlardı: "Madde 2. milletin karan ile mücadele ediyoruz tezi elimizden gitmiş olacaktır. Musaffa Kemal Paşa da böyle bir girişme sıcak bakıyordu. millet namına. Örneğin şu maddeler önemlidir. meclisin sahip olduğu yürütme yetkisi¬ ne göre düzeltilmesi ve tamamlanması. . . padişah.Bakanlar kurulu başkanlığı yasama meclisi başkanlığının 222 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 birbirinden ayrılması..İstiklal mahkemelerinin kaldırılması ve zorunluluk halinde oluşturulması.bunların milletvekilliklerinin dü¬şürülmesini istemişlerdir. örgütlenme ve uygulamaların kaldırılması.Başkumandanlık yasasının gereğinde değiştirilmesi ve kal¬ dırılması. Bu programa ilaveten daha ayrıntılı bir program daha hazır¬lamıştı. bu görüşme sırasında İsmet (İnönü) ve Fevzi (Çakmak) Paşaların da odada bulunduğunu yazmaktadır.birinci grup içinde oluşan "Selamet-i Umumiye" ko¬mitesinin varlığı ve mecliste alınacak kararları önceden belirlemesi. Meclis'in faaliyetine nihayet verdikten sonra or¬duda ve memlekette hasıl olacak vaziyet hakkında mütalean nedir? Benden bunu soruyordu. Bunu tayin etmek benim için mümkün değildir.

Bu konuda çeşitli sayılar verilmektedir. Çolak Selahaddin Bey (Mersin). gibi yenilikçi yaklaşımlara da programda rastlamaktayız. Enver Paşa. Dursun Bey (Çorum). 2) Milli Mücadelede Sol Hareket: Osmanlının son döneminde sol hareket "İştirak'çı Hilmi"nin zayıf sos¬yalist partisi ile bazı işçi hareketleri çevresinde odaklanmıştı. Birinci grup gibi ikinci gruptaki üyelerde. Mütareke İstanbul'unda ise. Yönetimdeki uygulama ve karar yöntemlerini eleştiriyorlardı. Bu sayı da göstermektedir ki. Talat Paşa ile bazı arkadaşları Almanya'ya gidince. 15 Ağustos 1920'de Mustafa Kemal Paşa'ya yazdığı bir mektupta "İslam İhtilal Cemiyetleri" proje¬sini anlatarak. İlişkiler yakınlaştıkça Anadolu'da da sol hareket güdümlü ya da bağımsız olarak güçlenmiştir. Ziya Hurşit Bey (Rize). Türkiye Halk îştirakiyan Fırkası. Anado¬lu'da belirli bir sol-siyasi canlılık görülmektedir. Nafiz Bey (Samsun). Önemli bir çoğunluğu demokrat bir yapıya sahipti. Bunların içinde en güvenilir bilgi Damar Ank-oğlu'nun anılarında verilen 66 sayısıdır. şunları eklemiştir: "Berlin'de iken umumi islam alemin¬de Antant (itilaf devletleri) aleyhinde yerel bazı harekatın başladığını görmüş. Abdülkadir Kemali Bey (Kastamonu). Sonradan bu cemiyetin Rusya dahilinde çalışmasının. Yukarıda değindiğimiz bölümler uyarınca konuyu özet olarak ele alalım: a) İttihat ve Terakki Liderlerinin Güdümündeki Sol Girişimler İttihat ve Terakki'nin liderleri yurtdışına çıktıktan sonra değişik ülke¬lere gittiler. Hakkı Hami Bey Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 223 (Sinop). İkinci grubun yayın organı da Tan gazetesidir. Bu grubun önde gelen millet¬vekilleri şunlardır: Mehmet Şükrü Bey (Afyon- Karahisarısahip). düşünce ve eğilimleri açısından homojen bir yapıya sahip değillerdi. Mustafa Suphi Olayı. Anadolu'daki sol hareketler Meclis Hükümeti ile Sovyetler ara¬sındaki ilişkilere göre şekillenmiştir. İlişkilerin zayıflaması. Büyük Millet Meclisi'nin açılışını izleyen iki yıl içersinde (yani 1922'nin ikinci yarısına kadar. Değerli araştırmacı Mete Tuncay buna "Anadolu solu" biçiminde değinmektedir. Tan'la ilgili bir incelemeyi bölüm sonundaki ekte bulacaksınız. Baku'da dü¬zenlenen "Şark Milletleri Kurultayı"na Kuzey Afrika devrimcilerinin temsilcisi olarak katılmıştır. Onun çevresinde oluşan. Emin Bey (Samsun). hatta yasaklanmıştır. bir teşkilata bağlı olmamakla beraber maddi yardımlardan da mahrum olan bu islam hareketlerinin birleştirilmesini düşünmüş ve ar¬kadaşlarla görüşerek buna karar vermiştik. Enver Paşa Moskova'dan. ya da Ankara'nın batıya yaklaşması sürecinde de hareket gücünü yitirmiş. Emir Paşa (Sivas). 1919 seçimleri nedeniyle. İkinci grupta kaç milletvekili yer almaktaydı. ikinci grup birinci mecliste azınlıktadır. Halk Zümresi. Kara Vasıf Bey (Sivas) Hamdi Bey (Tokat). Mehmet Vehbi Efendi (Konya). Ali Şükrü Bey (Trabzon). Böylece "Şark Klübü" oluştu. merkezin bitaraf bir ülkede olmasının ve çalışmaların Pan-İslamizm şeklinde görünmemesinin daha doğru olacağını belirtmiştir. daha yararlı olacağını düşünerek. 19 Ocak 1923'de yayınına başlayan Tan gazetesinin yaşamı uzun sürmemiştir. Anado¬lu'daki sol hareketlere Mete Tuncay'ın tasnifine benzer bir şekilde şu başlıklar altında değineceğiz: ÎT liderlerin güdümündeki sol görünümlü girişimler. Milli Mücadeleye karşı değillerdi. Moskova'ya geldiğimde görüştüğüm Hariciye Komiseri bu teklifimi kabul ettiği cihetle cemiyet azasının buraya gelmesini yazdım". Türkiye'de demokrasiye yönelik çabalarda ikinci grubun öz¬lemleri daima ana düşün motifini oluşturmuşlardır. bu hareketlerin bir merkezden idaresi esasını kendileri de kabul ederek her tarafın temsilcilerinden oluşan bir cemiyet kuruldu. Hüseyin Avni Bey (Erzurum). Bu yapılarını yaşamları boyunca sürdür¬düler. Sovyetler Birliği'nde Enver 224 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 tarafından kurulacak "İslam İhtilal Cemiyeti"nin çekirdeğini meydana getireceklerdir. Görüşmeler sonucunda. Talat Paşa kişisel gayretleri ile bu gençlerin barınabilecekleri bir yurt ve onun giderlerini karşılamak için de bir kahvehane açtı. gerekse siyasal eylemlerinde bunu kanıt¬lamıştır. Resmi Komünist Partisi. dikkati çeken bir siyasal hareket olarak soldan söz edebiliriz.Bunların yanısıra Türkçenin olağan bilim dili haline getirilmesi vb. İs¬mail Suphi Bey (Burdur). Bu islam memleketlerinin Avrupa'da bulunan temsilcileri ile ve özellikle Hintli Mehmet Ali (Cinnah) ile münasebet kuruldu. Bu gençler ilerde. Yeşilordu girişimi. Örneğin Abdülkadir Kemali Bey gerek gazetecilik yaşamında. orada Spartakist eylemle karşılaştılar. Mustafa Kemal bu mektuba verdiği yanıtta. çoğu eski İtti¬hatçılardan meydana . Almanya'da bulunan Türk ve diğer islam ülkelerinin gençleri kıyısından da olsa bu harekete karışmışlardı. Komintern tarafından Eylül 1920'de.

b) Halk Zümresi-Yeşilordu ve Resmi Komünist Partisi Yeşilordu gizli bir cemiyet olarak. Başlangıçta Yeşilordu girişimi Mustafa Kemal Paşa tarafından da ılımlı bir desteğe sahipti. 8-11 ve 14- 16). islamın dünya görüşüne paralelliğine değinerek. Nazım (Öztelli) Ankara'daki mer¬kezi umumisinin dışında. o dönemde zorunlu görülen Sovyetlere yakınlaşmayı destekliyordu. Allah yolu bilir (Madde 13). 1920 Haziranında. Yeşilordu'nun silahlı gücü olması politik dengeleri değiştirebilirdi. İbrahim Süreyya (Yiğit). yayılması sınırlanmıştır. Yunus Nadi (Abalıoğlu). Rusya'da. Ethem 1920 Ağustosunun sonunda. şerefli geçmişine binaen "İttihad ve Terakki" adı kabul edilmiştir. Enver Paşa'nın çev¬resindeki İttihatçılar başka bir programla "Halk Şuralar Fırkasını" kur¬muşlardır. Nazım. Nitekim. Bu arada Muhittin (Birgen)' in (Eski bir gazeteci olup. Yeşilordu teşkilatı gizlidir ve Rus Sosyalist Devrimcilerinkilere benzeyen kuralları vardır (Madde 22).. fakat onun öldürülmesinden sonra Enver'in görüşleri ağırlık kazanmıştır. Hatta bu program Talat Paşa'nın da onayını almıştı. Çünkü Çerkeş Ethem'in kuman¬dasındaki "Kuva-yı Seyyare"nin. anti-emperyalist ve anti-militaristtir (Madde 1-2 ve 8). Bu kongreye Türklerden şu kişilerin katıldığını biliyoruz: Enver Paşa. özellikle Enver'de vaki olan büyük bir inkı¬labın mahsulüdür. Muhittin Baha (Pars). ne de mektepten yeni çıkmış çocuklardan ibaret idiler.. Derneğin genel merkez üyeleri şu kişilerden oluşuyordu: Şeyh Servet (Akdağ) (Bursa). bunların ya-nısıra aile hayatına hürmetkardır ve islamiyetin bütün içtimai esaslarına riayet ederek asr-ı saadetin müşterek samimiyetini iadeye ve batıdan gelen kendini beğenmiş ihtirasları Asya'dan atmaya çalışmakla yolunu. Fırkanın Ana¬dolu'da örgütlenmesi.gelen bir grup "Mesai" adlı sol eğilimli bir prog¬ram hazırladılar. Cemal Paşa. "Mesai" Trabzon'da bastırıldı. ortaya çıkmıştır. başka memleketlerin Yeşilordularıyla ve Kızılor-dularla kardeştir ve Moskova ile münasebet halindedir (Madde 19 ve 21). Hakkı Behiç (Bayiç). Çerkeş Reşit. hakikat muva¬cehesinde bulunduklarını zannediyorlardı. Bu nizamnameye göre Yeşilordu. Sırrı (Bellioğlu). İdam hükmü umumi merkezce verilir ve şimdilik gizli ve hususi vasıtalarla icra edilir (Madde 26-27). 1921 ilkbaharında Moskova'da "İslam İhtilal Ce¬miyetleri İttihadı" kongresi toplanmıştır. Gazetenin başlığı altında "Dünyanın Fukara-ı Kasibesi Birlesiniz" yazısı yer almaktaydı. Bu cemiyet bolşevikliğin. Hak yolu. 1920 Mayısından sonra bir süre Matbuat ve İstihbarat Müdürlüğü yapmıştır) 16 Ekim 1921'de Tiflis'ten Karabe- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 225 kir'e yazdığı bir mektup dikkati çekmektedir: ". Hülya peşinde koşmuyorlar. Sakarya zaferinden sonra bu hareket zayıf¬lamıştır. Dr. Mete Tuncay'a göre "Yalnız bir tek sayısını . Halil Paşa. Nitekim Ağustos 1921'de "Halk Şuralar Fırkası" adı yerine." Enver ve arkadaşlarının hızı 1921 yılı sonuna doğru kesilmiştir. Eyüp Sabri (Akgöl). Arif Oruç'un başyazarlık yaptığı "Seyyare Yeni Dünya" adlı bir islam bolşevik gazetesi çıkartmaya başladı. Fevzi Paşa (Çakmak) Kazım Karabekir'den Enver ve arkadaş¬larının Anadolu'ya girmelerinin engellenmesi isteyince. esasları itibarıyla. onüç yıllık bir mücadelenin yegane semeresi olarak İstanbul'dan taşınıp getirilmiş milli bir şeydir. Adnan (Adıvar). Bahaattin Şakir. Ne var ki. Kuvayı Milliyeciler İttihat ve Terakki'nin merkez ve sol unsurlarından başka birşey değil¬lerdir. Mustafa (Cantekin).. 226 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Türk Yeşilordu'su. Bir yerde İstanbul hükümetinin Anadolu hareketini bolşevikle suçla¬masına tepki olarak örgütlenmiştir.. Dr.. Dr. Ankara ve Eskişehir'de birer şube oluşturul¬muştur. İçtimai hareket ta¬raftarları ne Mustafa Suphi gibi bir serseri. Bu kişilerin büyük bölümü "Halk Şuralar Fırkası"nın çe¬kirdeğini oluşturmuşlardır. Son "İttihat ve Terakki-Halk Şuralar Fırkası" girişimi ise Enver ve bazı arkadaşlarında. Enver ve arkadaşları bu defa gayet mühim bir me¬seleyi ortaya atmış bulunuyorlar: İçtimai inkılap. Kuşçubaşızade Çerkeş Sami. Sovyetlerle ilişkileri açısından Talat Paşa ikircikliydi. Bundan başka içtimai hare¬ket fikri Rusya'dan ithal edilmiş bilinmeyen bir meta değil. devletin iktisadi ve içtimai sahada geniş müdahalelerine taraftar olur (Madde 3-6. Rusuhi. Nâzım Bey (Tokat)'in genel sekreter olarak hazırladığı "Yeşil Ordu Nizamnamesi" üye olacaklara gönderilmeye başlandı. Çerkeş Ethem'in Yozgat'taki Ça¬panoğlu isyanını bastırmak için Ankara'ya gelmesi sırasında Yeşil-ordu'ya katılması durumu değiştirdi. Hamdi Namık (Göz). İb¬rahim Tâli. Hüsrev Sami (Kızıldoğan). Bu fırkanın kuruluşu. Yeşilordu'nun teşkilatına men¬sup olup da emperyalizm lehinde gayemize ihanet eden derhal idam olunur. Ne var ki. 1920 Mayıs ayında..

Ethem'in isyanı ise bu harekete son noktasını koydurmuştur. Bizde şimdiye kadar halk sakıt. Daha sonra. Grubun programı Yunus Nadi Bey'in "Yeni Gün" gazetesinde yayınlanmıştır. bir model değil. ideal programı memleketimizin hususiyetlerine ve içtimai şartlarına göre su¬huletle intibak ettirmek üzere taktik yöntemleri içeren genel bir uygu¬lama programı hazırlamıştır. pek muazzam bir rehberdir. Daha önce de değindiğimiz gibi ancak Mustafa Kemal Paşa'nın "genel oy" ilkesi konusunda ağırlığını koymasıyla "Mesleki Temsil" den vazgeçilmiştir. Kör Ali İhsan Bey mesleki temsil dü¬şüncesini şöyle ortaya koymaktaydı: ". ne de elde böyle kuvvetli bir silah görmüyorlar." Ethem bu gazetenin sosyal demokrasi ilkeleri doğrultusunda birlik yaratmak ve devrime hizmet etmekle görevli ol¬duğunu söylemiştir. Eyüp Sabri (Akgöl) ve Süreyya (Yiğit). Ethem Bey de bunu kabul etmiştir. Refik (Koraltan). resmi komünist partisi kurulunca. Bu teşkilat dikkat olunursa muhtelif kavramları amaç edinir. Hakkı Behiç (Bayiç). Bu gruptaki milletvekilleri. Rusya'da bile tamamıyla tatbik edile¬meyen ve ancak komünizmin esas istikamet çizgilerini gösteren idealler olarak telakki eder. İhsan (Eryavuz)." Bu anlamda "Yeni Gün" gazetesinde de. Aynı zamanda esasen yukarı tabakadan idare edilmek lazım gelen bu hareket yüksek¬ten gelen bir irade-i mutlakanın Rusya'da bulunduğu gibi şiddetli ve inatçı bir direnişine tesadüf etmiyor. bunların tahakkuku için. Halk zümresi Meclis 'te bulunan İttihatçıların önderlik ettiği bir fraksiyondur. komünizm gibi. 1921 anayasısının komisyon ve meclisteki görüşmeleri sırasında birçok milletvekili bu yaklaşımı savunmuşlardır. bolşevizm derecesinde sarih ve ateşli bir inkılap için ne Rusya'daki tarzda bir doğuş ve hazır¬lanış. pek kıymetli. İşler daima Osmanlı memur sınıfının elinde döndü ve halk hissiyat izhar eyledi ise de zişuur hareketlerde bulunamadı. hatta teşviki ile "Türkiye Komünist Fır¬kası" kurulmuştur. Yeşilordu cemiyetinin 1920 yılı sonların doğru etkinliğini kaybet¬tiğini söyleyebiliriz. Mahmut Esat (Bozkurt). Ekim 1920'de Sovyet elçilik heyetinin Ankara'ya geldiği sıra¬larda Mustafa Kemal'in onayı. Bu halkın dayanışmadan yoksun oluşu ve hükümet ör¬gütünün biganeliği neticesidir. Bu partinin önde gelen üyeleri arasında şu kişiler bulunmaktaydı: Tevfik Rüştü (Araş). Bu kişilerin ilerki yıllarda Türkiye siyasi yaşamındaki oynadıkları roller anımsanır-sa resmi TKF'nin de niteliği ortaya çıkar. meşrutiyet. Bunların içinde TKF'nin bir program ha¬zırladığına ilişkin şu açıklama ilginçtir: "Partimiz (TKF). Bolşevizm inkılabı. onun göster¬diği yollardan gitmeyi ne kadar candan arzu edersek onun yöntemlerini şekil itibariyle aynen tatbik etmekten de o derece kaçınırız.. bütün komü¬nizm hareketleri için bir örnek. Rus Ko¬münist Partisi'nin programını.. Rusya'da bolşevizmin kullandığı inkılap usûllerini burada tatbik etmek istemek kadar inkılapçılıktan ha¬berdar olmayış tasavvur edilemez. Bun¬lara mani olmak ancak meslek örgütünün halkı nâtık kılmasıyla kabil¬dir" (Mete Tuncay). partinin kuruluş döne¬minde bazı yazılar çıkmıştır. Kuruluş sırasında "Hakimi- yet-i Milliye" ve "Yeni Gün"de çıkan iki yazıya değinmekte dönemin konuya nasıl baktığını anlamak yönünden yararı vardır. Hatta "Hakimiyeti Milliye" ve "Yenigün" gazeteleri de aynı doğrultuda yayın yapmışlar- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 227 dır.görebildiğimiz Eskişehir "Sey¬yare Yeni Dünya"nın yazılarında genellikle hangi eğilimin ağır bastı¬ğını kestirmek güçtür. Halk zümresindeki milletvekilleri Yeşilordu'nun zayıflaması ve dağılması sonucu birinci ve ikinci gruplardaki yerlerini almışlardır. Fakat Partimiz. pek canlı. 1920 yılı yazında kendini belli eden bu zümre Ye¬şilordu'nun meclisteki uzantısı gibi çalışmıştır. Kılıç Ali.." Hakkı Behiç imzasıyla yayınlanan TKF beyannamesinde şunlara 228 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 değinilmektedir: . "Hakimiyet-i Milliye"nin 16 Ekim 1920 tarihli sayısında "Rus Bolşevizmi Türk komünizmi" başlıklı yazısında şu yaklaşımı gör¬mekteyiz: "Türkiye'yi komünizmin halk kütleleri için muhakkak su¬rette hayırkâr olan atisine götürmek isteyenler. Mutlakiyet. hükümet natık olagelmiştir. Herşeyde körükörüne taklikçilik fenadır. İttihat ve Terakki'nin üyelerinden Kör Ali İhsan Bey'in "Mesleki Temsil" düşüncesini 1921 anayasasının tartışıl¬ması sırasında savunmuşlardır. Bu rehberden istifade etmeyi. Mustafa Kemal gazetenin Ankara'da yayınlanmasını istemiş. bilhassa inkılapçılıkta.. Halk zümresinin programı geniş ölçüde hükümetçe de benimsenmiştir. Yunus Nadi (Abalıoğlu).

çeşitli yöntemlerle uygu¬ lanmasını gerekli kılar. Kazım Paşalarla Refet ve İsmet Beylerinde gizli olarak dahil bulunma¬sını muvafık gördüm. Ön- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 229 çelikle 1920 ortalarında Anadolu'da çeşitli sol düşüne ve eğilimler yaygınlaşmıştı. genel ve politik çizgilerinin her ülkedeki doğal ve toplumsal oluşuma göre. Örneğin Çerkeş Ethem anılarında böyle bir iddiada bulunmaktadır. Bütün dinsel ilkelerin toplum yaşamında uygulanmasından ibarettir (Mete Tuncay). 28 Kasım . Bununla beraber dahilden ve hariçten çeşitli amaçlarla bu cereyanın memleketimiz dahilinde gir¬mekte olduğu ve buna karşı makul bir tedbir alınmadığı takdirde mille¬tin pek ziyade muhtaç olduğu vahdet ve sükununu muhil ahvalin mey¬dana gelmesi de mümkün görülmüştür.Komünizmin islam ülkeleriyle uyuşacağında duraksamaya yer yoktur. düşman fikir tanır. gelecek yıl¬larda çok örneklerini gördüğümüz solu denetim altına almak." Resmi TKF'nin güdümlü bir parti olduğu yukardaki telgraftan da anlaşılmaktadır. Bütün deneyimler bunu göstermektedir. dışarda emperyalizm'dir.Komünizmin istediği ekonomik ortaklık yönetimi. tekamül ürünü olarak kabul etmiştir. Mustafa Kemal'in de işaret ettiği gibi bunların deneti¬mi. . Mustafa Kemal'in de TKF'nın bir numaralı üyesi olduğunu ileri süren bazı belgeler vardır. Nitekim Ali Fuat Paşa'ya. toplumun genel çıkarları adına devletin müdahalesi ve bilfiil emek harcayanlara ait olduğu halde şimdiye kadar kapitalistler tara¬ fından gasp edilen hakların sağlanması demektir..Komünizm bir ulusun başına geçiriliverecek taklitçi bir program değildir. hatta gü¬dümlü partiler kurmak doğrultusunda ilk adımı TKF teşkil etmiştir. hükümetin bilgisi dahilinde bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olacağı düşünüldü." Mustafa Kemal Paşa'nın isteği üzerine Ankara'da yayınlanmaya başlayan "Yeni Dünya" gazetesi TKF'nin resmi organı gibi çıkıyordu. Ne var ki. En makul ve tabii tedbir olarak aklı başında arkadaşlardan. Avrupa emperyalizmini en can alıcı temelinden vuracaktır.Partimiz Anadolu'yu batı kapitalizminin sürüm yeri ve eko¬ nomik kölesi durumundan kurtaracak. büyük üretimde.İhtilal evrim yollarının en sonuncusudur ve olağanüstü bir yoldur. Düş¬ manın adı da içerde kapitalizm. . savunma hatlarının Sovyetlere yakın doğu illeri¬ne kayma olasılığı da bir başka neden olabilir. . . Bu takdirde bu fikre müteallik bütün cereyanları bir muhassalaya irca etmek mümkün olabilir. Nüshası beş kuruştan satılan gazetenin. Peki böyle bir partiye neden ihtiyaç duyulmuştur. Bunun yanısıra 1920'de askeri alanda pek başarılı olunamaması.Komünizm düşman ulus tanımaz. Dikkati çeken bir başka nokta da böylesine kurulan partilerin denetimi ve güdümü sanıldığı kadar kolay olmamaktadır. 31 Ekim 1920'de çektiği telgrafta şu noktanın altını çizmektedir: "Komünistliğin mem¬leketimizde değil. .. Müteşebbis heyeti ve otuz kişiden meydana gelecek bir mer¬kezi umumisi meyanında güzide arkadaşlarımızdan Fevzi. .TKF. Rusya'da bile uygulama kabiliyeti hakkında açık kanaatların hasıl olmadığı anlaşılmaktadır. Gazetenin sorumlu müdürü ve başyazarı Hakkı Behiç'ti.. Çünkü komünizm ortaklık ve eşitlik yaşamından ibarettir. Ali Fuat. O öyle bir inançtır ki. cihan inkılabını ihtilal sonucu olarak değil. Mustafa Kemal Paşa'nın girişimiyle kurulan TKF ve sol akım¬ların etkin olduğu o günlerde okullarda bile şöyle marşlar söylene-biliniyordu: "Anadolu şûralar hükümeti var olsun İşçilerin emeği özlerine yar olsun Uyan mihnetle çalışan çıplak hemşehri İnkılaba katıl dünyanın hür rençberi. birinci sayfasında şu ibareler yer almakta¬dır: "Yeni Dünya-Dünyanın emekçileri birleşiniz-Türkiye Komünist gazetesidir" Eldeki sayılarda başyazılar genellikle Hakkı Behiç tara¬fından kaleme alınmış. deyim yerindeyse "Zapt-ı Rapt" altına alınması için böyle bir fır¬kaya gereksinim duyulmuştu.

Mehmet Şükrü Bey (Afyon- Karahisarısahip).Türkiye Bolşevikleri yalnız elinin ve fikrinin emeği olarak yaşayan köylü. sayısında..Özel mülkiyet kaldırılarak. Telgrafta üç seneden beri bütün kapitalist emperyalist dünya¬sına karşı kesintisiz mücadelede bulunan Rus milletine karşı Türklerin takdir duyguları beslediklerini ve bütün Asya ve Afrika'yı tahd-ı ta¬hakküm ve istipdatlarında bulunduran emperyalistlerle mücadele için Türkiye-Rusya arasında daha sıkı ve samimi bir ittifak lüzumunu izah etmektedir. . çıplak ve sefil emekçiler. çiftçi." "Yeni Dünya". . Şeyh Kutbettin ve Ziynetullah Nu-şirevan bulunmaktadır. adalet. iri puntolarla şu haberi okumaktayız: "Mücahid-i muhterem (Ethem) yoldaş gece şehrimizi teşrif etmişlerdir. tica¬ rethaneler.Bütün cephelerde sükunet vardır..Türkiye Komünist Partisi kapitalizm ve emperyalizmin bas¬ kısından bütün mazlum milletlerin ve sınıfların kurtarılması için bütün kuvvetiyle mücadele edecektir. memur ve müstahdem gibi insanlığın ger¬ çek ezilen fukaralarını partinin en sağlam yandaşları ve unsurları olarak tanır. toprak." Gazetede Moskova telsiz haberleri geniş ölçüde yer almaktadır. Anadolu'daki faaliyetleri nedeniyle yurtdışına gönderi -lince TKP'de bir anlamda çöktü.. Kurucu ve yöneticileri arasında ge¬çici başkan olarak Tokat Miletvekili Nazım Bey. eğitim alanlarında radikal reformlar ya¬ pılmasını isteyen TKP laikliğe taraftardır. TKF hareketi sona erdikten sonra Arif Oruç'un yönetiminde bir süre daha çıkmıştır. Bunların yanısıra Tokat Milletvekili Nazım ile Halk Zümresinde bazı milletvekilleri de partiyle ilişki halindeydiler. c) Türkiye Halk İştirakıyun Fırkası Bu partinin kuruluşu gizli TKP'nin oluşmasıyla ilgilidir. Örneğin hayvanların yemliklerine ve hatta güvercinliklere kadar kötü etkisini gösteren cihan harbinin böyle müte-hakkim ve yağmacı sermayecilerin bu ihtiraslarının sonucundan başka birşey olmadığını artık herkes anlamıştır. Manatov. Partinin nizamnamesinde şu noktalar öne çıkarılıyordu: . Hariciye İşleri Halk Komiseri "Çiçerin" Türkiye Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa'dan bir telgraf al¬mıştır.Türkiye Komünistleri Rusya Şura teşkilatının bütün esaslarını aynen kabul etmişlerdir. Binbaşı Salih Hacıoğlu ve Ziynetullah Nuşi-revan bulunmaktaydı. diğer tarafta ise hayatın bütün saadet ve refah vasıtalarını kendi tekellerinde tutan ve daimi bir zevk ve sefahat alemlerinde vakit geçiren bir avuç tufeyli sermayecilerin tahakküm ve saltanatı beynelmileldir.Askerlik. bütün servet ve sanayi kaynaklan ile dış ticaret millileştirilecektir. . demiryolları. Gizli olarak kurulan TKP'nin kurucu ve yöneticileri arasında Binbaşı (Baytar) Salih Hacıoğlu. . Manatov Eskişehir ve Ankara'da bolşeviklik üzerine konfe¬ranslar vermiş. amele. 8 Aralık 1920 tarihli sayısında "Moskova Telsizinin Tebligatı" başlıklı haberde aynen şunlar yer almaktadır: "Harp Raporu. belli bir çevrenin doğmasını sağlamıştır. Sovyetler Birliği'nin Ankara'daki ilk temsilcisi olan Şerif Manatov temasları ve eylemleri ile gizli TKP'nin kurulmasına. TKP'nin faaliyetleri durduktan sonra 7 Aralık 1920'de "Türkiye Halk İştirakiyûn Fırkası" kuruldu. emek sarfeden milyonlarca aç. bir anlamda teşvikçi ol¬muştur. Bu arada 1-8 Eylül'de Baku'da topla¬nan "Doğu Halkları Kurultayı"na Türkiye temsilcisi olarak katılan 235 delegeden bir bölümünün TKP tarafından gönderildiği ileri sürül¬mektedir. köylüler ve işçiler.Türkiye Komünistleri şuralar vasıtasıyla cemiyet hayatında hakiki bir halk cumhuriyeti meydana getirecek ve sosyalizmi yerleş- tirinceye kadar işçi sınıfından (Fukara-i Kâsibeden) oluşan şuraların diktatörlüğünü vaz'eder.1920 tarihli 58. TKF'nin ömrü ise ancak üç ay sürmüştür. birinci sayfanın en altında. Bunda ötürü . Partinin yayın organı olan "Emek"in elimizdeki tek sayısına göre: "Bugün cihan öyle bir hale gelmiştir ki. bir tarafta Bağımsızlık Savaşı Dönerfti (1920-1923) 231 daima alınteri döken. fabrikalar. . Muallim Mustafa (Nuri). vapurlar.. bankalar.

.kongresi ve doğu milletleri genel ittifakını akt ve tesis ile doğu ülkeleri konferansları gibi toplantılar tertip etmemiz lazımdır. 2 Ocak 1921'de "Yeni Dünya" gazetesinin imtiyaz sahibi ve başyazarı Arif Oruç tutuklandı."Marksizm platformasında bulunan partimiz memleketin iç ve dış siyasetine dair görev ve girişimlerini. 1 Mayıs Ankara'da coşkulu törenlerle kutlandı. Halk zümresi milletvekillerinden THİF ile ilişkisi olanların dokunulmazlıkları kaldırıldı. işçi ve emekçilerin hukukunu savunmak. emeği ve emekçileri hakim kılmaya çalışmak olacaktır." Mehmet Şükrü Bey bunları açıkladıktan sonra.Fırka programının birçok maddeleri dinden ve aile hukukun¬ dan söz etmektedir. . Fırkanın gayesi memleketin en mazlum ve mağdur halkı bulunan köylü.Kari Marks'ın "Bütün cihan işçileri birlesiniz" şiarını "Bü¬ . Buna uygun olmayan her türlü teklif ve kararlar fırkamızca reddolunur. Sakarya zaferi ile Dumlupınar zaferi arasındaki yaklaşık on aylık süre içerisinde soiyine 232 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 canlandı. halkın hukukunu halka vermek. Bu sırada THİF'nin Ethem'le birlikte hükümeti devirmek istediği iddia¬sıyla partiye karşı tedbirler alınmaya başlandı.Diğer bir maddede "Asr-ı saadetteki samimiyet-i müştere- keyi iadeye çalışacaktır" denmekle "hakikat-ı islamiye" dairesinde ha¬ reket edeceğini göstermiştir. "Yeni Hayaf'ın 1 Nisan 1922'de yayınlanan üçüncü sayısında "Türkiye Halk İştirakiyyûn Fırkasının. Bu bildirinin temel noktalan şöyle açıklanabilir: . . o günlerde Anadolu solunun temel aç¬mazları ile ilgili şu noktaları öne çıkarmıştır: . . ."Emek"in amacı ve yönü sermayeciliğe ve zorbalığa karşı mücadele etmek.Türkiye halkının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temel ilkesi olan "Misak-ı Milli" bugün bizim dahi ilkemizdir. muhalefeti ile dikkati çeken "Albayrak" gazetesi ile yazarı Mithat Bey'i susturdu. halkı kendi mukadderatına bilfil sahip kılmak ve tabii iradesine malik etmektir. . 9 Mayıs 1921' de Ankara İstiklal Mahkemesi Tokat Milletvekili Nazım Bey'i 15 yıl kü¬reğe mahkum etti.Fırkamızın tüm sorunlarla ilgili nokta-i nazarı bütün dünya komünist partilerinin ve onları kendi etrafında toplayan mensup oldu¬ ğumuz Üçüncü Komünist Enternasyonal'inde nokta-i nazarıdır. Ankara Öğretmen Okulu'nda verdiği konferansta "Halk İştirakiyun Fırkası" hakkında şunları söylemiştir: "Bu fırka. Aynı şekilde THİF yeniden kuruldu ve "Yeni Hayat"ı yayın organı olarak çıkarmaya başladı.Bizim cihan emperyalizmine karşı bütün doğunun (Şarkın) ortak bir mücadele ve savunma cephesi oluşturma ilkesini doğu politi¬ kamızda bir esas ittihaz etmemiz ve bu amacı yaşama geçirmek için bütün islam memleketlerinin . 1922'de. .Savaş biter bitmez memleket dahilinde (Arazi. Onu Emek gazetesi çevresinden Salih Hacıoğlu ile Ziynetullah Nu-şirevan'ın tutuklanmaları izledi. Bu bastırma sırasında Karabekir Paşa da. gizli komünist partisiyle halkçıların bir¬leşmesinden meydana gelmiş ve programı ile tüzüğünü hükümete ve¬rerek resmen tanınmış bir fırkadır." Afyon milletvekili Mehmet Şükrü Bey. vergiler ve idare meselelerinde) derin iktisadi bir yenilik getirmek ihtiyacı kesin¬ dir. Erzu¬rum'da yayınlanmakta olan. Sakarya zaferinden sonra BMM'si çıkardığı bir yasa ile "Hükü¬meti devirme" iddiasıyla mahkum olanları af etti.Fırka programının gene bir başka maddesinde "Hukuku aile şeriat dairesinde mahfuzdur" denmektedir. Büyük Millet Meclisi Hükü¬metine Beyannamesi" yayınlandı. Çerkeş Ethem olayı Ankara hükümetini çok tedirgin etmişti. memleketin iktisadi vazi¬ yetini tahlil ve Marksizm usulleri yardımıyla olayların gelecekte ala¬ bileceği şekli tahmin esaslarına dayandırarak evvelce istihdaf edilmiş umumi maksada rehberlik edecektir.

Suphi ve arkadaşlarına karşın yoğun nümayişler yapılarak heyet kente sokulmamıştır. islam ve köylülüğü birleştirme doğrultusu olarak tanımlana¬bilir. kafilenin Batum'a (geriye) gönderilmesi için bir motor bulunmasını istemiştir. izinli ya da davetli olarak Ankara'ya gitmeye karar vermiştir. Ba¬ku'da bolşevik devrimcilerle ilişkilerini sürdürmüş. Savaşın çıkması üzerine düşman bir ülkenin vatandaşı ol¬duğu için önce Kaluga iline. Heyetinde eşi. 234 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Mustafa Suphi. "Yeni Hayaf'ta ^Başbakan Rauf Bey'i (Orbay) hedef alan ağır bir eleştiri yazısı çıkınca hükümetin eline bek¬lediği fırsat geçti. Diğer bir grup ise Alman¬ya'dan gelen. "Servet-i Fünun" ve "Hak" gazetelerinde yazılar yaz¬mış. Ne var ki. bunu izleyen günlerde de TKP'nin oluşumunu sağlamış ve başkanı olmuştur. hükümet kısa bir süre içersinde THİF'na cephe aldı. 42'si de "istişari" oya sahipti. Bunu takiben Mustafa Suphi. Kafile Kars'ta bir kaç hafta kaldıktan sonra burada kendilerine karşı bir hareketin başlayacağından ürkerek Erzurum'a geçmişlerdir. Bu kongre Anadolu'nun değişik yörelerindeki komünistleri bir araya getirmeyi. Toplantının asıl itici ve yapıcı grubu ise "Sovyet devrimi içersinde yetişmiş gerçek bolşe-viklerdi". Rusya içlerindeki bu sürgün döneminde çeşitli sol devrimciler ve bolşeviklerle ilişki kurmuştur. Seçimler sonunda Mustafa Suphi Baş¬kanlığa seçilmiş ve eylem merkezinin Anadolu'ya taşınmasına karar verilmiştir. Kurucu ve üyelerden Salih Hacıoğlu. İttihat ve Terakki'nin baskı düzenine karşı sürdürülen muhalefetin içinde yer almıştır. Ne var ki Yahya Kahya'nın adamları Faik reis ve ar¬kadaşları Sürmene açıklarında kafileyi götüren motora yetişmişler ve Suphi ile 14 arkadaşını (içlerinde Ethem Nejat da bulunmaktaydı) öl¬dürerek Karadeniz'e atmışlardır. Trabzon'da da aleyhte gösteriler sür¬müştür. daha sonraları da Ural'lar yöresine sürül¬müştür. çeşitli okullarda "İlm-i İktisat" okutmuştur. Parti mecburen illegal bir kongre yapma durumunda kaldı. Parti 15 Ağustos 1922'de kongre kararı aldı ve bunu gazetelerde ilan etti. Mustafa Suphi daha önce yaptığı çalışmalarla ilgili "Heyet-i Mer¬kezinin raporunu sunmuştur. TKP'nin Merkez Komitesi'nden bazıları ile diğer yoldaşları bulunmaktaydı. Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 233 Nihayet casusluk suçlaması ile kovuşturma açıldı ve parti kapatıldı. çeşitli fraksiyonlardaki solculardı. Kongreye katılanların bir bölümü harp esiri askerlerdi. Mustafa Suphi Giresun doğumludur. Türkiye'de örgütlenme sorunla¬rını görüşmek üzere. Büyük Zafer'den sonra ise Ankara hü¬kümetinin sol üzerindeki baskısı daha da arttı. 1913 yazının ilk aylarında sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülme¬sinden sonra birçok muhalifle birlikte Sinop'a sürülmüştür. tek düşünceleri bir an önce vatana dönmekti. Mevcut bilgilere göre bu delegelerin 32'si "kat'i". kongre karan (Baku'deki TKP kongresi) uyarınca Anadolu ile ilişki kurmuş ve Mustafa Kemal Paşa ile bir süre yazış-mıştır. Erzurum'da "Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti"nin kışkırtmaları sonucu M. Öncelikle 15 Ağustos'ta yapılması planlanan kongre iptal edildi. Bu oluşum Türkiye Komünist Partisi'nin başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Bu durum karşısında heyet Trabzon'a doğru yoluna devam etmiştir. İstanbul Hukuk mektebini bitirdikten sonra Paris'te Siyasi İlimler Okulu'na gitmiştir. 1910'da "L'ecole libre des Sciences politiques"i bitirmiştir. Yurda döndükten sonra "Tanin". Daha sonra bazı arkadaşları ile birlikte siyasi mülteci olarak Çarlık Rusya'sına sı¬ğınmıştır. Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Trabzon'daki karşılanışlarına ilişkin Tahsin Bekir Balta ile Hıfzırahman Raşit ." THİF ve onun yayın organı olan "Yeni Hayat"ın çizgisi Komünist ilkelerle. Ziynetullah Nuşirevan ve adları bilinmeyen üç kişi Komintern'in dördüncü kongresine katılmak için Sovyetler Birliği'ne gittikleri için tutuklanmadan kurtulmuşlardı.tün cihan mazlumları birlesiniz" şekline koyarak. böylece örgütlenmeyi daha sağlam temellere oturtmayı amaçlamaktaydı. "Doğu Halkları Kurultayı"na katılmış. umum emekçilerle doğulu halkların ortak cephe ve bayrak sahibi olmaları zorunludur. d) Mustafa Suphi ve TKP 10 Eylül 1920 cuma günü saat 17'de. Nizamettin Nazif (Tepedelenli-oğlu). Suphi ve arkadaşları kayıkçılar kahyası Yahya'nın bulduğu bir motorla yola çıkmışlardır. Hükümet ise böyle bir birlikteliğin görünümünü bile tedirginlikle karşılıyordu. Bu durumda Sovyet Konsolosu valiye başvurarak. Azerbaycan'da Sovyet Devrimi'nin oluşmasından sonra Baku'ya yerleşmiştir. Baku'de Kızılordu kulübünde Sovyetler'de ve Türkiye'de bulunan 15'e yakın örgütten gelen 74 de¬lege ile "Birinci ve Umumi Türk Komünistleri" kongresi toplandı. 1917 Ekim Devrimi'nden sonra dev¬rimcilerin safında çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur.

Faik ikinci motordaki çetecilerle bera¬ber birinci motorun peşinden gitti. askeri harekatın içinde yoktu. Karşıla¬maya gelenler arasında (Komünizm Nedir?) diye bir çeviri yayınlamış olan eğitimci arkadaşım M. Hemen ar¬kalarından. ahbab ve arkadaşlarına çektikleri telg¬raflardan öğrenmiştik. bizi. Bu dergi." e) İstanbul Solu ve Dr. nihayet Humanite'nin dikkatli bir okuyucusu olmuştur. ko-minternin üçüncü kongresi sırasında (Haziran-Temmuz 1921) İstan¬bul'da "Aydınlık" dergisi yayınlanmaya başlamıştır. 1919 seçimlerine bu parti İstanbul. Şefik Hüsnü'yü Türk Solu'nun. H. "Kurtuluş" dergisi önce Berlin'de çıktı. Ülkeye döndükten sonra. Derginin kapanmasından sonra İstanbul'daki sol çevre uzun bir süre herhangi bir yayın organına sahip olmamıştır. 1905-1910 yılları arasında 236 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 tıp eğitimi yaparken Paris'teki Jön Türklerle de ilişki kurmuştur. Suphi'nin bunlardan hangisi olduğunu ya da gelip gelmediğini bilemedik. Türkiye'deki Ko¬münist hareketinin önderi olarak ortaya çıkartmıştır. sonra Almanya'dan dönen solcuların içinde bulunduğu TİÇSF'nın kurulu¬şuna katılmıştır. Mustafa Suphi ve arkadaşlarına hakaret edenler arasında Genel Meclis Üyesi Molla Bey ile o günlerin Trabzon kabadayılarından Faik de vardı. Mustafa Suphilerin yolunu şehrin dışın¬daki Değirmendere'de kesti ve şehre sokmayarak Çömlekçi mahallesi- Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 235 nin alt yolundan doğruca iskeleye (Bahti'ye) getirdi. Mustafa Suphi'nin yakın arkadaşı Ethem Nejat Bey'den telgraf almış onu karşılamaya çıkmıştı. Bundan iki gün sonra 22 Eylül 1919'da "Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosya¬list Fırkası" da kurulmuştur. Şefik Hüsnü İstanbul solu mütareke (silah bırakışımı) döneminde "Kurtuluş" ve "Aydınlık" dergileri çevresinde gelişmiştir. M. Askeri harekat bu bileşkeyi oluşturan etmenlerden sadece biridir. Abdiilhak Şinasi Hisar onun yakın arkadaşları arasındadır. Kuvva-yı Milliye. İzmir. Bunun ne¬deni işgal makamlarının sol faaliyetleri yasaklamış bulunmasıdır. İstan¬bul "Kurtuluş"u aylık olarak "Sosyalizmden Bahseder İlim ve Sanat Mecmuasıdır" ibaresiyle 20 Eylül 1919 tarihinden itibaren yayınlan¬maya başlamıştır. "Ay-dınlık"ın bundan sonraki sayısı altı ay sonra çıkmıştır. R. daha sonra kurucu ve yandaş¬larının anavatana dönmesi üzerine İstanbul'da çıkmaya başladı. Raşit Öymen olayı daha bir bilinçle anlatıyor: "M. Dr. Niğde'den aday göstermiş ve önemli bir basan sağlayama¬mıştır. Yahya Kemal. Trabzon lisesinde talebe idim. Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürül¬mesinden sonra İstanbul'da kalarak sol hareketin yönlendirilmesinde önde gelen lider konumuna . Eskişehir. Doktor Şefik Hüsnü bir Jön Türk'tür. Gene aynı dönemde yükselmeye başlayan Birleşik Sosyalist hareketini ya¬kından izlemiş. kahyanın silahlı adamlarını taşıyan bir motor daha kalktı. yani lise öğrencilerini tabur halinde karşılamaya çıkardılar. Erzu¬rum'dan gelen yolun şehre girdiği Ayafilbo caddesine gidip yol kena¬rında yer aldık. Suphi'nin geleceğini. Hatta Rus konso¬losunun da oraya gelip karşılamak üzere M. silah bırakışında gelişmeleri izlemiş. Tahsin Bekir Balta olayı şöyle anlatıyor: "Mustafa Suphi ile arkadaşları Trab¬zon'a geldikleri zaman ben. altı sayı çıktıktan sonra 1922 yılının ilk yarsında yayınına ara verdi. gibi etmenler ilk akla ge¬lenlerdir. Halkçı ve demokrat karakterli Millet Meclisi. He¬yet hazırlanmış olan bir motora bindirilerek yola çıkarıldı. Jean Jaures gibi sosyalist liderlerin toplantılarına katıl¬mış. Şefik Hüsnü de bu dönemde dergiye katılmıştır. Doktor Şefik Hüsnü. Hava kararmak üzereydi. Gelişlerini görmek için ben de gittim. "Kurtuluş"un yayını ise İngilizlerin İstanbul'u işgal etmelerin¬den (16 Mart 1920) sonra yasaklanmıştır. Şefik Hüsnü. Çanakkale ve Doğu cephesinde doktor olarak askerliğini yapmış. Suphi Trab¬zon'a geldiği zaman ben Trabzon Öğretmen Okulu'nda öğretmen idim. Küfürler edildi. "TİÇSF" ve "Aydınlık" Dr. Bizden başka karşılayanlarda vardı. Suphi'yi tanımadığımız için ve gelip giden de çok olduğundan M. Suphi ile arkadaşlarının resmi merasimle karşılanmaları emredilmiş olacak ki. Bilindiği gibi Milli Mücadele çok sayıda etmenin bir bileşkesidir. Suphi ile arkadaşlarını beklediğini söylemişlerdi. Bey de vardı. Fakat iskele kahyası Yahya. Burada M. Suphi ve arkadaşlarına çok ağır hakaretlerde bulunuldu. Dr. Bu fırka TKP'nin legal siyasi örgütü olarak tanın¬mıştır. Moskova'da.Öymen'in anılarına burada (olayın dehşetini sergilemek açısından) yer veriyoruz. Biz M. Almanya'daki devrim girişiminden etkilenen sol dü¬şünceli Türklerin kurduğu bu dergi. gerekse lideri bulunduğu parti dolayısıyla Milli Müca¬dele döneminin birçok bölümünde yer aldı. sol hareketin desteği vb. Fakat gerek düşünceleriyle. Kuvva-yı Seyyare. M.

bu doğrultuda şu öneriyi de gündeme getirmektedir: "O halde gerçek ve kesin kurtuluşlarını sağlamak için Türklere bir tek çıkar yol kaldığı an¬laşılacaktır. herhangi bir karşı devrim hareketine karşı savunmak oldu¬ğunu da hatırdan çıkartmamaktadır. Cumhuriyetin ilanı dönemine ilişkin olanlardır. Partiler ezen ve ezilen sınıfların karşıt çıkarlarını birbirine karşı savunan ve koruyan organlardır. "Kurtuluşla tartışma kapıları kapan¬mıştır. En uygun koşulların var olacağını kabul etsek bile emperyalist Avrupa'nın bizi tamamiyle özgür bırakmamak için elinden gelen herşeyi yapacağı bellidir. Doktorun gerek Aydınlık'-taki. haftalık "Vazife" ga¬zetesindeki beş makalesinde görmekteyiz." Dr." Böylece "Milliyetçi Devrimciler" diye adlandırdığı Ankara kadrolarının dayanacakları tek yığınsal taba¬nın işçi-köylü katmanları olduğunu öne çıkarmaktadır. Parti çekişmeleri yokedilmek istenirse önce onları doğuran sınıfları yok etmek gerekir. Şefik Hüsnü. Şefik Hüsnü yazısına şöyle devam etmektedir: "Önce İzmir denemesinin de göster¬diği gibi özel teşebbüs ve serbest rekabet yollarında.. Bununla birlikte belli bir durum var ki bugün kapitalizmin kaldırılması söz konusu olmuyor. "Dileriz ki bu becerikli örgütçüler kavga eylemini bitirdikten sonra. ülkenin ekono¬mik durumunu ele alması pek umulamaz. İşçi ve köylülerimiz ikinci bir görevlerinin devrim yolunda kaza¬nılmış yeri.ülkede bundan sonra üç türlü siyasal akım düşünülebilir: i.. Türkiye burjuva¬zisinin bugünden yarına büyük kapitalistliğe erişmesi. bazı dü¬zeyde kararlarla sağlamak sevdasına düşmek hayallerle uğraşmaktır. 9 Eylül 1922'den hemen on gün sonra. 1923 ilk yazında Birinci Büyük Millet Meclisi'nin kendisini fes¬hederek yeni seçimlere gitmesi ani ve şaşırtıcı olmuştur. servet sahiplerinin nüfuzu altında kalacak (olursa) işçi ve köylü sınıfının çıkarlarını savunmayı üzerlerine alan partilerin burjuva partilerine karşı Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 237 mücadelede bulunmaları gerekecektir. böyle en değerli ve esaslı devrim dayanağı olan geniş bir toplum sınıfının ulus adına yapılacak işler hakkındaki düşüncesini söylemesi yalnızca bir hak değil. Seçim ka¬rarının alınmasından sonra 23 Mayıs 1923 tarihli "Aydınlık" dergisinde çıkan "Seçim.. Aydınlık'ta yayınlanan "Anadolu zaferi" başlıklı yazısında şu nokta vurgulanmaktadır. İç birlik ve bütünlüğü ve dış barışı." biçiminde özetlenen düşüncelerden ötürü öne almıştır. Partilerin artık gereği kalmadığından bütün yurttaşların yı¬kılanları onarmak için iktidarın çevresinde toplanmasının uygun olaca¬ğı. Bugünkü devrimi yapan ve yaşatmaya çalışanların temsil ettiği . Dr. öncelikle şu saptama yapılmaktadır: "Anadolu gitgide artan bir istilaya düştüğü zaman.gelmiştir. Kapitalizm düzeni altında ise sınıfsız bir toplum düşünülemez... yoksul ve orta halli sınıflar" başlıklı yazısında doktor ani seçim kararını irdeleyen bir girişten sonra gelecekteki siyasal akımlar üzerine şunları söylemektedir: "Zaten bu. Şefik Hüsnü bu yargısını. gerekse "Vazife" gazetesindeki yazılarından üzerinde duracakla¬rımız büyük zaferden sonraki günlere. aynı zamanda ulusal gelişme açısından gerekli bir davranıştır. işçi-köylü sınıfının bütün haklarını kullanmasına yardım ederek gerçekten yüce bir ruha sahip olduklarını ispat etsinler." Liberalizmin (ekonomik anlamda) gelişmekte olan ulusların ger¬çek kurtuluşunu hazırlamadığını böylece öne süren Dr.. Bu yazıda. o günlerde bir çok yayın organında geniş ölçüde kabul görmekte olan. bir bağımsızlık düşüncesi ortaya atıldığı zaman bunu herkesten önce doğrulayan işçi ve köylüler ile bu sınıfı temsil eden siyasal kad¬rolar olmuştu. Bundan iki ay sonra 11 Aralık 1922 tarihli Aydınlık'ta yayınladığı "Gerçek Devrime Doğru" başlıklı yazısında "Kurtuluş Savaşını nasıl gördüğünü" belirtmek gereğini hissetmiştir." İzmir İktisat Kongresi'nin özellikle liberalizm doğrultusunda al¬dığı kararları Türkiye'nin geleceği yönünden eleştiren Dr. Şefik Hüsnü'nün kendi deyimiyle Anadolu devrimine ilişkini düşüncelerini Aydınlık dergisindeki yazılarıyla." Görülüyor ki Doktor Şefik Hüsnü o günün koşullarında geleceğe yö¬nelik bağımsız ve gelişmiş bir Türkiye'nin yaratılmasında tek çıkar yolun sosyalizm olduğunu vurgulamaktadır.. gerçeğe uymayan. yürütülmez bir istekten öteye geçemez.. Bütün iyi niyetlere rağmen hükümet kapitalistlerin... Düşün¬celerini de şöyle sergilemektedir: ". Bu toplumcu kuruluş altında mümkün olan bu mutlu birlik (Ulusun sınıfsız ve tek vücut ol¬ması) bugünkü bireyci toplum için.... Üzerine düşen görevleri yapmaya hazır. O da Kafkas Cumhuriyetlerine benzer bir örgüt kurarak bütün devrimci doğu ile bir blok oluşturmak..

238 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
siyasal akım,
ii. Derebeylik kalıntısı olan geleneklere ve Osmanoğlu haneda¬nına bağlı olanların çevresinde toplanan karşı
devrimci akım,
iii. Fakir işçi ve köylü kitleleri ve orta sınıflar lehine devrimimizi derinleştirmek, geliştirmek ve onu ortak
mülkiyete dayalı bir toplumsal devrimle sonuçlandırmak amacını güden sosyalist akım."
Hemen anlaşıldığı gibi, o günlerin bu üç siyasal kulvarı bugün de belirli nüans farklıları ile sürmektedir. Birinci
ve üçüncü siyaset kul¬varlarının birleşmesi halinde Türkiye'nin gerçek kurtuluşunun olabile¬ceğini söyleyen
Dr. Şefik Hüsnü , bunun yaşama geçirilememesi ha¬linde ise geleceğin, karşı devrimcilerin egemenliğindeki bir
Türki¬ye'nin sorunlarla dolu olacağını da yazısında, bir biçimde, belirtiyor. "Aydınlık"ın 18 Ekim 1923 tarihli
sayısındaki makalesinde ise "Halk¬çı devrim" nitelemesini kullanmakta amacın böyle bir devrimi
gerçek¬leştirmek olması gerektiğine değinmektedir. Fakat bu konuda umutlu değildir. Bu umutsuzluğunu şöyle
açıklamaktadır: "Gazete haberlerin¬den ve tartışmalardan anlaşıldığına göre Türkiye'yi hanedansız birer
hükümdarlıktan başka birşey olmayan Avrupa ve Amerika'daki cum¬huriyetlere benzetmek söz konusu
ediliyor."
Dr. Şefik Hüsnü'nün bu yargısının günümüzde de geçerliliğini koruduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
f) Birinci Meclis Kendisini Feshediyor
Bağımsızlık savaşının kalbi olan Birinci Meclis 1923 yılının ilk üç ayında iki önemli konuyla ilgilendi.
Bunlardan birincisi Lozan'daki barış görüşmeleriydi. İkinci gruptaki üyeler görüşmelerin gelişmesin¬den
memnun değillerdi ve hükümeti sert bir şekilde eleştiriyorlardı. Özellikle üzerinde durdukları konu
görüşmelerde "Misak-ı Milli" esaslarına sadık kalınmadığı noktasıydı. Açık ve gizli oturumlarda ko¬nu
tartışıldı. Sonuçta banş görüşmelerinin yürütülmesi için hükümete güven oyu verildi. Fakat bu görüşmelerin
bitişinden sonra, ikinci gru¬bun önde gelen kişilerinden Ali Şükrü Bey (Trabzon)'in kaybolduğu haberi
duyuldu. Ali Şükrü Bey 26 Mart 1923 günü öğle sonrasında bir yere gitmek üzere arkadaşlarından ayrılmış ve
bir daha da kendisini gören olmamıştı. Aradan üç gün geçip de ortaya çıkmaması üzerine Ali Şükrü Bey'in
yakın arkadaşı ve ikinci grubun önde gelen milletvekil¬lerinden Hüseyin Avni Bey 29 Martta Meclis'te söz alıp
şu konuşmayı yaptı:
"... Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri kan ağlamış birer zavallı, birer çaresiz gibi birbirlerine
bakıyorlar. Ey milletin kâbesi.

Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 239
Sana da rru saldırı? Ey millet rey'i sana da mı saldırı? Ey milletin mu¬kaddesatı sana da mı saldırı? (Lanet
sesleri) (Bu millet ölmez, zihniyet ölmez, fikir ölmez sesleri)... Bir milletvekilinin ağzı, kalemi o milletin
namusudur. Bu namusa saldıran eller kırılsın (Kahrolsun sesleri)... Ali Şükrü Bey iki gündür kayıptır. İki
gündür bu milletin mebusu kaybo¬luyor. Hükümet bulamıyor (Böyle hükümet olmaz, lanet sesleri). Tan¬rıdan
çok isterim ki, memleketin acıklı günlerinde bu hal bir adi suçun sonucu olarak ortaya çıksın. Ya siyasi ise?
Demek ki bu memlekette herhangi bir düşüncenin başbuğu ölecektir. Hiçbir zaman ölmez... Türk milleti bir
bayrak çekmiş, onu namus bilmiş ve onun altında kanunlar yayınlamış. Bu kanunların üstüne çıkan alçaklar
kahrolsun (kahrolsun sesleri). Kendini sorunsuz, kanun üstünde sayanlar kahrolsun bin kez. (Kahrolsun sesleri)
Hüseyin Avni Bey'in konuşması bu doğrultuda devam etti. Mec¬lis tam anlamıyla galeyan halinde idi, söz alan
Başbakan Rauf Bey milletvekillerine güvence vererek, yatıştırıcı bir konuşma yaptı, şunları söyledi: "... Ziya
Hurşit Bey arkadaşımız buyurdu ki, hâlâ neden bula¬madılar? Bulmaya uğraşıyoruz. Gaipten haber vermek
gücüne sahip değiliz. Tanrının yardımıyla gizlilikleri açıklayacağız, bunu umuyoruz. Fakat ne zamanda, ne
saatta bulacağımızı bilemeyiz... Tekrar ediyo¬rum, hükümet görevini yapıyor."
Ali Şükrü Bey'in bulunamaması olayın siyasi boyutunu öne çı¬kartıyordu. Basında, "Tanin", "Tevhid-i Efkâr",
"Tan" gibi gazeteler, milletvekilleri, siyasi cinayet savını yoğunlukla öne çıkartmaya başla¬dılar. Sonuçta Ali
Şükrü Bey'in cesedi Ankara'nın güneyinde bir yerde, tarlalar içersinde bulundu. Meclis'te 31 Mart günü kabul
edilen bir önerge uyarınca Başbakan şu bilgiyi verdi:
"... Muhterem Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey arkadaşımızın yürekler acısı akıbeti dün öğleden sonra geç
vakit belli oldu. Tanrı kendi yattıkça ailesine sabırlar, iyilikler versin... Bu yürekler acısı akıbeti hazırlamış
olmakla sanık bulunan Giresun alayı komutanı (Topal Osman olarak tanınan kişi) (Eşkiya reisi, çete reisi

sesleri), adliyemizin kanununa göre kovuşturma yaptığını duymuş olacak ki, birkaç günden beri ortalıkta
görünmez olmuştu... Türlü yönlerde ve umulan yerlerde arama ile görevli bu kovuşturma ve arama ekipleri
Ayrancı bağlarında Papazın Bağı adıyla tanınmış bir evin içinde kendisiyle arkadaşlarının bulunduklarını
anladıktan sonra, TBMM'nin adliyesine teslim olmala¬rını bildiren müfrezeye karşı pervasızca silah
kullanmaya başlamış ol¬duklarından ve TBMM'nin orduları, z
abıta kuvvetleri her türlü vasıta ile kayıtsız ve şartsız Yüksek Meclis'in kanunlarını uygulamakla gö¬revli
bulunduklarından, zorunlu olarak karşılık vermişler ve şiddetle

240 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
sürdürülen çatışma sonucunda -ki henüz soruşturma devam ettiğinden kesin raporu gelmeyen- Giresunlu Osman
Ağa ile bir kaç arkadaşı, kendisi ağır yaralı, arkadaşları ölü ve çok az bir zaman sonra kendisi de arkadaşlarına
katılmak üzere yine ölü olarak ele geçirilmişlerdir."
Bundan sonra söz alan milletvekilleri, özellikle Hüseyin Avni Bey, Ali Şükrü Bey'i öven, olayın ciddiyeti
üzerinde durarak, kınayan ko¬nuşmalar yaptı. Ailesine başsağlığı dileğinde bulunulmasını isteyen önergelerin
kabulünden sonra Başkan şu önergeyi okuttu: "Din, vatan ve bağımsızlığın savunucusu olduğundan ötürü şehit
edilmiş olan Ali Şükrü kardeşimizi öldürenlerden olup bu sabah Çankayası'ndaki evin¬de yapılan çarpışma
sonunda yaralı olarak elde edilmiş ve sonra geber-miş olan, kana susamış katil Yarbay Topal Osman'ın Meclis
kapısı önüne asılarak herkese gösterilmesini teklif eyleriz. Van milletvekili Haydar ve arkadaşları."
Bu teklif, "Buna el kaldırmayan suç ortağı olacaktır" sesleri ara¬sında oy birliği ile kabul edilmiştir.
Ali Şükrü Bey olayı ikinci grup milletvekillerini çok tedirgin et¬mişti. Bu arada Meclis'te birinci grup ile
muhalifler arasındaki ilişkiler gerginleşti. Ali Şükrü Bey'in ailesine maaş bağlanması konusundaki yasa
önerisini çıkartmayan birinci grup, bu arada, Ziya Hurşit Bey'i (Trabzon) Meclis dışında bırakarak, yerine
kardeşi Faik Bey'i Ordu Milletvekilliğine seçtirdiler.
Olaydan sonra Mustafa Kemal Paşa bir yurt gezisi yaptı. Uğradığı yerlerde geleceğe yönelik yapılması gereken
çalışmalar üzerinde durdu, bir anlamda "yeni atılımlar için yeni meclis" noktasında kamuoyunu hazırladı.
Geziden döndüğü gün İstasyon'da bakanlar kurulunu topla¬yarak Meclis'in yenilenmesi kararını aldırdı. 1 Nisan
1923 günü Mec-lis'e 120 imzalı bir önerge verildi. Önergenin içeriği şöyle idi:
"Ülkeyi savunma amacı ile toplanan Büyük Millet Meclisi bu amaca varmakla tarihsel bir onur kazanmış,
gelecektekilefin beğene¬ceği bir sonuca varmıştır. Memleket şimdi barış sorunları ve ekonomik gelişmeler gibi
herbiri en ince ve yüksek yurt yararlarını içine alan iki kutsal ve önemli amaca yönelmiştir. Bu konuda
kamuoyunu yeniden kazanmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Üç yıllık düşünce gelişimi ile orantılı bir kamuoyunun,
ulusun geleceğine yönelik daha güçlü bir gelişim eğilimi kazandıracağı kuşkusuzdur. Anayasa'daki "ek madde"
bu ihti¬yacı karşılamaya yani seçimi yenilemeye elverişli olmadığından (Ek madde- Meclisin barış elde
edileceği tarihe kadar sürmesi yönündeydi) kaldırılmadığı takdirde seçime gidilmesi ve özellikle kurtarılarak
ana¬vatana katılan yerlerin seçim yapmaları imkansız olacağından en çok iki ay içersinde, milletin oyunu
yeniden güçlü bir şekilde alabilmek için o

Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 241
maddenin kaldırılmasını ve seçimin yenilenmesini zorunlu kılmakta¬dır." '
Önergenin görülmesi sırasında yeni ve demokratik bir seçim ya¬sasının yapılması üzerinde özellikle duruldu.
Ek maddenin yerine "Ye¬niden seçim yapılması kararlaştırıldı" biçimindeki Tevfik Rüştü (Aras-Muğla) Bey'in
önergesi kabul edildi. Seçim yasasına ilişkin çalışmalar da bitirildikten sonra, 16 Nisan 1923'de son toplantısını
yapan TBMM'si dağıldı. Böylec bir ulusal direnişi gerçekletiren Birinci Meclis tarihe karıştı.
g) Birinci Meclis Üzerine Notlar
Birinci Büyük Millet Meclisi üzerine bugüne kadar çeşitli değer¬lendirmeler yapılmıştır. Bunların genel olanı
bu meclisin her anlamıyla ve yönüyle demokrasinin somutlaştığı bir meclis olduğudur.
Birinci Meclis öyle bir meclistir ki gereğinde kendinde topladığı yasama, yürütme ve yargı erkini Mustafa
Kemal Paşa'ya devretmiştir. Çünkü Meclisin şiarı (ülküsü) iki noktada toplanıyordu: Hakimiyeti Milliye'nin
kayıtsız, şartsız ulusa ait olduğu gerçeğini savunmak ve vatanın misak-ı milli gereğine uygun olarak, nihai
hedefe ulaşıncaya, bağımsızlığı ile kurtuluşu için savaşmak. Bütün bu amaçlara ulaşa¬bilmek için demokrasinin
en ince anlamında işlerlik kazanmasına çalı¬şırken, yeri geldiğinde bir devrim meclisi gibi katı davranmasını da

bilmiştir.
Mudanya mütarekesinden sonra İngiltere ile müttefiklerinin An¬kara hükümeti ile İstanbul hükümetini de
birlikte, barış görüşmelerine çağırmaları üzerine, Meclis'te büyük ve ateşli konuşmalar yapıldı. 1921
anayasasının birinci maddesine, hakimiyetin millete ait olması noktası¬na itiraz eden (Padişahın egemenlik
hakkına tecavüz ediliyor diyerek) tutucular bile bu olayda İstanbul hükümetinin karşısında yer almışlardı. İkinci
grubun önde gelen milletvekillerinden Hüseyin Avni Bey heye¬canlı bir tonla şu konuşmayı yapıyordu:
"... Millet seçime gitti (1919 seçimi ve sonrası), kaderine hakim oldu, egemenliği eline aldı ve bu devrimi yaptı.
Davanın kutsallığını bütün millete, hatta kadınlara benimsetti. Yüksek kurulunuzu, dünyada Tanrının emrinden
başka hiçbir kuvvet bizi buradan ve bu kanıdan ge¬riye alamaz... Tevfik Paşa (sadrazam) elindeki sadrazamlık
mührünü kimden aldı? O mühür, benim memleketimin çiftlik gibi zorla alın¬masında kullanılan cinayet
mührüdür. Meşrutiyet diyerek zorbalık yo¬luyla amirlik iddia eden bu mühür, milletin idam kararı olan Sevr
an¬laşmasını mühürlemek cinayetini de işledi. Tevfik Paşa, kendi onayla-

242 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
madiği andlaşma üzerinde duran mühüre el sürmemeli idi... Sultanlığa alışmış olan hükümdarlar, ulusal
egemenlikten canavar gibi korkarlar". Görüşmelerden sonra Rıza Nur Bey (Sinop) ve 78 arkadaşlarının
ver¬dikleri önerge okuttuldu. Önergenin gerekçe bölümünden sonra şu noktaların yasalaşması isteniyordu:
"1. Osmanlı İmparatorluğu otokrasi sistemiyle beraber ortadan kalkmıştır.
2. Türkiye Devleti adı ile genç, dinç, milli, halk hükümeti esas¬
ları üzerine oluşmuş, Büyük Millet Meclisi hükümeti kurulmuştur.
3. Yeni Türkiye Hükümeti, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu yeri¬
ne geçmiş olup, ulusal sınırlar içinde onun tek mirasçısıdır.
4. Anayasa ile hükümdarlık hakları millete verildiğinden İstan¬
bul'daki padişahlık yok olmuş ve tarihe geçmiştir.
5. İstanbul'da meşru bir hükümet bulunmayıp İstanbul ve çev¬
resi de Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Bunden ötürü oraların işlerinin
yönetimi de Büyük Millet Meclisi memurlarına verilmelidir.
6. Türkiye Hükümeti meşru hakka sahip olan Halifelik maka¬
mını esir bulunduğu yabancıların elinden kurtaracaktır."
Görüşmeler sırasında çoğunluğu sağlamak için "Oylamaya katıl¬mayanlardan gündelik kesilmesi" istendi. Bu
önerinin kabul edilmesine karşın karar yeterli sayısı bulunamadı. Mustafa Kemal Paşa'nın uzun ve ikna edici
konuşmasında sonra bütün önergelerin Anayasa, Adalet ve Seriye (Din işleri) komisyonlarınca incelenerek tek
bir karar metnine dönüştürülmesine karar verildi. Geceyarısı olmasına karşın komisyon¬lar toplanıp istenen
metni hazırlayarak saat 3'te Meclis'e sundular. İki madde halinde hazırlanan bu metin şöyleydi:
"1. Anayasa ile Türkiye halkı, hükümdarlık ve egemenlik hak¬larını gerçek temsilcisi olan Büyük Millet
Meclisi'nin manevi kişili¬ğinde; bırakılması, parçalanması, başkasının üzerine geçirilmesi müm¬kün olmamak
üzere, temsil etmeye ve kendi kullanmaya ve milli ira¬deye dayanmayan hiçbir kuvveti ve kurulu tanımamaya
karar verdiğin¬den Misâk-ı Milli sınırları içinde TBMM'nden başka hükümet şekli ta¬nımaz. Bundan ötürü
Türkiye halkı kişisel egemenliğe dayanan İstan¬bul'daki hükümet şeklini 16 Mart 1920'den beri ve sonsuzluğa
kadar tarihe geçmiş sayar.
2. Halifelik, Osmanlı Padişahlık ailesine ait olup halifeliğe TBMM'nce bu ailenin bilim ve ahlak bakımından
iyi, uygun, yararlı ve yol gösterici olanı seçilir. Türkiye Devleti Halifelik makamının da¬yanağıdır."
Bu karar, her iki grup tarafından, Ziya Hurşit Bey'in (Rize) "Ben muhalifim" haykırışına karşın "Söz yok"
sesleri arasında oybirliği ile

Bağımsızlık Savaşı Dönemi (1920-1923) 243
kabul edildi.
Birinci Meclis üyeleri hangi gruba bağlı olurlarsa olsunlar de¬mokratik bir tartışma zeminini yaşatmayı
başarmışlardı. Muhalefetin hırçınlıklarını da anlama durumundayız. Özgürlük, ulusal egemenlik, kişiye bağlı
temel haklardan ödün vermediğini her fırsatta sergileyen ikinci grup üyeleri, milli mücadeleye halkın daha içten
gönül vermesi¬nin de bir nedeni olmuşlardır. Şu noktayı da açıkça belirtmeliyiz: İkinci grup üyeleri, çoğu kez

söylendiği, özellikle resmi tarih diye nitelenen kitaplar ve onlara dayanan yapıtlarda ileri sürüldüğü gibi
"Müdafa-i Hukuk"a, Mustafa Kemal'e karşı değillerdi. Demokrasi, insan hakları-açısından yanlış buldukları
uygulamaları acımasızca eleştiriyorlardı. Ama bu eleştiriler bir yerde halkın da yakarışları demekti.
Birinci Meclis bir devrim parlamentosu muydu? Bu konuda de¬ğişik görüşler vardır. Bir görüşe göre birinci
meclis "üçüncü meşruti¬yet" düzeni şeklinde nitelenmektedir. Bu nitelemeyi yapanların ba¬şında M. Goloğlu
gelmektedir. Goloğlu'na göre 1921 anayasasının ka¬bulüne kadar Birinci Meclis Padişah'ın varlığını ve
hükümdarlığını kabul etmektedir. Sina Aksin ise meşrutiyeti 23 Nisan 1920'ye kadar uzatmaktadır. Birinci
Meclis ise Osmanlı Hükümetinin son bulma tari¬hini 16 Mart 1920 olarak belirlemektedir (Saltanatın
kaldırılması ka¬ran). Bütün bu tarihlere ve kararlara bakarak diyebiliriz ki, meclisin padişaha bağlılığı, onu
kurtarma savaşımı 1920'nin ikinci yarısında tavsamıştır.
Meclis'in devrimci niteliği 1921'de belirginleşmiştir. İlk adım kuşkusuz TBMM'nin beyannamesi ve onu izleyen
1921 anayasasıdır. Şurası açıktır ki, Meclis üyelerinin siyasi anlamda ortak bir bileşkesi yoktur. İç dinamikler
aleyhedir. İsmet Paşa'nın milli mücadeleye ka¬tılmak için gelen genç subaylara söylediği gibi "Millet bile
aleyhinize-dir" deyiminin gerçeklik payı çok yüksektir. Halk on yılı aşkın süren savaşlardan yenik ve umutsuz
çıkmıştır. Kemal Tahir'in ünlü roma¬nının adı o günleri çok güzel betimlemektedir: "Yorgun Savaşçı".
Mü¬cadeleyi yapanlar bile tam anlamıyla yorgun savaşçılardı.
Dış dinamiklerde iki öğe egemendi: İngiltere'de simgeleşen kapi¬talizm ve onun uzantısı emperyalizm ile
Sovyetlerde somut örneği gö¬rülen toplumsal devrim. Bu iki kutup arasında kurtuluş için sava¬şanların
akıllarıyla yaptıkları tercih Sovyetlerden yanaydı. Fakat onlar¬ca yüzyıla dayanan inançları ise bolşeviklere
karşı çıkmaları gereğini öne çıkanyordu. İşte bu ikilemi Birinci Meclis'in yaşamı boyunca gör¬mekteyiz.
Yöneticilerde, önderlerde aynı ikilemi yaşamışlardır. Bu iki¬leme karşın meclis gene de devrimci nitelikte
kararlar alabilmiştir. Özellikle bu kararları demokratik kuralları işleterek almıştır.

244 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi hiçbir şekilde demokratik haklardan ödün vermemiştir. Bunun en tipik
örneği "Masuniyet-i Şah¬siye ya da Hürriyet-i Şahsiye" yasasıdır. Ne var ki, bu yasaya taham¬mül
edemeyenlerin varlığı da inkâr edilemez .Yenilikçi diye adlan¬dırabileceğimiz önderler muhalefeti yeni
atılımların engelleyicisi gör¬meye bu kez de devam etmişlerdir. Oysa kalıcı atılımlar yığınların de¬mokratik
katılımı ile yaşama geçebilir. Bu yeniliklerin kalıcılığı ancak bu yolla sağlanabilir. Demokrat olma isteği başka,
demokrasiyi işlet¬mek ise başkadır. Bunun sonuçlarını bugün bile toplumsal ve siyasal yaşamımızda görüyoruz.

V CUMHURİYET ve FIRKALARIN OLUŞUMU
1) 1923 Seçimi:
Seçim kararını veren Birinci Meclis seçimlere ilişkin yasada da bazı değişiklikler yaptı. Yeni yasanın temel
hükümleri ya da getirdiği deği¬şiklikler şöyle özetlenebilir:
- Eskiden 50.000 erkek nüfus için olan milletvekilliği bu kez
yirmi bin kişiye bir milletvekilliği biçiminde değiştirildi. Bunun gerek¬
çesi de şöyle açıklandı. Kadınlara oy hakkı verilmemiştir. Ne var ki,
kocaların, kadınların eğilimini de yansıtacakları düşünülerek bir seç¬
menin gücü artırılmıştır.
- Seçmen yaşı 18 olarak saptanmıştır.
Görüldüğü gibi bu yasa bazı ileri hükümler getirmekte (seçmen yaşının 18'e indirilmesi gibi) ve kadınların
seçme hakkına dolaylı da olsa değinir görünmektedir.
Seçim kararını izleyen günlerde gruplar arası mücadele başlamış¬tır. Dönemin yayın organlarına göre 1923
seçimlerinde mücadele eden grupları şöyle sıralamak mümkündür:
- Müdafa-i Hukuk (I. Grup)
- Müdafa-i Hukuk (II. Grup)
- Müdafa-i Milliye grubu (bunların büyük bir çoğunluğunu İs¬
tanbul'daki direniş örgütlerinde savaşım verenler oluşturmaktaydı.)
- Amele grubu

- Bağımsızlar.
TBMM'nin seçim kararını alması İstanbul basınını şaşırtmıştır. O günlerde İstanbul basını, belki de Osmanlı
İmparatorluğu'nun başken¬tinde olmanın getirdiği bir alışkanlıkla, Ankara'nın bazı kararlarını erken alınmış
kararlar olarak eleştirmekteydi: Bu eleştiriler, özellikle tutucu olarak nitelenen, "Tevhid-i Efkâr" gazetesinde en
üst düzeye erişiyordu. Örneğin bu gazetenin 3 Nisan 1923 tarihli sayısında şu

246 ■ Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
kuşkular yansıtılmaktaydı: "Görülüyor ki ahvali dahiliyemizin (içiş¬lerimizin) tereddütten kurtarılması için
elzem bir tedbir addedilen fesh keyfiyeti harici vaziyet itibarıyla oldukça muzır bir iştir". Böylece, o günlerde
devam etmekte olan Lozan Barış Konferansındaki gelişme¬lere değinerek seçim kararının erken olduğunu
vurgulamak isteniyordu. 8 Nisan 1923 tarihli sayının başyazısında da "Yeni intihabatta umde-i esasiyemiz ne
olmalıdır?" başlığı altında şu düşüncelere yer verilmek¬tedir: "İşte bu gün senin programın yok benimki var
gibi indi bir takım iddialarla münakaşa yapılarak gerçekler zaafa uğratılacağı yerde ittifak etmek lazımdır....
Milli Misak'tan başka ve onunla pek tabii ve zaruri olarak istinad edeceğimiz diğer bir esas daha var ki, o da
siyaseti dahi¬liyemize ait olan (Hükümet-i Milliye) esasıdır"
Görüldüğü gibi bu çok ince bir başyazıdır ve üstü kapalı olarak Ankara hükümetinin seçimi yenilemekle ulusal
güveni kazanmış bir milletvekilleri topluluğunu dağıttığı iddia edilmektedir. Yeni seçimde tekrar meclise
giremeyeceklerini tahmin eden ikinci gruptaki milletve¬killeri ve alt gruplar İstanbul basınının bu karşı
yazılarını destekleyen¬lerin başında gelmekteydiler. Bu arada Ziya Gökalp'in fırka (parti) larla ilgili olarak
"Hakimiyet-i Milliye" gazetesinde yayınlanan ve sonra da Anadolu Ajansı kanalıyla tüm yurtta dağılımı
sağlanan makalesi tartış¬maların odak noktasını teşkil etmiştir. Nitekim "Tevhid-i Efkâr" bu in¬celemeye şu
yazısıyla değinmektedir: "Ziya Bey halkın müstakil fertler halinde kendi kendisini idare edemeyeceğini ve halk
hükümetinin iyi bir fırka teşkilatına vabeste olduğunu, İngiltere ve Fransa ile bütün medeni memleketlerde
siyasi müesseselere fırkaların hakim olduğunu beyan etmekte ve iyi fırkanın mahalli teşkilatların başına en
imanlı fertleri getirmesi, mebusluğa programa kuvvetle merbut ve kongre ka¬rarlarına sadık namzetler
göstermesi ve vatanın menfaatlerini fırkanın menfaatlerinden üstün tutması millet ve vatana mahsus olması
lüzu¬munu dermeyan etmektedir." Bilindiği gibi Ziya Gökalp Bey'in bu makalesi Halk Fırkası'nın kuruluş
aşamasında yazılmıştır. Muhalefet ise hem yazıyı benimser görünmekte, hem de Halk Fırkası' nın çekir¬deği
olacağı belli olan birinci gruba yönelik eleştirilerini bu yazıya yö¬neltmekteydiler.
1923 seçimlerine ilişkin haberler İstanbul basınında yoğunlaş¬mıştı. Bu nedenle İstanbul seçimleri üzerinde
daha bir ağırlıkla dura¬cağız. İstanbul'da seçime katılan grupların başında Amele ve Esnaf Dernekleri
gelmekteydi. Bu gruplar seçim kararından sonra çeşitli toplantılar yaparak, seçimlerdeki tutumlarının ne
olacağını belirlemek gereğini duymuşlardır. Şimdi bu konuyla ilgili olarak o günlerin yayın organlarında çıkmış
bir habere değinelim:

Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 247
"Amele ve hamallar kaç mebus çıkaracaklar? İstanbul'daki amele teşkilatının da seçimde fevkalade müessir
olacakları anlaşılmaktadır. Şehrimizde seksen binden fazla amele mevcut olup yalnız bu kütlenin beş mebus
çıkaracakları söyleniyor. Aynı zamanda hamallar da iki mebus çıkartmak istemektedirler."
1923 seçimlerinde üzerinde en fazla konuşulan ve yayın yapılan sorunlarından biri de eski İttihatçıların tavrıydı.
Özellikle İstanbul'da Kara Kemal Bey'in etkinliği biliniyordu. Onun başkanlığındaki İtti¬hatçıların asgari
İstanbul seçiminde varlıklarını duyurmaları beklen¬mekteydi. Ne var ki, İttihatçılar seçime girmediler. Bu
konudaki geliş¬meleri gene o günlerin gazetelerinden izleyebiliriz.
15 Nisan 1923; İttihatçıların anlaşmak üzere Mustafa Kemal Pa-
şa'ya başvurduğuna ilişkin haberlerin bizzat Gazi tarafından yalanlan¬
ması bütün gazetelerin birinci sayfasında yer almaktadır. Bu yalanla¬
mada Gazi ittihatçıları bütünüyle karşısına almayan nazik bir dil kul¬
lanmaktadır.
16 Nisan 1923; İstanbul valisinin seçim hazırlıklarına ilişkin basın
toplantısında söylediği bir söz dikkati çekmekte ve bazı gazetelere
manşet olmaktadır: "İttihat ve Terakki münfesihtir."

22 Nisan 1923: "Tevhid-i Efkâr"da şunları okuyoruz: "Kemal Bey (Kara) ve arkadaşları kesin olarak çekildiler.
Kemal Bey kendisi hak¬kındaki dedikoduların artık bitmesi lazım geldiğini söylüyor; nedeni ne olursa olsun
kat'i ve anlaşılması lazım gelen cihet bizim ortadan çeki¬leceğimiz değil midir? Bu da olmuştur. Bunun sebebi
hakkında dedi¬koduların başlaması doğru olmaz. Ancak bu hususa dair son defa söle-yeceğim, söz verdiğimiz
kararı daima teyid etmekten ibaret olacaktır." Kemal Bey "Tevhid-i Efkâr" muhabirinin Ankara'dan dönen
İsmail Canpolat Bey'in bu karar üzerinde etkisi olup olmadığı konusundaki sorusuna açık bir yanıt vermediği
gibi Canpolat ile konuştuğunu da inkar etmiyor.
İttihatçılarla ilgili son haber 1 Mayıs'ta bazı gazetecilerin Kemal Bey'e sordukları, bir yerde kışkırtıcı nitelikteki
sorulara onun yanıt vermemesi ve seçime girmelerinin, hele bir grup olarak girmelerinin söz konusu
olmayacağını ısrarla tekrarlamasıdır. Bu tarihten sonra konu hemen hemen kapanmıştır.
1923 seçimlerinin havasını yansıtmak için o günlerin gazete man¬şetlerinden alıntılar yapacağız:
"Dün İstanbul'da bilfiil intihabata (seçime) başlandı. Dünden iti¬baren mazlum ve henüz hulûsu tamma (tam
kurtuluşa) kavuşmamış olan İstanbulumuzda özel merasimle başlanılan intihabatın millet için hayırlı bir
neticeye vasıl olmasını temenni ederiz." Seçimler ikinci seç-

248 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
menleri (seçimler iki dereceliydi) seçmek için sandık kuruluna nüfus kağıdı ile başvurduktan sonra listede adı
bulunuyor' ve oyunu kullanı¬yorlardı. Sandıklar, Türk bayrakları, defne dallan ve Gazi'nin resimle-riyle
süslenmişti.
İstanbul seçiminde ilk sonuçlar Adalar'dan geldi. Bu beldede seç¬men sayısı 2600'dü ve bunların 500'ü seçimde
oy kullanmadı. Seçimi Gazi'nin adayları tümüyle kazandı."
Kadıköy seçimlerinin bitişinden sonra sandıkların belediye daire¬sine getirilişi büyük şenliklere neden olmuş.
Haber şöyle: "Kadıköy' ünde sandıklar evvelki gün akşam üzere kapandığından dün sabah bü¬tün sandık
mahallerine uğranılıp sandıklar alınarak, büyük bir kafile halinde Kadıköyü'ne gelinmiştir. Hemen tahminen 5-6
bin kişiden oluşan alaya Museviler, Ermeniler ve Rumlar da iştirak etmişlerdir. Alayın önündeki öküz
arabalarının hayvanlarının boynuzları yaldız¬lanmış. 500'ü mütecaviz araba birbiri ardına dizilerek büyük bir
kafile teşkil edilmiştir. Kadıköy Belediye dairesi önünde imam Yusuf Efendi bir dua kıraat etmiş, nutuklar irad
olunmuştur."
Beyoğlu seçim sandıklarının nakli ise olağanüstü tezahürata ne¬den olmuştur. "Dün intihabat münasebetiyle
Beyoğlu'nda azim teza¬hürat yapıldı ve kara günlerimizdeki elim ve hainâne nümayişlerin in¬tikamı alındı."
Kasımpaşa sandığının taşınmasını gösteren büyük bir resmin altında ise şunlar okunmakta: "Kasımpaşa
sandığına hamil bu¬lunan bir atlı araba ile Halic'in sulan yerine, Beyoğlu'nun caddelerinde dolaştırılan iki çifte
kayık ve üzerindeki sandık."
Seçimlerde Gazi'nin adayları büyük bir çoğunlukla kazanmış¬lardır. İstanbul basını yeni İstanbul
milletvekilleriyle röportajlar ya¬yınlamışlardır. Bunlara sorulan sorular şu noktalar çevresinde toplan¬maktadır:

- İstanbul'un içinde bulunduğu sefaletin ne gibi tedbirlerle gi¬
derilebileceği,
- Gelecekte neler olabileceği konusundaki kestirmeler.
- Merkezi hükümet meselesi
- Açıktaki memurlar meselesi
İstanbul'da çekirdeklenen muhalefet yeni meclisi beklediği gibi, alkışlarla karşılamadı. 3 Temmuz 1923'de
"Tevhid-i Efkâr"da yayın¬lanan başyazıda şunlar ileri sürülmekteydi:
"Her memlekette bir çok neden ve olayın etkisiyle bu şekilde ya da buna yakın bir surette toplanan
"Muhalefetsiz meclisler"in akibetini tarihlerde okumak kabildir. Fakat o*kadar uzağa gitmeden şu beş on yıllık
meşrutiyet hayatımıza baktığımız zaman İttihat ve Terakki hü¬kümeti tarafından yalnız İttihatçılardan oluşan
bir Meclis-i Mebusan'ın

Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu

249

İkinci Başkanlığa ise Ali Fuat Paşa seçildi. Özellikle Lozan Barış Andlaşmasının kabulü tartışmalarında görüşmeler pek ateşli oldu. Buna rağmen daha ilk oturumdan itibaren. . Yapılan seçimler sonucu Gazi Mustafa Kemal Paşa Başkanlığa seçildi. Bunların en ölümsüzü Cumhuriyet'in ilanıdır. Bilindiği gibi Musul sorunu İngiltere ile yapılacak ikili müzakereler sonucuna bırakılmıştı. ve Sos.Musul sorununun halledilememiş oluşu. 2) Lozan Anlaşması ve Cumhuriyet'in İlanı: İkinci dönem TBMM. Saltanat kaldırıldığı için milletvekillerinin yemini de şu şekilde olmuştu: "Vatan ve milletin esenliğinden ve mutluluğundan başka bir amaç gütmeyece¬ğime ve milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği esasına bağlı kalacağı¬ma. .36'da ilk toplan¬tısını yaptı. 11 Ağustos 1923 günü saat 13. O zaman zannedilmişti ki yalnız bir fırka azasından müteşekkil ve muhalefetten azade bir Meclis dünyanın en muntazam. Yar. hemen her konuyu irdelemeye başladılar. milletvekilleri. İkinci TBMM'ne 287 milletvekili seçilmişti.memlekette ne garip. Bakanlar şu isimlerden meydana geliyordu: Başbakan İçişleri Bakanı Diyanet İşleri Bakanı (Seriye) Dışişleri Bakanı Milli Savunma Bakanı Milli Eğitim Bakanı Ekonomi Bakanı Sağ... Seçimler üç aydan fazla bir sürede tamamlanmıştı. en iyi iş görecek olan meclisi ve böyle bir meclise dayanan hükümet de hiç yıkılmayacak olan en kuvvetli bir hü¬kümettir. Bu eleştirileri şu noktalar çevresinde 250 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 toplamamız mümkündür. müşevveş ve grift bir vaziyet ihdas etmiş olduğu¬nu ve çok geçmeden infisah ettiğini görürüz." 1923 seçimleriyle oluşan TBMM yasama dönemi süresince bü¬yük işler gördü. Rıza Nur (Sinop) Hasaa Fehmi Bey (Gümüşhane) Seyit Bey (İzmir) Fevzi Bey (Diyarbakır) Mareşal Fevzi Paşa (İstanbul) Bu mecliste ikinci gruptan hiçbir milletvekili bulunmuyordu. Bakanı Maliye Bakanı Adalet Bakanı Bayındırlık Bakanı Genelkurmay Başkanı Ali Fethi Bey (İstanbul) Ali Fethi Bey Mustafa Fevzi Efendi (Manisa) İsmet Paşa (Malatya) Kazım Paşa (Balıkesir) İsmail Sefa Bey (Adana) Mahmut Esat Bey (İzmir) Dr. Milletvekilleri andlaşmanın birçok noktalarını eleştiriyorlardı. Oysa olaylar bunun tamamen aksini isbat etti. Cumhu¬riyetin ilk muhalefet fırkası da bu meclisin bağrından çıkmıştır. Oysa Misak-ı Milli gereği Musul'un Türkiye'ye bırakılması savı bütün . Kabine Ali Fethi Bey'in başkanlığında teşek¬kül etti.".

9 Ekim 1923 günü. 213 mil¬letvekilinin olumlu oyu ile Andlaşma onaylandı. Besim (Mersin). Faik (Edirne) ve Faik (Tekirdağ). andlaşma ile bo¬ğazlar için kabul edilen hükümler. TBMM'ne. kabul edilmesi güç maddeler olarak ni¬ teleniyordu. Bazı gazeteler burada memurların. Burada. Önerge gerekçesi ile birlikte aynen şöyleydi: "Lozan andlaşmasının öngördüğü boşaltma protokolünün uygulanması tamamlanmış ve baştanbaşa ya¬bancı işgalinden kurtulan Türkiye'nin bütünlüğü sağlanmıştır.Andlaşmada yer alan karma mahkemelerle. . Böylece İstanbul-Edirne ulaşımının Yunanlılar tarafından denetlenmesine imkan hazırlandığı iddia ediliyordu. Bir devletin merkezini tayinde esas olan dü¬şünce. . Yahya Kemal (Urfa). Vasıf (Manisa). diğer yandan İs¬ tanbul'daki Rum nüfusun. ticaret uzmanla¬ rına yer verilmesi de kapitülasyonların bir çeşit devamı gibi nitelen¬ mekteydi. nüfusunun çoğunluğu müslüman olan Batı Trakya'nın Yunanistan'a bırakılmış oluşu. Türkiye devletinin idare merkezi için TBMM' nin de karar verme zamanı gelmiştir. Biz burada tozlar içinde yaşarız. Sözü edilen düşünce. Barış andlaşmasının onaylanmasında sonra İstanbul'daki işgale 2 Ekim 1923'de fiilen son verildi. Malatya milletvekili İsmet Paşa ve ondört arkadaşı bir önerge vererek tartışmaları noktaladılar. . Fakat mil¬letin koynundan çıkmış altınları saymayız. Ali Cenani (Gazian¬tep)..İstanbul-Edirne demiryolunun Uzunköprü'den sonra Yuna¬ nistan sınırı içine girerek Karağaç'a ulaşması da tenkid edilen bir baş¬ ka noktaydı. Yasa büyük bir oy çokluğu ile kabul edildi. Kanun maddesi: Türkiye Devletinin idare merkezi Ankara şeh¬ridir. Necip (Mardin).milletvekillerinde vardı. Hoca Esat (Muğla). Şükrü Kaya (Muğla). buranın tozu pudradan daha güzel gelir (Alkışlar). Şeyh Saffet (Urfa). İslam alemi içinde sadece Türk milletinin savunma araçlarına emanet ederek sonsuzluğa kadar muhafaza edecektir. Evet yatar... Niyazi Ramazanoğlu (Mersin). . Batı Trakya'daki müslüman nüfusa karşı mübadele dışında bırakılması.. Görüşmelerden sonra 227 milletvekili oylamaya katıldı. bazı gazetelerin dediği gibi çatıları sayarız." Anayasa komisyonuna gönderilen bu öneri 13 Ekim 1923'de genel kurulda görüşüldü. Muhalefet oyu veren milletvekilleri ise şunlardı: Ali Kılıç (Gaziantep). İstanbul'un kurtuluşu ile birlikte başkentin neresi olacağı tartışmaları da hızlandı. .Gene Misak-ı Milli gereği. mebusların yattıkları yerde çatıları saydığını yazmıştı (gülüşmeler). Milleti- Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 251 mizin en değerli yöresi olan İstanbulumuz İslam Halifeliğinin merkezi olmak durumunu. coğrafya ve stratejinin müsaadesi iç ve dış güvenlik ve gelişme konusunda edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir.".Ege adaları (özellikle on iki ada)nın İtalya'ya bırakılması da temel eleştiri konularından biriydi. . iç ve dış tereddütlere son vermek için aşağıdaki kanun maddesinin ka¬bulünü arz ve teklif ederiz. Mustafa Necati (İzmir).Güney sınırlarının Ankara Andlaşmasına göre belirlenmesi de bir başka itiraz konusuydu. çatıları sayarız. Bu görüşmeler sırasında Besim Atalay Bey (Aksa¬ray) yaptığı konuşma ile İstanbul Basınına da şöyle bir yanıt veriyordu:' ". İstanbul'daki son müttefik askerleri de 6 Ekim günü merasimle kenti terketti. Yeni Türkiye devletinin merkezini Anadolu'da seçmek ve An¬kara olmak gereğini emreder. Özellikle Hatay'ın bırakılması tepki çe¬ kiyordu. memleketin güçlenme ve gelişme kaynağını Anadolu'nun merkezinde kurmak gereği. Biz burada o belli gazetenin dediği gibi kireçli su içeriz ve fakat din düşmalarının kanlarının suyu yerine. yeni Türkiye devletinin temel varlığı. Bu düşüncele¬rin her biri başlı başına birer kesin öneme sahiptir. Damar Arıkoğlu (Adana). Öte yandan. Basın (İstanbul Basını) Türkiye'nin ekonomik ve kültürel açıdan en önde gelen kenti olan İs¬tanbul'un başkent olması gereğini vurgulayan yorum ve makaleler ya¬yınlıyorlardı. Devletin idare mer¬kezinin yeni bir şekilde kurulmasına ve gelişmesine tezelden başlamak.

Meclis. bunu anayasamızın birinci maddesine. Kemalettin Sami Paşa bir önerge vererek sorunun çözülmesi işinin Mustafa Kemal Paşa'ya bırakılmasını istedi. Ko¬misyon raporu genel kurula gelince ivedilikle ele alındı. Yar. İmar ve İsk. uluslararası alanda belli olan ad¬lardan birinin alınması gereklidir. Madde 11. Çünkü. hükümetin bölündüğü idare şubelerini bakanlar aracılığı ile yönetir. anlamı zaten bu maddenin içinde bulunan bir mad¬de ile ekliyoruz.Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Komisyon başkanı Yunus Nadi Bey yaptığı açıklamada şu noktalar üzerinde durdu. 26 Ekim 1923'de Çankaya'da Gazi'nin Başkanlığında toplanan Fethi Bey kabinesi istifa etti. Gizli oylamaya 158 milletvekili1 katıldı ve oybirliği ile Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi. İsmet.Ankara'nın başkent oluşu ile Yeni Türkiye devletinin daha bir be¬lirlenmiş yönetim biçimine kavuşturulması gereği ortaya çıkmıştı. 252 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 29 Ekim günü bakanlar kurulu üzerinde Haliç Fırkası grubu tartı¬şırken. yeni cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeni kabinenin meclisten seçilebilmesi çok zordu." Kanunun kabulünden sonra Cumhurbaşkanı seçimine geçildi.Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur. Madde 12. Kazım. başbakanca yine meclis üyeleri arasında seçildikten sonra tümü cumhurbaşkanınca Meclis'in onayına sunulur.Türkiye devletinin dini islam dinidir. Afyon Milletvekili Ruşen Eşref Beylere yarın Cum¬huriyet ilan ediyoruz dedi. Türkiye dev¬letinin hükümet şekli Cumhuriyettir. Rize Milletvekili Fuat. Madde 4. Öteki bakanlar. başlangıçtaki adıyla Halk Fırkası Türkiye siyasi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Gazi'nin teşekkür konuşmasından Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 253 sonra Afyon milletvekili Kamil Efendi kürsüde bir dua okudu. Bakanı Mübadele. Halk Fırkasının kökeni Müdafa-ı Hukuk'a dayanır.Başbakan. Birinci TBMM'ndeki Birinci Grup . Bundan ötürü. TBMM Genel Kurulunca ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Ba¬kanlar kurulunun olayların gelişimi içersinde yıpranması yeni oluşum için bir fırsat yarattı. O gece İsmet Paşa ile birlikte önerilecek yasa tasarısı üzerinde çalışıldı. Resmi dili Türk-çedir. hiziplerin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu nite¬liği ile gerekli gördükçe Meclis'e ve Bakanlar*Kurulu'na başkanlık eder." Yasa aynen şöyleydi: "Anayasanın bazı maddelerinin açıklığa kavuşturulması için ya¬pılan değişikliğe ait kanun: Madde 1. Yeni hükümet ise İsmet Paşa'nın başkanlığında kuruldu. Kemalettin Sami ve Halit Paşalar ile Fethi Bey. Cumhurbaşkanınca ve Meclis üyeleri ara¬sından seçilir. gerçek adımızı almak üzere. Bak. Madde 10. Oturum açılınca hazırla¬dığı taslağı grubun onayına sundu.Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisince yönetilir. TBMM hükümetinin uluslararasında sahip olduğu adın belirlenmesidir. Milletvekillerinin önemli bir bölümü bakan olmak istiyordu. Refik Bey (İstanbul) Necati Bey (İzmir) 3) Halk Fırkasının Kuruluşu: Birinci Dönem (1923-1931): Sonraki adıyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP). Madde 2. Yeniden seçilmek caiz¬dir. Bu da mecliste gruplaşmaların. İsmet Paşa (Malatya) Mustafa Fevzi Efendi (Manisa) Mareşal Fevzi Paşa (İstanbul) Ferit Bey (Kütahya) Hasan Fehmi Bey (Gümüşhane) Kazım Paşa (Balıkesir) Hasan Bey (Trabzon) Seyit Bey (İzmir) İsmail Sefa Bey (Adana) Muhtar Bey (Trabzon) Dr.Türkiye Cumhurbaşkanı. 28 Ekim akşamı Çankaya'ya çağır¬dığı. İdare usulü halkın kaderini kendi eliyle yönetmesi temeline dayanır. Meclis toplantı halinde değilse onaylama işi meclisin toplanmasına er¬telenir. Yıpranan bakanların yerine yenilerin seçilmesi kolay olmayacaktı. Hükümet şu kişi¬lerden oluşuyordu: Başbakan ve Dışişleri Bakam Diyanet İşleri (Seriye) Genelkurmay Başkanı İçişleri Bakanı Maliye Bakanı Milli Savunma Bakanı Ekonomi Bakanı Adalet Bakanı Eğitim Bakanı Bayındırlık Bakanı Sağ. Mustafa Kemal Paşa. Meclis açılınca önerge Anayasa komisyonuna havale edildi. ulusu kendi kendine yönettiren hükümet şeklinin adı Cumhuri¬yettir. Egemenliği kayıtsız ve şartsız ulusa veren. ve Sos. Başkanlık görevi. Önerge kabul edi¬lince Mustafa Kemal Paşa bir saat süre istedi. "Sunduğumuz teklif.

Muhalefete yönelik son susturma hareketi. 1923 Genel Se¬çimi'nde Gazi Mustafa Kemal imzasıyla yayınlanan ve "Dokuz Üm-de"yi içeren beyanname Halk Fırkası'nın ilk adımıdır."Halk Fırkası'nın gayesi milli hakimiyetin halk tarafından ve halk için icrasına rehberlik etmek. . "Vatan" ve "Toksöz" gibi gazete¬ lerde bu muhalefetin odaklandığını görmekteyiz." Halk tanımı yeni kurulan Fırka'nın sınıf gerçeğini gözardı ettiğini ve bunlar arasında ezilenlerden yana olmak gibi bir sorunu olmadığını ortaya koymaktadır. Programda yer alan bu hüküm yeteri kadar açık ol¬madığı gibi uygulama olanağı da bulamamıştır." Bilindiği gibi 1921 anayasasında bu konuda sarih hükümler vardır.Ekonomik ve sosyal koşulların ağırlaşması ülkedeki muhale¬ fet rüzgarını da güçlendirmekteydi. Sık sık gündeme geti¬rilen. Özellikle İstanbul'da yayınlanan "İleri". . İdare Usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil tedvir etmesi esasına müs-teniddir. "Tanin"."Halk Fırkası nazarında halk kavramı. İlerde ayrıntılı bir şekilde değineceğimiz bu uygulamaların başlıcaları şunlardır: . "Tevhid-i Efkâr". Özellikle milli hakimiyetin icrasına rehberlik etme görevi halka olan güvensiz¬liği göstermektedir.. Milletin hakiki ve yegane mümessili TBMM'ciir. Halkçılar. 8 Nisan 1923'te yayınlanmıştır. giyim-kuşam. Sınıflar arasındaki dengenin hakkaniyet temeline oturtulması hiçbir zaman gündeme gelmemiştir.. hiçbir ferdin imtiyazlarını kabul etmeyen ve kanunları vazetmekteki mutlak hürriyet ve istiklali tanıyan fertlerdir. . O ne¬denle de 1950'ye kadar. Halk Fırkası kuruluşunu iktidarda tamamlayan bir partidir. Birinci Umde'de "Hakimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir. TBMM'nin haricinde hiçbir fert.onun ilk çekirdeğini oluşturmuştur. sosyal konulara yönelik program maddeleri halindedir. Fırka kendisine bir rehberlik görevi de atfetmektedir. hiçbir sınıfın. Sonuçta Halk Fırkası'na muhalif olanlar tam anlamıyla susturulmuşlardır. Hiçbir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumi¬ yetle kanun nazarında mutlak bir eşitliği kabul eden bütün fertler halk¬ tandır. CHP'nin bu yaklaşımı 196O'lı yılların ortalarına kadar sürmüştür. Türkiye'de bütün kuvvetlerin fev¬ kinde kanunun velayetini hakim kılmaya çalışmaktır". Partinin oluşumunda (1923-1927 dönemi) bir dizi anti-demokratik. İkinci meclis dönemi Cumhuriyet tarihinin en büyük dönüşüm¬lerinin gerçekleştirildiği bir zaman dilimidir.. İzmir'de ve sonra da Anka¬ ra'da görev yapan İstiklal mahkemesi suikastçıların yamsıra eski İt¬ tihatçıları da idama mahkum etmiştir. bir zamanlar sokaklara asılan pankartlarda yer alan "sınıfsız. im¬tiyazsız bir toplum" olma özlemine de erişilememiştir. Aynı yıl içersinde (9 Eylül 1923) kabul edilen "Halk Fırkası Nizamnamesi"de "Umumi Esaslar" bölümünde şu noktalar dikkati çekmektedir: 254 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 .. Demokrasinin yaşama geçirilmesi arasından halkı¬na güvenmeyen bir partinin demokrat olması söz konusu olamaz. baskıcı uygulamalara da tanık olunmuştur. hiçbir kuvvet ve hiçbir makam milletin kaderine hakim olamaz" ilkesi yer almaktadır. herhangi bir sınıfa münhasır değildir. gerçek anlamda. Bu muhalefeti sindir¬ me amacıyla İstiklal Mahkemesi İstanbul'a gönderilmiştir. topluma kök salmış bir parti olma özelliği de pek yoktur. Gazi'ye yönelik bir suikast girişimi nedeniyle yapılmıştır. Hukuk. hiçbir ailenin. Vilayetin mahalli (yerel) umurda manevi şahsiyetini ve muh¬tariyetlerini kullanabilmelerine kefil olan şûralar kanunu süratle infaz ve tatbik olunacaktır. "Dokuz Umde" beyannamesi. Diğer umdeler ise eko¬nomik. Gene birinci umde içersinde şöyle bir hüküm de yer almaktadır: ". . Bu ilke demokratik yaşamın vaz¬geçilmez bir koşuludur."Şeyh Sait" ayaklanmasıyla kabul edilen "Takrir-i Sükun" ülkede düşünce özgürlüğü ve diğer temel özgürlükler ile haklar üzerine bir karabasan gibi çökmüştür. hiçbir cemaatin.

halkçı ve milliyet¬çidir ve milletin iktisadi çıkarlarını sağlamayı birinci derecede haizi ehemmiyet addeder. Madde 5. cumhuriyetçi.Cumhuriyet Halk Fırkası cemiyetler kanununa tevfikan (uygun olarak) teşekkül etmiş. sürekli bir yasa çıkarılamamıştır. Kısacası 1923-1927 döneminde Halk Fırkası ezilen. hiç bir şekilde değiştirilemez. Fakat bu arada ne ekonomide. yoksul halk yığınlarından yana bir tavır alamamıştır. ilçe ve bucaklarda bazı imtiyazlara sahip kişileri yaratmıştır.bulundukları bölgede partinin siyasi komiseri gibi davranma hakkına sahiptirler. milli hakimiyet ve idarenin taalluk ettiği bütün faaliyetlerde halk tarafından. siyasetten ve siyasetin müte¬nevvi ihtilafatından kurtararak milletin. cumhuriyetçi. his birliği. fikir birliği olduğuna kani olarak Türk dilini ve Türk kültü¬rünü bihakkın yayma ve geliştirmeyi ve bütün faaliyet alanlarında bu esası mevkii itibar ve meriyette bulundurmayı ve vazedilecek kanunla¬rın velayeti ammesini ve her ferde aynen tatbikini temel ilke olarak takdir eder. Tarım'da aşar vergisi kaldırılmış. Aynı . Sendikalar faaliyetten menedilmiştir. küçük üreticiler ezilmişlerdir. gibi değişikler bu yıllara rastlar. laik. Kanun nazarında mutlak eşitliği kabul eden ve hiç bir ailenin 256 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 ve hiçbir sınıfın. iş yaşamı için bir düzenleme bile yapıl¬mamıştır." Görüldüğü gibi.Cumhuriyet Halk Fırkası'nın umumi reisi. vatandaşlar arasında en güçlü bağın dil birliği. ne de toplumsal yaşamda halka yönelik kararlar alınabilmiştir. gene sınıfın. işçiler. siyasi. Sadece İzmir İktisat Kongresi'nin liberal doğrultudaki istekleri yerine getirilmiştir. saat. Madde 4." Böylece sonraları altı ok diye bilinen ilkelerin ilk dördü ortaya konulmuştur. toplu söz¬leşme hakları tanınmamış. teşkilat ve ihtiyaçlarını müsbet ve tecrübevi ilim ve fenlerin muasır medeniyete bahş ve temin ettiğini esas ve şekle uygun olarak tahakkuk ettirmeyi. o günden bu yana büyük toprak vergilendirilmesini sağlayacak kalıcı. şapka vb. bilcümle ka¬nunları. alınmış uygulanmıştır. mad¬delerinde yer alan "Mutemetlik" kurumu il.İşbu umumi esaslar. Böylece mutemetler .Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 255 takvim. işçinin grev. Yöredeki Fırka'nın en yetkili kişisi olarak üst makamlarla haberleşmeyi de yönetmekteydiler.Fırka. hakimiyet-i milliyenin aksa-i te¬kamülü olan Cumhuriyet olduğunu ve Cumhuriyetin halen ve atiyen her türlü tehlike ve taarruzlardan masun bulundurulmasının en âli bir vazi-fe-i milliye ve vataniye bulunduğunu en esaslı bir kanaat ve gaye-i si¬yasiye olarak kabul ve ilan eder.Fırka. Madde 3. Madde 7. Aynı dönem içersinde Cumhuriyet'in ilanı ile laik toplumun temellerini atan bir dizi karar da. Demokratik işleyi¬şin aynı günlerde gerçekleştirilememesinin nedeni olarak toplumun tu¬tucu yapısı ileri sürülmüştür. Devlet ekonomiye müdahale etmekten kaçınmış. Bu bölümü aynen aşağıda yansıtıyoruz: "Madde 1. cemaatın ve bireyin ayrıcalıklarını kabul etmeye¬ceğini ilan etmektedir. Buna karşın Fırka nizamnamesinin 45-50. hiçbir ferdin imtiyazlarını tanımayan fertleri halktan ve halkçı olarak kabul eder. Bu büyük değişikliklerin toplum tara¬fından kolaylıla hazmedilemeyeceği bilinmektedir.Fırka. hiçbir cemaatın.İtikadat ve vicdaniyatı. İşbu esaslar fırkamız için bütün siyasetinde ve bütün kanunların vaz ve tatbikinde hakimdir. fırkanın ba¬nisi olan Gazi Mustafa Kemal Hazretleridir. halkçı. Madde 2. halk için kaidesini hakim kılmayı gaye edinmiştir. Türk dil ve kültürünü geliştirmeyi hedef alan fırka. Böylece Halk Fırkası (CHF)'nın sınıflar arası denge politikası uygula¬namamış. Beyannamenin girişinde aynen şu il¬keler yer almaktadır: "Cumhuriyet Halk Fırkası. 1927 Ekiminde CHF Kongresinde ittifakla kabul edilen Gazi Mustafa Kemal'in (Genel Başkan sıfatıyla sunduğu) program beyan¬namesi CHF'nın düşünsel ve ilkesel temeldeki niteliklerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktadır. içtimai. Madde 6. sömürülen. Türk milletini mevkii itibar ve refaha müte¬madiyen yükseltmekte olan ve her türlü istibdat ve tegallüp idaresi im¬kanını kapayan yegane şekli devletin. yani devlet ve millet işlerinde din ile dünyayı ta¬mamen birbirinden ayırmayı en mühim esaslarından addeyler. Mutemetler parti müfettişleri ta¬rafında atanmaktaydı. yalnız demiryolu po¬litikasında etkinleşmiştir. Diğer yandan İzmir konferansındaki işçi grubunun istekleri konusunda en küçük olumlu bu girişimde bulunul¬mamıştır. milliyetçi bir ce¬miyettir ve merkezi Ankara'dadır. Halk Fırkası'nın 1927'de kabul edilen ni¬zamnamesinin giriş bölümü partinin politik ilkelerini daha bir açıklıkla ortaya koymuştur.

Ali Fuat (Cebesoy). Ne kadar önemli olursa olsun hususi bir men¬faatin (çıkarın) temini veya vikayesi (sürdürülmesi) için devletçe tedbir Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 257 alınmasına ve özellikle kişilerin özel çıkarları için devlet hazinesinden dolaylı ya da dolaysız bir faide beklemek gayri mümkün ve gayri caiz olduğunun kanaat haline gelmesine bilhassa ehemmiyet veriyoruz. Yelpazenin her yerindeki düşünce sürekli baskı altında tutulmuş. Rauf Bey bu demecinde "Cumhuriyet aceleye getiril¬miştir" anlamında bir çıkış yapmaktaydı. Bunların. 1923 Aralık ayının bir başka önemli olayı Halifelik tartışmasıydı. halk her anlamda ezilmiştir. çıkarıldı. Göreve başlayan İstiklal Mahkemesi. Ne var ki ikinci mecliste de muhalefet baş vermişti. Nitekim 19 Aralık 1923'de çıkarılan 385 sa¬yılı yasayla ordu mensuplarının siyasi görevleriyle askeri görevlerini birlikte sürdüremeyeceği ilkesi getirildi. Refet. Ne var ki. İstanbul basını sindirme amacıyla bir şeylerin yapılması gereği yüksek sesle ileri sürülüyordu. Daha sonra 3 Mart 1924'de çı¬karılan 429 sayılı yasa ile de Genelkurmay Başkanlığı kabine dışına. İstanbul Halkına şu bildiriyi yayınladı (11 Aralık 1923). Gazeteciler Davası: Zaferin kazanılmasından sonra özellikle Lozan andlaşması ve Cumhu¬riyetin ilanını izleyen günlerde İstanbul basınının yükselen muhalefeti Ankara'yı rahatsız ediyordu. Cevdet Bey (Kütahya).beyannamede Fırkanın amaçları arasında tek dereceli seçim yöntemini gerçek¬leştirme de yer almıştır. Böylece ordunun siyasetle ilişkisi tamamen kesildi. Özel kesim daima öncelikle ele alınmış ve kayrılmıştır. Buna rağmen toplantı sonunda yayınlanan bildiri de partinin birlik. Ekonomide ise şu ilginç yaklaşıma yer verilmektedir. ". 8 Aralık 1923'de İstanbul'a bir istiklâl mahkemesinin gönderilmesi Meclisin gizli toplantısında kararlaştırıldı. Halk üzerindeki ekonomik ve siyasi baskı artmıştı. İhsan Bey (Cebeli¬bereket) başkan.. So¬nuçta Halk Fırkasının parlak maddesine karşın demokratik bir yaşama geçilememiştir. Bazı milletvekilleri Rauf Bey'e çok ağır sözcüklerle saldırdılar. 22 Kasım'da toplanan Halk Fırkası grubunda Rauf Bey olayı tar¬tışıldı. Rauf Bey olayı Ankara'yı rahatsız etmişti. Vasıf Bey (Saruhan). ." sözleri de be¬yannamede yer almaktadır. Muhalefetin çekirdeğini de Kazım Karabekir. "Maarifin milli." Şimdi bu hükmü biraz açmaya çalışalım. Halit. İki hafta sonra Ağa Han (İsmaili mezhebi lideri) ve İslam Cemiyeti reisi Emir Ali'nin İsmet Paşa'ya Halifelikle ilgili yazdıkları mektubun bazı İstanbul gazetelerinde yayınlanması bardağı taşıran son damla oldu. Bunların içinde ordu kumandanı paşalar bulunmaktaydı. 1923 yılı 1 Kasımında. Mustafa Kemal Paşa ve çev¬resi bundan rahatsızdılar. O noktaya gelinmişti ki milletvekilleri açıkça çeşitli şirketlerin işlerini takip eder hale gel¬mişlerdi. Ali Fuat ve Cafer Tayyar Paşaların orduyla ilişkileri kesilmişti. Bu çıkış büyük yankı uyan¬dırdı. Bu arada İttihat ve Terakki'deki kollektif liderlikten Mustafa Kemal Paşa'nın tek önder olarak ortaya çıkmasına geliş bir çok kişiyi işkil¬lendiriyordu. Bazıları "Saltanat meşrutadan cumhuriyeti mutlakaya geçiş" sözünü bu anlamda ortaya atmışlardı. be¬raberlik içinde olduğu açıklandı. Refik (Konya).. İstanbul'da bulu¬nan eski başbakan Rauf Bey'in bir demeci "Vatan" ve "Tevhid-i Efkâr" da yayınlandı. bu konuda "Ne kadar zamanda bu neticenin elde edileceğini tayin etmeye imkan yoktur. partinin çok yakını bir yazar. Fırka prog¬ramında bu hükmün. laik ve tek mektep (tevhid-i tedrisat) esasına da¬yanması ilkemizdir" denmektedir. Refet (Bele).Yapılan seçim sonrasında şu milletvekilleri mahkeme üyeliklerine seçilmişlerdi. "Sanayi Teşvik Yasası"nın çıkmasına karşın olumlu bir gelişmeden söz etmek mümkün değildi. Rauf (Orbay) oluşturuyordu. "İktisadi gelişme için varolunacak kanunların ve devletçe alına¬cak tedbirlerin münhasıran halkın genel çıkarları düşüncesine dayan¬ması başlıca gayemizdir. Görüldüğü gibi ekonomide amaç toplumsal çıkarların sağlanmasıdır. Devletin hiç bir zaman özel çıkarlara hizmet etmeyeceği açık bir şekilde konulmuştur. Nurettin 258 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 (Sakallı) Paşa da pasif bir görevdeydi. 4) Basına Yönelik Baskılar. Milletvekili ve siyasete atılan paşaların ordudan ayrılmasıyla orduda Mustafa Kemal'le başkaldıracak mevkide hiçbir kumandan kalmamıştı. Falih Rıfkı Atay "Roman" adlı kitabında çok güzel anlatmaktadır. Kazım Karabekir. Hatta TBMM'nde "affair ist" yani iş takipçisi diye bilinen bir grup bile oluşmuştur. Asaf Bey (Hak¬kari). hem de Gazi'nin önerisine uygun olarak yer al¬masına karşın uygulama hiç de böyle olmamıştır. Parti ve ona bağlı sivil-asker bürokrasi halkın üzerine bir karabasan gibi çökmüştü. Son .

Bnb." Basın mensuplarının arkadaşlarıyla dayanışmalımacıyla verdikleri bu bildiri bile Ankara'daki hükümet çevrelerini rahatsız etmişti. hürriyet-i münakaşanın mahfuz kalacağı¬na dair gerek hükümet ve gerek istiklal mahkemesi heyeti tarafında ve¬rilen teminatı memnuniyet ve şükran ile telakki ve içtihat farklarından ve hüsnüniyete müstenit tenkidattan dolayı gazetecilerin muhatap tu¬tulmayacağına izhar-ı itimat eder. Gerçek amaç bu ise iste¬nilen sonuç bir anlamda sağlanmıştır. İstiklal Mahkemesi beş davaya bakmıştır. Bu gazeteciler şunlardı: Ahmet Cevdet (İkdam başyazarı). İstanbul basını bu dönemde Ankara'yı her anlamda rahatsız etmiştir. ii) Lütfî Fikri Bey Davası: Lütfi Fikri Bey meşrutiyet döneminin ünlü siyaset ve hukuk adamla¬rından biridir. . i) Gazeteciler Davası: Ağa Han'ın mektubunu yayınlamaları nedeniyle "Hıyanet-i Vataniye" suçlamasıyla tutuklanan gazetecilerin yargılanması olağanüstü bir ilgi uyandırdı. BU karar kamuoyunda sevinçle karşılanmış. Vaiz İbrahim Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 259 Efendi. İttihat ve Terakki 'ye . Dayı Mesut Bey. Acaba İstanbul basınına bir gözdağı mı verilmek isteniyordu. Velit Ebüzziya (Tevhid-i Efkâr baş¬yazarı). . Bu da¬vayla hükümetin ne yapmak istediği ise tartışmalıdır.Matbuat cemiyeti. Halit Ziya Bey'in başında bulunduğu "Matbuat Cemiyeti" üç maddelik bir bildiriyi hazırlayarak mahkemeye verdi. Bu tarzdaki tahrikatın milletimiz için mucip olduğu elem ve fela¬ketleri daima hatırlayacak olan mahkememiz yüzbinlerce Türkün kanı bahasına elde edilen Cumhuriyetimizin mevcudiyet ve esasatı hilafına hareket ve teşebbüsata cür'et edenleri mevcut ve merzuz olan kanunu tatbik ederek şiddetle tecziye ve bu suretle muhterem İstanbul halkına çok muhtaç olduğu sükûn ve refahı temin edecektir. Hüseyin Cahit (Tanin sahibi ve başyazarı).) budur. Kararlarımızda yalnız selameti vatan endişesi mefkuremizin lâyetezelzel aşkı ve vic¬danlarımız hakim olacaktır. Yunus Nadi'nin hükümeti ve iktidarı savunma amacıyla İstanbul'da 260 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 "Cumhuriyet" gazetesini çıkarmasının bir nedeni de (Bu görev kendi¬sine Gazi tarafından verilmiştir. Böylece İstanbul basını başıboş bırakılmamıştır. Savcı 15 Aralık 1923'te iddianamesini okumuş. istiklal mahkemesinin adaletle iş göre¬ ceğinden. yıldırıl¬mak için bu dava açılmışsa gayeye ulaşılamamıştır. Bunları özetle aşağıda yansıtıyo¬ruz." Mahkemenin göreve başlamasından sonra tutuklamalar başladı. fakat sanıkların bunu yayınlarken açık bir suç kasıtları olmadığı için beraatlerine karar vermiştir. Komünist Mehmet ve Şükrü Efendi. Bu arada Başvekil İsmet Paşa'nın Meclisin bu konuya ilişkin gizli oturumunda İstanbul'da sıkıyönetim ilanını isteyecek kadar sertlik yanlısı olduğu bilindiğine göre beraat kararının bu çevrelerce hoş karşılanmadığını kestirebiliriz. İlyas Sami Bey (Kalkavanoğlu).Matbuat cemiyeti.Matbuat cemiyeti. ahvalin tavazzuhuna hizmet edeceğinden emindir. 2 Ocak 1924'te kararını açıklayan mahke¬me mektubun yayınlanmasını suç olarak nitelemiş. Fakat basın sindirilmek. Söz konusu üç nokta şuydu: ". Bunların başında gazeteciler gelmekteydi. Bunlardan ikisi demok¬ratik yaşamamız açısında önemlidir. şüphe üzerine tevkif ve lüzumu muhake¬ melerine karar verirken üç gazeteci arkadaştan menafii vatana mugayir ve suiniyete makrun bir hakeret sadr olamayacağına samimiyetle ina¬ nır. İstiklal Mahke¬melerinin adaleti konusundaki kuşkulan bir ölçüde gidermiştir. Lütfi Fikri Bey (Baro Başkanı). Ekrem Bey (Hilafet yaverlerinden). Baha Bey (Tanin yazıişleri müdürü). Ömer İzzettin (İkdam sorumlu yazıişleri müdürü). Rizeli Ali Osman Ağa (Salapuryacılar cemiyeti reisi). Hayri Muhittin (Tevhid-i Efkar yazı işleri müdürü).zamanlarda bazı tahrikatın yine eskisi gibi ika-ı fesada başladığı anlaşıldığından Cumhuriyetimizi her ne bahasına olursa olsun muhakkak muvaffak etmeye azim eden Büyük Millet Meclisi mevcut kanun-u mahsusa istinaden ve bu gibi teşebbusatı imha etmek maksadıyla mahkememizi teşkil ve ilzam etti. sanıklar ve avu¬katları mektubun gazetecilik gereği olarak yayınladığı üzerinde durarak savunmalarını yapmışlardır.

memleketin iç ve dış politikası adına Halifeliğin kaldırılmasını kabul ederek bugünkü durumda bu müthiş . Bunu isteyen ve açıkça söyleyen bir grup vardı. İlkelerden söz etmeye yetkim vardır. Bağımsızlığında ve ulusal yaşantısında ortaklık kabul etmeyen Türkiye. Bir Kasım kararımız vardır. Bunlardan birincisi Mustafa Kemal Paşa'nın Halifeliği üzerine alması. çünkü Gazi'nin tek adamlığını güçlendirici olarak niteleniyordu.. . Bu kanıdayım (Çoktan geçmiştir sesleri). Tarihin bu büyüklüğünü kendi milletimde görmek isterim. ". Ne var ki Cumhuriyetçilerin meşrutiyeti savunan bir muhalifi hoş¬görüyle karşılamaları beklenemezdi. Her iki durum da istenmiyordu. eğilimi nedeniyle değişik zamanlarda cezalandırılmıştır.Ben ılımlı bir liberal ve müthiş bir islam birliği tarafta¬rıyım. Meşruti yönetime inanmakta¬dır.. Gazi'ye hak verdirecek nitelikteydi.Ondan sonra neler oldu. görünüşte ya da dolayısıyla ikiliğe dayanamaz. Gazi de Halifelik konu¬sunu (ne denirse densin) bir güç gösterisi şeklinde ele almaktaydı. Bu kararda (Halifelik Osmanlı ailesine ait olup Büyük Millet Meclisince bu ailenin bilim ve ahlak bakımından en ye¬tişkin evladı seçilir) deniyordu. Benim amacım budur. Bu da İstanbul aydınları arasındaki etkin kişiliğini gösteren bir kanıttır. Mustafa Bey (Tokat). politik. İstanbul Barosu başkanı olan Lütfi Fikri Bey'i 10 Kasım 1923'te Tanin gazetesindeki "Halife Hazretlerine açık arıza" başlıklı incelemesinden ötürü yargılamıştır. Zeki Bey. Lütfi Fikri Bey'e yöneltilen başlıca iki suçlama vardı: i. Siz ds çıkar görüşlerinizi söylersiniz. Bunun ise İslam aleminden kopma demek olacağı çok açıktı. halifelik kılığı içinde Türkiye'nin varlığına daha da etkili bir tehlike olacağı ağır denemelerle kesin olarak belirmiştir. Acaba bu temel ilkeler arasında ulusal egemenliklerimizi birdenbire sarsmak ve yıkmak usulleri de var mıdır? Bugün memleketin ekonomik. Özgürlüğüne düşkündür. Bu isteğinin nedeni olarak da istifa halinde bütün Osmanlı hanedanının diyar diyar bir göçmen olarak yaşamak zorunda bırakılacakları ileri sürülüyordu. 5) Hilafetin Kaldırılması ve 1924 Anayasası: 1924 yılının mart ayı başında Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ile elli üç arkadaşının "Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılması" adıyla bir yasa teklifi verdiklerini görüyoruz.. Yüzyıllardan beri Türk milletinin felaket sebebi ve sonunda eylemli ve anlaşmalı olarak Türk İmparatorluğunun çökme vasıtası olan Padişah ailesinin." Gümüşhane milletvekili Zeki Kadirbeyoğlu tasan aleyhine en sert konuşmayı yaptı.muhalefetiyle tanınmıştır. Bu konuda iki nokta üzerinde durulu¬yordu." ii... Teklif komisyona gönderilmeden TBMM genel kurulunda ivedilikle görüşüldü. 1910 yılında "Mutedil Hürriyetperverân Fırkası"m kurmuş. haberin var mı? Uyuma. İstiklâl Mah¬kemesi 27 Aralık 1923. Yüce kurulumuzun vermiş olduğu bu kararı kaldıran ayrıca bir kanun da yoktur. Bu ailenin Türk ulusu ile ilişkili olan her durumu ve gücü ulusal varlığımız için tehlikedir. 1919 seçimlerinde İs¬tanbul'dan kazandığı halde İttihatçılar seçildi diye milletvekilliğinden istifa etmiştir. "Aydın kişiliğini ağırlaştırıcı neden" sayarak Lütfi Fikri'yi 5 yıl küreğe mahkum etmiştir. Necmettin Sadık'a (Sadak) Akşam'da yayınlanması için ver¬diği fakat yayınlanamayan bir yazısında şu düşünceyi ileri sürmesi: "Milli Hakimiyet mutlaka Cumhuriyet'le tev'em değildir ve cismani hükümetsiz halifelik yaratılamaz.. Burası özgür bir kürsüdür. Basın ve Lütfi Fikri Bey davaları Halifelik konusunu daha bir kuvvetle gündeme getirmiştir. Diğer yaklaşım ise Lütfi Fikri Bey'in deyimiyle "Cismani" hiçbir dayanağı kalmayan Halifeliğin kaldırılması. Partiden değilim (Zeki Bey Halk Fırkalı olmayan tek millet¬vekiliydi) fakat ben de milletin bir kişisiyim. İkinci suçlama Tanin'de yayınlanan "Halifeye açık mektu¬bunda" onun istifa etmemesini öneriyordu. Bu tartışmalara Gazi'nin istediği doğrultuda halifelik kaldırılarak nokta kondu. Teklifin gerekçesinde şu noktalara değinilmekte idi. Bence. Bunun içindir ki. Sık sık müdahalelere maruz kalan bu konuşmanın ana noktası şöyleydi: ". Lütfi Fikri Bey hapisten çıktıktan sonra (Yeni Avukatlık Yasası nedeniyle 300'ü aşkın avukat meslekten uzaklaştırılmasına rağmen) yeniden Baro Başkanlığına se¬çilmiştir. Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu ■ 261 Muhalefetin halifelik olayını bir anlamda kurcalaması.. İstiklal Mahkemesi. bunun zamanı henüz gelmemiştir. politik. politik olarak. tarımsal ve öteki iç sorunlarımızın hepsini çözdük de yapılması gereken bir bu mu kaldı? (Gürültüler)..

Yani bu yüksek meclis. Değişiklik önergeleri de kabul edilmedi ve madde metni açık oylamaya sunuldu. istediği gibi yürütmeyi düzenler. "Tevhid-i Efkâr".. Fakat milletin bu hakkını bütün ayrıntılarına kadar kullanması imkansızdır. Tartışmaların so¬nunda Anayasa 20 Nisan 1924 günü kabul edildi ve 491 sayısını aldı. TBMM'nde beklenen fırtına Paşaların ordudan istifa ederek siyasi yaşamı tercih etmeleri ile koptu. özellikle "Tanin". Bu nedenle bir meclis kurdu... sonu nedir? Bunu bize söyleyin. Nisan ayında Meclis 1924 anayasasını tartışmaya başladı.. şartsız ulusun mudur? Ulusal meclisin midir? Benim kanımca egemenlik kayıtsız ulusundur. ya da yeniden seçim yapılması gerekir (gürültüler." Anayasa tartışmaları sırasında üzerinde durulan bir başka konu da 25.. bir zamanlar Mustafa Kemal Paşa'nın yanında yer almış olan . bu cumhuriyeti meydana çıkaran kuvvetlerin birliği esasıdır. doğrudan doğruya millettir. Rauf Bey'in "Cumhuriyet aceleye getirildi" biçimindeki demecinin kopardığı gü¬rültüye daha önce değinmiştik. Lozan görüşmelerinin yönetimi açısından İsmet Paşa ile derin fikir ayrılığına düşmüştü. oylamaya ka- Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 263 tılan 130 milletvekilinin 126'sının oyu ile reddedildi. Teklifimizin kaynağı doğrudan doğruya ulusal devrimdir. Bu. Hatta bir gazetenin milletvekilliğinden ayrılan Refet Paşa'nın karpuz sergisi açtığını haber olarak vermesi de spekülasyonları güçlendirmişti. 30 Ekim günü de Ali Fuat Paşa istifa etti. Bu nokta açıklığa kavuşturulmalıdır. Ben. Çünkü bu kurulu doğuran.. bu devrim olmasaydı.-O günlerden itibaren de Meclis içinde kırgınlığını sürdürmüştür. Kazım Karabekir istifasında "Bir yıllık ordu komutanlığım zamanında gerek teftişlerim sonucu verdiğim ra¬porlarımın. Esas hükümlerin dayandığı ilke kuvvetler birliğidir. kanuni durumumuz ve anayasamız ve partinin kamuoyuna ilke diye kabul ettirdiği esaslar karşısında bu hak ve yetkinin bugün için bizde bulunmadığını görüyorum... Kuvvetlerin birliğinden anladığımız şudur: Egemenlik hakkı doğrudan doğruya millete aittir. Adalet Bakanı Seyid Bey Halifeliğin an¬lamını açıklayan uzun bir konuşma yaptı. maddede yer alan Cumhurbaşkanının meclisi feshetme hakkıydı. Yüksek Meclisinizdir. Milletvekilleri cumhurbaşka¬nının bu yetkisine bütünüyle karşı çıktılar. Böylece. Milletvekillerinin titizlikle üzerinde durdukları 1921 anayasasında çok net bir şekilde ortaya konmuş olan "Tevhid-i Kuvva" (Kuvvetler Birliği) idi. Sonraları mec¬lis genel kurulunda da eleştiriler yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. yine de bütün hakların millete ait olduğu ve milletçe kullanılmalarının Meclisinize bırakıldığı. Buna rağmen ikinci TBMM'nde de muhalefet kısa sürede kendini gösterdi. yasama yetkisinin de. gerekse ordumuzun yükselmesi ve güçlenmesi için sundu¬ğum tasarılarımın dikkate alınmadıklarını görmekle çok üzüntülüyüm. Başlangıcını anladık. Madde Cumhurbaşkanının meclise ve millete bildirmek şartıyla meclisi feshedebileceği şeklinde düzenlenmişti. Bunları ana ilke olarak yeniden millete bildirirdik." Sık sık gürültü ve hakaretlerle karşılanan Zeki Bey'in konuşmasında sonra diğer milletvekilleri öneri lehine görüşlerini bildirdiler. İstanbul basını. Muhalifler düşüncelerini ön¬celeri Halk Fırkası'nın meclis grubunda açıklıyorlardı. Egemenlik kayıtsız. Fakat.. Hergün yeni bir sunuş ve istek karşısında kalıyoruz.262 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kuvveti düşmanların ya da öteki hükümetlerin kucağına atmayalım. Esas hükümler bölümüne bakılacak olursa görülür ki. Yasa 3 Mart 1924'te 431 sayı ile kabul edildi. o halde görevlerin nasıl yapılacağına dair de hükümler koymak gerekiyordu. madem ki barışa kavuştuk ve düzenli bir devlet kurduk. Bu konu için ya kamuoyuna baş¬vurulması.. Rauf Bey başbakan olduğu dönemde.. Bu arada Refet Paşa'nın (Bele) bir ara milletvekilliğinden istifa edip tekrar dönmesi'yani istifasını geri alması TBMM'nde bir muhalefet fırkasının kurulacağı söylentilerini güçlendirdi. Anayasa komisyonu sözcüsü Celal Nuri Bey (İleri- Gelibolu) uzun bir konuşma ile anayasayı genel kurula sundu. Bu konuda Celal Nuri Bey'in açıklamalarında şunlar yer almaktaydı: ". Yani. yürütme gücünün de TBMM'nde toplandığı açıkça gös¬terilmiştir. "Vatan". "İkdam" başka olmak üzere geniş çapta muhalefeti destekliyordu. aşağı in sesleri). 6) Mecliste İlk Muhalefet Partisi: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: 1923 seçimlerinin bir kaç bağımsız dışında Gazi'nin adayları tarafın¬dan kazanıldığı bilinmektedir.. Muhalefetin başını eski Başvekil Rauf Bey çekiyordu. Üzerime düşen görevi mebus olarak daha vicdan rahatlığı ile yapaca¬ğıma tam bir kanım olduğundan Ordu Komutanlığından istifa ettiğimi bildiririm" diye yazmıştı. buradaki maddeleri düzenlemeye de gücü¬müz olmayacaktı.. Kuvvetler Birliği nazariyesine çok titizlikle uyulmuştur. .

Tevhid-i Efkar'da: "Mecliste hükümetten yana olan milletvekilleri böyle her önemli işi gürültüye getirip eleştiricileri susturdukça İsmet Paşa hükümeti hiç kuşkusuz güven oyu alacaktır. Velit Ebuzziya. Milliyetçiyim dedi." . bir sandık içine çokça sayıda beyaz kağıt atılmış olmasından ibaret kalacaktır. şöyle oldu diye elindeki bütün gücü harcadı. Gensoru tartışmaları sırasında söz alan Rauf Bey (Orbay) sürekli müdahaleler arasında yaptığı konuşmada değişik konulardaki eleştiri¬lerini dile getirdi. Demokrasiye dayanmadıkça Cumhuriyet olamaz" diyordu. artık Rauf Bey ve arkadaşlarıyla çalışa¬mam. milletimden Müdafa-i Hukuk adayı olarak. Büyütülecek bir sorun değildir. Eleştirileri yanıtlayan İçişleri Bakanı Recep Bey (Peker) Rauf Bey'e yönelik şunları söyledi: "Rauf Bey'in konuşma¬larına çok dikkat ettim. benim için. yoksa ulusal egemenlik mi cumhuriyetin nedenidir? Şimdi ise. Siz de gizli defterler.. O zaman tam olarak kendisine güvenim vardı.. meclisin içinde bin tane İsmet Paşa var. Kütahya mebusu Recep. Rauf Bey İstanbul'da kıyametleri koparmıştı." Rauf Bey. ulusal egemenlik mi cumhuriyetin nede¬nidir? Böyle bir şey yoktur. Göçmenlere da¬ğıtılması düşünülen Anadolu'daki Rumların arazileri. Mübadele ile Yu- 264 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 nanistan'dan gelen muhacirler çok zor durumdaydılar. İşte buna karşıyım. Meclis'te toplanmaya başlamışlardı. nedir bu küskünlük ki. Bugün ben. Gerçekten de mübadele işlerinde büyük yolsuzluklar dönüyordu.. kayıtsız ve şartsız ulusal egemenlik temeline da¬yanan bir idareyi. Acele oldu. o benden değildir. Rauf Bey hâlâ tereddüt içindedir. 5 Kasım 1924'de Gensorunun görüşülmesine başlandı. halkın egemenliğini kayıtsız ve şartsız gerçekleştirecek olan bu cumhuriyetten başka hükümet şekli yoktur. Hü¬kümetin düşürülmesi önemli değildir." diye ağır bir yargıda bulunuyoıdu. milletin bu hakkını meclisten alıp şu ya da bu makama meclisi fesih ve kanunları red hakkını vermek istediler. evleri yörenin egemenleri hatta bazı milletvekilleri tarafından yağmalanıyordu. Mecliste ilk tartışma Mübadele." Yunus Nadi Bey dd ilginç bir konuşma yaparak şunları söyledi: ".. ilkem budur. İmar ve İskan Bakanlığının ça¬lışmalarına yönelik bir gensoru önerisi ile ortaya çıktı. Bugünkü durumu görünce şüphelerim doğmuştur. Fakat bu güven oyu¬nun gerçek niteliği. Söz alan İsmet Paşa gensorunun tüm hükümet işlerini kapsamasını istedi. Nitekim görüşmelerde eleştiri dozu gittikçe artmaktaydı. Önünüze geldiği zaman dönüş yaptı ve and içerek Cumhuriyetçiyim. Gerçek budur. Gazi meclisin bu ortamında Karabekir ve Ali Fuat Paşanın ordudaki görevlerini yeni atanan kumandanlara devretmeden meclise gelmemeleri için gerekli emirleri verdi. ulusal egemenliğin kayıtsız ve şartsız varolduğu bir vata¬nın evladıır ve Türkiyelidir. Böylece kendisine yönelik bir tertip olasılığını önle¬meye çalıştı. Daha ne söyleyeyim.. Bu nedenle. Yıllarca bu ülkeyi yönetmiş olan Rauf Bey. Fakat ben ulusal egemenlik.paşalar. Rauf Bey'in sözlerini okuduktan sonra anladım ki bunalım gerçektir ve vardır. Korkmayınız. sırası gelmiş ve»arkadaşları fırsat vermişken bile bu kutsal adı söylememekte direnmişlerdir. İstanbul Mebusu Rauf Bey'den şüphe ediyorum. sırası geldikçe başka tarifler yaptılar ve fakat Cumhuriyet kelimesini kullanmadılar. düşünceler varsa biz de yoktur. Bazı arkadalarımız. Recep Bey'in konuşmasını yanıtlarken şunları vurgula¬dı: "Sekiz saat süren Parti görüşmelerinde (sorgulandığı Fırka grubu toplantısına değiniyor). Dikkat çe¬kicidir ki. Ben anayasa ve cumhuriyet uğrunda başımı veriyorum. Cumhuriyet sorunu söz konusu olduğundan hükümete güven oyu vereceğim (Sanki cumhuriyete karşı çıkanlar varmış gibi). Tanin'de Hüseyin Cahit. dü¬şünce özgürlüğü taraftarıyım. demokrasi denilen halkın idaresini kurmak için mil¬letten vekillik aldık. Rauf Cumhuriyetçi midir? Rauf. Halk Fırkası'na girmek şartı ile aldığım vekillik dairesinde ve tam an¬lamıyla cumhuriyetçi olduğumu söyledim. "Halk Fırkasının demokratlığı dudaklarında-dır. Hiç sebep yokken millet içinde karışıklık yaratılmıştır. Rauf cumhuriyetçidir ama cumhuriyet mi Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 265 ulusal egemenliğin nedeni. Basında da eleştiriler daha da keskinleşmişti. cumhuriyet mi ulusal egemenliğin nedenidir. Bu öneriyi meclis oylarıyla kabul etti. Bun¬lardan doğan rahatsızlıklar yaygınlaşmış ve ciddi bir toplumsal tepkinin doğmasına neden olmuştu. Mustafa Kemal Paşa bu olayı Rauf Bey ile Adnan (Adıvar) Bey'in bir tertibi olarak algılamayı yeğledi ve milletvekili olan paşaların siyaset ya da ordudan birini tercih etmelerini istedi. dünya bilsin ki ben en kuv¬vetli bir şekilde ulusal egemenlik taraftarıyım. Millet bilsin. Anayasamızın gereğince TBMM bir cum¬huriyettir..

Faik Bey ve Rüştü Paşa. Fırkamız tahakkümlerin şiddetle aleyhtarı olduğu için kendi umuru dahilinde de ceva z ve imkan vermeyerek ne ferdin. keskin bir cumhuriyetçiyim. Paşa. Sabit (Sağıroğlu). Genel Başkan Yardım¬cıları (Reisi Sani) Dr. Halis Turgut. Zeki (Kadirbeyoğlu). Ne dört kişi. Fırkanın tefrika olmadığını ispat edecek ve bunu zihinlerde iti-yad haline getirecek geniş bir müsaadekarlık takip eyleyeceğiz. Necati Bey. Bir şüpheniz kaldı mı? Cumhuriyetçiyim. Mübadeledeki yolsuzluk. başında Gazi ve İsmet Paşalar olmak üzere radikal ve entrasijan (yani irticaın.. İsmail Canpolat. CHF'nın İttihatçı çizgiyi devam et¬tirmesine karşılık TCF daha bir özgürlükçü yapıdadır. inkılapçılıkta en yüksek mevkide olanlardan baş¬layarak birer ikişer ayrıldı. Bu beyannamenin önemli noktaları şunlardır: "Programımızda açıkça mevcut olduğu üzere umumi hürriyetlerin şiddetli taraftarıyız. İsmail Canpolat. Biz de cumhuriyet inkılabını yaratan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti o inkılabın henüz ortalarında iken iki gruba ayrılmıştı. hissiyat ve eğilimleri iti¬barıyla tenkit ederek cemiyet hayatını tefessüh (kokuşma. İhsan Bey (Er¬gani).. Bekir Sami (Kunduk). İlk gününden son gününe kadar cumhuriyetçiyim." TCF'nın 58 maddelik bir programı ve 64 maddelik bir tüzüğü vardır. ne de bir kaç kişinin tahakküm suretiyle meramlarını icra ve infaz etmelerini kabul eylemiyecek. Halis Turgut. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kuruluşundan sonra Halk Fırkası da isminin başına Cumhuriyet sözcüğünü ekleyerek Cumhuriyet Halk Fırkası olarak anılmaya başlamıştır. Bu arada Türkiye Komünist Parti¬sinin iki partiyi değerlendiren bir belgesini de burada yansıtmak doğru olacaktır: "İnkılap rehberlerinin tensip ve tayini ile millet tarafından intihap Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 267 olunan TBMM azası. Albay Arif (Ayıcı). Yönetim Kurulu (Genel Merkez) üyeleri: Muhtar Bey. 266 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Necip (Güven). kara kuvvet. yozlaşma) ve inhitattan (çöküntüden) vikaye etmekte olduğundan bu sosyal gerek¬sinmeyi iltizamdan geri durmayacağız.Refet Paşa da sürekli sataşmalar arasında konuşmaya çalıştı. . Bu milletvekillerinden altısı. ne on beş kişi bir arada oturduğumuzu bilmiyorum. Halit (Kastamonu).. cumhuriyetçiyim. hakikatte ise oportünüst (Ecnebi sermaye. Abidin Bey ve Halis Turgut Bey. Miralay Ayıcı Arif. de¬mokrat bir çizgiyi sürdürdüğüdür. Halet Bey (Sağıroğlu). A. İsmail Canpolat. Adnan (Adıvar). Raif (Dinç). tegallüp önünde başeğmeye müstenit. .) bir fırka teşekkül etti. Program açısından söylenebilecek tek şey partinin liberal. Fırkanın meclis grubu 29 kişiydi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) 17 Kasım 1924'de ku¬ruldu. Faik (Günday). usulsüzlük vb. Ahmet Şükrü (İzmit).. Ahmet Şükrü Bey. Rüştü Paşa. Sonuçta Meclis soruşturması önerisi reddedilerek hükümet 148 oyla güven oyu aldı. Zi-yaeddin (Gözübüyük).. Bu da oldu mu!" Dikkat edilirse konuşmalar bir sağırlar diyalogu halinde geçmiş¬tir. Feridun Fikri (Düşünsel). Adı Terakiperver. . her hüküm ve kararını selahiyettar heyetlerinin ekseriyeti arasına istinad ettirecektir. biri. Genel Başkan: Kazım Karabekir. ahlak. Abidin (Manisa). Hürriyet-i şahsiyeyi her sahada mukaddes addedeceğiz. Zaten CHF'nın karşısında yer alan partiler büyük bir çoğunlukla daha liberal (Ekono¬mik ve siyasi anlamda) eğilimlidir. Değilim. Saltanatçı değilim. Rauf Bey. 13'ü ikinci meclisten sonra politika sahnesinden silinmişlerdir. Genel Sekreter: Ali Fuat Paşa.. Şükrü Bey. Güvensizlik oyu veren 18 milletvekili şunlardır: Dr. Ko¬nuşmasını şöyle bitirdi: "Bana zorla saltanatçı diyorsunuz. gibi bir dizi sorunun yerine Halk Fırkasının silahşor milletvekillerinin Rauf Bey ve arkadaşlarına hoşgörü sınırlarını aşan saldırılarına tanık olunmuştur. Refet Paşa (Bele). Ancak faziletli milletlerin sosyal ilişkilerinde kişi¬lerin özgürlükleri yekdiğerini terbiye. Adnan ve H. Rüştü Paşa (Dadaş).. Sorun anlamsız biçimde Cumhuriyet tartışması haline dökülmüştür. Hiç bir gün bunun dı¬şında bir şey söylemedim. TCF'nın kuruluşu ile birlikte bir parti beyannamesi de yayın¬lamıştır. . Diğerleri ise 1939'dan sonra meclise yeniden dönebilmişlerdir. tega-lübün.. İzmir Suikast davasının uzantısı ola¬rak Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından asılmışlardır.

TCF'nın kuruluşundan üç gün sonra Halk Fırkasının meclis gru¬bunda İsmet Paşa örfi idare önerisi yaptı. 7) Cumhuriyet Üzerine Solun Görüşü: . Bu görevi her zaman yapacaktır." Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası genel sekreteri Ali Fuat Paşa hükümet programına ilişkin şunları söylemiştir. Meclis içinde değişen hükümetlerin şu ya da bu üyesi ile beraber olacağını söylemek ordunun görevi dışında olan bir-şeyi orduya yüklemektir. ve Sos. oppotünist. Konya Milletvekili Refik Bey (Koraitan) hükümeti destekleyen bir konuşma yaparak "Ordu. gerekse Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. Bakanı : Dr. fırka içindeki şahinler rahat dur¬madılar. Bu grup (diktatör¬lük aleyhinde mübareze) ve hakimiyet-i milliyeyi müdafaa şiarlarıyla çıkmışlardı.ecnebi sermaye tahakkümünün önünde boyun eğmemeye azimkar). Fethi Bey ile beraber olacaktır" deyince Fethi Bey bu sözün yanlışlıkla kullanılmış olabileceğini söyleyerek şunları ekledi: "Ordu milletin or¬dusu. iradesine itaate mail. İsmet Paşa'nın istediği sert tedbirlerden yana olduğunu ihsas ederek "Benim burnuma barut ve kan kokusu ge¬liyor. Yar. Grup bu öneriyi reddetti. Başbakan : Ali Fethi Bey (ökyar) Milli Savunma Bakanı : Ali Fethi Bey (Okyar) Adalet Bakanı : Mahmut Esat (Bozkurt) İçişleri Bakanı : Recep (Peker) İki ay sonra yerine Cemil (Uybadın) Dışişleri Bakanı Maliye Bakanı Eğitim Bakanı Tarım Bakanı Ticaret Bakanı Bayındırlık Bakanı Şükrü (Kaya) M. Mazhar (Germen) Denizcilik Bakanı : İhsan (Eryavuz) Fethi Bey programını okuduktan sonra." Böylece CHF'nın ılımlı kanadını temsil eden Fethi Bey hükümeti güven oyu aldı. Grup toplanışından sonra Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında toplanan Fırka yönetim kurulunda Gazi." (Ahmet Cevat Emre) TKP çizgisindeki solun Terakkiperverler için bu yorumu bugün pek anlamlı ve haklı görülmeyebilir. İnşallah ben yanılmışımdır" diyerek İsmet Paşa'nın istifasını kabul etmiş. siyasette her şeyde samimi olmaktır.5 ay sürmüş ve yerini Şahinlerin adayı İsmet Paşa'ya bırakmıştır. Ne var ki. İsmet Paşa iktidardan uzak kaldığı ve Heybeliada'da istirahat ettiği üç buçuk ay süresince Cumhu¬riyet Halk Fırkası'nın genel başkan vekilliğini uhdesinde bulundur¬muştur. Abdülhalik (Renda) Şükrü (Saraçoğlu) Hasan Fehmi (Ataç) Ali (Cenani) Fevzi (Pirinççi) 268 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Sağ. güvenimiz de yitirilecektir. ecnebi serma¬yenin isteğine. Parti içinde. Bu yorgunluğu gidermek politika ve insanlık gereğidir. Bu umudumuzu yitirirsek. Cumhuriyet idarelerinde işbaşına gelen hükümetler en sağlam dayanaklarını milletin bağrında aramalıdırlar. köktenci ve şahin karakterli Recep Bey (Peker) İçişleri Bakanlığından ayrıldı. CHF'na oranla daha bir özgürlükçü çizgide kabul edilmelidir. Böyle olacağına inanarak güvenoyu vereceğiz. O bağırda sıcak ve samimi bir yer bulamayan hükümetlerin yerlerinde kalabilmeleri güçtür. Önce İstanbul Belediye Başkanlığı için seçim kararı alan hü¬kümeti protesto etmek için İçişleri Bakanı. O günkü koşullarda radikal cum¬huriyetçilerin amaçlan konusunda iyimser bir tanım olarak değerlen¬dirilebilir. Bu da Fethi Bey hükümetine geçici olarak bakıldığının bir göstergesidir. fakat bu avamfırip şiarlar hakiki bir opportünizmi örtüyor. Daha sonra da deği¬neceğimiz gibi Fethi Bey hükümetinin ömrü 3. diğeri mütegallibenin. yobaz unsurunu da içinde bulunduruyordu. kabineyi oluşturmaya Fethi Bey (Okyar)'i memur etmiştir. "Memleketin ve mille¬tin yıllardan beri bağımsızlığı ve özgürlüğü koruma kuşkusuyla çarpan kalbi şüphesiz ki yorgun düşmüştür. bu son grup tabiatıyla mürteci. Fethi Bey kabinesi şu kişilerden oluşuyordu. arkadan gelen irticaa siper oluyordu. kanun severlilikle milletin bağrında yer tutmaya çalış¬masını dileriz. Düzeltilmesi gerekir. muhtekirin. softanın. vatanın kahraman ve yüksek koruyucusudur. Yeni hükümetin adalet düşüncesi ile. Bunun tek çaresi de idarede. Herşeye rağmen gerek ikinci grup.

gazete boyutlarında bir Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 269 haftalık dergidir. Şefik Hüsnü Birinci Millet Meclisi'ndeki siyasal yapılanmanın özünü oluşturan "tevhid-i kuvva" yani güçlerin birliği il¬kesinin gözardı edilmesini eleştirmektedir. Şefik Hüsnü'nün vermiş olduğu bu örnek." Bilindiği gibi Dr. Bu konudaki düşüncelerini "Vazife" dergisindeki yazılarında görmekteyiz. Yazı şu açık soruyla bitmektedir: "Biz hakimiyeti milliyenin is¬tikrar ve selametini tevhid-i kuvva'da görüyoruz. Devletin esası ve şekli meselesinin itidali demle tayini ile. alelacele fevkalade tedbirlere müracat edildi. meğer böyle bir fırsata intizar ediliyormuş. gerek meclis genel kurulunda tartı¬şılan en önemli konulanndan birini oluşturmuş olan 25. 1923 ylının son iki ayında çıkmış. teşkilatı esasiyeye ithaf 270 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 olunabilir ki milletvekillerinin hukuk ve selahiyetlerine her türlü teca¬vüz ihtimali evvlceden bertaraf edilmiş olur. şahsi ve geçici tesirlere kapılmaz soğukkanla meseleyi tetkik ederse vaziyeti gereği gibi İslah edebilir. 1924 Anayasası'nm gerek komisyonda. meclisin küçük mikyasta olsun. Şefik Hüsnü ve Sadrettin Celal olmak üzere Aydınlık yazarlarının ve partili kadrolarının önemli bir bölümü bu der¬gide yazmışlardır. Biz burada söz konusu yazıların Cumhuriyetin ilk yapılanmasına ve o günkü sosyo-ekonomik politikalara ilişkin önemli bölümlerine değineceğiz. Bu defaki heyet-i vekile buhranı vesilesiyle bunun ka¬rıştırılmaması daha muvafık idi. Mesela en mühim ihtilaf ihtimalini nazarı dikkate alalım: Reisicumhur tarafından gösterilecek başvekillerin siyasetini millet meclisi mükerreren tasvip etmeyecek olursa bu ukde nasıl çözülecek? Kanaatımızca bilfiil icra kudretinin de meclise ait olduğunu teyid için. Fakat arzu edilen tadilatı gürültüye getirip. Şefik Hüsnü beş başyazı yaz¬mıştır. Bu tedbir haki-miyet-i milliye için kurtarıcı bir tesire haiz olacaktır. maddesinde Cumhurbaşkanına verilen meclisi feshetmek yetkisi büyük gürültüler koparmıştı. uzun uzun tetkike muhtaç bulunduğunu herkes takdir ediyordu." . Bizi düş kırıklığına uğratan milletvekillerimiz üyesi bulundukları meclisin ha¬kimiyetini kıskançlıkla korumak niyetinde midirler? Bunda başarılı olmak için gereken azmi ve kararlılığı kendilerinde hissediyorlar mı? İnkılabın alacağı istikamet bu sorulara verilecek cevaplara bağlıdır. Meclisin icra üzerindeki yetkilerini yeniden dü¬zenleme ve geri alma konusunda fırsatın geçmediğine şöyle değinil¬mektedir: "Bundan sonra yapılacak tadilat. Anayasanın değişti¬rilmesi görüşülürken "Tefrik-i kuvva" (kuvvetler ayrılığı) lehine orta¬ya konan dengenin bir çok noktalarda.Solun önde gelen temsilcisi. bu takdirde Reisicumhurun istifa et¬mesini amir bir madde anayasaya ilave olunabilir. Yalnız maateessüf te¬mennilerimiz hilafına olarak kabul edilen Cumhuriyet şeklinde. Vazife. telaş arasında geçiştirmek için. illegal TKP'nin uzun yıllar liderliğini yapmış olan Dr." Milletvekillerinin bu konuda bilinçli ve kararlı davranmadıklarını öne sürdükten sonra. Başta Dr. Cumhuriyetin ilan ediliş biçimindeki acele ve konunun enine bo¬yuna incelenmemesi de yazıda şöyle yer almaktadır: "Heyet-i vekilenin istifası üzerine vatan büyük bir tehlikeye maruz kalmış gibi. Vazife dergisinde Dr. Aralık ortalarında yayın yaşamına son vermiş. Meclis de bilâ itiraz bu ferâgata razı oldu. meclisin icra selahiyetlerinin teyid ve takviye etmek suretiyle düzeltilmesi şayanı arzudur. Yazıda kabine için güven oyunun söz konusu olmadığı hallerde vekillerden biri için de güven oyuna başvurulması dolaylı bir biçimde savunulmaktadır. Mebuslar arasında buhranın önüne başka türlü geçileme¬yeceği zehabı uyandırıldı. Bu bir iyilik addolunmahdır. "Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye" başlığını almıştır." Bu noktada Dr. Meclis ile cumhuriyet riyaseti makamının münasebetlerini tesbit eden öyle bazı müdebirane ve durendişane mevad. Birinci yazı 5 Kasım 1923'de yayınlanmış. Yazının dikkate değer nok¬taları aşağıya yansıtılmıştır: "Nihayet bir şimşek çabukluğu ile Cumhuriyet ilan edildi. icra selahiyetlerini muhafaza kaydında olup olmadığını gösterecektir. Şefik Hüsnü Cumhuriyete değil onun yapılanma biçi¬mine itiraz etmiştir. Millet Meclisi kendisini toplar da. bizi kurtaran anayasanın ruhuna tamamiyle sadık kalınmadı. Müb-hem bir vaziyetten bu suretle çıkıldı ve irtica emellerine karşı yeni bir sed çekilmiş oldu. Nitekim 1922 yılı sonlarında "Aydınlık"ta yazdığı bir başka yazıda Ankara'nın "Tevhid-i Kuvva" ilkesinde ısrar etmesinin devrimci bir yaklaşım olduğunu bunu eleştiren Lütfı Fikri ve arkadaşlarına karşı ileri sürmüştür ve savunmuştur. Yegane çare olarak meclisin icra selahiyet¬lerinden feragat etmesi talep olundu.

Şefik Hüsnü'nün 17 Kasım 1923'de "Vazife" dergisinde ya¬yınlanan "İnhilal (Çöküntü) emareleri (belirtileri)" başlıklı yazısında ikinci mecliste oluşan iktidarın. Bütün millet onun etrafında toplanmalıdır denili¬yordu. milletin inkılap sayesinde kazandıklarını kaybetmesiyle eşdeğer olacaktır. TKP sözcülerinin ileri sürdükleri muhalefet sultanlığı geri getirecek. Bu maksatla Halk Fırkası fikri ortaya atıldı. . Bütün tehlikeler zahiren bertaraf edilince. Halkçılıklarında samimi olmadıkla¬rını ifşa edercesine tahammülsüzlük ve sabırsızlık alametleri gösterdi- Cumhuriyet ve Fırkaların Oluşumu 271 ler. Mateessüf kendilerinden tamamıyle emin olmayan zi¬mamdarlar bundan kuşkulandılar. milli endi¬şelerden kaynaklanan bu muhalefeti hüsn-ü telakki (iyi niyetle karşıla¬mak) etmekti. Ali Fuat. Mateessüf kaynayan kazanan altındaki ateşte biz "şahane" bir parıltı buluyoruz. Şimdi müsbet yaratma faaliyetleri için Halk Fırkası teşekkül etti. Halk Fırkası etrafında milli birlik düşüncesinin gerçekleştiğini zannettiler. savı yanlıştır. işittiğimize nazaran bütün muhalefet cereyanları bir noktada temerküz ediyor: Hükümdarcılık.. seyyanen. devrimin nimetlerini korumada çıkarı olan yoksul ve orta halliler sınıfının partisi olursa pa¬yidar olur. Bunun üzerine bir çokları. söylemleri ile sadece demokratik bir yaşamı savunmuşlardır. Sınıf farkı gözetmeksizin. TCF'nin önde gelen liderleri. sınıf partisine kapalı sözde demokratik yaşam temelde 1923-24 günlerinin ürününü taşımaktadır.. Gördüğümüze. geniş halk yığınlarının ya¬şamsal gereksinimlerini karşılamayı hedefleyen yeni esaslar üzerine elde edilmiş olanı büyük bir cesaretle korumaya azmetmiş ve icabında daha ileriye gitmekten korkmayacak üyelerden oluşan bir devrim partisi yaratılabilmelidir. VI "TAKRİR-İ SÜKUN"DAN YAPAY MUHALEFETE (1923-1931) . Geçirmekte olduğumuz acı deneylerin devamına meydan vermeden iş başında olanlar gözlerini açmalıdır. Ne var ki fena kurulmuş ve fena idare edilmiş olan üç aylık bir denemeye dayanamadı." Bu satırlarda durumun bir tesbitini yapan yazarımız çözüm olarak da şu öneriyi getirmekte ve savunmaktadır: "Bugün Halk Fırkasında bir yığın ürünü bozacak hale gelen muzır ve faidesiz otlar gecikmeden ayıklanarak. Türk mil¬letini muhakkak bir ölümden ve ölümden de beter olan ecnebi tahak¬küm ve esaretinden kurtaran milli birlik temelinden bozulmak üzere¬dir. Gerek Terakkiperver Cuhuriyet Fır¬kası gerekse sol akımlar. Önce tek partili yaşam. tedbirsizliklere karşı göz yumanların itiraz ve tenkid sesleri yükselmeye başladı. umutların suya düşmesi. mücadele esnasında yol¬suzluklara. bir aylık Cumhuriyet hükümetinin bir dizi yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamaları karşısında kal¬ması. Adnan Adıvar. Kazım Ka-rabekir. Oluşturulacak devrim partisi bir sınıf partisi. kısmen de bazı muhterem zevatın şahsi tesiri idi.Dr.. Ve kolaylıkla bizi onbeş sene evveline irca edeceklerine zahip oluyorlar (zannediyorlar). Mustafa Kemal Paşa'nın millet nezdinde haiz olduğu itibar ve teveccüh sayesinde geçen seçimlerde herkes kapalı gözle reyini resmi namzetlere verdi." Dr. İttihatçılar inhilal (çöküntü) vukuunda iktidar ma¬kamına kendilerini yegane namzet addediyorlar. Bugünkü toplumsal yapı içersinde sağlıksız olan genel da¬yanışma kuramına uyulduğu sürece bir iş görme imkanı olmayacaktır. Vatanı koruma için Müdafa-i Hukuk Cemiyeti vardı. Bu cereyanların ga¬lebesi. Şefik Hüsnü'nün bu yazısı.. cumhuriyetin demokrasi açısından içine düştüğü darboğazı ve bu darboğazı aşmanın koşullarını günün şartları çerçevesinde ortaya koymaktadır. onun vazifesi hitam buldu. İktidar makamını işgal edenlere düşen. Dr. Fakat bu başarı halkın serbest iradesinin eseri olmaktan çok uzaktı. bütün millete dayanan bir teşkilat ola¬maz. sonra 272 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 da sola. Milli ruhtan doğan bir doğal eğiliminin vahim anlarda yarattığı birliği zorla. Refet Paşalar. yönetime olan güvenin sarsılmasına de¬ğinerek erken çöküntünün nedenleri üzerinde durulmaktadır. Şefik Hüsnü soruna şöyle girmektedir: "Bugün pek hazin bir manzara karşısında bulunuyoruz. Bu hal geçen Ekim (29 Ekim) inkılabını hazmedemeyenleri son derece sevindiriyor. Recep Bey ve diğerleri cumhuriyetin kuruluş kavgasına çekincesiz katılan kişilerdir. Onun nedenleri kısmen korku. İş görmek söz konusu olunca. icbar ile yaratmaya kalktılar. çevirici güçten mahrum bir makine gibi durdu. Artık hayalâttan vazgeçmek zamanı gelmiştir.

Şeyh Sait İsyanı. Bu arada başta İngiltere olmak üzere yabancı ülkelerle ilişki kurmak ve destek arama girişimleri somut bir sonuç vermedi. PKK eylemleri de "Terörle Mücalese Yasası"nı gündeme getirmiştir.Mart 1924'de Halifeliğin kaldırılması Azadi'nin din ağırlıklı bir propaganda izlemesine neden oldu. dönemine kadar geriye gö¬türmek mümkündür. Şeyh Sait isyanı. tam anlamıya bir baskı rejimini öneren "Takrir-i Sükun" yasasını. Dersim İsyanı ve PKK hareketi. yüzyılın ilk yansında itibaren yükselmeye baş¬lamıştır. Diğerleri ise tarih sırasıyla Bedirhan Bey ayaklanması. Asi Resul ayak¬lanması.Şeyh Said 1924 kışı başında yerleşik bulunduğu Hınıs'tan . Bu nedenle Şeyh Sait ayaklanmasının askeri gelişimine aşa¬malar halinde kısaca değinecğiz: . ŞeyhJSait İsyanının iki yönü vardır. Özellikle Hamidiye alaylarından gelen subaylar ve etkili aşiret reisleri. Bunlar arasında Türki¬ye'nin demokratik gelişimini yakından etkileyen üç kalkışmadan özel¬likle söz etmeliyiz. Şeyh Sait İsyanı. 19 yüzyılda dört büyük Kürt ayaklanmasını görmekteyiz.Kürtler arasında 1923'den itibaren örgütlenmeler görülmeye başlandı. Raçkotan ve Raman'daki eylemler. Netki ayaklanması. Savaşın bitmesiyle birlikte "Kürdistan Teali Cemiyeti" kurulmuş ve bu dernek bağımsız bir Kürdistan doğrultusunda çalışmalarını sür¬dürmüştür. Arnavut ve Arap ulusal hareketleri yanı-sıra Kürt ulusal hareketini de Mahmut II. Tarihçiler Kürt ulusal hareketini Bedirhan Bey ve Şeyh Beydullah ayaklanmalarına dayandırmaktadırlar. ikinci yönü ise "Takrir-i Sükun" ve sonuçlarını meydana ge¬tirir. Sason ayaklanması. Hevi. Zeylan isyanı. Koybun Cemiyetinin öncülük ettiği Doğu isyanı. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte aşiret alayları haline dönüştürülmüştür. . sonra da Koçgiri'de bir örgütlenmeye gittiler. Tendürük ve Savur'daki eylemler. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra Kürtlerin değişik örgütler kurarak özgürlük mücadelesine başladıklarını görmekteyiz. Bu örgütlerin baş-lıcalan: Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti. Bu tutuklamalar neti¬ cesinde liderler arasında bulunan Şeyh Sait yalnız kalmıştı. Daha sonra bu isyan Nurettin Paşa kumandasındaki milli güçler tarafından sert bir şe¬kilde bastırıldı. Roji Kürt. Yunan. . Bunlardan birincisi vergilendirme olayları nedeniyle çıkan Revanduz ayaklanmasıdır. Yezdan İzzettin Şer ayaklanması ve Şeyh Beydullah ayaklanmasıdır. Dersim isyanı ve PKK hareketi. Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 sonunda Koçgiri'de bir isyanın odak noktası oluştu. 1920 yılı 274 . Bulgar. . Bizi yakından ilgilendiren olayın demokratik yaşamla ilintili ikinci yönüdür. Bu üç yasa da dö¬nemlerinde demokratikleşme çabalarının önüne engel olarak çık¬mışlardır. Hatabek Kürt Dernekleridir. Kendisi de o görevden alındı. Dersim isyanı "Tunceli" yasasını. Birinci dünya savaşı sırasında bir önce değindiği¬miz aşiret alayları özellikle Güney Doğu'da ve doğuda Ermeni-Rus saldırılarına karşı kullanılmıştır. Sırp.Nasturi ayaklanması. Koç Uşağı ayaklanması. Cumhuriyet döneminde Kürt başkaldırılarının başlıcaları şöyle sı¬ralanabilir: Nasturi isyanı. Azadi adını alan gizli örgüt bu kongrede Kürt bölgesinde topyekün bir ayaklanma kara¬ rı aldı.Gizli örgüt ilk kongresini 1924'te topladı. Ör¬ gütlenmenin başını Cibran aşiretinden Albay Halit Bey'le Bitlis emir¬ lerinin soyundan gelen Yusuf Ziya Bey'di.1) Şeyh Sait Ayaklanması ve "Takrir-i Sükun" Yasası: Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altındaki çeşitli etnik grupların ulusalcı hareketleri 19. şeyhler bu örgütün çekirdeğini oluşturmaktaydılar. Bu alaylar çeşitli zamanlarda kullanılmış. bir çok önderin Irak'a kaçması ile Azadi'nin meydana çıkması sonucunda Yusuf Ziya ye Halit Beyler başta olmak üzere birçok Kürt lideri tutuklandı. Ankara Hükümetinin oluşmasında sonra Kürtler Ankara Hükümetiyle pazarlık edebilmek amacına yönelik bir nota verdiler. Sevr andlaşması sırasında müttefiklere Kürdistan'la ilgili ayrıntılı raporlar vermiştir. Abdülhamit döne¬minde sürekli sorun çıkaran Kürt aşiretlerini merkezi yönetimle özdeş¬leştirmek için bu aşiretlere bağlı köylülerden oluşan "Hamidiye Alay¬ları" oluşturulmuştur. Oramor ayaklanması. . Nurettin Paşa'nın sert tutumu TBMM'de büyük tar¬tışmalara neden oldu. Birinci yönünü askeri harekat oluşturur.

Lice ve Hani do¬ laylarında dolaştı. İsyanın genişlemesi üzerine Fethi Bey hükümeti Anayasının 86. Din yok edilmek isteniyormuş. 4 Şubatta Darhini ele geçirilerek ayaklanmanın başkenti ilan edilmiştir. Önerinin gerekçesinde şu nokta öne çıkarılıyordu: "İnsanlığı mutlu ... Dış sorunların çözülmek üzere olduğu şu sıralarda. Siirt." Hükümet aynı gün ikinci bir tezkere ile Malatya'nın da sıkıyönetim bölgesine dahil edilmesini istedi. Fakat. Türk vatanına getirdiği kötülüklerden Türkiye Cumhuriyetini korumak için hükümetimiz bütün tedbirleri almakta ka¬rarlıdır. dinin yeniden canlandırılması için Şeyh Saidi görevlendirmiş. Bunun sonucunda ayaklanan¬ lar önce Diyarbakır kuşatmasını kaldırdılar. . Hükümet tez¬keresinde şöyle denilmekteydi: "Ergani ilinin bir kısmında devletin si¬lahlı kuvvetlerine karşı meydana gelen silahlı ayaklanma Diyarbakır. Siverek. Dersim. Olayın siyasi yönü (bir önce değindiğimiz ikinci yönü) demokra¬sinin gelişimi açısından çok önemli. Genç illerine de yayılrhış ve daha da genişlemeye elverişli gö¬rülmüş olduğundan Genç. bir¬çok şeyler akla gelebilir.. Bazı iddialara göre 1925 yılı başında Şeyh Said "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. Siverek. Tanrı da. Mardin. içerde çıkan bu ayaklanmaların kaynak ve sebeplerini aradığımız zaman. Diyarbakır. Murat nehri çevresinde bir cephe oluşturuldu.ayrılarak maiyetindekilerle birlikte Çapakçur. Muş. Çapukçur.Şeyh Said'in isyan bayrağını açtığını duyan diğer aşiretler de ayaklanmaya katıldılar. Ergani. Elazığ'da işgalden sonra yapılan büyük yağmalama kent eşrafının milis gücü ör¬ gütleyerek asileri Elazığ dışına sürmesi sonucunu vermiştir. . gibi birçok kasaba asilerin eline geçti.. maddesi uyarınca sıkıyönetim ilan etti ve 23 Şubat 1925'te onaylaması için TBMM'ne başvurdu. Halka söylenenler. Palu. Ergani vb. 275 Azadi'nin ikinci kongresini topladı ve bu kongrede bir savaş konseyi oluşturuldu.. Elazığ. Halka söyle¬nen budur. Kığı ve Hınıs ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmiştir. . Bütün bunlar olurken hükümet. İç ve dış herhangi bir tehlike karşısında bütün dünya bilmelidir ki. Bu takviye gücün gelmesiyle ayaklanma yöresinde denge Hükümet lehine değişti. Asiler.Şeyh Said ve emrindekiler Piran'da iken (bugünkü Dicle il¬ çesi) emrindekilerden birini jandarma tutuklamak isteyince ilk çatışma çıkmıştır. Böylece ayaklanma planlanandan önce başlamıştır. bu kentteki yetkililer Cibranlı Halil ile Yusuf Ziya beyleri hücrelerinde öldürdüler.. Fran¬ sızların izin vermesi sonucu. hapiste bulunan Azadi önderlerini kurtarmak için Bitlis'e doğru yürüyüşe geçince. Hükümetimizin kanunlara uygun olan kararlarına var: lığımızla yardımcıyız. bu vatanın tek bir vücut halindeki evlatları her zaman. Gerek 31 Mart olayının. Bu nokta¬ dan sonra Diyarbakır kuşatıldı. gerekse Arnavutluk ayaklanma¬sının Türk milletine. 14 Nisan'da Şeyh Said ve arkadaşları yakalandı. Van ve Hakkari. Eldeki bilgilere göre bu aşamada isyancıların sayısı bin dolaylarındaydı. isyancılar ve tertipçiler. şimdi söyleyeceğim gibi uydurmalardan ibarettir. . büyük bir askeri gücü Halep-Nusaybin hattıyla Mardin'e şevketti. Bitlis. her fedakar¬lığa hazırdırlar." Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası genel başkanı Kazım Karabekir Paşa da şunları söyleyerek hükümetin teklifine destek vermiştir: "Dini araç ederek ulusal varlığımızı tehlikeye sokanlar her türlü lanete layık¬tırlar. Maden.Asiler daha sonra Varto ve Elazığ'ı ele geçirdiler. Hükümet adına söz alan Başbakan Fethi Bey isyanla ilgili bilgi verdikten sonra şu noktalar üzerinde durmuştur. Bazı küçük yörelerde çete savaşların sürmesine karşın-Şeyh Said ayaklanmasının askeri boyutu böylece sona erdi. halka bu et- 276 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 kenleri açıklamamışlardır." Sıkıyönetim oy birliği ile kabul edildikten sonra "Hiyanet-i Vata¬niye" yasasına eklenmek üzere verilen bir önerinin ivedilikle görü¬şülmesine geçildi. Urfa.10 Şubatta bir posta arabasına el konuldu. Erzurum illeriyle. ".

genel huzur ve istikrarın sürdürülmesi ve herhalde devletin gücünün pekiştirilip kuvvetlendirilmesi için hızlı ve etkili özel tedbir¬ler alınmasını gerekli görüyoruz. Fırkaya yakın gazeteler bu dönüşü iri puntolarla birinci sayfadan verdiler. haksız kötü isteklerin karşılanmasına araç edilmek gibi amaçlarla tam tersine bir akıbete düşüriildüler.) İsmet Paşa yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi. kötülükler altındaki insanların kut¬sal haklarını kesin bir kararlılıkla meydana çıkarma aracı olan devrim¬lerin amansız düşmanı olan kötüler. Durum açıklansın" diye bir çıkış yaptıysa da dikkate alınmadı.. tü¬redileri kötülüklerine. Şeyh Said ayaklanması onlar için bulunmaz bir fırsattı. dinde gericilik için kullanıldı. Muhalefete yumuşak davra-nıldığı ileri sürülünce. Yapılan oylama sonunda CHF grubu 60'a karşı 94 oyla kabineye güvensizliğini bildirdi. maceraperestleri." Hükümet değişikliğinin nedenini soran muhalefete İsmet Paşa şu kısa yanıtı vermiştir: "Biz hem olayları hızla bastıracağız hem-de benzeri . 277 politikası ve aldığı önlemlerle bir anlamda güven oyu almış sayılabilir¬di. Tarihin. o okuyup Fethi Bey'e uzatıyor." Bu kısa konuşmadan sonra Rauf Bey: "Bu hükümet 3-4 gün önce Genç ayaklanması için açıklamada bulunmuş." Bu değişiklik de genelkujrulda oybirliği ile kabul edildi. Gazi bunlara Anadolu Ajansı aracılığı ile verdiği yanıtta şöyle demekteydi: "Halkın her yandan yükselen ateşli lanet ve nefret duygulan karşısında irticaın tamamiyle eriyeceğine güvenim tamdır." CHF'nın şahinleri alınan bu karardan memnun olmamışlardı. Gazi telgrafı bu kez İsmet Paşa'ya uzatyıor. gerici hareketler bastırılsın. katil ve zorba taç sahipleri. Fethi Bey TBMM'nden onay aldıktan üç dört gün sonra toplanan CHF grubunda kabine güneydoğu politikasından ötürü şahinlerin ağır eleştiri ve suçlamalarına hedef oluyor. Bu sırada Heybelia-da'da istirahat eden İsmet Paşa aniden Ankara'ya döndü. eylemli olarak. insanlık en dayanılmaz. her ne olursa olsun halk arasında bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için gerek tek başına ve gerekse toplu olarak sözle ya da yazıyla. Bu arada yurdun değişik yörelerinden Mustafa Kemal Paşa'ya ve hükümete dayanışma. başkaldıranlar ve gericiler uslandırılıp yola getirilsin. zorbalıklarına dinleri dayanak gösterecek kadar Tanrı buyruklarından yararlanmak yollarını buldular. Fethi Bey "Gereksiz şiddetlerle ben elimi kana bulamam" diye yanıt verdi. insanlığa mutluluk ve yükselme kılavuzu olarak Tanrı ka¬tından indirilmiş olan kutsal dinler. kabul ettiler. O telgrafı okuyunca yaveri çağırarak tamamlayıcı bilgi alıyor. Meclisten onay al¬mıştı. Mustafa Kemal Paşa orada bulunan bazılarına işte aralarındaki fark budur gibi bir yorum yapıyor." 278 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 TCF adına konuşan Ali Fuat Paşa ise endişelerini şöyle dile getirdi: "Başkaldırma hareketleri. Bu anı ne oranda doğ¬rudur bilinmez. Siyasete alet edilmiş olan dinlerin insanlık yaşantısındaki etkisi bundan başka bir sonuç vermemiştir. Hükümet azınlıkta kalmış olduğundan istifamızı Cumhurbaşkanına verdim. ama şahinlerin İnönü'ye nasıl güvendiklerini ortaya koymaktadır." Söz konusu yasanın birinci maddesi ha¬zırlanan değişikle şu şekli almıştı: • "Dini ve dinin kutsal kavramlarını siyasi amaçlara esas veya alet etmek için demekler kurulması yasaktır. Fethi Bey hükümetinin programını aynen kabul ederek. şu noktayı öne çıkardı: "İç politikada herşeyden önce son olayların hızla ve şiddetle bas¬tırılıp söndürülmesi ve memleketin maddi ve manevi bozgundan ko¬runması.. Ertesi günü Fethi Bey Meclis Genel Kurulunda istfasını şöyle açıkladı: "Bağlı bulunduğum Cumhuriyet Halk Fırkası'nın dünkü toplantısında Bakanlar Kurulunun iç politikası hakkında cereyan eden tartışma sonucunda. bazı emirler veriyor. Gazi'nin sofrasında ya da Çankaya'daki bir toplantıda yaverlerden biri Mustafa Kemal'e bir telgraf verince. "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. Dini ya da dinin kutsal kuramlanm alet ederek devletin şeklini değiştirmek ve başkalaştırmak ya da devletin güvenliğini bozmak. Denilebilir ki. elleri satirli. bağlılık telgrafları çekiliyordu. Böylce Fethi Bey kabinesi. en kanlı yaşantı dönemlerini talihin acı bir sonucu ile din ve dinin kutsal kavramları için yapılan çatışmaların arasında yazdı. Başvekil şöyle bir okuyor Gazi'ye iade ediyor. (Fethi Bey daha sonra milletvekilliğinden ayrılıp Paris Büyükelçiliği görevini kabul edecektir. Bu tür demekleri kuranlar veya bu derneklere girenler vatan haini sayılırlar. Söylenmesi çok üzücüdür ki. nutuk söyleyerek veya yayın yaparak harekette bulunanlar vatan haini sayılırlar. tarihin akışında aşırı. Ancak milletin tabii haklarını ve özgürlüklerini sınırlayıp baskı altına alacak tedbirlere de idare cihazın¬da yer verilmesin. Şimdi ise aynı olay nedeniyle istifa etmesi dikkat çekicidir.etmek için konulan ve yayılan kutsal dinler.

tüm yanlış işlerini bu kapıdan içeriye sok¬muşlardır.".. Bir yangın söndürülürken Türk milletinin tabii hakları sınırlandırılmamahdır. hemen bu gece görüşülmesini istedi¬ğim bir karar vardır. Öyle bir sınır ki insanların zihinlerinden geçenleri bile bunun kapsamı içine almak mümkündür. Dünyada huzur ve sükun deyimi kadar sınırı geniş bir kavram yoktur. 279 sıkıyönetimi bile hafif bırakacak bir şekilde bir kuşku yasası getiriliyor. Yaptıkları konuşmalarla demokrasi açısından çok haklı noktalara parmak bastılar. Bu kanunun memleket için bir şeref olmadı¬ğını söylediler. Yüksek Meclisten durum gereği. Ayaklanmayı tezelden ve acımasızca bastırmakta hepimiz oybirliği içindeyiz. Ana¬yasaya aykırı davranmamıştır.olayların tekrarlanmasını önleyecek etkili tedbirler ala¬cağız". "Takrir-i Sükun" Yasasının kabulünden sonra iki İstiklâl Mahke¬mesinin teşkiline ilişkin hükümet tezkeresi okundu. vatan ve millet içindir. fakat bazen kanunu da vardır. Yeni Hükümet 154 olumlu.. özgürlük kanunla sınırlıdır. İsmet Paşa. davranışları ve yayınlan. Muhalefet tedirgindi.. bozgunculuk. Bu ithamı şiddetle reddederim. Bu kanunu kabul etmek.." Rauf Bey (Orbay)." Kazım Karabekir Paşa. cumhurbaşkanının onayı ile kendi başına ve idari olarak yasakla¬yabilir". İsmet Paşa kısa bir teşekkür konuşması yaparak sözlerini şöyle tamamladı: "Yüksek Meclis güvenebilir ki. Bazen özgürlüğü vardır. Çok kısa olan yasa tasarısı sonraları "Tak-rir-i Sükun" diye anılan yasaydı. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey ile Başbakan İsmet Paşa yanıt verdi." Bunun üzerine Meclis Başkanı "İsmet Paşa'nın sözünü ettiği kanun tasarısı şimdi geldi. bugün de kürsüden söylendi ki. Recep Bey şu konuya ağırlık verdi: "Bir kaç gün önce ga¬zetelerde yazıldı. Kuşkumuz kişi¬sel değil. Fakat memleketi anarşi içinde bırakmak da de TBMM. Devlet idaresinde kitap nazariyeleri ile teknik yaşantının belirlediği uzlaşma çizgisi üze¬rinde yürümek durumundayız. Gerçek. Tümünün reddini teklif ederim. Bu sözcüğü hükümetin eline vererek insanların çabalarını kuruluş. Bir devletin temellerini atarken. Bu konuşmaların önemli bölümlerini aynen alıyoruz: Feridun Fikri Bey (Dersim). huzu¬runun. Milletvekillerinin sesleri bile artık bu kubbe altından dışarıya çıkamayacaktır. Cumhuriyetimizde böyle bir maddeye yer olmamalıdır. memleketin sosyal düzeninin.. Bir de güvenlik kelimesi var. Şimdi "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. Mahkemelerin biri doğudaki harekât sahasında görev yapacak ve vereceği idam kararları 280 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . ülkenin esenliği için çizdiği yolda ve şimdi kabullendiği iç politikada memleketimiz için yalnız esenlik ve kurtuluş sonucuna varacağız. Halk Fırkası halktan şüphe ediyormuş. yayım diye sınırlamak doğru değildir. Siyasi dernekler vardır (yani partiler). İstiklâl Mahkemeleri.." Adalet Bakanı ise şunları belirtti: "Anayasada sayılan özgürlükler sınırsız değildir. bunu kesinlikle başaracağız..." Konuşmalar sonunda "Takrir-i Sükun" yasası 22 red oyuna karşı 122 kabul oyu ije kanunlaştı (Kanun no: 578). ne de onun hükümetine şeref değildir. adından da anlaşılacağı gibi İstiklal sa¬vaşı sırasında yapılmış ve yapılması gereken bir mahkemeydi. Memleketin sosyal düzeni kav¬ramından daha belirsiz. Dünyadaki keyfi idareye dayanan bütün hükümetler. Bu yasanın demokratikleşme süreci¬mizi etkileyen temel maddesi şöyleydi: "Gericiliğe ve ayaklanmaya." Halis Turgut Bey-". Fakat milletin doğal haklarını baskı altına alacak işlerden yana değiliz. 23 red ve 2 çekimser oyla güven oyu aldı."Önce de söylediğim gibi ayaklanmanın olduğu yerlerde hükümetimizin kanuna dayanarak yapacağı her işe ta¬raftarını. güvenliğinin ve asayişinin bozulmasına sebep ola¬cak bütün kuruluşları.. sının çizilmemiş ne vardır? Müstebit hükü¬metler sosyal düzen prensibi arkasından yürütme alanında daima kendi isteklerini ileri sürmüşlerdir. İkinci birleşim açıldığında komisyondan gelen yasa tasarısını okuttu.. Bu deyime neler girmez ki." Muhalefetin öne sürdüğü eleştirilere Milli Savunma Bakanı Recep Bey (Peker).. Genç ayaklanması oldu diye cumhuriyetin ve ulusal egemenliğin temeli olan anayasa bozulamaz. kışkırtmaları. Önümüzdeki kanun kabul edilirse halk hakimiyeti kısılmış olacaktır. Adalet Komisyonuna veriyoruz" diyerek oturuma on dakika ara verdi.. Kurtuluş savaşının en çetin olayları karşısında bile Millet Meclisi herhangi bir kanunu ihlal etmemiş. bu kutsal amaçlar için tahrip aracı olarak kullanamazsınız. hükü¬met. kanunlar teklif edip onları görüşürken hiçbir vakit bu nazariye ve kavramları. İstiklâl mahkemelerini ıslahat aleti sayıyorlarsa pek çok yanılı¬yorlar. bun¬ların da kanunları vardır. nazariyeler içinde boğulmamalıdır.. kışkırtıcılık.". Yasa tasarısı meclis üzerine bir bomba gibi düşmüştü. mil¬letin hayatını güven altına alacak kararlar alırken.. sükununun. cumhuriyet tarihi için bir şeref değildir.

Ankara İstiklâl Mahkemesi: Başkan Ali Bey (Çetinkaya). muhalefetin ve İstanbul'daki muhalif basının cumhuriyete karşı bir tertip içersinde olduğuna inanıyorlardı. "Takrir-i Sütün" yasasını da bu amaçla kullanmayı planlamaktaydılar. Fakat sular bir kere bulan¬mıştı. "İstiklâl". İstiklâl Mahkemesi gazeteyi aratarak. İkinci Mahkeme Ankara'da kurulacak ve faaliyet alanı harekât sahası dışındaki bölgeleri kapsayacaktı. "Sebilürreşat". parti olarak. iç ve dış güvenlik için uygulansın. Başbakan İsmet Paşa da Samsun'da çok sert bir konuşma yaparak şunları vurguladı: "Büyük Millet Meclisi'nin kanunlarına karşı gelenler hemen cezalandırılırlar ve Millet Meclisi'nin kanunlarından yakalarını kurtaramazlar. Hükümeti tutan gazeteler özellikle "Hakimiyet-i Milliye" ve "Cumhuriyet" sü¬rekli bir şekilde şiddet politikasını ateşliyor ve muhalefete saldırıyor¬lardı. "Takrir-i Sü¬kun" yasası uyarınca Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 'nın merkez ve örgütlerini kapattı. "Aydınlık". Güneydoğu'daki isyanın bastırılmasından. Avni Bey (Bozok milletvekili). 3 Haziran 1925 tarihli toplantısında "Vatandaşların al¬datılmaktan ve kışkırtılmaktan korunması" gerekçesiyle. Reşit Galip. Üyeler: Ali Saip (Ursavaş).. "Son Telgraf'. Nitekim Ba¬kanlar Kurulu. Ülkedeki siyasi hava çok gerginleşmişti. Hükümet geçmişteki suçları izleyecek ve sahiplerini ce¬zalandıracaktır." İçişleri Bakanı Cemil Bey bu gazeteler huzur ve asayişi bozucu yayınlarından ötürü kapatıldılar dedikten sonra özellikle şunları söylemiştir: "Aydınlık ve Orak-Çekiç gibiler sosyal düzeni bozan ve idare şeklimize aykırı düşen yayım yapıyorlardı. Savcı Necip Ali (Küçüka). Karar o gece yayınlandı (4 Haziran 1925) Muhalefet Partisi'nin kapatılmasından sonra sıra basının sindiril¬mesine gelmişti. anayasaya ve cumhuriyete karşı hiçbir hareketin içinde bulunmadıklarını gazete¬lere verdikleri demeçlerle yineliyorlardı. Mu¬halefetin verdiği 23 red oyuna karşın büyük bir çoğunlukla bu tezkereler de kabul edildi. Savcı Süreyya (Özgeevren). Yoksa.. Doğu İstiklâl Mahkemesi: Başkan Mazhar Müfit (Kansu). "Presse du Soir". "Orak-Çekiç". "Sadayıhak" (İzmir'de yayınlanıyor). Herkesi sustur¬ma yoluna gitmesin. Dr. Bu daha birinci adımdı. Basına yönelik ilk dava "Tanin" gazetesi sahip ve başyazarı olan Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey'e karşı açılmıştı. TCF'nın İstanbul şubesinin 12-13 Nisan 1925 gecesi polis tarafından aranmasını "Tanin" baskın olarak yayınladı. "Sayha" (Adana'da yayınlanıyor). verilen yetkilerle özgürlük¬leri mi kaldıracaktır? Hükümetten rica ederim. . hükümet. TCF yetkilileri de durumun farkındaydılar. Kurulan İstiklâl Mahkemelerinin üyeleri milletvekillerinden mey¬dana geliyordu. gazete ve dergilerin kapatılma nedenlerini so¬rarak şunları söyledi: "Yolsuzluklar ve kötülükler de yazılmayacak mı? Hükümetin kendine karşı gördüğü hoşuna gitmeyen gazeteleri kapattığı anlaşılıyor. Doğu İs¬tiklâl Mahkemesi de yöredeki TCF örgütlerinin kapatılmasına karar vermişti. Hüseyin Cahit Bey 19 Nisan'da yargılanmak için tutuklu olarak Ankara'ya gönderildi." Savcılık bu suç duyurusunu hemen hükümete ulaştırdı. yazıişleri müdürleri Baha ve Kadri Beylerle. Nitekim ilk aşamada "Takrir-i Sükun" yasasına dayanarak "Tevhid-i Efkâr". düzene yönelik tehdi- "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. Sonuçta Ankara İstiklâl Mahkemesi şöyle bir karar verdi: "İrtica niteliğinde yapılan kışkırtmalar ve propagandaların dini ve dinin kutsal kavramlarını politik isteklerine araç yaptığının ispatlanmış olması ne¬deniyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nm durum ve çalışma türü üzerinde Hükümetin dikkatinin çekilmesi için savcılığa bilgi verilme¬sine. bu yetkileri irticaa ve ayaklanmaya karşı. TBMM'nde Erzurum milletvekili Rüştü Paşa. Müfit Bey (Kırşehir milletvekili). Bu sanının doğmaması için her gazetenin niçin kapatıldığı¬nın açıklanması gerekir. "İstikbâl" (Trabzon'da yayınlanıyor) ve "Kahkaha" gazete ve dergilerini kapattı. Bunlar hükümete istediği fırsatı veren olaylardı. "Tanin" gazetesi kapatıldı. sorumlu müdür Muammer Bey'i tutuklayarak Ankara'ya gönderdi. 281 din giderilmesinden sonra da şiddet politikası sürdürüldü." Artık muhalefet partisinin kapatılmasına adım adım yaklaşılıyor¬du. Böylece "Takrir-i Sükun" yasasının getirdiği baskı düzenine ge¬çilmiş olunuyordu. Ötekiler de dini siyasete alet eden yazılar yayımladılar".. Üyelikler: Kılıç Ali Bey (Zırh). 2) Basın ve Muhalefetin Sindirilmesi: İktidarda bulunan CHF'sı ve onun genel başkan vekili İsmet Paşa'nın şiddet yanlısı bir politika izleyecekleri meclisteki ve basındaki konuş¬malardan belli oluyordu. Onlar.Meclis onayından geçmeyecekti..

halk idaresi anarşiyi yasaklamayan. Büyük Millet Meclisi'nin milli irade-i temsil etmek hususundaki kesin yetkisini bile şüpheye düşürecek saçma sapan söylentiler çıkmıştı. 4. gerektiğinde gücünü yürütmek iktidarında bulunmadığı sanıl¬mıştı. Mahkemenin aldığı bu ara kararda Eşref Edip. cumhuriyet idaresine." Savcı vekili Avni Beyin (Doğan) İçişleri Bakanına yazdığı bu yazı "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. herşeyden önce Cumhuriyetin gücünü gösterme. Ahmet Emin ve rüfekasını (arkadaşlarını) buraya celp ve tevkif ettirirken bu hususta hiçbir tereddüt hissetmedim. "Resimli Hafta" dergisinin 13 Nisan'da yayınlanan sayısında yer alan "İdama mahkum olan insanlar bile bile ölüme nasıl giderler" başlıklı yazıdan ötürü. İstiklâl Mahkemelerinin yanlı davranışına bir kanıt olmak üzere Doğu İstiklâl Mahkemesi savcı vekili Bozok Milletvekili Avni (Doğan) Bey'in İçişleri Bakanı Cemil (Uyka-dın) Beye yazdığı bir şifreli mektubun önemli bölümlerini aktarıyoruz: "1. Basın'ı sindirme hareketinin en büyük aşaması 7 Haziran 1925 tarihinde Doğu İstiklâl Mahkemesi'nin "İsyanı kışkırttıkları" nedeniyle bazı gazetecilerin tutuklanması istemiyle başladı. Cumhuriyetin silahlı kuvvetle¬rinin. görev başında övünülecek kahramanlıklar gös¬terdiği halde alay edilebilir sanılıyordu.. Memleketin düzenini. maddesine göre müebbet sür¬gün cezasına çarptırıldı. kolaylaştıran bir idaredir şeklinde meydana çıkan kanılan kökünden koparıp atmaktır. Bu ihsastan sonra tekrar eski vaziyete rücu ile mahkumiyetleri cihetine gitmeyi mübeccel Gazi hazretleriyle.Hüseyin Cahit Bey'in yargılanması sürerken. Büyük Millet Meclisi'nin görevi. Bunların gazeteleri (bir bölümü zaten kapatılmıştı) kapatıldı. Fakat gazeteler kapalı kaldı. Velit (Ebuzziya). İsmail Müştak (Mayakon) eklendi. huzurunu ve asayişini koru¬makta İstiklâl Mahkemelerinin çalışmaları özellikle hayırlı ve verimli etki yapmıştır. Zekeriya Bey ve Cevat Şakir üçer yıl kalebentliğe mahkum edildiler. Diğer sanıklardan ikisi ise ikişer yıl hapse mahkum edildiler. Gündüz Nadir'in tutuklanması isteniyordu. Gazeteciler Gazi Paşa'ya aldıkları duyumlara dayanarak affedilmelerini niyaz eden telgraflar çektiler. 2. Sadri Ethem. Fevzi Lütfü (Karaosmanoğlu). Sonuçta Abdülkadir Kemali'nin Ankara İstiklal Mahkemesine gönderilmesine. dergi sahibi ve sorumlu müdürü Zekeriya (Sertel) ile yazı sahibi Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) de yargılanmaya başlandı. 3. Bu arada Başbakan İsmet Paşa gazeteciler davası ile ilgili durumu 9 Kasım 1925'de Meclis kürsüsünde şöyle açıklıyordu: "Kişisel onur saldınlabilinir bir hedef sanılmıştı. Cevat Şakir de Bodrum'a gönderildiler. İlhami Safa. Dava süresince sürekli olarak gazetelerde yayınlanan makale ve haberler üzerinde duruldu. Ruh yüceliğini ve asil eğilimlerini çok iyi tanıdığım zat-ı ali¬ lerinden bana yürünecek doğru yolun bildirilmesini saygıyla rica ede¬ rim. Daha sonra bu gazetecilere Ahmet Emin (Yalman). Gazeteciler yargılanmak için Elazığ'a gönderildi. Suphi Nuri (İleri). Gazi Paşa Hazretlerinin gazetecilerin kurtulmaları şayanı ar¬ zularıdır tarzındaki şifreli emirleri gelinceye kadar muhakemenin tarz- ı cereyanı da çok iyiydi. Gazi hazretlerinin ulüvvu cenaplarına mazhar olarak be¬ raat edecekleri ve beraattan sonra Fırka lehine sarf-ı mesai için Anka¬ ra'ya gidilerek Reisicumhur hazretleriyle kendilerinin mülakatına de¬ lalet olunacağını ihsas etmiştir. Emir buyuracakları yolu kayıtsız şartsız kabul ettiğimi şimdiden arzederim. Anılardan çıkarımlarımıza göre davanın ne yönde gelişebileceği konusunda kestirim yapılamıyordu. Ahmet Şükrü (Esmer). diğerlerinin (adem-i mesuliyetlerine) karar verildi. İsmet Paşa hazretlerinin şerefi zatileri için tehlikeli görmekteyim. Bu emir geldikten sonra içimizden bir arkadaş gazetecilere. Cumhu¬riyetin polis kuvveti. Abdülkadir Kemali. Gazetecilerin memlekete ika ettikleri zararı en çok idrak edenlerden birisiyim. Cezalarını çekme¬leri için Zekeriya Bey Sinop'a.. 282 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Hüseyin Cahit Bey Basın Yasası'nın 17. TBMM'nin verdiği yetkiyi ancak yerinde . 283 ilginç bir ibret örneğidir. Hüseyin Cahit Bey cezasını çekmek üzere Çorum'a gönderildi.

tetikçileri kaçıracak motorun kaptanı tarafından ihbar edilince. kurtaran. Ali Fuat Paşa gibileri de sanık sandalyesine oturtuldu. Bilindiği gibi Mahkeme başkanı Kel Ali diye bilinen Afyon milletvekili Ali Çe-tinkaya'ydı. Böylece. Her iki mahkemede. özellikle şapka kanununa karşı hareketlerin kay¬ nağı olan islami akımların sindirilmesi.Halk Fırkası'nın programını kabul eden siz değil miydiniz? Şükrü Bey." 3) İzmir Suikastı ve İttihatçıların Tasfiyesi: Halk Fırkası tarafından potansiyel bir muhalefet odağı olarak görülen İttihatçıların tasfiyesi İzmir Suikastı nedeniyle yeniden gündeme geti¬rilmiştir.. Başkan. canlandıran bir fırkaya karşı koymak için mi yeni bir fırka kurdunuz? . Halis Turgut Bey (Sivas). Diğerleri ise Sarı Edip Efe. Gürcü Yusuf. İsmail Canpolat (İstanbul). Laz İsmail. Suikast olayına İzmir'de. maddesinin birinci fıkrasına göre verilmişti.. 285 Başkan. Savcı ise Necip Ali (Küçüka) Bey'di. . rejimi yıkmaya yönelik davaya da Ankara' da bakıldı. Abidin Bey (Saruhan). Bu arada Paşaların tutuklanmasına karşı çıkan İsmet Paşa bile tutuklanmak istendi. İttihatçılar. Laz Ali (Bıçak). Gazi'nin İzmir'i ziyaretinde yapılması planlanan suikast giri¬şimi." Şiddet ve baskı bundan sonra da devam etmiştir. Üç Aliler divanı diye bilinen mahkeme üyeleri Gaziantep 284 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Milletvekili Kılıç Ali. .İzmir Suikasti girişimi nedeniyle muhalefetin ve özellikle it¬ tihatçıların tasfiyesi. Milletvekili olanlar: Arif (Ayıcı-Eskişehir). Çopur Hilmi ve Rasim'dir. hiç bir belgeye dayanmayan afaki sorular sormuş. Fakat mahkeme heyeti inanılmaz biçimde saldırgan tavrını duruşmalarda da sürdürdü. Birinci TBMM'nde görev yapan ikinci grup üyeleri ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın liderleri de dava kapsamına alındı. Bu önleyici tedbirlerden biri Terakkiperver Fırka'yı kapatmak zorunda kahşımızdır. İdam edilenlerden 6'sı milletvekiliydi. Örneğin Ali Bey'le eski maarif nazırı Şükrü Bey arasında geçen aşağıdaki diyalog başkanın tutumu konusunda fikir verebilecek¬tir: "Başkan Ali Bey. 11 Temmuz'da savcı iddianamesini okudu. Araya Gazi'nin girmesiyle bundan vazgeçildi. Rüştü Paşa (Erzurum).. Bu baskılar ve sindirme eylemleri üç grupta incelenebilir: . Kendisi de eski bir ittihatçı olan Ali Bey'in bu tavrı çok ilginçtir. Suikast haberi 16 Haziran 1926'da gazetelerde yer aldı. İdamlar 13-14 Temmuz gecesi infaz edildi. Raşit Galip'ti. Hâlâ da yoktur. Avrupa'da bulunduğu için tutuklanamayan eski başbakan Hüse¬yin Rauf (Orbay) Bey ile. Daha önce TBMM'sinin toplantısında Ankara İstiklâl Mahkemesi 'nin idam kararlarının meclis onayı olmadan infazı da onaylanmıştı (1925 yılında).Uzun yıllar boyunca harap olmuş memleketi imar eden. Olaya sadece suikast girişimi olarak bakılmadı. Mahkeme heyeti İzmir'e geldi. Mahkeme davayı ikiye ayırdı. girişimin sorumluları tutuklanmıştı. alay etmiş ve her aşamada düşüncelerini açıklayan bir tavır içersinde olmuştur. Duruşmalara.. Hafız Mehmet Bey. Davanın her iki aşamasında sanıklara avukat tutma izni veril¬medi. Mahkeme he¬yetine göre suikast uzun yıllar süren bir tertibin ve politik ihtirasın so¬nucuydu. Sanıkları yargılamak için Ankara İstiklâl Mahke¬mesi görevlendirildi.. mahkeme salonuna dönüştürülen Elhamra sinema¬sında. Ziya Hurşit Bey. "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete.ve gerekti¬ğince kullanmak için dikkatli davrandık ve birçok Önleyici tedbirler aldık. Kazım Karabekir Paşa. Bu sindirme eylemleri ve kararlan nedeniyle Mustafa Kemal Pa-şa'nın 22 Ocak 1923'te Bursa'da söylediklerini anımsamakta yarar vardır: "Kan ile yapılan inkılâplar daha muhkem olur. Mahkeme tam bir terör havası estirerek işe girişti. duruşmalar boyunca Başkan Ali (Çetinkaya) Bey sanıklara ters davranmış.Umdeler siyasi fırka programı değildir. Şükrü Bey (İzmit-Eski Maarif Nazırı).Devrimlere. kansız inkılap ebe-dileştirilemez.Umdeleri var ya. Dr. 26 Haziran 1926 günü başlandı. Kararda 12 kişi idamla cezalandırıldı.Sol hareketin sindirilmesi.. İdam kararları 11 Temmuz 1926 günü (yargılamalar başladıktan dört gün sonra) yürürlüğe giren ceza yasasının 57. kaçak olan Kara Kemal Bey'in dışındakiler yargılanmışlardır.Halk Fırkası'nın programı yok ki. Şükrü Bey.

Şükrü Bey.TBMM'nde. Olay Halk Fırkası basınında İttihat ve Terakki'den kurtulma. Hakim efendiler harp yapanlara.. Mahkeme heyeti suikasta gidiş aşamalarını şöyle sıralamaktaydı: . üç ay onlar benimle. Hasan Fehmi Beylerle. Suallerim cevapsız kaldı. Şükırii Bey. Türlü tehlikelere maruz kal¬dım. Şükrü Bey'e ge¬lince. Kemal Bey'in para işleriyle ne yakın.. 31 Ağustos'ta da mahkeme sona ermiştir. bi¬rinci derecede sanığı olarak karşımda bulunuyorsunuz. Savcı. Rauf Bey'in yardımıyla fırka ve kabine içersinde etkin bir duruma gelmek. Savcı bey bütün siyasal yaşamımı haksız bir cümle ile izah ederek başladılar..Bu yolda istenilene ulaşılamazsa Halk Fırkası içindeki mu¬ haliflerin yeni bir parti kurarak yapacakları hareketi desteklemek. bir çeşit zorunlu tasfiye şeklinde değerlendirilmiştir. kulaktan dolma suçlama ve iddialarına sık sık rastlanmıştır. . Kafkasya'yı istila edeceğiz diyenlere top¬rak almakla ne kazanacaksınız dedim. .. bu memleketin muhtaç olduğu top¬rak değil insandır dedim.. ne de uzaktan alakadar olmadım. Savunmada ilginç olan noktalar şöyle sıralanabilir: Savaşa girme konusunda: ".Bu da gerçekleşmezse doğrudan doğruya İT adına hareket etmek. Dava sıra¬sında Kara Kemal'in intiharının duyulması bile (27 Temmuz 1926) bu durumu değiştirmemiştir. biri Adana.. Ali Bey. Bu kayıp karşısında onu telafi edecek hangi zafer hangi basan vardır dedim. haşarat hakkında: ". örneğin savcı.Son aşamada ise.. Serez mutasarrıfı Halil İbrahim.Bunda basan sağlanamazsa İttihat ve Terakki eğilimli yirmi dolayında kişinin Halk Fırkası listelerinde yer almasına gene Rauf Bey'in yardımıyla gayret etmek. Özet olarak. Türk mefkuresinin en büyük maddelerinden biri olan Ziya Gökalp'in hazır olduğu Meclis'te harbi onaylamadığım söylendiği zaman. o meşrutiyetin başından beri siyasi cinayetler hazırlamış ve onları tatbik mevkiine koydurmuştur. her fırkanın başına musallat olan tufeyli ha¬şarattır ki yaptıklarının mesuliyetini hem fırkalarına. Borçların. Cavit Bey'in evinde devam eden gizli komite toplantıların¬da Gazi Paşa hedef alınarak suikasta karar verilmesi.. Bütün on yıllık maliyeci haya¬tımdan kalan bu muydu? Hem ben böyle söylememiştim. Partinin başına musallat olan tufeyli. Bütçe açığının terbiyevi faziletleri vardır demiştim." İki yargılama süresince İttihatçılara 1908'den sonraki tüm eylem¬lerinin hesabı sorulmuştur. İttihat ve Terakki'nin ünlü Maliye Nazın ve Lozan'daki Türk He¬yetinin maliye ve iktisat danışmanı Cavit Bey'in savunması çok ba¬şarılı olmuştur." Borçların terbiyevi fazileti konusunda:". Mısır'ı alacağız diyenlere.O halde sorunuz. Beye¬fendiler bunlar her zaman. "Takrir-i Sükun" yasasının çıkarılmasın¬dan sonra. İzmir ve Anka¬ra'da yapılan yargılamalarda gerek heyetin. borç¬ların tarbiyevi faziletini ileri sürdüler. zaman zaman kızarak.. Bir istikraz mese¬lesi çıksa . Kemal'i öldürmüştür. hem de milletleri¬ne çektirirler.. Halk Fırkasının dokuz umdesine karşı dokuz maddelik bir programa dayanan yeni bir fırka kurarak mücadele etmek. Zeki Bey'i de öldürten odur. Gazeteci Ahmet Samim. alay ederek. Onu bu cinayete teşvik eden Şükrü Bey'dir. Birinci ve İkinci gruptaki İttihatçıları bir araya toplamak. davayla ilgili olmayan bu saçlamayı." Kara Kemal'in şirketleri konusunda: ".Fırka prensiplerine bürünerek bir suikastın mücrimi. ben onlarla uğraştım.Beni fırkamdan ötürü itham etmek için mi karşınıza çıkardınız? Başkan. Bendeniz İttihat ve Te¬rakkinin bir iktisat mütehassısı ve belki de memleketin zayıf bir iktisat mütehassısı olduğum halde şirketler hakkında bir fikir sormadılar ve teşvik etmedim. Miralay emeklisi M. Ankara'daki yargılama 1 Ağustos 1926'da başlamıştır. 286 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . eski maarif nazırı Şükrü Bey'i şöyle suçlamıştır: ". . Ankara'da tüm sorgulama Cavit Bey-Kara Kemal eksenine oturtulmuştur." Yaptığı istikrazlar (borçlanmalar) konusunda ise şunları söylemiştir: "Garip bir tecelli." Oysa yargılama süresince sanığa bu konuda tek bir soru dahi sorulmamıştır. hakaret ederek İT'nin politikalarını gündeme getirmiştir. gerekse savcının bu tip söylentiye dayanan. 45 İttihat¬çı ve Terakkiperver sorguya çekilmiş. diğeri Irak gibi iki Mısır vardır dedim. her¬hangi bir belgeye dayanmadan rahatlıkla yapabilmiştir. bizim ruhumuzda.

Cavidist demek. İşte bunu bilen Cavit. ilk defa olarak." Mahkeme. İttihat ve Terakki'yi ihyaya niyet etmiş bir grubun başında sayılmıştır. Suikastla ilgili ola¬rak İzmir ve Ankara yargılamalarında idama mahkum olan 18 kişi şunlardır: Abdülkadir Bey (Eski Ankara Valisi) Nail Bey Dr. Rahmi. Hazine-i Ma¬liyeye kalsın diyecek raddeye getirdim. Vehbi ve İbrahim Ethem. Memurlar kendisini dışarıya davet ettikleri halde. Kınm savaşından beri görülmemiş şartlar dahi¬linde yaptım. Gazeteler de Cavit Bey'i sürekli olarak suçlamış¬lardır." "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. her ne paha¬sına olursa olsun. Herkes çıktı. taş başlarında her memura günü gününe maaş verdim. İT'nin İaşe ve Dahiliye Na¬zırı) Hafız Mehmet'(Eski Trabzon Milletvekili) Rasim (Emekli Baytar Albay) Rüştü Paşa (Erzurum Milletvekili) Şükrü Bey (İzmit Milletvekili. maddesi uyarınca onar yıl kalebent¬liğe mahkum olmuşlardır. iş sokmamak. devleti kontrolsüz gösterenler demektir. her milletten insanların Türkiye aleyhtarlığı demek¬tir. Geriye kalanı da. Toplamı 12 milyon liradır. Türk Ceza Yasası'nın 58. İT'nin Maarif Nazırı) Yusuf (Gürcü) Abidin Bey (Saruhan Milletvekili) Ziya Hurşit (Eski Lazistan Milletvekili) Ayıcı Arif (Eskişehir Milletvekili) Edip (Sarı Efe) Hilmi (Çopur) İsmail (Laz) .. sağ elinin işaret parmağı ile dürttü.. maddesini işitince parmaklığa yaslandı. Halbuki bütün haya¬tımda iki istikraz yaptım. Ankara Mahkemesi yargılanmalar boyunca hıncahınç dolmuştur. Yirmi beş yıldan beri Cavit aynı şahadet parmağı ile Cahit'e ölümü işaret etmişti. suikast girişiminin ötesinde. Hüseyin Cahit beraat etmiştir. Nazım (İttihat ve Terakkinin. Hüküm aynı gece (26 Ağustos 1926 Perşembe saat 23. Bu mahkemelerin. işitmiyor. bunun siyasi yaşamın doğal bir yönü olduğunu söyleyerek "Suikastçılara parasal yardımda bulunmadığını" ifade etmiştir. Ne var ki başkan Ali Bey bu savunmanın mahkeme heyetini ikna etmediğini açıklamıştır. Bu istikrazları hayatımın en büyük iftihan olarak.00) Ankara'da. Yüzde dört faizle akdettiğim bir istikrazın dört milyon lirasını Abdülhamit'in bıraktığı borçların temizliğine hasrettim. bu ceza yalnız kendi şahsına münhasır olmayacaktır. Beş milyon lirasını ordumuzun teçhi¬zatına ait olmak üzere Mahmut Şevket Paşa' nın emrine verdim. infaz edilmiştir. Hilmi ve Nail Beyleri birinci derecede sorumlu bularak idama mahkum etmiştir. kendi efendileri memleketin başına yeniden mu¬sallat oluncaya kadar memlekete sermaye.. dışarıya çıkmasını söyledi. Cavit Bey. dalgın dalgın düşünüyordu. Müteahitleri paramız bankada kalacağına. Nihayet Cahit dayanamadı. 287 Cavit Bey hazırladıkları dokuz maddeyi kabul etmiş. Cavidizm demek. Dr. vatanı asayişsiz. ne var ki sür¬gün cezası (müebbet) devam ettiği için Çorum'a gönderilmiştir. Cavit'le beraber Cavidizm ve Cavi-dist'ler de mazarrat ika edemeyecek bir vaziyete irca edilmiş olacaktır. dost.. Nazım. sanat. İkinci derecede suçlu bulunan Rauf Bey.arkasından Cavid'in ismi zikrolunur. Cumhuriyet gazetesinin 24 Ağustos günkü sayısında Akagün-düz şöyle yazmıştır: ". Cavit herhangi bir cezaya çarptınlırsa. Cahit'le (Hüseyin Cahit) yalnız kaldılar. İzmir ve Ankara istiklal mahkemeleri aldıkları kararlarla muhalefeti tasfiye amacını gütmüşlerdir. dağ. Yargıçlara göre Cavit Bey. Türk Özgürlük Hareketi'nin önemli isimlerinden) Cavit Bey (Eski Maliye Nazırı) 288 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Hilmi (Ardahan Milletvekili) İsmail Canpolat (İstanbul Mebusu. devrim mahkemesi olarak görev yaptığını söyleyerek kararlarını savunanlara acaba bu işler böy¬lesine kanlı mı olmalıydı sorusunu sormak gerekir.

politik kişiliğinden ötürü çok insan asıl¬mış. cumhuriyetin onuncu yılında çıkarılan bir afla bu cezalar kaldırılmıştır. Rauf Bey (Eski Başbakan). intihar etti. Mithat Şükrü Bleda. daha sonra Kara Kemal'in yakın mesai arkadaşı Memduh Şev¬ket (Esendal)'ı parti genel sekreterliğine bile getirebilmiştir. Toplumu saran "depolitization"nun kökeninde bu çekinceler yatar. Feridun Fikri (Dersim Milletvekili). hapislere girmiştir. Yusuf Kemal (Tengirşek). inançlarına ters düşen bir dizi karar alındı. Bu mücadele yapılırken. Kamil (Afyon Milletvekili). sosyal hadise olarak.Kara Kemal Bey (İT'nin ünlü İaşe Nazın. Ali Fuat Cebesoy (Bayındırlık bakanlı¬ğı yapmıştır). Adnan (Adıvar) vb. İsmet İnönü'nün anılarında. Münir Hüsrev (Erzurum Milletvekili). İsmet İnönü.. Uzun tecrübe¬lerden. Siyasetin tutarsız ve dalgalı yapısı bu olayların sonucunda da ortaya çıkmıştır. Cemal Paşa (Mer¬sinli). Tabiat hadisesi olarak. 289 (TBMM Başkanlığı yapmıştır). gibi eski İttihatçılar. Uy¬mayı kabul etmezsen ve siyaset hayatında kalırsan. İttihatçıların ve muhaliflerin bu "İade-i İtiban"nı anılarında şöyle değerlendirmiştir: ".. Çoğu yasal düzenleme biçiminde yapılan bu kararlann önde gelenlerini şöyle sıralayabiliriz: a) Hiyanet+i Vataniye Kanununun birinci maddesinin değiştiril¬mesi: 26 Şubat 1925 (Karar no: 556) Madde 1. (Hüseyin Cahit Yalçın 1950-1957 döneminde. Acımasız¬dır. Bu kişilerin önemli bölümü beraat etmiştir. Refet Paşa (İstanbul Milletvekili). Adnan Adı var (İstanbul Milletvekili). cezalandıran Halk Fırkası. Bekir Sami (Tokat Millletvekili). Dr. Uymayı kabul edersen beraber olursun. Dr. aradaki ayrılık tamir edilmez bir istikamette düğümleniyor. siyasi çatışmaların seyri budur.) 1950'de iktidara gelen Demokrat Partide bünyesinde Mahmut Celal (Bayar). Kazım Karabekir Paşa. Cafer Tayyar Paşa (Edirne Milletvekili). Dini veya mukaddesatı diniyeyi alet edecek şekli devleti 290 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 tebdil ve tağyir veya emniyeti devleti ihlal veya dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek her ne suretle olursa olsun ahali arasına fesat ve nifak ilkası için gerek tek tek ve gerekse toplu olarak kavli veya ya¬zılı ya da . Halit (Erzurum Milletvekili).. ben de bu kanaat hasıl olmuştur. muhalefetteki CHP'nin önde gelen yazarı haline gelmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın. Onlarca yıl. Besim (Mersin Milletvekili). 1933'de. İttihatçıları böylesine yaralıyan. Terakkiper-verciler. Otorite bakımından birinin di¬ğerine uyması icap eder. Paşa'nın yaklaşımını değiştirme¬miştir.) Davalara katılan sanıkların önemli olanlarının isimleri ise şöyle¬dir: İhsan (Ergani Milletvekili). Zeki (Gümüşhane Milletvekili). Necati (Bursa Mil¬letvekili). Faik (Ordu Milletvekili). 4) İslami Düşüncenin Sindirilmesi: 1924-1926 yıllarını kapsayan dönemde toplumun yüzlerce yıllık gele¬nek ve göreneklerine. Rahmi Bey (Eski İzmir Valisi). Osmanlı'nın (meydan-ı siyaset) kavramı. ikinci grup milletvekilleri yer almıştır. karşılıklı bir noktada. satır arasında sezdirdiği gibi başka bir yöntem de bilinmemektedir. muhalefette bulunan diğer İttihatçıları temizleme işlemidir. Ali Fuat Paşa (Ankara Milletvekili). ne yazık ki Cumhuriyet döneminde de devam etmiş. 1926 yargılamaları İttihat ve Terakkinin bütün yöntemlerini be¬nimseyen ve tek parti olarak iktidarda bulunan bir grup İttihatçının. Siyasi seviye uygun değilse. Rauf (Orbay) büyükelçilik ve milletvekilliği yapmıştır. Ne yazıktır ki gazeteciler mesleklerine çok sonra döne-bilmişlerdir. Mersinli Cemal Paşa. Oysa demokraside Oydaşma (Konsensüs) önemlidir." Dikkat edilirse İsmet Paşa tam bir uyumdan söz ederken itaati gündeme getirmektedir. Hüseyin Avni Bey (Erzurum eski Mil¬letvekili). fakat yurt dışında olduğu için tutuklanmamıştır. Rauf Bey on yıl kürek cezasına çarpılmış. Adnan (Adıvar) eşi Halide Edip Hanım'la yurt dışına çıkmış ve uzun yıllar yurda dönmemiştir. Milletvekili seçilen diğer İttihatçı ve Terakkiperverler şunlardır: Kazım Karabekir Paşa "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. Bu kabil ce¬miyetleri teşkil edenler veya bu cemiyetlere dahil olanlar haini vatan addolunur. Oydaşma da uyma (itaat) değil.Dini veya mukaddesatı diniyeyi siyasi gayelere esas veya alet ittihaz maksadıyla cemiyetler teşkili memnudur. medeni ve ileri bir seviye mevcutsa aynlık makul ölçüler içinde kalabiliyor ve taraflar mü¬nasebette bulunabiliyorlar. bir düşüncede buluşma söz konusudur. birçok misallerden sonra.. karşısına geçip mücadele ediyorsun.

fiili bir şekilde veya nutuk iradı veyahut yayın yapmak sure¬tiyle harekette bulunanlar da haini vatan kabul olunur. vaiz.Seriye ve Evkaf vekaleti mülgadır. büyücülük. dervişlik. seyitlik.Müftülerin mercii Diyanet İşleri Reisliğidir. gerek mülk olarak şeyhinin tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bilumum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Madde 4.İkinci madde de mezkur kimselerin Türk Vatandaşlık sıfatı hukuku merfudur. Bu ha¬nedana mensup kadınlardan mütevellit kimseler de bu madde hükmüne tabidirler. Madde 2. b) Seriye ve Evkaf vekaletinin ilgasına dair kanun (3 Mart 1924) (Yasa no..Türkiye Cumhuriyetinde muamelatı nasa dair olan ah¬kamın tesri ve infazı TBMM ile onun teşkil ettiği hükümete ait olup dini mübini islamın bundan maada itikadât ve ibadâta dair bütün ahkâm ve mesalihinin tedviri ve müessesatı diniyenin idaresi için Cumhuriyet makarnnda bir (Diyanet İşleri Reisliği) makamı tesis edilmiştir. 671) Madde 1.Seriye ve Evkaf vekaleti veyahut hususi vakıflar tara¬fından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir. Madde 2. nakiplik. Madde 6. e) Şapka İktisası Hakkında Kanun (28 Kasım 1925.Halife halledilmiştir. üfü¬rükçülük ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi .. babalık. Kanun no.Diyanet İşleri Reisliği Başvekalete merbuttur. Madde 4. Kanun no.Mahlü halife ve Osmanlı saltanatı münderisesi haneda¬nının erkek. imam.TBMM azalan ile idare-i umumiye ve mahalliyeye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. emirlik. Bilumum tarikatlerle şeyhlik. 429) Madde 1. d) Hilafetin İlgası ve Hanedan-ı Osmani'nin Türkiye Cumhuri¬ yeti sınırlan dışına çıkarılmasına dair kanun (3 Mart 1924. kadın bilcümle azası ve damatlar. dedelik.. müezzin ve kayyımların ve sair müstahdemin tayin ve azillerine Diyanet İşleri Reisi memurdur. Türkiye Cumhuriyeti memaliki dahilinde ikamet hakkından ebediyyen memnudurlar.Türkiye Cumhuriyeti memâliki dahilinde bilcümle cevâmi ve mesâcidi şerifenin ve tekâya ve zevâyanın idaresine. 677) Madde 1.Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisi- ye Maarif Vekaletine mecbuttur. şeyh. Madde 3. Madde 5..Diyanet İşleri Reisi Başvekilin inhası üzerine Reisi¬cumhur tarafından nasbolunur. çelebilik. Türkiye halkı¬nın da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet meneder. Bunlardan usulü mevzuası dairesince faal cami veya mescit olarak isti¬mal edilenler ipka edilir. Madde 2. 430) Madde 1. Madde 3. Madde 3. c) Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) (Kanun no. müritlik. halifelik. Kanun no.Seriye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekaip ve meda-rise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir. Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan hilafet makamı "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. 431) Madde 1.Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetişti¬rilmek üzere Darülfünun'da bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler kuşat edecektir. 291 mülgadır. f) Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile bir takım unvanların men ve ilgasına dair kanun (13 Aralık 1925.Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle. hatip. falcılık. Hilafet.

" Bu yasalar ve bunlara dayanan uygulamalar. belediye başkanı Abbas Bey. "Halkı şapka ve hükümet aleyhine isyana teşvik" suçundan 143 sanık yargılandı. 60 sanıklı davada Şeyh Mu¬harrem ile . Bu tepkileri sindirmek ve cezalan¬dırmak amacıyla Ankara İstiklâl Mahkemesi görevlendirildi. Bekçi Kadir Kokize. Ankara İstiklâl Mahkemesi Rize davası sonunda bütün kalkış¬maların. eylemler yapıldı. Sonuçta İmamzade Mehmet idama. Şehirdeki "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" yanlıları ile "Muhafaza-ı Mukaddesat Cemiyeti"nin önde gelen üyeleri tutuklandı¬lar. 25 Kasım'da Rize'de. On'a yakın kişi öldü. Asliye Mahkemesi Başkanı Hafız Osman. Şeyh Sait isyanı ile ilgili görülerek Doğu İstiklâl Mahkeme¬sine havale edildiler. Peçeli Mehmet. Örneğin kırsal alan ya da kasabalar¬daki insanların fes giymedikleri de (büyük çoğunlukla) biliniyordu. kararlar anında infaz edildi. kardeşi Avukat Hulusi idama. Bakanlar Kurulu da aynı gece sıkıyöne¬tim ilan etti. "Halk İslam" diye niteledi¬ğimiz yığınlar ise namaz. Güneysulu Arslan Peçe. 25 Kasım 1925 günü. 24 Kasım'da Erzu¬rum'da. Sanıklar arasında İstanbul'da ve kentlerin dini çevrelerinde Giresunlu Hoca diye bilinen Şeyh Muharrem ile İski¬lipli Atıf Hoca bulunmaktaydı. 14 Aralık'ta açıklanan karara göre. Vali olay üzerine sokağa çıkma yasağı ilan etti.. Kayseri'de ilk yargılanmasını yaptı. Mahkemenin Atıf Hoca ve arka¬daşlarının tutuklanması isteği üzerine gazetelere yansıyan şu haberi okuyoruz: "Cağaloğlu'ndan Bayezit'e. Halkı sarık sarmaya teşvik eden nakşibendi şeyhi Ahmet Hamdi Hoca ile dört arkadaşı yargılama sonunda. oğlu İsmail ve yirmiye yakın sanık 5-10 yıl hapse mahkum oldular (1925 Kasım sonu). 26 Kasım'da Maraş'ta ve 4 Aralık'ta Giresun'da şapkaya karşı mitingler. Kentte ilticaya yönelik önemli bir olay olmamıştı. Ölüm cezalan kararın verilmesinden yarım saat sonra infaz edildi. Garnizon kumandanı Hasan Paşa yürü¬yüşçülerin üzerine ateş açtırdı. 14 sanık onbeşer.unvan ve sıfatlar istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur. "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli bir kitabın yazarı İs- "Takrir-i Sükun"dan Yapay Muhalefete. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde selâtine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaate müstenit olanlarla bilumum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Hocayla yayıncılık işi dahil her türlü münasebeti olanlarla. Eylemlerde başı çeken "Yüksek İslam" dediğimiz gruplardı. Muhtar Yakup. oruç vb. Ankara İstiklâl Mahkemesi şapka kanunu ile ilgili. Bu mahkeme bir anlamda lider ya da öncü oldukları sanılan sanıkların davasıydı. Erzurum sıkıyönetim mahkemesi aralarında Şeyh Hacı Osman olmak üzere yirmi bir sanığı idama mahkum etti. Vaiz Farahçıoğlu Sabit. Seddedilmiş tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas veya aynı tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mah¬sus hidemâtı ifâ ve iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan az olmamak üzere cezai nakdi ile cezalandı¬rılır. karar 18 Aralık'ta açıklandı. Şapka aleyhine kent duvarlarına asılan ilanlar nedeniyle tüm muhtarlarla belediye görevlileri yar¬gılandılar.. 22 Kasım'da Kayseri'de. gibi islamın kurallarına uysa bile kararlardan fazla etkilenmemişti. Çünkü bu gruplar alınan kararlardan en fazla rahatsız olan kesimdi. Bu arada Ankara İstiklâl Mahkemesi bir başka kararla "Valiliklerin bölgelerinde irtica ile ilgili tahkikatlar yapmalarını ve toplayabildikleri sanıkları dosyalan ile birlikte derhal Ankara'ya göndermelerini" istedi. Bu arada 14 Kasım'da Sivas'ta. Atıf Efendi'yi eskiden beri tanıyanlar" tu¬tuklanıp Giresun'a gönderildiler. 19 sanık da beşer yıl hapse-mahkum edildiler. İkinci mahkeme Sivas'ta yapıldı. zecri tedbirler kaçı¬nılmaz tepkileri gündeme getirmiştir. Erzurum'da ise bir topluluk "Kabalak" veya "Ağniye" denilen bir serpuşu giymekte ısrar ederek önce Vilayete sonra da Kolordu kuman¬danlığına doğru yürüdü. Hakkaklar'dan Fatih'e eskiden beri muhafazakar tanınan bütün zevat ile. 293 kilipli Atıf Hoca ve arkadaşlarının içinde bulunduğu "Gizli Örgüt" ta¬rafından yönetildiği hükmüne vardı. Giresun davası yargılaması ilginçti. Özellikle şapka giyilmesine kar- 292 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 şı tepkiler çok etkin ve yaygındı. Yargılama tiyatro salonunda 16 Aralık günü başladı. İmam Şaban Koliva. (Aralık ayının ilk on günü) Ankara İstiklâl Mahkemesinin Rize olayları ile ilgili mahkemesi 11 Aralık'ta başladı ve üç gün sürdü. 22 Sanık onar.

"Komünistlik teşkilat ve propagandası yap¬mak suretiyle emniyet-i dahiliyeyi ihlal ve binnetice şekli hükümeti tağyire matuf ef'al ve harekatta" bulunmak suçuyla üç ay yargılandılar. Cumhuriyet hükümeti hiçbir zaman ve hiçbir veçhile yoktan gürültüler çıkarılmasına ve avam ve nasın efkarı ihlal edilerek tahrikat ya¬pılmasına müsaade edemez. bu gazetede köktenci yazılar yayınlamaya başladılar. Oysa "Orak-Çekiç"in son sayılarında Şeyh Sait ayaklanmasına karşı hükü¬meti tutan yazılar yayınlanıyordu. Onun gelmesinden sonra TKP üç beyanname yayınlamıştır. bazı grevleri (Tramvay İdaresinde) teşvik ederek. Şefik Hüsnü. Ankara İstiklâl mahkemesinin 70'in üzerinde Vicahi. Şefik Hüsnü'yü tutuklamış-lardır. çıkarılan bir yasayla serbest bırakıldılar. 1926'nın cumhuriyet bayramında bütün solcu mahkumlar... 295 Mahkemesine sevk olunacaklardır. yorumun çıkmasına neden olmuştur. 5) Sol Düşünce Baskı Altında: Sol Türkiye'de hiçbir zaman ezici bir baskı altından çıkamamıştır. Bu broşürün arka kapağında Nazım'ın bir şiiri bulunmaktaydı.10 ve 15 yıla mahkum oldular. Vedat Nedim bunları uygulamayın-ca Dr. TKP (Yurt içindeki yöneticiler) "Takrir-i Sükun" yasasının getirdiği sert havanın da etkisiyle sadece işçi arasın¬da örgütlenme ve eğitim yapma doğrultusunda. şu haberi manşetten vererek kamu oyuna duyuruyordu: "Mevkufların miktarı 57 kişidir. çalışma kararı aldı. İcra edilmiş olan vasi ve şümulü ıslahatın takarrür ve teessüsü için dahilde sükun ve huzura.. Tutuk¬lanan bu sanıkların bahsedilen isyan olayları ile hiçbir suçlarının olma¬dığı. aralarında Dr. Ne var ki Divan-ı Harplerin verdiği ölüm kararlan bunun çok üzerindedir. Türkiye'de sol akımlar bir ölçüde Sovyetlerle olan ilişkilerimize indekslenmiştir. İstanbul'dan getirilen sanıklarla birlikte gemiyle İstanbul'a döndü. Bu top¬lantıda Vedat Nedim Parti Genel Sekreterliğine seçilerek.. 1925'de de böyle olmuştur. İstanbul'da ve partinin o dönemde yönetiminde bulunan Vedat Nedim (Tör) ve arkadaşlarını Viyana'da bir toplantıya çağırmıştır. Dr." Bu demecin yayınlanmasından sonra Giresun'dan getirilen sanıklar yeni tutuklananlarla birlikte yargı¬lanmak üzere Ankara'ya gönderilmişlerdir. Vedat Nedim'e 25 Ekim günü için. 1925 tutuklamalarından sonra baskılar devam etmiş¬tir. Maraş olayla¬rında yargılanıp. Valinin Baş-kent'e gönderdiği sanıklar yargılanmış.. 1925 tutuklaması sırasında yurt dışında bulunan Dr.. 28 Kasım'da Cumhuriyet gazetesinde "Komünistlerin tevfiki" başlıklı yazısında Ahmet Ağaoğlu şunları belirtmektedir: ". idam kararlan uygulananların dışında. Gazetelerin kapatılması üzerine ge¬lecekte neler olabileceğini kestiren bazı solcu önderler. Bunlardan biri de yaklaşık kırk sayfalık "Bolşevik" broşürüdür. yurt içinde¬ki örgütün başına geçmiştir. Hasan Ali (Ediz) de olmak üzere yurt dışına çıktılar. Şefik Hüsnü gizlice yurda geldi. ondört sanık da onbeşer yıla mahkum olmuşlardır. 12 Ağustos 1925'de açıklanan karara göre büyük çoğunluğu 7. 50'nin üze¬rinde giyabi idam karan verdiğini biliyoruz. 1927 tutuklamaları basında bir çok yazının.. hariçte emniyet te¬lâkkisine muhtacız. Bayraktar Hamdi.. yakında salını verilecekleri. İstiklâl mahkemesi heyeti. Nihayet 1 Mayıs dolayısıyla yayınladıkları bir beyannameden ötürü bu çevreden 38 kişi tutuklanarak Ankara İstiklâl Mahkemesi'ne sevkedildi. bunlardan Molla İbrahim. İskilipli Atıf Hoca da dahil bütün İstanbullu sanıkların masumiyeti ortaya çıktı. Dr. Yapılan muhakemeler ve tahkikat sonrasında. Ankara'da şapkaya yönelik iki dava görülmüştür. 21 Kasım günü Cumhuriyet gazetesi." . İnşaallah-Maşaallah Ali ve Pekmezci Hüseyin idama. Beyannamelerde Adnan imzası kullanılmıştı. bunlar "Taklib-i hükümet" cürmüyle Ağır Ceza "Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete. o dö¬nemde beyaz Rusların işlettiği Mulatya'da randevu verdiğini öğrenen polis önce Vedat Nedim'i sonra da Dr. İkinci mah¬kemede ise 5 Şubat 1926'da Babaeski eski müftüsü Ali Rıza ile savcının üç yıl ceza istemesine karşın İskilipli Atıf Hoca idama mahkum edildi¬ler. daha radikal bir po¬litika izlemelerini ısrarla istiyordu.Abdullah Hoca idama on sanık ağır hapis cezasına çarptırıl¬dı. Şefik Hüsnü takma adlarla gönderdiği mektuplarla direktifler vererek. 26 Aralık'ta basına bir açıklama yapan mahkeme başkanı Ali Bey (Çetinkaya) şunları söyledi: "İnkılap düş- manlanna cumhuriyetin kahredici yumruğu ile ağır bir darbe indiril¬miştir. Şefik Hüsnü'nün. "Takrir-i Sükun" yasası kabul edildikten sonra hükümet "Aydınlık" ve "Orak-Çekiç" dergilerini kapattı. Şefik Hüsnü. Maznunla¬rın cürmü büyüktür. Yurt içinde kalanların büyük bir bölümü ise Bursa'da çıkmakta olan "Yol¬daş" gazetesinin çevresinde toplanarak.

Muhakemem neticesinde beraat edeceğimden yüzde yüz eminim. büyük bir ıstırap içersinde bunalıyorum. yığınlarla istenilen ölçüde iletişim sağlanamadığı için. en azından vaadedilen gelişme ve refah sağlanamayınca. evi-barkı satılmış olanların faciaları. toplumdaki rahat¬sızlık değişik şekillerde kendisini göstermekteydi. Fakat hiçbir teşkilata mensup değilim. Rus diliyle çıkan muhtelif mec¬mualarda da yazılarım tercüme olundu. mahkum edilme yaşantısı bu tu¬tuklamalardan sonra da devam etmiştir." Bu arada Mustafa Kemal.." Nazım Türkiye'ye Laz İsmail'le (İ.. Kanaati şahsiyem itibarıyla Komünistim. Bunlara yeri gelince değinile¬cektir. Türkiye'nin tüm yörelerinde yükselen toplumsal muhalefetin boyudan bu noktaya ulaşmıştı. Cum- . Her taraf derin bir yokluk. şikayet dinliyoruz. Toplumun. O günlerde Mustafa Kemal'in yurt içindeki gezilerinden birine katılan Ahmet Hamdi (Başar) şunları yazmaktadır: ". köktenci sayı¬labilecek. Şefik Hüsnü (Değmer) [İstiklâl Mahkemesinden 1 yıl + 4 ay] Vedat Nedim (Tör) 2 ay 20 gün Baytar Salih (Hacıoğlu) 4 ay Muallim Adnan (Sadık) 3 ay Hamdi Şamilo*' (Alev) 4 ay Dr. Ankara İstiklâl Mahkemesinin verdiği karar yok sayılarak İstanbul ile Rize'de verdikleri cezalar toplanmış. merkez denetiminin yitirilmesinden korkuyordu. on¬ları dinleyenlerin vicdanlarında acı etkiler yaptığı halde. bastırılma. Ufak bir eserim Moskova'da filme alındı. Ben buradaki giyabi muhakemelerimi temize çıkartmak için geldim. Bunların bazılarının adı ve aldıkları cezalar şöyledir: Dr. Ankara'da yargılamalarına 5 Kasım'da (1928) başlanmıştır. Şimdiye kadar Türkçe konuşan muhtelif milletle¬rin mecmualarında yazılar neşrettim. konmuş ka¬nunlar ve usullere göre birşey yapılamıyor.. Genellikle Atatürk devrimleri olarak nitele¬nen bu reformlar. Vergi işi.Yargılama 17 Ocak'ta başladı. Halbuki aynı banka şehirde tüccara kredi açmaktadır. fakat bu süreyi tutuklu geçir¬dikleri için ikisi de serbest bırakılmışlardır. 1930'a gelindiğinde. Birisi de bir film müessesesince kabul edildi. toplumda değişik sıkıntılar yarattı. Sol düşüncenin Cumhuriyet tarihi boyuncaki ezilme. Diğer yandan ekonomide arzulanan. Hikmet (Kıvılcımlı) 3 ay İzmir Grubu (7 kişi) Modelci Abdülkerim (Soyka) Adana Grubu (14 kişi) Gıyaben yargılananlar: San Mustafa 3 ay Nazım Hikmet (Ran) 3 ay Hasan Ali (Ediz) 3 ay Laz İsmail (İ.. 6) Güdümlü Muhalefet Partisi: Serbest Fırka: 1925 baharı ile 1930 sonbaharı arasında bir çok. Sonra bir edebiyat mecmuası neşretmeyi düşünüyorum. İstanbul grubunda 27 kişi ceza aldı. Ben Marksizmin ve Komünizmin yalnız edebiyattaki tezahü-ratıyla alakadarım. Ziraat Bankalan köylüye borç para vermiyor. Bilen Yoldaş) 4 ay Daha sonra Nazım Hikmet Hopa yoluyla yurda girince tutuklan¬mıştır. çiftçi eli böğründe banka kapılarında dolaşıyor. Bilen Yoldaş) beraber gel- 296 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 mislerdir. Ekseriye vergi¬sini ödeyemediğinden tarlası. 23 Ocak'ta savunmalar dinlenerek karar verildi. muhalefetin şu ya da bu nedenle bir yerde patlak vermesinden. Nazım dönüşü ile ilgili olarak basına şunları söylemiştir: ". reform yapıldı. yığınların muha¬lefeti kendiliğinden oluştu.. Rize'de yurda pasaportsuz girdikleri için üçer gün hapse mahkum edilmişler ve Ankara'ya yargılanmaları için gönderilmişler¬dir. Mustafa Kemal. Görüyorsun ya her git¬tiğimiz yerde dert. bu yolda yapılan zulümlerden şikayet edildiği görülüyor.. Nereye gitsek vergilerin ağırlığından.. Tüccar bankadan para alıyor ve köylüye ikraz ediyor. genel sek¬reteri Hasan Rıza Soyak'a aynı konuyu şöyle anlatıyor: "Bunalıyorum çocuk. Geçtiğimiz her yerde bir şikayet konusu da Ziraat Bankası'na aitti. alınma tarzının kötülüğünden. maddi- manevi perişanlık içersinde". Karar¬da... kökleri tarihin derinlik¬lerinde olan tutucu karakteri bu biçimsel ama hızlı olan değişimleri özümseyecek yapıda değildi. İstanbul ve Adana grubu ayrı ayrı sorgulandı.. Gerçi tek partinin ceberrut yapısı bu potan¬siyel muhalefetin açığa çıkmasını engellediyse de.

Balo'da yanına yaklaşan Gazi. iktisadi. diğeri de laiklik ilkesi. O sıralarda Paris'ten dönen Fethi Bey Gazi'ye ülkenin içersinde bulun¬duğu ekonomk durumla ilgili olarak ayrıntılı bir rapor sunmuştur." diyerek bir anlamda partinin kurulması için izin istemekteydi. Güdümlü muhalefet diye nitelediğimiz Serbest Cumhuri¬yet Fırkası'nın kurulması.. Ter-mal'de Büyük Otel'in salonlarında düzenlenen bir baloda öğrenmiştir.Reisicumhur olduğum müddetçe Reisicum- hurluğun üzerime verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri.Cumhuriyete karşı olanlar. bu arada. parti örgütüne sızmayı başarmışlardır.Temelde CHF'li fakat İsmet Paşa'ya karşı olanlar.Demokratik özlemlerle daha sivil bir toplumun yaşama geç¬ . Gazi'nin bu mektuba verdiği cevapta ise şu satırlar dikkati çekmektedir: ". Fethi Bey'in mektubu 11. Fethi Bey Partiye hükümetin hoşgörüyle bakmasını.. Gazi'nin en güvendiği ve yakın arkadaşlarından kurulan. . . Partinin ilk üyeleri ve kurucularının önemli bir bölümü Gazi'nin arkadaşları. Kuşku¬suz bu muhalefet partisinin ipleri. Zat-ı devletleri Reisicumhur olduktan maada şimdiye kadar mensubu bulunduğum Cumhuriyet Halk Fırkası'nın da umumi reisi olmaları do¬layısıyla işbu arzumun nazarı devletlerinde ne yolda kabul buyurulaca-ğını bilmek istiyorum. onun ısrarıyla partiye girmişlerdi. Partinin kurulmasıyla ilgili resmi işlemler görülmemiş bir hızla tamamlandı. değişik za¬manlarda yazdığı yazılar ve raporlarla İsmet Paşa'ya karşı olduğunu her fırsatta sezdiren bir kişiydi. toplumda derin yaralar açan dertlere parmak basarak adeta iktidara yol gösterme. Bunların başında gelen Nuri Conker. yakınları olup. sanayici ve yerel eşraf arasında CHF'nın kararlarına karşı olanlar ya da bunları içlerine sindiremeyenler. Paris'te Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Fethi (Okyar) Bey'in 193O'un yaz aylarında.. harici siyasetlerine birçok noktalardan aykırı bulunan ayn bir fırka ile siyaset hayatına atılmak arzusundayım. yurda gelişi gü¬dümlü muhalefet fırkasının gündeme gelmesini hızlandırmıştı. uyarma gö¬revi yapacaktı. hükümette olan ve olmayan fırkalara karşı adil bir şekilde ve tarafsız yapacağıma ve laik Cumhuriyet esası dailinde fırkanızın her nev'i siyasal faaliyet ve cere¬yanlarının bir engele uğramayacağına inanabilirsiniz.' Serbest (liberal) Fırka Ağustos (1930) başlarında kurulmuştur. Ağaoğlu Fethi Bey'i daha görmediğini söyleyince Gazi gülerek "Canım siz ta öteden beri anlaşmışsınız" diyerek ısrarını sürdürmüştür. Fethi Bey anılarında Gazi'ye Mustafa diye hitap edebilen tek kişinin Nuri Conker olduğunu söylemektedir. ortak yapıları itibariyle iktidardaki İsmet Paşa hükümetine karşı muhalefeti temsil eden bu parti.. Serbest Fırka'nın çatısı altındaki grup¬ları (yığınsal hareketin kendiliğinden oluşan öğeleri bir yana) şöyle sı¬ralamamız mümkündür: . 298 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Partinin niteliği adından anlaşılmaktaydı: Cumhuriyetçi ve Serbesti (Liberal) yanlısı. . Gazi bu güvenceleri karşılıklı mektup teatisiyle verdi. Gazi'ninki 12 Ağustos tarihli gazetelerde aynen yayınlandı. tatilini geçirmek üzere.Tüccar. Fethi Bey mektubunda: "Cumhuriyet Halk Fırkası'nın mali. Ağaoğlu Ahmet liberal ekonomiden yana. top¬lumsal muhalefetin beklenmeyen bir biçimde patlaması söz konusu olabilirdi. değişik baskı yollarına başvurulmamasını istiyordu.. denetimi Mustafa Kemal Paşa ve ar¬kadaşlarının elinde olacak. Nec¬mettin Molla'nın yalısında Gazi ile Fethi Bey arasında tartışılmış ve karara bağlanmıştı. 297 huriyetin ve onun aynlmaz parçası haline gelen inkılapların korunması gerekiyordu. Bunlar düşüncelerini açıklıkla or¬ taya koymamalarına karşın. Ağaoğlu. Bunlar Gazi'nin ısrarla istediği iki güvenceydi. Daha sonra bu yaklaşım. Çünk böyle bir yapay nefes alma noktasının yaratılmaması durumunda." Görüldüğü gibi Gazi iki noktada taviz kabul etmediğini vurgula¬maktadır.Laik uygulamalara karşı olanlar. parti de. Serbest Fırka'ya girişini. Gazi'nin Fethi Bey'den de yakın bir arka¬daşıdır. Gazi'nin yeni Fırka'ya emirle üye yaptığı bir başka kişi de Ağa¬oğlu Ahmet'tir. dahili.. Biri Cumhuriyet yönetimi. örgütünü genişlettikçe daha başka muhalif unsur¬ları da kapsamaya başlamıştır. "Tebrik ederim seni Fethi Bey'le anlaş¬mışsın" dediğinde. bu koşulların zorunlu bir sonucudur. Ya¬lova Termal tesislerinde istirahat etmekte olan Gazi raporu Fethi Bey'le tartışmış ve ileri sürülen düşüncelerin bir parti programı içersinde sa¬vunulmasını Fethi Bey'e söylemiştir. ."Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete.

mesini isteyen aydınlar.
Serbest Fırka'nın programı iki aşamada oluşturulmuştur. Birinci aşamada Fethi Bey tarafından hazırlanan on bir
maddelik bir program Gazi'nin onayına sunulmuştur. Daha sonra bu on bir maddelik metin daha da
geliştirilmiştir. Bu programın temel ilkeleri şunlardır:
"Serbest Laik Cumhuriyet Fırkası'nın esas gayesi Cumhuriyetin öngördüğü şartları uygulama alanında tahakkuk
ettirmektir. Bu ama¬cına erişebilmek için fırka, Anayasa'nın Türk vatandaşlarına vaadettiği bütün yetki ve
hakları her türlü halelden korumaya taahhüt eder. Vicdan hürriyeti, emeğin serbestisi, fikir, söz, toplanma
hürriyetleri, icra kuv¬vetini kontrol ve denetleme yetkisi ve halk yığınlarının Belediye ve vi¬layet idarelerinde
kendi işlerini kendilerinin görme esası Fırkamızın

"Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete... 299
özellikle benimsediği ilkelerdir. İktisadi ve mali her türlü teşebbüslere yardımcı olma ve küçük büyük iktisadi
teşebbüs ve kurumların geliş¬mesine mani olan engelleri kaldırmak ve memleket iktisadiyatını yük¬seltmek ve
milletin genel çıkarlarını korumak için devletin mükellef olduğu murakabe hududunu tecavüz edecek
müdahalelere meydan vermemek Fırka'nın varmak istediği gayedir."
Programın bir yerinde ise Fethi Bey'in başkanlığı ve taahhüdü yer almaktadır. Bugün garip karşılanabilecek bu
taahhüd şöyledir: "Serbest Laik Cumhuriyet Fırkası'nın kurucusu Sabık Başvekil ve Paris Büyü¬kelçisi Fethi
Beyefendidir. Türkleri ve Türk milletini ferdi ve özel giri¬şimlere medar olacak her türlü müdahaleden
korumayı taahhüt eder." Bu programı Arif Oruç'un Yarın gazetesi "Müfettiş ve mutemet yok. Fırka yalnız
dayandığı halka itimad eder." başlığı ile kamuoyuna du¬yurmuştur.
Fırkanın kurulmasıyla birlikte potansiyel muhalefet kabuğunu kırdı ve çığ gibi büyüdü. Basın dünyasında,
öncelikle, iki gazete: Yarın ve Son Posta yeni fırkayı destekliyordu. Muhalefetin ülke düzeyinde hızla
yaygınlaşması ve basındaki tavır nedeniyle İsmet Paşa'nın önerisi ve parasal desteği ile Ali Naci Karacan
"İnkılap" adlı bir gazete çıkardı. Bu gazete hırçın bir biçimde Serbest Fırka'ya ve liderlerine çatıyordu. Böylece
bir yanda Serbest Fırka'yı savunan "Yarın" ve "Son Posta" diğer yanda iktidarın alemdarlığım yapan
"Cumhuriyet" ve "İnkılap" hırçın bir mücadeleye giriştiler.
Halkın Fırka'ya karşı gösterdiği büyük ilgi Fethi Bey ve arkadaş¬larının İzmir gezisinde tüm açıklığı ile ortaya
çıktı. Fethi Bey ve Fırka yöneticileri 4 Eylül 1930 sabahı "Konya" vapuru ile İzmir'e geldi. O günü, Ahmet
Ağaoğlu anılarında şöyle anlatmaktadır: "Uzaktan şehir gözükmeye başladı. Dürbünlerle baktık. Bütün sahil
halka dolmuştu. Doğrusu ikimiz de söylemeksizin endişeye düştük. Vapur yaklaşıyor, şehir tarafından yüzlerce
kayık ayrılarak vapura doğru'geliyor. Hayır mı, şer mi? Biz kafalarımızda bu suallerle meşgulken bize doğru
gelen kayık kafilesinden muazzam bir "Hurra", bir "Yaşasın Gazi, Yaşasın Fethi Bey" nidaları yükseldi"
Cumhuriyet gazetesinde ise aynı gün şöyle yansıtılıyordu: "Sandalla gelip vapura atlayanlar Fethi Bey'e
sa¬rılıyorlardı. Birçokları ağlıyor... Rıhtımda, üzerine vuku bulan tahac-cümle Fethi Bey'in ceketi yırtıldı. Bu
esnada denize düşenler, ezilenler ve çiğnenler oldu. Davullar, zurnalar çalmıyordu."
"Yarın" gazetesi ise birinci sayfanın üst kısmına Fethi Bey'in ko¬nuşurken, kürsü üstünde kara kalem bir
resmini koymuştu. Kürsünün çevresinde halk var ve bir döviz öne çıkarılmış: "Vergi çok, buhran var" yazıyor.
Karşılama ise şöyle anlatılıyordu: "Yaşa, varol sesleri uzun

300 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
zaman kısılan hançereleri yırtıyor gibi idi. Kordon boyu ve damlara kadar evler, dükkanlar insanla dolmuştu.
Çevreden davul, zurna ile ge¬lenler en bin kişiyi aşmıştı. Halk "Konya" vapurunda Fethi'yi oğluna hasret çeken
anaların hasretiyle kucakladı. Otomobilin önüne yatanla¬rın, ağlayanların haddi hesabı yoktu. Fethi Bey ve
arkadaştan güçlükle otele gelebildiler. Halk saatlarca otelin önünde bekledi. Fethi Bey ni¬hayet balkona
çıkmaya, konuşmaya mecbur kaldı." Bu coşkulu karşı¬lama, iktidarın Fethi Bey'in mitingini engelleme
isteklerini daha da güçlendirdi. Fethi Bey Gazi'ye durumu, telgrafla bildirdi. Gazi kendi¬sine şu yanıtı verdi:
"Anlıyorum ki, sana nutkunu söyletmek istemi¬yorlar. Fakat sen mutlaka nutkunu söyleyeceksin ve tesadüf
edeceğin herhangi bir engeli bana bildireceksin."
Ertesi gün olaylar sabahın erken saatlannda başladı. İzmir Palas'ın önü, Fethi Bey'i görmeye gelen büyük bir
kalabalıkla doluydu. Denizli milletvekili Haydar Rüştü Bey'in "Anadolu" isimli gazetesinde, "Ser¬best Fırka"
aleyhine yazdığı bir yazı bardağı taşıran damla oldu. Halk, CHF binasının ve "Anadolu" gazetesinin

matbaasının önünde karşı gösteride bulunmaya başladı. Polis olaya müdahale etti, açtıkları ateş sonucu on iki
yaşındaki bir çocuk öldü, on beş kişi yaralandı. Olayları Fethi Bey anılarında öyle anlatmaktadır: "İzmir,
zannediyorum ki o güne kadar görmediği kalabalıkla sakin ve sevinçle, bu seslenişi dinle¬me hasreti
içersideydi. Nitekim böyle başladı. Fakat halkın üzerine mihrakı meçhul denilen hazırlıklı kişilerle açılan ateş
sonucu genç bir mektepli öldü..." Ölen çocuğun naaşım babası Fethi Bey'e getirerek "kurtar bizi demiştir".
Böylece yoksulluk ve zulmün doruğa yükselttiği bir toplu gösteri ortaya çıkmıştır. Bu arada olayın geçtiği 5
Eylül 1930'u izleyen günlerde, İzmir ve yöresinde, işçilerin, yasaklamaların varol¬masına karşın grevlere gittiği
de görülmüştür.
Fethi Bey'in İzmir konuşmasında öne çıkan bir kaç nokta, partinin doğrultusunu göstermesi bakımından
ilginçtir: "Fırkamız ne mültecidir ne de fırka fikrini şahsi menfaat addeden bir teşekkküldür. Biz inhisar¬lardan
halkın zaranna olarak ceplerini doldurmak isteyenlerin gayri meşru hareketlerine karşı mücadele edeceğiz."
"Avrupa'nın bugünkü inkişafı, sermaye ile say'in (emeğin) serbest ve müstakil faaliyetinden mütevellit bir
hadisedir." "Liberalizm devlete ait vazifeleri devlete, millet efradına ait olan vazfeleri de şahsi teşebbüslere
terkeder; bu te¬şebbüslerin inkişafına engel olacak müdahalelere asla tevessül etmeyen bir meslektir." "Halkın
tahammülünü aşan vergilerin hafifletilmesi prensiplerimizdendir." "Köylü ve esnafın % 40 hatta % 50 ile para
te¬darik etmeye çalıştığını görüyoruz. Bu kadar ağır faiz altında halkın sı-kılmamasına imkan tasavvur
olunabilir mi?" "Harici istikraz akti bir

"Takrir-i Sükun"dan Yapay Muhalefete... 301
takım şartlara tabidir. Esasen bu şartlar tahakkuk ederse, harici istikraz yapmaya lüzum kalmadan, başka
yollardan memlekete para gelebilir." "Başka yerlerde pek ucuz faizlerle iktifa eden sermaye memleketimize
niçin gelmiyor? Bunun sebebini ben de öğrenmek isterdim."
İzmir olayları Serbest Fırka'ya karşı, CHF liderlerinin, özellikle Gazi'nin kuşkuya düşmesinin başlangıcı
sayılabilir. CHF'nin içine sin¬diremediği nokta Gazi'nin partinin kurucusu ve önderi olduğu halde Serbest Fırka
tarafından adeta tarafsız bir lider gibi kabul edilmesiydi. Nitekim İzmir olaylarının sonrasına rastlayan 9 Eylül
1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Yunus Nadi'nin Gazi'ye hitaben bir açık mektubu yayınlandı. Bu mektupta
İzmir Olayları sırasında CHF bina¬larına ve bazı yöneticilerine yapılan hücumlara değinilerek, Gazi'nin kesin
tutumunun bilinmesindeki yarardan söz ediliyordu. Gazi'nin bu mektuba yazdığı cevap ise aynı gazetenin 10
Eylül tarihli sayısında çıktı. Gazi mektubunda şu noktanın altını özellikle çizmekteydi: "Ger¬çeği bir kere daha
ifade ve tasrih edeyim: Ben Cumhuriyet Halk Fır-kası'nın umumi reisiyim. CHF, Anadolu'ya ilk ayak bastığım
andan itibaren teşekkül edip, benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetinden doğmuştur.
Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmem için hiçbir sebeh ve lüzum yoktur, ve olamaz." Böylece Gazi
CHF'ndan yana ağırlığını koyuyordu.
Partinin kapanmasına yol açan son olay, TBMM'de Fethi Bey'in Belediye seçimlerinde yapılan yolsuzluklara
ilişkin önergesinin tartı¬şılması sırasında ortaya çıkmıştır. Bu tartışmalar sırasında Fethi Bey, CHF
milletvekilleri tarafından, rejim düşmanlığı ile suçlandı. Bunun üzerine Gazi partiler üstü konumuyla bir milli
blok kurulmasına ilişkin önerinin artık gerçekleşemeyeceğini Fethi Bey'e söyledi. Bu her şeyin sonu demekti.
Bu kesin tavır karşısında Fethi Bey partiyi kapatmaları gerektiğini arkadaşlarına söyledi. Kapatma ile ilgili
bildiri Fethi Bey'in anılarında şöyle anlatılmakadır:
"Tebellür eden son vaziyete göre fırkamız büyük Gazi hazretlerine karşı siyasal sahnede mücadele edecek bir
hale getirilmiştir. Fırkamız doğrudan doğruya Gazi hazretlerinin teşvik, ısrar ve tasvipleriyle vü¬cuda gelmiş ve
büyük reisimizin her iki fırkaya karşı eşit yardım mua¬melesine mazhar olacağı teminatını almıştı. Esasen
başka türlü siyasal bir teşekküle vücud vermek sorumluluğunu almayı hiçbir zaman hatı¬rımıza getirmedik.
Halbuki emrivaki şeklinde gerçekleşen son oluşum karşısında bizce başarılması imkansız olan bu teşebbüse
devam etmek beyhude olacağından fırkamızın feshine ve durumun tüm teşkilata ve dahiliye vekaletine
bildirilmesine karar verilmiştir."
Gene Fethi Bey'in anılarına göre kendisiyle Nuri (Conker) Bey bu

302 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
bildiriyi hemen Çankaya'ya götürmüşlerdir. O sırada Gazi'nin yanında İsmet Paşa da bulunmaktaymış. İsmet
Paşa bildirideki "Gazi' nin ısrar, teşvik ve tasvipleriyle" ve "yardım" kelimelerine karşı çıkmış. Ama Gazi

bunlardan yalnız "ısrar" ve "yardım" sözcüklerini çıkarmıştır. Böylece güdümlü muhalefet girişimi hüsranla
sona ermiş ve Türkiye çok partili yaşama onbeş yıl sonra, bu kez dış dinamiklerin de etkisiyle geçmek üzere
yoğun bir tek parti yönetiminin güdümüne girmiştir.
Serbest Fırka deneyimi şunların öğrenilmesinde önemli bir rol oynamıştır:
- Toplumda yaygın rahatsızlık ve bunalım söz konusu olduğu
zaman yükselecek toplumsal muhalefeti güdümlü partilerle yönlendir¬
mek, denetlemek mümkün değildir.
- Muhalefetin varolmadığı toplumlarda, demokratik istemler
sınıflar arasında bir ortak cephenin kurulmasına da yol açabilmekte¬
dir.
- Tek partinin baskısı altında ezilen yığınlar kendi çıkarlarını
tüm baskılara karşın bilmekte ve bunlan korumak için bir lider ya da bir
örgüt buldukları zaman (bir süre de olsa) onların arkasında sâT tutabil¬
mektedirler. Gerek Serbest Fırka deneyimi, gerekse sonraları ortaya
çıkan Demokrat Parti deneyimi bunu göstermiştir.
7) Bir Gericilik Hareketi: Menemen Olayı:
Serbest Fırka'nın kendini feshetmesinden sonra 23 Aralık 1930' da, Menemen'de bir Nakşibendi ayaklanması
olayı patlak verdi. Nakşi¬bendi tarikatından Laz İsmail Hoca'nın kışkırtmaları sonucu kendini mehdi ilan eden
Derviş Mehmet serbest fırkanın yarattığı muhalefet ortamından da yararlanarak Manisa çevresinde
örgütlenmeye başladı. Müridleri Sütçü Mehmet, Mehmet Emin, Şamdan Mehmet, Nalıncı Hasan, Ramazan ve
Küçük Hasan'la birlikte Menemen köylerini do¬laşmaya ve "Din elden gidiyor" söylemi ile köylüleri
ayaklanmaya çağırdılar. Derviş Mehmet müslümanların İstanbul'u sardıklarını, se-kizyüz bin kişilik bir orduya
sahip olduğunu anlatıyordu. Paşaköy'de silahlanan Derviş Mehmet ve arkadaşları, Bozalan köyü yakınlarında,
bir kulübede onbeş gün zikr ile dua ettiler. Daha sonra Kese köyünde toplanan Derviş Mehmet ile yandaşları
Menemen'e yürüdüler.
Menemen'de sabah namazını cemaatla kılan Derviş Mehmet An¬kara hükümetini devirerek, ikinci
Abdülhamit'in oğlu Selim'i halifeliğe getireceğini bildirdi. Namaz kılan cemaatın da kendisine katılmasıyla
önde yeşil bayrak, tekbir sesleriyle Hükümet meydanına yürünüldü. Konağın önünde Derviş Mehmet bir
konuşma yaparak birlikte zikre-

"Takrir-i Sükun "dan Yapay Muhalefete... 303
dilmesini istedi. Olayın büyüdüğünü gören Jandarma Alay Kumandanı, bir öğretmen olan yedeksubay
(Mülazım) Mustafa Fehmi Kubilay'la bir takım eri kalabalığı dağıtmaları için Hükümet Konağına gönderdi.
Bu¬rada Kubilay, Derviş Mehmet'ten teslim olmasını istedi. İsyancılar ateş açarak Kubilay'ı yaraladılar.
Askerler kaçıştı. Bunun üzerine yalnız kalan Kubilay'ı yakalayan Derviş Mehmet ve arkadaşlan Kubilay'ın
başını, kalabalığın tekbir sesleri arasında, teskere ile kestiler. Kesik başı yeşil bayrağın mızrağına bağlayıp,
Menemen'i dolaşmaya başladılar. Kubilay'ın kanını da içen Derviş Mehmet "Kalkın ahali, müslümanlığı
kurtaralım" diye bağırıyordu.
Alay Kumandanı olayın bu boyuta erişmesinden sonra daha güçlü bir birliği gönderdi. Yeni birliğin kumandanı
tereddütsüz ateş açtırınca Derviş Mehmet öldü. Sonra da ayaklanma bastırıldı. Olayı haber alan Bakanlar
Kurulu hemen toplanarak Menemen, Manisa ve Balıkesir'de sıkıyönetim ilan etti. Bu arada Serbest Fırka'yı
tutan "Son Posta" ve "Yarın" gazetelerinin olayla ilişkisi araştırıldı.
Korgeneral Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Mahkemenin yaptığı soruşturma ve yargılamalar sonucunda
Laz İsmail'in İstanbul' daki Nakşibendi şeyhleri ile ilişkisi ortaya çıktı. Şeyh Hoca Esat, Şeyh Halit, Hoca Saffet
ve Hoca Esat'ın oğlu Mehmet Ali'nin ayaklanmanın hazırlanmasında rol oynadıkları anlaşıldı. Duruşmalarda
yüzlerce sanık yargılandı. "Kutb-ül aktâp" diye anılan Hoca Esat cezaevinde öldü. Başlarında Hoca Saffet, Şeyh
Halit, Mehmet Ali ve Laz İsmail olmak üzere yirmi sekiz kişi idam edildi.
Başbakan İsmet Paşa 1 Ocak 1931'de TBMM'de yaptığı bir ko¬nuşmada olayı şöyle anlattı: "Bu olay
yüzyıllardır dini politikaya alet eden tüm hareketlerin bir yinelenmesidir. Bu zavallılar laikliğe karşı gelerek,
şeriat istemektedirler. Gerçekte ise çıkarlarını kaybetmişlerdir, onu istiyorlar..."
Cumhuriyet'in ilk yedi yılı bir anlamda toplumsal ve kültürel deprem dönemidir. Toplumun, yüzyılların

içersinden süzüp getirdiği bazı değerler, geleneklerle ters oranlı kararlar alındı. Bunların önde gelenlerini şöyle
sıralayabiliriz:
- Halifeliğin kaldırılması.
- Bazı dinsel kurumların kapatılması (Tarikat, tekke, türbeler
gibi)
- Şapka giyilmesi ve bunun yasalaştırılması.
- Latin harflerinin kabulü.
Bunlar başta olmak üzere alınan kararlar bir toplumsal muhalefetin çekirdeğini oluşturmuştu. Bu muhalefetten
yararlananlar ise çıkarları önemli ölçüde zedelenen "yüksek islarrTdı. Bu kesim "Halk İslamı"

304 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
yanına çekmek ve ayaklandırmak için her fırsattan yararlanmıştır. Bu dönüşümcü kararların yarattığı etkiler
demokratikleşmeyi de yarala¬mıştır.

VII TEK ULUS, TEK PARTİ, TEK ŞEF DÖNEMİ
1) Ekonomik ve Toplumsal Yapının Görünümü:
Bağımsızlık savaşı sonunda Anadolu tam anlamıyla bir ekonomik ve toplumsal çöküntü halindeydi.
Trablusgarp, Balkan, I. Dünya ve Ba¬ğımsızlık savaşlarını yapan toplum yorgundu. İstanbul'daki bir avuç
tüccarın dışında sermaye birikimine sahip kimseyi bulmak mümkün değildi. Sanayi yok denecek düzeydeydi.
Küçük ve orta boyuttaki top¬rak sahipleri fakr-ü zaruret içindelerdi. Lozan andlaşması uyarınca, Batı Anadolu
ve Trakya'daki zanaatkar işgücünün önemli bölümünü oluş¬turan Rum nüfusun mübadele ile Yunanistan'a
gönderilmesi eko¬nomide ciddi sorunlar yaratmıştı.
Milli Mücadelenin hemen sonrasında, 1923 başında toplanan İz¬mir İktisat Kongresi'nde bir dizi önemli karar
alındı. Kongreye tüc¬carlar, işçiler ve çiftçiler ayrı gruplar halinde katıldılar ve kendi doğ¬rultularında raporlar
sunup, konuşmalar yaptılar. Bu kongre yönetici asker ve siyasi kadroların büyük toprak sahipleri, tüccarlar ve
birkaç sanayici ile ilişki kurmalarını sağladı. Bu kongre sonunda bir "İktisadi Milli Misak" bildirgesi
yayınlanmıştır. Bildirgenin sonraki yıllardaki ekonomi politikasını etkileyecek tek maddesi şöyleydi: "Türk,
dinine, milliyetine, toprağına düşman olmayan milletlere daima dosttur. Ecnebi sermayesine aleyhtar değildir.
Ancak kendi yurdunda kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz, her türlü
münasebette fazla mutavassıt istemez." Bu ilke, özellikle batı ülkele¬riyle ticari ilişkiyi tekellerine alan Rum,
Ermeni ve Yahudi vb. gibi azınlıklara olan tepkiyi de yansıtmaktadır. İzmir İktisat Kongresinde (işçi grubunun
dışındakiler) liberal ekonominin (serbesti) ilkeleri ağır¬lık kazanmıştır. Lozan andlaşmasında yer alan savaş
öncesi (1914) gümrük resimlerinin 1929 yılı 31 Aralık'ına kadar sabit kalmasına yö¬nelik hükmü de liberal
politikaların bir başka nedeniydi.

306 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
1923-1930 arasında hükümet ekonomiye pek karışmadı. Ne var ki, bu tutum olumlu sonuçlar da vermedi. Bu
dönemde Şeker Şirketi ku¬ruldu, İş Bankası etkin bir banka olarak mali sektörün içinde yer aldı. 1927'de bir
Belçikalı uzmanın başkanlığında Nüfus, Tarım ve Sanayi genel sayımları yapıldı. Gene aynı yıl "Sanayii Teşvik
Yasası" çıkarıldı. Bu yasa 1913 Sanayi Teşvik Yasası'ndan daha ileri hükümleri gündeme getiriyordu. Bunların
yanısıra devlet Ankara-Kayseri-Sivas demiryolu¬nun yapımını da bu dönemde gerçekleştirdi. Nitekim Serbest
Fırka Genel Başkanı Fethi Bey'in İzmir konuşmasına İsmet Paşa, ilk trenin Sivas'a vardığı gün yanıt vermiştir.
Böylece Fethi Bey'in savunduğu "Serbesti" yaklaşımına karşı "devletçi" tutumun bir başarısı sergilenmiş
olmaktaydı.
Bu dönemde (1923-1930) ekonomide önemli basan elde edildiği söylenemez. İstanbul'da kendilerine "Milli
Tüccar" yaftasını yakıştı¬ran, dış ticaretle uğraşanlar, büyük toprak sahiplerinin dışında kalan emekçi yığınları
(yani işçi, memur, esnaf ve küçük üreticiler, geçimlik tanm işletmelerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışanlar)
büyük bir yoksulluk içersindeydiler. Bir yanda batı özentili bir yaşam sürdü¬renler, diğer yanda belini
doğrultamayan yığınlar. Bu çarpıcı ikilemi Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Ankara romanındaki Cumhuriyet
Balosu bölümü çok güzel anlatmaktadır. Yakup Kadri, Ankara Palas' taki baloya katılan fraklı, smokinli
erkekler; tuvaletli, mücevherle do¬nanmış kadınları, Otelin kapısı dışında hayretle izleyen kasketli, yamalı

pantolonlu, çanklı yığınlan çarpıcı bir şekilde betimlemektedir.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ndeki greçekleştirilen üst yapı devrim¬leri bir yerde çok küçük bir azınlığı içerse de
gene de, Tanzimatta ol¬duğu gibi, tüketimi kamçılamaktaydı. İthal edilen lüks tüketim malları piyasayı işgal
etmişti. Sinema yıldızlarına öykünme, orta sınıfın daha üst gelir gruplarını taklit etme çabası Osmanlı dönemini
anımsatan ni¬telikleriyle sürüp gitmekteydi. Gerçi o dönemde enflasyon yıllık % 4 dolaylarında idi ama işin
gelir yanı aynı hızda artmıyordu. 21 Ekim 1928'de, Milliyette, İstanbul Liman İşçileriyle ilgili şu haber yer
al¬maktaydı: "Hangi işi yaparsak yapalım şirket yeni alınmış işçilere ayda 25 TL ödüyor. Ancak ilk aydan
sonra bu ücret 30 TL'ye yükseliyor. Zam için bundan sonra yıllarca beklemek lazım. Aramızda, şirkette 10-15
sene çalışan arkadaşlar var. Bunlar en fazla 40-50 lira alıyorlar. Onlar da topu topu dört beş kişidir."
Ortalama 50 TL gelirle o zamanlar ne yapılabilirdi? Bunu şöyle somutlaştırabiliriz. Bu gelirin 5 TL'sı kazanç
vergisine gitmektedir. Emeklilik vb. gibi sosyal kesintilerde ayda yaklaşık 2,5-3 TL'yı bul¬maktadır. Orta halli
bir semtte, koşullan iyi olmayan bir evin kirası 10

Tek Ulus, Tek Parti, Tek Şef Dönemi 307
liradır. Maaşın geriye kalan bölümü ise günde 108 kuruştur. Bu 108 kuruşun içersinde gıda, giyim, sağlık,
ulaşım ve kültür harcamaları da bulunmaktadır. Dönemin ekonomik koşullarını, Ekim 1929 tarihli "Resimli Ay"
dergisinde "Bu Oyun Bitsin" başlıklı yazısında Sabiha Zekeriya (Sertel) şöyle anlatmaktadır: "Günler, aylar,
seneler geçer. Medreselerden kaçan yersizler, yurtsuzlar siyasi cereyanların tufan gibi akışında bir katre gibi
erirler. Kasırgalar kopar, hilafetler, istibdatlar devrilir, yıkılır. Zafer ve istiklâl gelir, demokrasi ve inkılap eski
selleri götürür. Fakat selin götüremediği, hâlâ köprü üstlerinde yırtık paçavra¬lar içinde nöbet bekleyenler,
amca on paracık diye bağırırlar... Paçav¬ralar içinde devir, devir nöbet bekleyen çocuk hâlâ oradadır. Hâlâ karnı
açtır... Küfesi sırtında akşama kadar kaldırımlarda taban patlatan çocuk köprü altında yatar."
Serbest Fırka'nın getirdiği nisbi özgürlük ortamında bu yazılar yazılabildi. Sonra kimse söz etmedi
yoksulluktan, umarsızlıktan. Bü¬yük üst yapı dönüşümlerinin yapıldığı günlerde, asıl sağlanması gere¬ken
toplumsal refah olduğu unutuldu. Bu da dönüşümlerin'köksüz kal¬ması demekti, çünkü refah getirileri yoktu.
2) Devrim İdeolojisini Arıyor (I): Kadro Dergisi:
1929 Dünya ekonomik bunalımı tüm dünyayı sarstığı gibi Türkiye'yi de sarstı. Kapitalist ekonomi ve onun
değer yargıları "Wall-Street"te bir günde çökmüştü. Liberal ekonomiye ait tüm değerler, iyimser yaklaşımlar
anlamsız kalmışlardı. O günlerin deyimiyle "İktisadi Buhran" Türkiye'deki "serbesti" yanlılarını çaresiz
bırakmıştı. Buh¬randan etkilenmeyen Komünist Rusya ile Faşist İtalya Türkiye'ye çok yakındı, bu ülkelerin
deneyimlerinden etkilenenler de vardı. İşte bu dönemde Faşizm ve Komünizm dışında bir yol arama çabaları
günde¬me geldi. "Kadro" dergisi böyle bir arayışın ürünüdür. "Kadro"yu ya¬yınlayanlar şu kişilerdi: Şevket
Süreyya (Aydemir), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İsmail Hüsrev (Tökin), M. Şevki (Yazman), Burhan Asaf
(Belge).
"Kadro"nun ilk sayısı 1932'nin Ocak ayında yayınlandı. Bu sa¬yının başında derginin çıkış amacı şöyle
açıklanmaktadır:
"Türkiye, bir inkılap içindedir. Bu inkılap durmadı. Bugüne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz
muazzam kıyam, manza¬raları, onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilal geçirdik. İhtilal inkılabın gayesi değil,
vasıtasıdır. Bu ihtilal safhasında dursaydık inkılabımız akim kalırdı. Halbuki o genişliyor, derinleşiyor. O henüz
son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir.

308 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950
İnkılap bitaraf bir nizam (düzen) değildir... İnkılabın irade ve menfaati, inkılabı duyan ve yürüten azlık ve
şuurlu bir avangard'ın (öncü grup), azlık fakat ileri bir Kadro'nun iradesinde temsil olunur. İnkılabın
derinleşmesi demek inkılap ahlak ve disiplinin, ileri kadronun dimağından genç neslin, şehir halkının ve
köylünün dimağına inmesi ve yerleşmesi demektir.
Özetlersek; cihanın binbir çeşit olaylara gebe olan bugünkü esra¬rengiz gidişi içersinde, geleceği kendi
inkılabının mukadderatına bağ¬layan inkılap neslimizin muhtaç olduğu inkılap şevkini her zaman uya¬nık
tutmak ve inkılabımızın bir bakışta idrakimizi durdurur gibi görü¬nen coşkun ve mürekkep cereyanına daima
hakim kalabilmek için, onun prensiplerini hududu muayyen kriteryumlar şeklinde bilmeye, benim¬semeye ve
benimsetmeye mecburuz. Kadro bunun için çıkıyor."

Bu sunuş yazısı devrimin (inkılabın) tutarlı bir ideoloji gereksini¬mini ortaya koyuyor. Kadro'nun devrime
yönelik düşüncelerini ilk kez 5 Ocak 1931'de, Şevket Süreyya, Türk Ocağı salonunda verdiği bir konferansta
açıklamıştır. Bu konferans ilerde yayınlanacak olan "İnkı¬lap ve Kadro" adlı kitabının özünü oluşturmuştur.
Şevket Süreyya "Kadro" dergisini çıkarmadaki amacı, "Tek Adam" isimli yapıtında şöyle açıklamaktadır: "...
Öyle görünüyor ki biz,Türkiye'de bir inkılap gerçeği ile karşı karşıyayız ama, bir inkılap nazariyesi ve felsefesi
ile karşı karşıya değiliz. Madem ki bir inkılap vardır, o halde bu inkılabın bir de izahı olmalıdır... Nitekim bir
aydın kadro, hem de Mustafa Kemal'in hayatında ve onun gözleri önünde, gene de Türk inkılâbının ideolojisini
kendi açısından derlemek, aydınlatmak ve terkip etmek ça¬basına girmiştir. Bu hareket Kadro hareketidir."
Vedat Nedim (Tör) birinci sayıdaki "Müstemleke iktisadiyatından millet iktisadiyatına" başlıklı yazısında "Türk
inkılabının" ekonomik yaklaşımı konusunda Kadro'cuların düşüncesini ortaya koymaktadır.
"... Harp sonu iktisadiyatının üç büyük meselesi var.
i. Kapitalist iktisat sistemi yerine Komünist iktisat sistemini kurmak. Bunu Rusya halletmeye çalışıyor.
ii. Kapitalist iktisat sistemini kurtarmak. Bu işle cemiyeti akvam (Milletler Cemiyeti) uğraşıyor.
iii. Müstemleke iktisadiyatı yerine müstakil (bağımsız) millet iktisadiyatı yaratmak. Bu da Türkiye
Cumhuriyetine düşüyor."
"... Yabancı uzmanların öne sürdükleri tedbirler inkılabımızın ru¬huna ve hedeflerine tamamen aykırı bir
mahiyettedir. Onlar, bizim milli sanayi siyasetimize muarnzdırlar. Onlar bizim gümrük siyasetimize
muarrızdırlar. Onlar, bizim maliye siyasetimize muarrızdırlar. Halbuki, Türkiye Cumhuriyetinin iktisat davası
ile Osmanlı İmparatorluğunun

Tek Ulus, Tek Parti, Tek Şef Dönemi 309
iktisat davası arasında hiçbir münasebet yoktur..."
"... Devletin, bir millet iktisadiyatı yaratmak cehdini, bir millet işi haline sokmadık. Bütün dünya anarşik
iktisattan planlı iktisada doğru yürüyor. Belli başlı sanayi şubelerinde gördüğümüz tröstler, karteller, konsernler,
sonra konjonktür tetkikat müesseseleri, kooperatifleşme te¬şebbüsleri vs. hep bu hareketin neticeleridir. Biz
öyle bir planlı faaliyete her milletten daha ziyade muhtacız. Çünkü iktisadi bünyemizi değişti¬riyoruz. Şuurlu
iktisat siyasetine geçiyoruz. Şuurun en canlı nişanesi ise program ve plandır."
Görüldüğü gibi otuzlu yılların iktisat politikasının uyması gere¬ken ilkeler bu yazıda ortaya konmuştur.
Kadro'nun sayılarını gözden geçirdiğimiz zaman şu noktaların öne çıkarıldığını görmekteyiz:
- İleri kapitalist ülkelerde önemli bir rol oynayan sınıf çelişkisi
Türkiye için söz konusu değildir. Bu nedenle "Sınıfsız, imtiyazsız" bir
toplum yaratma olanağına sahibiz. Yani ezen ve ezilen ya da sömüren
ve sömürülen yığınların olmaması bir birleşik millet ekonomisini ya¬
ratma olanağını verebilir. Örneğin Vedat Nedim (Tör)'ün derginin on-
beşinci sayısındaki yazısı bu yaklaşımı şöyle ortaya koymaktadır:
"Her inkılap yeni bir devlet tipi yaratma ve kurma savaşıdır... Ci¬handa müstemlekeci ve müstemleke milletler
tezadının tasfiyesi ta¬rihini Türk inkılabı açmıştır... O halde İnkılap Türkiyesi'nin devleti, ne Fransız inkılabının
doğurduğu bir burjuva devleti, ne de Komünist in¬kılabının kurduğu bir proleterya devleti olabilir... Yeni Türk
devleti, geri teknikli bir yan müstemleke milletinin, millet olarak hem iktisaden, hem de siyaseten kurtuluşu
davasının tarihte ilk mümessilidir." Böylece devletin sınıflardan bağımsız yeni tip bir devlet olduğu iddiası öne
çı¬karılmaktadır.
- Ekonomide, serbest piyasa düzeninin anarşik yapısı yerine
planlı döneme geçilmesi ağırlıklı bir biçimde istenmektedir. Şevket
Süreyya, Kadro'nun 5. sayısında "Plan Mefhumu Hakkında" başlıklı
yazısında önce şu hükmün altını çiziyor: "... Şimdi Avrupa'da herkes
tezatların tasfiyesi ve plan namına konuşuyor. Bu sebepledir ki, Plan,
şimdi Avrupa'nın fetişleştirilmiş remzidir... Planlı iktisat nizamı ancak
bir millet iktisadı nizamıdır... Türkiye'nin içinde bulunduğu milli kur¬
tuluş hareketi noktai nazarından plan, ancak memleketin başlıca iktisat
mıntıkalarında faaliyette bulunan ve milli iktisadın mukadderatına
hakim olup onun vasfını ve mahiyetini tayin eden başlıca iktisat branş¬

Şuurun en canlı nişanesi ise program ve plandır. konsernler. Hem müstakil." Görüldüğü gibi otuzlu yılların iktisat politikasının uyması gere¬ken ilkeler bu yazıda ortaya konmuştur. Bütün dünya anarşik iktisattan planlı iktisada doğru yürüyor." Aynı sayıda Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'nun "Ankara-Moskova-Roma" başlıklı yazı dizisi de başlıyordu. fakat bütün milli bünyesi ve milli hu¬susiyetleri masun yeni bir millet tipini cihana ilk defa Türk milleti ve¬riyor. bütün fonksiyonları nizam altına alınmış. Aksine merkezi otoritesi yüksek rejimlere öykünmüş. harp sonu devrinde.Daha önce de belirttiğimiz gibi Moskova ve Roma'daki. ne millet bünyesine bir inkılabın ifa- 310 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 desi olmayan. Çünkü iktisadi bünyemizi değişti¬riyoruz.. . sayının başyazı¬ sında şu ilginç yargılara rastlamaktayız: "Ankara.. İzmir'in İs¬ tanbul'un bütün kenar mahallelerinde kadınlar sımsıkı kapalıdır.. Metod ve Ahlak iş¬ tiraki. Fransız devriminden başlayarak dünyadaki gelişimleri ele alan bu yazıda çok ilginç değrelendirmeler yer almaktadır. bir millet işi haline sokmadık. kanunu medeniyeye göre evlenip boşananlar.. sonra konjonktür tetkikat müesseseleri. Ankara'nın. fakat onlara koşut bir üçüncü yolu önermiştir. birinci beş yıllık planın soluğu dinmeden ikinci beş yıllık planın hamle hesabını geçti. ilk defa Türk Milli Kurtuluş hareketinde kemalini bula¬caktır. Biz öyle bir planlı faaliyete her milletten daha ziyade muhtacız. siyaseten müstakil ve iktisaden cüzü tam. bilmem kaç yıl evvel verdiği bir kararın veya meclisten çık¬ mış bilmem hangi kanunun hayatta bir tatbik ve tahakkuk sahası bul¬ duğuna kanidir. Bunlar arasında bir çokları.. kooperatifleşme te¬şebbüsleri vs. Moskova ve Roma. Bütün Anadolu kasabalarında. karteller. hem tezatsız milleti. yarım yamalak kalmasına sebep olan amillerden biridir. 6. Koca¬ larına şeriatçe bağlıdır. hem üstünde yaşadığı tabiatın kör ve asi kuv¬vetlerini tahakküm altına almış. ve yeni harflerle yazıp okuyanlar bütün Türkiye'de onbin kişiyi geçmez. ne reaksyonun. hep bu hareketin neticeleridir. Moskova ve Roma'nın müşterek seciyesini teşkil ede¬ cektir denilebilir. sayısının (Kadro) imzalı başyazı¬ sında şunlar söylenmektedir: "Faşist İtalya.larının tanzimi veya kurtuluşu şeklinde. iktidara geçtiği gün. radyolarının ağzım dünyaya Tek Ulus. bizde. Ankara.. bir ihtilal kokardı gibi taşıttı.." . inkılap hareketinin. Şubat 1933'de çıkan 14. Devletin. bir millet iktisadiyatı yaratmak cehdini. Sovyet Rusya. taban tabana zıt düzenler Kadro'da ele alınmıştır. Yeni Almanya." Altı çizilen bu noktalardan sonra yazı da %\x yaklaşımlara yer verilmiştir: "Ne tezadın. Şuurlu iktisat siyasetine geçiyoruz."Kadro" hemen tüm yaşamı süresince demokrasi ve demok¬ ratikleşme yönünde hiçbir ciddi katkıda bulunmamıştır. ifade edilebilir." . hü¬ kümetin. Tek Parti. tezatsız ve re-aksiyonsuz bir yeni millet tipinde tam manasını alacak olan yeni bir nizam-ı âlem. her biri bir başka mahiyet ifade eden üç büyük ce¬ miyet hareketinin. . bugün. hem kendi cemiyeti içindeki kanuniyetleri. Bazı şeylerin adı değiş¬ mekle mahiyetlerini değiştirebileceği zannı. inkılabımızın bu onuncu yılında. hileyi şeriyesiz şapka ve kasket giyenler. Belli başlı sanayi şubelerinde gördüğümüz tröstler.. üç merkezi ve üç mihveridir. Halbuki. buğday harbinin zafer rakamlarını kara gömlek¬lilerin genç yığınlarına birer bayrak gibi.." ". bütün mekanizması idrak edilmiş. Tek Şef Dönemi 309 iktisat davası arasında hiçbir münasebet yoktur. İnkılap (Türkiye'deki) konu¬ sunda şu gerçekçi tespit yapılmaktadır: ". Türk inkılap¬ çıları lüzumundan fazla iyimserdirler.

.. hem kendi cemiyeti içindeki kanuniyetleri. Ankara. hileyi . tezatsız ve re-aksiyonsuz bir yeni millet tipinde tam manasını alacak olan yeni bir nizam-ı âlem. Planlı iktisat nizamı ancak bir millet iktisadı nizamıdır. yarım yamalak kalmasına sebep olan amillerden biridir... bugün.. hü¬ kümetin. inkılap hareketinin. İnkılap (Türkiye'deki) konu¬ sunda şu gerçekçi tespit yapılmaktadır: ". şimdi Avrupa'nın fetişleştirilmiş remzidir." Aynı sayıda Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'nun "Ankara-Moskova-Roma" başlıklı yazı dizisi de başlıyordu. harp sonu devrinde. ancak memleketin başlıca iktisat mıntıkalarında faaliyette bulunan ve milli iktisadın mukadderatına hakim olup onun vasfını ve mahiyetini tayin eden başlıca iktisat branş¬ larının tanzimi veya kurtuluşu şeklinde. Örneğin Vedat Nedim (Tör)'ün derginin on- beşinci sayısındaki yazısı bu yaklaşımı şöyle ortaya koymaktadır: "Her inkılap yeni bir devlet tipi yaratma ve kurma savaşıdır... inkılabımızın bu onuncu yılında. sayısında "Plan Mefhumu Hakkında" başlıklı yazısında önce şu hükmün altını çiziyor: "... Türkiye'nin içinde bulunduğu milli kur¬ tuluş hareketi noktai nazarından plan. ifade edilebilir. hem tezatsız milleti. ilk defa Türk Milli Kurtuluş hareketinde kemalini bula¬caktır. Halbuki. . Plan.. ne millet bünyesine bir inkılabın ifa- 310 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 desi olmayan. ne reaksyonun. üç merkezi ve üç mihveridir.. millet olarak hem iktisaden. Türk inkılap¬ çıları lüzumundan fazla iyimserdirler. imtiyazsız" bir toplum yaratma olanağına sahibiz. fakat bütün milli bünyesi ve milli hu¬susiyetleri masun yeni bir millet tipini cihana ilk defa Türk milleti ve¬riyor. Ci¬handa müstemlekeci ve müstemleke milletler tezadının tasfiyesi ta¬rihini Türk inkılabı açmıştır. Bu sebepledir ki." Böylece devletin sınıflardan bağımsız yeni tip bir devlet olduğu iddiası öne çı¬karılmaktadır. Hem müstakil. Fransız devriminden başlayarak dünyadaki gelişimleri ele alan bu yazıda çok ilginç değrelendirmeler yer almaktadır. Bazı şeylerin adı değiş¬ mekle mahiyetlerini değiştirebileceği zannı. hem üstünde yaşadığı tabiatın kör ve asi kuv¬vetlerini tahakküm altına almış.. serbest piyasa düzeninin anarşik yapısı yerine planlı döneme geçilmesi ağırlıklı bir biçimde istenmektedir. Şevket Süreyya. ne Fransız inkılabının doğurduğu bir burjuva devleti. geri teknikli bir yan müstemleke milletinin. sayının başyazı¬ sında şu ilginç yargılara rastlamaktayız: "Ankara.. O halde İnkılap Türkiyesi'nin devleti. bizde.İleri kapitalist ülkelerde önemli bir rol oynayan sınıf çelişkisi Türkiye için söz konusu değildir. siyaseten müstakil ve iktisaden cüzü tam.Ekonomide.. Moskova ve Roma.." Altı çizilen bu noktalardan sonra yazı da şu yaklaşımlara yer verilmiştir: "Ne tezadın. Kadro'nun 5.. Yeni Türk devleti.. her biri bir başka mahiyet ifade eden üç büyük ce¬ miyet hareketinin. 6. .Daha önce de belirttiğimiz gibi Moskova ve Roma'daki. taban tabana zıt düzenler Kadro'da ele alınmıştır.Kadro 'nun sayılarını gözden geçirdiğimiz zaman şu noktaların öne çıkarıldığını görmekteyiz: ." . hem de siyaseten kurtuluşu davasının tarihte ilk mümessilidir. Moskova ve Roma'nın müşterek seciyesini teşkil ede¬ cektir denilebilir. bütün mekanizması idrak edilmiş. bilmem kaç yıl evvel verdiği bir kararın veya meclisten çık¬ mış bilmem hangi kanunun hayatta bir tatbik ve tahakkuk sahası bul¬ duğuna kanidir. Yani ezen ve ezilen ya da sömüren ve sömürülen yığınların olmaması bir birleşik millet ekonomisini ya¬ ratma olanağını verebilir. ne de Komünist in¬kılabının kurduğu bir proleterya devleti olabilir. Metod ve Ahlak iş¬ tiraki. Şimdi Avrupa'da herkes tezatların tasfiyesi ve plan namına konuşuyor. Bunlar arasında bir çokları. bütün fonksiyonları nizam altına alınmış. Bu nedenle "Sınıfsız.

İzmir'in İs¬ tanbul'un bütün kenar mahallelerinde kadınlar sımsıkı kapalıdır. sayının 32. Dev¬letçilik bir cemiyet tarzıdır. Vedat Nedim (Tör) bunu bir önce sözünü ettiğimiz yazısında şöyle açıklamaktadır: "Devlet yani millet sermayesi ve emeğiyle kurulduktan ve kârlı bir hale getirildikten sonra. Bursa münevver¬leri. Aynı gün. çıyanlar. Tek Parti. darbı meselini bile yapmıştır. İsterdik ki.. îşte düşmanlarımız!. milli kurtuluş hareketimizi muayyen bir sınıfın kurtuluşu hesabına yapmadık.. Hükümetçilik bir idare tarzıdır. Hele gençliğin düzenin (Tek Parti düzeni) siyasi görüşü doğrultusu uyarınca saldırıya geçmesini istemek bir anlamda nazi saldırganlığını anım¬satmaktadır. Düzenin alt yapıyı da kucaklayan bir ideolojisi olmaması kaçınılmaz bir şekilde böylesine önerilerin oluşmasına neden olmakta¬dır." "Bütün bir cephe! Bir cephe ki. Vedat Nedim (Tör) 15. Arnavutların. devlet otoritesine inanan ve hürmet eden bir millettir. sayısının (Kadro) imzalı başyazı¬ sında şunlar söylenmektedir: "Faşist İtalya. Koca¬ larına şeriatçe bağlıdır. Şubat 1933'de çıkan 14. bir sınıflaşmanın neticesi değil. artık keskin çizgilerle ayrılmalı: İnkıla¬bımızın prensiplerine sadık hakiki Türk devletçileri bir yana. Biz.. mutlaka ya bir piyesin sahneye konulması yahut da bir konserin tertibi ile meşguldü. Saflar. gençliğin bu kuvvetlere saldırması için rejimin si¬yasi görüşünün olması ve bu görüşün içinde pişmesi lazımdır. hampaları olan Tatarların. bir ihtilal kokardı gibi taşıttı.. inkılap aleyhine yürümek (Bursa'daki gerici gösteri kas¬tediliyor) küstahlığını gösterenlerin karşısına Evkaf müdürleri ve Za-bıta-i Belediye memurları sevkediyoruz. sayfasında çerçeve içindeki şu ibarede buluyoruz: "Hükümetçilik başka. Biz ise. ve yeni harflerle yazıp okuyanlar bütün Türkiye'de onbin kişiyi geçmez. birinci beş yıllık planın soluğu dinmeden ikinci beş yıllık planın hamle hesabını geçti. Bizde devlet." Aynı yazar bir başka yazısında da şu kesin hükmü 312 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 vermektedir: "Açık bir irtica hareketi karşısında bulunduğumuzun her¬halde farkındasınızdır. Birincisi bürokratik ikincisi sosyal sistem¬dir.. şadırvanların yol ağzında türeyen. Yeni Almanya. Türk milleti. Tek Şef Dönemi 311 çevirdi ve sesin değiştiğini haykırdı.şeriyesiz şapka ve kasket giyenler. Hemen gençliğin Sovyetlerin Konsomol. Gençlik müesseselerini politikalaştırmayacağız diye. kanunu medeniyeye göre evlenip boşananlar. fakat onlara koşut bir üçüncü yolu önermiştir. Sovyet Rusya. Ankara'nın." Cumhuriyetin onuncu yılında mevcut siyasi düzene karşı bir gös¬teri yapılması bile bir panik düşüncesini gündeme getiriyor. Başa yani şefe ve devlete o kadar büyük bir kıymet verir ki. çoktan sürülmüş bulunsun. inkılap nesline uslu ve çelebi terbiyesi vermekte olduğumuzun acaba farkında mıyız?."Kadro" hemen tüm yaşamı süresince demokrasi ve demok¬ ratikleşme yönünde hiçbir ciddi katkıda bulunmamıştır. Cumhuriyet memurlarının şerefini sok¬maya çalışırken. İtalya'nın faşist kara gömleklileri ve Nazilerin S A'lan biçiminde örgütlenmesi ima edilmektedir. milletin içinden çıkacak küçük bir sermayedar zümresine maletmek istemek ve böylelikle milletin sınıf-laşmasna yol açmak." .. Bütün Anadolu kasabalarında. Fakat. Bütün gençliğe bunlar gösterilecek. Olayı bir boyutunu da 21. bir milletleş-menin ifadesidir." . radyolarının ağzını dünyaya Tek Ulus. ihtibasa uğramış liberaller öbür yana!". Aksine merkezi otoritesi yüksek rejimlere öykünmüş. iktidara geçtiği gün." . Hayır böyle bir siyasete devletçi ve milletçi bir siyaset denemez. bunlar anlatılacak ve genç yumruklar bunların ka¬fasına inecek.. Boşnakların mülevves davalarıyla beraber süprüntü yığını gibi şehrin dışına. sayıdaki yazısında yukarda yansıttığımız düşüncelere karşıt şu yargıyı ileri sürmektedir: ". devletçilik yine başkadır. türbelerin dibinde. taşkın bir Bursa gençliğinin şuurlu reaksiyonu netice¬sinde. yarılıncaya ve çözülünceye kadar hiç olmazsa iki nesil eskitir."Kadro" dergisi devletçilik ilkesine de özel bir önem vermiş¬tir.. buğday harbinin zafer rakamlarını kara gömlek¬lilerin genç yığınlarına birer bayrak gibi.

Aynı zamanda kendisi bizzat müteşebbis olacak¬tır." Bunlar ağır suçlamalardı.. ." İsmet Paşa bu yazısıyla şu noktalara parmak basmaktaydı: Tek Ulus. Gelecek on sene nihaye¬tinde ümit ederim ki. devletin yardımcı nezareti ve hatta doğ¬rudan doğruya teşebbüsü olmaksızın kurabilmeyi. Tek Parti... En serbest zannolunan bir sanat veya ticaret. Kad¬rocular komünist ve sosyalist değildirler.İktisadi kalkınmaya devletçilikle ulaşabiliriz.. komünist ve marksist bir Fırka programına hakim devletçiliğin aynı gibi göstermeğe yeltenen gayri mes'ul unsurların iddialarına set çekmiş oluyordu.Komünist Fırkası'nın kongre kararlan. komü¬nist.. teşkilatı. Milliyet gazetesinin sahip ve yöneticisi Siirt milletvekili Mahmut Soydan.. İsmet Paşa bu ya¬zıda şu noktaların altını özenle çiziyordu: "İktisatta devletçilik siyaseti. bireylerin ve özel girişimcilerin yapamadığı işleri devletin görmesi biçiminde tanımla¬ namaz. Devletçiliğin "Kadro" yazarlarının algıla¬dığı gibi ele alınması Ağaoğlu'nu ürkütmüştü. Başvekilin yazısı "Kadro"da çıkınca bu kez Milliyet gazetesi der¬giye karşı saldırıya geçti. Bütün memleketin menfaatine tedbir alırken bazen yaktığı kömürün bedelini veya inhisarın varidatını düşünmeme vaziyetinde kalan devlet elbette serbest bir be¬zirgan gibi. Ve yalnız idare ve tanzim et¬mekle kalmayacaktır. bana herşeyden evvel bir müdafaa vasıtası olarak kendi lüzumunu gösterdi. bu ne¬denle her zaman özel sektörcü olan İş Bankası çevresinin bir anlamda sözcülüğünü de yapmaktaydı. çok söylendiği gibi. müreffeh olabilmek için... mutlaka devletin yardımına ve müdahalesine ihtiyaç göstermektedir. o işin talep ettiği vesaitle ölçülemez. ilerlemek ve inkişaf etmek gibi genişleyici politika içinde müsbet ve en müessir vasıta sayıyoruz. yalnız müdafaa gibi muhafazakâr bir noktai nazardan değil. Fakat komünist ve sosyalist metodlarının hararetli taraftandırlar. memleketteki eserleri ve bey¬nelmilel tesirleriyle." ". Bu devletçiliğin. Tek Şef Dönemi 313 . ancak bazı ahvalde bu kadar cesurane tedbirler almasının mümkün ol¬ması ile izah edilebilir... elbette en makul şeydir. "İktisadiyatta devletçilik anlayışı"nın en mü¬tekamil ilmi ve şahaseri olarak zikrolunacaktır.Devletçiliğin ölçüsü. faşist ve hatta demokratların tanımlarından farklı oldu¬ğuna değinen Ağaoğlu şunları yazmıştır: "Bunlara göre devlet milli hayatın her safhasına müdahale edecek.... Fırka programındaki devletçilik vasfını. Yapacağımız işler o kadar çok ve o kadar mühimdir ki.. Memleketin muhtaç ol¬duğu sanayii. Bilindiği gibi bu tanıma liberal ekonomiden yana olanlar dört elle sarılmışlardır. bir çok ahvalde kâr etmeyecektir. Hatta yazdığı başyazıda şöyle bir değerlendirme de yaptı: "İsmet Paşa Hazretleri. Maahaza benim kanaatımca. vesaiti. Şevket Süreyya ile Ağaoğlu arasında büyük bir tartışma çıktı. Bunu yaparken tabiatiyle sınıf tezatlarının husule gelmesine yani büyük sermayelerin vücuda gelmesine meydan vermeyecektir. İş Bankası yönetim kurulundaydı. Hususi müesseseler daima kârlı çalışırlar ve devlet müesse¬seleri daima masraflı ve zararlı olur.. Türk Devletçiliği. Demek istiyorum ki. bun¬lardan efradın yapabileceği kısmına vesaitimizi dağıtmamak. Biz iktisatta devletçiliği in¬kişaf için ve yeni düzeni kurmak için de feyizli ve müsbet bir yol sayı¬yoruz. Bu tartışmaya ilişkin yazılar Ocak 1933 ayının hemen büyük bir bölümünde Cumhuriyet gazetesinde yer aldı. Tartışmalara bir nokta koyan Başbakan İsmet Paşa'nın derginin 22." ". Tartışma fazla dalbudak salınca Ağaoğlu'nun yazılarını ve polemiklerini bizzat Gazi durdurdu." Böylece Mahmut Soydan olayı saptırarak bir çeşit muhbir vatandaşlık görevi . safdil olanlar düşü¬nebilir. Meselenin bütün memlekete alakası veya hususi menfaatlara terkedilebilmesi ihtimalidir ki bu hususta karar vermeye esas olacaktır. iddiası vardır.Devletçilik üzerindeki bu yaklaşım liberal ekonomi yanlısı çevre¬lerden önemli eleştiriler aldı.. Bundan daha tabii ne vardır? Ve zaten devletçilik'in memleket için en büyük bir faydası da. Orjinal ve milli olduğu iddiasıyla ileri sürülen bazı tezlerin -belki de farkına varılmadan. sayısındaki yazısı oldu. Bunların içersinde Ahmet Ağaoğlu ve Hüseyin Cahit'in yazıları önde gelir. "Kadro"nun savunduğu düşüncelere karşı basında birçok eleştiri ve polemik yer almıştır. Marksizm prensipleri ve tatbik esasları meyanında yer bulması dikkate değer.... bir işin efrada veya devlete ait olması.Devletçilik iktisadi bağımsızlığımızı savunmak için bk vası¬ tadır. . Soydan ve Milliyet doğrudan İsmet Pa-şa'yı hedeflemediler. sosyalist.. bu fırka müzakerelerinin zabıtları.

ister sosyal nasyonalizm densin. Tek Parti.. Bütün bu tartışmalar "Kadro"nun ömrünün sonuna geldiğini orta¬ya koyuyordu. Pan-Türkizm ve Osmanlılıktır. proletarya hakimiyetini. Beklenen son "Serbest Fırka"nın feshini anımsatacak biçimde geldi. Hatta Turan'a yönelik ideolojik hedef. "Osmanlılık" kavramı çev¬resinde toplamaya çalıştılar. Ne var ki Balkan¬larda başlayan ulusal bağımsızlık hareketleri Osmanlılık yaklaşımının sonunu getirmiştir. ülkeye hayli yararlı olmuşlardır. Hüseyin Cahit "Fikir Hareketleri" dergisinde.. yüreği kaypaktır. dik¬tatörlüğünü değil. Mehmet Emin (Yurdakul). gençlik başta olmak üzere halk yığınlarına benimsetmekti. Derginin Ekim 1934'te çıkan 34. herkesin önünde eğilmeye mecbur edecek bir tabir" bulmuşlardı: "Kemalizm". Akil Muhtar." M.. tam bir liberal-de- 314 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-19^0 mokrat olarak "Kadro"yu eleştirdi: "Ben. Ahmet Ağaoğlu. Hüseyin Cahit (Yalçın). 1912'den sonra Osmanlı-Türk aydını. sayısında ilk sayfada çerçeve içinde şu açıklamla yer aldı: "Okuyucularımıza: Arkadaşımız ve imtiyaz sahibimiz Yakup Kadri Bey'in bir ecnebi memlekette Hü¬kümetimizi temsil vazifesiyle aramızdan ayrılması üzerine KADRO gelecek sayıdan itibaren neşriyatını bir müddet için tatil edecektir. düşünür Yusuf Akçura'nın da belirttiği gibi. milli bir bütünleşmeye dönüştürme isteğinin bir göstergesidir.. "üç tarzı siyaset" politikaya egemen olmuştur. . Türk Ocakları bu çabaların ürünüdür. "Bir Kadro'cu dostuma" başlıklı yazısında. Pan-İsla-mizm politikası II. şu yanıtı veriyordu: "Türk in¬kılabının derin manaları henüz tesbit olunmuş değildir ve hatta bunları tesbit edebilmekten henüz çok uzak bulunuyoruz.. "Kadro"nun devrimin ideolojisini saptama uğraşına 28 Temmuz 1933'de. Ancak Halkevi fikrinin kökeni 1910'lara." "Kadro" imzalı başyazı ise anlamlıdır. Adülhamit döneminin başat siyaset tarzıydı. Ziya Gökalp'in İttihat ve Terakki'nin düşün poli¬tikasını yönetmeye başlaması. Yirminci yüzyılın başında Osmanlı ay¬dınlan ve siyaset adamları açısından. "Cumhuriyet" ga¬zetesinin başyazısında. fikrin. Kötü. İster nasyonal sosyalizm." Gazetenin 1 Ağus¬tos 1933 günkü sayısında ise. Hüseyinzade Ali. Zira halkın hafızası za¬yıftır. Dış güçlerin İmparatorluğu dağıtmak için kullandıkları. Aralık-Ocak (1934-1935) tarihli 35-36 sayılı son nüshası bir fikir hareketini noktaladı. Yunus Nadi. Jön Türklerin ilk döneminde Osmanlılık öne çıkmıştır. vicdanın hürriyetini ve bütün milletin hakimi¬yetini müdafa ediyorum. Bu kuruluş İT ile organik bir bağ içinde olmasa bile cemiyetin düşüncelerinin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. ülke içindeki tüm etnik grupları ve ulusları aynı çatı altında. 3) Devrim İdeolojisini Arıyor (II): Halkevleri: Halkevleri 19 Şubat 1932'de kurulmuştur. bu dönemin zorunlu kıldığı bir sonuçtur.. ". kökleri Tanzi-mata varan milliyetçiliği kendi amacı için. Hiçbir şey yazılıp mühürlenmeden ona tevdi olunamaz. dolaylı da olsa.. Destan¬lara geçmemiş kahramanlıklardan hiç kimsenin haberi olmaz. gerekse Halkevleri bir zorun¬luluk sonucu meydana gelmiş. derin ve ince bir "intuition" sahibi olan iş ve hareket adamları bunu iyi bilirler ve meydana koydukları eserin herkesten önce bunlar tarafından tasdik ve takdir edilmesini isterler.. Tek Şef Dönemi 315 kadar uzatılabilir. Kahraman için destancısız kalmaktan daha feci birşey vardır. Osmanlı İmparatorluğu içinde sağlanamayan birliği. Hemen çoğu. Yirminci yüzyılın başında kendilerini devleti kurtarmak ve onar¬makla yükümlü sayan asker-sivil Osmanlı aydınları. Milli hakimiyet rejiminde göze çarpan kusur¬ların kızıl veya diktatörlüklerin biriyle ortadan kalkabileceğine kani değilim.ya¬pıyordu. beceriksiz ve anlayışsız bir destancının eline düşmek" "Kadro"nun.. Soydan'ın "Milliyet'! ve Yunus Nadi'nin "Cumhuriyef'i sal¬dırılarını açık. Peyami Safa. Temel amaç Türk inkılabını köylü. Yusuf Akçura. Bu yazıda okuyuculara şunlar anlatılmaktadır: "Her kahramanın bir destancısı vardır.. Gerek Türk Ocakları. destekle¬dikleri milliyetçi akımlar Balkan savaşı ile İmparatorluğu dağılma noktasına getirdi. Pan-Türkizm işte bu aşamalardan sonra egemen bir yaklaşım olmuştur. itham dozunu daha da artırarak şöyle yazıyordu: ". Bu yaklaşım "iki kelime ile özetlenebilir: Türk Faşizmi" Türk faşistleri tezlerine isim koymaktan çekinerek. yani devleti kurtarmak için kullanmaya başladı. yani "Türk Ocakları" na Tek Ulus. Bu "üç tarzı siyaset": Pan- İslamizm. Mehmet Fuat (Köprülü) Halide Edip (Adıvar). kapalı sürdürdüler.

Türk Ocakları'nın amacı tüzü¬ğünün ikinci maddesinde şöyle açıklanmaktaydı: "İslam kavimlerinin başlıca mühimi olan Türklerin. demokratik hak ve özgürlüklerin iadesi ile mevcut düzeni yumuşatmak. Nitekim Ankara Halkevinin açılışında Reşit Galip Bey. Tek Şef Dönemi 317 Sovyetler ve İtalya'daki bazı kuruluşlardan esinlendiği sık sık öne sü¬rülmüştür. adeta bir çeşit ütopyanın merkezi haline dönüştürüldüğünün en çarpıcı ör¬neği. aynı ideale bağlı halk kütlesi halinde örgütlemek. Bu iki eserin karşılıklı incelenmesi. Böy¬lece 1930'lu yıllarda. Bu nedenlerden ötürü dönemin iktidarının izleyebileceği iki yol bulun¬maktaydı." Reşit Galip. "Halkevleri yönetmeliği hazırlanırken uzak yakın bir çok memleketle¬rin benzer örgütleri incelenmiştir" derken bu iddiaları bir ölçüde kanıt¬lamaktadır. Mabedimiz Türk Ocağı. Ya. maddi kaynaklar bulmanın ötesinde organik bir bağa dönüştürmemiştir. içtimai. birbirini anlayan. Daha önce de belirttiğimiz gibi 1930. Bugün Resim ve Heykel müzesi olan. kalpte tanrı biz. aydınların düşüncelerinde nasıl yüceltilip. elde süngü. Turan 'dır hep ancak. ya da devletin ekonomik ve toplumsal hayatın her nokta¬sına ulaşan müdahaleleri ile daha merkezi. Yok bize başka yar. vergi vb yollarla ekonominin yükünü yoksul halkın sırtına yükleyen politikalar sonucu. Tek Parti. Etnografya müze¬sinin yanındaki bina Türk Ocağı binası olarak inşa edilmiştir. Cumhuriyet ilk dönemine oranla daha sert bir tek parti yönetimine girildi. O günlerde yazılan ve açıklanan düşüncelere göre. o dönemlerdeki aydın halk ikilemini be¬lirlemede çok yardımcı olacaktır. Diğer ta¬raftan. Recep Peker ve Başbakan İsmet Paşa'nın çeşitli vesilelerle verdikleri söylev ve demeçlere göre Halkevlerinin amaçları şöyle açıklanabilir: . Dünya ekonomik buna¬lımının tüm etkilerinin yurdumuzda da hissedildiği bir dönemin baş¬langıcıdır. Önde bayrak. Ekonomik bunalım. Bu amacı Recep Peker (CHP Genel Sekreteri) şöyle açıklamaktadır: "Hal¬kevlerinin gayesi ulusu katılaştırmak. halkın politik ve ideolojik eğitimini sağlamak için kurulmuştur. Halkevlerinin kurulması sırasında Tek Ulus.. konuyu kendi iç çelişkileri ve topluma ters düşmesi açısında da Ömer Seyfettin. doruğa ulaştığı 1932 yı¬lında Halkevleri örgütlenmiştir. Türk Ocaklarının en etkin olduğu dönemlerde bile İttihat ve Te¬rakki bu kuruluşla olan ilişkisini. 316 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Türküz ederiz daim iftihar Hilkatla başlar tarihimiz var Kalplerde Türklük aşk ile çarpar. asker-sivil bürokrat kesimle halk arasındaki varolan ayrılık daha da büyümüştü. Bu ekonomik bunalım 1923'ten sonra fiilen var olan sivil-asker bürokrasi.. Türk ırk ve dininin kemaline çalış¬mak. milli terbiye ve ilmi. "Efruz Bey" adlı eserinde didik didik etmiştir. bir oranda sert bir düzen getirmek. iktisadi seviyelerini terakki ve itilase ile.Ulusu bilinçli. Halkev¬leri. sınıfsız katı bir kitle haline getir¬mektir. Türk Ocağı'nın. Daha öncede değindiğimiz "Serbest Fırka" girişimi ile birinci yol denendi. Dünyaya hâkim olmak isteriz. Bu denemeden çabuk vazgeçildi. Zaten iktidardaki kadro¬nun bilgi birikimi ve deneyleri ikinci yolun seçilmesine yatkındı. Türkiye açısından. Halkev¬lerinin kurulmasıyla birlikte Türk Ocakları lağvedilmiş ve varlıkları bu yeni kuruluşa devir olunmuştur. Türk Ocakları faaliyetlerini cumhuriyetin ilk döneminde de sür¬dürmüşlerdi. Kâbemiz de yüce parlak. Öte yandan 1923-30 yılları arasında demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlayan. ticaret burjuvazisi ve büyük toprak sahipleri ara¬sındaki koalisyonun son iki ortağının durumunu iyice sarsmış bürokrat kesimin ağırlığını iyice arttırmıştı. . Türk Ocakları 1913'ten (İttihat ve Terakki'nin tek parti iktidarı) sonra etkin bir dil ve dünya görüşünün oluşturduğu örgütler haline geldi." Türk Ocaklarının düşünsel doğrultusunu ocak marşının güftesin¬den de anlayabiliriz. birbirini seven. Halide Edip (Adıvar)'ın "Yeni Turan" adlı romanıdır.Hamdullah Suphi (Tan-rıöver) Türk Ocakları'nın önde gelen düşünür ve önderleridir.

milli bünyeyi sağlamlaş¬tırmaya. ülkü. iv) Spor Kolu: "Sağlam düşünceler sağlam inanlarda bulunur" yaklaşımında hareketle spor alanında halka ve gençliğe yararlı olmaya çalışır. Aynı yönergede bu amacın gerçekleş¬tirilmesi için Halkevleri üyelerinin sık sık köylere gitmeleri. halk bilgi¬sinin ilerlemesine başlıca amildir. Bu sebeple her halkevinde bir kü¬tüphane ve okuma odası bulunması Halkevinin ilk kurulma şartla¬rından sayılır". vii) Kütüphane ve Yayın Kolu: Halkevleri çalışma yönergesinin 89. . güzel sanatların gelişmesine çalışmak amacını güder. mert insanlar yetiştirmeye yarar bir araç say^n halkevleri çalışmaları bu ana ilkeye göre düzenlemektedir. bir hedefti. temsil kolu bu eğitimin önemli bir aracıdır. Halkevlerinin dokuz çalışma kolu vardı. tören¬ler hazırlar ve genel olarak dil ve edebiyat konularıyla yakından ilgile¬nir.Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ilkelerini ve bu ilkelerin ülke düzeyinde nasıl uygulandığını anlatmak için kullanılan bir merkez ol¬ ması. terbiyevi ve milli temsillerle halka iyi şeyler telkin etmeye çalışır. maddesi bu kolun görevlerini şöyle belirler: "Köycülük Kolu'nun temel vazifesi. amaç ve düşünce birliğini güçlendirecek bir toplum olmayı sağlamak. milli ruhu biçimlendiren ve kudret- lendiren kültür öğelerini bulup ortaya çıkarmak. yurt sevgisinin. okuma odaları kurma gibi uğraşıları da yapmaktaydı. Reşit Galip açılış günü yaptığı konuşmada buna şöyle değinmiştir: "Türklerde.Ulusal birliği oluşturan. iii) Temsil Kolu: Halkevlerinin amaçlarından önde geleni hal¬kın eğitimi olduğuna göre. Bizim şubelerimizin sayısı da bir tesadüf eseri dokuz oldu. yiyecek sağlamak. maddesinde şu nokta belirlenmektedir: "Kütüphaneler. kitap ser¬gileri açmak. konferanslar. geliştirmek. Diğer taraftan 1930'lu yıllarda. dokuz sayısı kutlu bilinir. el sanatlarını teşvik etmek gibi çeşitli işlevle görevlendirilmiş olan bu kol halkevlerinin en etkin faaliyetlerini yapmıştır. Halkevlerinin çıkaracağı dergi¬lerin yönetimi de bu kolun görevleri arasındadır. Dil devriminin gelişmesine çalışır. köyün gelişimi için ellerinden gelebilecek tüm çabaları göstermeleri de istenmektedir: Özetlersek zengin ve temiz Türk köyünün yaratılması Halkevlerinin önde gelen . ahlaklı. okullardaki çalışkan ve yetenekli yoksul aile çocuklarına kitap. Bu kol ülkede tiyatro sevgisini ve tiyatro zevkini kökleştirmeye. ahlaki. 318 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Garp müziğinin ve garp müziği tekniğinin kökleşmesine. ülkeye sosyal yardım düşüncesini yaymak bu kolun başlıca amaçları arasındadır. . Aka Gündüz'ün bir başka romanı da bu doğrultudadır. dispanserler ve gezici doktorlarla hastaların imdadına koş¬mak. benimsetme ve hatta geliştirme çabası öncelikli. ' viii) Köycülük Kolu: Halkevleri yönergesinin 104. teknik bilgileri halk arasında yaymak. Bu kollar aynı zamanda gençler arasında kitap özet¬leme yarışmaları düzenlemek." Bu kolların faaliyet konuları şöyle özetlenebilir: i) Dil ve Edebiyat Kolu: Bu kol halkın genel bilgisinin artma¬sına. köylerin toplumsal. v) Sosyal Yardım Kolu: Gerçek ihtiyaç içinde bulunanlara yar¬dım etmek. gezici kütüphaneler kurmak. eski zamanlar¬dan beri. işsizlere iş bulmak. halkın bilgisini artıracak dil ve uzmanlık kursları açmak.. köylü ile aydın zümreler arasındaki ilişkileri düzenleyip artıracak köycülük çalışmalarının yapılması. vi) Halk Dershaneleri ve Kurslar Kolu: Okuma yazmayı halk arasında yaymak.Kültür. . garp tekni¬ğine göre Türk müziğinin yaratılmasına ve gelişmesine çalışmak. yurttaşlık ödevleri duygusunun yükselmesine yarayacak konuşmalar. uygun mevsimlerde köylerde çeşitli törenler düzenleyerek temsiller vermeleri. sağlık ve estetik açısından geliştirilmelerine ve köylü ile şehirli arasındaki karşılıklı sevgi ve dayanışma duygularının güçlendirilmesine çalışmaktır". parti ilkelerinin köklenmesine. ülkeye sağlıklı. ii) Güzel Sanatlar Kolu: Güzel sanatlara halkın ilgisini ve sevgi¬sini arttırmak. elbise. "Hakimi-yet-i Milliye" (sonradan Ulus) de tefrika edilen. Halkevlerinin CHP'nin ilke ve ideolojisini yayma. Nitekim Yakup Kadri Ka-raosmanoğlu'nun ütopik fantazisi "Ankara" romanının finalinde bu açıkça ortaya çıkarılmıştır. Sporu milli karakteri kökleştirmeye.Köylü ile kentli.

Halkevlerinde seçimler iki yılda bir yapılırdı. Dil ve Tarih incelemeleri. propaganda amaçlı ileşi-tim kuramlan doğrultusunda ilginç bir uyumun sağlandığı görülmek¬tedir. kendi sorunlarına sahip çıkıcı bir rol oynamıyordu. milli dile. Aydınlarla halk arasındaki uçuru¬mu kapatmak bir yana. Halkevlerinin 1932-1950 arasındaki faaliyetleri gözden geçiril¬diğinde yaygın eğitimin kuramsal ilkeleriyle. Halkevilerinin kapatıldığı tarihte yurt düzeyinde 478 Halkevi ve 4322 Halkodası bulunmaktaydı. etnografîk değeri olan eşyaları toplama. Toplumsal yapı değişikliklerinin ancak toplumun ortak çıkarları bulunan kesimleri arasında organik bir bütünleşme ve ittifakla ger¬çekleşebileceği doğrusu. daha da açmıştır. Oysa iktisadi konularda sadece 49 makale bulunmaktadır. Bu kollan da ku¬ramayan yörelerde Halkevi gereksinimini karşılamak için "Halk Oda¬ları" kurulmuştur. Köy topluluğunun girişkenliğini artırıcı. Dergiler arasında en ünlüsü Ankara Halkevinin çıkardığı "Ülkü" dergisidir. tarihi anıtları halka tanıtmak ve sevdirmek. Bilindiği gibi ilk Halkevi 1932'de açılmış. gittikçe azalan güzel Tek Ulus. bütün bu gayelere hizmet yolunda çalışan Halkevlerinin ruhundaki harareti yazı vasıtalarıyla yaymak için. çıkıyor. Aynı dönem içersinde 23750 konfe¬rans verilmiş. yerel tarihler üzerinde incelemeler yapmak. Özellikle dil çalışmaları. halkevinin tüm üyeleri toplanarak başkanın yıl¬lık faaliyetlere ilişkin raporunu dinlerdi.. yılda bir kere. cemiyetin kanındaki inkılap unsurlarını ısıtmak. Köye yönelik çalışmalar ise bol bol öğüt verme niteliğindeydi.350 temsil sahneye konmuş.hedefi olarak kabul edilmişti. gönül birliği ve hareket birliği yapmak için. hatta tarih kültürü ve terbiyesi vermek. yörenin parti yönetim kurulu tarafından seçilirlerdi. 1941 yılında ilk olarak 141 Halk Odası açılmıştır.. Büyük Milli Reisin mec¬muaya yakıştırdığı ve verdiği ÜLKÜ adı ile neşir maksadı arasındaki sıkı münasebeti de gösterir." Ülkü dergisindeki yazıların dağılımı da ağırlığın dil ve tarih konuları üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir... 12.. milli tarihe. Ne var ki. Halkevlerinin nicel ve nitel açıdan hızlı geliştiği dönem 1932-1940 yıllan arasıdır. Diğer taraftan. o yılın sonuna kadar Halkevi sayısı 34'e ulaşmıştır. ileri adımları sıklaştırmak için. 9050 konser icra edil¬miştir. bir yana bırakılarak. Bu dönemde Halkevleri partinin tartışmasız demir yumruklu bir ideoloji merkeziydi. Halkevi kitaplıklarından ilk yıl 149. üst düzeydeki kültürel gi¬rişimlerle böylesine dönüşümler gerekleştirmek için Halkevleri bir 320 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 yaygın eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Medeni haklarına sahip her Türk vatandaşı halkevi kollarından birine yazılabilirdi. "Ülkü" partinin ideolojik çizgisini yansıtan bir yayın organıydı. Bu konuda tam 147 makale.. Halkevleri hiçbir zaman kendilerine bir gelir sağlamak için çalışmazlardı. gibi görevler bu kola verilmiş¬ti. Tek Şef Dönemi 319 Türk eserlerini. ix) Tarih ve Müze Kolu: Yurdumuzun tarihini araştırmak.. derginin Şubat 1933' te yayınlanan birinci sayısında yer alan "Ülkü Niçin Çıkıyor" başlıklı ya¬zısında şu noktalar üzerinde durulmuştur: "Ülkü karanlık devirleri ar¬kada bırakarak.949 yurttaş yararlanırken okuyucu sayısı 1940 yılında 2. araştırma ve inceleme dergide yar almıştır. Ülkü. Ülkü. sergilenmesi köye yönelik biraz tepeden inmeci diye niteleyebileceğimiz araştırmalar ve bunlann getirdiği öneriler üzerine bina edilen konferans ve yazılı eserlerin içeriği bu yargımızı kanıtlayan eğilimlerdir. şerefli ve aydınlık bir istikbale giden yeni neslin heye¬canını beslemek. Halkevleri başkanları. Edebiyat makaleleri bile sayı ve sayfa miktarı . Tek Parti. Batılı öğeleri yoğun olan sanat yapıtlarının özendirilip. Parti genel sekreteri Recep (Peker) Bey'in. Her Halkevi yıllık fa¬aliyetlerine uyumlu bütçe yaparak bunu bağlı bulundukları yörenin parti örgütüne onaylatırlardı. folklor araştır¬maları yaparak bunları yayınlamak vb.000'i bulmuştu. Üye sayısı % 506 artmıştır. Çalışmalar köylüye pahalıya mal oluyordu. 1950'ye kadar bu sayı 4.853'e çıkmıştır. sağlanan bu uyum sadece yüzeyde kalmıştır. Bu tarif. Halkevlerinin gelirleri bulun¬dukları yörenin parti örgütünce karşılanırdı.. Halkevi açılabilmesi için yönetmelikte belirlenen kollardan en az üçünün faaliyete geçmesi ya da kurulması gerekliydi. bu konulardaki ayırımcı politika sonucu yığınlar tarafında pek kabul gör¬memiştir. Bunun tek istisnası Ankara'ydı. Özellikle dil ve tarih öğelerine verilen ağırlık.557. Ankara Halkevi Başkanı parti genel idare heyeti tarafından seçilirdi. milli sanatlara ve kültüre hizmet için. Ülkü. bu büyük yola katılanlar arasında kafa birliği. Halkevlerinin yayın kollan yaklaşık 50 dergi ve sayısı konusunda kesin bir bilgiye sahip olamadığımız kitap ve broşür çıkarmıştır.

. arkasındaki beş-on asrın gölgesine sığınmış uydurma "Sun'i" bir millet değildir.. Biz... Hürriyet ve disiplin ara- Tek Ulus. asker-sivil bürokrasinin önderliğinde ve yukarıdan yönetilen. Bu özelikleri başa¬ rısızlıklarının da temel nedeni olmuştur. serseri dağınıklığın. Tek Şef Dönemi 321 sında muvazene kuramayan milletler bu kısa günün her saatinde büyük hadiselerle sarsılmaya mahkumdurlar. Türk toplumunun geçirdiği önemli bir deneydir. bundan kaçan yepyeni bir millet olarak yetişmek istiyoruz. Bu deneyin ortaya çıkardığı bulgulara bakarak diyebiliriz ki.Çağdaş uygarlık düzeyine çıkmayı yüzeysel bir batılılaşma olarak ele alan ve yorumlayan Halkevleri. Derginin Nisan 1933 tarihli üçüncü sayısında da yer alan Recep (Peker) Bey'in yazısı. Cum¬huriyet Halk Fırkası evlatlarına. batı uygarlığının kül¬ türel uzantısı olan aydınların ve bürokratların etkisine rağmen.Halkevleri. Türkler.. tatbik olundukları millet hayatının kendi hususi şartları çizer. bir yandan toplum mutluluğunun üstün tutulduğu düzenleri yaratırken. Tek Parti. Disiplinli Hürriyet!. halkın ve köylünün kültürel düzeyini (batılılaşma yönünde) yükseltmeye çalışan kuruluşlardır..Tek parti döneminin Tarih ve dilde öztürkçeleştirme biçi¬ minde somutlaşan resmi ideolojisi (Bir anlamda ırkçı öğeleri de içeren) Halkevlerinde ve onun çeşitli kollarında başat bir eğilim olarak ortaya çıkmıştır... Hürriyetin ve disiplinin hudutlarını. .Halkevleri ikili niteliklerinden ötürü. öte yandan da bu düzene özgü ve aktif bir biçim olan katılım yollarını da zaman zaman aramıştır. aydın-halk ikilemini arttırıcı. katılım kanalları ancak resmi ideoloji doğ¬ rultusunda açık olan. bilgisizliğe sarılmaya adeta özendirmiştir. olumlu ve olumsuz yönleriyle.. emniyetli bir devletin vatan¬daşlarına hürriyetin usaresini tattınrken.Halkevleri tek yönlü. nizamlı. . Bu. milletlerin hu¬susi şartlarına ve kabiliyetlerine uygun hale koyamadılar. Herşeyin iyisini ve doğrusunu yapmak davasında olan Avrupalılar bu telakkiyi zamanlarına. iktidardaki tek partinin demokrasi ve özgürlük anlayışını ortaya koymaktadır. Türk halkını üstün kılabi¬ lecek iç dinamikleri hiçbir zaman sezinleyememiştir.bakımından iktisattan daha fazla yer kaplamaktadır. sıkı idare tipleri de ölçüsüz hürriyetin aksülamelidir. Halkevlerinde hergün biraz daha yeti¬şip açılan memleket çocuklarına ve bütün vatandaşlara "Mot d'ordre" (Emir sözcüğü) olmalıdır". . yol gösterici olarak ortaya çıkan hoşgörüsüz bürokrat yaklaşımı halkı bir itişe. .. Demokrasiyi konu alan bir makaleye ise rastlanıl¬mamıştır. Onun için arkamızda olduğu kadar önümüzde de uzun devirleri kucaklayan bir ülküyü tahakkuk ettirecek uzun hay atlı ebedi bir devlet kuruyoruz. Öğretici. Oysa tarih süre¬ cinde Türk insanı. Hukuku Beşer (İnsan Haklan) hürriyeti nasıl bir zulüm devrinin aksülameli ise bugün doğan ve bazı memleketlerde yer alan karşı fikirler. Yazının başlığı "Disiplinli Hürriyet"tir. milliyetsiz boşluğun ve en kuvvetli cemiyetleri dağıtip parçalayan serkeşlik ve itaatsizliğin yıkıp öldürücü tesirlerinden anlayan. Yazının dikkati çeken bazı bölümlerini aynen yansıtıyoruz: "Hukuku Beşer beyannamesindeki [Fransız devriminde yayınla¬nan İnsan Hakları Bildirgesi] mutlak hürriyet telakkisi bütün dünyaya basmakalıp aşılandı.. Halkevlerinin demokratikleşme süreci açısından bir değerlendir¬mesini yaptığımız zaman şu noktalar öne çıkmaktadır: . toplu¬ mun sağlıklı güçlerini yanına alabilen çalışmaları da zaman zaman gerçekleştirebilmiştir. toplumun üretici güçlerinin yarına dönük özlemlerini gözönünde bulundurmayan ve be- 322 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 . muhitlerine..

b. inkılabımızın başlangı¬cından bugüne kadarki fiiliyat ve tatbikatta aşikârdır. Bu programın giriş bölümünde şuna değinilmektedir: "Cumhuriyet Halk Fırkasının programına temel olan ana fikirler. Bu temel hakların Anayasa çerçeve¬sinde "Mahfuz" bulunacağı yani korunacağı belirtilmiştir.Laik. kültür ve ülkü birliği temel kabul edilmiş ve bu birliğin oluşturduğu siyasi ve içtimai heyet millet olarak kabul edilmiştir. CHF'nın 1931 programında ilk kez altı ilke birlikte ele alınmıştır. Laiklikte. büyük arazi ve iş sahipleri ve tüccar Türk camiasını . Özellikle milliyeçilikte dar anlamlı bir millet temeli ta¬nımlanmaktadır. Halkçılık. Hakimiyet birdir. Devlet teşekküllerinin en muvafıkının bu olduğuna kanidir". Tek Şef Dönemi 323 "Hürriyet. Hal¬kevi deneyi bunun güzel bir örneğidir. Bu kısmın ikinci maddesinde "sınıf yok. Bu şekilde Büyük Millet Meclisi millet namına hakimiyet hakkını kullanır. Böylece korunacağı ileri sürülen haklann sadece kağıt üazerinde kalma tehlikesi de ortaya çıkmıştır.Halkçı. Süreklilik söz konusu değildir. a- Cumhuriyetçi. "ülke sınırlan içinde yaşayan her va¬tandaş Türkdür" yaklaşımından farklıdır. Görüldüğü gibi bugünkü kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetlerin birliği (Tevhid-i Kuvva) ilkesi savunulmaktadır. birinci fıkranın "Fırka. vahdet-i kuvva esasına müs¬tenit olan devlet şeklimizdir. Dondu¬rulması söz konusu değildir. Aynı maddenin (A) bendinde ise zümreler ve menfaatler şu şekilde ele alınmaktadır: "Küçük çiftçiler. imtiyazsız bir topluma uyumlu bir şekilde ele alınmıştır. Tek Parti. Müsavat. küçük sanayi erbabı ve esnaf. Programın ilginç noktalarından biri de üçüncü maddedir. iş bölümü var" yaklaşımı ile şunlar yer almaktadır: "Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıf¬lardan mürekkep değil ve fakat ferdi ve içtimai hayat içinde işbölümü itibarıyla muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telakki etmek esas prensiplerimizdendir". amele ve işçi. serbest meslek erbabı. reisicumhur ve icra vekilleri heyeti onun içinden çıkar. Maddede devlet şekli konusunda parti görüşü şöyle yer almaktadır: "Devletin esas teşkilatı: Türk milletinin idare şekli.". Bu tanım bugün Atatürk Milliyetçiliği olarak ifade edilen. Masuniyet-i Mülkiye" hakkı programın dör¬düncü maddesinde ele alınmıştır. Yani dar anlamlı bir millet anlayışı bu¬rada söz konusudur. İkinci kısmın birinci maddesinde söz konusu altı ilke şöyle sıralan¬maktadır: "Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ana vasıfları: Cumhuriyet Halk Fırkası. halkın bu düzene özgün ve aktif biçiminde katılımını sağlamayan bu tip modeller yasalarla yaşatılsa bile toplumsal yaşam içersinde etkinliklerini yitirmeye bir yerde mahkumdurlar. dil. ç. bugünde klasikleşmiş olarak kullanılan bir tanımla verilmektedir. \ Tek Ulus. Dil. 13-14 Mayıs 1931'de toplanan CHF'nın Büyük Kongresi yeni bir programı kabul etmiştir. sınıfsız. kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir". yürütme ve yasama yetkileri TBMM'nde toplanmıştır. Oysa inkılapçılığın sürekliliği temeldir.Milliyetçi. devlet irade¬sinde bütün kanunların.lirli bir tarihi geçmişin üzerinde yükseldiği halde geçmişini (özellikle Osmanlı dönemini) bir ölçüde yadsıyan. Millet ise şöyle belirlenmektedir: "Millet. e-İnkılapçıdır." şeklindeki yaklaşı¬mı. Bu ilkelerin tanımlarında. d. İnkı¬lapçılık yeni yapıları koruma ve idame ettirme anlamındadır. nizamların ve usullerin ilim ve fenlerin muasır medeniyete temin ettiği esas şekilleri ve dünya inançlarına göre yapıl¬masını ve tatbik edilmesini prensip kabul etmiştir. c. Birinci maddede Vatan ve Millet tanımları verilmektedir: "Vatan hiçbir kayıt ve şart al¬tında ayrılmaz bir teşekküldür" biçiminde. Böylece yargı.Devletçi. toplumun mutluluğunu üstün kılan değerleri yaratırken. Yeni progra¬mın geçmişle olan ilişkisi bu şekilde açıklanmıştır. 4) Cumhuriyet Halk Partisi Katılamıyor: Serbest Fırka ve aynı dönemde kurulan diğer iki partinin kapatıl¬masından sonra tek parti dönemi başlamıştır. kayıtsız şartsız milletindir. Bundan başka bu fikirlerin başhcaları fırkanın 1927 senesinde Büyük Kongrece tasvip edilen Umumi Reisliğin beyannamesinde ve 1931 TBMM intihabı mü¬nasebetiyle yayılanan beyannamede tesbit olunmuştur". sanayi erbabı. Nitekim parti iktidarının bu konudaki uy¬gulamaları da söz konusu tehlikenin varlığını göstermektedir. tanımı bugünküne oranda daha bir anlaşılır kılmaktadır. bugünlere göre farklılıklar vardır. Günümüzde çok sözü edilen Anadolu mozaiği bu tanımla dışlanmaktadır. Bireyin kişi¬sel haklarının "masuniyeti" konusunda bir güvence verilmemiştir. 1931 programındaki güçler birliği ilkesinin daha köktenci bir yönetim yaklaşımı olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Bir yandan sınıfları reddederken. Türkün kabiliyet ve kudretini. Bilhassa seviyeyi. Diğer yandan aynı madde de değinilen "İş Kanunu" ise 1936' da çıkarılmıştır. zümreleri belirlemek programın yapısına ters düşmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve Türkiye dev¬letine hürmet etmek ve ettirmek hassası bir vazife olarak telkin olunur. Bu yaklaşım programın temelindeki düşünceyi ortaya koymuştur. Bilindiği gibi bu iki sözcük eşanlamlıdır. tek parti hükümeti döneminde de CHF (sonraları CHP) bu amaca uygun bir düzeni kurmuştur.. İktidardaki tek parti "inkılap" ideolojisinin kendisi dışında savunulmasına bile tahammül edememiştir. Parti örgütünün tüm aşamalarında oluşturulacak halk hatipleri. Tek Şef Dönemi 325 halkın "ulus devlet" oluşumu içersinde ideolojik birliğe yöneltilmesine çalışmıştır. Bu programı tamamlayan bir de "Halk (parti) hatipleri" yönetme¬liği bulunmaktadır. milli nizamı ve iç güvenliği korumak için güçlü hükümet otoritesini kurmak. Menfaatler. vatandaşların Türkün derin tarihini bilmesine fevkalade ehemmiyet verir. grevi ve toplu sözleşmeyi yok sayan bu kanun işçilere sınırlı haklar ve güvenceler getirmiştir. "Kadro" dergisinin kapan¬maya mecbur edilmesi de bu tutumun bir çeşit kanıtıdır. Daha sonraları kurulan Halkevleri bu görevi daha etkin bir biçimde yerine getirdiği için "Halk hatipleri"nin ömrü uzun olmadı. Niçin programda böyle kullanıldığı anlaşılamamaktadır." . Şöyle ki: "Türk işçisi milliyetçidir" başlıklı yazı¬da şu düşünce öne çıkarılmıştır. Buna karşın sermayeyi ve özel benliği inkar eden istipdadı da nefyeder. Program tek partinin gücünü pekiştirmeyi amaçlayan ilke ve he¬defleri de içermektedir. Parti böylece ideolojik bir bütünlüğü sağ¬lamayı düşünmekteydi. ne de işçi kemiklerinden kuleler yapmak isteyen bir burjuvaziye mütehammil değildir. nefsine itimat hislerini ve milli varlık için zarar verecek her cereyan önünde yıkılmaz mukavemetini besleyen mukad¬des bir cevherdir." Bu alıntılar Fırka' nın eğitim konusunda katı disiplinli ve milliyetçi bir düşünceye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Say ile sermaye arasında ahenk tesisi ve bir 324 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 iş kanunu ile ihtiyaca kafi hükümlerin vaz'ı fırkanın mühim işleri ara¬sında görülür. Türk milletine." Yani devrimleri.. Tek Parti. çeşitli halkevlerinin çıkardığı dergilerle doldurulmaya çalışılmıştır. Fırkamızın bu prensiple istih¬daf ettiği gaye sınıf mücadelesi yerine içtimai intizam ve tesanüdü temin etmek ve birbirini nakzetmeyecek surette menfaatlerde ahenk tesis eylemektedir. bölge ve yöredeki halka partinin amaçlarını. diğerinin ve umumi camianın hayat ve saadeti için zaruridir. milliyetçi ve laik va¬tandaş yetiştirmek tahsilin her derecesi için mecburi ihtimam noktası¬dır. "Milli Coğrafya" gibi kavramların kökenini 1930' lu yıllara dayandığını programın bu hükümleri ortaya koymaktadır. Sınıf gerçeğini gözardı eden bu düşüncenin tutarsızlığı ve köksüzlüğü ortadadır. Bu bilgi. Sendikalaşmayı.teşkil eden başlıca çalışma zümreleridir. Bunların herbirinin çalışması. dahili ve adli teşkilat ve kanunlarıyla koruyan ve hiçbir hadise ve tesir önünde sarsılmayan bir hükümet otoritesi kurmak ve işletmek işlerimizin temelidir. 1930'lu yıllarda CHP'nin işçi sınıfına bakış açısı da. Bu boşluk da başta "Ülkü" olmak üzere. Gelecekte de.. Programda amele ve işçilerle ilgili bölümde şöyle denilmektedir: "Milliyetçi Türk amelesi ve işçilerinin hayat ve haklarını ve menfaat-larını gözönünde tutacağız.. kabiliyet ve çalışma derecesiyle müte¬nasip olur". "Türk işçisi ne sermayeyi ezen şımarık bir iştirakçiliğe. 1930'lu yıllarda CHP "Tarih Tezi" ve "Güneş Dil Kuramı" ile \ Tek Ulus.." Öncelikle amele ve işçi ayırımının hangi temelde yapı¬lacağı belli değildir. Yedinci kısmın birinci maddesi bu doğrultu¬dadır: "Bütün inkılap neticelerini ve vatandaşın tam emniyetini ve milli nizam ve inzibatı. kararlannı açıklamakla yükümlüydüler.. milli derin tarihimizin ilham ettiği yüksek derecelere çıkarmak büyük emeldir. "CHP İzmir İşçi-Esnaf Kurumları Birliği" bürosunun yayınladığı bir kitapçıkta çok güzel sergilenmiştir. Türk işçisi Adam Smith'in müte-merrit şakirtleri gibi devleti banker kasasının bekçisinden ibaret gör¬müyor. Programda eğitim için "Milli talim ve terbiye" başlığı altında şu ilkeler öne çıkarılmıştır: "Kuvvetli cumhuriyetçi. Fırkamız. diğer yandan. Dikkat edilirse me¬tinde "Milliyetçi Türk amelesi ve işçisi" deyimi vurgulanmıştır. Günümüzdeki "Milli Tarih".

Her ağızdan sınıfsızlık ve milliyetçilik kelimesi akıyor. hergün bir karışıklıkla devletin durumunu.. yaşar. Teklerin ve hususi topluluk¬ların ferdiyetini genel menfaatlere aykırı olmamak kaydıyla bağlıyo¬ruz." (M. disiplinli bir beraberliği üstün sayıyoruz. Türkiye için fertçilik çoktan iflas etmiş olmalıydı.." (Falih Rıfkı. Çünkü Türk hükümetinin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet vermek. Henüz yaşaması hortlak yaşaması gibidir. devlet varlığının otorite sınırları içinde alıyoruz. sevgiye ve inanca dayanan. değiştirdi. herkesin sarsılmaz bir inzibat ve itaat hissi ile bu organiz-min verdiği direktifleri. hem yerlerinde rahat. sınıf intikamı. "Her tarafta yeni içtimai nizamın gayesi sınıf kavgalarını ortadan kaldırmak olduğu. kendi mülkü olan topraklarda genel için ve kendileri için çalışır." (Zeki Mesut.. Diğer yandan her fırsattan yararlanarak Bolşevizme (Komünizme) karşı ol¬duğunu da vurgulamıştır. Grev ve lokavt yasak olacaktır. karşı tarafta. Örneğin Atatürk'ün ABD'den gazeteci Gladys Baker'le yaptığı mülakatta söylediği şu sözler çok ilginçtir: "Tür¬kiye'de Bolşeviklik olmayacaktır. Böylelikle parti işçi ve küçük esnafı denetimi altında tutmak istemiştir. 9 Mayıs 1933) ". Recep (Peker) Bey'in CHP Genel Sekretri olarak program değişikliğini açık¬layan radyo konuşmasındaki önemli noktalar şunlardı: "Amme (Kamu) haklarında anarşiyi besleyen. kontrolsüz geniş istihsalciliğin müstehlikleri (tüketicileri) istismar etmesi fikrini de be¬ğenmiyoruz. hızını bozan. Diğer memleket- 326 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 lerdeki feci vaziyeti gördükçe fırkamızın bu husustaki gayret ve hassa¬siyetinin ne derece yerinde olduğunu takdir etmemek mümkün değil¬dir. 14 Aralık 1932) "Adam Smith ve Lenin ve bütün ervah. tek şef. demokrasi müessesenin ıslahı için düşünülen baş¬lıca tedbirlerden biri milli menfaatların münakaşasını fırlca kavgaları içinde oyuncak olmaktan kurtarmaktır. partinin yayın or¬ganı olan "Hakimiyet-i Milliye" (sonradan Ulus) gazetesindeki bazı makalelere bakarak izleyebiliriz: "Başka memleketlerde olduğu gibi. 28 Ekim 1932). Tek Şef Dönemi 327 başka yığma devamlı ve yeni Türkiye'nin gidişine uyan bir halk terbi¬yesi vermeyi çok gerekli buluyoruz. yalnız. Türkiye'de işsizlik yoktur. "Türkiye kendi halkı içersinde sınıf mücadelelerine sebep ve mahal bırakmayan bahtiyar memleketlerden biridir. ileri gidişini. yurttaşları birbirine düşüren. Halklarda hürriyetin sınırlarını. 26 Kasım 1932). "Kemalizm. "Halk Fırkası'nın hükümetlerine verdiği ana istikamet nasıl sınıf-sızlık ise hususi ve resmi bütün iktisat cihazlarına verdiği parolada memleketçiliktir. Köylüyü toprak sahibi yapmayı bir parti prensibi olarak almakla bütün yurttaşlar kendilerinin olan ülke üzerinde. sınıf kavgası yollarını sımsıkı kapatıyoruz.. vazife ve külfetleri kabul etmesi lazımdır" (Falih Rıfkı." (Falih Rıfkı. yanlışı za¬manında düzelten." . Türkiye'de dahi en kısa yoldan normal refaha gitmek için.. sınıf tahakkümü fikirlerine yer vermediğimiz kadar." (Falih Rıfkı.. onurlu.. programını "Tek ulus. Celal (Bayar). bütün veri ve fena tohumların ye¬şermesine yolaçan nizam ve birlik düşmanı klasik demokrasi yerine yurttaş zekasını besleyip. (Ulus. 28 Temmuz 1933) 1935 yılında CHP dördüncü kurultayını topladı. askerlerimize olduğu kadar sivil hal¬kımıza da iyi bakmaktır.. hem de iyi saatte olsunlar.. 9 Temmuz 1933) "... Bir ulusun her zorluğa göğüs gerecek bir olgunluğa erişmesi için klasik terbiyeden Tek Ulus. Roma yürüyüşünün onuncu yıldönümünden dolayı faşistliğe en samimi tebriklerini sunar. Tek Parti. 21 Ha¬ziran 1935)" CHP'nin 1930'lu yıllardaki düşünsel eğilimini. 12 Eylül 1932). Biz liberal devlet tipinin ta¬nıttığı. İktisat vekili. Ancak her yerde son nefesini vermekte olan liberal devlet tipinin kucağında beslenip büyüyen çatışmalar zincirini kırıyoruz. ekonomide ulusal çalışmayı yıpratan ve ulus yığınlarını istismar eden liberalizme karşı cephemizi daha sıklaştırıyoruz. 12 Eylül 1932). " (Falih Rıfkı. Biz proletarya-burjuva tasnifi içinde yaratılan sınıf kavgası." (Kazım Nami. Milletimizin efradı boş zamanlarında sıhhi dinlenme imkanlarına maliktir". Cemiyet var" düstûru bir temel olma yolunu tutmalıdır.İşçi ve Esnaf Birlikleri CHP tarafından örgütlenmiştir. Türk için "Fert yok.. kararlarını doğru veren. açılmasına da yol veren. Şimdilik elde iki sarsılmamış mevhum var: Halk ve millet. istikrarlı bir siyaset güden bir devlet organizmi değil. var¬lıklı bir kitle haline getirmek istiyoruz. tek parti" anlayışı ile gözden geçirip.

. Liberal devlet tipinin de bütün bu sebeplerle artık can çekişmekte olduğunu söyleme¬liyiz. Onun ana çizgisi olan haklarda hürriyetin ve çalış¬mada. Haklarla hürriyetin suistimali insanları. örgütlenmeye hoşgörü ile bakmayan bir yapıdadır. özgürlükler partinin belirlediği sınırlar içersine hapsedil¬miştir. Demokrasi bir nas. Birliğin başkanı Yüksek Mühendis Okulu (Teknik Üniversi¬te) öğrencisi Tevfik (İleri) Bey'di. yazılar sürüp gitti. Örgütlenme hakkı yoktur. Zigana (dağının) üzerine portakal dikilmez. .. Bu örgütlenmede partinin öncülük payı vardır.. Bir ruh. Ne varki iktidarın bu ya¬pısı uzun süre ülkede düşüncelerin yeşermesini engellediği gibi. Bu nitçlikler îttihat ve Terakkiden beri Türkiye halkının bildiği bir yaklaşımdır. Bu konuşmada şu noktalar özenle vurgulanmıştır: "Feodal devlet fikri yıkıldı. pekiştirmek amacındaydı. Örneğin valiler bulundukları ilin parti başkanı olarak görev yapmışlardır. kazanmada hürriyetin tatbik edilişleri zamanla derin suistimalle-re uğradı. insan¬ların partinin belirlediği normlar içinde kalıplaşmasına da neden ol¬muştur. ulusal sermayeyi tam veriminde ve de¬ğerinde tutmak demektir. Parti herşeyin üstünde sert bir yaşam ister" (Falih Rıfkı [Atay] 13 Mayıs 1935). meclis denilen bir kaba uydurulduktan sonra tatbik edilirse fayda verir. Liberal devlet acıklı esirlik devirlerinden çıkmış. 1908 ile 1912 arasında öyle zamanlar bi¬liriz ki. Wagon-Lits ve Razgrad Mitingleri 1933 yılı gençliğin örgütlenmesine tanık olmuştur." Recep Bey'in önemli noktalarında alıntılar yaptığınızı bu konuş¬maları CHP'nin tek parti yönetiminin başat yaklaşımlarını ortaya koy¬maktadır. Temel yaklaşım "fert yok. Türkler uzun dağı- 328 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 nıklıktan sonra birlik oldular. ne tarım ne de kültür işlerinden hiçbiri kontrol ve planlama dışında kalmamıştır. cemiyet vardır" ilkesinde somutlaşmıştır. ne bayındırlık. Örgütün dergisi ise sadece üniversite gençliği arasında değil. Almanya'da 15'den sonra bir. Bireyin haklan görevinin arkasında kalmıştır. Yapılan işler akıl denilen bir süzgeçten geçirildikten sonra.. Böylesine ideolojik dar kalıpları olan bir partinin yönetiminde de¬mokrasi ve demokratikleşme hiçbir şeklide gündeme gelmemiştir. bir espri.. sözler. Parti programındaki ilkeler bireyin özgürlüklerini kısıtlayan.. Bütün kurallar gibi bunun da bir istisnası vardır.. Kurulan örgüt "Milli Türk Talebe" birliği adını aldı.. Güçlendirilmeye çalışılan "Ulus devlet" anlayışının bir işareti olarak kabul ediliyordu. Plan.. Recep Bey'in değindiği konulara daha bir açıklık getirmektedir: "Programın ruhu Türkiye'yi yüksek devlet kontrolü altında planlaştırmaktır. Biz onları. ortaöğretim öğ¬rencileri arasında da yaygın olarak okunmaktaydı. insanlığı bu hür yaşayış sarhoşluğunun tesiri altında bulundurduğu zamanlar libe¬ralizm aldı yürüdü. Bu dönem içersinde parti ve devlet örgütü birleştirilmiştir. devlet ve halk kuvvetlerini toplu çalıştırmak. Kurultayın toplandığı günlerde Falih Rıfkı (Atay). Özellikle sol dü¬şünce üzerindeki baskılar çok ağırdır. Onların bire ve sıfıra doğru artarak gittiklerini görmekteyiz. çürüten bir anarşi devrine götürdü. Bizim kurtuluşumuz toplanmamızdadır. Yığınlar CHP'ye çekinerek bakmayı alışkanlık haline ge¬tirmişlerdir. Bu birlik milliyetçilik duygularını gençlik kesiminde yüksek kılmak. ne turizm. Ne ekonomi. Hepsi bir tarafa çeken. bir ayet değildir. kök tutar. Onun yerine liberal devlet kuruldu. kağıt paraların üzerinde de "Bozkurt" resmi bulunmaktaydı. Bulgaristan'da 55'den sonra sıfır geldi. hepsi birbirini yıpratan ve devleti düşüren fikirler. O dönemde pulların. devrini yaşamış.. Diğer yazı ise "Demokrasi ve Partiler" başlığı altında şu noktalan vurgulamaktadır: "Herşey bire ve sıfıra doğru eksilerek gider. 5) 1930'lu Yılların Dikkati Çeken Olayları: a) Gençlik Örgütleniyor. Türk işçisini ve esnafını da teşkilatlandırmak programımızda yer almıştır. yıkıp. bir manadır. CHP'nin bu yapısı halkla da yabancılaşmasını ortaya çıkarmıştır. Özgürlüklerden söz etmek mümkün değildir. Yalnız bir ve sıfır rakamlarının hangi sayıdan sonra geldiğini kestirmek biraz güçtür. kendi ulusal anlayış ve zihniyetlerimizle kuruma bağlayacağız. Arkadaşlarım Türkiye'de teklerin menfaati umumun menfaati sının içinde bulunacaktır. Temel haklar. imparatorluğun içinde her fert bir parti idi. Amblem olarak "Bozkurf'u seçmişlerdi.. Feodal devletten sonra gelen liberal devletin yıkılışı ulusal devle¬tin doğuşu devrini getirmiştir.Recep (Peker) Bey'in kurultaydaki söylevi ise 14 Mayıs 1935 ta¬rihli Ulus gazetesinde yer almıştır." CHP 1930-1945 arasında çok sıkı bir ideolojik katılığı olan tek parti olarak Türkiye'yi yönetmiştir.. Bu teşkilat¬landırma bildiğimiz klasik işçi teşiklatlandırılmasmdan başka üstün ve ulusal fikirlerle olacaktır. hükümleri geçmiş ve ihtiyarlamış olan sosyalist cereyanların verdiği yurt içinde yurttaşa karşı mücadele yoluyla değil.

Müdür bu durumu görünce memurları gönderdi. Kalabalık yoğundu. Kepenkleri. Bu olaylardan sonra üniversite konferans salonunda (23 Mart 1933) de yapılan toplantıda dil seferberliği ve vatanı tanıma konusu ele alındı.Örgüt yıl içersinde üç olayla uğraştı faaliyetlerini bunlara odak-laştırdı. yol üstünde bulunan Kara-köy'deki "Wagot-Lits" şubesinin de camlarını kurdular.bildiri üzerine Birlik delegeleri. sonra da camları kırdılar. buraya çelenk koyarak. Bu olay Türkçe konuşulmasına yönelik bir dizi "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyasının başlangıcını oluşturdu (Şubat 1933). Eğitim Bakanı Reşit Galip ve Genel Sekreter Recep Bey'e mitingteki amaçlarının tamamen ulusçu duygu¬ları yansıtmak olduğunu bildirdiler. Şirketin yabancı uyruklu müdürünün Türk memur¬larından birine telefonda Türkçe konuştuğu için hakaret etmesi. Gençlik her türlü çalışmalarında cumhuriyet kanunlarına ve cumhuri¬yet kuvvetlerinin usul ve kaidelerine uymaya da dikkat etmelidir. Bina önünde toplanan yığın Türkiye'de Türkçe konuşulur mealinde sloganlar atarak. Tek Parti. Daha sonra gençler dağıldılar. fakat valiliğin buna izin vermeyeceğinin belli olma¬sından sonra mitingin izinsiz de olsa yapılmasında ısrar etti. Başkan Tevfik (İleri) Bey konuşma yaparken güvenlik kuv¬vetleri gelerek kalabalığı dağıttılar. ulusal bilincin yerleştirilmesi için çalışılması üzerinde duruldu. Hükümet hemen şöyle bir bildiri yayınladı: "Kanu¬na aykırı ve ülke düzenini bozucu bir davranış ve eylem olduğu ve hü¬kümetin yasaklamasına rağmen böyle bir davranışta bulunulduğu için ülkede sorumsuz kişiler ve kuruluşlarca bu gibi uygunsuz hareketlerin tekrarlanmasına yer verilmemesi noktasından Talebe Birliği'nin kanun bakımından ortadan kaldırılması kararlaştırılmıştır. yasaların ve adalet gücünün adilliğine güveniniz. Toplantı sonunda "Türk inkılabının büyük başbuğu Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya" şu telgraf çekildi: "Bugün üniversite konferans salo¬nunda toplanan yüksek öğrenim gençliği. duygulu ve milliyetçi yetişmesi esas dileklerimizdendir. bu arada Milli Türk Talebe Birliği yönetim kurulu toplanarak miting karan aldı. Babıali'ye yö¬neldiler. Bu yılın ilk gençlik hareketi "Wagon- Lits" (Yataklı Vagonlar) şirketine yönelikti. 25 Nisan 1933 günü Gazi Paşa'dan şu yanıt geldi: "Gençliğin çalışkan. Cumhuriyet gazetesi önünde bir konuşma yapan Peyami Safa "Türk diline dil uzatanların dilleri kurusun" diyerek heyecanı doruğa çıkardı." Gazi'nin yanıtı ise şöyleydi: "Ulusal ülküye ulaştıran özdil yolunda şaşmaz büyük adımlarla durmadan yürümeye verdiğiniz değerden dolayı sizi öve¬rim. büronun ke-penklerini kapattırdı. kemikleri etrafa saçarak ezmişlerdir." Milli Türk Talebe Birliği'nin öne çıktığı diğer olay ise Razgrat Olayı'dır. sonra mezar taşla¬rını kırmışlar." biçiminde ant içtiler. "Türk Gençliği emanet ettiğin devri¬min ve vatanın esenliği için canını vermeye hazırdır. 23 Nisan 1933 günü de üniversite konferans salonunda toplanarak. Bu haberin duyulması Türkiye'de büyük infialin doğmasına neden olmuştur. ellerine geçirdikleri herşeyle bi¬naya saldırdılar. Bulgaristan'ın Deli Orman bölgesinde Razgrat'ta 16 Nisan 1933 gecesi büyük bölümü öğrenci olan Bulgar gençleri Türk mezarlı¬ğına saldırmışlar. Ara sokaklara giren gençler bu kez de Bulgar mezarlıının önünde toplantılar. Türklerin bu konudaki yakınmalarına Bulgar makamları ilgi gösterme¬miştir. Bu. Üniversite Emini (rektör) Tahir Bey'in en¬gelleme çalışmalarına rağmen. Olaylar bittiğinde başta Tevfik (İleri) Bey olmak üzere 80 genç tutuklanmıştı. Kadro'nun kemalist ideolojiyi gençliğe benimsetmek için yaz¬dıkları "Talebe Birliği"ni kızdırdı. Türk-çeyi aşağılaması ve sonunda memuru işten çıkartması kamuoyuna yan- Tek Ulus. 20 Nisan 1933 günü akşama doğru üniversiteli ve liseli gençler Maçka'daki Bulgar Konsolosluğunun önünde toplandılar. başbuğluğunu yaptığınız büyük dil savaşında canla başka çalışmaya karar verdi. o sırada Tarih çalışmalarına katılma amacıyla İstanbul'da bulunan cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'ya. mezarları açarak. önce bekçi kulübesini yakmışlar." Türk Talebe Birliği'nin üçüncü kavgası ise Kadro dergisine yö¬nelikti. Güvenlik güçle¬rinin çağırdığı İtfaiye'nin kalabalığın üzerine su sıkmasından sonra öğrenciler Köprü'ye doğru yürüdüler. Başbakan İsmet Paşa'ya. Cumhuriyet hükümetinin milli meselelerde görevini bilir olduğuna. Tek Şef Dönemi 329 sıyınca olay patlak verdi. Kadro'ya verdikleri yanıtta şu yar¬gıyı öne çıkardılar: . Milli Türk Talebe Birliği'nin öncülü¬ğünde hareket eden gençlik şirketin idare binasının önünde toplanmaya başladı. Özellikle gençlik kesimi tepkinin yoğunlaştığı ortam oldu. em- 330 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 niyet kuvvetleri ile zaman zaman çatışarak Taksim'e doğru yürümeye başladılar.

Bergama doğumlu. 1900 doğumlu. kanunların ve alınan tedbirlerin aile ve yurt için pratik ve yararlı olması hakkında değerli düşüncelerini millete karşı anlatmak fırsatını haklı olarak bulacaktır (Sürekli alkışlar ve okay sesleri). TBMM'nde.) Devrimciler. disiplinli gençlik örgütlenmesi üzerinde ısrarla dururken şu örneği verdi: "Geçen Razgrat olaylarında bir tünelin iki ayrı ucundan girip aradıklarını kaçıran ve birbiriyle çarpışan iki insan gibi. anlamayacaksınız. Sabiha Zekeriya (Sertel) hanım Belediye meclisine aday oldu. 1900 İstanbul doğumlu." Kadro.. Gençliğin bütün bu davranışları. b) Kadınlara Siyasi Hakların Verilmesi Cumhuriyet kadınların medeni ve siyasi haklan açısından batıyı da aşan kararlar alabilmişitr. Tek Şef Dönemi 331 içine sıkıştıran ve gerçeklerden ayıran Kadro'ya kızın. Örgüt diyorsu¬nuz. hiç bir düşünce açıklanamazdı. Gelecek Büyük Millet Meclisinde kadın saylavlarla be¬raber çalışmak. memleket işine karışmaz bir varlık olarak bir kö¬şeye konması Türk geleneği değildir. yüce kurulunuz bunu yurdun ve ulusun çıkarı ve iyiliği adına anlayışlarımızın yeni bir belgesi olarak gösterip övünebiliriz. Türkân Başbuğ (Antalya). Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşundan beri bu mem¬lekete getirdiği verimliliğin daha da genişlemesini daha verimli olma¬sını sağlayacaktır. bunun kadının kurtuluş devrimi olduğu beraber söylenecektir. Güneşin altında apaçık göz¬lerle yürüdük. bu sizi Tek Ulus. Türk gençliği ile Türk güvenlik kuvvetleri karşı karşıya kalıvermişlerdir.. 8 Şubat 1935'de yapılan seçimlerde ilk kadın milletvekilleri TBMM'ne girdi. Sabiha Gökçül (Balıkesir). Kazanköy muhtarı. Tek Parti."Türk gençliği papağan değildir. Gençlik hareketini de böyle yorumlamamız gerekir. Türk geleneğinin ve anlayışının karşıtı olan bir usuldür ki. 1886 İstanbul doğumlu. siz bunu neden istiyorsunuz? Asıl siz. Öğretmen Şekibe İnsel (Bursa). fakat bu bağımsız ilk aday olma niteliğini kaybettirmedi. Bizi anlamıyorsunuz.. Satı Çırpan (Ankara). maddeleri değiştirilerek "22 yaşını biti¬ren erkeklerle birlikte kadınların da mebus seçmek ve 30 yaşını bitiren erkekler gibi kadınların da mebus seçilmek" hakkını tanıyan 5. Türk kadının hakkı olduğu yerden ayrılıp. yani bu "Kadro" mu? Eğer böyle ise ilk ve son defa hayır! diyoruz. benliğinde millet ■ sevgisini devamlı olarak güçlendirmek. İnönü'den sonra söz alan Konya saylavı Refik Koraltan. Demokrasi açısından bu kararlar olumludur. 1934 gün ve 2599 sayılı yasa kabul edildi. Hayat çemberlenemez. Türk gençliği devrimin anlamını başkalannın anlatmasını gerektirmeyecek kadar iyi ve derin anlamıştır.12. Türk devrimi denilince. orta . Türk ülkelerinde yerleşmesi. Manisa saylavı Refik Şevket İnce ve diğerleri önergenin lehinde konuştular." Birlikçiler bu öneriye karşı çıkarak şu sert yanıtı verdiler: "Biz yolumuzu karanlık bir tünele saptırmadık.. Amerikan Ko¬leji mezunu. Daha 1930 Belediye Seçimlerinde kadınlara kısmi bir siyasi hak tanınmıştı. 332 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Sonunda Anayasının 10 ve 11. yüzyıllardan beri geçirmekte olduğumuz felaketlerin başlıcalarından ve temellerin¬den biridir (Alkışlar ve Okay (bu da özdil'de onay sözcüğü) sesleri. yaşatmak ve bunu en verimli şekilde yapabilmek için düşünce ve ahlak bakımından yükselmeye ça¬lışmaktır.. Bu milletvekilleri şunlardı: Mebrure Gönenç (Afyon). Türk kadını da. 1890 doğumlu. Üniversitesi Felsefe mezunu. memleketin mukadderatı hakkında söz söylemek. Gençliğin bugünkü görevleri. İst. Parti ta¬rafından aday olarak atanmadığı için kazanamadı. Onu örgütleyerek istediğini vermekte gecikmeyelim. bir süs gibi. görev ve rol almak için çırpındığını gösterir. Nitekim 194O'lı yıllarda da gençliğin böylesine güdümlü hareketlerine rastladık (Örneğin Tan ve Ankara' daki üniver¬site olayı). Bu arada seçim yasasında deği¬şiklikler yapıldı ve seçimlerin yenilenmesine karar verildi." Bu tartışma da "Kadro"nun sonunu hazırlayan nedenlerden biri oldu.. O dönemde tek partinin ve onun uzantısı olan iktidarın izni olmadan hiç bir hareket yapılamaz. Ne var ki siyasi hakların verilmesine karşın istenen katılım kanallarını açacak örgütlenme başta olmak üzere özgürlükler sağlanmamıştır. Aralık 1934'de Başbakan İsmet İnönü (soyadı yasası aynı yılın Haziran ayında çıkmıştı) TBMM'nde bir konuşma yaparak şunları söyledi: "Yüce saylavlar (özdil akımının sözcükleridir bunlar) ka¬dınların saylav seçmek ve saylav seçilmek hakkına sahip olmaları için yüce katınıza teklif sunuyoruz.

isyancı kuvvetler yenilgiye uğratıldı. İsmet Paşa hükümeti Haziran 1930'da askeri bir harekata karar verdi. Pedagoji öğ¬renimi yapmış Nakiye Elgün (Erzurum). Bunun üzerine Kürtlerin yaşadığı bölgeleri kapsayan bir genel müfettişlik oluşturuldu ve başına İbrahim Tali (Öngören) getiril¬di. Bölgenin dağlık.Soyadı yasasının çıkarılması (1934) . Amaç silahlı aşiretlerin silahlarını bırakmamasıydı. 1897 Adapazarı doğumlu. Aşiret sistemi ve aşiret ananesi yıkılmalıdır.B alkan paktının oluşturulması (1934) .Hatay'ın bağımsızlığı (1937) 5. Nuri Bey bölgedeki aşiretleri silahlı bir kalkışmaya yönelik örgütlemiş ve "Ağrı" adlı bir de gazete çıkartmıştır. Matematikçi Seniha Hızal (Trabzon). 1903 İzmir doğumlu.Montreux Boğazlar Sözleşmesinin imzalanması (1936) . Tunceli Yasası ve Dersim Ayaklanması Şeyh Sait ayaklanmasının bastırılmasından sonra Doğu ve Gü¬neydoğu yöresinde çete savaşları diye niteleyebileceğimiz hareketler devam etti. lise müdürü Benal (Nevzat) Anman (İzmir).Lakap. Bu sistemin tehlikesi aşiretlerin silahlı olmasındandır. özel tahsilli Huriye Öniz (Diyarbakır). 1. 334 Türkiye'nin Detnokrasi Tarihi 1839-1950 Dersim silahlarını teslim etmelidir. öğretmen Fakiye Öymen (İstanbul). Fen Fakültesi mezunu 19.Ulusal bayram ve tatil günlerinin yasayla belirlenmesi (1935) . nişan. Gezi sonunda şu düşünce ağır bastı: "Dersim'in kurta¬rılması için devlet tam tedbir almalıdır. madalya ve özel kılıkların kaldırılması (1934) . geçilmesi güç geçitlerle adeta doğal bir kaleyi andıran yapısı askeri bir harekatın yapılması açısından büyük zorluklar yaratmaktaydı. Yaklaşık bir ay süren çatışmalarda İhsan Nuri kumandasındaki isyancılar belirli bir başarı elde ettiler. 1895 Bursa doğumlu. Bu geziden sonra bir çalışma da yapılması karar¬laştırıldı. Bunun üzerine Türk orduları İran'a geçerek Ağrı'yı kuşattılar. Ebedi Şef Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüne kadar de¬mokratikleşmeyi doğrudan ilgilendirmeyen diğer olayların önde gelen¬leri şöyle sıralayabiliriz: . Yayın çok gizli olup . 1888 İstanbul doğumlu. Nitekim Birinci Meşrutiyetten sonra bu böl¬geye yönelik on'u aşkın harekat düzenlenmişse de belirli bir başarı elde edilmemiştir. bu arada İran'la yapılan bir andlaşma ile Van ilindeki bir bölüm toprağı vererek "Küçük Ağrı" bölgesi Tür¬kiye'ye katıldı. Kürt ayaklanmalarının çekirdeği Dersim'dir (Bugünkü Tunceli ili ve çevresi). Sonuçta Lübnan'ın Bihamdan kasabasında Türkiye. ve Jandarma Genel Komutanı Kazım (Orbay) başta Dersim olmak üzere bölgeyi teftişe çıktılar. "Xoyhûn" bölgedeki çeteleri Ağrı'daki isyanı desteklemeye yöneltince ayaklanma etkinlik kazandı. Askeri harekat sonbahara kadar devam etti. bu arada yasal ve diğer çalışmaları yapmaya başlamıştır (Tunceli Islahat Programı). "Xoyhûn" örgütü aşiretleri bu affa uymamaları doğrultusunda yoğun bir propaganda başlattı. Bu arada Kürtlere yönelik baskı da sürmekteydi. Irak ve Suriye'deki aşiret reislerini ya da temsilcilerinin de katıldığı bağımsızlık (Xoyhûn) kongresi toplandı. Bunun için idare teşkilatı yeniden tanzim edilmelidir". 1900 İşkodra doğumlu. Şb. Cumhuriyet hükümetleri de böyle bir sindirme ve temiz¬lik operasyonuna girişmeden yöreyi toplumsal yapısı açısında incele¬meye almış. Nitekim bu sırada Nasturi ayaklanması sırasında Irak'a kaçmış olan İhsan Nuri Bey gizlice yurda girerek Ağrı'da bir isyanı başlatan Celali aşiretinin yanına gitmiştir.38'e. Ks. 1887 İstanbul doğumlu. adalet ve kültürle Dersim'de kurulmalıdır. Amerikan Kız Ko¬leji mezunu Meliha Ulaş (Samsun). Devlet teşkilatı kuvvetle. Bu rapor 1936'da Jandarma Kumandanlığınca III. diğer lider İbrahim Heski Tello ise ailesindeki tüm kadın ve çocukları öldürdükten sonra Ağrı dağının mağaralarına çekildi. 1899 İstanbul doğumlu. 1901 Sinop doğumlu. Sayı: 55058 ile yayınlanmıştır. Eylül sonunda İhsan Nuri İran'a kaçtı. Sorbon me¬zunu Mihri Pektaş (Malatya). lise mezunu Sabiha Gürkey (Sivas). 1882 İstanbul doğumlu. 1865 Selanik doğumlu. 1928'de Türkiye'de bir genel af ilan olundu.Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girmesi (1932) . Edebiyat öğretmeni Esma Nayman (Seyhan). 1931 yılı sonuna doğru İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya).tahsilli Hatice Özgener (Çankırı). Böylece isyancıların kuşatılması ve İran'la bağ¬lan ularının kesilmesi sağlandı.

Türk kültürü içinde asimile edilebilecek yerler iii. işçi Ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimse¬lerin bir köyü. Bu son bölge Dersim ve yöresiydi. Yasanın onuncu maddesinde de aşiretlerin hükmi şahsiyetleri kaldırılmakta. içtimai ve inzibati sebeplerle. sayfasında şöyle açıklanmaktadır: "Dersim'de hükümet nüfuzuna normal vilayet¬ler derecesinde tesir etmek ve mıntıka halkını ticaret.. iv. tüm gayrimenkullerin dev¬lete geçeceği hükme bağlanmaktadır. memleketimizde anormal bir vaziyet yoktur. ziraat ve sanat yoluna sevketmek ve hükümet tekaliflerini (yükümlülüklerini) ifaya kabiliyetli hale getirmektir. asıl harekatı askeriyeyi icap ettiren hastalık ne tahlil. Şimdi müzakere edilecek kanun bu kanundur. inzibati sebep¬lerle boşaltılması şart. ." Bölgeye yönelik yasal düzenlemeler iki noktada toplanmaktadır. Yalnız hafifletilmiştir. 1876 senesinden beri bugüne kadar muhtelif tarihlerde. askeri. askeri.Türk kültürüne bağlı olmayanlar veya Türk kültürüne bağlı olup da Türkçeden başka dil konuşanlar hakkında harsi. askeriye muayyen bir gayeyi istihdaf ettiği için asker geri alınmış. ne de te¬davi edilmiştir. Bu yazı bir yandan aşiret ileri gelenlerinin bölgeden çıkarılmasını sağladığı gibi diğer yandan asimilasyona da olanak vermekteydi. Türk kültürüne mensup nüfusun yoğun olduğu bölgeler ii. Bu yasaya göre Türkiye dört mıntıkaya ayrılmaktaydı: i. bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar etmesi yasaktır. Mecliste 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen yasa resmi gazetede 2510 sayı ile yayın¬landı. Dahili iskan sefahati cümle¬sinden olarak ana dili Türkçe olmayan nüfus terakümlerinin (yığılma¬sının) menine ve mevcutlannın dağıtılması şekillerine ve bu suretle hars vahdetinin (kültür birliği) korunmasına ait tedbirlerin ittihaz ve tatbiki için hükümete kanuni selahiyet alınması düşünülmüştür. bir mahalleyi. Birinci yasal düzenleme "İskan Yasası"dır. harsi (kültürel). açıkça iskan ve ikametin yasak olduğu yerler. Tek Parti. Türk kültürüne mensup muhacirlerin serbestçe yerleşebile¬ceği yerler. Dördüncü Umumi Müfettişliğe ve Tunceli Valiliğine General Abdullah . Tek Şef Dönemi 335 görülen tedbirleri almaya mecburdur. bu valinin 4. Dahiliye Vekili lüzumlu Tek Ulus.Anadili Türkçe olmayanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle. Dersim'in Tunceli adıyla "Vilayet teşkilatTna alınmasına yönelik bu yasa TBMM'nin 25 Aralık 1935 günlü oturumunda görüşüldü. Alınan ikinci önlem "Tunceli Yasası"ydı. Dersim'in ıslahından amacın ne olduğu kitabın 235. Orada anormal birşey yoktur. maddi. Sıhhi. Bu korkomutan'm geniş yetkilerle donatılmasının yanısıra 32. Toptan olmamak şartıyla başka yerlere nakil ve vatandaşlıktan iskat etmekte bu tedbirler içindedir. Bu meyanda ecnebilerin köylerde tesisi ikamet edememesini ve şehir ve kasaba hu¬dutları dahilinde ecnebi nüfusu adedinin umumi nüfus yekununun yüzde onu'nu tecavüz eyleyememesini mutazammın hükümler tedvini ile milli bünyemizin korunması derpiş edilmiştir".." Bu kanun Tunceli'yi bir çeşit olağanüstü hal vilayeti haline getir¬mekteydi. Bu yasa önerisinin gerek¬çesinde şu nokta öne çıkarılmaktadır: ". Birinci maddede Tunceli iline "korkomutan" rütbesinde bir kişinin vali ve kumandan olarak atanacağı. maddede verilecek idam hükümlerinin de "Vali ve kumandan tarafından tecile lüzum gö¬rülmediği" takdirde hemen infazı karara bağlanıyordu.. Kasabalarda ve şehirlerde yerleşen ecnebilerin (Türk olmayanla-nn) tutan belediye sınırı içindeki bütün nüfus yekununun yüzde onunu geçemez ve ayrı mahalle kuramazlar". Onbirinci maddede ise anadili Türkçe olmayanlara ilişkin şu düzenlemeler yer almaktadır: ". Fakat bu askeri harekatı. Efkârı umumiyeye arzetmek isterim ki. Umumi Mü¬fettişliğinde umumi müfettişi olacağı yer almaktadır.ancak "Kayıt al¬tında 100 tane basılmıştır". Bu yasanın kabulünden sonra. muh¬telif kuvvetlerle on bir harekatı askeriye yapılmıştır. siyasi. Konuyla ilgili söz alan İçiş¬leri Bakanı Şükrü Kaya genel kurula şu açıklamayı yaptı: ". Cumhuriyet devrinin şian mem¬leketin esaslı ihtiyaçlarını esasından tedavi etmek ve asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir tedbir düşündü ve bu program ile memleketin her yerinde olduğu gibi buralarının da cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesi temin edilecektir.. icra vekilleri karan ile.

Orada Kürt deresi. eskiden seferlerin bunlardan birinin çevresinde kördüğüm olup kaldığını ve özellikle baş kaldıranla¬rın bunlardan birine sığınarak bu aşılmaz sığınakla isteklerini elde et¬meyi başardıklarını anlatırdı. Altı aşiretten birinin reisi yok edilmiş. sonra yakıldı. Pertek ve Süngüç köprüleri yapıldı.. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. yıkılmadık köy ve oba kalmadı. Yusufen. bir takım aşılmaz. İngiltere Dışişleri Bakanına 30 Temmuz 1939'da bir mektup göndererek şunları belirtmiştir: ". Cesetleri gün boyu Elazığ sokaklarında dolaştırıldı. İsyan ve ıslahat konularında Dersim'in bütün anıları. Tek Parti. Bu hava harekatına Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen de katılmıştır. Kendisi. çekildikleri dağlık bölgede direnişlerini sürdürdüler. Dersim harekatına 1935 yılında da devam edildi ve bölge asiler¬den temizlendi. İlin muhtelif mıntıkalarına da karakollar inşa edilmeye baş¬landı. Di¬renmeyi ortadan kaldırdıktan sonra halkın özgürlüğü ve kolay geçime kavuşması için izlenen programı sürdürüyoruz. asılıyor ya da Türki¬ye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. Kalan deresi.. 336 Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 Mazgirt. Birinci Dersim harekatı (1937) sonunda Başbakan İsmet İnönü 18 Eylül 1937'de TBMM'nde durumu şöyle açıkladı: "Bugün Tunceli'nde. Sonbaharda Seyit Rıza'nın Kozan aşiretine ait Uzun Meşe yöresinde olduğuöğrenilince karadan ve havadan büyük bir saldırıya geçen hükümet kuvvetleri Kozluca muharebesi diye bilinen çarpışmalar sonunda Seyit Rıza ve yanındakiler esir alınmıştır. Martta başlayan çarpışmalar hem karadan. Deman ve Haydaran aşiretleri kuvvetli bir ittifak kurmuşlardı. Ferhadan. inmediği dere ve çıkmadığı tepe kalmamıştır.." Seyit Rıza mektubu Dersim Generali olarak imzalamıştır. yakıyor.. Müfettişlik ka¬rargahı ise Elazığ'da kuruldu. Sadece Demenan aşireti 1942 yılına kadar. Bu altı aşirette kışkırtıcı ve elebaşı ne kadar adam varsa.. Kürt kaynaklan Seyit Rıza'nın bir çeşit kandırmaca sonunda yakalandığını öne sürmektedirler. Erzincan ve Elazığ'daki üstlerden havalanan uçaklar Dersim toprağına bomba ve gaz yağdırdılar. küçük oğlu Hü¬seyin ve bazı aşiret reisleriyle birlikte 11 kişi idama mahkum oldular. reisleri ile beraber her türlü davranıştan 1 Tek Ulus. Ovacık.. Seyit Rıza." İsyanın bastırılmasından sonra Başbakan İsmet İnönü 1 Kasım 1937'de. Elazığ- Pertek-Hozat-Pülümür yolu bitirildi. Zindanlar yumuşak başlı Kürt hal¬kıyla dolup taşıyor. Seyit Rıza ve arkadaşları yargılandılar. benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham edi¬yor. Haklarında cumhuriyet kanunlarının hükümleri uygulanacaktır. az nüfuslu altı aşirettir. Dersim'de hükümet bu tedbirleri alırken aşiretler arasında da bir birlik kurulamamıştı. Çarpışmalar sonbahara kadar şiddetlenerek devam etti. Seyit Rıza'nın liderliğinde Yu-kan Abbasan. Başkaldıran aşiret re¬islerinin hepsi yakalanarak genel mahkemelere verilmiştir. 1937 yılı baharında Dersim yöresi hükümet güçleri tarafından ku¬şatılmış ve muhtemel bir harekatın ön hazırlıkları bitirilmiştir. Hozat aşi¬retleri ise hükümete biat etmeye karar vermişlerdi. Sadece bu adların söylenmesi. Kaçan. Karabalyan. Atatürk'ün isteği üzerine . ötekilerin hepsi yakalanmış.. Pülümür yörelerindeki aşiretler yansız kalmışlar. Dersim'de yakılmadık. Bahtiyar. Kanun götüren ordu ve jandarmanın ayak basmadığı yer. Cumhuriyetin bayındırlık ve ıslahat progra¬mına karşı çıkan. Tek Şef Dönemi 337 yoksun duruma getirilmişlerdir. adalete teslim edilmiştir.Alpdoğan atandı. Direnişimiz karşısında Türk uçak¬ları kasabaları bombalıyor. Nuri Dersiminin açıkladığına göre Seyit Rıza kısmi bir birlik ya da ittifak sağlamıştı. 18 Kasım 1937'de Elazığ'ın Buğday meydanında sabaha karşı asıldı¬lar.. Öncelikle Dersim'in çevresiyle bağlan¬tısının kurulması için hızlı bir şekilde yol ve köprü yapımına girişildi.. Bu arada Seyit Rıza'nın oğlu Bira İbrahim Kırgan aşiretinin Dest köyünde pusuya düşürülüp öldürülünce Seyit Rıza daha geniş bir sal¬dırıya geçti. "Dikkate alınmadığı" şeklinde Türk hü¬kümetine duyurulmuştur. hem de havadan saldırılarla geliş¬miştir. geçilmez yuvaların ve dayanak noktalarının hikayelerinde