P. 1
Ömer Seyfettin _ Falaka

Ömer Seyfettin _ Falaka

|Views: 1,233|Likes:
Yayınlayan: alpatlas

More info:

Published by: alpatlas on Aug 01, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/05/2013

pdf

text

original

Ömer Seyfettin _ Falaka www.kitapsevenler.

com Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi, Sahaflar, Kütüphane, ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11. - Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir. T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi www.yasarmutlu.com www.kitapsevenler.com e-posta yasarmutlu@kitapsevenler.com yasarmutlu@yasarmutlu.com mutlukitap@hotmail.com kitapsevenler@gmail.com ahmet rasim hüseyin rahmi gürpmar Falaka (eski okuUanmızdan üç falaka öyküsü) derleyip yalınlaştıran sabri koz resimleyen seydali gönel FALAKA ÖMER SEYFETTİN - AHMET RASİM HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR BASKI - ERDOĞAN OFSET CİLT- ALİBABA CİLTEVİ • KAPAK- SEYD ALİ GÖNtL KAPAK BASKI - ERDOĞAN OFSET DİZGİ - PANO GRAFİK 1. BASIM 1983 (Bilge Yayıncılık) 2. BASIM 1993 (Güneşli Kitaplar) Ömer Seyfettin FALAKA

daima cüppesiz. Birkaçımızı okutmak istedi. Hoca Efendi'ye kim yaranırsa bu armağanı kazanırdı. Dışarda ne konuştuklarını bilmiyorduk. ben de karışır. Hepimiz kırk çocuktuk. yalvartıyorduk. Yere bakarak başını salladı. yazsa ağaçların. Hoca Efendi'nin ihtiyar eşeğiydi.. dar. Bütün derslerimiz değişmeyen genel bir bestenin. sıvalı. bütün çatısını kaplardı. iğde gibi şeyler satardı.. uzun boylu." Abdurrahman Çelebi.. bağırtkan bir ihtiyardı. yüzüne leblebi atıyor." diyorlardı. Her sabah bizim gibi erkenden okula gelir. Dayak korkusu kalkınca. tuhaf bir tüfek gibi. Ona su vermek. keçiboynuzu. gelmiş. esmer. ilk Elifbe: Arap harflerini öğrenmeye başlayanların olarak okumaya başladıkları kitap.. Kapıdan girer girmez Hoca Efendi'nin işareti üzerine hepimiz ayağa kalktık. oldukça geniş bir avlunun ortasındaydı. pabuçlarını saklayıp onu saatlerce arattırıyor. Bir kattı. • • • Gönen'den geldiğimiz günden beri bu okula devam ediyordum. rakamları bir ağızdan sayıyor. ak sakallı. Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan . Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere kaldırmışlardı. Döndü. huysuz. artık hocayı hiç dinlemiyor. Yaz. "Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?" "Gelmiş. Sözde Kaymakam Bey yasak etmiş!. ahenksiz okuyamazdık. öyle kudurduk ki. Hakim Efendi ile Kaymakamın arkasından bahçeye çıktı. Sınıf ayrımı filan yoktu. uzun boylu. siyah kayışlı. Hoca Efendi?" dedi. Rahlenin önünde top yavrusu. (*) abdest almaya hazırlanmış gibi kolları paçaları çıplak. selâm vermeden çıkarken: "Biraz dışarı gelir misiniz.. Yüzünü buruşturdu.. biz. Elifbe'yi. anlardık: Zaptiye: Eskiden jandarmaya verilen ad... bir serçe sürüsü gibi. "Kaymakam Bey! Kaymakam Bey!" dediler. hünnap.. Biz daha avlunun kapısından girmeden Hoca Efendi'nin bulunup bulunmadığını. ne olursa olsun. Bir ağızdan okumaya başladık mı. bir ağızdan ilâhi söylüyorduk. suresinden oluşturulan küçük kitap. bağırmaya başlardım. baktı. minderine iğne koyuyor. alçak duvarlı. Öğleden sonra Çarşı Camii'ni süpürmeye gidip hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Ama falaka ertesi gün yerinde yoktu. kırk çocuk. Amme: Eski okullarda Elifbe'den sonra okutulan ve Kuran'ın 78.. kışsa sol taraftaki yüznumaranın sundurması altında yavaş yavaş yerdi. Amme'yi (*) her şeyi bir ağızdan Rahle: Kitap okumak. "Falaka yasak olmuş. leblebi. Ne yaptığımızı bilmiyor. Sonra gözlerini Hoca Efendi'nin başında asılı duran falakaya dikti. öyle azdık. ağır falaka asılı dururdu.. evlerimizden nöbetle getirdiğimiz kucak kucak otları. Hepimizi ayrı ayrı gözden geçirdi. yazı yazmak için eskiden kullanılan alçak. Hoca Efendi. taş bir merdivenle çıkılırdı. müthiş.. Hoca Efendi kollarını önüne kavuşturup titreyerek yürüdü. Siyah. Bize şeker. Sakalsız. Birisini çağırı-yormuş gibi elini. anlamlarını asla anlamadığımız sözleriydi. Etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri.Her sabah Çarşı Camii'nin arkasındaki yıkık zaptiye (*) ahırlarının önünden. yerinde otururdu. başını sallayarak bizi oturttu. Cüppe: Din adamlarının giydiği dar ve uzun üstlük. En birinci zevkim falaka tutmak!. akşama kadar kalır. aksi bir adam. ve açılır kapanır masa. inatçı bir hayvan. Müezzinlik de yapıyordu. okuyor. İçeri girilince ta karşıya Hoca Efendi'nin rahlesi (*) gelirdi. Ama dersten mersten hiç haberim yoktu. Okul biraz daha ileride. Okulun kapısına dar. Baktı. alfabe. Fakat bir gün Hakim Efendi ile pantolonlu. şöyle bir bakar. cıvıldayarak geçerdik. gülmez suratlı biri geldi. kış. Halbuki biz tek ağızla. Ömründe ilk defa bir falaka görüyormuş gibi dikkatle baktı. onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı. küçük.

kapağı açık duran bir tabaka kadar büyük enfiye kutusu ilişmişti. Gülüşme gürültüsüne Hoca Efendi uyandı. "Bilmiyoruz. "Şart olsun. hepimiz anlaştık. Ama şimdi kim kabahat yaparsa eskisinden fena dövüyordu. Hoca Efendi de her sabah rahlesine çökerken hiç unutmuyor: "Kim hapşırırsa." "Bilmiyoruz. Ama bu yeminin dehşetini okulda çocuklara anlattım." Hep bir ağızdan. oturduğu minderin arkasına sakladı. bilmiyoruz ki. O zaman kalktık. ben size gösteririm. Uyanır. İçinde enfiye yok." "Ne yapacaksın. Bir ağızdan ahenkle. Ama başucuna asmadı. Ben baktım. aza ile kendiliğinden hapşıranı. Sopayı biri bırakıp biri alıyordu. Bütün okulun içinde bir hapşırmadır gitti. şart olsun. İçindeki enfiyeleri cüzümün arasına boşalttım. yalan gerçek.. Ses seda kesildi. Zavallı ihtiyar uyuyuverdi.. Hoca Efendi de esnemeye başladı. Yürüdüm. Çocuklar çekmek için etrafıma toplandılar.. Çok güleceğiz. kim hapşırırsa. rahlenin üzerindeki enfiye kutusunu aldık." Kazara hapşıracağız diye hepimizin ödü . hapşırmak istiyordum. Bu günden sonra Hoca Efendi esneme ile hapşırmayı en büyük kabahat sayıyordu. bilmiyoruz!" dedik." Beş dakika sonra kalfa geldi. ahenkle. "Hepinizi falakaya çekeceğim. Artık hep. Hoca Efendi dalmış uyuyor! Hemen ayağa kalktım. Enfiyesini kimin çaldığını sordu. pekâlâ! Necip. haberimiz yok!" dedik. onu falakaya yıkacağun. en sonunda yine bir gün falakayı çıkardı.. Hemen kutuya baktı. biz çekmeyeceğiz/' dedim.. Şart olsun. işaret parmağımı dudaklarıma götürerek... çabuk. Kutuyu yine açık olarak yerine bıraktım. Hiddetlendi: "Kim aldıysa söylesin.. benim hiç durmadan esneyeceğim geliyor. "Şart olsun. kutuyu aldım." "Bilmiyor musunuz. Hoca Efendi gürültüden uyanınca işi anladı. "B^ imle eğleniyor musunuz?" diye yere yıkıyor. kırk çocuk. Başım salladı. "Yalan yere bu yemini eden çarpılır mı?" "Hayır. Hele hapşırmak. Hepimizi sıra dayağına çektiler.. * * * İyice hatırlıyorum. şart olsun ki öldürünceye kadar döveceğim!'' diye haykırıyordu. "Susunuz!" işaretini verdim. Nöbetleşe falaka tutuyorduk. Hepsi ne yapacağıma bakıyordu. "Vallahi. Gebertinceye kadar döveceğim. bayıltıncaya kadar dövüyordu. git camiden kalfayı çağır. Her zamanki gibi derin bir uğultu. Şimdi hapşı-nnca alan meydana çıkar. Aramızdan ispiyoncu çıkmıyor. ayaklarımın ucuna basarak yaklaştım. Aksi gibi. Bir gün bahçede sözbirliği ettik. "Hayır." Öyle bir şeytanlık kurmuştum ki. Bir gün öğle dinlenmesinden sonra içeri girdik. Hoca Efendi dayağı bitirince bütün kuvvetiyle rahlesine vuruyor: "Kim hapşırırsa." 12 İyice anlamadım.Hoca Efendi. şart olsun gebertirim. İçerde hepimiz birden esnemeye başladık..." • • • "Şart olsun!" Bu nasıl yemindi? Evde ' anneme sordum." "Bilmiyoruz.." "Ya ne olur?" "Daha fena. hepimiz çektik. gülüyor. Gözlerini açtı: "Çok büyük yemin!" dedi. evli adamlar gibi. Çocuklar da bana bakarak gülüyorlardı. Birkaç defa bunun için dayak yedim. "Sonra hapşırırız. Korkunç bir ıö sahne başladı. öldürürüm!" diye tekrarlıyordu. katılıyordum. Çocuklara." "Ya sen ne yapacaksın?" "Görürsünüz. Hoca Efendi'ye karşı tek bir vücut gibi hareket ediyorduk. bilmiyoruz!" "Kimse söylemeyecek mi?" "Bilmiyoruz ki.. ne yapacaksın?" 13 "Söylemem diyorum. daha yapmadan.. "Kim aldı? Söyleyiniz. billahi!" unutuldu. Gözüme rahlenin üzerinde." "Nasıl?" "Karısı boş düşer. biz de "Şart olsun!" yeminine başladık. bilmiyoruz!" "Pekâlâ.

pekâlâ. Ben onlardan cesaret aldım. eşeğin yularını." Bütün çocuklar da bakıyordu." Çocuklar ders gibi bir ağızdan ve ahenkle: "Karınız boş düşer! Karınız boş düşer!... Enfiyenin etkisini duymaya başlayan Abdurrahman Çelebi.kopuyordu. Belki yirmi çocuk Abdurrahman Çelebi'nin başına üşüştü... pişih." "Ohayvan. Cüppesini omuzuna aldı. Tekmeleyerek kaldırdık. bütün çocuklar gülmeye başladı. "Şart olsun. "Ne olmuş bu hayvana?'' "Bilmem efendim.. elden ele Hoca Efendi'nin önüne kadar geldi. Ben rahlenin altında. Falaka. biriniz hapşırırsa. Çocuklara mı." Daha çok küstahlaştım: " Bunu da falakaya yıkmalısınız." il 11 "Ah şart olsun. semerini vururdu. Abdurrahman Çelebi." Hoca Efendi'nin öfkesi bir türlü geçmiyordu... Şart olsun." diye haykınşıyorlardı. Her akşam Hoca Efendi'nin izin verdiği iki çocuk önden çıkar. Arka ayaklarını falakaya taktık. burnunu yere sürmek istiyordu. ikinci boruyu üfleyemedim. "Pişih. 'Kim hapşı-rırsa şart olsun falakaya yıkacağım. durmadan hapşırıyordu. * * * 14 Akşam yaklaştı. Eğer Abdurrahman Çelebi'yi affederseniz karınız boş düşer.' dediniz. Ben sonuna doğru yanımdaki çocuğu dürterek kalktım.. Çocuklar gülmekten katılıyorlar: "Karınız boş düşer! Karınız boş düşer!. Hoca Efendi bağırdı: "Ne var?" "Abdurrahman Çelebi'yi hazırlayalım mı?" "Haydi. cüzümden kopardığım iki yaprağı boru gibi büküyor." diyebağırıyorlardı. 15 yanımdan geliyor." "Hayır. Sıçrata sıçrata taş merdivenin önüne doğru götürdüm. mestini giydi.. Nallar gibi "tak-tak" Falaka . enfiyeleri içine dolduruyordum.. Eşeği taş basamağa yaklaştırdım. Yularından tuttum. Uzun bir uğraşmadan sonra yere yatırdık. Artık ilâhi sesleri kesilmişti.. Genzine bir tabanca sıkılmış gibi şaha kalktı. oh benim Abdurrahman Çelebi!"diye diye sevgiyle okşadığı eşeğine dehşetle baktı. değnek. Abdurrahman Çelebi'cik düzensiz aralarla hapşırıyor." Kahkahalarla katılan çocuklar: "Falaka. çabuk!" -Kapıdan çıktık. Hoca Efendi cüppesini giymiş. kerrat cetvelinin (*) okunmasından sonra ilâhiye başladık." diye başını sarstı. Bineceği zamanlar. falaka. o.. gururla yavaş yavaş merdivenlerden iniyor. "Halt etmişsin. Hep bir ağızdan. Hoca Efendi kollarını kapadı. yiyemediği otların üstüne uzanmış yatıyordu.. Çoraplarını. Hoca Efendi şaşırdı.. Dedim ki: 16 "Hoca Efendi. Ah bugün biriniz hapşınrsa. Yularını. eşeğe mi. geberteceğim. gülmemek için eliyle ağzını tutuyordu. O da kalktı." "Gemini yanlış vurmuşsunuz. Tam bu esnada Abdurrahman Çelebi nezleye tutulmuş bir insan gibi. Hoca Efendi bir an şaşırdı.. Ben sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi: "Sizinle eğleniyor efendim. falakayı. Kapının yanından bir çocuk içeri koşmuş. Ben cüzdanımdan içi enfiye dolu kâğıt boruları çıkardım... uyuyordu." dedim.... "Oh benim Abdurrahman Çelebi. neye kızdığını bilmeyen Hoca Efendi." "Getirin bakayım. bugün okulda. Eşek şaha kalkıyordu. değneği çıkarmıştı. Bu borulardan bir tanesini bütün kuvvetimle burnuma üfledim. çocuklar da bir turna dizisi gibi arkasından iniyorlardı. Öteki çocuk Kerrat Cetveli: Çarpım cetveli. Abdurrahman Çelebi daha bir şey anlamıyordu. Hoca Efendi sopayı eline aldı. semerini vurduk. Taş merdiveni koşarak indik. Yavaşça eğildim. elinde olmadan: "Yıkınız!" emrini verdi. Ellerimizi kaldırdık." diye bir ağızdan tekrarlıyorlardı.

Hepimiz sustuk.." "Ne demek?" "Hapşıran için. Fakat o babasının yanında. Hiddetle tekrar sordu: "Ne yapıyordunuz?" "Şey. Ya birinin çocuğunu döverim. siyah pantolonlu.. "Ne oluyor. Kaşları çatılmıştı. Bundan sonra okulda ne falakayı gördük. annemi pek severim. "Kaymakam Bey!" diye bağırdı. Henüz sekiz dokuz yaşında vardım. Kurtulan ürkmüş eşek çifte ata ata. Isıracak gibi dişlerini göstererek. Hoca Efendi'yi!. Bu korku beni tiril tiril titretir. Sonra hırpalanıyorsun. Ah. jandarmalarla Hoca Efendi arkada. Sanki okula 23 gidecekmişim gibi hazırlanırım. Benim yüzümden onu azarlarlar. Yaramazlık etme. Beni üzme.. daha çok ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım." Hoca Efendi kekeliyordu. Okuldan kaçarım. Eşek debeleniyor. Ötekinden berikinden söz işittirme. Kaymakam. çocuklar bağırıyor. ne de. Efendim. Fakat kim dinler? Ben küçük bir dalkavuk. pek küçükken yaptığım bu tuhaf muzipliği hatırla-Fim.. Şimdi ben kimi hapşırırken görsem. Bazen: "Oğlum! Rasim! Dünyada iki dalım var. Ama. bunun gibi." Kaymakam önde. O zengin. ekşi suratlı bir adam. Biri sen. kırmızı fesli." 19 "Eşekmihapşırdı?" > <<t »> "! ! !" Çocuklar. Yavrum! Ben de ölürsem sen sonra sefil kalırsın. perişan.. Sepetime yemeğimi koyar. biri Yusuf. Bak ben fakirim. ya top oynarken camını kırarım. Adam olmaya çalış. Kaymakam avluya girdi.. Yavaş yavaş yürüdü.. Sonra şaşkın. Gülümserim. bir de ceviz oynarken mahalle çocuklarını . kestane ağaçlarının altına kaçıyor. hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir acıklı olay yok mudur? 20 Ahmet Rasim 21 MAHALLE OKULUNDAN DARÜŞŞAFAKA'YA Daha küçüktüm.. terbiyesizler!" dedi. Onun el dikişi dikerek beni beslediğini bilirim." "Nehapşıranı?" "Eşekhapşırdı. Hoca Efendi fena halde şaşaladı. Benim hem babam. Hoca Efendi?" diye sordu. Zaten dayak yemekten kuru kemik kaldın. Anne yavrusu... Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde. gülüyor. Müthiş bir gürültü. Sabahleyin kalkarım. "Ne?" "Şart etmiştim. Yüzümüzü avlu kapısına çevirdik." biçiminde öğüt verir. naralar atıyorlardı. hem de büyük velinimetimdir. belki de aç kalan bu ak sakallı. Fakat yalnız annemi. Ben afacan. Okulun önüne yaklaştı.. Elime iki veya bir bakır onluk verir. Önüne baktı. hem hapşırıyor. Ansızın arkadan bir çocuk. hem gülüşüyorlardı. Sağında solunda birer jandarma dimdik duruyordu. çıkıp gittiler. hemen sustuk. cüz kesemi boynuma takar..17 vurmaya başladı... Biz korktuk. gururuna dokunan bu arsızlığa hiddetlendi. Oku. Yüreğimde belirsiz bir acı sızlar.. yoksul ihtiyarın zavallı hayali karşıma dikilir. Bir kere kaçtım mı? Artık haftalarca okula gitmem. Ama. hem de avazı çıktığı kadar anırıyordu. Falakayı tutanlar bıraktılar. yere bakan Hoca Efendi'ye döndü: "Benimle birlikte geliniz. Gitsem dayak var... Zavallı kadın geçimini güçleştiren yokluk ve sıkıntılar arasında komşulardan da kötü söz işitir. "Defolun bakayım oradan. iki yüzlü. Değnek elinden düştü. Benim yüzümden hocalıktan kovulan.

Yemeği yer yemez uyudum. Arif Ağa mubassırımız. Meğer bu belayı başıma getiren oymuş. Annem beni bekliyor. düzenli bahçede oynadık. beni okuldan almaya gelmiş. Kayyum: Camilerde bekçilik. Bir alay çocuk. Bahçeye fırladım. Cumartesi günleri zenginlik zamanımdır. Bir de ne bakayım? Kalfa. Ben durur muyum? Yarım saat içinde hepsine alıştım. bir belge aldık.. Hep bunlar benim arkadaşım. Bir mi ya? Beş altı kişi var. benim de burnumdan zırıl zırıl kan akıyor. Burada öyle bir şey yok. Dayak yok. Hamama gittik. Yemeğim var. Cüz kesemin içindeki cevizlerle birlikte yürüdüm. Mehmet. Oradan başka bir yana sapar camii avlusuna kendimi dar atarım. Oynuyorlar.. Akşama kadar o geniş. Elverir. Fahri. Fakat dayak canımı çok yakmış olmalı ki inliyormu-şum. İçeri girdik. temizlik gibi hizmetlere bakan kimse. * * * Annem kapıda ben içeride kaldım. macun çevirme. Ayaklarımı çıkardılar. keten urba. Canım çekiliyor sandım. Çocuklar çalıyor. Yetmez mi? Evden çıkar çıkmaz anama gösteriş olsun diye okulun bulunduğu yere doğru giderim. Ben de şaşırdım. eşeğe binerek meydanda gezme. Kim aldırır. esir almaca. don. bir de kundura verdiler. kalfaya kırk para gönderir. gücüm kalmadı. Yürüyemiyorum. Annem az kaldı bayılacaktı. Ben annemi unuttum. "Etme. Okumak mı? Benim yediğim dayak hep onun yüzünden değil mi? Şehzade Camii avlusundan iyi okul olur mu? Cüz. üzeri yağlı gibi parlak duran değnek. Çok fazla haşarılık olmayacak. O ne? Herkes toplandı. dönersem vururum. Raşit. Ben o geceyi inleye inleye sabah ettim. Tırnaklarım mosmor. Eve gideceğim. Giyindim. Hüseyin. Sıraya . saklambaç. Ço25 \ cukların o kadar gürültüsü arasında Hoca'nın değneği sakırdıyor. Mahalleden kimsesiz olduğumu gösteren bir kâğıt çıkartarak okul müdürüne verdik. Güçlükle gittim. O bela da geldi beni buldu. ayılmışım. O biricik eğitim yerinde beni soydular. Bittim. Tabanlarım yaralı. Çünkü annem hocaya altmış. Ağır bir el kulağıma yapıştı. kartopu patırtısı. Hoca yüzümü görmez ki haftalık alsın. çırpma gibi oyunlar varken Amme cüzünü kim bitirir? Ben camii avlusunda bu kadar oyun öğreniyorum. O dayak patırtısından sonra annem beni okula 27 götürdü. Ayaklarıma bakacağına yüzüme bakarmış. Reşit.." diyerek elimdeki cüz ile nişan almakta devam ederken bir sille ensemde patladı. Akşama kadar oynarım. Tam Ağustos'un on yedinci günüydü. gık desem koca sopa başıma iniyordu. kızak. Bulamayınca kalfaya söylemiş. Artık Darüşşafaka'ya kaydedilmiştim. Hamama gidecekmiş. Bir düdük sesi. mezarlıktaki ağaçlara çıkıp ötekine berikine kozalak atış. Annem benim dayak yediğimi biliyor ya. uzun eşek. Herkeste sessizlik. Hele o okuldan kurtuldum. Adamcağız cellat gibi durmuş bakıyor. kaydırak. yine o kendini işittiriyordu. Derhal kaş çatılıyor. Hiç hoca kanar mı? O müthiş falaka. ihtiyar kayyum (*) ile alay. Kan oturmuş^ kestikçe kan fışkırıyor. tabanlarıma indikçe bana dünyayı zindan eder. Bir gün camide oynuyordum. Ben arkadaşlarımdan biri çekiyor sanarak. topaç. Bize nezaret ediyorlar. Ben bayılmışım. çiçekli. Fakat burada da birisi var. Ali. Öteki çocuklar hep bana bakıyor» Ağlayamadım. kırmızı fes. Kalfa attığı tokatın önemini anladığı halde yine o acımasız tavrıyla sert sert: "Haydi okula!" dedi. Okula yaklaştıkça korkum arttı. dövmedi. îhsan. Bir gömlek. Beş altısının adını bile öğrendim. birdirbir.aldatırım. onun da işten haberi var. Vefalı çocuklarla kavga. Yüzükoyun düştüm. (*) Naki Efendi müdürümüz. Ben daha girer girmez falaka da indi. Anam ağladı. Param da var. Yirmi de bana verirse tam üç kuruşum olur ki o zaman için büyük bir servettir. bu iyi. '.. bir daha o okula yoUamayacağma dair ant içti.2(4 \ çukura ceviz atma. Salih.

" der. Yirmi defa kalfa kulağımı çeksin ben annemin yanında bulunayım. Birbirinin karşıtı ama ikisi de acı. benim gözlerim annemin odasını ziyaret ederek onu dikişiyle uğraşır görüyordu. Akşam hava karardı. O gece. o kadar yürek şu yokluktan etkilenerek duruyordu. değnek. Herkes havlularına silindi. Olmaz. Gündüzleri ne ise. Kaçayım. Ben annemi isterim. yirmibeş hizmetli var. bana her türlü korunmayı gösteren yüzü gözümün önünden geçiyor. beni bu okula vermezdi. o kadar göz sevdiği yüzü görerek. arkadaş var. Korkarım. düşünme insan ruhunun gıdasıymış. otuz üç masum ayrılık elemiyle içten içe ağlıyorduk. Fakat ikindi namazında kaç rekat kılınacağını bilmem. Büyük bir gururla. Bu müthiş.düzüldü. Yürüdük. "Ben olsam eğlendirir dim. Ben hâlâ akşam üzeri eve gideceğiz sanıyorum.. Aldık. Sonra alıştım. O her zaman kılar. Ne ise namazı kıldık. Burada mı kalacağız?" 29 Zavallı boynunu büktü. korkumdan için için ağlayarak içine düştüğüm karamsarlığa çare arıyordum. Ben de ayrılığın üzüntüsüyle yandım. Ötede döverek ağlatıyorlardı. fırlardım. sözlerini işitiyor gibi oluyordum. Annemi göreyim. Annemi hatırlayarak. Yine tabur olduk. "Arş!" Yürüdük. bahtsızlığımı. Haydi yatsı namazına! 32 . Yine o efendi bize abdest almasını öğretti. Kapıcı var. Ağlar mısın? Al sana hocanın suratından aksi bir surat daha! Burada ağlarsan dövecekler. Ettiğim yaramazlıklara bu kadar pişman olduğumu bilmem. Dayanamam. Böyle okul olmaz. Meğer o zat imammış. kendi benliğime karşı başkaldırısımı. Ben de onları taklit ettim. Ah! O sevgiyi nasıl anlatayım? îki defa falaka yiyeyim. O zaman ne düşünebilirim? Hayatın her döneminde insan düşünmeden geri kalmıyor. Hüzünlü bir eda ile dedi ki: '' Burada kalacağız. Ben de o . Acaba beni arıyor muydu? O şimdi yalnız. Bizi sıra ile oturttular." diyerek kendi kendime kızıyordum. Annemin o güzel. Meğer kalacakmışım. îşte burası iyi. kızgınlığımı. Düşünen yalnız ben miydim? Sınıfın hepsi benim durumumdaydı. oyun var. rezaletimi. Bu öteki okula benzemiyor. Ağlarım. kederimi. Beni eğlendirirken ağlattılar. Çocukluk bu! Bir de mihrabın yanına sarıklı bir adam oturmasın mı? Titreme yine başladı. Annem öğretmişti. Bir düdük daha. üç boyumda kapılar benim ufak bacaklarımın sıçrayışına karşı aşılması mümkün 30 olmayan engeller gibi duruyor. Ah! O korktuğum geceler. urba var. Hem gece." "Artık biz eve gidecek miyiz ya?" "Vay. Bu okula devam etmem. O çocuk sürüsü fısıltı arasında yürüyor. Bilenleri taklit ederek kıldık. "Helaya gidiyorum.. Düşünmeye başladım. Nereye? Boyumun beş katı yükseklikte duvarlar. Uslu uslu oturaydım. 28 "Tabur ileri arş!" dedi. Gözcü var. Mubassır: Eski okullarda öğrencilerin sınıf dışı hareketleriyle ilgilenen kimse. Otuz üç temiz ağız bir anda "Anne" diyerek. Burada da mı hoca var? Yine falaka. Yalnız birbirimizin kulağına ulaşan o hüzünlü inilti.zaman içimdeki üzüntüyü düşünüyordum. Yemek var. Ben biraz namaz kılmasını biliyordum. Yemekhaneye geldik. Bir düdük daha. Yine tabur olarak "Arş!" kumandası üzerine bir merdiven daha çıkıp camiye geldik. fakat hiçbir zaman sıkıntılarımı dağıtmadılar. Onlar benim sevincimi. Bizden bir sene önce giren efendilerden biri bizi tabur düzenine koydu. sevgimi gördüler. Gaz lambaları yandı. garip bir çınlamayla birleşerek yürekten yüreğe çarpıyordu. Doğru musluklara.." Ay!. Demek ki. Geceleri ben o şefkatli insanın yanında bulunmalıyım. benimle birlikte mi? Mümkün değil ölürüm. Burada yirmi. Arkadaşıma dedim ki: "Sen eve gitmeyecek misin?" "Hangi eve?" "Kendi evine.

Feryat! Feryat mı? O duvarlar da ses yankılanmaz. derhal yanımdaki çocukla ana hakkında söze başlardım. Yerimi yadırgadım. oradan ayrılmamak.Namazdan çıkar çıkmaz merdivenlere tırmandık.. Beni sevindiriyor. Yarın anneme göndereceğine söz veriyor. Yorganı çektim. hayal bile olsa beni avuturdu. Ah. kâh gülümseyerek kalkarım. katı yürekli görevli bile yumuşadı. Sokağın başında bir kadın durmuş okula bakıyorsa herkese haber verirdim. Anne!. Beni teselli ediyor. Zaten ayrılık acısı yetmiyormuş gibi bir de vücutça acı çektim. Bu duygu pek yırtıcı. O. görmek. vurduğu . Fakat ne çare? Ağlayacağım. Bir de uçurumdan uçar gibi düştüm. Ben hem gözümden yaş akıtıyorum. onu gücendirmemek istiyor. TVni gece koynunda ısıtarak. Boşandım. Korka korka yanına yaklaştım. Nereye? Acaba hapishaneye mi? Bir kabahatim yok. o da annesini seviyor. Tümünü düşünerek kurardım. Yanaklarımda annemin öpücük bıraktığı dudaklarının yerini ararım. boynuna sarılmak. Çünkü yine benim yüreğim çarpacak değil mi? Ben sessizlik istiyorum. Bu yüzün ortaya çıkması. Yattık.. Fakat kim işitecek. Onunla konuşur. Fakat birlikte ağlardık. onunla eğlenirdim. ona kul köle olmak. beni incittiği halde üzüntülerime ortak olurdu. nemli bir zemin oluşturduğunu görüp çeviririm. başını göğsüne dayayarak. Beni kucaklayarak yatağıma yaMrdı. Boğuluyorum sandım. onunla sevişir. Beni eziyor. pek vahşi. O sert. Kâh özlem gözyaşlarımın yastığımı ıslatarak soğuk. orada uyumak. Bir gün tümümüz birden ağlayarak mubassırı da hıçkırıklara uğrattık. Gözcü bağırdı: "Rasim Efendi!" Fırladım. Hepimiz "Benim annemdir. Galiba ders ezberliyordum. Görevlinin biri hepimize ayrı ayrı yataklar gösterdi. Beni 35 koruyan yok. Dalının biri kuruyacak. Fakat yanımda değil. Bazen çalışma salonunun dışarıyı gören penceresinden sokağa bakardım. Okuduğum kitapta ana sözünü görür görmez titrer. O yanıma. Yarım saat sonra uyumuşum. Duygularımla onu ziyaret ederdim. Vücudum tahtalar üzerine şiddetle çarptı." diye o bilinmeyen insanı benimserdik. bu ortak sevgi ne kaJar etkilidir. İki üç saat yanımıza uğrayamadı. 34 Sade ben mi? Hepimiz öyleydik.. ev yok. Ah! O gece! Uyuyacağım da yine düşüneceğim diye sabaha kadar gözümü kırpmadım. Karyolaya alışmamışım. sıra sıra karyolalar. Kapı açıldı. bu yanıma döneyim derken aşağıya fırlamışım. Bilseniz o masum ağızın konuşmasında ne kadai düzgün bir etki bulunur. Şimdi bütün bütün kimsesizim. Bir gözcü derhal başıma dikildi. Ben bunların tümünü duyardım. Ağzımdaki tatlılık ne? Bir öksürük şekeri! Fena değil.Ta üst kata çıktık. Doksan gece bu! Benim gibi bir ayrılık kurbanı o yaşta ne olur? O zaman bile annemin sözlerini hatırlayarak kendi kendime: "Anne! Kötü ettin. Soyunduk. C beni döverdi. iri pencereli sağlam koğuşunda yalnız Falaka 33 yattım. Bu lezzet duyma beni saatlerce düşündürür. Artık dayanamadım. Heyecan ve üzüntüden kaçıyorum. ağlayarak öpmek. Ah! Bilseniz. elimden tuttu. Okula girdiğimin ikinci ayıydı. Ayrı ayrı odalar. Bazen birdenbire duygulanarak kanıyla. anam yok! O yüreğimdeki sevghl görünmüyor. Derhal bir hizmetli koştu. Dalmışım. Teneffüs salonunda oturuyordum. O da benim gibi. elinin emeğiyle oluştuğum o şefkatli tenin kokusunu alıyormu-şum gibi lezzet duyarım. Yankılansa bile daha kötü. Nasıl yaramazlık ederim? Kolum kanadım kırık. hem de o şekeri geveleyerek onun verdiği söze kanıyorum." diye ona içimden çatardım. Bir türlü uyuyamadım. • • • Tam doksan gece ben okulun o kalın duvarlı. Götürüyor. Hemen her gece rüyada annemi görürdüm.

Hani ya bütün gün ağladığım annem! Orada oturuyor. Boyuna o da beni öpüp seviyor. çorap.yerleri ovalayarak. İki ruh karşılıklı ayna kesilmiş birbirimize bakıyoruz. Ben oyum. Bana mendil. Şu okuldan çık. Aman yarabbi! Gözlerim karardı. O zayıf vücut çıktı. Ben gene özlem içinde kaldım. Bana: "Rasim! Yavrum! Seni göreyim. Ben razıyım. kimin dediğini yaparım? Bana yemiş getirmiş.. dalında. İki göz birbirinin gözbe' eğini içinde birbirine bakan bir vücıt gibi görüyor. Aşağı indik. O beni düşünmüş. İkisi de bir yüzü ıslatıyor. ben yine içeride kaldım. güzel terbiye kazanmamı rica etti. Ben yerimde çiviyle çakılmış gibi kaldım. Gözyaşlarını onun akıttığı gözyaşlarıyla birleşti.. Yukarıya çıkardılar. Ben onun dediklerini yapmazsam. ben de sallarım. okşadı. bu manzarayı görür görmez kendini dışarıya atmış. Ben de rahat olayım. Koştum. Yüzümü kara çıkarma. Acaba ne olacak? Görevli ihtiyatsızlık etti. ıslık gibi tiz bir sesin ardından "Güm!" diye bir şey öttü. iki damla duygu birleşmesi gibi bir akıcılık örneği gösteriyor. Görevli kapıdan bağırıyor: "Ahmet Efendi!" . Onu gördüm. Bu olaydan sonra tam bir ay geçti. onlara kim bakar? Karşımda ruhumun gıdası duruyor. O!. Ağlaya ağlaya boynuna sarıldım. Ben şaşkın şaşkın yürüyordum. hiç üşümez miyim? Ben anamdaki hayat veren sıcaklığı nerede bulurum? Yine sordu: "Dövüyorlar mı?" 37 Ne yazık! Keşke dövseler. Peki.. Görevli dayanamamış. kim yer? Sevdiğim yemeklerden birer parça almış. O bana "Yavrum!". Nihayet bir saat sonra kalktı. boyuna gülüyorum." dedi. çalışırım. Bugün mü? Bugün ya! Çıldırmak işten değil. Kapı kapandı. Okulun o koca. Bir velvele koptu. Bu sıkıcı özlemden kurtulamıyorum. demir kapısı açıldı. İkisi de bir yüreğin en fazla kaynayan yerinden koparak b' sanıyor. sabahleyin yüzüme gülerek gönlümü alırdı. fanila getirmiş. Bir kere daha öptükten sonra ayrıldı. Ben kendimi onun gözünde. Hiç düşünmez mi? Bana sordu: "Üşüyor musun?" Ben o zaman soba ile yatsam üşüyeceğim. Beni öptü. Açım. Bir Perşembe günü saat altıda bizi dershaneden 38 kaldırdılar. okşuyor. sık sık uyandıkça okşayarak. O döner. "İzne gideceksiniz. Yeni urbalar giydik. Aklım durdu. ben dönerim. O!. o hem kendi gözünde görüyor. Annem dışarıda. çalış. Hep ona bakıyordum. ben ona "Anne!" diyorum. gelecekte güzel meyveler görmeyi arzu ettiğini söyledi. O başını sallar. Onun yanındayım ha! O gelmiş. O. Allah bana acımış. Beni düşünme. Yine sordu: "Aç kalıyor musun?" İştahım yok ki yemek yiyeyim. Orada birisini gördüm. Anamın sevgisine doyamıyorum. İkisi de bir yerden akıyor. dualarımı kabul etmiş. Alt katta bir odaya girdik. Yine teneffüs salonuna indik. Ne farkı var? Ben annemden başka değilim. Çalışmamı. ya! Artık kış gelmeye başlamıştı. Oku. Bu sevinç gösterisi bizi seyre gelmiş olan müdürü de şaşırttı. Bahçenin yokuşundan çıkarken bir daha bakıştık. Yeni potinler verdiler. Annemi göremiyorum. Ben seni her zaman gelir görürüm. Kaput da var." dedi. İdareden izin aldım.. beni görecek ha!. Ağır. O yanımda olsun da ben her sıkıntıya razı olurum. ayrı fakat 36 anlamca bir söz söylüyor. Biraz sonra heyecanımız yatıştı. İkisi de aynı sıcaklıkla o yumuşak teni yakıyor. Yine sordu: "Sıkılıyor musun?" Patlayacağım. İki sevgili ağız. Böyle bir manevi sofra varken başka şeyler göze görünür mü? Ben boyuna yüzüne bakıyorum..

O gece ömrümde en rahat uyuduğum bir geceydi. Küçük zabit. Derhal sarıldım.. Aman. O da bana bakıp gülerek: "Çok şükür olsun. Son vurmada çocuk kıskıvrak bu kapana tutulmuş olur. Başta devlet büyüklerinden itibaren halktan kimselere kadar herkes beni koruyor. Kuraya ne hacet. Bir hizmetli bana yol gösterdi.." Sonunda ses kesilir. babaya saygıyı emrediyor. uydurulmuş kurt masalları sanmayınız. otuz saatlik o mutluluk ne kadar sürebilir? Ertesi gece ben okulda yalnız yatıyor. Anam beni orada bekliyor. Ana fedaisiyiz. gençlik gecelerimde geçirdiğim çalışma saatlerini anlatacağım. boğuk iniltilerle yalvarır: 45 isp "Aman Hoca Efendi. Baygını kaldırırlar. Potinlerim gıcırda-dıkça ayağımın altında taşlar eziliyor sanıyorum. Aman! Urbalar bana pek yakışmış. Kesik kesik hıçkırıklar. Öyle değil mi ya? Vatan. Bir temenna. "Hüseyin Efendi!" O da gidiyor. köpeğin olayım. Parlak toka meydanda duracak. o gece. Kabil değil terk edemem. İşte bu mecburiyet bana şu vicdanımın sesini yazdırıyor. Of. Ben gerçekten. Biz onu neden korumak için çalışıyoruz? Böyle sevgilerin ortaya çıktığı yer olduğu için değil mi? Böyle karşılıklı duyguların kaynaştığı kutsal yer olduğu için değil mi? Vatanını sevmeyene lanet ediliyor. Müdürün huzuruna çıktık. Çalışmak! Bu bana ana nasihatidir. o gidiyor. hayır büyük annemin himayesindeyim. yan yana bulunduğum o gece. yine o vefalı arkadaşımı düşünüyordum. bir daha yapmam.. elbette benden başka sağ olan ihtiyarlar da vardır. Ne kadar çabuk geçti. Asker.. Daha ağzını açarken hepimiz baştan aşağı kulak kesiliyoruz.. birtakım yemiş. Yaradana sığınıp da kulak tozuna indirilen bir sille ile cennete uçurulmuş yavrucakların acıklı öykülerini. Çocukluğumda. daha hizmet etmeye mecburum. Artık erkek olmuşum. anneciğim. Fakat yirmi beş. Öf dedirtmeyeceğiz.." diyor.. Herkes anneme "Gözün aydın. ölüyorum. Yarabbi! Sen benim kusurlarımı affet. İlerledim. Suçlunun ayaklan bu sopayla ipin arasına geçirilir.. benim! Benden başka Rasim adlı kimse yok. Sopa vuruldukça ayaklar bileklerinden falakaya sıkışır. Ah." diyordu. ah. Kapıdan dışarı fırladım. Acaba ben miyim? Öyle ya.. Vallahi ezberlerim. Ben vatan şefkatine sığındığımı göstereceğim. Üzerindeki kutsal "Darüşşafaka" kelimesi görünecek. mutluluk dolu bir dinlenmeden başka bir şey değildi.. vurma. Bir isim daha. Cennete uygun görülen dayak işte budur.Haydi. Mini mini okullu.. Ertesi gün saat on birde okulda bulunacağım. Debelenmeler durur. Görevli bağırdı. Anneciğim.. Türk çocuğunun okul adına geçirdiği bu işkence çağını hatırlayan. Bu acıklı satırları abartmalı bulanlar varsa dayaktan ölmüş çocukların ana babaları tarafından katil hocalar aleyhine açılan dava kütükleri bugün de bulunabilir. ailenin büyüğü değil mi? Biz onu niçin seviyoruz. Gerekli öğütleri dinledim. mübaret vatan ağacının bir dalıyım.. . Komşular geldi.. Uygar yüreklerin dayanacağı manzara değil. Acaba şimdi bu himayeye hak kazandım mı? Hayır. Bu yaşa getiren Tanrı'ya hamdolsun. Zaten hepimiz gönüllüyüz. Beni yaprak ve meyvelerle dolu görmek için milyonlarca nüfus bana bakıyor... Değneklerin çıplak tabanlarda her saklayışında çocuk acı çığlıklarla kıvrıla kıvrıla kendini yerden yere vurur. Allah aşkına vurma Hoca Efendi. Suçun derecesine göre ayakkabı çıkarılır. O ziyafet neydi? Bir alay yemek. Herkes bu kurada öne geçmek istiyor.. Annemle karşı karşıya. tıkanmalar.. 42 Hüseyin Rahmi Gürpınar 43 lıl FALAKA Çocuklara ayrılan bu işkence aleti uçtafi uça ip bağlanmış bir sopadır. Bunu açıkça ispat etmeliyim. Kaputun düğmelerini özellikle çözdüm... O güzel uyku.. Ah anam.. Anamın. Allah anaya.

Çünkü onlar falaka uçlarını tutan cehennem bekçilerimizdir. Dışarı çıkacak çocuk.Bu kadar dayak karşılığında öğrendiklerimiz.. "Gitti'yi görmüyor musun? Çekil. yürür. O koca incir sopası birdenbire beynimden aşağıya indi. • • • ¦ ' Okula başlayalı bir yılı geçti." diye bağırır. Çocuğun biri sıkışmıştır. Parmaklanma kan bulaştı." Hoca. nükteli sözler söyler. sırığın ucu enseme kaydı. öbür yanına "Gitti" yazılı bir tahta asılıdır. Ertesi sabah yeldirmesini giydi. Ama dayak korkusuyla ben de çocukların çıkardıkları genel makamın içine güftesiz kuru şamata sesimi katarak işi harazaya boğuyordum. Hela tek olduğu için oraya garip bir usulle gidilir. sarığını boynuna geçire-yim!" diye naralar atmaya başladı. Beni öksüz büyütmüş olduğu için üzerime titrer. Tam bir saat sürer. hoca. bir yanına "Geldi". pamuklar. Bir dilenci duası makamıyla okuruz. okulun dağıldığını. okul yolunu tutturduk.. Elimle yokladım. hocanın şimdi yerinde bulunmayacağını zor anlatarak çok güçlükle tutabildiler . Durmadan yaramı gözden geçirip haykırıyordu: "Hay eli kırılası cehennem kaçkını. Bıçakla oyar gibi yavrumun ensesine yara açmış!" Çabucak hazırlandı. yavru. yaşların bir kısmını gözlerinden salıvererek. Aman Tanrım. Bu usul bazen oldukça garipliklere yol açar. Başını örttü. • * * 50 Haminnem. Orasını kikiştirerek akrep sokar gibi haşladı. yaralanmıştım. Öfkelenince onu durdurmak çok güç olurdu. Hele akşamları okul dağılırken okunan bir dua vardır. Ama bu herifleri sevmeyiz. Bu yavru.onu.. altını ıslatmanın daha az kötü bir yıkım olacağını anlar. yürüyüverirdi. hiçbir sözcüğünü anlamadan papağanlar gibi öttüğümüz Arapça sözlerdir. üzgün dönüşümde ne olduğumu sordu. bir tampon işini gördüyse de. 46 i II Gündeliklerimizle alır yeriz. gazlıbezlerle sardırdı. Kapıya. Okul içinde yüksekçe bir yere komuş musluklu bir küp. Pansuman yaptırttı. falakalı. simit. kızının yani annemin ölümünden sonra uğradığı büyük sinir krizleri geçirmiş çabuk duygulanan bir kadındı. yerinde kaynar gibi dalgalı dalgalıdır: " Hoca efendiciğim. Hazırcevaptı. Ah.. ben de gidip o herifin kafasını patlatayım. belâlı çatı altı. sopalı. Akıntıyı tutma gücünü yitirmiş olan çocuk. bu kalpazanlığımın farkına vardı. pelte sucuğu satıcıları gelir. Vay vayyy!. günün saatine göre. Bu tahta "Geldi" durumuna dönmedikçe başka çocuk helaya giremez. yüzü kıpkırmızı. Elimden tuttu. Eve yaralı. Hoca bu uğursuz işi onlara gördürür. elleri çişin zorladığı yerde. karşısındakiler! güldürürdü. Gözlerinden taşan öfkenin sinirli yüzüne verdiği bunaltılı görünü- . Ev halkı. Eczaneye götürdü beni. pek değerli tutardı." 48 Falaka İnsafsız herif bu kez koca sırığa el atınca. * * * Okulun bahçesine. Bu iç karartan.. bu tahtayı "Gitti" durumuna koyar.. Hepimiz ondan su içeriz. yerine otur. ". toz kondurmaz. Boynumu merhemler. sopayla haşlanmaktansa. son tetikte olduğunu anlatır bir yalvarışla hocanın karşısına dikilir: "Hoca efendi. Bu kazaların sayısını ancak kirli don yıkayan analar bilir. yaradılışıma hiç uygun gelmedi.. Hüngür hüngür.. olanları anlattım. "Verin bana bir sopa.. dizlerine kapanarak. yanıbaşına zincirle asılı bir bakır maşrapa vardır. Aşağıdan yukarıdan sıza sıza yerine döner. Gözlüğünü taktı. üzüm hoşafı. Uluorta alır.. Yine benim elimden tuttu. Eline kalın bir baston aldı. Fes. Zihnime yabancı gelen bu uzun ilâhinin tek bir cümlesini bile ezberleyemedim. beli iki büklüm. çok acımasız bir yüzle tahtayı göstererek. Sıkılıyordum. Ama tahta "Gitti" gösteriyor..

Cezasını isteyeceğim. seni öldürtürüm. bu sahip çıkmadan biraz şişti. nefretini sesinin sertliğiyle anlatarak şunları söyledi: "Bu masumlardan önce asıl senin sopalı eğitim görmen gerekiyor. çocuklar arasında fıkır fıkır gülüşme kaynaşmaları dalgalanıyordu." Hocanın suratına bağrılan bu hakaretlerin Maarif Nazırı: Milli Eğitim Bakanı. Kendini oturduğu postun üzerinde derebeyi sanan hocanın gözleri.. Şımardı. • • • . sırıklara bak. 52 Aklına korku getirmez bir çekinmezlikle haminnem karşılık verdi: "Götüreceğim. öğrenci karşısında hocalık onuruna karşı savrulan aşağılayıcı sözlerden dayanıklılığı sarsılmaya başlayan Kayserilinin başında kavuğu karagöz-vari bir halle depreşti ve bağırdı: "Çocuğun bu kadar değerliyse al götür kadın. dinliyorlardı. siz nerede? Kavukla. Eve döndük. Çocuk eğitimi nerede. Kasılarak hocaya döndü: "Sarıklı zebani. Ben adamın ellerini arkasına bağlattırır da sılasına gönderirim. ama seni de burada bıraktırmayacağım. Kavuklu.51 şüyle kapıdan içeri girince. Tulumbacı: Eski istanbul'da yangın söndürme işini görev alan kimse."' Hafiften başlayan. Hele bu mahalleden bir çocuğun burnunun kanadığını işiteyim. hocanın sayısız sopalan vardı. sopayla adam korkutuyorsunuz.. okuldan içeri İhsan Bey girdi. hocalık ağırbaşlılığını bozmayacak bir sertlikle karşılık verdi: "Olur a.. "Hadi anacığım." dedi. Bu yaşa getirinceye kadar çektiğimi Tanrı bilir. Tulumbacı (*) bozuntuları. sopalara. Sarıklı haydut! Okul hocasından çok Büyücü Oyunu'nun (*) kavuklusuna (*) benziyorsun.. "Bana bak Kayserili.. Biraz eğilerek. bu gelişten hoca. Rahmetli büyükannem. Adam olsun. bizi okuldan çıkarırken hocaya döndü. "Çocuğumun ensesine yara açmışsın." Büyük annem... Haminnem devam etti: "Kur'andan bir iki cümle ezberlemiş olmaktan başka ne özelliğin var? Çevrendeki şu falakalara. Sakalından şu dut ağacına astırır da ibret için seyrine baktırırım/' diyerek gözdağı verdi.. Büyük annemin elinde büyüyen okullu genç. asıl şimdi yerinden birkaç kez zıpladı.. Haminnem. vallahi gelir. İhsan Bey. hemen koşmuş." dedi. anamın şimdi söylediği cezayı uygularım. kopacak fırtınayı anladı. Kavuklu: Ortaouyununda başında bir kavuk taşıyan baş oyuncu." dedi. Haminnemin elinde bir bastonu. çöp kadar çocuk? Biz ona gülle dokunmayız. Bu yaşta çocuklara. Artık kazanacağımız yüzde yüz belli oldu." Kavuk. kavukluya yaklaştı. Yarayı göstereceğim. Bütün çocuklar susmuş. Senin buraya gelip de bu yobazı karşına alman bir küçüklüktür. bir de şu birer damlacık yavruların masum yüzlerine bak. gidelim. olayı işitmiş. yavaş yavaş yükselen bu konuşmanın sonu neye varacaktı? Küçük aklımla kaygılanıyordum. Haminnemin yavaşça kolundan çekerek. gürbüz yüzbaşı. ihsan Bey." % 54 O gün hocanın öğrenci gözünde kaç paralık değeri kaldığını bilmiyorum. cevap vermeye utanıyoruz. krizin büyük dalgasıyla. haminnemin elindeki bastonla kendi sopalarını kıyaslamaya kalkıştığı sırada. Maarif Nâzın (•) akrabamdır. Büyücü Oyunu: Büyücü bir hocanın yaptıklarını konu edinen bir orta oyunu. 53 sevinciyle. Görmüyor musun? Zayıf.. Elâlemin çocuklarını pastırmalık eşek yavrusu mu sanıyorsun? Ben onu nasıl büyüttüm. Okuldur bu. neler okutturuyorsun sen! Çocuk bizden bazı şeyler soruyor.

com e-posta yasarmutlu@kitapsevenler. Sahaflar. geçen yüzyıl yavrularının 4 eşlerini heyecanlandıracak bir bir tarih belgesi vardır. clanmış. ." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.' diye övünebilirse de bu lüksün acıyı daha az duyurduğuna kimseyi inandıramaz. yine sapı gümüşlü fil organındandı. Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi.com kitapsevenler@gmail.C. ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz..com . alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu. vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset. bugün müzelerde *er elbette bu acı belge önünde insancıl Ta ürperti geçirirler. braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi www. Sonra da Pertevniyal Valide Rüştiyesi. CD. T. Ömer Seyfettin _ Falaka www.kitapsevenler.com www. ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11. ama bu dayak âletinin gümüşlendirilmesindeki alay nedir? Falakaya yatan 'Dayak yedim ama gümüşlü kırbaçla yedim. Bu okulun falakası.com Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu.com mutlukitap@hotmail. Çıngıraklı Bostan'in yanındaki taş okula verildim. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur.kitapsevenler. Kurucusuna rahmet. adının sultanlığına uygun bir gösterişte gümüş kaplamalı.yasarmutlu. * * * \ \ Kim bilir ne kadar sayısız Türk çocuğunun -ap yaşlarıyla ıslanmış olan barbar hocalar in bu işkence âletini. Çünkü onda. Kütüphane."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz..Ders kitapları dahil. kırbacı da.com yasarmutlu@yasarmutlu.O hafta okulu değiştirdiler.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->