P. 1
Montaigne - Denemeler

Montaigne - Denemeler

|Views: 329|Likes:
Yayınlayan: saidian

More info:

Published by: saidian on Apr 16, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/25/2011

pdf

text

original

Sections

MONTAIGNE

DENEMELER

Türkçesi: Sabahattin EYUBO LU

Cem yay nevi

ÖNSÖZ 1

Montaigne ülkemizde pek tan nm olmamakla birlikte bu çevirileri uzun bir önsözle vermeye cesaret edemedim, bunu gerekli görmedim. Çünkü Montaigne eserini zaten kendisini tan tmak için yazm . Onunla okuyucu aras na girecek olan herkes bo sözler söylemek tehlikesine dü er. Üstelik de Montaigne'in Türk okurlar na hiç de yabanc gelmeyece ini san yorum: Çünkü yeni Avrupa'n n ana kaynaklar ndan biri olan bu büyük dü ünce kayna n n bize Avrupa'dan gelen her kitapta biraz pay vard r. Yeni dü ünce, insan bilincinin insan ve do ay serbestçe tan mak çabas ise, Montaigne bu çaban n ilk büyük hamlesidir. Bugün bizim de kavu tu umuz serbest dü ünceye o, dört yüzy l önce ve bizim uyan devremize birçok bak mlardan benzeyen co kun bir dönemde kavu mu tur. Bugünkü Türkçe gibi de i en k vrak ve ba bo bir dille; imdi anlamlar çok de i mi taze Frans zca sözcüklerle, halk deyimleriyle yaz lm olan Denemeler, çeviriye en az elveri li kitaplardan biridir. Bu çevirileri iddial birer örnek olarak de il, birer deneme olarak veriyorum. Parçalar n seçilmesi de daha çok geli igüzeldir. Montaigne'den

yap lacak her seçme, ister istemez, keyfi ve eksik olacakt r. Bunlar, Denemeler'in ötesinden berisinden kopar lm dü üncelerdir. Montaigne'in bahçesinden her geçi te insan çok de i ik demetler yapabilir. (1940)

ÖNSÖZ 2

Tercüme Dergisi'nde ba lanm olan bu çevirilere, 1940'ta yazm oldu um bu k sa önsözü uzatmak niyetinde de ildim. Fakat Montaigne üstüne okudu um bir yaz üzerine okurlara bir iki söz daha söylemek hevesine dü tüm. «La Nouvelle Revue Critique»te Henri Gillemin, Montaigne'in Denemeler'de kendini tan tmak gibi olanaks z, gereksiz bir i e giri ti ini, böyle yapmakla da i ten kaçm , kusurlar n düzeltecek yerde itiraf etmi oldu unu söylüyor. Denemeler onyedinci yüzy ldan beri buna benzer hücumlara u rar. Fransa'n n ba na gelen felaketlerin nedenini Montaigne ve benzeri yazarlarda bulanlar bile olur. Montaigne insanda iman b rakmazm , okuyan sistemli bir dü ünceye gitmekten al koyarm , hayattan uzakla p, tembelli e, uyu uklu a götürürmü .

Gerçekten Montaigne kent hayat ndan kaçm , Denemeler'i keyfi için yazm , onu okuyanlar n iman n sarsm t r; fakat bunu öyle bir zamanda yapm t r ki, insan n oturup serbestçe dü ünmesi i lerin en gücü, kendi keyfi için yaz yazmak, gerçe i bulup göstermenin belki tek yolu; insanlar n ruhlar ndaki iman da y k lmas , de i mesi gereken cinsten bir imand . Montaigne hep kendini anlat yordu; ama kendini anlat rken insan dü üncesini yeni bir yola sokuyor, köhne inan lar ,

do aya, akla ayk r al kanl klar , safsatalar baltal yor, dünya sevgisine, bilimsel dü ünü e, gerçekçi edebiyata yol aç yordu. Bir insanda bütün insanl n sorunlar bulundu una inand için kendini

anlat rken, yaln z kendini dü ünmü olmuyordu. Kendini de il de ba kalar n anlatm olsayd , Denemeler'de yine ayn dü ünceler ayn duygular olacakt . Onun zaman nda kendini, insanl ve do ay

ke fe ç kmak, cüret, iman ve çaba isteyen bir i ti. Fransa böyle bir giri imden zarar görmü tü demek, tutucu, dindar, bir Fransa daha mutlu olacakt , demeye var r. Do rusu böyle bir Fransa ve böyle bir dünya isteyenlere Montaigne'i be endirmek güçtür.

Gerçi Montaigne'de türlü türlü dü ünceleri, ileri geri bütün siyasi inançlar destekleyen, ya da öyle görünen dü ünceler bulunabilir. Onda bir tarafl , sistemli sürekli bir görü olmad için bugün çe itli

yollara ayr lm olan insan dü üncesi onu istedi i yana çekebilir; ama hiçbir zaman çekilemeyece i taraflar vard r: Bunlardan biri do a ötesi, biri de ba nazl kt r. Denemeler'i okuyan u iki dersi almamazl k edemez: Do an n istedi i gibi dü ün ve ya a; hiçbir kitab n, hiçbir do an n kölesi olma. Aldanm yorsam Bat kültürünün Montaigne'den bugüne kadar ki geli mesi genel olarak bu iki derse sad k kalm t r. Ancak a r ideolojiler az çok ba nazl a muhtaç olduklar için Montaigne pek i lerine gelmez. Tek tarafl l küçümseyen bu adam n,

halkta kendi doktrinlerine kar ku ku uyand rmas ndan çekinirler. Oysa Montaigne'den ders almam , yani do a ötesinden ve taassuptan kurtulamam bir dü ünce körükörüne bir partiye ancak kul olarak hizmet edebilir, yarat c , geli tirici güç olarak de il. Montaigne'in i i, di er hümanistler gibi yeni dü üncenin ana yolunu açmak oldu; üst

taraf n ba kalar dü ünecekti; dü ündüler, daha da dü ünecekler. uras kesin ki Montaigne her zaman dü üncemizin çemberlerini k rmaya, kendi kendimizi ele tirip a maya yard m edecek.

Gerçi Denemeler'de yenili e, y k c l a, devrime kar sözler vard r. Montaigne toplumun düzenini birdenbire de i tirmenin ortal tümüyle kar t raca na inan r; fakat korktu u ey yenilik de il, karga al kt r. Bir de eski de erlerin büsbütün ortadan kalkmas na raz de ildir. nsanl n vard olumlu sonuçlar n yeni hayata mal

edilmesini ister. Krall a ve kiliseye gösterdi i sayg ya gelince, bu sayg içten de olsa her iki kurumun temellerini y kmakta Denemeler'den daha iyi bir silah icat edilmemi ti. Bütün sorun krallar n ve papalar n herkes gibi bir insan olduklar n , herkes gibi iyi ya da kötü olabileceklerini, insan akl n n onlar sorguya çekebilece ini insanlara anlatmakt ; üst taraf kolayd .

Montaigne'in içtenli i üstüne çok ey söylenebilir. Alçakgönüllülü ünün sahte, itiraflar n n yapmac k oldu undan sözedilebilir: Ama hangi yazar ondan daha içten olabilmi tir? Asl nda içtenli in ne demek oldu u da pek belli de ildir. nsan ne yaparsa yaps n kendini tam oldu u gibi anlatamaz. O kadar n kendi de bilmez. Montaigne bu konuda öncü olmak, elinden geleni yapmak ve herkesi olabilece i kadar içten olmaya ça rmakla görevini yapm t r. Kendilerini anlatanlar aras nda ondan daha ileri gitmi yazar da hala pek yoktur.

Denemeler'i tam olarak çevirebilece imi sanm yorum.

Bunu daha sab rl ve daha yetkili bir çevirici er geç yapacakt r. Ben sadece derlemeler yapmak ve bundan sonra bir cilt daha vermek niyetindeyim. Latince sözleri Frans zca çevirilerinden çevirdim ve as llar n merak eden olur diye metinden ay rmad m. Önsözlerden sonra Montaigne'in hayat na ait bilgiler bulacaks n z.

De i ik tarihlerde yap lm olan bu çevirilerdeki dil, deyim tutmazl klar n okurlar n ho görmesini dilerim. (1950)

ÖNSÖZ 3

Montaigne Avrupa'ya serbest dü ünmesini ö retmi olan adamd r, demek fazla büyük söylemektir, ama böyle bir söz olsa olsa Montaigne için söylenebilir. On alt nc yüzy lda serbest dü ünmek, babadan kalma, donmu , su götürmez dü ünce kal plar n zorlamak, ba ka türlüsünü dü ünmeyi kimsenin göze alamad inan lar n

do rulu undan ku ku duymak hastal klardan dinlere, adetlerden kanunlara kadar insan hayat n n her yönü üzerinde kendi akl n n yla yeni ba tan dü ünce yürütmekti. Buysa o zaman tek ba na Amerika'y ke fe gitmek gibi bir i ti. Gerçi Rönesans Avrupas 'nda bu i art k olanaks zl ktan ç km , okur yazarlar bir yandan dünyan n, bir yandan da Yunan ve Latinlerin daha iyi tan nmas yla insano lunun türlü türlü dü ünmesi olana bulundu unu ö renmi , yer yer, zaman zaman hocadan izinsiz dü ünme denemelerine ba lam lard . Fakat bütün hayat n bu denemelere hasreden, kendini serbest dü üncenin deney tahtas haline getiren ilk adam Montaigne oldu.

Gerçekten de Montaigne yaln z Denemeler'ini yazmak için ya am gibidir. Bundan ba ka kitab olmad gibi hayat n n da bu kitaptan

ba ka serüveni yoktur. Ben kitab m yapt m kadar da kitab m beni yapt der. Denemeler'in yaz ld yirmi y l içinde (1572'den 1591'e

yani ölümüne kadar) Montaigne kendini kitab na, kitab n kendine göre ayarlamakla u ra r. 1581-1585 y llar aras ndaki Bordeaux kentinin Belediye Ba kanl onu kütüphanesine ve Denemeler'ine

daha fazla ba lamaktan, kendi kendini i leyen ve geli tiren dü üncesine yeni ip uçlar getirmekten ba ka bir i e yaramam t r.

Özellikle son yedi y l içinde Montaigne Perigord'daki küçük atosunun kulesine öyle kapanm t r ki ülkesini kas p kavuran en kanl din kavgalar , evine kadar sokulan eli b çakl insanlar bile onu tela a dü ürmemi , kö esinden ve kitab ndan ay rmam tr. Daha önceki hayat da çok sevdi i ve sayd bir baban n ak ll ca yönetimi alt nda

Denemeler'in hamurunu yo urmakla geçmi tir. Do ar do maz özellikle köylüler aras na gönderilen, gözlerini, Rönesans gibi Denemeler'in de anas olan do an n mart lmaz efkati içinde açan Montaigne o zaman insan dü üncesini besleyen bilgileri en sa lam, en köklü bir ekilde veren düzenli, özenli bir ö retim gördü. Babas kendisine Latince'yi ana dilinden önce ö retecek kadar ileri gitmi ti. Denemeler'de Montaigne'in Eskiler'le o kadar senli benli olmas bu haz rl k sayesindedir. Montaigne'in gençli inde ö renme hazz n n d nda buldu u en büyük sevinç kayna Etienne de la Boetie ile olmu . Kald ki dü üncesinin bereketini art ran bu dostluk da, La Boetie'nin genç ya ta ölümünden sonra Denemeler'in duygu ve dü ünce kaynaklar ndan biri olmaya yaram t r.

Montaigne bütün Frans zlar gibi yerine yurduna ba l olmakla, dönüp dola p do du u yere dönmekle ve orada ölmekle birlikte, pete ine çok uzaklardan, bütün dünyadan bal ta yan bir dü ünce ar s yd . Yeni ke fedilen Amerika'dan Türk padi ah n n saray na kadar her yerde olup bitenlerin merakl s yd . Önsözünde yaln z ailesi için yazd n söyledi i kitab nda, kar s ndan, do up do up ölen k zlar ndan hemen hiç sözetmeyen Montaigne, bu içine kapanmay herkesten iyi bilen adam, hep d ar yla, ba kalar yla u ra r. Kendini dünyadan kopar p tek ba na kalmay bilen de o, Avrupa'da dünya vatanda l n n ilk ve en aç k sözcüsü de odur. Bak n ne diyor: «Bütün insanlar hem erim say yorum. Bir Polonyal 'y t pk bir Frans z gibi kucakl yorum. Dünya ile akrabal m kendi milletimle akrabal mdan üstün tutuyorum. Do du um yerin pek o kadar heveslisi de ilim. Kendi dü üncemle vard m yeni bilgiler bana, s rf raslant larla edindi im haz r ve geli igüzel bilgilerden daha de erli gelir. Kendi kazand m z temiz dostluklar nerde, iklim ve kan dolay s yla ba l oldu umuz dostluklar nerde!

Denemeler KEND N TANI ilkesinin bütün bir ömre uygulanmas d r. Bu bak mdan Montaigne, Sokrates'i Platon'dan çok daha iyi anlam say labilir. Hiç kimse kendi kendini onun kadar sab rla, inatla, dikkatle gözetlememi , en gizli, en ele avuca s maz hallerini yakalamakta onun kadar tetik davranmam t r. Hayat n bütün hazlar gibi uykusuna da pek dü kün olan bu adam, kendi kendini uyur ve rüya görür halde yakalay vermek için u aklar na gece onu birdenbire uyand rmalar n tembih edermi . Bizim eyh Galib'in:

Ho ça bak zat na kim zübde-i alemsin sen sözünü mistik anlam ndan soyarsan z tam Montaigne'in kendi kendine söyleyece i ey olur. Her insanda bütün insan halleri vard r, diyor kendisi de. Bununla birlikte ayn Montaigne kendi d na ç kmak demek olan okumay ve gezmeyi bir a k haline getirmi . Gezilerde en çok sevdi i ey, yabanc bir yerde uyand sabahlar, yepyeni eyler görece ini dü ünüp sevindi i

an olurmu . Bildi i yerlere pencereden bakmak bile ona s k nt verirmi . Kitaplar n da t pk gezer gibi okurmu : Okumu olmak için de il, yeni ufuklar, yeni lezzetler, yeni dü ünceler bulmak için. Tekrar tekrar okudu u kitaplarda, her kez yeni yeni bir eyler bulmas , onlar diledi i zaman diledi i bir yerinden aç p okumas ndan ileri geliyor. Ondan çok kitap okuyan olmas n; buna kar n dü ünürken duyarken kim onun kadar kitaplardan s yr lmas n bilmi tir. Gerçi Denemeler ad m ba nda ba kalar ndan al nm sözlerle doludur. Fakat bu sözlerin ne kadar benimsenmi , ne kadar ya anm oldu unu göreceksiniz. Bilgiçlik taslayanlar bile ba kalar ndan bu kadar bol al nt yapmad klar halde, Montaigne'in bilgiçlik taslad hiçbir

okurun akl ndan geçmez. Bilgiçlerin ilk ve amans z dü man da o de il mi zaten? Montaigne'in Avrupal lara ö retti i en önemli yollardan biri de kendi dü üncemizi ba kalar n n dü üncesiyle zenginle tirmesini bilme yoludur. nsan Denemeler'i okurken derelerin rmakta, çiçeklerin balda erimesine benzer bir dü ünce kayna mas , yo rulmas görür gibi olur.

Montaigne'in bir tek insanda bütün insanl

dile getirmesi, kimseye

benzemeden herkes olmas , dünya ile ba da p kendine özgü kalmas ku kusuz biraz da, hatta çokluk da, e siz, diri, k vrak, tad na doyulmaz

dili, dü üncesiyle, teklifsizce sarma dola olan söyleyi idir. Asl nda Dante'nin talyanca'da, Cervantes'in spanyolca'da, Shakespeare'in ngilizcede yapt n Frans zca'da yapm , halk n, soka n diliyle her dü üncenin, ne kadar derin, ne kadar ince olursa olsun pekala söylenebilece ini kan tlam t r. «Ah, ke ke Paris'in sebze pazar nda kullan lan sözcüklerle konu abilsem der Montaigne ve Platon'un dü üncesini anlat rken o sözcükleri kullanmaktan çekinmez. Bütün ya anm , gerçek dü ünceler gibi Montaigne'in dü üncesi de çoklu un kulland dile ba vurmu , herkesin konu mas na uymakla kendi

rengini yitirmemi , tersine daha fazla bulmu tur. Denemeler'in her sat r nda Montaigne babacan bir eda ile hep SERBEST DÜ ÜN, RAHAT SÖYLE der gibidir.

Avrupa'da çoklar Montaigne'i bir filozof saymaz, onu daha çok edebiyata malederler. Filozofu bir dü ünce sistemi kuran diye al rsak Montaigne gerçekten Descartes, Hegel, Kant, Comte gibi filozoflar n yan na girmez, kendi de zaten bu birlikteli e raz olmaz. Montaigne'in sistemi olsa olsa hiçbir sisteme girmeden dü ünme yoludur. Ona göre insan dü üncesi sistemleri k rarak geli ir, çünkü hiçbir sistem hayat ve insan bütün zenginli iyle kucaklayamaz. Montaigne'in istedi i her gün, her eyi yeni ba tan dü ünebilmektir. Fakat Montaigne'in her eyin do rulu undan her zaman ku ku duymas ke buldu u gerçek ndi kar s nda bile dudak büküp QCIE SAIS JE (Ne bileyim?) demesi önceden verilmi bir karara, bir sistemli davran a benzemiyor. Böyle bir davran tan ancak babas n n hat r için yazd Raimond Sebond'a

Övgüsü (Kitap 2., bölüm 12) dolay s yla söz edilebilir. Ama orada da Montaigne insan akl ndan ku ku duyarken ayn akla yeni ipuçlar

vermekte, dokunulmad k yeni gerçekler ortaya koymaktad r.

Denemeler'de hiçbir ku kunun, karars zl n izini ta mayan, her biri bir sistemin temeli olacak kadar sa lam, kendinden emin hükümler çoktur. Ruhla bedenin ayr lmazl , hayat n sürekli bir de i me oldu u, do an n a lmakla de il ona uyulmakla yenilebilece i gibi. Filozofu yaln zca sistem kural de il bize dü ünmesini ö reten adam olarak görenler içinse as l filozof Montaigne, di erleri, sistemciler, daha çok bilim adamlar d r. Gerçekten de Denemeler'in as l gördü ü i , bize bir tek insan (ki Montaigne'in as l istedi i güya buydu), bir dü ünü ü, bir bilgi yolunu tan tmaktan çok, hepimizin günlük hayat na kadar inerek, bizi ya arken dü ünmeye, dü ünürken ya amaya, kendi kendimizin dü üncesini a maya sürmesidir. Hiçbir sorunda Montaigne: Ben sizin yerinize dü ündüm, dü ümü çözdüm; siz art k dü ünmeyin, yaln zca benim dedi ime uyun, demez. Hep: Bak n dü ündükçe neler ç k yor ortaya; siz de bir dü ünün, kendi içinize ve çevrenize bak n, ipucu isterseniz i te benimki, i te Sokrates'inki, i te falan köylününki, der gibidir. Bir ad m, bir ad m daha derken kendimizi Montaigne'le birlikte hayata, insan dü üncesinin ç kabildi i tepelerin birinden bakar buluruz.

Montaigne bir ahlakç olarak da sistemli de il, hele do matik hiç de ildir. (1952)

ÖNSÖZ 4

Cem Yay nevi'ne haz rlad m bu son bask için Montaigne'in

bahçesinde bir hayli dola t m yeniden. Neden derlemedi ime a t m ne yapraklar buldum ve bir kez daha anlad m ki insan gibi tükenmez bir maden bu Denemeler. Okuyup bir kö eye b rakt n z kitaba Montaigne gizlice gelip bir eyler daha ekliyor sanki zaman zaman.

Bir tek insan bütün insanl k serüvenini ta yor bu kitapta. Bir tek insan hep kendisi kalarak, en de i ik, kendinden en uzak insan hallerine girip ç k yor; insanlar n yaratt tanr lar n hiçbirini

küçümsemeden, ama hiçbirine ba lanmadan bütün inançlar süzüyor merakla. Kitapl n n penceresinden hiç alay ederek de il, ama hep gülümseyerek seyrediyor alaca bulaca dünyam z , soluklar tükenen, sorunlar tükenmeyen insanlar . Ka lar n çatarak bakt ki iler yaln z

kendi inançlar ve ç karlar için ba kalar n as p kesenler, bir de kendilerini bilmeden bilgin geçinenler, ders almas n bilmeden ders verenler. Yaln z onlardan sözederken tutam yor öfkesini, ho görürlü ünü onlardan esirgiyor yaln z.

Dü ünce derinli i, bilgi zenginli i, anlama gücü ne kadar büyük olursa olsun Montaigne'e ne bilgin denebilir, ne de filozof. Kendisinin de hiç istedi i yok zaten öyle denilmesini. E itmek, ö retmek, sorunlar çözmek, yol göstermek de il, olsa olsa uyarmak onun istedi i: Ona göre kimse kimseyi de il, herkes kendi kendisini adam eder, etmelidir. Adam olmaksa kendini bilmekle ba lar zaten onun için ve kendi gözüyle dünyadan görebildi i kadar n insanlara duyurmakla biter.

Montaigne çevirileri y llar y l , zor oldu u kadar da tatl bir u ra

oldu benim için. Çevirdikçe sevdim, sevdikçe çevirdim onu. Güzelim dilini hala rahatça anlar duruma gelmi de ilim. Ona söylemedi ini söyletmek korkusuyla çevirmedi im, çevirip bast rmad m parçalar, çevirdiklerimden daha fazlad r. Biz daha dün ya ayan yazarlar m z , Ahmet Ha im'i bile, yeni Türkçe'ye çevirirken, Frans zlar Montaigne'in dörtyüz y l önceki dilini yeni Frans z'caya çevirmeye k yam yor, ya da cesaret edemiyorlar. Montaigne'in uydurdu u sözcükler bir yana, anlamlar çok de i mi ya da hiç kullan lmaz olmu deyimler bir hayli a rt p oyal yor insan . Ama öyle s cak bir içtenli i var ki bu dilin seve seve u ra yorsunuz özüne varmaya. Çok yerde Montaigne'i kendi ça nda ngilizce'ye çeviren Floriot'ya ba vurdu um oldu. Ama o da çok kez Montaigne'in sözcüklerine k yamay p oldu u gibi alm kendi diline. (1970)

MONTAIGNE' N YA AMI

1533-Michel de Montaigne do uyor ve Papessus köyünde bir sütnineye gönderiliyor.

1535-Michel, Frans zca bilmeyen Horstanus adl bir Alman e itmenine veriliyor. Bu e itmen Michet'in babas n n talyada gördü ü yeni bir yöntemle çocu u hep Latince konu arak yeti tiriyor.

1539-Michel, alt ya nda; Fransa'n n en iyi kolejlerinden birine, Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi y l okuyor. Latin iirinin tad na var yor ve biraz da Yunanca ö reniyor.

1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.

1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna gidiyor.

1554-Montaigne in babas Bordeaux Belediye Ba kan oluyor.

1555-Montaigne babas yla Paris'e gidip geliyor.

1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.

1558-Montaigne'le La Boetie aras ndaki büyük dostluk ba l yor.

1559-Bordeaux da mezhep kavgalar . Bir tüccar diri diri yak l yor: Amyot, Plutarkhos'un Hayatlar' n Frans zcaya çeviriyor. Montaigne'in en çok sevece i, okuyaca kitap bu olacak.

1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne'i önemli bir görevle saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:

1562-Protestanlara kar

iddet hareketleri ba l yor. Montaigne,

Rouen ehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna kat l yor:

1563-Montaigne, Bordeaux'ya dönüyor: La Boetie ölüyor.

1565-9. Charles, Bordeaux'ya gelip bir süre kal yor. Montaigne, Françoise de la Chassagne'la evleniyor.

1568-Babas ölüyor. Miras be erkek, üç k z karde aras nda bölünüyor. Michel, Montaigne çiftli inin sahibi oluyor.

1569-Montaigne; babas n n iste iyle yapt

Raimond Sebond'un

thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bast r yor.

1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa ederek Paris'e gidiyor. La Boetie nin Latince iirleriyle çevirilerini bast r yor. Montaigne'in ilk k z do up iki ay sonra ölüyor.

1571-Montaigne, çiftli ine çekiliyor ve kütüphanesine u Latince kitabeyi yaz yor:

«1571 y l : Michel de Montaigne, otuz sekiz ya nda. Do um y ldönümünden bir gün önce; meclisteki kullu undan ve memuriyetinden b km ; fakat sapasa lam olarak kitaplar aras na dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye karar veriyor.>

1572-Saint-Barthelemy k r m . Montaigne Denemeleri'ni yazmaya ba l yor. Plutarkhos'un Ahlaki Eserleri'nin çevirisi ç k yor ve Montaigne in elinden dü müyor:

1573- ç sava . Montaigne kral n ordusuna kat l yor; görevle Bordeaux'ya gönderiliyor.

1574-Montaigne'in dördüncü k z do up üç ay sonra ölüyor.

1575-Montaigne Paris'e gidiyor.

1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yak ndan ilgileniyor: Raimond Sebond üstüne babas na söz verdi i eseri yazmaya ba l yor.

1577-Montaigne'in be inci k z do up bir ay sonra ölüyor. Henri de Navarre, Montaigne'e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez kum sanc lar na tutuluyor. Denemeler'ine devam ediyor.

1578-Montaigne küçük bir orman sat n al yor.

1579-Montaigne kendini en çok anlatt

Denemelerini yaz yor.

1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde bas l yor. Montaigne sviçre'ye, talya'ya gidiyor. Paris'e dönüp kitab n krala sunuyor. Kral be eniyor.

1581-Montaigne evine dönüyor.

1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Ba kan oluyor, Denemeler'i birçok eklemelerle yeniden bast r yor...

1583-Montaigne in alt nc k z do uyor ve birkaç gün ya yor.

1584-Navarre Kral (Sonraki V. Henri) Montaigne'in çiftli ine gelip

iki gün kal yor.

1585-Montaigne Mare al Matignon'la mektupla yor. ç sava ta önemli roller oynuyor. Bordeaux'da veba ç k yor. Montaigne görevi ba na gelemiyor. Ba kanl bitinceye kadar yak n bir kasabada

kald ktan sonra, ailesini al p veba bölgesi d na ç k yor.

1586-Montaigne tarihçileri okuyor.

1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne'in çiftli ine geliyor.

1588-Montaigne, Denemeler'in dördüncü bask s için Paris'e gidiyor: Yolda Ligciler taraf ndan soyuluyor. Paris'te, Denemeler'in hayranlar ndan Mademoiselle de Gournay'le tan yor. ç sava iddetleniyor; Montaigne Kralla birlikte Rouen'e gidiyor. Tekrar Paris'e dönü ünde bir gün için Bastille'e at l yor.

1589-Montaigne evine çekilip kitap okuyor. Denemeler'in yeni bir bask s n haz rl yor: Birçok eklemeler yap yor. Kitap en olgun eklini buluyor.

1590-Montaigne'in k z evleniyor: Yeni kral 4. Henri, Montaigne'e mektup yaz yor, yan na ça r yor. Montaigne gidemiyor.

1591-Montaigne'in k z n n bir k z do uyor.

1592-Montaigne ölüyor.

(Albert Thibaudet'den özetlenmi tir.)

MONTAIGNE ÜZER NE DÜ ÜNCELER

- Denemeler'de gördü üm her eyi Montaigne'de de il kendimde buluyorum. (Pascal)

- Bir kitap buldum burada. Montaigne'in kitab ; yan ma almad m san yordum. Aman ne ho adam. Ne zevk onunla birlikte olmak. (Mme. de Sevigne)

- Montaigne, o ho sohbet insan, Bazen derin, bazen sudan Ku ku duymas n bilmi Burnu bile kanamadan. Kerli ferli softalarla Alay etmi sak nmadan. (Voltaire)

- Eminim, al acaks n z Montaigne'e. sano lu ne dü ündüyse onda var ve bu kadar güçlü biçem zor bulunur. Bir ey ö retmiyor, çünkü hiçbir eyi kestirip atm yor. Do mac l n tam tersi. Ma rur adam, ama kim ma rur de il ki? Alçakgönüllü görülenler büsbütün ma rur de iller mi? Her sat r nda Ben, Kendim diye konu uyor, ama Ben, Kendim demeden hangi bilgiye var labilir? Haydi, b rak n Allah a k na hocam, filozofun, metafizikçinin bundan iyisi görülmemi . (Mme. du Deffand)

- Montaigne, o tanr gibi adam, 16. yüzy l n karanl ktan içinde tek ba na diri ve tertemiz bir k saçm ; dehas ancak zaman m zda,

gerçek ve felsefi dü ünce bo inançlar n, geriliklerin yerini al nca anla ld . (Grimm)

- Montaine'in dü ünceleri yanl , ama güzel. (Malebranche)

- Yazarlar n ço unda, yazan adam görüyorum, Montaigne'de ise dü ünen adam . (Montesquku)

- Çocukken babam n kitapl ndan bana Dememeler çevirisinin peri an bir cildi kalm t . Y llar sonra, kolejden ç k mda bir cildi okudum ve ötekilerini aray p buldum. Bu kitapla ne büyük haz ve hayranl k saatleri geçirdi imi hat rl yorum. Bu kitab , ya ad m ba ka bir hayatta yazm m gibi geliyor o kadar candan bana, benim dü üncemi, benim hayat deneyimimi söylüyordu. (Emerson)

- Montaigne amma da dü ünce çalm benden! (Beranger)

- Montaigne ölüyor: Kitab n tabutunun üstüne koyuyorlar; cenazesinde yak n olarak din bilgini Charron ve manevi k z Mademoiselle de Goumay var Resmen septik olarak Bayle ve Naude onlara kat l yor. Sonra Montaigne'e az çok ba lananlar, bir an için ondan zevk alm olanlar, bir an için yaln zl k s k nt s ndan kurtard , ku ku duydurmak sayesinde dü ündürdü ü kimseler; akraba ve kom u olarak Madame de Sevigne, La Fontaine; onun yapt n yapmaya

özenip onu taklit etmeyi onur bilenler: La Bruyere, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau; ortada tek ba na Voltaire; daha az önemli kimseler, karmakar k: Saint-Evremond, Chaulieu, Garat... Daha arkada ça da lar m z ve belki hepimiz. Ne büyük bir cenaze alay . Bir insan n Ben'i için bundan daha fazla umulabilir mi? Peki ama, ne yap yorlar bu cenaze alay nda? Tören gere ince hüngür hüngür a layan Mademoiselle de Gournay den ba ka herkes konu uyor: Ölenden, onun sevimli taraflar ndan, hayata bu kadar kar an felsefesinden sözediyorlar. Herkes kendi kendinden sözediyor. Onunla herkesin ortak oldu u taraflar ortaya konuyor. Kimse ona olan borcunu unutmuyor; her dü ünce onun bir yank s gibi... Korkar m bu alayda dua eden tek adam Pascald r. (Sainte-Beuve)

- Montaigne'i sevmek kendini sevmek, kendini her eye tercih etmektir. Montaigne'i sevmek yaln z gerçe i de il, do rulu u ve ödev duygusunu da yaln z kendinden yana çekmektir. Montaigne'i sevmek, hayat m zda hazlara, zavall yarad l m z n kald ramayaca kadar yer vermektir... (Brunetiere)

- Montaigne Frans z Rönesans n bitirip Klasik ça haber veriyor. (Lanson)

- Pilatus'un, devirler boyunca yank s ç nlayan korkunç sorusu kar s nda Montaigne, daha insanca, daha din d , ba ka bir anlamda sa'n n tanr ca cevab n vermi oluyor:

«Gerçek nedir?»

«Gerçek benim!,»

Yani Montaigne gerçek olarak sahiden tan yabilece i tek eyin kendisi oldu una inan yor. Onu kendinden sözetmeye götüren budur çünkü kendini bilmeyi ayr ca her eyden daha önemli say yor. nsanlar n ve her eyin yüzünden maskeyi kald rmal, diyor. Maskesini atmak için kendini anlat yor. Maske insan n kendinden çok ülkesine ve devrine ait oldu u için de insanlar maske yüzünden birbirinden ayr l yor. Böylece, maskesini gerçekten atan insanda hemen kendi benzerimizi buluyoruz. (Andre Gide)

OKUYUCUYA

Okuyucu, bu kitapta yalan dolan yok. Sana ba tan söyleyeyim ki, ben burada yak nlar m ve kendim d nda hiçbir amaç gütmedim. Sana hizmet etmek yahut kendime ün sa lamak hiç akl mdan geçmedi; böyle bir amaç pe inde ko maya gücüm yetmez. Bu kitab yak nlar m için bir kolayl k olsun diye yazd m. stedim ki beni kaybedecekleri zaman (ki pek yak nd r) hakk mda bildikleri, daha ayr nt l ve daha canl olsun. Kendimi herkese be endirmek niyetinde olsayd m, özenir, bezenir, en gösteri li halimle ortaya ç kard m. Kitab mda sade, do al ve her günkü halimle, özentisiz bezentisiz görünmek isterim, çünkü ben kendimi oldu um gibi anlat yorum. Burada kusurlar m, nas l bir adam oldu um, edebin, terbiyenin izin verdi i ölçüde, aç k olarak görülecektir. Hala ilk do a kanunlar n n rahat serbestli i içinde ya ad klar söylenen insanlar aras nda olsayd m, emin ol ki kendimi

tastamam ve ç r lç plak da gösterirdim. K sacas , okuyucu, kitab m m özü benim: Bo zamanlar n bu kadar sudan ve anlams z bir konuya harcaman ak l kar olmaz. Haydi u urlar olsun. (Montaigne 1 Mart 1580)

KEND S

... Boyum ortan n biraz alt nda, bedenim sa lam yap l ve toplucad r yüzüm i man de il, dolgundur; tabiat m, ne e ile hüzün aras nda, oldukça ate li ve s cakkanl d r... Sa l m, ta genç ya mdan beri düzgündür: Hastal a tutuldu um azd r.

te ben böyle idim; kendimi, k rk ya m a p ihtiyarl n yolunu tuttu um u andaki halimle anlatm yorum:

Minutatim vires et robur adultum

Frangit et in partem pejorem liquitur oetas (Lucretius)

Y llar için için a nd r r

Olgunluk ça na varm güçleri

Bundan sonraki halim ancak yar m bir varl k olacak; ben art k o ben olmayaca m. Gün geçtikçe kendimden ayr l yor, uzakla yorum.

Singula de nobis anni proedandur euntes (Horatius)

Bir ey kopar r bizden, y llar, ak p giderken. (Kitap 2, bölüm 17)

DENEMELER N KONUSU

Ba kalar insano lunu yeti tiredursun ben onu anlat yorum ve kendimde, pek kötü yeti mi bir örne ine gösteriyorum. Bu örne i yeniden biçim vermek elimde olsayd onu elbet oldu undan çok ba ka türlü yapard m. Bir kez yap lm art k. unu söyleyeyim ki, kendimi anlat rken söylediklerim de i ik ve de i ken olmakla beraber hiç gerçe e ayk r de ildir. Dünya durmayan bir sal ncakt r: Orada her ey toprak, Kafkas' n kayal klar , M s r' n piramitleri, hem çevresiyle birlikte, hem de kendi kendine sallan r. Durman n kendisi bile daha a r bir sallant dan ba ka bir ey de ildir. Konumu (kendimi) hep ayn halde bulundurmak elimde de il. Do al bir sarho lukla, sal na serpile yürüyüp gidiyor. Onu belli bir noktada, can m n istedi i bir andaki haliyle al yorum. Duru u de il, geçi i anlat yorum: Fakat ya tan ya a, yahut halk n dedi i gibi «yedi y ldan yedi y la» geçi i de il, günden güne, dakikadan dakikaya geçi i. Hikayemi saati saatine yazmam gerekiyor. Az sonra de i ebilirim. Yaln z halim de il, amac m da de i ebilir. Benim yapt m, de i en ve birbirine benzemeyen olaylar, karars z ve bazen çeli meli dü ünceleri yaz ya dökmektir. Acaba benli im mi de i iyor, yoksa ayn konulan ayr ko ullara ve ayr bak mlara göre mi ele al yorum? Her ne hal ise, kendi kendimden ayr ld m oluyor. Fakat Demades'in dedi i gibi, do rudan hiç ayr lm yorum. Ruhum bir yerde durabilseydi, kendimi denemekle kalmaz, bir karara var rd m: Ruhum sürekli bir aray ve olu içinde.

Anlatt m hayat basit ve gösteri siz; zarar yok. Bütün ahlak felsefesi s radan ve kendi halinde bir hayata da girebilir, daha zengin, gösteri li bir hayata da: Her insanda, insanl n bütün halleri vard r. (Kitap 3, bölüm 2)

Olgun bir okuyucu çok kez ba kas n n yazd klar nda yazar n dü ünmedi i güzellikler bulur, okuduklar na daha zengin anlamlar ve renkler kazand r r. (Kitap 1, bölüm 26)

Ba kalar n n bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi akl m zla ak ll olabiliriz. (Kitap 1, bölüm 24)

KEND M Z TANIMAK

Plinius'un dedi i gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan kendini yak ndan görmesini bilsin. Benim yapt m, bildiklerimi söylemek de il, kendimi ö renmektir; ba kas na de il kendime ders veriyorum. Ama bunlar ba kalar na da anlatmakla kötü bir i yapm yorum: Bana yarar olan bu i in belki ba kas na da yarar olabilir. Zaten benim bir eye dokundu um yok. Yaln z kendimle u ra yorum; delilik ediyorum, bundan zarar görecek ba kas de il, benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende ba lay p bende bitiyor, hiçbir kötülü e yol açm yor. Eskilerden yaln z iki üçünün bu i i denedi ini söylerler; ama onlar n, yaln z adlar n bildi imiz için benim yapt m n t pk s n yap p yapmad klar n söyleyemeyiz. Ruhumuzun ele avuca s mayan ak n gözlemek, onun karanl k derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri

ay rdedip yazmak san ld ndan çok daha zahmetli bir i tir. Sonra bir taraftan bu i in o kadar ba ka, o kadar garip bir zevki de var ki insan dünya i lerinden, hem de en de erli dünya i lerinden çekip al yor. Birkaç y ld r dü üncelerimin kendimden ba ka amac yok; yaln z kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum.

Ba ka bir eyi inceledi im de oluyor ama, onu da hemen kendime çekiyor, daha do rusu, kendime mal ediyorum; daha az yarar olan öteki bilimlerde oldu u gibi, bu bilimde ö rendiklerimi ba kalar na bildiriyorsam, bunda hiçbir kötülük görmüyorum. unu da söyleyeyim ki ö rendiklerimle hiç de yetinmiyorum. nsan n kendini anlatmas ndan daha zor ve daha yararl hiçbir ey yoktur. Üstelik, meydana ç kmak için insan n süslenmesi, kendine çekidüzen vermesi gerekiyor. Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan anlat yorum.

Kendinden sözetmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmu tur çünkü kendinden sözetmek her zaman kendini övmek gibi görünür kendini övmekse herkesin z dd na gider. Ama kendinden sözetmeyi yasak etmek, çocu un burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.

n vitium ducit culpae fuga (Horatius)

Kusur korkusuyla suç i liyoruz.

Bu tedbirde ben kardan çok zarar görüyorum, hatta kendimden sözetmek mutlaka övünmek olsa bile ben as l amac ma ba l kalmak

için, kendimdeki bu hastal

ortaya koyacak bir i ten kaç nmamal y m;

i ledi im, hem de edindi im bu kusuru gizlememeliyim. Ama, bana sorarsan z, birçoklar içip sarho oluyor diye, arab yasak etmek yanl t r fazla kaç r lan eyler hep iyi eylerdir. Kendinden sözetmenin kötü say lmas bence yaln z, halk n dü ece i kaba hatalardan ötürüdür. Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki kendilerinden pekala sözederler-, ne filozoflar, ne bilginler bu kurallar dinler; onlara hiç benzememekle birlikte ben de bu kurallar dinlemiyorum. Onlar n ere i kendilerini anlatmak de ildir, ama s ras gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler. Sokrates kendinden sözetti i kadar neden sözeder? Hep müritlerini de kendilerinden sözetmeye, kitaplardan ö rendiklerini de il içlerinde olup bitenleri anlatmaya dürtüklemez mi? Tanr ya ve rahibe kendimizden sözetmiyor muyuz? Protestan kom ular m z bunu halk n gözü önünde yap yorlar. Diyeceksiniz ki, onlara yaln z kötü taraflar m z anlat r z. Ama bu, her eyi söylüyoruz demektir; çünkü iyi taraf m z da bütün günahlardan ar nm de ildir.

Benim mesle im, sanat m ya amakt r. Bana hayat m duydu um, gördü üm ve ya ad m gibi anlatmam yasak edenler mimara da desinler ki, sen binalardan kendine göre de il ba kas na göre, kendi bilginle de il ba kas n n bilgisiyle sözedeceksin. Kimse sormadan kendi de erlerini ortaya koymak bir övünme ise niçin Cicero Hortentius'un, Hortentius Cicero'nun söz güzelli ini öne sürüyor? Bana diyebilirler ki: Kendini kuru sözle de il i le ve eserle anlat. Ben her eyden önce dü üncelerimi anlat yorum, bunlarsa ün ve eser haline gelemeyecek kadar belirsiz eyler: Onlar söz haline getirmekte bile

güçlük çekiyorum. Birçok olgun ve de erli insanlar herhangi bir i görmekten kaç nm lard r. Yapt m z i ler kendimizden çok rastlant lar n eseridir: Bu i ler kendi özlerini belli ederler; beni ise ancak öyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler. Ben kendimi oldu um gibi gösteriyorum: Öyle bir beden yap s koyuyorum ki ortaya bir bak ta damarlar , kaslar , her eyi yerli yerinde görüyorsunuz.

Öksürük, sararma, yahut yürek çarpmas yaln z bedenin bir k sm n , onu da öyle böyle, gösterebilir. Ben yapt klar m de il, kendimi, öz benli imi anlat yorum.

Bence insan ne oldu unu bilmekte dikkatli olmal ; iyi taraf n da, kötü taraf n da ayn titizlikle ortaya ç karmal d r. E er ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu ba ra ba ra söylerdim. Kendimi oldu umdan az göstermek, alçakgönüllülük de il, budalal kt r; kendine de erinden az paha biçmek korkakl kt r, p s r kl kt r. Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; do ru hiçbir zaman yanl a yer vermez. Kendini oldu undan fazla göstermek de, ço u kez gururdan de il budalal ktand r. Bence bu kendini be enme illetinin esas , kendinden pek fazla ho lanmak, kendi kendine hayas zca a k olmakt r. Bunun en iyi çaresi, kendinden sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde dü ünmekten büsbütün al koyanlar n dediklerinin tam tersini yapmakt r. Gurur insan n dü üncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parças d r. Bu adamlar öyle san yorlar ki insan n kendi üzerinde durmas , kendinden ho lanmas , hep kendisiyle u ra mas kendine fazla dü kün

olmas demektir. Oysaki a r benciller kendilerini pek üstünkörü bilenler, kendilerinden önce i lerine bakanlard r. Onlara göre kendi kendisiyle ba ba a kalmak, s rtüstü yat p vakit öldürmektir; ruhunu zenginle tirmeye, kendini adam etmeye çal mak bo hayaller kurmakt r. Sanki kendimiz bizden ayr , bize yabanc birisiymi gibi. Kendinden a a ya bak p da kendi kafas na hayran olan adam, kendinden yukar ya, geçmi yüzy llara gözlerini kald rs n; o zaman yüzlerce devin ayaklar alt nda kalacak ve burnu k r lacakt r. Kendi mertli iyle övünüp böbürleniyorsa, onu çok geride b rakan Scipion'un, Epaminondas' n, bunca ordular n ve uluslar n hayatlar n hat rlas n. nsan kendindeki eksik ve c l z de erleri, üstelik insan hayat n n hiçli ini hesaba katarak dü ünecek olursa, hiçbir de eriyle övünmeye kalk maz. Yaln z Sokrates, tanr s n n dedi ine uyup kendini gerçekten tan mas n ve küçük görmesini bildi i için Bilge ad n almaya hak kazanm t r. Kendini böylesine tan yan adam istedi i kadar kendinden sözetsin. (Kitap 2, bölüm 6)

NASIL YAZMALI

Yazarken kitaplar bir yana b rak r, akl mdan ç kar r m; kendi gidi imi aksat rlar diye. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme fena aban r, yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam varm , kötü horoz resimleri yapar ve u aklar na, dükkana hiç canl horoz sokmamalar n s k s k tembih edermi , ben de öyle. Hatta çalg c Antigenides'in buldu u çare benim daha i ime gelirdi: Bir ey çalaca zaman, kendinden önce ve sonra halka doyas ya kötü ark lar dinletirmi . Böyle derim de Plutarkhos'tan kolay kolay ayr lamam. O kadar dünyay içine alm ki

bu adam, ne yapsan z, hangi olmayacak konuyu ele alsan z bir taraftan gelir i inize kar r ve size türlü zenginlikler, güzelliklerle dolu cömert bir el uzat r. Kendini her gelene bu kadar kolayca ya ma ettirmesi baya gücüme gidiyor. öyle biraz tuttunuz mu, kolu kanad elinizde kal yor.

Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayaca , söz edemeyece i yabanc bir ülkede oturuyorum. Öyle bir yer ki tan d m hiç kimse okudu u duan n Latince'sini bilmez, hele Frans zca's n hiç anlamaz. Ba ka yerde yazsam daha iyi yazard m, ama yazd m ey daha az benim olurdu. Oysaki benim yaz mda as l arad m tam anlam yla kendimin olmas d r. Ben yazarken rastgele gitti im için bol bol hatalara dü erim. Bunlar pekala düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim adetim, mal m olmu kusurlar düzeltmekle kendi kendimi yanl tan tm olurdum. Bana dediler mi, yahut ben kendi kendime dedim mi ki: «Sen kaba kaba benzetmeler yap yorsun; bu sözcük Gaskonya kokuyor; bu sözün tehlikeli (Ben Fransa sokaklar nda söylenen hiçbir sözden kaçmam; gramer ad na kullan lan dile çatanlar benimle alay ederler); bak u cahilce söze; akla ayk r laf ediyorsun; fazla ileri gidiyorsun; sen boyuna kendinle oynuyorsun, sahiden söyledi ini de herkes yalanc ktan sanacak.» «- Do ru, derim; ama ben dikkatsizlikten gelen hatalar m düzeltsem bile, bende adet haline gelmi olanlar düzeltemem. Ben hep böyle konu muyor muyum? Her yerde böyle çi çi göstermiyor muyum kendimi? Sorun yok. Yazarken arad m da bu zaten. Herkes kitab mda beni, bende kitab m görsün.» (Kitap 3, bölüm V)

Odysseus'un dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen dil bilginleriyle, çalg lar n akort etmesini bilip de ya ay lar n akort etmesini bilmeyen müzikçilerle, adaletten sözetmeyi ö renip adaleti uygulamayanlarla alay edermi kral Dionysius. (Kitap 1, bölüm 25)

HAYAT VE FELSEFE

Çok gariptir; ça m zda i ler o hale geldi ki felsefe, anlay l insanlar aras nda bile, ne teorik ne pratik hiçbir yarar ve de eri olmayan bo ve kuru bir laf olup kald . Bence bunun nedeni, felsefenin ana yollar n sarm olan safsatalard r. Felsefeyi, çocuklar için ula lmaz, as k suratl , çat k ka l ve belal göstermek büyük bir hatad r. Onun yüzüne bu sahte, bu kaskat bu çirkin maskeyi kim takm ? O ki hep bayram ve ho zaman içinde ya amay emreder bize. Gaml ve buz gibi so uk bir yüz içimizde felsefenin bar namad n gösterir. Felsefeyi bar nd ran ruh, kendi sa l yla bedeni de sa lam etmeli. Huzur ve rahat n ta d ardan görünmelidir. D varl kendi

kal b na uydurmal ve böylece ona sevimli bir gurur, hareketli ve ne eli bir tav r, memnun ve güleryüzlü bir hal vermelidir. Bilgeli in en aç k görüntüsü, sürekli bir sevinçtir. Onun durumu, aydan daha yukarda olan eylerin durumu gibidir. Hem de rahat. Müritlerini çamur ve kir içinde ya atan felsefe de il, Barocco ve Baralipton'culard r. (Skolastikte baz önerme türleriyle ilgili uydurma sözcükler.) Onlar felsefenin yaln z ad n duymu lard r. Yoksa nas l olur? Felsefe ruhun f rt nalar n dindirmeyi, açl ve hastal gülerek

kar lamay , birtak m uydurma müneccim i aretleriyle de il, do al ve

somut yollarla ö retmeye çal r. Felsefenin amac erdemdir; bu erdem de, medresenin söyledi i gibi, sarp, yalç n ve ç k lmaz bir da n ba na dikilmi de ildir. Ona yakla anlar, tersine güzel, bereketli ve çiçekli bir ova içinde görürler onu. Orada erdem yine her eyden yüksektedir; fakat yerini bilen olunca, ona gölgeli, çimenli, güzel kokulu yollardan, güle söyleye, göklerin kubbesi gibi rahat ve dümdüz bir ini le var labilir. Baz lar bu yüksek, bu güzel, bu zafer sevinci dolu, a k dolu, tad na doyulmaz, yi itli ine ula lmaz erdemin, tats zl a, rahats zl a, korkuya, zorbal a aç kça ve amans zca dü man olan, kendine do ay k lavuz, mutlulu u ve zevki e bilen erdemin semtine u ramad klar için gitmi ler, güçsüzlüklerine uygun olarak, böyle kasvetli, titiz, somurtkan, eli sopal , as k suratl , anlams z bir erdem örne i tasarlam lar ve onu, insanlar korkutmaya mahsus bir umac gibi, dünyadan uzak bir kayal n üstüne, dikenlikler aras na koymu lar...

Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmas n , mis kokulu yataklarda yatmas n bilir. Hayat sever; güzelli i de, an ve onun da, sa l da sever. Fakat onun öz be öz i i, bu nimetler ölçü ile

kullanmas n ve yi itçe b rak p gitmesini bilmektir: Çetinli inden çok daha fazla büyüklü ü olan bir i , ki onsuz her hayat bozuk, kar k ve ekilsizdir ve bu yüzden tehlikeli engeller, dikenlikler ve ejderhalarla dolmaya elveri lidir. E er e itilecek genç, acayip yarat l l olur da güzel bir yolculuk hikayesi, yahut anlayabilece i bir felsefe konusu yerine masal dinlemeyi ye tutarsa, arkada lar n n genç dinç yüreklerini co turan davullar çal nd zaman o, kendisini hokkabaz

oyunlar na ça ran arkada n n yan na giderse, bir sava tan toz

topra a ve zafere bürünüp dönmeyi, top oyunundan yahut balodan bir arma anla dönmekten daha ho ve daha çekici bulmazsa, bu genç için bir tek çare görüyorum: E itmeni onu daha çocukken, kimseye duyurmadan bo ar; yahut da bu gence, bir düka'n n o lu bile olsa herhangi bir ehirde pastac l k yapt r l r. Platon der ki, çocuklara babalar n n yeteneklerine göre de il, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir.

Mademki as l felsefe bize ya amay ö reten felsefedir ve mademki çocu un da öbür ya takiler gibi, ondan alacak oldu u dersler vard r, niçin çocu a felsefe ö retilemezmi :

Udum et molle lutum est; nunc properandus, et acri Fingendus sine fine rota (Persius)

Çamur yumu ak ve slak; çabuk, çabuk olal m. Durmadan dönen çark biçim versin ona.

Bize ya amay ömür geçtikten sonra ö retiyorlar. Cicero dermi ki, iki insan hayat ya ayacak olsam bile, lirik airleri incelemeye zaman harcamam. Bence bu d rd rc lar daha hazin bir ekilde yarars zd r. Çocu umuzun o kadar yitirecek zaman yoktur: Pedagoglar n elinde ancak hayat n n ilk on be , on alt y l n geçirebilir: Geri kalan zaman hayat nd r. Bu kadar k sa bir zaman zorunlu bilgilere verelim; üst yan emek israf d r. Hayat m z n i ine yaramayan bütün bu çetrefil diyalektik oyunlar n kald r p at n; iyi seçmesini ve iyi aç klamas n bilmek ko uluyla basit felsefe konular al n: Bunlar Boccacio'nun

masal ndan daha kolay anla l r. Bir çocuk bular sütnineye verildi i andan itibaren okuma yazmadan çok daha kolay ö renebilir.

Felsefenin insanlara, ya amaya ba larken de, ölüme do ru giderken de söyleyecekleri vard r. (Kitap 1, bölüm 26)

YASALAR ÜSTÜNE

Yasalar do ru olduklar için de il yasa olduklar için yürürlükte kal rlar. Kendilerini dinletmeleri ak l d bir güçten gelir, ba ka bir

eyden de il. Mistik olmak i lerine gelir. Yasa koyanlar da çok kez budala, ya da e itlik korkusuyla haks zl a dü en kimselerdir. Nas l olursa olsunlar, insand rlar sonunda, her yapt klar ey ister istemez sudan ve de i kendir.

Yasalardan daha çok, daha a r, daha geni haks zl klara yol açan ne vard r? (Kitap 3, bölüm 13)

Bir filozofu çiftle irken yakalay p, ne yap yorsun diye sormu lar: Bir insan ekiyorum diye cevap vermi serinkanl l kla ve hiç utanmadan. Sarm sak ekerken görülmekle bu i i yaparken görülmek aras nda ayr m yokmu onun için. (Kitap 2, bölüm 12)

B LG VE DÜ ÜNCE

Ö renimden kazanc m z daha iyi ve daha ak ll olmakt r. Epiharmus (Pythagoras okulundan bir filozof.) der ki, insan dü ünce ile görür ve

duyar; her eyden yararlanan her eyi düzene sokan, ba a geçip yöneten dü üncedir; geri kalan her ey kör, sa r ve cans zd r. u kesin ki çocu a kendili inden bir ey yapmak özgürlü ünü vermemekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz. Retorika ve gramer üstüne, Cicero'nun u veya bu cümlesi üstüne ö rencisinin ne dü ündü ünü kim sormu tur? Bunlar Tanr sözü gibi belle imize basmakal p yap t r rlar; harfler ve sözcükler, anlat lan eyin kendisi haline gelir. Ezber bilmek, bilmek de ildir; belle imize emanet edilen her eyi saklamakt r. nsan, kendili inden bildi i her eyi ustas na bakmadan, kitaptaki yerini aramadan, istedi i gibi kullan r. Tümüyle kitaptan bir bilgi ne s k c bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak kullan ls n: Ama temel olarak de il. Nitekim Platon, gerçek felsefenin sa lam irade, inanç ve dürüstlük, amaçlar ba ka olan öteki bilimlerinse yaln zca süs oldu unu söyler. (Kitap 1, bölüm 26)

YA AMAK VE ÇALI MAK

Do a bir ana gibi davranm bize: stemi ki ihtiyaçlar m z gidermek zevkli bir i de olsun üstelik: Akl m z n istedi i ey, i tah m z n da arad yok. ey olsun: Onun kurallar n bozmaya hakk m z

Caesar' n ve skender'in, en büyük i leri ba ar rken, do al ve budan ötürü gerekli ve akla uygun zevkleri bol bol tatt klar n görünce, buna ruhu gev emek demem; tersine, o zor i leri ve yorucu dü ünceleri dinç bir yürekle günlük hayat n bir parças haline sokmak, ruhu sa lamla t rmakt r derim. Zevklerin gündelik zaferlerini ola anüstü i

saym larsa bilge adamlarm . Biz pek a k n varl klar z: Filanca hayat n i siz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir ey yapmad m, deriz -Bir ey yapmad m ne demek? Ya ad n z ya! Bu sizin yaln z ba l ca i iniz de il, en parlak, en onurlu i inizdir: Bana büyük i ler çevirmek olana n verselerdi, neler yapmaya gücüm oldu unu gösterirdim, deriz. Önce siz kendi hayat n z dü ünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? Bildinizse bütün i lerin en büyü ünü görmek için büyük f rsatlara ihtiyaç yoktur hangi mevkide olursa olsun, perde arkas nda da, perde önünde de insan kendini gösterir. Bizim i imiz kitap doldurmak de il, ahlak m z yapmakt r; sava mak ülke kazanmak de il, ya ay m za dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz do ru dürüst ya amakt r. Geri kalan her ey, ba a geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollard r. Bir komutan n, az sonra hücum edecek oldu u bir kalenin ete inde dostlar yla tümüyle serbest ve rahatça, kayg s zca sohbete dalmas , Brutus'un herkesin kendisine ve Roma'n n özgürlü üne kar pusu kurdu u bir s rada gece dola malar ndan birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde Polybius'u okuyup notlar yazmas ne güzel bir ey! Dü ündükçe içim aç l r. Ancak küçük ruhlar i lerin a rl alt nda ezilir; onlardan

s yr lmay , bir yerde durup yeniden ba lamay bilmezler.

O fortes pejoraque passi

Mecum saepe viri, nunc vino pellite curas;

Cras ingens iterabimus aequor. (Horatius)

Ey benimle bunca çetin i ler görmü yi itler,

Bugün, dertlerinizi arapla giderin

Yar n engin denize aç laca z. (Kitap 3, bölüm 13)

RUH VE BEDEN

Güzellik, insanlar aras nda, çok tutulan bir eydir. Aram zda ilk anla ma onunla ba lar. nsan ne kadar vah i, ne kadar kötü yarat l l olursa olsun onun büyüsüne kap lmaktan kendini alamaz. Bedenin varl m zdaki pay ve de eri büyüktür. Bu bak mdan onun yap s na ve düzenine verilen önem pek yerindedir. ki temel ta m z (ruh ve bedeni) birbirinden ay rmak, koparmak isteyenler yan l yorlar tam tersine onlar çiftle tirmek, birle tirmek gerek. Ruhtan istenecek ey bir kö eye çekilmek, kendi kendine dü ünmek, bedeni hor görüp kendi ba na b rakmak de il (Ho , bunu ancak sahte bir çe it maymunlukla yapabilir ya), ona ba lanmak, onu kucaklamak, sevmek, ona arkada l k ve k lavuzluk etmek, ö üt vermek, yanl yola sapt zaman geri çevirmek, k sacas onunla evlenmek, ona gerçekten bir koca olmakt r. Ta ki ikisinin hareketleri aras nda ba kal k ve kar tl k de il, uygunluk ve benzerlik olsun.

NSAN VE ÖTES

Kendini be enmek insan n özünde, yarat l nda olan bir hastal kt r. nsan yarat klar n en zavall s , en c l z d r öyleyken en ma ruru da

odur. urada, dünyan n çamuru ve pisli i içinde oturdu unu, evrenin en kötü, en ölü, en a a kat nda, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yarat klar n en kötü haldekileriyle birlikte, dünya evinin en alt kat na ba l ve çak l oldu unu bilir, görür ve yine hayaliyle, aydan yukar lara ç k p gökleri ayaklar m n alt na indirmek sevdas yla ya ar. Ayn hayal gücüyle kendini tanr yla bir görür; kendisine tanr sal özellikler verir; kendini öteki yarat klar sürüsünden ay r p kenara çeker, arkada lar , yolda olan varl klara yukardan bakar; her birine uygun gördü ü ölçüde güçler ve yetenekler da t r.

Biz insanlar öteki yarat klar n ne üstünde ne alt nday z. Bilge der ki, göklerin alt ndaki her ey, ayn yasan n ve ayn yazg n n buyru undad r.

Indupedita suis fatalibus omnia vinclis. (Lucretius)

Her ey, k r lmaz zincirleriyle ba l yazg n n.

Baz ayr l klar, düzeyler ve dereceler vard r; ama her eyde ayn do an n yüzü görülür.

Res quoeque suo ritu procedit, et ommes

Foedere naturae certo discrimina servant (Lucretius)

Her ey kendine göre geli ir ve hepsi

Sürdürür do a düzeninin ayr l klar n . (Kitap 11, bölüm 12)

EV N KORUMA

Bunca bekçili, silahl evler yok oldu gitti de benimki niçin duruyor? Anla lan, diyorum, o evler bekçili, silahl olduklar için yok olup gittiler. Korunmak sald rana hem istek veriyor, hem de hak kazand r yor: Her korunma sava ç bir k l a girer ister istemez. (Kitap 2, bölüm 15)

Bilinecek, bilinince de daha fazla hat r say lacak diye iyi adam olan, insanlar n kula na gitmesi ko uluyla iyilik eden ki i, kendisinden fazla yarar sa lanabilecek bir insan de ildir. (Kitap 2, bölüm 16)

A K ÜSTÜNE

Kitaplar bir yana b rak r da dobra dobra konu ursak, a k dedi imiz ey, arzulanan bir varl kta bulaca m z tada susamaktan ba ka bir ey de ildir, gibi geliyor bana. Venüs'ün bize verdi i ey sonunda bir bo alma hazz de il mi? T pk do an n ba ka taraflar m z n bo almas na katt haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut hayas zl k

yüzünden kötülük haline geliyor. Sokrates'e göre a k, güzelli in arac l yla ço alma arzusudur. Ama nedir, bu hazz n insana verdi i o acayip g d klama, Zenon'u, Kratippos'u dü ürdü ü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürükledi i o uygunsuz azg nl k, a k n en tatl an nda o alev saçan, kudurmu , zalim surat, sonra nedir o birden kabar p böbürlenme, bu kadar ç lg nca bir i in içinde o ciddile ip

kendinden geçme? Hem ne diye hazlar m zla pisliklerimizi sarma dola edip hep bir yere koymu lar? Ne diye insan hazz n son kertesinde ac çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bak nca, Platon'un dedi i gibi, tanr lar n insan kendilerine oyuncak diye yaratt klar na inanas m geliyor. nsanlar n bu en bulan k, en kar k i inin en ortak i leri olmas da do an n bir cilvesidir, diyorum. Böylelikle bizi denkle tirmek, ak ll larla delileri, insanlarla hayvanlar birle tirmek istemi . nsanlar n en a rba l s n o bilinen hal içinde bir dü ündüm mü, bütün a rba l l bir yapmac k oluverir. Tavus

ku una haddini bildiren ayaklar d r.

Oyun aras nda ciddi dü üncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin kar s nda, önü aç k diye, dua etmekten çekinenler gibidir. Biz de pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun görece i i lere engel olmaz, bu i te hayvanlara üstünlü ümüzü gösterebiliriz. te gelgelelim öteki i bütün dü ünceleri, Platon'un bütün felsefesini ve ilahiyat n emri alt na al r, amans z h m yla bizi, hem de seve seve, insanl m zdan ç kart p hayvanla t r r. Ba ka her yerde az çok nazik olabilirsiniz; ba ka her i kibarl k kurallar na uydurulabilir, ama bu i in hayvanca ve gülünç olmayan ekli dü ünülemez bile. Bir aray n da bulun bakal m bu i bilgece ve edepli bir ekilde nas l yap labilir? Büyük skender, herkes gibi bir ölümlü oldu unu bir bu i te, bir de uyumada anlad n söylermi . Uyku ruhun kötü güçlerini sar p yokeder, bu i de hepsini kaplay p darmada n eder. Onu sadece mayam zdaki bozuklu un de il, hiçli imizin, noksanl m z n bir belirtisi sayabiliriz ku kusuz.

Do a bir yandan bizi bu arzuya do ru sürer, gördü ü i lerin en soylusunu, en yararl s n , en güzelini de ona ba lam t r bir yandan da bizi b rak r, onu kötüleriz, ondan ay p, günah diye utan r kaçar z, perhizi sevap sayar z. Bizi yaratan i i hayvanl k saymaktan daha büyük hayvanl k m olur? Türlü uluslar n dinlerinde vard klar , kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmesidir. Onun bir cezalanmas demek olan sünnet bir yana, bütün kan lar bu konuda birle ir. Ho , bir bak ma insan denilen bu budala varl yaratma i ini ay plamakta, bu i e yarayan

taraflar m zdan utanmakta pek de haks z de iliz ya... nsan n do u unu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep ko a ko a gideriz. nsan öldürmek için gün nda, gelmi meydanlar

arar z, ama onu yaratmak için karanl k kö elere gizleniriz. nsan yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir ereftir. Biri günah, öteki sevapt r. Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyile tirmenin öldürmek anlam na geldi ini söyler.

Baz uluslar yemek yerken ba lar n bir örtüyle kaparlarm . Bir bayan tan r m, hem de en büyüklerden bir bayan, o da ayn kafada: Çi nemek hiç güzel bir hareket de ilmi , kad n n zerafetine, güzelli ine çok zarar verirmi . Bu bayan i tah oldu u zaman herkesten kaçarm . Ba ka bir adam bilirim ne ba kalar n yemek yerken görmeye, ne de ba kalar n n kendini yerken görmesine katlanamaz. Karn n doldurmak, içini bo altmaktan çok daha ay p bir i tir. Türk padi ah n n ülkesinde birçok insanlar varm ki ba kalar ndan üstün say lmak için kendilerini yemek yerken

göstermezlermi , haftada bir tek ö ün yerlermi , yüzlerini gözlerini param parça ederlermi , kimselerle de konu mazlarm . Bu softalar demek do ay bozdukça de erlendireceklerini, yarat l lar n hor görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüle irlerse, o kadar iyile eceklerini san yorlar. u insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar i reniyor, kendi zevklerini ba n n belas say yor. Hayatlar n gizleyen, ba kalar n n gözüne görünmekten kaçan insanlar da var. Sa l k, sevinç içinde olmak onlar için en zararl , en belal hallerdir. De il yaln z birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki do u lar na lanet eder, ölümlerine ükrederler. Güne e lanet edip karanl klara tapanlar bile var. Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdi imiz zekay hiçbir yerde gösteremeyiz. Kafam z n, o her eyi bozabilen tehlikeli aletin pe ine dü tü ü, öldürmeye kastetti i av kendi kendimizdir.

O miseri! quorum guadia crimen habent. (Gallus)

Ah zavall lar, sevinçlerini suç sayanlar.

Bre zavall insan, az m derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun. Az m kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çal yorsun? çinde ve d nda zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat m s n ki rahat n n yar s sana bat yor? Do an n seni zorlad bütün yararl i leri gördün bitirdin, i siz güçsüz kald n da m

ba ka i ler ç kar yorsun kendine? Sen tut, do an n a maz, hiçbir yerde de i mez yasalar n hor görür, sonra o senin yapt n, bir tarafl

acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar özel, dar, dayan ks z, gerçe e ayk r olursa çabalar n da o ölçüde ar t yor senin. Mahalle papaz n n sana emretti i gündelik i lere s k s k ya ba lan rs n; tanr n n, do an n emirleri umurunda de ildir. Bak, bir dü ün bunlar üzerinde: Bütün ya am n böyle geçiyor. (Kitap 3, bölüm 5)

DOSTLUK

Dost ve dostluk dedi imiz, çokluk ruhlar m z n beraber olmas n sa layan bir raslant ya da zorunlulukla edindi imiz ilintiler, yak nl klard r. Benim anlatt m dostlukta ruhlar o kadar derinden uyu mu , kar m kayna m t r ki onlar birle tiren diki i silip süpürmü ve art k bulamaz olmu lard r. Onu (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. yi yüreklili i ve baz iirleriyle tan nm t r.) niçin sevdi imi bana söyletmek isterlerse bunu ancak öyle anlatabilirim san yorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.

Ruhlar m z o kadar s k bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar co kun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlar na kadar birbirine öyle aç ld lar ki ben onun ruhunu benimki kadar tan makla kalm yor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum.

Öteki s radan dostluklar buna benzetmeye kalk may n: Onlar , hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insan n, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki ba , güvensizli e hiç yer vermeyecek kadar dü ümlenmi de ildir. Chilon (Eski Yunanistan' n

ünlü bilgelerinden biri.) dermi ki: «Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmi gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmi gibi nefret edin.» Benim anlatt m yüksek ve yal n dostluk için hiç yerinde olmayan bu davran , öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in s k s k tekrarlad kullanabiliriz: «Ey dostlar m, dünyada dost yoktur...» u sözü de

Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tatt m zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün ac s n daha fazla art r yor. Biz her eyde birbirimizin yar s idik; imdi ben onun pay n çalar gibi oluyorum:

Nec fas esse ulla me voluptate hic frui

Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps (Terentius)

Onunla her eyi payla mak zevkinden yoksun kal nca,

Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim.

Her i te onun yar s , ikinci yar s olmaya o kadar al m t m ki imdi art k yar m bir varl k gibiyim.

Illam meae si partem animae tulit

Maturior vis, quid moror altera,

Nec chan s aeque, nec superstes

Integer? Ille dies utramque

Duxit ruinam (Horatius)

Mademki zamans z bir ölüm seni, ruhumun yar s olan seni al p götürdü, yeryüzünde varl m n yar s ndan, en aziz parças ndan yoksun ya amakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük.

Ne yapsam, ne dü ünsem onun eksikli ini duyuyorum. O da benim için elbette ayn eyi duyard . Çünkü o, di er bütün de erlerinde oldu u gibi dostluk duygusunda da benden kat kat üstündü. (Kitap 1, bölüm 28)

DOSTLUK BA LARI

Kar koca aras ndaki sevginin, arada bir ayr lmakla gev eyece ini san rlar. Bence hiç de gev emez. Tersine, fazla sürekli bir beraberlik bu sevgiyi so utur, bozar. Uzaktan her kad n insana ho gelir. Herkes kendi hayat ndan bilir ki, her gün birbirini görmenin tad ba ka, ayr l p kavu man n tad ba kad r. Ayr l klar benim yak nlar ma sevgimi tazeler, ev hayat m n tad n art r r. De i iklik, arzular m bir o yana, bir bu yana sürtüp k z t r r. Dostlu un kollar birbirimizi dünyan n bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Hele kar koca dostlu unda, uzun bir i ortakl hat rlatacak nice ba lar vard r. dolay s yla bizi birbirimize çekecek,

Gerçek dostlu un ne oldu unu bilirim; bildi im için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm. Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edece i iyili in bana da iyilik olmas n isterim. Bana en büyük iyili i kendine iyilik etti i zaman etmi olur. Bir yere gitmek ona ho geliyor, yahut bir i ine yar yorsa, uzakta olmas bana yan mda olmas ndan daha tatl gelir. Kald ki haberle mek olana varsa insan ayr dü mü de say lmaz. Ben vaktiyle dostumdan ayr lmada yarar bile buldum. Birbirimizden uzakla makla hayat m z daha fazla doldurmu , olanaklar m z geni letmi oluyorduk. Ba ka ba ka yerlerde, o benim için ya yor, keyfediyordu, ben de onun için.

Hayat n tad n bir aradaym z gibi ç kar yorduk. Hatta bir aradayken birimizden biri i siz kal yordu. O kadar kayna m t k ki ayr ayr yerlerde olmakla anam zdaki gönül birli i bir kat daha zenginle iyordu. (Kitap 3, bölüm 9)

DIRDIRCILAR

M zm z, d rd rc insanlar hiç sevmem; bu adamlar ya aman n sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kayna rlar: Sinekler gibi, cilal p r l p r l yerlerde tutunamaz, pürtüklü, pürüzlü yerlere aban r, oralarda rahat ederler; ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler. (Kitap 3, bölüm 5)

E itimin insan bozmamas yetmez, daha iyiden yana de i tirmesi

gerekir. (Kitap 1, bölüm 25)

YALNIZLIK

Yaln z ya aman n bir tek amac vard r san yorum; o da daha ba bo , daha rahat ya amak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varaca m z pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya i lerini b rakt n san r; oysaki bu i lerin yolunu de i tirmekten ba ka bir ey yapmam t r. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay de ildir. Ruh nerde bunal rsa bunals n, hep ayn ruhtur; ev i lerinin az önemli olmalar , daha az yorucu olmalar n gerektirmez. Bundan ba ka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayat m z n ba kayg lar ndan kurtulmu olmuyoruz.

Ratio et prudentia curas,

Non locus effusi late maris arbiter, aufert. (Horatlus)

Dertlerimizi avutan ak l ve hikmettir,

O engin denizlerin ötesindeki yerler de il

Ülke de i tirmekle k skançl k, cimrilik, karars zl k, korku, tutku bizi b rakmaz.

Et post equitem sade atra cura. (Horatius)

Ve keder, at m z n terkisine binip gelir.

Onlar manast rlarda, medreselerde bile pe imizi b rakmazlar. Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne ma aralar, ne de bedenimize etti imiz i kenceler

Haeret lateri letalis arundo. (Virgilius)

Öldürücü yara ba r m zda kal r.

Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç de i tirmedi, demi ler. O da: Çok do al, çünkü kendisini de beraber götürmü tür, demi .

Quid terras alio calentes

Sole mutamus? patria quis exul

Se quoque fugit? (Horatius)

Niçin ba ka güne ba ka toprak arars n?

Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar m s n?

nsan önce içindeki s k nt y da tmazsa yer de i tirmek daha fazla bunalt r onu: Nas l ki yerine oturmu yükler daha az engel olur geminin gidi ine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini de i tirmekle. Hastal azd r rs n z k m ldatmakla, nas l ki kaz klar

daha derine gidip sa lamla r sars p sallamakla. Onun için kalabal ktan kaçmak yetmez, bir yerden ba ka bir yere gitmekle i bitmez: çimizdeki kalabal k hallerimizden kurtulmam z, kendimizi kendimizden koparmam z gerek

Rupi jam vincula dicas;

Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,

Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae. (Persius)

K rd m diyorsun zincirlerini;

Evet, köpek de çeker kopar r zincirini,

Kaçar o da, ama halkalar boynunda ta yarak

Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük de ildir kavu tu umuz; döner döner bakar z b rak p gitti imize; onunla dolu kal r dü lerimiz.

Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis

Atque pericula tonc ingratis insinuandum?

Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres

Sollicitum curae, quantique perinde timores?

Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas

Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)

çi ar nmam sa, neler bekler insan ,

Kendi kendisiyle ne sava lar eder bo una!

Tutkular içinde ne kemirici kayg lar.

Ne korkular içinde k vran r insan!

Ne çöküntüler yapar bizde gurur, ehvet,

Öfke, gev eklik ve tembellik!

Kötülü ümüz içimizde bizim; içimizse kurtulam yor kendi kendisinden.

In culpa est animus qui se non efiugit unquam. (Horatius)

Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden.

nsan n, olanak varsa kar s , çocu u, paras ve hele sa l

olmal ,

ama mutlulu unu yaln z bunlara ba lamamal . Kendimize dükkan n

arkas nda, yaln z bizim için ba ms z bir kö e ay r p orada gerçek özgürlü ümüzü, kendi sultanl m z kurmal y z. Orada, yabanc hiçbir konu a yer vermeksizin kendi kendimizle her gün ba ba a verip dertle meliyiz; kar m z, çocu umuz, servetimiz, adamlar m z yokmu gibi konu up gülmeliyiz. Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine u ray nca onlars z ya amak bizim için yeni bir ey olmas n. Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yolda olabilir; kendi kendisiyle, çeki dövü , al veri edebilir. Yaln z kal nca s k l r, ne yapaca m z bilmez oluruz diye korkmamal y z.

In solis sis tibi turba locis (Tibulh s)

Iss z yerlerde kendin için bir evren ol

Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara ba vurur, ne laflara, ne gösteri lere.

Yapmaya al t r ld m z i lerden binde biri bile kendimizle do rudan do ruya ilgili de il. Bakars n z bir adam can n di ine takm , kur un ya muru alt nda, y k k bir kale duvar na t rman yor bütün h nc yla; bir ba kas , kar tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu yararl ? U runda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o s rada k l m k p rdatmadan keyif sürmektedir. Bakars n z bir ba kas , bitkin, peri an, saç sakal birbirine kar m kitapl ktan ç k yor gece yans ndan sonra: Bunca kitab daha iyi, daha ak ll bir insan olmak için mi kar t rd san rs n z? Yok can m sen de! Ya ölecek o kitapl kta

ya ö retecek yar nki ku aklara Platus'un dizelerini hangi düzenle kurdu unu ve falan Latince sözcü ün nas l yaz lmas gerekti ini. Kim seve seve feda etmiyor sa l n , can n an eref için? Oysa kalp bir paradan ba ka nedir ki an eref? Kendi ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz; kar lar m z n, çocuklar m z n, adamlar m z n ölümünden de korkmak zorunday z. Kendi i lerimizden çekti imiz s k nt yetmiyormu gibi kom ular m z n, dostlar m z n i leriyle de dertlere sokar, bunalt r z kendimizi.

Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut

Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)

Vah, vah! Nas l olur da insan bir eyi

Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1. bölüm 39)

DEVR M

Bir devleti hiçbir ey yenilik kadar rahats z etmez: De i iklik hep kötülü e ve zorbal a yol açar. Bir tek parça bozulunca düzeltilebilir: Her eyin özündeki bozulma ve çürüme e iliminin bizi ilkelerimizden uzakla t rmas na da kar koyabiliriz; ama koca toplumu yeniden kal ba dökmeye, bu kadar büyük bir yap n n temellerini de i tirmeye kalkmak, düzeltecek yerde silip süpürmek, ufak tefek kusurlar toptan bir karga al kla düzeltmek, hastal klar ölümle iyi etmek, «Devlet de i tirmekten çok y kmak isteyen» (Cicero) kimselerin i idir.

Dünyan n birden düzelece i yoktur; ama insan kendini s kan ey kar s nda o kadar sab rs zd r ki, her ne pahas na olursa olsun ondan kurtulmak ister. Binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk iyile me aramaktan hep zarar görür: Durumunda genel bir iyile me olmad kça, bir an dertten kurtulmas iyile mesi demek de ildir. (Kitap 3, bölüm 9)

PAR S

Fransa'ya ne kadar k zsam Paris'e kötü gözle bakamam; çocuklu umdan beri yüre im ona ba l d r. O, benim içimde en güzel eylerle bir aradad r: Sonradan ba ka güzel ehirler gördükçe onun güzelli ine daha derin bir sevgiyle ba land m. Paris'i yaln z kendisi için seviyorum; yabanc süslere bo ulmu olarak de il, kendi haliyle seviyorum; kusurlu, belal taraflar na var ncaya kadar her eyi ile ve candan seviyorum. Beni Frans z yapan yaln z bu büyük ehirdir; halk yla büyük, dünyadaki yeriyle büyük, hele türlü türlü rahatl klar yla büyük ve e siz olan, Fransa'n n onuru ve dünyan n en soylu ziynetlerinden biri say lan bu ehirdir. Allah onu çat malar n zdan korusun. Toplu ve birle ik oldu u sürece, her kuvvete kar koyabilece inden eminim; unu bilelim ki, bütün partilerin en kötüsü, onu kar kl a sürükleyecek parti olacakt r. Paris için beni korkutan yaln z kendisidir; ve onun için korktu um kadar, do rusu, bu devletin hiçbir parças için korkmam. (Kitap 3, bölüm 9)

ÇEV R

Jacques Amyot'ya ( lk ve büyük Frans z çeviricilerinden (15131593) bizim Frans z yazarlar aras nda en onurlu yeri vermekte haks z olmad m san yorum. Yaln z anlat m n n do all ve

temizli i (ki bunda bütün ötekileri a ar), bu kadar uzun bir i üzerinde dayan , böyle çetrefil ve çetin bir yazar büyük bir ba ar yla çevirecek kadar derin bilgisi için de il (büyük bir ba ar yla diyorum, çünkü kim ne derse desin, hiç Yunanca bilmememe kar n, çevirinin her yerinde anlam n pek düzgün ve tutarl oldu unu görüyorum, o kadar ki, ya yazar n dü üncesini tam anlam yahut da uzun bir u ra tan sonra Plutarkhos'un ruhunu toptan bir kavray la kendi ruhuna a lam ve böylece ona hiç de ilse ayk r ve birbirini tutmayan dü ünceler söyletmemi tir); Amyot'ya en çok unun için minnet borcu duyuyorum ki, ülkesine hediye etmek üzere bu kadar de erli ve yararl bir kitab (Plutarkhos'un «Ünlü Adamlar» .) aray p bulmu . Bu kitap bizi içinde bulundu umuz çamurdan ç karmasayd biz cahillerin hali harapt : Onun sayesinde bugün konu maya ve yazmaya cüret edebiliyoruz; kad nlar onu okuduktan sonra kocalar na ders veriyorlar: Hepimizin ba ucu kitab oldu. (Kitap 2, bölüm 20)

NSAN DO ASI

nsan do as n n yetersizli i yüzünden hiçbir eyi duru ve yal n halde tutam yoruz. Kulland m z her eyin özü bozulmu tur madenlerin bile. Alt n i imize yarar hale getirmek için ba ka bir madde ile kar t r p bozmak zorunda kal yoruz.

Ne Ariston'a, Pyrrhon'a ve Stoac lara göre hayat n amac olan erdem, ne de Kyrene okuluyla Aristippas' n sözettikleri haz kat ks z olarak elde edilmi tir.

Kavu abildi imiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle, üzüntülerle kar kt r.

Medio de fonte leporum

Surgit amari aliquid, quod in ipsis floribus angat (Lucretius)

Zevkin kaynaklar nda öyle bir ac l k var ki,

Çiçekler aras nda bile olsa bo az m z yakar.

Son s n r na varan bir hazda inlemeye, s zlanmaya benzer bir durum vard r. nsan can çeki ir gibi olur. O kadar ki bu haz son kertesine geldi i zaman onu en ac sözcüklerle anlat r z: Bitmek, yanmak, bay lmak, ölmek, «morbidezza» gibi. Tatl ile ac aras nda, bir öz birli i oldu una bundan daha iyi kan t olamaz.

Derin bir sevinçte, e lentiden çok ciddilik vard r.

Ipsa Felicitas, se nisi temperat, premit (Seneka)

Mutluluk bile haddini a arsa azap olur.

Mutluluk bizi ezer.

Eski bir Yunan atasözü de öyle der anlam a a yukar udur:

Tanr lar n bize verdi i bütün nimetlerin hiçbiri kat ks z ve kusursuz de ildir, onlar bir dert pahas na sat n al r z.

te e lence, keyifle s k nt , birbirinden çok ayr olduklar halde, gizli birtak m ilintilerle, kendiliklerinden birle ebiliyorlar.

Sokrates der ki: «Tanr lardan biri hazla elemi birle tirip kar t rmak istemi , bunu ba aramay nca, bari unlar kuyruklar ndan birbirine ba layal m, demi tir.»

Metrodorus, yazg n n bir çe it zevkle kar k oldu unu söylermi , bilmem o da ayn eyi mi söylemek istiyordu; fakat bana öyle geliyor ki insan kendini hüzne bile bile, isteye isteye, seve seve b rak r. nsan mahsus da kederli görünebilir; onu demek istemiyorum. Üzgün zaman m zda bile gülümseyen, ho umuza giden, ince ve tatl bir eyler duyar gibi oluruz. Acaba baz ruhlar için hüzün bir zevk, bir g da de il midir?

Est quaedam flere voluptas (Ovidius)

A lamak da bir zevktir.

Seneka'da Attalus diye biri der ki: Yitirdi imiz dostlar n an s , çok

eski bir arab n ac l

gibi, mayho elmalar gibi ho umuza gider.»

Minister vetuli, puer, Falerni,

Ingere mi calices amariores, (Catullus)

Kadehime eski Falernum arab döken çocuk, Daha ac s ndan getir bana.

Do ada öyle bir kar ma da görülür: Ressamlardan ö reniyoruz ki a larken ve gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler ayn ym . Gerçekten, resim henüz bitmeden bakacak olursan z çehre a layacak m , gülecek mi bilemezsiniz. Daha garibi var: Gülme son s n r na var nca gözya lar yla kar r.

nsan diledi i bütün keyiflere kavu mu dü ünelim. Diyelim ki bütün bedeni, aral ks z, ehvetin son s n r ndaki hazza benzer bir haz içindedir. Öyle san yorum ki insan bu hazz n ate iyle erir; bu kadar kat ks z, bu kadar sürekli, bu kadar geni bir ehvete dayanamaz. Böyle bir duruma dü ecek olursak, çürük tahtaya bas yormu gibi korkarak kaçmak, içgüdümüzle bu durumdan kurtulmak isteriz. Kendi kendime günahlar m açarken görüyorum ki, en iyi huylar mda bile kötüye çalan bir yan var. Korkar m ki Platon (benim ahsen en temiz yürekle hayran oldu um, do rulukta herkesten üstün tuttu um Platon) en sa lam bildi i do rulu u iyi yoklasayd , ki herhalde yoklam t r, bu do rulukta insan n kar k yap s ndan gelen bir bozukluk bulurdu. Fakat bu bozukluk çok derinlerde gizlidir; onu

ancak kendimiz görebiliriz. nsan her bak mdan ve her yönden yamal , alaca bulacad r.

Adaletin yasalar nda bile mutlaka adaletsiz bir taraf vard r. Platon diyor ki, yasalar n bütün ezici ve üzücü taraflar n anlatmaya kalkanlar yedi ba l ejderhan n ba lar n kesmeye yelteniyorlar. Tacitus öyle der:

«Omme magnum exemplum habet aliquid ex iniguo, quod contra singulos utilitate publica rependitur.»

Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yarar na ve bireyin zarar na bir adaletsizlik vard r.

Günlük hayat m zda ve insanlarla olan al veri lerimizde fazla parlak ve keskin bir zeka göstermek de do ru de ildir. Derin bir anlay bizi fazla inceli e ve fazla meraka götürür. Zekam z n olaylara ve dünya i lerine daha elveri li bir hale getirebilmek için biraz a rla t rmak, körle tirmek, onu bu karanl k ve baya hayata uydurmak için karartmak ve buland rmak gereklidir. Nitekim gev ek ve s radan zekalar i leri daha kolayl kla, daha ba ar yla çevirirler. Yüksek ve ince felsefi dü ünceler i görmeye elveri li de ildir. Keskin bir dü ünce inceli i, kab na s mayan bir zeka çevikli i, i lerimize engel olur. Dünya i lerini daha hoyratça, daha geli i güzel yürütmeli ve her zaman talihe büyük bir pay b rakmal d r. leri derin, inceden inceye dü ünüp ayd nlatmaya gerek yoktur. Birbirine z t birçok parlak dü ünceler ve biçimler içinde insan kendini kaybeder:

Volutantibus res inter se pugnantes obtorpuerunt animi. (Titus-Livius)

Z t dü ünceleri çevire çevire zihinleri sersemle mi ti.

Her i in bütün ko ullar n ve sonuçlar n aray p hesaplayan adam karar vermekte güçlük çeker; orta bir kafa da i leri görür, büyük küçük bütün giri imlere yeter. Dikkat ederseniz en iyi i çiler nas l i gördüklerini söylemekten aciz kimselerdir. Buna kar l k, yapt klar n çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi i ç kt pek görülmez. Her i

üzerinde bol bol, güzel güzel konu mas n çok iyi bilen birini tan r m ki, kendisine y lda yüz binlerce gelir getiren bir serveti ac nacak bir ekilde elinden kaç rd . (Kitap 2, bölüm 20)

Bilim iyi olmas na iyi bir ilaçt r ama hiçbir ilaç sakland

kab n

pisli iyle de i ip bozulmayacak kadar zorlu de ildir. (Kitap 1, bölüm 20)

NSANIN GÜÇSÜZLÜ Ü

Bir filozofu, ince çelik tellerden örülmü sa lam bir kafes içine koysalar ve kafesi Paris'in Notre-Dame katedralinin kulelerinden birinin tepesine assalar filozof ak l yoluyla oradan dü mesi tehlikesi olmad n aç kça bilecek, ama yine de (dam aktarma i lerinde çal mam sa) bu kadar yükseklerden a a bakar bakmaz korkuyla ürpermekten kendini alamayacakt r. Çan kulelerinin yüksek

yerlerinde, korkuluklar kafesli oldu mu bu kafesler ta tan da olsa, korka korka dola r z. Böyle yerlerde dola man n dü üncesine bile dayanamayan insanlar vard r. ki kule aras na, üstünde rahatça gezilebilecek kal nl kta bir direk uzatsalar, hiçbir felsefi olgunluk, ne kadar sars lmaz olursa olsun bize orada yerde yürür gibi yürümek cesaretini veremez. Ben bunu bizim taraf n da lar nda çok denedim. Yükseklerden öyle pek fazla korkanlardan da olmad n halde, o sonsuz derinlikler kar s nda bacaklar m titremeye ba lard . Hem öyle yerlerde ki uçurumun kenar nda boyumdan fazla yer vard , bile bile kenara gitmedikçe dü me olas l da yoktu... Hekimlerin anlatt na

göre baz sesler ve çalg lar kimi insanlar ç ld rma hallerine sokarm . Ben kendim masalar n n alt nda bir köpe in kemik kemirmesini duyunca deliye dönen kimseler gördüm. Demirin e elenirken ç kard keskin sese pek az kimse dayanabilir. Bo az nda veya

burnunda t kan kl k olan birinin konu mas n dinlerken öfkeye, nefrete kap lan insanlar çoktur. Graechus'ün bir flütçüsü varm . Efendisi Roma meydanlar nda nutuk verirken bu flütçü arkadan flütüyle onun sesini yükseltir, alçalt r düzenlemi . Burada flütün gördü ü i dinleyicilerin heyecan n art ran, dü üncelerini de i tiren baz ses tonlar n ve hareketlerini bulmaktan ba ka ne i e yarayabilirdi?

Do rusu, bir üfürü ün titreyi ve ini ç k lar yla halden hale giren, çekilen tarafa giden u bizim mübarek insano lunun sa laml na büyüklü üne hiç diyecek yok. (Kitap 2, bölüm 12)

ÜN

Yapt

iyili i ba kalar duysun diye, kendisine daha fazla de er

verilsin diye yapan, do rulu u dillerde dola mak ko uluyla do ru olan adamdan pek hay r gelmez.

Gredo che'I resto di quel verno cose

Facesse denge di tenerne conto,

Ma fur sin'a que tempo si'nascose,

Che non e colpa mia s'hor'non le conto:

Perche Orlando a far opre virtuose,

Piü ch'a narrerla poi, sempre are pronto,

Ne mai fu alcun'de li suoi fatti espresso

Se non quando hebbe i testimonü appresso (Aristo, Orlando Furioso)

San yorum ki geri kalan k aylar nda Orlando birçok onurlu i ler gördü. Fakat imdiye kadar bunlar o kadar gizli tutuldu ki, onlardan sözetmiyorsam suç benim de ildir. Çünkü Orlando'nun, iste i parlak görünmek de il, parlak i ler görmekti. Sa lam tan klar olmad kça zaferleri meydana ç kmazd .

nsan sava a girmeyi kendi için bir ödev bilmeli ve bekledi i ödül,

bütün iyi davran lar n ne kadar gizli olursa olsun, er geç görecekleri ödül olmal d r, bu da temiz bir vicdan n iyi bir i gördü ü için kendi içinde duyaca rahatl kt r. nsan zevki için yi it olmal ki yi it talihin cilvelerinden uzak kals n, sa lam ve güvenli bir temel üzerine yerle sin.

Virtus, repulsae nescia sordidae

Intaminatis fulget honoribus;

Nec sumit aut ponit secures,

Arbitria popularis aurae. (Horatius)

Ba ar s zl ktan zarar görmeyen bir de er, hiçbir eyin lekeleyemedi i bir onurla parlar; böyle bir de er halk n keyfiyle ne yükselir ne de alçal r.

Ruhumuz yapaca m gösteri için yapmamal , her ey içimizde, hiçbir gözün görmedi i en gizli yerimizde olup bitmelidir. Orada ruhumuz bizi ölüm korkusundan, ac lardan, yüzkaras ndan bile korur, çocuklar m z , dostlar n z , servetimizi yitirmeye dayanacak ve gere inde sava n tehlikelerine at labilecek bir duruma getirir:

Non emolumento aliquo, sed ipsius honestatis decore.

Ç kar için de il, yi itlik an için. (Cicero)

Böyle bir kazanç, ba kalar n n hakk m zda iyi yarg lar vermesinden ba ka bir ey olmayan onurlar ve ünlerden çok daha büyüktür, istenmeye çok daha lay kt r.

Ufac k bir toprak davas için halk n içinden on be ki iyi seçmeyi ak l ediyoruz, sonra en önemli davam z tutup bilgisizli in, adaletsizli in ve karars zl n anas olan halk n oyuna b rak yoruz. Ak ll bir insan n, hayat n dü üncesiz bir sürünün oyuna b rakmas ak l kâr m d r?

«An quidquam stultius quam quos singulos contemmas eos aliquid putare esse universos?» (Cicero)

Ayr ayr bak nca de er vermedi imiz kimselere, bir araya geldikleri zaman de er vermekten daha büyük budalal k olur mu?

... Halk öyle a k n, öyle ba bo bir k lavuzdur ki, ne kadar zeki, ne kadar becerikli olsak ad mlar m z ona uyduramay z. Her kafadan ç kan bütün o karmakar k sesler, bizi dört bir yana sürükleyen o kaba sözler, dü ünceler aras nda do ru yolu bulmak olacak i de ildir. Bu kadar karars z, serseri bir varl kendimize k lavuz saymayal m: Her

zaman akl m z n ard s ra gidelim, halk n takdiri de can isterse ard m zdan gelsin. Bu takdir zaten talihe ba l oldu u için onu kendi yolumuzda giderken de bulabiliriz. Do ru yolu yaln z do ru oldu u için tutmak istemesek bile, bu yolun eninde sonunda halk için de en yararl yol oldu unu görece iz ve yine ona dönece iz:

«Dedit hoc providentia hominibus munus, ut honesta magis juvarent.» (Qintilianus)

Yazg n n insanlara bir lütfu da, namuslu i lerin ayn zamanda en yararl i ler olmas d r.

Yunanl bir bal kç , bir kas rga s ras nda Neptunus'a öyle söylemi :

«Ey tanr , beni ister kurtar, ister bat r, ben dümenimi k rmadan dosdo ru gidece im.» Zaman mda nice dönek, ikiyüzlü, kar k insanlar gördüm ki, dünya i lerinde benden daha tedbirli olduklar halde, benim kurtuldu um felaketlerden kendilerini kurtaramad lar.

Risi successu posse carere dolos. (Ovidius)

Kurnazl klar n para etmedi ini gördüm de güldüm. (Kitap 2, bölüm 16)

TANRILAR ÜSTÜNE

En az bildi imiz eyler tanr la maya en elveri li olanlard r. Onun içindir ki Yunanl lar n, biz insanlar tanr la t rmalar na bir türlü ak l erdiremem. Ben kendi hesab ma y lana, köpe e, öküze tapanlar daha akla uygun görüyorum; çünkü onlar n huylar n daha az biliyoruz. Onlara hayalimizle istedi imiz gibi de er biçimler, görülmedik kudretler vermek daha fazla hakk m zd r. Bizim yarat l m z n ne kadar eksikleri oldu unu biliyoruz; tanr lar bize benzer tasarlamak,

onlar bizim gibi arzular , öfkeleri, kinleri, kanlar , hazlar , ölümleri, mezarlar olan birer varl k olarak dü ünmek insan dü üncesinin bir sarho luk zaman na rastlam olsa gerektir.

Quae procul usque adeo divino ab numine distant.

Inque deum numero quae sint indigne videri (Lucretius)

Bütün bunlar tanr l ktan ne kadar uzak, tanr lar n dünyas na ne kadar ayk r .

«Formae, aetates, vestitus ornatus noti sunt, genera, conjugia, cognationes omniaque traducta ad similitudinem imböcillitatis humanae: nam et per turbatis animis inducuntur; accipimus enim deorum cupiditates, aegritudines, iracundias.» (Cicero)

Tanr lar n yüzlerini, ya lar n , elbiselerini, süslerini biliyoruz; ecereleriyle, evlenmeleriyle, akrabal klar yla hep biz aciz insanlara benzetilmi lerdir: Onlar n ruhlar da ayn yanl yollara sapmaktad r, tanr lar n da tutkular ndan, kederlerinden, hiddetlerinden sözedilmektedir.

nanca, do rulu a, namusa, özgürlü e, bar a, zafere, dindarl a, hatta hazza, sahtecili e, ölüme, h rsa, ihtiyarl a, sefalete, korkuya hastal a, felakete, u zavall , c l z hayat m z n daha birçok belalar na birer tanr i i diye bakmak ayn eydir.

Quid juvat hoc, templis nostros inducere mores O curvae in terris animae et caelestium inanes! (Persius)

Bizim ahlak ve törelerimizi, bizim topra a ba l , göklerden yoksun ruhlar m z tap naklara sokmaya ne gerek var?

M s rl lar, tedbirlili i hayas zl a götürüyor, Apis ve zis'in vaktiyle birer insan olduklar n söyleyenlere ölüm cezas veriyorlard ; oysa böyle oldu unu herkes de biliyordu. Varro der ki, bu tanr lar heykel ve resimlerinde parmaklar n a zlar na koymakla sanki rakiplerine: Sak n bizim asl nda birer insan oldugumuzu kimseye söylemeyin, yoksa insanlar bizi art k saymazlar, demek istiyorlard .

Mademki insanlar ille de tanr larla akraba olmak istiyorlar, bari, Cicero'nun dedi i gibi, kendi kusur ve sefaletlerini göklere ç karacaklar na, tanr lar n de erlerini yere indirip kendilerine mal etselerdi. Fakat asl na bakacak olursak, insanlar ayn sakat dü ünce ile, hem o türlüsünü hem de bu türlüsünü yapagelmi lerdir.

Yunan filozoflar n n, tanr lar inceden inceye bir s raya korken, ilintilerini, görev ve yetkilerini büyük bir özenle ay rtederken ciddi olduklar na bir türlü inanam yorum. Bana öyle geliyor ki Platon, Pluton'un bahçesini (cehennemini), gövdelerimizin çürüyüp toprak olduktan sonra görece imiz i kence veya rahatl klar say p dökerken ve bunlar hayattaki duygular m za benzetirken,

Secreti celant calles, et myrtea circum

Sylva tegit, curae non ipsa in morte relinquunt (Virgilius)

Gizli yerler, defne ormanlar onlar saklar ve dertleri ölümde bile pe lerini b rakmaz.

ve Muhammet, Müslümanlara, hal lar dö eli, alt nlar, zümrütlerle süslü, en güzel kad nlarla, araplarla, acayip yemeklerle dolu bir cennet vadederken içlerinden gülüyorlard ikisi de ve a z m za bir parça bal sürüp bizi dünyadaki isteklerimize uygun hayal ve umutlara dü ürmek için mahsus bizim insani ve maddi taraf m za sesleniyorlard . Nitekim birçoklar m z bu gaflete dü erek mah er gününden sonra t pk dünyadaki çe itten zevkler ve rahatl klarla dolu bir dünya hayat sürece imizi san p dururuz. nanabilir miyiz ki Platon, bu kadar yüksek dü üncelere ula m , «tanr sal» lakab n alacak kadar tanr lara yakla m olan bir adam, insan gibi zavall bir varl kta akl n ula amad o esrarl tanr gücüne benzer bir taraf

görsün, bu zay f varl m z n, c l z duygular m z n sonsuz bir hazza dayanacak kadar sa lam ve dayan kl oldu unu sans n? E er Platon bu kan da ise, biz de ona insan akl ad na unu söyleriz: Bize öteki dünyada verece in zevkler burada duydu umuz zevklerse, bunlar n sonsuzlu a benzer hiçbir yanlar yok. Duyular m z n be i de a zlar na kadar hazla dolacak olsa, ruhumuzun arzulayaca , umaca bütün zevklere erse, bu da hiçtir. Bir ey ki benimdir, bendedir, onda tanr sal bir taraf yoktur. Dünyadaki durumumuza, hayat m za ba l eylerin ötede bulunmamas gerekir. Ölümlü varl klara özgü bütün zevkler ölümlüdür. Öteki dünyada akrabalar m z , çocuklar m z , dostlar m z

bulmak bizi sevindiriyorsa, hala böyle bir mutlulu a ba l kal yorsak, dünyadaki ölümlü hayat m z orada da devam ediyor demektir. Biz o yüksek ve tanr sal de erleri ne biçimde hayal edersek edelim, lay k olduklar biçimde hayal edemeyiz: Onlar gere ince dü ünebilmek için, dü ünülmez, anlat lmaz, anla lmaz ve bizim baya hayat m z n nimetlerine hiç benzemez kabul etmek gerekir. Aziz Paulus der ki: «Allah n kullar na haz rlad mutlulu u ne insan gözü görebilir, ne de

insan yüre i duyabilir.» E er bu mutlulu u duyabilmemiz için (Platon, senin söyledi in gibi) bizi ar tmalardan geçirip yeni bir biçime sokacaklarsa, bu de i iklik o kadar büyük, o kadar kökten olacakt r ki, art k ortada bizden eser kalmayacakt r.

Hector erat tunc cum bello certabat; at ille,

Tractus ab Aemonio, num erat Hector, equo (Ovldius)

O dövü en adam Hektor'du, fakat öteki,

O atlar n sürükledi i art k Hektor de ildi.

Ahirette, vadedilen ödülleri alacak olan, bizden ba ka türlü bir varl k olacakt r.

Qoud mutatur, dissolvitur; interit ergo:

Trajiciuntur enim partes atque ordine migrant (Lucretius)

De i mek, da lmak; yokolmakt r

Parçalar oynar yerinden, bozulur düzenleri.

Pitagoras' n metamorfozlar evreninde ruhlar n beden de i tirdi ine bir an inansak bile Caesar' n ruhunu ta yan aslan n ayn ihtiraslar duydu unu, bir Caesar oldu unu kabul edebilir miyiz? E er onda Caesar'l k kal yorsa, Platon'un da tuttu u bu dü ünceye çatanlara hak vermek gerekir. Bunlar der ki, insan kal p de i tirdikten sonra yine kendisi kal rsa, bir evlad n, kat r ekline girmi olan annesinin s rt na binmesi gibi saçmal klar olabilir. Hayvan bedenlerinin ayn türden ba ka bedenlere çevrili lerinde son gelenlerin eskilerden farks z olduklar n kabul edebilir miyiz? «Phoenix»in (Yand ktan sonra küllerinden yeniden do an efsanevi bir ku : Anka.) küllerinden bir kurt peyda olur, sonra bu kurttan ba ka bir «phoenix» ç karm ; bu ikinci «phoenix»in birincisinden ba ka olmad nas l dü ünülebilir?

u bizim ipe i yapan kurtlar, bakars n z, ölmü , kupkuru olmu gibidirler, sonra ayn bedenden bir kelebek peyda olur, ondan da tekrar bir kurt ç k verir. Bu kurdun birinci kurt oldu unu kabul etmek gülünçtür. Bir kez yok olan ey art k yoktur.

Nec si materiam nostram collegerit aetas

Post abitum, rursumque redegerit, tu sita nunc est.

Atque iterum nobis fuerit data lumina vitae,

Pertineat quidquam tamen ad nos id quoque factum Interrupta semel cum sit repetentia nostra. (Lucretius)

Biz öldükten sonra zaman bütün maddemizi yeniden toplasa; ona bugünkü düzenini geri verse, yeniden hayat na ça r lsak bütün

bunlar n bizimle hiç ilgisi olmazd , çünkü bellek ipli i bir kez kopmu olurdu.

Platon, sen ba ka bir yerde diyorsun ki, öteki dünyada ödüllere kavu acak olan, insan n yaln z ruh yan d r. Bu da yine, pek olaca a benzemiyor.

Scilicet, avolsis radicibus, tu nequit ullam

Dispicere ipse oculus rem, seorsum corpore toto. (Lucretius)

Göz, kökleri kopup bedenden ayr l nca, kendi ba na kal nca art k hiçbir ey göremez.

Çünkü, bu hesaba göre, ahiretin nimetlerine kavu acak olan insan de ildir, yani biz de iliz; çünkü ruh ve beden bizim esasl iki parçam zd r; onlar n birbirinden ayr lmas olan ölüm, varl m z n yok olmas d r.

Inter enim jacta est vitai pausa, vageque

Deerrarunt passim motus ad sensibus omnes. (Lucretius)

Hayat n sona erdi i yerde her ey amaçs z olarak ve duygulara dokunmadan ya ar.

nsan ya atan organlar kurtlar kemirirken, toprak hepsini parçalay p yerken, insan n ac duydu undan söz eden yok.

Et nihil hoc ad nos, qui conjugioque

Corporis atque animae consistimus uniter apti. (Lucretius)

Bütün bunlar n hiç ili kisi yok bizimle,

Çünkü biz ruhla beden bir aradayken var z. (Kitap 2, bölüm 12)

AYLAK RUHLAR

Bo b rak lm topraklar, gübreli ve bereketliyseler, yüz bin çe it otlarla dolar. Yararl olabilmeleri için onlara kazma vuruyor, i e yarar tohumlar ekiyoruz. Kad nlar kendi ba lar na kal nca biçimsiz birtak m et parçalar ç kar rlar sa lam ve do al bir beden yaratabilmeleri için bir tohum almalar gerekiyor. Ruhlar da böyledir; onlar bir dü ünceyle u ra t r p dizginlerini tutmazsan z, uçsuz bucaks z bir hayal dünyas nda, ba bo , öteye beriye dola p dururlar. Böyle bir aylakl k içinde ruhlar n kurmad yaratmad gariplik kalmaz. hayal, dü medi i kuruntu,

Velut aegri somnia, vanae

Finguntur species. (Horatius)

Say klayan hastalar gibi bo hayaller kurarlar.

Bir amaca ba lanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamakt r.

Quisquis abique habitat, Maxime,

Nusquam habitat. (Martialis)

Her yerde olan hiçbir yerde de ildir.

Hayat m n son y llar n elimden geldi i kadar kayg s z ve salt kendi rahat m dü ünerek geçirmeye karar verip de kö eme çekildi im zaman, ruhuma edebilece im en büyük iyili in onu tam bir ba bo luk içinde b rakmak olaca n dü ünmü tüm; b rakal m kendi kendisiyle söyle sin; kendi içinde, kendi hayalinde kals n, demi tim. Ya m beni daha a rba l , daha olgun bir hale getirdi i için bunu art k kolayca yapabilece imi umuyordum; fakat görüyorum ki:

Variam semper dant otia mentem (Lucianus)

Ruh ba bo kal nca türlü hayaller kuruyor.

stedi imin tersine ruhum, yular ndan kurtulup kaçan bir at gibi kendini daha fazla yoruyor. Kafam durup dinlenmeden, hiçbir s ra, hiçbir ilinti gözetmeden öyle garip dü ünceler, öyle saçma sapan hayaller kuruyor ki, ilerde bunlar n anlams zl n ve acayipli ini görüp kendinden utans n diye hepsini kaydetmeye ba ladm. (Kitap 1, bölüm 9)

B L NÇS Z DUYGULAR

ç sava lar m z n ikincisinde miydi, üçüncüsünde mi, iyi hat rlam yorum, evimin bir fersah kadar ötesine gezmeye gitmi tim. Benim ev de bütün karga al klar n göbe inde olmu tur her zaman. Uza a gitmedi im ve güvensizlik duymad m için yan ma fazla adam almam , pek uysal, ama hiç de sa lam olmayan bir ata binmi tim. Dönü te bu attan al k n olmad bir h z istemek zorunda kald m bir

ara. Adamlar mdan biri, geme dizgine kulak asmayan gürbüz bir küheylana binmi iri yan delikanl , arkada lar m geçip caka satmak için dolu dizgin üstüme geliverdi. Ben küçük, at küçük, adam bütün a rl , dev cüssesiyle bir çarp nca biz ikimiz de tepetaklak gittik. At bir yana serili, ben s rt üstü on ad m ötesinde; yüzüm gözüm yara bere içinde; elimden f rlam k l c m be kulaç uzaklarda, üstüm ba m param parça, k m lt s z, duygusuz bir kütük. Geçirdi im tek bayg nl kt bu. Adamlar m beni ay ltmak için ellerinden geleni yapt ktan sonra öldüm sanm lar ve kollar na al p zor bela evime getirmi ler. Yolda ve iki uzun saat ölü say ld ktan sonra k m ldamaya, soluk almaya ba lad m. Mideme o kadar kan akm ki beden onu bo altmak için güçlerini diriltmek gere ini duymu olmal . Aya a

kald rd lar beni ve bir hayli kan kustum. Ayn eyi birkaç kez tekrarlad ktan sonra biraz canlanmaya ba lad m. Ama öyle belli belirsiz, öyle sürüncemeli bir dirili ti ki bu, ilk duygular m ya amadan çok daha fazla ölüme yak nd . Hiç unutmad m bu duygular bana ölümün yüzünü ve dü üncesini öyle do al, öyle ola an gösterdiler ki onunla bir çe it uzla maya varm gibiydim. Kendime gelmeye ba lay nca gözlerimin gördü ü o kadar bulan k, silik ve ölüydü ki, kt yaln z seçebildi im.

come quel ch'or apre or chiude

Gli occhi, mezzo tra'I somno e I'esser desto (Tasso)

Gözlerini bir aç p, bir kapar gibi

Yar uyur, yar uyan k bir insan.

Ruhun görevleri bedeninkilerle birlikte, ayn yava l kta kalk n yorlard . Kendimi kan içinde gördüm; çünkü üstüm ba m kustu um kanlara boyanm t . lk dü ündü üm ey kafama bir kur un girdi ini sanmak oldu; gerçekten o s rada çevremizde tüfekler patl yordu. Can m dudaklar m n ucunda tutunur gibiydi yaln z; ç k p gitmesine yard m edeyim diye gözlerimi kap yor, uyu maktan, kendimi b rakmaktan haz duyuyordum. Her ey gibi yumu ac k ve hafif bir hayal ya ant s nda yüzüyordum; hiçbir ac duymad ktan ba ka. Rahats zl k öyle dursun, uykuya dalmak üzere duyulan tatl l k vard bunda.

Öyle san yorum ki can çeki irken kendini bilmez olanlar n durumu da budur: Büyük ac lar duyuyorlar, ruhlar i kence içinde k vran yor sanarak onlara ac mam z yersizdir. Birçoklar na kar , Etienne de la Boite'ye kar bile ben hep böyle dü ünmü ümdür. Ölüme yak n halde ayg n bayg n gördüklerimiz, uzun bir sanc dan bitkin dü enler, inme inenler, sara nöbeti geçirenler, ba ndan yara alanlar, kimi zaman iniltiler ç kar r, derin derin soluk al rlar, bedenlerinde k vranmaya benzer k m lt lar olur. Bunlara bakarak onlar n kendilerini az çok bildiklerini san r z; oysa, ben derim ki, ruhlar da, bedenleri de uykudad r:

Vivit, et est vitae nescius ipse suae (Ovidius)

Ya yor ama, bilmiyor ya ad n .

Organlar n u rad

o büyük çarp lma, duygular n dü tü ü o büyük,

derin uyu ma içinde insan n kendini bile bile gücünü sürdürebilece ine inanamam; böyle olunca hangi dü ünce onlara azap çektirecek, durumlar n n korkunçlu unu anlat p duyurtacak? te bundan ötürü pek ac nacak durumda olmad klar kan s nday m.

Bence en dayan lmaz, en korkunç durum uyan k olup da azap çeken bir ruhun duydu unu anlatma olana n bulamamas d r. Dili kesildikten sonra i kence edilen insanlar n durumuna benzetebiliriz bunu...

Birçok hayvanlar n, hatta insanlar n, öldükten sonra kaslar n s kt klar , oynatt klar görülür. Herkes bilir kimi uzuvlar m z bizden hiç de izin almadan k m ldar, dikilir ve yatarlar. Yaln zca derimizi oynatan bu etkilemeler bizim say lmaz. Bizim olmalar için insan n bütünlü üyle i e kar mas gerekir. Uyurken elimizin, aya m z n duydu u ac lar bizim de ildir. (Kitap 2, bölüm 6)

F LOZOFLAR VE TANRILAR

Thales'e göre tanr her eyi sudan yaratm bir güçtü. Anaximandros'a göre tanr lar de i ik mevsimlerde do up ölüyorlard ve say lar sonsuz dünyalard bunlar. Anaximenes'e göreyse hava tanr yd , yarat lm , uçsuz bucaks z ve hep hareket durumundayd . Anaxagoras, ilk kez, her eyin düzen ve davran n sonsuz bir ruhun gücü ve akl yönetimini ileri sürdü. Alkmeon tanr l güne e, aya,

y ld zlara ve ruha veriyordu. Pythagoras' n tanr s bütün nesnelerin yarat l na da lan bir ruh oluyor, bizim ruhlar m z da ondan kopuyordu. Parmenides tanr y , gö ü çevreleyen ve dünyay n

k zg nl yla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu. Empedokles'e göre tanr lar dört unsurdu ve her eyi bunlar yap yordu. Protagoras tanr lar n varl , yoklu u ve nitelikleri üstüne bir diyece i olmad n söylüyordu. Demokritos'a göre tanr olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir, kimi zaman bu imgeleri ç karan do a ve sonunda bilgimiz ve zekam zd r. Platon, inanc n de i ik yönlere da t r: Timaios'da dünyay yaratan n ad olmayaca n söyler; Yasalar'da tanr varl n n ara t r lmas n ister; ayn kitaplar n ba ka yerlerinde dünyay , gö ü, y ld zlan, topra ve ruhlar m z tanr la t r r, ayr ca her

devletin eski düzeninde benimsenmi olan tanr lar da benimser Xenophanes Sokrates'i ayn kar k ö retiler içinde gösterir: Kimi zaman tanr 'n n biçimi ara t r lmamal d r, kimi zaman tanr güne tir, kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür. Platon'un ye eni Speusippos tanr y , her eyi yöneten, bir çe it hayvans güç olarak dü ünür. Aristoteles'e göre tanr kah evren, kah ruhtur; kimi zaman evrene ba ka bir ba bulur, kimi zaman da tanr y gö ün ate lili i olarak görür. Zenokrates'te sekiz olur tanr : Be i gezegenlerin be lisi, alt nc s duran y ld zlar n tümü, yedinci ve sekizinci de ayla güne tir. Herakleitos de i ik görü ler aras nda gider gelir, sonra tanr y duygudan yoksun eder biçimden biçime geçi tirir ve sonunda yerle gök oldu unu söyler. Theophrastes ayn karars zl k içinde türlü fantazyalardan geçer, dünyan n yönetimini kah zekaya, kah y ld zlara ba lar. Strato'ya sorarsan z tanr üretme, ço altma ve azaltma gücü olan do ad r biçimi ve duygusu yoktur. Zenon'un tanr s iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan do al yasad r; yarat klara o can verir; Zeus, Hera, Vesta gibi geleneksel tanr laraysa yer vermez Zenon. Diogenes Apolloniates'in tanr s havad r. Xenophanes'in tanr s yuvarlakt r, görür, i itir, ama soluk almaz; insan yarat l yla hiçbir ortak yan yoktur. Ariston tanr n n biçimce hiçbir eye benzetilemeyece ini, duyarl olmad n söyler, canl m , nedir, ne de ildir bilinmez.

Kleanthes'e göre tanr bazen ak l, bazen evren, bazen do an n ruhu, bazen de her eyi ku at p saran yüksek bir s cakl kt r. Zenon'un ça da Perseus'a göreyse insanl a önemli bir hizmette bulunmu ya da yararl eyler bulmu olanlara tanr ad verilmi tir. Khrysippos yukar da söylenenlerin hepsini karmakar k bir araya getiriyor ve yaratt bin bir çe it tanr aras na ölümsüzlü e ula m insanlar da

kat yordu. Diagoras ve Theodon s tanr ad na ne varsa hepsini yads yorlard . Epikuros'da tanr lar kl ve saydamd rlar; içlerinden

hava geçebilir iki kale aras ndaym gibi iki dünya aras nda otururlar; kaza bela semtlerine u ramaz; yüzleri insan yüzü, uzuvlar insan uzuvlar d r, ama hiçbir i te kullan lmaz bu uzuvlar.

Ego deum genus esse semper dexi, et dicam caelitum;

Sed eos non curare opinor, quid agat humanum genus. (Emnius)

Tanr lar vard r dedim ve diyece im her zaman

Ama insan i leriyle u ra t klar na inanmam.

Bunca filozof beyninin curcunas n gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize; buldum diye övünün çörekteki baklay !..

Tanr la maya en elveri li olan en az bildi imiz eylerdir; öyleyken eskilerin biz insanlar tanr la t rm olmalar akl n almayaca bir eydir. Ben olsam y lana, köpe e, öküze tap nanlar daha hakl bulurdum; çünkü bu yarat klar n niteli ini, iç varl n daha az biliyoruz; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce i letebilir, ola anüstü güçler görebiliriz onlarda. Ama tanr lar , kusurlar n bilmemiz gereken kendi yarat l m za benzetmek, onlar arzu, öfke, öcalma, evlenme, akrabal k, a k ve k skançl klar m zla, bizim organlar m z, co kunluklar m z, keyiflerimiz, ölümlerimiz, mezarlar m zla dü ünmek için insan kafas n n olmayacak bir

sarho luk geçirmi olmas gerekir... (Kitap 2, bölüm 12)

ARAMA SEVG S

Demokritos sofras na gelen incirleri yerken bir bal kokusu alm ve hemen bir ara t rmad r ba lam kafas nda, o güne dek incirlerinden almad bu koku nerden gelebilir diye. Merak n gidermek için yeri görmeye gitmek istemi .

kalkm sofradan, incirlerin topland

Sofradan niçin kalkt n duyan hizmetçi kad n gülmü : Bo una zaman kaybetmeyin, demi ; incirleri bal çana na koymu tum toplarken. Demokritos'un can s k lm bu ara t rma f rsat n kaç rd , bir merak konusu elinden al nd için. Hadi be sen de, demi hizmetçi

kad na, keyfimi kaç rd n; ama ben yine de bal kokusu incirde kendili inden varm gibi nedenini ara t raca m. Böyle demi ve yanl , kendi varsayd bir etkiye do ru nedenler bulmaktan geri

kalmam . Ünlü ve büyük bir filozofun bu hikayesi, sonunda bir kazanç umudu olmaks z n, bizi seve seve bir eylerin ard na dü üren ara t rma tutkumuzu apaç k anlat yor. Plutarkhos'un anlatt buna

benzer bir örnekte de adam n biri arama zevkini yitirmemek için ku kuland gerçe in kendisine söylenmesini istemez: Kana kana su

içme zevkini yitirmemek için hekimin kendisini s tmadan kurtarmas n istemeyen hasta gibi.

T pk bunun gibi, ruhun her türlü besleni inde zevk çok kez tek ba nad r, ho umuza giden her ey besleyici ya da sa l a yararl de ildir. Dü üncemizin bilimden ald sa l k getirdi i halde hazd r yine de. da, ne kar n doyurdu u, ne de

Her eyin bir ad bir de kendisi vard r. Ad, nesneyi gösteren, ar latan bir sestir ad, nesnenin, özün bir parças de ildir; nesneye eklenen yabanc , nesne d bir tak nt d r. (Kitap 2, bölüm 16)

MUTLULUK ÜSTÜNE

Scilicit uftima semper

Expectanda dies homini est, dicique beatus

Ante obitum nemo, supremaque funera debet (Ovidius)

nsan n son gününü beklemeli her zaman

Mutlu dememeli ona ölmeden

Cenazesi kald r lmadan.

Bu konuda Krezus'u hikayesini çocuklar da bilir;

Pers kral onu esir edip ölüme mahkum edince sehpaya giderayak, Ah Solon, ah Solon! diye ba rm . Krala götürmü ler bu sözü, o da ne demek istedi ini sordurunca Solon'un kendisine verdi i bir ö ütün ne do ru ç kt n anlatm . Solon bir gün demi ki ona: «Talih ne kadar güleryüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamal kendilerini; çünkü insan hayat karars z,

de i kendir; ufac k bir eylem yüzünden bir durumdan bamba ka bir duruma geçiverir.»

Agesilaus da, Pers kral n n o kadar genç ya ta öyle büyük bir devlete kondu u için mutlu say labilece ini söyleyen birine: yi ama, demi , Priamos da o ya ta mutsuz de ildi. O büyük skender'den sonraki Makedonya krallar n n Roma'da dülgerlik, budamac l k yapt klar , Sicilya zorbalar n n Koryntos'da çocuk bak c s olduklar görüldü. Dünyan n yar s n fethetmi , bunca ordular yönetmi bir mparator bir M s r kral n n a a l k adamlar na yalvarma zavall l na dü üyor: Alt yedi ay daha az ya am olsa bu hale dü meyecekti koca Pompeius. Bizim babalar m z zaman nda da, bütün talya'y o kadar uzun süre sarsm olan Milano Dukas Sforza, zindanda öldü, daha kötüsü on y l ya ad o öldü ü zindanda. H ristiyanl k dünyas n n en büyük kral n n dulu, kraliçelerin en güzeli, Maria Stuart, cellat eliyle ölmedi mi geçenlerde? Binlerce örne i var bunun. O kadar ki, f rt nalar, kas rgalar nas l ma rur ve yüksek yap lar m za daha çok yüklenirlerse, bu dünyan n büyüklerini yukar larda k skanan güçler var diyece i geliyor insan n. Ve talih sanki ömrümüzün son gününü bekliyor, uzun y llar boyunca yapt n bir anda y kma gücü oldu unu göstermek için. Laberius gibi ba rtt rmak için bizi: Gere inden bir gün fazla ya am m! diye.

Solon'un do ru sözü böyle yorumlanabilir. Ama o bir filozof oldu una ve filozoflar mutlulu u, mutsuzlu u talihin cilvelerine ba lamad klar na, büyüklüklere zaten önem vermediklerine göre, daha derin dü ünmü ve demek istemi olabilir ki bence, ömrümüzün

mutlulu u, soylu bir ruhun rahatl na, doygunlu una, düzenli bir kafan n kararl ve güvenli olu una ba l oldu u için, hiçbir insana, komedyas n n en son ve ku kusuz en zor perdesini oynamazdan önce mutlu denemez. O perdeden önce maske tak nm , felsefenin güzel ö ütlerine gösteri olsun diye uymu , ya da sars c olaylarla s nanmad m z için hep sa lam yürekli kalmay ba arm olabiliriz. Ama ölüm kar s nda son rolümüzde, gösteri e yer kalmaz art k, o zaman ana dilimizle konu mak, da arc m zda iyi kötü ne varsa oldu u gibi ortaya dökmek zorunday z.

Nam verae voces tum demum pectore ab imo

Ejiciuntur, et eripitur persona, manet res. (Lucretius)

te o zaman içten sözler dökülür yürekten

Maske dü er, yüz kal r ortada.

te onun için hayat m z n bütün eylemleri bu son mihenk ta nda denenmelidir. Ba l ca gündür o, bütün öteki günleri yarg layan gündür. Bütün geçmi y llar n hesab o gün verilmeli, der eskilerden biri. Ben de çal malar m n meyvesini denemeyi ölüme b rak yorum. O zaman görürüz dü üncelerimin a z mdan m , yüre imden mi ç kt n ... (Kitap 1, bölüm 19)

AMER KA'NIN BULUNU U

Dünyam z az önce bir ba ka dünya buldu. Bunun sonuncu karde oldu unu kim söyleyebilir. Bugüne dek inlerin cinlerin bildi i yoktu bu yeni dünyay . Bizimki kadar büyük, insan dolu, kanl canl bir dünya bu; ama o kadar yeni, o kadar çocuk ki a.b.c. ö reniyor henüz. Elli y l öncesine kadar ne yaz biliyordu, ne tart , ne ölçü, ne giysi, ne bu day, ne üzüm. Do an n kuca nda ç r lç plakt ; anas ne verirse onunla besleniyordu. Biz dünyam z son ça nda, air Lucretius da gençlik y llar nda görmekte aldanm yorsak, biz karanl a gömülürken bu dünya ayd nl a yeni erecek daha. Bütün dünya bir inme geçirecek de sanki, bir kolu tutmaz olup öteki kolu sa lam kalacak. Ama çok korkar m ona dokunmakla çöküp y k l n h zland rm , inançlar m z , bilim ve sanatlar m z onlara pek pahal ya satm olaca z. Bir çocuk dünyayd buldu umuz; öyleyken biz onu ne do al de er ve gücümüzün üstünlü üyle dizginimiz alt na soktuk, ne do rulu umuz, iyili imizle yeti tirdik, ne de ruh yüceli imiz, cömertli imizle kendimize ba lad k. Verdikleri kar l klar n, kendileriyle yap lan al veri lerin ço u gösteriyor ki do al kafa ayd nl , kavrama bak m ndan hiç de bizden a a de iller. Kusko ve Meksiko ehirlerinin ak llara durgunluk veren görkemi; görülmedik nice eyler aras nda bilmem hangi kral n o bahçesi ki, meyveleri ve tüm bitkileri gerçek bir bahçedeki düzen ve büyüklükleriyle alt ndan yap lm , saray nda ülkesinde ya ayan bütün hayvanlar n yine alt ndan heykelleri, de erli ta lardan, ku kanatlar ndan, boyal pamuklardan yapt klar el i lerinin güzelli i zanaattan yana da bizden geri kalmad klar n göstermektedir. nançlara ba l l k, yasalara sayg , iyilik, cömertlik, dürüstlük, içtenlik gibi erdemlere gelince bunlar n bizde onlardakinden daha az olmas i imize pek yarad . Bu

üstünlükleri yüzünden mahvolmu lar, kendi kendilerini sat p çi nettirmi lerdir.

Gözüpekli e, yi itli e gelince, ac lara, açl a, ölüme kar dayanmaya, yürek sa laml na, sözünün eri olmaya gelince, bunlardan yana bizim dünyam z n geçmi indeki en ünlü örneklerin onlar nkileri hiç de a mad klar n söylemekten çekinmem. Çünkü onlar altedenlerin nelerden yararland klar n dü ünelim: Adamlar kand rmak için ne kurnazl klara, ne dalaverelere ba vurmu lar! Sonra bu uluslar n hakl a k nl : Birdenbire kar lar na sakall birtak m insanlar ç k veriyor dilleri, dinleri, biçimleri, davran lar bir ba ka türlü; üstünde insan bulunabilece ini hayal etmedikleri uzak bir yerden gelini ler; hiç at görmemi , hatta s rt nda insan ya da yük ta yan hayvan görmemi kimselerin kar s na bilinmedik koca ejderler üstüne binmi olarak ç km lar bizimkilerin s rt nda göz kama t ran z rhlar, ellerinde keskin, par l par l k l çlar; onlarsa bir aynan n ya da bir b ça n mucizeli p r lt s na kar l k avuç dolusu alt n ve inci vermeye can at yorlar. Bizim çeli imizi delebilmek için ne yeterince bilgileri var, ne gereçleri; toplar m z n, tüfeklerimizin ç kard y ld r mlar , gök gürültülerini de kat n bunlara. Roma

mparatorunu bile afallatacak olan o gümbürtüleri; bunlar n kar s nda ç r lç plak insanlar, yaln zca pamuktan yapabildikleri bir parça giysileriyle; bütün silahlar da yaylar, ta lar, sopalar ve a açtan kalkanlar; sözde dostlu umuza, iyi niyetimize güvenip acayip eyler görme meraklar yla faka basan insanlar... ki dünya aras ndaki bu ayr l hesaba katt n z m , bizim fatihlerin bunca zaferi zafer

olmaktan ç k yor.

Erkek, kad n, çocuk, kaç binlerce insan tanr lar n ve özgürlüklerini korumak için ne sars lmaz bir co kunlukla kendilerini amans z tehlikelere at yorlar; onlar hayas zca aldatanlar n köleli ine katlanmaktansa bütün belalar , i kenceleri, ölümü ne yi itçe bir direni le seve seve göze al yorlar; böylesine alçakça zafer kazanan dü manlar n n elinden ekmek yemektense açl ktan k r lmaya nas l raz oluyorlar! Bunlara bak nca öyle san yorum ki bu insanlara silah, görgü ve say e itli iyle ba a ba sald rsalar gördü ümüz bütün sava lar n sonundan daha da kötü bir sonla kar la rlar.

Bari bu soylu ülkeyi Büyük skender, eski Yunanl lar, Romal lar fethetmi olsayd ; bunca krall klar ve halklar böylesine büyük de i ikli e u ratacak eller, onlar n vah i yan n tatl l kla törpüleseler, do an n orada üretti i güzel tohumlar güçlendirip geli tirseler, topraklar n i letilmesine, ehirlerin donat lmas na gerekli oldu u ölçüde kendi dünyalar n n sanatlar n n katmakla kalmayarak Yunan ve Roma erdemlerini o ülkenin yerli erdemleriyle kar t rsalard ! Bizim oraya götürdü ümüz ilk örnekler, davran lar o halklar erdeme hayran etse ve özendirse, onlarla bizim aram zda karde çe bir topla ma ve anla ma kurabilse bütün o yeni ülkede ne yaman bir evrim, bir ilerleme sa lanabilirdi! Ço unun do al ba lang çlar bu kadar güzel olan, o yepyeni, o ö renmeye susam ruhlar kazanmak ne kolay olurdu! Biz tam tersine bilgisizliklerinden, görgüsüzlüklerinden yararlan p onlar bizdeki kötü örnekleriyle kalle li e, sefilli e, cimrili e, her türlü insanl k d davran lara,

i kencelere al t rd k. Kim, ne zaman bezirganl , al veri i böylesi

bir sömürüye götürmü tür? Bunca ehir dibinden y k l yor, bunca ulusun kökü kurutuluyor, milyonlarca insan k l çtan geçiriliyor, dünyan n en zengin, en güzel ülkesinin alt üstüne getiriliyor, niçin? nciler, biberler, al p sataca z diye. A a l k makine zaferleri bunlar! Hiçbir zaman kazanç tutkusu, hiçbir zaman haks z sömürü insanlar böylesi korkunç bir kinle birbirine dü ünmemi , bu kadar yürekler ac s k y mlara yol açmam t r.

Deniz k y s boyunca alt n aramaya ç km

spanyollar bereketli,

güzel ve insan bol bir ülkede karaya ç k yorlar ve her yerde oldu u gibi orada da yerlilere kendi kendilerini övüyorlar: Bar sever insanlarm , uzak yollardan gelmi lermi , kendilerini bütün dünyan n en büyü ü olan Kastilya Kral yollam ; Tanr n n yeryüzündeki temsilcisi olan Papa bu krala bütün Hint ülkesini ba lam m ;

yerliler onun uyruklu una girmek isterlerse kendilerine pek iyi davranacaklarm ; onlardan yiyecek eyler, bir de baz ilaçlarda kullanmak üzere alt n istiyorlarm ; ayr ca bir tek tanr inanc n ve bizim dinimizin do rulu unu bilmeleri gerekiyormu , bu dine girmeleri de haklar nda hay rl olurmu , yoksa i ler sarpa sararm . Ald klar kar l k u olmu :

Bar severiz diyorsunuz, ama görünü ünüz hiç de öyle de il. Kral n za gelince, isteyen durumunda olmas muhtaç ve yoksul oldu unu gösteriyor; ona bu topraklar veren ise sava seven bir adam olacak, çükü kendisinin olmayan bir yeri ba kas na vermekle onu verdi i yerin eski sahipleriyle cenkle meye sürüyor. stedi iniz yiyeceklere gelince onlar veririz. Alt nsa, bizde pek fazla yok; zaten

ya amak için i imize yaramad ndan, bütün istedi imiz de rahatl kla, güzellikle ya amak oldu undan alt na pek de er vermeyiz; ama, tanr lar m z için kulland m z alt n d nda ne kadar bulabilirseniz çekinmeden alabilirsiniz. Bir tek tanr ya gelince, böyle bir dü ünü güzel, ama bunca zaman bize yararl olmu dinimizi de i tirmek istemeyiz; dostlar m z, tan d klar m zdan gayr s ndan ö üt almaya da al k de iliz. Korkutmalar n za gelince, durumlar n , güçlerini bilmedi imiz insanlara meydan okumak ak l kar de ildir. K sacas topraklar m zdan bir an önce ç k p gitmeye bak n; silahl ve yabanc kimselerin dürüstlüklerine, parlak sözlerine güvenme adetimiz yoktur. Çekip gitmezseniz siz de unlar gibi olursunuz...

Böylece konu mu yerlilerin kral ve ehrin çevresindeki kesik insan kafalar n göstermi . te bu çocuk dünyan n hiç de çocukça olmayan konu malar ndan bir örnek... (Kitap 3, bölüm 6)

HASTA GÖRÜNMEN N ZARARLARI ÜSTÜNE

Martialis'in bir ta lamas vard r ki, iyilerindendir; çünkü türlü türlüsü vard r onda ta laman n. Bunda, Caelius'un ba na geleni anlat r ho ça. Caelius Roma'da büyüklere dalkavukluk etmekten, sabah ak am yanlar nda bulunup arkalar nda dola maktan kurtulmak için nekris hastal na tutulmu gibi göstermi kendini; herkesi inand rmak için de bacaklar n ovduruyor, sard r yor ve nekrisli bir hastan n bütün hallerini tak n yormu ; sonunda talih gerçek bir nekris ikram etmi ona:

Tantum cura potest et ars doloris

Desüt fingere Caelius podagram. (Martialis)

Öyle ba ard hasta görünme sanat n ki

Gerçekten nekrise tutuldu Caelius

Appianus'da okudum san yorum: Adam n biri Roma triumvir'lerinin cezalar ndan kaçmak, ard na dü enlerce tan nmamak için saklanp k l k de i tirmi ; i i daha da sa lama ba lamak için de tek gözlü gösteriyormu kendini. Biraz daha özgür ya amaya ba lay p da uzun süre gözüne yap k kalan bezi ç kar nca bakm o güzü görmüyor art k. Belki görme duyusu uzun zaman kullanmamakla uyu mu ve tüm görme gücü öteki göze geçmi tir çünkü, hep fark na varmam lard r, kapal tuttu umuz göz, etkisinin bir k sm n arkada na yollar, bu yüzden de aç k kalan göz büyür ve i kinle ir. Martialis'in nekrislisi de hareketsizli iyle, ovmalarla, merhemlerle hastal yaratan iç etkenleri ça rm olabilir.

Froissard' n anlatt

bir sürü ngiliz soylusu da Fransa'ya geçip

bizlere kar kahramanl klar gösterecekleri güne kadar bir gözlerini kapal tutmaya yemin ederler. u dü ünce g d klad beni: ster misin bu övalyeler de hastal k oynayanlar n kötü sonuna u ram , u urlar nda kahramanl k ettikleri sevgililerinin yan na bir gözleri kör olarak dönmü olsunlar!

Çocuklar tek gözlüleri, topallar , a lar ve daha ba ka sakatlar taklit ettikleri zaman analar onlar azarlamakta hakl d r; çünkü, o ya taki tazeli iyle bedenin kötü bir yana e ilebilmesi bir tarafa, talih de bizi oynad m z oyuna dü ürmekten ho lan yor gibi gelir bana. Çok duymu umdur hastal k oynarken yataklara dü enleri.

Ben de öteden beri, at üstünde ve yürürken, elimde bir de nek ya da bir baston tutmaya al m , bunda bir zariflik göstermeye, yapmac k hallerle bastona dayanmaya kadar varm md r. Çoklar korkutmak istemi tir beni, bu gösteri günün birinde zorunluluk olur diye. Bundan ç kar yorum ki soyumda ilk nekrisli ben olaca m. Ama bu bölümü uzat p ba ka renk katal m ona, körlük üstüne. Plinius der ki adam n biri dü ünde kör olmu gördü kendini ve hiçbir hastal yokken sabah kör olarak uyand . Hayal gücü buna neden olabilir, ba ka yerde söyledi im gibi, Plinius da öyle dü ünüyor gibidir; akla daha uygun gelen u; beden, görme gücünü yok eden birtak m geli meleri (ki hekimler isterlerse nedenini bulabilirler) için için duymu ve adam n öyle bir dü görmesine yol açm t r.

Seneca'n n bir mektubunda anlatt

buna yak n bir hikayeyi de

ekleyelim: Bilirsin, diye yaz yor Lucilius'a, Harpasta, kar m n soytar s o deli kad n, babadan kalma göreviyle kalm t r evimde; çünkü ben bu korkunç yarat klara dü man md r; kald ki can m bir deliye gülmek isterse, hiç uza a gitmeden, kendi kendime gülebilirim. Çok garip, ama gerçek sana anlatmak istedi im: Bu deli kad n kör oldu unu anlam yor ve benim evimin karanl k oldu unu ileri sürerek, kendisini ba ka yere götürmesini istiyor yöneticisinden ikide bir.

Onun bu durumuna gülüyoruz; ama inan bana ki hepimizin dü tü ü bir durumdur bu: Kimse cimri oldu unu, k skanç oldu unu kabul etmez. Körler hiç olmazsa bir yol gösterici isterler; biz kendi kendimizi sokar z yanl yollara. Benim yükseklerde gözüm yoktur, ama Roma'da ba ka türlü ya anmaz, deriz; öfkeliysem, güvenli bir hayat kuramad ysam suç bende de il, gençlikte deriz. D m zda aramayal m kötülü ü, içimizdedir o; ci erimize i lemi tir. Hasta oldu umuzu bilmemek de iyile memizi daha zorla t r r. Kendimizi erkenden bilmeye ba lamazsak, nas l ba ederiz bunca dertlerle, bunca kötülüklerle? Oysa felsefe gibi çok tatl bir ilac m z da var. Öteki ilaçlar ancak bizi iyile tirirlerse ho buluruz; felsefe ise hem ho land r r, hem iyile tirir bizi.

te Seneca'n n beni konumdan uzakla t ran sözleri; ama yarars z da say lmaz bu uzakla ma. (Kitap 2, bölüm 25)

V CDAN ÜSTÜNE

ç sava lar m z s ras nda karde imle birlikte yola ç kt m z bir gün kibar davran l bir baya rastlad k. Bizim has mlar m zdan yanaym , ama ben bilmiyordum; çünkü kendini olmad gibi gösteriyordu. Bu

sava lar n en kötü yan bu i te: Dü man n zla aran zda dil, k l k k yafet ayr l olmad , ayn yasalar, ayn töreler, ayn hava içinde

yeti mi bulundu unuz için öyle kar r ki her ey, yan lmalar , çat malar önlemek kolay olmaz. Bu yüzden tan nmad m yerde kendi birliklerimize rastlamaktan bile korkard m, sorgu suale, daha da kötüsüne u rayabilirim diye. U rad m da olmu tu eskiden: Böylesi

bir kar kl k yüzünden adamlar m , atlar m yitirdim; hizmetimde çal an soylu bir talyan çocu unu da alçakça öldürdüler özenle büyüttü üm bu talyan'la büyük umutlarla dolu güzelim bir çocukluk söndü gitti. Karde imle rastlad m z yolcuya gelince, adam öyle a k nca bir korku içindeydi ki, yolda atl lara rastlad kça, kral tutan ehirlerden geçtikçe öyle beti benzi soluyordu ki, sonunda bunlar n vicdan rahats zl ndan geldi ini anlad m. Öyle geliyordu ki bu zavall adama, yüzündeki maske ve kaza ndaki haçlar aras ndan yüre indeki gizli niyetleri okuyacaklar. Vicdan n zorlamas böylesine a rt c bir eydir! Ele verdirir bizi, kendimizi suçlamaya, kendimizle sava maya zorlar bizi; tan k yoklu unda kendimize kar tan kl k ettirir bize:

Occultum quaties animo torture flagellum (Juvenalis)

çimizde gizli bir k rbaç ta yan o cellat.

u masal çocuklar n a z ndad r. Bessus ad nda biri, bir serçe yuvas n hiç yüre i s zlamadan bozup yavrular öldürmü , bundan ötürü kendisine çatanlara: Hakl yd m, demi ; çünkü bu serçe yavrular durmadan beni babam , öldürmekle suçluyorlard haks z yere. Bu baba katili o güne dek bilinmeden, ku ku uyand rmadan kalm ; ama vicdan n n öc al c cadalozlar cezay çekecek olan n kendisine suçunu aç klatm t r.

Hesiodos, ceza suçun ard ndan hemen gelir; sözünü düzeltir: Ceza ile suçun ayn anda, birlikte do duklar n söyler. Cezas n bekleyenler onu çekiyor demektir cezay hak etmi olan onu bekliyordur. Kötülük

kendisine i kenceler uydurur:

Malum consilium consultori pessimum (Bir atasözü)

Kötülü ün beterini kötülük eden görür.

Nas l ki ar ba kas n sokunca kendisine daha fazla zarar verir çünkü i nesi ve gücü elden gider.

Vitasque in wlnere ponunt (Virgilius)

Açt klar yarada canlar n b rak rlar.

Kuduz böceklerinde, do an n bir çeli kisi olarak, kendi zehirlerinin panzehiri de bulunur. Onun gibi insan kötülükten tat al rken vicdan nda tam tersi bir ac l k olu ur ve uyurken uyan kken, türlü üzücü kuruntularla azap çektirir bize.

Quippe ubi se multi, per somnia saepe loquentes

Aut morbo delirantes, procraxe ferantur,

Et celata diu in medium peccata dedisse. (Lucretius)

Çünkü çoklar uykular nda, say klamalar nda

Suçlam lar kendi kendilerini,

Gizli kalm cinayetleri ç km ortaya.

Apollodorus dü ünde görmü ki skitler derisini yüzüyor, kazanda kaynat yorlar onu ve bu arada yüre i: Bütün bu kötülüklere ben neden oldum, diye m r ldan yormu . Kötüler hiçbir yerde saklanamaz, der Epikuros; çünkü ne kadar saklansalar vicdan kendi kendilerini buldurur onlara.

Prima est haec ultio, quod se

Judice nemo nocens absolvitur.

(Juvenalis)

lk ceza odur ki, hiçbir suçlu

Kendi yarg çl ndan kurtulamaz.

Vicdan içimize korku sald

gibi, suçsuzsak rahatl k ve güven verir

bize. Ben kendimden söyleyebilirim ki türlü kötü durumlarda, içimden geçeni, niyetlerimin temizli ini gizlice kendim bildi im, dü ündü üm için daha korkusuz ad mlarla yürümü ümdür.

Conscia mens ut cuique sua est, ita concipit intra Pectore pro facto spemque metumque suo. (Ovidius)

Kendi üstüne bildiklerine göre ruhumuz

Umut ya da korku duyar yapt klar ndan.

Binlerce örnek verebilirim buna; ayn ki iden üç örnek yeter.

Scipio, Roma halk önünde a r bir suçlamaya u rad

bir gün,

kendisini savunacak ya da yarg çlar na yaranacak yerde öyle demi onlara: Pek yara r size, sayesinde dünyay yarg lama yetkisini elde etti iniz bir insan n ba n yarg lamak.

Bir ba ka zaman, bir halk hatibinin, üstüne ya d rd

suçlamalara

kar l k olarak, kendini hiç savunmadan: Gelin yurtta lar m, demi gidelim, böyle bir günde Kartacal lara kar bana kazand rd klar zafer için tanr lara ükredelim. Böyle diyerek kalkm tap na a do ru yürümeye ba lam . Bütün topluluk, kendisini suçlayanla birlikte ard ndan gelmi .

Petilius, Cato'nun dürtüklemesiyle, ondan Antakya'da harcad paralar n hesab n sorunca Scipio bu hesab vermek üzere senatoya geliyor ve koltu unun alt nda koca bir defter gösteriyor, ne verip ne ald n n orda yaz l oldu unu söylüyor defter istenince vermiyor: Verirsem kendimden utan r m, diyor ve senatonun önünde kendi elleriyle param parça ediyor defteri. Vicdan rahat olmayan bir insan n böylesi bir güven gösteri i yapabilece ini sanmam. Yüre i yarat l tan öyle büyük, yükseklerde bulunmaya öyle al m t ki, der Titus Livius, suç i lemeye eli varamaz, suçlulu unu savunma durumuna dü meyi kendine yediremezdi.

kenceler tehlikeli bir suç arama yoludur do ruluktan çok sab r denemesi olabilir. Çünkü ac çekmek niçin daha çok olan söyletsin de olmayan söylemeye zorlamas n? Tersini dü ünürsek, kendine yüklenen suçu i lememi olan i kencelere dayanacak kadar sab rl olursa, suçu i lemi olan, ya amak gibi güzel bir ödülü kazanmak için niye ayn sabr göstermesin? Öyle san yorum ki bu i kence bulu unun temelinde, vicdan m etkisinden yararlanma dü üncesi vard r. Çünkü suçlunun suçunu aç klamas nda vicdan i kenceye yard m edip diretme gücünü azaltabilir; ama öbür yandan suçsuzu i kenceye kar güçlendirir vicdan. Do rusunu söylemek gerekirse bu yol belirsizlikler, tehlikelerle doludur. Öylesi dayan lmaz ac lardan kurtulmak için neler söylemez neler yapmaz insan?

Etiam innocentes cogit mentiri dolor (Publius Syrus)

Ac masuma da yalan söyletir.

Bundan ötürü, yarg c n masum olarak öldürmemek için i kence ettirdi i insan hem masum, hem de i kence görmü olarak öldürttü ü olur. Binlerce insan i lemedikleri suçlar yüklenip ba lar n vermi lerdir. Bunlar aras na Philotas' da koyar m; skender'in bu dostuna yükledi i suç ve etti i i kence de böylesi bir sonuca varm t . Evet, oras öyle ama, diyorlar, yine de bu, insan güçsüzlü ünün bulabildi i en az kötü yoldur. Bence pek insanl k d bir yol, üstelik

de bo una çaba! Birçok uluslar bu konuda, kendilerine barbar diyen Yunanl ve Romal lardan daha az barbard rlar: Onlara göre suç i ledi i henüz ku kulu bir insana i kence etmek, ötesini berisini

koparmak korkunç, canavarca bir eydir. Bilgisizseniz ne yaps n adam? Suçsuz ölmesin diye bir insan ölümden beter durumlara sokmakla haks zl n büyü ünü i lemi olmuyor musunuz? Oluyorsunuz elbet; görmüyor musunuz çoklar n n o dara ac ndan beter i kencelerden geçmemek için ölümü göze ald klar n ? Öldüresiye i kence etmekle ölüm cezas n önceden vermi ve uygulam olmuyor musunuz?

u hikayeyi nerde dinledim bilmiyorum, ama adaletimizin vicdan üstüne tam bir dü ünce veriyor. Bir köylü kad n, hakseverli iyle ünlü bir generale bir askerini ikayet etmi ; bu askerin zorla ufac k çocuklar n n elinden birkaç lokmal k lapay ald n ; çocuklar na yedirecek ba ka hiçbir eyi kalmad n , çünkü ordunun çevredeki bütün köyleri talan etti ini söylemi . Ama hiç kan t yokmu ortada. General kad na: yi bak ve dü ün; haks z yere suç yüklüyorsan ceza görürsün, demi . Kad n diretince, i in do rusunu anlamak için askerin karn n yard r vermi . Ve kad n hakl ç km . Sorgusu içinde idam cezas . (Kitap 2, bölüm 5)

KEND KEND S YLE YET NME

Krallar hiçbir eyimi almazlarsa bana çok ey vermi olurlar hiçbir kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmi say l rlar bana. Bütün istedi im budur onlardan. Ama nas l ükrediyorum tanr ya, var m yo umu bana arac s z vermi , beni yaln z kendisine borçlu k lm oldu u için! Nas l yalvar yorum ona gece gündüz beni hiçbir zaman, kimseye kar a r bir minnet alt na sokmas n diye! Ne mutlu bir

özgürlükle bunca zaman ya ad m: Onunla bitsin ömrüm! Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan ya amak.

In me omnis spes est mihi. (Terentius)

Bütün umudum kendimde.

Bunu ba armak herkesin elindedir; ama ölmeyecek kadar yiyecek içece i olanlar daha kolay ba arabilirler elbet bunu. Bir ba kas na ba l ya amak yürekler ac s ve belal bir eydir. Kendimiz ki en iyi, en emin s na m z odur; -kendimiz bile güvenilir de iliz yeterince. Kendimi hem yürekçe -as l i yürekli olmakta çünkü-, hem varl kça öyle haz rl yorum ki, ba ka her eyimi yitirdi im zaman kendimle yetinmesini bileyim.

Hippias gere inde her eyden sevine sevine elini çekip Musalarla ba ba a kalabilmek için kendini bilime vermekle kalmad ; ruhunun kendi kendiyle yetinmesi, d ardan gelecek rahatl klardan yi itçe vazgeçebilmesi için filozof olmakla da kalmad ; büyük bir merakla yemek pi irmesini, t ra olmas n , giysilerini, ayakkab lar n , öte berisini kendi yapmas n da ö rendi ki, kendi yükünü ta yabildi i kadar kendi ta s n ve kimsenin yard m na muhtaç olmas n...

Vermede nas l bir üstün olma niteli i varsa, almada da bir boyun e me niteli i vard r. Onun içindir ki Beyaz t I, Timurlenk'in gönderdi i hediyeleri küfürler ederek geri çevirmi . Sultan Süleyman' n bir Hint mparatoruna yollad hediyeler de öyle

k zd rm ki adam , kabaca reddederek bizim adetimiz almak de il vermektir, demekle kalmam , hediyeleri getiren elçileri zindana att rm . (Kitap 3, bölüm 9)

Y AMAÇ U RUNA KÖTÜ YOLLAR

Do an n yap tlar ndaki evrensel düzende a las bir ba la ma ve uyu ma var: Belli ki oluruna b rak lm ve de i ik ba lar n yönetti i bir düzen de il bu. Bedenlerimizin hastal klar , nitelikleri, devletlerde, hükümetlerde de görülüyor. Krall klar, cumhuriyetler bizim gibi do uyor, geli ip parl yor ve ya lan p ölüyorlar. Bedenlerimizin gereksiz ve zararl ak tlarla doldu u oluyor: Bunlar iyi ak tlar da olabilir asl nda (çünkü hekimler sa l m z n fazla iyi olmas ndan korkarlar ve her eyimiz de i ken oldu u için derler ki sa l m z fazla parlak, fazla kanl canl oldu mu özellikle bozmal , h z n kesmeli, yoksa belli bir yerde dura kalamayan yarat l m z düzensizce ve birdenbire geriye teper i te bu a r sa l önlemek için atletlere

müshil verir ve kan al rlar bir yerlerinden). Ya da kötü ak tlar a r ço al yor ki, hastal klar n genel nedeni budur. Buna benzer bir a r ço alma yüzünden devletlerin hastaland görülür ve onlar için de

türlü müshiller kullanmak adet olmu tur. Kimi zaman büyük say da ailelere göç ettirildi, ülkenin yükünü azaltmak için; bunlar gider ba kalar n n zarar na geçinecek bir yer ararlard . te böylece bizim eski Franklar Almanya içlerinden gelip Galya'y ald lar, ilk sakinlerini kovdular; sonsuz bir insan seli böylece geli ip Brennus ve ba kalar zaman nda talya'ya akt . Gotlar, Vandallar için de, bugün Yunanistan' n ilk halk n kovup yerine oturanlar için de böyle oldu.

Bunlar kendi yurtlar n b rak p uzak uzak yerlere gittiler; ve dünyada bu göçlerin sarmad bir iki kö e kald yaln z. Romal lar

sömürgelerini bu yoldan kuruyorlard ; kendi kentlerinin a r ölçüde i ti ini görünce az gerekli halk ç kar yor, fethettikleri yerlere yolluyorlard . Kimi zaman sava lar bile bile k k rt p besledikleri de oldu: Yaln z adamlar n hep tetikte tutmak, bozulmalar n anas olan i sizli in daha kötü sonuçlar n önlemek için yapm yorlard bunu:

Et patimur longae pacis mala, saevior armis Luxuria incumbit...

Fazla uzun bir bar n dertlerini çekiyoruz Lüks, k l çtan beter eziyor bizi.

Cumhuriyetlerinden biraz kan al nmas n sa lamak, gençlerinin fazla ate lenen kanlar n serinletmek, fazla ta k n büyüyen bu a ac n dallar n biraz k salt p aralamak istiyorlard . Kartacal lar' a kar açt klar sava n nedeni buydu...

Bizim zaman m zda da böyle dü ünceler var; içimizde fazla kaynayan kan bir kom u ülkeyle yap lacak sava ta ak tmak istiyorlar; yoksa diyorlar, bedenimizi saran bu ate li ak tlar ba ka yere ak t lmad m bizi uzun süre s tma s cakl çökertirler. içinde tutup sonunda içimizden

Gerçekten de yabanc larla sava bir iç sava tan daha tatl bir belad r; ama kendi rahat m z için ba kalar n n rahat n kaç rmak da öyle büyük bir haks zl k ki bunu tanr n n ho görece ini sanmam.

Ne var ki yarat l m z n c l zl

yüzünden ister istemez iyi bir amaca

ula mak için kötü yollara ba vurmak zorunda kal yoruz. Lykurgos, gelmi geçmi yasa koyucular n en erdemlisi ve en olgunu, halk n içki dü künlü ünden korumak amac yla pek haks z bir yol bulmu ; köleleri olan Elotlar'a zorla içirtirmi ki, Ispartal lar adamlar n arapla ne durumlara dü tü ünü görüp içki dü künlü üne kar i renme duysunlar. Bundan beteri de var: Eskiden ölümün her türlüsüne hüküm giyenleri hekimlerin canl canl kesip biçmelerine izin verilirmi ki, iç organlar m z do al halinde görebilsinler. Kötü yola gitmek gerekirse bunu ruhun sa l yapmaktan daha ba için yapmak beden sa l için

lan r bir ey. Romal lar da halk yi it

yeti tirmek, tehlikeleri ve ölümü ho görmeye al t rmak için o korkunç oyunlara ba vuruyorlard . Gladyatörler herkesin gözü önünde sava yor, birbirini yaralay p öldürüyorlard :

Quid vesani aliud sibi vult ars Impia ludi

Quid mortes juvenum, qui sanguine pasta voluptas. (Prudentius)

Bundan geliyordu o ölüm oyunlar , o ç lg nl k

O kanla beslenen zevk.

Bu gelenek mparator Teodosius'a kadar sürdü. Do rusu halk n e itimi için yaman bir ibret, verimli bir ders oluyordu bu: Her gün halk n önünde yüz, ikiyüz, bin çift insan silahlan p birbirini param parça ediyordu; hem bu i i öyle sa lam bir yürekle

yap yorlard ki a zlar ndan ac kl ya da ac nd r c bir söz ç kt , bir kez s rtlar n döndükleri; rakiplerinin vuru undan sak nmak için tek korkakça hareket yapt klar bile görülmüyordu: K l ca boyun uzat yor, gö üs geriyorlard . Birçoklar ölesiye yara al nca meydan üzerinde canvermezden önce halka adam yollay p ölü lerini be enip be enmedi ini sorduruyordu. Durmadan sava p ölmeleri yetmiyor, bu i i sevinçle yapmalar gerekiyordu; o kadar ki ölüm kar s nda biraz çekingen davrand klar görülünce yuhalar, lanetler ya yordu üstlerine.

lk Romal lar bu i te hükümlüleri kullan yorlard ; ama sonralar suçsuz köleler de kullan ld . Bu i için kendilerini satan özgür yurtta lar, senatörler, Romal övalyeler, hatta kad nlar bile oldu. Çok a rd m, inanmazd m da buna, e er zaman m zdaki sava larda binlerce yabanc insan n kendilerini hiç ilgilendirmeyen bir kavga u runa kanlar n , canlar n satt klar n görmeseydim. (Kitap 2, bölüm 23)

KEND M Z NCELEME

Her konudan çok kendimi incelerim. Benim metafizi im de budur, fizi im de.

Qua deus hanc mundi temperet arte domum

Qua venit exoriens, qua deficit unde coactis

Comibus in plenum menstrua luna redit;

Unde salo superant venti, quid flamine captet

Eurus, et it nubes unde perennis aqua.

Sit ventura dies mundi quae subruat aries. (Propertius)

Bu dünya evini nas l yürütür tanr ;

Ay nas l yükselir, ufald kça ufal r;

Her ay nas l bütünlenir dolunay;

Deniz üstünde niçin bu yeller, Eurus'un getirdi i;

Nerden gelir bulutlar yapan tükenmez su,

Günü gelip y k lacaksa dünya.

Quaerite quos agitat mundi labor. (Lucianus)

Aray n, siz ki bilmek kayg s ndas n z.

Ben bu üniversite içinde kendimi bilgisizce ve kayg s zca dünyan n genel yasas na b rak yorum. Bu yasay içimde duydum mu yeterince biliyorum say l r. Benim bilmem, yolunu de i tiremez onun; benim

için de i ece i yok mu yasan n. Bunu ummak delilik, bundan derde dü mekse daha büyük bir deliliktir çünkü her yerde bir, herkes için orta mal d r bu yasa.

Yöneticinin iyili i ve gücü bizim yönetim i lerine kar mam z gerektirmeyecek kadar büyüktür.

Filozofça soru turmalar, derin dü ünmeler merak m z beslemeye yarar yaln zca. Filozoflar zaten pek hakl olarak do an n kurallar na uymay sal k verirler bize; ama bu kurallar pek o kadar yüksek bilgiler istemez. Filozoflar asl nda uzakla t r yor bu kurallar ve do an n yüzünü bize boya olarak gösteriyorlar; bu yüzden de o kadar bir örnek olan eyin türlü çe it bir sürü resimleri ç k yor ortaya...

Kendini en yal n sadelikle do aya b rakmak en ak ll ca b rakmakt r. yi yap l bir kafan n dinlenmesi için bilgisizlik ve ilgisizlik ne tatl , ne yumu ak, hem de sa l k için ne yararl bir yast k!

Cicero'yu iyi anlamaktan çok kendimi iyi anlamak isterdim. Kendi üzerimde edindi im görgü, iyi bir ö renci olsam, beni adam etmeye yeter de artar bile. Geçirdi i a r bir öfkeyi, bu azg nl n kendisine nelere götürdü ünü akl nda tutan ki i, öfkenin çirkinli ini Aristoteles'te okuyacaklar ndan daha iyi görür ve daha hakl bir nefret duyard ona kar . Göze ald , savu turdu u belalar , ne sudan nedenlerle bir durumdan ötekine geçiverdi ini akl nda tutanlar, gelecek de i ikliklere, durumlar n kavramaya haz rl kl olurlar. Caesar' n hayat ndaki ibret dersleri bizim hayat m zdakinden daha çok

de ildir. mparatorlar n olsun, halk n olsun herkesin hayat nda bütün insanl k durumlar vard r. Dinlemesini bilelim yaln z: Ne eksi imiz oldu unu kendi kendimize hep söylemekteyiz. Bir dü üncesinde kaç kez aldand n unutmam insan ne kadar budala olmal ki kendi dü üncesinden ku ku duymas n.

Herkesin kendi kendini tan mas ö üdü ne kadar önemli olmal ki bilim ve k tanr s Apollon, bize diyeceklerinin özeti olarak onu

tap na n n al nl na yazd rm . Platon bilgeli in, bu buyru u yerine getirmekten ba ka bir ey olmad n söyler. Sokrates de bunu Xenophanes diyalo unda inceden inceye do rular. Her bilimdeki zorluklar ve karanl k yan o bilime girenler bilir yaln z. Çükü bilmedi ini bilmek için bir hayli anlay olmal insanda: Bir kap n n kapal oldu unu anlamak için o kap y itmek gerekir. (Kitap 1, bölüm 13)

Ölümün bizi nerede bekledi i belli de il, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim. (Kitap 1, bölüm 20)

RUH VE BEDEN HAZLARI

Denebilir ki bence, bu dünya zindan nda, ne yaln zca ruh, ne de yaln zca beden say labilecek hiçbir ey yoktur insanda: Ve (kimi din adamlar n n ruhlar n kurtarmak için yapt klar gibi), insan bedenine i kence etmek günaht r. nsan n zevk duymas n en az ndan, ac çekmesi kadar ho görmemiz gerekmez mi akl m z kullan rsak? Azizler nefislerini körletirken ac lar n en büyü ünü duyuyorlard ;

bile ik olmalar dolay s yla beden de kat l yordu elbet bu ac ya, hiç de kendi davas olmadan. Öyle ki bedenin ac çeken ruha yaln zca kat lmas , yard m etmesiyle yetinmemi ler, ona ayr ca korkunç eziyetler etmi ler ki, ruhla beden yar rcas na insan n, çetinli i ölçüsünde kurtar c bir azaba soksun!

Bütün bunlar yetmiyormu gibi, ruhu beden hazlar ndan so utmak, bir köleyi sevmedi i bir i e zorlar gibi onu hiçbir eyden tat almamaya al t rmak haks zl k de il mi? Ruha dü en daha çok zevkleri koruyup geli tirmek, onlara kat l p kar makt r yönetim görevi ondad r çünkü. Ruhun yapaca bir ey de, bence, kendine özgü zevkleri bedene tadabilece i kadar tatt r p benimsetmek, bu zevklerin ona tatl gelmesini, yararl olmas n sa lamakt r. Çünkü, dedikleri gibi, bedenin kendi i tahlar na ruha zarar verecek ölçüde dü memesi gerekti i do rudur, ama ruhun da kendi heveslerine bedene zarar verecek ölçüde dü memesi neden do ru olmas n?

Benim pek öyle solu umu kesecek tutkular m yoktur. Benim kadar bo zaman olmayan ba kalar na cimrili in, yükselme h rs n n, kavgalar n, davalar n verdi i a k daha rahatl kla verebilirdi bana: Kendime daha iyi bakar, daha dikkatli, daha tok gözlü, daha al ml olurdum; ihtiyarl n surat asmalar ndan o biçimsiz, o zavall surat asmalar ndan korurdu beni a k; daha fazla sevip say lman n sa lam ve ak ll ca yollar n arat rd bana; ruhumu umutsuzluktan, bezginlikten kurtar p kendi kendisiyle bar t rd ; benim ya mdakilere i sizli in ve kötüle en sa l k durumunun yükledi i bir sürü s k nt l dü üncelerden, kasvetli kayg lardan uzakla t r rd beni; do an n ilgilenmez oldu u

kan m s t r, co tururdu; çökü üne do ru alabildi ine giden bu zavall insan n çenesini dik tutturur, sinirlerini biraz gerer, can na dirilik, tazelik getirirdi. Ama bu mutlulu a yeniden ermenin hiç de kolay olmad n iyi bilirim; gücümüz azal p görgümüz artt kça zevkimiz daha nazl , daha titiz oluyor az ey getirebildi imiz zaman çok ey bekliyoruz; seçilmeyi en az haketti imiz bir ya ta daha çok seçme hakk istiyoruz; kendimizi bildi imiz için de daha az at lgan, daha ku kulu oluyoruz; kendimizin ve ba kalar n n durumlar n bildi imizden, sevilece imizden emin olamay z. Kendimden utan r m kan kaynayan taptaze gençler aras nda:

Cujus in indomito constantior inguine nervus

Quam noca collibus arbor inhaeret. (Horatius)

Onlar ki kalkar dimdik genç uzuvlar

Tepeye yeni dikilmi bir fidan gibi.

Ne i imiz var o sevinç yelleri ortas nda bu dü kün halimizle?

Possint ut juvenes visere fervidi

Multo non sine risu

Dilapsam in cineres facem (Horatius)

Görsün diye mi ate li gençlik

Kahkahalarla gülerek

Bizim küllenen me alemizi.

Güç de, ak l da onlardan yana; b rakal m meydan gençlere; yar amay z onlarla.

O ye eren güzellik bu hantal ellere gelmez, kaba yollarla kazan lmaz. Çünkü, ne demi bir eski filozof, ard na dü tü ü bir körpeden yüz görmeyi iyle alay eden birisine: Dostum peynirin bu kadar tazesini olta s rm yor!

A k, kar l kl duyumlar, uyumlar isteyen bir ili kidir. Ba ka zevkleri insan ayr cinsten türlü kar l klar ödeyerek elde edebilir; ama bunda ald n parayla ödemek zorundad r. (Kitap 3, bölüm 5)

DO AYA UYMA

Adetlerimizde, al kanl klar m zda, davran lar m zda her türlü gariplik ve ayk r l klardan kaç nmal y z; bunlar insan ba kalar ndan ay ran, insanl ktan ç karan eylerdir. skender'in saray naz n Demophonos güne te titrer, gölgede terlermi ; böyle bir yarat l a kim sinirlenmez? Ben öylelerini gördüm ki, elma kokusuna Azraili ye lerler, fare dediniz mi ödleri kopar; kaymak gördüler mi mideleri bulan r. Germanicus horoz görmeye, horoz sesi i itmeye

dayanamazm . Bu gariplikler insan n içindeki gizli bir dertten do abilir; ama, erkenden çaresine bak l rsa, bunlar n önüne geçilebilir san r m. Ben, kendi hesab ma, bunlardan, gördü üm e itim yoluyla kurtuldum; ama bu i pek kolay olmad . imdi, biradan ba ka, her türlü yiyecek içece e i tah m aç kt r. Vücut daha k vrakken, bütün al kanl klara, gereklere göre e ilip bükülmektedir. Bir delikanl , i tah n n ve iradesinin dizginlerini tutabilmek ko uluyla, b rak n her ulustan, her çe itten insanlar ve ahbaplarla dü sün kalks n; hatta, gerekirse, ta k nl k, serserilik de etsin; herkes gibi yeti sin, her eyi yapabilsin, ama yaln z iyi eyleri severek yaps n. Kallisthenes'in, Büyük skender kadar içmeye raz olmay p bu yüzden kral n gözünden dü mesini filozoflar bile iyi görmemi lerdir. nsan kral ile gülüp e lenmeli, cümbü etmeli. Hatta ben bir delikanl n n cümbü lerde arkada lar ndan daha canl , daha dayan kl olmas n isterim. nsan kötü eyleri, bilmedi i, beceremedi i için de il, can istemedi i için yapmamal .

Multum interest utn m peccare aliquis nolit aut nesciat. (Seneka)

Kötülük etmeyi istememek ba ka, bilmemek ba kad r.

Fransa'da her türlü ta k nl ktan uzak kalm bir baya, kibar bir mecliste: Kral' n Almanya'daki i lerini görürken, kaç kez sarho olmak zorunda kald n z? diye sordum; bunu iltifat olsun diye sormu tum, o da öyle ald ve üç defa sarho oldu unu söyleyerek üçünün de hikâyesini anlatt . çki içmemek yüzünden Al nanlar aras nda çok s k nt çekmi olanlar bilirim. Alkibiades'in bulunmaz

yarat l na hayran oldu umu çok kez söylemi imdir. Alkibiades hiç sa l bozulmadan her türlü hayata kolayca girer, ç kar gün olur

ranl lar'dan daha süslü, daha görkemli, gün olur Lakedemonyal lar'dan daha içine kapal , daha tok gözlüdür Isparta'da her zevke perhiz, onia'da her zevke dü kündür.

Omnis Aristippum decuit color, et status, et res. (Horatius)

Aristippos'a her k l k, her baht yak r. (Kitap 1, bölüm 26)

NSAN AKLI

Belki öteki varl klarda görüldü ü gibi, insanlar için de do al yasalar vard r; ama bizde kaybolup gitmi tir; çünkü u mübarek insan akl her yere kar p düzen vermeye, komuta etmeye kalkm , dünyan n yüzünü kendi büyük iddialar , karars z görü leriyle buland rm , karmakar k etmi .

Nihil itaque amplius nostrum est quod nostrum dico artis est. (Cicero)

Gerçekten bizim olan hiçbir ey kalmam t r; bizim dedi imiz, yapma bir eydir.

nsanlar her eyi ba ka ba ka gözler, ba ka ba ka dü üncelerle görürler: Dü ünce ayr l klar n n as l nedeni budur. Ayn eyin bir ulus bir yüzüne, bir ulus ba ka bir yüzüne bakar ve o yüzünde durur. Bir insan n babas n yemesinden daha korkunç bir ey dü ünülemez;

ama eskiden baz kavimlerde bu adet varm , hem de bunu sayg ve sevgilerinden yaparlarm ; isterlermi ki ölü böylelikle en uygun, en onurlu bir mezara gömülsün; vücutlar ve an lar içlerine, ta iliklerine yerle sin; babalar sindirme ve özümleme yoluyla kendi diri bedenlerine kar p yeniden ya as n. Böyle bir bo inanc iliklerinde ve damarlar nda ta yan insanlar için, anas n babas n topraklarda çürütüp kurtlara yedirmenin en korkunç günahlardan biri say laca n kestirmek zor de ildir.

Lykurgos h rs zl a bir taraftan bakm ; kom usunun mal n habersizce a ran bir adam n gösterdi i çevikli e, çabuklu a, cüret ve ustal a de er vermi ; herkesin kendi mal n daha iyi korumaya çal mas da ulus için hay rl olur diye dü ünmü ; hem sald rmay , hem korunmay ö reten bu iki taraf n e itimi askerlik bak m ndan yararl görmü ; ulusuna vermek istedi i ba l ca bilgi ve de er de askerlik oldu u için, ba kas n n mal n çalmaktan do acak olan kar kl klar , haks zl klar hesaba katmam .

Kral Dionysios, Platon'a, ran i i, uzun, damal ve kokulu bir elbise hediye etmi . Platon: Ben erke im; kad n elbisesi giymek istemem, diyerek almam ; ama Aristippos alm ve demi ki: nsan ne giyerse giysin, erkekse yine de erkektir... Yine Dionysios Aristippos'un yüzüne tükürmü : Aristippos ald rmam . Dostlar bu küçüklü ünü yüzüne vurdu u zaman, onlara: Ne olur? demi , bal kç lar da ufac k bir bal k tutmak için tepeden t rna a deniz suyu ile slanmaya pekala katlan yorlar. Diogenes lahanalar n y karken, yan ndan geçen Aristippos'a: «Lahana ile ya amas n bilseydin, bir zalime dalkavukluk

etmezdin» demi , o da ona: « nsanlar aras nda ya amay bilseydin, böyle lahana y kamazd n, diye cevap vermi . Bak n ak l ayr ayr görü leri insana nas l kabul ettiriyor. ki kulplu bir çömlek, ister sa ndan tut, ister solundan.

Bellum, o terra hospita, portas;

Bello armatur equi, bellum haec armento minantur.

Sed tamen iidem olim curru succedere sueti

Quadrupedes, et frena jugo concordia ferre;

Spes est pacis. (Virgilius)

Bana mesken olan toprak,

Sende sava belirtileri var.

Sava a haz rlan yor bu sürüler, bu atlar.

Ama biz bunlar n sabana ko uldu unu da gördük

Ayn boyundurukta yürüdüklerini de;

Bar umudumuz yok olmu de il yine.

Solon'a o lunun ölümünde, güçsüz ve yarars z gözya lar dökmenin do ru olmad n söylemi ler; Güçsüz ve yarars z olduklar için dökülmeleri daha iyi ya! demi . Sokrates'in kar s : Ah! bu insafs z yarg çlar! seni haks z yere öldürüyorlar diye a lay p s zlan rken, Sokrates: Ya hakl olarak öldürseler daha m iyi olurdu? demi . Biz kulaklar m z süs için deleriz; Yunanl larda ise bu, kölelik belirtisiydi. Biz kar lar m zla gizli gizli sevi iriz; Amerika yerlileriyse bu i i uluorta yaparlarm . skitler yabanc lar tap naklar nda kesip kurban ederlermi ; ba ka kavimlerde ise tap na a girene dokunulmaz.

Inde forur vulgi, quod numina vicinorum

Odit quisque locus, cum solos credat habendos

Esse deos quos ipse colit. (Juvenalis)

Böyle azg nl klar vard r halk n;

Her ülke nefret eder kom usunun tanr lar ndan

Ve inan r gerçekli ine yaln z kendi tanr lar n n. (Kitap 2, bölüm 12)

C NSEL YANIMIZ

Tanr lar, der Platon, bize buyruk dinlemez ve zorba bir organ vermi ler. Azg n bir hayvan gibidir bu organ, amans z i tah yla her eyi kendine kul etmeye kalk r. Kad nlarda da öyle obur, doymak

bilmez bir hayvand r o; zaman nda yiyece i verilmezse deliye döner, beklemek bilmez, bedenlerini kudurtur, damarlar n t kar, soluklar n keser, türlü dertlere yol açar, ta ki ortak arzunun meyvesini içlerine çeksinler, rahimlerinin dibi bol bol sulanm , tohumlanm olsun.

Yasa koyucular m z bunu böylece bilip ona göre gere ini dü ünmelidirler: Cinsel gerçe in erkenden ö retilmesi daha iffetli ve daha verimli olmas n sa lar, yoksa herkes onu hayal gücünün keyfine ve ate ine göre bulmaya kalkar. Kimi kad nlar, arzu ve umut pe inde, gerçe in yerine ondan kat kat daha acayip, olmayacak eyler koyarlar. Platon bunlar dü ünmemi midir kad n erkek, ya l genç her kesin cimnastik yaparken birbirini ç plak görmesini isterken? Erkekleri hep ç plak gören K z lderili kad nlar hiç olmazsa göz duygular n so utmu oluyorlar. Büyük Peru Krall nda kad nlar bellerinden a a s na önü y rtmaçl bir kuma sararlar; öyle dard r ki bu etek, ne kadar edepli olmak da isteseler, her ad m at lar nda edep yerleri gözükür. Gerçi kad nlar n bunu erkekleri kendilerine çekmek için yapt klar n , çünkü o ülkede erkeklerin kendi cinslerine dü kün oldu unu söylerler; ama u da denebilir ki, bunu yapmakla kaybettikleri kazand klar ndan fazlad r, çünkü tam bir açl k, hiç de ilse gözle doyurulan bir açl ktan daha zorludur. Livia da der ki, namuslu bir kad n için ç plak bir erkek bir resimden fazla bir ey de ildir. Lakedemonyal kad nlar, ki evliyken bizim k zlar m zdan daha bakireydiler, her gün ehirlerinin delikanl lar n ç plak güre ir, yar rken görüyorlard ; kendileri de yürürken bacaklar n kapamaya pek önem vermiyorlard ; çünkü, Platon'un dedi i gibi namuslar , uzun eteksiz, yeterince örtüyordu onlar . Ama Augustinus'un sözünü etti i

birtak m adamlar ç plakl

öyle ak l d

bir ba tan ç karma gücü

olarak görmü ler ki, kad nlar n mah er günü kendi cinsellikleriyle mi, yoksa, o kutsal ülkede bizi ba tan ç karmamak için, erkek olarak m dirileceklerinden ku kuya dü mü ler!

Kad nlar türlü yollardan aldat p azd r yoruz, k sacas . Durmadan hayallerini co turuyor, dürtüklüyoruz, sonra da di iliklerine lanet okuyoruz. Do rusunu söyleyelim: Biz erkeklerin hemen hepsi kendi günahlar ndan çok kar s n n günahlar ndan gelecek ay ptan korkar, kendi vicdan ndan çok kar s n n vicdan üstüne titrer (Aman ne fedakarl k!); tek kar s ondan daha iffetli kals n da h rs z olmaya, yemin bozmaya, kar s n n adam öldürmesine, aforoz edilmesine raz d r herkes...

Kötülükleri ne haks zca de erlendirmek bu! Kad nlar da biz de cinsel ta k nl ktan daha zararl , daha insanl k d binbir ahlaks zl a

dü ebiliriz; ama kötülükleri do aya göre de il kendi ç kar m za göre ölçüyoruz, bu yüzden de tutars z türlü biçimler al yor kötülükler. Ahlak kurallar m z n sertli i kad nlar n cinsel dü künlü ünü do al niteli ini a an daha azg n, daha sap k bir hale getiriyor ve böylece dü künlü ün sonuçlar nedenlerinden daha kötü oluyor. Bilinem Caesar' n, skender'in kazand klar sava lar daha m çetin olmu tur genç ve güzel bir kad n n, bizim gibi beslenen, gün na, dünyaya

aç lan, bunca ters örnekler gördükçe gören, durmadan azg n sald r lara u rayan bir kad n n iffetini savunmas ndan! Hiçbir ku atma bu dayatmadan daha netameli, daha çetin olamaz. Ömür boyunca z rh ta mak bir bakirelik perdesini ta maktan daha kolayd r

ve bakireli ini tanr ya adamak fedakarl klar n en zoru oldu u için en yücesi say l r. Diaboli virtus in lumbust est, eytan n gücü beldedir, der Ermi Hieronimus. (Kitap 3, bölüm 5)

NSANIN DURUMU

Benim i im gücüm kendimi incelemek: Yapacak ba ka i im de yok zaten. Bak yorum da öyle çürük taraflar m var ki söylemeye zor var yor dilim. Sa lam oturakl neyim var? Her an sendeleyip dü ebilirim. Gözlerim bir öyle görüyor, bir böyle. Açken ba ka adam m sanki, yemekten sonra ba ka. Keyfim yerindeyse, hava da güzelse kötü ki i de ilim: Ama bir nas r can m yakmaya görsün, as k suratl , aksi, yan na yakla lmaz bir adam olurum. Ayn at n yürüyü ü bir rahat gelir bana, bir rahats z; ayn yolu bir uzun bulurum, bir k sa; ayn biçim bir ho uma gider, bir z dd ma. Bir gün her i e yatk n m, bir ba ka gün hiçbir ey gelmez elimden. Bugün sevindi im eye yar n üzülebilirim. çimde durmadan de i en, ele avuca s mayan bir sürü duygu. Kara kara dü ünceler, derken bir öfke; a lamakl bir haldeyken, birdenbire ta k n bir sevinç. Kitaplar kar t r rken bakar m, dün içinde türlü güzellikler buldu um, oldukça co tu um bir yer bugün bir ey demez olmu bana: Eviririm, çeviririm, oras n buras n okurum, nafile: O sayfalar bo alm , yabanc la m t r art k benim için.

Kendi yaz lar mda bile her zaman, ilk duydu um dü ündü üm eyleri bulamam. Burada ne demek istemi im acaba derim; de i tiririm çok kez ve yitirdi im ilk anlam n yerine ondan de ersiz

bir yenisini koydu um olur. Ayn yolda bir gider bir gelirim: Dü üncem her zaman ileri götürmüyor beni; bir o yana, bir bu yana yalpal yor, geli igüzel:

. . . Velut minuta magno

Deprensa navis in mari vesaniente vento. (Catullus)

. . . Hafif bir tekne gibi

Azg n f rt nan n denizde bast rd .

Çok kez ba ma gelmi tir: Oyun olsun diye kendi dü üncemin tam tersini savunay m derken kafam o tarafa öylesine kendini vermi , ba lanm t r ki, kendi dü üncemi yersiz bulmaya ba lay p b rakm md r. E ildi im yere sürükleniveriyorum: A rl m beni ondan yana dü ürüyormu gibi.

Kendi içine bakan herkes de bunlar söyleyebilir, a a yukar . Kürsüde konu anlar bilir: Konu urken duyduklar heyecan onlar inanmad klar eye inand r r. So ukkanl , sakin zaman m zda hiç de ba l olmad m z bir dü ünceyi öfkeli anlar m zda nas l benimser, ne candan, ne ta k nca savunuruz. Bir avukata davan z anlat n yaln zca: Size ikircikli, karars z laflar eder: Bakarsan z bu adam sizin hakk n z da savunabilir, kar taraf n da. Ama bol para verin, davan za bir tutulsun, sizi kazand rmak o zaman nas l akl da, bilgisi de sizden yana olur, hem de ne co kunlukla. Kafas nda birdenbire do runun

im e i akm , yepyeni istesin: Bak n bir

kla ayd nlanm , davan za

gerçekten inanm , ba lanm t r. Öyleleri vard r ki, dostlar aras nda serbestçe dü ünürken k llar n k p rdatmayan bir dü ünce u runa, mahkemede, yarg c n sertli ine içerleyerek, inada kap larak, ya da öhretlerini yitirmek korkusuyla ate alev kesilirler. (Kitap 2, bölüm 12)

ÖZGÜRLÜK ÜSTÜNE

Özgürlü e öyle dü künüm ki, koca Hindistan' n bir kö esini bana yasak etseler dünyan n tad kaçar neredeyse. Hiçbir yerde sakl , eli kolu ba l ya amak da istemem, orada pineklemektense al r ba m havas , topra bana aç k bir yere giderim. Hey Allah m! çekilir ey midir ülkenin bir buca na çivilenip kalmak? Niceleri, yasalar m za ayk r l k ettiler diye kentlere, alanlara herkesin gidip geldi i yollara u rayamadan ya ayabiliyorlar. Benim hizmet etti im yasalar küçük parma m bile köle etmeye kalksalar, nereye olsa gider ba ka yasalar arard m. (Kitap 3, bölüm 13)

Cimrilik bütün insan deliliklerinin en gülüncüdür. (Kitap 1, bölüm 14)

MUTLULUK

Büyük skender'in dalkavuklar onu, Zeus'un o lu oldu una inand rm lar. Bir gün yaralan p da yaras ndan kan akt n görünce: Buna ne diyeceksiniz, bakal m? demi ; k pk z l, mis gibi insan kan

de il mi bu? Homeros'un destanlar nda tanr lar n yaras ndan akan kan hiç de böyle de ildir. air Hermodoros, Antigonos'u öven iirlerinde, ona güne in o lu diyormu . Antigonos: Otura m döken adam benim güne in o lu olmad m çok iyi bilir, demi . nsan her yerde hep o insand r; ve bir insan n özünde soyluluk olmad m , dünyan n tac n giyse yine ç plak kal r.

Puellae Hunc rapiant

Quicquid calcaverit hiç, rosa fiat. (Persius)

K zlar alsa çevresini

Güller bitse bast

yerde.

Ruhu kaba ve duygusuz olan için, bütün bunlar neye yarar? nsan n sa l ve dü üncesi yerinde de ilse, hazdan, mutluluktan da bir ey

anlamaz.

Heac perinde sunt, ut illius animus qui ea possidet

Qui uti scit, ei bona, illi qui non utitur recte, mala. (Terentius)

Sahibine göre de i ir bir eyin de eri

Zarar görürse kötüdür, yarar görürse iyi.

Talih insana bütün nimetlerini verse, onlar tadabilecek bir ruh gerekir. Bizi mutlu eden, bir eyin sahibi olmak de il, tad na varmakt r.

Non domus et fundus, non aeris acervus et auri

Aegrosto domini deduxit corpore febres,

Non animo curas: valea possesor oportet,

Qui comportatis rebus bene coqitat uti.

Qui cupit aut metuit, ivuat illum sic domus aut res,

Ut lippum pictae tabulae, formenta podagram. (Horatius)

Ev, mal, mülk, y nla tunç ve alt n;

Yaras na merhem olmaz

Vücudunda, ruhunda dert olan adam n.

Eldeki nimetleri tadabilmesi için

Keyfi yerinde olmal insan n.

Ev bark neye yarar dertli, korkulu olana

Gözleri çipilli olan ne yaps n tabloyu,

Damlal hasta neden gitsin hamama?

Nas l dili pas tutmu bir adam Yunan arab n n tad ndan bir ey anlamazsa, nas l bir at üzerindeki zengin ko umlar n fark nda olmazsa, vurdumduymaz, zevksiz bir ahmak da içinde ya ad nimetlerin tad na varamaz. Platon da der ki: Sa l k, güzellik, güç, zenginlik ve bütün bu iyi dedi imiz eyler insan n do rusuna ne kadar yara rsa, e risine de o kadar yara maz; kötü dedi imiz eyler de tersine.

Ruhta ve bedende rahatl k olmad kça, dö ek rahat olmu neye yarar? Vücudumuza bir i ne, ruhumuza bir dert girdi mi, dünyalar bizim de olsa rahat m z kaçar. Kum sanc lar bir ba lad m , insan ne kadar devletli, ha metli de olsa, tac n , taht n , saraylar n unutmaz m ?

Totus et argento coMlatus, totus et auro. (Tibullus)

Alt na, gümü e gömülü de olsa.

Bir kral öfkelendi i zaman, krall

onu k zarmaktan, sararmaktan,

deli gibi di lerini g c rdatmaktan koruyabilir mi? Kral, kafal ve iyi yarat l l bir adamsa mutlulu una krall n n katt ey pek azd r:

Si ventri bene, si lateri est pedibusque tuis, nil

Divitiae poterunt regales addere maius. (Horatius)

Miden iyi, ci erlerin ayaklar n sa lamsa

Krallar n hazineleri, daha fazla mutlu edemez seni.

Tac n taht n yalanc , aldat c eyler oldu unu görür; hatta belki de kral Seleukos gibi dü ünerek der ki: Hükümdar asas n n ne kadar a r oldu unu bilen, onu yolda bulsa, elini sürmez, geçer. Seleukos bununla, iyi bir krala dü en ödevlerin ne büyük, ne ezici oldu unu söylemek istiyordu. Gerçekten, ba kalar n düzene sokmak az i de ildir kendi kendimize düzen vermenin ne kadar güç oldu unu biliriz. nsanlara komuta etmek pek rahat bir i gibi görünür ama ben kendi hesab ma, insan kafas n n ne kadar güçsüz, yeni ve belirsiz eyler aras nda do ruyu bulman n ne kadar güç oldu unu gördükten sonra u kan ya vard m ki, ba kalar n n ard ndan gitmek önde gitmekten çok daha kolay, çok daha ho tur. Çizilmi bir yolda yürümek ve yaln z kendi hayat ndan sorumlu olmak ruh için büyük bir rahatl kt r.

Ut satius multo iam sit parere quietum,

Quam regere imperio res velle. (Lucretius)

Öyleyse sessizce boyun e mek

Devletin dümenini tutmaktan iyidir.

Kald ki, Keyhusrev'in dedi i gibi, insan n komuta etmeye hakk olmas için komuta ettiklerinden daha de erli olmas gerekir. Ama Ksenophanes'in anlatt na göre, kral Hieron daha ileri giderek diyor ki: Krallar beden hazlar n bile herkes kadar tadabilecek halde de ildirler, çünkü rahatl k ve kolayl k onlara bu hazlardan bizim duydu umuz ac yla kar k tad , mayho lu u tatt rmaz.

Pinguis amor nimiumque potens, in taedia nobis

Vertitur, et stomacho dulcis ut esca nocet. (Ovidius)

Fazla yüz bulan, her dedi ini yapt ran a k bezginlik verir;

yi bir yeme i fazla kaç rmak da mideyi bozar.

Bolluk kadar insan s kan, usand ran ey yoktur. Kar s nda üç yüz kad n birden buyru una haz r gören bir adamda istek mi kal r? Büyük Sultan' n (Osmanl padi ah ; belki Kanuni Sultan Süleyman.) saray nda öyle imi . Onun atalar ndan biri de ava giderken beraberinde en az yedi bin ahinci götürürmü ; böyle bir av n anlam ve tad acaba neresinde idi? (Kitap 1, bölüm 42)

ÖLÜM

Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin.

Sokrates'e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: Do a da onlar ! demi .

Bütün dertlerin bitti i yere gidece iz diye dertlenmek ne budalal k! Nas l do u umuz bizim için her eyin do u u olduysa, ölümümüz de her eyin ölümü olacak. Öyle ise, yüz y l daha ya amayaca z diye a lamak, yüz y l önce ya amad m za a lamak kadar deliliktir. Ölüm ba ka bir hayat n kayna d r. Bu hayata gelirken de a lad k, eziyet çektik; bu hayata da eski eklimizden soyunarak girdik.

Ba m za bir kez gelen ey büyük bir dert say lamaz. Bir anda olup biten bir ey için bu kadar zaman korku çekmek ak l kar m d r? Ölüm uzun ömürle k sa ömür aras ndaki ayr m kald r r çünkü ya amayanlar için zaman n uzunu k sas yoktur. Aristo, Hypanis rma n n sular üstünde bir tek gün ya ayan küçük hayvanlar bulundu unu söyler. Bu hayvanlardan, sabah n saat sekizinde ölen genç, ak am n be inde ölen ya l ölmü say l r. Bu kadarc k bir ömrün bahtl s n , bahts z n hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzlu un yan nda, da lar n, rmaklar n, y ld zlar n, a açlar n, hatta baz hayvanlar n ömrü yan nda bizim hayat m z n uzunu, k sas da o kadar gülünçtür... Do a bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: «Bu dünyaya nas l geldiyseniz, öylece ç k p gidin. Ölümden hayata geçerken duymad m z kayg y , hayattan ölüme geçerken de duymay n. Ölümünüz varl k düzeninin, dünya hayat n n ko ullar ndan biridir.

Inter se mortales mutua viviunt

Et quasi oursores vitae lampada tradunt. (Lucretius)

nsanlar ya atarak ya ar birbirini

Ve hayat me alesini, birbirine devreder ko ucular gibi.

Hayat bir i inize yaramad ysa, bo u bo una geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha ya ay p da ne yapacaks n z?

Sizin hat r n z için evrenin bu güzel düzenini de i tirecek de ilim ya? Ölmek, yarat l n z n ko uludur ölüm sizin mayan zdad r: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmakt r. Sizin bu tad n ç kard n z varl kta hayat kadar ölümün de yeri vard r. Dünyaya geldi iniz gün bir yandan ya amaya, bir yandan ölmeye ba lars n z.

Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit. (Seneka)

Bize verdi i hayat kemirmeye ba lar ilk saatimiz.

Nascentes morimur, finisque ab origine pendet. (Manllius)

Do umla ölüm ba lar son günümüz ilkinin sonucudur:

Ya ad m z her an, hayattan eksilmi , harcanm bir and r.

Ömrünüzün her günkü i i, ölüm evini kurmakt r. Hayat n içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan ç k nca ölümden de ç km

oluyorsunuz. Ya da öyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana etti i ise, ölmü olana etti inden daha ac , daha derin, daha can yak c d r.

Hayattan edece iniz kar ettiyseniz, doya doya ya ad ysan z, güle güle gidin.

Cur non ut plenus vitae conviva recedis?

Cur amplius addere quaeris

Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne. (Lucretius)

Niçin hayat sofras nda, karn doymu bir ça r l gibi kalk p gidemiyorsun?

Niçin günlerine, yine sefalet içinde ya anacak; yine bo una geçip gidecek ba ka günler katmak istiyorsun?

Hayat kendili inden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyili i, kötülü ü katan sizsiniz.

Bir gün ya ad ysan z, her eyi görmü say l rs n z. Bir gün bütün günlerin e idir. Ba ka bir gündüz, ba ka bir gece yok ki. Atalar n z n gördü ü, torunlar n z n görece i hep bu güne , bu ay, bu y ld zlar, bu düzendir.

Non alium videre patres:

Aliumve nepotes Aspicient. (Lucretius)

Babalar n z ba ka türlüsünü görmedi.

Torunlar n z ba ka türlüsünü görmeyecek.

Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir y lda oynan r, biter. Dört mevsiminin nas l geçti ine bir bakarsan z, dünyan n çocuklu unu, gençli ini, olgunlu unu ve ya l l n onlarda görürsünüz. Dünyan n oyunu bu kadard r. Mevsimler bitti mi, yeniden ba lamaktan ba ka bir marifet gösteremez. Bu hep böyle gelmi , böyle gidecek.

Versamur ibidem atque insumus usque. (Lucretius)

nsan kendini saran çemberin içinde döner durur.

Atque in se sua per vestigia volvitur annus. (Virgilius)

Y l hep kendi izleri üstünde dolan r.

Dünyay size b rak p gidenler gibi, siz de ba kalar na b rak p gidin. Hep e it olu unuz benim adaletimin esas d r. Herkesin ba l oldu u

ko ullara ba l olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar ya arsan z ya ay n, ölümde geçirece iniz zaman de i tiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir. Be ikte iken ölseydiniz, o korktu unuz mezar n içinde yine o kadar zaman kalacakt n z.

Licet, quod vis vivendo vincere secla,

Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit. (Lucretius)

Kaç yüzy l ya arsan z ya ay n,

Ölüm yine sonsuz olacakt r.

Zaten ben sizi öyle bir hale koyaca m ki, art k hiçbir ac duymayacaks n z.

In vera nescis nullum fore morto alium te.

Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque jacentem. (Lucretius)

Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra ba ka bir benli iniz sa kal p sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün ba ucunda durup a lamayacak?

Bu doymad n z hayat art k aramaz olacaks n z:

Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit.

Nec desiderium nostri nos afficit ullum. (Lucretius)

O zaman ne hayat arar z; ne de kendimizi;

Varl m zdan hiçbir eye özlemimiz kalmaz.

Hiçten daha az bir ey olsayd , ölüm hiçten daha az korkulacak bir eydir denebilirdi:

Mufto mortem minus ad nos esse putandum

Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus. (Lucretius)

Ölüm size ne sa ken kötülük eder, ne ölüyken; sa ken etmez, çünkü hayattas n z; ölüyken etmez, çünkü hayatta de ilsiniz.

Hiç kimse ya am ndan önce ölmü say lmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin de ildir: Ondan da bir ey yitirmi olmuyorsunuz.

Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas

Temporis aeterni fuerit. (Lucretius)

Bizden önce geçmi zamanlar dü ün

Bizim için onlar yokmu gibidir.

Hayat n z nerede biterse, orada tamam olmu tur. Hayat n de eri uzun ya anmas nda de il, iyi ya anmas ndad r: Öyle uzun ya am lar var ki, pek az ya am lard r. unu anlamakta geç kalmay n: Doya doya ya amak y llar n çoklu una de il, sizin gücünüze ba l d r. Her gün gitti iniz yere hiçbir gün varmayaca n z m san yorsunuz? Avunabilmek için e dost istiyorsan z, herkes de sizin gitti iniz yere gitmiyor mu?

Omnia te vita perfuncta sequentur. (Lucretius)

Ömrün bitince, her ey de seninle yok olacak.

Herkes ayn ak n içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte ya lanmayan bir ey var m ? Sizin öldü ünüz anda binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce ba ka varl k daha ölmüyor mu?

Madem geri dönemezsiniz, niçin kaç n yorsunuz? Birçok insanlar n ölmekle, dertlerinden kurtuldu unu görmü sünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü oldu unu gördünüz mü? Kendi görmedi iniz, ba kas ndan da duymad n z bir eye kötü demek ne büyük safl k! Niçin benden ve kaderken yak n yorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldü ünüz zaman ya n z doldurmam da olsan z, hayat n z doldurmu oluyorsunuz.

nsan n küçü ü de büyü ü gibi bir insand r. nsanlar n ne kendileri ne de hayatlar ar nla ölçülemez. Khiron, babas Saturnus'tan, zaman ve süre tanr s ndan, ölümsüzlü ün ko ullar n ö renince ölümsüz olmak istememi . Sonsuz bir hayat n ne çekilmez olaca n bir dü ünün.

Ölüm olmasayd sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz. Hayat n za, mahsus biraz ac l k katt m; ne hayattan ne de ölümden kaçmaks z n benim istedi im bir ölçüyle ya ayabilmeniz için hayata ve ölüme tatl ile ac aras nda bir k vam verdim.

lk bilgeniz olan Thales'e, ya amakla ölmenin bir oldu unu ö rettim. Birisi ona: Madem ya amak bo niçin ölmüyorsun? diye sormu , o da: kisi bir de onun için, diye cevap vermi .

Su, hava, toprak, ate ve benim bu yap m n di er bütün ö eleri hem ya aman za hem ölmenize yol açarlar. Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir i görmüyor ki! Yorgunlu u yapan son ad m de ildir son ad mda yorgunluk yaln zca ortaya ç kar. Bütün günler ölüme gider son gün var r.»

te do a anam z n bize verdi i güzel ö ütler... Çok kez dü ünmü ümdür: Acaba niçin sava larda kendi ölümümüz de, ba kalar n n ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasayd ordu hekimlerle, a lay p s zlayanlarla dolard . Acaba niçin ölüm her yerde ayn oldu u halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlan rlar? Ben öyle

san yorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylar yla, as k suratlarla ölüme verdi imiz korkunç durumdur... Çocuklar sevdiklerini bile maske takm görünce, korkarlar. Biz de öyle. nsanlar n ve her eyin yüzünden maskeyi ç kar p atmal y z. (Kitap 1, bölüm XX)

YA AYAN ÖLÜLER

Bir yasa vard r, hükümdarlar n gördükleri i lerin ölümlerinden sonra yarg lanmas n ister; ölülerle ilgili yasalar aras nda bana en sa lam görünenlerden biri budur. Hükümdar yasalar n sahibi de ilse bile yol arkada d r. Adaletin, sa ken kendisine vurmad yumru u ününe ve

mirasç lar na kalan servete vurmas hakl d r. Ün ve mal çok kez hayattan üstün tutulan eylerdir. Bu yasay töre haline sokmu olan uluslar yarar n görmü lerdir. Kötü krallarla bir arada an lmak istemeyen bütün iyi krallar da bu yasadan ho nutturlar. Bütün krallar n buyru unu dinlemek boynumuzun borcudur; çünkü gördükleri i gere i bunu bizden istemeye haklar vard r ama sayg ve sevgimizi ancak de erleriyle kazanabilirler. Toplumun düzeni bozulmas n diye sabredelim, kusurlar n saklamak küçüklü üne katlanal m; zararl olmayan i lerde, bize dü en yard m edelim; bunu anlar m. Ama ödevimiz bitince, adalet ve özgürlük ad na, gerçek duygular m z anlatmal y z; kusurlar n çok iyi bildi imiz bir krala dürüst vatanda olarak, nas l ba l kald m z göstermeliyiz. Bunu yapmazsak, gelecek ku aklar çok yararl bir dersten yoksun etmi oluruz. Kötü bir kral , bize iyilik etti i için hay rla anarsak, büyük bir do rulu un zarar na küçük bir do rulu a hizmet etmi oluruz. Titus Livius'un

dedi i do rudur: Krallar n ekme ini yemi olanlar, onlar hep ölçüsüz övgülerle anarlar her biri kendi kral n göklere ç kar r, en büyük de erleri onda görür...

Toplum düzenleri o kadar sa lam olan Lakedemonyal lar' n pek yapmac k bir törenleri vard r, hiç ho uma gitmez. Krallar n ölümünde halk her tarafta, kad n erkek karmakar k, al nlar n kanat r, ba ra ça ra a la r, ölen kral n, krallar n en iyisi oldu unu söylermi . Her eyi kurcalayan Aristoteles, Solon'un: Kimseye ölümünden önce mutlu denemez, sözü üzerinde duruyor ve iyi ya am iyi ölmü insan, ad kötüye ç karsa, çolu u çocu u yoksullu a dü erse, mutlu say labilir mi diye soruyor. Ya ad m z sürece gönlümüzün istedi ini yapabiliyoruz; ama hayattan ayr l nca art k kendimizle hiçbir ili i imiz kalm yor. Solon'a öyle demek daha do ru olurdu: Mademki insan ancak öldükten sonra mutlu say labilir, öyleyse hiçbir zaman mutlu olamaz.

Bertrand du Glesquin, Rancon atosunu ku att

s rada ölmü .

atodakiler, teslim olunca, atonun anahtarlar n Bernand du Glesquin'in cesedi üstüne koymaya zorlanm lar.

Venedik ordusunun komutan Berthelemy sava ta ölünce cesedini Venedik'e götürmek için dü mandan Verona topraklar ndan geçme iznini istemeyi dü ünmü ler; ama Theodore Trivolce buna raz olmam ; Verona'dan cesedi sava arak zorla geçirmi ; «Hayat nda dü mandan hiç korkmam bir adam n ölü iken korkar gibi görünmesi do ru olmaz, demi .

Eski Yunan yasalar na göre de dü mandan bir ölüyü gömmek için geri istemek zaferden vazgeçmek olur, o zaferle art k övünülemezmi . Bu i te kazanan yaln z cesedi istenen adam olurmu . Korinthoslular' apaç k yenmi olan Nikias, zaferi bu yüzden yitiriyor. Agesilaos da tersine Beotia'l lara kar zor kazanabilece i bir zaferi bu yüzden kazan veriyor.

Bu adetler bize garip görünüyor ama insanlar her ça da, kendilerini hayat n ötesinde de dü ünmekten geri kalmam lar, hatta Tanr yard m n n kendilerinden kalacak parçalara bile inmeye devam edece ine inanm lard r ki uzun boylu anlatmaya gerek görmüyorum. ngiltere kral Edward, skoçya kral Robert'le giri ti i sava larda kendi bulundukça i lerin hep iyi gitti ini, sava n mutlaka kazan ld n denemi . Ölürken o luna törenle yemin ettirmi ki, cesedini kaynatacak; etini kemi inden ay racak; etini gömecek, kemiklerini saklay p her skoçya'ya sava a gitti i zaman yan nda götürecek.

Baz Amerika yerlileri spanyollara kar sava rken üzerlerinde, vaktiyle zafer kazanm yi itlerinden birinin kemiklerini ta rlarm . Baz lar da sava ta ölmü yi itlerinin cesedini her gittikleri yere götürür, onunla bahtlar n n daha aç k olaca na, ondan cesaret alacaklar na inan rlarm .

lk örneklerde ölüm, insanlar n hayatta iken gördükleri i lerin ününü sürdürmekle kal yor: Son ömeklerde ise ölüler, i görme gücünü

yitirmiyorlar. Kahraman Bayard' n yapt kur unlardan ölece ini anlad

hepsinden iyi: Yedi i

halde, geriye çekilmesini

ö ütleyenleri dinlememi , ölüme giderken s rt m dü mana çevirmek istemem demi ; gücü yetti i kadar sava p attan dü ecek hale gelince yaverinden kendisini bir a aca dayamas n , ama yüzünün dü mana kar durmas n istemi ve öylece ölmü .

Yukar ki örneklerin hiçbirinden a a kalmayan bir tane daha anlataca m: Kral Philippes'in dedesinin babas Maximilian birçok büyük de erleri olan bir hükümdard ; üstelik e siz bir vücut güzelli i de vard . Bir huyu onu öteki krallardan ay r yordu. Krallar pek önemli i leri çabuk ç karmak için oturaklar n krall k taht na çevirdikleri halde o, en yak n oda hizmetçisinin bile kendisini hacet yerinde görmesine raz olmazm . Su dökünürken dört taraf kapatt r r, mahrem yerlerini hekime de, ba kas na da göstermekten bir k z gibi kaç n rm . Konu urken hiç de sa solu kollamad m halde bende de ayn utangaçl k vard r. Dayan lmaz bir ihtiyaç veya arzu beni sürüklemedikçe saklanmas adet olmam organlar m ve i lerimi bile kimseye göstermem. Ama Maximillan i i o kerteye götürmü ki vasiyetnamesinde, öldü ü zaman kendisine don giydirilmesi üzerinde önemle durmu , bir zaman sonra vasiyetine, donu giydirecek adam n gözlerinin ba lanmas art n da koydurmu ...

Atinal lar n i ledi i kanl bir haks zl k akl ma geldikçe, en do al ve en hakl egemenlik oldu una inand m halk egemenli ine dü man olas m gelir. Lakedemonyal lara kar , e ini görmedikleri bir deniz zaferi kazan p dönen kahraman komutanlar n sorgusuz sualsiz ölüme

mahkum ediyorlar. Nedeni de u: Zaferden sonra gemiler hemen geri dönüp ölülerini arayacak yerde sava n gereklerine uyarak dü man n pe ine dü mü ler.

Diomedon'un bu arada gösterdi i büyüklük Atinal lar n haks zl na insan büsbütün isyan ettiriyor. Ölüme hüküm giyenlerden, askerli iyle de devlet adaml yla da ün kazanm de erli bir komutan olan Diomedon idam karar n dinledikten sonra öne at l p rahatça konu mak f rsat n buluyor bu f rsat kullan p u rad haks zl a kar kendini

savunacak yerde, ölüm karar n verenlerin sa l na dua ediyor kendinin ve arkada lar n n bu kadar büyük bir zaferden sonraki dileklerini kabul etmeyen Atinal lara tanr lar n n öfkelenmemesini, bu karar n haklar nda hay rl olmas n diliyor. Ba ka bir ey söylemeden, pazarl k etmeden ölüme do ru mertçe yürüyor. Talih birkaç y l sonra bu haks zl ayn yoldan cezaland r yor. Atinal lar n deniz kuvvetleri

komutan Kabras, Isparta amirali Molles'i Naskos adas nda yenmi ken, öncekilerin kötü sonuna u ramak korkusu ile zaferi sonuna vard ram yor. Denizdeki ölüleri toplamaya u ra rken bir sürü dü man yakay kurtar yor ve az sonra bu bo inanç Atinal lara pek pahal ya mal oluyor.

Bir ba kas da cans z insan bedenine dinlenme duygusu veriyor yeniden:

Quaereris quo jaceas post abitum loco?

Quo non nata jacent. (Seneka)

Ölünce nereye mi gideceksin?

Do mayanlar n yan na.

Neque sepulchrum quod recipiat portum corporis

Ubi, remissa humana vita, corpus requiescat, a malis. (Ennfus)

Ne mezar, ne rahat bir liman, ki dinlensin orada,

Ya amaktan yorulmu insan n bedeni.

Do ada da buna benzer bir durum görülüyor: Birçok ölü nesneler hayata gizliden gizliye ba l kal yor. Mahzendeki arap mevsimlere göre asma ile birlikte baz de i melere u ruyor. Tuzlanm av etlerinin, canl et gibi durumdan duruma geçti ini, tat de i tirdi ini söylerler. (Kitap 1, bölüm 3)

KÖKLE EN YANILMALAR

Bir ki inin yan lmas bütün halk n yan lmas na yol açar, bütün halk n yan lmas da sonradan teklerin yan lmas na. Böylece yanl l k elden ele geli tikçe geli ir, biçimden biçime girer; o kadar ki i in en uza ndaki tan k, en yak n ndakinden daha çok eyler bilir; olay son ö renen ilk ö renenden daha inançl olur. Bunda da a lacak bir ey yok; çünkü insan bir eye inand m ona ba kas n da inand rmay bir

borç sayar, kolay inand rmak için de anlatt na diledi i gibi çeki düzen vermekten, bir eyler katmaktan çekinmez: Kar s ndakinin kar koyma gücünü k rmak, onun kafas n n alabilece ini sand konu mak ister. (Kitap 2, bölüm 14) gibi

Paran n saklan lmas kazan lmas ndan daha zahmetli bir i tir. (Kitap 1, bölüm 14)

NSAN ÖMRÜ

nsan ömrünün uzunluk, k sal k ölçülerine ak l erdiremiyorum. Bilginlere bak yorum; onlar ölçüyü herkesten daha k sa tutuyorlar. Genç Katon, kendi kendini öldürmesine engel olmak isteyenlere: Ben, hayattan vakitsiz ayr ld diye ay planacak bir ya ta de ilim, demi ; bunu söylerken de k rk sekiz ya ndaym . Katon bu ya olgun ve geçkin say yor. Gerçekten bu ya a ula anlar o kadar azd r ki. Do al ömür dedi imiz bir süreyi dü ünerek bilmem ne kadar y l daha ya amak umuduyla avunuruz; böyle bir umuda nas l kap labiliriz ki, hiçbirimiz do an n gerektirdi i say s z kazalar n d nda kalamay z: Tasarlad m z ömür her gün kesilebilir.

htiyarl n son basama nda kuvvet tükenmesiyle ölmeyi beklemek, ömrümüze böyle bir son dü ünmek ne ham bir hayal: Ölümün bu türlüsü en olmayaca , en az görülenidir. Yaln z ona do al ölüm diyoruz; sanki kafas yar l p ölmek, suya dü üp bo ulmak, vebaya, zatürreeye yakalanmak do aya ayk r ym , her günkü hayat m z bunlarla dolu de ilmi gibi. Bu güzel sözlerle kendimizi

aldatmayal m: Her yerde, her zaman insanlar n ço unun ba na gelen ne ise ona do al diyelim. Ya tan ölmek binde bir görülen garip durumlardand r. Do aya da as l ayk r olan ölüm budur: Çünkü ötesinde ba ka bir ölüm ekli yoktur. Bize en uzak olan ölüm, ula lmas en zor olan d r. Ya tan ölüm öyle bir s n rd r ki ondan öteye gidemeyiz: Do a daha ötesine kimseyi geçirmez: Oraya kadar varmak da nadir bir seçkinliktir. Do a bu seçkinli i iki üç yüzy l içinde bir tek insana sunar yaln z o insan do um ve ölüm konaklar aras ndaki say s z zorluklar , engelleri a abilir.

Bana sorarsan z, kendi ula t m z ya pek az insan n ula abildi i bir ya saymal y z. nsanlar bu ya a kadar hiçbir engele rastlamadan gelemediklerine göre, biz bir hayli ileri gitmi iz demektir. Hele insan hayat n n as l ölçüsü olan belli s n rlar a m sak, daha öteye gitmek umuduna kap lmamal y z. Ba kalar n n kurtulamad birçok

ölümlerden kurtuldu umuza göre talih bizi ba kalar ndan daha fazla korumu demektir. Bundan sonra da ayn talihin devam etmesini isteyemeyiz.

Bizi bu bo umutlara kapt ran biraz da yasalar m z n bir kusuru: Yasalar yirmi be ya ndan önce bir insana mal n mülkünü kullanmak hakk n vermiyor, hatta bu ya a kadar insan kendi hayat n n bile do ru dürüst sahibi de ildir.

Augustus, otuz be ya ndan önce yarg çl k hakk vermeyen eski Roma yasalar ndan be y l indirmi , otuz ya nda olmay yeter saym . Servius Tullius k rk yedi ya n geçen askerlerini sava a gitmekte

serbest b rakm ;

Augustus bu ya basama n k rk be e indirmi . Elli be , altm ya ndan önce insanlar , kenara atmak bana do ru görünmüyor. Bence insan i ine gücüne devam edebildi i kadar etmelidir; ama bunun tersini, bize erkenden i verilmemesini yanl buluyorum. Öylesi vard r ki kendisi on dokuz ya nda dünyan n egemeni olur da ba kalar n n bir su yolunun yeri üzerinde hüküm verebilmesi için en az otuz ya nda olmalar n art ko ar.

Bana sorarsan z ruhlar m z yirmi ya nda ne olabileceklerini belli eder, bütün yetkilerini gösterirler. Bu ya a kadar kudretini aç kça belli etmemi bir ruhun ondan sonra belli etti i görülmemi tir. Yarat l m zdaki de erler en gürbüz ve en güzel durumlar yla ancak o zaman ortaya ç kabilirler.

Dauphineliler: Ya ken batmayan diken bir daha pek batmaz, derler. nsanlar n geçmi te ve zaman m zda gördükleri her çe it i lerden benim ö renebildiklerimi dü ününce otuz ya ndan önce ba ar lm i leri ötekilerden daha fazla görüyorum: Ayn insan n hayat n da alsak, öyle görünüyor.

Annibal'la, büyük rakibi Scipio için bunu güvenle söyleyebilirim. Bu adamlar hayatlar n n yar s ndan ço unu gençken kazand klar ünle geçirdiler: Ba kalar n n ölçüsüyle büyük adam olduklar y llarda kendi ölçüleriyle hiç de büyük de illerdi. Ben kendi hesab ma o ya tan sonra ruhça ve bedence kendi gücümün artmay p eksildi ini, ileri

de il geri gitti ini sanm yorum. Zamanlar n iyi kullananlarda bilgi ve görgü hayatla birlikte olgunla abiliyor; ama canl l k, çeviklik, sa laml k ve daha ba ka özlü ve önemli de erler ta yor, geçiyor.

Ubi jam validis quassatum est viribus aevi Corpus, et obtusis ceciderunt viribus artus, Claudicat ingenium, delirat linguaque mensque. (Lucretius)

Vücut ya n a r yumru u alt nda ezilince, Makinenin yaylar gev eyince, dü ünce de sendeliyor: Dilimiz tutulmaya; zihnimiz kar maya ba l yor.

Bazen vücut, bazen de ruh ya l l n esiri oluyor. Kafalar , midelerinden ve bacaklar ndan daha önce zay f dü enleri çok gördüm.

Ya l l k kendini belli etmedi i için çok tehlikeli bir derttir; insan bu derde fark na varmadan dü er. Onun için yasalar n bizi, i te çok tutmas n de il, i e geç almas n yanl buluyorum. Hayat m z n ne kadar c l z oldu unu, her gün nice tehlikelerle kar la t n dü ünüp gençlerin haz rlanma, ö renme, oyalanma y llar n pek uzatmamal d r. (Kitap 1, bölüm 57)

Rahats z, gözü doymaz, tela l bir zengin, düpedüz yoksul ki iden daha zavall gelir bana. (Kitap 1, bölüm 14)

VARLIK VE NSAN

Nesnelerden alg lad m z görüntüleri yarg lamak için do ruyu e riden ay rtedecek bir arac m z olmas gerek; bu arac do rulamak için bir kan tlama yapmam z gerek; kan tlamay do rulamak için bir araç; al n size bir k s r döngü. Kendileri karars zl klarla dolu olan duyular m z tart mam za son veremeyece ine göre akla ba vurmak zorunday z diyelim: Hiçbir ak l bir ba ka akla dayanmazl k edemez, öyle olunca da ak ldan ak la gider dururuz. Hayal gücümüz bilinmedik eylere ula maz, çünkü duyular n arac l yla i ler duyularsa kendi d lar ndaki nesneyi de il yaln zca kendi duyu lar n kapsarlar böyle olunca hayal ve görüntü nesneyi de il, duyular n alg s n verir bu alg ve nesneyle ayr ayr eylerdir: Öyleyse görüntülerle dü ünen, nesneden, gerçek olandan ba ka bir eyle dü ünüyor demektir. Denebilir ki duyular n alg lar bilinmedik eylerin niteli ini benzetme yoluyla ruha anlat r ama ruhun ve dü üncenin bilinmedik eylerle hiçbir al veri i olmad na göre bu benzetmenin do rulu una nas l güvenebilirler? Nas l ki Sokrates'i tan mam olan biri, resmini görünce ona benzeyip benzemedi ini söyleyemez.

Yine de görüntülerden bir yarg ya varmak istiyorum diyelim: Bunu bütün görüntülere dayanarak yapmam z olanaks z; çünkü deneyerek görmü üzdür ki görüntüler ba kal klar ve tutars zl klar yla birbirini engellemektedirler. Kimi seçme görüntülerle ötekileri ayarlayal m desek, seçti imiz görüntüyü bir ba ka seçmeyle ayarlamak gerekir, onu da bir ba kas yla ve sonu gelmez bunun da. Son olarak u da var ki, sürekli hiçbir ölümlü var olu yok, ne bizim ne de nesnelerin varl nda. Biz de, dü üncemiz de, her ey de durmadan akmakta, yuvarlanmaktay z.

Dü ünce de, dü ünülen ey de durmadan devinip de i mekte oldu u için birinden ötekine a maz hiçbir ili ki kurulmaz. Varl kla aram zda hiçbir ula ma yok; çünkü her insan her zaman do makla ölmek aras ndad r; kendinden verebildi i dumanl bir görüntü, bir gölge ve kaypak, c l z bir yorumdur. Dü üncenize kendi varl n yakalatmaya kalkacak olursan z, suyu avuçlamaktan ba ka bir ey olmaz yapabilece iniz; çünkü yarat l tan her yana akan bir eyi ne kadar sar p s ksan z, yakalamak, avucunuza almak istedi iniz o ölçüde yitireceksiniz. Her ey bir de i meden ötekine geçmek zorunda oldu u için gerçek bir kalg nl k arayan ak l, kalan, duran hiçbir ey bulamayarak yaya kal r çünkü her ey ya var olmak üzeredir ve henüz hiç de var de ildir, ya da daha do madan ölmeye ba lamaktad r. Platon der ki bedenler do ar, ama var olmazlar. Ona kal rsa Homeros'un Okyanus'u tanr lar n babas , Thetis'i de anas yapmas bize her eyin durmadan dalgalan p akmakta, renkten renge girip de i mekte oldu unu anlatmak içindir. Kendinden önceki bütün filozoflar n da bu kan da oldu unu söyler yaln z Parmenides büyük bir güç sayd devinimin nesnelerde olamayaca n

söylüyormu . Pytagoras'a göre madde ak c ve geçicidir. Stoac lara göre imdiki zaman yoktu; imdi dedi imiz, geçmi le gelece in ba lant s , bile imidir. Herakleitos'a göre, hiçbir insan ayn rmakta iki kez y kanmam t r. Epikharmos'a göre, geçmi te borç alm olan imdi borçlu de ildir geceden sabah yeme ine ça r lm biri bugün davetsiz gelir yeme e, çünkü ça ran ve ça r lan ayn adamlar de ildirler art k, ba ka birer adam olmu lard r. Ölümlü bir nesne iki kez ayn halde bulunamaz; çünkü farkedilmez anl k bir de i meyle bir da l r, bir

toplan r bir gider bir gelir. Öyle ki, do maya ba layan ey hiçbir zaman tam bir varl a eri emez; çünkü bu do u zaten hiç bitmez, bir sona var r gibi durmaz, tohum halinden ba ka hallere, bir o yana bir bu yana do ru hep de i ir durur. nsan tohumu ana karn nda biçimsiz bir meyve olur önce; sonra çocuk biçimini al r kar ndan ç k nca memelik bebek olur sonra bir küçük o land r, sonra bir delikanl , sonra olgun, sonra ya l bir insan, sonra çökmü bir ihtiyar. Öyle ki ya ve ona ba l olu hep bir önceki durumu bozup da tarak yürür:

Mutat enim mundi naturam totius aetas,

Ex alioque alius status'excipere omnia debet, Nec manet ulla sui similis res: omnia migrant, Omni commutat natura et vetera cogit. (Lucretius)

Zaman de i tirir özünü her eyin; Bir durumundan bir ba ka durum ç kar hep; Benzerlik kalmaz biçimden biçime; Do a zorlar her eyi ba kala maya. Öyleyken biz insanlar ölümün her türlüsünden budalaca korkar z:

Ölüm çok geçirdi imiz, durmadan geçirmekte oldu umuz bir durumdur. Herakleitos'un dedi i gibi ate in ölümü havan n do u u, havan n ölümü suyun do u u olduktan ba ka bu durmadan do up ölmeleri kendimizde daha aç kça görebiliriz. htiyarl k gelince olgun ya ölür gider; gençlik olgun ya ta biter, çocukluk gençlikte, ilk ya çocuklukta, kald ki dünkü gün bugün ölmü tür, bugün de yar n ölmü olacak... (Kitap 2, bölüm 12)

Cimrili i yaratan yoksulluk de il zenginliktir daha çok. (Kitap 1, bölüm 14)

NSAN VE AKIL

Yine kendime döneyim: Kendimde de er verdi im tek ey, hiç kimsenin kendinde eksik görmedi i bir vergidir: Kendi akl m be enmekle her insan n, her gün yapt n yapm oluyorum. Kim kendini ak ls z sayabilir?

nsan n kendini ak ls z saymas mant kça da mümkün de ildir. Öyle bir sakatl k ki bu, onu kendinde gören, kendinde görmüyor demektir. Öyle bir illet ki bu, devas yoktur; ama hastan n gözü kendine çevrilip de bu illeti gördü mü illet da l verir güne in sisleri da tmas gibi. Bu konuda insan n kendini kötülemesi, temize ç karmas , kendini kusurlu görmesi bütün kusurlar ndan yak nmas d r. En zavall , en allahl k insanlar bile ak ldan yana paylar na raz d rlar. Ba kalar nda bizden daha fazla yi itlik, beden gücü, deneyim, yetenek, güzellik görebiliriz; ama ak l üstünlü ünü kimseye vermeyiz.

Ba kalar nda do ru dü ünceler gördük mü bunlar , öyle bir dü ünmekle biz de bulabilirdik san r z. Ba kalar n n eserlerinde gördü ümüz bilgiyi, sanat ve daha ba ka de erleri bizimkilerden üstün tutabiliriz; ama düpedüz dü üncenin bulduklar na kendi dü üncemizle de pekala varabilece imize inan r z; onlar n büyüklü ünü ve zorlu unu bir türlü göremeyiz, me er ki bu

dü ünceler bizden ölçülmez bir uzakl kta olsun. Onun için benim yazd klar m n pek tutulaca n , övülece ini ummuyorum; bu çe it yazarlar n ünü az olur.

Hem sonra kimin için yaz yoruz? Kitaplar aras nda ya ayanlar, bilginler, bilginlikten ba ka bir de er tan mazlar insan dü üncesinin, bilgi toplamak, güzel yazmaktan ba ka bir yolda ilerleyebilece ini kabul etmezler: Scipiolar' birbirine kar t rd ysan z, art k söyleyece iniz sözlerin nas l bir de eri olabilir? Onlara göre Aristoteles'i bilmeyen kendini de bilmiyor demektir. Basit ruhlu bilgisiz insanlarsa kendilerini a an ince bir sözün de erini ve önemini görmezler. Dünyay dolduran da bu iki çe it insand r. Sizin dilinizden anlayacak üçüncü bölü e, ruhlar kendili inden düzenli ve güçlü insanlara gelince, onlar o kadar azd r ki aram zda adlar sanlar bile duyulmaz. Onlara kendimizi be endirmeye çal makta fazla bir kar da yoktur.

Do an n insanlara en adilce da tt

nimet ak ld r derler. Çünkü hiç

kimse ak l pay ndan ikayetçi de ildir. Nas l olsun? Akl n be enmemesi için akl ndan ötesini görebilmesi gerekir. Ben dü üncelerimin do ru oldu unu san yorum: Ama öyle sanmayan kim var? Akl m n sakat olmad na benim buldu um en iyi tan t kendime az de er veri imdir. Sakat olsayd kendime besledi im sevgi onu kolayca aldatabilirdi; çünkü ben kendimi öyle seviyorum ki; sevgimi bir türlü kendimden d ar ya ç karam yorum. Herkes sevgisini bir sürü dosta, tan d a da t rken, ben kendi içimin rahat ndan, kendi varl mdan ba ka eye ba lanam yorum. Ba ka eylere ba lan m

kendi iste imle, bile de ildir.

Mihi nempe valere et vivere doctus. (Persius)

Sa l kl olmak ve ya amak, i te benim bütün bilgim. Böyle iken, dü üncemin kendi yetersizli ini yüzüne vurmaktan hiç geri kalmad m. Gerçekten dü üncemin en çok üstünde durdu u eylerden biri de budur. Herkesin gözü d ardad r ben gözümü içime çevirir, içime diker, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakar m:

Benim i im gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadar m. Herkes kendinden ba ka eylerin pe indedir hep kendisinin ötesine gitmek sevdas ndad r.

Nemo in sese tentat descendere. (Persius)

Kimse kendi içine inmeye çal maz. (Kitap 2, bölüm 17)

ÖLÇÜ

nsan elinde ne illet var ki, dokundu unu de i tiriyor kendili inden iyi ve güzel olan eyleri bozuyor. yi olmak arzusu bazen öyle azg n bir tutku oluyor ki, iyi olal m derken kötü oluyoruz. Baz lar der ki, iyinin a r s olmaz, çünkü a r oldu mu zaten iyi de il demektir. Sözcüklerle oynamak diyece i gelir insan n buna.

Felsefenin böyle ince oyunlar vard r. nsan iyiyi severken de, do ru

bir i i yaparken de pekala a r l a dü ebilir. Tanr n n dedi i de budur: Gere inden fazla uslu olmay n, uslu olman n da bir haddi vard r.

Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ula t rmayan okçudan daha ba ar l say lmaz. nsan n gözü karanl kta da iyi görmez, fazla kta da. Platon'da Kallikles der ki, felsefenin fazlas zarard r. Felsefe bir kerteye kadar iyidir, ho tur yararl oldu u kerteyi a acak kadar derinlere gidersek çileden ç kar, kötüle iriz; herkesin inand , uydu u eyleri küçümseriz; herkesle do ru dürüst konu maya, herkes gibi dünyadan zevk almaya dü man oluruz; kimseyi yönetemeyecek, ba kalar na da kendimize de hayr m z dokunmayacak bir hale geliriz; bo yere unun bunun sillesini yeriz.

Kallikles do ru söylüyor çünkü felsefenin fazlas bizim gerçek duygular m z körletir gereksiz bir inceleme ile bizi do an n güzel ve rahat yolundan ç kar r. (Kitap 2, bölüm 30)

Dü üncede saplant ve azg nl k en aç k ahmakl k belirtisidir. Canl lar aras nda e ekten daha kendinden emin, daha vurdumduymaz, daha içine kapal , daha ciddi, daha a rba l olan var m d r? (Kitap 3, bölüm 8)

TARTI MALAR

Azg n tart malar da ke ke, di er söz suçlar gibi ceza görselerdi. Hep öfkenin al p götürdü ü bu dü ünce çarp malar nda insan n etmedi i kötülük kalmaz. lkin dü üncelere çatar z, sonra da insanlara. Tart mada esas, kar m zdakinin dü üncesini çürütmek oldu u,

herkes çürütüp çürütüldü ü için, tart man n sonunda olan ey gerçekten büsbütün uzakla maktad r. Onun için Platon, Devlet'inde ak lca ve ruhça zay f olanlara tart may yasak etmi tir. Do ru dürüst ad m at p yürümesini bilmeyen bir insanla gerçe i aramaya ç kman n anlam var m ? Arad m z eyi b rak p onu nas l bir yoldan arayaca m z dü ünürsek ondan hiç de uzakla m olmay z. Ama yol derken softalar n ve allamelerin yollar n de il, sa duyumuzla buldu umuz do al yollar kastediyorum. Tart ma ile neye var labilir? Biri do uya gider, biri bat ya; yolda rastlad klar ayr nt lara saplan r ve konudan ayr l rlar. Bir saat cenkle tikten sonra neyi arad klar n bilmez olurlar: Kimi konunun üstüne ç km , kimi alt na inmi , kimi de kenar nda kalm t r. Kimi bir sözcü e, bir benzerli e tak l r kimi, söylenene kulak bile vermeden bir eyi tutturur ve yaln z kendi söylediklerini dinler ba ka biri de, kendine güvenemedi i için her eyden kaç n r, hiçbir dü ünceyi kabul etmez, ta ba ndan her eyi kar t r r, yahut da söz k z nca, büsbütün susar ve bir daha a z n açmaz; bilgisizli ini küskünlü ünün alt nda saklar, ma rur bir küçümseme ya da budalaca bir alçakgönülle tart madan kaçar. Baz s yaln z sald rmas n bilir, kendini korumak umurunda de ildir; baz s da yaln z sesinin ve ci erlerinin gücüne dayan r. Bakars n z birisi tutar kendine kar dönüverir; ba ka biri kalkar önsözlerle, yersiz hikayelerle kafa i irir. Kimi vard r, s k t n görünce kar s ndakini susturup kaç rmak için düpedüz sövüp saymaya ba lar ve bir Alman kavgas ç karmaya çal r. Ba ka bir türlüsü de vard r, konuya hiç bakmadan sizi bir sürü mant k çemberleriyle, diyalektik oyunlar yla ku at p bo maya sava r. (Kitap 3, bölüm 8)

Bütün toptanc yarg lar çürük ve tehlikelidir. (Kitap 3, bölüm 8)

GERÇEK NEDENLER

Kolayca do rulanabilir ki, büyük yazarlar, olaylar n nedenleri üstüne yazarken, yaln z en do ru bildikleriyle yetinmez, bir ince bulu , bir güzellik getirmek ko uluyla, inanmad klar n da yazarlar. Bir eyi ustaca söylediler mi, yeterince do ru ve yararl söz etmi olurlar. As l neden hangisidir, kesinlikle bilemeyiz; birkaç n biraraya getirir bakar z, do ru olan bunlardan biri midir diye:

Namque unam dicere causam

Non satis est, verum plures unde una tamen sit. (Lucretius)

Bir tek neden göstermek yetmez; Birkaç n vermeli, bir teki do ru da olsa.

Hap ranlara sa l k dilemek adetinin nereden geldi ini sorar m s n z bana? Biz insanlar üç türlü yel ç kar r z: Alt m zdan ç kan pek pistir, a z m zdan ç kan bir oburluk belirtisi say l r üçüncüsü hap rmad r, ba tan geldi i ve ay p yan olmad için ho

yüzle kar lar z onu böyle. Gülmeyin bu ince bulu a: Aristoteles'indir derler.

Plutarkhos'ta okudum san yorum: Tan d m bütün yazarlar aras nda sanat do aya, dü ünceyi bilime en iyi katm olan d r Plutarkhos.

Deniz yolcular ndaki mide bulanmas n n nedeni üstünde dururken bunun korkudan ileri geldi ini, korkunun böyle bir sonuç verebilece ine kan tlar oldu unu söylüyordu. Deniz beni de pek tutar, ama bunun bende korkudan gelmedi ini biliyorum; ak l yoluyla de il deneme yoluyla biliyorum bunu. Ba kalar ndan duyduklar m bir yana, hayvanlar n, özellikle domuzlar n da ba na geliyor, hiçbir tehlikeden ku kulanmad klar zaman. Bir tan d m da unu anlatt bana: Kendisini deniz pek tuttu u halde, birkaç kez büyük f rt nalarda duydu u korkudan mide bulant s geçivermi . Seneca'n n: Tehlikeyi dü ünemeyecek kadar hastayd m, dedi i gibi. Su üstünde hiç korktu um olmam t r, ba ka yerlerde de olmad gibi: Kar la t m

nice tehlikeler, ölümün ta kendisi bile akl m ba mdan al p allak bullak etmemi tir beni.

Korku bazen kafas zl ktan gelir, yüreksizlikten de geldi i gibi. Kar la t m bütün tehlikelerde gözlerim aç k, kafam i lek, sapasa lam kalm t r. Kald ki bir eyden kaç nma da yürek ister insanda. Korkusuzluk i ime yaram t r eskiden, ba ka zararlar yan nda, kaç ma çeki düzen vermek için. Kaçarken ürkeklik duymad m diyemem, ama a k nl a, büyük korkulara da kap lmad m. Heyecanl yd m, ama akl m ba mdan gitmemi ti. Büyük ruhlar daha da ileri gider, kaç lar nda sakin, tela s z olmakla kalmaz, gururlar n da yitirmezler. Alkibiades, silah arkada Sokrates'in nas l kaçt n anlat r: Onu, der, ordumuzun arkas nda, Lakhes'le birlikte en son kaçanlar aras nda buldum. Rahatça, korkusuzca, seyrettim onu; çünkü alt mda iyi bir at vard ; o ise yayayd ve yaya olarak sava m t . lk gözüme çarpan, Lakhes'den daha temkinli ve kararl görünmesi oldu.

Her zamanki gibi meydan okurca yürüyordu. Çevresinde olup bitenleri izleyen, ölçüp biçen bak lar güvenli ve düzenliydi. Bir dostlara bir dü manlara bakarken, dostlar yüreklendirmek, dü manlara da, üstüne gelecek olana kan n pahal ya ödetece ini anlatmak ister gibiydi. Kurtuldular, çünkü böylelerine pek sald rmaz dü man, korkanlar n ard na dü er.

Bu büyük komutan n anlatt , bizim de her gün ya ad m z bir eyi ö retiyor bize: Tehlikelerden kaç nmakta a r tela a dü mek kendimizi tehlikenin kuca na atman n en kestirme yoludur.

Quo timoris mir usest, eo minus fem e periculi est. (Titus-Livius)

Ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz. (Kitap 3, bölüm 6)

KORKU ÜSTÜNE

yi bir do a uzman de ilim dedikleri gibi, korkunun bizi hangi yollardan etkiledi ini pek bilmem; ama pek garip bir tutku oldu u da su götürmez. Hekimlerin dedi ine göre ondan tez akl m z ba m zdan alan hiçbir tutku yoktur. Gerçekten korkudan akl n yitiren çok adamlar görmü ümdür. En sa lam ki ilerin korku süresince inan lmaz a k nl k hallerine dü tükleri olur. Bilgisiz halk , korkudan atalar n mezardan ç km , kefenlere sar l dola r görenleri, cinlerin perilerin sald r s na u ray p çarp lanlar bir yana b rak yorum, meslekleri gere i korkmamalar gereken nice askerlerin korkudan bir koyun sürüsünü z rhlar ku anm bir alay, sazlar , kam lar m zrakl ak nc lar, dostlar

dü man, beyaz haç k z l haç sand klar az m görülmü tür?

Bourbon Dukas Roma'y ald

s rada, aint Pierre semtini bekleyen

bir nöbetçi subay, ilk hücum borular n duyar duymaz öyle; bir korkuya kap l yor ki, elinde alem, bir y k nt n n deli inden d ar f rl yor, ehrin içine do ru gitti ini sanarak dü mana do ru üçyüz ad m kadar ko uyor, neden sonra akl ba na gelip geri dönüyor ve ayn delikten içeri giriyor. Bures Kontu bizden Saint-Paul'ü ald zaman, alemdar subay Julie o kadar ucuz kurtulam yor: O da korku a k nl yla bir delikten sur d na ç k nca ku atanlar paramparça ediyor kendisini.

Ayn ku atmada bir soylu ki inin yüre i korkudan öylesine s k p duruveriyor ki, yaras z beresiz sur hende ine dü üp ölüyor. Ayn korku bazen bütün bir kalabal sarar. Germanicus'un Almanlar'la bir

kar la mas nda iki büyük alay korkudan birbirinin tam tersi iki yöne kaç yorlar.

Korku kimi zaman topuklar m za kanat takar, kimi zaman da ayaklar m z yere çiviler. mparator Theophilus'un ba na geldi i gibi: Agarenler'e kar yitirdi i bir sava ta a k nl ktan dona kal p bir türlü kaçam yormu ; sonunda ordu komutanlar ndan biri gelip derin bir uykudan uyand r r gibi sarsm onu: Ard mdan gelmezseniz, demi öldürürüm sizi; çünkü can n z yitirmeniz, esir dü üp mparatorlu u yitirmenizden daha iyidir.

Korkunun gücü son haddine öyle var r ki, ödev, ve onur yerinde

elimizden ald

yi itli i kendi buyru unda gösterir bize. Romal lar n

Annibal'a kar Sempronius komutas nda ilk meydan sava n yitirdikleri s rada, on bin ki ilik bir piyade tümeni korkudan kaçacak delik aray p bulamazken dü man n en güçlü kanad üstüne a k nca yürümü ve görülmedik bir gayretle yarmay ba ararak bir sürü Kartacal 'y öldürmü ler, onurlu bir zaferle elde edeceklerini yüz karas bir kaç la elde etmi ler.

En çok korktu um eyin korku olmas bundand r. Bütün belalardan daha belal bir yan vard r korkunun... Sava n bir döneminde bir hayli h rpalanm , yara bere içinde kalm askerleri ertesi gün yeniden dü man n üstüne yürütebilir, ama içlerine korku dü mü askerleri önlerine bile bakt ramazs n z. Mallar n yitirmek, sürülmek, köle olmak korkusuna kap lanlar, yemelerinden, içmelerinden, uykular ndan olup sürekli bir tela içinde ya arlar.

Oysa yoksullar, haydutlar, köleler ço u zaman daha keyifli ya arlar. Korkudan kendilerini asan, bo ulan, uçurumlara atlayan nice insanlar da gösteriyor ki bize korku ölümden daha amans z, daha dayan lmaz bir belad r.

Eski Yunanl lar n bildi i bir ba ka çe it korku varm ; bizim akl m z n a k nl ordular n kap ld d nda bir dürtüden gelirmi . Toptan bir halk n, olurmu bu korkuya. Kartaca'n n alt n üstüne

getiren böylesi bir korku olmu . Ba r p ça r malar gökleri tutmu ; bir bask n varm gibi millet sokaklara dökülmü , dü mana sald r r gibi birbirlerini yaralam öldürmü ler. Karga aya, amataya

bo ulmu bütün Kartaca: Sonunda dualar, kurbanlarla tanr lar n öfkesini yat t rm lar da öyle kurtulmu lar bu beladan. Pan tanr n n sald korku anlam na panik diyorlar buna. (Kitap 1, bölüm 19)

KEND NE ACINDIRMAK

Kendimi kapt rmamaya çal t m çocukça, yak ks z bir duyumuz vard r. Dertlerimizle dostlar m z ac nd rmak, kendimize vah vah dedirtmek. Ba m za gelenleri büyütür, i irir, kar m zdakini a latmak isteriz, neredeyse.

Ba kalar n kendi dertleri kar s nda so ukkanl gördük mü överiz, ama so ukkanl l bizim dertlerimize kar gösterdiler mi dar l r z,

k zar z. Dertlerimizi anlamalar yetmez, yan p yak nmalar n isteriz. Oysaki insan sevincini büyülterek anlatmal , üzüntülerini k saltarak. Kendini yok yere ac nd ran gerçekten dertli olunca ac nmamay hakeder. Durmadan vahlanan kimse vahlan lmaz olur. Kendini canl iken ölü göstereni, ölü iken canl görebilir herkes. Öylelerini gördüm ki, e dost kendilerini gürbüz, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyile mi san lmamak için gülmelerini tutarlard . Sa l k, kimseyi ac nd rmad için, nefret ettikleri bir ey olurdu. in tuhaf , bu

gördü üm kimseler kad n da de ildi. (Kitap 3, bölüm 9)

ALI KANLIK

Bir köylü kad n, bir danay do ar do maz kuca na al p sevmi , sonra da bunu adet edinmi , her gün danay kuca na al p ta rm ;

sonunda buna o kadar al m ki dana büyüyüp koskoca öküz oldu u zaman, onu yine kuca nda ta yabilmi . Bu hikayeyi kim uydurduysa, al kanl n ne büyük bir güç oldu unu çok iyi anlatm olacak. Gerçekten al kanl k pek yaman bir hocad r ve hiç akas yoktur. Yava yava , sinsi sinsi içimize ilk ad m n atar; ba lang çta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür ama, zamanla, oraya yerle ip kökle ti mi, öyle az l , öyle amans z bir yüz tak n r ki kendisine, gözlerimizi bile kald rmaya izin vermez...

Bence en büyük kötülüklerimiz, küçük ya m zda belirmeye ba lar ve as l e itimimiz bizi emzirip büyütenlerin elindedir. Çocuk bir tavu un boynunu s kar, kediyi, köpe i oyuncak edip yara bere içinde b rak r; anas da ona bak p e lenir. Kimi baba da, o lunun savunmas z bir köylüyü, bir u a öldüresiye dövdü ünü, bir arkada n kurnazca ve kahpece aldatt n gördü ü zaman, bunu yi itlik belirtisi sayarak sevinir. Oysa bunlar zalimli in, zorbal n, dönekli in as l tohumlar , kökleridir; çocukta filizlenirler, sonra al kanl n kuca nda, alabildi ine büyüyüp geli irler. Bu kötü yönsemeleri ya n küçüklü üne ve i in önemsizli ine bakarak ho görmek tehlikeli bir e itim yoludur. Önce u bak mdan ki, çocukta do a egemendir ve do a as l yeni tomurcuk salarken kat ks z ve gürbüzdür; sonra da, h rs zl n çirkinli i, çal nan eye göre de i mez ki: Ha alt n çalm s n, ha bir i ne. « ne çald , ama alt n çalmak akl na bile gelmez» diyenlere benim diyece im udur: « neyi çald ktan sonra niçin alt n da çalmas n?» (Kitap 1, bölüm 23)

Kendimiz sand m zdan çok daha zenginiz; ama bizi ordan burdan

alarak, dilenerek ya amaya al t rm lar: Kendimizden çok ba kalar ndan yararlanmaya zorlam lar bizi. (Kitap 3, bölüm 12)

HAYAT VE B L M

Quid fas optare, quid asper

Utile nummus habet, patriae charisque propinquis Quantum elagiri deceat, quem te Deus esse Jussit et humana qua parte locatus es in re, Quid sumus, aut quidnam victuri gignimur. (Perstus)

Neyi özlemeyiz? Neye yarar

Bunca zahmetle kazan lan para? Nedir adaletin, insanlar n bizden bekledi i? Tanr ne olmam z istemi bizim? Neyiz? Neyin pe inde ko uyoruz? Bilmek ve bilmemek nedir? Ö renimin amac ne olmal d r? Mertlik, tokgözlülük ve do ruluk nedir? yiye özenmeyle açgözlülük, krala ba l l kla kölelik, özgür ya amakla keyfine göre ya amak aras nda ne farklar vard r? Ölümden, ac dan ve ay ptan ne zaman korkulmaz?

Et quo quemque modo fugiatque feratque laborem. (Horatius)

Dertlerden nas l kurtulmal dertlere nas l katlanmal y z.

te ona (ö renciye) bunlar söyleyece iz. Çünkü, insan n zihnine dolduraca m z ilk sözler onun ahlak n ve ruhunu yo uracak, ona

kendini tan mas n , iyi ya amas n ve iyi ölmesini ö retecek olan sözler olmal d r.

Bilimleri ö renmeye, bizi kölelikten kurtaracak olan bilimlerden ba layal m. Nas l her eyin i e yarar bir taraf varsa bütün bilimler de, u veya bu ekilde, hayat m z için yararl olabilirler ama biz, amac do rudan do ruya hayat olan bilimi seçelim. Hayat m z n ba lant lar n en do ru ve do al s n rlar içinde tutmas n bilseydik i imize yarar diye edindi imiz bilgilerden ço unun i imize yaramad n görürdük. imize yarayan bilimlerin içinde bile at lmas hay rl gereksiz i irmeler, derinlikler vard r. Sokrates'in istedi i ö retimi yararl bilgilere yöneltmek daha do ru olur. Sapere aude.

Incipe: vivendi qui recte prorogat horam Rusticus expectat dum defluat amnis; at ille Labitur, et labetur in omne volibilis aevum. (Horatius)

Erdemli olmay göze al; bu yola gir; yi ya amay sonraya b rakan; yolunda bir rma a Rastlay p da ak p geçmesini bekleyen köylüye benzer; Irmak hiç durmadan ak p gidecektir.

Çocuklar m za kendi dünyalar nda önce sekizinci kat göklerdeki y ld zlar n ve devinimlerinin bilimini ö retmek büyük bir safl kt r. Anaksimenes, Pythagoras'a unu yazm . Gözlerimin önünde ölüm ve kölelik dururken y ld zlar n düzeniyle nas l u ra abilirim? (Çünkü o s rada ranl lar yurduna kar sava a haz rlan yorlard .) Herkesin öyle dü ünmesi gerekli: Bizi para tutkusu, mevki tutkusu, sayg s zl k, geri

kafal l k içimizde y karken gidip de dünyan n dönü üyle mi u ra aca m?

Çocu a, daha ak ll ve daha iyi olmas na yarayacak eyleri ö rettikten sonra mant n, fizi in, geometrinin ne oldu unu anlat r z. Böylece kafas i lemeye ba lad ktan sonra seçece i bilimin kolayca hakk ndan gelebilir. (Kitap 1, bölüm 26)

Kad nlar n süs ve aylakl klar n n bizim al nterimiz ve eme imizle beslenmesi gülünç ve haks z bir eydir. (Kitap 3, bölüm 9)

YAMYAMLAR ÜSTÜNE

Akl n kurallar na uyarak barbar diyebiliriz Yamyamlara, ama bize benzemiyorlar diye barbar diyemeyiz onlara; çünkü barbarl ktan yana onlar her bak mdan a maktay z. Sava lar soylu ve yi itçe bu insanlar n. Sava denilen bu insan hastal n biz hakl ve güzel görebiliriz de onlar niçin görmesinler? Kald ki onlarda sava yaln z de er k skançl ndan ve yar mas ndan do uyor. Yeni topraklar kazanmak için sava m yor bu Yamyamlar; çünkü do an n bereketi onlara her eyi, çabas z, çilesiz öyle bol bol sa l yor ki topraklar n geni letmenin bir gere i kalm yor. Henüz do al isteklerini doyurmakla yetindikleri mutlu bir dönemde ya yorlar: Bunun ötesindeki her ey gereksiz onlar için. Herkes kendi ya nda olanlara karde , kendinden genç olanlara evlat diyor ve bütün ya l lar herkesin babas say l yor. Ya l lar bütün varl klar n hiç bölmeden herkese birden miras b rak yorlar; do an n bütün yarat klar na verdi i her ey böylece herkesin oluyor. Kom ular da lar a p kendilerine sald racak

olurlarsa ve sava kazan rlarsa, zafer, onurdan ba ka bir ey sa lam yor onlara; de er ve erdem bak m ndan üstünlüklerini göstermi oluyorlar yaln z. Yenilenlerin mal na mülküne ihtiyaçlar olmad için kalk p yurtlar na dönüyorlar ve orada hiçbir eyin

eksikli ini duymadan kendi varl klar n n tad n ç karmas n , onunla yetinmesini biliyorlar. Sava berikiler kazan rsa onlar da öyle davran yor. Tutsaklar ndan bütün istedikleri yenildiklerini kabul etmeleri yaln zca; ama yüzy lda bir olsun buna yana an ç km yor sözleri, davran lar yla yi itliklerine en küçük bir toz kondurmaktansa ölmeyi ye görüyor hepsi. Öldürülüp etlerinin yenilmesini daha onurlu say yorlar. Tutsaklar özgür b rak yorlar ki, ya amay daha tatl bulsunlar; nas l ölecekleri, ne i kencelere u rayacaklar , nas l parçalan p yenilecekleri anlat l yor, bunun için yap lan haz rl klar gösteriliyor kendilerine. Bütün bunlar a zlar ndan bir tek gev ek, onur k r c söz alabilmek, kaçmaya heveslendirip onlar korkutmu , dirençlerini k rm olma üstünlü ünü kazanmak için! Çünkü, iyi dü ünülürse, gerçek zafer budur asl nda:

victoria nulla est

Quam quae confessos animo quo que subjuga hostes. (Claudianus)

Zafer zafer de ildir

Yenilen dü man yenilgiyi kabul etmedikçe.

Pek yaman sava ç olan Macarlar dü manlar na aman dedirttiler mi

daha ilerisine gitmezlermi . Canlar na k ymadan, baç istemeden b rak r çok çok bir daha kendilerine kar sava mayacaklar na söz verdirirlermi .

Dü manlar m za kar kazand m z üstünlüklerin birço u kendimizin olmayan e reti üstünlüklerdir. Kol bacak sa laml yi itli in de il hamall n an ndand r gürbüzlük cans z, bedensel bir de erdir; dü man m z a rtmak, güne in yla gözlerini

kama t rmak bir talih i idir eskrimde üstünlük korkak ve de ersiz bir adam n da elde edebilece i bir ustal k, bir bilgidir. Her insan n ölçüsü, de eri yüre inde, istemindedir as l. Yi itlik, kolun baca n de il, yüre in, ruhun sa laml ndad r at m z n, silahlar m z n de erinde de il, kendi de erimizdedir. Yüre i y lmadan dü en dizleri üstünde sava r, der Seneka. Ölüm tehlikesi kar s nda k l k p rdamayan, can verirken dü man na yi itçe yukar dan bakan bize de il talihe alt olmu tur yenilmi de il öldürülmü tür.

En yi it ki iler en mutsuz insanlard r kimi zaman... Biz yine hikayemize dönelim: Bu tutsak yamyamlar bütün korkutmalar kar s nda aman dilemek öyle dursun, iki üç ayl k bekleme s ras nda güleryüzle dola yorlar dü manlar n , yapacaklar n bir an önce yapmaya k k rt yorlar; meydan okuyor, küfür ediyorlar onlara, korkakl klar ndan, yitirdikleri sava lardan sözediyorlar. Bir tutsa n söyledi i türkü var bende; öyle sözler ediyor içinde: Gelin hepiniz yi itçe, toplan n yiyin beni; yiyecek oldu unuz kendi babalar n z, atalar n zd r, çünkü onlar n etleriyle beslendi bu bedenim benim. Bu paz lar, bu et, bu damarlar sizin, zavall budalalar; atalar n z n

özünü görmüyor musunuz onlarda? Tad na bak n, kendi etinizin tad n bulacaks n z onlarda...

Bu yamyamlardan üçü, bizim dü künlüklerimizi ö renmenin rahatl k ve mutluluklar n ne ölçüde kaç raca n , yenilik hevesiyle kendi güzelim göklerini b rak p bizimkilerin alt na gelerek bizimle ili ki kurman n ba lar na neler getirece ini, bugün bir hayli ilerlemi oldu unu sand m y k l lar n bilmeyerek Fransa'n n Rouen ehrine gelmi lerdi; rahmetli kral Charles da oradayd o zaman. Kral uzun uzun konu tu onlarla. Ya ay m z, zenginli imiz, güzel bir kent örne imiz gösterildi. Sonra bizimkilerden biri ne dü ündüklerini, en çok neyi be endiklerini sordu. Üç ey söylediler; üçüncüsünü ne yaz k ki unutmu um. En ba ta a t klar ey sakall , güçlü kuvvetli, silahl bir sürü adam n çocuk ya ndaki bir krala bekçilik, u akl k ettikleri, niçin bunlardan birinin kral seçilmedi i olmu . kincisi, kendi dillerinde bir tek bedenin eli kolu, parçalar birbirinin yar s olarak anlat lan insanlardan kimilerinin neden bolluk, rahatl k içinde keyif sürüp de birçoklar n n dilenciler gibi kap larda, açl k ve peri anl k içinde ya ad klar olmu . Nas l oluyor da demi ler, bu yoksul yar mlar böylesi bir haks zl a katlan yor, öteki yar mlar n bo azlar na sar lm yor, evlerini ate e vermiyorlar! (Kitap 1, bölüm 31)

B R NE YARAR ÖTEK NE ZARAR

Atinal Demades, cenaze törenleri için gerekli eyleri satan bir hem erisini, bu i ten fazla kazanç bekledi ini, bu kazanc n da ancak birçok insan n ölümünden gelebilece ini ileri sürerek mahkum etmi .

Hakl bir yarg denemez buna; çünkü hiçbir kazanç ba kas na zarar vermeden sa lanamaz, öyle olunca da her çe it kazanc mahkum etmek gerekir.

Tüccar, gençli in sefahata dü mesinden kar sa lar, çiftçi bu day n pahalanmas ndan, mimar evlerin y k lmas ndan, hukukçu insanlar n daval , kavgal olmas ndan; din adamlar n n an, onur ve görevleri bile bizim ölümümüze ve kötülüklerimize dayan r. Yunanl komedya airi Fhilemon, hiçbir hekim, dostlar n n bile sa l ndan ho lanmaz, dermi , hiçbir asker de yurdundaki bar tan. Daha da kötüsü, herkes içini yoklasa görür ki gizli dileklerimizin birço u ba kas n n zarar na do ar ve beslenir.

Öyle san yorum ki dü ündükçe do an n genel düzeni hiç a m yor böyle olmaktan: Çünkü fizikçilerin dedi ine göre, her eyin do mas , beslenmesi, ço almas , ba ka bir eyin bozulup çürümesi oluyor:

Nam quodcunque mutatum finibus exit, Contineuo hoc mors est illius quod fuit ante. (Lucretius)

Bir varl k biçim ve nitelik de i tirdi mi O anda yok olur biraz önce var olan. (Kitap 1, bölüm 22)

AKIL ERD REMED

M Z GERÇEKLER

Kolayca inanma ve inand r lmay safl a ve bilgisizli e vermekte haks z de iliz her zaman. öyle bir ey ö rendi imi san yorum

eskiden: nanç ruhumuza bast r lan bir damga gibidir; ruh ne kadar yumu ak olur, ne kadar az kar koyarsa, ona bir eyi mühürlemek o kadar kolay olur. Hele ruh bombo ve daras z olursa, ilk inand rman n a rl alt nda daha da kolayl kla eziliverir. Onun için, çocuklar,

bilgisizler, kad nlar ve hastalar kulaktan doldurulup yürütülmeye daha elveri lidirler.

Evet, ama, öbür yandan da, bize ola an gelmeyen her eyi olmaz diye hor görüp çöpe atmak da budalaca bir böbürlenmedir. Kendilerini herkesten üstün kafal sayanlarda hep görürüz bunu. Eskiden ben de dü erdim buna: Hortlaklardan, gelecek üstüne kerametlerden, büyülerden, yutmad m daha ba ka eylerden söz edildi mi, bu saçmal klara inand r lan zavall halka ac rd m. Bugün görüyorum ki kendim de ac nacak haldeymi im o zaman: Sonradan gördüklerimle ilk inançlar m de i tirmi , ya da böyle eylere sonradan merak salm de ilim; ama akl m sonradan ö retti ki bana, her hangi bir ey için yekten olmaz diye kesip atmak kendimizde tanr n n ve do a anam z n isteyip yapabilecekleri her eyin s n rlar na varan bir kafa üstünlü ü görmek olur. Olabilecek eylerin hepsini kendi yetenek ve göreneklerimize ba lamaktan daha büyük bir ç lg nl k olamaz dünyada. Akl m z n eremedi i her eye masal, mucize deyip gerçek d sayarsak, az ey mi görüyorsunuz

her gün akl m z n ermedi i? Bir dü ünelim, ne sisler aras ndan ne emeklerle elimizin alt ndaki eylerden birço unun bilgisine ula t r yorlar bizi. O zaman anlar z ki bize acayip gelmeleri onlar bildi imizden de il al kanl m zdan geliyor daha çok.

Jam nemo, fessus satiate videndi, Suspicere in caeli dignatur lucida templa. (Lucretius)

Gözleri doymu oldu u için a m yor kimse Ba n n üstündeki tap naklar na.

k

Nice al t m z eyleri bize yeniden gösterseler, en olmayacak eylerden daha garip gelecektir bize onlar.

Si nunc primum mortalibus adsint

Ex improviso, ceu sint objecta repente,

Nil magis his rebus poterat mirabile dici.

Aut minus ante quod auderent fore credere gentes. (Lucretius)

Bugün birden gözlerimiz önüne gelseler

Varl klar f k r verse kar m zda

Bizi en çok a rtacak onlar olur

Bütün bildiklerimize ayk r görünürler.

Hiç rmak görmemi biri ilk kez bir rmak gördü ünde deniz sanm onu. Bizim en büyük bildi imiz eyleri, do an n o

konudaki son s n rlar sayar z:

Scilicet et fluvius, qui non est maximus, el est

Qul non ante aliquem majorem vidit, et ingens

Arbor homoque videtur; et omnia de genere omni

Maxima quae vidit quisque, haec ingentia fingit. (Lucretius)

Böylece, bir rmak büyük olmas n isterse

Daha büyü ünü bilmeyene büyük gelir;

Bir a aç, bir insan da öyle. Her eyde,

En büyük gördü ümüzü devle tiririz.

Conseutudine oculorum assuescunt animi, neque admirantur, neque requirunt rationes earum quas semper vident. (Cicero)

Gözlerin al kanl yla kafalar da her eye al r; her an görmekte oldu umuz eylere a may z, nedenlerini aramay z onlar n.

Gördü ümüz eylerin yenili i, büyüklü ünden çok a rt r ve nedenlerini aramaya iter bizi.

Do an n sonsuz gücü kar s nda daha sayg l olmam z, bilgisizli imizi, yetersizli imizi bilmemiz gerekir. nan l r ki ilerin söyledi ince olmayacak eyler duyuyoruz; bunlara inanmasak bile kesip atmamal y z; çünkü olmaz deyip geçmez, olabilecek eylerin nereye varabileceklerini bildi imizi ileri sürmek olur haddimizi bilmeden. Olmayacakla al lmad k aras nda, do an n ak düzenine ayk r olana insanlar n ortak inançlar na ayk r olan aras ndaki ayr l iyi kavrarsak, bir eye inanmakta da, inanmamakta da, haddimizi bilecek olursak, Chilon'un kural na uymu oluruz: hiçbir eyde a r gitme yok. (Kitap 1, bölüm 18)

BABALAR VE ÇOCUKLAR

Çocuklar n babalar na kar duyduklar , sayg d r daha çok. Duygu dü ünce al veri leriyle beslenen dostluk onlar aras nda kurulamaz; dünyalar çok ayr d r çünkü, üstelik do al ödevleri de örseler bu dostluk. Babalar bütün gizli dü üncelerini çocuklar na açamazlar, yak ks z bir s rda l k yaratmamak için; dostlu un ba görevlerinden biri olan uyarmalar, ak l vermeler de çocuklar n babalar na yapabilecekleri eyler de ildir. Kimi uluslarda çocuklar n babalar , kiminde de babalar n çocuklar öldürmeleri adetmi , birbirlerine ç karabildikleri zorluklar önlemek için, do al olarak birinin varl ötekinin y k m na ba l oldu u için. Babalarla çocuklar

aras ndaki do al ba lar hor gören filozoflar da ç km t r Aristippos bunlardan biridir. Kendisinden ç km olan çocuklar n nas l olup da sevmedi i söylenince tükürmü Aristippos ve demi ki: Bu tükürük de benden ç kt ; bitler, kurtlar da ç k yor benden! Plutarkhos'un

karde iyle bar t rmak istedi i biri de öyle der: Ayn delikten ç kt k diye karde imin büyük önemi olamaz benim için...

Babayla o ul apayr mizaçlarda olabilirler, karde ler de öyle. O lum olur, akrabam olur, ama belal , kötü, budala herifin biri de olabilir. Hem sonra, yasalar n ve do al zorunlulu un bize buyurdu u dostluklarda seçme ve isteme özgürlü ümüz azal yor. Oysa bu özgürlük sevgi ve dostluk kadar bizim diyebilece imiz ba ka hiçbir ey yaratamaz. (Kitap 1, bölüm 28)

Her inanç kendini can pahas na benimsetecek kadar güçlü olabiliyor. (Kitap 1, bölüm 14)

D ZG NS Z TUTKULAR

Ba kalar için ya amayan kendi için de ya ayamaz:

Qui sibi amicus est

Scito hunc amicum omnibus esse (Seneka)

Kendine dost olan

Bilin ki herkese de dosttur.

Ama ba görevimiz kendimizi gere ince yönetmektir onun için dünyaday z. Kendisi iyi ya amas n unutan ve ba kalar n iyi

ya amaya zorlamak, al t rmakla ödevini yapt n sanan bir budalad r onun gibi, ba kas na hizmet için kendi dürüst ve sevinçli ya amas n b rakan da kötü, olumsuz bir yola girmi olur bence.

Toplum için yüklendi imiz görevlerde dikkatimizi, ad mlar m z , sözlerimizi, al nterimizi, gerekirse kan m z esirgememeliyiz:

Nun ipse pro charis amicis Aut Patria timidus perire (Horatius)

Haz r m can m vermeye Dostlar m ve yurdum için. Ama geçici, raslant ya ba l olan bu görevlerde kafam z rahat n , sa l n yitirmemeli; eylemsiz de il, ama öfkesiz, tutkusuz kalmal d r. Ruhumuz eylemlerde pek çaba harcamaz, uykuda bile eylemler içindedir hiç yorulmadan. Ama onu co turmada ölçülü davranmaktay z, çünkü beden üstüne yükleneni nas lsa öyle ta r; ama ruh yüklendi ini ço u kez kendi zarar na büyütüp a rla t r r, diledi i ölçüyü verir ona. nsanlar ayn eyleri ayr çabalarla, de i ik irade gerginli iyle yaparlar.

Ruh bedene, beden ruha ayak uydurmayabilir. Nice insanlar sava hiç umursamadan sava lara girerler her gün, ölümü göze alarak kat ld klar sava yitirmek uykular n bile kaç rmaz. Öte yandan ba ka bir insan evinde, at lamayaca tehlikelerden uzakta, sava n sonucunu can a z nda merak eder, sava a kan n can n koyan askerden daha fazla ruh çabas harcar. Ben toplum i lerine kat l rken kendimden t rnak boyu uzakla mamas n , kendimi, kendimden geçmeden, ba kas na vermesini bildim.

Ta k n ve azg n bir tutku giri ti imiz i e yarardan çok zarar getirir, olaylar n ters gitmesi, gecikmesi kar s nda sab rs zl a sürükler bizi, i lerine bakt m z insanlardan so utur, ku kuland r r. Bizi avucuna alan ve sürükleyen bir i i kendimiz iyi yönetemeyiz hiçbir zaman.

Mala cuncta ministrat, Impetus. (Seneka)

Ço kunluk sarpa sard r r i leri.

e yaln z kafas n ve ustal n koyan daha rahat yürütür i i.

Olaylar n gereklerine göre diledi i gibi dayat r, a a dan al r, erteler; ba ar s zl a u rad zaman bozulmaz, y k lmaz; yeniden i e

oyulmaya bütün gücüyle haz rd r; ister istemez birçok tedbirsizliklere, haks zl klara dü ecektir tutkusunun rüzgar na kap l r gider ba ndan büyük i lere giri ir ve talih çok yard m etmedikçe pek ba ar kazanamaz. Filozofi, u rad m z haks zl klar n öcünü al rken i e öfke kar t rmamam z ister; cezan n daha hafif olmas için de il, tersine daha etkin olmas , daha a r basmas için. Azg nl k ölçümüzü tam almaya engel olur çünkü. Öfke gözü karartmakla kalmaz, ceza verenin kolunu da yorar. Bu ate güçlerini uyu turur, yakar. Acele kendi kendisine çelme takar, tökezler ve durur:

Festinatio tarda est. (Quintus)

Acele gecikmedir.

Ipsa se Velocitas implicat. (Seneka)

Çabukluk kendisini engeller.

S k s k gördü üm örnekleriyle cimrilik de kendi kendisini köstekler; ne kadar eli s k ne kadar gözü dönmü olursa o kadar az kazanç sa lar. Genel olarak cimriler, biraz cömertlik göstermekle, daha çabuk zengin oluyorlar. (Kitap 3, bölüm 10)

DE

EN D L VE NSAN

Kitab m az insanlar ve az y llar için yaz yorum. Uzun ömürlü olabilmesi için daha sa lam bir dille yaz lmas gerekirdi. Bizim dilimizin bugüne kadarki sürekli de i melerine bak l nca, elli y l sonra imdiki halinde kalaca n kim umabilir? Her gün elimizden kay p gidiyor benim ya ad m y llar içinde yar yar ya de i ti. imdi art k olgunla t diyoruz; her ça kendi dili için öyle der. Hep böyle kaç p de i ti i sürece ben dilimizin bugünkü halinde kalmas n özlemem. yi ve yararl yaz lar onu kendilerine ba layabilirse ba lar, görece i ra bet de devletimizin kaderine göre de i ir. Onun için kitab ma hiç çekinmeden ki isel birçok yaz lar koyuyorum. Bunlar bugün ya ayan insanlar n i ine yaramakla kal r ve orta anlay tan öte özel bilgileri olan kimi insanlar ilgilendirir. Gördü üm birçoklar gibi benim ard mdan da olur olmaz sözler edilmesini istemiyorum do rusu: öyle dü ünürdü, böyle ya ard ; unu ister, bunu istemezdi; ölürken konu sa buna unu der, una bunu verirdi; onu benden iyi tan yan yoktu, gibi.

Kitab mda edep kurallar n n izin verdi i ölçüde e ilimlerimi, sevgilerimi az çok belirtiyorum; bilmek isteyene sözlü olarak daha da serbestçe ve içtenlikle aç kl yorum duyup dü ündüklerimi. Ama bakmas n bilen bu an lar mda her eyi söyledi imi, gösterdi imi görür.

Yaz ya dökemedi imi parma mla gösteriyorum burada:

Verum animo satis haec vestigia parva sagaci

Sunt, per quae possis congnossere caetera tute. (Lucretius)

Görenlere k sac k göstermeler yeter

Üst taraf n kendin bulabilirsin.

stenecek, aran p bulunacak hiçbir ey b rakm yorum kendimden. Sözüm edilecekse, do ru dürüst, gerçe e uygun edilmesini istiyorum. Övmek için de olsa beni oldu umdan ba ka türlü göstermek isteyeni yalanlamak için öbür dünyadan seve seve kalkar gelirim.

Ya ayanlardan bile olmad klar gibi söz edildi ini görmekteyim. Yitirdi im bir dostumu (La Boetie) var gücümle desteklemeseydim, bin bir türlü suret biçeceklerdi ona. (Kitap 3, bölüm 9)

NSANLAR VE HAYVANLAR

Hayvanlar aras nda eni konu bir haberle me oldu unu aç kça görüyoruz; yaln z ayn türden olanlar de il ayr türden olanlar da birbirleriyle anla abiliyorlar.

Et mutae pecudes et denique secla ferarum

Dissimiles fuerunt voces variasque cluere

Cum metus aut dolor est, aut cum jam gaudia gliscunt. (Lucretlus)

Söz bilmez sürüler, vah i hayvanlar

Türlü ba r malarla anlat rlar

Duyduklar korkuyu, ac y ya da zevki.

At köpe in bir çe it havlamas ndan k zg n oldu unu anlar; ba ka türlü bir havlamas ysa, hiç ürkütmez onu. Aralar ndaki i ortakl ndan anl yoruz ki sesi olmayan hayvanlar n bile ba ka bir haberle me yollar var; hareketleriyle konu up anla yorlar:

Non alias longue ratione atque ipsa videtur

Protrabere ad gestum pueros infantia linguae. (Lucretius)

Ba ka türlü de il çocuklar n da

Sesle anlatamad klar n hareketle anlatmalar .

Neden anla amas nlar? Bizim dilsizlerimiz de i aretlerle pekala söyle iyor, tart yor, hikayeler anlat yorlar.

Öyle al k n, öyle usta olanlar n gördüm ki, her istediklerini eksiksiz anlatabiliyorlar. A klar yaln z gözleriyle neler söylerler birbirine: Bozu ur, bar r, yalvar r, anla r, söyle irler gözleriyle.

E'i silentio ancor suole Haver perigi e porole. (Tasco)

Ve susmada bile

Sözler, yalvarmalar vard r.

Ya ellerle neler söylemeyiz? steriz, söz veririz, ça r r z, yol veririz, korkuturuz, yakar r z, yalvar r z, yads r z, istemeyiz, sorar z, be eniriz, sayar z, itiraz ederiz, pi man oluruz, korkar z, utan r z, ku kulan r z, bildiririz, buyururuz, isteriz, yüreklendiririz, yemin ederiz, küçümseriz, meydan okuruz, k zd r r z, suçlar z, mahkum ederiz, affederiz, küfrederiz, pohpohlar z, alk lar z, kutlar z, utand r r z, alay ederiz, uzla t r r z, sal k veririz, co tururuz, seviniriz, bayram ederiz, ac r z, üzeriz, rahats z ederiz, a rt r z, ba r r z, susar z, daha neler neler, dille yar acak kadar. Ba m zla buyur ederiz, kovar z, evet deriz, hay r deriz, yalanlar z, ho kar lar z, yüceltiriz, kutsalla t r r z, hor görürüz, isteriz, tersleriz, sevindiririz, dertlendiririz, ok ar z, azarlar z, dizginleriz, k zd rt r z, korku veririz,

güven veririz, soru tururuz. Ya ka lar m zla? Ya omuzlar m zla?..

Abderia'dan gelen bir elçi Isparta kral Agis'e söyleyeceklerini uzun uzun söyledikten sonra sorar: Efendimiz yurtta lar ma nas l bir cevap götürmemi isterler? Seni, tek söz söylemeden, her istedi ini, diledi in süre söylemekte serbest b rakt m söylersin, der kral. te size konu an ve çok iyi anla lan bir susma... (Kitap 2, bölüm 12)

nsan yaln z sözle insand r ve yaln z sözle ba lan r z birbirimize. (Kitap 1, bölüm 9)

ÖLDÜRME TEHL KES NE KAR I

Öldürme tehlikesi kar s nda Julius Caesar' n tuttu u yol bence tutulacak yollar n en güzeliydi. Önce ho görürlük ve tatl l kla dü manlar na kendini sevdirmeye çal t ; haz rlanan suikastlar ö renip, bunlardan haberli oldu unu uluorta söylemekle yetinirdi ve pek soyluca bir so ukkanl l kla, korkmadan, ortal tela a

vermeden oluruna b rak rd i i, kendini tanr lara ve talihe emanet ederek. Öldürüldü ü zaman böyle bir halde oldu u su götürmez çünkü. Bir yabanc , Syrakusa Kral Dionysios'a, iyi bir para kar l uyruklar n n kendisine kar haz rlayacaklar bütün

kundaklar sezinleyip meydana ç karman n a maz yolunu ö retebilece ini orda burda söyleyip herkese duyuruyor. Haberi alan Dionysios ça rt yor adam , korunmas için böylesine gerekli bir ustal ö renmek için. Yabanc gelip kendisine ö retecek hiçbir

hüneri olmad n , yaln zca ona bir torba alt n vererek yaman bir s rr

elde etti ini sevinçle ilan etmesini söylüyor. Kral be eniyor bu bulu u ve be yüz alt n sayd r yor yabanc ya. Çok yararl bir bilgi edinmeden kim oldu u bilinmeyen bir adama bu kadar büyük bir para verilebilece ini dü ünemiyor kimse, dü manlar n n çekinmesini sa l yor bu söylenti. Bunun gibi, ak ll krallar, canlar na kar giri ilen tertipleri ö renince hemen yayarlar ki bunu, herkes iyi haber ald klar na, gizli kapakl her i in; kokusunu alacaklar na inans n.

Atina Dukas son zamanlarda Floransa'y zorbaca yönetti i s rada birçok saçmal klar yapt ; ama bunlar n en büyü ü u oldu: Floransal lar n ayaklanmaya haz rland klar n aralar nda Matheo di Morozo diye biri kendisine fitleyince hemen öldürüveriyor onu ki bu haber ortaya yay lmas n, hakl yönetiminden ikayetçi kimseler bulunabilece i dü ünülmesin.

Eskiden bir yerde okumu tum, önemli ki ilerden bir Romal Triumvira'n n errinden kaç yor; ard na: dü enlerin elinden bin bir kurnazca bulu la kurtuluyor. Sonunda bir gün, onu yakalamaya gelen bir sürü atl sakland bir çitin yan ba na geliyor, az kals n

göreceklerken yine kurtuluyor; ama bu kez art k, dört bir yanda aran p taranmaktan kurtulmak için çekti i bunca s k nt y , böylesi bir hayattan umabilece i rahat solu un azl n , olaca a bir kez gö üs germenin bu soluk solu a ya amaktan daha iyi oldu unu dü ünerek geri ça r yor askerleri sakland yere, yapabilecekleri kötülü ü göze

al p, onlar da kendisini de sürüncemeden kurtarmak için.

Dü man n üstüne ça rmak delice bir davran , ama ç kmaz bir yolda

sürekli can tela içinde ya amaktansa böylesi daha iyi gelir bana. Alaca m z tedbirler size kayg lar, ku kulardan ba ka ey getirmeyecek; iyisi mi güzel bir yüreklilikle ne olacaksa olsun dersiniz; belki bir ey olmaz diye bir avuntunuz da olur üstelik. (Kitap 1, bölüm 20)

ÖLMEK ÖZGÜRLÜ Ü

Filozofluk yapmak ku ku duymakt r derler, öyleyse benim için saçmalamak, akl na eseni söylemek, daha zorlu bir nedenle, ku kulanmak olmal d r. Çünkü ara t rmak, çözüm getirmekse kürsü ba kan n n i i.

Benim kürsü ba kan m tanr sal gücün yetkisidir, ki o kimseyi dinlemeden yönetir bizi ve insanlara özgü bo çeki melerin üstündedir yeri.

Philippos k l ç elde Peloponez'e girince, biri gelmi Damidas'a demi ki, bu adam n dostlu unu kazanmazsak Lakedemonyal lar' n çok çekece i var. Hadi be, korkak, demi Damidas, ölümden korkmayanlar n ne çekece i olabilir? Agis'e de bir insan nas l özgür ya ayabilir, diye soruldu u zaman; ölümü küçümseyerek, demi . Bu görü ler ve bu konuda raslanan daha binlercesi, ölümü sab rla beklemekten öte bir davran istiyorlar elbet insandan. Hayatta ölümden beter birçok belalar vard r çünkü. Antigonos'un tutsa bir Ispartal çocuk köle olarak sat l yor; efendisi onu zorla çirkin bir i te kullanmaya kalk nca: Görürsün, demi çocuk, kimi sat n ald m ;

özgürlü üm elimdeyken ay pt r kul olmak senin gibisine. Böyle der Ispartal çocuk ve atar kendini evin tepesinden a a . Antipater'in, bir iste ini kabul ettirmek için korkutmaya kalk t Ispartal lar: Bizi

ölümden beter bir eyle korkutmak istersen, daha seve seve ölürüz, demi ler. Her yapacaklar i e engel olaca n yazan Philipos'a da: Ölmemize de engel olamazs n z ya, diye kar l k vermi ler.

Derler ki bilge ya amas gerekti i kadar ya ar. unu da derler ki, do an n en ba ta gelen ve halimizden yak nmay gereksiz k lan lutfu bizi dünyadan göçmekte özgür b rakmas d r. Hayata verdi i giri yolu bir tek, ama ç k yolu yüz binlerce. Ya amak için topra m z olmayabilir, ama ölmek için toprak bulunur nas l olsa. Boiocatus'un Romal lara dedi i gibi. Dünyadan ne diye yak n rs n? Ba lad yok

ki seni: Dertler içinde ya yorsan, bu korkakl n yüzündendir senin; istedi in zaman ölmek elinde:

Ubiqe mors est; optime hoc cavit Deus;

Eripers vitam nemo non homini potest;

At nemo mortem: mille ad hanc aditus patent. (Seneka)

Her yerde ölüm var tanr bol bol veriyor onu;

Herkes herkesin hayat n alabilir, ama ölümü

Al namaz kimseden: Binlerce kap s var ölümün.

Bir tek hastal n devas de il, bütün dertlere devad r ölüm. Hiçbir zaman korkulmayacak, çok kez aranacak pek emin bir limand r ölüm. Hayata ha biz son vermi iz, ha kendi son bulmu , hepsi bir; ha eceline ko mu insan, ha beklemi onu; nerden gelirse gelse, kendi ecelidir gelecek olan. plik nerde koparsa ordad r ecel, oras d r yuma n ucu. En gönüllü olan d r ölümlerin en güzeli. Ya amak ba kas n n istemine ba l d r, ölmek yaln z bizimkine. En çok ölümde kendi huyumuza suyumuza göre davranmal y z.

Ba kalar n n ne diyece i dü ünülmez bu i te, ç lg nl k olur dü ünmek de. Ya amak kölelik olur, ölmek özgürlü ümüz olmazsa. Hastal klar n iyile tirilmesi ço u kez ya amay k s tlamakla olmuyor mu zaten?

Etimizi yar yorlar, da l yorlar, elimizi aya m z kesiyorlar, yemekten kesip kan m z al yorlar: Bir ad m daha at versek öteye, toptan kurtulmu oluruz. ahdamar m z neden kara kan damar m z kadar buyru umuzda olmas n?.. (Kitap 2, bölüm 3)

Vicdan m z bizi günah i lememeye, isteklerimiz azald

için de il,

akl m z n gereklerine uyarak zorlamal d r. (Kitap 3, bölüm 2)

GÜLMEK VE A LAMAK

Demokritos ve Herakleitos öyle iki filozoftu ki, birincisi insanl k halini bo ve gülünç buldu u için halk aras na alayc bir güler yüzle

ç karm ; Herakleitos ise, insan n haline ac d , vahland üzgün bir yüz ve ya dolu gözlerle dola rm .

için hep

Ridebat, quoties a limine moverat alter unum

Protuleratque pedem; flebat contrarius alter. (Juvenalia)

Evinden d ar ad m atar atmaz gülmeye ba lard biri

Öteki ise a lamaya ba lard .

Ben birinci davran tan yanay m; gülmek a lamaktan daha ho oldu u için de il yaln z, insanl fazla suçlad daha fazla küçümsedi i, bizleri daha

için. Öyle hallerimiz var ki ne kadar a a lansak yeridir

bence. Yak nmada, vahlanmada ac d m z eye de er verme vard r bir çe it. Alay edilen eylerse de er vermedi imiz eylerdir.

Sanm yorum ki insanl kta saçmal ktan fazla dert, budalal ktan fazla kötülük olsun. Dertlerimiz saçmal klar m zdan daha a r basmaz; a a l k oldu umuz kadar zavall da de iliz. Onun için, Diogenes, kendi kendisiyle konu an, f ç s n yuvarlay p gezen, büyük skender'e dudak büken, insanlar sineklere, hava civa dolu torbalara benzeten o filozof, bence, insanlardan nefretiyle ün kazanan Timon'dan daha ac , daha sars c , dolay s yla daha do ru bir yarg çt . Çünkü nefret etti imiz ey yüre imizde yeri olan bir eydir. Timon lanet okuyordu bize, batmam z istiyordu bütün h nc yla; tehlikeli, zararl , bula c diye kaç yordu yak nl m zdan. Öteki o kadar az de er veriyordu ki

bize, yakla mam z rahat n kaç ramaz, tutumunu de i tiremezdi. Kovmuyordu insanlar , korktu undan de il, onlarla görü meyi hiçe sayd ndan: Bizi kendisine iyilik de kötülük de yapmaktan aciz say yordu. (Kitap 1, bölüm 50)

HA NLERE HIYANET

Antigonos, bir ehrin askerlerini kand r p kendi rakibi olan komutanlar Eumenes'e ihanet ettiriyor; ama askerlerinin ihanetiyle adam öldürdükten sonra kendisi tanr sal adaletin uygulay c s olmaya kalk yor, hainleri ehrin valisine teslim edip hepsini diledi i biçimde temizlemesini emrediyor. Öylesine yapt r yor ki dedi ini, say lar bir hayli çok olan bu askerlerin bir teki bile Makedonya'ya dönmüyor. Askerler kendisine ettikleri hizmetin büyüklü ü ölçüsünde kötülük etmi ve cezay haketmi oluyorlard .

Efendisi Sulpicius'un sakland

yeri haber veren köle, Sylla'n n

vermi oldu u söz gere i serbest b rak l yor; ama devlet hikmeti gere i Tarpeion kayal ndan at l yor.

Bizim kral Clovis de, Cannacre' n hizmetçilerine alt n silahlar vadederek efendilerine ihanet ettiriyor. Sonra üçünü de ast r yor. Kimi yerde de h yanet edenlerin boyunlar na ihanet kar l ald klar

keseyi tak p as yorlar. Kendi isteklerini yerine getirdikten sonra kamu iste ini de yerine getirmi oluyorlar böylece.

Fatih Sultan Mehmet, soyunun adeti üzere, taht k skançl

yüzünden

karde ini ortadan kald rmak isteyince onun adamlar ndan birini kullan yor bu i te: Adam da fazla su yutturarak bo uyor ehzadeyi. olup bitince Padi ah bu cinayetin kefareti olarak katili ölen karde inin anas na (yaln z babadan karde tiler çünkü) teslim ediyor o da padi ah n gözü önünde katilin karn n yard r yor, kendi elleriyle yüre ini bulup sökerek s cak s cak köpeklere yediriyor.

Kendileri hiç de iyi olmayanlar, kötü bir eylemden ç kar sa lad ktan sonra, rahat yürekle, i e biraz iyilik do ruluk kar t rmaktan ho lan rlar, bir kar l k ödüyormu , vicdanlar n temizliyormu gibi. Kald ki, bu korkunç kötülüklere alet ettikleri kimseler kendilerini suçluyormu gibi gelir onlara. Ölmelerini isterler ki bu yüz karas i lerin bilinci, tan kl silinsin gitsin. (Kitap 3, bölüm 1)

HASTALIK

Benim hastal m, hastal klar n en kötüsü, en az l s , en a r l s , en belal s , en süreklisidir.( Kum hastal .)

imdiye kadar be alt uzun ve belal sanc geçirdim. Bilmem ben mi yaman bir adam m, yoksa ölüm korkusundan ve doktorlar n akl m za soktuklar tehlikeler, neden ve sonuçlardan dü üncesini kurtarm bir insan için bu ac , kolay dayan l r bir ac m d r?

Bence a r n n etkisi akl ba nda bir insan çileden ç kar p deliye döndürecek kadar iddetli, deh etli olmuyor. Kum sanc s ndan benim u yarar m oldu ki, bir türlü kendime kabul ettirmedi im ölümü art k

yad rgamayaca m! Çünkü sanc lar, beni ne kadar s k t r r, tedirgin ederse, ölüm korkusundan o ölçüde kurtuluyordum. Hayata, yaln z hayatta oldu um için ba lanmaya zaten al m t m: Hastal m bu ba da çözecek. Allah vere de hastal n iddeti gücümü a p bana ölümü sevdirip arzulatmasa; çünkü bu da ölümden korkmak kadar kötü bir eydir:

Summum nec metuas diem, ec optes. (Martiells)

Ne ölümden kork, ne de ölümü iste.

Bunlardan ikisi de kaç n lacak durumlard r ama birincisinden kaç nmak çok daha kolayd r. Evet, ama, ac lara dayan rken hiç istifimizi bozmamay , ma rur ve sakin bir tav r tak nmay bir ahlak kural yapmak da bana anlams z bir gösteri gibi geliyor. Neden, bir eyin asl na, do rusuna bakan felsefe, burada görünü üzerinde duruyor? Bu oyunu aktörlere, söz ustalar na b raks n. D hareketlerimize bu kadar önem veren onlard r. nsan n yüre i sa lamsa, ac lar yenmek için a lay p s zlanmaktan çekinmesin; irademizi a mayan bu s zlanmalar irademizi a an iç çeki leri, h çk r klar, çarp nt lar, sararmalar gibi görsün. Yürekte korku, sözlerde umutsuzluk yoksa, daha ne istiyor? Dü üncemiz k vranm yorsa, bedenimiz k vranm ne ç kar? Felsefe bizi ba kas için de il, kendimiz için, güçlü görünmek için de il, güçlü olmak için yeti tirir. Dü üncemizi yönetsin yeter! Onun i i budur. Ruhumuza öyle bir güç versin ki, kum sanc lar nda kendini kaybetmesin, korkakça boyun e mesin, kar koysun; bitkin, ezilmi bir hale

gelmesin, bir sava ta k nl

ve azg nl

göstersin; bir dereceye kadar

çevresindekilerle konu mak ve daha ba ka eyler yapmak gücü olsun. Bu kadar çetin hallerde, insandan hiç istifini bozmamas n istemek zalimliktir. Biz sava kazanal m da, vars n gösteri imiz bozuk olsun. Vücut k vranmakla rahatl yorsa, b rak n k vrans n; hareket iyi geliyorsa istedi i gibi yuvarlan p tepinsin. Var gücüyle ba r nca a r biraz olsun geçer yahut diner gibi olursa, hiç çekinmeden ba rs n. Ona, ille de ba racaks n demeyelim, ama ba rmas na da kar mayal m. Epikuros, olgun bir insan n, ac çekerken ba rmas n ho görmekle kalm yor, bunu ö ütlüyor bile.

«Pugiles etiam quum feriunt in jactandis coestibus ingemiscunt quia profundenda voce omne corpus intenditur venique plaga vehementior.» (Cicero)

Güre çiler rakiplerine vururken, z rhl yumruklar n savururken inler gibi ba r rlar; çünkü ba rmak sinirleri gerer ve vuru daha kuvvetli olur.

Bunlar söylemekten amac m, kum sanc lar nda yaygara koparanlar ho görmektir; çünkü ben kendim imdiye kadar bu sanc lar biraz daha durgun geçirdim, ba r p ça rmad m; yaln zca inledim. Ama, bu edepli halde kalmak için hiç de kendimi zorlamad m, çünkü böyle bir üstünlü e de er verenlerden de ilim. (Kitap 3, bölüm 32)

SA LIK ÜSTÜNE

yi iken de hasta iken de can m n istedi ini yapm md r her zaman. çimden gelen isteklere büyük bir güvenim vard r. Ac y ac yla gidermeyi sevmem. Hele insan hastal ktan daha fazla rahats z eden ilaçlardan nefret ederim. Karn m z a r yor diye kendinizi istiridye yemek keyfinden yoksun ettiniz mi, derdiniz birken iki olmu demektir. Hastal ktan çekti iniz yetmiyormu gibi bir de perhizden çekersiniz. laçlarda nas l olsa aldan yoruz madem, bari a z m z n tad yla aldanal m. Herkes bunun tersini yap yor kendine zor gelen neyse iyili i onda görüyor kolay bak mdan çekiniyor.

Can m n çekti i yiyecekler çok defa mideme en az dokunan eyler olmu tur; i tah m midemle kendili inden uyu ur. Gençken biberli baharl eyler ho uma giderdi.

Ya lan nca mideme dokunur, ho uma da gitmez oldular. arap hastalara iyi gelmez: Hasta oldum mu en tiksindi im ey de arap olur. Zorla, istemeye istemeye yapt m her ey dokunur bana; seve seve, i tahla yapt m hiçbir eyden zarar görmem. Ho uma giden bir eyin bana dokundu unu bilmiyorum. Onun için hekimlerin dediklerini her zaman keyfimden yana çevirmi imdir, hem de alabildi ine...

En büyük dertler ço u kez do aya uyacak yerde kendi uydurdu umuz çarelerden gelir. spanyollar' n bir sözü türlü yönlerden ho uma gider:

Defianda me Dios de mi

Allah beni kendimden korusun.

Hasta iken beni üzen ey can m n istedi ini yapmamak de il, can m n bir eyi istemez olu udur. Ke ke bir ey istese de yapsam; hekimler zor durdurur beni. Sa ken bütün kayg m da umutlu, istekli olmakt r.

Uyu uk, isteksiz olmak ne ac kl bir eydir. Hekimlik bilgisi sen sözünü söylemi de il ki, bizim a z açmaya hakk m z olmas n. Bu bilgi iklimlere, aylara, Franel'e ve Escale'e (Montaigne'in zaman nda ya am hekimler.) göre de i iyor. Hekiminiz uykuyu, arab ve eti sizin için zararl görüyorsa üzülmeyin; ben size onun gibi dü ünmeyen bir ba ka hekim bulurum. Hekimlerin dü ünceleri bin bir kal ba girecek kadar de i iktir. Bir zavall hasta bilirim; iyile ece im diye aylarca susuzluktan yand , tutu tu; sonra bir hekim kendisine su içmemenin zararl oldu unu söyledi. Neye yarad çektikleri? Geçenlerde bir hekim çok s k perhizlerden sonra böbrek ta ndan öldü. Meslekta lar n n dedi ine göre, bu perhiz onu kurutmu , tüketmi ve ta n büsbütün azmas na neden olmu . (Kitap 3, bölüm 13)

ÜÇ BÜYÜK ADAM

Bildi im bütün insanlar aras nda bir seçme yapmam istense, ben üç insan hepsinden üstün tutard m.

Bunlardan biri Homeros'tur. Homeros, Aristoteles'ten ya da Varro'dan daha m bilgilidir, diyeceksiniz; hay r. Hatta iir sanat nda Vergilius'un ondan hiç de a a kalmad ileri sürülebilir. Bu konuda

hüküm vermek, her ikisini de bilenlere dü er. Ben kendi hesab ma yaln z birini, Vergilius'u, biliyorum. Aç kça söyleyeyim ki iirde bu büyük Romal 'n n a labilece ini akl m almaz.

Gerçi böyle söylerken Vergilius'un Homeros'tan esinlenip ders ald n , onun ard ndan yürüdü ünü, koskoca Aeneis'ini lyada'n n bir parças ndan ç kard n da unutmamal y z; ama ben oras nda de ilim. Bu adam büyük ve neredeyse insanüstü bir varl k sayarken ben, birçok ba ka eyleri hesaba kat yorum. Hatta bazen, dehas yla bunca tanr lar yaratm , insanlara da kabul ettirmi bir adam n tanr lar aras nda yer almam olmas na a t m bile oluyor. Körlü üne, yoksullu un ve bilimlerin geli mesinden önce ya am olmas na kar n öyle gerçeklere ula m ki ondan sonra yeni bir düzen kurmak, bir sava yönetmek, dinden, felsefeden veya sanatlardan söz açmak isteyenler, hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, hep ondan ders alm lar; her eyi bilen bu yaman hocan n kitaplar n bütün bilgilerin kayna saym lard r.

Qui quid pulchrum, quid turpe, quid utile, quid non.

Plenius ac melius Chrysippo ac Crantore dicit. (Horatius)

Güzel ne, kötü ne, yararl ne, zararl ne,

Bunlar o daha iyi söyledi Chrysippos'tan, Crantor'dan.

A quo, ceu for te perenni,

Vatum Pyreüs labra rigantur aquis. (Ovidius)

Ondan, o tükenmez kaynaktan gelir,

Permessos'un kutsal sular airlere.

Adde Heliconiadum comites, quorum unus Homerus. Astra potitus. (Lucretius)

Kal n Musa'lar n yolda lar na

Onlardand r y ld zlara yükselen Homeros da

Cujusque ex oro profuso

Omnis posteritas latites in carmina duxit

Amnemque in tenues ausa est deducere rivos, Unius faecunda bonis. (Manilius)

Bu cömert kayna sonrakiler Ak tt lar bütün kendi iirlerine;

Bir rmak bir sürü dereci e bölündü, Bir insan n miras yla beslenerek.

Bu büyük adam, insan eserlerinin en de erlisini, do a düzenine ayk r giderek yaratm ; çünkü do u ta her ey kusurlu oldu u halde Homeros'ta iir ve daha birçok bilgiler çocukluk ça na olgun, kusursuz ve pürüzsüz olarak girmi ler. Bu bak mdan onu ilk ve son air de sayabiliriz. Eskilerin de çok güzel gördükleri gibi Homeros kendinden önce gelenlerden hiç kimseyi taklit etmedi i için kendinden sonrakilerden hiçbiri de onu taklit edememi tir. Aristoteles'e göre hayat ve hareket yaln z onun sözlerinde vard r. Yaln z onun sözleri özlü sözlerdir. Büyük skender, Darius'tan ald ganimetler aras nda

de erli bir çekmece bulmu ve demi ki: Bunun içine benim Homeros'umu koyun; sava larda bana en do ru yollar gösteren odur. Anaksandridas' n o lu Kleomenes de Homeros'u, askerlik sanat n çok iyi bildi i için, Lakedemonyal lar' n airi say yordu.

Plutarkhos'un Homeros'ta be endi i taraf onun insan hiçbir zaman doyurup usand rmamas , okuyucuya durmadan de i en bir yüz göstermesi, her sayfada yeni bir güzelli e bürünmesidir. Bu de eri Homeros'tan ba kas nda bulamazs n z. Deli men Alkibiades bir gün edebiyatla u ra an birisinden lyada'y istemi ; adam yok deyince Alkibiades tokad yap t rm . Siz de bugün, dua kitab olmayan bir papaza ne dersiniz?

Ksenophanes bir gün Syrakusa Kral Hieron'a yoksullu undan yak n rken iki kul tutmaya gücü olmad n söylemi . Hieron da demi ki: « yi ama, senden çok daha yoksul olan Homeros'un ölmü ken bile,

on binden fazla kulu var.

Panaetius'un Platon'a «Filozorlar n Homeros'u» demesi de pek anlaml d r. Bütün bunlardan ba ka onun kadar ün kazanm kim var dünyada? Onun ad ve eserleri kadar dillere destan olmu ne var? Troya, Helena ve sava lar belki de olmu eyler de ildir; ama onlar bildi imiz kadar neyi biliriz? Çocuklar m za hala Homeros'un üç bin y l önce uydurmu oldu u adlar veriyoruz. Hektor'u, Akhilieus'u kim tan maz? Yaln z birkaç soy de il, uluslar n birço u kaynaklar n bu masallarda ar yor. Türklerin Padi ah kinci Mehmet, Papa kinci Pius'a unlar yazm :

« talyanlar n bana dü man olmalar na a yorum; biz de talyanlar gibi Troyal lar' n soyundan z. Yunanl lardan Hektor'un öcünü almak benim kadar onlara da dü er; onlarsa bana kar Yunanl lar' tutuyorlar.»

Öyle büyük bir komedya ki bu lyada, yüzy llardan beri krallar, devletler, imparatorlar sanki ondan ald klar rolleri oynuyorlar, bütün dünya bu komedyan n sahnesi oluyor, yedi büyük Yunan ehri ( zmir, Rodos, Kolophon, Salamis, Khios, Atina, Argos.) aras nda Homeros'un do du u yer konusu yüzünden kavga ç kt ; asl n n bilinmemesi bile onun için bir onur oldu.

Öteki büyük adam skender'dir. Seferlerine kaç ya nda ba lad n , ne kadar az bir kuvvetle ne büyük i ler ba ard n , ard ndan gelen görgülü ve ünlü dünya komutanlar aras nda daha çocukken kazand

üstünlü ü, her tehlikeyi göze alarak, (nerdeyse haddini bilmeyerek diyecektim),

Impellens quicquid sibi summa petenti

Obstaret, gaudensque viam fecisse ruina. (Lucianus)

Önüne ç kan tepelerde ne varsa y karak

Geçti i her yerin alt n üstüne getirerek.

ba ard

seferlerde talihten gördü ü inan lmaz kolayl

dü ünün.

Otuz üç ya nda bu adam dünyada insan ya ayan bütün topraklar zaferle dola m , yar m bir ömür içinde bir insan n gösterebilece i bütün kudreti göstermi ; o kadar ki skender'in ya n gördü ü i lere göre hesaplarsan z hiçbir insan n ula amayaca bir ya bulursunuz. skender'in askerlerinden say s z kral soylar türemi ; ölümünden sonra dünya onun dört komutan aras nda payla lm ; uzun zaman da onlar n torunlar elinde kalm . skender'in ahlak de erleri saymakla bitmez; do ruluk, nefsine egemenlik, cömertlik, sözünde erlik, yak nlar na sevgi, dü manlar na insanl k. Gerçekten onun ahlak na hiç diyecek yoktur; gerçi pek nadir olarak haks zl klar da etmi tir; ama bu kadar büyük i ler ba ar p da haks zl k etmemek mümkün de ildir. Bu gibi insanlar , hareketlerine egemen olan dü ünceyle toptan yarg lamak gerekir. Thebai'nin y k lmas , Memandros'un ve Ephestion hakiminin, yüzlerce ranl esirin, bir sürü Hindli askerin, çocuklar na var ncaya kadar bütün Kos halk n n öldürülmesi kolay ho görülecek

i ler de ildir ama Kleitos'u öldürmekle i ledi i suçu fazlas yla ödemesi ve daha ba ka davran lar gösteriyor ki yüre i temizdi; iyilik için yarat lm bir insand . Onun hakk nda pek yerinde olarak derler ki: yilikleri do as n n, kötülükleri talihinin eseridir. Biraz kendini be enmi olmas na, kötülenmeye hiç dayanamamas na, Hindliler'i as p kesmekte pek ileri gitmesine gelince, bütün bunlar bence ya na ve hayat n n ba döndürücü h z na verilebilir.

Ya askerlik de erleri, at lganl , tedbirlili i, sabr , disiplini, ustal , mertli i, talihi (ki Annibal'i görmemi olsayd k skender'i bu bak mdan a acak adam olmazd ); bir erkek olarak tanr sal yarat l güzelli i; o genç, o dinç, o alev gibi yüz, o dimdik ba , o aslanca duru ... ve

Qualis, ubi Oceani perfusus lucifer unda

Quem Venus ante alios astrorum diligit ignes

Extulit os sacrum coelo, tenebrasque resolvit. (Vergilius)

T pk , Venus'un sevdi i sabah y ld z n n

Deniz sular nda y kanm temiz yüzünü gösterince

Karanl klar da tmas gibi.

bilgide ve dü üncedeki üstünlü ü; temiz, lekesiz ve

e siz ününün büyüklü ü ve süreklili i. Ölümünden sonra onun madalyalar n ta may herkes u ur say yordu.

Krallardan sözetmemi tir. Hala bugün Müslümanlar, bütün tarihleri küçük gördükleri halde onun tarihine büyük bir de er verirler. Bütün bu de erleri biraraya getirerek dü ünecek olursan z skender'i Caesar'dan üstün tutu uma hak verirsiniz. Caesar onunla boy ölçü ebilecek tek adamd r. Hatta talihin skender'e yard m etti i kadar Caesar'a yard m etmedi ini yads yamay z.

kisinin birçok taraflar birbirine e ittir ama Caesar' n skender'den üstün bir taraf yoktur.

Bu iki adam dünyan n dört buca n kas p kavuran iki yang n, iki seldi. Caesar' n tutkusunda daha az ta k nl k olsa bile, sonunda hem kendisi, hem ülkesi, hem de dünya öyle felaketlere sürüklendi ki, her ikisinin de erlerini teraziye koyunca, skender ister istemez daha a r bas yor.

Üçüncü ve bence en de erlisi Epaminondas'd r. Ünü ötekilerden çok daha azd r; ama ün, de erin öz unsurlar ndan de ildir. Epaminondas'ta dayat ve yürek istedi iniz kadar: Hem de tutkunun do urdu u cinsten de il, bilginin ve akl n olgun bir ruha a lad cinsten.

Bundan yana, skender'den, Caesar'dan a a kalmaz; çünkü kazand zaferler ne öyle çok, ne de öyle parlak olmamakla birlikte ne ko ullar alt nda kazan ld klar dü ünülecek olursa, hem çetinlik ve büyüklük, hem de yi itlik ve askerlik bak m ndan onlar n zaferleri kadar

de erlidir. Yunanl lar onu, hiç duraksamadan en büyük adamlar saym lard r. Yunanistan' n en büyük adam olunca da dünyan n en büyük adam say lmak zor de ildir. Bilgisine ve olgunlu una gelince, Yunanl lar'dan kalan bir söze göre onun kadar çok bilen ve onun kadar az konu an adam yokmu . Epaminondas Pithagoras okulundand . Az ey söylemi , fakat söyledi ini herkesten daha iyi söylemi . Hatiplikte e siz ve çok inand r c imi .

Ahlak na, vicdan na gelince, i ba na gelmi insanlar n hiçbiri bundan yana onunla boy ölçü emez. Bu taraf yla, ki insan da as l bu taraf yla insand r, hiçbir filozoftan, hatta Socrates'den bile a a kalmaz. Epaminondas'ta ruh temizli i temelli, sürekli, de i mez, bozulmaz bir haldir. skender'in bu taraf onun yan nda sönük, kaypak, kat k, yumu ak, geli igüzel kal r.

Eskiler büyük komutanlar , türlü halleriyle inceledikten sonra her birinde, ünün as l nedeni olan bir özel de er bulurlard . Yaln z Epaminondas'da erdem ve bilgi sürekli ve ayn derecede yüksekti; yaln z o, insan hayat n n her yönünde, devlet i lerinde, kendi i lerinde, sava ta ve bar ta, onurlu ya ay p kahramanca ölmekte ayn büyüklü ü gösterebilmi tir. Ben hiçbir insan n hayat na, her bak m ndan, onunkine duydu um kadar sayg ve sevgi duymam md r. u kadar ki, birlikte inat etmesinde ben, yak n dostlar gibi büyük bir ahlak üstünlü ü görmüyorum. Yaln z bu hareketini, ne kadar yi itçe ve sayg de er de olsa biraz çi buluyorum ve bu taraf na özenmeyi akl mdan geçirmiyorum. Ondan ay rt edemedi im tek insan Scipio Aemilianus'tur. Onun ölümü de o kadar kahramanca ve onurlu,

bilimlerdeki anlat

o kadar geni ve derindir.

Hayat nda onu en çok sevindiren eyin, Leuktra'da kazand anas na babas na verdi i sevinç oldu unu söylemi tir. Onlar n

zaferle

sevincini, böyle onurlu bir i ten kendisinin duydu u hakl ve derin sevince üstün tutmas ne kadar anlaml d r.

Yurdunu kurtarmak için bile bir adam sorgusuz, sualsiz öldürmeyi do ru bulmazd : te bunun için arkada Pelopidas' n Thebai'yi kurtarmak için giri ti i i i pek so uk kar lam t r. Bir sava ta bile, kar tarafta bulunan bir dosta rastlamaktan kaç n r, onu ölümden korumak isterdi.

Epaminondas, Korinthos yak nlar nda More'nin kap lar n tutmak isteyen Lakedemonyal lar' mucizeyi and ran bir vuru la yard ktan sonra, kimseyi kovalay p öldürmeden yürüyüp gitmi ti yoluna. Dü manlar na kar bile bu kadar insanca davranan bu adamdan ku kulanan Boietial lar, elinden ba komutanl ald lar. Böyle bir

nedenle at lmak onun için ne büyük onur! Az sonra da hiç utanmadan ona tekrar yerini vermek zorunda kald lar; anlad lar ki an ve onurlar , kurtulu lar ona ba l yd . Zafer her gitti i yerde gölgesi gibi ard ndan geliyordu. Ülkesinin onunla parlayan y ld z onun ölümüyle söndü. (Kitap 2, bölüm 36)

Ya am m z ölüm kayg s yla, ölümümüzü de ya ama kayg s yla buland r yoruz. (Kitap 3, bölüm 12)

HER EY MEVS M NDE

Her ey mevsiminde gerek; iyi eyler ve onlarla birlikte her ey. Benim art k dua kitab yla i im kalmad . Quintius Flaminiun'un, ordusunun ba nda sava a haz rlan rken bir kenara çekilip tanr ya dua etti ini görmü ler sava kazand davran n . halde, yine de ay plam lar bu

Imponit finem sapiens et rebus honestis. (Juvenalis)

Bilge, iyi eylerde bile bir ölçü gözetir.

Eudemonidas, Xenokrates'in pek ihtiyar halinde, okula derse ko tu unu görmü de: Bu adam hala ö reniyor, ne zaman bilecek? demi .

Philopoimenes de, Kral Ptolemaios'u, her gün silah kullan p vücudunu i letiyor diye övenlere demi ki: Bu ya ta, kral n silah talimleri yapmas övünülecek bir ey de il; onun yapaca i art k silahlar kullanmakt r.

Bilgeler der ki, genç haz rlanmal , ihtiyar ya amal . nsan do as nda bilgelerin gördükleri en büyük kusur da arzular m z n durmadan yenilenmesidir.

Her gün hayata yeniden ba l yoruz. Ö renmek ve arzu etmek iyi ama, ihtiyarlad m z da unutmamak gerek. Bir aya m z çukurdad r,

hala içimizde yeni istekler, dilekler do ar.

Tu secanda marmora

Locas sub ipsum funus, et sepulchri

Immemor, struis domos. (Horatius)

Ölüm kar na gelmi ,

Sen mezar n dü ünecek yerde

Mermer yontturup evler yapt rmaktas n.

Benim en uzun süreli niyetlerim, nihayet bir y ll kt r art k göçmeye haz rlan yorum.

Yeni umutlara dü mekten, yeni i lere giri mekten kaç n yorum; b rakt m her yeri son kez selaml yorum; benim olan her eyden her gün biraz daha elimi çekiyorum.

Olim jam nec perit quicquam mihi nec acquiritur.

Plus superest viatici quam viae. (Seneka)

Bir hayli zamand r art k ne bir ey yitiriyor

Ne de bir ey kazan yorum;

Kendisinden çok.

Görmüyor muyuz?

Vixi, et quem dederat cursum fortuna peregi. (Vergilius)

Ya ad m, talihin bana yürüttü ü yol bitti.

htiyarl m n bana verdi i bütün ferahl k, hayat buland ran arzu ve endi elerden birço unu söndürmü olmas d r: Dünyan n gidi ine, servete, büyüklü e, bilime, sa l a, kendime ait tasam kalmad . nsan da var ki, sonsuz olarak susmay ö renece i bir zamanda konu may ö renmeye kalkar.

nsan her zaman ö renmeye devam edebilir ama ö rencili e de il: Alfabe okuyan bir ihtiyar n durumu gülünçtür.

Diversos diversa juvant, non omnibus annis

Omnia conveniunt. (Gallus)

Zevkler insandan insana de i ir,

Her ey her ya a uygun dü mez.

Ö renmek gerekirse, durumumuza uygun bir ey ö renelim; ihtiyarl kta ö renim ne i e yarar diye sorduklar zaman biz de: Hayattan daha iyi, daha rahat ayr lmaya, diye cevap verebilelim. Genç Kato ölümünü yak n hissetti i bir s rada, eline geçen bir Platon diyalo unu, ruhun ölmezli i üstüne olan diyalo u, bu amaçla okuyordu. San lmas n ki Kato çok daha önceden kendini ölüme haz rlam t ; hay r, ondaki kadar metinlik, kendinden eminlik ve olgunluk Platon'un yaz lar nda yoktur; bu bak mdan onun bilgisi ve yüreklili i felsefenin üstünde idi.

Bu diyalo u okumakla ölüme haz rlanm yordu; ölüm dü üncesiyle uykusuna bile aral k vermeyen bir insan gibi, hiç istifini bozmadan her gün yapt ediyordu. i lerden biri olan okumas na rastgele bir kitapla devam

Pretörlükten dü tü ü geceyi oyunla geçirmi ti; ölece i geceyi de okumakla geçirdi; ya am n yitirmek onun için mevkiini yitirmekten farkl bir ey de ildi. (Kitap 2, bölüm 28)

NSANIN KARARSIZLI I

nsanlar n davran lar üzerinde dü ünce yürütmek isteyenler, bu davran lar birbirine uydurmakta, hepsini bir kal ba sokmakta çektikleri zorlu u hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davran lar çok zaman birbirine öyle ayk r d r ki ayn tezgahtan bu kadar çe itli kuma ç kmas insana olanaks z gelir. Ac mazl n simgesi olan Neron'a; saray n gelece i üzerine bir idam ferman imzalatmaya getirmi ler; bir

insan ölüme göndermek Neron'un öyle yüre ini yakm ki: Ke ke hiç yaz yazmas n bilmeseydim demi ; gelin de bunu aç klay n! Böyle örneklere herkeste, hatta kendi kendimizde o kadar çok rastlar z ki, akl ba nda insanlar n bizi bir kal ba dökmeye çal malar na a ar m; nas l olur ki insanda en çok ve en aç k görülen kusur zaten bir dalda durmamakt r. Publis Syrus'un ünlü sözü de onun için do rudur.

Malum consilium est quod mutari non potest.

De i tirilemeyen bir düzen kötü bir düzendir.

Bir insan , ya am n n belli ba l durumlar na bakarak yarg lamak bize do ru gibi gelir ama inanç ve adetlerimizin mayas ndaki karars zl gördükçe, bana öyle geliyor ki, büyük yazarlar bile bizi

her yerde, her zaman hep ayn kalan bir varl k olarak görmekle yan lm lard r. nsan n, herkesçe bilinen bir yüzünü al yorlar, sonra bütün hareketlerini bu yüze uydurup anlat yorlar; uyduramad klar n n birço unu has ralt ediyorlar. Augustus'u bir türlü anlatamad lar, çünkü bu adam bütün hayat boyunca o kadar s k, o kadar çabuk ve aç k de i meler göstermi tir ki en gözü pek yarg çlar bile onun hakk nda hüküm vermekten çekinmi lerdir. nsanlar n en güç inand m taraf de i mezlik, en kolay inand m taraflar da de i ikliktir. Her gün yapt m z ey, özlemlerimizin ard ndan, rastlant lar n rüzgar yla, sa a sola, yukar a a gitmektir. Ne istedi imiz ancak bir eyi istedi imiz anda dü ünürüz; u her yat r ld yerin rengini alan hayvan gibi de i ir dururuz.

imdi ileri sürdü ümüz bir dü ünceyi birazdan b rak r, sonra tekrar ona döneriz; hep sal nt , gidip gelme, karars zl k...

Ducimur ut nervis alienis mobile lignum. (Horatius)

Kukla gibi, iplerimiz çekilip; oynat l yoruz.

Gitmiyoruz, götürülüyoruz: Suyun ak nt l veya durgun olu una göre kimi a r a r, kimi h zla ak p giden eyler gibi.

Nonne videmus

Qid sibi quisque velit nescire et quarere semper,

Commutare lucom quasi onus deponere possit. (Lucretius)

Görmüyor muyuz

Bocal yor insan, aran yor hep,

Yer de i tiriyor, yükünü atmak ister gibi.

Her gün yeni bir havaya uyar z; gönlümüz zaman n de i meleriyle türlü durumlara girer.

Tales sunt hominum mentes, quali peter ipse

Juppiter auctifero lustravit lumine terras. (Cicero)

nsanlar n dü üncesi Zeus'un onlara verdi i

De i ik gün

klar na benzer.

Bir dü ünceden bir dü ünceye gider geliriz. Hiçbir eyi kendili imizden kesin ve sürekli olarak istedi imiz yoktur. Rastlant lar n rüzgar insan keyfinin istedi i yere götürdü ü gibi, kendi durumumuzdaki karars zl k da öteye beriye çekip de i tirebiliyor. çinize dikkatle bakarsan z kendinizi iki kez ayn durumda bulamazs n z. Ruhumu, bakt m taraf na göre kimi öyle, kimi böyle bir durumda görüyorum. Kendimi bir öyle bir böyle anlat m, içime bir öyle bir böyle bak mdan geliyor. Kendimde, türlü durumlar içinde, bulamad m kar tl k yok; utangaç ve yüzsüz, çekingen ve at lgan, sessiz ve geveze, kaba ve ince, ahmak ve zeki, babacan ve aksi, yalanc ve do ru sözlü, bilgili ve cahil, cömert ve cimri; yerine göre bütün bu durumlar az çok kendimde görüyorum. (Kitap 2, bölüm 1)

RUH E TL

mparatorla kundurac lar n ruhlar e kal ptan ç kmad r. Krallar n gördükleri i lerin önemine ve a rl na bakarak, bu i lerin önemli ve a r nedenlere dayand n san r z, yanl ! Bizi i e süren, i ten al koyan nedenler, onlar için de ayn d r. Bizi kom umuzla kavgaya sürükleyen neden, hükümdarlar sava a sürükler; u a n za

dayak atman za neden olan ey krala bütün bir ulusu mahvettirebilir.

Onlar n istekleri de bizimkiler kadar sudand r, ama kudretleri daha fazlad r; kral da, dilenci de ayn i tahla ac k rlar.

Kim bilmez ki delilik, özgür bir kafan n yi itçe ç k lar , yüce ve görülmedik bir erdemin ortaya att klar yla çok yak n kap kom usudur.

DÜNYANIN B ZE GÖREL

Her varl k için en de erli, en yüksek varl k kendininkidir. Ba ka varl klar n de erlerini kendi varl n temel alarak ölçer, ona göre yarg lar verir. Bu temel ve ölçü olmad kça hayal gücümüz i göremez. Ba ka bir ç k noktas da yaratamaz. Kendimizin d na, ötesine gidemeyiz. Bu yüzden insanlar öyle dü ünmü ler: Varl klar n en güzeli insand r. O halde tanr onun eklindedir. Kimse erdemsiz mutlu olamaz, erdem de akl n d nda de ildir; ak lsa insandan ba ka varl kta yoktur. O halde tanr insan biçiminde olacak.

Ksenophanes bunu pek ho anlat r; der ki: E er hayvanlar da tanr lar icadediyorsa -ederler a- onlar kendilerine benzetip, övünürler. Niçin, örne in, bir kaz öyle dü ünmesin: Evrende her ey benim içindir. Toprak, üstünde yürümeye yarar; güne in i i bana k tutmak,

y ld zlar n i i ya am m ve talihim üzerinde etkili olmakt r. Rüz arlar, sular bana filan rahatl sa lar. Bu gökkubbe benim kadar hiç

kimseyi kay rmaz.

Ben evrenin gözbebe iyim. nsano lu benim yiyece imi içece imi aray p buluyor. Oturaca m yeri yap yor. Bana hizmet ediyor. Bu day benim için ekip biçiyor. Gerçi beni kesip yiyor, ama bu i i kendi e lerine de yap yor. Ben de insano lunu öldüren, yiyen kurtlar yiyorum.

Bir kartal ayn eyi daha büyük bir gururla söyleyebilir; evrenin en güzel, en soylu yeri olan göklerde istedi i gibi uçabiliyor. (Kitap 2, bölüm 13)

nsan n en kötü durumu kendini bilmez ve yönetmez oldu u zamand r. (Kitap 2, bölüm 2)

NSANLAR ARASINDA

Öfke ve kin do rulu un s n rlar d ndad r; bu tutkular yaln z i lerine ak llar yla ba lanmayan insanlar n i ine yarar. Do ru ve temiz i ler hep ölçülü ve a rba l d r.

Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haks zl k vard r. Do ru yol u runda kendimi ate e atabilirim; ama elden gelirse ba kalar n yanmaktan korurum. Montaigne atosu gerekirse herkesin evi ile birlikte yans n; ama gerekmezse kurtulmas na sevinirim. imin bana verdi i olanaklarla onu korumaya çal r m.

Çoklar nda gördü ümüz gibi i sevgisi bir aksilik ve inatç l k olmamal d r böylesi ç kara ve bencil tutkuya dayan r. Kahpece ve kurnazca bir harekete de cesaret dememeliyiz. Öyle gayretli kimseler vard r ki bütün arzular asl nda insanlara kötülük ve eziyet etmektir. Onlar co turan hizmet ettikleri erek de il ç karlar d r.

Sava hakl oldu u için de il, yaln zca sava oldu u için k z t r rlar. Birbirine dü man iki dostunuz aras nda gönül ve vicdan rahat yla ya ama olana vard r: Her ikisine ayn sevgiyi gösteremezseniz bile sevginizde ölçülü kal rs n z, hiçbirine sizden her eyi isteyebilecek kadar ba lanmazs n z; ölçülü kalmak ko uluyla her ikisinin güzel taraflar n tadars n z; bulan k suda, bal k avlamaya kalkmamak ko uluyla yüzebilirsiniz.

Bütün varl m zla her iki tarafa birden ba lanmak hem akl m za hem de vicdan m za ayk r dü er. Birinin iste ine uyup ötekine ihanet etti iniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, ayn ihaneti kendisine de yapabilirsiniz? ine yarad n z için sizi dinler, ihanetinizden yararlanmaya çal r; ama size kötü gözle bakmaya da ba lar; çünkü ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararl olurlar, ama götürecekleri sözle de zararl olabilirler.

Birine söyledi im her eyi gere inde, belki biraz sesimi de i tirerek, ötekine de söyleyebimeliyim.

Birinden ötekine götürdü üm sözler önemsiz, bilinen, orta mal sözler olmal . Hiçbirine yalan söylememizi hakl gösterecek bir durum

dü ünemem. Bana güvenilen bir s rr kutsal bir emanet gibi saklar m; ama s rlar elimden geldi i kadar bilmemeye çal r m. Dostlar mla u pazarl yapabilirim: Bana s rlar n az güvensinler, buna kar l k

benim her söyledi imin do rulu una inans nlar. Dostlar m bana her zaman istedi imden çok fazla s r vermi lerdir. Philippides, Lysimakhos'a pek ak ll ca cevap vermi . Kral ona: Dile benden ne dilersin? Ne vereyim sana? dedi i zaman: S rlar n z vermeyin de ne verirseniz verin demi . Bak yorum, herkes kendisine verilen i in gizli kapakl her taraf n bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi küsüyor, ben ise görece im i ten fazlas n söylemedikleri zaman rahat ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum. Kötü i te kullan lm sam bari vicdan m rahat olsun. Hiç kimseye fazla sevgiyle ba lanmak, bir u ak gibi sad k olmak istemem. Çünkü insan ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi haydi ihanet eder.

Gelgelelim öyle krallar vard r ki, insan yar yar ya istemezler, kay tl artl ba l l klar küçük görürler. O zaman çaresiz, kendilerine ko ullar m söylemeyi daha uygun bulurum; çünkü, kölelik konusunda, yaln z akl n köleli ini kabul edebilirim ki, onu bile gere ince yapam yorum. (Kitap 3, bölüm 1)

Perhizle, reçetelerle, disiplinle ya amaktan daha ahmakça, daha h mb lca bir ya ama yolu olamaz. (Kitap 3, bölüm 13)

HEK ML K ÜSTÜNE

Bir hekimin, bir ba ka hekimin reçetesini, hiçbir ey eklemeden ya da eksiltmeden kulland n gören olmu mudur dünyada? Bundan anla l yor ki hekimler ünlerini, dolay s yla kendi yararlar n hastalar n yarar ndan çok dü ünüyorlar. Aralar nda en bilgesi en eski ça da bir hastaya bir tek hekimin bakmas n gerekli saym t ; çünkü o hekim ba ar l olmazsa, bir tek adam n yanl bütün hekimlik sanat na

yüklenecek kadar büyütülmez; ba ar l olursa da, tersine, onur pay daha büyük olur. Çokluk olduklar yerde hem mesleklerini gözden dü ürürler, hem de yararl olmaktan çok zararl olurlar. Hekimlik biliminin büyükleri aras nda hiç bitmeyen ve yaln z çok kitap okuyanlarca bilinen anla mazl kla yetinmemeleri, besleyip sürdürdükleri görü ayr l klar n ve de i kenliklerini üstelik halka göstermeleri gerekirdi.

Hekimlikteki eski çat maya bir örnek ister misiniz? Hierophilos hastal klar n öz kayna n safra ve benzeri ak tlarda görür Erasistratus k rm z kanda; Asmlepiades gözeneklerden geçen görünmez atomlarda; Alkmeon beden unsurlar n n e itsizli inde ve ald m z havan n niteli inde; Strato ald m z besinin çokluk, çi lik ve bozuklu unda; Hippokrates ruhlarda. Hekimlerin dostu ve benden iyi bildikleri Plinius bu konuda sesini yükselterek der ki: Yararlanaca m z bilimlerin en önemlisi, ya amam z ve sa l m z korumakla görevli bilim, ne yaz k ki, bilimlerin en karars z , en bulan , en çok de i melere u rayan d r. Güne in yüksekli inde ya da astronomi kestirmelerinin bir rakam nda aldanman n büyük bir tehlikesi yoktur ama tüm varl m zla ilgili olan bu alanda, kendimizi bunca ters rüzgarlar n esintisine b rakmak ak l kar de ildir.

Peloponez sava ndan önce bu bilimden pek söz edilmezdi; Hippokrates ün sa lad ona. Onun ortaya koydu u her eyi Khrysippos alt üst etti. Sonra Erasistratus, Aristotelles'in torunu, Khrysippos'un bütün yazd klar na kar ç kt . Onlardan sonra gelen Deneyciler bu sanat uygulamakta bamba ka bir yol tuttular. Bu sonuncular n ünü azalmaya ba lay nca Herophilos bir ba ka hekimlik getirdi ki, Asklepiades de onu y prat p y kt . Derken, ard ard na, Themison'un, Musa'n n görü leri geçerlik kazand , daha sonra Messalina'ya yak nl yla ünlü Vexius Valens'inkiler. Hekimlik imparatorlu u Neron zaman nda Tessalus'un eline geçti, o da kendisinden önce geçerli olan her eyi y kt bat rd . Onun ö retisini y kan Marsilyal Crinas bütün hekimli i yeniden y ld zlar n devinimlerine ba lad , yemeyi, içmeyi, uyumay Ay' n ve Merih'in keyfine göre ayarlad .

Onu y k p yerine geçen yine Marsilyal Charinus oldu. O da, eski hekimli e sald rmakla kalmayarak, halk n yüzy llard r al k n oldu u s cak sularla tedavi yolunu de i tirdi. K n bile herkesi so uk sularla y kat yor, hastalar n herhangi bir derenin sular na sokup ç kar yordu. Plinus'un zaman na kadar hiçbir Romal henüz hekim olmaya tenezzül etmemi ti; bu i i yabanc lar ve Yunanl lar görüyordu; nas l ki biz Frans zlar aras nda da Latinciler görmektedir; çünkü, der bir büyük hekim, dilinden anlad m z bir hekimli i, pek tutmay z kolay kolay; kendi elimizle toplayaca m z otlar n ifal olabilece ine de pek inanamayaca m z gibi. Bizde bulunmayan baz otlar kendilerinden ald m z uluslarda hekimler varsa, onlar da kendi topraklar nda

yeti meyen bizim lahana ve maydanozlar m z , ayn tuhafl k, nadirlik ve pahal l k dolay s yla kimbilir ne ifal bulurlard ; çünkü o kadar uzaktan, türlü zorluklar ve tehlikeler göze al narak getirilen eyleri kim küçümsemeye kalkabilir?

Hekimlikteki eski de i melerden sonra bize kadar daha niceleri oldu; ço u kez de kökten ve toptan de i meler zaman m zda Paraselsus'un, Fioravanti'nin, Argenterius'unkiler gibi. Duydu uma göre onlar yaln zca reçeteleri de il bütün hekimli in özünü ve düzenini ba tan ba a de i tiriyor, kendilerinden önceki hekimleri bilgisizlik ve gözboyac l kla suçland r yorlarm . Zavall hastan n durumu üstünde dü ünmeyi size b rak yorum! (Kitap 2, bölüm 37)

NSANIN STEKLER

Budalal m z n ba ka belirtileri aras nda u da unutulmamal : nsan, istekleri yüzünden kendine gerekli olan bulamaz; bir eyin tad na vararak de il, hayal ve hevese kap larak, mutlu olmak için neye muhtaç oldu umuzu kestiremeyiz. Dü üncenizi keyfince kesip biçmeye b rakt n z m , kendine göre olan özleyip rahat edemez:

Quid enim ratione timemus

Aut cupimus? quid tam dextro pede concipis, ut

Conatus rion paenitat votique (Juvenalis)

Korku ve istekler ne zaman ak lla geldi?

Bunca güvenle hangi hayali kurars n ki

Sonunda pi man olmayas n?

Sokrates onun için tanr lardan yaln z kendisine yararl olaca n bildikleri neyse onu dinlermi . Lakedemonyal lar birlikte ve ayr ayr yapt klar duada kendileri için iyi ve güzel eyler diler, bunlar n seçilmesini tanr lar n keyfine b rak rlarm :

Conjugius petimus partumque uxoris, at illi

Notum qui pueri qualisque futura sit uxor. (Juvenalis)

Biz bir kad n ve çocuklar isteriz, ama onlar

Bilir kad n n ve çocuklar n ne olaca n .

H ristiyan, Tanr 'n n diledi i olsun diye dua eder; çünkü Kral Midas' n airlerce uydurulan durumuna dü mek istemez. Bu kral; tanr lardan, her dokundu unun alt n olmas n istemi . Duas yerine getirilmi : arab alt n olmu , ekme i alt n, yata n n ku tüyleri alt n, gömle i, h rkas alt n. Böylece, kavu tu u iste inin a rl alt nda

ezilmi , dayan lmaz bir bollu a gömülür olmu . O zaman dile inin tam tersini dilemi tanr lardan.

Attonitus novitate mali, divesque miserque.

Effugere optat opes, et quae modo voverat, odit.

(Ovidius)

a m bu yeni belaya: hem zengin olmu hem yoksul;

Kurtulmak istemi , istemez olas bu hazineden.

Kendimden de bir ey anlatay m. Gençli imde en çok istedi im ey Saint-Michel övalyesi olmakt ; çünkü o zamanlar bu övalyelik Frans z soylular aras nda pek az ki inin ula abildi i en büyük onur payesiydi. Kader bu iste imi tuhaf bir akayla yerine getirdi. Ona ula mak için beni yerimden kald r p yükseltecek yerde, daha da cömert davranarak sanki, o onuru ucuzlat p alçaltt , benim omuzlar ma; daha da a a lara kadar indirdi!

Kleobis'le Biton, Trophonius'la Agamedes, ilk ikisi Tanr çalar ndan, son ikisi tanr lar ndan, dindarl klar na en uygun ödülü dilemi ler ve gördükleri ödül ölüm olmu ; o kadar ayr d r çünkü tanr lar n görü leri bizimkilerden! (Kitap 2, bölüm 12)

NSAN B LG S

Alçak gönüllü ünün ba ka bir çe idi vard r ki; kendini yüksek görmekten gelir. Birçok eylerde bilgisizli imizi kabul ederiz, ak l erdiremedi imiz taraflar oldu unu edebimizle aç a vururuz. steriz ki bizi dürüst namuslu adam bilsinler ve ba ka eyleri bildi imizi ileri

sürdü ümüz zaman inans nlar bize. Anla lmaz eyleri, mucizeleri uzakta aramaya ne gerek var, her gün gördü ümüz eyler aras nda öyle anla lmaz gariplikler var ki; mucizeler oyuncak kal r onlar n yan nda. Bizi dünyaya getiren tohum, o bir damla ak t ne müthi eydir. çinde babam z n yaln z beden biçimi de il, duygular , dü ünceleri, e ilimleri bile var. Bu bir damla su bunca halleri neresinde sakl yor? (Kitap 2, bölüm 37)

D L ÜSTÜNE

Dü ünce ve sanat adamlar sözleri ve yaz lar yla dile de er kazand r rlar. Bu i i, dile yenilikler getirmekten çok onu bükmek, olanaklar n ço altmak, gücünü art rmak yoluyla yaparlar. Yeni sözcükler getirmezler. Onlar zenginle tirirler, anlamlar n ve kullan mlar n , sa lamla t r r, derinle tirirler onlara al lmam bir çe ni verirler; ama bunu da dört bir yan dü ünerek, ustal kla yaparlar. Zaman m z n yazarlar na bak nca herkesin harc olmad anla l yor

bu i in. Herkes gibi konu may küçümseyerek cüretli i lere giri iyorlar. Ama hünersizlik ve zevksizlik yüzünden yaya kal yorlar. Ortaya bir sürü zoraki tuhafl klar; so uk, anlams z yapmac klar ç kar yorlar, bunlar anlat lmak istenen eyi yükseltecek yerde alçalt yor. Yenilik oldu mu bay l yorlar.

e yaray p yaramad

umurlar nda de il. Yeni bir sözcük

kullanmak iste iyle eskisini at yorlar, ço u kez de att klar sözcük yenisinden daha kuvvetli, daha diri duruyor.

Dilimizde zengin olanaklar görüyorum; ama onu pek az i lemi iz. Avda ve sava ta kulland m z kaba dille neler yap lmaz; dilden bol bol sözcük alabiliriz. Konu ma dilinin deyimleri otlar gibi yer de i tirdikçe daha gürbüz, daha bereketli oluyor.

Dilimiz zengin olmas na zengin ama, daha fazla k vrakl k ve sa laml k ister. Çok yerde co kun bir dü ünceyi kald rm yor. S k bir yürüyü e geçtiniz mi, dil gev eyip kal yor. O zaman Latince'ye yahut Yunancaya ba vurmak zorunda kal yorsunuz. Halk n a z ndaki sözcüklerin gücünü biz kolay kolay göremiyoruz. Çünkü orta mal olarak kullan la kullan la bu sözcükler aya a dü mü , güzellikleri baya la m . Nice de erli sözler, güzel benzetmeler vard r ki halk n a z na dü tükten sonra, zamanla renkleri bulanm , güzellikleri solmu tur. Ama burunlar koku alanlar bu deyimlerin tad na var rlar, onlar ilk kez söylemi olanlar n de eri de yere dü mekle kaybolmaz. Bilimler de her eyi pek fazla inceltiyorlar; herkesin bildi i do al yoldan ç kar p, bamba ka ve yapmac kl bir k l a sokuyorlar. Bizim evde u akl k eden delikanl a k n ne oldu unu biliyor, içinde de ya yor. Ona Leon Hebreu'yü, Ficin'i okuyun. Bu adamlar ona kendinden, kendi dü üncelerinden, kendi yapt i lerden sözedecekler

ve o, hiçbir ey anlamayacakt r bunlardan. Aristo'yu okurken onda benim duydu um, ya ad m eyleri tan maz oluyorum. Her ey okulun gerektirdi i bir k l a bürünüyor. Bundan ne kazan l yor bilmem! Ben olsam onlar gibi do ay sanatla t racak yerde sanat do alla t r rd m.

K TAP VE YA AM

Ne yapars n z bu adamlara: yaz l olmayan laf dinlemezler, kitaba geçmedikçe sözlere inanmazlar, gerçe e sakall olmad kça kulak vermezler. Budalal klar yaz kal b na döküldü mü bir ciddilik kazan yor. Bir yerde duydum, derseniz olmaz. Bir yerde okudum, diyeceksiniz. Ben insanlar n sözleriyle yaz lar n ay rdetmedi im için konu urken yap lan yanl lar n yazarken de yap ld n bildi im, zaman m za eski zaman kadar de er verdi im için bir dostun dediklerine büyük bilginlerin sözleri kadar de er veriyorum; kitaplar kadar kendi gördüklerimden de yararlan yorum. Onlar der ki: Erdem uzamakla daha büyük olmaz. Ben de derim ki: Gerçek, ihtiyarlamakla daha ak ll olmaz. Hep söylerim: Örneklerimizi yaln z yabanc lardan ve kitaplardan almak budalal kt r. Örnek bak m ndan zaman m z Homeros ve Platon zaman ndan daha az zengin de ildir. Ama ço umuzun istedi i do ru söz söylemek de il, bilgiçlik taslamakt r. Sanki Plotin yahut Vascossan' n dükkan ndan getirece imiz tan tlar kendi köyümüzden getirece imiz tan tlardan daha soyluymu gibi. Gözümüzün önünde olup bitenleri, yarars z eklentilerden ay r p belirtmeye, dü üncelerimizi onlar üzerinde i leyip de erlerini meydana ç karmaya gücümüz yetmiyor. (Kitap 3, bölüm 13)

K TAPLARIN DE ER

Bir insan n de erini anlamak istedim mi, kendinden ne kadar memnun oldu unu, söylediklerini, yapt klar n kendini ne dereceye kadar be endi ini sorar m. u türlü özürleri pek dinlemek istemem: Bu i i laf olsun diye, akac ktan yapt m;

Ablatum medüs opus est incudibus istud. (Ovidius)

i daha bitmeden ç kt tezgahtan.

bir saat bile durmad m üstünde; yapt ktan sonra bir daha gözden geçirmedim. Öyleyse, derim, b rak n bu i leri de hangi eseriniz sizi tam veriyorsa, de erinizin hangisiyle ölçülmesini istiyorsan z onu gösterin bana. Sonra unu sorar m: Eserinizde en güzel buldu unuz nedir? u parça m , bu parça m ? Onda da be endi iniz yap s ndaki ho luk mu, kulland n z malzeme mi, bir bulu , bir dü ünce, bir bilgi mi? Hep görüyorum çünkü, insan ba kas n n i i kadar kendi i ini de erlendirmekte de aldan yor, yaln zca araya duygu kar t için

de il, as l de eri bilmedi i, ay rdedemedi i için. Bu eser, kendi gücü ve talihiyle onu yapman n bulu ve bilgi gücünü a abilir. Ben kendi hesab ma en az kendi eserimin de erini kestirebiliyorum: Denemeler'i bir bat r r, bir ç kar rken hep karars zl k ve ku ku içindeyim.

Kimi kitaplar vard r, salt konular yla yararl olurlar de erlerinde yazar n pay yoktur. Üstelik öyle iyi kitaplar, öyle yararl i ler vard r ki insan yapm oldu una utan r.

Örne in ben imdi tutsam istemeye istemeye bizim ülkenin yemeklerini, k yafetlerini yazsam, zaman m zdaki krallar n fermanlar n , halk n eline geçen mektuplar n toplasam; güzel bir kitab n özetini ç karsam (ki güzel bir kitab n her türlü özeti saçma bir özet olur ya!) ve o kitap sonradan kaybolsa, buna benzer daha ba ka

i lere giri sem. Elbette gelecek ku aklar bu yaz lar mdan eni konu yararlanabilir; ama ben o zaman talihimden ba ka neyimle övünebilirim? Nice ünlü kitaplar, böylesi kitaplard r.

Birkaç y l önce Philippe de Commines'i okuyordum. Çok iyi bir yazard r ku kusuz Commines. Kitab nda u yabana at lmaz söz gözüme çarpm t : nsan n efendisine etti i hizmet onun bu hizmete verebilece i kar l a mamal . Me er bu

sözün de eri yazarda de il salt kendindeymi . Ayn söze geçenlerde Tacitus'ta raslad m: yilikler insana, kar l n verebilece ini sand sürece ho gelir. Bu ölçüyü a t lar

m onlar minnetle de il kinle kar lar z. Seneka ayn eyi daha kuvvetle söylüyor: nsan kar l k veremedi inden utand m kar l k verecek kimsesi olmas n istemez. Cicero da, biraz daha gev ek: Memnun edemeyece ini sanan, kimsenin dostu olamaz, diyor.

Bir konu, cinsine göre, bir adam bilgili, zengin bellekli gösterebilir. En ki isel, en de erli taraf n , ruhunun as l gücünü ve güzelli ini anlayabilmek için, kendinden olanla olmayan ay rdetmek, kendinden olmayan eyleri de nas l seçti ine, düzenledi ine, nas l bir ekil ve dil kulland na bakmak gerek. Ba ka türlü olur mu? Ya söyledi ini ba ka yerden alm ve daha kötü bir ekle sokmu sa? Ço u kez böyle oluyor. Kitaplarla al veri im azsa yeni bir airde gördü üm güzel bir bulu u övmeye cesaret edemem; önce bilen birinin bana o parçan n airin kendi mal olup olmad m söylemesi gerek. O zamana kadar dilimi tutar m, neme gerek. (Kitap 3, bölüm 7)

Y llar n elimizden çekip ald

ya ama zevklerini di imiz

t rna m zla savunmal y z. (Kitap 1, bölüm 39)

Derler ki, uzun süren hayat, hayatlar n en iyisi de ildir, uzun sürmeyen ölümse ölümlerin en iyisidir. (Kitap 3, bölüm 9)

Ah bir dost! Eskiler dostlu un sudan ve ate ten daha zorunlu ve daha tatl oldu unu söylerler, ne do ru. (Kitap 3, bölüm 9)

DÜ ÜNCE GELENEKLER

nsanlar n dü üncelerinin ço u, dinler ve yasa gibi, eskiden beri süregelen inan lara dayan r. Herkesin konu tu u gibi konu may ö reniriz, herkesin dü ündü ü gibi dü ünmeyi de tan tma örgüsü ile birlikte benimseriz; içimize yerle en bu sa lam örgüyü art k sarsamay z, do rulu undan ku ku duyamay z. Tersine herkes bu d ardan gelme inan (Kitap 1, bölüm 2) elinden geldi i kadar berkitmeye çabalar.

Hiçbir iyi insan yoktur ki, bütün yapt klar ve dü ündükleri yasalara vurulursa hayat nda on kez idaml k suç i lememi olsun, hem de ceza görmeleri ve yitirilmeleri çok yaz k ve çok haks z da olsa. Öyle insan da vard r ki yasalara uymayan hiçbir ey yapmam da olsa iyi insan diye övülmeyi haketmez ve filozof onu hakl olarak k rbaçlar. (Kitap 3, bölüm 9)

YASALAR

Akl n o kadar çe itli yollar vard r ki hangisinden gidece imizi bilemeyiz. Görgünün de öyle. Olaylara bakarak ç karmak istedi imiz sonuçlar pek inan l r gibi de ildir. Çünkü olaylar hiçbir zaman e it olmazlar. Bu dünyada gördü ümüz eylerin ortak özelli i ayr ve de i ik olmalar d r.

Bununla birlikte yasalar ço altarak yarg çlar n yetkilerini daraltmak, yarg lara s n r çizmek dü üncesine de yana m yorum. Bu dü üncede olanlar unu unutuyorlar ki, yasalar yapmakta oldu u kadar onlar n yorumlanmas nda da özgürlük ve yetki vard r.

Yarg çlar m z yasalar üzerinde dü ünce yürütmek ve karar vermek i inde o kadar serbest b rakt k ki hiçbir özgürlük bundan daha keyfi, bundan daha geni olmaz. Yasa adamlar m z binbir çe it özel durum dü ünüp her biri için ayr yasa yapmakla ne kazand lar?

Bunlar ne kadar ço altsak insan i lerinin sonsuz de i ikli ini kar layamay z. Bu yasalar yüz kez daha art rsan z, gelecekteki olaylar aras nda öyleleri bulunacakt r ki bizim ya amdan al p kitaba koydu umuz olaylardan hiçbirine benzemeyecek yeni maddeler koymay gerektirecektir. Durmadan de i en insan durumlar n n de i mez yasalarla ilgisi pek azd r. En iyi yasalar en az ve öz, en genel olanlard r. Bana sorarsan z yasalar bizimkiler kadar çok olaca na hiç olmasa daha hay rl d r. Do an n yasalar bizim yazd klar m zdan her zaman daha ak ll cad r. (Kitap 3, bölüm 13)

Bir kavgaya sudan nedenlerle kat lanlar n, sudan nedenlerle ayr l vermeleri ola and r. (Kitap 3, bölüm 10)

Bütün kamusal eylemler karars z ve de i ken yorumlara u rar, çünkü çok fazla insan ak l yürütür onlar üstüne. (Kitap 3, bölüm 10)

Ben insan n i görmesini, ya ama çabas n uzatabildi i kadar uzatmas n isterim. Ölüm, lahanalar m dikerken bulmal beni; ama ölüm korkusu, hele kusurlu bahçemi yitirme korkusu içinde de il. (Kitap 1, bölüm 20)

SÖZ ÖZGÜRLÜ Ü

ster sözle olsun, ister davran la, zorbal n her çe idinden nefret ederim. Dü üncemizi duyular yoluyla aldatan gösteri lere her zaman kar koymu umdur. Üstün say lan insanlara yak ndan bak nca anlad m ki ço u, herkes gibi insand r.

Rarus enim ferme sensus communis in illa. (Juvenalis)

Yüksek mevkilerde sa duyuya az raslan r.

Krallar n a t m taraf , hayranlar n n bu kadar bol olmas d r. Her eyimizi emirlerine verelim, ama dü üncemiz bize kals n. Önlerinde bükülen, dizlerimiz olsun, akl m z de il.

Melanthius'a Dionysios'un bir tragedyas hakk nda ne dü ündü ünü sormu lar: Laf kalabal ndan tragedyay görmedim ki, demi . Onun gibi, büyüklerin nutuklar üstüne hüküm verecek olanlar da öyle diyebilirler: Bu kadar ciddilik, büyüklük, atafat içinde sözlerinin gerçek anlam anla lm yor ki. Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve ünlerle de bir araya geldi mi, büsbütün tehlikeli oluyor. Geçen gün bir yerde dev ünlü bir adam, masas nda rahat rahat konu ulan önemsiz bir konuya kar t ve söze öyle ba lad : Kim böyle dü ünmüyorsa yalanc d r, cahildir...

nsan dü üncesi böyle bir yola sapt m hançerinizi haz rlay n tetik durun. (Kitap 3, bölüm 7)

Her okuldan bütün filozoflar birle tiren genel bir anla ma varsa o da en iyi eyin ruh ve beden rahatl oldu udur, ama nerede, kimde

bulabiliriz bu rahatl ? (Kitap 3, bölüm 2)

Güzel eylemlerin kar l n ba kalar ndan beklemek, çok karars z ve bulan k bir varl a bel ba lamak olur. (Kitap 3, bölüm 2)

Ben ne isem, ne durumdaysam, eylemlerim de ona göre, ona uygun olur. (Kitap 3, bölüm 2)

V CDAN ÖZGÜRLÜ Ü

yi niyetlerin, ölçüsüzce yönetildikleri zaman, insanlar çok kötü sonuçlara götürdü ü oluyor. Fransa'y iç sava larda bunaltan bugünkü

çat mada tutulacak en iyi, en sa lam yol ku kusuz ülkenin eski dinini, düzenini sürdüren yoldur. Ama bu yolu tutanlar aras nda (çünkü sözünü ettiklerim bu yoldan yararlan p özel kinlerini bo altanlar, cimriliklerini doyuranlar, krallara yaranmak isteyenler de il, dinlerine gerçekten ba l olanlar, yurtlar nda bar , güveni kutsal bir sevgiyle ya atmak isteyenlerdir), evet bu berikiler aras nda diyorum, birçoklar var ki tutkular yüzünden akl n s n rlar d na ç k yorlar, haks z, hoyratça ve ç lg nca davran lara kap l yorlar bazen.

Dinimizin yasalarla egemen olmaya ba lad

ilk zamanlarda, inanç

çabas n n birçoklar n her çe it pagan kitaplar na sald rtt , bu yüzden ayd n ki ileri e siz hazinelerden yoksun b rakt su götürmez. Bence

bu karga an n bilimlere ve sanatlara verdi i zarar, barbarlar n ç kard bütün yang nlardan daha büyük olmu tur. Cornelius

Tacitus iyi bir kan t d r bunun; çünkü akrabas olan imparator Tacitus onun kitaplar n özel bir buyrukla bütün kitapl klara koydurttu u halde, bizim inanc m za uymayan birkaç cümle yüzünden bu kitaplar yoketmek isteyenlerin elinden bir teki bile sa lam kurtulamam t r.

unu yapt lar: Bizden yana olan bütün imparatorlara hiç çekinmeden yalan övgüler buldular, bize kar olanlar nsa her yapt klar n toptan lanetlediler dönme ad n verdikleri Julianus'a yapt klar gibi.

Asl nda e ine az raslan r çok büyük bir insand o. Filozoflar n dedikleri içine iyice i lemi , bütün eylemlerini onlara uydurmaya çal m t . Gerçekten hiçbir erdem yoktur ki onda pek seçkin örnekleri

bulunmas n. ffetten yana (ki bütün hayat bunu aç kça ortaya koyar) onu skender'e ve Scipio'ya benzetirler kendisine getirilen çok güzel tutsak kad nlardan hiçbirini görmek bile istemedi, oysa en diri gençlik ça ndayd ; çünkü Partlar onu öldürdükleri zaman daha otuz bir ya ndayd .

Adaletine gelince, çat anlar ayr ayr dinlemek zahmetine katlan rd ; üstelik kar s na ç kanlar n hangi dinden olduklar n merak edip sorar, ama bizim dinimizden olanlara kar duydu u has ml k adalet terazisinde hiç de a r basmazd .

Kendili inden birçok iyi yasalar koydu ve öncekilerin ald baçlar n, vergilerin ço unu kald rd .

Yapt klar n gözleriyle görmü iki iyi tarihçi var. Bunlardan biri, Marcellinius, tarihinin birçok yerlerinde Julianus'un H ristiyan edebiyatç ve gramercilerin okul ve ö retimlerini yasaklamas n k nar ve bu yapt n n dile dü meyip unutulmas n diledi ini söyler.

Bizimkilere kar daha kötü eyler yapm olsayd , bize sevgisi olan bu tarihçi onlar da yazmay unutmazd elbet. Bu imparator bizlere kar sertti do rusu, ama zalimce dü man de ildi. u hikayeyi bizimkilerin kendileri anlat r: Julianus bir gün, Galkedonya kenti çevresinde dola rken, oran n piskoposu gözleri kör Marius'a: sa'ya h yanet eden kötü insan; demek cüretinde bulunmu , buna kar mparator yaln zca: Git, zavall adam, git, yitirdi in gözlerine a la, demekle yetinmi , Piskopos da buna u kar l vermi : sa'ya

ükrediyorum, senin hayas z yüzünü görmemem için gözlerimi kör etti. Derler ki filozofça bir sab r gösterisi yap yormu bunu söylerken. Ne denirse densin, bu olay onun bizlere etti i söylenen zulümlere ömek gösterilmez pek. Öteki tan k tarihçimiz Eutropius: H ristiyanl n dü man , ama hiç kan ak tmayan bir dü man yd , der. Adaleti üstüne unu da söyleyebiliriz ki, gösterdi i bütün sertlik olsa olsa, imparatorlu unun ba lang c nda kendinden önceki impa rator Konstantin'in yolunda gidenlere kar olmu tur. Tok gözlülü üne gelince, herhangi bir asker gibi ya am ömrü boyunca; bar zaman nda sava n yoksulluklar na al mak ister gibi beslemi kendisini.

Öylesine uyan k kalm ki her zaman, üçe dörde böldü ü gecenin en az ym uykuya verdi i; üst yan n kendi gözüyle ordusunu ve bekçilerini görmeye ya da okumaya vermi .

Bütün de erleri aras nda her türlü edebiyattan anlay gelir. Derler ki, Büyük skender yatt

ba ta

zaman, uyku dü ünmesine,

okumas na engel olmas n diye yata n n yan na bir le en koydurur ve bir bak r top tutarm yatak d na uzanan elinde; uyku bast rd m top parmaklar ndan le ene dü ecek, o da gürültüden uyanacak. Julianus istedi ini öyle gergin bir ruhla isterdi ki, a las perhizcili i dolay s yla da ba o kadar az dumanlan rd ki, uyumamak için böyle yollara ba vurmak gere ini duymazd .

Askerlik bilgisine gelince, bir büyük komutan n bütün yetkileri vard onda. Zaten bütün ömrü sava larda geçti, en çok da Fransa'da

Almanlar ve Franklarla sava t .

Tarihte ondan çok serüvenleri olmu , kendini ondan daha çok gösterme f rsat bulmu adam azd r.

Ölümü Epaminondas' nkine benzer: Bir okla vurulur, oku kendi eliyle ç karmaya çal r ve ç karacakken eli kesilip tutamaz olur. O halinde, askerlerini co turmak için kap ma yerine götürülmesini ister askerleri sava yi itçe onsuz sürdürürler, gece iki orduyu ay r ncaya kadar. Felsefe ona hayat ve insan durumlar n küçümsemeyi ö retmi ti. Ruhlar n ölmezli ine de sa lam bir inanc vard . Din konusunda, tutumu toptan bozuktu. Bizim dinimizi b rakt için dönme demi ler kendisine; oysa benim akl ma zaten içtenlikle benimsememi ,

daha yak n gelen, H ristiyanl

yasalar n hat r için ve imparatorlu u avucuna al ncaya kadar benimser görünmü olmas d r. Kendi dininde öylesine kör inançlar vard ki, ça nda kendi dinda lar bile alay ediyorlard onunla: Partlar yenseydi kurban kesmekten öküzlerin neslini kuruturdu, diyorlard . Kahinlik bilgisine de kapt rm kendini. Her çe it fal belirtilerine önem veriyormu . Ölürken tanr lara ükretmi kendisini habersiz öldürmek istemediler, ölece i yeri ve saati çok önceden bildirdiler, onu an onuru içinde yi itçe ölmeye de er gördüler diye. Marcus Brutus gibi o da önce Galya'da, sonra ran'da ölümüne yak n garip görüntülerle kar la m t .

Vuruldu u zaman sözde: Beni yendin, Nazaretli ( sa), ya da: Gözün ayd n, Nazaretli, demi mi . Demi olsayd , orduda yan nda bulunmu ,

ölümü s ras nda her yapt n , her söyledi ini izlemi olan benim tan k tarihçiler unutmazd bunu ve buna benzer ba ka uydurmalar .

As l konumuza dönelim: Marcellinus der ki, o içinden hep pagand , ama askerlerinin ço u H ristiyan oldu u için aç a vurmuyordu bunu. Sonunda kendini yeterince güçlü bulunca tanr lar n tap naklar n açt rd ve putlara tap lmas için elinden geleni yapt . Yapt klar ndan biri de u oldu: Konstantinopolis'de H ristiyan kilisesinin ba ndakiler aras nda çat malar yüzünden halk n birbirinden koptu unu görünce saray na ça rd onlar , halk birbirine dü ürmelerine çatt , buna son vermelerini, herkesin kendi inanc na korkusuzca ba l kalabilmesi gerekti ini söyledi. Titizlikle istedi i bu vicdan özgürlü ünün ayr lmalar , bölünmeleri daha art raca n ve böylece halk n kendisine kar birlik olmas n önleyece ini umuyordu; çünkü kimi H ristiyanlar n zalimli ini görerek dünyada insana insan kadar kötülük edebilecek hiçbir hayvan olmad n anlam t .

Söylemek istedi i buydu a a yukar . in dü ündürücü yan udur ki; mparator Julianus'un halk aras nda anla mazl körüklemek için

ba vurdu u vicdan özgürlü ünü bizim krallar m z iç sava söndürmekte kullan yorlar imdi. Bir bak ma denebilir ki, taraflar inançlar n sürdürmekte serbest b rakmak, ayr l yaymak

geli tirmek, hiçbir s n rla, yasa engeliyle dizginlenmedi i için büsbütün art rmak olur. Bir bak ma da denebilir ki taraflar inançlar n yürütmekte alabildi ine serbest b rak rsak, kolayl k ve rahatl k onlar yumu at r, gev etir azl n, yenili in, zorunlu un sivriltti i dürtü körletilmi olur. Ama ben, krallar m z n dindarl k onuruna sayg yla,

daha çok una inan yorum ki, istediklerini yapmad klar için, yapabildiklerini ister göründüler. (Kitap 2, bölüm 20)

Ben derim ki erkekler ve di iler ayn kal ptan ç kmad r e itim ve gelenekler d nda, büyük bir ayr l k yoktur aralar nda. (Kitap 3, bölüm 5)

K TAPLAR

ki al veri , (dostluk ve a k) raslant lara ve ba kalar na ba l d r; biri aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki ya la solar gider. Onun için ya am m doldurup doyuramazd onlar. Üçüncü al veri , kitaplarla kurdu umuz ili kidir ki daha sa lam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin ba ka üstünlükleri vard r, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha kolayca yararl d r.

Ömür boyu yan ba mda, her yerde elimin alt ndad r. Kitaplar ya l l mda ve yaln zl mda avuturlar beni. S k nt l bir avareli in bask s ndan kurtar r, ho lanmad m ki ilerin havas ndan diledi im zaman ay r verirler beni.

Fazla a r basmad klar , gücümü a mad klar zaman ac lar m törpülerler. Rahat m kaç ran bir saplant y ba mdan atmak için kitaplara ba vurmaktan iyisi yoktur, hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzakla t r rlar. Öyleyken, onlar yaln z daha gerçek, daha canl , daha do al rahatl klar bulamad m zaman aramama hiç de k zmaz, her zaman ayn yüzle kar larlar beni.

At n yular ndan tutup ard ndan çekene yürümek kolay gelir, derler. Bizim Jacques, Napoli ve Sicilya kral , o genç, güzel, gürbüz adam, sedyeyle ta t rm kendini uzun yollarda, ba fukara i i bir yast a dayal , boz kuma tan bir giysi ve takkeyle; ama ahane bir alay gelirmi ard ndan: Taht revanlar, yular ndan çekilen türlü türlü binek atlar , rütbeli cübbeli kodamanlar, görevliler: Bu ne perhiz, bu ne tur u dedirtecek gibi. yile mek elinde olan bir hastaya ac nmaz. Pek do ru olan bu atasözünü ben denemi ve kullanm olarak, kitaplardan gördü üm yarar için söyleyebilirim. Gerçekten ben kitaplar , kitap nedir bilmeyenlerden fazla kullanmam diyebilirim. Cimriler nas l günün birinde kullanaca m diye hiç dokunmazlarsa definelerine, ben de öyle saklar m kitaplar m . Ruhum onlar n benim olmas yla doyar, yetinir. Sava ta, bar ta, kitaps z yola ç kt m z olamaz; yine de hiç kitap açmad m günler, aylar olur. Biraz sonra, yar n, can m istedi i zaman okurum derim. Zaman yürür gider beni dertlendirmeden; çünkü kitaplar m n diledi im zaman bana sevinç verecekleri, ya amama destek olacaklar dü üncesi anlatabilece imden daha büyük bir rahatl k verir bana. nsan ya am denen bu yolculukta benim buldu um en iyi nevale kitaplard r ve ondan yoksun anlay ta insanlara çok ac r m. (Kitap 3, bölüm 3)

Vermekte a r giden bir kral n uyruklar istemekte a r giderler. Akla göre de il örneklere göre pay biçerler kendilerine. (Kitap 3, bölüm 6)

Bir düzeni sarsanlar, onun y k lmas yla ilk ezilenler olur ço u kez.

Karga al

ç karan, yarar n kendi görmez pek; Ba ka bal kç lar için

sular buland rm olur. (Kitap 1, bölüm 23)

DÜNYA YURTTA LI I

Sokrates söylemi diye de il, kendi yarat l ma uyarak, üstelik a r l a bile kaçarak, bütün insanlar hem erim say yorum. Bir Polonyal 'y t pk bir Fnans z gibi kucakl yorum, dünya ile akrabal m kendi ulusumla akrabal m n üstünde tutuyorum. Do du um yerin pek o kadar dü künü de ilim. Kendi dü üncemle vard m yeni bilgiler, bana yaln z esintilerle edindi im haz r ve geli igüzel bilgilerden daha de erli gelir. Kendi kazand m z temiz dostluklar nerde, iklim ve kan dolay s yla ba l oldu umuz dostluklar nerde! Do a bizi özgür ve ba ms z yaratm , bizse tutup kendimizi birtak m çemberler içine hapsediyoruz.

Talih baz olaylar ustaca düzenliyor sanki: Helena o lu Konstantin, Bizans imparatorlu unu kurdu ve bu imparatorluk Helena o lu Konstantin'le sona erdi. (Kitap 1, bölüm 34)

lgimizi anlatt

eylere de il, kendisine çeken söz ustat ndan

nefret! (Kitap 1, bölüm 25)

BA TAK LER VE B Z

Bizi yöneten, dünyay ellerinde tutan kimselerin bizim kadar ak ll olmas , bizim yapabilece imiz kadar n yapmas yetmez. Bizden çok

üstün de illerse bizden çok a a say l rlar. Çok eyler vadettikleri için çok eyler vapmak zorundad rlar. (Kitap 3, bölüm 7)

Ba kalar ndan aktard m sözleri kendi söylediklerimi de erlendirecek biçimde seçebilmi miyim, ona bak ls n. Çünkü ben, kimi zaman dilimin, kimi zaman kafam n yetersizli i yüzünden gere ince söyleyemedi im eyleri ba kalar na söyletirim. Aktard m sözleri saymam, tartar m. (Kitap 2, bölüm 10)

Kendimle oynad m zaman, kimbilir; belki benim onunla oyaland mdan çok o benimle oyalan yor. (Kitap 2, bölüm 12)

YABANCIDAN KAÇINMA

Bizim Frans zlar n bir huyu var: Kendi bildiklerine benzemeyen bir ya ay , bir hal gördüler mi a r r, ürkerler. Bunda o kadar ileri giderler ki Frans z olmaktan utanaca m gelir. Köylerinden ç kt lar m sudan ç km bal a dönecekler neredeyse. Nereye giderlerse gitsinler kendi adetlerini de birlikte götürür, yabanc adetleri kötü görürler. Macaristan'da bir Frans z gördüler mi bayram eder, canci er olur ve kafa kafaya verip gördükleri barbarca eyleri çeki tirmeye ba larlar. Bir ey Frans z olmad m barbard r onlara göre. Üstelik bunlar yabanc lar tan yabilen zeki Frans zlar'd r. Ço u, bir yere, dönmek için gider. Seyahatlerinde içlerine kapan r, her eyden gocunur, konu maz, kimseye aç lmazlar: Dünyalar na yabanc bir hava bula acak diye ödleri kopar. (Kitap 3, bölüm 9)

Hizmetçilerimiz bize ku lardan, atlardan, köpeklerden daha ucuza hizmet ediyorlar, üstelik bu hayvanlara gösterdi imiz merakl , özenli dikkati de göstermiyoruz hizmetçilerimize. (Kitap 2, bölüm 12)

HALK VE KRAL

Kral Hieron'un en çok yak nd tatl meyvesi sayd

ey, insan ya am n n en güzel, en

dostluktan, kar l kl ba lanmadan yoksunluktur.

Benim için elinden geleni ister istemez yapacak olan bir insan n sevgisine, iyi niyetine nas l inanabilirim? Önümde e ilip bükülmesinin, bana diller dökmesinin ne de eri olabilir? Bunlar yapmazl k edemez. Bizden korkanlardan gördü ümüz sayg , sayg de ildir.

Onlar n sayg s bana de il, krall ad r.

Maximum hoc regni bonum est

Quod facta domini cogitur populus sui Quam ferre tam laudare. (Seneka)

Hükümdarlar n kavu tuklar en büyük nimet, Halk n hem dertlerini çekme i hem de üstelik Onlar övmek zorunda olmas d r.

Kral n iyisi kötüsü, sevileni sevilmeyeni hep ayn sayg y görür. Bir kralsam, halk n bana çatmamas beni sevmesine alamet say lmaz, çünkü çatmak istese çatamazd . Ard mdan gelenler dostum olduklar

için gelmiyorlar; halle ip dertle emeyen insanlar aras nda dostluk olamaz. O kadar yükseklere ç km m ki insanlarla al veri im kalmam , birbirimizden çok ayr lm , çok uzakla m z. (Kitap 1, bölüm 42)

PAZARLIK

Para vermekten haz duyar m; omuzlar mdan bir yük atm , bir çe it kölelikten kurtulmu gibi olurum. Ayr ca para verirken do ru bir i yapman n, ba kas n memnun etmenin keyfini duyar m. Ama hesap, kitap pazarl k isteyen al veri lere yana mam; bu türlüsünü benim yerime yapacak kimse olmad m , i in uzamas na meydan vermem. Yarat l ma çok ayk r gelen o i renç konu malara dü mektense b rak r kaçar m. Dünyada pazarl k kadar i rendi im bir ey yoktur. (Kitap 1, bölüm 13)

SAVA ÜSTÜNE

Gelelim sava a: nsanlar n en büyük, en atafatl eylemlerinden biri olan sava , bizim hayvanlara üstünlü ümüzü göstermekte mi kullanaca z, yoksa tam tersine, budalal m z , eksikli imizi mi? Do rusu, birbirimizi paralay p öldürme, kendi türümüzü y prat p yoketme sanat m z n, bu sanattan yoksun olan hayvanlar imrendirecek bir yan olmasa gerek.

Ne zaman bir aslan daha güçlü bir aslan öldürdü? Hangi ormanda Büyük domuzun di i küçük domuzu paralad ? (Juvenalis)

Ama hayvanlar n tümü bu marifetten uzak kalm da denemez: Bal ar lar aras nda da azg n çat malar olur, iki has m ordunun ba lar bizim krallar gibi davran rlar:

Bir kavgad r kopar iki bey aras nda ço u kez O zaman seyredin ar milletindeki azg nl ; O co kun v z lt l sava hengamesini. (Vergilius)

Bu yaman tasviri her görü ümde insanlar n saçmal n , budalal n okur gibi olurum onda. Çünkü azg nl ve korkunçlu uyla insan

kendinden geçiren sava tepinmeleri, o gümbürtü ve ç l k kas rgas .

Kimi yerde bir par lt sarar gökleri

Ayak pat rt lar yükselir her yandan

Da lara çarpan ba r malar

Yank lan r y ld zlara do ru. (Lucretius)

O kaç binlerce silahl insan n korkunç düzenlili i, bunca azg nl k, bunca co kunluk, bunca yi itlik... Bütün bunlar n ne bo nedenlerle parlay verdi ini ve ne sudan nedenlerle sönüverdi ini dü ününce gülüyor insan:

Paris'in a k ym derler Hellenlerle Barbarlar sava a sokan.

(Horatius)

Paris'in zamparal

yüzünden koca Asya sava larla bitti tükendi. Bir

tek adam n tutkusu, bir k rg nl k, bir keyif, bir kar koca k skançl , ringa bal satan iki kad n n birbirini t rm klamas na de mez.

Böylesine nedenler bütün o büyük hengamenin can , ilk h z olabiliyor. Sava ç karanlar n kendilerine inan r m s n z? Dinleyin imparatorlar n en büyü ünü, en çok zafer kazanm olan n , en güçlüsünü; bak n nas l e leniyor kendi kendisiyle, çocukça ho lanarak nas l alay ediyor karadan, denizden giri ti i birçok sava larla, ard ndan giden be bin insan n kan yla, can yla, seferleri u runa dünyan n iki büyük parças nda harcanan nice güçler ve zenginliklerle: Antonius Glaphyra ile yat r diye benim de Fluvia ile yatmam gerekirmi , Fluvia ya göre. Yatacak m y m ben imdi Fluvia ile, Manius'la da m yataca m gerekiyor diye? Kendine gel! Ya sava , ya yatak diyor kad n. Ne demek? Can m m daha de erli, erkekli im mi? Çals n sava borular ! (Martialis)

te o büyük ordu, yeri gö ü titreten o binbir yüzlü, binbir ayakl ordu:

Likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlan r gibi Sert Orion k sular na gömüldü ü zaman, Ya olgun yaz bu daylar gibi Hermus'un, Likya'n n sar n, ovalar nda, Ürperiyor çi nenen toprak, gümbürdüyor kalkanlar. (Vergilius)

Binlerce kollu, binlerce kafal bu azg n dev nedir asl nda? Hep ayn

zavall , dertli, c l z insano lu! K z p kayna an bir kar nca yuvas ndan ba ka bir ey mi ki bu?

Kara tabur ilerliyor ovada. (Vergilius)

Ters bir rüzgar, ba r an bir karga sürüsü, bir at n sürçmesi, yukar dan bir kartal n geçivermesi, bir rüya, bir ses, bir görüntü, bir sabah sisi yeter bu devi y k p yere sermeye. Güne in bir n vurmaya

görsün yüzüne, eriyip da l verir. Biraz toz serpiverin gözlerine (bizim airin ar lar na serpildi i gibi) bak n nas l kopup param parça oluyor sancak erleri, alaylar, ba lar nda büyük Pompeius'la birlikte; çünkü oydu san r m Sertorius'un bu yaman silahlarla spanya'da yendi i. Ayn silahlar Eumenes Antigonus'a, Surena Crassus'a kar kullanm t .

O azg n yürekler, o korkunç cenkler, Biraz toz at n durulur hepsi. (Vergilius)

Bizim ar lar bile salsan z üstüne, güçleri ve yürekleri yeter o devi bozmaya. Daha geçenlerde Portekizliler, Xiatima'da Tamyl ehrini ku atm lard . Ar s bol olan bu ehir halk surlar n üstüne yüzlerce kovan getiriyorlar; ate yak p ar lar dumanla birden öyle sal yorlar ki d ar , sald r lar na ve i nelerine dayanamayan dü man b rak p gidiyor ku atmay ...

mparatorlar n ruhlar yla çar kç lar n ruhlar ayn kal ptan ç kmad r. Krallar n gördü ü i lerin önemine, a rl na bak p öyle san yoruz ki

bunlar yapt ran nedende önemli ve a rd r aldan yoruz. Onlar davran lar nda dürtükleyip durduran nedenler bizimkilerden ba ka türlü de ildir. Bizi bir kom umuzla kap t ran nedenin ayn s krallar aras nda bir sava kopar r. Bize bir u a k rbaçlatan nedenin t pk s bir krala dü tü mü bir ili y kt r r ona. Onlar n istedikleri de bizimkiler gibi sudan, ama yapabildikleri daha fazla. Bir peynir kurduyla bir fili ayn i tahlard r dürtükleyen. (Kitap 2, bölüm 12)

B LGEL K VE MUTLULUK

Ça mda yüzlerce i çi, yüzlerce çiftçi gördüm ki üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutluydular ve ben daha çok onlara benzemek isterdim. Ö renim bence ya amaya yararl eyler aras ndad r: eref, soyluluk, sayg nl k gibi, ya da çok çok güzellik, zenginlik ve benzeri üstünlükler gibi: Bunlar yararl olmas na yararl d rlar, ama uzaktan, kendi varl klar ndan biraz daha çok bizim sanr m zla yararl d rlar ya amaya.

nsan toplulu unda ya amak için bize turnalar ya da kar ncalardan fazla görevler, yasalar gerekli de ildir pek. Hem görmüyor da de iliz ki bu hayvanlar bilgin olmaks z n pek düzenli ya yorlar. nsan bilgeli e erse, her eye hayat na yararl ve gerekli oldu u ölçüde de er verir.

Bizi eylemlerimiz ve davran lar m zla ölçecek olsalar bilgisizler aras nda bilgililerden daha çok say da iyi insan ç kar; iyi derken de her türlü erdemi dü ünüyorum.

Bana öyle geliyor ki eski Roma'da, kendi kendini bat ran o bilgin Roma'da daha büyük de erde insanlar vard . Ba ka yanlar hep benzer olsa da dürüstlük ve yürek temizli i eski Roma'n n ayr cal d r; çünkü o a las bir sadelikle ya amas n bilmi ti. (Kitap 2, bölüm 12)

ÖFKE ÜSTÜNE

Plutarkhos hep ho tur, ama insan halleri üstüne dü üncesini söylerken e i yoktur. Lykurgos'la Numa'y kar la t r rken çocuklar n e itimini babalar na b rakman n ne büyük bir safl k oldu unu o kadar güzel anlat r ki.

Devletlerin ço u herkesi, kad nlar n ve çocuklar n diledikleri gibi yönetmekte serbest b rak r, onlar da masallardaki devler gibi ak llar na esen her delili i yaparlar. Galiba yaln z Lakedemonyal lar ve Giritliler çocuklar n e itimini yasalara ba lam lar. Bir devlette her eyin çocuk e itimine ba l oldu unu kim bilmez? Ama yine de çocuklar hiç dü ünmeden, ne kadar deli ve kötü olurlarsa olsunlar, ana babalar n n keyfine b rak r z.

Kaç kez sokaktan geçerken öfkeden kudurmu bir baba veya anan n çocuklar öldüresiye dövdüklerini görmü , o lanc klar n öcünü almak için ana babalar na türlü oyunlar oynamay kurmu umdur. Döverken gözleri öfkeden alev alev yanar, daha yeni sütninenin kuca ndan ç km bir çocu a g rtlaklar n y rtas ya ba r rlar, suratlar allak bullak olur Hippokrates'e göre de en tehlikeli hastal klar insan n

yüzünü de i tiren hastal klard r.

Dayaktan sakatlanm , sersem olmu nice çocuklar vard r. Ama devletimizin yasalar yine bu i e kar maz, sanki bu sakatlar, bu sersemler bizim toplumumuzda ya am yormu gibi!

Hiçbir ey öfke kadar insan dü üncesini sap tamaz. Öfkesine kap l p bir suçluyu idama mahkum eden bir yarg ca ölüm cezas vermekte kimse duraksamaz. Öyleyse neden babalar ve ö retmenleri öfkeli iken çocuklar dövmekte serbest b rak yoruz? Bu art k e itim olmaktan ç k yor, öc alma oluyor. Ceza çocuklara verilen bir ilaç say lmal , öyle verilmelidir. Bir doktorun hastas na kar öfkelenmesini kabul edebilir miyiz?

Öfkeli oldu umuz sürece hizmetçilerimize el kald rmak do ru de ildir. Kalbimizin fazla çarpt n , kan n yüzümüze ç kt n hisseder etmez sorunu kapatmal y z.

Öfkemiz geçtikten sonra her eyi ba ka türlü görece iz. K zd m z zaman ba ran, konu an biz de il, h rs m zd r. Nas l sis içinde her ey oldu undan daha büyük görünüyorsa h rs içinde de suçlar büyüdükçe büyür. Can su içmek isteyen içer: Ama can ceza vermek isteyen veremez. A r ba l ve ölçülü cezalar suçlu hem daha kolay kabul eder, hem de onlar n yarar n görür. Öfkesine kap lm bir adam n verdi i cezay kimse hak etti ine inanmaz.

Öfke kendi kendinden ho lanan, kendi kendini i iren bir h rst r.

Hepimizin ba na s k s k gelir. Bir eye yanl yere k zar z, bize aldand m z ispat eden tan tlar getirirler bu sefer de do runun kendisine, suçsuzlu una içerleriz. Bunun çok güzel bir örne ini eskilerden okumu tum, hiç akl mdan ç kmaz. Her bak mdan de erli, do ru bir insan olan Piso bir askerine k zm , çay rdan dönerken arkada n n nerede kald n bilmiyor diye. Öyleyse sen onu öldürdün demi ve adam birdenbire ölüme mahkum etmi , tam as laca s rada kaybolan arkada ç kagelmi . Bütün ordu bayram etmi , iki arkada sar l p birbirlerini öpmü ler, cellat da ikisini alm Piso'ya götürmü . Herkes onun da bu i e sevinece ini san yormu . Tam tersi olmu : Henüz geçmemi olan öfkesi, kendini utand ran bu gerçek kar s nda büsbütün artm ve h rs n n bir anda akl na getirdi i eytanl kla suçlular üçe ç karm , bir ki inin masum ç kmas , üç ki inin birden ba n yemi . Birinci askeri ikincisini kaybetti i için, ikincisini kayboldu u için, cellad da verilen emri yerine getirmedi i için ölüme mahkum etmi .

Öfke saklanmaya da gelmez, büsbütün içimize i ler. Demosthenes bir meyhaneye girmi , kimse görmesin diye arkalarda bir yer ar yormu . Diogenes görmü ve demi ki: Ne kadar arkalara gidersen meyhaneye o kadar girmi olursun. (Kitap 2, bölüm 22)

KÖRÜKÖRÜNE NANMAK

Öyle köylüler biliyorum ki ayaklar n n alt n yakm lar, bir tüfe in teti i alt nda parmaklar n n ucunu ezmi ler, ba lar n cendereye sokup gözlerini kan içinde d ar f rlatm lar, yine de a zlar ndan söz

alamam lar.

Bir tanesini gözümle gördüm: Ölmü sanarak bir çukura atm lard ; boynundaki ip hala duruyordu; bu iple onu bütün gece bir at n kuyru una ba lay p sürüklemi lerdi. Öldürmek için de il, salt eziyet etmek için, yüz yerine hançer saplam lard . Kendisiyle konu tum; bütün bunlara katlanm , sonunda da kendini kaybetmi ; istedikleri sözü söylemektense, bin kez ölmeyi göze alm . Çekti i ac lar yan nda ölüm hiç kal rd . Hem de bu adam o semtin en zengin çiftçilerinden biriydi. Nice insanlar kendilerinin olmayan inan lar için, ba kalar ndan ald klar , ne oldu unu bilmedikleri f kirler için ses ç karmadan diri diri yanm lard r. (Kitap 2, bölüm 22)

ÖDEMEL KÖTÜLÜK

Geçenlerde Armagnac'dayd m; yak nlar mdan birinin çiftli inde herkesin h rs z lakab yla bildi i bir köylü tan d m. Ya am n kendisi anlatt . Dilenciymi eskiden; ekme ini kendi el eme iyle kazansa bile yoksullukla ba edemeyece ini anlay nca h rs zl k etmeyi dü ünmü . Bütün gençli i boyunca bu meslekte çal m ve kol gücü sayesinde hiç yakalanmam ; çünkü ba kalar n n tarlas n , ba n soyuyormu , ama uza a gidiyormu bu i için ve öylesine dolu çuvallarla dönüyormu ki bir gece içinde bunca yükü ba ka yerden ta m olabilece i kimsenin akl ndan geçmiyormu . Ayr ca verdi i zarar ona buna ölçüyle da t yormu ki kimsenin pay na dü en pek önemli olmas n. Bugün ya lanm art k ve kendi durumunda zengin say l rm ; bunu o i e borçlu oldu unu aç kça söylüyor. Tanr n n kendisini

ho görmesi için de, mallar n çald

insanlar n varislerine iyilik

etmeye çal yormu (hepsine birden yard m edemezmi çünkü) mirasç lar na yükleyecekmi bu görevi, kime ne zarar verdi ini yaln z kendisi bildi inden. Do ru olsun olmas n, bu sözlerden anla l yor ki h rs zl ay p say p kötülüyor, ama yoksulluk kadar de il. H rs zl k

etti ine pi man, ama yoksulluktan kurtulman n böyle ödemeli bir yolunu buldu una pi man de il.

Bu türlü bir kötülük ne bizi kendine maleden, kafam z kendine uyduran cinsten bir al kanl k, ne de ruhumuzu sar p körle tiren, dü üncemiz ve her eyimizle bizi birden kötülü ün buyru una kapt ran bir azg nl kt r. (Kitap 3, bölüm 1)

B TK VE NSAN

Nas l tar mda, bir eyi dikmeden önce ve dikerken bile yap lan i ler belli ve kolay, ama dikilen ya amaya ba lay nca onu yeti tirmenin bir sürü yollar ve zorlu u varsa, insanlar dikmede de fazla bir ustal k yoktur, ama do duktan sonra onlar büyütme ve beslemede, kayg lar, korkularla dolu de i ik bir sürü bak m yollar na ba vurulur. (Kitap 1, bölüm 26)

ARAMIZDAK E TS ZL K

Plutarkhos der ki; bir yerde, hayvanla hayvan aras nda pek büyük ayr l k yoktur, insanla insan aras nda oldu u gibi. Ruhun yeteneklerinden, iç de erlerimizden söz eder. Gerçekten de

Epaminondas' , hayal etti im kadar yla, tan d m akl ba nda herhangi bir insandan o kadar uzak görüyorum ki Plutarkhos'dan da ileri giderek öyle diyebilirim: Kimi insanla kimi insan aras ndaki uzakl k, kimi insanla kimi hayvan aras ndaki uzakl ktan çok daha büyüktür:

hem viro quid praestat. (Terentius)

insandan insana, aman ne ayr l k.

Üstelik kafa dereceleri burdan göklere ç kacak bir merdivenin basamaklar kadar say s zd r.

Ama insanlar de erlendirmeye gelince, ne tuhaft r, varl klar içinde kendi de erleriyle ölçülmeyen yaln z bizleriz. Bir at güçlü ve çevik oldu u için överiz,

Voiuorem

Sic laudamus equum, facili cui plurima palma

Fervet, et exuftat rauco victoria circo. (Juvenalis)

Nas l överiz h zl bir at

Meydan ç nlat r zafer ba r malar yla

Yar ta kazand

çelenklerle.

ku am yla de il. Bir taz ko mas yla övülür, tasmas yla de il; bir ku kanad yla övülür, püskülleri, ç ng raklar yla de il. Niçin bir insan da kendinin olanla de erlendirmiyoruz? Bir sürü adam varm , güzel bir kö kü varm , u kadar itibar , bu kadar geliri varm : Bütün bunlar çevresindedir onun, kendisinde de il. Bir kediyi torba içinde sat n almazs n z. Bir at sat n alacaksan z, üstündeki p l y att r r, ç plak, yal n görürsünüz onu. Gerçi eskiden krallara sat lacak atlar örtülü getirilirdi önlerine; ama örtülü olan at n az gerekli yerleriydi: Tüyünün güzelli i, sa r s n n geni li iyle oyalanmayas n z da en yararl uzuvlar olan bacaklar na, gözlerine, ayaklar na bakas n z diye.

Niçin insan de erlendirirken sar l p sarmalanm , kundaklanm olarak bak yorsunuz ona? O zaman hiç de kendinin olmayan yanlar n göstermi , gerçek de erini verdirecek yanlar n saklam olur.

Arad m z k l c n de eridir, k n n de il. K n ndan ç k nca belki de be para vermezsiniz k l ca. nsan kendi de eriyle ölçmeli, süsü püsüyle de il. Eskilerden birinin pek ho olarak dedi i gibi: Bilir misiniz niçin büyük görülür o insan bize? Topuklar yüksek de ondan. Taban heykelden say lmaz. Ayakkab lar n ç kar p öyle ölçmeli boyunu insan n: Paras n pulunu, an n erefini bir yana b rak p bir gömlekle ç ks n kar m za. Bakal m bedeni i ine elveri li mi, sa lam, zinde mi? Kafaca nas l? Ho mu, yetenekli mi, gerekli her tahtas yerinde mi? Dü ünce da arc kendinden mi, ba kalar ndan m ?

Varl nda talihin pay var m ? Çekilen k l çlara alev alev mi bak yor?

Can n n nereden, a z ndan m g rtla ndan m ç kaca na ald rm yor mu? Kendinden emin, haksever, tokgözlü mü? Bak lmas gereken bunlard r, bunlardan anla l r aram zdaki sonsuz ayr l klar.

Sapiens, sibique imperiosus,

Quem neque pauperies, neque mors, neque vincula terrent,

Responsare cupidinibus, contemnere honores,

Fortis, et in seipse totus teres atque rotundus,

Externi ne quid voleat per laeve morari,

In quem manca ruit semper fortuna? (Horatius)

Olgun, kendine hakim, öylesine ki

Ne yoksulluk korkutur onu, ne ölüm, ne zindan;

Tutkulardan s yr lm , ereflere gözü tok;

çine kapanm , toparlanm , yal n bir küre olmu

Pürüzsüz yuvarlan r bir ba na,

Talihe tutamak vermeden, hiç yenilmeden.

Böylesi bir insan krall klardan, dukal klardan be yüz basamak yukar lardad r: Kendi ba na bir imparatorluktur o.

Sapiens pol ipse fingit fortunam sibi. (Plautus)

Bilge kendi mutlulu unun ustas d r.

steyecek nesi kal r öyle bir insan n?

Nonne videmus

Nil aliud sibi naturan latrare, nisi ut qüoi

Corpore sejunctus dolar absit, mente fruatur;

Jucundo sensu cura semotus metuque? (Lucretius)

Görmüyor muyuz,

Nedir Do an n istedi i bizden, illetsiz bir bedenden,

Varl n n güzel tad n ç karan

Hiçbir eyden korkmaz bir ruhtan ba ka?

Öyle bir insan kar la t r n budala, a a l k, köle ruhlu, de i ken,

türlü tutkular n rüzgar nca durmadan bir o yana bir bu yana yuvarlanan çamur gibi insanlar m zla:

Yerle gökten daha uzakt r onlar birbirinden. Ama adetlerimizde öylesine körle mi iz ki bu ayr l a hemen hiç önem vermez olmu uz. O kadar ki, bir köylüyle bir kral , bir soyluyla bir soysuzu, bir devlet adam yla bir özel ki iyi, bir zenginle bir yoksulu ele ald m zda hemen çok büyük bir ayr l k görüyoruz aralar nda; oysa bu ayr l k giyim ku am ayr l ndan ba ka bir ey de ildir asl nda...

Çünkü onlar , komedi oyuncular gibi, sahnede bir duka, bir imparator rolünde görürsünüz; hemen ard ndan bakars n z u ak ya da a a l k birer h rs z oluvermi ler, as l ki ilikleri de buymu me er! Böyle olunca, o atafat yla gözlerinizi kama t ran bir imparator.

Scilicet et grandes viridi cum luce smaragdi

Auro includuntur; teriturque thalassima vestis

Asidue, et Veneris sudorem exercita potat. (Lucretius)

P r l p r ld r çünkü alt n üstünde iri zümrütlerle

Hep yeni kuma lar vard r üstünde deniz ye ili,

Zühre yrld z n n öpü üyle slanm .

Bir de perdenin ard nda görün siz o imparatoru: Herhangi bir adamd r ve belki de uyruklar n n en küçü ünden daha da a a l kt r.

Ilie beatus introrsum est, istius bradeata feli citas et (Seneka)

Kiminin içtendir mutlulu u, kiminin d tan.

Korkakl k, karars zl k, tutku, k rg nl k, k skançl k etkiler o imparatoru da:

Non enim gazae neque consuiaris

Summovet lictor miserors tumultus

Mentis et curas taqueata circum

Tecta volantes. (Horatius)

Ne hazineler, rütbeler, cübbeler

Atabilir yüreklerden

Y ld zl direkler alt nda uçu an

Ac dertleri, kayg lar .

Ordular n n ortas nda kayg lar, korkular bo az na yap r

imparatorun:

Re veraque metus hominum, curaeque se quaces,

Nec metuunt sonitus armon m, nec fera tela;

Audacterque inter reges, reumque potentes

Versantur, neque fulgorem reventur ab curo, (Lucretius)

nsanlar n içinde yatan korkular, kayg lar

Demir gümbürtüsünden, k l çlardan y lmaz;

Krallar, büyükler aras nda çekinmeden ya ar,

Alt nla senli benli olur sayg s zca. (Kitap 1, bölüm 42)

NSAN VE EVREN

Bizim köyde ba lar k ra çald m , rahip efendi tanr n n insanlara k zd n , ayn afetin yamyamlar n ba lar na da dü tü ünü ileri sürer. ç sava lar m z kar s nda da herkes: Dünya bozuldu, k yamet günü yakla t diye vahlan r. Oysaki dünyada daha ne kötü eyler oldu. Hem sonra kimbilir biz bu haldeyken dünyan n kaç yeri gül gülistand r. Ba na dolu ya an, dünyan n dört buca n f rt na içinde san r. Savoiel köylü demi ki: u ak ls z Fransa kral biraz i ini bilse pekala

bizim beyin kahyas olabilir. Adam n hayal gücü efendisinin üstünde bir büyüklük tasarlayam yor.

Hepimiz, fark nda olmadan bu çe it yan lg lara dü eriz ve bundan çok büyük zararlar görürüz. Ancak do a anam z bütün geni li i içinde seyredebilen, onun durmadan de i en s n rs z yüzünü görebilen, de il yaln z kendini, bütün memleketi o evren içinde ufac k bir nokta olarak dü ünebilen insan her eyin gerçek de erini kestirebilir. (Kitap 1, bölüm XXX)

HER EY N GÖRECEL

Ya am bir dü e benzetenlerin sand klar ndan çok daha fazla haklar var galiba. Dü te ruhumuzun sürdü ü ya am, gördü ü i , kulland güç uyan k durumumuzdakinden hiç de a a kalm yor. Ku kusuz dü teki ya am daha gev ek, daha bulan k, ama aradaki fark hiç de gecenin karanl yla gün aras ndaki fark gibi de il; hay r, daha

çok karanl kla gölge aras ndaki fark gibi: Ruh birinde uyur, ötekinde uyuklar. Her ikisinde de asl nda karanl klar içindeyiz, ama birinde daha az, ötekinde daha çok. Bir uyan kken uykuda, bir uyurken uyan z.

Uykuda gördüklerimiz pek o kadar ayd nl k de ildir, ama ay kken de her eyi pek o kadar p r l p r l, apaç k görmeyiz. Evet, derin uykular bazen dü leri siler süpürür, ama uyan kken de hiçbir zaman iyice uyan k de iliz, o zaman da nice hayallerimiz, ki uyan k dü ler ve dü lerden beterdir, kaybolur gider. Madem akl m z ve ruhumuz

uykuda dü ündüklerimize meydan veriyor, dü te gördü ümüz i le ri uyan kken gördü ümüz i ler gibi kabul ediyor, ne diye dü üncemizin, hayat m z n bir çe it dü olmas n , uyan k halimizin bir çe it uyku olmas n yad rg yoruz bu kadar?

Gerçe i ilkin duyular m za sorarsak, yaln z kendi duyular m za ba vurmakla i bitmez. Duyu konusunda hayvanlar n da bizim kadar belki de daha fazla söz hakk vard r. Kimi hayvanlar n kula , kiminin gözü, kiminin burnu, kiminin dili insan nkinden daha keskindir.

Demokritos tanr larda ve hayvanlarda duyma gücünün insandan çok daha yetkin oldu unu söyler. Hayvanlar n duyular yla bizimkilerin etkileri aras ndaki ayr m da büyüktür: Bizim tükrü ümüz kendi yaralar m z temizler ve kurutur, ama y lan öldürür.

Tantaque in his rebus distantia differentasque est

Ut quot alüs cibus est, alüs fuat acre revenum.

Saepe etenim serpens, hominis contacta saliva,

Disperit, ac sese mandendo conficit ipsa (Lucretius)

Her ey öyle ayr , öyle de i ik ki

Kimine besin olan kimine zehir

nsan n tükrü ü bir de di mi y lana

Ölür çok kez y lan, yer bitirir kendi kendini.

imdi tükrü ün ne oldu unu bize göre mi söyleyece iz, y lana göre mi? Gerçek özünü ararsak bizim duyular m za m ba vuraca z, y lan n duyular na m ? Plinius, Hindistan'da tav ana benzer bir çe it bal ktan bahseder bu bal k bize zehirmi , biz de ona. nsan öyle bir dokundu mu ölüverirmi . Zehirli olan insan m bal k m ? Kime inanaca z? Bal n insan için dedi ine mi? nsan n bal k için dedi ine mi? Kimi hava insana dokunur, öküze zarar vermez, kimi hava da tersine. Hangi havaya kötü hava, muz r hava diyece iz? Sar l a tutulanlar her eyi bizden daha sar , daha soluk görürler.

Lurida preaterea fiunt quaecunque tuentur Arquati (Lucretius)

Sar l k hastas na göre sar d r her ey.

Hekimlerin hyposphagma dedikleri hastal a, kan n deri alt na yay lmas hastal na tutulanlar da her eyi k rm z , kan rengi görürler. Gözümüzün gördü ü i i de i tiren bu hallerin hayvanlarda sürekli, temelli durumlar olmad n nereden biliyoruz? Baz hayvanlar n gözleri asl nda bizim sar l k olanlar m z n gözleri gibi sar , baz lar n nki de k pk rm z d r. Bu hayvanlar herhalde renkleri bizden ba ka türlü görüyorlar: Do ru olan acaba hangimizin gördü üdür? Çünkü e yan n özü yaln z insana göredir diye bir kanun yok. Kat l k, beyazl k, derinlik, ek ilik bizim kadar hayvanlar n da i lerine ve

bilgilerine kar k. Gözümüze öyle bir bast rd k m bakt m z her eyi daha uzun, daha büyük görürüz.

Bina lucernarum florentia lumina flammis

Et dupfices hominus facies, et corpora bina.. (Lucretius)

O zaman lambalardan iki

k ç kar,

nsan çift yüzlü, nesneler çift olur.

Oysa birçok hayvan n gözleri kendili inden bas kt r.

Kulaklar m z bir ey t kam ya da ses borusu s k m sa sesleri her zamankinden ba ka türlü duyar z. Kulaklar tüylü ya da kulak yerine ufac k bir delikleri olan hayvanlar bizim duyduklar m z duymaz, sesi bir ba ka türlü al rlar. enliklerde, tiyatrolarda me alelerin önüne

renkli bir cam kondu mu bulundu umuz yerdeki her ey bize ye il, sar ya da mor görünür. Gözleri de i ik renkte olan hayvanlar n, nesneleri gözlerinin renginde görmeleri hiç de olmayacak bir ey de il.

Demek bizim varl k düzenimiz nesneleri kendine uydurur, her eyi kendine göre de i tirir, asl nda dünyan n ne oldu unu bilemez oluruz; çünkü her ey bize duygular m zla bozulmu , asl nda ayr lm olarak gelir. Pergel, gönye, cetvel bozuk oldu mu onlara dayanan bütün orant lar, onlara göre yap lan bütün yap lar da ister istemez kusurlu,

sakat olur. Duyular m z kesin olmad hiçbir ey de kesin de ildir.

için, onlar n ortaya koydu u

Peki ama, bu ayr l klar kar s nda do ruluk hükmünü kim verecek? Din kavgalar m zda hüküm verecek adam n hiçbir mezhepten olmamas n , hiçbir tarafa ba l l , e ilimi bulunmamas n isteriz, öyle adam da H ristiyanlar aras nda bulunamaz. Burada da ayn ey, çünkü hüküm verecek olan ihtiyarsa, gençlerin nas l dü ündü ü üstüne hüküm veremez, çünkü bu konuda bir taraftad r; ge nçse yine öyle, sa sa, hastaysa, uyan ksa, uykudaysa yine öyle. Demek öyle biri gerekli ki bütün bu hallerin d nda olsun, insanlar n sorduklar eylerin hiçbiri kendisiyle ilgili olmas n. Yani olmayan bir yarg c n olmas gerekli.

Dünyada gördüklerimizin do rulu unu, yanl l n anlamak için do ruyu gösteren bir araç olmas gerek; bu arac n do rulu unu anlamak için bir deneme gerek; denemenin do rulu unu anlamak için de bir araç: Gel de ç k bu i in içinden!.. Madem duyular m z, kendileri kesin, olmad klar için, sorunumuzu kesin olarak çözemezler, öyleyse akla ba vurmal diyeceksiniz; ama hiçbir ak l da ba ka bir ak l olmadan ortaya ç kamaz: Döndük mü yine gerisin geri? (Kitap 2, bölüm 12)

NASIL KONU MALI

Sözümün ak n bozup güzel tümceler aramaktansa güzel tümceleri bozup sözümün ak na uydurmay daha do ru bulurum. Bir sözün

ard ndan ko mamal y z, söz bizim ard m zdan ko mal , i imize yaramal , Söyledi imiz eyler sözlerimizi almal ve dinleyenin kafas n öyle doldurmal ki art k sözcüklerini hat rlayamas n. ster ka t üstünde olsun, ister a zdan, benim sevdi im konu ma, düpedüz, içten gelen, lezzetli, iirli, s k ve k sa kesen bir konu mad r. Güç olsun, zarar yok; ama s k c olmas n; süsten, özentiden kaçs n düzensiz, geli igüzel ve korkmadan yürüsün. Dinleyen, her yedi i lokmay tadarak yesin. Konu ma, Sueton'un, Julius Caesar' n konu mas için dedi i gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmas n.

Söylev sanat , insan söyleyece inden uzakla t r p kendi yoluna çeker. Gösteri için herkesten ba ka türlü giyinmek, gülünç k l klara girmek nas l p s r kl k, korkakl ksa, konu mada bilinmedik sözcükler, duyulmad k tümceler aramak da bir medreseli çocuk çabas d r. Ah, ke ke Paris'in sebze çar s nda kullan lan sözcüklerle konu abilsem! (Kitap 1, bölüm 26)

Y LER N EN Y S

Filozoflar aras ndaki çat malar n hiçbiri, insanl a en yüce iyinin, hayr- ûla'n n ne oldu u sorunu üstündeki kadar sert ve çetin olmam t r. Varro'nun hesab na göre bu kavgadan 288 mezhep türemi tir.

Qui autem de summo bono dissendit, de tota philosophia ratione dissendit. (Cicero)

En üstün iyi üstünde anla am yorsan z, bütün felsefede anla am yorsunuz demektir.

Kimine göre bizim için en iyi olan erdem, kimine göre keyif, kimine göre do aya uymad r; kimi bilimde görür onu, kimi ac duymakta, kimi görünü e ald rmamakta (ki bu kan ya Pythagoras' nki de ba lan r gibidir).

Nil admirari prope res est una, Numac , Solaque quae possit favere et servare beatum. (Horatius)

Hiçbir eye a mamak: te budur, Numacius, Seni mutlu k l p mutlu tutacak olan.

Aristoteles hiçbir eye hayran olmamay kendini be enme sayar. Arkhesilas da der ki, bütün iyilikler diretmekten, dedi inden dönmeyip dosdo ru gitmekten bütün kötülükler de kadere boyun e ip her eyi oluruna b rakmaktan gelir. (Kitap 2, bölüm 12)

Hayat m z, der Pythagoras, Olimpiyat oyunlar nda biriken büyük kalabal a benzer. Kimileri oyunlarda ün kazanmak için bedenlerini i letirler; kimileri para kazanmak için sat l k mallar getirirler; kimileri de, en kötüleri de ildir onlar, ba ka ç kar dü ünmeden her eyin niçin nas l yap ld na bakar, kendi ya amlar n anlamak ve düzenlemek için, ba kalar n n ya amlar n seyrederler. (Kitap 1, bölüm 26)

DO RULUK KAYGISI

Dü ünce çat malar beni ne k rar, ne y ld r r, sadece dürtükler, kafam çal t r r. Ele tirilmekten kaçar z: Oysa ki bunu kendili imizden istememiz, gelin, bizi ele tirin dememiz gerekir: Hele ele tirme bir ders gibi de il de bir kar l kl konu ma gibi olursa. Biri ç k p bizim dü üncemizin tersini söyledi mi, onun do ru söyleyip söylemedi ine de il, do ru yanl , kendi dü üncemizi savunmaya bakar z. Bizi düzeltmek isteyene kollar m z açacak yerde, yumruklar m z s k yoruz. Ama ben dostlar m n bana sert davranmas n istiyorum. Sen bir budalas n, saçmal yorsun, desinler bana. Ben, dostlar aras nda aç k, yi itçe konu ulmas n isterim; dostlar n dü ünceleri neyse sözleri de o olmal .

Kulaklar m z öyle sert öyle kaba birer kulak yapmal y z ki, salon konu malar n n yumu ak seslerini duymaz olsunlar.

Ben, biraraya gelen insanlar n, sertçe, erkekçe konu malar n isterim. Dostlar aras ndaki ba lar sert, y rt c olmal : Nas l ki a k da s rmalar, kanatmalar ister! Dostluk kavgac olmad m , sa lam ve cömert de de ildir. Nazl , yapmac k bir hava, birini k rma korkusu dostlu a rahat nefes ald rmaz:

Neque enim disputari sine reprehensione potest.

(Cicero)

Çat madan tart lamaz.

Bana çat ld

zaman öfkem de il dikkatim uyan r: Bana çatandan

bir eyler ö renmeye can atar m. Do ruyu bulmak her iki taraf n kayg s olmal . nsan öfkelendi mi dü ünemez olur akl ndan önce sinirleri i ler. Tart malarda bahis tutu mak hiç de faydas z de ildir. Do rudan ayr ld k m , elle tutulur bir eyler kaybetmeliyiz. Y l sonunda u a m demeli ki bana: Bilgisizlik ve inatç l k yüzünden bu y l bin lira kaybettiniz. Do ruyu hangi elde görsem sevinçle kar lar; uzaktan kokusunu al r almaz silahlar m atar, teslim olurum. Fazla yukardan ve insafs z olmad kça yaz lar ma çat lmas n ho görmü , ço u kez kar mdakini k rmamak için yazd klar ma istenen biçimi verdi im olmu tur.

Zarar ma da olsa ele tirmeciye uysal davranmal y m ki beni her zaman serbetçe uyars n, kendimi düzeltmeme yard m etsin. Do rusu ça da lar m böyle bir i ten yana çekmek kolay de il. Düzeltilmek herkesin a r na gitti i için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alam yor. Dü üncesini saklayarak konu uyor çoklar . (Kitap 2, bölüm 8)

YA AMAK SANATI

Dünyada insanl n bilmekten, insanca ya amaktan daha güzel, daha do ru bir i yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayat iyi ya amas n bilmektir. Hastal klar m z n en belal s , bedenimizi sevmemek, küçük görmektir. Ruhunu bedeninden ay rmak isteyen, gücü yeterse, bu i i beden hasta iken yaps n ruhunu hastal ktan korumu olur. Ama, bunun d nda ruh bedenle i birli i etmeli; onun zevklerine kat lmal , onunla kar koca olmal ve, -bilgeli e ermi se- beden hazlar na,

ac la malar na meydan vermeden dizgin vurmal .

Kendinden d ar ç kmak, insanl ktan kaçmak ç lg nl kt r; buna çaba harcayanlar melek olacaklar na büsbütün hayvanla r, yükselecek yerde alçal rlar. nsan bilimlerinin en a a l dola an d r. da bence en yukarlarda

skender'in en küçük, en baya yan tanr la mak, göklere ç kmak hevesine kap lmas d r.

Söz aram zda, göklerde dola anlar n dü ünceleri ile yeralt nda ya ayanlar n adetleri aras nda her zaman garip bir benzerlik görmü ümdür.

nsan beden hazlar n gere ince tatmay biliyorsa tanr lara yara r bir olgunlu a varm demektir. Kendi ko ullar m zda ba kalar n aramam z onlardan yararlanmay bilmedi imiz içindir; kendimizden kaçmam z kendimizde olup biteni bilmedi imizdendir... stedi imiz kadar yüksek s r klar üstüne ç kal m, yine kendi bacaklar m zla yürüyece iz; dünyan n en yüksek taht na da ç ksak, yine kendi k ç m zla oturaca z. (Kitap 3, bölüm 13)

Dü üncelerimizin en iyi aynas ya amlar m z n ak d r. (Kitap 1, bölüm 26)

ROMALI VE OSMANLI BÜYÜKLÜ Ü

Marcus Antonius demi ki: Romal lar n büyüklü ü almaktan çok vermekte kendini gösterir. Antiokus bütün M s r' alm , K br s' daha birçok yerleri de almak üzere imi . Zaferlerden zafere ko tu u s rada, Popilius, Senatonun elçisi olarak kendisine gelmi . Getirdi i mektuplar okumadan önce elini s kamayaca n söylemi . Kral, mektuplar okumu , dü üneyim, demi . Popilius bir de nekle kral n çevresine bir çember çizmi : Senatoya götürece im cevab vermeden bu çemberden d ar ç kma yok, demi . Antiokus bu sert buyruk kar s nda afallam , biraz dü ündükten sonra: Senatonun dedi ini yapaca m, demi . Bunun üzerine Popilius kendisini Roma milletinin dostu diye selamlam . Böylece, ka t üzerine çizilmi birkaç harf Antiokus'a koca bir krall anda b rakt r vermi . da kazanmak üzere oldu u zaferleri bir

Hemen elçileri Senato'ya yollay p ald

buyru a ölümsüz

tanr lar n sözüymü gibi uyaca n bildirmi .

Augustus sava arak ald ya da yabanc lara ba

bütün topraklar sahiplerine geri vermi ,

lam .

Tacitus, ngiltere kral Koidimus'dan söz ederken Roma'n n bu yüce kudreti üstünde durur: Romal lar der, eskiden beri, yendikleri krallar tahtlar nda b rak p buyruklar alt na al rlar, böylece kendilerine krallar hizmet ettirmi olurlar.

Türklerin padi ah Süleyman da Macar krall na etti i cömentli i herhalde ayn dü ünceyle etmi tir.

Kendisi öyle demezmi de: Bunca ülke, bunca kudret bana çok geliyor, bezdim art k, dermi . (Kitap 2, bölüm 24)

En iyisi gençlerde ö renme hevesini ve sevgisini uyand rmakt r, yoksa kitap yüklü birer e ek yapar z onlar . K rbaç zoruyla bilim dolu bir çanta ta t yorlar onlara; oysa bilimi evimizde saklamak yetmez, evlenmek gerek onunla. (Kitap 1, bölüm 26)

Yorumlar kayn yor her yanda kar nca gibi, gerçek yazarsa binde bir ç k yor. (Kitap 3, bölüm 13)

B LG VE NANÇ

Aldatmaya ve aldanmaya en elveri li eyler bilmedi imiz eylerdir. Bir defa, görülmedik eylere insan nedense kolay inan r; sonra da, üzerlerinde konu maya, dü ünmeye al k olmad m z için, bunlara kolay kolay kar da koyamay z. Bu yüzden insan en az bildi i eye en çok inan r. Bize masal okuyanlar çok rahat konu urlar al imistler, kahinler, hukukçular, falc lar, doktorlar gibi; korkmasam bunlara daha ba kalar n da katard m.

Mesela Allah n istediklerine sözcülük eden birtak m adamlar vard r; her olay n nedenlerini bilir görünürler; Tanr n n yapt klar nda yüce iradesinin hangi s rlar gizledi ini görürler. Olup biten eylerin birbirini tutmamas , bir o yana bir bu yana kaçmas , bir do udan bir bat dan gelmesi bu adamlar y ld rmaz. Yine hep bildiklerini okurlar,

ayn kalemle ak da karay da yazar dururlar. (Kitap 1, bölüm 32)

ESER VE ÇOCUK

Çocuklar m z bizden olduklar için severiz. Etlerine etimiz, kemiklerine kemi imiz deriz; ama bizim dünyaya getirdi imiz daha ba ka eyler var ki hiç de çocuklar m zdan a a kalmaz. Ruhumuzun, kafam z n bilgimizin do urdu u çocuklar bedenimizden daha yüksek bir yan m z n meyvalar d r ve daha çok bizdendirler. Biz bu çocuklar n hem analar hem babalar y z. Bunlar, iyi eylerse bize daha fazla de er, daha fazla eref getirirler; çünkü öteki çocuklar m z n de erleri bizden çok kendilerinindir; bizim onlardaki pay m z pek sudand r berikilerinse bütün güzellikleri, bütün incelikleri, bütün olgunluklar bizimdir. Böyle olduklar için de bize daha yak n, daha ba l d rlar.

Augustus'tan ya çocuklar n , yada bizleri bu kadar beslemi yaz lar n gömmesi istenseydi, çocuklar n gömerdi; gömmese günah i lemi olurdu. Vallahi bilmem ama, ben Musalardan olacak güzel bir çocu umu kar mdan olacak bir çocuktan daha çok severdim san yorum. (Kitap 2, bölüm 7)

HÜZÜN DÜ KÜNLÜ Ü

Hüzün dü künlerinden de ilim; bu halden ho lanmam; ona de er de vermem; ama çoklar hüznü büyük bir de er sayarlar; onu olgun, erdemli, kafal insanlar n bir özelli i sayarlar. talyanlar bu duruma

«kötülük» demekle daha uygun bir ad vermi ler; çünkü hüzün her zaman zararl , anlams z, küçük, p s r k bir duygudur; Stoac lar bu duyguyu kendilerine yasak etmi lerdi. (Kitap 1, bölüm 3)

Her onurlu insan, vicdan n yitirmektense, onurunu yitirmeyi ye görür. (Kitap 2, bölüm 16)

R ÜSTÜNE

Ne gariptir, airlerimiz iir yarg lamas n , yorumlamas n bilenlerimizden çok daha fazla. iiri yapmak iirden anlamaktan daha kolay. iirin orta hallicesi beylik ölçülerle, sanat bilgisiyle yarg lanabilir; ama iirin iyisi, ola an a an, tanr sal olan kurallar n ve akl n üstündedir. Onun güzelli ini sa lam ve olgun bir görü le farkeden, bir im e in par lt s kadar görebilir ancak onu. O güzellik akl m z i letmez, ba m zdan al r, allak bullak eder. Ona varmas n bileni saran co kunluk, iiri okuyup dinletti i bir ba kas n da etkiler: Nas l ki m knat s bir i neyi kendine çekmekle kalmaz, onu da m knat slay p ba ka i neleri çekmek gücünü verir ona. Tiyatrolarda daha aç kca görülür ki airi öfkeye, yasa, kine kapt ran, diledi i yerde kendinden geçiren o kutsal esin gücü airin arac l yla oyuncuya, oyuncudan da bütün bir halka geçer, birbirine as lan m knat sl i neler dizisi gibi. (Kitap 1, bölüm 37)

E T M VE HALK

O ullar m olsayd , benim gibi büyümelerini isterdim.

Babamdan Allah raz olsun, beni daha be ikte iken bir köylünün evine yollam , orada süt emmi im; uzun süre en yoksul, en geli igüzel bir hayat içinde kalm m. Çocuklar n z kendiniz yedirmeyin; hele bu i i sak n kar n za b rakmay n. B rak n, çocuklar n z halk n ve do an n yasalar içinde büyüsün; aç kalmas n , güçlü e gö üs germesini ö rensinler hayat n çetinli i onlar için gittikçe ço almas n, azals n. Babam n beni böyle büyütmekte bir ba ka maksad daha vard ; beni halka ba lamak, bizden yard m bekleyen insanlar n haline ortak etmek istiyordu; gözlerimin, bana s rt n çevirenlerden de il, kollar n açanlardan yana bakmas n daha do ru buluyordu. Bu dü ünce ile beni dü kün insanlara ba lamak, borçlu b rakmak istedi. stedi i oldu: Zay f, zavall insanlara kolayca ba lanabiliyorum. Bunu hem erefli bir i say yorum, hem de içimden öyle geliyor. Ülkemde karga al klara neden olan bir partiye k z yorum; hele bu parti ba a geçip, her eyi elde edince öfkem büsbütün art yor ço u kez bir partiye ezilmi , gadir görmü oldu u için ba lanm md r. (Kitap 3, bölüm 12)

GERÇEKÜSTÜ KANDIRMACALARI

ki gün önce, evimizden iki fersah ötede bir köyden geçerken, foyas yeni meydana ç km bir mucizenin s cakl içinde buldum oras n .

Me er birkaç ayd r o çevreyi oyalam bu mucize, kom u illeri de etkilemeye ba lam ve her türlü merakl lar n o köye ak n etmesine neden olmu . Köyün bir delikanl s bir gece evinde hortlak sesiyle konu maya kalkm ; uzun sürmeyecek bir aka yapmakm bütün maksad . Oynad oyunun umdu undan çok daha ba ar l oldu unu

görünce, i i biraz daha büyütmek için, köyün yar m ak ll , sersem bir k z n da alm yan na. Ayn ya ta bir ba kas n daha bulup üç ki i olmu lar, evde ba ard klar oyunu bütün köyde ba armak için kilisede mihrap arkas na saklan p yaln z geceleri ruhlar n a z ndan konu mu ve k getirilmesini yasaklam lar. Söyledikleri dünyan n imandan ve k yamet gününün yakla t gibi eylermi .

uzakla t

Din sahtekarlar hep bu konular i ler, bu perde arkas nda kolayca saklan rlar. Bu konu malardan sonra üç genç, oyunu ufak çocuklar n bile yutmayaca görüntülere, aldatmacalara kadar vard r p yakay ele vermi ler. Talihleri yard m etse bu aka kimbilir daha ne kadar ileri gidebilirdi! u anda o zavall gençler hapisteler ve herkesin budalal n n cezas n onlar çekecekler belki bir yarg ç da kendi budalal n n öcünü onlardan alacak. Foyas meydana ç kan bu oyunda gerçek apaç k görülüyor; ama bilgimizi a an bu benzer birçok eylerde kafam z , inanmakta olsun, inanmamakta olsun dizginlemeliyiz bence. (Kitap 2, bölüm 11)

Bana do ru gelen hiçbir ey yoktur ki yanl gibi de gelmesin. (Kitap 2, bölüm 12)

YARARLI VE GÜZEL ÜSTÜNE

Eskiden, Epaminondas' üstün insanlar n en ba na koymu tum; bu dü üncemi bugün de de i tirmi de ilim. Kendi kendisine yükledi i ödevlere ne kadar sayg l yd bu insan. Yendi i insanlardan hiçbirini öldürmedi. Yurdunu özgürlük dedi imiz o paha biçilmez nimete

kavu turmak için zorbalar ve suç ortaklar n biçimsel adalete uymadan, vicdan rahatl yla öldüren bu adam, dü manlar aras nda ve sava ta bir dostunu, bir konu unu ya da kendisini konuklayan öldüren yurtta lar n , ne kadar iyi bilinseler, kötü say yordu. te, zengin ruh yarat l buna derim ben. En sert, en kaba insan eylemleriyle, uzla t rabiliyordu.

filozoflar n bulabilece i en ince iyili i ve insanl

O azg n yürek, o ac ya, ölüme, yoksullu a öylesine dayanan o demir yürek nas l oluyor da, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, en tatl , en babacan duygularla yumu ayabiliyordu? Kendisinden ba ka herkesi yenmi bir ulusu, k l ç ve kan deh etiyle allak bullak eden insan, böylesine bir karga al k içinde, dü manlar aras nda bir dosta, evinde kald bir insana raslay nca kuzuya dönüyordu. Sava , en azg n

an nda, k ran k rana, kan gövdeyi götürürken iyi duygularla dizginlemesini bilen ki i, sava a komutanl k yapmas n gerçekten en iyi bilen ki idir. Böylesi azg nl klar içinde en ufak bir adalet örne i gösterebilmek bir mucizedir. Yaln z Epaminondas' n sertli i, en yumu ak, en temiz, en tatl insanl k duygular yla kayna mas n ba arabilmi tir. Kimi komutanlara göre, silahl insanlar kar s nda yasalar sökmezken, kimine göre, adalet zaman ba ka, sava zaman ba ka iken (Caesar) kimine göre silahlar n sesi yasalar n sesini duymaya engel olurken (Marius), bizim Epaminondas sava ta en ince kibarl ktan, insanl ktan ayr lmas n biliyordu. Belki sava azg nl hoyratl n , Musa'lar n, sanat ve bilim perilerinin tatl l yüzleriyle yumu atmas n dü manlar ndan ö renmi ti. ve

ve güler

Epaminondas kadar büyük bir e iticiden sonra diyebiliriz ki, dü manlar m za bile yap lmas do ru olmayan eyler vard r ve ortak

yarar özel yarardan her eyi istememelidir.

Manente memorla etlam in dissidio puslicorum faederim privati furi . (TitusLivius)

Kamusal bozu malar ortas nda ki isel haklar unutulmad ndan.

Et nulla potentia vires

Prraestandi, ne quid pecet amicus, habet; (Ovidius)

Hiçbir devlet gücü hak veremez

Dostluk ba lar n n kopar lmas na.

Ne kral na hizmet için, ne kamu yarar , ne de yasalar u runa her eyi ho görebilir iyi bir insan:

Non enim patria praestat omnibus officiis ..... et ipsi condusit pios hasere cives im parentes. (Cicero)

Çünkü yurt bütün ödevlerin üstünde de ildir ve yurtta lar n yak nlar n sevmesi yurdun yarar nad r.

ç sava larla geçen zamanlar m za uygun bir ders veriyor bu sözler. Ku and m z z rhlar n yüreklerimizi kat la t rmas hiç de gerekli de il; s rt m z n kat la mas yeter. Kalemlerimizi mürekkebe

bat rmakla yetinelim, kana bat rmayal m. Dostlu u, ki isel ba lar , verdi imiz sözü, yak nlar m z kamu yarar na devlet u runa hiçe saymak büyük bir yi itlik ve e ine az raslan r yaman bir erdemse e er, kendimizi özürlü göstermek için diyebiliriz ki bu kadar büyüklü ü Epaminondas' n büyük yüre i bile kald ramam t .

öylesine az t lm bir ruhun kudurmu ca k k rtmalar ndan da nefret ediyorum do rusu:

Dum tela micant, non vos pietatis imago Ulla, nec adversa conspecti fronte parentes Commoveant; vuftus glad o turbate verendos. (Lucianus)

K l ç k ndan ç k nca bütün duygular susmal ! Kar cephede babalar nrz da görseniz Paralay n suratlar n yal n k l c n zla. Sütü bozuklara, kana susam lara, hainlere, hakl görünerek cinayet i lemek f rsat n vermeyelim.

Öylesine azg n, amans z bir adaleti b rakal m; daha insanca davran lardan örnek alal m. Zaman ve olaylar neler ö retmiyor insanlara! Cynna'ya kar giri ilen iç sava ta, Pompeius'un bir askeri, kar tarafta sava an karde ini fark na varmadan öldürünce, utanç ve kederinden hemen kendini de öldürüyor. Birkaç y l sonra ayn halk n bir ba ka iç sava nda askerin biri de karde ini bile bile öldürdü ü için komutanlar ndan ödül istiyor!

Bir eylemi yararl oldu u için dürüst ve güzel saymak yanl t r; herkesi o eyleme zorlamak, yararl diye herkes için onurlu olaca

sonucuna varmak do ru de ildir:

Omnia non parüer rerum sunt omnibus apta.

Her ey t pa t p uygun de ildir herkese.

nsan toplumunun en zorunlu, en yararl eylemini, evlenmeyi alal m. Azizlere göre güzel ve dürüst olan evlenmemektir; en erefli sayd klar görevlerinde evlenmeye yer vermezler: Oysa biz haralarda, yaln z az de erli hayvanlar n çiftle mesine engel oluruz. (Kitap 3, bölüm 1)

SEVENLER VE SEV LENLER

Do an n gerçekten bir yasas varsa, daha do rusu hayvanlarla bizim her yerde ve her zaman ortak bir içgüdümüz olabilirse (ki tart ma konusudur) ben kendi hesab ma diyebilirim ki, her canl n n kendini koruma ve zararlardan kaçma çabas ndan sonra dölleyenin dölüne besledi i sevgi bu alanda ikinci yeri tutar. Ve do a, kurdu u makinenin yedek parçalar n ço alt p sürdürmeye, hep daha ilerisini sa lamaya bak p bizden öyle istedi i için, sevginin geriye do ru, çocuklardan babalara kar pek o kadar büyük olmamas na a ma . l Buna Aristoteles'in dü üncesini de eklersek, birisine iyilik eden onu, onun kendisini sevece inden daha çok sever; borçlunun borçlu oldu u kimseyi daha az sevmesi gibi. Her i çi de i ini daha çok sever. Kald ki biz var olmaya dü künüz, var olmaksa devinmek, i görmektir. Onun için herkes i inde var oluyor gibidir. yilik eden güzel, dürüst

bir i görür; iyilik edilense bir yarar görmü olur sadece. Ama yararl l k do ruluktan daha az sevgi de er bir eydir. Do ruluk temelli, süreklidir; insan n ondan görece i kar l k de i mez.

Yararl l k yiter, elden kaçar kolayca; an msamas da ne uzun sürer, ne de ho gelir insana. En zora yap lan eyi en çok severiz. Vermekse almaktan daha zordur. (Kitap 2, bölüm 8)

ÖLÜMÜN TADINA VARMAK

Cicero'nun mektupla t

Pomponius Atticus hastal nda, damad

Agrippa'y ve iki üç dostunu ça rm , demi ki onlara: yile meye çal maktan hiçbir kazanc m olmad kan s na vard m. Hayat m

uzatmak için her yapt m ey ac lar m da uzat p art r yor. Onun için hayat ma da hastal ma da son vermeye kararl y m. Bu karar m ho görmenizi ve herhangi bir durumda beni vazgeçirmeye çal maman z dilerim. Kendini açl kla öldürme yolunu seçen Pomponius nas lsa birden iyile ivermi : Ölmek için buldu u yol sa l k getirmi ona. Hekimler ve dostlar bu mutlu olay kutlay p onun rahatlamas na sevinirlerken aldan yorlarm me er; çünkü iyile en hastay karar ndan vazgeçirememi ler ne yapt ysalar. Diyormu ki Pomponius: O türlü, bu türlü nas l olsa bir gün bu ad m atmak zorunda kalaca m; bu kadar ileriye gitmi ken ne diye b rak p bir daha yeni ba tan zora sokay m kendimi. Adam ölüme öyle al t rm ki kendini, korkmak öyle dursun can atar olmu ona. Giri ti i sava n do rulu una inand için onu bir an önce bitirme çabas na dü mü .

Ölümü böylesine tadarak, içine sindirerek beklemek, ölümden

korkmaktan çok ötede bir ey.

Filozof Cleanthes'in serüveni de pek benzer buna: Di etleri i mi , çürümü ve hekimler çok s k bir perhiz vermi ler ona. ki gün a z na bir ey koymay nca öyle iyile mi ki hekimler art k eskisi gibi yiyip içebilece ini söylemi ler. Ama o, perhizin verdi i bayg nl a benzer durumun tad na vararak geri dönmemeye karar vermi ve bir hayli yakla t yere ad m n atm .

Romal delikanl Tullius Marcellinus çekti i bir hastal n ac lar na katlanamaz olmu . Hekimleri hemen de ilse de mutlaka iyile ece ini söylemi ler ama delikanl hayat na son vermek istemi ve dostlar n ça r p ne dü ündüklerini sormu . Kimi, diyor Seneca, kendi korkakl klar na uygun ö ütler vermi ; kimi, dalkavukça, delikanl n n ho una gidece ini sand klar n söylemi ; ama bir Stoal öyle demi ona: U ra ma Marcellinus, önemli eyler üstüne kafa yorarm gibi. Büyük bir ey de ildir ya amak: U aklar da, hayvanlar da ya yor ama dürüstçe, ak ll ca ve sa lam yürekle ölmek büyük bir eydir. Dü ün nedir kaç zamand r yapt n, hep ayn ey: Yemek, içmek, uyumak; içmek, uyumak ve yemek. Hep bu çember içinde dönüp durmaktay z gerçekten. Yaln z ba a gelen dertler, dayan lmaz ac lar de il, ya amaya doymak da ölümü istetir insana. Marcellinus kendisine ö üt verecek olan de il, yard m edecek olan ar yordu. Hizmetçiler bu i e kar maktan korkuyorlard . Ama o filozof anlatt ki onlara, yaln z efendilerinin kendi iste iyle ölüp ölmedi i bilinmedi i zaman hizmetçilerden ku kulan r herkes; onun d nda, efendisinin ölmesine engel olmak onu öldürmek kadar kötüdür çünkü:

Invitum qui servat idem facit occidenti (Horatius)

Ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir.

Sonra Marcellinus'a unu da anlat r ki, nas l yemek bitince sofram zdan arta kalan seyircilere da t rsak, hayat bitince de i lerimizi yönetenlere bir eyler da tmak yerinde olur. Marcellinus aç k ve cömert yürekli bir insanm : Hizmetçilerine paralar da tm ve avutucu sözler etmi hepsine. Sonra da b çaklara, kanlara ba vurmam . Bu dünyadan kaçmak de il, kalk p gitmek istemi sadece; ölüme s rt çevirmemi gö üs germi .

Sen mi güçlüsün ben mi, diyerek yemeyi içmeyi kesmi ; üç gün sonra üstüne l k sular döktürerek yava yava kendinden geçmi , geçerken de bir çe it keyif duydu unu söylemi . Gerçekten de bitkinlikten yürekleri durur gibi olanlar hiçbir ac çekmediklerini, tersine, bir uykuya dalma, rahatlama duygusu içinde olduklar n söylerler. (Kitap 2, bölüm 13)

YA AMA BA LILIK

Bütün insanlar c l z varl klar na öylesine ba l d rlar ki, sa kalmak için raz olmayacaklar hiçbir kötü durum yoktur. Bak n Maecenas ne diyor:

Debilem facito manu,

Debilem pede, coxa,

Lubriscos quate dentes:

Vita dum superest bene est.

Tek kollu da kalsam,

Kötürüm, damlal da olsam

Sökülse de bütün di lerim:

Ne mutlu bana ya yorsam.

Timurlenk cüzaml lara kar uygulad

görülmedik zalimli ini cüzaml y öldürtürken,

insanseverlik diye yutturuyordu. Her raslad

onlar böylesine ac l bir ya amdan kurtarm olaca n söylüyordu. Oysa onlar ölmektense üç kat daha cüzaml olmaya raz yd lar.

Filozof Antisthenes, a r hasta yatarken ba r yormu ; kim kurtaracak beni bu ac lardan, diye. Onu görmeye gelmi olan Diogenes: te bu seni hemen kurtar r, istersen, diyerek bir hançer uzat nca ona: Ya amaktan de il, ac lar mdan kim kurtaracak? demi Antisthenes. (Kitap 2, bölüm 37)

HERKES N DE ER KEND NE GÖRE

Kendim nas lsam ba kas n ona göre de erlendirmek hatas na dü mem çoklar gibi. Buna ayk r dü en eylere kolayca inan r m. Kendimi ba l hissetti im bir biçime ba kalar n zorlamam herkes gibi. Bamba ka bir türlü ya ama biçimi olabilece ine inan r, ak l erdirebilirim.

Çoklar n n tersine de, aram zdaki ayr l

benzerlikten daha kolay

kabul ederim. Ba kas n n benim hallerimden ve ilkelerimden diledi i kadar uzak kalmas n ho görürüm. Herkesi düpedüz ve ba ms z olarak kendi ki ili iyle görür, kendi örne i içinde de erlendiririm. Kendim perhiz yanl s olmad m halde kimi rahiplerin perhizcili ini içtenlikle be enmekten, davran lar n uygun bulmaktan geri kalmam: Hayal gücümle kendimi onlar n yerine koyabilirim pekala. Hatta benden ne kadar ayr iseler o ölçüde daha da çok sever ve sayar m onlar . Birbirimizin kendi içinde de erlendirilmesini, kimsenin herkes gibi olmaya zorlanmamas n candan dilerim.

Kendi güçsüzlü üm ba kalar n n gücü kudreti üstüne beslemem gereken dü ünceleri hiç de i tirmez.

Sunt qui laudent, nisi quod se imitari posse confidunt. (Horatius)

Kimileri yaln z taklit edebilir sand klar n överler.

Yerin çamurunda sürünürken de, ta göklerde, kahraman ruhlar n yüceli ini görmekten geri kalmam. Yapt klar m n de ilse bile

dü üncemin düzgün olmas , hiç olmazsa bu önemli yan m n bozulmadan i lemesi bana çoktur bile. Bacaklar m tutmazken irademin sa lam kalmas az ey de ildir. Ya ad m z ça , bizim iklimde hiç de ilse, öylesine bozulmu ki erdemin ya anmas öyle dursun tasarlanmas bile bir hayli zor. Yaln z okul sözlü ünde kalm a benziyor erdem:

Virtutem verba putan, Ut lucum ligna (Horatius)

Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece odun.

Quam verreri deberet, etiamsi percipere non posent. (Tusculanes)

Erdem ki saymalar gerekir, anlamasalar bile. (Kitap 1, bölüm 37)

ZORLU UN DE ER

Filozoflar n en ak ll lar derler ki: akla uygun hiçbir ey yoktur ki tam tersi de akla uygun olmas n. Yak nlarda geveledi im bu güzel sözü eskilerden biri (Seneca) ya amay küçümseme yolunda kullanm : Ona göre, yaln z yitirmeye haz rland m z bir nimet bize zevk verebilir.

In auquo est dolor amissae rei, et timor amittendae. (Seneca)

Yitirme ac s yla yitirme korkusu bir kap ya ç kar.

Demek ister ki bununla, ya amay yitirme korkusunda olursak, ya aman n tad n ç karamay z. Ama bunun tersi de söylenebilir: Ya amaya bu kadar s k sar l p, böylesine bir sevgiyle ba lanmam , onun temelli olmad n gördü ümüz, elimizden ç kmas ndan korktu umuz içindir. Gerçek ortada çünkü: Ate nas l so uktan h z al yorsa bizim istemimiz de kendi kar t yla bilenip keskinle iyor:

Si numquam Danaen habuisset abenea turis,

Non esset Danae de Jove facta parens. (Ovidius)

Danae yi funçtan kuleye komasalard

Jupiter den hiç gebe kalmazd Danae.

Bollu un verdi i doygunluktur zevkimizi en fazla körleten; zevkimizi en fazla bileyen, co turan eyse özledi imizi az ve zor bulmakt r.

Ominum rerum voluptas ipso quo debet fufare periculo crescit (Seneca)

Her eyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar.

Galla, nega: satiatur amor, nisi gaudia torquent. (Martialis)

Galla, hay r de: a k azapla beslenir yaln z.

A k n gev ememesi için Likurgos Lakedemonya'da evlenenlerin gizli yat p kalkmalar n buyurmu : Evlilerin yatakta görülmeleri, bir ba kas yla yatmalar kadar ay p say l yormu . Bulu malar n zorlu u, yakalanma tehlikesi, sonradan duyulacak utanç:

Et languor, et silentium,

Et latere petitus imo spritus (Horatius)

Ya o bayg nl k, o sessizlik,

Ya o derinden gelen gizli ahlar,

Bütün bunlard r salçay k vam na getiren. Sevi menin nice ho luklar a k n etkilerinden çekinerek, utanarak söz etmekten do maktad r. ehvetin kendisi bile ac duyarak k z mak ister. ncitti i, t rmalad zaman daha tatl olur. Fahi e Flora, Pompeus'la yat p da üzerinde di lerimin izini b rakmad m olmad , dermi .

Quod petire premunt arcte, faciuntque dolorem Corporis, et dentes inlidunt saepe lebellis:

Et stimuli supsunt, qui instigant laedere id ipsum Quodcumque est, rabies unde illi germina surgunt. (Lucretius)

Arzuyla sar ld klar n n can yanar; Di leri s r r çok kez nazik

dudaklar . Gizli dürtüler incitmeye iter onlar . Her tuttuklar n ; azg nl klar artar böylece.

Her i te görülen budur: Zoduk de er kazand r yor her eye. (Kitap 2, bölüm 15)

DÜ ÜNMEDE KEND NDENL K

Hemen bütün görü lerimiz üstün say lan ki ilerden gelme, ba kalar ndan al nmad r. Hiç de kötü de il öyle olmas ; öyle c l z bir ça da ya yoruz ki görü lerimizi kendimiz seçsek en kötülerini seçerdik. Sokrates'in bize dostlar nca aktar lan konu malar n herkes be endi i için biz de be eniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak de il. Öylesi konu malar geçerli de il bugün. Aram zdan Sokrates'e benzer biri ç ksa pek az m z de er verirdi ona.

Biz güzellikleri yaln z sivri, i kin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf ve sade olanlar kolayca kaç yor bizim kaba gözlerimizden öylelerinin ince ve sakl bir yanlar var: nsan n pussuz, y kanm , ar nm bir bak olmal ki o gizli lt y görebilsin. Biz safl budalal kla

e anlamda kullan p k nam yor muyuz? Sokrates do al ve herkesinkine benzer yoldan yürütüyor dü üncesini. Bir köylü, bir kad n onun gibi söyler söyleyece ini. Sözünü etti i insanlar yaln z arabac lar, do ramac lar, terlikçiler, dülgerlerdir. Aç klamalar , benzetileri hep insanlar n en baya , en ortamal eylemlerinden al nmad r; herkes anlar. Böyle kaba bir biçiminin alt nda onun yüce dü üncelerinin soylulu unu, zenginli ini göremezdik biz; biz ki bilgiçlerin önem

vermedi i her eyi adi, a a l k sayar z ve zenginli i yaln z gösteri lerde süslerde püslerde görürüz. Bizim dünyam z gösteri üzerine kurulmu ; insanlar üfürükle i iyorlar yaln z, balonlar gibi hoplat larak durabiliyorlar yukarda. Sokrates bo hayaller pe inde ko muyor. Amac bize, ya amaya gerçekten ve s k s k ya ba l ve yararl bilgiler, ö ütler vermek.

servare modum, finemque tenere, taturamque sequi. (Lucianus)

i ini düzenlemek, ödevini gözetmek ve do aya uymak Sokrates he p kendisi olarak kald ve en son güçlülük kertesine s çramalarla de il kendili inden yükseldi. Daha do rusu hiçbir yere yükselmedi de bütün terslikleri, bütün zorluklar kaynaklar na, do al ç k noktalar na indirdi. Çünkü, örne in Çato'da orta halli insanlar çok a an gergin bir tutum görüyoruz. Ya ad yi itlik serüvenlerinde ve ölümünde onu

hep dünyaya pek yukar lardan bakar görüyoruz. Oysa Sokrates'in aya hiç yerden kesilmiyor, en yararl dü üncelerini gev ek ve özentisiz ad mlarla yürütüyor; ölümünde ve insan ya am nda ba a gelebilecek en belal durumlarda da öyle davran yor. (Kitap 3, bölüm 12)

UYDURMA NELENLER

Do ru olsun, yanl olsun, oras önemli de il, talya'da bir atalar sözüymü gibi derler ki, topal bir kad nla yatmam olan ki i Venüs'ü en olgun tad yla bilmez. Kaderin cilvesi ya da herhangi özel bir raslant bu sözü halk n diline yerle tirmi ayn ey kad nlar için de söylenir, erkekler için de. Çünkü Amazonlar n kraliçesi kendisiyle

sevi mek isteyen skitli'ye ne demi ? Bu i i topal daha iyi yapar, demi . O kad nlar cumhuriyetinde, erkeklerin egemenli inden kurtulmak için kad nlar onlar n kendilerine üstünlük sa layan kol, bacak gibi uzuvlar ndan birini sakat ederlermi ve onlar yaln z, bizim imdi kad nlar kulland m z i için kullan rlarm . Topallar n bozuk devinimleri bu i e bir yeni tad kat yor, ya da bu türlüsünü deneyenler bir ho luk buluyorlar belki, der geçerdim; ama yeni ö rendi ime göre Yunan filozofisi de bunun do ru oldu u kan s na varm : Bu filozofi der ki, topallar n bacak ve bald rlar aksakl klar nedeniyle kendilerine gelen besini alamad klar ndan, onlardan yukar da bulunan cinsel bölge daha dolgun, daha besili, daha güçlü olur. Bir ba ka görü e göre de, topall k cimnasti e engel oldu undan, bu sakatl a u ram olanlar güçlerini daha az harcam olur ve Venüs'ün oyunlar na daha dolgunca kat l rlarm .

Yunanl lar dokumac kad nlar n ötekilerden daha s cakkanl olmalar n da ayn nedene ba l yorlar: Zanaatlar gere i hep evde oturduklar ndan bedenleri fazla deprenmiyormu . Böyle dü ünülürse daha neler neler gelebilir insan n akl na. Topal dokumac kad nlar için ben de diyebilirim ki i leri gere i oturduklar yerde ileri geri depre meleri arzular n kabart p k k rt yor onlar , araba sal nt lar n n kibar bayanlar g c klayabilece i gibi.

Bu örnekler ba ta söyledi imi do rulam yor mu? nsan akl çok kez olmayacak eylere nedenler uyduruyor. (Kitap 3, bölüm 10)

EFEND LER VE U AKLAR

Platon'un bir ö ütü hiç ho uma gitmez: Kad n olsun, erkek olsun hizmetçilerinizle akala madan, senli benli olmadan, hep bir efendi a z yla konu mal ym z. Benim akl m buna ermedikten ba ka, servet üstünlü üne öylesine önem vermek hiç de insanca ve hakl bir davran de il. U aklarla efendiler aras ndaki ayr l n daha az göze batt yerde daha adaletli bir düzen vard r bence. (Kitap 3, bölüm 3)

PE N VE KES N YARGILARA KAR I

Ben a r anlay l , biraz da elle tutulur, ola an eylerden yanay md r; onun için de eskilerin u dedikleri bana dokunmaz:

Majorem fidem homines adhibent üs quae non intelligunt.

nsanlar anlamad klar na daha çok inan rlar.

Cupidine humani, ingenii libentius obcura creduntur. (Tacitus)

nsan kafas öyledir ki kendisine karanl k gelene daha kolay inan r.

Biliyorum k z yorlar bana; üphe etmemi yasakl yor, üphe edersem a r küfürler savuruyorlar. nand rman n yeni bir yolu da bu. Ama, Tanr ya ükür, benim inanc m yumrukla de i tirilecek cinsten de ildir. Görü lerini yanl olmakla suçlayanlara çats nlar. Ben görü lerini sadece anla lmas zor ve cüretli olmakla suçluyorum. Kar görü ü ise, onlar kadar azg nl a varmadan ben de tutmuyorum.

Videantur sane, ne affirmentur modo (Cicero)

Olabilir desinler, ama olur demesinler.

Dü üncelerini kafa tutarak, buyruklar vererek ortaya koyanlar ak ldan yana güçsüz olduklar n belli ediyorlar. (Kitap 3, bölüm 11)

B LMED

N SÖYLEYEB LME

Dünyadaki birçok kötülükler, daha cüretle söyleyelim, dünyan n bütün kötülükleri, bizi bilgisizli imizi aç a vurmaktan kaç nmaya, reddemedi imiz eyi kabul etmeye al t rmalar ndan geliyor. Her eyden bilgiçce ve kesinlikle söz ediyoruz. Roma'da bir adet varm : Bir tan n gözleriyle gördü ünü söyledi i ve bir yarg c n en kesin bilgiyle ortaya koydu u eyden bile, bana öyle geliyor ki, diye söz edilirmi . Olabilecek eyleri bana hiç a mazm gibi yutturmaya kalkt klar zaman o eylere kar nefret uyand r yorlar bende. Önerilerimizin, küstahl n yumu atan u sözleri severim ben: Olabilir ki, kimi yerde, kimisi, derler ki, san r m benzeri sözleri. Çocuklar e itecek olsam, kestirip atarca de il öyle sorarca kar l k vermeye al t r rd m onlar : Ne demek bu? Bundan anlamam, olabilir, do ru mu? On ya nda bilginler gibi konu acaklar na altm ya nda ö renci gibi kals nlar. Bilgisizlikten kurtulmak isteyenin onu aç a vurmas gerekir. ris, Thaumantis'in (ayd nl k a k nl n) k z d r. a ma bütün filozofinin temeli, soru turma geli mesi, bilgisizlik son a amas d r. Bilgisizli in öylesi vard r ki

yücelik ve cömertlikten yana bilimden a a kalmaz; o bilgisizli i kavramak için de bilimi kavramak için gerekti i kadar bilim ister. (Kitap 3, bölüm 2)

BÜYÜKLÜK VE NSANCALIK

ana erefe ermenin en kestirme yolu an eref için yapt m z kendi vicdan m z n buyru uyla yapmakt r. Büyük skender'in de eri bence, o parlak ya ay içinde Sokrates'in dü kün ve sönük bir ya ay

içindeki de eri yan nda bir hayli c l z kal yor. Dü üncem Sokrates'i skender'in yerine koyabiliyor rahatl kla, ama skender'i onun yerinde dü ünemiyorum. skender'e ne yapmas n bildi ini sorsalar: Dünyaya boyun e dirmesini bilirim, der; Sokrates ise insan ya ant s n do al niteli ine uygun olarak yönetmesini bildi ini söyler. Bu bilim daha a r basan, daha sayg n bir bilimdir. Ruhun de eri yükseklere ç kmas nda de il, düzenli olmas ndad r.

Ruhun büyüklü ü büyük yerlerde de il, gösteri siz yerlerde ç kar ortaya. Onun için bizi içimize inerek yarg layanlar ünlü eylemlerimize pek önem vermezler, bunlar n asl nda çamurlu ve batak bir dipten f k rm p r lt l su serpintileri oldu unu görürler. Bizi parlak görünü ümüze göre yarg layanlar ise içimizin de ayn parlakl kta oldu unu san rlar, onlar a rtan ve görü lerini a an ba ar güçlerini halk n ve kendilerinin güçleriyle bir arada dü ünemezler. Bir i çinin helaya gitmesini, kar s yla yatmas n dü ünmek ola an gelir de bize, gösteri li ve bilginli iyle sayg nl k kazanm bir koca ba bakan o durumlarda dü ünmeyi yad rgar z. O yüksek tahtlarda oturanlar

ya ayacak kadar alçalamazlar gibi gelir bize. (Kitap 3, bölüm 2)

KEND ZENG NL

MZ

Biz kendimiz sand m zdan daha zenginizdir; ama bizi her eyi ba kalar ndan almaya, dilenmeye al t r yorlar. Kendimizden çok ba kalar ndan yararlanacak biçimde yeti tiriyorlar bizi. nsan hiçbir eyde gerek duydu u kadar yla yetinmiyor. Ne ehvette, ne servette, ne devlette kollar n kucaklayamayacak kadar açmaktan alabiliyor kendini; açgözlülü ü l ml olam yor bir türlü. Bilme merak da a r gidiyor bence insan n: Ba aramayaca kadar, gere inden fazla i al yor üstüne, bilginin yarar n konusu kadar geni leterek.

Ut omnium rerum sic litteram quoque intemparatis laboramus. (Seneka)

Her eyde oldu u gibi okuma çabas nda da ölçüyü a yoruz.

Tacitus, o lunun a r bilim oburlu unu dizginleyen Agricola'run anas n övmekte hakl öyle bir nimet ki bu, sa lam gözlerle bak l rsa, insanlar n bütün nimetlerinde oldu u gibi onda da do al olarak bir hayli gereksizlik, güçsüzlük bulundu u ve pahal ya da mal oldu u görülür.

Bilim edinmek, et ya da bal k sat n almaktan çok daha netametli bir eydir. Çünkü satm ald n z nesneyi bir kaba kor eve getirirsiniz; ne mal oldu unu yak ndan da görebilir, ne kadar n ne zaman

yiyece inizi dü ünürsünüz ama bilimler öyle mi ya? Ruhumuzdan ba ka bir kaba koyam yoruz onlar . Sat n al r almaz yutuyoruz; çar dan zehirlenmi ya da de i mi olarak ç k yoruz. Öyle bilimler var ki kafam z besleyecek yerde engel ve yük oluyorlar bize, öyleleri de var ki iyile tirecek yerde öldürüyorlar bizi. (Kitap 3, bölüm 12)

Halk bir tek insan, bir tek insan bütün halk gibi gör. (Kitap 1, bölüm 39)

TÜRK ORDULARINDAK D S PL N

Askerlerin dü mandan çok komutanlar ndan korkmalar n isteyen o eski ahlak ne oldu? u güzelim örne in benzeri nerde: Bir elma a ac Roma ordusunun kamp kurdu u bir yerin ortas nda kalm da ertesi gün ordu çekilip giderken olgun, nefis elmalar bir teki eksilmeden sahibine b rakm . sterdim ki gençlerimiz vakitlerini pek yararl olmayan gezintiler ve pek onurlu olmayan u ra larla geçirecek yerde biraz gidip yaman bir Rodoslu kaptan n bir deniz sava n nas l yönetti ini, biraz da Türk ordular ndaki disiplini görsünler. Çünkü bizimkinden çok ayr ve çok üstün onlardaki disiplin. Bizim askerlerimiz seferde eskisinden daha uygunsuz, sorumsuz, Türk askerleriyse tersine daha ölçülü, daha çekingen davran yorlar. Çünkü, onlarda, bar zaman fakir rahats z etmek, mal n çalmak birkaç kötek cezas yla geçi tirildi i halde, sava ta en a r cezalar görüyor. Paras n vermeden bir tek yumurta alman n cezas tam elli sopa. Onun d nda, kar n doyurmayan, az ya da çok de erli herhangi bir eyi çalanlar hemen kaz a geçiriliyor ya da ba lar kesiliveriyor. Fatihlerin en zalimi olan Selim üstüne yaz lanlar okurken a t m:

M s r' ald nda am ehrini bolluk ve güzellikle saran e siz bahçelere askerlerinden hiçbirinin eli de memi ; hem de kapal de il aç k olduklar halde. (Kitap 3, bölüm 12)

ÖLÜME HAZIRLANMA

Ço u zaman ölüme haz rlanma ölümün kendisinden daha fazla azap vermi tir insana. Eskilerden biri, hem de ak ll lar ndan biri söyler bunu:

Minus afficit sensus fatigatio quam cogitatio (Quintilianus)

Duymak dü ünmekten daha az üzer bizi.

Ölümü yan ba m zda duymak kimi zaman birden, kaç n lmaz bir eyden kaç nmama karar n verdirir bize. Eski zamanda gladyatörler görülmü tür ki, korka korka çarp t ktan sonra ölümü yi itçe kar lam , g rtlaklar n dü man n k l c na uzat p ölümü kendileri istemi lerdir. Uza m zdaki ölümü dü ünmek daha sürekli, dolay s yla daha zor katlanma çabas ister. Ölmesini bilmiyorsan z, hiç tasalanmay n; do a hemen gere ince ve yeterince ö retir size; bu i inizi o görülece i gibi görür siz yormay n kendinizi.

Incertam frustra, mortales, funeris horam

Quaritis, et qua sit mors aditura via. (Propertius)

Bo una bilmek istiyorsunuz, ölümlüler

Ölüm saatinizin ne zaman, ne yoldan gelece ini.

Paena minor certam cubito preferre ruinam

Quod timeas gravius sustinuisse diu. (Ciallus)

Kaç n lmaz bir belaya birden katlanmak

Uzun süre korku azaplar çekmekten ye dir.

Ya amay ölüm kayg s yla, ölümü de ya ama kayg s yla buland r yoruz. Biri dertlendiriyor, öteki korkutuyor bizi.

Ölümün kendisine kar haz rlan yor de iliz asl nda. Çarçabuk olup biten bir ey bu. Çeyrek saatlik, uzant s z, zarars z bir azap için ayr ca uzun boylu kafa yormalara de mez. Do rusunu isterseniz, ölüm haz rl klar na kar haz rlan yoruz. Filozofi bize ölümü hep göz önünde tutmam z , vaktinden önce görüp üstünde dü ünmemizi buyuruyor, sonra da bu öngörüp dü ünmelerin bizi üzmemesi için alaca m z tedbirleri, uyaca m z kurallar ö retiyor. Hekimler de öyle yapm yorlar m ?

Bizi hastal klar içine at yorlar ki üstümüzde ilaçlar n ve sanatlar n kullans nlar. Ya amas n bilmemi sek bize ölmesini ö retmek

yersizdir. Dayanakl olarak, iç rahatl yla ya amasm bilmi sek ayn biçimde ölmesini biliriz.; B rakal m onlar diledikleri kadar övünsünler.

Tota filosoforum vita commentatio morts est. (Cicero)

Filozoflar n bütün hayat ölüm üstüne dü ünmedir.

Bana sorarsan z, ölüm ya am n ucudur, ama amac de il; sonu, bitimidir, ama konusu de il. Ya am n gözlerini dikece i ey kendi kendisi olmal d r. Ona gerekli olan çaba kendini düzenlemek, yönetmek, kendi kendisine katlanmakt r. Ya ama biliminin bu genel ve ba l ca bölümünün içerdi i daha birçok i ler aras nda ölmesini bilme de vard r; ve bu i , korkunun ona verdi i a rl k olmasa, en hafiflerindendir.

Yararl l k ve yal n gerçeklik bak m ndan basit insanlar n bize verdi i dersler, bilimin tam ters yönde verdi i dersleri hiç de aratmazlar. nsanlar n zevkleri ve güçleri de i iktir onlar kendilerine göre, de i ik yollardan yönetmek gerekir.

Quo me comque rapit tempestas, deferor hospes

(Horatius)

F rt na nereye atsa beni, orda bir yer vard r ya anacak.

Çevremdeki köylülerden hiçbirinin son saatlerini nas l bir tutum, nas l bir yürekle geçirece i üstüne dü ündü ünü görmedim. Do a ona

ölümü yaln z ölece i zaman dü ünmesini ö retmi tir. Ölümü Aristoteles'ten daha güzel bir davran la kar lar çünkü. Aristoteles hem ölümün hem de uzun bir haz rlanman n çifte bask s alt ndad r. Oysa Caesar'a göre de en az dü ünülmü olan ölüm, en mutlu ve en a rl ks z ölümdür.

Plus dolet quam messes est, qui ante dolet quam messe est. (Seneka)

Gere inden önce dertlenmek, gere inden fazla dertlenmektir.

Ölüm dü üncesinin ac l

bizim onu kurcalamam zdan geliyor.

Do an n gerektirdiklerini ondan önce dü ünüp yönetmeye kalkmak yüzünden hep ba m z derde sokar z böyle. Yaln z bilginlerdir sapa sa lamken a z tad yla yemek yiyemeyen ve ölüm dü üncesiyle kas l p ka lar n çatanlar. Basit insan yaln z i ba na geldi i zaman çare ve avuntu arar ve ne kadar duygulan yorsa o kadar da dü ünür. Hep demez miyiz ki kaba halk n, ba na gelenlere, sab rla katlanmas , gelebilecek korkunç belalar ysa hiç akl ndan geçirmemesi kafas zl ndan, sersemli inden gelir; ruhlar kal n ve kat oldu u için etkilenmesi, sars lmas daha zordur. Eh, öyleyse biz de art k sersemlik okulunda yeti tirelim kendimizi. Bilimlerin bize vaadettikleri son mutluluk budur ve sersemlik ne rahatl kla götürüyor ona ö rencilerini. (Kitap 3, bölüm 12)

Gidece i liman bilmeyene hiçbir rüzgardan hay r gelmez. (Kitap 2, bölüm 2)

Ç RK NL K ÜSTÜNE

En büyük de erlerin kusursuz bir örne i olan Sokrates'in o dedikleri çirkinlikte, ruhunun güzelli ine ayk r bir yüze ve bedene dü mü olmas na pek içerlerim; o Sokrates ki güzelli in a , delisidir. Do a

haks zl k etmi ona akla ne yak n gelen, ruhla bedenin birbirine uygun ve ba nt l olmas d r.

Ipsi animi magni refert quali in corpore locati sint; multa enim e corpore existunt quae acuant mentem, mufta quae obdundant. (Cicero)

Ruhlar n yerle tikleri beden yap s n n niteli i pek önemlidir; çünkü birçok beden özellikleri vard r ki ruhu keskinle tirir; birçoklar da vard r ki körletir.

Cicero'nun körletici beden özelli iyle demek istedi i bozuk ve biçimsiz bir yarat l çirkinli idir. Ama biz ilk bak ta ve genellikle yüzde gördü ümüz, bizi sudan nedenlerle yad rgatan bir al ms zl a da çirkinlik diyoruz: üzgün, kusursuz organlar üstündeki tende, bir lekede, bir yüz çat kl nda bilinmez nedenlerle ho a gitmeyen bir al ms zl a. Dostum La Boetie'de çok güzel bir ruhun büründü ü çirkinlik bu türdendi. Yüzeydeki bu çirkinlik, pek çarp c olmakla birlikte ruh hallerine daha az zarar verir, insanlar n görünü ündeki yeri de pek kesin de ildir. Biçimsizlik, çarp kl k dedi imiz öteki çirkinlik insan n içini etkileyebilir. Her iyi cilalanm deri pabuç de il, ama her iyi yap lm pabuç içindeki aya n biçimini belli eder. (Kitap 3, bölüm 12)

C NSEL EYLEM ÜSTÜNE

Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan, ciddi ve edepli konu malarda yer verilmiyor ona? Hiç s k lmadan öldürmek, çalmak, aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi k s veriyoruz sesimizi. Neden acaba? Yoksa onun sözünü a z m zda ne kadar az harcarsak dü üncesi kafam zda o kadar büyütmeye hak m kazan yoruz? Çünkü, bilirsiniz, en az kullan lan, en az yaz lan, en sakl tutulan sözler en iyi bellenen, en çok insanca bilinen sözlerdir. Her ya ta, her ba taki insan onu ekme i bildi i kadar bilir. Dile, sese, harfe gere i olmadan herkesin içine yaz l r. Suskunun dokunulmazl içine kapam z cinsel eylemi: Ç karmak bir suçtur

ordan onu, suçlamak ve yarg lamak için bile olsa. Ancak dolambaçl sözler ve resimlerle k rbaçlamaya kalkabiliriz onu. Böylesine tiksindirici olmak bir suçlu için ne büyük onur: Adalet dokunmay , bakmay suç say yor bu suçluya! Cezas n n a rl özgürlük,

dokunulmazl k kazand r yor suçluya. Kitaplar için de öyle olmuyor mu? Ne kadar yasaklan rlarsa o kadar daha çok sat l yor, o kadar daha çok okunuyorlar. (Kitap 3, bölüm 5)

NSANA GÜVEN GÖSTERMEN N YARARI

Adam n biri evimi ve beni bir pusuya dü ürmeyi kurmu . Kurnazl kap ma önce yaln z gelip içeriye girmekte biraz tela göstermek oldu. Kendisini ad ndan tan d m; kom um ve az çok da benden yana oldu u için ona güvensizlik gösteremezdim. Herkes gibi ona da kap m

açt rd m. Bir de bakt m adam korkular içinde, at soluk solu a, bitik bir halde. u masal anlatt bana: Bizden yar m fersah ötede, benim de tan d m, kavgal olduklar n bildi im bir dü man yla kar la m ; dü man dolu dizgin ard na dü mü ; gafil avland ve yan nda az

adam oldu u için can havliyle benim kap ya dar atm kendini; adamlar n çok merak ediyormu ; ya ölmü ya da yakalam larm . Ben safl kla onu avutmak, güvenlendirek ve ferahlatmak için elimden geleni yapt m. Az sonra, askerlerinden dördü be i ayn surat ve ayn tela la içeri girmek istediler; ard ndan ba kalar , daha ba kalar sökün etti; yirmi be otuz kadar oldular; hepsi tepeden t rna a silahl ve hepsi dü manlar ndan kaçma numaras yapmakta idiler. Bu kadar bende ku ku uyand rmaya ba lad . Ne zamanlarda ya ad m z , benim evim ene kadar göz dikildi ini biliyordum ve tan d klar m aras nda böyle bask nlara u ram olanlar vard . Ne var ki, ba lad m nezaketi sonuna götürmemekte bir kazanc m olmayaca ve caymakla bütün ipleri koparm olaca m dü ünerek, her zamanki gibi, i i oluruna, en do al ve basit yoluna b rak p hepsine kap m açt rd m. Do rusu, ben asl nda yarat l tan güvensizli e ve ku kulara dü meyen bir insan md r.

Bana kötülük edenleri dinlemeye, ho görmeye çal r m. Ejderhalara ve mucizelere nas l inanm yorsam, çok büyük tan klar olmad kça insanlarda do a d korkunç canavarl klar olaca na inanmam. Ayr ca

ben kadere seve seve boyun e ebilir, kendimi onun kollar na b rakabilirim. Böyle olu umdan da bugüne dek zarardan çok yarar gördüm. Kader hep benden daha ak ll davran p benim ç kar m benden daha iyi sa lad . Ya am mda ba ar lm zor, ya da belki

ak ll ca denebilecek birkaç eylem vard r. Bilin ki bunlarda benim pay m üçte bir, kaderin pay ysa en az üçte ikidir. Bence ba ar s zl klar m z kadere yeterince güvenmemekten ve elimizde olmayan bir gücü kendi davran m za ba lamaktan geliyor.

Dilediklerimize varamay m z çok kez bundan ötürüdür. Kader insan akl na, onun zarar na olmak üzere verdi imiz haklar k skan yor ve biz ne kadar art r rsak o da o kadar azalt yor bu haklar ...

Uzatmayal m, o adamlar at üstünde evimin avlusunda beklediler. efleri benimle içeri girmi , adamlar ndan haber al r almaz gidece ini söyleyerek at n n ah ra götürülmesini istememi ti. Giri ti i i i art k avucuna alm durumdayd ; geri kalan eyleme geçivermesiydi yaln z. Sonradan çok kez anlatm lar bana; çünkü bu yapt n anlatmaktan sak nm yordu hiç. Yüzüm, davran m, aç k yüreklili im kalle li i söküp atm içinden. Adamlar verece i i aret için hep gözlerine bak p dururken o birden at na bindi ve onlar bu kazançl durumunu nas l tam sonunda b rakmas na a adursunlar, çekti gitti. (Kitap 3, bölüm 12)

KEND N ÖLDÜRME

Hegesias dermi ki: Ya aman n yolu gibi ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz. Diogenes, filozof Speusippos'a rastlam . Tutuldu u iyile mez fil hastal ndan ötürü kendini sedyeyle gezdirten Speusippos: Selam sana, Diogenes, demi . Sana selam yok, diye kar l k vermi Diogenes, sen ki bu halinle ya amaya katlan yorsun hala. Bir zaman sonra filozof öylesine zor ya amaktan s k larak

kendini öldürmü .

Bunun tersi dü ünceler de yok de il. Birçoklar na göre de bu dünya k las n , bizi oraya koyan n buyru u olmadan b rak p gidemeyiz. Tanr bizi yaln z kendimiz için de il, ona ve ba ka insanlara hizmet etmek için yollam ; onun izniyle gidebiliriz ancak, kendi iznimizle de il. Do u umuz bizden çok ülkemiz içindir. Yasalar kendi ç karlar için hesap sorarlar bizden; bizi öldürme hakk onlar nd r; görevimizden kaçt m z için hem bu dünyada, hem ötekinde cezalan r z.

Bizi ba layan zinciri ta mak onu k rmaktan daha fazla yürek ister ve yurdu için bütün cefalara katlanan Regulus, kendini öldüren Cato'dan daha üstün bir y lmazl k s nav vermi tir. Gözü kararma ve sab rs zlanmad r bizi ölüme ko turan. Dinç erdem hiçbir belaya s rt n çevirmez; dertleri ve ac y arar, yiyece ini arar gibi zalimlerin korkutmalar , i kenceler, cellatlar diriltir, dinçle tirir onu;

Duris ut ilex tonsa bipennibus

Nigra feraci frodis in Algido

Per damna, pen cades, ab ipso

Ducis opes animumque ferro. (Horatius)

Karanl k orman nda Algido'nun

Dallar baltayla budanan me e gibi

Bu belalar, bu cefalar, bu zincirler

Yi itli ine yi itlik katar onun.

Bir ba kas da öyle der:

Non est ut putas virtus, pater,

Timere vitam, sed malis ingentibus

Obstare, nec se vertere ac retro dare. (Seneka)

Erdem ya amaktan korkmakta de il, baba,

Belalara kar koyup diretmekte

Yolundan dönmemektedir.

Bir ba kas da öyle:

Rebus in adversis facile est contemnere mortem;

Fortius ille facit qui miser esse potest. (Martialis)

Kolayd r ölümü küçümsemek ba m z dertteyken,

Daha yi ittir ba na gelene katlanan.

Yigitlere de il korkaklara yara r fele in sillesinden kaçmak için bir çukura, a r mezar ta lar alt na büzülmek. F rt na ne kadar sert olursa olsun, yi it olan a maz yolundan yordam ndan.

Si fractur illabatur orbis,

Imparidam ferient ruina. (Horatius)

Dünya parçalan p yerle bir olsa

Yi itçe katlan r yrk lmas na.

Ba ka dertlerden kaçmakt r en çok bizi ölmeye iten; o kadar ki, ölümden kaçmak kimi zaman ölüme ko turur bizi.

Hic, rogo, non furor rest, ne moriare, mori? (Martialis)

Delilik de il midir, sorar m, ölüm korkusundan ölmek?

Uçurum korkusuyla kendi kendilerini uçuruma atar kimi insanlar.

Usque adeo, morits formidine,vitae

Precipit humanos odium, lucisque videndae,

Ut sibi consciscant maerenti pectore lethum,

Obliti fontem curarum hunc timorem. (Lucretius)

Ölüm korkusuyla insanlar

B karlar ya amaktan,

ktan;

At l rlar ölüme, ölümden korkman n

Dertlerin kayna oldu unu unutarak.

Platon yasalar nda, en yak n n , en iyi dostunu yani kendisini öldürenin onursuzca gömülmesini ister, e er bu i i kamu yarg s yla, kaderin ba na getirdi i önlenmez, çekilmez bir dert, katlan lmaz bir utanç yüzünden de il de, korkakl ndan, ürkek bir ruhun güçsüzlü ünden ötürü yapm sa. Ya am m z horgörmek de gülünç bir dü üncedir asl nda; çünkü ya am bizim var m z yo umuz, her eyimizdir. Daha soylu, daha zengin bir varl olan eyler bizimkini

kötüleyebilir; ama bizim kendimizi hor görüp hiçe saymam z do aya ayk r d r; ba ka hiçbir yarat kta görülmeyen özel bir hastal kt r kendinden nefret etmek, yüz çevirmek. Oldu umuzdan ba ka olmay dilemek gibi bir saçmal kt r bu. Bu dilek yerine gelse bile bize bir ey kazand rmaz. nsanken melek oluvermeyi isteyen kendi için bir ey yapmaz, oldu undan daha iyi olmaz; çünkü kendisi ortada kalmay nca

kim tadacak, de erlendirecek bu de i meyi onun yerine? (Kitap 2, bölüm 3)

Kendili inden do uveren halk iirinin öyle saf ve yal n güzellikleri oluyor ki en olgun iir ustal n n ula t ba l ca güzellikle

k yaslayabiliriz: Gaskonyal lar n türkülerinde, hiç bilimden, okur yazarl ktan haberi olmayan kimi uluslar n türkülerindeki iir gibi. Bu iki iirin aras nda kalan orta halli iiri ise küçümser, be enmez, tutmay z. (Kitap 1, bölüm 56)

BÜYÜK EYLEMLER VE YA

Benim bildi im kadar yla bütün güzel insan eylemleri, ne türden olursa olsun, san r m eski zamanda da bizim zaman m zda da, otuz ya sonras ndan daha çok otuz ya öncesinde ba ar lm t r. Ayn insanlar n ya amlar nda da çok kez öyle. Bunu Anibal ve büyük hasm Scipio için hiç yan lmadan söyleyemez miyim? Ya amlar n n yar s ndan ço unu, gençliklerinde kazand klar ünle ya ad lar. O ya tan sonra ba ka herkese göre büyük adam oldular, ama kendileri bak m ndan hiç de olmad lar. Ben kendi hesab ma, otuz ya mdan sonra beden ve kafa gücümün artmaktan çok azald ndan, ilerlemekten çok geriledi inden eminim. Zamanlar n iyi kullananlar n bilgileri, görgüleri ya ad kça artabilir; ama canl l k, çeviklik, sa laml k gibi kendi içimizdeki daha önemli, daha özgün yetenekler ya la soluyor, gev iyorlar:

Ubi jam validis quassatum est viribus oevi

Corpus, et obstusis ceciderint viribis artus.

Claudicat ingenium, delirat finguaque mensque. (Lucretius)

Ya a r bas nca bedenimiz üstüne

A nan çarklar zor döner olunca

Kafa sendeler, saçmalar, say klar.

Kiminde beden, kiminde kafa pes eder ilkin ya n a rl

alt nda.

Beyinleri midelerinden ve bacaklar ndan daha önce y prananlar çok gördüm. Bu dert, ona u rayan n pek fark etmedi i, aç kça belli olmad için daha da tehlikelidir. Bundan ötürü yasalar n bize fazla i

gördümesinden çok, i e çok geç ba latmas ndan yak nmaktay m. Bana öyle gelir ki, ya am n dayan ks zl , her gün türlü ola an tehlikeler içinde bulunmas göz önünde tutularak, ba lang ç dönemine, i siz ya amaya, ç rakl a o kadar fazla yer verilmemeli. (Kitap 1, bölüm 57)

SAKLANAN KÖTÜLÜKLER

Günahlar m z ortaya dökmek, ay p olsa bile, bunun örnek olup herkese uygulanmas tehlikesi pek yoktur. Aristo der ki, insanlar n en çok korktuklar rüzgarlar, sakl yerlerini açan rüzgarlard r.

Al kanl klar m z saklayan o saçma örtüleri s y r p atmak gerekir

asl nda. Niceleri vicdanlar n kerhaneye gönderip davran lar n kurallara uyduruyorlar. Hainler, katiller bile nezaket kurallar n benimsiyor, ödevlerini bundan ibaret say yorlar. O kadar ki haks zl n kibarl ktan yana, kötülü ün edepten yana bir eksi i olmayabiliyor. Ne yaz k ki kötü insan budala da olmay p kötülü ünü edep alt nda saklamas n beceriyor. (Kitap 3, bölüm 5)

K TAPLAR VE NSANLAR

Ne yapaca z bu insanlarla? Yaln z kitaba girmi tan kl klara önem veriyor insanlara kitaba girmedikçe, do rulu u geçerli ya olmad kça inanm yorlar. Budalal klar m z harflere dökünce sayg nla t rm oluyoruz. Okudum demek, birinden duydum demekten çok daha a r bas yor. Ama ben insanlar n ellerini a zlar ndan daha inan l r bulmad m, konu urken saçmalad m z kadar yazarken de saçmalad m z bildi im ve bizim ça m z geçmi ba ka bir ça dan ay rmad m için, Aulus Gellius ya da Mavrobius kadar benim bir dostumu, onlar n yazd klar kadar benim gördüklerimi öne sürebilirim. Onlar nas l erdem için uzun sürmekle daha büyük olmaz diyorlarsa ben de do ruluk için, ya büyüdükçe akla daha yak n olmaz diyorum. S k s k söylerim: Örneklerimizi hep yabanc lardan ve okul kitaplar ndan vermemiz ahmakl kt r düpedüz. Örnekler, Homeros'un, Platon'un zaman nda oldu u kadar boldur bugün de. A biz ma dü üncenin do rulu undan çok, ömeklerin gösteri i pe indeyiz; kan tlar m z kitapç Vascasan ya da Platin dükkan ndan al p kullanmak kendi köyümüzde gördüklerimizden ç karmaktan daha üstün bir do ruluk sa larm gibi. Ya da belki gözümüzün

önündekileri ay klay p de erlendirmeye, onlar s ca s ca na ele tirip örnek haline getirmeye yatk n de il kafam z. Çünkü, kendi tan kl m za güvenecek kadar bilgin ve yeterli de iliz dersek, yersiz söz etmi oluruz. O kadar ki, bence, en orta mal , en çok bilinen, en gösteri siz eyleri kendi kl yanlar ndan görebilirsek, onlardan

do an n en büyük mucizeleri, ömeklerin en zenginleri ç kar labilir, özellikle insan eylemleri konusunda.

MUTLULU UN B ZE GÖREL

Zenginlik bize ne iyilik eder, ne de kötülük: Her ikisi için de malzeme verir bize. Ondan daha güçlü olan ruhumuz ve malzemeyi diledi i gibi evirir, çevirir ve kullan r; mutlu ya da mutsuz olu unun tek nedeni ve sorumlusu kendisidir.

D varl m z tad n ve rengini iç varl m zdan al r nas l ki giysilerimiz bizi kendi s cakl klar yla de il bizim s cakl m zla s t rlar: Onu koruyup beslemektir yaln z görevleri. Onlar so uk bir bedene giydirirseniz, so uklu u korur ve beslerler: Kar ve buz öyle saklan r...

Hiçbir ey kendili inden ne o kadar üzücüdür, ne de zor. Bizim gev ekli imiz, güçsüzlü ümüzdür ona bu niteli i veren. Büyük ve yüksek eyleri görebilmek için onlara göre bir ruhumuz olmas gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda. Do ru bir kürek suda e ri görünür. Önemli olan bir eyin görülmesi de ildir yaln z, nas l görüldü ü de önemlidir. (Kitap 1, bölüm 14)

Ç NDEK LER

Önsöz 1 (1940)

Önsöz 2 (1950)

Önsöz 3 (1952)

Önsöz 5 (1970)

Montaigne'in Ya am

Montaigne Üzerine Dü ünceler

Okuyucuya

Kendisi

Denemelerin Konusu

Kendimizi Tan mak

Nas l Yazmal

Hayat ve Felsefe

Yasalar Üstüne

Bilgi ve Dü ünce

Ya amak ve Çal mak

Ruh ve Beden

nsan ve Ötesi

Evini Koruma

A k Üstüne

Dostluk

Dostluk Ba lar

D rd rc lar

Yaln zl k

Devrim

Paris

Çeviri

nsan Do as

nsan n Güçsüzlü ü

Ün

Tanr lar Üstüne

Aylak Ruhlar

Bilinçsiz Duyular

Filozoflar ve Tanr lar

Arama Sevgisi

Mutluluk Üstüne

Amerika'n n Bulunu u

Hasta Görünmenin Zararlar Üstüne

Vicdan Üstüne

Kendi Kendisiyle Yetinme

yi Amaç U runa Kötü Yollar

Kendimizi nceleme

Ruh ve Beden Hazlar

Do aya Uyma

nsan Akl

Cinsel Yan m z

nsan n Durumu

Özgürlük Üstüne

Mutluluk

Ölüm

Ya ayan Ölüler

Kökle en Yan lmalar

nsan Ömrü

Varl k ve nsan

nsan ve Ak l

Ölçü

Tart malar

Gerçek Nedenler

Korku Üstüne

Kendine Ac nd rmak

Al kanl k

Hayat ve Bilim

Yamyamlar Üstüne

Birine Yarar, Ötekine Zarar

Ak l Erdiremedi imiz Gerçekler

Babalar ve Çocuklar

Dizginsiz Tutkular

De i en Dil ve nsan

nsanlar ve Hayvanlar

Öldürülme Tehlikesine Kar

Ölmek Özgürlü ü

Gülmek ve A lamak

Hainlere H yanet

Hastal k

Sa l k Üstüne

Üç Büyük Adam

Her ey Mevsiminde

nsan n Karars zl

Ruh E itli i

Dünyan n Bize Göreli i

nsanlar Aras nda

Hekimlik Üstüne

nsan n stekleri

nsan Bilgisi

Dil Üstüne

Kitap ve Ya am

Kitaplar n De eri

Dü ünce Gelenekleri

Yasalar

Söz Özgürlü ü

Vicdan Özgürlü ü

Kitaplar

Dünya Yurtta l

Ba takiler ve Biz

Yabanc dan Kaç nma

Halk ve Kral

Pazarl k

Sava Üstüne

Bilgelik ve Mutluluk

Öfke Üstüne

Körükörüne nanmak

Ödemeli Kötülük

Bitki ve nsan

Aram zdaki E itsizlik

nsan ve Evren

Her eyin Göreceli i

Nas l Konu mal ?

yilerin En yisi

Do ruluk Kayg s

Ya amak Sanat

Romal ve Osmanl Büyüklü ü

Bilgi ve nanç

Eser ve Çocuk

Hüzün Dü künlü ü

iir Üstüne

E itim ve Halk

Gerçeküstü Kand rmacalar

Yararl ve Güzel Üstüne

Sevenler ve Sevilenler

Ölümün Tad na Var nak

Ya ama Ba l l k

Herkesin De eri Kendine Göre

Zorlu un De eri

Dü ünmede Kendindenlik

Uydurma Nedenler

Efendiler ve U aklar

Pe in ve Kesin Yarg lara Kar

Bilmedi ini Söyleyebilme

Büyüklük ve nsancal k

Kendi Zenginli imiz

Türk Ordular ndaki Disiplin

Ölüme Haz rlanma

Çirkinlik Üstüne

Cinsel Eylem Üstüne

nsana Güven Göstermenin Yarar

Kendini Öldürme

Büyük Eylemler ve Ya

Saklanan Kötülükler

Kitaplar ve nsanlar

Mutlulu un Bize Göreli i

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->