P. 1
Yerim Seni Öss

Yerim Seni Öss

4.75

|Views: 1,889|Likes:
Yayınlayan: websnap
www.teknoders.net Gururla Sunar
www.teknoders.net Gururla Sunar

More info:

Published by: websnap on May 04, 2008
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/27/2011

pdf

text

original

Yaşayanlar ve Nefes Alanlar Anlatılanlar her zaman doğru değildir; ama anlatan kişiler hep doğru zannedildiği için

söylediklerini çoğu kez ciddiye alır insan. Hatta çoğu zaman kendini reddeder; bildikleriyle değil, anlatılanlarla yaşar. Zaman geçer, kendini tanıyama-dan, yapmak istediklerini yapamadan çeker gider. Kafasının tam ortasında; - Senin için ne yapabilirim, emret! diyerek, bilinen ve bilinmeyen tüm kapıları ardına kadar açan muhteşem bir makine varken, birçok insan ona; - Beni boş ver sen, duymuyor musun, millet ne diyor? şeklinde bir cevapla geri döner. Ve insan topladığı birkaç ucuz kelime ile sürekli kendini inkar ederek yaşar: 'Desinler, demesinler, diyorlar, demiyorlar, öyleymiş, böyleymiş...' Sonuçta dünyada çok insan yaşamıyor. Birkaç kişi yaşıyor, geri kalanlar sadece söylentilerle bu birkaç kişiyi yaşatıyor. Kaldı ki bu birkaç kişinin söyledikleri, yığınların önüne taşınırken neredeyse tamamen bozularak geliyor. Bu durumda çoğunlukla söylenen de yanlış oluyor, söyleyen de. Yaşayan da yanlış oluyor yaşanan da. Bu yazıyı okuman nefes aldığının delilidir; yaşadığının değil... Belki yaşıyorsundur da! Kim bilir? Yaşayabilmen umuduyla...

www.GencAkademi.Com

Ozel Sivri Sihek

Az sonra ÖSS'nin icadını, perde arkasında yaşananları, öğrenci ve aile üzerindeki etkilerini okuyacaksın... Yüz binlerce insanın korkulu rüyası haline gelen ÖSS'nin sadece bir sinek olduğunu anlayacaksın, özel bir sivrisinek...

Büyülü Köşk Bir zamanlar büyülü bir köşk vardı. Bu köşke kimse giremiyordu. Girenler üst kata çıkamadan korkularından kalp krizi geçirerek daha alt kattayken ya ölüyor ya da bayılıyorlardı. Köşkün girişinde hiçbir problem yoktu; ama merdivenlerden yukarıya doğru tırmanınca, daha önce hiç görülmemiş bir şeyin yüce kanatları yansıyordu duvarda, 'kartal' desen 'kartal' değil, 'kaplan' desen 'kaplan' hiç değildi bu... 'Uçan timsah' gibi bir şeydi. Sessiz olması çok daha korkunçtu. Öyle garip bir şeydi ki bu sessiz canavar, gölgesi bile insanları deli ediyordu. Bu korku günlerce sürdü. En sonunda devrin en güçlü pehlivanına haber saldı kasabanın ileri gelenleri. Pehlivan geldi. Kılıcını kuşandı ve büyülü köşkün büyüsünü paramparça etmek için köşke girdi... Biraz sonra yüzyılın en büyük çığ-lığıyla dışarı çıktı tabi ki. 'İmdaaat!' diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Olduğu yere çöktü pehlivan. Pehliyordu... Tam bu esnada bir çocuk sıyrıldı ve eve girdi. 'Gel, dur, 15

gitme!...' bile diyemediler. Pehlivan da diyemedi. Herkes korkuyordu. Pehlivan 'Kurtarııı-ın... Canavar, çocuğu yiyecek!' diye bağırdı; ama çocuk çoktan girmişti bile eve. Usulca peşinden girdiler. Çocuk giriş katta değildi. Ev her zamanki gibi sessizdi; fakat duvara yansıyan o korkunç canavarın kanatlarının gölgesi de yoktu ortalarda. Sessizlik ürkütüyordu. Korka korka çıkıyorlardı merdivenlerden. Ahşap merdivenler, üzerinden geçen korkuyu gıcırtıya dönüştürüyordu. Yavaş yavaş çıktılar... Yukarı çıktıklarında çocuk bir taburede sakince oturuyordu. 'Ne yapıyorsun?'dediler çocuğa. 'Canavarı öldürdüm!' dedi çocuk, elindeki minik lekeyi göstererek. Sonra anladılar, meğer karanlık köşkün açık unutulan lambasının önüne bir sivrisinek dadanmış, duvara yansıyan da onun kanatlanymış. Üzgünüm! Bazen canavar sandıkların, üçüncü sınıf bir lambanın önüne gelmiş dikilmiş topal bir sivrisinekten ibaret olabiliyor. Bazen bu sivrisinekler çok özel de olabiliyor. Ve insan daha doğar doğmaz bu

16

özel Sivri sinek sivrisineğin etkisine girip yıllarca çıkamayabilir. Ve yıllar akıp gittikçe insan bu sivrisinekle beraber aynı beşikte, aynı mahallede, aynı okulda büyütülüyor. Hiç kimse fark edemiyor, büyüdükçe korkusu da artıyor. Üstelik bu özel sivrisinek, özel insanlar tarafından her geçen gün daha da ihtimamlı bir şekilde beslenerek büyütülüyor. Neyse, fazla uzatmaya gerek yok! Bu kitap birilerinin 'Aman haa!' diyerek dayattığı, gözü gibi bakarak besleyip büyüttüğü bu özel sivrisinekle nasıl başa çıkılacağını anlatıyor. Bundan sonraki bölümde bu özel sivrisinekten kısaca 'ÖSS' diye bahsedeceğim.

Uyarı: Şimdi, ÖSS nasıl gelmiş, nerden gelmiş, ne kadar akıl ürünü bir uygulama?... Sırasıyla bu soruların cevaplarını vereceğim; çünkü biliyorum, sen orada durduğun gibi durmayacaksın... Yarın bir gün dönüp sen geleceksin şimdikilerin yerine. 'Ne iş yapıyorsun?' diye soracaklar. 'Etkiliyim, yetkiliyim...' deyip unvanının arkasına saklanmamalı ve şimdiki sinek besicileri gibi davranmamalısın.,. Gerekeni yapmalısın, sadece gerekeni...

17

Yerim Seni ÖSS

ÖSS'nin İcadı ÖSS büyük icat doğrusu. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi valla! - Her yıl milyonlarca insan sınava giriyor. Biz de ma lum, tembel adamlarız. Becerip de herkesi üniversi teye alamıyoruz. O halde bir eleme sistemi oluştu ralım da işimize bakalım. Üniversitelerimizin toplam kapasitesi 350.000 kişi. Bunu da göz önünde bulun durarak acilen bir önlem almamız lazım. dedi birkaç iyi adam... Sonra dağıldılar... Uzun uzun düşündüler... Bir gece vakti en cevval olanları topladı bu iyi adamları. Arşimet'ten daha da büyük bir buluş yapmış gibi bağırdı: -Bulduuum! -Yav ne buldun, nasıl buldun?... bile diyemediler. Adam açıkladı: - Bir sınav yapacağız ki dillere destan!... En iyile ri seçeceğiz bu sınavla, en çalışkan olanları alaca ğız okullara. - Nasıl? dedi en meraklı olanı. 18

özel Sivri Sinek
-Abi

şimdi sen söyle bana, bu 2.000.000 öğrenciden kaçını almak istiyorsunuz siz okula. -350.000 dedi kırmızı suratlı dişlek, göbeğini kaşırken... - Tamam, gerisi benim işim. Küçük bir ayarıma ba kar. dedi Necati, gülüştüler. Kısa boylu, erken tipli olan fırladı hemen: -Büyük adamsın Necati Abi. Senden korkulur valla! Onun işi buydu: Necati'yi gaza getirmek...
-Ne

zannettiniz beni oğlum? diye şımardı Necati. Gaza geldi, göğsü kabardı... Meraklı olan, biraz kıt beyinli de olduğu için açıklama istedi.
-Kardeşim,

anlatsanıza şunu, nasıl olacak bu iş? Necati, derin bir açıklama yaptı: -Bak abi; bir kazanı suyla doldur ve ateşin üstüne koy. Ve bu su daha buz gibiyken emir ver, herkes elini bu suya soksun. Sana kimse itiraz etmez, edemez de zaten. 2.000.000 insan sana güvenip elini sokar bu suya... -İki milyon derken öğrencileri kastediyorsun! 19

Yerim Seni ÖSS dedi. Yüzünde acayip bir gurur ifadesi oluştu adamın. 'Nasıl anladım ama, üniversiteye hazırlanan öğrencileri kastettiğini!' der gibiydi yüzünde beliren ani gülüş kıvrımı. Cevval Necati devam etti: -Evet abi, onları kastediyorum. Su ısındıkça, bazıları ne yapacak? -Elini çekecek tabi ki! diye atladı uzun burunlu lacivert kravatlı olan. - O halde ateşin miktarını artırdıkça yavaş yavaş dö külecek eli yananlar. diyerek tamamladı cümlesini Necati. - Vay beel... dedi herkes içinden. Gülümsemeleri görülmeye değerdi. -Sonuçta iki milyon öğrenciden 1.800.000'i elini çekinceye kadar ısıyı artıracağız. Suyun altındaki ateşin ısı miktarı bizim elimizde. İstediğimiz kadar artırırız ısıyı. İstersek sadece bir kişi kalıncaya kadar artırırız hem de. -İyi de üniversiteyle 'kazan'ın ne ilgisi var? Onu hiç anlayamadım! diyerek komik oldu kırmızı suratlı... Gerçi kimse gülmedi bu komediye; çünkü gülünç olan önemli bir kişiydi.

özel Sivri Sinek -Mecaz abi. dediler sadece. -Haa tamam o zaman; ama bari ismi güzel bir şey olsun. dedi önemli adam. Cevval Necati ayağa kalktı ve -İsim hazır abi. SS. dedi, gür sesiyle... -Oha! O ne öyle? diye çıkıştı lacivert kravatlı... -Ne oldu abi. 'Seçme Sınavı'nın kısaltılmışı, SS. Üstelik okunuşu da 'es es' yani 'Rüzgar gibi es' an lamına da gelebilir hattı zatında... diyerek 'SS'yi açıkladı Necati. -Olmaz öyle şey, SS... Bari 'ÖSS' olsun. Yani 'ÖEsEs' ki bu da zaten 'Öğrenci Es Es' anlamına gelir. Sizinkinde de 'es es' diyor; ama kime dediği belli de ğil. Ha, şimdi aklıma geldi. Bu ayrıca 'Öğrenci Seç me Sınavı' anlamına da gelir. Herkes garip bir neşeyle sessiz sessiz lacivert kravatlı olan adama bakarken, Necati araya girdi: Harika bir fikir vallal... Ben bunu hiç düşünmemiş tim. Budur! dedi ve toplantı sona erdi. 21

Yerim Seri ÖSS İşte senin ÖSS dediğin şey böyle icat edildi. Şimdi bu mucitler yok ortada belki; ama ateşin ayarı yine benzer adamların elinde. İstedikleri kadar açıyorlar kazanın altındaki ateşi. Mesela '4 yanlış bir doğruyu götürür!' diye bir sistem oluşturmuşlar. Diyelim ki sen 4 yanlış yaptın, o, anında bir doğruyu yok ediyor. Ve bu sistem asla senden yana işlemiyor. Ateşe işesen, çişin benzin olur yanar yani. Mesela 4 doğru bir yanlışı asla götürmez. Ya da '8 doğru yapana bir doğru da bizden'diye bir uygulamayı rüyanda bile göremezsin. Bu, suyu soğutur. Yani daima kusursuz olacaksın. Kusurlarını bile ÖSS'nin lehine çevirecek otomatik bir mekanizma kurulmuş. Daima 'Yakarım çıranı!' kabilinden bir tavır sergiliyor ÖSS yetkilileri. Sana bakıyorum, çıran yanınca alev alıyorsun; çünkü zaten bir tutam çıradan oluşuyorsun. Kısacası, hiçbir hakkın yok senin! ÖSYM her yıl en az bir tane hata yapıyor ÖSS'de ve bu hata seninkilere hiç benzemiyor. ÖSYM'nin bir hatası aynı anda 2.000.000 adet hataya tekabül ediyor. Peki, soruyorum şimdi sana. ÖSYM mantığıyla hareket edersek, 'Eğer 4 yanlış bir doğruyu götürürse 2.000.000 yanlış kaç doğruyu götürür. Kaç insanın hayatını nereye çevirir?' Kaldı ki bazen ÖSYM 22

özel Sivri Sinek ÜÇ yanlış, yani 6.000.000 yanlış birden yapabiliyor. Sonra da çıkıp, -Vay efendim, gözümüzden kaçmış! şeklinde komik açıklamalar yapıyorlar. -Ee bizimkisi de gözümüzden kaçmıştı. Üstelik ben tek kişiydim sınavda. Bütçem falan da yoktu. deme hakkımız hiçbir zaman olmadı. ÖSYM düşünür: Tamam da kardeşim, değişen bir şey yok ki; sonuçta 4 yanlış bir doğruyu herkesten götürüyor. Yine kazananlar aynı oluyor. Bunu kaldırsak bile yine bir şey değişmez. Kashna cevap verir: Doğru; ama bu tehditler yüzünden her yıl binlerce okul birincisi açıkta kalıyor. Adam korkuyor. Emin olmadıktan sonra cevabı işaretleyemiyor. 'Ya yanlışsa. 0,25 doğrum çöpe gidecek. En iyisi bunu işaretlemeyeyim.' diyen yüz binlerce öğrenci var. Ayrıca kaldırınca bir şey değişmiyorsa, kaldır o zaman be kardeşim. ÖSYM tekrar düşünür: Biz bu sistemle tesadüfen üniversite kazananlara engel olduğumuzu düşünüyoruz. Kaslına tekrar cevap verir: Hayal gücü yüksek olan insanların ÖSS'de başarılı olmasına bu şekilde bir uygulamayla engel olduğunuzu hiç düşünmüyor musunuz?...Tamam 'P ise Q'dur' belki; ama hayatını buna bağlayan, 15 yıl hayal kurmuş bir gencin sınavda dizlerini titreten de bu acayip uygulamalardır. ÖSYM konuşur, Kashna artık dinlemez... 23

Yerim Senî ÖSS

ÖSS Hayalleri Kırıyor Düşün, işte seni böyle bir sistemle sınava tabi tutan, her yıl iki milyon insandan yaklaşık iki milyonunu işsiz olarak dolaşmaya mahkum eden bir sistem var ortada. Özel üniversiteye gidecek paran yoksa hepten yandın. İnanılmaz tezatlar var. Özel üniversiteye gidecek kadar parası olan kişi işi gücü olan kişidir de zaten. Sonuçta bir okula yerleştirilemeyen öğrenci öyle ya da böyle muhakkak işsiz kalacaktır. Bunu düşündükten sonra bana hiç garip gelmiyor şimdi, hapishanelerdeki mahkumların büyük çoğunluğunun lise mezunu olması. Sınavdan sonra bunalıma girenleri de anlayışla karşılıyorum artık ben. İşin en garip kısmı da ne, biliyor musun? ÖSS yüksek hayal gücü olan öğrencileri daha işin en başından elemiş oluyor. Şöyle ki mide spazmı geçirip sınav dışı kalanlar, bağırsak problemi yaşayanlar, baş ağrısına tutulanlar, migreni azanlar... yani bir şekilde heyecana bağlı sebeplerle yarış dışı kalanlar hayal gücü yüksek olan öğrencilerdir. Ortada bir kağıt ve bir kalem varken, heyecanlanmak ya da halden hale girmek başka türlü izah edilemez. E, bunu 24

özel sivrisinek biraz abartanlar ki onlara ben yüksek hayal gücüne sahip, sosyal zekası yüksek insanlar diyorum, haliyle istenmeyen sonucun hayatlarına yansımalarını daha detaylı düşünmek ve hayal etmek zorunda kalarak spazmlar mpazmlar geçiriyorlar... Neyse, açıkta kalan, sınavda başarılı olamayan ya da ÖSYM tarafından elenen bu sosyal zekalar daha sonra karşımıza bambaşka bir formatta çıkarak bizi hayrete düşürüyorlar. Hatta meşhurdur, bunu bilmeyen de yok gibidir neredeyse, dünyanın en zengin ilk 10 kişisi üniversite mezunu değildir. Kalem Arkası Ayrıntılar 31 Ağustos 2006-16:40 Ankara'daydım, az önce döndüm... Evime hırsız girmiş. Ne var ne yok götürmüş. Yatak odama girmiş adam. Düşündüm. 'Bu adam bu cesareti nereden alıyor?' dedim. Benim arkamda devlet olsa yapamam bunu ben. Sonra dediler ki: 'Aman haa... Eğer evinde hırsız falan yakalarsan sakın bir şey yapma, suçlu çıkarsın!' Şaşırdım... Meğer adamın arkasında devlet varmış©. Acaba: Yakaladığı hırsızı, hapse atıp yasalar çerçevesinde birkaç ay sonra özgür bırakan bir ülkede, bir sabah zirvede bulunan büyük adamın kafası kızsa ve 'Şu 25

Yerim Seni ÖSS andan itibaren hırsıziıi< yapanları inadım edeceğiz!' diye bir yasa çıkarsa, sence o andan itibaren bir daha kim cesaret edebilir hırsızlık yapmaya?... Bence kesinlikle hadım edilmeli yakalanan hırsızlar. Böylece soyları da tükenmiş olur bu hırsız milletinin©! ÖSS Toplumu Yıkıyor Kabul etmek lazım. Ülkemizde 3-5 tane üniversite varken kalkıp - Herkesi üniversiteli yapacağız! şeklinde ortalarda ahkam kesmek çok da mantıklı olmazdı; çünkü kapasite belli! 100 kişi sınava girecek, 10'u üniversiteli olacak, buna itiraz eden yok! Yani var da hadi susalım -da nasıl susalım?- 'Sosyal yıkım' diye bir şey var. Bir aileyi düşün! Çocuklarını okula ve okullara gönderiyorlar. Yıllarca emek harcıyorlar. Hangi anne - baba, oğlunu ya da kızını ilkokula yazdırırken çocuğunun üniversiteye gideceği günü hayal etmez ki? Ebeveynin en büyük hayalidir bu. - Hele oğlumuzu bir yazdıralım ilkokula da üniversi teye gitmese de olur... demez hiçbir baba. Bu itibarla ilkokula alınan her öğrenciye Milli Eğitim Bakanlığımız ve ilgili yetkililer tarafından bir de 'Üniversite Hayali' sunulmuş oluyor. 26

özel Sivri Sinel< Özetle, okulun birinci gününün akşamı, her anne baba, çocuğuyla beraber bir de hayal getiriyor eve... -Benim kızım büyüyünce mimar olacak! -Benim oğlum büyüyünce doktor olacak! -Benim kızım avukat olacak! -Benim oğlum mühendis olacak!... beklentilerinin çıkış günüdür o gün ve aynı gündür çocuğun milletin içinde babasını ya da annesini gaza getiren o cümleyi söylediği gün. - Ben doktor olacağım! Bunu hem de komşuların önünde söyler çocuk. Şüphesi ya da riyası yoktur. İnanarak söyler, bunu söyleyen her çocuk. - Ooo benim yeğenim büyümüş de okula da başla mış. Söyle bakiim yeğenim, büyüyünce ne olacak sın? cümlesini müteakiben ansızın çıkar dizilimi milim şaşmayan bu kelimeler... - Doktor olacağım ben... Okul devam eder. Çocuk büyür ve her geçen gün hayallere biraz daha yaklaşılır ailecek. Her ne kadar bahse konu öğrenci kendi kusurlarını biliyor olsa da ki bilir ve bildiği için de bu hayalini çoktan terk eder; 27

Yerim Seni ÖSS ama anne ve baba ÖSS rini büyüterek muhafaza ederler.
-Bizden

gününe

kadar '

bu

hayalle

geçti artık, çocuklarımızı kurtaralım. -Onların geleceği parlak olsun. Bu cümleler kurulurken, bir eminlik içerir, 'Kurtardık kurtaracağız!' edası vardır bu ifadelerde. Baba abartmaya devam eder çoğu zaman ve hatta mekan değişikliği bile gelir gündeme. - Çocuk üniversiteyi bir kazansın, bir dakika bile dur mam ben İstanbul'da. Bunu söyleyen babanın psikolojisini bir düşünsene. Eğer çocuğu üniversiteyi kazanamazsa, istemediği halde yerinde çakılıp kalacaktır. Bu beklentiler çocuğun önünde aşikar serilir ortaya. Ve çocuğun karnındaki ağrıyı büyütür bu tavır; kazanmak vicdan azabıyla yoğrulmuş bir mecburiyet olur çocuk için. Dünyada konusuyla ilgili en rahat harcamayı ÖSS'ye hazırlanan öğrenci yapar. Üçe beşe bakmaz. Soru bankasının fiyatıyla ilgilenmez mesela. Satın aldığı şey zaten bir nevi bankadır©. - Bunu niye aldın? 28

özel Sivri Sinek diyen de çıkmaz aileden. Çünkü beklenti çok yüksektir ve aile her türlü planını yavrusunun üniversiteyi kazanmasına bağlamıştır. Sınav yaklaştıkça baba daha da çok atar elini cebine. Bunu zevkle yapar üstelik. Derken zamanı gelir ve zorunlu bir ödeme baş gösterir. Bu zorunluluğun adı, 'Dershane parası'dır. Baba, daha üç yıl varken sınava, dershane parasını hazır eder. Günü geldi mi de gözünü hiç kırpmadan en iyi dershaneye yazdırır yavrusunu... Neyse, gün gelir sınav yapılır. 2.000.000 öğrenciden sadece 350.0001 kazanır üniversiteyi. Bu her sene tekrar edilir. Ve aslında kaybeden sadece sınava giren öğrenci değildir. Eğer öyle olsaydı sadece 1.700.000 küsur insan kaybetmiş olurdu. Ve bunun çok büyük bir zararı da olmazdı; çünkü sınava giren öğrenci ailesine yansıtmasa da zaten kendi potansiyelini üç aşağı beş yukarı biliyor. Bu sebeple öğrenci için çok büyük bir kayıp yok ortada. Kanserli hastasının öleceğini beklerken hazırlık yapar insan ve kanserli olduğu bilinen bir hastanın ölümü çok da büyük bir yıkıma sebep olmaz. İşte öğrenci açısından sınavı kaybetmek bu tarz bir etki yapar. Ancak ailesi

29

Yerim Seni ÖSS açısından durum asla böyle değildir ve bir öğrencinin ailesi irili ufaklı, ortalama 5 kişiden oluşsa bu yaklaşık 10.000.000 insan demektir. Bu 10.000.000 insan öğrenciye fazlaca güvenmiştir ve hastaları asla kanserli değildir. Onlar daha çiçeği burnunda bir delikanlıyı kalp krizinden kaybetmiş oluyorlar sınav ertesi. İşte biz her ÖSS ertesi tekrarlanan bu sürecin adına 'Sosyal yıkım' diyoruz. Kurt Necati Ateşi Köriil<lüyor Aradan zaman geçti, yeni gelenler bir de baktılar ki kazandaki su iyice ısınmış; ama birçoğunun eli halen kazanın içinde. Bu manzarayı görür görmez, ateşin ayarını hemen yükseltme kararı aldılar. Lacivert kırovatiı hemen devreye girdi. Dur bakayım hele! Ne oluyor burada böyle? Ne cati çözer bu işi... dedi. Necati geldi ve sordu: -Ne oldu yine? -Abi sorma, yine yığılma oluyor, baş edemiyoruz. dedi orada bulunan küçük ve iyi adamlar. Onun öncülüğünde kurulan ÖSS sistemi başarılı olduğu için daha da bir karizmatik giriş yaptı Necati konuya:

30

özel sivri Sinek - Kolay oğlum, bas odunu, bas kömürü... Bakalım kim dayanabiliyormuş bizim ateşimize? deyince dayanamadı lacivert kırovatlı ve hemen malum sorusunu sordu: -Nasıl? -Şu meslek liselerinin katsayılarını düşür hele bakim! -Eee?! -İmam Hatiplerinkini de düşür! -Tamam abi. dedi ve hemen harekete geçti küçük ve iyi adamlar. Kısa bir zaman sonra geri döndüler.
-Büyük -Ne

adamsın Necati Abi.

oldu şimdi? -Bir hayal gerçek oldu ve tam 500 bin kişi anında elendi abi. -Buna zeka diyorlar işte. Isı geçirmez bir zırh ya da eldiven bulmadıkları sürece biz onların ellerini mutlaka yakacak bir yol buluruz. dedi ve tekrar odasına kapandı kurt adam Necati. Şeytan gibi bir adamdı. Şeytana acı çektirecek kadar güçlü bir dehası vardı. Bu yüzden ona 'Kurt Necati' diyorlardı. 31

Yetim Seni ÖSS

Bin Dershane Bir Üniversite Bir defa dershane okuldaki öğretmenin utanç duyması gereken bir şeydir. Öğrenci soruyor: -Hocam hangi dershaneye gideyim? Öğretmen gururla cevap veriyor: -Falan dershanesine git yavrum. Bu, neredeyse bütün öğretmenlerin ortak cevabıdır. Aslında bu cevabın altında başka bir anlam daha saklıdır. Bak şimdi! -Hocam hangi dershaneye gideyim? -Ben iyi bir öğretmen değilim yavrum, sana bunca yıldır hiçbir şey veremedim. Sen en iyisi falan dershaneye git de kendini kurtar... Nasıl rencide olmadan böyle bir cevap verebilir, kendisini 'öğretmen' olarak tanımlayan bir insan. Kimse sormaz mı bu adamlara: -Be kardeşim senden dünyayı kurtaracak bir formül beklemedik, 'Gaus ol!' demedik, 'Pastör ol' deme dik... Sadece bilineni öğretmeni istedik, işini yapma nı istedik yani. Sen nasıl bir öğretmensin ki mate matiği öğretemiyorsun öğrencine de ona matematik öğrenesin diye bir dershane tavsiye edecek kadar kendini inkar ediyorsun. 32

özel Sivri Sirek Şahsen ben öğretmen olsaydım ve benim öğrencim branşımla ilgili başka yerlerden eğitim almaya kalksaydı bunu kendime yapılmış en ağır hakaret kabul ederdim. Belki öğretmen düşünür: İyi ama bizim müfredatımıza göre haftada verdiğimiz ders saatiyle ilgili konuyu bitirme şansımız yok! Kashna cevap verir: Peki bunu MEB'in ilgili birimlerine duyurdun mu? Yani bu şikayetini dile getirdin mi? Başka bir öğretmen araya girer: Buna gerek yok! Biz dersi en iyi şekilde anlatıyoruz öğrenciye ve öğrenci de öğreniyor her anlattığımızı. Dershanede ise öğrenci aslında ders öğrenmiyor; sınav tekniğini, yani metodu öğreniyor. Bu sefer Kashna öğretmenleri bırakır ve ÖSYM'ye sorar: Eğer bu doğruysa, ey ÖSYM neden tekniği okulda öğrenilebilecek bir sınav yapmıyorsunuz da bu insanları dershanelere 33

Yerim Seni ÖSS gitmek zorunda bırakarak, öğretmenlerimizin karizmasını duman ediyorsunuz? ilginç: Bu arada ben dikkat ettim. Bu teknik detaylar dershanelerde uzaylılar tarafında öğretilmiyor, sıradan öğretmenler tarafından öğretiliyor... O halde tekniği öğrenmek için öğrencinin dershaneye gitmesi yerine, öğretmenin dershaneye gitmesi daha akıllıca olmaz mıydı? Tabi ki bunları anlatırken, yani bir sisteme karşı çıkarken bir de alternatif çözüm teklifi getirmem lazım, farkındayım. Sorun: Üniversite sayısının az olmasına karşılık, öğrenci sayısının çok olması sebebiyle bir eleme sistemine ifıtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple öyle ya da böyle eleme yapmak bir mecburiyettir. İşte ÖSS buna hizmet eder, bu yüzden de öğrenciyi bir şekilde eleyen bir sistemin olması şarttır. Çözüm: ÖSS adil bir sınav değildir. Bu sınavın adil olabilmesi için yıllara bölünmesi gereklidir. Yani üniversiteye gelinceye kadar 12 yıl süren bu maratonda öğrenci her biri 34

özel Sivri Sihel< merkezi sisteme göre hazırlanmış 12 tane ÖSS'ye girmeli ve elde ettiği ortalama değere göre bir ijniversiteye yerleştirilmelidir. Bu şekilde uygulanan bir eleme sistemi öğrencinin ailesi üzerinde yukarıda bahsettiğim gibi çiçeği burnunda delikanlının kalp krizinden ölmesi şeklinde bir etki yapmaz. Ayrıca anne baba da çocuklarının üniversiteyi kazanıp kazanamayacağını daha ilk yıllarda anlama fırsatını elde etmiş olurlar. Çatlak Ses: İyi de siz her yıl milyonlarca öğrencinin böyle bir sınava girmesinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Kadife Ses: Devlet öğrencilere kitap veriyor ya hani, sadece yazı karakterini bir punto küçültürseniz her kitaptan %10 tasarruf edersiniz ki böylece kağıt ve mürekkep masrafınız çıktı demektir... Gelelim bu sınavın denetlenme masraflarına. Her yıl 12 ay maaş alan öğretmenler yazın 4 aya yakın tatil yapıyorlar. 4 aylık bu tatili 3 aya indir olsun bitsin. Hiç para pul harcamadan yap sınavı ve 35

Yerim Seni ÖSS böylece 100 binlerce öğrenciyi kabustan ve tesadüften kurtar! Not: 'Olur mu canım, ne 4 ayı?' şeklinde bir itiraz cümlesi geçebilir diye milletin aklından, üşenmedim gittim karnelerin üzerinde 'Okulun açık olduğu gün sayısı' adıyla bilinen haneye baktım. Tek dönem için 90 gün yazıyor. Sonra 90'la 90'i topladım 180 çıktı... 180'i 30'a böldüm, 6 çıktı. Emin olmak için makineyle tekrar böldüm, yine 6 çıktı... İçimde kalmasın: Bütün bu hesaplamalardan sonra, orada atıl olarak duran, profesyonel potansiyelin heba olması beni kahretti. Ve konumuzla hiç alakası olmamasına rağmen, belediyelerin profesyonel eğitim şirketlerine trilyonlar vererek düzenlettiği 'Okuma - Yazma seferberlikleri' geldi aklıma. Uyuz oldum... Böyle 12 basamaklı bir sınav yapılsa öğrenci sadece lise dönemini önemsemekten de kurtulmuş olur. Her yılı aynı derecede önemser ve böylece bilgileri daha kalıcı olmuş olur.

36

Özel Sivtl Sinek

Mevcut Sistemde Herkesin Başarılı Olması İyi Bir Şey mi? Mevcut sistemde herkesin ÖSS'de başarılı olması aslında istenilen bir durum değildir; öte yandan herkesin üniversiteli olması insanı 'Keşke' dedirten bir durumdur. O halde neden üç dershane birleşip bir üniversite kurmuyor? Acaba yetkililer yarın sabah böyle bir çağrı yapsa kim itiraz edebilir buna? Akademisyen enflasyonunun yaşandığı ülkemizde bunun için ne beklendiğini ciddi anlamda merak ediyorum. Anlayamıyorum! Binlerce dershane varken ve herkes üniversiteli olmak için can atarken, nasıl oluyor da bir girişimci çıkıp: Ben bir dershane açmaya karar verdim. Bu işte çok para var! diyebiliyor? Ve nasıl oluyor da bu girişimcinin arkadaşları: Valla çok iyi düşünmüşsün, benim de param olsa hemen bir dershane açardım. Hiç durma... diyerek arkadaşlarına destek verebiliyor?

37

Yerim Seni ÖSS Her yıl 2.000.000 insanın dershaneye gidiyor olması bir girişimciye çok cazip gelebilir; ama köşe başları çoktan tutulmuş ve insan dershaneye çarpmamak için yan gitmek zorunda kalıyor yolda yürürken. Yani bir girişimci olarak sen dershane açmasan da zaten bu insanlar şu ana kadar bir dershaneye gidiyorlardı. Ve biraz sonra bunlardan yaklaşık 1.700.000'i üniversiteye giremediği için ya kahveye ya bunalıma girecekler... Peki dershane yerine bir üniversite açsan, bu insanlardan birkaç kişiyi üniversiteli yapsan, hem sosyal bir fayda üretsen hem de para kazansan fena mı olur? Hadi diyelim ki bu girişimci para kazanmayı değil de prestij yapmayı hedefleyerek bir dershane açtı. 'Benim bir dershanem var!' demek onu ne kadar yüceltebilir? Bu arada 'Benim bir üniversitem var!' diyen kaç adam tanıdın sen ve hangisi daha prestijli? Peki buna rağmen neden dershane açmak üzere olan birkaç girişimci bir araya gelip bir üniversite açmazlar? Çok düşündüm, buna bir türlü cevap bulamadım.

38

özel Sivri Sinek Not: Dershane açmak tabii ki kötü bir şey değildir; ancak açılan her dershane ötekine benzediği için şu haliyle bir anlam ifade etmemektedir... Kendinden yola çık ve düşün! Kaydolmak için gittiğin hangi dershane seni bir cümlesiyle cezbedebildi? Ya da hangi dershane farklı yaptığı bir uygulamadan bahsedebildi sana? Bir tarlaya domates ekilse ve her domates kırmızı çıksa bu şaşırtmaz insanı; ama her dershanenin kırmızı olması cidden şaşırtıcı bir durumdur. Ve Sonuçta kabul etmemiz gereken bir gerçek var ortada: Kazanın ve altındaki ateşin kontrolü bizim elimizde değil, şimdilik... O halde isteyerek ya da istemeyerek, sen de bu kazanın içine elini sokmak zorundasın. Yapabileceğin en akıllıca hareket, bu kazanın içinden elini en son çeken insan olabilmek için mücadele vermektir! Sabırsızlandığını biliyorum ve seni ikinci bölümle baş başa bırakıyorum...

39

ÖNCE KENDİNİ KAZAN

Bu bölümde muhtemelen ayakların yerden kesilecektir; çünkü birazdan dünyayı değiştirebilecek bir donanıma sahip olduğunun farkına varacak ve yıllardır kendine haksızlık ettiğini anlayacaksın. Sonrası malum hikaye... Kendini fark eden herkesin yaptığını yapacak, silinmeyen derin izler bırakacaksın... ÖSS zordu ya hani, kendini keşfedince anlayacaksın, değilmiş...

ÖSS'ye Değil Kendine Hazırlan Kendi için OSS'ye hazırlandığını iddia edip kendini ihmal ederek körü körüne ÖSS'ye çalışan sıradan bir öğrenci gibi değil, dünyayı değiştirmeye hazırlanan, o büyük adam gibi hazırlan geleceğe; çünkü ÖSS de hazırlanman gereken diğer her şey gibi yarının içinde saklı!... ö halde önce kendini kazan ki bir bütün olarak yarınını kazanasın... Kendini Büyüt Yaklaş! Yakından bak! Yaklaş, daha yaklaş... Bu gördüğün yazılar var ya, bu harfler, bu kelimeler, bu noktalar... Sana da bana da Mevlana'ya da Yunus'a da aynı mesafedeler. Onlar da en fazla senin kadar yaklaştılar bunlara. Hele bir dokun. Dünyayı titretenlerle aynı olduğunu, aynı şeye dokunduğunu hissederek dokun. Hadi şimdi, yavaşça dokun onlara: ABCÇDEFÛÛHİDKIMNOÖPRSŞTUÜVYZ Gördün mü, sen de dokundun onlara, tıpkı senden öncekiler gibi... Türlü bahanelerle bu gerçeğin üstünü 43

Yerim Seni ÖSS örtsen de hiçbir yere kaçamazsın. Senin de bir beynin var, tıpkı onlar gibi. 'Bunu zaten biliyordum!'deme sakın; çünkü bilmiyorsun. Bilenleri iyi bilirim ben... Onlar asla bahane üretmezler. Mükemmele aşık olurlar önce ve sonra gider, gemilere rağmen başarırlar... Ben iyi bilirim onları. Onlar oksijene saygı duyarlar nefes alırken. Ormanda sessiz sessiz duran bodur bir ağacın da kıymetini en iyi onlar bilirler. Zirveleri zorlarlar. Hep ön yargısız yaşarlar. En güç zamanlarında dimdik dururlar ayakta. Asla vazgeçmezler. Fırtınalara göğüs gererler, meydan okurlar, 'en' olurlar... Onlar hayatı küçültürler avuçlarında, kibrit kutusunda dünyayı taşırlar... Ve dostum, onlar başkalarının hayal bile edemeyeceği kadar akıl almaz yaşarlar avuçlarında tuttukları bu hayatı... Kaf Dağı'nın arkasından yıldız toplarlar günün tam ortasında, güneşe dokunurlar bir gece vakti, herkes uyurken... Sana bir sır vereyim mi? Senin onlardan hiçbir farkın yok; ancak sen bahanelerinle kendini küçültüyorsun. Değer kaybediyorsun. Sen küçülünce, harfler büyüyor, yazarlar büyüyor, yazılar büyüyor, ressamlar büyüyor... Sen küçülünce mahalle büyüyor, sokak

44

önce Kendini Kazan büyüyor, dünya büyüyor; kıçı kırık bir sınav büyüyor sen küçülünce. Şimdi bırak bütün öğretilenleri, büyük sandıklarını... Ve sadece bir şeye inan: Sen yaratılmış her şeyden daha büyüksün! Senin inanıp harekete geçtikten sonra üstesinden gelemeyeceğin hiçbir şey olamaz! Hemen bir ayna bul ve kendini seyret. Gücünü hisset. Orada bir adam göreceksin. Sana bana benziyor. Da Vinci'ye, Dali'ye benziyor. Sokrat'a, Hipok-rat'a benziyor. Onu diri diri gömemezsin toprağa, saklayamazsın ağacın arkasına. Düşün bakalım, kendin için iyi şeyler yapmak istiyor musun? Ailen için, ülken için, dünyan için gerçekten iyi şeyler yapmak istiyor musun... İstiyorsun biliyorum. Sen bir insansın, iyi şeyler yapmayı tabii ki istiyorsun. Peki hiç düşündün mü, seni durduran, hareket etmeni engelleyen şey ne? Garip ve acı ama seni durduran engelleyen tek yaratık sensin. Şimdi bu kitabın bundan sonraki kısımlarını okumadan önce kendine bir söz vermeni istiyorum.

45

Yerim Seni ÖSS Şerefine namusuna değil, insanlığına söz vermeni istiyorum... 'Kendimi engellemeyeceğime söz veriyorum!' demeni istiyorum. Üç kere, beş kere, kırk beş kere değil, bir kere adam gibi inanarak söyle bunu: 'Bundan böyle hayatımın sonuna kadar kendimi asla engellemeyeceğime söz veriyorum!' Kalem Arkası Ayrıntılar 09 Eylül 2006-16:30 Özürlülere yönelik bir seminer için Abant'a geldim. Seminer bitti ve ben az önce fark ettim, 'Dış görünüş mühim değil!' diyenlerin içinde, buna en çok inananlarm kör olan insanlar olduğunu. Ve az önce fark ettim yine; hiçbir ön yargısı olmayan bu insanlara bizim 'özürlü' dediğimizi! Sen Nesin Hayal et, sizin evin tam karşısına bir dükkan açtılar. Bu dükkanda 'Var' denince aklına gelen ne varsa hepsi var. Bisküviden şekerlemeye, inşaattan gemiye, hastaneden sigorta poliçesine kadar her şey var. Şimdi sana bunlardan sadece üç tanesini seçme hakkı veriyorlar. Hangilerini seçerdin? En sevdiğin üç şey ne ve sen burada en çok hangi üç şeyle uğraşmaktan keyif alırdın? 46

Önce Kendini Kazan Şimdi bu seçtiğin üç şeyi alt alta yaz ve o üç şeyin arasından en sevdiğini işaretle. Eğer emin olamıyorsan ya da karar veremiyorsan hemen mutlu ol; çünkü kararsızlık dünyadaki en zevkli şeydir. İş, yazı - turaya kalır©... 'İş, yazı turaya kalır!' dediğim anda seçtiğin bu üç şeyden birinin derhal elendiğine eminim. Şimdi geriye kalan iki şey için gerçekten de kararsızsan yazı tura atmak için bir tane bozuk para bul ve hangisinin yazı, hangisinin tura olduğuna karar ver. Kafan karıştı değil mi? - Geleceğimi yazı turaya ya da şansa bağlayacak kadar aptal değilim! diyorsun, duyuyorum. O halde tekrar düşün, en sevdiğin hangisi? Enine boyuna düşün! Bu konularla ilgili birer makale yazacak olsan hangisi seni daha çok heyecanlandırırdı? Seçtiğin konularla ilgili birer film yapılsaydı hangisini önce izlemek isterdin? Seç hadi, eğer hala kararsızsan yazı tura atmanın hiçbir sakıncası yoktur. Diyelim ki sen bu uçsuz şeyler şeyinden en çok kar eden şirketi, en iyi hastaneyi ve bir de dünyanın en büyük tünel inşaatını seçtin kendine... Bunların uzantısı işletme, tıp ve inşaat

mühendisliği olacaktır.

Bunlarla ilgili aklına gelen ilk detayları

hayal ederek alt alta sırala... Mesela inşaat... demir, beton, sıva, proje, plan, çelik... Mesela şirket... çek, bütçe, muhasebe, pazarlama, satış, ücret... Mesela hastane... hasta, kan, revan, pansuman, ameliyat, dikiş, iğne...

48

önce Kendini Kazan • Bu alt maddelerden hepsini seviyor musun? Hangileriyle uğraşmak seni daha mutlu ediyor. Evi barkı olmayan birine ev yapmak mı seni daha çok heyecanlandırıyor, yoksa kanamalı bir hastanın kanını durdurabilmek mi ya da batmakta olan bir şirketi kurtarmak mı? Hangisi seni heyecanlandırıyor? Ve bu ilk elemede elenen bunlardan hangisi? -Şirket kurtarmayı eledim; ama ben hem evsize ev vermekten hem de kanamalı bir hastanın kanını durdurmaktan zevk alıyorum. •Peki söyle o zaman hangisini daha iyi yapabilirsin? -İkisini de kimse benden daha iyi yapamaz! •Peki İstanbul'u sana verseler 1 yılda mimarisini tamamen yenileyebilecek bir enerjin var mı? -Var tabii ki. •Peki aynı sürede 5.000 hastayı ameliyat edip hayata döndürmek mi, yoksa tüm istanbul'u baştan dizayn etmek mi? İşte burada senin vereceğin iki çeşit cevap var:

Yerim Seni OSS '1. Şey, aslında İstanbul'u baştan dizayn etmek; çünkü o zaman hastaneler ve yollar düzelir. Böylece kimse de kan kaybından ölmez!... - Ben İstanbul'u yeniden inşa etmeliyim. Kararımı verdim, inşaat mühendisi olacağım. 2, Ben doktor olmalıyım ve hastalıklara çare bulmalıyım o hastalıktan ölmek üzere olan mühendisi doğuracak kadını kurtarmalıyım. Kadın doğurmalı, çocuk İstanbul'u yeniden dizayn etmeli. Açıklama: Bu tamamen uydurma bir örnek sorgulamadır. Şimdi diyeceksin ki 'E, herhalde yani!' Kusura bakma dostum; ama inan bana bazı öğrencilerim ben bu örneği anlattığımda 'İyi de hocam, ben ne doktor, ne mühendis ne de işletmeci olmak istiyorum!' diyerek beni şoke ediyorlar... Bu iki cevap da kesinlikle doğrudur; ama bunlardan biri kesinlikle sana daha sıcak gelecek. Bu noktada insanlara danışman, çoğu kez zaman kaybından başka bir anlam ifade etmez!

50

önce Kendini Ka^an

Keşkesiz Yaşa Yukarıdaki örnek sorgulamayı kendin için yap. Kendi kendine bu soruyu dallandır ve sonuna kadar budaklandır! Bu senin hayatın. Sakın acele etme. Yavaş yavaş sindire sindire bul kendini... Nelerden hoşlandığını, neyi aradığını buluncaya kadar ara. Bu hayat senin ve şu anda aradığın şeyi bulman dünyadaki tüm matematik problemlerinin cevaplarını bulmandan daha değerli. Kendini öğreniyorsun şu anda. Emin olmalısın. Sağlam basmalısın, kendini bulmalısın... Dünyadaki tüm mucitlerin önce kendilerini keşfettiğini asla unutmamalısın. Sor, sorgula, kendini tanı. Bul ve çıkar kendini hayat denilen dipsiz kuyudan. Coğrafya seviyorsan kimya okuma, psikoloji seviyorsan tıp okuma, tarih seviyorsan matematik okuma... Ne kadar farkındasın bilmiyorum; ama şu anda ciddi ciddi geleceğe dokunuyorsun sen. Birini bir yerlere götürüyorsun. Onu yanlışa ya da doğruya götürmen senin elinde. Geleceğin en büyük makine mühendisine sosyoloji okutup onu diri diri gömemezsin. 'En'leri, zirveleri, öteleri zorlamalısın. Yıllar sonra 51

Yerim Seni ÖSS 'Şimdiki aklım olsaydı...' diye başlayan o aptal cümle sana asla yakışmaz. Sakın söyleme sen onu. - Ama insan keşkeleriyle yaşar, 'keşke' demekten korkmuyorum... şeklinde bir 'geyik savunması' yapma sakın. Bırak, pişmanlıkları başkaları yaşasın, sen yaşama. Kendinle tanışman için devasa bir fırsat var şu anda karşında, geri tepme bu fırsatı. Kendi efsaneni yaratmaya ilk adımını atmak üzeresin. Şimdi her şeyi bırak ve sorgula kendini. Sen ne olmak istiyorsun? Başkalarının dediği, senin istediğinden daha anlamlı olamaz. Başkalarının senin hayatında ne kadar kıymetli olduğuna da sen karar ver. Bir gün mutlaka öleceksin. Ve sen öldüğün zaman bugün sana akıi verenler senin mezarına gelecek ve üzerine toprak atacaklar,

senin için 'çok iyi bir insandı!' diyecekler ve seni bir ıssızda yalnız bırakıp geri dönecekler. Kimse girmeyecek seninle mezara ve hiç kimse senin için sonsuz yasa bürünmeyecek. Sadece sen tutacaksın senin yasını ve yüzyıllar boyu sessiz kalacaksın. Velhasıl bir başına kalacaksın soğuk toprakta. Herkes işine geri dönecek ertesi

52

önce Kendini Kazan sabah. Şimdi tekrar düşün bakalım, seni senden daha çok kim sevebilir? O halde herkesin fikrini almalısın; ama...
•Baban

istiyor diye değil, sen istiyorsun diye doktor olmalısın... •Annen istiyor diye değil, sen istiyorsun diye avukat olmalısın... •Halk istiyor diye değil, sen istiyorsun diye milletvekili olmalısın... •Parası çok diye değil, sen istiyorsun diye işletmeci olmalısın... •İş imkanı olduğu için değil, sen istiyorsun diye öğretmen olmalısın...

Tüm beklentilerini öldür. Başkalarından medet umma. 3. sınıfı tercih eden insanlar gibi davranma. Unutma, herkes yüce bir dehayla düşer dünyaya; ancak çok azı kendini gerçekleştirebilir ve onlar sadece beklentilerini öldürenlerdir.

53

Yerim Seni ÖSS

Sag^Uma Eğer doğru olanı seçmişsen içinden bir şeyler kop-malı. Seçtiğin alanı düşündükçe seni bir heyecan sarmalı. Mesela 'hukuk' seçtiysen, anayasayı düşündükçe bir heyecan sarmalı seni. Eğer sarmıyorsa henüz tam anlamıyla kendini verememişsin demektir. Bunun sebebi ise, bir hedefinin olmamasıdır. Yani bir karar verdin; ama henüz bir hedef oluşturamadın. O halde sana acilen bir hedef lazım. Uykularını kaçıran bir hedef... Düşündükçe coşacağın bir hedef lazım. Mesela hukuk seçip hedefini de 'avukat olmak!' diye belirledinse bu elbette seni heyecanlandırmayacak, uykularını kaçırmayacaktır; çünkü bu, sıradan bir hedeftir. Herkesin yapabileceği bir şeydir. 'Ama bana göre benim zirvem budur!' falan demeye kalkma, cidden bozuşuruz. Ben sevmem öyle sıradan avukat mavukat... Hiç olmazsa 'En iyi avukat olmak' gibi bir hedef belirle kendine. Ayrıntı: Neden en iv' "'man için bu kadar baskı yapıyorum, biliyor mus r? Çünkü bir işi iyi yapmak, aynı işi kötO yapmaktan daha kolaydır. Bir işi en iyi yapmak da aynı işi iy' yapmaktan daha kolaydır. Eğer bu 54

önce Kendini Kazan böyleyse ve sen sadece biraz daha dikkat ederek, daha iyi, biraz daha fazla dikkat ederek de en iyi olabiliyorsan, neden ısrarla ikinci olmaya razı oluyorsun?...

Kalem Arkası Ayrıntılar 15 Eylül 2006-11:00 Bu sabah bizimle çalışan çaycı kadına: Abla, rica etsem bugün demleyeceğin çayı kötü yapar mısın? dedim. Hatice Abla önce uzun uzun yüzüme baktı: -Nasıl yani, kötü? diye sordu. Anlamadığı, yüzünden belli oluyordu. Bu sefer açıklama yaptım: -Basbayağı kötü bir çay demlemeni istiyorum abla. Misafirlerim gelecek, sordum, kötü çay içmek istiyorlarmış. Hatice Ablanın kafası iyice karıştı ve bana anladığının doğru olup olmadığını teyit etmek amacıyla: -Yani önce demleyeyim çayı, sonra bekleyeyim bayat lasın mı Erdal Bey, öyle mi? diye sordu. Ben biraz daha sert bir dille tekrar ettim: -Yahu sen ne anlamaz bir kadınsın! Sana kötü bir çay demle diyorum, anlamıyor musun?... Yemin ediyorum, kadın bunu anlamadı; ama anlamış gibi yapıp aşağı indi... Gitmiş personele sormuş: 55

Yerim Seni ÖSS - Erdal Bey benimle dalga mı geçiyor tü çay yap diyor bana! Ben nasıl yapayım? demiş. Çocuklar bana gelip sordular: -Hocam, ne demek istiyorsunuz? -Oğlum, anlamıyor musunuz siz ya! Kötü demlenmiş bir demlik çay istiyorum ben. Hepsi bu! dedim. Anlamadıkları için sustular. Aşağıda bunu sorabilecekleri kimse de yoktu. Hakan, ürkek bir şekilde bozdu sessizliği:
-Nassı

anlamadım.

yani ya? -Yahu öyle istiyorum. Allah Allah!... Şimdi gidin ve bana bir demlik kötü çay yapın! dedim. 'Tamam' deyip aşağı indiler. Toplanmışlar! Bu teklifimi değerlendirmişler ve yaklaşık bir saat sonra anlamayı başarmışlar. Çayın içine nane, limon, süt tozu falan dökmüş, öyle yapmışlar çayı... Bir bardak çay getirdiler, içtim; ama beğenmedim, istediğim kadar kötü bir çay olmamıştı. Sonra topladım personeli ve onlara:

-Gördüğünüz

gibi, iki saattir kötü bir bardak çayı yap mayı beceremediniz. Kötü çay yapmak için geçen zaman, harcanan emek, iyi çay yapmak için harcanan zamanın en az 10 katıdır. Peki, acaba nasıl oluyor da insanlar iyi olanı yapmak daha kolayken, işlerini kötü yapıyorlar dersiniz? dedim. Kimse bir şey ani.ir,-,ad!, herkes her şeyi anladı...

önce Kendini Kazan

Kendini C i d d i ye Al Ciddiye alman gereken tek insan bizzat sensin. Şimdi ayağa kalk ve aynanın karşısına geç!... Gördüğün insana yakından bak! Yaklaş ve daha yakından bak! Bu dehşet bir şey. Sana göre en ünlü, en başarılı, en büyük olan kişiyle karşı karşıya olsan neler hissederdin? Titrer miydin? Heyecanlanır miydin? İnanılır gibi değil bu; ama şu anda gözlerine baktığın bu insanı akla zarar mevkilere getirebilirsin. Ve hatta o kadar büyütebilirsin ki onu, bakanlar, başkanlar titrer karşısında... Ne büyük bir lütuftur ki sen dokunabiliyorsun şu anda ona!... Kendine olan saygını büyüt. Değer ver kendine. Kim inanır bugün, bir gün bu aynadaki adamın zirveleri zaptedeceğine. Hesap et ki sen bile inanmıyorsun. O halde sen bile inanmıyorsan ona, kim inanır Allah aşkına? Hadi kucaklaş ve barış onunla.

Unutma, kendini reddetsen bile hep orada olacaksın, varsın, işte oradasın... Kendinden kaçamazsın. Nereye gidersen git, o aynadaki seninle gelecek, ona sahip çık, yalnız bırakma onu yabanda.

57

Yerim Seni ÖSS Eğer bir mucize olmaz, zaman durmazsa günün birinde; sürekli bir geleceğe doğru gidiyor olacaksın. Ve bunun tabii sonucu olarak sen de tıpkı senden öncekiler gibi gelecekte mutlaka bir şey olacaksın. Ve ne olacağın kesinlikle şu anki tercihine bağlı. Peki neden iyi bir şey olmayı tercih etmiyorsun? Hedefini Büyüt Hukukçu olmak istiyorsan, heyecanlanman ve kendi efsaneni yaratman için 'Ben dünya hukukçular birliği başkanı olacağım!' gibi uçta bir hedef belirle, inanarak oluşturduğun böyle bir hedef senin enerjini zirveye taşır. Yani özetle senin bir 'en'lik iddiasına ihtiyacın var. Bu arada illa 'Hukukçular Birliği Başkanı' olman da gerekmez. Mesela 'Ben meslek hayatı boyunca hiç dava kaybetmemiş bir avukat olacağım; ama henüz kimse bunun farkında değil. Bu yüzden, acilen bir hukuk fakültesini bitirip faydalı olmak adına bunu insanlarla paylaşmam lazım!' diyebilirsin. Bu ve buna benzer iddialı ifadelerle kendini köşeye sıkıştırmış olacaksın ve ona uygun yaşamaya başlayacaksın.

58

önce Kendini Kazan Etrafında bulunan insanlar her seferinde alaylı bir ifadeyle, sen daha avukat olmadan: - Ooo, bakın kim geliyor? Dünyanın en iyi avukatıymış da, mış mış mış da... gibi cümlelerle sebebini kendileri de bilmeden sözde seni aşağılayacaklar ve işte tam bu esnada eğer inancın tam değilse, birçok insan gibi sen de bu iddiandan vazgeçeceksin. Eğer inancın tamsa, her seferinde bu ifadeler seni daha da güçlendirecek ve her defasında başını daha dik tutarak, hatta yapılan ironiyi hiçe sayarak: - Evet doğru bildiniz. Ben dünyanın en iyi avukatı yım! Hukuki bir sorununuz mu vardı? diyerek kararlılığını göstereceksin.

Böyle bir iddiaya inanmak ciddi ve zor bir iştir. Aslında böyle bir iddiaya inanmayı sadece 'zor' diye nitelendirmek yanlış olur; çünkü bu, işin tamamıdır, çünkü inanmak ciddi ciddi her şeydir. Büyük bir iddiayı ortaya atıp buna inanmak o kadar zordur ki tarihte sadece silinmeyen izler bırakabilen insanlar başarabilmiştir bunu ve her seferinde çılgınlık olarak kabul edilmiştir onlardaki bu zirve merakı.

59

Yerim Seni ÛSS

Hedef Belirleme ve Özg^elecek Alanını seçtin, tarım. Şimdi bu alanda kendini en iyi hissedeceğin bir zirve seçme zamanı. Dolayısıyla sana acele tarafından bir 'Özgelecek*' lazım. Ziraat mühendisi olmak istiyorsan ve senin ülkene herkes 'tarım cenneti' diyerek gıpta ile bakıyorsa, sen ithal ettiğin muzdan, ithal ettiğin buğdaydan, pirinçten, mercimekten utanıyorsan, her yıl memleketine tatile giderken bomboş yatan arazilere bakıp acı çekiyorsan ve bunu düzelterek dünyanın en verimli topraklarına sahip olan ülkeni dünyayı doyuran bir cennete çevirmek istiyorsan sana aşağıdaki gibi bir özgelecek lazım...

*Özgelecek: Hedefin sistematize edilmiş halidir... 60

önce Kendini Kazan Yukarıdaki grafik senin özgelecek grafiğindir. Ve bu grafikte gördüğün her nokta senin için ulaşılması zaruri bir ara hedef statüsündedir. F noktası ise nihai hedefindir. Öyleyse 'A' noktası senin hareket noktan-dır. lOAI doğrusu senin 'O (sıfır)'da olmadığını, bir değer arz ettiğini ve şu anda ne ifade ettiğini gösteriyor... I AFİ gitmen gereken yolun en kestirme uzunluğudur. Şimdi her bir noktanın ne anlama geldiğini birlikte inceleyelim... Not: Son cümleyi yazınca bir anda kendimi o adamlardan biri gibi hissettim©. Allah Allah!... Tarza bakar mısın? 'Birlikte inceleyelim, lıep beraber balıçeye çıkalım, derin nefes alalım...'Neyse devam edelim©... B - 2007: ÖSS'yi yedin ve istediğin üniversitenin ziraat fakültesini kazandın. Her sabah okula giderken 'Benim sadık yarım kara topraktır!' türküsünü dinlemeye başladın©... C - 2011: Okul bitti, kuşburnu işleyen bir kurumda işe girdin. Henüz kuşburnuyla ilgili bir fakülte yok; ama sen kuşburnu hakkında okumadık, öğrenmedik, görmedik hiçbir şey bırakmadın ve adeta ihtisas yaptın. 6ı

Yerim Seni ÖSS Ç - 2015: Kuşburnu uzmanı oldun. Kuşburnu hakkında bilmediğin hiçbir şey kalmadı. Bir proje hazırlayarak ilgili bakanlığa sundun. Kuşburnuyu meşrubata dönüştürüp dünya pazarına sunmaya ilişkin projen onaylandı. Üretime geçmeden önce çok iyi bildiğin dünya kuşburnu pazarını ve meşrubat sektörünü girişimcilerin dikkatine sundun. İlgili girişimcileri bir araya getirdin. Her şey hazır. Türkiye'de kuşburnu ekmene müsait olan her yere kuşburnu ektiniz... Sonra toplama, arıtma, dönüştürme vs. tesisleri oluşturdunuz. Sonra 'Kushsu' ismiyle ürettiğiniz bu meşrubatı dünya pazarına sürdünüz. D - 2020: Kushsu dünyada en çok tüketilen meşrubat oldu ve sen bir avuç tohumla topraklarımızı coşturmanın keyfini yaşadın. E - 2025: Dünya devleri seninle baş edemiyor. Buranın 'Türkiye', senin de 'o adam' olduğunu anladılar ve pes ettiler... F - 2030: Kuşburnu o kadar revaç bir ürün oldu ki dünyanın her tarafında senin gözetiminde, kuşburnu fakülteleri kurdun... Uyarı: Yukarıda anlattığım örnek ve bu kitapta adı geçen diğer örnekler sadece birer örnektir. Bu örnekler 62

önce Kendini Kazan kendi hedefine uyarlama yapabilmen için kurgulanmıştır; ama bir şeyi itiraf etmeliyim, canım fena halde Kushsu çekti, olsa da içsek©... Anlayamadıklarımdan: Hiç düşündün mü 'kola' denilen o siyah suyu icat eden adam, yani Bay Coca Cola©, insanları bunu içmeleri konusunda nasıl ikna edebilmiş? Ben çok düşündüm ve bunu hiçbir zaman anlayamadım. Kola içerken kendine bir kutunun içinde siyah bir suyun sunulduğunu hayal et ve öyle iç bakalım neler oluyor? Eğer hayal gijcün sağlamsa bu denemeyi yaparken ilk fırtı çektiğinde diline asit çarpar çapmaz telaşlanacak ve hatta tüküreceksin©... Şimdi bir daha düşün? Sıradan bir insan, üstelik yüzlerce zararı olduğu bilinen, hatta içinde nelerin olduğunu kimsenin bilmediği bu siyah sudan dünyanın en pahalı markasını nasıl oluşturmuş olabilir?... Sonra yukarıda verdiğim 'Kushsu' örneğini tekrar incele. Eminim, ilk okuduğunda uçuk gelmişti; ama bu denemeden sonra oldukça sıradan bulacaksın... E hadiiiil... Hiç Anlayamadıklarımdan: Hadi kolaya 'Soğuk içiniz!' dedi milleti gaza getirip içirdiler diyelim. Bu çay nasıl olmuş ya? 'Sıcak için, gırtlağınızı yakın, iyice hararet bassın...' Ha, bu arada bir de malum geyik var. Çaydan başka hiçbir şey hararetimi kesmiyor? Nassı yani ya©...

63

Yerim Seni OSS Asla Anlayamayacaklarımdan: Diyelim ki, tamam, kabul ettirdi çayı ve içirdiler bize. Bunu nasıl bir de kültüre dönüştürmüşler? 'Çayı koyun geliyoruz... Çay içip gideceğiz... Hiçbir şeye gerek yok, çay olsun yeter...' üstelik ben hiç inanmama rağmen 'Zararları var!' diye zaman zaman rencide edilen çay, nasıl olmuş da olmazsa olmaz bir içecek olmayı başarmış dersin? Heyecanlandım valla, 'Kushsu' çok satacak, çok©. Şimdi lABI doğrusunun olduğu alanı hep birlikte©. mercek altına alıyoruz,

64

önce Kendini Kazan Her A noktası bir ayı temsil ediyor ve her ayın kendine göre bir planı var. Dolayısıyla IAAA1İ doğrusunun da bir planı var... 4-»Hk Her A temsil O \m\ noktası bir haftayı ediyor. 2. â. 4s.

65

Yerim Seni ÖSS Böylece bu bir haftayı da günlere böl ve her gün için bir program yap, sonra aksatmadan o programı uygula ve bitir o işi. Bu kadar detay görmemizin tabii ki bir amacı var. Bununla her günkü yanılma payımızı bularak yapmış olduğumuz plana anında müdahale edip özgeleceğimizde oluşabilecek muhtemel sapmayı engellemek amacındayız... Şimdiye kadar bu şekilde detaylı bir plan yaparak bunu uygulayan ve hedefine ulaşamayan hiç kimseye rastlanmamıştır. Meraktan soruyorum: Bu sınavda çıkacak olan sorular belli mi? Konular belli mi? ÖSYM tuhaf bir sürpriz yapar mı? Yani kalkıp 'Çaldıran Savaşı' dururken 'ÖSYM'nin tarihçesi'diye bir soru sorar mı? Hayır. Peki bu sınavda herhangi bir torpil ya da adam kayırma var mı? Yok. Peki bir insanın çalışıp da kazanamama ihtimali var mı? Yok! E, be kardeşim madem böyle, sen neden kazanamıyorsun bu sınavı? Şimdi en başa dönelim.

66

I

Önce Kendini Kazan F nokfası senin nihai hedefini gösteriyor. I AFİ'ye giden yolda çeşitli ara hedeflerin var. Bu ara hedefleri geçmeden 'F' noktasına gidemezsin. Futboldaki gibi... Yani final oynamak için ön eleme turlarını falan geçmen gerekiyor. Çeyrek finali geçmen gerekiyor. Bunun gibi... Eğer hedefin 2030 yılında bir zirve noktaya yerleşmekse ki öyle, bu durumda senin için 'B' noktası geçilmesi gerçekten de son derece kolay bir noktadır. O halde B noktasını kontrollü bir şekilde hafife alacaksın. - Benim gideceğim yere bakınca B noktası çok basit bir yerdir ve ben gerekeni yaparsam burayı kolayca geçerim. İşte bu tavır senin 'B' noktasından korkmanı engelleyecektir. Öyleyse 'B' noktasını kabul et; ama ondan korkma... Gereken nedir o zaman, şimdi ona bakalım! Hedefine Kilitlen Senin artık bir hedefin var ve hayalindeki o zirve seni bekliyor. Seni ciddiye almayanlar vardı ya hani! Senin onlardan farkın, asla bir hedefinin olması değildir. Senin en büyük farkın: Onların hayal bile 67

Yerim Seni ÖSS edemeyecekleri bir hedefinin olmasıdır. Şimdi onlardan seni anlamalarını beklemenin ne kadar anlamsız olduğunu anladın mı? Elbette ki seni anlamayacaklar. Derhal konunla ilgili birkaç dergiye abone ol, birliklere ya da derneklere üye ol. Hiçbir şey yapamıyor-san günde 10 dakika internetten araştırma yap. Bu senin hedefine daha da bağlanmanı ve çok daha büyük düşünmeni sağlayacaktır. Bütün bunları yaparken kendini daima o zirvede gör. En tepedesin, unutma! Hiç farkında olmayacaksın, yürüyüşün bile değişecek. Hedefinle ilgili fuarları araştır. Nerede fuar varsa oraya git. Asla ÖSS'ye hazırlanan bir öğrenci gibi davranma, geleceğe dokunan o 'Zirve Adamı' gibi davran, TIME dergisine kapak olan o adam gibi. TIME'a kapak olduktan sonra herkes büyük düşünür. Sen şimdiden büyük düşün ki TIME'a kapak olduğunda yer yerinden oynasın. Sen bile şaşır,yaptıklarını düşününce.

68

.^

önce Kendini Kazan

Kararlı ÛU Bölümünü netleştirdikten sonra okulunu da belirle ve ondan sonra sakın ağzından ikinci bir tercih çıkmasın... 'Boğaziçi Elektronik' mi dedin? Tamam, 'ODTÜ Bilgisayar' olmaz artık. O iş bitti. Senin için artık geri dönüş yok! İstersen bir daha düşün ve öyle karar ver... - Hele sınava girelim, gelen puana göre tercih yaparız. şeklinde bir beklenti oluşturmak, çok amatör bir tavır olur ve bu sana asla yakışmaz! Böyle düşünenler için rüzgarın ne yandan estiği de çok önemli değildir; ama sen buna karşı çıkacak ve rüzgarı mutlak surette arkana alacaksın. Kararlı ve azimli olmak olağanüstü açılımlar sağlayacak sana. Buna bir inan, yemin ediyorum rüzgar sırf senin için yön değiştirecek ve asla sana karşı es-meyecektir. Yürümeyi bilenler için, rüzgar daima arkadan eseri

69

Yerim Seni OSS Tekrar ediyorum, sakın yönünü değiştirme, sabırlı ol ve seyret bakalım neler oluyor? Azmin karşısında sana karşı direnen rüzgar bile pes etmek zorunda kalacak, göreceksin. - Peki; ama ya öyle olmazsa?! • Eğer öyle olmazsa, sen yeteri kadar kararlı olamamışsın demektir. Bunun sıradan bir motivasyon cümlesi olmadığının altını çizmek istiyorum ki bu, asla seni harekete geçirmek için söylediğim bir cümle değil. Dikkatle incelersen tarihte iz bırakan hiçbir insanın bu dediğimi yapıp başarısız olduğuna şahit olamazsın. Düz bakışla: - Ben de onlar kadar kararlı ve inançlıyım; ama olmuyor! diyebilir ve daha cümlen bitmeden çelişebilirsin; çünkü onlar asla 'İnanıyorum; ama olmuyor!'demediler. 'Olmuyorsa ben yeteri kadar İnanmıyorum. Daha fazla inanmalıyım!' dediler. İnançlarını sorguladılar, olup olmamasını değil; çünkü biliyorlardı zirveleri

70

önce Kendini Kazan zaptedenlerin olmadığını. 'İnanarak çalışmak'tan başka hünerinin

İnan; Çünkü İnanmak Her Şeydir Bir karar verip, hedefini de belirledikten sonra ilgili hedefe inanma süreci başlayacaktır. Bu süreçte ne olursa olsun, asla geri adım atmayacaksın. Kim ne derse desin, vazgeçmeyeceksin. -Ne yapıyorsun? diye sorduklarında, -Dünyanın en iyi avukatı oluyorum. diyeceksin; çünkü sen her geçen saniye başka bir şey oluyorsun. Tıpkı ocağın üstünde kaynamaya bırakılmış bir su gibisin. Hedefin kaynamaksa, su ısındıkça kaynamaya yaklaşıyorsun demektir. Yani sana sorduklarında sen asla - Ben ılık bir suyum! demeyeceksin. - Ben kaynayan bir su oluyorum... diyeceksin ve bundan en ufak bir şüphen olmayacak. Sen eğer ocağın üzerinde kaynamaya bırakılmış bir suysan, her geçen saniye biraz daha ısınıyorsun

71-

Yerim Seni ÖSS demektir. O halde bunu söylemende hiçbir sakınca yoktur; çünkü bu, gerçeğin ta kendisidir. Böyle bir tavır içerisine girmen, beyninin de senden yana çalışması anlamına gelir. Bu da beyninde bulunan eski kayıtların etkisinin azalması ve bir şekilde 'Benden bir şey olmaz, ne yaparsam yapayım başaramam!...' şeklinde mevcut bulunan kayıtlarının bu yeni kayıtlarla ötelenmesi demektir. İnanmak Parasızdır Satranç oynamak için devasa tesislere, milyar dolarlık yatırımlara yüz binlerce personel istihdamına, yetişmiş kalifiye güce ihtiyaç yoktur. Sadece bir satranç tahtasına ve 32 tane taşa ihtiyaç vardır. Peki hiç düşündün mü, biz neden bir 'Dünya Satranç Şampiyonu' çıkartamıyoruz? Ben söyleyeyim; çünkü çok az şeyi inanarak yapıyoruz da onun için. Eğer bir inanırsak var ya, destanlar yazarız biz. Yüzyıl önce bir kere inanmıştık, hatırlarsın©. Neden olmasın: Diyelim ki şimdi ilkokul 3. sınıfa giden Fatih Mutlu'ya babası bir satranç takımı alsa ve onu 72

'Sen Dünya Satranç Şampiyonu'sun yavrum, bilgisayarda kovboyculuk oynamak yerine satranç oyna evladım!' diye inanarak motive etse, sence Fatihi buna itiraz eder mi? Etmez; çünkü bu da bir oyun ve Fatihler oyun oynamaya bayılırlar... Sonra zaman geçer, sırf babası ve oğlu inandığı için Fatih Mutlu güle oynaya masrafsız bir şekilde Dünya Satranç Şampiyonu olur, biz de hava atarız©... Başarımız Olmanın Temel Prensipleri Başarısız olmanın 4 temel sebebi vardır. Bakalım bunlardan hangisi sana uyuyor?

Önce Kendini Kazan 1. Geri Zekalılık Bir insanın başarısız olması için olmazsa olmaz şartlardan birisidir geri zekalı olmak. 'Yapıyorum, yapıyorum olmuyor!' şeklinde tezahür eder geri zekalılık... - E kardeşim, yapıyorsun yapıyorsun yapıyorsun demektir. Allah Allah!... - E, ne yapayım? - Başka türlü dene. olmuyorsa yanlış

Yerim Seni ÖSS

- Haa... Haklısın... Birde 'Haklısın!' diyor ya, deli oluyorum... Neyse, geri zekalı olmadığını MEB'deki herkes kabul etmiş ki bugünlere kadar gelmişsin. Demek ki senin başarısız olma sebebin 'geri zekalılık' değil. 2. Hainlik Hain olabilirsin! Hani 'Yediği kaba tüküren!' derler ya Anadolu'da... Annen baban senin her dediğini yapıyor; ama sen ısrarla başarısız olmayı tercih ediyorsun. Yani dolaylı bir ihanet söz konusu olabilir. Bu bazen bilmeden, bazen de bilerek yapılır. Bilmeden yapıldığında bu 'ahmaklık' olarak değerlendirilebilir; ama eğer bilinçli olarak yapılıyorsa bu düpedüz ihanettir ve içten içe: -Babamı nasıl rezil ediyorum ama?... -Annem bileziklerini verdi okumam için, bak ben ne yapacağım onlara? gibi ifadeler ancak bir hainin ağzından dökülebilir. Gerçi ben, duygusal bir millet olduğumuzun da bilinciyle bu şekilde bir öğrencinin bu topraklarda yaşadığına inanmıyorum. Araya karışmışsa onu da bilemem... 74

ünce Kendini Kazan

3. Yalancılık Yalancı olman lazım. Boyuna kendini kandırıyor olman lazım. Çalıştığını iddia edip çalışmıyor olman lazım. Hani filmlerde coğrafya kitabının içine Teksas, Tommiks koyan tipler vardır ya, onlar gibi yani. Bu sık rastlanılabilen bir durumdur. Birebir aynı olmasa da: -Film biter bitmez derse çökeceğim. -Biraz chat yapayım, sonra sabaha kadar ders çalışacağım.
-Üniversite

okumak şart değil... Bu ve buna benzer yalanlarla insan kendini yavaşlatır ve kendine hile yapar, bir şekilde kendini kandırır. Not: Yalan bazen iyi bir silahtır, insan kendini geliştirebilir yalanla. Kötü bir insan her gün yalandan da olsa 'Ben iyi bir insanım!' diye diye kendine telkin etse, beyni belli bir zaman sonra yeni bir yaşam tarzı geliştirir onun için ve iyi bir insan olma yolunda büyük adımlar atar. En azından kötü insan olmaktan kurtulabilir. Çok ciddiyim. O halde, bile bile kendini geri götürmek, enayice kendini kandırmak hakikaten akla ziyan bir durumdur. 75

Yerim Seni ÖSS

4. Tembellik Tembel olman lazım başarısız olman için. Sanırım en çok bu uyuyor bizim toplumumuzda başarısız olanlara. Çalışmıyorsun, çalışmadığını da biliyorsun; ama bir türlü önüne geçemiyorsun tembelliğinin. Deney: 1354 fare üzerinde bir deney yaptık ve peynir bulamayanların tembel olan fareler olduğunu gördük. Gerçi hepsi buldu peynirini. Sonra Tembel fare yoktur!' diye bir tez geliştirdik. 'İnsan bir fare kadar da mı olamıyor peki?' dedik ve konuyu derinlemesine araştırdık. 'Olamıyor; çünkü insan her ne kadar da alyuvar açısından fareye benziyor olsa da, fareye göre farklı olarak beklentilerle yaşıyor ve bu beklentiler onu tembelleşti-riyor.' şeklinde bir kanaate vardık. Böylece farenin hiçbir beklentisinin olmadığını ve kendi işini daima kendi yaptığını da keşfettik. Eğer bir gün bir fare ilgili peyniri bulamamışsa, muhtemelen cevval bir bilim adamı tarafından, peynirsiz bir ortamda 'Acaba farenin sırtında insan kulağı yetiştirebilir miyim?' deneyine maruz bırakılmış demektir. Tembellik', bir işi yaparken, o işin bir alternatifini keşfedip, rahatlık bölgsine ulaşıldığında ortaya çıkan duruştur.

76 önce Kendini Kazan

Sanırım senin de sorunun bu ve eğer sende yalan, ihanet ve geri zekalılık yoksa, yani sadece tembel-sen işimiz çok kolay. Çok basit bir şey tavsiye edeceğim: Yerinden kalk ve kendine iki tane sağlam tokat at, içindeki o yaramaz tembel yaratığa: - Yeter ulan artık bu kadar tembellik! Sen geleceği karartacak yetki ve yeteneği kimden alıyorsun. Buna hakkın yok! de. Bu tokat içindeki çalışkanı dışarı çıkaracak ve seni hareketlendirecektir. Şimdi sıkı dur, eğer bunu söylemene rağmen harekete geçemiyorsan bunu yalandan söyledin ve buna inanmıyorsun. Yani sen koca bir yalancısın, bu bir. Ayrıca sen bir hainsin, geleceğe ihanet ediyorsun bu iki. Ve bir de üzgünüm;

ama MEB'e ve tüm yetkililere rağmen, sen ciddi ciddi bir geri zekalısın, bu üç... Şimdi ne yapıyorsan yap. Hiç çalışmama hakkın da var. Öylece kal, olduğun yerde. Git mesela kendine bir tane VCD al ya da DVD. İzlediğin filmleri tekrar tekrar izle. Dizi filmler var mesela, çok güzel, onları izle. Bir tane bilgisayar bul ve ara vermeden chat

Yerim Seni ÖSS falan yap! Hatta git kahvede okey mokey oyna. Bunlardan büyük zevk alacaksın. Hem de cidden çok büyük zevk alacaksın. Hiç garip karşılamam seni ben. Yine bir şeyler yapmış oluyorsun sonuçta. Ve ne gariptir ki yaptığın bu gıvır zıvır şeyler çalışmaktan çok daha zor; ama sen bu gıvırları zıvırlan daha çok seveceksin. Çünkü sen çalışmanın zevkini henüz tatmadın. Aman Allah'ım... O ne büyük bir zevktir öyle? Ve hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki oyunların şahı çalışmaktır. E, dedik ya sen sadece tembel değilsin; hain, yalancı ve geri zekalısın; tabii ki eğer çalışmak için halen harekete geçip, kendine rağmen başarmaya ant içmiyorsan. BL Bir Oyun Hayat öyle anlatıldığı gibi zor ve çetrefilli bir süreç değil; aksine çok kolay ve oldukça da eğlenceli bir süreç. Aslında hayat denilen bu şey, sadece bir oyun. O halde gerekeni yap ve şu andan itibaren her şeyi bir oyuna çevir. Bütün bu yaşadıklarına ve yaşayacaklarına 'hayatın gerçekleri' de diyebilirsin; bunlar 'bir oyundur' da diyebilirsin...

7B

rOtıce Kendini Kazan Eğer sen bütün bu olup bitene hayatın gerçekleriymiş gibi bakarsan, gerçekler bazen kırıcı, yıkıcı olur, hatta acı verir ve seni üzer bazen gerçekler. Eğer sen bu yaşadıklarına bir oyun gibi bakarsan, başına ne gelirse gelsin, yaşamaktan daima zevk alır ve her zaman mutlu olursun. Bir gün yeğenim Burak'a dönerek şöyle demiştim: -Oğlum Burak, bugünlerin kıymetini iyi bil. Bir daha geri gelmez bu zamanlar... O da bana şu tarihi lafı etmişti: -İyi de amca, ne yapayım? O anda durmuş ve sadece, - Şeyy--diyebilmiştim. Şimdi aynı diyalogu yeniden şasam,kekelemeden ve duraksamadan şunları söylerdim:
-Eğer

ya-

mutlu olmak istiyorsan, sadece oyna ve hiç merak etme, her oyunda olduğu gibi bu oyunda da daima tekrar başlama hakkın var. Bir yerlerde ara sıra 'game över' yazarsa sıkıntıya girme. Hemen 'Yeniden başlat'a basıp tekrar başlat oyunu ve sakın unutma, sen ölmedikten sonra bu oyun asla bitmez! 79

Yerim Seni OSS

Hayata Bir Oyun Gibi Bakmak Ne İşe Yarayacak İnsan en çok oyun oynamaktan keyif alır. 3 gün ara vermeden kumar oynayan adam tanıdım ben. Atari oyunları falan... İnsan asla sıkılmaz böyle şeylerden. Elbetteki ben oyun adı altında bilinen ve kumar statüsünde olan her şeye tepeden tırnağa kadar karşıyım; ancak insanoğlunun bu oyun merakı bize bir şeyler öğretiyor. Hayatı oyuna çevirmeyi. Mademki insan, oyuna meraklı bir yapıya sahiptir, o halde bunun mutlaka bir anlamı vardır ve 'hayat' denilen bu muamma büyük ihtimalle bir oyun olarak tasarlanmıştır... Ancak insan kendi oyununu bırakıp, yine kendi eliyle icat ettiği oyunlara bulaştığı için, neredeyse bir asır süren kendine ait bu devasa oyunu görmezden geliyorsa bir problem var demektir. Lütfen şimdi geri çekil ve tüm hayretinle Joysticksiz oynanan bu koca oyuna bir bak! Bu bakış açınla ortada kusursuz kurgulanmış bir oyun ve irili ufaklı birkaç kural göreceksin ki biz onlara 'oyunun kuralları' diyoruz. Özetle hayatın gerçeklerini oyunun kuralları olarak kabul edersen, sen de bir çizgi film kahramanısın 80

önce Kendini Kazan demektir. Bu durumda sana bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce hangisini istiyorsun?... Peki dediğin gibi olsun©... Kötü haber: Arabanın altında kalırsan, çizgi filmlerdeki gibi olmayabilir. İyi haber: Ölmedikten sonra her zaman yeniden başlayabilirsin... Bu oyun her yüzyılda bir, 6 milyar insan için yeniden düzenleniyor ve herkes kendi oyununa bir isim verip, yalnız oynuyor oyununu. Ben kendi oyunuma 'savaşları durdurmaca oyunu' demişim mesela. Bir başkası 'büyük adam olmaca oyunu', bir başkası ise 'benden bir şey olmamaca oyunu...' diyebilir. Şimdi bir karar ver, sen bu oyunda var mısın, yok musun? 'Varım' diyorsan hemen oyununa bir isim tak ve başla... 'Yokum' diyorsan, hoop! Bu oyundan asla kaçamazsın. Diyelim ki oyunbozanlık yaptın da kaçtın, o zaman sen artık oyununa bir isim verme hakkını da kaybedeceksin demektir ki bu durumda diğer oyuncular senin oyununun adını 'jeton saklamaca' olarak belirleyeceklerdir.

Yerim Seni ÖSS

Oyunu kabul etmiyorsan makineye jeton atmayan çocuk gibi olmaya hazırlan. BİR makinenin karşısına geçip başkalarının oyunlarını izleyeceğin anlamına gelir. Gerçi bunun kimse için hiçbir sakıncası yoktur. İzleyici olarak yaşar ve izleyici olarak cebindeki jetonlarınla ölür gidersin. Karar ver! Bu oyunda var mısın? Ve bu oyunu doğru oynamak için başlamaya hazır mısın? Ha unutmadan söylemem lazım: Hedef belirlemek bu oyunun ilk kuralıdır. Eğer hedefini küçük seçersen (Emekli olmak, geçinip gitmek...) kimse sana ilişmez. Kolay kolay da yanmazsın; ama o zaman bu oyunun bir tadı da olmaz. Büyük bir hedef belirlersen, oyun bilmez birçok oyuncu sana karşı çıkacaktır. Oyunun kuralı bu ve bu durumda oyunu daha inatçı olan kazanır. Kazanmakla da kalmaz, karşı tarafa kendini kabul ettirip destek bile alır. Tarihte öyle büyük oyuncular vardır ki yüz binlerce, bazen yüz milyonlarca, hatta bazen milyarlarca oyuncuyu kendi oyunlarında birer figüran gibi kullanmayı başarırlar. Ve o oyuncular, oyunlarını sırf büyük adamın yanında olmak pahasına 'figürancılık oyunu' diye belirlerler ve bununla da gurur duyarlar... B2

Kuralına göre Oyna Eğer oyundan zevk almak istiyorsan iki temel prensibin olacak: 1. Doğruluk Kimseye ve hiçbir şeye zarar vermeden oyna. Yapacağın işin, gideceğin yerin, tutacağın dalın bir katma değer, bir fayda üretmesi gerektiğini asla unutma. - İyi ama ben neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmiyorum ki?! diyenler çıkıyor bazen... Bu kesinlikle asılsızdır ve bunu söyleyen de inanmaz buna. Herkes neyin doğru, neyin yanlış olduğunu mutlaka bilir. Diyelim ki buna rağmen sen bilmediğini iddia ediyorsun. Problem yok! Bunu anlamanın çok basit bir formülü var! Objektif bir pencereden sadece yaptığın işin faydasına bakacaksın! Kendine, çevrene, dünyaya, kısacası insanlık alemine bir fayda üretiyor musun? Cevabın 'Evet'se yaptığın şey doğrudur...

83

Yerim Setli ÖSS

2. Büyüklük Diyelim ki doğru oynadın, yani bir fayda ürettin! Bu sefer ürettiğin faydanın büyüklüğüyle ilgilen. Daha faydalı olman lazım. Çok daha faydalı ve nihayetinde en faydalı olmalısın! En faydalı olmak büyük oynamakla, büyük düşünmekle mümkündür. Ve büyük oynamak için asla büyük olman gerekmez. Kaldı ki büyük oynamaya karar verdiğin anda zaten büyüksün. Finans sektörünü seçtiğini varsayalım. Henüz öğrenci olduğunu hatta daha üniversiteyi bile kazanmadığını hepimiz biliyoruz; ama bu asla küçük düşünmeni gerektirmez. - Ben finans uzmanı olmak istiyorum. Bunun için büyük düşünüp Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesini seçiyorum. Mezun olunca X Bank'ın genel müdürlüğünde kendime finans uzmanı olarak bir iş bulup hayatımı sürdürmek niyetindeyim. gibi bir cümle kurup, sonra da kuzu gibi ÖSS'ye hazırlanıyorsan, sen halen küçük düşünüyor ve kendini 84

önce Kendini Kazan sıradan bir lise öğrencisi ya da liseyi yeni bitirmiş, işsizlik kaygısıyla üniversiteye hazırlanan bir zavallı olarak görüyorsun demektir. - Ben gelmiş geçmiş en büyük finans uzmanıyım. Yalnız bunu şimdilik sadece ben biliyorum. Bunu insanların da anlayabilmesi için önce şu 'Boğaziçi İşletme'yi bitirmeli ve finans konusunda dünyanın en büyük kuruluşunda çalışmalıyım. Gel gör ki mezun olduktan sonra bunun için bekleyecek zamanım yok! Bu nedenle başvurularımı şimdiden yapmak zorundayım. diyebiliyorsan ve sonra oturup dünyanın en büyük finans kuruluşlarıyla yazışmalar yapabilecek cesareti bünyende ve beyninde toplayıp harekete geçebiliyorsan, evet sen bu oyunu hem büyük hem de doğru oynamaya başladın demektir ki benim de istediğim şey buydu zaten. IMF İnsan Kaynakları Direktörlüğüne Değerli arkadaşlar. Ben dünyanın en iyi finans uzmanıyım. IMF gibi bir kuruluşta benim olmamam takdir edersiniz ki sizin açınızdan büyük bir eksikliktir. Ancak henüz konuyla ilgili bir okulu bitirmiş değilim. Yani şu 85

Yerim Seni ÖSS anda bana 'Hadi Aytekin, gel başla!' deseniz de sanırım kabul etme şansım yok! Bu sebeple bana 4 yıl müsaade edeceksiniz. Ben de bu süre zarfında okulumu bitirip sizinle çalışmak üzere IMF'e geleceğim. Şu anda başlamayı ben de gerçekten çok isterdim; ama inanın ki bu mümkün değil. Çünkü benim vazgeçilmez prensiplerim var. Benimle irtibatı kopartmamanızı, sizin gelecekte daha başarılı olmanız için tavsiye ediyorum. Büyük düşünmeniz dileklerimle. Aytekin Gürtekin Dünyanın En Büyük Finans Uzmanı Bu tarz e-mailler çoğunlukla karşı tarafta bir tebessüm oluşturur. Eğitimlerimde bu bölümü anlatırken öğrencilerim çoğu kez, - Ya hocam gülünç olmayalım, diyerek endişelerini dile getiriyorlardı. Bilmiyorlardı, gülünç olacağını düşünmenin 'gülünç olmak' olduğunu. Eğer sen de böyle düşünüyorsan, bir şekilde anlattıklarıma inanmadığını söylemiş oluyorsun ki mümkünse kimseye mektup falan yazma kardeşim.

86

önce Kendini Kazan

Kim öiiliinç Bu e-maile gülen bir insanın 'referans hastası' olduğu zaten belli değil midir? Eğer öyle olmasaydı sana cevaben bunu neye dayanarak söylediğini soran içerikle hazırlanmış bir mektup göndererek fikrini almak istemez miydi? E, mademki senin mektubun bir referans hastasının eline geçmiştir; o halde gülünç olan odur. Sen değilsin; çünkü sen zaten 'dünyanın en büyük finans uzmanı' olduğun inancıyla yaşıyor ve kendini ona göre yetiştiriyorsun. Ayrıca bu senin ilk ve tek hamlen olmayacak. Diğer devlerle de yazışacağın için burada kaybeden, gülünç bir referans hastasını bünyesinde barındıran IMF olacaktır. Sen değil! Bu arada senin gönderdiğin bu mektup eğer doğru kişinin eline ulaşırsa ki bu ihtimal daima %50'dir, neler olabileceğini düşünebiliyor musun? Bu durumda sen daha lisedeyken IMF tarafından ciddiye alındın demektir ve emin ol, günün birinde IMF başkanı olmaman için hiçbir sebep görünmüyor ortalarda! Eğer IMF'in başkanının 2 beyni olsaydı, emin ol ki sana IMF'ten uzak durmanı söyleyen ilk kişi ben olurdum; 87

Yerim Seni OSS ama ben hepsini inceledim, hepsinin bir tane beyni var ve hepsi senin gibi besleniyor, senin gibi nefes alıyor, çimdik atınca da senin gibi zıplıyor... Bu tarz mektuplardan IMF'e her yıl kaç tane gittiğini biliyor musun? Ben söyleyeyim: Hiç! Yani her kim bunu yaparsa bilsin ki o bir ilk olacaktır. Canlı istatistik Şu anda bu kitabı 100 kişi okuyor. 701 bu fikri hiç düşünmeden saçma buluyor. Geriye kalan 30 kişi, sıcak bakıyor ve düşünüyor... Onların da %70'i, yani 21 kişi fikri sıcak bulmasına rağmen sebepsizce yapmama eğilime giriyor... Geriye kalan 9 kişiden 6'sı tembelliği gerekçesiyle bunu zaten yapamaz... Son olarak geriye sadece 3 kişi kalır ki onların da 2'si çevrenin etkisinde kalarak vazgeçerler, eminim... Yaptığım hesaplara göre bu yıl da yine IMF, dünyanın en büyük finans uzmanıyla tanışamayacak gibi gözüküyor. Yani kimse mektup göndermediği için değil, harbiden 'dünyanın en büyük finans uzmanı' olduğuna inanan kimse olmadığı için tanışamayacak; çünkü buna gerçekten inanan bir insan mezun olduktan sonra X Bank'ta müfettiş olmayı hayal etmez.

&8

önce Kendini Kazan Tekzip: Az önce yukarıda yaptığım canlı istatistikte hesaplarına hatası yapmışım ve bir kişiyi unutmuşum. Eğer görürsen haber ver ona... 'IIVIF finans uzmanı arıyormuş!' de, o anlar. Herhalde anlar artık©... Düşünebiliyor musun? İnsanların çok ciddi bir çoğunluğu böyle bir mektup hazırlayıp göndermeye bir türlü sıcak bakamıyorlar; çünkü ciddiye alınmayacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzden de yönlerini öteki tarafa çevirip, kıytırık bir bankanın kıytırık bir departmanına girebilmek için binlerce insanla beraber aynı adreslere mektup ya da CV gönderiyorlar. Böylece bu çiçeği burnunda sözüm ona yönetici adayları ilgili pozisyon için binlerce rakiple sıra beklemeye başlıyorlar. Soran olursa da utanmadan: - Valla tam 5 yere iş başvurusu yaptım, bekliyorum; ama henüz arayan olmadı! İş yok kardeşim, memlekette iş yok! Ne yapacağımı bilmiyorum. Sinirimden ağlayabilirim. diyorlar. Bu cümle daha bitmeden etrafındaki insanlar da bu işgüzar arkadaşımıza hak vererek, onu teskin etmeye çalışırlar; böylece bir huzur ortamı oluşur mekanda ve herkes bir ağızdan sistemi suçlar. Bir anda işsizlik devlet politikasına dönüşür ve

89

Yerim Seni OSS binlerce vasıflı iş bilmez gencin işsiz kalmasının tek sorumlusu sistem olur. itiraz: Bulunduğunuz mahalledeki bakkaldan alışveriş yapmana itiraz etmem; ama illa o mahallede çalışman konusundaki ısrarına şiddetle itiraz ederim. Hele de mahallende seni anlayacak kapasitede bir işveren yoksa!... Ayrıca 5 yere başvurmak bir marifet değil; binlerce şirket var başvurabileceğin. Bir yere başvurup, ondan cevap almadan bir diğeriyle ilgilenmemek, tembel adamın mazeret öncesi oluşturduğu tavırdır... Soru: Üniversite mezunu her işsiz genç, daha öncekilerce belirlenmiş olan 50 adrese özgeçmişini yollarsa, adres başına kaç özgeçmiş düşer, havuz kaç saatte dolar, bunlar nerede karşılaşır, özgeçmişin üzerinde bulunan vesikalık fotoğraflarla yapılacak en zevkli iş nedir?
a)Adres

başına düşen özgeçmiş sayısı hesap edilemez. b)Musluk bu kadar açıksa havuz anında dolar. c)Bunlar kahvede karşılaşırlar. d)Ortalama olarak her iki özgeçmişin üzerinde

90

önce Kendini Kazan bulunan vesikalık fotoğraf sökülerek 'Aradaki 7 farkı bulmaca' oyunu oynamak, yapılabilecek en zevkli iştir; lakin fotoğraflar arasında pek fark olmayacağı için bu oyun, belli bir zaman sonra sıkıcı olabilir, e) Hepsi Eskiden önemli kabul edilen insanlarla oturup sohbet ettiğimde, telefonlarının hiç çalmaması ilgimi çekiyordu. Bir gün tüm cesaretimi toplayıp, -Abi neden seni kimse aramıyor? diye sordum önemli birine. Güldü: -Valla Erdalcım, birinin beni arayabilmesi için söyleyecek sözü ya da ilginç bir projesi olması lazım. Bu kalitede olan insan sayısı ise tahmin edersin ki yok denecek kadar az. O halde beni kim arayacak?... Sen bile bu kadar yakın olmamıza rağmen yeni bir kitabın çıktığında ya da ilginç bir proje yakaladığında arıyorsun beni... dedi. Düşündüm, adam haklıydı; ama bunu bilen hiç kimse yoktu. Herkes onların her gün yüzlerce insan tarafından arandıklarını düşünüyor ve bu yüzden cesaret edip aramıyordu... Çünkü bu bir kalıptı ve böyle öğretilmişti.

91

Yerim Seni OSS - Görmüyor musun? Adam her gün TV'de. Başka işi yok da seninle mi görüşecek!? diye düşünülüyordu. Halbuki her gün TV'de olması, onun her gün biraz daha yalnızlaşması anlamına geliyordu; çünkü o büyüdükçe insanların onun erişilmez olduğuna olan inançları da artıyordu... Sonuçta inandığın bir projen varsa aramaktan korkma. Boş boş oturan bu adamlar seni dinleyeceklerdir©... Şiddetli ve önemli uyarı: 'Ara' dedim ya şimdi, aklına gelen her şeyde de tutup arama milleti©. Tavuk kaza bakınca, problem olabiliyor... Bir gün genç bir adam beni aradı ve çok değerli bir projesinin olduğundan bahsetti. Ben de e-maille bizim ekibe projeyi göndermesini istedim. O ise ısrarla bana anlatması gerektiğinin altını çiziyordu... Ben tekrar bizim çocuklara yönlendirince, biraz sitemli bir ağızla kapadı telefonu. Aradan iki gün geçti ve bu esrarlı genç adam, mesajlarıyla beni taciz etmeye başladı. Artık her sabah onun mesajlarıyla uyanıyordum:

92

önce Kendini Kazan -Ben de sizin ön yargısız olduğunuzu düşünmüştüm. -Eğer benimle görüşmezseniz Türkiye'ye ihanet etmiş sayılırsınız. -Ben sizi adam sanmıştım; ama yanılmışım. Ve buna benzer onlarca mesaj... En sonunda bu kişinin haklı olma ihtimalini de göz önünde bulundurarak projesini yazılı olarak göndermemesine rağmen, onu görüşmeye davet ettim. -Evet dostum, sen kazandın. Salı günü saat 09:03'te ofisimde bekliyorum. 09:33'e kadar sadece seni dinleyeceğim. Yani 30 dakikan var, gel... dedim. Dakikaların değeri daha iyi anlaşılsın diye randevularımı çoğu kez bu şekilde veririm. Derken Salı günü oldu. Saat 09:03; ama beyefendi ortalarda yok. Saat tam 09:13 itibariyle zil çaldı ve arkadaş geldi. Hemen odama çıkardılar. -Neden geç kaldınız? diye sordum. 9

-Ben

geç kalmadım, siz erkencisiniz... Benim saatime göre saat şu anda tam 09:03. dedi, yeni aldığı belli olsun diye koruma naylonunu sökmeden taktığı saatinin yelkovanını göstererek... Şaşkınlıkla: -Nasıl yani ya? diye tekrar sordum. -Benim saatim 10 dakika geri ve bana göre saat şu an 09:03 dedi. 10 Dakika Meselesi: Benim saatim İner zaman 10 dakika ilendir. 'İstanbul Trafiği'nin beni malıcup etmesine engel olmak ve fıiçbir yere geç kalmamak için bu şekilde ayarlıyorum saatimi. Buna rağmen ben de birilerine randevu verirken tabi ki Türkiye'nin yerel saatini kullanıyorum. Peki bu beyefendi ne yapmış biliyor musun? Bana tepki olsun, bir de 'farklılık' olsun diye saatini 10 dakika geri almış. Dolayısıyla Türkiye'nin yerel saati 09:13, benim saatim 09:23, onun saati ise tam 09:03'tü biz toplantıya başladığımızda.

önce Kendini Kazan Neyse, ben ona bunun saçma olduğunu ve bu uygulamanın bir değer üretmediğini söyledim. Hatta: Eğer istersen bizim 'Muhalefet Departmanı’nı çağırıp bu yaptığının bir saçmalık olduğunu sana ispat edebilirim... dedim gerilen alın derimle... Gerek yok. Onlar da sizin gibi düşünüyorlardır eminim. diyerek bizi topyekun cahillikle suçladı. O an anladım ki bu tarz insanlar için yapabilecek gerçekten hiçbir şey yok! Bu genç adam il dışından gelmişti ve benim ofisimdeydik. Bu yüzden onu kovamazdım. Birden insanlık duygularım daha da kabardı ve ona her şeye rağmen projesini anlatması için vaat ettiğim 30 dakikayı verdim... 'Türkiye'nin dış borcunu nasıl öderiz?' söylediğine bakılırsa projesi buna Genç adamın

'Muhalefet Departmanı: Şirketimin bünyesinde muhalif fikirler üretmekle görevlendirdiğim 3 kişiden oluşan bir departman. Bu departmana 101. Departman diyorum ve bu departmanın kesinlikle her şirkette olması gerektiğine inanıyorum. Bkz. iflas Etmenin Yolları... 95

cevap verebilecek nitelikteydi. Sabırsızlıkla sunacağı çözüm önerisini bekliyordum. İşte tüyler ürperten ilginç çözüm: -Türkiye'nin en zenginlerini ikna edeceğim ve onlardan 5 yıl boyunca asgari ücretle yaşayıp lüks tüketimden vazgeçmelerini isteyeceğim. Ayrıca yurt dışına bile kontrollü gidip gelmeleri konusunda onları eğiteceğim. diyordu genç adam. Ve iddiasına göre onu dinlemeleri, istediği tek şeydi; çünkü ikna edemeyeceği hiçbir insan yoktu. Satır aralarında iflas ettiğini (ki bu çok doğal, asla aşağılamam!) ve o zor döneminde, parası olduğu halde babasından bile beş kuruş yardım alamadığını söylemişti. Bunun üzerine: -Peki babanı bizzat kendi iflasın konusunda ikna edememiş olan sen, nasıl vergilerini tastamam ödeyen bu dev kurumların sahiplerini asgari ücretle yaşamaya ikna etmeyi planlıyorsun? dediğimde. -Valla onu hiç düşünmedim; ama bence ikna edebilirim... demiş ve hayatımın 40 dakikasını mahvetmişti.

önce Kendini Kazar

Tüm Zamanlaın En İnce Çizgisi Bu anekdotu buraya yazmamın sebebi kaybettiğim bu 40 dakikayı anlamlı bir hale getirmek ve senin de birilerinin karşısına saçma sapan projelerle gitmeni engellemekti. 'Saçma sapan...' derken, asla senin hazırlayacağın uçuk projelerine engel olmak istemem. Elbette ki büyük projeler, birçoğuna göre saçma sapan olacaktır. Yoksa büyük olduğunu nasıl anlayacağız ki? Yani herkesin anında anladığı bir proje çoğunlukla sıradandır. Burada 'saçma sapan' diye kastettiğim 'ipe sapa gelmez!' anlamındadır. Bunu nasıl anlayabileceğini de söyleyeyim. Bir projeyi yapmadan önce, o konuyla ilgili bulabileceğin her şeyi okumaya çalış. Konuyla ilgili üniversitelere, akademisyenlere danış. Eğer herkes bunu çok uçuk ve manasız buluyorsa, iki alternatif vardır: 1. Ya projen hakikaten beş para etmez! 2, Ya da sen az sonra bir dahi olarak tarih teki yerini alacaksın! Zaten bu ikisi arasındaki ayrımı herkes yapamadığı için 'Deliyle dahi arasında çok ince bir çizgi vardır!' diye bir bilgi günümüze kadar hiç değişmeden taşınmıştır. Söz konusu çizgi tüm zamanların en ince 97

Yerim Seni ÖSS çizgisidir. 'Sırat Köprüsü'nden bile daha ince olan bu çizgiyi görebilmek var yaa... Vay babam vay! Bu iki alternatiften birisi kesinlikle seni de kapsıyor... Deliysen, 'Delidir, ne yapsa yeridir!' statüsüne girersin ve günün birinde kendini 'abdal' zanneden bir 'aptal' olarak ölür gidersin. Dahiysen, 'Tarih seni asla atlamaz, telaşlanma!' Ama yine de seni anlamadıklarını düşünüyorsan sana tavsiyem, kendine karşı acımasız ve hilesiz bir eleştirel bakış geliştir ve ölmeden deli mi dahi mi olduğunu anla ki gülünç olmayasın... Dahî miyim deyince birden aklıma g^eldi 'Güneşe çıkmanın da bir formülü vardır mutlaka...' şeklinde ortaya atılan bir tez, güneşe yaklaşmanın bile imkansız olduğunun zannedildiği bir çağda çok bilmişler tarafından direkt reddedilir. Bu nedenle bunun üzerinde çalışan da çok kimse yoktur. Şimdi dinle bakalım, güneşe çıkılır mı çıkılmaz mı? Teorik olarak moleküler aktivitenin olmadığı sıcaklık sıcaklık ölçeği'ndeki sıfır 98 'Kelvin

ünce Kendini Karan noktasıdır ve bu değer -273,6 santigrat dereceye tekabül eder. Yani moleküllerin hareketsiz kaldığı derecedir -273,6. O halde bu değere ulaşıp, bu ısı muhafaza edildiği zaman güneşin içine girmek mümkün olabilir mi? Eğer cevap evetse, o zaman güneşe fırlatılacak uydunun ya da güneşe çıkacak olan geminin dış yüzündeki ısıyı -273,6 santigrat dereceye sabitleyebilirsek güneşe de çıkabiliriz. Bu durumda ihtiyacımız olan şey, sadece bu ısıyı sabitte tutabilecek, devasa bir enerjidir. Peki o enerji acaba yaklaşmak ya da çıkmak istediğimiz güneşten elde edilebilir mi? Yani güneş enerjisiyle çalışan bir soğutma tertibatı, bu devasa enerjiyi basit bir geminin ya da uydunun dış yüzünü -273,6 derecede muhafaza edebilir mi?... Nasıl, saçma değil mi? Üzgünüm; ama insanlar bir gün güneşe bu saçma formülle çıkacaklar. Kuyudan Haber Var: Delinin biri kuyuya bir taş atar, sonra 50 akıllı birleşip çıkaramaz o taşı; çünkü hiçbir akıllı, ötekini dinlemeyi akıl etmez. Buna rağmen yine de bir deli, 50 akıllıyı düşünmeye sevk ettiği için çoğu 99

Yerim Seni ÖSS zaman 50 akıla hükmetmeyi başarır. Belki taşı atan, bunu da hesap edecek kadar akıllıdır. Bu arada o taşlara henüz hiç ulaşan olmamış ki '...50 akıllı çıkaramaz' diye söylemiş atalarımız. Kim bilir belki de işin sırrı o taşın üzerine kazınmıştır. (Kuyuya atmadan önce, taşın üstüne yazdığım yazıyı seninle paylaşmak istedim. Ne de olsa yine çıkaramayacaklar©...) Kartvizit Bastır Henüz bir öğrenciyken bunu yapman ne kadar çılgınca olurdu. Yıllar önce ben de yapmıştım aynısını. İnan, o günleri çok özlüyorum ve şu anda sana imreniyorum. Çok abartmadan herhangi bir matbaaya git ve siparişini ver. Kartvizitinde isminin altına bir unvan yazman gerekiyor ya hani, sen oraya 'Dünyanın En İyi Avukatı" ya da 'Dünyanın En İyi İnşaat Mühendisi 2020' yazdıracaksın. Kartvizitini dağıtmaya başladığın anda etrafındaki birçok insan sana karşı alaylı bir tebessümle yaklaşacaklar; ama bu seni asla ilgilendirmeyecek!

Önce Kendini Kazan Düşünsene ya! Sen, 'Ben dünyanın en iyi kulak burun boğaz uzmanı olmak istiyorum!' diyorsun ve insanlar seninle alay ediyorlar. Halbuki bu yüce bir hedeftir. Alkışlanması gereken bir hedeftir, saygı duyulması gereken bir hedeftir. Yardım edilmesi gereken bir hedeftir... Eğer insanlar senin bu hedefine yardım etmek yerine seninle alay ediyorlarsa, tekrar düşünmelisin... Ve bilmelisin ki onların haklı olma ihtimali yok, resmen yok! Onların sana saygısı maygı-sı da yok! -Ben seri cinayetler işleyen bir katil olacağım. -Ben terörist olacağım. -Ben masum çocukları öldüreceğim. -Ben yüzyılın en büyük hırsızı olacağım... demiyorsun ki sen! Sen insanlara faydalı olmaya çalışırken eğer olay konusu oluyorsan, eğer reddedili-yorsan, eğer adam yerine konmuyorsan, düşün. Derin düşün! Sence de ortada akla zarar bir çelişki ve devasa bir ön yargı yok mu? Ben 'ben dünyanın en akıllı insanıyım.' demiştim, onlar bana 'Deli' demişlerdi. Halbuki benim kimseye zararım yoktu. Bu tavırlarını anlayamıyordum. İnsanlar bana yardım etmediler. Düşünsene 'Dünyanın En

Yetim Seni ÖSS Akıllı Insanı'yım diyen biri var karşında ve eğer bu adam doğru söylüyorsa, sen o anda 'Dünyanın En Akıllı İnsanı'yla karşı karşıyasın; ama onlar bu ihtimali hiç düşünmediler. Ben sadece acıyordum onlara. 'Yazık!' diyordum. Adamın karşısında bir dahi duruyor; ama o, o anda kendi egosunu beslemekle meşgul. Onları ciddiye alamazdım, almadım da. Nasıl alabilirdim ki? Hedefimi söylediğimde gülen, 'Deli' diyen, alay eden birini nasıl ciddiye alabilirim? İyi ki de öyle davranmışlar bana karşı ki ben daha sonra bu aklımı savaşları durdurmaya çevirdim. Yeni hedefimi açıkladığımda ise herkes koro halinde 'İşte bu imkansız!' diye bağırdı©.
-Ben

savaşları durduracağım! dedim. Tarih verdim: -15 Mart 2030, saat 10:00'da,'Dünya Barış Zirve-si'ni İstanbul'da yapacağım! dedim. Güldüler. Bugünlerde ciddiye alan çok insan yok bunu; ama ben bu filmi daha önce de izlemiştim. Beni 1993'te ciddiye almayanlar 2000'li yıllarda benden eğitim aldılar. Şimdi savaşları durdurmaktan söz ediyorum. 'F-1' kadar bile ciddiye alınmıyorum. 102

önce Kendini Kazan 'Dünya Kupası' daha önemli geliyor onlara. Düşünüyorum sonra, 'Dünya Kupası Organizasyonu' mu, 'F-1 organizasyonu' mu, yoksa 'Dünya Barış Zirvesi' organizasyonu mu daha büyük, daha ilgi çekici, daha anlamlı... Elbette ki 'Dünya Barış Zirvesi' ancak buna rağmen İstanbul'da hiçbir köprüye '15 Mart 2030 Dünya Barış Zirvesi İstanbul'da, Bekleyin!' diye bir yazı asmadılar. Eğer bunu yapsaydılar; Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, ıdılar vıdılar...'Ne oluyor acaba, Türkiye ne yapmak istiyor?' diye yönünü bize çevirecekti ve bu duruşumuz elbette ki Formu-la-1'in Türkiye'de yapılmasından daha büyük bir ses getirecekti dünya kamuoyunda. Ayrıntı: Bir adam var ortada 'Dünya Barış Zirvesi'ni yapmaktan bahsediyor ve kimse inanmıyor bu adama! Ne yazik ki şimdilik bu hedef insanlara ütopik geliyor; ama insan bir kere de olsun sormaz mı? 'Arkadaşım, sen bunu nasıl yapmayı planlıyorsun?' diye. Bu arada diyelim ki bu, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan zavallı bir hayal olsun. Ve buna rağmen varsayalım ki sen bunu köprülere yazıp dünyaya duyurdun. Sonra sana 'Bunu nasıl yapacaksınız?' diye sordular, hiçbir şey bilmiyorsan bunu yapmayı hayal ettiğini de mi söyleyemeyeceksin? Kaldı ki ben bunu dünyaya anlatma platformunu ele geçirdiğim anda tüm dünyayı ikna ederim. 103

Yerim Seni ÖSS Not: Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Ben bu projeye hayatımı adadım.15 Mart 2030'da Barış Zirvesi benim öncülüğümde istanbul'da gerçekleşecektir, köprülerde yazmasa da olur... Dünya barış zirvesini yapacağıma ilk inanan, o zaman 4 yaşında olan kızımdı. -Yavrum hadi savaşları durduralım! dediğimde o bana: -Hadi baba! demişti. Onun yaşındaki tüm insanlar: - Hadi durduralım! dediler. Ben onlardan güç alarak yoluma devam ettim. Çünkü 25 yaşındaki bir gence: -Hadi savaşları durduralım! dediğimde:
-Nasıl?

diye soruyordu. 35 yaşındaki ise: - Hadi canım sen de, bir kere de mantıklı bir şey söyle... diyordu. 60 yaşındakilerse reddetmekle kalmayıp, bir de alternatif çözüm üretiyorlardı.

104

önce Kendini Kazan - Bırak bu saçma sapan düşünceleri de sigortalı bir işe gir çalış! Hem emekli de olursun... diyorlardı... Ben her yaşta değişkenlik gösteren bu tavırlardan mevcut eğitim sisteminin insanlara sadece imkansızı öğrettiğini anlıyordum. O halde, - Dünya ciddi bir yanılgı içerisinde... dedim ve asla tek adım geri atmadan yürümeye yemin ettim. İşte şimdi göğsümü gere gere söylüyorum: 'Sakın aldırış etme onlara. Sen yüce bir hedef belirle ve koşar adımlarla ilerle hedefine.' Yüce hedef: İçinde en az bir tane 'En' barındıran, insan-lıl< alemine faydalı izler biral<acak bir final nol<tasıdır. Hiç zaman kaybetme, arkana bile bakma. Git ve kendine bir kartvizit bastır. Her yerde anlat hedefini. İnsanlar sana nasıl yapacağını bile sormadan ön yargılarının ucuna alaylı bir gülümseme eklerlerse onlara şu hikayeyi anlat: Kuş Adamın biri, bir sirke iş başvurusu yapmaya gitti. Sirkin sahibine: 105

Yerim Seri ÖSS Efendim, ben çok iyi kuş taklidi yapabiliyorum! dedi. Sirk sahibi gülmeye başladı: - Bunu herkes yapabilir. Beni meşgul etme delikanlı... dedi. Genç adam, zamanını aldığı adamdan 'özür' diledi. Gamı açtı ve uçarak sirki terk etti... Ve Kendini tanımak, sınırlarını keşfetmek, hedef belirlemek ve benzeri organizasyonlar yapmak, kazanmanın en zor kısmını oluşturur. Ve sen az önce bu en zor bölüme ilişkin bütün hazırlıkları tamamlamış bulunuyorsun. Geriye sadece gerekeni yapmanla ilgili bir iki detay kaldı. Eğer kendini hazır hissediyorsan, detaylara geçebiliriz. Hazır hissetmiyorsan, bu bölümü tekrar oku! Hazır hissedinceye kadar oku... Üzgünüm, ukalalık gibi gelse de bu, bunun başka yolu yok! Hazır olunca haber ver, ben buradayım...

106

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

Bu bölümde ise, 'ders çalışmak' denilen o sıkıntılı işi,sadece zekanı kullanarak bir eğlenceye dönüştürebilmenin yepyeni tekniklerini öğreneceksin. Herkes babadan dededen kalma tekniklerle sınava hazırlanırken, sen, burada anlatılan bu manyak yöntemlerle yüz binlerce öğrenciyi geride bırakıp yoluna devam edeceksin.

«

En İyisini Yap Yaptığın işin adı ne olursa olsun, o işi öyle iyi yapmalısın ki senden önce hiçbir insan, senden daha iyi yapmış olmamalı... Kaldı ki sen, senden öncekilere göre çok daha avantajlı bir durumdasın; çünkü senden öncekiler o işi en az bir kere yapmışlar. Bu şu anlama geliyor: Yapmaya çalıştığın iş her neyse, daha önce başkaları tarafından başarılmış ya da denenmiş bir iştir ve sen bu başkalarını tanıyorsun. Günahıyla sevabıyla her türlü detayı öğrenmiş bulunuyorsun ya da öğrenebilecek durumdasın. O halde o işi en az onlar kadar iyi yapabileceğin, reddedilemez bir gerçektir. Kashna der ki: Birinin bir şeyi yapabiliyor olması, benim yapabileceklerimin en alt sınırını gösterir.

Neden Bu Yıl ki ÖSS Şampiyonu Sen olmayasın Şu anda ilgilendiğin işin adı ÖSS. Yukarıda anlatılanlara göre senin 'ÖSS Şampiyonu' olman gerekiyor. Bilmem anlatabildim mi©? Bu arada 'ÖSS Şampiyonu' 109

Yerim Seni ÖSS olmanın hiçbir sakıncası olmadığı gibi senin bu konuyla ilgili herhangi bir engelin de yoktur. Hayret Ediyorum: Elbette ki realist olmak lazım. Eğer bu kitabı sınava 15 gün kala okuyorsan ve bu saate kadar henüz hiçbir şey yapmamışsan, ben asla 'Hadi git şampiyon oü' demem sana. Sınava en az bir sene zamanın varsa, bu sefer de bunu senin düşünmen gerektiğini bildiğim için 'Hadi git şampiyon ol!' demem yine sana; ama itiraf edeyim, hayret ederim. 'Neden şampiyon olmak dururken sadece smav kazanmaya çalıştığına' gerçekten hayret ederim. Yaptığın işi en iyi yapmak ve söz konusu alanda en iyi olmak için, fazla bir şey yapman gerekmiyor... Gerekeni yap, sadece gerekeni... Bir Şampiyon gibi Davran Hedefin şampiyon olmak değil elbette. Sen oraları çoktan aştın. Çok daha büyük hayallerin var ve senin istediğin, şampiyon olmak değil, o hayallere ulaşmak... O kadar çok şampiyon geldi geçti ki ÖSS'den, inan hiçbirisini hatırlamıyorum. Geldiler ve geçtiler. Öte yandan hiç şampiyon olmadan zirveleri zorlayanların haddi hesabı belli değil.

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri Ancaaaak... Sen bir işi yapıyorsan, en iyisini yapmalısın! O yüzden de bu sınavdan şampiyon olarak çıkman, kendi iç huzurun için ciddi anlamlar ifade ediyor. Hadi şimdi bir şampiyon gibi hazırlan bu sınava. Her şeyinle, her yönünle bir şampiyon gibi davran... Çalışma Odası Odanın giriş kapısına, - Dünya Bankası'nın Başkanı bu kapının arkasında... diye yazdığın o kağıdı yapıştır. Masanın üzerine de, hani yönetici masalarında vardır ya: Sen de çalışma masanın üzerine aynen o şekilde, seçtiğin branşa ilişkin belirlediğin hedefini ifade eden kartondan bir yazı yerleştir:

Yerim Seni ÖSS

2030

Seni herkes böyle bilmeli... Bu duruşun aynı zamanda bir de söz vermek anlamına gelecektir. Senin odana girenler kararlılığını gözlerinden okuyacak, hatta seni meşgul etmekten çekinecekler. Her şey bir yana, seninle konuşanlar sana bu karton parçasıyla ilgili sorular sormaya başlayacaklar. Yani konu hep senin ekseninde olacak. Bu, kendini geliştirmen için harika bir fırsat. Not: Oldu da olmadı. Sen üniversiteyi bile kazanamadın. Ne çıkar? En fazla, kendini bilmezlerin bir iki hafta alay konusu olursun. E, zaten onlar da kendini bilmez statüsündedir©. 'Ağaca çıkmak istiyorsan, yıldızları hedef al' demiş filozof. Ağaca çıkınca kimse sana 'Neden çıktın, nasıl çıktın ya da niye yıldızlara çıkamadın?' diyemeyecek! Hem ağaca yaklaşmaya bile cesareti olmayanlar, sana nasıl yaklaşabilirler ki?

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

Duvarlar Ailenle aranı bozmayacak şekilde odanın duvarlarını dizayn et. Kalın Parmanent kalemler kullanmanda bir sakınca yoksa, duvarlara yaz. Mesela sınıf öğretmeni olmak istiyorsan, 'Tüm zamanların en iyi sınıf öğretmeni benim!' diye yaz büyük harflerle... 'Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri' olmak istiyorsan, BM binasının resmini bul ve onu duvarın en görünen yerine yapıştır, altına da 'Çok yakında oradayım! Hiçbir yere kaçamazsın!' diye yaz... Uyarı: 'Ama benim odam yok!' diye bir sızlanışı doğrudan reddediyorum; çünkü bu sızlanış buradaki ana fikri anlamayanların sızlanışıdır ki onlar hiç ilgimi çekmeyen arkadaşlardır... Yine de 'Odamız yok ya, kötü olduk di mi?' diye gelebilecek bir duygu sömürüsüne engel olmak için söylemek istiyorum: Odan yoksa kağıda yaz, cebinde taşı. Eline yaz, elin yoksa beynine yaz, beynin yoksa da uza zaten! Şampiyonlar mazeret üretmezler; ama üretmek isteyenlere de sözüm yok! Bana ne? Kaldı ki herkes şampiyon olmak zorunda da değil. 'Zaten hayat kısa, değmez bu kadar kasmaya... Ha kahvede ölmüşsün, 113

Yerim Seni ÖSS ha cephede... Eninde sonunda, öyle ya da böyle, bir şekilde öleceksin işte!'diyen adam gördüm ben. Ne diyeyim şimdi ben böylesine? Ayrıntı: Elbette ki herkes şampiyon olmak istese de bir şey değişmez, yine her kategoride sadece bir tane şampiyon çıkar ÖSS'den; ama düşünsene, herkes şampiyon olmayı haya! ederse, çıta ve kalite yükselmez mi? Bu da öğrenci kalitesini artırmaz mı? Hatta ÖSYM yeni bir metot bulmak için harekete geçmek zorunda kalmaz mı? Yaşasın kötülük©. Kalemler ve Çalışma Gereçleri Soru çözmek için ihtiyacın olan ne varsa hepsini bir araya topla. ÖSS'ye hazırlanma dönemin boyunca kullanacağın kalem sayısını üç aşağı beş yukarı tahmin edersin. Birkaç tane de yedek al ve cephane yedekler gibi yedekle onları. Kalemtıraş, silgi, ne gerekiyorsa, karalama kağıdı... Bir yıllık stokunu yap. Bunlaı- çok para tutmaz, biliyorsun. Soru bankaları vs. neye ihtiyacın varsa her şeyi hazırla ve onları en rahat ulaşabileceğin yere koy. Onları kullanırken bir iş yaptığını hissetmen lazım. Bunun için harika bir fikrim ver: Sınava hazırlanırken 0,5 ya da 0,7 uçlu kalemler kullanmak yerine klasik kurşunkalem «4

kullan, hani şu kalemtıraşla açılan tahta kalemler var ya, işte onlardan... 'Kalemi açmak' yani çalıştırmaya hazırlamak, kullanıma hazır etmek ve bunun için emek harcamak. Emek harcarken ruhen de hazırlanmak... Bu, çalıştığını hissettirecek sana. Kalemtıraşı hiçbir öğrenci çok iyi tanımıyor... Aslında o bir öğrencinin kendini mutlu hissetmesi için tasarlanmış çok özel bir alettir. Belki de yanındaki yedek bıçağı hiç fark etmeden okul bitiren yüz binlerce öğrenci vardır. Ve o bıçağı değiştiren de neredeyse hiç kimse yoktur. (Bazıları gidip bir de utanmadan elektrikli kalemtıraş satın alıyor yaa!) Ben olsam kalemtıraşımı cebimde taşırdım©. Düşünsene, okuldan eve geldin. Odana girdin, hazırlanıyorsun. Kalemlerini hazırladığın bir safha olmalı; çünkü senin en mühim çalışma aletin kalemlerindir. Özetle, yaptığın işin farkına varman için süper bir fırsat klasik kurşunkalem ve kalemtıraş... Vay bee: Sen hiç sabah sabah yumurta kırıp, kendine melemen yapıp yedin mi? Hiç başkalarının yaptığına benzemiyor o. Müthiş bir duygu. İşte 0,5 de başkasının açtığı kalem, gibi geliyor bana©.

115

Yerim Seni ÖSS ÖSS Kıyafeti Sana göre en rahat olduğun pantolonunu ve tişörtünü 'ÖSS Kıyafeti' diye hazırla. O dakikadan itibaren artık eve gelir gelmez elbiselerini çıkart ve onları giyin. Odana gir, kapını kapat ve sakın unutma, sen o odada 2020 yılının 'En'iyle beraber bir destan yazmaya hazırlanıyorsun, ÖSS'ye değil. Bu arada o üzerindekinin ÖSS kıyafeti olduğunu herkesin anlaması lazım ki o elbise üzerindeyken kimse sana ilişmesin. Bu yüzden üzerine 'Yerim Seni ÖSS' diye yaz ve o kıyafet üzerindeyken ÖSS'den başka hiçbir şey düşünme. Diyelim ki düşüneceksin, hemen çıkart o kıyafetini ve başka bir şey giyin. Bu kıyafet senin için bir nevi iş elbisesi olacak. Nasıl ki kömür madeninde çalışan işçiler işten eve giderken üstünü değiştiriyorlarsa, sen de tıpkı onlar gibi davranacaksın. ÖSS'yle alakalı bir konu yoksa ortada, hemen değiştireceksin üstünü. Belli bir zaman sonra o elbisenin bir büyüsü olacak ve o elbise üzerindeyken garip bir şekilde çalışma isteği duyacaksın. Hatta bu iş öyle bir hal alacak ki; okulda 116

m

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri O elbiseyi giyinmediğin halde sanki üzerindeymiş gibi çalışacaksın ya da dersi dinleyeceksin. Özetle çalışmak senin için istem dışı gelişen bir reflekse dönüşecek. Deney: Ali Fuat'la Cemal Abi, 200'e yakın fare topladılar. Biz de bu fareleri iki gruba ayırdık. Birinci gruba siyah fare smokini, öteki gruba beyaz fare smokini giyindirdik. Siyahlıları siyah odaya, beyazlıları beyaz odaya yerleştirdik, iki ay sonra odaya gittiğimizde hepsi ölmüştü; ama yaşasalardı kesin smokinsiz de aynı odaya gider ve yine ölürlerdi. Gerçi o zaman da 'Smokinliyken ölmüyor bu fare milleti!' diye bir yan sonuç çıkartırdık biz garanti©.... İki ay sonra: Ali Fuat farelerin neden öldüğünü anlamış, bize de anlattı; ama konu henüz netlik kazanmadığı için açıklayamam şimdi... Tişörtünün önüne,
•Dikkat

ÖSS şampiyonu çıkabilir. •İlk defa mı ÖSS şampiyonu görüyorsun. Baktın da... •ÖSS sever, çevreci. •ÖSS hakkında her şey. •Tartışmasız şampiyon. gibi, kısa vadeli hedefini anlatan şeyler yaz...

Yerim Seni ÖSS

Tişörtünün arkasına
•Adalet Bakanı 2020 •Başbakan 2030 •İletişim Devi 2022 •Çılgın Mijhendis 2018 •Nobelli (İçinden©)Yazar

2024 gibi, senin iddianı temsil eden cümleler yaz.

Köşeye Sıkışınca Ben, bir kitap yazmaya başlayacağım zaman bütün arkadaşlarımı tek tek arayarak, yazacağım kitap hakkında bilgi veririm. Onlar da 'Ne zaman biter?' diye sorarlar. Ben de onlara bir süre veririm ve sonra her karşılaştığımızda büyük bir merakla sorarlar bana: - E, kitap ne durumda? şte bu soru her defasında benim uykularımı kaçırır. Her ne kadar kendime verdiğim sözleri tutuyor olsam da artık, insanlarla bunu paylaşıp süreci hızlandırmak işin keyfini biraz daha artırıyor. İyice köşeye sıkışıyorum ve

oyuna daha büyük bir heyecan geliyor. Mesela bu kitap için verdiğim tahmini yazım süresi '20 gün'dü. Bunu söylediğimde birçok arkadaşım bana: - Saçmalama ya, insanlar 20 günde kitap okuyamıyorlar, sen yazmaktan bahsediyorsun... dedi. Bundan bir önceki kitabımı, yani 'Sadece Aptallar Sekiz Saat Uyur'u 40 günde yazmıştım. Bu benim rekorumdu. Şimdi '20 gün' dedim. Neye dayanarak söylediğimi inan bilmiyorum. Yalnız şimdi ortada çözülmesi gereken bir sorun var. Böyle bir kitap 20 günde nasıl yazılır? Üstelik yazacaklarım Erdal Demirkıran imzası taşıyacak, kesinlikle en iyi olmalı... LSoru: Ben bu kitabı 20 günde nasıl yazarım? 1.Cevap: Çalışarak... 2.Soru: Peki ama 20 gün çok kısa bir zaman, nasıl olacak?... 2. Cevap: E, mademki çok kısa bir zaman, bıdı bıdı yapma da bir an önce başla ve biraz daha fazla çalış, olsun bitsin. Hepsi bu... 119

Yerim Setli ÖSS ' İşte ŞU anda ben o süreçteyim ve yazıyorum. Zaman kaybına tahammülüm yok. Çayımın , şekerini bile karıştırıp öyle getiriyorlar önüme. Çalışma odamda bir kalem, bir defter, ben ve 24 saatten oluşan tam 20 tane gün var. Biraz az uyuyorum, biraz az konuşuyorum, biraz az eğleniyorum ve full çalışıyorum. Günde 20 saate yakın yazıyorum, oluyor işte. Bu arada matematiği çok seviyorum, hiç şaşmıyor. İstisnaları olsa da matematik göreceli falan değil. Önceki kitabımı günde ortalama 14 saat çalışarak 40 günde yazmıştım. 350 sayfaydı. Demek ki bu kitabı günde ortalama 20 saat çalışarak 20 günde çıkarabilirim. İşte matematik böyle söylüyor. O halde az zamanım kaldı, çok zamanım var diye asla düşünmeyeceksin. Sen sadece çalışacaksın. Bunu düşünmek bile zaman kaybıdır. Adam devrim yapıyor, nasıl yapıyor peki düşünsene ya? Bir milleti bir gecede savaşa sokuyor ve ülkenin her tarafı düşmanla doluyken 4-5 yılda her yer tekrar gül gülistan oluyor.

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zaraı Teknikleri

'Kurtuluş Destanı'nı yazanlar soru sormadılar, cevap aramadılar. 'Savaşıyorsunuz' dedi biri Tamam' dedi öteki ve sonra birleşip destan yazdılar. Yazdıklarının destan olup olmadığını bile bilmedi birçoğu; zaten bununla ilgilenen de yoktu. Artık tartışacak zaman yok. Gereksiz insanlara zaman ayırma. Çalışırken gözün dönsün. Aklına hiçbir şey ve hiç kimse gelmesin... 'Bu kitabı okuman sana zaman kaybettiriyor mu?' diye senden daha çok ben düşündüm. Sonra tekrar düşündüm, gereksiz yere düşünmüşüm. Şu anda içinde bulunduğumuz bu paragraf bile sana ciddi zaman kazandırır eğer anlarsan, ki birazdan anlamasan da kopacaksın zaten©. Zor Ders Yok Koçum Seni Yemişler Epey zaman önceydi, bir grup tembel öğrenci ders çalışmadıkları için bazı derslerden bir türlü sınıf ge-çemiyorlardı; çünkü o dersler özellikle çalışma gerektiren derslerdi. Zaten onlar da özellikle çalışmıyorlardı. Sonra sürüldüler okullarından. Her biri başka bir şehirde, başka bir okula gönderildi. Yaşça diğer 121

Yerim Seni ÖSS Öğrencilerden büyük oldukları için cüsseleriyle ilgi çekiyorlardı... Herkes korkusundan onlarla dost olmak istiyordu. Ne diyorlarsa o oluyordu. Herkesi ikna edebiliyorlardı; ama her şeye rağmen tembel ve aptal olmaları lider olmalarını engelliyordu. Onlara: -Abi siz neden sınıfta kaldınız? diye sorduklarında: -E, kolay değil koçum. Matematik bu. Kimya, biyoloji, fizik... biz bu derslerden kaldık. En zor dersler yani. diyerek kendilerini aklıyorlardı. Sınıfın en çalışkanlarına soruyorlardı dev cüsseli bu geri zekalılar: - Öyle değil mi inek? Not: Aynı günlerde bu üçaptal tarafından türetilmiştir bu 'inek' yakıştırması da.Yoksa ders çalışan birine hangi aklı başında öğrenci'inek' diyebilir? Öküz lazım©... Onlar da korkularından: - Tabi canım... Bu abiler ağır derslerden kalmışlar. diyerek destek veriyorlardı ağabeylerine. Böylece dilden dile yayılmaya başladı bu zor ders tantanası.

olmak

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri Liseye yeni başlayan öğrenciler daha gelir gelmez. 'O dersler çok zormuş!' diyerek başlıyorlardı okula... En çalışkan ve en zeki öğrenciler bile matematikte zorluklar aramaya başladılar. Aslında iki kere iki dört ediyordu; ama millet buna bile hayret ediyor ve bunun bile zor olduğuna inanmaya başlıyordu. Hatta bazıları sırf çok kolay olduğu için, kendini inkar ediyordu. - Yok, yok! Bu kadar kolay olamaz. Kesin ben ya-nılıyorumdur! diyerek, başka bir cevap veriyorlardı. Dolayısıyla yanlışlar arttı ve bu derslerden geçenlerin sayısı, bu ön yargıdan dolayı azaldı. Bunun tabii sonucu olarak da o dersler 'zor dersler' diye anılmaya başlandı. O günden sonra, üçer yıl daha aynı sınıfı tekrar eden bu şebekenin üyeleri okul hayatları boyunca popülaritelerini hep korudular. Hatta onlara özenen öğrenciler bile oluyordu. Tıpkı normal yaşantıda olduğu gibi, bu tamamen vasıfsız işe yaramaz adamlara 'ağır abi' diyerek (Çok matah ya...) onları şımartıyorlardı. Neyse, sonra gelenler de unuttu, niye bu derslerin zor olduğunu ve o günden sonra dersler ikiye ayrıldı: Zor dersler ve kolay dersler. 123

Yerim Seni ÖSS Öğrenci sorar: Tamam; ama siz kendi ağzınızla söylüyorsunuz, 'Bazı dersler özel çalışma gerektirir!' diye? Kashna cevap verir: Evet; ama bu o dersin zor olduğu anlamına gelmez, özel çalışma gerektirdiği anlamına gelir. O halde bu derslere çalışılınca bunlar asla zor dersler değildir. Yani değişen bir şey yok! Çalışan her zaman kazanır ve çalışan için zor diye bir şey yoktur. Yine de sen bilirsin... Zor Sınıf Safsatası: 'İlkokulun en zor sınıfı 4. sınıftır... Ortaokulda ise 2. sınıf en zordur... Liseye gelince, lisede de 1. sınıf gerçekten çok zordur!' diye bilinen meşhur üçleme de aynı dönemde uydurulmuştur©; çünkü yukarıda adı geçen bu üç öğrenci, sırasıyla ilkokul 4, ortaokul 2 ve lise 1'de sınıfta kalmışlardı. Zaten lise 1'de iki kere kaldıkları için de okuldan atılmışlardı. Not: Sordum şimdi bu zor sınıflar değişmiş. Tabi ki ben bu sınıfları söyleyip saçma sapan bir ön yargıya öna-yak olmayacağım. Ben bu basit önyargıdan dolayı lise 1. sınıfı geçinceye kadar neler çektim©. Ha bu arada!!! Al<lı başında hiçbir öğretmen bunu yapmaz; ama ola ki bir gün o dersin öğretmeni bunu yaparsa diye söylüyorum. 'Vay efendim benim dersim en önemlidir... Bu dersi ciddiye almazsan üniversiteyi unut... Yok efendim lıayatın lıer anında bu ders vardır... Bu soruyu çözersen kazanırsın... 124

ÖSS'ye HazırUnmatırn Akla Zarar Teknikleri Vay efendim eğer bunu bilmezsen git öl daha iyi...' gibi cümleler kurarsa bil ki bu öğretmen ya kendi gücüyle kurmayı başaramadığı otoritesini dersinin gücüyle, seni korkutarak kurmaya çalışıyor ya da öğretmenler odasında buna akıl veren bir aklı evvel var... O halde bu konuyla ilgili benden başkasını ciddiye alma ve unutma: 'Ne zor sınıf var ne de zor ders. Sadece çalışmak ve çalışmamak var!' Nasıl ki ayakkabı g^ocuktan daha değerli olamazsa, hiçbir ders de bir diğerinden daha mühim olamazl... Üç çift botla Ağrı Dağı'nda mahsur kalan gocuksuz bir adam için diğer iki çift ayakkabı ağırlıktan başka bir şey değildir... Ve dedemin dediği gibi Taş yerinde ağırdırl' Çalışıyorum Çalışıyorum Olmuyor Palavrası Her gün çalışıyorsun, hem de ara vermeden... Sonra deneme sınavına giriyorsun, bir de bakıyorsun ki geçen sınavdaki puanının aynısını almışsın. Anında kendi kendine bir iç ses oluşturuyorsun: - Ya çalışıyorum çalışıyorum olmuyor. Çalışmakla çalışmamak arasında bir fark yok! O halde çalışmam anlamsız... Ben en iyisi bilardoya gideyim. 125

Yerim Seni ÖSS Bu ya da buna benzer ifadeler çalışmaya olan yaklaşımını alt üst edecek ve çalışma azmini kıracaktır. Kimse de karşına dikilip, - Sakın geçen sınavda X puan aldın, şimdi de X-1 puan aldın diye çalışmanın gücünü reddetmeye kalkma! Unutma ki sen şu anda bir nevi dikkat egzersizi yapıyorsun! demedi; çünkü sen ciddi ciddi sadece dikkat egzersizleri yapıyorsun. Geçen seferki deneme sınavında dikkatsiz davrandığın için yaptığın hataları bu sınavda da aynen tekrar etmişsin, olay bu. O halde senin deneme sınavlarından birbirine yakın notlar almanın sebebi asla çalışmak ya da çalışmamak değil. Senin sorunun, her seferinde dikkatsiz davrandığın için aynı hataları tekrar ediyor olmandır. O halde hatalarından ders çıkar. Hatalarını tekrar etme ve çalışmaktan başka bir yolunun olmadığını da sakın aklından çıkarma. Bilmediklerine Çalış İnsan başarıya aşıktır. Başarısız olduğu ya da olacağı konularla fazla ilgilenmez. Bulmaca çözerken bile 126

dikkat et, kolay geçebileceğin bulmacaları seçiyor-sundur. 'Ben çengel bulmacadan hoşlanıyorum.' demek, 'Kare bulmacayı pek beceremiyorum!' anlamına da gelir. 'Ben kimyadan zevk almıyorum!' demek, 'Kimyayı beceremiyorum, kimya bana zor geliyor!' anlamını da barındırır içinde. Bütün bunlara rağmen sen halen iyi bildiğin konuları çalışmaya devam ediyorsun. Bu durumda da o iyi bildiğin konuda herhangi bir gelişme kaydedemiyorsun. Zaten iyi biliyordun. Bunun doğal sonucu olarak da bir sonraki deneme sınavında, bir öncekine benzer puanlar alıyorsun; çünkü bilginde bariz bir değişiklik olmamış oluyor. Yani geçen denemeye neyle girmişsen, buna da onunla girdin; ama bu oyun böyle oynanmaz! Bilmediklerine yüklen, sevmediklerini sev. Hem de çok sev. 'Ben kimyayı sevmiyorum!' demen seni kimyadan biraz daha soğutur. Bunu sakın yapma! 'Kimyayı seviyorum!' diye başla işe...'Hem de çok seviyorum, bayılıyorum!' falan demen lazım. Bunu söyledikçe fark edeceksin ki kimya anlatıldığı gibi zor ve kötü değilmiş. Onu sevdiğini söyledikçe seveceksin.

127

Kaldı ki 'zor ders' diye bir şey zaten yok! Bütün dersler kolay. Algını değiştir de seyret sen cümbüşü... Yapacak Hiçbir Şey Yok Kötü bir apartman yöneticimiz vardı. O da bizim gibi kiracıydı aynı binada. Kimse onunla iyi geçinemiyordu. Selam bile vermezdik adama. Sonra bir gün duyduk ki oturduğu daireyi satın almış. Hayırlı olsuna gittik. Diğer sakinler, sakin sakin otururken ben: Satmak gibi bir niyetiniz var mı abi acaba? Yani yatırırım için mi aldınız, yoksa oturmak için mi? diye sordum. Adam bana ters ters baktı ve, Benim bu binada çok emeğim var Erdal kardeşim. Bu bina benim çocuğum gibi. Bu rayı alıncaya kadar neler çektim. Burada yaş lanmak, burada ölmek istiyorum... deyince, anladım ki biz bu adamla yaşamak zorundayız ve yapacak hiçbir şey yok. Allah geçinden versin abi...

128

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri dedik koro halinde ve onu abimiz gibi çok sevmeye başladık, mecburen©. Yukarıdaki paragrafta anlatılmak istenen nedir? a)Kimya bizim abimizdir. b)Matematik bizim babamızdır. c)Fizik bizim annemizdir. d)Coğrafya, tarih, felsefe... bizim kardeşlerimizdir. e)Hepsi Cevap: Tabi ki 'E' şıl<kıdır. Zaten 'Eşikkı' da bizim da-yımızdır ve biz de köprünün üstünde mahsur kalmışızdır©. Derslerini Sev Her gİjn ilgili dersi çalışmadan önce söz konusu dersi birkaç dakika sev. Ona en iyi arkadaşınmış gibi davran: - Değerli dostum biyoloji, şimdi seninle ilgileneceğim. Umarım iyi vakit geçiririz birlikte. Geçen seferki tatsızlığı çoktan unuttum bile ben. Hadi barışalım... de ve biyoloji kitabını öp. Bunu yap, gerçekten çok etkili. 129

Yerim Seni ÖSS Adamlar araştırmışlar ve görmüşler ki bildiğin su bile insan davranışlarından etkileniyor. Şaka değil Japon bir bilim adamı Masuro Emoto, rüyasında mı gördü bilinmez, yağmurlu bir ilkbahar sabahında uyanıp, yaptığı bir deneyle suya çeşitli müzikler dinletiyor ve suyun moleküler yapısının değiştiğini gözlemliyor. Bu dehşet manzara karşısında düşünüyor Emoto, 'Sesten etkilenen suyu, acaba kelimeler nasıl etkiler?' diye araştırıyor ve aynı kaynaktan elde ettiği suyu değişik kaplarla eşit parçalara ayırıyor. Her bir kaptaki suya değişik şekillerde sözlü uygulamalar yapıyor. Birinci kaptaki suya hakaret içeren sözler söylüyor ve küfrediyor. İkinci kaptakine sevgi sözcükleri söylüyor ve seviyor suyu. Üçüncü kaptakine ise takdir sözcükleriyle iltifat ediyor. Sevdiği ve iltifat ettiği su ile hakaret ettiği suyun arasında moleküler açıdan ciddi değişiklikler olduğunu gözlemliyor. İnsan hayatını kelimeler yönetiyor ve insan, sadece kelimelerle bile suyun tüm moleküler yapısını altüst edebilecek muhteşem bir donanıma sahip. Dünyanın üçte ikisinin su olduğunu düşünürsek insan belki de patavatsızca kurduğu bir cümleyle yeri yerinden oynatabilir.

130

ÖSS'ye Hazırlahmahıh Akla Zarar Teknikleri Kim bilir: Eskiden annem 'Depremden konuşmayın, deprem olur!' derdi, biz de bunu l<omik bulur, gülerdik. Bir gün Suzan Teyze bize gelmişti, biz yine gülüyorduk. Güldüğümüze kızmıştı. 'Siz gülün gülün... Masuro Emoto dese şimdi hepiniz inansrsLnızi' dememişti bize. Dese de zaten inanmazdık. Masuro Emoto kiiim Suzan Teyze kim©? İnsan bedeninin de %70'inin su olduğunu biliyoruz. Şu halde insan kurduğu cümlelerle ciddi ciddi her şeyi alt üst edebilir. Kaldı ki bu araştırma sadece su üzerinde yapılmış olmasına rağmen, bilim adamları bir genelleme yaparak, - İnsan sadece suyu değil, iletişim kurduğu canlı ve cansız her ne varsa hayata dair, sırf düşünce gücünü kullanarak hepsini etkileyecek bir donanıma sahip olan olağanüstü bir enerji taşımaktadır. Bu da bize insan denilen bu muhteşem yapının isteyip de yapamayacağı, yönlendiremeyeceği ya da değiştiremeyeceği hiçbir şeyin olmadığını fazlasıyla gösteriyor, demişlerdir. O haide sakın sen odanda fizik dersiyle baş başa kalıp, fiziğe küfrederken ya da fizikten nefret ederken kendi biyolojik ritmini ve kimyasal dengeni altüst ediyor oimayasın? Kim bilir, belki de 131

Yerim Seni ÖSS fizik dersini sevmiyor olman, kendi kendine oluşturduğun bir kısır döngijnün neticesidir. Ayrıntı: Bu Japonlardan korkulur gerçekten. Nerden aklına geliyor birader suya küfretmek... Neyse iyi ki yine Japon küfretmiş. Bu deneyi bir Türk'ün yaptığını düşünemiyorum. Sadece suyun moleküler yapısı değil, bardağın bile yapısı değişirdi. Genetik diye bir şey var di mi? ÜSDerslerini Sev. Onları en sevdirin şeyi sever gibi sev... Hep pozitif sinyaller g^önder ki onlar da sana şirin gözüksün. Bir dersi sevip sevmemen, o dersi asla strese sokmaz. En fazla moleküler yapısı değişir, o kadar; ama sen bir strese girersen sadece moleküler yapın değişmez, bilesin©!

132

Kalem Arkası Ayrıntılar 20 Eylül 2006-03:15 Bu sabah odama geldiğimde dışarıdan gelen bir gürültüyü fark ettim. Hemen bir araştırma yaptım ve anladım ki bu gürültü ofisimin bitişiğinde bulunan gece kulübünün sahiplerinin yaptırdığı yeni bir havalandırma sisteminden geliyormuş. Sevgili dostum, yüce, insan sayın Ahmet Demire! ziyaretime gelmişti. Çay içerken o da duydu sesi:

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

> Bu ne? dedi. Ben de ona durumu olduğu gibi anlattım. Ahmet Abinin zekasına ve bilgisine her zaman güvendiğim için ona; Abi sen bilirsin, bu gürültü yasal mı değil mi? diye sordum. Hemen yerinden kalktı, havalandırmaya baktı. -Üzgünüm Erdal'cım, bu gürültü tamamıyla yasal... Adam gece kulübüne havalandırma yapmak zorunda ve
-

burası onun kullanımında olan bir nokta. Yani bu ses tamamen kanuni bir ses. dedi. -'Peki' dedim ve Ahmet Abi gittikten sonra kanunen yapabileceğim hiçbir şeyin olmadığı bilinciyle havalandırmaya yaklaştım, iş başa düşmüştü yine. -Merhaba komşu. Çok havalı olduğunun farkındayım. Rica etsem biraz daha sessiz olabilir misin? içeride çocuk var da... dedim, inandı, gülümsedi ve sesini kesti havalandırma... Not: Kitaplarımı çocuklarım gibi görüyorum, yalan yok! Elbetteki desibel olarak seste reel bir değişiklik olmadı; ama benim beynim bu sese alışmak zorunda olduğu sinyalini aldı ve o sesi duymaz oldu. inan bana konusu olduğu için şu anda duyuyorum o sesi. Yoksa ses mes yok! W

Yerim Seni ÖSS Neyse şimdi ara verip havalandırmaya teşekkür etmem lazım). Bekle geliyorum...

Eğer şu an için değiştiremeyeceğin şeyler var ve onlarla yaşamak zorundaysan lütfen küfredip durma. Sev onları. Sevdiğin zaman gözünde devleştirdiğin problemlerinin bile,senin avucunun içindeki sıradan birer mikroba dönüştüklerini göreceksin.

Oyun bitinceye kadar bu sevgi dolu tavrını muhafaza etmek zorundasın ve eğer bunu samimi duygularla yaparsan oyundan zevk alır, hatta tadına varırsın. Bu yüzden sen diğerleri gibi asla ÖSS'ye çalışma! Şimdi öğrendiklerin yarın yine lazım olacak. Yani kimyadan kurtuluşun yok ve bu bilgiler sen ölünceye kadar lazım sana. Ayrıca söyler misin, sen nasıl sevmezsin kimyayı?... Sana bir sır vereyim mi? Sen onu sevmesen bile, o sana bayılıyor... Ben sadece şu son paragrafı yazıncaya kadar senin bedeninde irili ufaklı bilmem kaç milyon tane kusursuz kimyasal tepkime gerçekleşmiştir, kimya seni sevmese ne olurdun, düşünsene...

134

ÖSS'ye Hazırlanmarıın Akla Zarar Teknikleti

Nostalji Yapma Zamanı Askerde bulgur pilavına alışanları duymuş-sundur: - Ay anne yine mi bulgur pilavı? diyenlerin askerden döndükten sonra, epey bir zaman bulgur pilavından nefret ettiklerini, fakat bir zaman sonra annelerine bulgur pilavı yapmaları konusunda birtakım ricalarda bulunduğunu ve hatta araya adam koyduğunu bilirim ben. Neymiş efendim, 'Nostalji yapıyormuş!' Aha buraya yazıyorum. Gün gelecek, sen de kimyayla nostalji yapacaksın bak görürsün. Mesela ben element tablosunu her gördüğümde engel olamam kendime ve 'Ah ulan, ahh!'der iç çekerim. Bulmacalarda 'Demirin Simgesi' çıkınca da 'Fe' yazarken kendimle gurur duyarım. 'Demir' nere 'Fe' nere; ama ben biliyorum işte ve seviyorum da ayrıca ıspanağı©. Gereksiz Tartışmalara Girme • Kim bulmuş bu 'Mendel Yasası'nı yal... derken bile komik oluyorsun, dikkatini çekerim... 135

Bu e-kitap ilk kez www.e-kitap.us adresinde paylaşıma sunulmuştur. Tüm kitapseverleri Saklı Kütüphane’ye bekliyoruz.

Yerim Seni ÖSS

•Bunlar

nerede işimize yarayacak ki? •Bana ne abi türevden! •Şu fonksiyonları ne diye koyarlar ders diye? •'Trigonometri...' isme bak!... Bunlar kesinlikle gereksiz ve zaman öldürücü tavırlardır. Hiç girme böyle kısır tartışmalara, sonuç alamazsın. Yani Mendel yapacağını yapmış gitmiş, sen küfretsen de bir şey değişmez. Ayrıca Mendel de dayılarımızdan biridir. O her seferinde 'Ben de senin!' diyecek ölü olduğu halde ve bu her seferinde senin zoruna gidecek. Kaldı ki Mendel'in hiçbir kaybı yok, sen kaybedersin. O yüzden geri yaslan, rahatla ve öğrenmene bak. Kohsarıtrasyorı Çoğu insan bir işi yaparken, iyi konsantre olup konuya kilitlenemediği için hata yapar ve yine kendini konuya tam olarak veremediği için istediği sonucu elde edemez. Sonra da 'Olmuyor!' diyerek kendi dışında mevcut bulunan unsurları suçlayarak vicdanını rahatlatır. Böylece yine her zaman olduğu gibi kendine hile yapmış olur...

136

^ ÛSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

Ders Çalışırken Derse Odaklan Deneme sınavlarına hep aynı yerde ya da aynı dershanede girme. Her seferinde başka bir yerde gir deneme sınavlarına. Başka bir dershane, başka bir okul... Başka gürültüler, başka kokular olsun sınava girdiğin yerlerde. Gazetelerin ya da dershanelerin dağıttığı deneme sınavlarını da hep aynı yerde çözme. Değişik mekanlarda bazen sakin bazen gürültülü ortamlarda çözerek, kendi kendine bir takım uyum çalışmaları yap! Evde kendi kendine deneme sınavları yaparken, gürültüye patırtıya takılma... Bırak, kim ne yapıyorsa yapsın.
-Ya

bi susun da ders çalışalım.

-Allah

aşkına ya, susun ya, of ya... gibi saçma sapan cümleler kurup, tuhaf tuhaf bahaneler üretme. Sen konsantre ol. Geleceğe çalışıyorsun, şu ana değil... Buna gerçekten inanırsan, duyduğun bu gürültülerin şimdiyi ilgilendirdiğini anlarsın ve onları asla duymazsın. Eğer sen onları duymaya devam ediyorsan halen şimdidesin demektir. Hadi hemen uzaklaş oradan. 20 yıl sonrasına git ve duyma o sesleri. 20 yıl sonrasında o bilindik sesler asla olmayacak. Belki alkış sesleri, belki flaş sesleri ya 137

1

Yerim Seni OSS da İşinle ilgili diğer sesler var gelecekte ve onlar sana huzur veren, seni hayata bağlayan seslerdir. Ders Dinlerken Derse Odaklan Ders dinlerken etrafta olup bitenle ilgilenme, sen sadece öğretmeninin anlattıklarıyla ve tahtadakilerle ilgilen. Bir şeyler öğrenmenin zevkini yaşa. Düşünebiliyor musun, birisi var karşında ve sana, senin bilmediklerini anlatıyor, öğreniyorsun ve öğrendiğin her şey yeni, bilmediğin, yepyeni şeyler öğrendiklerin. Bunun tadını çıkarmalısın. Hatta öğrenirken 'Bu bilgi nerede işime yarar?' diye düşünmelisin. Her Fırsatta Tekrar Etmeye Odaklan Hani yabancı dil öğretirken, öğretmenler pratik yapmayı tavsiye ederler ya, - Bugün öğrendiklerini mutlaka bugün kullan! falan derler ya... Bu süper bir şey, bunu kesinlikle yap. Arkadaşların arabalardan, kızlardan, erkeklerden falan söz ediyor olsalar bile bir şekilde araya girip fizik anlat. 13B

ÖSS'ys Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri
-İnanabiliyor

musunuz arkadaşlar bir araba şu kadar hızla giderken yere uyguladığı basınç tam bu kadardır. Allah Allah!... ya da Ayşe karşı istikametten 100 km hızla koşsa yani bu zor iş tabii©... Mehmet de 120 km hızla geliyor olsa, yol da 300 km olsa, bunlar dönerken tam şurada karşılaşırlar. Halbuki ben Mehmet'in yerinde olsam 150'yle koşarım. O zaman şurada karşılaşırım Ayşe'yle. Aşk bu, ne yaparsın©. gibi cümleler kur. Onlar senin bu halini beğenmeyebilirler. Problem yok! Senin bir amacın var ve onların senin bu halini beğenmemeleri çok uzun sürmeyecek, merak etme; çünkü bu sınav bitince, yani sen başarınca, -Adam gece gündüz çalıştı. Biz cafede geyik yaparken, o araya girip matematik problemi çözüyordu... Helal olsun! diyecekler. Böylece senin bir de başarı hikayen olacak. İnsanlar seni anlatırken kollarını göstererek: -Aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor. Adamda nasıl bir azim vardı yaa... diyecekler... 139

Yerim Seni ÖSS Not: Onların ne dedikleri veya ne diyecekleri seni asla ilgilendirmiyor. Zaten sen onlar senin için iyi şeyler söylesin diye yapmayacaksın bunu. Senin kısa vadede tek hedefin var: sınavı kazanmak. Orada yaptığın şey senin cephenden bakıldığında sadece bir tekrardı.

Kalem Arkası Ayrıntılar 25 Eylül 2006 - 12:59 Muhteşem bir yağmur var dışarıda ve dünyada en sevdiğim şey yağmur; ama öyle odaklanmışım ki yazmaya şu anda yağmur benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Prog^ramlı Çalış İşte bir öğrenci için bundan daha büyük bir eziyet olamaz: 'Programlı çalış!' Eminim bugüne kadar bir yığın program yaptın: ama hiçbirine uyamadın. Hatta öyle bir hal aldı ki bu. Programı yaptıktan sonra uyamadın diye acı bile çektin. Çektiğin acı, vicdan azabın oldu. Bana sorarsan kendini bu kadar üzmene hiç gerek yok! Eğer yaptığın programı uygulayamıyorsan, senin için harika bir fikrim var: Uyguladığını programlaştır, olsun bitsin! Diyelim ki şu şekilde bir program yaptın: 140

ûSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

İyi Niyetle Hazırlanan Geçici Heves Prog^ramı

Saat Yapılması İstenilen Eylem 07;00 Uyan. 07:00 08:00 Ders çalış. 08:00 08:30 Kahvaltı yap. 08:30 09:00 Okula git. 09:00 15:00 Ders dinle. 15:00 15:30 Eve gel. 15:30 16:00 Yemek ye. 16:00 18:00 Ders çalış. 18:00 19:00 Dinlen - TV seyret. 19:00 21:00 Ders çalış. 21:00 22:00 Dinlen - TV seyret. 22:00 24:00 Ders çalış. 24:00 Uyu. ...ama uygulayamadın. Hiç sinirlenme, demek ki yaptığın program yanlış bir programdı ki uygulayamadın. Bunun aksi düşünülemez. Sen aklı başında bir insansın çünkü. Yani bir program yapıp, onu uygulamamak çok enayice bir şey olurdu, öyle değil mi? Demek ki sende bir problem yok, program yanlış! Doğrusunu bulmak için gerekeni yapmak zorundasın o zaman.

141

Yerim Seni ÖSS Şimdi bakalım sen ne diyor ve ne yapıyorsun? Yani nerelerde zorlanıyorsun? Durum Tespiti ve Yapılması Saat İstenilen Eylem 07:00 Uyan 07;0 08:00 Ders çalış 08:0 08:30 Kahvaltı yap 08:3 09:00 Okula git 09:0 15:00 Ders dinle 15:0 15:30 Eve gel 15:3 16:00 Yemek ye 16:0 18:00 Ders çalış 18:0 19:00 Dinlen - TV 19:0 21:00 Ders çalış 21:0 22:00 Dinlen - TV 22:0 24:00 Ders çalış 24:00 Uyu aliz Prog^ramı Yapılan Eylem

Uyuyorum Uyumaya devam Kalıvaltı yapıp, Mecburen okula Geyik yapıp, Eve gel. Zevkle yemeğimi Dinleniyor ve TV TV izlemeye devam Dizi var, Sinema kuşağı Talk Shovv'lara E haliyle uykum geldi, uyuyorum. Sabah 07:00'ye 'Uyan' demiştin; ancak görüyoruz ki bunu yapamıyorsun! O zaman programını uyguladıklarınla yeniden şekillendir ve huzura kavuş. Yani 07:00'de uyanmadın, ne yaptın? Uyudun! O halde 'Uyan' yerine 'Uyu' yaz, bunu uygula ve vicdan azabından da kurtul. 'Ders çalış'yerine 'Dinlen' yaz. Kısacası ne yapıyorsan onu yaz! Uygulamalarını programa çevir de seyret gürültüyü. 142

ÖSS'y^ Haziflanmanın Akla Zarar Teknikleri

Keyif Verirken Tokat Atma Özelliği Olan Provam Saat Yapılması İstenilen Yeni 07:00 Uyu. 07:00 08:00 Uyumaya devam et. 08:00 08:30 Kahvaltı yap, homurdan. 08:30 -09:00 Okula git. 09:00 15:00 Geyik yap, eğlen. 15:00 15:30 Eve gel. .15:30 16:00 Yemek ye. 16:00 18:00 Dinlen -Yayıl - TV seyret. 18:00 19:00 Dinlen -Yayıl - TV seyret. 19:00 21:00 Dinlen - Yayıl - TV seyret. 21:00 22:00 Dinlen - Yayıl - TV seyret. 22:00 24:00 Dinlen -Yayıl - TV seyret. 24:00 Uyu. Herhalde bu programa itiraz etmezsin artık; çünkü bu senin yıllardır yaptığın ve yapmaktan keyif aldığın işleri yapmanı serbest hale getiren bir programdır. Birden kendini müthiş bir programın tam ortasında bulacaksın 'Oha falan' olacaksın; ama umduğundan çok daha kısa sürecek ve yazık ki bu programı da uygulayamayacaksın. Aklın başına gelecek. 'Bu ne hal?' diyeceksin. İstersen dene! Bu programı bilinçli olarak uygulayan hiçbir insan iki günden fazla dayanamaz, burada yazılanları yapmaya... 143

Yerim Seni ÖSS Not: Belki de yıllardır buradaki gibi yaşıyorsun; ama yaptıklarına hiç bu kadar yakından bakmamıştın. Keyif Veren Programın Keyif Kaçıran Uyg^ulama Kuralları
1.Saatini

programda yazdığı gibi tam 07:00'ye kur ve programınla birlikte baş ucuna koy! 2.Saat çaldığı anda uyan ve programına bak... Ne yazıyorsa onu yap! - Programımda saat 08:00'e kadar 'uyu' yazıyor! Bu sebeple uyumak zorundayım; çünkü ben yaptığım programlarıma uyarım ve dakik olmak benim karakterimdir. Not: Uyumadan hemen önce ikinci adımın ne olduğuna bak ve saatini ona göre tekrar kur ki uyuyup kal-mayasın! Programda ne yazıyorsa onu yapmak zorundasın.
3.Saat

tam 08:00'de uyan ve bak bakalım ne yazıyor? 'Kahvaltı yap ve homurdan?...' O halde homurdana homurdana kahvaltını yap. Çeşitli efektler kullanabilirsin.

144

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri
-Off

yaa... Püf yaa... Bıktım, her gijn iner gün kalk, okula git. Ne bu yaa... dünyayı ben mi kurtaracağım?! Not: Ne sandın, sen kurtaracaksın tabii ki! Baban bile vermez sana bu fırsatı. Ben veriyorum işte. Seni ne kadar sevdiğimi anla.
4.Sonra

tam zamanında servise ya da otobüse yetiş ve programında yazdığı gibi okuluna git. 5.Okulda bulunduğun süre içerisinde programda yazılanları uygula. 'Geyik yap, eğlen!' 6.Eve gel ve tam saatinde yemeğini ye. Bütün bunları yaparken kendinle gurur duy. Emin ol ki yüz binlerce öğrenciyi geride bıraktın; çünkü kimse yaptığı programa uymuyor. Bunu başaran ender kişilerden olmak üzeresin.
7.Sonra

programına bak, ne yazıyor? 'Dinlen-TV izle' çok mantıklı. Gün boyu yoruldun okulda. Dinlenmek senin en temel hakkın. Tam programda yazan saatte gerekiyorsa ki gerekiyor, birilerini ara, -N'aber kanki? Valla ben acayip iyiyim, artı süperim yani. Programlı yaşıyorum ve programıma harfiyen uyuyorum. Mesela saat 16:00 için programımda 145

Yerim Setli ÖSS 'Dinlen - TV izle' yazıyor ve ben bunu uyguluyorum. Neyse, fazla uzatmayalım, program aksamasın. Ben dinlenmeye çekilmek zorundayım. Hoşça kal!

fNot: Bunu büyük bir gururla paylaş insanlarla ve sakm utanma!... Sen yıllardır yaptığın şeyi yapmaya devam ediyorsun. Ortada ayıp olan hiçbir şey yol<! Bu sensin. Gerçekçi ol, doğru oyna...
8.Saatini

bir sonraki dilime göre ayarla ve dinlenmeye başla. İlla evde oturman da gerekmiyor. Koy programını cebine ve git, gez toz eğlen. Yeter ki saatin çalınca aksatmadan yazılanı yap da nasıl yaparsan yap! 9.18:00, 19:00, 21:00, 22:00 saatlerinde de saatin çalınca sen mutlaka birileriyle paylaş yaptıklarını. Kendinle gurur duy her seferinde. Sen aştın! Program yapıp uygulayabilen dehşet bir insan oldun sen! Son olarak saat 24:00 olduğu anda kendini apar topar yatağına at ve uyu. Çünkü programda aynen böyle yazıyor... Yukarıda yazmış olduğum gibi gerçekten de bilinçli bir şekilde yaptığın bu programı uygularsan, emin ol 146

ÖSS'ye HazırUıımanın Akta Zarar Teknikleri ve asla tereddüt etme ki iki günden fazla dayanamayacaksın bu işkenceye ve bundan kurtulmak için harekete geçeceksin; çünkü bu programı uygulaman kayıplarını gözlerinin önüne serecek ve seni utandıracaktır.

Program Dönüştürme Operasyonu Programın ilk halinde yazılanları yapamamanın sebebi yüzyıllarca hür yaşamış bir milletin mensubu ol-mandır. Yani sana zorla kendin bile bir şey yaptıramazsın. Bu, kulağa hoş gelse de başarıyı engelleyen ciddi bir zaaftır; ama en azından bunu bilmek işimizi kolaylaştıracaktır. Özetle sana itici gelen şey, başı ve sonu bilinen bir sürede çalışmaya mahkum olmandır. Bundan kurtulmak için sıkıştırılmış bir zamanda değil de daha geniş bir zamanda kısa periyotlu çalışmalar yapman gerekecek... Hadi bakalım. Show başlıyor... Mesela, programında 07:00 - 08:00 arası 'Ders çalış' yazıyor ve sen o saatte uyuyorsun ya hani. Şimdi o kısma küçük bir ilave yapman gerekiyor.

147

Yerim Seni ÖSS

Prog^ram Dönüştürme Prog^ramı Saat Yapılması İstenilen Yeni Eylem 07:00 Uyu. 07:00 - - 08:00 Uyu + 15 dakika ders çalış. 08:00 - - 08:30 Kalıvaltı yap, biraz az homurdan. 08:30 ' - 09:00 Okula git. 09:00 - - 15:00 Geyik yap, Eğlen ve ara sıra 15:00 - - 15:30 Eve gel. 15:30 - - 16:00 Yemek ye. 16:00 - - 18:00 Dinlen - TV seyret + 15 dakika 18:00 - - 19:00 Dinlen - TV seyret + 15 dakika 19:00 - - 21:00 Dinlen - TV seyret + 15 dakika 21:00 - - 22:00 Dinlen - TV seyret + 15 dakika 22:00 - - 24:00 Dinlen - TV seyret + 15 dakika 24:00 Uyu. Yukarıdaki gibi, programının her bölümüne 15'er dakikalık çalışma süreleri ekle. Yani zaman aralığını değiştirmeden, dinlenme sürenden 15 dakika feragat et ve ders çalış. Ancak bir ayrıntıyı sakın unutma: '15 dakika ders çalış.' yazıyorsa o süre içerisinde sadece 15 dakika çalışmalısın. Diyelim ki 22:00 -24:00 periyodundasın ve programına göre bu 120 dakikalık sürede sadece 15 dakika ders çalışman gerekiyor. Saat tut ve kesinlikle sadece 15 dakika ı^B

ÛSS'ye HazırUnmanın AkU Zarar Teknikleri ders çalış. Sakın gaza gelip abartıp da 20 dakika çalışma. Bütün emek boşa gider. Çok ciddiyim. Ne dedinse onu yapacaksın. 15. dakikalık çalışma süren biter bitmez bırak kağıdı kalemi. Eğer bu iş seni sardıysa, yani çalışma fikri hoşuna gittiyse, ertesi gün için programına 10 dakika daha ilave yapabilirsin; ama programda yazılanın dışına çıkman bir planlama hatası olur, bunu sakın yapma... Sıkı DLr Neyse, yukarıda belirtildiği gibi bir dönüştürme operasyonu yapmayı başarabilirsen, o 15 dakikalar yavaş yavaş 30, 50, 70 dakikalara çıkacaktır ve yeni programın aşağıdaki gibi şekillenecektir: Ekstra Güç: Hayalindeki programı uygulamayı başardığın için, içinde tarifi imkansız bir coşku oluşacak ve hatta hücrelerin yenilenecektir... Şaka yapmıyorum, istediğin programı gerçekleştirdiğinde, eğer enerjin yükselmezse ve yaptıklarından çok daha büyük keyif almazsan, ben hiçbir şey bilmiyormuşum demektir. Valla©.

149

Yerim Seni ÖSS

Ortaya Çıkan Muhteşem Provam Saat Yapılması İstenilen Yeni Eylem 07:00 Zevkle uyan. 07:00 - 08 00 Ders çalışma zevki. 08:00 - 08 30 Neşe ile kahvaltı yap. 08:30 - 09 00 Yepyeni şeyler öğrenmek için 09:00 - 15 00 Dersi öğrenmek için pür dikkat 15:00 - 15 30 Devrim yapmak için eve gel. 15:30 - 16 00 Büyük adamı yemeğe götür. 16:00 - 24:00 Kendi elinde bulunan geleceğini şekillendirmek ve hayallerini gerçekleştirmek için ders çalış. Yarın muhteşem şeyler yapmak 24:00 için yatağına gir ve mışıl mışıl uyu Not: Bu uygulamayı birçok dershanede yaptım. Her seferinde ben ve öğrencilerim sonuçlar karşısında küçük dilimizi yuttuk. Hatta eğer bir gün bir yerlerde bu eğitimi canlı olarak benden alan birilerine rastlarsan 'Aaa' dedirt, göreceksin ki küçük dil yok©! Dipnot: Daha çok üniversitelerde rastlarsın bunlara; çünkü küçük dilini yutan üniversiteyi kazanmış oluyor, ayıptır hava atması©... En Dipnot: Yukarıdaki bahse konu olan program, sadece 'üzerinde konuşalım' diye uydurduğum herhangi bir programdır. Yani tavsiye ettiğim bir program falan değildir. Zaten ben hiç kimseye program tavsiye etmem; edenleri de ciddiye almam, sen de alma! Kendi kafana göre bir program yap önce ve sonra bu programı anlattığım şekilde ıslah et! 150

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri

Kahvaltı Sendromu 'Kahvaltı yapmaktan nefret ediyorum!... Sabah sabah midem bulanıyor!... Evde kahvaltı yapamıyorum!...' şeklinde cümleler kuran öğrencilerim oldu benim. Bu aynı öğrencilerimin evden çıkıp okula ya da dershaneye gittiklerinde, çoğu zaman beter bir şekilde tost kokan o kantinde her ne hikmetse iştahları açılıyordu ve kantini kurutuyorlardı©. Sen de eğer kahvaltı yapma özürlüysen,
1.Sabahleyin

uyanır uyanmaz, git fırından bir ekmek al ve geri dön. O ekmeği yemek için aldığını düşünerek gitme fırına; ama dönünce ilginç bir şey olacak ve sen o ekmeği yiyeceksin. Kantinde iştahının açılmasının sebebi, evden çıkıp hareket etmiş olmandır. Fırına gidip dönmen bu hareketi sağlayacak ve bir de ekstradan hava almış olacaksın.
2.Kahvaltı

yapmak yerine çorba içmeyi daha mantıklı buluyorsan, sakın çorbayı tabaktan kaşıkla yiyerek çorbanın ahlakını bozma. Bir su bardağının içine sıcak çorba koy ve iç o çorbayı. Eğer fazla gelecekse. 151

içebileceğin kadar çorba koy bardağa ve tamamını iç. Asla hiçbir işi yarım yapma! Ya tam yap ya da hiç yapma. Daima sınırlarını bilerek yaşa! Ben de eskiden kahvaltı yapamıyordum... Bir gün fark ettiğimde şok olmuştum. Meğer ben uyanıp kahvaltı yapmadığım her sabah 'Dünyanın En Akıllı İn-sanı'nın sağlığıyla oynuyormuşum. O gün anladım, meğer her sabah kahvaltı etmesi gereken ben değil-mişim... 'Dünyanın En Akıllı İnsanı'nın yardımcısı olan, onu geleceğe taşıyan kişiymiş kahvaltı yapması gereken. O günden sonra kahvaltı yapmamayı, geleceğe ihanet olarak algılamaya başladım. Şimdi her sabah uyandığımda ki genelde güneş doğmadan uyanıyorum 'Dünyanın En Akıllı İnsam'yla kahvaltıya gider gibi oturuyorum sofraya ve çok centilmen kendisi, sağ olsun her sabah o ısmarlıyor bana kahvaltıyı©. Bakalım yarın sabah sana kim kahvaltı ısmarlayacak? Eğer ısmarlayacak birini bulamazsan, uyu, benim yalnız kardeşim©...

152

ÖSS'ye Hazırlanman in Akla Zarar Teknikleri

Anlatarak Çalış Bir dersi anlamanın en iyi yolu okumak falan değildir, 'anlatmak'tır. Bu asla 'Okumak faydasızdır.' gibi bir anlama gelmez. İnsan bir dersi okurken ya da dinlerken öncelikle konuya aşina olur. Anlatırken de öğrenir. Anlatmadan öğrenilen hiçbir bilgi kalıcı olamaz. Nitekim öğretmenler mezun olduklarında çok şey bilmezler, anlatırken öğrenirler. Ve yine doktorlar da tıp fakültesinden mezun olduklarında çok şey bilmez, ameliyatlarda ve muayenelerde öğrenirler... O halde, konuyla ilgili uygulama yapmak, en iyi öğrenme metodudur. Diyelim ki sen 'İntegral' konusunda zayıfsın; ama arkadaşın Mehmet çok iyi. Buna karşılık senin de 'Logaritma' bilgin Mehmet'e göre daha iyi. Bu durumda senin 'İntegral' öğrenmen gerekiyor, Mehmet'in de logaritma... Aranızda anlaşın ve bir tarih belirleyin! Mesela 3 gün sonra sen, Mehmet'e 'İntegral' anlatmak için zaman iste. Çok ciddiyim ve ne söylediğimi biliyorum. Bildiğin bütün klasik çalışma formüllerini unut! Bilmediğin konuyu anlatacaksın Mehmet'e, bildiğin konuyu değil.

1-53

3 gün boyunca her gün gerektiği kadar 'İntegral' çalış ve 3.günün sonunda sakin bir yerde otur, Mehmet'e en iyi bildiği 'İntegral' konusunu öğretiyormuşsun gibi anlat. Sen anlatırken Mehmet sana eksiklerini söyleyecek, sen de anlattıkça hayret verici bir şekilde öğrendiğini fark edeceksin. Sonra Mehmet sana 'Logaritma' anlatsın. Bu arada Mehmet'i dinlerken onun hatalarını ara. Böylece hem bilgilerini tazelemiş, hem de etkili bir tekrar yapmış olursun. Sana bir şey söyleyeyim mi? Sadece şu teknikle bile ÖSS'yi ezer geçersin. Annene 'tarih' anlat mesela. Babana 'coğrafya'. Amcana 'fizik', dayına 'Kimya' anlat; ama öyle bir anlat ki heyecanlansınlar, heyecanla dinlesinler. Bu, senin anlamanı kolaylaştırır. Eğer annen. - Oğlum bana ne Malazgirt Savaşı'ndan... derse, - Olur mu anne, Türklerin Anadolu'ya girdiği savaş bu, bilmen lazım... de ve hızını kesmeden heyecanlı bir şekilde anlat-

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri dinleyen kişi zevk alır ve seni öğrenme isteğiyle dinlerse yüksek dozda pozitif bir enerji yayar, bu da senin öğrenme katsayını olumlu yönde etkiler.

Hiçbir zaman aklından çıkarma! Sen bu dersleri ÖSS'yi geçmek için çalışmıyorsun. Bugün öğrendiklerini hayatın boyunca kullanmak zorunda olduğun bilinciyle çalışıyorsun. Yıllar sonra hayalindeki o zirveye ulaştığında birisi sana yaklaşıp,
-Endoplazmik

Retikulum dediğinde; sen, -Acaba ne demek istedi? diye kara kara düşünmemelisin ya da - Espri yapıyor galiba?! diyerek gülümsemek zorunda kalmamalı ve gülünç olmamalısın... Merak Et Bir dersi çalışırken kalıcı olmasının bir başka metodu da merak ederek öğrenmektir. Merak etmelisin. Diyelim ki hiç merak edesin yok! Sen sanki merak 155

Yerim Seni ÖSS ediyormuşsun gibi davran! Emin ol ki bu davranışın belli bir zaman sonra cidden meraka dönüşecektir. Mesela 'Neymiş şu permutasyon meselesi ya?' de ve bunun ne olduğunu, ne anlatıldığını merak ederek çalış. Dünyaya ismini altın harflerle kazıtıp gidenlerin ortak özelliğidir: 'IVIerak etmek.' Hayatın boyunca önüne geçilemez bir merak duygusu içerisinde olmalısın ve kendini buna daha öğrencilik yıllarındayken alıştırmalısın. Bugün bir konu öğrendinse ya da bir konu üzerinde sorular çözüyorsan, akşam yatmadan önce 15 20 dakika ansiklopedi karıştır ya da internetten şöyle bir göz gezdir bakalım, neymiş o işin aslı. Bu sana asla zaman kaybettirmez, merak etme, sen sadece merak et©. Kalem Arkası Ayrıntılar 05 Ekim 2006 - 20:36 Az önce öğrendim ve şok oldum. Hani bazı apartmanların önünde bulunan çöp konteynırlarında kilit oluyor ya, o kilit neden varmış biliyor musun? Başkası çöpünü atmasın diye©... insanlar artık çöplerini bile paylaşmıyorlar birbirleriyle. Vay bee...

156

ÖSS'ye HazırlarımaMrn Akla 2arar Teknikleri

Soru Sor

^

Bir dersi dinlerken, sadece kuru kuruya öğrenmeye odaklanma. Soru sormaya da hazırlanan bir muhalif gibi dinle. Az sonra öyle bir soru sor ki zihinlerde o konuyla ilgili eksik olan hiçbir şey kalmasın. Soru sormak için dinlemek etkili bir öğrenme tekniği olmakla birlikte, aynı zamanda da bir nevi özgüven oluşturma yoludur. Soru Defteri

Sanki ayrılmaz bir parçanmış gibi sürekli yanında taşı 'Soru defteri' adını verdiğin o küçük defteri. Ders çalışırken, otobüste giderken, ders dinlerken, kantinde çay içerken aklına takılan her ne varsa not alıp ilgili öğretmene hiç çekinmeden sor sorularını. Öğreninceye kadar sor! 'Bunu sorarsam komik olur muyum?' diye düşünme. Ayrıca şu sıralarda komik olman hiç de kötü bir şey değil. Sınav sonrası yarım puanla 'Boğaziçi' yerine 'İVlarmara'ya, çeyrek puanla 'Uludağ' yerine

157

Yerim Seni ÖSS 'Trakya'ya girebilirsin. Buna hakkın yok! Lütfen saçmalama ve öğrenmene bak, komik olma! Heyhaaat: Çoğu öğrenci anlamadığı konularla ilgili soru sormaya çekiniyor ve bunun doğal sonucu olarak da konuyu tam olarak öğrenemiyor. Sınav sonrası kendiyle hesaplaşırken, boş bırakılan her sorunun, ders dinlerken sorulması gereken bir soruyu sormamaktan kaynaklandığını belki de fark edemiyor; ama bu kesinlikle böyle, istersen dene. ilk deneme sınavında boş bıraktığın soruları tek tek incele, göreceksin ki boş bıraktığın her soru için kafanda cevap bekleyen bir soru var... Yazık! Kayıt Cihazı Küçük bir kayıt cihazı al. Bu cihaza tarih, coğrafya, felsefe gibi dersleri yükle. Bunun için ekstra zaman harcaman da gerekmiyor. Normalde ders çalışırken okuyorsun ya, biraz sesini yükselt ve okuduklarını bu cihaza kaydet! Yemek yerken tak kulaklığını ve dinle bu kayıtları... Bu vesileyle yemek yerken bile ders çalışmış olacaksın. Özel hayatın beni ilgilendirmiyor; ama bu metotla tuvalette bile ders çalışma fırsatı yakalayacağın konusunda garanti veriyorum sana. 158

ÖSS'ye Haiirlanmanjn Akla Zarar Teknikleri

Sesi Kulağımdan Gitmiyor En sevdiğin şarkıyı dijşük bir sesle açıp üze-rine oku derslerini. Müziğin ritmine göre, sanki şarkı söyler gibi oku. Sonra bu kayıtları dinle. Bilhassa da uyurken dinle. Bu teknik, şarkı sözleriyle derslerinin arasında otomatik bir bağlantı kurmuş olacak. Alttan gelen müzik haliyle sağ beyninin açılmasını sağlayacak ve böylece sen zaten sol beyninle yaptığın ders çalışma eylemini iki beyninle kolektif olarak gerçekleştirmiş olacaksın. Şu anda en sevdiğin şarkıyı sadece düşünerek içinden mırıldanırsan, kafanın içinde dünyanın en gelişmiş orkestrasının mevcut olduğunu fark edersin. Gitar, bağlama, ney mey yüzlerce müzik aletine ilave edeceğin bir ses, beynin için asla ekstra bir külfet değildir. Gözlerini kapattığın anda o orkestra sana 'IVIondros Mütarekesi'nin tarihini de fısıldar, merak etme... Koptun di mi©? O halde bu metot, 'Ders çalışırken müzik dinlemeyin!' diyerek bu konuyla ilgili çözüm ürettiğini düşünen bir çok eğitimcinin tezini de çürütmüş oluyor... Ve sen, sıkıcı bir eylemi eğlenceye dönüştürecek, böylece ders 159

çalışırken müzik dinleme fırsatını da elde etmiş olacaksın. Uyarı: Bu teknik herkeste aynı etkiyi göstermeyebilir; ama kesinlikle denenmesinden yanayım. Tutarsa var yaa, yırttın demektir. Düşünsene, en sevdiğin şarkıcı sınavda sana kopya veriyor, büyük olay!... Ola ki olmadı, asla yavaşlama. Tüh, üf, püf etme. Hemen 'B pla-nı'nı uygula. O da olmazsa 'C planı' emrindedir. B planı: Müziksiz olarak, sevdiğin şarkıyı mırıldanır gibi oku, ilgili dersi. C planı: Çıplak sesle, birine anlatıyormuşsun gibi oku ve hiç tasalanma, bu üç planın da etkisi birbirine denktir. D planı: Eğer bunlardan hiçbiri sana uymazsa hemen keşfettiğin bir 'E planı' oluştur ve yoluna devam et. Post - İt Post - it diye adlandırılan küçük kağıtlara mihik ipuçlarını yaz ve hep cebinde taşı. Her fırsatta çıkar ve oku onları. Özellikle de sözel dersleri sembollerle resimleştir ve minik kağıtlara çiz. Hayal gücünü kullan, eğlenerek resimleştir, ilgili dersleri. Şimdi, 'İstanbul'un Fethi' dese birisi, hepimizin gözünün önüne

160

ûSS'yp Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri 0 malum fetih tablosu ve atının üzerindeki Fatih gelir. Fetihle ilgili hiçbir şey bilmeyen biri dahi onu muhakkak hatırlar; çünkü o bir resimdir ve insan resimleri unutmaz. - İyi tamam da ben bununla falan savaşı nasıl resmedeceğim? diye sorup zaman kaybetme. Baktın ki bir konu var ve resmedilebiliyormuş, hiç düşünme, yap resmini, devam et. Baktın olmuyor, unut bu söylediğimi, bildiğin gibi çalış ve endişe etme. Öğrendin bile. Not: Burada yazılanların hepsini yapmak zorunda değilsin. Maksimumda yapabileceğini yap, gerisi dert değil. Formülün Formülü Bilhassa sayısal derslerde aklında tutman gereken formülleri uygun ebatlardaki kağıtlara yaz ve her zaman bakmak zorunda olduğun yerlere yapıştır. Mesela aynanın üstüne, buzdolabına, tavana, duvara, tuvalete... Bakmak zorunda olduğun her yere hatta kalemle 'ÖSS pantolonu'na bile yaz... Sınava girdiğinde ilginç bir şey olacak ve sen sadece formülü hatırlamayacaksın, o formülü evin hangi köşesine, hangi kalemle yazdığını bile hatırlayacaksın. ı6ı

Yerim Seni OSS Kalem Arkası Ayrıntılar 12 Ekim 2006-05.29 Şu anda sana gerçekten özendim biliyor musun? Hem de tam şimdi özendim. Bana bunları anlatan kimse olmamıştı çünkü...

Her Yarım Saatte Bir Ara Verme Bunu sakın yapma. Birçok eğitimci bir öğrencinin ders çalışırken her yarım saatte bir ara vermesi gerektiğini söyler. Hatta bunun, beynin dinlenmesi için bir mecburiyet olduğunda hemfikirdirler. Halbuki herkesin gözden kaçırdığı bir gerçek vardır ki evlere şenlik: 'Beyin asla yorulmaz!' Yani sen ne yaparsan yap beynini yorma şansın yok. Bu imkansız bir şey! Hiçbir şey, hiçbir zaman yoramaz senin beynini. Dolayısıyla bir öğrencinin çalışırken 'Beynim çok yoruldu!' diyerek çalışmaya ara vermesi, ürettiği binlerce mazeretin en komik olanıdır. Bu durumda her yarım saatte bir 10 dakika dinlenmek, her yarım saatte bir 10 dakikayı çöpe atmak demektir. Ancak tebdil-i mekanda ferahlık vardır, kabilinden bir uygulama olması açısından gerekli olduğunu düşündüğüm bir teknik olarak öncelikle yorulduğunu hissettiğinde ders ı62

OSS'ye Hazırlanmalım Akla Zarar Teknikleri değiştirmeni tavsiye ederim. Yani ara vermek yerine matematikten Türkçe'ye geçiş yap! Sayısal bir dersi çalışıyorsan sözele geç ya da tam tersi... Bu seni fazla fazla rahatlatır. Vücudunu Dinle Beyin yorulmaz; ama tabi ki göz yorulur, bel ağrır, eller ayaklar yorulabilir... Hile yapmadan vücudunu dinle, ders değiştirmen fayda etmiyor ve biyolojik saatin sana 'Ara verelim!' diyorsa hemen ara ver. Git hava al, kanepeye uzan, TV izle... Canın ne istiyorsa onu yap! Saatine bakarak değil, vücuduna bakarak belirle dinlenme saatlerini. Çalışmaya başladıktan 15 dakika sonra yorulmuşsan ve hile yapmadığına eminsen, bırak çalışmayı... Çalışmaya başladıktan 5 saat sonra bile halen yorulmadığını düşünüyorsan, aynen devam et. Ayrıntı: 18 saattir yazıyorum, henüz hiçbir yerim yorulmadı... '18 saat oldu' diye yatağa girip kendimi aldatamam©. 163

Yerim Seni ÖSS Yoklama: Ara verip dinlenirken kendini yokla! Eğer içinde, derinlerde bir yerlerde, kendine bile itiraf edemediğin bir suçluluk duygusu varsa, senin dinlenmeye ihtiyacın yoktur. İtiraf: Şimdi bu 'yoklama' başlığını atıp sonrada içeriğini yazdım ya, sanırım bu gereksiz bir yazı oldu; çünkü kendini ciddiye alan biri asla hile yapmaz! Kendini reddeden biri ise en büyük hileyi kendini yok sayarak yaptığı için, yoklama yapsa da ders çalışmayıp dinlendiği için vicdan azabı çekmez ya da suçluluk duygusuna kapılmaz... Bilmem anlatabildim mi©? Muhtemelen 10 dakika ara verme fikri daha cazip geldiği için ara vermeyi daha sıcak bulacaksın; ama bu, devekuşunun kafasını kuma gömmesi gibi açması bir saklanıştır ve hiçbir faydası yoktur bunun. Bu tamamıyla psikolojik bir etkidir. - Ha, tamam işte, madem ki psikolojik, o halde aramı veririm psikolojimi düzeltirim! diyebilirsin; ama şu dakikadan itibaren bunu yapman daha da anlamsız ve komik olur. Yani bunun psikolojik olduğunu da öğrendikten sonra halen her yarım saatte bir 10 dakika ara falan vermeye kalkman senin psikolojini de bozar. Biraz önce bilmeden hata yapıyordun, şimdi bilerek hata yapıyorsun. Gerçi beni 164

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri ilgilendirmez! Ben anlatır geçerim, sen istersen hep ara ver, bana ne? Uyarı: Zaman zaman belki bu tavrım seni rahatsız ediyor olabilir. 'Anlatır geçerim, bana ne...'gibi ifadelerime uyuz oluyor olabilirsin; ama inan bana, o da umurumda değil. Aslında sen hiç kimsenin umurunda değilsin. Kazansan da kendine kazanacaksın, kaybetsen de kendine... Ayrıca biraz derin düşünürsen seni yine en çok benim düşündüğümü anlarsın. Kendini Ödüllendir ve Cezalandır Çalışma programı yaptın ya hani, bu programa uydukça kendine birtakım ödüller ver. Dondurma ısmarla mesela, kendini sinemaya götür. En sevdiğin şey neyse onu bir başarının ucuna ekle. Mesela, - 200 tane matematik sorusu çözünce oraya gideceğim! de. Bu arada eğer 200 diyorsan, 200 olmalı. Yani '200 soru çözeceğimi' deyip aynı sürede 300 soru çözmen bir başarı değildir; çünkü bu aslında planlama hatası yaptığını gösteren ciddi bir veridir. 200 soru deyip 100 soru çözmen nasıl bir problemse, 200 soru deyip 300 soru çözmen de aynı şekilde bir 165

Yerim Seni ÖSS problemdir. Bu sebeple ne diyorsan onu yap! %10 yanılma payın olabilir; ama ondan fazlası planlama hatası olarak kabul edilecektir. Kısacası ne diyorsan onu yap! Fazla ya da eksik değil. Bu, aynı zamanda kendi sınırlarını keşfetmeni sağlayacak bir metottur da... Eğer bunu ciddiye alırsan hayatının sonuna kadar verdiğin sözlerde de problem yaşamazsın. Ne kadar farkındasın, bilmiyorum; ama sen şu anda ciddi ciddi geleceğe dokunuyorsun. Bunu daha önce de söylemiştim. Hatta dokunmakla da kalmıyorsun, gelecekteki o adam için bir de ahlak oluşturuyorsun. Ona, verdiği sözü tutmasını öğretiyorsun. Yüzyıllardır 'adam' denilen şeyin binlerce tarifi yapıldı; ama benim aklıma 'adam' denilince gelen tek tarif şudur: 'Verdiği sözü tutan, tutamayacağı söziJ vermeyen kişi...' insan kendine verdiği sözü tutmakta ^neltikle başarısız olur; çünkü kendine verdiği sözü tutmadığımda hesap vereceği kimse yoktur. 166

ÖSS'ye HaaırUnmanın Akla Zarar Teknikleri

İnsan Kendine Verdiğ^i Sözü Nasıl Tutar Önce ilgili konuya ilişkin birtakım sözleri başkalarına vererek başla. Aklı başında olan ya da zihinsel bir takım arızaları olmayan her insan başkasına verdiği sözü tutar.' Mesela, - Arkadaşlar ben bugün akşama kadar şunları yapa cağım, eğer yapamazsam size yemek ısmarlayaca ğım... diyerek kendini mecbur et. Normal şartlarda bir öğrenci için bir grup öğrenciye yemek ısmarlamak sağlam bir külfettir. Ancak bu senin için bir külfet teşkil etmiyorsa uygun bir metot değildir. Şu halde senin canını yakacak başka vaatler bulman lazım ki sen kendini bilirsin. Sınırlarına göre, kendini bir şekilde köşeye sıkıştıracak sözler vermen lazım. Bu şekildeki bir tavır, seni verdiğin sözleri tutmaya mecbur eder. Birkaç mecburiyetten sonra ise bu iş senin hoşuna gideceği için verdiğin sözleri tutmaktan keyif alacak ve bu hazzı sürekli yaşamak için verdiğin bütün sözleri tutmaya başlayacaksın. Sonra düşüneceksin! - Ben neden başkalarına verdiğim sözleri tutuyorum da kendime verdiklerimi tutmuyorum? 167

Yerim Seni ÖSS İşte bu sorunun cevabı zoruna gidecek ve kendini ciddiye almadığını fark edeceksin. Canını yakacak bu bilgi senin... Kendini önemsemek adına, kendi kendine verdiğin sözleri de tutmaya başlayacak ve dolayısıyla ÖSS'ye hazırlanırken, farkında olmadan hayata da hazırlanmış olacaksın. Bırak O Kızı Bir dershanede 'Kashna Ateş' ismiyle ÖSS öğrencilerine yönelik yaptığım uzun bir motivasyon çalışmasının son günleriydi. Kantinde çocukların sorularını cevaplıyordum. Başım çok kalabalıktı. Dershanenin en sivri öğrencilerinden biri olan Evren yanıma yaklaştı, -Hocam benim bir kız arkadaşım var, inanın
-

ne yapacağımı bilemiyorum. Hep onu düşünüyorum. Bir türlü kendimi derse veremiyorum... Ne olur bana bir akıl verin?! dedi. Etrafım çok kalabalıktı... Cüneyt Arkın edasıyla, yüzümü bile dönmeden, Bırak o kızı! diyerek başımdan savdım Evren'i. ı6B

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri
-Ciddi

misiniz hocam, başka yolu yok mu bunun?

diye sordu. -Hayır yok! Ya onu kazanacaksın ya da üniversiteyi! Tercih senin... dedim... Çaresiz bir yüz ifadesiyle, - Tamam hocam. dedi ve uzaklaştı Evren. İki gün sonra kantinde tek başıma oturuyordum. Evren geldi, masama oturdu. O an, aramızda ayaküstü geçen o sohbet geldi aklıma. -O gün başım çok kalabalıktı, sen gittikten
-

sonra düşündüm, sana 'Bırak o kızı!' derken
-

çok acımasız davranmışım... Aslında başka bir yolu... diyerek yeni bir çözüm yolu sunmaya hazırlanırken. Evren sözümü kesti ve araya girdi: -Yok hocam yok, merak etmeyin... O iş tamam, biz ayrıldık!... dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İnan kahroldum. Evren de diğer öğrencilerim 169

Yerim Seni ÖSS gibi beni çok ciddiye almış ve söylediğimi aynen uygulamıştı. Açıklama: Bunu ukalalık yapmak için söylemiyorum... Seminerlerime katılan insanlarla aramda ciddi bir dostluk oluşuyor ve bana çok güveniyorlar... Dediklerimi hiç sektirmeden yapıyorlar. Bu gücümü o an fark etmiş ve zaman zaman yanlış kullandığımı anlamıştım. Kim bilir belki de Evren evlenecekti Hacer'le ve belki de en mutlu çift olacaklardı. Patavatsızlığımla bir şekilde engellemiş oldum onları ve benim buna hiç hakkım yoktu. Bilmeden haddimi aşmışım... Şimdi Evren'e söyleyemediğim ve halen düşündükçe canımı sıkan aşk problemini nasıl aşacağını anlatarak, huzura kavuşmak istiyorum. Orun Ufriına Kendine Söz Ver Eğer bir sevdiğin varsa ve sana bir şekilde ÖSS konusunda ayak bağı oluyorsa, onu görmeden duramı-yorsan, sürekli onu düşünüyorsan, ondan ayrılmak da canını yakıyorsa işte bu muhteşem bir fırsattır. Bakış açını değiştir, biraz da kafanı kullan ve onu bir engel olmaktan kurtar, hatta bir ÖSS dopingine dönüştür. Ona, 170

ÖSS'yeHazırUnmatiin AkU Zarar Teknikleri

-Yarın

akşam seninle çay içmeye gideceğiz, diye söz ver. Sonra da dön ve -Eğer bugün 5 saat matematik çalışmazsam, yarın onu çaya götürmeyeceğim, ona hiçbir açıklama yapmadan sadece 'Çay iptal oldu!' deyip sinir bozucu, verdiği sözü tutmayan bir insan olarak kabalık yapacağım. diye onurunu tehdit eden bir söz de kendine ver. Eğer ondan ayrılmayı göze alabilecek kadar yürekli değilsen, sevdiğinin sırtından epey puan kazanacaksın demektir©. Deneme Sınavları Konuşuyor Deneme sınavından çıktıktan sonra, - Kaç net yapmışım? 30 matematik... Geçen sefer 27'ydi... İyi iyi... 3 tane fazla yapmışım, gelişme var... şeklinde bir değerlendirme yapmak ve sonra da bir sonraki deneme sınavında birkaç tane daha fazla net yapmaya odaklanmak ki bu, yüz binlerce öğrencinin yaptığı bir şeydir. Ve zaten bu şeydir yol alamamalarının da sebebi. Oysa deneme sınavları 171

Yerim Seni ÖSS konuşur. Yaklaşıp yakından bakarsanız bir bir nerede hata yaptığınızı söylerler; ama maalesef deneme sınavları, her ertede bas bas bağırmasına rağmen kimse dinlemez onları. Deneme sınavlarından sonra muhakkak dinle onları. Bak bakalım ne diyorlar?! 'Nerede hata yaptım?' diye sor denemelere. Onlar kesinlikle sana yol gösterecektir, merak etme. Hiçbir deneme sınavı 'Keyfin gelsin!' diye yalan söylemez. Seni acımasızca eleştirmekten de geri durmaz. ÖSS'ye göre daha edeplidirler üstelik; en azından milletin içinde konuşmazlar©. ÖSS'den çok önce defalarca uyarırlar seni. Eğer onları ciddiye alırsan, milletin içinde ÖSS tarafından azarlanmaktan da kurtulmuş olursun. O halde bırak netlerinle uğraşıp hava atmayı. Yaklaş denemenin kulağına ve gizlice sor: - Deneme deneme, söyle bana, ben nerelerde hata yapmışım? Duyduklarını analiz et. Hatalarının üstüne git ve onları tek tek bitir. Yoksa kısa bir zaman sonra büyük bir gürültü çıkacak bilesin. V2

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri Not: Deneme sınavının bir diğer adı da 'Yanlış Yapma Sınavıdır.' Yanlışlarından ders alabildiğin ve hatalarını tespit edip dikkat katsayını artırmaya devam ettiğin sürece yanlış yapmaktan asla korkma ve unutma: Denemelerin tek amacı büyük sınavda hata yapmana engel olmak için sana tüm hataları yaptırmaktır. 7-1-1 Sistemi Adil bulmadığım için ÖSYM'nin uydurduğu bu eleme sistemini beğenmiyorum. Başlarken bahsettiğim gibi, ilkokul birinci sınıf da dahil olmak üzere her yıl düzenlenecek olan ve üniversiteye kadar tam 11 sınavdan oluşan çok basamaklı bir sınavlar bütünü olmalıydı ÖSS; ama öyle olmadı. Peki ben şimdi sana kimsenin bilmediği bir sır vereyim mi? ÖSYM sesimizi duymuş ve bu sene ÖSS'nin formatını değiştirmeye karar vermiş, Necati söyledi©. Yeni sistemin adı 7+1 sistemi.' Bu sisteme göre, bir öğrenci değişik dershanelerde toplam 7 adet sınava girecek ve her sınavdan bir öncekine göre daha başarılı sonuç elde edecek. Daha sonra tüm öğrenciler haziran ayı içerisinde belirlenen o günde nihai bir sınava tabi tutulacak. Bu itibarla şu andan itibaren ÖSS süreci başlamış bulunuyor. Bu sisteme göre 173

Yerim Seri ÖSS Öğrenciler ilk 7 sınava her biri farklı olmak üzere 7 farklı dershanede girmek zorundadırlar. Öğrencinin genel motivasyonu ve ayarı bozulmasın diye bu sınavlar deneme sınavı adı altında yapılacaktır. Bu yedi sınavdan elde edilecek toplam değerin aritmetik ortalaması alınıp nihai sınavdan elde edilecek puanla toplanıp ikiye bölünmek suretiyle öğrencinin gerçek puanı hesaplanacaktır. Öğrenci hesaplanan puanına göre, kendi belirlemiş olduğu alternatifler de göz önüne alınarak ilgili fakülteye yerleştirilecektir. Bu durumda öğrenci kendi dershanesinde girdiği sınavları deneme sınavı kabul edecek, diğer dershanelerde girdiği 7 sınavı ise gerçekten basamaklı olarak gerçekleştirilen ÖSS kabul edecektir.

Bunu Yap: Aslında sana bir şey söyleyeyim mi? Sadece gireceğin deneme sınavına değil; basit bir testi bile çözerken, ona ÖSS muamelesi yap! Sanki her şey o testten istenilen puanı almana bağlıymış gibi davran. Bunu başarabilirsen, sınava kadar binlerce test çözsen de sınava girdiğin gün sana sorduklarında 'Ben sadece bir tane test yaprağını çözdüm ve başardım!' diyecek, ondan önce yaptığın hiçbir şeyi hatırlamayacaksın. O halde, şu anda önünde duran o soru bile tek başına ÖSS'dir... V4

ÖSS'ye Hazırlanmanın Akla Zarar Teknikleri Necati'nin söylediğine göre, öğrenci bu sınavlara düzenli aralıklarla girmek zorundadır; ancak öğrenci bu yeni sistemi duyduğu andan itibaren sorumludur. Eğer öğrenci bu sistemi nihai sınava 7 ay kala duy-muşsa, her ay bir tane sınava girecek demektir. Diyelim ki iki ay kala duydu, heyecanlanması yersizdir; çünkü kaybettiği bir şey yoktur. İki ayı 7 eşit zaman dilimine bölüp sınavlara iştirak edebilir. Yasal masal uyarı: Yukarıda '7+1' diye geçen ve 'ÖSYM'nin yeni sistemidir!' diye vurgulanan sistemin, yürürlükte olması noktasında, gerçekle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Burada gerçek olan şey: Bu sistemi gerçek gibi kabul eden öğrencinin bu doğrultuda çalıştığında ÖSS'ye kadarki süreçte sınav kaygısından tamamen kurtulacağı gerçeğidir ki zaten bu da gerçek değil, bir oyundur©... uyurun Kuralı Her sınavdan bir öncekine göre daha fazla puan alacak ve 8. sınavda ise tavan yapacaksın, hepsi bu. Şimdi bırak bildiklerini, söylenilenleri unut... Gerçek sınava hazırlanır gibi hazırlan deneme sınavlarına.

175

Yerim Setli ÖSS Bu durumda şu anda sadece bir ayın kaldı ÖSS'ye. Sıkı çalış, sadece bir ay... Kaldı ki gerçekten ÖSS'ye bir ay kalınca çalışmaların tavan yapacak, bunu sen de biliyorsun. Kısaca girdiğin her deneme sınavını gerçek ÖSS kabul edeceksin ve her deneme sınavından sonra sana bir hak daha verildiğini düşüneceksin. Diyelim ki sınava reel olarak 6 ay var. Sen bunu asla altı ay gibi algılamayacaksın. Sanki 1 ay varmış gibi çalışacaksın... İnsan olduğun için, yapın ve yaradılışın gereği ertelemekten hoşlanıyorsun. -Daha altı ay var sınava, -Daha 2 yıl var, -Acelesi yok, -Daha erken, -Ohoo daha çok var... Belki birçok kere sen de bu tarz cümleler kurmuş-sundur. Bir moda gibi oldu ertelemek, teknolojiye bile bulaştı erteleme hastalığı...

176

ûSS'ye Hazırlanmalım Akla Zarar Teknikleri Hakikaten bir garip şu insanoğlu. O kadar garip ki güneşle beraber, nefes alan her canlı uyanır, sadece insan umursamadan uyumaya devam eder. Üstelik bütün canlıların içinde en büyük hayalleri insan kurar, en büyük sözleri insan verir... Sonra bu zaafını anlayınca tutar, uyanmak için bir çalar saat icat eder. Ancak sonra yine yenik düşer bu zaafına ve saat çalarken düğmesine basıp tekrar uyuma pozisyonuna dönebilir. Üstelik bundan aldığı keyfi ballandıra ballandıra anlatan o garip yaratık da yine insandır. Al işte, sana altın gibi bir fırsat, çalış kardeşim... Deli gibi çalış, sanki bir ay kalmış gibi çalış. Bunu yapabilirsin. Hiçbir engelin yok. Herkese haber ver. 'Benim ÖSS bu ay!' de ve deli gibi çalış. Dönüşü yokmuş gibi çalış. Hatırlatma: Eğer bu dediğimi yapabilirsen -ki isteyip de yapamayacağın hiçbir şey yok- bir defa herkesten farklı olacaksın, işte bir anda sıradanlıktan bile kurtuldun. Bunu elbette ki sıra dışı olmak için yapmıyorsun. Senin kısa vadeli amacın ÖSS; ancak bunu yaparsan şimdiden açık ara fark öne geçersin diğerlerinden ve bu tavrın ömrüne de yansır. Düşünsene, 1 yıl boyunca vı

Yerim Seni ÖSS bilinen ve dayatılan hiçbir takvime uygun yaşamayacaksın. Senin kendine ait bir takvimin olacak. Bu bir nevi anarşizm falan değil, takvimler yanlış hazırlanmış, sen doğrusunu yapıyorsun, hepsi bu! Eğer bunu hakkıyla yaparsan, önümüzdeki yüzyıl boyunca bir uydu olarak yaşamaktan da kurtulursun. Bunu becerip dozunda abartırsan, mezun olup işe başladığın zaman da en aykırı fikirler yine senden çıkar. Eğer şimdi bir takvimin olursa, gelecekte teoremlerin olur. Hiç olmadığım kadar ciddiyim. Zaten kabaca dahinin tanımına bakarsak, 'Doğru kabul edilen yanlış takvimleri reddeden kişi.' anlamına gelir dahi. Sınava ikinci kez frenlerin daha rahat oldukları, iiçiincü kez frenlerin abi havasında takıldıkları, dördüncü kez girenlerin ise sorular dağıtılırken öğretmene yardım ettikleri, beşinci kez girenlerden bazılarının 'Sarmadıl' diyerek sınavı birinci saat bitmeden terk ettikleri bile gözlemlenmiştir. ÖSS konusunda tecrübe sahibi olmak, heyecanını yenmek, sınav günü rahat olmak için illa defalarca sınava girip kaybetmen gerekmiyor. Birkaç tane farklı dershanede deneme sınavına girmen, sınav kaygını aşman konusunda sana yetecektir. l/B

ûSS'yp Hazırlatımanıı Akta Zarar Teknikleri Değişik iki dershanede sınava girmen, aynı dershanede 20 kere sınava girmenden daha etkilidir; çünkü her dershanenin kokusu, havası, duvar rengi farklı olacaktır. Ve sen ÖSS'ye kendi dershanende girmeyeceksin. Bu bakımdan ne kadar değişik mekanda sınav teneffüs edersen, o kadar yenileyeceksin kendini. Ve o kadar aşina olacaksın sınava... Not: Hep aynı dershanede sınava girmek çok da işine yaramaz: çünkü hep aynı şartlar, aynı arkadaşlar... Zaten onların yanında kaygılanmıyorsun ki sen! Kalem Arkası Ayrıntılar 14 Ekim 2006-02:42 Nasıl olmuşsa, masamın üstü savaş alanı gibi olmuş. Toplamaya karar verdim, tabii eğer becerebilirsem©. Masamın üzerinde duran bir dergi ilişti gözüme... Hani atmadan önce yine de bir bakarsın ya, içinde ne var diye... Dergiyi açar açmaz bir nokta gördüm. Nokta beni çok kötü çarptı, gecenin tam da bu saatinde... Derginin yanına küçük bir not yazdım: 'Önce o tuval boştu. Bir nokta koydu Da Vinci tuvale... Noktayı büyüttü, adına 'Mona Lisa' dedi, sonra da çekip gitti. Peki sen İliç 'Mona Lisa'ya bakarken o ilk noktayı gördün mü?'

179

Yerim Seni ÖSS

Gerekeni yapmak için, gerekenin ne olduğunu bilmen gerekiyordu. Artık ne yapman gerektiğini, hatta nasıl yapman gerektiğini de biliyorsun! Geriye sadece bir eksiğin kaldı: dizlerinin titremesi... Bir çuval inciri berbat edebilecek o lanet korkundan ve dozunu aşan kaygından kurtulmalısın. Yoksa bu anlatılanların hiçbir manası kalmaz ve bütün emek boşa gider; ama tabii ki ben bu kadar emeğin boşa gitmesine izin veremezdim©. Bunun için muhteşem bir final hazırladım sana. Hadi göster kendini!...

Dördüncü Bölüm Vıızzzzt Pat!

ÖSS'nin dizleri olsaydı,seni görünce titremesini ister miydin? ÖSS'nin nutku olsaydı,sen dokununca tutulmasını ister miydin? ÖSS'nin nefesi olsaydı, sen sınava girince kesilmesini ister miydin?.. l^eyse Uzatmaya gerek yok; ÖSS'nin dizleri var ve titriyor, nutku var ve tutuluyor, nefesi var ve kesiliyor!... Birazdan anlarsın!...

Sınav Kaygısı Bizi Bozar Kaygısız asla olmaz. Dozunda kaygı arzuyu gösterir. O konuyla ilgili isteği ortaya koyar. Dozunda kaygı azmi tetikler. Hedefine ulaşınca keyif almanı sağlar, mutlu olmana vesile olur. Gel gör ki her şey gibi bu 'Kaygı' denilen şeyin de fazlası bünyeyi yorar. İstenmeyen sonuçlara sebep olur. Elini ayağını birbirine dolar, önce düşlerini sonra dişlerini kırar... Tırnaklarını kemirir. Başını ağrıtır. Acı verir, bin bir kılığa girip canını yakar. O halde sınavla ilgili oluşan kaygını ya da heyecanını kontrol ederek bu durumdan bir avanta] sağla. - Çok korkuyorum, elim ayağım birbirine giriyor. Bil diklerimi de unutuyorum. • Peki bu şekilde bir kaygıyla ve heyecanla girdiğin tüm sınavları kaybedeceğini biliyor musun? - Evet; ama ne yapabilirim ki? • Heyecanlanma! - Yaa, demesi kolay... • E valla heyecanlan o zaman©. Evet söyleyeceğim şey bu kadar. O kadar aptalca bir kısır döngü ki bu, tarifi yok. Kazanmak istediğini 1B3

Yerim Seni ÖSS söyleyip, heyecanlanınca da kaybedeceğini bildiğin halde, sakin olmanın bir yolunu bulamıyorsan samimi değilsin. Peki neden bulamadığını biliyor musun? Çünkü sen ÖSS'yi bir dev zannediyorsun ve sen alışmışsın başkalarının ürettiği çözümleri tüketmeye. Bundan derhal kurtul. Bütün beklentilerini kes. Sana ne ben, ne de bir başkası yardım edebilir. Oyunun temel kurallarından biridir bu: 'Heyecanlanan kaybeder!' O zaman heyecanlanma, olsun bitsin. Derin bir nefes al ve düşün. Bu sınavı kaybetsen ne olur? Dünya yasa mı bürünür? Baban kızsa, annen bağırsa, hatta akrabaların senden utanç duysa kaç yazar?... Biliyor musun dostum, hiçbir şey olmaz! Hem de hiçbir şey... Kısa sürer o saman öfke, unutulur gider. Güneş yine açar ve birkaç dakika sonra her şey eski haline geri döner. Sen de sınavı unutur, yeni ve başka şeyler yaparsın; çünkü hayat olduğu gibi devam ediyor ve hayat için, üzerinde 'Kazanamadınız' yazan küçük bir kağıdın hiçbir değeri yoktur.

184

Vızzzzz Pat

O arabayı almamız lazım Bir zamanlar 'Şans Kapıyı Çalınca' diye bir yarışma vardı, belki hatırlarsın. Rasgele bir eve giriyor ve evdekilere çok zor bir iş veriyorlardı. Ve bu iş için de belli bir süre tanıyorlardı. Eğer söz konusu işi başarıyla yaparlarsa bir ev ya da araba veriyorlardı ilgili aileye. Ben bu programı hiç kaçırmadan her hafta izliyordum ve her hafta insanın ne kadar güçlü bir yaratık olduğunu tekrar tekrar anlıyordum. Hele bir hafta, bir aileye bir basket topu ve bir pota verdiler. Dediler ki; '20 atış yapacaksın ve hepsi de sayı olacak! Bir hafta zamanın var ve süre başladı!' Bütün aile bu konuya konsantre olmuştu. Evin babası hayatı boyunca eline hiç basketbol topu almamış biriydi. Doğal olarak ilk gün attığı tüm toplar dışarı kaçtı. İkinci gün bazıları sayı oluyordu... - Hadi baba, o arabayı almalıyız... Bizim olmalı baba o ev, bizim olmalı.

185

Yerim Seni OSS

-Arabayı

alıp satar, borçlarımızı öderiz. Lütfen kocacım lütfen! Bu kadar büyük baskıların tam ortasında basketbol topunu kırmızı karpuz zanneden bu adam, programın çekildiği gün, yani 7 gün sonra 20 atıştan 20'sini de sayıya çevirdi. Bunu dünyanın en iyi basketbolcusu sayılan Kobe Bryant bile beceremezdi; ama adam yaptı işte. Neden yaptı biliyor musun? Kaygısını, heyecanını doping aracına çevirdiği için... Başka yolunun olmadığını ve ona hiç kimsenin yardım etmeyeceğini anladığı için başardı. Unutma 1- Kaybedersen problem yok! 2- Bu oyunda da yalnız olacaksın! 3- Seni senden daha iyi kimse tanıyamaz!... Kaybedersen ucunda ölüm yok, sadece hedefinde bazı sapmalar ve gecikmeler meydana gelecek. Kazanırsan o gecikmelere engel olacaksın. Ve bu sınavı yalnız geçeceksin. Sana kimse yardım etmeyecek, ıB6

VîZZZZZ Patt hayattaki gibi. Yani oyunun bu kısmında da tıpkı he yerde olduğu gibi yapayalnızsın. Şimdi tut heyecanını kulağından ve onu 2030 yılının 'En'i olduğun zamana götür. Orası için heyecanlan, geç git buralardan. Hadi ayağa kalk ve yarını düşün. Öyle inan, öyle heyecanlan ki yarını düşününce dizlerin titresin ve şu anki heyecanın küçücük bir noktaya dönüşsün, zevk yap heyecanınla... Düşünebiliyor musun, biraz sonra bu imtihanı geçeceksin ve önünde hiçbir engel kalmayacak, zevke bak ve kudur. Kopar, bitir o işi. Benim böyle sinirli konuştuğuma da bakma, ben senin karnındaki o amansız ağrıyı çok iyi biliyorum ve her zaman senden yanayım. 12 yıl boyunca sana bu konuyla ilgili yapılan baskıların aynısını vaktiyle bana da yaptılar... -Aman kazan, kazanamazsan ölürsün. -Bizi rezil etme kızım! -Aman oğlum oku, bizim gibi olma! -Artık ekmek aslanın ağzında değil, midesinde... -Her yerde okul soruyorlar, üniversite mezunu olmayanlara iş yok! 18?

Yerim Seni ÖSS 9 şeklinde yüz bünyelerde. binlerce baskı unsuru oluşturuldu genç

Şimdi lütfen kurtul onlardan. Artık büyüdün. Seni kandırdılar ya, anlamıyor musun? Bu bir oyun ve eğer kendini fark edersen, en büyük oyuncu da sensin. Sev şu ÖSS'yi. Sevmesen de sev. Seviyormuşsun gibi yap! Haklısın, ben de sevmiyorum; ama sevmek zorundasın. Hatta öyle çok sev ki, -Bir an önce başlasa da şu sınavın zevkine var-sak! -Yerim seni ÖSS, ısırırım... falan diyerek sevgini ifade et. O halde sınavın geleceği güne kadar sabırsızlan ve 2030'a giden en kestirme yolun bu sınavdan geçtiğini asla aklından çıkarma. Yolun tam ortasında bir çukur var. Dikkatlice geçeceksin o çukurun yanından. Çukurla ilgili tüm teknik detayları bileceksin. Ona göre hazırlanacaksın, ona göre giyineceksin ve hata yapmaktan da korkmayacaksın. Gerekli bütün tedbirleri alacaksın. Kaygını, korkunu ve heyecanını lehine çeviremezsen çukura düşersin. Bu sebeple seni 188

Vızzzzz Pgt çukura düşmekle tehdit eden ne varsa hepsinden kurtulacaksın. Hemen şimdi! - E bu kadar kolay mı? diye düşünüyorsan söyleyeyim: Değil; çok daha kolay. İnanarak 'Kurtuldum!' demek kadar kolay...

Berim ÖSS Maceram Tam iki ay vardı sınava. İkinci sefer girecektim ÖSS'ye. İşte o günlerden birinde dayımlar bize misafirliğe gelmişlerdi. Ben o esnada film izliyordum. Filmden sonra ders çalışacaktım©. Not: Bizim zamanımızda (Eski zaman adamıyız ya biz©.) ÖSS iki basamaklıydı. ÖSS ve ÖYS, ÖSS yeni bitmişti, ÖYS'ye de iki ay kalmıştı.
-Sınava

gireceksin oğlum, film izleyeceğine kalkıp ders çalışsana! diye söylenenlere -ki onlar genelde annem ve babamdır- Biraz sabırlı olursanız anlarsınız ne yaptığımı! Her şeye karışıyorsunuz. Rehberlikçimiz böyle söyledi.

189

Yefîm Seni ÖSS 'En sevdiğiniz film oynarsa onu izleyin, aklınız kalmasın; ama film biter bitmez derse çökün!' dedi. Siz ondan iyi mi biliyorsunuz? diyerek kandırıyordum annemle babamı. Tabii çok sonra anladım, aslında sadece kendimi kandırdığımı ve çok sonra anladım, aldatan da kendini aldatıyor, kandıran da kendini kandırıyor. Hile yapan da sadece kendine ihanet ediyor... Neyse, film bitince dizi başlıyordu. Ben onu da izliyordum ve en sonunda da dayanamıyor, televizyonun başında uyuyordum. Sonra annem beni odama taşıyordu. İşte tam bu günlerde dayım içeri girdi... Gözlerimin içine bakarak hiç ummadığım ve unutamadığım o diyalogu başlattı; - Sen ne yaptın, daha kazanamadın mı üniversiteyi? dedi. Ben güldüm. Dayım ilkokul mezunu ya, kendimi bir şey zannederek güldüm: -Yaa dayı, daha sınav gelmedi ki. 2 ay var! dedim. -Yapma ya. Çok bilmiş böcek seni! Ulan adam aya gitmiş, hatta gelmiş; sen iki yıldır bir üniversiteyi kazanamıyorsun! Yazıklar olsun sana!... dedi, şakağmdaki o büyük damar mavi atarken... 190

Vızzzz Pat
-Ya

dayı sınavla ayın ne alakası var? dedim, hani her şeyi biliyorum ya... -Alakası yok geri zekalı. Aya çıkmak büyük iş, ÖSS iş bile sayılmaz... Senden aya çıkmanı isteyen yok. Altı üstü bir sınav ulan!... Neyse, enişte n'aber? dedi ve beni adam yerine koymadığı izlenimi vererek babamla sohbet etmeye başladı. Zoruma gitti, odama geçtim. Ahmet Kaya hayranıydım. Duvarlarımda onun posterleri vardı. Bir de MFÖ'nün posteri. Ve başka bir yığın poster moster. Duvarlarında bir ben yoktum bu odanın. Sınava iki ay vardı. Dayımın sözleri tıpkı filmlerdeki gibi yankılanıyordu kulaklarımda. - Adamlar aya çıktıtıtıtı... Sen bir sınavı kazanamadındındm... Geri zekalı böcekcekcekcekcek... Evet, dayım haklıydı. Kendimden ilk defa bu kadar utanmıştım. O sinirle duvardaki posterleri yırtıp paramparça ettim. Gürültüye annem geldi: -Ne yapıyorsun? dedi. -Devrim yapıyorum, dedim.

191

Yerim Seni ÖSS - İyi, sessiz ol! dedi ve gitti. İspirtolu kalemler vardı dolabımda, onlarla odamın duvarlarında kendi efsanemi oluşturmak üzere harekete geçtim... -Bekle beni Boğaziçi. -Şampiyon benim! -1990 ÖSS şampiyonu Erdal Demirkıran... şeklinde yazılar yazdım. Aslında vasat bir öğrenciydim. ÖSS'yi zar zor kazanmıştım. Girdiğim ÖYS denemelerinde ise kesin açıkta kalıyordum. Kimsenin umudu yoktu benden. İkinci sınav hakkımı da böylece kullanmış oluyordum ve babam sürekli 'Bu son şansın!' diyordu. O da haklıydı. Sonsuza kadar sınava giremezdim. Odamdaki masayı tam ortaya çektim. Üzerine bir sandalye koydum ve yatağımın tam üstüne gelen yere, yani uyanınca ilk göreceğim yere 'Günaydın şampiyon, Boğaziçi seni bel<liyor!' yazdım... O gece saat 03:00'e kadar odayı istediğim hale soktum. Ertesi gün 'Sahaflar Çarşısı'na gittim. Bulabildiğim tüm soru bankalarını aidim. Taşıyabileceğim 192

Vızzzzz Pat kadar sarı saman kağıt ve bir düzine tükenmez kalem aldım. Sebebini bilmiyorum; ama ben ezelden beri sarı saman kağıda tükenmezkalemle yazmaya bayılırım. Belki de 'Tükenmez!' dedikleri halde, onu tükenirken görmek keyif veriyordur bana. E, tabii kurşunkalemle beyaz kağıda yazmak da bambaşka bir eğlenceydi benim için©. Bu arada bir tane de ses kayıt cihazı alıp eve geldim. 2 ay zamanım vardı. Kendime sağlam bir program hazırlamak zorundaydım! Hazırladım. İşte benim '1990 Nisan 20 - Haziran 24 arası' gerçekleştirdiğim o muhteşem program. Va/g^eçilmes lml<ansız Prog^ram Saat Eylem 06:00 - 12:00 12:00 - Uyu. Ders çalış. 06:00 İnanılması güç; ama ben tam iki ay boyunca bu programı hiç aksatmadan uyguladım. Günlük çalışma sürem 18 saatti... Daha sonra, ÖSS'ye hazırlanan öğrencilere yaptığım seminerlerimde, Günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz? diye soruyordum, genel ortalama 4 saat civarında çıkıyordu. Şimdi hesap ediyorum 18 / 4 = 4,5, yani

193

Yerim Seni ÖSS tam 4,5 kat fazla çalışmışım diğerlerine göre. Bu durumda 2 Ay X 4,5= 9 Ay, yani onların 9 ayda,yaptıklarını ben sadece iki ayda yapmışım. Çok nadiren aksardı benim program. Yani sabah O&OO'da yatmam gerekirken, bazen 08:00'de yatardım. O zamanlar da kapıya bir yazı asardım. 'Anne beni saat 14:00'te uyandır!' diye. Bu tarz aksamaların dışında hiç aksatmadım programımı. Yemek yerken ses kaydedicisine çektiğim tarih, coğrafya vb. dersleri dinlerdim. Dakikam boşa gitmezdi. Genellikle yazarak çalışırdım. O sarı saman kağıtlara hiç acımazdım, kocaman kocaman yazardım ve kağıt dolunca buruşturup yatağımın kenarında bulunan çöp kutusuna fırlatırdım, basket niyetine. Neyse, ders bitince, önümdeki çalışma takvimiyle beraber çöp kutusunun yanına otururdum. Gerçi o, çöp kutusundan daha ziyade bir kağıt atık deposuna dönüşmüş olurdu. Tam anlayamadığım bir konu olduğunda -ki hep olurdu- o kağıtları tek tek açıp o anlayamadığım konuya ilişkin karalamaları arardım. Buluncaya kadar tombaladan taş çeker gibi çeker çeker arardım. İflahım kesilirdi buluncaya kadar. 194

V\zazz Pat Sonunda bulurdum... Bu arama sürecinde korkunç bir tekrar yapmış olurdum. Her uyandığımda, tavandaki 'Günaydın şampiyon!' yazısını okur, kendimi gaza getirir, öyle başlardım çalışmaya. Minibüse binip bir yerden bir yere giderken elimde minik post-itler olurdu hep. Onlardan başımı kaldırma şansım yoktu. Yemin etmiştim, ben bu sınavı kazanacak ve nedense kazandı belgesini dayımın önünde yırtacaktım, fotokopisini tabii ki©. Bu işi onur meselesi yapmıştım. O zamanlar 'Kelimelerin gücü'nü bilmememe rağmen ne yaptım biliyor musun, sınava gireceğim okul belli olunca gittim ve gizli gizli okulu sevdim. (Aramızda kalsın tabii, deli derler yoksa©!) - Vay bee, demek ki '2030 yılınm en büyük reklam-cısı'nı bu okul çıkaracak. dedim. O zamanlar reklamcı olma hayalim vardı. Her neyse, ölümüne çalışarak geçirdiğim bu iki ay bitti. 24 Haziran 1990 tarihinde, sınava bir şampiyon edasıyla girdim. Şampiyon olamadım; ama iki ay önce

195

Yerim Seni ÛSS rüyamda bile görme ihtimalimin olmadığı Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi kazandım. Eee, iki ayda bir vasatı yüceltebilirdim. Şimdi düşünüyorum, eğer 6 kesin şampiyondum. Büyük Randevu Sonuçlar açıklandı. Birkaç gün sonra dayımlar bize geldi. O gün büyük gündü. Kazandı belgesi henüz gelmemişti; ama sonuçlar gazetede yayınlanmıştı...
-Ne

bir okulu, Marmara İşletme bölümünü ancak bu kadar ay zamanım olsaydı

yaptın okulu?

-Kazandım

dayı işte burada... dedim göğsümü gererek ve o baktıktan sonra yırttım gazeteyi! Bu tavrım karşısında dayım çok utandı ve sanırım kafası karıştığı için şöyle dedi: - Şu bacaksızın hareketlerine bakın hele, kazan mış... Çok iş olmuş! Ben o kadar çalışsam aya çı kardım... Dayıma kızdım o gün tekrar. Yeni bir karar verdim. Aya çıkacaktım ve dayıma el sallayarak uzay gemisini yakacaktım ayda©.

196

Vızzzzz Pat

Yarın Sınav Varmış ûibi Davran Zaten Yarın Sınav Var Aslında bana 8 ay önce 'Yarın sınav varmış gibi çalış, çok çabuk geçiyor, inan hiçbir şey anlayamadan gelip geçiyor, bir de bakıyorsun ki yarın sınav var!' demişti birileri ve bildiğimiz şeyleri söylediği için ciddiye almamıştım... Yeri gelmişken ben de söyleyeyim de sen de beni ciddiye alma bakalım©: 'Yarm smav varmış gibi çalış, çok çabuk geçiyor...' Neyse, şimdi şaka bir yana, bugün tam o gündeyiz. 12 yıllık emeğini yarın ÖSS'de ortaya koyacaksın. Valla yaal... Not: Yemin ettim ya, inanarak ettim:.. Bu kitabı sınavdan 3 sene önce bile okusan emin ol ki yarın sınav var! inanmıyorsan, sınava bir gün kala beni düşün! 'O demişti ya, daha dün gibi hatırlıyorum. Çok çabui< geçti gerçel<ten, adam haklıymış!' diyeceksin... Ben de inanmamıştım... Ama hakikaten sınav yarınmış ve çalışacağım tek gün de bugünmüş...

197

Yerim Seni ÖSS

Son Gece Bu gece herkes senin başına üşüşecek,
•Aman

oğlum heyecanlanma! •Bak, aman kaydırma cevapları. Bitersin! Ben kaydırmıştım, bak marangoz oldum sürünüyorum. •Sakin ol, korkma... •Son dakikaya kadar bekle. Herkes çıksın, sen en son çık... •Emin olmadan sakın işaretleme! •Erken yat, uykunu al! •Kahvaltını sağlam yap! •Kalemini silgini şimdiden cebine koy. •Nüfus cüzdanını unutma! •Su götürmeyi unutma!
•Gel

sen şu yatakta yat, daha rahat edersin!

Bu ve buna benzer yüzlerce söz duyacaksın ÖSS arifesinde. Her kafadan ayrı bir ses çıkacak. Zaten ev kalabalıksa hepten yandın©. • Heyecanlanma, panik olma! falan diyenlere. 198

Vızzzzz Pat Ne bu heyecan böyle, bu kadar panik olmayın be kardeşim... diyerek 'Ti' yap. Yani boru sesi çıkart©. Gerçi ben denemiştim, borudan o ses çıkmıyordu; ama olsun, sen yine de yap©! • Gel burada yat! diyenleri, -Uykum yok, baskı yapmayın. Bunalıma girerim haa... diyerek tehdit et. • Cevapları kaydırma. diyenlere 'Galatasaray - Fenerbahçe Derbîsi'nin son üç dakikasında yaşananları anlat. Zaten sizin akrabalar da bizimkiler gibi futbolu duyunca konuyu kaydırırlar kesin©. Ya da gülümseyerek, Siz ne saçmalıyorsunuz Allah aşkına!... 1. sorunun cevabını neden 2. sorunun yerine yazayım ki? de de onların seni nasıl sevdiklerini bir daha gör. Anne bu yaa... Can yaa... Neyse bu kadar duygusallık yeter... Onlar muhtemelen konuşmaya devam ederler: • Ne bileyim ben, heyecandan olur belki yavrum, he yecanlanma, tamam mı evladım? TL9$

Yerim Seni ÖSS -Tamam anne, söz veriyorum heyecanlanmayacağım©! de ve annene bunun iyi bir fikir olduğunu ima eder şekilde bak. - İyi ki hatırlattın anne! der gibi bak yani. Böylece onlar da sana son katkılarını yaptıklarını düşünüp mutlu olsunlar. Asla kırma onları. Tutup da, - Rehberlikçi zaten her gün söylüyor aynı şeyleri, bı rakın yakamı yaa... diyerek onları azarlama, bunun kimseye ve hiçbir şeye faydası yok! Bu sadece suyun tadını kaçırır©. Uykun Yoksa Uyuma Normal olarak her akşam ne yapıyorsan yine onu yap. Her zaman kaçta yatıyorsan, yine o saatte yat. ÖSS'ye özel hiçbir şey yapma. Düne kadar özel olan her şeyi yaptın. Sadece ÖSS çalışmaların sırasında giydiğin elbiseni hazır et ve her gece hangi yatakta uyuyorsan, o yatağa yat! Diyelim ki uykun yok! Sakın kasılma!

Vızzzzz Pat - Uyuyamıyorum, yarın ne yapacağım! diye endişelenme. Bir daha söylüyorum, sakın uykun olmadığı halde yatağa girmeye kalkma. İşte asıl bu yorar seni ve gerçekten sabahleyin uykusuz kalkarsın. Ben kendimden biliyorum©... Zor Gece ÖSS'yi kaybettiğim sene yani 89 yılında annem bana bir iyilik yapmıştı. Yeni çırptığı yün döşeği hazırlayıp odanın tam ortasına uzatmıştı. Döşeği görsen anında uykun gelir. Yani o kadar güzel kabarmış... Anneme göre ben normal olarak her zaman yere serip yattığım sünger yatakta değil de o döşekte yatarsam uykumu daha iyi alırmışım. Annemin bu iddiası, yün yatağın davetkar bakışlarıyla bir araya gelince uyku hormonlarım tavan yaptı. Bu arada annemin bir bildiği daha vardı, 'Erken yat oğlum ki uykunu alasın!' Aynen yaptım. 10 sularında kendimi yün döşeğin üstüne bıraktım... Gece saat 03:00'e kadar uyuyamadım. Birden kayboldu sanki melatonin, hormon mormon...

Yerim Seni ÖSS Meğer bünyem bu kadar rahat bir yatağa alışık değilmiş. Kıvranıp durdum ve ancak saat 03:00'te anlayabildim yanlış yatakta yattığımı... Anlar anlamaz, yerimden fırladım ve en sinirli halimle döşeği kapıya fırlatıp eski süngeri yere serdim, kıvrıldım cefakar ve itilmiş süngerimin üstüne; ama bu sefer de sinirden ve nasıl böyle bir hata yaptığımı sorgulamaktan dolayı uyuyamadım. Saat 04:30 gibi uyudum, 08:00'de de kalktım. Sinirimden ağlayabilirdim; çünkü toplam uyuduğum süre 3,5 saatti ve ben uykumu alamamıştım. Aslında her gün 8 saat uyuyan biri, bir gün 3,5 saat uyuşa çok problem olmazdı. Zaten beni yoran da az uyumak değil, uyumak için çırpınmamdı. Ne yazık ki ben bunu bilmediğim için psikolojik bir yorgunluğun altında ezilmiştim. O halde yarın sınav varsa bugün tuhaflaşma, her zamanki gibi ol. Sinirini bozma, kimseyle polemiğe girme. 'Daha enerjik olayım!'diye yemediğin şeyleri yeme! İçmediğin şeyleri içme! Yatmadığın yerde yatıp da dertsiz başına dert açma! Artık ders de çalışma. Sal kendini, kurtul...

202

Vızzzz Pat Büyük Sır: O gün OSS için yapacağın en özel şey, yarın sınav yokmuş gibi davranmandır... Bugün Sınav Var Uyanma Zamanı Kahvaltı yapıp rahat rahat sınava yetişebileceğin saatte uyan. Saatini kur ve yine her ihtimale karşı annene de söyle, o da saatini kursun. İlgili saatten önce (O - 60 dakika önce) uyanırsan ve uykunun olmadığını fark edersen, sakın tekrar uyumak için yatağa girip çırpınma gafletine düşme. Uyanmışsan uyan, duşunu al, çık ve biraz yürüyüş yap. Sonra geri dön... Hazırsın artık! Kahvaltı Sofrası O sabah annen mutlaka senin için kuşsütlü bir kahvaltı sofrası hazırlayacaktır. Sakın o sofradan yeme! Cırcır olursun©... Her zaman ne yiyorsan kahvaltıda yine onu ye. Eğer her sabah, bir dilim beyaz peynir ve bir dilim ekmek yiyorsan, sakın o sabah börek mörek ya da ciğer sote falan yeme kahvaltıda. Duman olursun. 203

Yerim Seni OSS Eğer söz geçiremiyorsan, sınavdan epey önce, otur annenle bir anlaşma yap! Ona anlat: - Anne, eğer sınav sabahı senin hazırlayacağın kahvaltı sofrasından yersem sıkıntı yaşayabilirim. O yüzden sınavdan bir hafta önce her sabah, sınav günü hazırlayacağın kahvaltının aynısından hazırla ki bünyem alışsın. • Sen yeter ki iste yavrum, ben sana her sabah hazırlarım aynısından. der annen kesin, böylece anlaşmış olursunuz ve bu anlaşmayı börekle de kutlarsınız diye tahmin ediyorum ben©. Bu arada hiç kahvaltı yapmayan biri isen, aynı şekilde o sabah da kahvaltı yapma. Bunun hiçbir gereği yoktur. Riske girme. Evden Cıkis Duşunu aldıktan sonra ÖSS elbiseni rahat bir ayakkabıyla giyin ve okulun yolunu tut. Bazı kişisel gelişimciler ya da ÖSS psikologu diye geçinen bazı ağabeyler ve ablalar rahatsız bir ayakkabı giyinmeyi öneriyorlar ve bir de buna inanıyorlar. Güya rahatsız 204

ayakkabı ayağı sıktığı için heyecanı alırmış... Ayağındaki ağrı ya da acıya konsantre olurmuşsun ve böylece heyecanın yatışırmış! Eğer bu mantık doğruysa karnına bir bıçak sapla öyle git sınava. Kan kaybından dolayı asla sınav heyecanı yaşamazsın©. Neyse dostum, bunlar komik şeyler ve esprinin sırası değil, ayrıca sınava giriyoruz burada boru değil. özür: 'Rahat bir kıyafetle sınava girmelisin!' diye bir cümle kurman bile benim gibi bir adam için utanç verici bir durum. Bu tartışılacak bir konu değil; ama millet tuhaf tuhaf şeyler söyleyince söylemek zorunda kalıyorum işte. Okula Yaklaşırken Sınava gireceğin okula doğru hareket ettiğin anda, az sonra yazacağın destandan ve yıllar sonra bugünü anlatıp keyif alacağından başka hiçbir şeyi düşünme. Yıllar sonra anlatacağın bu hikayeyi biraz daha renklendirmek için, o anı özümseyerek yaşa. Sınava giden öğrencilerin yüzündeki o kaygılı ifadeyi kaydet zihnine. Saçma sapan bîr sınav için milletin çektiği sıkıntıyı gözlemle. Okulun bahçesinde.

Yerim Seni ÖSS koskoca tabelayı gördüğü halde, 'Atatürk Lisesi burası mı?' diye soranları, 'İnşaallah güneş alan bir sıra değildir benimki!' diye düşünüp acı çekenleri, sınava okulun giriş kapısından mı, yoksa başka kapıdan mı girileceğini düşünerek, okulun arkasını dolaşıp kapı arayan zavallıları, annesiyle ve babasıyla gelip bahçede duygusallık yapan gençleri izle ve inan bana, bir daha da böyle bir manzarayla asla karşılaşamayacaksın, tadını çıkar... Sende bu kaygıların hiçbirinin olmamasının keyfiyle izle olup bitenleri. Sen gerekeni yaptın, çalışman gerekiyordu, çalıştın. Son Dakikalar Diyelim ki, olmaz da hani oldu ve sen yeteri kadar çalışamadın, panik yapma! Dünü düşünüp efkarlanma; çünkü o iş bitti. Artık yapabileceğin hiçbir şey yok! Şimdi tadını çıkar. Yahu ölmek üzere olsan ne çıkar? Bu bir oyun ve sen bir daha asla ölemeyeceksin, onun da tadını çıkar! Ayrıca: Kim demiş 'Ölüm kötüdür!' diye. Hadi diyelim ki demiş biri. Nerden bilmiş?,.. Ben ölümün bile olağanüstü bir deneyim olduğuna, hatta bir devrim olduğuna 206

inanıyorum!... Ben nerden biliyorum peki?... Bu derin bir mevzu, bence bundan sonrasını öldükten sonra konuşalım©! Görmüyor musun, senden başka herkes kaygılı... Bu ne demek biliyor musun? 100 binlerce öğrenciyi geride bıraktın demek.

Vızzzzz Pat Kalem Arkası Ayrıntılar 17 Ekim 2006-22:00 Yaklaşık bir aydır ilk defa bugün haberlere baktım. Ana başlık 'Okullarda şiddetî'ti. Alt başlıklarda ise 'Öğretmenini döven öğrenci... Sınıfta arkadaşını bıçaklayan öğrenci... Öğretmenini okuldan atan öğrenci...' Nutkum tutuldu! Bu ne yaa? Söyleyecek söz bulamıyorum, kilitlendim kaldım? Hangi baba, çocuğuna 'Evladım sakın bokunu yeme yavrum!' diyebilir; ama inan bana 'Yavrum sakın öğretmenini dövme!' şeklinde kurulan bir uyarı cümlesi, az öncekinden çok daha abes ve mantıksızdır. Adam öğretmenini dövüyor! 'Öğretmen dövülür mü?' diye gündem yapsan kargalar güler, insan insana nasıl yumruk atabilir?!... Bu arada şu uğraştığım işlere bakar mısın? Hangi yüzyıldayız ve biz nelerle uğraşıyoruz. Gelişmiş ülkelerde kavga etmek, en büyük suç kabul ediliyorken bizim uğraştığımız işlere bakar mısın? 207

Yerim Seni ÖSS Haksızlıklara tahammül edemediğini söyleyerek seni yanlış anlayan öğretmenini döveceğine, git ilkokul bahçesinde midyenin arasında extasy satan seyyar satıcıyla uğraş, beyinsiz. Kaldı ki sana mı kaldı adalet dağıtmak! Adam gibi okulunu oku, sonra dön gel, neyi beğenmiyorsan onu düzelt. Sana sadece bir harf öğretmiş olsa bile senin için kutsaldır o öğretmen artık, ters bile bakamazsın. Akıllı ol!... Büyük İcat 600 Sınav kaygısı seminerlerimde öğrencilerime, -Çok basit bir uygulamayla sınav esnasında zın %34 oranında daha güçlü olmasını ister misiniz? diye soruyordum. -Eveeet... diye bağırıyorlardı. Sonra, 'Az sonra' faslını başlatıyordum. O andan itibaren öğrenciler artık başka hiçbir şey düşünmüyorlardı; çünkü sınav esnasında hafızanın %34'lük bir artı değere ulaşması dehşet bir şeydi... Düşünebiliyor musun, bildiklerini hatırlaman neredeyse %40'a yakın bir seviyede kolaylaşacaktı. Bunu kim reddedebilir? Merakları en zirvedeyken. hafızanı

- Ey hafızasını güçlendirmek isteyenler!... diye bağınyordum. Tüm salon dikkat kesiliyordu ve ben bombayı patlatıyordum; - Sınav sabahı bir adet haşlanmış patates yiyin o zaman©. Salon kahkahaya boğulurken bir kısmı da dalga geçtiğimi düşünerek homurdanmaya başlıyordu... Bilmiyorlardı, ben böyle bir konuda asla şaka yapmam. Uyarı: Dünyada iki kişiyle asla dalga geçme! Birincisi, senden borç isteyen birine, paran olmadığı halde, 'Para çok, ne kadar lazım?' diyerek eğlenmeye ya da şaka yapmaya kalkma, seni asla unutmaz, ikincisi de ÖSS öğrencisi sana ihtiyacı olan bir konuda soru sorduğunda, sakın hafife alıp dalga geçme! O da seni asla unutmaz... Ha, bir de konumuzla pek ilgili değil; ama tilki var! Ona da verebileceğin bir tavuk olmadığı halde sakın 'Tavuk yer misin, tilki kardeş?' diye sorma, başın ağrır©. Kahkahaları ve homurdanmaları normal karşılıyordum; çünkü bana da söyleseler, şeker dururken ben de inandırıcı bulmazdım patatesi... Sebzelerin aklı olsaydı, görüntüsüne göre en aptalı patates seçilirdi

Yerim Seni ÖSS herhalde; ama bu bir gerçek ve patates ciddi ciddi hafızayı açıyor... Neyse, salondaki homurdanmalar bittikten sonra, - Sınavdan 15 dakika önce bir adet haşlanmış patates yiyin ve hafızanızı kudurtun! diye tekrar ediyordum. Ciddi olduğumu o an anlayıp hikayenin devamını dinlemeye başlıyorlardı... Hiç Şakam yokl Bilimsel Açıklama: Toronto Üniversitesinin 2001 yılında yapmış olduğu bir araştırma, patatesin natürel yollarla hafızayı canlandırdığını ortaya koymuştur. Bu bilgiden hareketle Toronto Üniversitesi yetkilileri, hafızayı canlandıran maddenin patatesin içinde bulunan 'nişasta' olduğunu keşfetmişlerdir. Daha sonra yapılan süreç analizlerinde patatesin yenildikten sonra birinci saatteki etkisinin %34, ikinci saatteki etkisinin %25, üçüncü saatteki etkisinin ise %17 olduğu tespit edilmiştir. Gördün mü kanki, bende yalan yok! Patates seni uçurur©...

Vızzzzz Pat Seminerlerimde bunu söylediğimde üst üste soruyorlardı öğrencilerim, ben de cevaplıyordum, - Peki hocam, birinci saatin bitiminde bir patates da ha atsak tekrar %34'e çıkar mı? • Çıkmaz evladım! - Haşlama mı kızartma mı? • Haşlama yavrum... - Tuz dökelim mi? • Zevk meselesi çocum©... Herkes şeker yerken okulun bahçesinde, senin patates yemen ilginç olurdu değil mi? Bir de düşünsene hele, yanındaki öğrenci sana şeker ikram etse, sen de ona patates ikram etsen ne olurdu? Cevap belli 'İğğranç!' Nerden bilsin çocuk %34'ü? Adam öğrenmiş abisinden, ablasından ya da diğer büyüklerinden şeker yiyerek sınava girmeyi, patates ağır geliyor tabii©. Bu arada patatesi taşımak ve içeri sokmak da ayrı bir dert! Yanında götürürken birisi görse kesin dalga geçer... Polise de izah edemezsin. - Bu ne yavrum? • Patates efendim! - Onu anladık da ne iş?

Yerim Seni ÖSS • Hafıza için getirdim. - Yapma ya, patates, hafıza... • Evet memur bey hafızayı açıyormuş... - Yok daha neler, kaşar peyniri getirseydin bari! Al lah Allah!... tarzında tartışmalara girip cevapsız kalman seni üzebilir diye oturdum kafa yordum ve bir şeker icat ettim. ÖSS şekeri. Bildiğin şeker; ama içinde ekstradan hafıza dopingi olarak bilinen patateste bulunan nişasta, hafızayı güçlendirdiği İbn-i Sina tarafından ispatlanmış ahududu şurubu ve zihni performansı doğrudan etkileyen, büyük glikoz deposu üzüm konsantresi var... Not: Bende her şey açık, formülü sadece üç kişi biliyor diye hava da atmıyorum üstelik©. Sonuçta kitabın köşesinde 'GOO' adıyla sana armağan ettiğimiz 'ÖSS şekeri' herhangi bir şeker değil; Toronto Üniversitesi'nin bilimsel raporları doğrultusunda hazırlanmış, hafızayı üç saatliğine kuvvetlendiren özel bir şekerdir. ÖSS Şekerini, ÖSS'den ya da herhangi bir sınavdan 15 dakika önce yediğin takdirde, önünde bulunan üç saatlik sürede senin için bir nevi hafıza dopingine dönüşecektir bu şeker...

Vızzzzz Pat Not: Bir şekilde dayanamayıp bu şe[<eri yediğini varsayalım, l<i bu bir ihtimal; çünkü sen de benim gibi bir şekerseversin. Heyecanlanmana gerek yok, sabalı evden çıkarken bir adet patates götür, olsun bitsin, balı-çede yersin. Kafiyeye bak bee©... Az Sonra Sınav Var Kapılar Açıldı Sakın acele etme. Görmüyor musun, nasıl koşuyorlar? Hepsinde bir telaş ve geç kalma korkusu var:
-Ya -Ya

beni içeri almazlarsa, ben ne yaparım? -Ya son anda kapıyı kapatırlarsa ben dışarıda kalırsam! polis bana gıcık giderse! Adam bu güzel manzarayı bırakıp sıraya geçer mi yahu? Bahçedeki o kaldırım taşı var ya, hani şu oturduğun. Oradan sakın kalkma, izle de gör milletin halini. Son kez dönüp sevgilisine, annesine, babasına, karısına, kocasına el sallarken titreyen dudakları ve zoraki gülmeleri seyret. Neyse, son öğrenci polise yaklaşırken kalk kaldırımdan. Abartma©! Yaklaş, 'Merhabalar' de ve gülümse. Onlar assa da 213

Yerim Seni ÖSS suratını, sen gülümse. Düşünebiliyor musun? Az sonra senin şerefine düzenlenmiş muhteşem bir şenlik başlayacak. Şenlik Başlıyor Az önce bahçede gördüğün bütün bu insanların ve senin görmediğin diğer bahçelerdeki insanların toplanmasının sebebi sensin... Neredeyse iki milyon insan senin için toplanmış. Aslında tek başına da girebilirdin bu sınava; ama zevkini alamazdın. O yüzden yetkililer abarttı! Sırf sen bu sınava girip, bu oyundan zevk alasın diye tüm detayları düşündüler. Baksana, üniversiteler kurmuşlar senin için. Ben de biliyorum ki sen bu üniversitelerden sadece bir tanesine gireceksin; ama anlamsız gibi durabilirdi tek okul, tek öğrenci... O yüzden binlerce okul açmışlar, ta ilkokuldan üniversiteye kadar. Yıllarca sırf sen gariplik ve yalnızlık çekmeyesin diye milyonlarca insan mezun ettiler senin için... İşte böyle akla zarar bir çalışma yapıldı senin için ve bugünlere gelindi. Daha neler neler yaptılar, iyice 214

Vızzzzz Pat abarttılar... Senin sınava gireceğin gün her şey kusursuz olsun diye sürekli egzersiz yaptılar. Her sene Haziran ayının 2. ya da 3. pazar günü deneme sınavı yapıp, ÖSS'yi denediler. Bu kadar denemeden, bu kadar egzersizden sonra nihayet bugüne gelindi. Şimdi, tam da şimdi... Her şey ve herkes hazır. Hadi sen de bu şenliğe layık ol! Kalk ve içeriye gir. Sen içeri girince konsantrasyonun bozulmasın diye kimse eliyle alkışlamayacak seni, şaşırma. 'Gürültü olmasın!' diye yürekleriyle alkışlayacaklar. Gir içeriye ve sakın ilgi bekleme, seninle ilgilenmeyecekler. Sana karışan da olmayacak... Bu arada sınav iyice sahici gözüksün diye ciddi ciddi sınav yapacaklar. Bozuntuya verme©! Bak bak bak... İçerde bir çocuk '102 nolu salon burası mı?' diye soruyor birilerine. Kapıda '102' yazıyor; ama adam soruyor işte. Ne kadar heyecanlılar, görüyor musun? Bu sınavı gerçek sanıyorlar, senin için geldiklerinden haberleri yok! Sen kimseye hiçbir şey sorma. Elindeki kağıtta hangi sınıfta ve salonda gireceğin yazıyor. Bak o kağıda, kapıyla karşılaştır ve dal içeriye. Kağıtta sıra numaran da yazıyor. Bul 215

Yerim Seni ÖSS sıranı ve otur. Kalemtıraşını, silgini, kalemini, kimliğini, suyunu, gazozunu masanın üzerindeki en. uygun yere yerleştir. Artık o masanın tek hakimi sensin... Önündeki çocuk dikkatini dağıtmasın. 'Kalemtıraş çalışıyor mu?' diye kontrol eden kıza da aldırış etme, o kızın tam sağ çaprazında 'Silgim siliyor mu gerçekten?' diye denemeler yapan zayıf çocuğa da aldırış etme. Ve emin ol! Senin silgin siliyor, kalemin yazıyor ve kalemtıraşın açıyor. ÖSS şekerini de yemişsin, hafızan da tavan yapmış... E, o halde sen hepsinden daha öndesin. Artık hiçbir şeyle ilgilenme! Sadece ve sadece 2020 yılının 'En'i olduğun zamanı hayal et, neşelen... Adrenalin Hsıd Safhada İçeriye, yani senin sınava gireceğin salona iki öğretmen gelecek. Muhtemelen biri erkek biri bayan olacak ve yine muhtemelen onlar birbirini tanımıyor olacak. Erkek olan tabiatı gereği kıza yavşayacak. Ve ara sıra ayağa kalkıp öğrencilere yaklaşıp çeşitli uyanlarda bulunacak:

216

V]zzzzz Pat - Sınav birazdan başlayacak. Biz size kitapçıkları da ğıttıktan sonra kimse kitapçığı açmasın. Biz söyleyin ce açacaksınız. Yoksa sınavınızı iptal ederiz! anlamına gelen cümleler kuracak ve ara sıra öğretmen hanıma dönüp hava atmak amacıyla: - Öyie değil mi hoca hanım? falan diyecek. O anda orada bulunan herkes heyecanlanacak. Öğretmen o an sanki çok mühim bir şey söylüyormuş havasında olacağı için bütün öğrenciler ciddiye alacak onu. Halbuki kimse bilmiyor ki o, aldığı emir icabı asla sıra dışı bir cümle kuramaz! -Çişinizi yaptınız mı? -Sağa sola bakmayın.
-5

dakika sonra sınav başlayacak!... Ya da bunun gibi cümlelerin ötesine geçemez kuracağı cümleler. E, zaten bunların hepsi 1000 yıldır bilinen şeyler değil mi? 'Sayfa bitince diğer sayfaya geçmeyi unutmayınız!'bile diyebilir; çünkü ÖSYM'yle bunlar aynı kafadan©... Not: Tiyatroya gitsem bu kadar eğlenmezdim. Adam geldi ve bir tebeşir aldı eline, tahtaya büyüi< bir ciddiyet ve titizlikle, sınavın başlama saatini ve bitiş saatini ayrıntılı olarak yazdı ya©!... iıj

Yedm Seni ÖSS Hep merak etmişimdir. Bu, sayfa bitimlerinde bulunan o uyarı cümlesini yazma fikrini akıl eden adam hiç utanmadı mı şu cümleyi kurarken: - Abi aklıma harika bir fikir geldi. Sayfa sonlarına 'Diğer sayfaya geçiniz!' diye bir uyarı cümlesi yazalım abi, millet apışıp kalmasın! Hadi o utanmadı, kurdu diyelim, buna onay veren Necati hiç utanmadı mı, 'Harika fikir bu ya!' derken? öneri: Bence önümüzdeki yıllarda ÖSYM 'Diğer sayfaya geçiniz!' diye bilinen o ibareyi koymasa, şimdi bu ibareyle korunmaya çalışılan yüz binlerce öğrenci 'Hönk! diye kalır ve ölü balık gibi bakar sayfaya©... Böylece araya karışmış hödükler de havada karada elenir. Necati de 'Biz biliyorduk zaten. Söyledik mi de kötü oluyorduk!' diyerek zevk yapmış olur! Ama tabii ki ÖSYIVI işini riske atmaz. Zaten bu sene aile bağlarını güçlendirmek ve öğrenciyle veli arasındaki gerginliği azaltabilmek için yeni bir uygulama başlatacakmış Necati... Son sayfaya 'Cevap anahtarını görevliye teslim ediniz ve sınıfı sessizce terk edip doooğru evinize gidiniz©.' yazısını ekleyecekmiş, saygı duyarım. Görevlinin En Mutlu Anı Görevli, görevini en iyi şekilde yapabilmek amacıyla hedef cümleyi kuruyor: 'Birazdan sınav başlayacak; 2ıB

Vızzzzz Pat İhtiyacınız varsa şimdi gidiniz ya da ebediyete kadar tutunuz!' Bu cümleyle beraber herkesin aynı anda çişi gelecek, emin ol! Gelmeyenler varsa, onlar da 'Acaba çişim var mı?' diye düşünecek; hatta bir çoğu gidip kendini zorlayacak, kalabalığın içinde. O zorlamayla asla ürik aside ulaşamaz öğrenci; ama bu çalışma sınav başladığında etkisini direkt olarak gösterecektir. Sınav esnasında kıvranan ne adamlar gördüm ben©. Sen kendini zorlama kardeşim; varsa vardır, yoksa yoktur. Ciddiye alman gerektiği kadar ciddiye al görevliyi! O da şenlik için gelmiş zaten, yazık... Kitapçık ve Görevlicik Hiç şüphen olmasın ki görevli birazdan kitapçıkları dağıtmaya başladığında bütün milletin yüreği ağzına gelecek! Hani arabayla tümsekten geçerken için hop-lar ya, herkesin içinde öyle bir hoplama olacak işte. Bir an önce kitapçığı açmak için deli olacak bütün öğrenciler; çünkü görevli 'Ben demeden sakın açmayın kitapçığı, oyarım©!' diyecek ve o an kürsüden sizi izleyen bayan öğretmene hava atmak amacıyla yürüyüşünü. Kadir İnanır'a, bakışlarını da Tatar 219

Yerim Seni ÖSS Ramazan'a benzetecek... Duydun mu? Kitabı açmak yasak! E bu ne demek? Herkes kitabı açmak isteyecek demek©! Sen bu esnada masanın üzerinde j-jiç kıpırdamadan duran zavallı kitapçığa bak, sadece bak! 'Yerim seni ÖSS, sen benimsin tatlım!' de ve bekle... Ayrıntı: Görevlinin yürüyüşünü Kadir inanır'a, bakışlarını da Tatar Ramazan'a benzetiyor olması -ki bu iki kişi de aynı kişidir©.görevlinin kendi salaklığıdır. Yoksa niye kendini iki defa aynı kişiye benzetsin ki? Not: Yukarıdaki bahse konu olan görevli dışındaki tüm görevlileri tenzih ederim©. Komutan Saldırı Emri Veriyor Az sonra görevli, Çanakkale'de düşmanı denize dökmüş komutan edasıyla 'Başla!' komutunu verecek ve herkes kitapçığa saldıracak, sen asla dokunma kitapçığa. Herkes saldırsın, sen sakın saldırma. Bekle. Beklerken kitapçığı sev. 'Ben seni çok iyi tanıyorum dostum, daha önce kaç kez karşılaştık, hatırlamıyorum. İşte şimdi yine karşımdasm. İçindeki tüm soruları ezbere biliyorum... Aslında çözmesem de olur;

220

Vızzzzz Pat ama bu kadar masraf etmiş, hazırlanmışsınız benim için, çözeyim de ayıp olmasın©!' de. Millet kitapçığa saldırmış, hatta ikinci soruya geçmiş olsa da sen acele etme ve bekle... O ilk saldırma anında -ki öğrencilerin %95'i saldıracaktırsaldırganların enerjilerinin %40'ı çöpe gitmiş olacaktır. Asla zaman kaybettiğini düşünme; çünkü sen çok çok bir dakika, hadi bilemedin iki dakika kaybettin, onlar %40 enerji kaybettiler. Kaldı ki sen bu bekleme süresini dolu dolu yaşadın. Rakibinle göz göze geldin, ondan korkmadığını beyan ettin. Bilincin zaten hazırdı, az önce bilinçaltını da iyice hazırladın... o iş Tamam Şimdi hazırsın artık. Suyundan bir fırt çek ve yavaşça aç kitapçımı. Bütün soruları biliyorsun Eğer hatırlayamadığın olursa, hiç düşünme ve geç, ne de olsa zamanın var ve geri dönebilirsin. Tıpkı deneme sınavlarında onlarca kez yaptığın gibi... Kaydırma Meselesi Bazıları birinci sorunun cevabını, ikinci sorunun işaretliyorlarmış. Duyduğumda ben de çok şaşırdım, var yanına

Yerim Seni ÖSS böyleleri. Benim bu kitabı yazdığımı duyan dershaneci arkadaşlarım: -Ya Erdalcım, şu kaydırmayla ilgili de bir iki cümle yaz! dediler. Ben de, - Tamam... dedim; ama sonra düşündüm ve bu konuda yazacak hiçbir şey gelmedi aklıma; çünkü soruyu kaydırmak kadar aptalca bir davranış olamaz! Sınav sonrası yapılırken, havada yakalanan bir diyalog: - Ne yaptın? • Soruyu kaydırdım! - Niye peki? • Yaa ne bileyim, kaymış işte. - Nasıl yani, kendiliğinden mi? Yani sen kaydırma dın, kendi kaydı, öyle mi? • Saçmalama, herhalde ben kaydırdım. -İyi; ama neden? Yani 1. sorunun cevabını 3. sorunun yerine nasıl yazabilirsin? İnsan 1. sorunun cevabını 1. den başka nereye yazsam diye düşünse aklı karışır.

Vızzzzz Pat • Kolay di mi öyle konuşmak, sınav anında insan heyecanlanıyor işte, anlamıyor musun sen yaa? - Heyecanlanman tamam da sen cevabı bulmuşsun. Sadece işaretleyeceksin, olay bu. Yani ne kadar heyecanlanırsan heyecanlan, burnun kaşınınca tutup kulağını kaşımazsın herhalde ya da silgiyi yemezsin sınavın ortasında... Salak mısın yoksa, açık söyle? Ben şimdi bunu nasıl anlatayım? Bak kardeşim, 1. sorunun cevabını 1. sorunun karşına yaz, 2. sorunun cevabını da 2. sorunun karşısına yaz... 27. sorunun cevabını da 27. sorunun karşısına yaz! Yani 27. sorunun cevabını gidip de 28. sorunun karşısına yazma©! Kaydırma, tamam mı? Yoksa hayatın kayar©. özür ve Lütuf: Bu konuda açıklama yapmak zorunda kaldığım için özür dilerim. Bu arada yukarıdaki paragrafın son esprisinin kalitesi düşük, farkındayım. Kasıtlı yaptım. Belki yanlışlıkla bu kaydınkçılardan birinin eline geçerse bu kitap, 'Hoca bize göre hiçbir şey koymamış kitabına!' demesinler, kendilerini bulsunlar diye şeettim. Senin için asla böyle bir ihtimal yok! Çünkü sen bir sorunun cevabını bulunca, sıradaki kutuya işaretlemeyeceksin. 223

Yerim Seni OSS 'Bu 8. sorunun cevabı, bunlar da 8. sorunun kutu-cukları...' diyecek ve cevabı öyle işaretleyeceksin. Ya da a b c d e şeklinde ya kutucuklar... Boş bırakacağın sorunun kutucuklarının üzerine elindeki yumuşak uçlu kurşun kalemle sonra silmek üzere ince bir çizgi çekeceksin: a b e d e... Belki de optik okuyucuyu düşünerek şıkların altını çizeceksin sadece: a b c d e. Neyse, ben bunları niye anlatıyorum ki sana şimdi©. Sen her zamanki gibi yine gerekeni yapacaksın, sadece gerekeni... Son Dakika: Az önce Ali Fuat geldi. Deney yaparken kullandığımız farelerin ölüm sebebi netlik kazanmış. Ali Fuat yaptığı derin araştırmalar sonunda anlamış ki hem siyah smokinli hem de beyaz smokinli fareler, yani tüm fareler açlıktan ölmüş©... Sınavdan Sonra Dışarı çıktığında sınavdan çıkanların yüzlerinde ebleh bir ifadeye rastlayacaksın.
-Acaba

kaç net yaptım?

-Kazanabilecek miyim? sorularına cevap arıyor o gördüğün tuhaf suratlar. Onlardan bazıları taa sonuç açıklanıncaya kadar 224

Vızzzzz Pat sadece bunu tartışacaklar. Her düşündüklerinde ise beklentileri biraz daha yükselecek, sonuçlar açıklanınca 'Balyoz etkisi' diye tanımlayabileceğim etkiyi yapacak onlarda. İnsan, egosu gereği 'Lehe yuvarlar!' matematiksel verileri. Yani bir sorudan emin değilse bile onun doğru olma ihtimalini daha fazla düşünür. Diyelim ki 20 neti ve 10 şüpheli sorusu varsa, şüpheli olan soruları kendi lehine yuvarlar ve toplamda en az 25 neti varmış gibi görür. O nedenle de sonuç daima hayal kırıklığı oluşturur. Zaten evdeki hesap da çarşıya bu yüzden uymaz. Hiç beklemiyordum! Nasıl oldu, anlamadım... gibi ifadeler de lehe yuvarlamanın bir sonucudur. Neticede herkes bu kaygıyla sınav sonuçlarının açıklanacağı günü lehe yuvarlayarak beklemeye koyulur. O gün gelip sonuçlar açıklanınca da ruhi çöküntüler, bunalımlar falan başlar... Ölsem daha iyiydi... Ben şimdi ne yapacağım? Özellikle de bu esnada sorulan 'Ben şimdi ne yapacağım?' sorusu, aslında çok geç sorulmuş bir sorudur. 225

Yerim Seni OSS Sen hiçbir şey düşünme! Sınavdan çık ve milletin haline şöyle bir bak! Onlar sadece sınavı geçmek için sınava girdiler. Sen geleceğe koşarken, onlar sınava koştular. Onların kafasında kaybetmek vardı; ama sende böyle bir alternatif hiçbir zaman olmadı. Çünkü sen kaybedemezsin. İstesen de edemezsin. Bu yüzden onlar sınavdan çıkınca tükenecekler, hatta kuruyacaklar, sen yeşereceksin. 'Hayat daha başlamadı bile!' diyeceksin. Sınavdan sonra kendine bir şeyler ısmarla! Yemek, sinema, konser, su, bisküvi, sakız her neyse, gücün nispetinde bir şey ısmarla. Herkes Kaybedebilir Ama Sen Asla! Az önce 1. durağı geçtin ve kesinlikle kazandın. Bir kağıt al önüne, A-4... Beyaz olsun, bembeyaz. Böl ikiye şimdi o kağıdı. Birine 'Kazandım' diye yaz, ötekine de 'Kazandım' diye yaz. Birinci Kağıda: 'Kazandım - İstediğim bölüme girme hakkını elde ettim. Şimdi nasıl yapıp da en iyi olmalı ve hedeflerime ulaşmalıyım?'sorusunun cevabını yaz...

326

Vızzzız Pat İkinci Kağıda: 'Kazandım - Okul okumadan zirveye ulaşma hakkını kazandım. Şimdi en faydalı ve mantıklı bir şekilde ne yapıp da hayalimdeki o zirveye gitmeli ve okul okumayanlar için muhteşem bir örnek olmalıyım?' sorusunun cevabını yaz... Sınavdan hemen sonra, henüz hiçbir şey belli değilken, daha sonra ÖSYM'nin kriterlerine göre belirlenecek olan iki sonuca da cevap veren bir plan yap ve unutma: Ne olursa olsun, kim kaybederse kaybetsin, sen kesinlikle kazandın! Hesap et ki henüz ortada hiçbir şey yokken sen çözümünü çoktaan ürettin bile... Her zamanki gibi yine öndesin!... Ve Bütün bu anlattıklarım sana mantıksız gelmiş olabilir. Eğer öyleyse hiç zaman kaybetme! Sen de otur diğer yığınlarla beraber kaderine yan ve unutma ki hayatın boyunca en fazla bu kadar mutlu olacaksın. Ötesi yok. Kazansan bile hep kaybeden olacaksın. Azmin olmayacak senin, hep hırsın olacak. Sürekli asık bir suratın ve hep sızlanmaların olacak. Başkalarına özenerek yaşayacaksın. Acılar çekeceksin. Hiçbir şeyi beğenmeyeceksin. Ve sonunda hiçbir şeyi hakkıyla yapamadan cebindeki jetonlarınla kaybolup gideceksin... 227

Yerim Seni ÖSS

Veya Başkaları ağlarken sen çözüm üret... Ürettiğin bu çözümle geleceğe koş, inandığın sürece mutlaka başaracaksın; asla endişe etme! Sonuçlar karşısında tedirgin olma! Kimse bilemez, hiç kimse bilemez senin için hangi sonucun daha iyi olduğunu. Faydalı olduğuna inandığın sürece sen hep doğru olanı yap! Sonucun iyi ya da kötü olmasıyla değil, yeni adımını nereye atacağınla ilgilen; çünkü sonuçlar sadece yeni adımını hangi yöne atacağını gösteren olağanüstü bilgilerdir. Bu devasa sahnede sen ölmedikten sonra ne bu oyun biter, ne ışıklar söner, ne perdeler kapanır... Öyleyse başına ne gelirse gelsin, sen her zaman avucuna bak; eğer yarının 'bugün' isimli anahtarı halen oradaysa, rahat ol, henüz perde kapanmamıştır...

Bana ışık lazımsa, ben güneşi isterim... Erdal Demirkıran Dünyanın En Akıllı insanı istanbul - 22 Ekim 2029/oe 22S

Bu e-kitap ilk kes www.e-kitap.us adresinde paylaşıma sunulmuştur. Tüm kitapseverleri Saklı Kütüphane’ye bekliyoruz.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->