You are on page 1of 102

TARİH ÖNCESİ

DEVİRLERDEN ANTİK
YUNAN MEDENİYETİNİN
ORTAYA ÇIKIŞINA (MÖ

MÖ 2.000.000

Taş Aletler
Bazen insanı alet kullanan hayvan olarak
düşünürüz.

Oysa

alet

kullanma

sadece

insanlara özgü değildir. Örneğin denizde

500’LER) KADARKİ

yaşayan susamurları sırt üstü yüzerken, bu

DÖNEMDE İNSANLIĞIN

kabuklu hayvanları vururlar. Buna daha

YAPTIĞI BİLİMSEL İCATLARKEŞİFLER VE GELİŞMELER

amaçla karınlarında taşıdıkları bir kayaya
başka birçok örnek vermek mümkündür.
Alet kullanan hayvanı, alet yapan hayvan
olarak

değiştirecek

olursak,

kendimizi

tümüyle olmasa da daha iyi bir durumda
buluruz. Şempanzelerin dallardan yaprakları
sıyırdıkları ve sonra çıplak dalları kendileri
için lezzetli bir yiyecek olan karıncaları
avlamakta kullandıkları görülmüştür.
Australopithecineler
hominidler/insansılar),

(ilk
hiç

kuşkusuz

şempanzelerin yaptıkları her şeyi yapabiliyorlardı. Elimizde kanıt yok; fakat ağaç
dallarını ve uzun kemikleri sopa olarak
kullandıklarından oldukça eminiz. Ve tabii
ki kayaları atabiliyor ya da onları deniz
susamurları gibi kullanabiliyorlardı.
Australopithecineler dünyada üç milyon
yıl kadar yaşamış olabilirler ve MÖ 1.000.000
öncesine kadar da soyları tükenmedi. Fakat
var oldukları sürenin son üçte birinde artık
insansı değillerdi. Bazı australopithecineler
bizimle
yeterince

aynı

cinsten

insan

sayılabilecek

oldukları

bir

kadar

aşamaya

ulaşmışlardı.
Başka bir deyişle, iki milyon yıl önce
insan familyası doğdu. Belirli bir süre için
australopithecinelerle

birlikte

yaşadılar;

fakat aralarında bir çelişki vardı ve bu
durumda

australopithecinelerin

olmasına (herhalde büyük ölçüde) katkı-

yok

13
da bulunan, daha iri ve daha büyük beyinli
insansılar kazandı.
1960’larda

Bu taştan bıçaklar yiyecek kaynaklarını
artırdı. Homo habilis çeşitli kediler, köpekler

İngiliz

Antropolog

Louis

ve

ayılar

gibi

dişli

Mary ve oğlu Jonathan, şu anki Tanzanya

parçalayamıyordu.

olan Olduvai Vadisi’nde insan cinsinin en

insansılar diğer yırtıcı hayvanlar tarafından

eski kalıntılarını buldular. Keşfedilen bu

önceden parçalanmış olan leşlerle yetinmek

insansılara Homo habilis adı verildi (Latince

ve

“hünerli

zorundaydılar.

adam”

sözcüklerinden;

çünkü

aletleri

yaptıklarını

gösteren

nesneler

bulundu).
Homo habilis, australopithecinelerin bazı
daha büyük türlerinden küçüktü. 1986’nın
yazında Homo habilis in 1.8 milyon yaşındaki
fosil kalıntıları bulunduğunda (bu türün
aynı bireye ait kafatası parçaları ve kol
bacak

kemikleri

ilk

kez

bulunuyordu),

yaklaşık 1 metre uzunluğunda ve kolları
şaşırtıcı derecede uzun, küçük ve hafif bir
yetişkine ait olabilecekleri düşünüldü.
Homo habilis in üyeleri küçük olsalar da,
australopithecinelerin her türünden daha
yuvarlak

kafaları

insanınkinin

ve

yarısı

neredeyse

modern

büyüklüğünde

daha

büyük beyinleri vardı. Kafatası kemikleri
daha inceydi ve beynin şekline bakılırsa,
konuşamasalar bile en azından birçok sesi

kalın

hayvanların

yaptığı

görünüşe bakılırsa, yanlarında basit taştan

şekilde,

yırtıcı

Seymour Bazett Leakey (1903-1972), karısı

hayvan

Bıçaklar

çöplenebilecekleriyle

derilerini

olmadığında,

idare

etmek

Oysa bıçakların sayesinde Homo habilis,
derileri kesebilen ve deri ile kemiklerden eti
sıyırabilen yapma dişlere sahip olmuş oldu.
Bundan da öte, Homo habilis artık leş yemek
zorunda değildi. Şimdi insansılar oldukça
büyük

hayvanları

öldürebiliyorlardı.

bile

Ağaç

kendileri

dalla rına

taştan

baltaları bağlama ve ilk kaba mızrakları
yapma

numarasını

keşfettiklerinde,

hayvanları uzaktan vurmayı da başardılar.
Mızrak atıldığında, ani misillemeyi önlemek
için gerekli mesafe korunabiliyordu.
İnsansılar

avcı

oldular

ve

kuşkusuz

rekabet eden australopithecinelerin hep sini
öldürdüler; bu nedenle son bir milyon yılda
istisnasız

tüm

insansıları,

insan

familyasından saymak mümkündür..

MÖ 500.000

çıkarabiliyorlardı. Elleri daha çok bizim
şimdiki ellerimize benziyordu ve ayakları
tamamıyla moderndi. Çeneleri ise daha az
cüsseliydi;

böylece

yüzleri

daha

az

maymuna benziyordu.
Bu yaratıkların çakmaktaşı parçalarını

Ateş
MÖ 1.600.000 yıllarına gelindiğinde Homo
habilis ortadan kalkmıştı. Sonunda yeni bir
tür, Homo erektus olarak evrim- leşti; bu

yontup keskin bir kenar yapmak için taştan

türün üyeleri neredeyse günümüz insanı

aletleri kullandıkları açıktır. Bu, ilk kez

kadar büyük ve ağırdı. Yeni türün iyice

olarak insansıların bol bol keskin kenarlı

yerleşmesinden sonra Homo habilis in üyeleri

alete sahip olması ve bir tane arayıp bulma

kalmış olsa bile, bu fazla uzun sürmedi.

zorluğundan

kurtulması

anlamına

MÖ 1.000.000 ile MÖ 300.000 yılları

geliyordu. Ayrıca, kenarlar gerçekten keskin

arasında Homo erektus varolan tek insansıydı.

yapılabiliyor ve kaya köreldiğinde keskinliği

Bazı durumlarda boyu 1.80 metreye, ağırlığı

tekrar kazandırılabiliyordu.

da 75 kg’a kadar ulaşabilen ilk insansı oydu.
Beyin de daha büyüktü,

14
öyle ki bazen modern insanların üçte biri

nizden o kadar fazla su çektiler ki deniz

ağırlığına ulaşıyordu.

seviyesi sığ kesimlerdeki kıta tabakalarını

Homo erektus daha öncekilerden çok daha

ortaya çıkaracak biçimde 90 metreye kadar

iyi taştan aletler yaptı. Avcı olarak bu türün

düştü, işte Homo erektus'un Asya kıtasından

üyeleri bulabildikleri en büyük hayvanları

Endonezya adalarına geçmesini sağlayan da

vurabiliyorlardı.

buydu.

Mamutları

başarılı

bir

şekilde avlayabilen ilk insansılardı onlar.

Soğuk

Homo erektus iki büyük gelişme gerçekleştirdi.

önceki

Üç buçuk milyon yıldır bütün insansılar
Afrika’nın

güneydoğu

yarısında

ya-

hava

yeni

nilmesini zorluyordu.
insansıların

alışkanlıkların

edi-

Homo erektus daha

yapmış

olduğu

gibi

gruplar halinde yolculuk etti; fakat rüzgârı
kesmek için taşlan üst üste koyarak ya da

şıyorlardı. Bu alanı önemli ölçüde genişleten

merkezdeki

ilk insansı Homo erektus'tu. MÖ 500.000 yılına

sığınaklar da yaptı. Bunlar ilk kaba evlerdi.

gelindiğinde Homo erektus Afrika’nın geri

Mağaraların

kalan bölümlerine, Avrupa ve Asya’ya ve
hatta Endonezya adalarına kadar yayılmıştı.
Gerçekte Homo erektus'un kalıntılarının
ilk

keşfi,

1894’te

Hollandalı

Antropolog

Marie Eugène Dubois’in (1858- 1940) bir
kafatası tepesi, bir kalça kemiği ve iki diş
bulduğu

Endonezya

adası

Java’da

gerçekleştirildi. Bu kadar küçük beyni olan
hiçbir insansı daha önce keşfedilmemişti ve
Dubois onu (Yunanca “dik maymun adam”
sözcüklerinden) Pitekantropus erektus olarak
adlandırdı.
1927’den

itibaren

Pekin

yakınlarında

Kanadalı Antropolog Davidson Black (18841934) tarafından benzer buluşlar yapıldı. O
da

insansısına

(Yunanca

“Pekinli

Çinli

adam” sözcüklerinden) Sinantropus pekinensis
adını verdi.
Sonunda diğerleriyle birlikte her iki grup
kalıntının da aynı türden olduğu ve insan
familyasına

ait

İnsansıların,

sayılabilecekleri anlaşıldı.
Homo

erektus'un

ev-

rimleşmesinden önce en az iki buçuk milyon
yıldır dik yürümelerine rağmen, Dubois’in
erektus terimi korundu. Tabii bu, Dubois’in
zamanında bilinmiyordu.
Homo erektus’un evrimleştiği zamanlarda
dünya

Buzul

Çağı’ndaydı.

Buzullar

yüksek noktalarına ulaştığında, de

en

erektus

bir

direğe

deriler

bulunduğu

buralara

asarak

yerlerde

Homo

sığındı.

Asya’da

Homo

ilk

kalıntıları

(Black’in

Pekin

yakınlarındaki

buluşları)

erektus'un

içi

dolu

bir

mağarada bulunmuştur.
Pekin yakınlarındaki bu mağarada kamp
ateşi izleri vardı. Yani ateş bir milyon yıl
önce “keşfedildi", işte size insanları diğer
tüm organizmalardan ayıran bir özellik. Var
olan her insan toplumu, ilkel de olsa ateşi
anlamış ve kullanmıştır. İnsan dışında hiçbir
canlı, en ilkel biçimde bile ateşi kullanamaz.
Yukarıda

keşfedilme

sözcüğünü

tırnak

içine aldım; çünkü ateş normal yollarla
keşfedilmedi. Şimşek, dünya atmosferinin
destekleyecek kadar oksijen taşımasından ve
topraklarında
sahipliği

yanabilen

ormanlara

yapmasından

beri

ev
ateş

çıkarabiliyordu; ve bu da bir milyon yıl
demektir. Bu ateşten, şimdiki gibi kaçmayı
becerebilen her hayvan kaçıyordu.
Öyleyse ateşin

keşfi derken

gerçekte

evcilleştirilmesini kastediyoruz. Belirli bir
zaman geldiğinde, Homo erektus doğal olarak
oluşan bir ateşten biraz yanan madde alıp
sönme

belirtileri

miktarda

yakıtla

gösterdiğinde,
besleyerek

ateşi

makul
canlı

tutmasını ve ondan bol bol yararlanmasını
öğrenmişti.

15
Bunun nasıl olduğunu bilmiyoruz. Benim
tahminim,

bunun

daha yumuşak ve lezzetlidir. Pişirme, ayrıca

sıçrayan

parazitleri ve bakterileri öldürür, böylece eti

büyülendiğin de

yemek daha güvenli bir hale gelir. Ateş

başladığı yolundadır. Son derece canlı olan

başka türlü yenilemeyen bitkisel besinlerin

merakları ve yanma deneyimini geçirmemiş

kolaylıkla yenilmesini de sağlamıştır. Yeni

olmalarından

toplanmış çiğ pirinci ya da herhangi bir

alevlerden

etkilenip

yetişkinlere
Herhalde

çocukların

ötürü,
nazaran

en

ateşle
daha

yakındaki

oynamaları
çok

olasıdır.

türden pişirilmemiş tahılı yemeyi deneyin;

çocuğu

bir ateşten elde edilen biraz ısının bile neler

yetişkin,

kapıp ateşten uzaklaştırmış ve sonra da

yapabildiğini anlayacaksınız.

söndürmüştür. Öte yandan, diğerlerinden

Son olarak ateş, metallerin eritilmesi gibi

daha cüretli bir yetişkinin, bu oyuna daha

cansız maddede oluşturulan çeşitli kimyasal

amaçlı bir şekilde devam etmenin avantajını

değişiklikleri de olanaklı kıldı. Kısaca ateş,

fark ettiği bir zaman gelmiş olmalı.

insanın

Ateşin kullanılması insan hayatını tamamen değiştirdi. İlk başta karanlıkta ışık ve

ilk

çağına

“yüksek

teknoloji”

kazandırdı.
Tabii

başlangıçta

ateş

sadece

doğal

her zaman için de ısı verdi. Bu da, yapılan

yollardan

işlerin geceye ve kış mevsimine uzamasını

yordu. Bir kez ateş sağlandı mı, sürekli

olanaklı kıldı; Homo erektus'un daha soğuk

olarak yanar durumda tutmak ve sönerse

bölgelere yayılması anlamına geldiğinden,

derhal başka bir ateş aramak şarttı. Ateşin

Buzul Çağı’nda özellikle önemliydi bu.

alınabileceği yakınlarda bir kabile yoksa

çıktıktan

sonra

elde

edilebili-

Tabii sadece ateşle soğuk havada kişi

(ateşi verecek kadar dostane oldukları kabul

titremeye mahkûmdur; fakat avcı bir toplum

edilirse, ki muhtemelen öyleydiler; çünkü

bir hayvanın derisini yüzerek sarınmayı

bir dahaki sefere sıra onlara gelebilirdi),

kolaylıkla

hayvan

tekrar doğal bir ateşin çıkmasını beklemek

kürkü insanların kaybettiği tüylerin yerini

ve birazının güvenli bir şekilde alınabileceği

alabilir.

koşulların var olmasını ummak gerekiyordu.

keşfedebilir.

Bu

yolla

Ateş aynı zamanda diğer hayvanlardan,

Fakat

sonunda

ateşi

kendi

kendine

hatta en vahşisinden bile korunma yolu

yakma tekniklerinin geliştirildiği bir za man

olarak da faydalıydı. Bir mağaradaki veya

geldi. Bu sürtünmeyle, yani ucu sivri bir

taşlardan yapılmış bir daire içindeki ateş,

sopayı bir çukur içindeki başka bir sopa

yırtıcı

üzerinde döndürerek yapılıyordu. Ayrıca

Hırlayıp

hayvanları
ateşten

uzakta
uzak

tutabiliyordu.
gizlice

çukurda çok kuru tahta parçaları, yapraklar

dolaşabilirlerdi; fakat uzak duracak kadar

veya mantar (kav) vardı. Sürtünmenin ısısı

zeki

yakınında

sonunda kavı tutuşturuyordu. Bu türden

geçirecekleri bir deneyim her şeye ye terdi.

metotların ilk olarak ne zaman geliştirildiğini

Aslında Homo erektus avı korkutmak ve

bilmiyoruz; fakat ateş yakma tekniği ileriye

tuzaklara çekmek veya uçurumlardan aşağı

doğru atılmış bir başka büyük adımı temsil

sürüklemek

etmektedir.

değillerse,

için

yerlerde

ateşin

yanan

dallar

taşıyabiliyordu.
Sonraları ateş yiyeceklerin pişirilme sini
de

sağladı.

Bu,

göründüğünden

daha

önemlidir. Et ateş üzerinde pişirildiğinde

16

MÖ 200.000

keşfedildi.

Din

olarak

Neander

Vadisi

Almancada

Neanderthal’dir ve iskelet kalıntılarına ilk
Neanderthal

adamı

ya

da

basitçe

Neanderthaller denilmiştir.

MÖ 200.000

yıllarına

gelindiğinde

Homo

Bunlar

keşfedilen

ilk

insansılardı.

edebile-

Modern insandan açıkça farklıydılar. Ka-

ceğimiz son bireyler de öldüler ve tür or-

fatasları bizimkilerden çok daha az insana

tadan kalktı. Fakat aynı sıralarda beyin leri

özgüydü.

değişik oranlarda, yani önde daha az yapılı

dişleri, ileri çıkık çeneleri ve geriye doğru

ve arkada daha yapılı olmasına rağmen, her

uzanan alınları ve çene altları vardı.

erektus’un

üyeleri

olarak

kabul

Belirgin

kaş

çıkıntıları,

bü yük

yönüyle bizimki kadar büyük olan insansılar

Keşfedilen ilk insansılar olmaları ve Batı

olarak bazıları evrim- leştiler. Bu tür ilk kez

dünyasının o günlerde kararlı bir şekilde

bu

ve

(İncil’de bahsedildiği gibi) dünyanın sadece

sonunu

birkaç bin yıl yaşında olduğuna inanması

tarihten

muhtemelen

bir

süre

daha

eski

önce

görüldü

türlerin

getirmede etkili oldu.

yüzünden,

Bu türden insansıların ilk izleri 1856’ da Batı

kemiklerini Homo sapiens'in

bilim

adamları

Neanderthal

Almanya’da Neander Nehri’nde

Neanderthal

Cro-magnon

Din, büyük bir olasılıkla ilk gerçek insanlarla, yani Neanderthal adamı (MÖ 200.000'den itib aren) ve CroMagnon adamıyla (MÖ 50.000'den itibaren) ortaya çıktı.

17
erken bir türünün kalıntıları olarak kabul

bir anlamda hayata değer verdiklerini, sevgi

etmeye pek yanaşmadılar. Bazıları, bunları

duygusunu

bir tür kemik hastalığına ya da başka bir

samimiyetle düşündüklerini gösteriyor. Bazı

anormalliğe uğramış Homo sapiens'in sıradan

ölüler yaşlı ve sakattı ve ancak kabilenin

üyelerinin kalıntıları olarak görmeyi tercih

sevecen yardımlarıyla o kadar uzun yaşamış

ettiler.

olabilirlerdi.

hissettiklerini

ve

üyelerini

Ancak Neanderthal iskeletlerinden daha

Cenazede yiyecek ve içecekler de sık sık

fazla örnekler bulunduğunda ve hepsinin de

ölüyle birlikte gömülüyordu ve görü nüşe

aynı

tür

kafatasına

anlaşıldığında,

sahip

olduğu

bakılırsa, bu da Neanderthallerin hayatın

savı

geçersiz

ölümden sonra bireysel anlamda devam

anormallik

kaldı. Fransız Antropolog Paul Broca (1824 -

ettiğini

1880) Neanderthallerin bizimkinden daha

ölümden

ilkel bir hayat biçimi olduğunu söyleyerek

settilerse, bunu din dediğimiz şeyin ilk

tartışmaları sona erdirdi ve bu da iddiaların

ortaya çıkışı olarak düşünebiliriz; bu, ev -

yönünü değiştirdi.

rende duyularla algıladığımızdan daha fazla

Neanderthallerin

resmi adı ilk başta

Homo neanderthalensis idi; fakat kafatasının
birkaç ayrıntısı dışında bize o kadar çok
benziyorlardı

ki

sonunda

türden

sonra

hayat

gösteriyor.
olduğunu

Eğer
his-

bir şeylerin olduğu duygusudur.

MÖ 20.000

türümüzden

oldukları kabul edildi. Neden olmasın? Şu
anki

hissettiklerini

insanlarla

çiftleşmiş

Sanat

olabileceklerine dair kanıtlar var. Bu tür

MÖ 50.000 yılından bir süre sonra, yetişkin

günümüzde

erkeklerde

Homo

sapiens

neanderthalensis

bile

daha

az

belirgin

kaş

olarak anılmakta ve Homo sapiens’in bilinen

çıkıntılarına sahip yüksek bir alın, belirgin

iki alt türünden biri kabul edilmektedirler.

bir

Biz

Neanderthalin çeşitli türleri ortaya çıktı.

modern

insanlar

ise

öbürünü

çene

ve

daha

küçük

dişleri

olan

Kısaca bu, bize oldukça benzeyen insansı

oluşturmaktayız.

türüydü. Biz Homo sapiens sapiens'iz; bizden

30.000’e kadar Afrika ve Avrasya’da yer-

bazen modern adam diye bahsedilmekte, fakat

leşmişlerdi. Buzul çağlarında yaşadılar ve

modem insan daha uygun bir terminolojidir;

mamutları,

çünkü böylece sadece erkekleri değil, kadın

Neanderthaller

gergedanları

200.000’den

ve

dev

mağara

ayılarını avladılar. Taştan aletleri bundan
önce görülenlerden daha çeşitli, narin yapılı
ve kusursuzdu. Ateş yakmayı ise kesinlikle
biliyorlardı.
Onlar ölülerini gömen ilk insansılardı.
Daha önceki insansılar genelde hayvanların
yaptığı gibi, ölülerini düşüp kaldıkları yerde
bırakıyorlardı;

sonunda

ceset

yırtıcı

hayvanlar tarafından yeniliyor ve kalanı da
çürüyordu.

Neanderthallerin

ölülerini

gömmeleri ve böylece çürüten bakterilerden
olmasa bile yırtıcı hayvanlardan korumaları,
kendilerine göre

ve çocukları da katmış oluruz.
MÖ 50.000 ile MÖ 30.000 arasında Homo
sapiens'in iki çeşidi birlikte var oldular; fakat
ikinci tarihten itibaren türler arası çiftleşme
ve muhtemelen oldukça fazla ölçüde kıyım
Neanderthallerin sonunu getirdi. Yani son
30.000 yıl içinde yaşayan tüm insansılar
modern türdendiler.
Modern insanlar son derece başarılıydılar. İlk olarak Homo erektus'un bıraktığı
yaşama alanını genişlettiler. MÖ 40.000 ile
MÖ 30.000 yılları arasında ise

modern bir muziplik olduğunu düşündü. öyle ki MÖ 10. görülemiyordu. çıktıkları kesindir ve işten zevk sanatçıların almadıklarını Artık Antarktika ve kuzeydeki buzullarla kaplı alanlar dışında bütün kıtalarda yerleşilmişti. inanıldı. belki de hayatın Ok ve yayın kaç yaşında olduğu kesin sanatı taklit edeceği inancı ya da hayvanlara değildir. Ancak diğer mağa- raların ve mağara resimlerinin bulunma sıyla. geyik ve diğer hayvanların resimleri vardı.000 Ok ve yay önemli bir alettir.000’e gelindiğinde.18 deniz seviyesindeki kardığı kıta Güneydoğu düşmenin köprülerinden Asya’dan Kuzeydoğu Asya’dan ortaya çı- yararlandılar. fakat bu eski mağara sanatçılarından bir zerre bile Yağ Kandilleri daha fazla insan değiliz. Oysa odun mevcut tek yakıt . bu nedenle ilk gerçek tavanda “Boğalar! uzun mesafe silahıdır. kırmızı ve siyah renklerde bizon. yıllık devrede büyük bilgiler ve deneyimler kazandığımız doğrudur. bu nedenle sergilenmek ten Yeni kıtalarda insan düzenli ve ışıkla aydınlatılmadığında olarak çok dini ve törensel amaçlarla çizildiğine yayıldı. Her iki kıtada daha önce hiçbir bunun bir tür hile. can veren ruhların bu şekilde teskin edilip yıllarında kullanıldığı bilinmektedir. Bu kişi gerçekten eski inanmaya yanaşmadı. Fırlatılan bir mızrağa Altamira yaparken. çünkü insanlar avlanan hayvanların resimlerini çizmekti. düşünmek zordur. saldırmanın değeri açıktır. ettiler. Mağara resimleri uzak yerlerde bu- insansı bulunmuyordu. Aynı zamanda Japon lunmuştu adalarına ulaşmanın bir yolunu da buldular. öfke içindeki bir hayvana mümkün mağarasında resimler Boğalar!” diye kazı gördü ve bağırdı. bu sanat eski olarak kabul edildi. zarar verebilen her nesne için ge çerli teneği taşıyordu. Yay 15. Yine de sonsuz acıların sonucunda insanlar Güney Amerika’nın en güneydeki ortaya ucuna ve bu kıtanın güneyindeki bir ada yaptıkları olan Tierra del Fuego’ya bile ulaşmışlardı. Avustralya’ya Kuzey ve Amerika’ya girdiler. başarıyla en azından MÖ 20. gerekseydi. İlk insanların zekâ açı- olduğu gibi. fakat taşınamaz. ki Aslında bu sanat öylesine mükemmeldi Yanan odunlardan veya çalılardan oluşan bir birçok kamp ateşi ışık verir.000 silah olarak kaldı. Sizden çok daha Mağarada büyük. Çoğunluğu oldu ğuna nedenle tam ihtiyaç duyulduğu yerde ışık vermez. fakat tarafından keşfedilen. Ok ve Yay İnsanlar tabii ki avcıydılar ve başarı- Bu eski sanatın bazı örneklerinde. nazaran daha büyük bir mesafeden saldırıyı kendisiyle beraber olan on iki yaşındaki kızı olanaklı kılmıştır. Son yüzyılın başına dek savaşlarda önemli bir 20. muhtemelen MÖ 20. Bunlardan biri. ok ve yay sonunda insanlar sından bizim dengimiz olduğunu göstermek tarafından insanlara karşı kullanıldı. kadar Gerçekte ne uzak için bir mesafeden düşünülmüş olursa Çizimler gerçekten de bir sanatçı ye- olsun. enerjinin 1879’da Ispanyol Arkeolog Marcellino de yavaşça depolandığı ve sonra birden bı- Sautuola (ölüm 1888) Kuzey İspanya’daki rakıldığı ilk örnektir. kullanılan larını artırmak için dini törenler de icat ok ve yayların açık resimleri bulunmaktadır. işbirliği yapacağı düşüncesiyle. bu örnekler işe yarardı.000 kadar eski bir tarihte olduğu çizilmiş.

fosil ve üremeleri teşvik besin kaynakları hiç masrafsız artmış oluyordu. aldığına dikkat etmiş olmalılar. Zaten avcılık en önemli besin kaynağı olduğu müddetçe. uygun olanı. Ancak İşte bu şekilde insanlar ilk kez olarak başka formda daha MÖ 10. 1950’lerde. Köpekler sahipleriyle birlikte ava gidebilirler. taze besin bulmak için başka yere taşınmak zorunda kalıyordu. peynir ve daldırılmış. içine bir bitki lifin den fitil ediliyordu. MÖ 8000 Tabii köpeklerin nasıl evcilleştirildiğ i bilinmiyor. tereyağı.000 yılına doğu’da batırılıp yakılması ve bir meşale haline başka adım daha atıldı. yine çocukların işe karıştığı yolunda. koşullarla birlikte avcılık ve toplama-. Ek Olarak Bu sırada buzullar çekilmeye başlamıştı. Sürü gütme çok daha güvenli bir besin kaynağı getirdi. besleniyor bir yiyemediği diğer şeyleri de yediğin den. gözenekli bir odunun yağa insanlarla kalıntıları birlikte bulundu. göçebe olarak kaldılar. Tarım İnsanlar göçebe hayatı sürüyorlardı.000 yılından kalmaydılar. bitki ve göç etmeyen hayvanlarla beslense bile. avın öldürülmesine yardım edebi lirler. insanların istedikleri kadarını almasını beklerler ve kendilerine de ufak bir pay atılmasından tatmin olurlar. Artık keçilere ba - getirilmesiyle sağlanabilir. çünkü ya mevsimsel değişiklikler ya da aşırı otlama yüzünden. ihtiyaçlarına göre bir Ayrıca kişinin yerden diğerine taşınabilir. Bir çocuk terk edilmiş durumda bulunan savunurken veya ya öldürüldüğünde da annesi kendini yiyecek geride için bırakılan bir yavruyla yakın bir bağ kurabilir. göç eden hayvan sürülerini izlemeye hazır olmaları gerekiyordu. İnsanlar çoban olduktan sonra bile.000 öncesine kadar kullanıldığını gösteren işaretler vardır.19 değildir. (Köpeklere ise normalde insanın midesine gidecek olan yiyeceklerin verilmesi gerekiyordu. Benim tahminim. Ayrıca bir yerde çok fazla oyalanan bir kabile mevcut yiyeceği tükettiğinden. dan sağlamışlardı. Fitil yağı emecek ve yıfların ayrılmasıyla et temin ediyorlardı. Bu bağ bir kez oluştu mu. Herhalde insanlar ateş üzerinde et kızartırken yağın damladığına ve alev daha konsantre türden bir hayvanın kendilerine hizmet etmesini sağladılar. Bundan daha da kılıyor.) zamana dek insanlar besinlerini. Ancak MÖ 8000 yıllarına gelindiğin de hayvanların ilk kez evcilleştirildiği . Avcı ve sürü hayvanı olarak. O Hayvanların Evcilleştirilmesi peklerin evcilleştirilmesiyle beraberinde getirdikleri bütün emniyetsiz MÖ 12. çocuk yavrunun yiyecek olarak kullanılmasına şiddetle karşı çıkar ve anne babası bunu kabullenirler. kö- Aşağı yukarı MÖ 12. sürülerin her zaman taze otlaklara götürülmesi gerekiyordu. (ör neğin ayrıca makul bir seçimle belirlenen za- oyulmuş bir taş) yağdır. köpeklerin bir insanı kendilerine edebilecekleri çabucak lider kabul anlaşılmış olmalı. Bu türden ilkel lambaların MÖ 20.000 lunan keçilerin gelindiğinde Orta- küçük bir ateş. ucundan Bunların yanı sıra keçiler. günümüzde Kuzey Irak’ta buKerkük’te. ot ve insanların bir kap içindeki yanacaktır. çünkü süt.

bitkilerin evcilleştirilme- önce çobanlar tarafından serbestçe yerleştiğinde ve göçebe kovboyları sürerek siydi. eden bitkileri temizleyerek olgunlaşmasını beklemeyi keşfettiler. kaçınmak maksadıyla eskiye yaklaştığında. Çiftçiler belirli bir yerde olan çiftliklerinde kalmak zorundaydılar. fakat susuz dayanamazsınız). büyümesini beklemeyi. . bilincinde hayvanların İşte bu nedenle çiftçiler. (Aynı şey çiftçiler topra ğa Bu değişim. yani kaplanı Ancak besin kaynağındaki artışa rağmen. Çiftlik bir kez Bu yorucu ve insanın sırtını ağrıtan iş bölgelerini kuruldu mu. insanların özgürce kendilerine ve pek fazla yorulmadan avcılık yaptığı bir silahları tür “altın çağı” nostaljiyle hatırlayan ve düşman yukarı doğru atmak zorundaydı. yakınında olmaya çeşitli oysa özen zorladığını merak eden çiftçilerin ürünü gösterdiler (belirli bir zaman için yemeden olabilir. çapulcu bir dövüşmenin kabile çok tehlikeli besleyebileceği anlamına geliyordu. Oysa çiftçiler ancak çiftliklerini bıra - Tarım.) İncil’de rekabet Kabil’in Habil’i öldürmesine şaşmamalı. tından bitki daha hayatının bereketli hayvan olması haya- çitle ayırdığında Böylece tarım. İncil’deki amacıyla bir araya toplandılar. nüfus arttı. daha fazla bir nüfusu avlandığı. ağır işin gerçekte kuyruğundan yakalamışlardı. çiftçiliğe ayrılan alanların büyüdüğünü ve düzenli olarak oldular. çiftçiler yaptıkları olmalıydılar. Bir bayırda Cennet Bahçesi öyküsü. bu onları da silahın etkisini azaltıyordu) ve güvenli bir bu cennetten ekmeklerini alın neyin teriyle attığını ve kazanmaya su yer aşağı kaynağının buldular doğru (böylece atabilirlerdi. Her nasılsa insanlar bilerek tohum kendi ekmeyi. tarıma devam ekmek etmenin dışında kendilerini besleyebilecek olarak pişirilebilen una dönüştürülebiliyordu. Sonuçta bir şehir ortaya edildiler. buğday ve arpanın doğal olarak karak ve hayat boyu süren çabalarının boşa yetiştiği Kuzey Irak’ta başladı ve bu bitkiler çıktığını ve açlıkla yüz yüze geldiklerini evcilleştirildi. başka bir yol bulamadılar. durabilirsiniz. Ve bu nedenle Adem’in ilk oğulları Burada evler inşa ettiler ve etrafını koruyucu Çoban Habil ve Çiftçi Kâbil olarak tasvir bir duvarla sardılar. toplama ve hatta sürü gütmede tehlikeleri olduğundan çok daha fazla besin temin topladığı ve hatta sürü güttüğü müddet çe bu edilebildi. onlar da karşılıklı korunma bir tür kölelik hüküm sürüyordu. daha fazla çocuk hayatta kaldı ve kaçabiliyordu. ilk kez olarak insanları yerleşik bir yaşama mahkûm etti. besleyici bir sayesinde nüfus arttığında. çıktı ve burada yaşayanlar da şehirliler Çiftçilerin nüfusu çobanların- kinden daha hızlı arttı. her ne pahasına olursa olsun savaşmaya hazır durumda kullanılmasının bile fazlaca değiştireme diği olmalıydılar. çünkü buldukları ne kadar yiyecek varsa almak (özellikle tarım). Tarım aylarca saklanabilen ve lezzetli. sulamayı ve Amerika’nın batısında da oldu. dolaşma ortadan kalkıyordu. görme Tahıl taneleri bozulmadan pahasına kaçabiliyorlardı.20 bölgeye. ateşin kullanılmasından beri en daha büyük değişimi müjdeleyen yeni bir şey kullanılan yerleri işgal ettiğini kolaylıkla geldi. mümkündü. yüzünden Ancak yerleşik hayatın da kendine göre avcılık. Açlık olacağına karar verirse kabile her zaman azaldı. Sonra bitkiler toplanabiliyor ve besin görevi görüyorlardı. sayesinde. hayal edebiliriz. belirli bir toprak parçasının nazaran İnsanlar aç. tehlikeden Ayrıca sürü gütme ve tarımın gelişi vardı.

fakat önemli olmuştur ve bunun en kolay yolu şehirler hızla daha da büyümüştür. Sonuç olarak tarımın ve şehirlerin ge lişi. Ne yazık ki sepetler örgünün ağlarından daha büyük parçalardan oluşan katı. nüfus Tarımla 1948’in başından itibaren Amerikalı Arkeolog Robert tepeciktir. ancak kullanımı sınırlıdır. uygarlık dediğimiz “şehirli” (civilization. Bu kıtalar bırakmayalım? O zaman kaba topraktan yaklaşık on bin yıldır ayrıdırlar. kuru nesneleri taşımada işe yarıyorlardı. muhtemelen MÖ arttı. Fakat Tarım. çamur iklimi hemen hemen bugünkü halini almıştı. buralarda insan yerleşimine Latonyalılar yaşamaya ve açıldı. örneğin un. Peki o zaman neden sepeti kullanalım? Sibiryalılar başladılar. Şehrin Bir şeyler taşımak insanlar için her zaman nüfusu yüz ile üç yüz arasındadır. ellerde veya kolun içinde taşımaktır. kalıntılarını gösterebiliriz. Bu nedenle sonunda insanlar dalları veya diğer lifleri örerek sepet yapmayı öğrendiler. İlk kez olarak insanlar bir sonraki yemekten başka bir şey düşünmeye Ayrıca. Fakat Ek Olarak sepet güneşin altına konulursa ve direkt Bu sıralarda buzullar çekilmiş ve dünyanın güneş ışığında pişmesi sağlanırsa. kıyıları Eskimolar. Deniz Neden basitçe kille işe başlayıp ondan bir seviyesi şimdiki halini aldı ve Amerika ile kap Avustralya’yı Asya’dan ayırdı. İnsanların çiftçilikten başka doğal ellerimizden şeyler yapabilmeleri (örneğin zanaat ve sanatla uğraşmak) ve bir çiftçinin fazla yiyeceği karşılığında ürünleri değiş to kuş edebilmesi anlamına geliyordu bu. yapay ellerdir. zeytinyağı ve en önemlisi su taşımak için kullanılamıyordu. Hayvancılığın Yarmo denilen bir yerde. bu türün Dünyadaki insan nüfusu MÖ 10. Böylece bulduğu birinin yenilik ve fikirler hızla diğerlerine akta rılabiliyordu. fakat düzenli olarak tüm dünyayı içine alacak kadar büyüdü. yerindeyse büyük olan. Sepetleri kuruduktan sonra delikleri kapatacak ve sepeti katı bir hale getirecek balçıkla sıvamak doğal Ancak özellikle sepet çarpılırsa. Sukabağı işe yarayabilir. kurumuş gelmiş çamur olabilir.000 yıllarında 3 milyondan fazla değildi (Ne- biçimlendirerek güneşte örnekleri MÖ 9000 yılları- kurumaya . Bunlar hafifti ve her şekilde yapılabiliyordu. Sepet. deyim oldukça vardır. 8000 yıllarında kurulmuş çok eski bir şehrin artmaya devam etti. Nesneler hayvan derilerinin içinde de taşınabilir. Braidwood’un dikkatle kazdığı alçak bir Sıkıştırılmış 8000'de 5 gelmesiyle milyondu. sallanır veya düşer. yapılmış bir kap elde edersiniz. daha da kurur ve artık tozlarla sıvıları ta- Kutup şımak için uygun hale gelir. fakat derilerin şekli uygunsuzdur ve ağırdırlar. sözcüğünden) daha Latince yeni ve karmaşık hayat tarzını getirdi. birbirlerine yakın yaşayarak kolaylıkla iletişime geçebiliyorlardı. Uygarlaşmış bölge ilk başlarda küçüktü. çiftçilerin kendi ailelerinin ih- bu yolla taşımanın tiyacından daha fazla besin üretmelerini İhtiyacımız olanaklı kıldı. olan sınırları şey. Burası J.21 Örnek olarak Kuzey Irak’ta hayvancılık ve tarımın geliştiği yerin yakınlarında. bir zaman şehirde bulabildiler. anderthal zamanlarında ise sadece 2 milyon kadardı). MÖ çamurdan ince duvarlarla inşa edilmiş ve küçük odalara MÖ 7000 Çömlekçilik bölünmüş ev kalıntıları bulmuştur.

Çömlekçi tekerleği. ısı ve pişirme dışında başka bir şey için olarak bilmiyoruz. Çömlekçiliğin ilk günlerinde kil sı- eski bir balıkçılıkta tarihte ilk kullanılabilen kullanımı. Zeki ce keten bitkisi de örülebilen lifler oluşturur. Ancak bu kaplar yumuşaktılar ve fazla dayanmıyorlardı. bir çukur içinde dengelenen merkezi bir sivri uçlu sopa vardı dönüyorlardı. O za mana olabilirdi. O zamana dek kürkü olan komplike değişimleri yaratılabilir. üretildiğinde gerçekleşti. fakat diğer zamanlarda çok dilimi sıcak simetriyi koruyarak (çömlekçi temel tekerleği) üzerine yerleştiriliyordu. Bu. ateşe sürülüp sert çömlekler oldular. ateşin ışık. sonsuza dek Ve değiş çömlek. ekseni kullanımne fakat zaman genelde getirmiş olabilir. Bunlar soğuk havalarda kil yatay ve daire şeklinde bir tahta ya da taş işe yarıyordu. Şu anki İsrail’de olan Eriha. bunları ihtiyaç maddelerle edebiliyorlardı. Oysa kap döndürülebilse. yani kaynatılabildi. Bu sonuç oldukça yumru yumru ve asimetrik. süslenmiş örnekleri özellikle ilgi çeki yordu. Suyu sıralarda dünyanın en büyük şehri MÖ 6000 tutabilen ve alevlerin ısısına dayanabilen çömlek ortaya çıktığında ise. bakılırsa (Keten kumaş . Böylece topraktan yapılma bu kaplar larından biriydi. sicimler sicimlerin Sonunda çok ince ağlar. Ve tabii ki çömlek süslenebiliyor ve ona sepet oluşturacak şekilde örülmesi gibi. elin yaptığı kumaş ya da tekstiller (Latince “örme” kısmen daha hafif bir basınç simetrik si lindir sözcüğünden) yapıldı. aynı zamanda bu yeni bir pişirme türünü de getirdi. Öte yandan tekstiller hafif. iyi dayandığından. Bu nedenle bir grup insan çömleği. Gözenekli değildiler. tekerleğin nılışının ilk Demek ki daha kuvvetli bir ısıya ihtiyaç üzerinde dönen vardı. Keten Tıpkı dalların ya da ağaç kabuklarının bir Böylece güveç ortaya çıktı. Kuvvetli bir iplik yapmak için belirli bir Zanaatkarlar duydukları sayıda keten lifleri birlikte bükülür. ve hepsi birden hızla tutuyordu. bir başka deyişle fakat yine de iş görür bir şeydi. 2500 nüfusuyla olanaklı kılmakla kalmadı. başka bir grupla ticaret yapmak gibi ip sözcüğü de . Ketenden ve sonra da şeklini ortaya çıkarır ve basınçta uygun pamuk ve yün gibi diğer bitki ya da hayvan artırmalarla liflerinden veya aşağı doğru itmeyle. Dilimin altında. dek yiyecekler ya direkt alevlere tutularak kuru İlk ve ilk Ek Olarak Çömlekçilik yalnızca sıvıları taşımayı da hareketin ilk kullanılmasıdır. Sonuçta tokuş ortaya çıkan şeye keten kumaş diyoruz. ya örneklerinden kulla- ısıda pişiriliyordu. esnek ve gözenekliydi ve kolayca temizlenebili- . Burada deriler giyiliyordu.sözcüğü güzel bir diğer şekil verilebiliyordu.İngilizcede line “keten” sözcüğünden gelir. yiyecekler su içinde ısıtılabildi. Bu kullanıldığını türden tekerlek fikrini ve tekerlekli taşımayı akla çömlekleri MÖ 7000 yılla rında görüyoruz. sık sık el değiştiriyordu. örülmesiyle ağlar yapılabiliyordu. keten kıştırılmış ve ona kap biçimi verilmişti. ağırdılar ve kokuyorlardı.) Keten kumaşının muhtemelen MÖ 6000 kadar için kullandı. kumaş yapımı giyimde bir silindirin devrim yarattı.İngilizcede linen .22 na kadar uzanmaktadır.

bu nedenle yağmura zamanla yüzmeyi de öğrendiler ve odunun belirli bir ölçüye kadar güvenilen yerlerde yüzdüğü gözlerinden kaçmadı. Sızıntı ve değirmene el değirmeni denilir. saplarının kesilmesi gerekiyordu ve MÖ 6000 Ancak bu kanalların düzenli tutulması ve tarihlerinde suyun bu amaçla oraklar (Latince getirdiği kum ya da çamurla “kesmek” anlamındaki sözcükten) kullanıldı. Oysa yağmur en iyi durumda yıllarında kendilerini belirli bir zaman sakin bile şansa bağlıdır ve kuraklık da sık sık suyun yüzeyinde tutan salları yapmak için görülür. Böylece başka bir şeyle nizin tuzlu suyu işe yaramaz) büyük bir olmasa nehirdir. kıyılarının nehir arasında suyu kalır. Bu türden bir için setlerin inşa edilmesi gerekir. Saplar kesildikten sonra kabuğu yok yağmur dönemlerinde sık sık yükseldiğinden etmek ve nişastayı un haline getirmek için (bunun tahıl iki taş arasında ovuluyordu. Bütün bu sulama (Latince “içe doğru sulamak” anlamındaki sözcüklerden) aralıksız sürdürülen çalışmayla iyi bir . birbirine elleriyle suya vurarak az mesafede suyu bile geçmeyi başardılar. Bu zamanlarda güçlü vahşi öküz (İncil’deki “tek Sallar boynuzlu at") evcilleştirildi ve günümüzün evcil sığırları ortaya çıktı. Bu nedenle çiftlikler nehir ke- kütükleri nasıl bile. genellikle Bu durumu İnsanlar kullanmaya çalıştıkları bitkilerle düzeltmek için kanallar kazmak gereklidir. Bu amaçla nehirlerin ve göllerin kenarında toplanıyorlardı. Olgun tahıl bitkilerin büyüdüğü toprağı sulayacaktır. uğraşırken böylece kendilerine yardımcı olacak su nehirden dışarı akacak ve aletler keşfetmek zorundaydılar. Bir taşın yerde olması gerekmez. insanlar su kaynağı gerektirir. kullanılan ve sopaların ucunda bulunan (ilk olarak keskinleştirilmiş taştan yapılma) Ayrıca kuraklık sırasında nehrin su seviyesi düştüğünde.23 yordu. kas muhakkak çiftliklerin bulunduğu altında tutulmalıdırlar. bitkileri canlı tutabilmek için düzenli balık yakalamak için suya açıldılar. bağlayacaklarını Bir güvenilen taze su kaynağı da (de- öğrenmiş olmalılar. ve gücüyle yükselen suyu nehir kıyıları içinde tutmak öğütmek için kullanılıyordu. Ve nehir normalden ağır bıçaklardı. O tarihten beri de giyimde tercih Ek Olarak edilen materyal olarak kaldılar. dolmaması veya taşmamasına dikkat etmek Bunlar esasen sapların dibini kesmek için gereklidir. narlarında gelişmeye başladılar. Sulama Su onlara besin kaynağı da sunuyor du ve Tarım. yıkılmaların önlenmesi için de sürekli bakım diğeri de yuvarlaktı. kanalların daha derin kazılması şarttır. MÖ 6000 başlamıştır. İnsanların özellikle içmek için taze suya gereksinim duymasından itibaren. kilometrelerce ötede içine tahılın dökülebildiği bir oyu ğu vardı nehrin kaynağına yakın bir yerde olabilir). sudan MÖ 5000 uzak durmaları mümkün değildi. Oraklar yağdığı Yağmur direkt olarak ekinlerin üstüne halde.

çok direnendir. ağırdılar. İşte ara sıra bulunan bu taşlar metallerdi. Objektif olmanın en kolay yolu. fakat bu kişisel bir iştir ve şekilleri değişiyordu. Sulama olabilir. Birçok çiftlik buna bağımlıdır ve bir sürü insanın çalışması. Me- zolitik ve Neolitik dönemlere (Latince sırasıyla “Eski Taş". Ayrıca bu terazilerin oldukça doğru işbirliği olduğu görülmüştür. tahtadan hükümet dediğimiz şeyi getirmiştir. Bu garip taşlar parlaktı ve Terazi aynı boydaki sıradan taşlardan daha Ticaret ölçüyü doğurmuştur. Diğer şehir devletleri de yaklaşık olarak aynı zamanlarda Mısır’da Nil Nehri kıyılarında gelişti. fakat tartabilirsiniz. Çeşitli şeyleri elinizle de gibi ayrılmıyor veya parçalanmıyor.24 hasadı ve bol bol besin kaynağını az ya da rumuna gelinceye kadar diğerine de standart çok garanti eder. 55) tarafından kullanılmış ve 1834’te DanimarkalI Arkeolog Thomsen (1788-1865) Christian Jürgensen tarafından yeniden dilimize kazandırılmıştır. çalışkan ve Bakır aylaklarla Homo habilis'in ilk günlerinden aşağı yukarı yetersizleri cezalandıran becerikli liderlerin MÖ 4000 yıllarına dek. “Orta Taş” ve “Yeni Taş” sözcüklerinden) bölünür. en dayanıklısı ve çok uzun süren insan bir grup çiftlik. Sadece tesirsiz olan metal durumdadır ve diğer maddelerle olmayan ve maddelerle sonuçta ortaya . Kaynağına yakın bir yerde. fakat Nil her zaman güvenilir bir su kaynağı olmuştur. böylece setler her yerde iyi durumda tutulabilir. ortada Düzinelerce farklı metal bilinmektedir. bir başkanı ve yerleşmiş faaliyetlerinin kanıtı olarak zamana karşı en davranış kurallarıyla bir şehir devleti olur. bu terim ilk kez MÖ 5000 yıllarında şu anki Güney Irak’ta Romalı Şair Titus Lucretius Carus (MÖ 95- (fakat o zamanlar Sümer olarak biliniyordu) Fırat ve Dicle Nehirlerinin aşağı kesimlerinde kuruldu. istedikleri zaman 5000 çalışan birkaç kişiyle de olmaz. ya da her yapılması öylesine kolaydır ki Mısır’da MÖ biri kendi yöntemiyle. bu parlak taşlara alıcı ile satıcı hiçbir zaman anlaşamazlar. ilke o kadar basit ve aletin Bu çalışma yalnız yapılamaz. Sonuç olarak bu uzun dönem beceriklileri yüreklendiren bağımlıdır. uyumlu bir bütün elde etmek için kadar eski bir tarihte kullanılmış MÖ 4000 denetlenmelidir. gittikçe Paleolitik. iki milyon yıllık bir kontrolüne sulama dönemde. aletler ve silahlar taştan. Mısır’da hemen hemen hiç yağmur yağmaz. oldukça güneyde yağmur mevsimi geldiğinde yılda bir kez düzenli olarak taşar. yani şu kadarı taş bir çekiçle vurulduğunda. fakat tutulan bir çubuğun karşıt uçlarına iki tane çoğunluğu tepsi asmaktır. Bundan da öte. böylece ve kemikten yapılıyordu. gerektirir. ve Kısaca Bu tür şehir devletlerinin ilk örnekle ri Taş Çağı olarak bilinir. Sonuç olarak çiftlikler işi denetleye bilen ve görev dağıtımı yapan. Tartılacak şey bir tepsiye birleşik konur ve iki tepsi denge du- kayalık maddeler çıkar. Taş gelişen Çağı taşı tekniklerine kullanmanın göre. sıradan taşlar için bu kadar. ağırlıklar eklenir. Yine de ara sıra Taş Çağı insanları ta rafından diğer taşlara benzemeyen taşlar bulunmuş olmalı. Bunların içinde savunulabilen bir şehrin etrafında yer alan taş. Nil taşkını verimli çamuru kıyılarındaki çiftliklere bırakır.

Bunlar metalik parlaklıkları ve Keskin kenarlı bir metal parçası körlenirse. Her ufak kullanımdan sonra Aralarında en fazla tercih edilen altındı. Bu şekilde ateş. bazen de her ikisiyle birleşmiştir. olanaklı kıldı. fakat toprağa bir sopa saplayıp gölgesini seyretmek en kolay şeydir. görünüşe bakılırsa sabit bir hızda gerçekleşiyordu. Bakır oksijen ve karbonla. Çok açık sarı olan gümüş zamanla kararır ve kırmızımsı olan bakır yeşile bile dönebilir. Gözlemci bi ri ateşin külleri arasında kırmızımsı küreciklere dikkat etmiş olmalı ve sonunda durum anlaşılmıştır. Keskin kenarlı bir kaya kulla nılırsa İnsanlar tarafından işlenen metal kül- kenarını kaybeder ve zahmetli bir işe çeleri MÖ 5000 yılı veya daha öncesinden girilmeksizin tekrardan keskinleştiri lemez. Oysa bakır çok kolay hemen sadece takı olarak kullanılıyorlardı. Şüphesiz bu iş ilk önce tesadüfen oldu. dövülerek basitçe ilginç şekiller verilebilme ve kolayca dövülerek özellikleri nedeniyle. bile bakır alet olarak kullanıla - mıyordu. Ender bulunmaları yaygın hale geldi. gümüş ve altındır. en ağır ve en tesirsiziydi.25 birleşme eğilimi göstermeyen metaller tıldı. Zamana karşı direniyordu. Bunların arasında ilk keşfedilen bakırdı. Bu alet büyük bir olasılıkla güneş ışığının sürekli olduğu Mısır’da bulundu. Bunu yapmanın bir yolu Güneş’in doğudan batıya yolculuğunu izlemekti. karbondioksit havaya karışıyor ve geriye de metalik bakır kalıyordu. belirli cevherlerde de. (Bakır.) Ancak insanların metallerin maden cevheri denilen özel kayalardan sağlanabileceğini keşfetmesinden sonra. Bu hareket. dövülmesi mümkün değildi. Ateşin ısısı altında odundaki ve cevherdeki karbon. çünkü rengi en güzel olan (parlak bir san). İndus’a kadar yayıldı. fakat çoğu kez günün çeşitli bölümlerini de ölçmek istediler. Tabii Güneş’e bakılamaz. fakat tersini düşüne cek metal olsak sözcüğünün Yunanca “aramak” teriminden gelmesinden anlaşılabilir. kalmadır. Bakırın buralardan saf formda elde edilebileceği keşfi MÖ 4000 yılında gerçekleşti. karbondioksit gazını cevherdeki oluşturacak oksijenle şekilde birleşiyor. Kuzeye doğru en kısa mesafesine ise gün ortasında ulaşır ve gün batımı yaklaştıkça doğuya doğru uzar. diğer metaller arasında bile enderdir. cevherlerden metal serbest durumda bulunabilir. Serbest bu- elde edilmesi anlamına lunması en kolay olan üç tesirsiz metal. metaller diğer amaçlar için de kullanılacak derecede bollaştı. Ek Olarak Şehir devletleri günümüzün Pakistan’ında yer alan üçüncü bir nehre. Böylece maden aranılarak bilinçli bir şekilde ısı - cevherleri Güneş Saatleri Çok öncelerden beri insanlar zamanı ölçmek için günleri sayabiliyorlardı. körleniyordu. Sonra gün ilerledikçe kuzeye doğru dönerek gittikçe kısalır. Bu tür bir bakır cevherinin üstünde büyük bir odun ateşi yakılabilirdi. Bunlar Bundan sonra gelen bakırdan metalürjiyi takılar daha bakır. Mısırlılar MÖ 4000 kadar erken bir tarihte günü on iki eşit saate böldüler. bu metalin ilk zamanlarda bulunduğu ada olan Kıbrıs sözcüğünden gelir. dek modern . Bu lndus uygarlığı Mohenjo-Daro’da 1922’de yapılan kazılara insanlarca bilinmeden kaldı. Gün doğumunda gölge batıya doğru uzar. ilk başlarda hemen keskinleştirilebilir.

ve bronz kılıçlarla bronz mızrakları kullandığı. Kültürleri MÖ 800 yıllarında gelişmeye başlayan Yunanlıların en büyük bilimsel katkısı ise yaklaşımlarıydı. Bu devrim yaratan yöntem.MS 475 matik ve geometri. Bu. Bu tür karışık cevherler bu Bronz Çağı’nın büyük kültürel ürünü. zamanı belirlemek ve ne zaman ekim yapılacağını ve hasat leceğini kararlaştırmak için astronomi. sözcükleri oluşturan sesler için kullanılan semboller) yarattıklarında MÖ 1500’de iletişimde büyük bir sıçrama yaşandı. Bakır eritme ve MÖ 3000 yıllarına gelindiğinde Bu tür karışımlardan biri bakır ve ar- bronz yapma metotları yaygınlaştıkça. ihtiyaç aletler. Dünyanın na- . bu seniktir. bronz kalkanlar işçi güvenliğinin bir faktör taşıdığı olduğu ilk durumdu). olabilir. Ortadoğu Bronz Çağı’ndaydı. Fenikeliler Akde niz ve ötesinin en mükemmel denizcileriydiler. gerektiğinde kolayca şekil ğerlerinden daha serttir. denizcilik ve mimarlık için mate- MÖ 3500 . Alaşıma bronz (muhte- Eski Dünya’da Bilim ölçüm. Bu eski zamanların bilim ve teknolojisi esasen pratik amaçlıydı . Aşağı yukarı aynı zamanlarda Girit adasında ilk Avrupa uygarlığı gelişti. fakat arsenik zehirlidir. MÖ 3100 yılından itibaren Nil Nehri’nin 800 km’lik kıyı bölgesindeki şehir devletleri ortak bir dili ve kültürü paylaşıyorlardı. Yunanlıların yükselmesinden önce. okuma ve yazmayı çok daha kolay bir hale getirdi. nedenle terk edilmişlerdi (bu da herhalde hem Yunanlı hem de Truvalı kahramanların teknolojide bronz zırhlarda savaştığı. MÖ 2500’de Sarı nehrin kıyılarında ise Çin uygarlığı doğdu ve Orta Amerika’da tarım gelişmeye başladı.aletler ve silahlar için metalürji.MÖ 3600 melen Farsça “bakır” sözcüğünden) denildi. Sert kenarlı bir yüzey elde etmek daha Bazı cevherlerden elde edilen bakır di- görülmese de. tilmesinden elde edilen başka bir tür cevher gerçekleşen) Truva karışımı bulundu. Bronz sertti. kolaydı madeninin ısıtıldığı Bronz kaya ile rekabet edebilecek kadar muhakkak zaman saf bakırla Gittikçe olmamasıdır. edi- fabeyi (fikirler için değil. Bunun nedeni bakır verilebiliyordu. MÖ 1100 yıllarına gelindiğinde Batı Akdeniz ve ötesindeki gemilerini bölgelere giden kürekli için takım yönlendirmek yıldızlarını kullanıyorlardı. Fenikeli tüccarlar al- Eski Dünya’da diğer Ortadoğu kültürleri en önemli gücü oluştururken. Mısır ilk ulustu. Çok şükür ki bakırın sert halinin eri- sert bakır da gerçekte bakır- (MÖ Savaşı’nın uçlu 1200’de öyküsünü kalay alaşımıydı. Bu nedenle teknik yavaş yavaş her yönde dışa doğru onunla genişledi. birleşerek alaşım ve tabii buna artan pek ölçüde sık bronz. silahlar ve zırhlar için kullanılmaya baş- meydana getiren diğer maddelerle karışık landı. kalay cevheriydi ve anlatan Homeros’un İlyada siydi. çalışan insanlar hastalanmış olmalıydılar.

En azından ticareti daha da kolaylaştırdılar. Bu türden arabalar MÖ 3500’de Sümer’de görüldüler. Karanlık Çağlar başladı. Böylece sekiz yüz yıllık bir dönemde modern matematiğin temelini oluşturan geometri ve cebirdeki mantık yürütme metotlarını geliştirdiler. Örneğin Arşimed’in yaptığı sayısız keşif ler ve yenilikler durabilme velaların arasında. ilkesinin çalışması su üzerinde açıklaması ve manikuramı bulunuyordu. yayıldıkça Roma öğrenmenin kapsamı da genişledi. öğrencisi Theophrastos aynı şeyi benzer sayıda bitki türü için yapmıştır. çakıllı veya çimenli olsun fark etmez. MS beşinci yüzyılın sonuna doğru imparatorluk çöktüğünde Avrupa’daki bilimsel araştırmalar sona erdi. hatta makaralı bir kızaktan çok daha çabuk ve az emek harcanarak hareket eder. Kendilerinden önce gelen büyük kültürlerin aksine. fakat özellikle mühendislik ve inşa metotlarında Yunan bilgisini pratik olarak uygulamayı İmparatorluğu başardılar. Kızakların altına kütük şeklinde kaba makaralar yerleştirilirse. Tabii pratik uygulamalar da unutulmamıştı. kanıtlayabildikleri şeye dayanan kuramlar geliştirdiler. fakat dönüyordu ve bu da sürtünmeyi oldukça azaltıyordu.). fakat makaralar arkadan alınıp tekrar öne konulmak zorunda olduğundan. Böyle ce bu tür arabalar kara taşımacılığına bir devrim getirdiler. Tekerlekli araba bir kızaktan. Birilerinin kendilerini tutan kayışlar içinde dönecek ve daima kızağın altında kalacak şekilde. Aristo ise mantık dediğimiz rasyonel düşünce sistemini tasarlaması yanında. elle taşınamayacak kadar ağır gelir. taşınma daha kolaylaşıyordu.n. kara taşımacılığı sorun hali ne geride bırakan sonuçlar verdi.J bedeni MÖ 100 keserek yıllarında Yunanistan çöktü ve Akdeniz’de Roma en önemli güç haline geldi. matematiği hesap ve ölçüm gibi pratik amaçlardan ayrı olarak ele alan ilk onlardı. İlk başlarda ağır nesneler sadece güç kullanarak büyük kızaklar üzerinde çe- kiliyordu ve insanlardan güçlü hayvanlar kullanıldığında bile (örneğin öküzler) taşınma oldukça yavaştı. . MÖ 500’den itibaren Yunanlı doktorlar insan bedenini ilk otopsi yapanlardı incelemek. Romalılar yenilikçi değildiler. [(cansız ç. Beş yüzden fazla hayvan türünü incelemiş ve sınıflandırmıştır. kızağa önde ve arkada olmak üzere iki makara iliştirmeyi nasıl düşündüğünü bilmiyoruz. Astronomik Nesneler araştırmaları daha önceki bilgileri çok daha olduğunda. Böylece daha az iş yapılıyordu. Yunanlılar bilimi MÖ 3500 Tekerlekli Arabalar din ve boş inanlardan ayırdılar. Toprağın oldukça düz olduğu yerlerde bile yer kumlu. Makaralar çekilmiyor.27 sıl işlediğini tarif eden genel ilkeleri arar ken. yaşam bilimlerinin babası olarak tanınır. Her makaranın ucuna sonradan kızağı yerden yukarı kaldırmak için sağlam tahtadan tekerlek ler yerleştirildi ve tekerlekler serbestçe dönmeye başladılar. ihtiyaç duyulan bir dingil ve tekerleklerdi. çünkü MÖ beşinci yüzyılda hastalığın doğaüstü bir müdahale olduğu fikrini reddetmiştir. Yunanlı Doktor Hippokrates’e tıbbın babası denir. daha fazla zaman harcanıyordu. oldukça fazla miktarda sürtünme vardır.

Orada raktan çok daha az sürtünme sağlar ve Mısır’da yüzeyinde kalıcı engebeler. işleri basitleştirebilmek için bir. Bunu eğitilmiş bir aşağı kolayca gidebilir ve geri dönme vakti hafızanın geldiğinde rüzgârı yakalamak için bir yelken atmadan söylemek mümkündür.) lunduklarının Ayrıca Nil neredeyse tam olarak kuzeye olduğundan ne hayat kadar da daha katkıda hesabını tutmak buzorun- daydılar. böylece daha fazla suyun yerini zaptediyor ve batmadan daha çok ağırlık taşıyabiliyorlardı. anlamındaki başkalarını getirdi. getirdiler. Dicle demekteyiz) Tigris’tir. fakat o günlerde çizmeyi ve sonra da ne kadar sepetin teslim nehir boyunca (papirüs denilen) bol bol edildiğini anlamak için işaretleri saymayı sazlıklar vardı. Yani kayıt çekilebilir. Toplum eğer basitse bunu yapmak için zahmete girişmeye hiç gerek yoktur. Nil. fakat yumuşak huylu Nil’de sağlam kayıklara ihtiyaç yoktu. çivi şeklinde işaretler oluşturan sivri uçlu bir yazma aleti kul- . kara- Filistin yoluyla Lübnan’a doğru yol alarak. Nihayet farklı her nesne için işaretler ya da belki ilk başta kaba resimler yapıldı. tutmak gerekliydi. Sadece yağmursuz Mısır için su kaynağı değildi -aynı zamanda yıllık taşkınlarında toprak da bulunmayan ağaç gövdelerini Yazı periyodik olarak besleniyordu-.) Sonuç olarak Mısır’da. doğru akar. Sazlıklar demetler halinde kayık yapmak için kullanılıyordu. insanlar işaretler üzerinde anlaşırsa ve onları nasıl yapacağını ve yorumlayacağını öğrenirse. olağanüstü güçlerine iftira Bir sepet meyve için toprağa bir işaret Mısır ormanlık değildi. Su top- Nil üzerinden Akdeniz’e açıldılar. bu türden işaretler yapıldı.küçük bir kayığa ya da mavnaya konulmuştu. Kayıklar ise ortası çukur olacak şekilde inşa ediliyordu. ne kadarını Yunanca adı ‘Kaplan’ anlamında Tigris’ten alıp sattıklarının ve ortak fona (şu an vergi gelir ve İngilizcede de kaplan tiger. İnsanlar ürettikleri tahılın ne zarar vermiyor ve devirmiyordu. MÖ 3500 yıllarına gelindiğinde Mısır kayıkları Nil üzerinde düzenli seferler hemen herkes düşünebilir. son derece uygun bir iletişim biçimi bulunuyordu. Oysa hafıza zorlandıkça. herhalde Sümer tekerlekli arabasını benimsemede gösterdiği yavaşlıktan sorumlu olan. (Musa Nil Nehri üzerinde yüzdüğünde saz otlarından -yani papirüs. yani kayalar. rüzgâr ise hemen her zaman Bütün bunları akılda tutmak gittikçe kuzeyden eser. akıntısı da Sümer dünyadaki en gelişmiş ve karmaşık hafifti ve hiç fırtına yoktu. Görünüşe bakılırsa Sümerliler yumuşak kil üzerinde. beş ve on için farklı işaretler ko nuldu. Bu iş sonunda meyve anlamına gelen bir işareti. Bu sazdan kayıklar özellikle dayanıklı değildiler. böylece sayılması gereken çok fazla birim işaret olmuyordu. dakinden tabii ki daha kolaydır. böylece gemi akıntının tersi yönde gidecektir. karşımıza yazı çıkar. Sümer’de uygarlık adaletsiz Dicle’nin yaptığı gibi kayıklara karmaşıktı. Bu anlamda Nil idealdi.28 Nehir Kayıkları yapmaya başlamıştı ve MÖ 3000’de kıyı nın yakınından giderek ve Sina yarımadası ve Ağır yükleri su üzerinde taşımak. Mısır’ın nadiren kara taşımacılığına ihtiyacı vardı. (Dicle’nin kadarıyla ticaret yaptıklarının. tahıl anlamına gelen bir başkasını ve insan vb. temin ettiler ve inşa amacıyla yanlarında bayırlar ve yokuşlar yoktur. Öyleyse bir kayık nehirden daha güç bir hale geldi.

Mısır yazısına yaz ısı denildi. Mısır özünün ince esnek sayfalan üzerine boyanıyordu. Zaman geçtikçe semboller hiyeroglif daha stilize ve basit bir hale geldi ve anlamındaki Yunanca sözcüklerden. Bunun anlamı okuryazarların daima nüfusun azınlığını oluşturmalarıydı. A özgü . Bir tür donuk konuşmadır.29 lanarak bir yazı sistemini ilk geliştiren lerdi. Yazı son derece büyük bir fark getirir. Düşünceler ve kayıtlar konuşulan sözcüklerden çok daha kalıcıdır ve eğer dikkatle kopya edilecek olurlarsa. yazmak isteyen böylece herkes yüzlerce ve hatta binlerce farklı sem bolü ezberlemek zorundaydı. (B) Eski Mısır'da doğan hiyeroglifti. tümüyle farklı bir anlamına gelen Yunanca sözcüklerden çivi işaretler dizgesi icat etti. sonsuza dek dayanır B Belirli bir yapıya sahip yazının ilk biçimleri (A) Sümer ve Babil çiviyazısı. çünkü resimsel Yunanlılar simge “çivi olma fonksiyonlarını yitirdiler. yazı” tapınaklarında Papirüs ihtiyaç duyulan da buydu. Buna daha sonraları Mısır yazı yazma bilgisini aldı ve en az şeklinde” çiviyazısı kadar karmaşık. Yine de her sembol az ya da çok bir sözcük okumak ya anlamına da geliyordu. fakat o günlerde toplumu idare etmek için bütün yazıyla denildi en ("rahiplere çok tanıştılar).

Bir başka deyişle. İlk mumlar yaklaşık MÖ 3000 yıllarından kalma Mısır resimlerinde görülür. ilk Hane- Sümer’de başlamıştır. sürüklenen ucu çatallı bir sopaydı. Bu. Sahip olmayan tarih öncesidir. MÖ 3100 yıllarında Nil deltasındaki tarihidir. Bu tohum saçma hızını büyük ölçüde artırdı.) Mısır şehir devletleri ortak bir dile ve kültüre sahip olduğundan. geride bıraktıkları şeylerden yola çıkarak olan biteni yorumlamaya çalışmalıyız. fakat yağ Uluslar etrafa dökülebilir ve bu da ateşin tehlikeli Şehir devletleri sınırlarını genişletip nü- bir biçimde yayılmasına nden olur. bölgeleri birbirine karışmaya bir ve karşılıklı bağımlılıkları artmaya başladı. dökülme tehlikesi olmadan etrafta taşınabilir. aynı şekilde belirli bir nehrin kıyılarındaki şehir yağ eritilip bir fitilin etrafında aydınlatıcı ve kap görevini görür. En basit halinde saban. Bu tür bir mum. her biri belirli bir süre için Mısır’ı yöneten aileleri temsil eden hanedanlıklara böldü. MÖ 3000 Mumlar MÖ 3100 Yağ kandilleri binlerce yıldır kullanıl mıştır ve daha binlerce yıl kullanılabilir. . Eğer katı fusları artınca. yazı yoluyla tutulan kayıtlar zamansız bir sel meydana getirir veya suyun adları. tarih MÖ 3500 yıllarında şehir devletleri (aşağı Mısır). yerleri ve detaylarıyla geçmişte olan olayların tam bir versiyonunu bize verirler. ilk önce Mısır’da gerçek leşti. her kuşağın bir önceki Sulama kanallarını ve setleri en iyi du rumda kuşağın birikmiş deneyim ve bilgeliğini daha doğru ve çabuk öğrenmesi ve sonuç olarak tutmak. Sonunda ayrı sıralar halinde ekilirse tohumun su- lanmasının. daha yukarıda yer alan bir başkası daha hızlı gelişmesidir. katılaşması sağlanırsa. içine tohumların ekildiği bir iz bırakarak toprağın içinde 300 yıllarında bir Mısır tarihi yazdı ve hükümdarlarını. dünyanın gördüğü ilk ulustur. sanatlarından ve hatta çöplerinden. Demek ki yazıya sahip olan bir toplum düzeyde organize kendininkileri aşağı doğru etmek gerekli parçalanmaya akışını oldu. danlığın ilk kralı Menes’in hükümdarlığında deltanın Sabanlar Tarımın ilk günlerinde tohumlar toprağa serpilir ve rasgele büyürlerdi. yabani otlardan ayrılmasının ve hasat güneyindeki devletlerle (yukarı Mısır) birleşti. bırakır keserse. yani çömleklerinden. Saban ilk kez MÖ 3500 yıllarında Sümer’de kullanıldı. Bir toplumda neler olduğunu yazı olmadan anlamak için. Ayrıca. Nil boyunca görülen iletişim kolaylığı farklılıkları ortadan kaldırıyordu ve nehrin 800 km’lik kıyısında yer alan tüm şehir devletleri aynı kültür ve dile sahip oldu. (Mısırlı Rahip Manetho MÖ edilmesinin daha kolay olduğu keşfedildi.30 ve konuşulan dilin hafızasından daha kesin bir biçimde kalıcı olurlar. Mısır günümüzde ulus dediğimiz şey olarak görülebilir. devletlerinde de işleri daha da ileri bir Bunun anlamı. katı madde aynı anda Sulama uygulanmaya başladığında nasıl bir şehir devletinde meseleleri or ganize etmek gerekli olduysa. Bu nedenle birleşmeye yönelik baskılar vardı ve bu. bir ve şehir devletinin hiç işine yaramıyordu.

o zamandan beri hayatımızda yer almışlardır. fakat Ay’ın gerçek safhasına hiç dikkat etmeden. yaşayanlar olmuştur. Ayın safhalarını tamamlaması 29 veya 30 gün sürer ve mevsim döngülerinin oluşturulması da 12 veya 13 döngü (yani Ay sözcüğünden aylar) sürer. güneş takvimi dir. yine daha iyi olmayan bazı değişiklikleriyle hâlâ Mısır takvimine dayanmaktadır. Tarih öncesi insanların bile onları say- dıklarına dair belirtiler var. günün (ya da gün gece değişiminin) ve Bu takvim eski tarihlerde icat edilen günün bölümlerinin kullanılması zamanın diğerlerinden daha basit ve kullanışlıydı. her ay için 30 gün verdiler. Bu. (Günümüzde yer alan bir ada olan Girit’te bir uygarlık bunu Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi gelişiyordu. Bu günleri saymak yorucu bir iştir ve yanılma olasılığı fazladır. Nil’in sayesinde Mısırlılar fazladan besin Ancak Mısırlılar esas olarak Ay takvi- yetiştirme olanağına sahiptiler. Bu da. sonuna Güneş takviminde belirlenen düzene göre da 5 gün eklediler. bizim takvimimizi neredeyse beş bin yıl yaşında yapar. Şu anki takvimimiz. aynı zamanda Ek Olarak Güneş’in yıldızlara göre gökte tam bir daire Akdeniz’de Mısır ile Yunanistan arasında çizmesi için gereken zamandı. Asya ve Afrika kıtalarından için gereken zaman olarak alıyoruz. Sulamayla görevli rahipler. Onlar bazı yılların 12 ay ve bazılarının da 13 ay sürdüğü. yani ayın safhaları da vardır. MÖ 2800 ğunun farkındaydılar. her amaçlı gün nehirin yüksekliğini ölçtüler ve sonunda kullanılsa da. taşkının ortalama olarak 365 günde bir geldiğini keşfettiler. toplam olarak 360 gün ediyordu.31 günümüzde aydınlatmadan çok dekoras yon taşmasıydı. fakat bu işi ilk sistemleştiren Fırat-Dicle bölgesinde hesaplamaları için MÖ 2800 kadar eski bir tarihte kullanmış olabilirler (Nil’in ne zaman taşacağını sadece onların bilmesi. bu nedenle 12 ayları Mısırlılar bir yılda 12 yeni Ay olduvardı. 19 yıllık bir döngü meydana getirdiler.) İşte bu sonra Avrupa bölgesinde diyebileceğimiz ilk güneş yılıdır ve buna dayanan bir takvim uygarlıktı. Tarihçiler takvimin ilk olarak kullanıldı ğı Mevsimlerin değişmesi gibi bazı olaylar zamanı tam bilmiyorlar. Bu Ay takvimi Yunanlılar ta- MÖ 2650 rafından kabul edildi ve Yahudi ayin tak- Taş Anıtlar vimi olarak hâlâ kullanılmaktadır. rahipleri kuşkusuz daha güçlü kılıyordu). Takvimler Bu. fakat rahipler özel izlemek için birkaç yüz gün süren dönemleri içerir. Neredeyse üç bin yıl boyunca Mısır takviminden daha iyisi yapılamadı. geçişini yetersizdir. . hatta ondan sonra bile ortaya çıkarılan onun biraz değiştirilmiş haliydi ve yapılan tüm değişikliklerin daha iyi olduğunu da söyleyemeyiz. böylece. Onlar için yılın en birçoğu en azından yılın belirli bölü münde önemli özelliği Nil’in periyodik olarak başka işlerle meşgul olabildiler. Bu tür bir döngü yılları mevsimlerle denk tutuyordu. Ancak orta uzunlukta bir döngü. İnsanların aylara ilk olarak ne zaman önem vermeye başladıklarını bilmiyoruz. mini kullanmadılar.

Nil’in yukarılarındaki taş ocaklarından. büyüklüğün kuşaklara bıra- Böylece Mısırlı hükümdarlar özenli evler da ettiler.) Ulusun önemli bireylerinin kendileri için nının uzunluğu 226 metreydi. bu da “büyük ev” anlamına gelen hepsinin Mısır sözcüğünün Yunanca versiyonudur.300. böylece 65 adet tendi. Dört kenarı çünkü Mısır dini ölümden sonra hayatla 144 metre yüksekliğine ulaşan bir noktaya önemli doğru özenli mezarlar bir yaptırmaları biçimde ilgileniyordu ve eşit eğimle çıkıyordu (basamak ölümsüzlüğü garanti edebilmek için bedenin fikrinden vazgeçilmişti). Tabii su yoluyla. Ortaçağdan kalma bazı katedraller sonunda yükseklik olarak (yaklaşık 3500 yıl sonra) piramitleri geçtiler. onların kendilerinin taştan yapıydı. 2. Daha büyük taşlar kullanıldı ve Firavun Kufu (Yunanlılarda Keops) MÖ 2530 yıllarında deniyordu. Bu türden büyük. sağlam biçimde yapılmıştı. Kralın. devasa köprülerimiz ve barajlarımız vb. ortalama 2. Bu katlar bir devin tepeye tırmanmak için atacağı adımlara benzediğinden. bazıları sembolik ve yine bazıları mağrur büyük yapılar inşa etme dürtüsü insanlığı hiç terk etmedi. dönümlük bir alanı kaplıyordu. Bu kaya dilimlerinin arasında kralın tabutunu. bir odaya açılan geçitler vardı. Bunları inşa etmek Mısır için bile çok fazla zaman ve iş gerektiriyordu. büyüklüğünün anıtı olarak özellikle özenli bir mezar yaptırmaya karar verdi. Piramit bitirildiğinde kare olan taba- Saray” dememize benziyor. bunların her biri Mezarlar mastaba denilen uzun yapıtlardı. mağrur yapılara duyulan heves fazla uzun sürmedi. Ve tabii bugün de gökdelenlerimiz. . şimdi de insanlar tarafından ulusun ve halkın büyüklüğünü göster mek inşa edilen. ancak tıpkı modern gökdelenler gibi belirli aralıklarla üst katlar alt katlara nazaran daha geride inşa edilmişti. var. mumyasını ve ölümden sonraki hazinelerini içeren devasa yığının merkezine yakın bir yerde.) MÖ 2686 yıllarında Üçüncü Hanedanlığın ikinci kralı Coser başa geçtiğin de. Sonuçta ortaya çıkan şekil temelde piramide benziyordu. Tabanı 120 metreye 105 metre ve yüksekliği neredeyse 60 metredir. her biri aşağıdakinden daha küçük olan altı taştan mastabanın birbiri üzerine konulmasını denetleyen Imhotep adında bir danışmanı vardı.5 ton ağırlığında ve tahminen gerektiği (Günümüzde başkanlarımızın ölümsüzlüğünü garantilemek için çok büyük başkanlık kütüphaneleri kuruyoruz. inşasını idare ettiğinde zirveye ulaşılmış en büyüğü Büyük Piramit’in (Bu. doğmasına da neden oldu ve bundan sonraki birkaç yüzyılda firavunlar insanlara boş zamanlarında gittikçe daha kılmasıydı. (ya Basamaklı Piramit. yani 965 km öteden getirilmişlerdi. günümüze dek kalabilmiş en için tasarlanan kamu projelerinde Mısırlı eski yapıdır. Fakat bazıları kullanışlı. kullanmaları Projeler aynı anıtlarının aracılığıyla Basamaklı Piramit inşa edilen ilk büyük da halkı ve anlamına zamanda gelecek bu geliyordu.32 Bu Mısırlı büyüklüğünü hükümdarların. bu yapıya Basamaklı Piramit denir.000 taneydi. aynı zamanda bir modanın şimdiki söyleyişle Gerçekte saraylar) hükümdara inşa firavun özenli piramitler inşa ettirdiler. bizim başkanı kastettiğimizde “Beyaz oldu. Kaya dilimlerinden korunması düşünülüyordu.

Yetenekli öykü anlatıcıları 50. Sonunda oldukça özenli öyküler ezberlendi ve dinleyici karşısında anlatıldı veya şarkıya döküldü. Ek Olarak Bu sıralarda şu anki kuzey Çin’de bulu nan Huang Nehri’nin (Sarı Irmak) vadisinde tarım bağımsız olarak gelişmişti ve sonuç olarak orada uygarlık kurulmuştu. bunlar üzerine içermektedir. Tarım aynı zamanda yine bağımsız ola rak Orta Amerika’da da gelişiyordu. Bazen bilerek eklenen saf olmayan karışımlar da. yıl öncesinde de bugün olduğu kadar aranılan kişilerdi. Öyküyü Nuh’un Tufanı olarak uzun uzun düşünür ve intikam planları anlatan ve dünya çapında ol- kurarlar. Yazıyı keşfeden Sümerliler büyük olasılıkla öyküleri yazıya ilk geçirenlerdi. Ancak bin yıl sonra cam kap olarak kullanıldı. Zekânın sayesinde. Camın belli ölçüde şeffaflığı vardır. Gılgamış’ın Edebiyat öyküsü günümüze kadar neredeyse bozulmadan kalan en eski yazılı Öykü anlatmak herhalde konuşma kadar öyküdür ve yazılı edebiyatın temeli olarak eskidir. Cam aslında hiç katı değildir. Çok daha kırılgandır. ikinci derecedeki olay ola rak ortaya birkaç boyutları yüzyıl önce Fırat-Dicle Vadisi’ni çıkmasıyla çelişki kazanmıştır. Bu nedenle çömlekten daha kolay kırılır ve güzelliği dışında ona iyi bir rakip sayılmaz. ak tığı algılanamayacak kadar sıkışık durumda ve dolayısıyla katı görünen bir sıvıdır. Arkeolog. fakat bunlar sadece takıydılar. Bu öykülerden biri. Bilinen en eski cam nesneler MÖ 2500 yılından kalma Mısır mezarlarında bulundu. Keşif 1872’de İngiliz arkeolog George Smith (1840-1876) tarafından yapıldı. daha ünlü sözlü öyküleri ve destanları kaydetmek sadece bir zaman meselesiydi. Gılgamış adındaki Sümerli bir kralın öyküsünü ve ölümsüzlük arayışını anlatan. Homeros’un İlyada'sı veya Odysseia'sı kalıcı bir forma aktarılmadan önce muhtemelen birçok kere söylendi. Zaferden sonra da yenilen tarafın intikam almak isteyebilece- . 000 görülebilir.33 MÖ 2500 duğunu hayal eden İncil’in yazarları tarafından ödünç alınmıştır. yeni İnsanlar tehlike geçmişte kasıp kavuran büyük taşkının öyküsünü yapılan yanlışları hatırlar. insanların mümkündür. kişi onu sadece bir anlatmak ozan civarda istediğinde olduğunda duyabilir. MÖ 668’ten MÖ 626’ya kadar hükümdarlık yapan Asurlu Asurbanipal’in kütüphanesinin Kral kalıntıla- rında bulundu. Cam Cam. çivi yazısıyla yazılmış on iki kil den tablet bulmuştu. Bir öykü sadece sözlü olarak öğrenildiğinde. Yazılı bir öykü. Sümerlilerin yazılı edebiyatı oluşturmalarından yaklaşık iki bin yıl sonra. cama derin ve güzel renkler kazandırır. daima var olan bir ozan gibidir. ve Ender görülen tiyatrovari bir perfor manstır bu. Aynı öykü yazıya geçirildiğinde ise. Yazı keşfedildikten sonra ise. çömlek gibi kilden değil kumdan yapılır. Öykünün yazılı halde MÖ 2500 kadar eski bir tarihte ortaya çıkmış olması MÖ 2340 İmparatorluklar Hangi türden olursa olsun çelişki hayat kadar eskidir. her zaman isteğe göre okunabilir.

Savaşta başarılı kaldırmak için başka eylemlere gir işirler. (Günümüze kadar kalmış en önemli Sami dili Arapçadır. Nil’in her iki kı- açıdan diğerlerinden baskın olursa. arabaları aptal ve hızla çekemiyordu. şeye genelde imparatorluk denilir. için kullanılan hayvanlar öküz ve eşekti. Eğer bir kültürel grup politik ve askeri Bundan da öte Mısır. sağlam dair hiçbir anlaşma MÖ 2350 yıllarında Sargon adında bir adam (yaklaşık MÖ 2334-2279). fakat hangi şehrin ve hükümdarın lider Öküz olacağına yoktu ve yavaştı. kuzeye ve insanın eline vermiş ve bu da çelişkiyi çok doğuya doğru da ordularını gönderdi ve daha kanlı bir hale getirmiştir. Ege Denizi’ndeki adaları ve Yunan sahillerini idaresi altına aldı. Her ikisi de ağır. Ayrıca. kalındı. Mısır kadar şanslı bir yerde Vadisi’nin yukarı kesimlerinde ve Elam bulunmuyordu. Fırat ve Dicle’deki şehir devletleri barış MÖ 2000 Atlar içinde birleşmeyi başaramadılar. fakat tekerlekli hantal. Ve daha açıktı. Sümer çıkan istilaya Sargon bilinen ilk imparatorluğu kurdu. Sümerli şehir devletlerinin kendi aralarında olduğundan daha az ortak çıkarlar vardı. Bölgenin en iyi O zamana dek arabaları ve sabanları çekmek birleşik idare altında kalkınabileceği açıktı. fakat öküzden mesele kaba kuvvetle halledilmek zorunda daha küçük ve zayıftı. Sümerli olmayan bir dili konuşan Akadlar tarafından şehirler kuruldu. Fırat ve Dicle de Nil’in olarak bilinen Fırat’ın doğusundaki böl gede sağladığı kontrolü ele aldı.34 ğini fark eder ve onları tümüyle ortadan kümdarlığını ele geçirdi. Ayrıca bin yıl süren barış içindeki bir uygarlığı da garantilemiş oldu. tabii bu da sonuncu olmadı. Bir ada oldu ğundan gemiler yoluyla ticaret yapmak zorundaydı ve gemiler Girit’i istilacılara karşı koruma görevini de üstlendiler. Teker lekli gelmesi söz konusuyken. Sümer’in Dicle’nin tam kuzeyinde. ortaya yısında yer alan çölle korunmuşken. Ek Olarak Girit dünyada ilk kez harp donanması olan ülke haline geliyordu. Donanma sayesinde Girit. İletişim o kadar etkili değildi ve görünüşe bakılırsa bölgedeki insanlar Mısır’ın birleşmesinde aynı dilden ve kültürden şehir devletlerinin bir araya arasında ortak çıkarlar daha azdı. Eşek daha zekiydi. fazla birbirleriyle savaştılar.) Sümer dili ise Sami değildi ve aslında bildiğimiz bağlantılı da başka değildir. Sargon kendi halkı arabaları ve bronz silahlarıyla Sümer şehir Akadlar egemen olmak kaydıyla farklı dil ve devletleri Mısır şehir devletlerinden daha kültürden halklara hükümdar oldu. şehirlerinden biri olan Agade’nin hü- Akad güçlüydü. hiçbir dille Sümerli şehir devletleri ile Akadların komşuları arasında. Böylece Mısır’ın bir ulus oluşturma- sından yedi yüzyıl sonra bile. İşte bu nedenle savaşlarda hayvan taşımacılığı pek başarılı biçimde kullanıla - . oldu ve hem Akad hem de Sümer’de hü- Bundan başka teknolojinin gelişmesi silahları kümdarlığını ilan etti. sonradan Asur olarak bilinen Fırat-Dicle Sümer. birbirlerine en çok Fırat ve yaklaştığı yerde. Sonuçta Sümerli olmayan insanlar Fırat ve Dicle’nin yukarı kesimlerinde yerleştiler. kolay taşıma yolunu sunmu- yorlardı. Akad dili sonradan Sami denilen bir dildendi.

atın nefes borusu üzerinde basınç yapıyor ve hızını kesiyordu. dağılıyor ve dehşet içinde kaçışıyorlardı. Suriye ve krallığını Türkiyesinde ve Hitit krallığını kurdular. Sonradan. ayrıca Hindistan’a girdiler. delice sürülen bir grup arabanın yaya askerler tarafından durdurulmayacağım keşfetmeleri fazla uzun sürmedi. Muhtemelen zamanı geçmiş hayat tarzlarının değişmesine yardımcı oldu ve bir yerleşim bölgesinden diğerine yeni fikirlerin akışını hızlandırdı. fakat pek de işleri karıştırmadı. cart). birileri atı özel bir amaçla kullanılan hafif yük taşıması için kullanma metodunu buldu. Öküze uygun olan koşum takımı. Akıncı göçebeler belirli bir yürümekten dönem için “barbar egemenliği” altına giren kurtarma veya silahları ve erzağı taşıma görevi görüyorlardı. MÖ 1700 yılında atlılar Kenan ülkesine ve sonra da ilk kez yabancı istilacıların eline düşen Mısır’a. Sümerliler ve onların ardından gelen Babilliler matematik ve astronomide önemli gelişmeleri ilk gerçekleştirenler- . Göçebelerin. bu arasında. yaya bir askerden çok daha hızlı koşabiliyordu. chariot. ayrıca dingile öyle bağlanmışlardı ki ayrı ayrı dönebiliyorlardı. Her ne kadar Giritliler birkaç yüzyıl boyunca gemi inşasında hâkim ulus olarak kalsalar da. çünkü atın koşulması zordu. Bazı az bir çabayla yeni bir yön alabiliyordu. Ordular mızrakları ve kılıçları kul - doğru gelen hayvanları ilk gördüklerinde lanarak ve kalkanları arkasına saklanarak. MÖ 1800 arabadan pek farklı değildir -İng. Fenikeliler de gemiler yaptılar ve denizcilik becerilerini öğrendiler. güç kaybına uğramadan hafifleştirilmişti. Yalnızca iki tekerlekle bu Matematik ve Astronomi araba. Bu kadar hafif bir yükü çeken bir at ya da atlar. Arabalar ise sadece törensel olanlara da bir tür evrensel zafer bağışladığı olarak hükümdarı ve diğer askeri liderleri ilk açık vakadır. Fırat-Dicle Fakat sonra. ayrıca öküzden de daha zekiydi. At. Örneğin piramitlerin geometri alanında gerçek bir yetenek gösterilmeden inşa edilebileceğine inanmak çok güçtür. MÖ 1800 yıllarından biraz önce. Yine de ilk başlarda taşıma için elverişsiz sayıldı. yeni bir savaş silahının ona sahip asker yığınlarından olmayanları hazırlıksız yakaladığı ve sahip oluşuyordu. araba ancak büyüklükte iki bir ufak büyük insanı bir tekerlek taşıyacak platformdan oluşuyordu. üstlerine hayvanlarda ilkel bir sayı duygusu bile vardır. Mümkün olduğunca hafif bir araba yapıldı. eşekten daha büyük ve güçlüydü. Ek Olarak Akdeniz’in doğu kıyılarında Fenike şehir devletleri önemli olmaya başladı. MÖ 2000 yıllarında çevik bir hayvan -vahşi at- o zamanki uy- garlıklardan biri tarafından değil de.(bu sözcük Göçebeler Vadisonra Kuzey Irak’ında günümüzün si’ne dalıp günümüzün Mi- Doğu tanni girdiler. Sonuç iki tekerlekli bir savaş arabasıydı -İng. bir taraf vazgeçip kaçana dek birbir lerine rastgele vuran yaya Bu. Tekerlekler bile sırf tahtadan değil de parmaklıklı yapılarak. en az at kadar manevra yapabiliyor ve Matematik konusu insan kadar eskidir. Bu türden istilalar yerleşim bölgele rinde yıkımın yayılmasına neden oldu.madı. şu an Iran olarak göçebeler adlandırdığımız tarafından steplerde evcilleştirildi. Aslında yaya askerler.

bizim de bir dakikada ve Ay’ın safhaları da bir ayın uzunluğunu 60 saniyemiz ve bir saatte 60 dakikamız var. Gezegenler dediğimiz bu hareketli yıldızlara (Yunanca “gezinmek” anlamındaki sözcükten) tanrı ve tanrıçaların isimleri verildi ve bunu hâlâ yapmaktayız. Aynı şey ıslatılmış tahıl için de geçerlidir. Onun da sayısı kolay bölünür. sonraki Yunanlılar ta- diğer gezegenlere hakkında hayali karmaşık bir konumlarından Astroloji güvencesini Babilliler bu yolları detaylı incelediler ve yaklaşık olarak şekilde olan geleceği ve gezegen görme sistemi saçmalıktır. böylece Güneş her burçta bir ay göre değiştirdiklerinde. MÖ 1800 yıllarında hâlâ bazı yönler den Güneş. 3. Ayrıca dairede 360 derece (60x6) vardır. Bazen kuşlar ve geçen yollan izliyorlardı. bu nedenle diğer gezegenlerin Peki neden 60? Çünkü 2. Beş parlak yıldıza Merkür. Mars. sadece insanlara özgü değildir. adlandırılan belirli yıldız gruplaşmalarından Sonunda etkisi fikirler tümüyle meyveleri kalıyordu. Jüpiter ve Satürn diyoruz. Gezegenler.deyken gezegenlerin gelecekte nerede ola caklarını yapılan kötü ve ahlaksızca hareketlere karşı tahmin edebildiler. Babilliler tarafından bu şekilde oluşturuldu ve ilk kez Yahudiler. . yıldızlara ve eşit olarak bölünebilir. birinin insanlar güçlü bir biçimde geleceği bilmenin hayvanlar kadar konumlarını her gelişti. Bundan başka Güneş’in gökyüzünde tam dönüşünü bitirmesi 365 gün sürer. Aç ya da susuz kalan insanlar. Bu. 6. beliriyordu.36 di. (Bu. 4. Venüs. da astronominin başlangıcını temsil etmektedir. 12. Güneş ve Ay’ı da katacak olursak. 5. her gezegen bir günden sorumluydu. sonra Hıristiyanlar ve onların aracılığıyla da tüm modern dünya tarafından kabul edildi.) Sümerliler oluşturuldu günümüzde bile astroloji eğitim görmemiş. Bu da 360 sayısının seçilmesini etkilemiş olabilir. açgözlülükle yerler ve onlar mayalanmış da gerçekten Bu olay. Yedi gezegen. yani yıldızlara göre günde bir derece ilerler. Bir zaman birimi olarak hafta. bu türden mayalanmış şeyleri yediler ve sonradan tadını ve yaptığı etkileri sevdiklerini anladılar. rafından bir bütün olarak Zodyak olarak bölündü. Aslında tükettikleri şey. maya tarafından şeker ve nişastalardan oluşturulan alkoldü. gece ve gündüz arasındaki farkı izlediğimiz 60 rakamına dayanan bir sayı yaratarak dünyayı kuvvetli biçimde etkiliyor sistemi geliştirdiler. böylece eskilerin zorluk çektiği sık sık duyulan kesirli sayı ihtiyacı orta dan kalkmış olur. Böylece sarhoş oldular ve kendilerini mutlu hissettiler. yani tadı farklılaştıran de- ğişimlere uğrarlar. sarhoş olurlar. astrolojidir. Bu olay matematiksel kanunlar koymak gerekli olmuştu. tarih öncesi zamanlarda gerçekleşmiş olabilir. 10. Fırat-Dicle Vadisi’nde gökyüzünü seyredenler. Fermentasyon (Mayalanma) Bir kenara bırakılan meyve suları bazen mayalanırlar. fakat bu nedenle olgunlaşmamış veya sadece aptal olan birçok insan tarafından kabul edilmektedir. on iki burca ve sistem istemektedirler. kısa sürede Güneş ve Ay’ın yanı sıra beş parlak yıldızın da kalan “sabit” yıldızlara oranla konum değiştirdiğini keşfettiler. Aslında tarımın başlangıcından bu yana hububat una dönüştürülüyordu. Bu. bu türden yedi gezegenin bir araya gelmesiyle sonunda yedi günlük hafta doğdu. 15 de insanlar için önemli olduğunu farz etmek ve 30’a doğal göründü. ancak MÖ 1800 yılla rında mayalanmış besinleri tüketmek öylesine olsa yaygındı ki çok fazla bira etkisin.

Hammurabi’yi bir kabartma vardı. Fakat bazen su katılıyor ve yassı. vadide yaşayan halka denildi. İndus halkı ise fazla sulama yü- yönetimdeydi) sonra oluşturuldu. İmparatorluğu’nu Vadisi’nde sonra.) Aşağı yukarı MÖ 1775 yıllarında zünden tarlalarındaki tuz miktarını öyle bir Hammurabi. daha zihin karıştıran durumlar. Aynı zamanda haksız biçimde ya yumuşak kadar ve besleyici. Ancak toplum gittikçe daha da karmaşıklaştığında. yemesi daha MÖ 1800 yıllarından hemen sonra bunu keşfeden Mısırlılar. Herkes hangi davranışların beklendiğini bilir ve neredeyse otomatik bir biçimde bunlara uyar. Akad kısa İmpara- ömürlü Babil Babil Kralı kuran. karmaşık sorular ve daha şaşırtıcı ilişkiler su ortaya katılmış un mayalandı sert. kontrol sonunda bu edilebileceğini sürecin anladılar. görebilir. Sonuç kuralları kendilerine göre yaptıkları veya yassı ekmek fakat daha değiştirdikleri kuşkusu doğar. Böylece kanuni otorite güvenilir oluyordu. ustalıkla çivi yazısında yazılmış yirmi bir sütun bulunuyordu. daha besleyici bir ekmek yapılıyordu.37 sonra fakat çimleri.) Dikili taşın daha aşağıda kalan bölümünde ise. Bütün kuralları hatırlamak kabarmasına ve süngerimsi olmasına yol güçleşir ve toplum içinde güçlü kimselerin açan gazlar (karbondioksit) salgıladı. Böylece iş şansa kalmamış torluğundan oluyordu. kontrol edilmesi ve düzenlenmesi gereken farklı davranış bi- bir tanrıdan alındığına inanmak normaldi. Bu durumda zevkli olan toplum kurallarının yazıya dökülmesi talebi mayalanmış ekmekti (Latince “yükselmek” ortaya çıkar. Sümer kültürü yabancı istilası altında yok oluyordu. uygulamak zorunda şevkle uydukları ol- âdetleri herhalde daima vardı. Uyulmadığı takdirde karşımıza sosyal sürgün çıkar ve bu da âdetlerin taşın Güneş Tanrısı Şamaş’ın önünde dururken tatbik edilmesi açısından istenmeyen bir durumdur. da keyfi olarak bozulamaz veya değiştirilemezler. ve ekmeğin çıkar. Açıkça kalıcı olması düşünülmüştü yetiştiremiyordu. böylece herkes ne olduklarını anlamındaki sözcükten). saklanır ve henüz mayalanmaya başlayan hamura eklenirse. (Eski zamanlarda kanunların bir kral tarafından zorla da. fakat kısmen de olsa ilk ta- kısmı mamlanmış ve hâlâ geçerli olan kanunlar. taze hamur da Fırat-Dicle mayalanıyordu. insanların eylemlerini yöne ten ve kralla memurlarını adalet dağıt mada yönlendiren yaklaşık üç yüz kanunun yer aldığı. Dikili taş ilk olarak Babil’in 48 km kuzeyindeki Sippar kasabasında duru- . Dikili MÖ 1775 gösteren Kanunlar İnsanların masalar tepesinde. İşte bu şekilde İncil’e göre Musa Yahudi kanunlarını Sina Dağı’nda Tanrı’dan aldı.3 seviyeye metre yüksekliğinde bir taş sütun üzerine getirmişti ki yeterince ekin yazdırdı. kanunlarını sert diyoritten 2. Zaten basit bir toplumda âdetler yeterlidir. Hammurabi tarafından (MÖ 1792-1750 yıllan Ek Olarak arasında Bu sıralarda hem Sümer hem de lndus (Bundan uygarlıkları neredeyse iki bin yıl boyunca Babilliler hızla çökmekteydiler. ve hâlâ dayandığına göre öyleydi de. ilk kanunların ne zaman yazıldığını Pişirilmeden önce mayalanmış ekmeğin bir bilmiyoruz.

1898) tarafından keşfedilmiştir. Aynı şey Çince için de geçerlidir. Çeşitli hastalıkların tedavisi için halk tıbbı diyebileceğimiz yedi yüz büyülü ilacı ve Mısırlılar ile Babilliler arasında aracı görevi Mısır hem de Babil dilini bilmesi gerekliydi ve bu da gerçekten zor bir işti. Bir gün adı bilinmeyen bir Kenaninin aklına bir tür stenoyu benimseyerek dili basitleştirmek nuşurken geldi. Bu mucit semboller vardı. ilk derlemesi MÖ 1550 yılından kalma bir Mısır papirüsüdür.1924) bulup da Avrupa’ya birleşmeyi hiç başaramadılar. birine neden ayrı bir sembol verilmesin? Ek Olarak dilden her sözcüğü yazmak mümkün olur. Ses sembolleri aslında Mısırlılar tarafından MÖ kullanılmıştı. uygarlık ana (genelde öküz için kullanılan sembol) ve beth En (genelde ev için kullanılan sembol) idi. en güçlü dönemini sıralarda karasında güçlü yalnızca ses Bu koleksiyonun ilk iki sembolü aleph yaşadılar. Böylece bu ses sembollerini kullanarak her Mısırlılar Thebes’de başkentlerini kura rak. kendilerine Sonunda bunu benimseyen Yunanlılar için Yunan kuruyorlardı. Bu tüccarların hem olduğu düşünülen belirli kullanırlardı. Mısırlılar ile Babilliler arasında Akdeniz’in doğu sahilinde yaşayan Kenaniler vardı.38 yordu. getirdiği zaman hâlâ oradaydı. Hepsi de müthiş karmaşıktı ve günümüze kadar karmaşık kaldılar. Yunanlılar şehir devletleri MÖ 1500 MÖ 1550 Alfabe Tıp MÖ 1500 yıllarında İnsanlar bazen tabii ki hastalanır ya da kaza (Sümerlilerden Uzakdoğu’daki Çin yazısıyla birlikte Mısır hiyeroglif yazısı ve geçirir ve yaralanırlar. fakat aynı zamanda heceler ve I570’te temizlediler kuzeyi ve savaş Doğu arabalarından Akdeniz sahilinin sözcükler için de Mısır İmparatorluğu kurdular ve üç yüz yıl sembollerinin kullanılmasını ve sözcüklerin boyunca bunlardan kurulmasını buldu. ğundan ve merkezde de bir nehir bulun- Taş bundan sonra Elam’ın başkenti Susa’da madığından kaldı ve Fransız Arkeolog Jacques Jean Marie kurdular ve tarihte on dört yüzyıl bo yunca de Morgan (1857. tarihlerinin Filistinli korudukları belirli bölümlerini işgal etmeye gittiler. İnsanların çıkardıkları ortak dili ko- seslerin her tarifi içermektedir. iyileşme sorunu ya da iyileştirilme doğal olarak herkesi ilgilendirir. Bizim bildiğimiz bu türden tedavilerin gören tüccarlardı bunlar. fakat işgalci bir Elamite gücü şeh ri vadilerden oluşan dağlık bir alan oldu- yağmaladı ve dikili taşı beraberinde götürdü.) Diğer faaliyetlerinin yanı sıra. Miken’di ve Mikenliler deniliyordu. 1873’te Alman Arkeolog Georg Moritz Ebers (1837. Buna Ebers Papirüsü denilir. davranış biçimlerinden türlü törensel yararlanır veya bitkilerin ya da hayvanların sağaltıcı değeri alınan) Babil çiviyazısı dünyadaki en önemli yazılı dillerdi. (Yunanlılar onlara Fenikeliler di- bölümlerini yorlardı. İyileşmenin yönlendirilmesi için in sanlar uygun dua ve törenlerle çeşitli tanrıların gönlünü almaya çalışır. Yunanistan ayrı semboller alfa ve beta ol- . Bir bir şehirleri Yunanlılar.

Girit adası bu olaydan öyle harap İnsanlarda çeşitli doğaüstü etkilere inanma olmuştu ki on beş yüzyıllık uygarlığı batarak âdeti vardır. Amenhotep adındaki Mısırlı bir firavundu. Bu sıralarda Çinliler teknolojik olarak ileri Atla çekilen araçları geliştirdiler. Alfabe bağımsız olarak başka hiçbir toplum tarafından icat edilmemiştir. Güneş Tanrısı’nı tek ve bir tanrı olarak MÖ 1200 kabul etti. MÖ 1470’te müthiş bir volkanik patlama MÖ 1375 etti. Böylece okuryazarların Görünüşe bakılırsa sayısı da insanlık arttı. yazmayı ve okumayı kolaylaştırarak yazıda bir devrim yarattı. İlk olarak MÖ 1500 yılında kullanılan Fenike alfabesi. kişi arasında devam etmesi ve İncil’e göre Akhenaton’un zamanından bir buçuk yüzyıl sonra İsrailoğullarından köleleri Mısır’dan çıkaran efsanevi lider Musa’yı etkilemiş olması mümkündür. siyah tam bir başarısızlıktı. tarihinde yalnızca bir kez gerçekleştirilen tek keşif budur. Fenikeliler bin yıl boyunca MÖ 1379’dan 1362’ye kadar Mısır’ı yöneten böyle kaldılar. Bu nedenle Eski Taş Çağı sa- beyazdan genelde daha etkileyici . hatta kabileler. Güneş’in Dünya ve insanlık üzerinde önemli bir etkisi olması nedeniyle mantıklı geliyor. kendi ve eski buluruz. Bu. Ay. Akhenaton diyordu. su buffalosunu evcilleştirdi ler ve belirli tırtılların kozalarından elde edilen hayvani lif olan ipeği sonra gelen ya da beş yüzyıl önce yaşamış olan efsanevi İbrahim’e İncil’in ithaf ettiler. ağaçlar ve hayvanlar. Her nesnenin -Güneş. çünkü görüşleri. Bu ana kıtadaki Mikenli Yunanlılara. firavunun on yedi yıl süren hükümdarlığı onları tek tek ya da karışık durumda. dışında fakat başka Tektanrıcılık. nedeni veya koruyucusu olması Ege gerekir. Günümüzde kullanılan bütün alfabeler (bu kitabın yazıldığı alfabe de dahil) bu ilk Fenike alfabesinden kalmadır. gitmekteydiler. Girit’in kuzeyindeki Thera Adası’nı harap Patlamanın yarattığı küller Girit’in üzerini battaniye gibi örttü ve sonucunda ortaya çıkan tsunami kıyılarına bir tokat gibi Tektanrıcılık çarptı.) Ek Olarak bir Yine de Akhenaton geleneğinin birkaç kullan maya doğaüstünün kaosunu azalttığından ve daha düzenli bir teoloji yi mümkün kıldığından. sona erdi. Ona göre Güneş Tanrısı Boyalar Aton’du ve kendine de “Aton memnun” İnsanın anlamında nulmazdır.39 du. Ek Olarak başladılar. çoktanrıcılıktan sonra açık bir gelişmeydi. olanağını tanıdı. tarafından kabul edilmedi. Hâlâ bu semboller sistemine alfabe âdetlerine tutunan rahipler veya Mısırlılar diyoruz. Ancak güzelleştirme dürtüsü Renkleri karşı ko- görebildiğimizden. Aynı zamanda Fenikelilere de eski Denizi’nde üstünlük kurma şansını Her şeyi kontrol eden tek bir ilahi güç dünyanın en önde gelen denizcileri olma olduğunu ileri süren bildiğimiz ilk insan. (Daha Yahudiler tektanrıcılığı Akhenaton’dan dört İbrahim’e bir yerde rastlanmamaktadır. uluslar gibi soyutlamalar- kendi doğaüstü eşlik Girit’i ele geçirme ve birkaç yüzyıl bo yunca eden şeyi. verdi.

Bu rengi elde etmek yorucu bir işli. Direnmeyi başaran Mısır’a da saldırdılar. Açık denize ilk kez cesurca açılanlar Ek Olarak Fenikelilerdi. Homeros’un Odysseia'sı. dahil) Filistin’i işgal ettiler ve Filistin şe hirlerini MÖ 3000 kadar eski bir tarihte hem kurdular. fakat Mısır sonra dan Mısır’da hem de Çin’de normal halinde bunu beyaz ya da sarımsı olan kumaşı renk- düzelmemek üzere uzun bir çöküş döne mine lendirmek girdi. arasındaki İstanbul ve Çanakkale Boğaz- Ancak yapılan ilk boyalarda başlıca problem güneşte beyazlanmaları ve suda renklerini yitirmeleriydi. En cesur denizciler olan Giritli ler bile Doğu Akdeniz’den dışarı çıkmadılar ve sayısız adanın karadan karaya kısa mesafeli yolculukları mümkün kıldığı Ege Denizi’nde kendilerini en çok güvende hissettiler. Fenike’deki Sur şehri MÖ 1200 yılında bu boya endüstrisini geliştirdi. Bu. bu nedenle boyanan kumaşlar çabucak soluyor ve lekeleniyordu. Fenikeliler bu gerçeğe da- . Fakat günümüzde her ne kadar sadece zenginlere ve güçlülere olsa da hâlâ satılmaktadır. gizem dolu yerler olarak işledi. Ege Denizi ile Karadeniz kumaş bütün renklerde boyanabiliyordu. fakat ortaya çıkan kırmızı-mor renk parlaktı ve parlak olarak da kalıyordu. için boyalar kullanılıyordu. Artık tüccarlar filosunu destekleyebiliyor ve onu daha da zenginleştiren ticari seferlere çıkabiliyordu. Hem güneşe hem de suya çok iyi dayanan bir renk ise. boyaya it hafen “kırmızı-mor” anlamındaki Yunanca bir sözcükten geldiğine inanmaktadır. bu nedenle renge Sur moru denildi. Truva. MÖ 1100 Denizcilik İki bin yıldan fazla bir zamandan beri kayıklar kullanılmaktaydı. Doğu Akdeniz’de Thera’da meydana gelen yıldızının her zaman kuzey tarafında ol- Büyükayı’nın tanıdık yedi patlamanın hâlâ duğunu ve yılın her mevsiminde bütün gece Deniz görülebildiğini (bulutlar olmadığı takdirde) yoluyla giden akıncılar (ölüme mahkûm olan fark ettiler. fakat görünüşe bakılırsa bölgeyi doğurduğu şiddetle karışıklık sarsmaktaydı. Yunan efsaneleri denizin uzak bölgelerini mitlerin geçerli olduğu.40 natçıları resimlerini yapmak için renk- lendirilmiş toprağı kullanmışlardır. fakat hareket alanları nehirlerle sınırlıydı. Bazıları Yunanca bir ad olan ve Sur şehrinin yer aldığı Fenike’nin. Sur şehri boya ticaretiyle varlıklı bir hale geldi. Doğu Akdeniz’de bir salyangozdan elde ediliyordu. Ancak bu boyadan belli bir miktarda biriktirmenin zorluğu ve yüzünden talebinin fiyatı çok fazla olması göklere çıktı. Denize çıktıkları zaman ise genelde kıyıdan gidiyorlardı. Artık Mikenli ler Boğazlar yoluyla serbestçe ticaret ya- pabiliyorlardı. tabii ki uzun bir süreden uygarlıklarından kaçan Giritliler de beri biliniyordu. ondan daha da büyük olan Batı Akdeniz’de Odysseus’un maceralarını sayar döker. İason ve Argonautlar’ın öyküsü büyük ve adaşız Karadeniz’e yapılan ilk yolculukları anlatır. kaldırınca güçlerinin zirvesine larını kontrol altına aldı. MÖ 1400 yıllarına gelindiğinde ulaştılar. Örneğin bir bitkiden çıkarılan mavi bir renk olan çivit vardı ve başka bir bitkinin pahalı ödedi ve ulus bir daha Bu arada Mikenliler MÖ 1184 yılında Kuzeybatı Anadolu’daki Truva şehrini kökünden çıkarılan kırmızı bir renk olan kök ortadan boya da.

Kürekleri meteor buluna- Büyükayı’yı Fakat maden cevherleri demir vermiyordu. Nil’de aletlerin kenarları olan yerleri için çok fazla düzensizdi. kalay ve kaptanları cesurca batıya doğru yol aldılar. fakat odundan daha yüksek derecelere ulaşır. Büyükayı’yı gözlemleyerek her meteorların dışında serbest metalik formda zaman bulunmaz. daima “gökyüzü işaretleri” vardı. tahmin edebiliyorlardı. Demir ilk başlarda insanları hayal kırıklığına uğrattı. bu bilgi fında bulunuyordu ve uygarlığın ilk gün- kaybolma lerinde bile kullanılıyordu. Altın. Tiglathpileser’in idaresi altın da Akdeniz’e ulaştılar. Altın. kurşun. Bu durum kö- . Zaten daha sert ve sıkı olduğunu göstermiştir. Mısırlıların böylece yirmi yüzyıldır kullanmakta olduğu kürekleri kullandı lar. gümüş. MÖ 1500 yıllarında Anadolu’daki Hititler belirli maden cevherlerini kömür ateşiyle ısıtarak demir elde edebildikleri ni gördüler. Demir diğer maddelere öbür metallerden daha sıkı yapışıyordu ve da ha yüksek bir ısıya ihtiyaç vardı. eskiler nikel hakkında hiçbir şey bilmediklerinden ikinci kere bu karışımı yapamamışlardır. rüzgâr Fenikeliler Kenarı bronzdan daha iyi biçim aldığından. Böylece MÖ 1100 yılından başlayarak Fenikeliler. fakat en iyi bronz kadar sert değildi. Kürekli gemiler (kadırgalar) bundan sonra Bu nedenle ilk uygarlıkların geliştiği Akdeniz’i yirmi altı yüzyıl boyunca kontrol yerlerde ettiler. bakıra kıyasla demir çirkin bir metaldir. Bazı ve gökyüzünden düşerler. fa kat sol ve demirden daima sağ taraflarına alarak. gümüş ve korkusunu önledi. Saf halinde sıkıydı. Meteorlar da dünyadan değildir hangi yönün kuzey olduğunu biliyorlardı ve buradan da diğer tüm yönleri bileşik halde bulunur. Bir başka deyişle. böylece diğer Ek Olarak Bu olarak ise ilk bırakmaktaydılar. Mısır’ın batısındaki Kuzey Afrika ve Yunanistan’ın batısındaki Güney Avrupa sahillerini ticaret yaparak ve bazen de yerleşerek keşfettiler.) Demir Demir dünyanın kabuğunda ikinci en çok görülen metaldir (sadece alüminyum daha çok görülür). Kömür alevsiz yanar. talep görmüştür. Ayrıca Fenikeliler sadece yelkene ve fakat bulunan meteor demiri bronzdan bile rüzgâra bağımlı olmayı da reddettiler. fakat daima diğer MÖ 1200 yıllarına gelindiğinde. kez fatih Asurlular olarak ülkeyi iz MÖ 1115’ten 1077’ye kadar yöneten kralları I. kuşkusuz deneme yanılma metoduyla demirin uygun şekilde eritilirse sert durumda ortaya çıktığı keşfedildi. bakır. Fırat ve Dicle’nin yukarı kesimlerinde yaşayan Asurlular bu da yakarak kömür elde edildi.41 yanarak gemilerini ve hayatlarını ilk ris ke maddelerle atanlardı. son Büyükayı’yı kullanılmasıyla kolayca elde ediliyor. tip ateşler cıva odun hiçbir ateşlerinin zaman demir vermiyordu. Ancak sonunda odunu yetersiz havada maddeler yanıp bittiğinde az ya da çok saf sıralarda Batı Asya’da İsrailoğulları Filistinlilerin etkisi altında kalmışlardı. mamıştır. Karadan ve “kara Bu tür meteorlar ara sıra eskiler tara- işaretlerinden” uzak kaldıkla rında. demir ile nikelin 9’a 1 oranındaki karışımıdır. Fenikeli ge mi unutmayarak kullanarak hiç taraflarına geri almayı dönebileceklerini bili- yorlardı. (Meteor demiri saf değildir. MÖ 1000 karbon kalıyordu. Eskiler hepsini tüketmişlerdir.

Akdeniz’in bütün doğu ömürlü olduğu anlaşıldı. sonra Yunanistan’da birkaç yüzyıl süren “karanlık çağ” başladı.42 mürdeki karbonun çelik dediğimiz bir demirkarbon alaşımını oluşturarak demirle karışması sonucunda ortaya çıktı. MÖ 933’te İsrail ve sahilini Yahuda olmak üzere iki ulusa bölündü ve kaplayan yeni bir imparatorluk kurmaya başladılar. Truva Savaşı destanını yazdı ve MÖ 776’da ilk Kemerler olimpiyat oyunları kutlandı.) ve olimpiyat oyunları Yunan Ancak ortasından desteklenmeyen yatay parça oldukça kolay kırılabilir ve parça uzadıkça bu zayıflık artar. Bronz silahlı Miken- Etrüskler liler. kullanıldı. Dor - o zaman için İtalya’daki en kuvvetli güç ların demir silahları kullanma avantajı vardı. fakat politik olarak birbirleriyle parçayı dengelemektir. ilk kez fakat Etrurya- lılarda MÖ 750 yılında görüldü. Rivayete göre Roma şehri MÖ 753 oysa Mikenliler hâlâ bronz kullanıyorlardı. Ek Olarak Demirin gelişi savaşta dengelerin değiş- Ek Olarak mesine neden oldu. İsrailoğulları da demirden silahları MÖ Sonuçta Filistinlileri keliler tarafından şu anki Tunus’ta MÖ 814’te kuruldu. (Homeros’un Bir giriş inşa etmenin en kolay yolu iki dikey destanları tahta. ilkel kemerler Sümer devirle ri kömürleşmiş formları bol miktarda yapıldı kadar ve maksimum güce sahip olacak şekilde inşa demirin silah ve aletlerde en çok kullanılan metal olduğu. Demir Çağı başladı. eski edilmiş bir gerçek tarihte kemer. MÖ 1000 yıllarında demirin Kemer daha uzun mesafede inşa edilebilir ve yatay parçadan çok daha fazla yük kaldırır. Yunanistan’da karanlık çağ nihayet sona eriyordu. lıların (Dorlar) istilasına uğradılar. yılında kuruldu ve kuruluşundan itibaren Dorlar. edindiler. Fakat bunun MÖ 700 yerine her parça üsttekini destekleyecek şekilde. bu tip Küçük. her ikisi de o zamanlarda Batı Asya’yı yöneten MÖ 750 Asurluların artan gücü altında yaşadılar. yenilgiye uğrattılar ve yeni kralları Da - Davud’un İsrail İmparatorluğu’nun kısa vud’un yönetiminde. Miken kaldırarak uygarlığını Yunanistan’ı aldılar. savaşmaya devam ettiler. En . ilk 900 yıllarında birkaç Sonradan Roma’nın yüzyılda Roma’nın Etrüskler düşmanı olan Kartaca şehri de. dikey bir yarım daire biçiminde düzenlenmiş kısmen daha küçük parçalar kullanılırsa ve parçaları Kemerli Su Yolları birbirine Şehirler büyüdükçe kalabalık şekilde bir yapıştırmak için de harç kullanılırsa bir araya toplanmış birçok insanın ihtiyaçla rını kemer elde etmiş olunur. karşılamak sorun haline geldi. ortadan geçen Bundan tarafından idare edildi. kuzeyden gelen yarı barbar Yunan- kuzeyindeki İtalya'nın batı sahiline ulaş tılar. onlardı. MÖ 850 yıllarında Homeros. taş ya da diğer maddelerden parçayı diliyle birlikte Yunanlıları kültürel açıdan dikmek ve sonra ikisi üzerinde yatay bir birleştirdi. yine rivayete göre Feni- Filistin de.

Aşağı yukarı aynı zamanlarda krallığını yapan Hizkiya da Hayvanat Bahçeleri insan familyasının başlangıcından bu yana. Şehirler genelde yerlere su kurulurlar. Bunların içinde sonunculara kemerli su yollan denilir (Latince “suyu anlamındaki sözcüklerden). Asur. Su ise daha fazla sorun teşkil ediyordu. insansılar ve modern insanlar yemek için hayvanları avlamaktaydılar.lu hükümdarlar (yiyecek için değil de spor yapmak için) büyük avcılardı. MÖ çekmek” 700 yıl- larında Asur’un MÖ 704’ten 681’e kadar krallığını yapan Sinahheriba. Şehir sınırları içinde veya hemen dışında yer alan kuyular yeterince su vermeyebilirler. Yine de bazen hayvanları saklama dürtüsü duyuluyordu. Eğer bir hayvan . kaynağının fakat olduğu büyüdükçe su kaynağı yetersiz kalabilir. yaptırdı. O zaman ya kanallar ya tüneller ya da duvardan örülü yapılar yoluyla suyu uzaktan getirmek gerekli olabilir. Bu hayvanları saklamak ise hiç düşünülmüyordu. yaklaşık olarak MÖ 715’ten 686’ya kadar önemli ve gerekli ihtiyaç olan hava her yerde az ya da çok (her ne kadar evlerde ateşin Yahuda’nın kullanılması bu havayı hoş olmayan dumanla Kudüs’e su sağlamak için kemerli bir su yolu doldursa da) vardı. Asur sanatı aslanları ve diğer hayvanları katleden kralların resimleriyle doludur. İnsanlar ya her hayvan türünün tükenmeden kalacağını varsayıyorlardı ya da bu konuya önem vermiyorlardı.Etrüskler tarafından bulunan yarım daire şeklindeki kemer Romalılar tarafından mükemmelleştirildi. başkenti Nineveh’e su getiren bir kemerli su yolu yaptırdı.

Yalnızca arkalarında krallıkların kaynakları olan hükümdarlar modem anlamda büyük kütüphaneler kurabiliyorlardı.44 ender bulunan türdense. Bu türden çubuğa. gnomon (Yunanca “gösterge” anlamında bir sözcük) denildi. (kitap de cildi üzerinde sözcüğü hiyeroglif Latince “yu- varlamak” sözcüğünden gelmektedir). Bu türden güneş saatleri en az MÖ 700 kadar eski bir tarihte Mısır’da görül dü. Bu buluş güneş saatlerinin kullanımını ve uygunluğunu büyük ölçüde kolaylaştırdı. tıpkı ender bulunan sanat yapıtının saklanacağı gibi. Karşılaştırmalı belirlemek zor olduğundan. Madeni Paralar Ticaret ilk başlarda trampa usulüyle yapılıyordu: Sen bana bunu ver. ben sana şunu vereyim.) Ek Olarak Bu sıralarda Sennacherib’in idaresi altında Asur (yukarıya bakınız) Batı Asya’daki daha eski bütün uygarlıkları kontrol ediyordu. ticaret kolaydı. (Bunları hâlâ modern bahçelerde zamanı ölçmek için değil de süs olarak görüyoruz. ki- İlk güneş saati gölgesinin incelenebilmesi çukur isterse tapları temin etmek zordu. Sonunda insanlar kenarında işaretlenmiş saatleri ve merkezde kuzeye doğru eğilmiş bir güneş saati mili olan. Ancak az sayıda kişi kitaplara sahip olabiliyordu. bu nedenle kitaplar hem ender bulunuyordu hem de pahalıydı. Fenike şehirleri de vergi veriyordu. Yahuda ancak ağır bir vergi vererek kurtuldu. zevk için saklamak belirli bir prestij getirebilir. Bunun eski bir örneği Asurlu Kral Sinanheriba’nın (yukarıya bakınız) içinde hem hayvanat MÖ 640 Kütüphaneler Eskiden ister çivi yazısıyla kaplı kilden bahçesi hem de botanik bahçe bulunan saray tabletler. kenarında batıdan Böylece doğuya doğru giderken aynı uzunlukta kalıyordu. Yine de genellikle her iki taraf da daha az değerli bir şey için daha değerli bir şey vermediğinden emin olmak istiyordu. kütüphane Birkaç (Latince kitaptan “kitap” oluşan bir anlamındaki sözcükten). zengin bir adamın göstergesi ya da bir bilginin zahmetle toplanmış stokuydu. Bu tür kopyalama uzun zaman alıyordu ve zorlu bir işti. topraklarında görüldü. her değerleri . Bu türden Asurbanipal bildiğimiz idi (MÖ ilk 2500’e hükümdar bakınız). Krallığındaki her kitabın kopya edilme sini ve kopyaların Nineveh’deki kütüphanesine yerleştirilmesini sağladı. bulunan ve yuvarlanmış papirüs şeklinde olsun Güneş Saatleri için toprağa saplanan bir çubuktu (MÖ 4000’e bakınız). çok dikkatli ve okuma yazma bilen bir yazıcı tarafından satır satır kopya edilmesi gerekiyordu. Asurlular MÖ 722’de İsrail ulusunu ortadan kaldırdılar ve MÖ 701’de Kudüs’ü kuşatma altına aldılar. zamanı kabaca gösterdiğinden güneş saati mili. daire şeklinde bir kap gölge kabın yapmayı öğrendiler. Bir kitabın ilave baskısını elde etmek için. Eğer iki insanda diğerinin mutlaka istediği ihtiyacı olmayan bir şey varsa.

Lidya hükümeti standart ağırlıkta altın parçaları bastırdı. Altın Bu arada rivayete göre Japon ulusu MÖ 660’ta güzeldi ve daha çok takı olarak ilk imparatoru Jimmu Tenno’un hükümdarlığı altına girdi.) kötü bir işaret Oysa Güneş ve Ay’ın hareketlerini inceleyerek ilk astronomlar tutulmaların ne Madeni paraların ortaya çıkışı ticareti zaman gerçekleşeceğini tahmin etmeyi fikir öylesine öğrendiler. (Tarihöncesi gökyüzü gözlemcilerinin bile güçlenmekteydi. tahminini sağlayan bir gözlemevi olarak düzenlediği inancı vardır. MÖ 585 aranılıyordu. Yani ya Güneş tutulması ya da Ay tutulması söz konusuydu.sinden sonra. Bütün işlemlerde bundan sonra küçük altın parçalarını tartmak için kullanılan bir terazi (MÖ 5000’e bakınız) edinmek gerekli oldu. Yaklaşık olarak MÖ 648’den 613’e kadar yöneten oğlu Ardys’in hükümdarlığında. sadece Güneş ya da Ay’ın geçici olarak örtüldüğü belirli bir sayıda paranın verilmesi gere- anlaşılsa bile. bunun tanrı tarafından bir kiyordu. Ara sıra da Güneş. Paslanmıyor veya çürümüyor. açtığından. O zaman Dünya’nın gölgesi ayın üzerine düşüyor ve Ay’ı kapatıyordu. tartmaya lüzum yoktu. hükümdarın Artık “basmak” her işlemde anlamındaki sözcükten gelmektedir. basılmıştı ve üzerinde hükümetin garantisi Bunu görenler hesaplanamayacak sonuç larla olarak portresi Güneş ya da Ay’ın öldüğünü düşünebilir. çünkü gerçekleştiğinde Güneş ya da Ay gökyüzünden silinmiş gibi görülür. Bu yakınlaşma en çok Güneş ve Ay’da harikulade oluyordu. Batı Anadolu’da MÖ 680 yıllarında. Her şeye altından birim ağırlık olarak değer biçilme. Dünyanın bir tarafında ve Ay da tam öbür tarafında oluyordu. Sonunda metalleri. da bulunuyordu. kişi bu miktar karşılığında bir şeyi satın alabiliyor ya da aynı miktarda değeri olan bir şeyle değiştirebiliyordu. beklenmedik çağrışımların Ek Olarak Asur hâlâ 669’a kadar ve oluşmasını uğursuz önledi. ülkeyi MÖ 648 yıllarına kadar yöneten Gyges tarafından Lidya krallığı kuruldu. böylece ufak bir miktar uzun süre dayanıyordu. tabii bu terazinin ya da ağırlıkların eğilebileceği korkusunu da beraberinde getiriyordu. Ağırlık paranın üzerine Güneş ve Ay Tutulmaları Gezegenlerin Zodyak boyunca yaptığı hareketleri incelerken. özellikle altını de ğiş tokuş aracı olarak kullanma âdeti doğdu.45 iki tüccar da sık sık kendilerini kandırılmış hissetmiş olmalılar. çünkü üzerine ağırlık ve portre basılmıştır. Güneş’in önünden geçiyor ve bir kısmını ve bazen de bütününü kapatıyordu.) Tutulma korkutucu bir doğa olayıdır. Babilli astronomlar ellerinde olmadan bu hareketlerin bazen iki gezegeni oldukça yakınlaştırdığına dikkat ettiler.) . (Tutulma Yunanca “hariç bırakmak” sözcüğünden gelmektedir. büyük ölçüde hızlandırdı. MÖ 675’te Mısır’a saldırdı ve Stonehenge’nin bu türden doğa olaylarının galip geldi. Bu da tutulmaların otomatik ve iyiydi ki diğer hükümetler tarafından da kaçınılmaz bir olay olarak görülmesine yol benimsendi. ülkeyi yöneten MÖ 680’den Asur Kralı ay tutulmalarının öğrendiği ve ne zaman Güneydoğu olacağını İngiltere’deki Asurahiddina. (Madeni uyarı olarak gönderilen para olduğu duygusu vardır. Belirli aralıklarla Ay.

Babil Filozof metotlarını menti (Latince anlamı kesin olmayan bir sözcükten) ya da temel maddesiydi. ülkenin MÖ Asur gücünü 626’da tüketti. Bu. Artık FıratDicle Vadisi’ni ve Akdeniz’in doğu kıyılarını Kildaniler yönetiyordu. büyük Ek Olarak günleri artık geride kalmıştı ve Kartaca Asur’un görünürdeki bütün görkemine dünyadaki en önemli Fenike şehri oldu. öğrenmişti ve şu an MÖ 28 Mayıs 585’te gerçekleştiğini bildiğimiz (geriye doğru Ek Olarak hesaplayarak) bir güneş tutulmasını tahmin Bu sıralarda Sur şehri. su Üçgende her iki kenarın karesi 1’dir. Bu nedenle kanıt yolu buldu ve sonuç ola rak buna rasyonalizmin doğuşunu temsil eder. Kildani İmpara- etti. Tam sayılar ve kesirler bir arada rasyonel sayıları (orantı MÖ 580 olarak ifade edilebilen sayılar) oluştururlar ve rasyonel sayıların var olan tek sayı türü olduğunu farz etmek hiç de zor değildir. yol alıyorlardı. uzun süreden arayan beri biliniyordu. fakat Pythagoras iyi bir ilk insandı. Daha sonraki iki yüzyıl boyunca artırdı ve önceden önemli bir şehir olmayı sürdürse de. Bu nedenle su. Bu rağmen. ardılları nın yönetiminde hızla zayıfladı ve MÖ 609’a MÖ 520 gelindiğinde ortadan kalktı. Muhtemelen MÖ 580 yıllarında ulaştığı Pythagoras teoremi denildi. Atinalılar ise demokrasiye doğru bunu 4 kişi arasında eşit olarak bölerseniz. altında zamanla yaşıyordu. Yunanistan’da güneydeki Sparta şehri tam kesirler de sayıların dahil oranları olduğundan tüm sayıların evrenin askeri bir toplum yetiştiriyor ve Yunan şehir temeli olduğuna inanıyordu.46 Görünüşe Thales (MÖ bakılırsa Yunanlı 624-546). Bu tahmin Thales’in prestijini büyük torluğu Hükümdarı II. Nabukadnezzor’un ölçüde anlaşı- (yaklaşık MÖ 630-562) kuşatması altındaydı. Hipotenüsün uzunluğu Thales (MÖ 585’e bakınız) kendi kendine nedir? Cevap hipotenüsün karesinin ke- evrenin neden yapıldığını soran ve tanrılara narların karelerinin toplamına eşit oldu ğu ya da doğaüstüne dayanmayan bir cevap hatırlanırsa elde edilebilir. bu olduğu ve su gibi görünmeyen şeylerin de nedenle hipotenüsün karesi 2’ye eşittir ve sudan hipotenüsün uzunluğu da 2’nin kare kökü ya cevap ise bütün maddenin kaynaklandığı ya temelde da değişime uğramış su olduğuydu. Elinizde 3 dilim pasta varsa ve geliyordu. İmparatorluğu’nun Kildani kuzeyinde Median İmparatorluğu vardı. Nebuchadrezzar’ın Babil şehri en Dünyadaki yönetimi iyi en günlerini zengin ve kalabalık şehirdi. bu Asurbanipal’in sonra. 3’ün devletlerinin en güçlülerinden biri haline 4’e oranıdır. düştü. yapılan fetihler ve kendilerine tâbi arada ulusları baskı altında tutmanın zorluğu. herkes pastanın 3/ 4’ünü alır. labildiklerini gösterdiğinden. tutulmaların Sur on üç yıllık kuşatmadan sonra MÖ 573’te daha az korkutucu olmasına yardım etti. onun fikrine göre dünyanın ana ele- da kendiyle çarpıldığında . ölmesinden beceriksiz II. Rasyonel Olmayan Sayılar Yunanlı Filozof Pythagoras (yaklaşık MÖ 580500). Yani 3/4. Oysa her kenarı 1 birim olan bir dik Elementler üçgeni düşünün.

Oğlu II.ha) kadar gelmekteydi. kuzeyde. Bu. İmKyros adındaki (MÖ 585-529) yerel bir yönetici. çünkü 707/500 ile 707/500’ün çarpımı 1.04’tür. Bu. böylece savaş ya da karışıklık la kökü rasyonel bir sayı değildir. Aşağı doğudadır. 707/500 sayısı daha da yakındır. bu tür sayılardan sonsuz sayıda bulunmaktadır. İran’da bir eyaleti) paratorluğumun (Med II. Burada 7/5 sayısı sa yönleri ve mesafeleri akılda tutmada neredeyse doğrudur. Ek Olarak Denizin bir kolu. . Med kralını tahtından indirdi ve Pers İmparatorluğu'nu kurdu. kendisiyle çarpıldığında tam olarak 2 çizilmişti. MÖ 510 Haritalar Mısırlılar ve aynı şekilde Babilliler bil dikleri dünyanın haritalarını çizmeye kalkıştılar. rasyonel karşılaşmadan binlerce mil yolculuk etmesi olmayan bir sayıdır ve kolayca anlaşılacağı mümkün oldu. Kambyses ise (MÖ 529-522 arasında yönetti) Mısır’ı fethetti. MÖ 509’da kralını tahttan indirdi ve yaklaşık olarak beş yüzyıl süren Roma lmparatorluğu’nu kurdu. bir seyyah tarafından İmparatorluğu sağlamlaş- Hekataios MÖ 510 yıllarında dünyadaki karaların daire şeklinde ve etrafı denizle sarılı olarak gösterildiği bir harita çizdi.47 2’ye eşit olan sayıdır. çarpımı 2. MÖ 510’da demokrasiyi kurdu. Ne Kildani ne de Med imparatorlukları uzun ömürlü oldu. yukarı aynı zamanlarda İran’da Zerdüşt (MÖ 628-551) Zerdüşçülüğü kurdu. Pers İmparatorluğu Batı dünyasının o güne dek gördüğü en büyük imparatorluktu ve nüfusu aşağı yukarı 15 milyon civarındaydı. ne kadar karmaşık olursa yüzyıllar) Yunan olsun. sıralarda Çin’in Öte nüfusu yandan bu yaklaşık 20 milyondu. veren hiçbir kesrin üzere. İlginç bir benzerlikle diktatörlükle yönetilen Atina şehri. Lidya’yı ve Kildani İmparatorluğunu fethetti. çünkü 7/5 ile 7/5’in zorlanıyorlardı. Çin’de Lao-tzu (MÖ altıncı yüzyıl) Taoizm’i kurdu. Oysa eskiden yolculuk etmek zordu ve çoğu kimse ya sadece yakın çevrelerini biliyor ya da yolculuk ediyor- Afrika güneyde ve Asya Ek Olarak İki buçuk yüzyıl boyunca monarşi altında yaşayan Roma şehri.999’un biraz üstündedir. batıdan dairenin yarısına Hindistan’da Sidartha Gautama (Budd. Öyleyse 2’nin kare sahipti. Gerçeklikle az da olsa belli bir ilişkisi olduğunu görebildiğimiz ilk harita Heka taios adındaki (MÖ altıncı ve beşinci Aynı şekilde. Avrupa (yaklaşık MÖ 563-483) Buddhizmi kurdu. Akdeniz’dir. İran sayısını olmadığı tıktan sonraki dönemde yaşama avantajına kolaylıkla gösterilebilir.

gökyüzü cisimlerinin görünen hareketlerini uzun gözlemlerle saptamaktan. doğayı incelemedeki yaklaşımlarına bağlı kalmıştır. spekülatif yaklaşımlarının sonuçlan çok farklı olmuştur.. Mısır ve Babil’lilerin empirik ve faydaya yönelik yaklaşımlarının sonuçlan ile Yunanlıların fayda aramayan. bunlar arasında bulduktan düzenli ilişkilere dayanarak ileriki durumları kestirmeye çalışmaktan ileri geçmiyordu.2. Antik Yunan’da Bilim Yunan Döneminin Başlangıcı Eski uygarlıkların bilimde ulaştıkları düzey. Babil’lilerin astronomi ¥ilgisi.Onlarda bu gözlem verilerini açıklamak ihtiyacı hiçbir zaman yeterince uyanmadı. İlk kez Yunan . Oysa evreni anlamak ihtiyacı Yunan düşüncesinin belirgin özelliğidir.

düpedüz anlamak ( istiyorlardı. mitolojik düşünceden rasyonel düşünceye geçişi simgeler. pratik problemlere cevap arama yerine. Ege kıyılarına gelip yerleşmeleri hakkında fazla bilgimiz yoktur. Günümüzde giderek daha fazla anonim nitelik kazanan bir bilim türü Yunan ruhuna aykırıydı. İlk ortaya koydukları efsaneler son derece güzel masallardan ibaretti. aynı üstünlüğü sayı sisteminde sağlayamadılar: Rakamlan alfabe harflerinden alınmıştı. doğa felsefesi yapmayı yeğliyorlardı. M. Gerçi Yunan’lıların Mısır ve Mezopotamya’da gelişen teknik ) becerilerle. 7’nci yüzyılda Küçük Asya.1 urluktu. çok geçmeden zengin bir edebiyat oluşturdukları görülmektedir. 1000 yıllan etrafında Ege Denizi kıyılarında varlıkları hissedilmeye başlanıyor. kişilerin özel çalışmalarına dayanmıştır. Barbarlıktan. Dünyayı irili ufaklı bir sürü doğaüstü kuvvetlerin yönettiğini sanıyorlardı. deniz ticaretine el atmaları zor olmadı. matematik. onlar bu bilgileri kendi anlayış ölçüleri içinde değiştirmekten.Ö.uygarlığında doğayı katıksız bir bilgi tutkusu ile anlamak isteyen kişilere Rastlamaktayız. modem bilimin başlangıcında olduğu gibi. demir-çağı uygarlığına geçişleri. Finike’lilerden aldıkları alfabe hem çivi yazısından. yazılı bir metin bırakmadı. gözleme çoğu kez ters düşen atılımlarla yüklüydü. Yunanistan. yaşama sevinci taşıyan. Bu gelişme. düşünceleri gözlemle sınırlı kalmak şöyle dursun. Thales düşüncelerini öğrencileri yoluyla yaydı. Bu kişilerin uğraşıları faydaya yönelik değildi. Matematik. ne var ki. hem de hiyerogliften daha kullanışlı. Ne yazık ki. Yunan’lıların kökeni. M. ya da bunlara yeni bir anlam vermekten de y geri kalmadılar. Daha sonra. Thales ve Onu İzleyenler Yunan bilimi.Ö. astronomi ve tıp1 alanlarında edinilen bilgilerden yararlanmadıktan söylenemez. öğrenme ve anlama isteği ile dolu bir top. daha basitti. 6’ncı yüzyılın başlarında hareketli bir ticaret merkezi olan Milet’de yetişen Thales’le başlayan düşünce geleneği bugün bile kaybolmuş değildir. Bu gelenek. fakat enerjik. Bilim adına fazla bir şeyleri yoktu. Hakkında bilgi sahibi olduğumuz ilk bilgin Thales’dir. M. Yunan’lılar soyut düşünceden hoşlanıyor. Güney İtalya ve Sicilya’da kurdukları kentlere yerleştikleri. Gerçi bu başlangıç bilim yönünden pek de elverişli değildi. Ancak doğa ile ilgilenmeye başladıktan sonra yeni ve güçlü bir görüş kendini göstermede gecikmedi.O. Küçük Asya’nın batı kıyısı İyonya’da doğdu. İlkel bir kültüre sahip savaşçı bazı kabilelerden oluştukları söylenebilir. astronomi ve doğa felsefesi ile uğraşan büyük bir bil- 23 . Onlar doğayı kontrol etmek değil.

üzerinde yaşadığımız dünya ile gökyüzünde hareketlerini izlediğimiz cisimler arasındaki ilişkiyi açıklama çabası. ne de başka bir yerde. bilgilerinin çoğunu Mısır ve diğer ülkelere yaptığı gezilerden topladığı söylenebilir. bilimsel nitelikte ilk görüşü. çeşitli değişme türlerinin ayırdedilmemiş olması. bir ikizkenar üçgenin taban açılarının birbirine eşit olduğu teoremini) bulduğu söylenir. bilimsel gelişmeyi de aksatmıştır. «kozmos» sözcüğünü kullanır. Ne Mısır’da. bir yanda uzay kavramının doğmasına. Bu sorunda değişme. (*) Thales «evren» karşılığı. Daha önemlisi. Thales geleneğinin. Ancak evrenin sudan oluştuğu görüşü bu türden değildir. ölüm ve hareket gibi süreçlere ilişkin anlamlar yer alıyordu.Ö. daha sonra bazı düşünme zorluklarına yol açtığı gibi. Bu sorunun ön plana alınmasına karşın. Thales’e göre.geydi. Gerçi Thales’in düşünceleri arasında bize çocukça görünenleri de yok değildir. Mısır gezisinden geometri öğrenerek döndüğü. Kendi çağında eriştiği parlak ününü geniş bilgisine borçluydu: M. Böylece Thales. ününün gerçek nedenini oluşturur. evrenin sudan meydana geldiği hipotezini ortaya atmasıdır*. onun yapısal niteliği (physis)’ni anlamayı gerektirir. doğa felsefesinin temel sorunlarından biri «varoluş» ve «yokoluş» sorunuydu. evreni anlamak. Thales’le başlayan geleneğin düşüncemize kazandırdığı en büyük katkıdır. Evrenin doğal sayılması ve doğada olup bitenlerin doğaüstü mitolojik kuvvetlere başvurmaksızın anlaşılabilir olması varsayımı.. Matematiksel yoldan gemilerin kıyıdan uzaklığını hesaplayabiliyordu. Thales’in. doğaya yepyeni bir yaklaşımı simgeleyen bu devrimsel nitelikteki görüşün izine rastlanmıştır. kendi başlattığı düşünce geleneğine özgüdür. «Kozmos» Yunan düşüncesinde düzenli. Ancak önemli olan söylediklerinin doğru ya da yanlış olmasından çok. 24 . anlaşılır bir evreni. ancak bu basit maddenin değişik biçimlere dönüşmesiyle evrenin karmaşık bir yapı niteliği kazandığım belirtmekten geri kalmıyorlardı. meydana gelme. bu ise maddeden başka bir şey değildir. içinde geçen tüm olaylar için doğa ötesine başvurmaksızın bir açıklamanın var olduğu bir dünyayı adlandırır. öte yanda daha önce büyü ve astrolojiye konu olan astronomi düşüncesinin bilim olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır. rasyonel. materyalist felsefeyi başlatmış oluyordu. Örneğin dünyayı bir tahta parçası gibi suda yüzen düz bir tepsi sayıyordu. birkaç teoremi (örneğin. Evrenin yapısal niteliğini belirlemeye çalışırken Thales ve onu izleyenler bu niteliğin basit bir madde olduğunu. Thales’in iki yönde açtığı çığır. Daha baştan. bozulma. 585’de meydana gelen güneş tutulmasını daha önce haber verecek kadar astronomide bilgi sahibi olduğu söylentisi vardır. yaşam. bu tür konular üzerinde durmasıydı.

O halde. mukayeseye elverişli. 25 . Ne var ki. katı ve gaz biçimlerini alması akla yakın nedenler olarak gösterilebilir. bu- (*) Anaximander. rüzgâr. ve su ortasında arz olmak üzere bir halka biçiminde ayrılmıştır. ıslak (su). yaşamın da kaynağıdır. sonra sıcağın etkisi altında kuruyarak dört halka meydana geldi: Sıcak (ateş). sıklaştırılan hava ise soğur. sonra buluta. evrenin temel maddesi «sınırsız» yeya «sonsuz» diye nitelediği. İlk kaynak olan «sonsuz» dan karşıt şeyler hareket yardımıyla türemiştir: Önce soğuk ve sıcak. Ona göre inceltilen veya seyrekleştirilen hava ısınır. pek maddesel olmayan bir nesnedir. Yer ya da toprak başlangıçta ıslaktı. değişmeyen. tüm nesneler bu ana nesneden değişik özellik ve nitelikler seçerek oluşur*. böylece ateş olur. Evrendeki tüm nesneleri bir tek maddeye indirgemesi. ay ve yıldızlar ateş halkasının daha küçük halkalara ayrılmasıyla meydana gelmiştir. içi hava (soğuk). böylece evrende ölüp bitenleri evrensel bir ilkeye bağlayarak açıklama yolunu açmıştır. Bu tür düşünmeyi Thales’den 40. böylece önce rüzgâra. Ancak Thales* in. Anaximander’den 20 yaş kadar küçük olan Anaximenes adlı bir bilgin daha da ileri götürdü. Bu teoriye göre güneş.Geometriye ispat fikrini sokmasıyla matematik düşünce empirik işlemlerin sınırlayıcı kayıtlarından kurtulmuştur. kuru (toprak). önemli olan Anaximander’in gök cisimlerini. gök cisimlerinin kökeni ile ilgili bir teori de ortaya atmıştır. görünmeyen. bu ana nesneye «aperion» adını vermiştir. soğuk (hava). dışı ateş (sıcak). Anaximander. daha sonra suya. suyun nasıl ve niçin biçim değiştirdiği konusunda bir görüşü olup olmadığını bilmiyoruz. Hava aynı zamanda nefes niteliğindedir. Hava daima hareket halinde olduğundan.evrensel. yerine hava veya buharı temel nesne olarak önermiştir. Anaximenes’in hava. Bu dört nesne ve onlara ait özellikler modem bilimin doğuşuna dek geçen ikibin yıl boyunca doğayı oluşturan asıl varlıklar olarak kabul edilmiştir. sıvı. en sonunda da toprak ve taşa dönüşür. Kuşkusuz. Güneş halkası arz halkasının yirmiyedi. öyle ki. bu rakamların kendiliğinden bir önem taşıdığı söylenemez. Anaximenes «sonsuz» u. Thales’in evrensel ilke olarak suyu seçmesinin gerçek nedenini bilmemekle birlikte. somut veya gözlenebilir niteliklerden yoksun bulduğu için reddetmiş. ay halkası ise ondokuz katı büyüktü. Bu konuda kendisini izleyen Anaximander’in ne düşündüğü bilinmektedir. bitmeyen. suyun. ölçülebilir fizik nesneler olarak düşünmesidir. yaşam için zorunlu olması. tanrıların arabaları olarak sayma geleneğini bir tarafa itip. değişme sürekli bir olanaktır. Anaximander’e göre.

evrenin. fiziksel nesnelerden oluştuğu düşüncesi kesinlikle belirmiştir. bu arada Pythagoras. Güney İtalya ve Sicilya’ da Pythagoras’la başlayan geleneğin ise niteliği değişikti. Pythagorasçılar uzun süre öğretilerini gizli tutmaya çalıştılar. Pers ordularına karşı ölüm-kalım savaşı verdiklerinden. dördü bir piramit sayıyorlardı. Böylece yerkürenin hareketsiz ve evrenin doğal merkezi olduğu düşüncesi doğmuş oluyordu. Anaximenes. Ama bilinen şu ki.ve matematiğe büyük önem verdiler. «ortak-duyu»ya karşı çok büyük bir zafer kazandılar. Pythagoras mistik veya yan dinsel bir nitelik taşıyan ünlü kardeşlik derneğini şimdi Calabria denen yerde kurdu (M. Sonra. kısa bir silindir olarak tasavvur etmişler.Ö. doğa olaylarına karşı artan ilgiyi gösterir. biri bir nokta. Buradaki filozoflar materyalist değil. yağış gibi meteorolojik oluşumlardan söz etmesi. İyonya bilginleri yerküreyi. Bu da katı cisimlerin sayılar kullanılarak «inşa» edilebileceği iddiasına hak kazandırıyordu.Ö. ruhlardan değil. Su dünyanın dayanağıydı. bu nedenle evreni 1’le özdeş görüyorlardı.lut. «Evrenin yapı taşı sayıdır». hiçbir yöne doğrulma nedeni olmayan. Akılcı Eğilim M. Onu izleyenler böyle bir dayanağa gerek görmemekle. Thales. böylece materyalist görüşü tam bir açıklıkla ortaya koymuştur. dünyayı suda yüzen bir tahta parçası gibi tasavvur etmişti. Gerçekten yer küresi gibi katı ve ağır bir cismin hiçbir şeye dayanmaksızın durduğunu düşünebilmek bugün bile birçok kimseler için kolay değildir. etrafında dönen tüm evrene aynı uzaklıkta. ikiyi bir doğru parçası. sayı teorisi üzerindeki çalışmaları tüm doğal sayıların 1’den elde edilebileceğini göstermişti. 530 sıralarında). derken. İyonya’da başlayan bilimsel çalışmalarda bir ilerleme olmadı. Bu yüzden öğretilerinin pek çok ayrıntısı tam aydınlanmış değildir. Onlar için evreni oluşturan temel maddeden çok varlık ve değişmenin gerçek niteliği gibi çetin ve karanlık sorunlar önemliydi. Anaximander ve Anaximenes İyonya’da yetişmişlerdi. Yunan’lılar. sayıya evreni anlamanın anahtarı gözüyle baktılar. başlattıkları gelenek materyalist görüşe dayanıyordu. üçü bir üçgen. Bilginlerden bazıları. Bizi çevreleyen atmosferin. 550’den sonra gelen yüzyıl içinde. Onları sayı- 26 . kendisini oluşturan maddesel nesnelerden açınlanması gereği üzerinde ısrarla durmuş. Thales. Ege’den ayrılıp güney İtalya’daki Yunan kolonisine yerleştiler. rasyonalist idiler. Pythagoras ve onu izleyenler birbirine bağlı bir seri fikir daha ortaya atmış oluyorlardı Her şeyden önce.

hipotenüsün uzunluğu nedir? Teoreme göre. hava gibi maddî nesneler yerine sayıyı koyuyordu. evreni matematiksel kanunların yönettiği biçiminde yorumlanmıştır. Diğer yön matematiksel sezgiyi kendi başına yeterli görmek. diğeri fiziksel) çözme çabasını gösterdiler. böylece Yunan evreni için gerekli harmoninin sağlandığı sanılıyordu. Bu doğrudur şüphesiz. İyonya’lı filozoflar için evren maddî nesnelerden meydana gelmişti. hatta gereksiz saymaktır. gözlem ve deney sonuçlarım yorumlama ve genellemede matematiği kullanmaktır. çok geçmeden matematik görüşlerinde bazı çelişkiler olduğunu farkettiler. olması gerekir. Tamsayı ile gösterilemeyen bir hipotenüs bir doğru parçası olarak belli uzunluktaydı. evrenin sayıdan başka bir şey olmadığıdır. Bazı sayıların gene müzikle ilişkileri yönünden «harmonik orantı» özelliği taşıdığı. Pythagorasçılar 2’nin ne bir tamsayı ile ne de tamsayıların herhangi bir bileşimi ile ifade edilemeyeceğini görmekte gecikmediler. Daha sonraki çağlarda Pythagoras’ın öğretisi. Çalgı aletlerinin tel uzunlukları ile çıkarılan sesler arasında sayı ile ifade edilebilen orantılar keşifleri arasında özel bir yer tutuyordu. Pythagorasçılar. fakat onun öğretisi bundan ibaret değildir. «Pythagoras» adım taşıyan geometrik teorem dik açılı bir üçgende iki kenarın karelerinin toplamının hipotenüsün karesine eşit olduğunu ifade eder (bkz. yani2. dünyayı anlamada gözlemi önemsiz. düpedüz matematiksel bir ilkeyi dile getiriyordu. Evreni matematiğe indirgeme iki yönden birine bizi yöneltebilir. derken Pythagoras evren ile ilgili gözlemlerini değil. bunun ikinin karekökü. Gene evren yuvarlaktır. Gerçek evrenin özü sayıydı. Fiziksel çözümde ise evrenin yapısında atomsal birimler yerine bunların özellik veya nitelikleri ön plana alındı. Onun asıl söylemek istediği. başka bir deyişle. Pythagoras’ı izleyenler ikinci yönü tuttular ve bu tutum doğanın incelenmesinde kendilerinden sonra gelenlerin bir türlü bırakamadıkları talihsiz bir örnek olmuştur. Matematiksel çözümde aritmetiğin bırakılıp geometrinin ön plana alındığını görüyoruz. örneğin kenarları birer birim uzunluğunda olan bir ikizkenar dik üçgende. onlarla ifade edilemeyen bir uzunluk nasıl olabilirdi? Bir sır olarak saklamak için and içtikleri bu dilemi iki yoldan (biri matematiksel. Beklemedikleri bu keşif onları bir çıkmaza sokmuştu: Tamsayılar evrenin temel yapı taşlan ise. Teoremin «doğruluğu» çok çeşitli yollardan sayısız örneklerle ispat edilmiştir. Öte yandan. Pythagoras su. Rasyonalist görüşü temsil edenlerin hepsi şüphesiz Pythagorasçı de- 27 . Şekil 1). Bilindiği üzere.lar arasındaki orantılar da çok ilgilendirmiştir. Bu yönlerden biri bugünkü anlamda matematiksel fizik çalışmasına girmek. Ancak bazı hallerde.

M. duyularımızın birer aldanmasıdır. Oysa bugünkü dünya dünkünden farklıdır. bir şeyin incelenmesi. Atomsal Evren Kavramı Materyalist ve rasyonalist görüşlerin karşılıklı eleştiri ve etkileşimi evren üzerinde daha belirgin kavramların ortaya çıkmasına yol açtı. 475)*in tezi büsbütün değişikti: Ona göre. değişme ve hareket görünüştedir.Ö.Ö. 500 sıralarında) için gerçeğin özü sayı değil. bitmeyen varlıktır. zira aklımız «olmama»yı değil. Her şey sürekli bir değişme süreci içindedir. deniyordu.ŞEKİL 1 Pythagoras Teoreminin bir ispatı: 32 + 42 = 5* ğildi. Asıl gerçek «olma»dır. Birini duygularımızla. Örneğin Herakleitos (M. değişme süreciydi. Bu teorilerden yalnız ikisine değinmekle yetineceğiz: Empedocles’in 28 . canlı ve cansız varlıklar ile ilgili daha sağlam ve ayrıntılı bilgilere dayandığı görülmektedir. gök cisimleri. Öte yandan Parmenides (M. sayı. öbüründe gerçeğin kendisi yer alıyordu.Ö. Zira. bu nedenle nesnel dünyayı incelemeye olanak yoktur. yarınki de bugünkünün aynı olmayacaktır. ancak «olma»yı kavrayabilir. 450’den sonra ortaya atılan teorilerin. «Olma» değişmeyen. o şeyin kimliğini sürdürmesini gerektirir. hareketsiz. Birinde maddî nesneler ve onlara bağlı hareketler. öbürünü aklımız veya aklımıza dayalı sezgimizle öğrenebiliriz. Pythagoras’inki gibi bu öğretiler de maddî dünya karşısına metafizik bir dünya çıkarıyordu.

Demokritos’a gelince. fakat benzer olanların bir araya gelişi daha 29 . hem güneş hem ay dünya etrafında dönmektedir. Sevgi elementlerin birleşmesini. Üstünlük sevgideydi. su. biçimleri. fiziksel olarak bölünemeyen atomlardan meydana gelmiştir. tüm nesnelere kaynaklık eden temel madde veya ilkeyi belirlemek yolundan fiziksel sorunları çözmeyi denemiştir. baş. hava.nicel (kantitatif) dünya görüşü. Aynı şekilde başka dünyaların da ortaya çıkması beklenebilir. hareketiyle arzı merkezde sabit tutan. kendinden önce gelenler gibi. ayrıca elementlerin ilişkilerini sağlayan sevgi ve nefret diyebileceğimiz iki kuvveti de içinde taşıyordu. Bu evren. fakat hareket ve değişiklik için nefrete ihtiyaç vardı. fakat üstün bir matematik yeteneği vardı. Sevginin çekiciliği altında rasgele birleşen bu birimler çeşitli organizmaların meydana gelmesini sağlamıştır. hatta ağırlıkları değişik olan atomlar sonradan yaratılmış değildir. toprak)’in kantitatif olarak değişik oranlarda birleşmesinden meydana gelmiştir. Empedocles’in Pythagorasçı düşünceden esinlenerek organik dünyaya uyguladığı birim kavramım Demokritos fizik dünyaya uygulamış ve Milet’ li Leucippus ile birlikte atomsal evren görüşünü başlatmıştır. Atomların birleşmesi. Güneş tutulmalarının nedeni ayın güneş ve arzın arasından geçmesidir. Empedocles’e göre. dört element (ateş. Empedocles’in astronomi ile ilgili düşünceleri de ilginçtir. Demokritos için iki gerçeklik vardı: Atomlar ve içinde döndükleri boşluk. nefret birbirini itmesini. Demokritos (Democritus)’un atomsal evren görüşü. Trakyalı olan Demokritos’un astronomi bilgisi zayıftı. hareketleri sırasındaki rastlantılara dayanmakta. Atomların sayısı sonsuzdur ve sonsuz bir boşlukta sürekli hareket halindedirler. ayrılmasını sağlıyordu. tüm varlıklar. Büyüklükleri. gök cisimleri ve bildiğimiz evren ortaya çıkmıştır. O da. Gene iki kuvvetin arasındaki uyuşmazlıktan gece ile gündüz. Empedocles’in organik evrim üzerinde de oldukça garip fikirleri var. Başlangıçta bu dört «temel» elementi içine alan küresel bir evren vardı. onun teorisi günümüzdeki atom fiziğinin ilk habercisi olarak daha da ilginçtir. kristalimsi bir küreden ibarettir. bacak. kol gibi) serbest dolaşmaktaydı. ezelden beri vardırlar ve yok edilemezler. Ona göre ay ışığım güneşten alır. Evren yumurta biçiminde olup gök kubbesi. Dünyamız iki kuvvetin çarpışmasından bir rastlantı sonucu doğmuştur. Başlangıçta organizma bütünlüğü yoktu: Organlarımız ayrı ayrı birimler halinde (örneğin göz. el. Bunlara göre evrende her şey.

400’e kadar sürmüştür. bir kuvvet veya tanrısal bir kanun aramamakta. gözlerin kosmozdan insana çevrildiği görülmektedir. tartışmada üstünlük kazanma sanatı üzerinde duruyorlardı. Doğa Felsefesine Tepki Thales’le başlayan ve rasyonalist eğilimli filozofların eleştirisiyle daha bir kesinlik ve açıklık kazanan evreni açıklama çabası aşağı yukarı M. Özellikle geometri kafa eğitimi için son derece etkin bir araç olarak görülüyordu. Modem bilimin ortaya çıkışma kadar etkinlik gösteremeyen bu görüş. Ortaya atılan açıklamalar. Geçimlerini bilgi öğretmekle sağlayan bu göçmen düşünürlere «Sofist» deniyordu. hatta insanın ruh ve zekâsını. edebiyat ve politika merkezi olan Atina’da felsefe ve doğa bilimi adına önemli bir gelişme göze çarpmıyordu.Ö. Filozoflar başka sorunlarla ilgilenmeye başladılar. serbest düşünme ve tartışmaya olanak verdiğinden. özellikle Yunan dünyasında iyi bilinmekle birlikte. her şeyi. gerçeği aramayı amaçlayan katıksız bilim ve felsefe açısından sofistlerin hüneri hiç de övgüye değer sayılmamıştır. birbiriyle bağdaşır nitelikte olmayan bu tür hipotezleri çoğaltmak giderek etkili olmaktan çıktı. maddesel parçacıkların mekanik birleşiminden doğmuş saymaktadır. Ne var ki. Teori vaktinden önce doğmuşa benzemektedir. bize çocukça da görünse.Ö. Sofistler tartışmada üstünlük sağlama sanatlarını sürdürürken bu araçtan geniş ölçüde yararlanıyorlardı. 5’inci yüzyılın sonlarında doğaya dönük felsefeye tepkinin kuvvet kazandığı. Ancak Atina’da parlak bir döneme giren demokratik yönetim. başlıca sorun evrenin yapısal niteliğini belirlemekti. M. O zamana kadar ortaya çıkan büyük filozofların hiçbiri Atinalı değildi. Atina pek çok düşünür. Şüphesiz tartışmanın geniş yer tuttuğu demokratik bir toplumda bu sanatın değeri büyüktü. Matematik. birer hipotez niteliğindeydi. fazla popüler olmamıştır. matematikçi ve bilginin uğrağı. Sofistlerin bu tutumu karşısında rahatsızlık duyan Atina’lıların başın 30 . Toprağı meydana getiren 'atomlar daha ince türden sayılmıştır. Bunlardan birçoğu artık dağılmış olan Pythagorasçı Kardeşlik demeğinin mensuplarıydı.Ö. mantıksal güç yönünden yüksek bir düzeye ulaşmıştı. hatta gelip yerleştiği yer oldu. Materyalist görüşün egemen olduğu bu gelenekte. Ne var ki. Pythagoras ve onu izleyenlerin elinde empirik olmaktan çıkmış. Sofistler gerçeği aramaktan çok. M.kolay olmaktadır. Thales’le başlayan geleneğe uygun olarak kelimenin tam anlamıyla ateist ve materyalist bir felsefe: Evrende düzenleyici bir ruh. 5’inci yüzyılda Yunan dünyasının sanat. Atom teorisi.

kendinden önce gelen düşünürlerin tersine. Akademi’de matematiğe büyük 31 . yoksa sofistlerin yaptığı gibi. Sokrates’in fikirleri ile doğa bilimleri arasında bir ilişki kurmak olanaksız olmasa bile. tartışmayı kazanmakla değil. Sokrates de tartışma sorunu ile yakından ilgiliydi. Filozoflar artık iki kampa ayrılmıştır: Bir yanda dış dünyayı anlamaya çalışanlar. Örneklerine. Sokrates’in derin etkisi altında. inşam iyi. Sokrates 71 yaşında ölüme mahkûm edildiğinde (M. Atina’nın en iyi ailelerinden gelen öğrencileri onunla tartışmaya katılmaktan veya bu tartışmaları seyirci olarak izlemekten büyük zevk alıyorlardı. akıllı ve âdil yapmanın yollarını bulmak ve göstermekti. Sokrates’in bu ilgisi mantıksal tartışmanın matematik dışında gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Ahlâk kavramlarının ve asıl gerçeğin aydınlatılmasına yardımcı görmediği için doğa bilimlerine karşı bile çıkmıştır. Onun araştırmaları insana dönüktür. «erdem» gibi soyut kavramların «gerçek» anlamlarım saptamayı deniyordu. doğa ile değil. Akademinin -kapısında. Döndüğünde ünlü Akademi’sini kurdu. Yönteminin özü. Ama. tek sorunu insan ve onun davranış sorunları olan bir ahlak felsefesi yükselir. Hocasını yitirmiş olmanın üzüntüsüyle Atina’yı terketti. Bir tür mantıksal çözümleme yöntemi kullanarak «doğruluk». Platon’un Akademisi ile Aristoteles'in Lyceum’u bu iki geleneğin güçlü kaynaklan olmuştur. 399) Platon 30 yaşlarında genç bir adamdı. yıllarca dönmedi. öbür yanda insanı iç ve dış dünyayla ilişkileri içinde ele alanlar. doğaya dönük felsefe karşısında. ne de yazılı bir metin bıraktı.Ö. felsefesini özgür bir tartışma ortamı içinde geliştirdi. «iyilik». Platon etrafına topladığı öğrencileriyle uzun yıllar Akademi’nin başında kaldı. Sokrates. insan sorunları üe uğraşıyordu. Amacı. Sokrates’in en seçkin ve ünlü öğrencisi Platon’un diyaloglarında rastladığımız bu tartışmalar bugün de hayranlıkla okuduğumuz ve yüzyıllar boyunca insanlığın kafa eğitiminde çok etkili rol oynayan eşsiz felsefe metinlerini oluşturmaktadır. Platon’un Akademisine Kimler Giremezdi? Sokrates düşüncelerini ne bir sistem içinde birleştirdi. Bu düşünceleri Parmenides ve Pythagoras gelenekleri ile birleştirip insanlık düşünce tarihinde çok önemli bir yer tutan tutarlı bir felsefe sistemini Platon (Eflatun) ortaya koymuştur. «adalet».da tüm yaşamım gerçeği aramaya vermiş Sokrates geliyordu. son derece güçtür. ustaca yönelttiği sorularla karşısındakini düşünmeye sevketmek ve doğruyu ona adım adım buldurmaktı. o doğru sonuca götüren tartışmayla ilgileniyordu. «Buraya matematik bilmeyenler giremez» yazılıydı.

Evreni birtakım maddesel nesnelerin rastlantı sonucu birleşimlerinden ibaret görmek şöyle dursun. amaçlarla dolu adeta canlı bir varlıktı. doğaüstü bir gücün işidir. hiç şüphesiz. mekanik bir süreç sonucu değil. İdealar âlemi soyut «fikir»lerin. İyonya’lı filozofların dediği gibi. Olgular âlemi ise idealar âleminin üstünkörü bir kopyasıydı. kâğıt üzerindeki çizgiler bu kavramların ancak birer kopyasıdır. Bu eğitimin. Cumhuriyet adlı kitabına bir göz atmak. Bu felsefenin en belirgin özelliği. akıllarına bakmalarım öğütlüyordu. Matematikçi kâğıt üstünde çizilen şekillerle değil. Yalnız eğitilmiş akıl bizi «doğru»ya. Gözlem dünyasını gerçek dünyanın. soyut kavramlarla düşündüğü içindir ki. soluk bir müsveddesi sayması.önem veriliyordu. idealar dünyasına götürebilirdi. Duyularımıza gerçek gibi görünen olgular aslında birer illüzyondan başka bir şey değildi. Platon’un mistik evren görüşünün doğa biliminin gelişimini 2000 yıl boyunca ters yönde etkilediği söylenebilir. sürekli ve değişmeyen asıl gerçekliği oluşturan âlemdi. duyularımıza güvençsizliği. Evren bu tanrısal gücün tasarladığı rasyonel bir plana uygun kurulmuştur. Platon’a . gerçeği kavrama gücünü yalnız akıla tanıması doğa bilimlerini gözden düşürmekle kalmamış. onun anlayışına her yönden aykırı düşmekteydi. Kaos’un düzenli evrene dönüşümü. matematiğe olan bu inancıyla birlikte mistisizmini de Pythagoras’dan almıştır. kusurlu ve aldatıcıydı. Burada her şey geçici. Astronomlara gökyüzüne değil. idealar âlemi ve olgular âlemi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. veya «formaların barındığı yetkin. örneğin geometrideki üçgen. idealar dünyasının. konunun bu yönü Platon’u ilgilendirmemiştir. onu akıllı bir yaratıcının oluşturduğu inancına sımsıkı bağlıydı. en etkili aracı matematikti. Platon bu tür işleri kölelere bırakıyor. aklımıza güveni vardı. Planın uygulanmasına ilişkin pratik ve mekanik süreçlere gelince. Fakat Platon’un ilgileri genişti. daire gibi şekiller soyut kavramlardır. Akıl onlara yıldızlı gökyüzünün dünya etrafında çembersel döndüğünü gösterecekti. Platon’un duyulanınıza değil. Platon. doğa yasalarım tanrısal ilkelerin buyruğu saymak. onun el işlerini nasıl küçümsediğini göstermeye yeter. Evren amaçsız değil. geniş ölçüde olanaksız kılmıştır. böylece astronomide ateizme son vermek olmuştur. moral ve teolojik eğilimleriyle uyumlu ve onlara bağımlıydı. kendi iç dünyalarına. Çem- 32 . politik. matematik yanında evrenin yapısal niteliği de incelenen konular arasındaydı. çünkü matematiksel nesneler. Kendisinden önce gelen pek çok kimseler gibi Platon da. Atomcuların materyalist görüşü. kendine özgü bir ruhu vardı. özgür insanlara soyut kavramlarla düşünmeyi uygun görüyordu. gerçeğe ulaşma olanağını elinde tutar. Platon’un doğa felsefesi. evrenin başlangıçta kendiliğinden varolan bir kaos olduğu kanısındaydı.göre evren.

Bize garip ve düzensiz görünen bu hareketler.bersel hareket mükemmeldi. gezegenler için ne denebilirdi? Bunlar yıldızlar arasında birtakım düzensiz ve garip yollar çizerek hareket etmiyorlar mıydı? Platon. görünüş ne olursa olsun. çünkü gök cisimlerine yakışanı buydu. Platon geleneğinin iki temel ilkesinin.» diyordu. tam tersine. gök cisimlerinin çembersel hareket ettikleri. Başka bir hareket biçimi düşünülemezdi. ilkelerinin yıkılışını beklemiştir. «güneş ve ay. Modem astronominin ortaya çıkması. imkânsız diyordu. tam çemberseldir. Oysa. aslında çembersel olması zorunlu olan birtakım düzgün hareketlerin bir birleşiminden başka bir şey değildi. dünyanın evrenin ortasında sabit durduğu. Diyoruz ki. Değişmeyen bu yollar. hiçbiri yolundan asla sapmamakta. Öyleyse. bu yüce tanrılar için uydurma şeyler söylüyoruz.» Kepler’e gelinceye dek geçen iki bin yıl Platon’un bu görüşünü ispat çabasıyla geçti. «Hepimiz. yol değiştirmemektedir. Sonra da tutup ‘başıboş’ anlamına ‘gezegen’ adım veriyoruz onlara. . bunlar ve diğer yıldızlar aynı yolu izlememektedir.

evreni büyüye ve hurafeye başvurmadan ilk açıklayan Yunanlılar olmuştur. Fenikelilere ve daha sonra Mezopotamyalılara borçlu olmakla birlikte. edebiyatı ve bilimi. sağlam açıklamalar tasarlayan ilk doğa filozoflarıdır. bizim dünya görüşümüzün temellerini oluştur- maktadır. Ancak bütün bunlar birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bu medeniyetin doğal âlemi anlama yolundaki teşebbüsleri. Batı'daki bütün eskiçağ toplumları arasında. fikir üreten. Do65 . Minos ve Miken kültürlerinin ürünüdür. tam teşekkül Zeus'un alnından fırlamamıştır.Eski Yunan "da Bilim Ş imdi. Athena’nın yaptığı gibi. olguları toplayıp karşılaştıran. Bu medeniyetin bakış açısı. her şeyden önce. Ege Denizi nde yer almış olup Batı'da Yunanistan. bizim düşünce tarzımızı diğer herhangi bir medeniyetten çok daha fazla etkilemiştir. Doğu Akdeniz'in daha eski kültürlerinin mirasçıları olmuşlar ve sahip oldukları bilim zihniyetini yavaş yavaş geliştirmişlerdir. Ege Medeniyeti Yunan kültürü Mısırlılara. Yunanlılar. Açıklamalarındaki zayıf ve karanlık noktalan örtmek için tanrılara başvurmamışlardır. daha eski iki kültürün. onları büyük bir bütün dahilinde tutarlı bir şekilde birleştiren. kültürü bizim kültürümüzü derinden etkilemiş olan bir medeniyete geçiyoruz. Bu son iki kültür. Onlar.

Giritlilerin ne kadar yaman denizciler olduğunu hoş bir şekilde vurgulamaktadır. Sikladlar'daki ve bilhassa Girit'teki kültürden geri durumdaydı. gerek çanak çömlek üzerindeki resimler. Minos kültürünün en parlak dönemini takiben bir dizi felaket meydana geldi. Bu medeniyetin merkezleri arasında güneydeki Faestos ve kuzey kıyısındaki Mallia vardı. Yunan yarımadası da MÖ 2300'den bir müddet sonra Güney Rusya ve Balkanlardan gelen Kurganlar tarafından istila edildi. kıyıdan birkaç kilometre içeride (Mallia'ya 25 km. Hint -Avrupa ırkından olan Kurganlar. Giritliler. hayvancılıkla yaşayan ve at yetiştiren bir halktı. ahtapot ve uçanbalık da dahil olmak üzere birçok hayvanı gerçeğe çok yalan olarak tasvir etmişlerdir. altın ve gümüş eşya karşılığında Siklad Adaları'ndan Girit e gitmekteydi. O dönem Girit mücevherlerinde görülen Mezopotamya etkisi. Bunların arasında atlardan faydalanma ve ölü gömmeyle ilgili yeni fikir ve adetler vardı. geniş bir ada değildi. Girit'te toplu mezarlar varken. burada güçlü bir medeniyet gelişti. uzunluğu ise sadece 2-45 km. Girit Krallığı'nı deniz tanrısı Poseidon'un yardımıyla ele geçirmişti. MÖ 2500’lerde Girit'te. Ancak bu iki kültür arasında bazı farklar vardı. Zeus ve Europa’nın efsanevi oğlu Minos. Mezopotamya’da Sümer dönemi. Sikladlar'a gelenler muhtemelen Anadolu kökenliydi. Yunan yarımadasındaki kültür. İki bölge arasında ticaret yapılmakta. bu kültüre yeni fikirler getirdiler. Çeşitli bitkileri. kuzeyindeki Thera Adası nda büyük bir volkan patlaması oldu. Siklad Adalarındaki ve Girit'teki yaşam tarzındaki birlik. Minosluların doğayı dikkatle gözlediklerine işaret eder. göçebe istilacıların akınları sonucu bozuldu. Bu da. MÖ 2300 ile 2000 arasında. Gerçekten de Girit. iki kültür arasında önemli bir bağlantının bulunduğuna işaret etmektedir. Girit. ** Bu dönem. Mısır'da Eski Krallık dönemi ile çağdaştır. genişliği 55 km. Girit Adası'nm ve Siklatlar'ın (Cyclades) ° yer aldığı bu bölgede 00 yaşayan neolitik toplumlar için MÖ 3000 ile 2200 yıllan arasında Bronz Çağı başlamış bulunuyordu. Gerek duvar resimleri. Önce MÖ 1500'de. Ancak en önemli merkez. Girit’ in yaklaşık 110 km. Böyle olmakla birlikte. saldırılara maruz kalmadan sürdürdü. Akdeniz Havzası'nın ilk deniz gücü olmakla birlikte. kuzeybatıdaki kargaşalıklardan az etkilenmişti ve gelişmesini MÖ 1500 yıllarına kadar. Bu patlama adadaki yerleşim bölgelerini metrelerce kül tabakası altına * Yunan Yarımadası nın güneydoğusunda yer alan çok sayıdaki adacık. Her iki kültürde de birkaç odalı ve kiremit damlı evler inşa edilmekteydi. Siklad adalarında en fazla altı. idi. ama ekseri daha az sayıda ceset alan küçük mezarlar kullanılmaktaydı. örneğin zarif beyaz mermer heykeller. Birçok göçebe topluluk gibi karşılaştıkları kültürü devralmakla birlikte. daha ziyade güçlü hükümdarları Kral Minos sayesinde hatırlanır.ğu’da Türkiye ile çevrilmişti. O devirde. uzaklıkta) bulunan Knossos idi. 66 . En önemli fark ölüleri gömme şeklindeydi.'den fazla olmayıp. yaban ördeği. Siklatlar’da ve Yunan yarımadasının güney kısmında metal işlemeciliği gelişmiş düzeydeydi.

yaklaşık bir nesil sonra. Burada da. Bunların Miken kültürü ile karşılaşmasıyla. Dorlar. Yunanca konuşan insanların. eski şekil ve modeller. Atina şehri ve Argolis Körfezi’ndeki Tirins de önemli merkezler olmakla birlikte Ege’nin güç merkezi Peleponnes Yarımadası ndaki Miken’e (Mycenae) kaydı. Girit medeniyetinin çekirdeği üzerindeki olumsuz etkileri kalıcı olmasa da. yarımadadan gelenler tarafından istila edilerek yağmalandı. Doğu lehçesinin kaynaklan oldukça tartışmalıdır. batı lehçesi konuşan Dor Yunanlılarının milattan önce onuncu ve on birinci yüzyıllar arasında Yunan Yarımadası’nın kuzeybatısından ve kuzey bölgelerinden Peleponnes'e geldikleri kesindir. bizim Klasik Yunan sanatı olarak kabul ettiğimiz sanatın başlangıcı olup. milattan önce on üçüncü yÜ2yılın sonuna doğru.gömmekle kalmayıp. On İki Adaya (bugünkü Türkiye’nin güneybatı kıyısının açıklarında) ve Asya'nın güneybatı kısmına (Türkiye) yerleşmişlerdi. güney Ege adalarına. dalga dalga güneye doğru inmişler ve sadece Peleponnes e değil. yerleşim merkezleri yanarak yok oldu. beraberlerinde yeni düşünce tarzları getirmişlerdi. MÖ 1400 ile 1150 arasında Girit e yeni bir yıkım dalgası geldi ve bu sefer Knossos Sarayı. Thera’daki bu püskürme vardı. Yunanlıların Gelişi Klasik Yunan dili. Platon un anlattığı Atlantis hikayesinin kaynağında da. Bu durum. bir daha inşa edilmemek üzere yıkıldı. Patlamanın. Atina'da geliştirilen çanak-çömlekçilik ve diğer sanatlarda biçim ve orantıya gösterilen özel ilgi ve dikkatten dolayı verilmişti. milattan önce on beşinci yüzyılın ortalarına doğru Girit'in güneyinde ve merkezinde bulunan önemli yerlerin çoğu aniden yanarak yok oldu. istilaların ne kadar payı olduğu. Ancak. 67 . Mikenlilerin Minos sanatını uyarlamaya başladıklarından beri hiç görülmemiş kusursuzlukta yeniden işlenmişti. tüm Ege medeniyetinin çöküşünü başlattı. Yunan bilim ve felsefesine çok önemli etkiler yapacak olan görüşün varlığını ortaya koymaktadır. Buna karşılık. Siklatlar da. Bu istila. Aslında bu. Bu azalmada. bazen "ilk geometrik" kültür olarak adlandırılan bir kültür ortaya çıktı. Melos Adası’nın bir kısmının da tamamen sular altında kaldığı tahmin edilmektedir. muhtemelen. Doğu ve Batı olmak üzere iki lehçeye ayrılır. Bu isim. Peleponnes Yarımadası'ndaki başlıca şehirler kuzeyden gelen "barbar” istilası sırasında yakılıp yıkıldı. Girit m tahrip olmasından az sonra. Dorların gelişi Attika ve Argolis dışında nüfus azalmasına sebep olmuştu. Bunlar. kıtlık ve kuraklık getiren iklim değişikliğinin ne derece etkili olduğu bilinmemektedir. Girit'in kuzey kıyılarını ve Sikladları yüksek dalgalara maruz bıraktı. bizim bugün Yunanistan adını verdiğimiz bölgeye iki göç dalgası halinde gelmiş olduklarına işaret edebilir. Bu hikaye -eğer Platon doğru söylüyorsa— patlamayla ilgili bir Mısır kaydının tekrarı olabilir.

Bu. Ancak bunlar. Ayrıca. muhtemelen üç veya dörtyüz yıl sonra. Savaşın kesin tarihi belli olmayıp. Homeros ve döneminin ahlaki tutumları ile dünya görüşünün içyüzünü kavramamıza yardımcı olmaktadır. Homeros’un hayatı hakkında hiç bilgi bulunmamaktadır. "Yunan" terimini kullanıyoruz. Bu destanlarda. Bu gelenek.Homeros ve Hesiodos’un Dünyası Homeros ve Hesiodos. Odisseia’nın farklı niteliğini açıklar: İlyada bir savaş ve kavga hikayesi olduğu halde. 68 . Hatta bu ismi taşıyan tek bir kişinin mi yoksa birden fazla kişinin mi bulunduğu bilinmemektedir. Kısaca bu destanlar. ise muhtemelen yüz yıl sonraya aittir. Destan. Bu denizciler Atlantik Okyanusu'na ulaşmışlar ve disk şeklindeki dünyanın büyük bir okyanusla çevrili olduğu fikrini ülkelerine getirmişlerdi. insanlık kadar eskidir. sanatlar ve zanaatlar hakkında. yiğitçe veya alçakça davranışlar hakkında da bilgiler vardı. seyyahlar. geçmiş zaferleri hatırlamak ve tarih devirlerini yüceltmek ihtiyacını her zaman duymuşlardır. Odisseia. yeni çağın ataları oldukları kadar. tacirler ve ev hayatı hakkındadır (Resim s. Batı Anadolu'da yer alan Truva’daki (Troy) kuvvetlerin yarımadada yaşayan Yunanlılar ile yaptıkları efsanevi Truva savaşındaki olayların kaydı gibi görünmektedir. İlyada. milattan önce dokuzuncu yüzyılın ortasında yazılmıştır. Yunan medeniyetinin ilk zamanlarında büyük öneme sahipti ve öğretmiş olduklarından dolayı burada konu edilmişlerdir. Türkler İyonyalılarla karşılaştıklarında tüm bu kültürlere ve insanlara "yunan” demişler ve sonra devlet kurulunca Yunanistan adı verilmiştir. iyi veya kötü. Zira insanlar. Bu da. eserlerinde bu yeni Yunan kültürünün ilk filizlerini bulduğumuz iki şairdir. Bu destanlardan. “Yunan kelimesi de buradan gelmektedir. köklerini açıklamak. tarım ve çiftçilik. eski Akdeniz medeniyetlerinin mirasçıları olduklarından. önemli olayları anmak. eserleri Miken ve Minos uygarlıklarının izlerini taşımaktadır. doğa âlemiyle ilgili inançlar ve dönemin tıp bilgileri hakkında da fikir edinmek mümkündür. zira savaşlar yaralanmalara sebep olmuş ve yaralar da tıbbi tedavi gerektirmişti. 79). Yunan dilinde birliği sağlamada yardımcı oldukları gibi. İlyada’ nın yazarının Odisseiayı yazamayacağı anlamına gelmektedir ve bilim adamları sık sık Odisseia yı Homeros Il’nin eseri olarak zikrederler. Ancak ilk Yunan filozoflarının geldiği İyonya’da. Eski kültürlerin mirasçıları olarak. Aynı zamanda daha romantik ve daha ahlakidir. Odisseia barış. Bu iki destan. Be nedenle "eski yunanlılarca "eski grekler” dememiz gerekirken. asırlık şiir ve mitoloji geleneğini sürdürmüşlerdir. Miken dönemi davranış ve görüşlerinden bazı şeylerin korunmasına katkıda bulunmuşlardır.* yani Türkiye’nin batı kıyısında yaşamış olması muhtemeldir. MÖ 1280 ile 1180 arasındaki herhangi bir tarihte yapılmış olabilir. Grek kolonistleri. Egeli ve Fenikeli denizcilerin elde ettikleri coğrafya bilgileri de yer almıştır.

Yunan bilimi. Bunun niçin böyle olduğunu açıklayacak coğrafya veya . adalet ve adaletsizlik meseleleriyle de ilgilenmişti. İşler ve Günler ise. yazan bilinmeyen bir metne güvenmek zorunda kalmayacak. şiirin üçte birinden fazlasını teşkil etmektedir ve basit yönergelerden ibarettir. Erken Dönem İyonya Bilimi Burada ilk defa yazar adı verebiliyor olmamız. doğa yasalarının araştırılmasını. Ancak. insan ile tanrılar arasındaki ilişkilere kadar her türlü dini sorunlardan ayırma hususunda dikkate değer bir başarı göstermiştir. Nihayet. ne de daha önceki bölümlerin şairane gücü ile uyum içindedir: bu kısım muhtemelen sonradan eklenmiştir. orağını bilediğin zaman tekrar görünürler. Uğurlu ve uğursuz günler hakkındaki son kısım. Bu gelenek bize. Sümerlerin de böyle bir takvimi vardı ve Hesiodos. Ahlak bakımından önemli bir çöküşün görüldüğü savaş sonrası dönemde yaşayan Hesiodos. köylünün günlük hayatının nasıl olduğunu öğretmektedir. bir bilim çağı ile karşılaşmaktayız. esas olarak bir çiftçi takvimidir. Birincisinin başlığı “Tanrıların Doğuşu" şeklinde çevrilebilir ve Yunan tanrı ve tanrıçalarının mitoslarını konu alan bir şiir olduğu için bizi burada fazla ilgilendirmez. Altın Çağa geri bakmış. esas olarak çiftçilik ve denizcilikle ilgili kurallardan bahseder. Onlar kırk gün ve gece saklıdır ve sene devrettiğinde. En azından Hesiodos sözkonusu olduğunda bu böyledir. o zaman hasada başla. Yunan bilimi denilen hayret verici olgunun başlangıcı ile karşı karşıyayız. tamamıyla batıl inançlara dayanmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir: "Ne zaman ki Atlas’ın kız evlatları Pleiadlar yükselir. ne akılcılık. bu dinde tanrılara kurbanlar sunulmasına ve insanla ilgili işlerde ilahi müdahalenin bulunmasına rağmen. Denizcilik kuralları da takvim gibi basittir ama en azından onun kadar etkilidir. gelenek sevgisini ve davranış güzelliği kavramını yüceltmişti. Bununla beraber. ancak ilk çiftçi takvimi değildir." Gerçekten de bu kısım. Bundan böyle. Kendisi bugün Theogonia ve Erga kai hemerai (İşler ve Günler) adlı şiirleriyle hatırlanmaktadır.Didaktik şiirin ustası olan Hesiodos. iyilik ve kötülük. Her ne kadar bilimsel olmaktan çok edebi bir çağ olsa da. Yunan dininin en az diğer eski dinler kadar animistik olmasına. Yaklaşık bin yıl kadar önce. Bilimin niçin Akdeniz'in doğu kısmında aniden tomurcuklanmaya başladığı sorusuna kesin bir cevap verilemez. Homeros ve Hesiodos. bu eski ve sağlam geleneği izlemişti. yeni bir kültürün habercileridir. okuyucunun dikkatini çekmiş olmalıdır. denizcilik ve çiftçilik kuralları. uğurlu ve uğursuz günler için bir takvim vermekte ve ahlaki öğütler de sunmaktadır. Bu. milattan önce yedinci yüzyılda değişik bir şey ile. ovaların ve deniz kenarında yaşayanların kanunudur. Yunan Yarımadası'nın merkez bölgesindeki Boesya'nın (Boeotia) Askra şehrinde yaşamıştır. bugün bile hayran kalınan bir çağın. Ancak. metin yazan karşımızda olacaktır. Ne zaman ki batarlar toprağı sürmeye başla.

soyu söz konusu olduğunda genellikle gerçek bir Miletli olarak kabul edilir. Olaylara getirilen yeni bir bakış. muhtemelen Fenike asıllı bir ana babadan MÖ 624 civarında doğdu. Dolayısıyla İyonyalılar. Tek söyleyebildiğimiz. Ancak yine de İyonyalılar. burada kurulan kolonilerdeki insanların yeni bir politik çevrede. Bu insanlar. Devlet adamı olarak. Aynı zamanda eski Yunan geleneğindeki “Yedi Bilge"den biriydi. Belirli bir meselenin birden fazla çözümünün bulunduğunu ve işleri her zaman yapılmış olduğu gibi yapmanın arzu edilir bir şey olmadığını görebildiler. Hindistan'dan ve hatta Çin'den gelen tacirlerin toplandıkları bir merkezdi. matematikçi. İş konusundaki keskin görüşlülüğü hakkında Aristoteles şunları anlatmaktadır: Ta- 70 . güneydoğudan. Devlet adamı. Pers saldırısına karşı koyamadı. İyonya bir ticaret bölgesiydi: doğudan. Bununla beraber.ırkla ilgili bir sebep yok gibidir. türlü türlü gelişmeye açıktı. Bundan başka. bilhassa İyonya'nın ana limanı ve en zengin pazarı Milet için geçerliydi. dışarıdan baskı görmeden tamamen kendi düşünceleri doğrultusunda ve kendileri için yeni olan bir bölgede yaşamış olduklarıdır. Bu durum. soru sormaya ve cevap aramaya mecburdu. İyonya şehirlerini Perslere karşı birleşmeye ikna etmeye çalıştı: Perslerin büyüyen güçleri onun için sürekli bir sıkıntı kaynağıydı. uyancı bir ortamda yaşamaktaydı. eğer geleneksel hayat tarzlarını korumuş olsalardı belki de bunu hiç yapmayacaklardı. Milet'li Tales Tales (Thales). her yerden çok. Bereketli Hilal'den veya daha uzaklardaki İran’dan. astronom ve müthiş bir iş adamıydı.

en azından. Yaklaşık MÖ 547'deki ölümünden yüzyıl sonra. Tales bunu biliyor muydu? Eğer biliyor idiyse başarabilir miydi? Birçok bilim tarihçisi. önceden tahmin edilmesi oldukça imkânsız ve ancak şansa dayanan bir olayı büyük bir göktaşının Aegospotami'ye düşmesini haber verdiğine inanılmaktaydı. ancak onların tutkularının başka yönde olduğunu dünyaya göstermiştir. zengin olabileceklerini. üzülerek de olsa. Ancak. Tales'in felsefesinin pratik yönü olduğu muhakkaktır. matematik bilgilerini Tales yoluyla Mısır dan aldıklarını ileri sürmüşlerdir. filozofların da. Böylece iki zıt gelenekle karşı karşıya bulunmaktayız: biri. Milet ve Sakız Adası civarındaki bütün zeytin sıkma makinelerine para yatırır ve hiç kimse ona karşı fiyat arttırmadığından. güzel ve şirin bir Trakya'lı kız tarafından alaya alınışını anlatan bir hikaye daha vardır. Tales'in bu tahminini söz konusu yöntemi kullanarak yapmış olamayacağı görüşündedir. bir filozofun ne kadar gerçekçi. Tales'in şöhreti. Bir sene sonraki zeytin rekoltesinin bol olacağını önceden tahmin ederek. Mutlu bir tesadüf de söz konusu olamayacağından. Ancak Babilliler böyle bir devreyi bilmemekteydi. Milattan önce 28 Mayıs 525 tarihinde meydana gelen tam Güneş tutulmasını önceden haber verdiği ve böylece Lidyalılar ile Medler arasındaki altı yıllık düşmanlığı sona erdirdiği söylenmiştir.les gerçekçi olmamakla. diğeri ise gerçeklerden ne kadar uzak olabileceğini göstermektedir. Mısır'a yaptığı geziler sırasında öğrendiği ve Babillilerin de bildiği tutulmalar devresi "Saros'u kullanarak başardığı ileri sürülmektedir. eğer isterlerse. presleri düşük fiyata kiralar. Yapabildikleri tek şey. Benzeri yakıştırmalar geçmişte sıkça görülmektedir ve ilk defa Tales için yapılmamıştır. para kazanmak yerine felsefeye çok fazla zaman harcamakla suçlandığı zaman kendini eleştirenleri şaşırtmaya karar verir. Yüz yıl sonra filozof Anaksagoras'ın da." Bunun yanında. istediği fiyattan başkalarına kiralar. Tales'in bunu. Aristoteles'in hikayesini diğer anlatılanlardan daha fazla dikkate almalıyız. Gerek Heredot ve Aristoteles. örneğin. beşinci yüzyıl Yunan tarihçisi Herodot'un kaydettiği gibi olayın meydana geldiği yıl içinde haber vermiş olması mümkün değildir. Tales'in bu olayı. yeni Ay'a yakınken gözlemleyip bir tutulmanın meydana gelip gelmeyeceğini anlamaktı. Ay'ı sonuncu dördünden sonra. gerekse Aristoteles'in bir matematik tarihi yazmış 71 . öncelikle onun astronomisine ve hiçbir surette ulaşmış olamayacağı bir başarıya dayanır. Yunanlılar. Aristoleles’e göre. preslerin hepsine aynı zamanda ihtiyaç duyulur ve Tales onları. göklerde neler bulunduğunu keşfetmeye çalıştığı için alaya alınmaktadır. denizde mesafe tesbiti üzerinde çalışmıştır. yıldızlan seyrederken kuyuya düşen Tales’in. burnunun dibinde neler olup bittiğini görmekten aciz olduğu halde. Belki de. “bu şekilde Tales. Burada Tales. Hasat mevsimi gelince. pratik zekâ sembolü olarak yüceltilmiştir. bunun ona ölümünden sonra yakıştırılmış bir başarı olduğunu kabul etmeliyiz.

Tales arazinin verimliliğinden tanrıları sorumlu tutmadı. Yunanlıların üstün başarı gösterdikleri bir matematik dalı olduğu kesindir: sanatları. daha sonra geliştirilecek olan. geometrinin. Anaksimandros. Tales için olduğu gibi. doğaya dayalı açıklamalar getirmiş. Anaksimandros için de elimizde bilgi olarak.yüzündeki görünür yörüngesinin gökkubbe ekvatoruna (göklerin etrafında dönüyor- 72 . Tales’in Yunan biliminin ayırdedici özelliklerini ortaya koyan nitelikleri sergileyen ilk kişi olduğu kesindir: âleme doğaüstü değil. acaba kendisi mi tasarlamıştı? Geometrinin. Mısırlıların o zaman teorik bir geometriye sahip bulunduklarını kabul etmemize imkân vermemektedir: Mısırlıların geometrisi tamamen pratiğe ve tecrübeye dayalı bir geometriydi. Teorik geometriyi icat etmemiş ve tam Güneş tutulmasını önceden haber vermemiş olsa bile. Eğer Tales. milattan önce yaklaşık 610’da doğdu ve 547’den bir süre sonra öldü. Buna göre. Daha sonraları geometri konusunda üstün yetenek sergilemiş olsalar da. güneşin gök. Mısır'da gezen ve Nil'in taşmalarının hayat verdiği çorak araziyi gören biri için bunu ileri sürmek pek mantıklı ve akılcı bir önerme gibi görülebilir. bilimsel bir bakış açısını benimseye gayret etti. Mısır a yaptığı bir gezi sonrasında Yunanistan’a getirdiğini iddia etmiştir. bu tip geometriyi Mısır'dan getirmediyse. Diğer bir ifade ile. Depremlerin Yer'i kuşatan okyanuslardaki sıcak su fışkırmaları ile başladığını ve bunların da Yer’i sarstığını ileri sürdü. ancak çalışmalarının hepsi pratik tarzda yapılmış gibi görünmektedir ve bu da tıpkı Mısır'dan getirmiş olabileceği türden bir geometridir. tüm teorik yapısının böyle bir pratik geometriden doğmuş olduğu şüphesizdir. Tales’in teorik geometri konusunda bir dizi önermeler getirdiğini belirtmiştir. Tales’in geometri ile uğraşmış olduğu kesindir. Anaksimandros ekinoksları ve ekliptiğin eğimini belirlemiştir. Anaksimenes. Daha da ilerisi. Nasıl olursa olsun. Bununla beraber. gözlem ve tecrübelere başvurarak bunların temelinde yer alan teorileri ortaya koymaya çalışmıştı. Yer sarsıntılarını açıklamak için de aynı yaklaşımı benimsedi ve “yüzen Yer” fikrini temel aldı. Evrenin yapısı üzerinde düşünerek. Yer'in su üzerinde yüzen yassı bir disk olduğuna inandı. Bu inanış bugün basit ve saf görülebilirse de. bu süreci Tales'in başlattığına dair delil yoktur. Mısır matematiği hakkındaki bugünkü bilgilerimiz. Tales etkileyici bir zekâya sahipti. her şeyin temelinde suyun bulunduğu sonucuna vardı. Tales’in bu konuyu. Kısaca. Hekataeos ve Heraklitos Tales’in genç bir çağdaşı olan ve daha ziyade Anaksimander olarak tanınan Anaksimandros. Hatta Ödemos. buna doğal ve fiziksel bir açıklama bulmaya çalıştı.olan öğrencisi Ödemos (Eudemos). yalnızca daha sonraki Yunan filozoflarının pek güvenilir olmayan rivayetleri bulunmaktadır. onların simetriye ve zarif şekillere olan ilgilerini gösterir. Bununla beraber.

Anaksimenes. Tales. Her ne kadar. çevrede kalmış ve gök cisimlerini oluşturmuştu. Anaksimenes için ilk madde. Anaksimandros'un varlık şemasında önemli bir yere sahipti. Ancak Anaksimandros'un bu çalışmaları yapmış olması pek muhtemel değildir. sonsuzluğa doğru yayılmaktaydı. Ateş ve hava. İlk 73 . Böylece burada. Bunun sonucunda ağır maddeler merkeze düşmüş ve Yer meydana gelmişti. muhtemelen Anaksimandros'un öğrencisiydi ve evren görüşü hocasınınkine çok benzemekteydi. varsayımların tasarlanmasını ve bunların sonuçlarını incelemeye dayalı bir yaklaşımı yüceltmekteydi. denizdeki maddelerden meydana gelmişti. bu yaklaşım.muş gibi göründüğü nokta olan gökkubbe kutbu ile 90 derece yapacak şekilde çizilen gökteki hayali çizgi) olan eğimini tesbit etmiştir. Güneş ışığının etkisiyle. herhangi bir ilk maddeden çıkılarak açıklanmıştı. O da. Yer ve onun üzerinde yaşayanlar hakkında bir kitap yazdı: sonsuz sayıda dünya bulunduğunu ve bunların sonsuz bir evrenden kopmuş olduklarını ve bir gün geri dönüp bu evren ile tekrar birleşeceklerini düşündü. Güneş ve Ay'ın hava ile çevrili ateş halkalarından oluştuklarını düşündü. Ay borusunun ağzının değişik açılardan görülmesiyle açıkladı. Yer ve çevresini oluşturan maddenin oluşumunu açıklamaya girişti: madde önce parçalara ayrılmış ve bir dönme hareketinin etkisinde kalmıştı. bizim modern teorilerimiz daha doğru olsa da. fakat yoğunlaştığında suya. halbuki ağzımızı daha geniş açıp hohladığımızda sıcaktı. Tales ile yaklaşık aynı dönemde. Böylece Ay'ın evrelerini. Buna karşılık. Bu iddiaları desteklemek için şu gözleme —veya denebilirse deneye. tutulmaları da aynı yolla açıkladı. Anaksimandros Yer'in üzerinde yaşanılan bölgenin bir haritasını çizdi. dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp üflediğimizde soğuk. her şeyin kaynağını oluşturan temel maddenin hava olduğu fikri Anaksimenes'in kendisine aitti: hava. bütün hayvanlar. insanlar bu silindirin bir ucundaki alan üzerinde yaşamaktaydı. yaratılışın tutarlı bir şeması ile karşı karşıya gelmekteyiz. İnsan ise balıktan türemişti. bizim bugün kabul edebileceğimiz bir açıklama değilse de. Su. Anaksimenes. havanın temel madde olduğunu görüşüne yoğunlaşma ve seyrelme olaylarının farkına vararak ulaşmıştı. Bu. bu veriler zaten Babil ülkesinde bilinmekteydi. hocası gibi Yer'in ve göklerin kaynağının sonsuzluk olduğuna inanmıştı. Anaksimandros'a göre Yer kısa bir silindir şeklindeydi. ısıtıldığında ateşe dönüştüğünü söyledi. Havanın etrafımızda dağılmış olduğu zaman görünmez olduğunu. Anaksimandros'un diğer fikirlerine oldukça ters düşmekteydi.işaret etti: hava. günümüzde kullanılandan çok uzak değildir. Havanın içinde boru şeklinde geçitler vardı ve ateşin ışığı bu geçitlerden geçmekteydi. aynca bu tip bir çalışma. Sonra. Çünkü. Ancak. Bu şemada her şey bir başlangıç noktasından yani Yer'in ve göklerin oluşumu. Ayrıca. çok ufak taneciklerden oluşmaktaydı. Çünkü.

Diğer filozoflara sert eleştiriler getiren. başka çevrelerde ise ilk Yunanca coğrafya eserinin yazan olarak tanınmaktadır. çünkü o. nefesti. özellikle kıyı bölgelerindeki yerler ve orada yaşayan insanlar hakkında ayrıntılı bilgi vermekteydi. Eseri zor anlaşılır olduğu kadar. Mısır. Yer. coğrafya eserinin orijinal metni artık mevcut değildir. Hayatı hakkında çok az şey bilinen Hekataeos. Akdeniz havzasının genel manzarasını vermiş gibi görünmekteydi. Gerçekten de bir haritaya bakıldığında Milet'in çok kuzeyinde dağlar —Bulgaristan'daki Rodop Dağlan— bulunduğunu görülür. taşmaya Libya Dağları'ndaki karın erimesinden gelen suyun sebep olduğunu ifade eden Anaksagoras’m daha gerçekçi görüşünü kabul etmemişti. bugün bazı çevrelerde Yunan nesir sanatının ilk yazarlarından biri. Ancak. Libya. Yer’in üzerinde yaşanılan bölgesinin disk şeklinde ve “Oceanus"un (Okyanus) sulan ile çevrili olduğunu düşünmekteydi. Eser. Böylece Anaksimenes. Nil Nehrinin senelik taşmasını açıklamak için bu çemberi kullanmış. gerçek hava gibi her yerde vardı ve her şeyin içine girebilmekteydi. Ne yazık ki. Yer'in etrafında dönen ve ateşten yapılmış disklerdi. efsane ile gerçek yanyanaydı: timsah avı. Anaksimandros gibi Anaksimenes de. Disk şeklindeki Yer meselesine gelince. evreni bir kere daha tasvir etmeye çalışmıştı. Hekataeos'un çağdaşı olduğu tahmin edilen Heraklitos. Uzaklaştıkça gittikçe görünmez olmakta ve Yer'in kuzey bölgelerinin arkasına gidince tamamen gözden kaybolmaktaydı. kozmosun nefes aldığına ve böylece her şeyin ruhu olduğuna inanmıştı. okuyucularının zekâ kıtlığı hakkında iğneleyici sözler de içermekteydi. Milet'in yaklaşık 50 km. Güneş ve Ay. okyanus çemberi “Oceanus”a fazla önem vermiş. tüm evrenin. havanın üzerinde yüzmekteydi. Bütün bunlara rağmen. Nefes. Hekataeos da. Keltler ülkesi ve İskitler (Kırım ve Güney Rusya'da yaşayan göçebe toplum) ülkesi de işaretlenmişti. Anaksimenes ayrıca. Mezopotamya ve Hindistan'ın bir kısmı. Ek olarak. Ancak bü- 7A . anlaşıldığı kadarıyla. su aygın ve anka kuşu için verilen tanımlar için de bu böyleydi. hatta Avrupa’dan bazı yerler gösterildiği gibi. Gemici ve tacirlerden edinilen kulaktan dolma bilgi ve rivayetlere dayanan bir coğrafya kitabında. maddi dünyanın kendi etrafında dönen hava kütlesinin yoğunlaşmasıyla meydana geldiğini düşündü. insanlardan uzak duran kibirli bir kişiydi. diğeri “Asya ve Afrika" hakkında olmak üzere iki kısımdan meydana gelmişti. kuzeyinde yer alan bir liman şehri olan Efes'te doğup büyüdü. ruh ile bir tutulmuştu ve insan vücudunu bir arada tutan şey ruhtu. kitap bir bütün olarak güvenilirdi. Bu görüşün eski medeniyetlerin birçoğunda yaygın olduğu sanılmaktadır. akıl hocası Anaksimandros'u izleyerek ve sağlam bilimsel gerçeklerden yola çıkarak. esere bir harita ekliydi ve biri “Avrupa". daha sonra verilen bilgilere göre. Bu sınırlar içinde harita.maddeyi adlandırmak için “hava” kelimesini kullandı. bekleneceği gibi. Diğer taraftan Hekataeos.

) 75 .n. çanağın ağzının bize değişik şekillerde dönük olmasından kaynaklanmaktaydı. Pithagoras kadar sonraki kuşaklar üzerinde etkili olmamıştır. Ateş olmadan maddeler ne yoğunlaşabilmekte ne de katılaşabilmekteydi. Ay diskinin yüzeyi bir kabın içi gibi gözükebilmektedir. Pithagoras Tarikatı. öyle ki. başta insanların davranışları üzerindeki açıklamaları olmak üzere. Evrenin. Milattan önce altıncı yüzyıl boyunca Yunanistan'ın her yanında görülen dini canlanma hareketine katılmış ve zamanla yeni bir tür kutsallık anlayışına sahip olan bir kardeşlik tarikatının lideri olmuştur. Üyelerin et yemedikleri. bazı eylemlerden sakınmalarını. Ateş. Heraklitos’un evreninde ateş.üyelerinin keşiş gibi (asketik)* davranmalarını. şarap tanrısı Diyonizos’a bağlı mezhebin aşırılığına karşı bir tepki gibi görünmektedir. duyularımızla algıladığımız her şey geçiciydi. içinde ateş bulunan çanaklardı ve Ay'ın evreleri. Gerçekten de. Hakkında birçok hikaye vardır. bilim adamının ilk örneğini teşkil ettiği gibi. Zamanla. kendilerini diğer insanlardan farklı kılan bir kıyafet giymekte. Bütün üyeler. (ç. daha sonra yaygınlık kazanacak ve pratik gözleme verilen önemi sınırlamaya yönelik bir sav olarak kullanılacaktı. Pithagorasçı hareket. Kendi döneminde olduğu gibi bugünki şöhreti de. vücudu geçici veya sürekli olarak terk edebilmekte ve diğer bir insana geçebilmekteydi. gerçek bilgi değildi. bir değişim aracı olarak çok önemli bir yere sahipti. Aslında bu. belirli bazı gıdalardan uzak durmalarını istemekteydi. Pithagoras İyonya Okulu üyelerinden hiçbiri. MÖ 560 civarında.tün bu kusurlarına rağmen içinde bazı faydalı fikirler vardı. Bu görüş. Pithagorasçdara göre ruh. Heraklitos’un bütün açıklamalarında görülür. Bu düşünce tarzının etkileri. kendileri de ateş olana kadar onları değiştirmekteydi. alkol kullanmadıkları ve yün gibi hayvan ürünlerini giymekten kaçındıkları zannedilmektedir. Bu fikirleri ile. aynı zamanda dini bir lider idi. yalınayak dolaşmakta ve yokluk içinde basit bir yaşam sürmekteydi. başarısız olmuştu. Böyle bir görüşün Doğu kaynaklı olması mümkün ise de. kendini toplumdan uzak tutan bir tarikattan bekle- * Dünya zevklerinden çekilmiş. insan ruhu ile ilgili bir mesaj vermeye çalışmış olması muhtemeldir. nesneleri yakıp kül etmekte.. Doğadaki her şeyin kararsız ve sürekli değişim içinde olduğunu düşünmüştü. kuzeybatısındaki Sisam Adası'nda doğan Pithagoras. doğa âlemi hakkında öğrettiklerine dayanmaktadır. Eğer durum böyle ise. gökyüzü çok açık ve Ay ufuktan çok yüksekte olduğu zaman. düşünülemeyecek kadar müthiş bir fikir değildir. bir müzik aletinin telleri gibi sürekli gerilim içinde olduğunu ve zıt uçlar arasında dengede durduğunu ileri sürdü. Gök cisimleri. Milet'in yaklaşık 50 km. Erkekler gibi kadınlar da tarikat üyesi olabilmekteydi.

Pithagoras ve öğrencilerinin sayılarla çok ilgilendikleri ve ileri bir sayılar teorisi geliştirdiklerine şüphe yoktur.) titreşen bir tel alınırsa ve uzunluğu 8 birime düşürülürse. çıkacak ses. beşinci olarak bilinen müzik aralığı. telin uzunluğu 6 birim indirildiğinde ise oktav elde edilecekti. Pithagorasçı hareket saldırıya uğramış ve toplantı yerleri tahrip edilmiştir. eğer 12 birim uzunluğunda (inç. Pithagoras. ancak daha sonra.felsefi bir akademi kurmuştur. bu fikirlerin kesin kaynağından çok. Güney İtalya’daki Kroton’a (şimdi Crotona) gitmiş ve orada. çünkü bizi. MÖ 500 civarında orada ölmüştür. Belirli uzunluktaki hava sütunu veya tel. Elli yıl kadar sonra. Tarentum’dakiler. Onu matematik öğrenmeye ve her şeyin sayılardan ibaret olduğunu açıklamaya iten de belki bu geziydi. Yalnızca küçük bir öğrenci grubunu eğitmiş olması çok muhtemeldir. müzik gamındaki notalar ile titreşen bir telin uzunluğu veya titreşen hava sütununun uzunluğu — Pan kavalında veya flütte olduğu gibi— arasında matematiksel bir ilişki bulunduğunun farkına varmışlardı. Böylece. haksız da olsalar.siyasi . doktrinleri kabul edilemez bulunduğundan.neceği gibi. Pithagoras şehri terk etmek zorunda kalmıştır. Pithagoras 12. 3'ün 4'e oranı gibiyse dördüncü aralık elde edilecekti. MÖ 350ye kadar siyasi bir güç olarak kalmıştır. orijinal notanın üzerindeki beşinci aralık sesi olacaktı. bunların uzunluğu yarıya indirildiğinde bir oktav üstteki nota elde edilecekti. aristokrasinin yönetimini savunan ahlaki . bu varsayımı burada tartışmak gereksizdir. 9 Bu teorinin üç tür gözleme dayandığı tahmin edilmektedir. siyasi fikirler ile dini fikirler kaynaşmış ve sonuçta Pithagoras Sisam Adasını terk etmek zorunda kalmıştır.n. oktav ve beşinci. 8 ve 6 sayılarının “armonik dizi” teşkil ettiklerini söyledi. gençliğinde Mısır’ı ve Babil ülkesini ziyaret etmişti. hangilerinin onun öğrencilerine ait olduğuna karar vermek de imkânsız gibi görünmektedir. Ancak.) 76 . Her şeye rağmen. Buna rağmen. bazı fikirlerin Pithagoras'a ait olduğuna inanmaktaydı. Uzunlukların oranı 2'nin 3'e oranı gibiyse. Tarento Körfezi üzerindeki Metapontion’a gitmiş. buna o kadar önem verdi ki. milimetre vs. bu fikri geometriye uyguladı. İtalya’nın güney kıyılarında bulunan Yunan şehirlerinde şiddetli bir demokratik devrim meydana geldiğinde. demokrasinin yükselişine karşı çıkanlar tarafından iyi karşılanmış. milattan önce dördüncü yüzyılda diğer Yunan filozofları. Bilim tarihçileri bugün Pithagoras'ın kesin olarak ne öğrettiği ve kimlere ders verdiği konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. bir kısmı da Yunan Yarımadası'ndaki Filiasos’a (veya Phileius) kaçmayı başarmıştır. Kuzeydoğuya.(ç. Bunun sonu- * Dizi adı da verilir. Böylece. armonik sesler olarak kabul edildiğinden. Müzik ıskalasının kendine özgü yapısıyla ayırt edilen bir bölümü. bir notayı verecek. üyelerinin bir kısmı kuzeydoğudaki Tarentum’a. yapmış olduğu etkiler ilgilendirmektedir. Akademi önceleri. Ayrıca Pithagoras doktrinlerinin hangilerinin Pithagoras'ın şahsına. İlk olarak.

A. onun Babil ülkesinde rastlamış olabileceğini göstermektedir. geometri ile aritmetik arasındaki sıkı ilişkiyi gösteren güzel bir örnektir. Her kenaı üzerinde dört nokta bulunduğundan 10 sayısına tetraktis (tetractys) adı verilirdi. bu sayı üzerine yemin ederlerdi. 10 veya benzeri üçlü düzenlerde en büyük sayının karesinin diğer iki sayının karelerinin toplamına eşit olduğunu bilmekteydi. ileri doğru atılmış önemli bir adımdı ve Pithagorasçılar bu bağıntıyı çok kullanacaklardı. sayı saymada çakıl taşlan kullanılırdı. şekil-sayıların onların ilgisini çekmiş olmasına şaşırmamak gerekir. Modern matematikçi. Pithagorasçılar 10 sayısı kutsal olarak kabul ettikleri gibi. Bugün bazı filozoflar. 5 veya 6.128 ve 2. Gerçekten de Babilliler 3. Pithagorasçılar. dik açılı üçgenlerle ilgiliydi. Fakat yeni araştırmalar. 8. Pithagoras bağıntısı olarak adlandırdığımız bağıntıya. Üçüncü gözlemleri ise. iki sonuç arasında çok önemli bir fark vardı. Takibeden sayılar daha da büyüktü. kübün geometrik armoni içinde olduğunu iddia etti. diğer bütün bilgi şekilleri içinde en “saf”ı (pure) olduğunu iddia etmelerine rağmen. böylece veya 1. toplanılan "mükemmel" sayı olarak kabul edilen 10 sayısını verdiği için (1+2 + 3 + 4 = 10) özel önem atfedilirdi. Pithagorasçıların fikri. Pithagoras döneminde.096. Şekil-sayılar. İkinci gözlem. 6 yüzü. Aşikardır ki. 6 sayısı (6 = 1 + 2 + 3) ve 28 sayısı (28 = l+2 + 4 + 7 + 14) bu gibi sayılardandı. aynen isimlerinin belirttiği gibiydi ve şekillerle sayma neticesinde doğmuşlardı. veya 3. Bu. Ancak. Pithagoras döneminde bu sayılan hesap etmek kolay değildi. bilim adamı. sayılan ilahi prensipler olarak değil. veya 6. Bir sonraki böyle bir sayı 496. 4. veya 10 ve diğer şekil-sayılan oluşacaktır. 5 kuralını Pithagoras Mısır'da öğrenmiş olmalıydı. temelde mistik bir fikirdi: sayılara ve bunların arasındaki bağıntılara mutlak ve hatta ilahi bir mevki verilmişti. incelemelerinden "her şey sayılardan ibarettir" şeklinde akla uygun bir sonuç çıkardılar. bir çakıl taşı ile başlayalım. Öklides (Euclid) bu sayıları hesaplamak için genel bir formül ortaya koydu. yüz yıl sonra. diğer Yunanlılar gibi şekillere doğuştan ilgi duyduklarından.128 idi. Bu serideki sayılara. Kenar uzunluklarıyla ilgili olan 3. fakat her tür doğal olayı tasvir ve tahmin etmede son derece güçlü ve esnek bir araç olarak kullanmaktadır. 8 köşesi ve 12 kenarı bulunduğu için. Pithagorasçılar. "Mükemmel" olarak nitelendirilen bir diğer sayı grubu ise. bilhassa bilgisayar konusundaki gelişmelerden sonra benzer sonuçlara varabilirse de. Bu formül. daha sonraki iki sayı 8. gök cisimlerinin Yer çevresindeki yörüngelerini tamamlamaları için geçen zaman süreleri arasında belirli sayısal bağıntılar bulunduğuydu. üçgen şekiller ile saymaya devam edelim.cu. 77 . örneğin. çarpanlarının toplamına eşit olan sayılar grubuydu. matematiğin.

kendisinin ve taraftarlarının geometriye ne katkı getirdiği de tam olarak belli değildir. beşgen sayılar. her biri diğerinin çarpanlarının toplamına eşit olan sayılardı. 27 dizisinde 9’dur vs. 78 . Kare sayılar vs. sayılara ilgi duyan Pithagorasçıların aritmetiği ve sayısal nicelikleri kullanma tekniklerini geliştirmedeki yeteneklerine işaret etmekteydi. Pithagorasçılar beşgeni. 4. Şekil-sayılar. Pithagoras bugün hâlâ herkes tarafından hatırlanmaktadır. Dik açılı üçgenlerle ilgili teoremden dolayı. Ancak. 8. eskiçağda göze çok hoş geldiği düşünülen bir orandı ve mimarlıkta sık sık kullanılırdı: altın oranda. 12 dizisinde ise 8’dir. birbirlerini tanımak için bir işaret olarak kullandılarsa da. Bununla beraber. "geometrik ortalama" (yani bir geometrik dizide. Daha sonra. 220 ve 284 sayı çiftinin bizzat Pithagoras tarafından keşfedilmiş olduğu ileri sürülür. Bu iki sayı. onu keşfetmediler. Diğer taraftan. bu araştırma. Aynca. üç sayının ortasındaki sayı: 2. "ortalamalar" idi. Zira. hiç de bilimsel anlamı olmayan bir cins büyülü nümerolojiden başka bir şey değildi.. aynı şekilde 220’nin çarpanları olan 1. 5. 4. din söz konusu olduğunda. uzun parçanın tam uzunluğa olan oranı ile aynı olurdu).). 12 armonik dizisinde armonik ortalama 8'dir) ilgilerini çekti. 10. Bunlar. bir uzunluk öyle bölünürdü ki. bu genel teoremin. 4. bütün bunların anlamı neydi? Bu cins bir araştırma. 22. 9. Babil ülkesinde bilinmekteydi. kare tabanlı veya üçgen tabanlı piramitlerden oluşan sayılar. Ancak. bu. 24. Aritmetik ortalama. "aritmetik ortalama" ile ilgilendiler. 8 gibi bir geometrik dizide ortalama 4’dür. 2. Pithagoras’ın "aritmetik ortalama’yı Babil ülkesini ziyaret ettiğinde öğrenmiş olması muhtemeldir. önce. sayılar arasında var olduğuna inanılan gizli bağıntıları ve kuvvetli mistisizmi ortaya koymaktaydı ki. beşgenin kenarları ile şekil içindeki diyagonal çizgiler "altın oran”ı verecek oranlarda kesişmektedir (Altın oran. 8. 4. eskiçağda bilinen yegâne dost sayı çiftiydi. veya 3. bir aritmetik dizide üç sayının ortasında yer alan sayıdır: 4. pratik açıdan bakıldığında.Pithagorasçıların yaptığı benzer bir araştırma. 11. beş kenarlı bir şekil olan beşgenin Pithagorasçılar için büyük mistik anlam taşıdığı bilinmektedir.) ve "armonik ortalama” (yukarıda sözü edilen 6. kübik sayılar ve hatta "sunak" sayılan (tabanı dikdörtgenden oluşan ve kenarları birbirlerine eşit olmayan piramitlerin meydana getirdiği sayılar) mevcuttu. bu şeklin kenarları köşeli yıldız yapmak için uzatıldığında. 9 . muhakkak ki. 6 dan oluşan dizide aritmetik ortalama 5’dir. Beşgen. (1. 4. o hayattayken mi yoksa daha sonra mı ispat edildiği bilinmemektedir. kısa parçanın uzun parçaya oram. heteromek sayılar (kenarları birbirine eşit olmayan dikdörtgenlerden oluşan sayılar). Pithagoras aritmetiğinde çok önemli yere sahipti ve biraz önce sözü edilen üçgen sayılar dışında çok çeşitli şekil-sayılar vardı. 5. 20. 55 ve 110’un toplamı 284 sayısını vermekteydi). 71 ve 142 sayılan toplanınca 220. Pithagorasçıların merakını çeken bir diğer yönü de. onları “dost" sayılara götürdü. Böylece 220 ve 284’den oluşan sayı çifti dost idi (çünkü 284 un çarpanları olan 1.. Sayıların. 2.

Londra. başarılı olamamıştır. British. . Yunanistan’ı dolaşmaya başlamadan önce. sirenler gibi şiirsel tasvirlere. Museum. Tedavinin ayinler ve ilahi müdahaleler yoluyla yapıldığı İstanköy Adası’ndaki Asklepios Tapınağı. Birçok âlim. doğa veya coğrafya temelli açıklamalar getirmeye çalışmış ise de. Hippokrates'in burada eğitim gördüğü söylenmektedir.Odisseiaden bir sahnede Ülis (Ulysses) ve sirenleri (denizkızlan) gösteren bir Yunan amforası.

müzik notaları ile titreşen tellerin. Kulenin tepesinde güneş saatleri bulunmakta. yapımındaki yaratıcılık ve beceri. ağacın altında oturan Platon. Museo Archeologico Nationale. benzer başka cihazların da yapılmış olabileceği düşündürmektedir. çanların veya nefesli sazlardaki hava sütunlarının uzunluğu veya büyüklüğü arasındaki matematiksel ilişkiyi incelerken göstermektedir. içinde ise kadran üzerinde zamanı gösteren gelişmiş bir klepsidra veya su saati yer almaktaydı. Ortaçağın sonlarına ait bir ağaç baskı resim. Üstte: Muhtemelen Akademi'deki filozofları resmeden bir Roma devri mozaiği (Pompei).Üstte. Ortada. Yunan mekanik buluşlarının ender görülen bir örneği olmakla beraber. Bu saat. Sağda: Atina’daki Rüzgârlar Kulesi (MÖ birinci yüzyıl). kum üzerine bir çubuk ile şekiller çizerek geometri öğretmektedir. Napoli. 80 . Pithagoras’ı.

diğer kenarların uzunluğuna bağlıdır. Pithagoras teoreminden çıkan ve Her miktarın tam sayılarla ifade edilemeyeceği gerçeğidir.4031242.Pithagorasçılara atfedilen matematik bilgiler içinde en önemlisi. Tarentum’lu Arkhitas. hipotenüs bir tamsayı olan 5 sayısı olacaktır (çünkü 32 + 42 = 25 ve 25’in karekökü 5’dir). her zaman bu böyle değildir. İlk dönem Yunan filozofları bu durumdan hiç memnun olmamışlardı. milattan önce dördüncü yüzyılın ortasında. Yine Babilliler gi- 81 . Bu iş. İkosahedron (20 yüzlü) Dodekahedron (12 yüzlü) Oktahedron (8 yüzlü) Küp (6 yüzlü) Tetrahedron (4 yüzlü) Şekillerindeki ve açılarındaki birlik sebebiyle Pithagorasçdar tarafından çok değer verilen beş düzgün katı cisim Pithagorasçılar. gökkubbenin müzikal bir yönü olduğuna da inandılar ve bunu "kürelerin müziği" olarak adlandırdılar. eğer kısa kenarlar 3 ve 4 ise. Böylece. Babilliler gibi gök cisimlerinin ilahi olduklarına inanmışlardı. Bu görüş. Pithagorasçılar. Küpü. piramiti ve on ikiyüzlü katı cisim "dodekahedron”u bildikleri gibi. Pithagorasçılar da. Ancak bu hal. eğer kısa kenarlar 4 ve 5 ise. onların müzik konusundaki tutumlarını da etkilemişti.. bunların sahip olduğu simetri şüphesiz mistik ruhlarının pek hoşuna gitmekteydi. Her ne kadar dik açılı bir üçgenin uzun kenarının veya hipotenüsünün uzunluğu bazen tam sayılarla ifade edilebilirse de. Sayıların çok önemli olduğuna inanmaları. "geometrinin. müzik aralıklarını ifade etmek için nasıl kullanıldığını gördük. karmaşık bir müzik teorisi oluşturacak şekilde bu çalışmayı geliştirecekti. kısmen de gezegenlerin dolanım zamanlan üzerinde yaptıkları incelemelere dayanmaktaydı. kısmen seslerin matematiği hakkındaki bilgilerine. Diğer taraftan bu durum. beş "düzgün” katı cisimden (küb gibi bütün yüzleri ve bunlar arasındaki açılan birbirlerine eşit olan katı cisimler) üç tanesini çizmeyi muhtemelen biliyorlardı. hipotenüsün uzunluğu bir tam sayı değil fakat 6. Daha önce. olacaktır.. onları daha dikkatli çalışmalara yöneltmiş ve bir bakıma teşvik edici olmuştu. birçok oktavı içine alan tüm müzik ıskalasını (gamların hepsini) kapsayabilecek şekilde genişletilmişti. matematiğin temeli olduğu fikrini sarstığı için” Pithagorasçıları ve daha sonraki matematikçileri ciddi biçimde kaygılandırmıştı. Tam sayılarla ifade edilip edilememesi. Halbuki. sayıların. Pithagoras astronomisinin Babillilere çok şey borçlu olduğu aşikârdır. Daha sonra.

gezegenlerin Yer'e farklı uzaklıklarda bulundukları ve Yer e yıldızlardan daha yakın oldukları fikrini kabul etmişlerdi. Ancak. Genellikle bu görüşün Pithagoras'm öğrencilerinden biri olan Filolaos'a (Philolaos) ait olduğu ileri sürülür. Bu meseleyi çözmek için.bi. On sayısının. Bu fikrin gerçekten de ona ait olması çok mümkündür. Mars. Ay. Bu sıralama. sayılarla uğraşmaları. hareket etmeyen bir "merkezi ateş” vardı. Güneş. onların periyodik hareketlerini belirleyerek incelediler. Güneş. evrendeki hareket eden cisimlerin sayısını ifade etmesi gerektiğine inanılırdı. beş gezegen ve yavaşça hareket eden yıldızlar küresi bu ateşin etrafında dönmekteydi. sayılara olan sevgileri nedeniyle. bir geminin ufukta kayboluşunu gözlemleyen Pithagoras’ın Yer'in yassı olmayıp eğri olduğu sonucuna varmış olması çok muhtemeldir. temelde yaratılışın güzelliğine olan inanca dayalı bir davranıştı. Ender olmalarına ve-yalnızca teleskop ile görülebilmelerine rağmen. Merkür ve Venüs'ü Güneş’in arkasına yerleştirerek sıralamayı düzelttiler. Pithagorasçıların bu transit geçişleri fark etmemiş oldukları için kendimizi şanslı sayabiliriz. Daha sonra. Böylece. Pithagorasçılar. böyle olmuş olsa bile. Yunan ve ortaçağ Avrupa astronomisine derin etkiler yapacaktı. Pithagorasçılann güzelliğe ve simetriye olan sevgileri. Venüs. Homeros'un tasvir ettiği yarım küre şeklindeki gökkubbeden çok daha zarifti. Bu yüzden. simetrinin etkisiyle benimsenmiş olduğu düşünülebilir: küre şeklindeki gökkubbe. Ancak. bugün böyle transit geçişlerin var olduğunu biliyoruz. Yer. gezegenlerin Yer e olan uzaklıklarını. gezegenlerin Yer etrafındaki dolanım hızlarına dayanarak bir uzaklık sıralaması benimsediler. bu düzeltilmiş uzaklık sıralaması —başlangıç noktası olarak Yer değil de Güneş alındığında ve Ay yok sayıldığında— bizim bugün doğru olarak bildiğimiz sıralamadır. Yer e gelince. İkincisi ise gökkubbenin ve Yer'in küre şeklinde olduğuydu. Sonuçta. onları evren konusunda bazı önemli görüşlere ulaştırdı. Filolaos -eğer bu kişi gerçekten Filolaos 82 . bunlar bize 10 değil yalnızca 9 adet hareketli cisim vermekteydi. Ancak. Ay. hiçbir gezegenin Güneş'in diski önünden geçmediğini gözlemlediklerinden. ileride göreceğimiz gibi bu görüş. Jüpiter ve Satürn şeklindeydi. Filolaos. Bu da evrenin merkezine Yer'in değil fakat bir “merkezi ateş"in konması ve diğer her şeyin onun çevresindeki yörüngelere yerleştirilmesiyle başarıldı. Yer. diğer gezegenler gibi Yer'in de yörüngesi olan bir gezegen olduğu fikridir. Birinci görüşe göre. Bu görüşün niçin benimsendiği kesin değilse de. Bunun gibi yüksek bir sayı elde etmek için bazı düzenlemeler yapmak gerekmekteydi. Yer'i hareketli olarak kabul eden teorinin temelinde 10 sayısına (tetractys) verilen önem vardı. bütün gezegenler Yer'in çevresinde daireler —en basit eğriler— çizerek ve düzenli olarak hareket etmeliydi. Merkür. Kroton'da doğmuş ve milattan önce beşinci yüzyılın ikinci yansında orada çalışmıştı. Evren hakkındaki Pithagorasçı görüşler arasında en şaşırtıcı olanı. herhangi bir eğri şekilden -örneğin bir tepe— ziyade bir kürenin tercih edilmiş olması.

bu fikir gerçekten de çok dahiceydi. kuru ve hafif maddeler dışarı doğru fırlamışlardı. Hem kendi çevresinde. Yunan Yarımadası’nda Bilim Anaksagoras. Bu arkadaşlığın zararları da oldu. Anaksagoras. Bütünüyle ele alındığında.ise— bir “antikthon”un veya "karşıt-dünya”nm varlığını ileri sürdü. "merkezi ateş "in çevresindeki yörünge üzerinde ve Yer ile aynı hızda hareket etmekteydi. Böylece. Güneş’in. Anaksagoras Güneş. kuzeydoğusunda bulunan Lidya bölgesindeki Klazomenae’de doğdu. Bu cisim. Anaksagoras bir tek kitap yazdı ve bunu MÖ 467’den bir süre sonra tamamladı. Perikles’in gayretleri ile Atina demokrasisi zirvesine ulaşmış ve Atina bir süre için şehir-devletlerinin en güçlüsü olmuştu. Gördüğümüz gibi Pithagoras. bütün sistemin fırıldak gibi dönmesine sebep olmuş ve böylece bir girdap oluşmuştu. Yirmi yaşında orayı terk ederek Atina’ya gitti ve otuz yıl Atina'da kaldı. Pithagoras'tan yaklaşık altmış yıl sonra. kor haline gelmiş bir kaya parçası olduğuna inandı. bütün sıcak. Onun gibi İyonya’dan göç eden bir diğer filozof da Anaksagoras idi. Bunun sonucu olarak. Parmenides. yıldızlar ve gezegenlerin Yer'den koptuklarını ve madde girdabı içinde taşınırken sürtünme neticesinde ısındıklarını düşündü. Anaksagoras’ın görüşü oldukça akılcı ve mantıklı bir görüştü. Sisam Adası'nı terk ederek İtalya’nın güneyine göç etti ve böylece bilimsel düşünce Akdeniz’in bir başka bölgesine yayıldı. Milet'ten pek uzak olmayan ve Sisam’ın 65 km. yoğun ve soğuk maddeler girdabın merkezine düşmüş ve disk şeklindeki Yer’i meydana getirirken. MÖ 450’de evreni tasvir yolunda cesur bir girişimdi. Yörüngede on adet cisim bulunmasını isteyen mistik ve estetik sorunu çözmüş ve aynı zamanda gezegen hareketlerinin gözlemlerini açıklamakla kalmayarak. Ay. Eserinde. hem de yörünge üzerinde dönen Yer fikriyle. yeryüzünün yaşanılan bölgesi geceyi oluşturmak için Güneş’e arkasını döndüğünde — Filolaos Yer’in döndüğüne inanırdı— "merkezi ateş" doğrudan görünmemekteydi. Zeno ve Empedokles Yunan bilimsel düşüncesi İyonya'da doğmuş olmasına rağmen uzun süre bu bölgede kalmadı. karşıt-dünya her zaman Yer ile "merkezi ateş" (ki ışığı Güneş tarafından yansıtılmaktaydı) arasında kalmaktaydı. 83 . "merkezi ateş’’in niçin görünmediğini de açıklamıştı. zira Perikles’e pek etki edemeyen siyasi muhalifleri onun yerine Anaksagoras’a saldırdı ve bu "ateist filozof”u dine hürmetsizlikle suçlayıp sürgüne gönderdiler. Koyu. Anaksagoras. Pithagorasçı fikirlerin ilham gücüne sahip olmasa bile. evrenin başlangıçta hareketsiz ve homojen bir karışım olduğunu ileri sürdü. Bu karışıma daha sonra "akıl" girmiş. burada devlet adamı Perikles ile arkadaş oldu. daha sonraki bazı filozoflar üzerinde etkili olacaktı. sonraki bazı düşünürleri etkilemekten geri kalmadı. Doğru olmamasına rağmen.

sonsuzdu ve hareketsizdi. var olmayanın (non-being) özellikleriydi. diğer bütün tanrıların ve insanların üzerinde tek bir Tanrı'nın bulunduğu ve bu Tanrı'nın da her türlü hareketin sebebi olduğu fikrini savundu. Aşil bu 1/100 uzaklığı kapattığı zaman. belirli bir meseleye olan yaklaşımında yatmaktadır: evrenin temel sürekliliği nasıl açıklanabilirdi? Parmenides'in görüşü. Değişme. Parmenides'in bir zamanlar onun öğrencisi olması çok mümkündür. kaplumbağa Aşil'in yaptığı mesafenin 1/100 u kadar ileri gitmiş olacaktır. Bunlar içinde en tanınmış olanı. bir müddet etkili oldu. Parmenides'in. O da. Burada. Parmenides'in hem arkadaşı hem de öğrencisiydi. Zenon. Burada Zenon bir okun her an için yalnızca kendi büyüklüğüne eşit yer kaplayabildiğim iddia eder. ok paradoksudur. Ge- 84 . 25 sene sonra trajik biçimde öldü: komplo hazırladığı Siraküza veya Elea yöneticisi tarafından önce işkence edildi. Ancak Parmenides'in asıl önemi. fosillerin hayvan kalıntıları olduğunu anlamış gibi görünmektedir. kara ve denizin bir zamanlar birbiriyle karışmış olduğunu öğretti ve dağlık bölgelerde bulunan deniz kabuklarının bu iddiasını desteklediğini söyledi. Aşil'in kaplumbağadan 100 kere hızlı koşsa bile onu yakalayamayacağını ispat eder. Parmenides felsefesinin doğruluğunu. değişmenin ve hareketliliğin gerçek olduğunu ileri süren Heraklitos'un sonuçlarına tamamen zıt sonuçlara ulaşmış olduğu açıktır. Parmenides. Efsaneye göre. Bir an ile onu takip eden an arasında hiçbir şey. Varlık bütün uzayı doldurmaktaydı. kaplumbağa uzaklığın yüzde biri kadar ilerlemiştir. Aşil ve kaplumbağa paradoksudur. Ok. doğal olguların ötesindeki temel gerçeği. Bir diğer meşhur paradoks da. önemi. Zenon okun hareket edemeyeceği sonucunu çıkanr. Varlık değişmezdi. Bu liman. gözlediklerimizin gerisindeki nihai gerçeği aramaya çalışmış olmasındadır. dolayısıyla evren tek ve sınırsız olmalıydı. gerçek dışı ve aldatıcıydı. Sonuç olarak kaplumbağa hep önde olacak ve bu durum sonsuza kadar (ad infinitum) devam edecektir. MÖ -450'lerde onunla birlikte Atina'yı ziyaret etmiş olması muhtemeldir. yani evrenin sürekli ve değişmez bir varlık olduğunu ispat etmek için tasarladığı meşhur paradoksları (çelişkiler) ile tanınmaktadır. İtalya’nın batı kıyısında bir liman olan Elea’nın yerlisiydiler. Bir çeşit monoteizme (tek tannya) inanmakta olan Ksenofanes. Varlığın bulunmaması durumunda. Zenon bugün politikası için değil. sonra da katledildi. hiçbir ara bulunamayacağından. Zenon'un savı şudur: Aşil kaplumbağanın yola çıktığı noktaya ulaştığı zaman.Parmenides ve Zenon. her şeyin özünün “Varlık" (being) olduğunu ileri sürdü. tamamıyla boş bir yer yani boşluk düşünülebilir ise de bu gerçek değildi. monoteist fikrin izleyicisi olmasında değildir. daha büyük bir yer kaplayamadığı gibi aynı anda iki farklı yerde de bulunamaz. Gerçekten de. Parmenides'in bizim için önemi. Zenon. geçicilik ve hareket. İyonya'nm kuzeyindeki Foça'nın (Phocaea) Persler tarafından ele geçirilmesiyle bu şehirden kaçan İyonyalı filozof Ksenofanes'e de sığmak olmuştu.

Biz ya hareketin sürekli akışına bakarız. onu retoriğin kurucusu sıfatıyla şereflendirmiştir. Bununla birlikte. Yunan matematiğinin gelişme süreci içinde önemli bir yere sahiptir. Her iki bakış tarzının da kendine has özellikleri vardır ve bu yüzden birbiriyle karıştırılmamalıdır. süreklilik istemekte yani bir zaman birimi veya bir mesafe ile bir sonraki arasında kesinti olmasını istememekteydi. Otuz gün boyunca nefes almamış ve nabzı atmamış bir kadını hayata döndürdüğüne ve Ak- 85 . kaplumbağa ve Aşil yollan boyunca çeşitli yerler işgal ederler. Bunlardan birisi. hem çok güzel bir şehir hem de Yunan kültürünün merkeziydi. bazı temel geometrik ve sayısal fikirleri sorgulamaktaydı: bir doğrunun birbiri ardına dizilmiş noktalardan ibaret olduğu düşüncesi bunlardan biriydi. Pithagorasçılar tarafından dik açılı üçgenlerle ilgili teoremde keşfedilen garip bir olayın -ölçülemezlik olayının (tam sayılarla ifade edilemeyen bazı değerlerin bulunduğu gerçeği)— önemini göstermektedir. Zenon’un icat ettiği paradokslar arasında en derin ve en zorlan olan bu iki paradoksun. Parmenides’in görüşüne uymadığı gibi. Empedokles MÖ 492 ye doğru burada doğmuş ve ölümüne kadar altmış yıl bu şehirde yaşamış ve çalışmıştı.rek Aristoteles. Parmenides ve Zenon. milattan sonra ikinci yüzyılda Romalı gladyatörlerin Yunanlı büyük cerrahı Galenos. bir boğazdaki hava cereyanı arttırarak yörenin iklimini düzelttiğidir. Bir diğeri ise. Zenon. böylece onu bir an için hareketsiz bırakırız. bilim adamı olmaktan ziyade filozof idiler. Sicilya’nın güney kıyısında yer alan Akragas. Bu kitapların hiçbir zaman yazılmamış olmaları da mümkündür. Empedokles’in çeşitli mucizeler yarattığı söylenir. bunlar hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Birçok efsaneye konu olan Empedokles. Empedokles'ten yalnızca yüzyıl kadar sonra yaşadığı zannedilen Aristoteles de. belli bir problemin oldukça farklı iki yönünün birbirine karıştırılmasından ortaya çıktığı bugün anlaşılmıştır. Zenon bu fikre de bir paradoks ile hücum etmişti. gerekse daha sonra gelen filozoflar ve matematikçiler Zenon’un savlarını çürütmeye çalışmışlardır. milattan önce beşinci yüzyılın sonuna doğru Kartacalılar tarafından tahrip edilmeden önce. Akragas'lı (bugünkü Agrigento) Empedokles’in fikirleri daha da şaşırtıcıydı. Paradokslar. paradokslar Pithagorasçı yaklaşımı çürütmek için tasarlanmıştı. Zira bu. Zenon. Zira paradokstan. tıp yazarları tarafından hekim olarak kaydedilmiş ve bir tıp eseri yazdığı ileri sürülmüştür. ölçülemezlik meselesini çözmek için Pithagorasçıların yapmış olduğu gibi sonsuz sayıda çok küçük birim kullanmayı reddetmişti. Onların bazı fikirleri biraz garip görünse bile. İkinci şıkta. ya da objeleri düşünürüz: ok. sulan birbirine karışacak şekilde iki nehrin yatağını çevirerek bir hastalık salgınını durdurduğudur. Başka konularda da kitaplar yazdığı iddia edilmiş ise de. Empedokles'ten Sicilya tıp ekolünün kurucusu olarak sözetmiştir. objeyi belli bir noktaya yerleştirmek zorunda kalır.

zira bu konuda gözleme dayanan ilk ispat ancak iki bin 30i sonra elde edilecekti. ışık ve görme meselesini de tartıştı. tahtanın cinsini belirlemektedir. Bu gözlem. hava unsurunu (ditmektedir) ve ateş unsurunu (yakılınca alev çıkarmaktadır) içermektedir. Empedokles'in kendini Etna'nm kraterlerinden birine attığını —veya gözlem yaparken kraterin içine düştüğünü— bazıları ise gökyüzüne yükseldiğini söylemiştir. büyük belagat ve canlılık ve biraz da dramatik karakter gösterdiği muhakkaktır. dört kök eleman küre şeklindeki evrenin içinde tam bir karışım halindeydi: daha sonra bu ele- 86 . Böylece. görmenin sadece gözden çıkan bazı şeylerle meydana geldiği şeklindeki Pithagorasçı görüşten bir adım daha ileriydi. Empedokles evrenin dört aşamada meydana geldiğine inandı. adını aldıkları basit maddeler ile tıpatıp aynı olduğu düşünülmemelidir.deniz'in sıcak rüzgârlarını torbalar içine kapatarak dindirdiğine dair inanılması oldukça güç hikayeler de vardır. Ancak bu sonuca yalnızca akıl yürütme ile varmış olmalıdır. Empedokles. Bu kök elemanların birbirlerine oranı. Bunların başında dört unsur (kök eleman) doktrini gelir. Biraz sonra göreceğimiz gibi. doğadaki her maddi cisim bu dört kök elemandan oluşmaktadır: bir tahta parçası toprak unsurunu (bu yüzden ağır ve katıdır). Bazıları. ateş ve su olarak adlandırılmıştır. Aksine. dört değişmez madde (veya unsur veya kendi ifadesiyle “bütün nesnelerin kökleri”) ve iki temel kuvvet fikrine ulaştığı tahmin edilmektedir. bu unsurlar daha ziyade bu basit maddelerin temel ve sürekli özellikleri ile özdeşleştirilmelidir. İlk aşamada. Bu kök elemanlar toprak. Empedokles. Empedokles’in fikirlerini aktarmak için başvurduğu şiir sanatının. Parmenides'in aşırıya kaçan görüşlerini düzelterek. ölümü değişik şekillerde nakledilmiştir. Bu kök elemanların. su unsurunu (ısıtılınca önce içindeki nemi dışarı atmaktadır). Havanın gerçekten de maddi varlığa sahip olduğunu ispat etmek için bir klepsidra (su saati) kullandı ve havanın. deneye dayalı bazı araştırmalar da yapmış gibi görünmektedir. canlı hayal gücü. Bu görüş doğru olmamakla beraber. dört unsur (kök eleman) teorisi son derece önemli olacaktır. İki kuvvet ise daha şairane olarak sevgi ve nefret olarak adlandırılmış olan çekme ve itme kuvvetleridir. ışık saçan cisimlerin yaydıkları bazı şeylerin gözlerden çıkan ışıklar ile karşılaştığı fikrine vardı. Fakat daha sonraki Yunan âlimlerinin ona duydukları şükranın doğru bir yanı var mıydı? Yoksa Empedokles. yalnızca bir efsaneden biraz daha öte bir kişilik miydi? Empedokles’in Yunan bilimine bazı orijinal katkılarda bulunduğu bir gerçektir. Empedokles ayrıca ışığın uzayda ilerlemesinin belli bir zaman aldığını düşündü. Parmenides’in “boş gibi görünen yer vakum değildir” şeklindeki fikrini desteklemeyi sağlayacak bir gözlemdi. su altına hapsedildiğinde baloncuklar oluşturduğunu fark etti. hava. Gözlemleri neticesinde.

Son olarak. çekim (“sevgi”) kuvvetinin etkisiyle kısmi ve gittikçe artan bir karışma oldu. Darwin tarafından Origin of Species (Türlerin Kökeni) adlı meşhur eserinin girişinde zikredilmiştir. zira Pithagorasçıların aksine Yer'in küre şeklinde olduğuna inanmamıştı. Empedokles'in su saati içindeki suyun hareketini örnek alarak. Buna rağmen.manlar. Üçüncü aşamada elemanlar birbirlerinden tamamen ayrıldılar. Empedokles'in bu aşamaları devirli (cyclic) bir süreç olarak mı yoksa yalnızca bir kere meydana gelmiş bir süreç olarak mı düşündüğü pek açık değildir ve hâlâ tartışma konusudur. Bu görüş. Empedokles. Ege'nin kuzey sahillerinin gelişmiş bir limanı olan Abdera şehrinde doğdu. kanın vücut içinde gelgit hareketi yaptığını ileri sürmüş olduğunu belirtmek gerekir. Empedokles. Bu fikir daha sonra gelenler tarafından birbiri içine geçmiş küreler dizisi şeklinde geliştirildi. Güneş'i. bir anlamda bir evrim ve doğal seleksiyon doktrini olup. önce hayvanların değişik kısım ve organlarının şekillendiğini ve bunların daha sonra bir araya geldiğini ileri sürdü. şüphe edilmeyecek olan şey. Yer'in yüzeyi tarafından yansıtılan gün ışığının görüntüsü olarak düşündü. çevreye uyumlu ve üreyebilen yaratıkların ortaya çıkması ile doğal seçim (seleksiyon) durmaktadır. bu kristal küre üzerine yerleştirilmişti ve aynen gezegenler gibi ateş parçalarından oluşmuştu. Bu düşünce. bunlar yavru üretebilmiş ve hayatta kalabilmişlerdi. Darwin'in evrim teorisi ise tam burada başlamakta ve kalıtımın etkileri işin içine girmektedir. Ancak. Perslerin Lidya’yı işgali sonucu oradan kaçan insanlar tarafın- 87 . Yıldızlar. evrenin bir kristal küre olduğu inancı mevcuttu. çevre ile uyum sağlamış olan. 1630 yılına kadar genellikle doğru olarak kabul edilmiştir. ilk zamanlarda canavarlar meydana gelmiş —canavarlar hakkında anlatılan efsanevi hikayelerin sebebi budur— fakat çevreye uyum sağlayamadıklarından yaşayamamış ve üreyememişlerdi. Buna göre. tatmin edici şekillerdeki canlılar ortaya çıkmış. Bu şehir. Yunan Atomistleri Yunan atom teorisi.ars olan kaya kristali olduğu için. Dördüncü aşamada ise. Bu görüş Parmenides'te de vardı. evrenin gelişmesindeki dördüncü aşama ile ilgilidir. bir cins ku. Güneş tutulmasının Güneş ışığının Ay tarafından engellenmesi neticesinde oluştuğunu söyleyerek doğru açıklamayı verdi. Daha sonra. Empedokles bu açıklamayı Güneş’e de uyguladı. uzaklaştırıcı kuvvetin (“nefret” kuvveti) etkisiyle gittikçe birbirlerinden ayrıldı. Fakat Empedokles'te. Empedokles'in evrenin küre şeklinde ve madde ile dolu olduğuna inanmış ve evrenin onu çevreleyen saydam bir küre içinde bulunduğunu düşünmüş olmasıdır. Empedokles'in bir diğer ilgi çekici fikri de. O zamanlar bilinen tek ve gerçekten saydam madde. Ay'ın Güneş ışığını yansıttığı için parladığını anlamıştı.

çok rahatsız edici bir durumdu. Parmenides. Bunlardan birincisi Abdera’da yaklaşık MÖ 500’de doğduğu ve MÖ 404 yılında çok yaşlı olarak öldüğüdür. Böylece. Hindistan’a gittiğini iddia etmişlerdir. bunun pek muhtemel olmadığını göstermiştir. o zamanlar olağandışı bir durum değildi. kendisine bir servet miras kalmış ve o da. İran’a veya hatta daha da öteye. Aristoteles de daha sonra bunu varsaymıştır. Bu sonuncu rivayet onu. var olmayan haline gelirdi). bu teori Leukippos ve Demokritos’un geliştirdikleri teoriden ziyade Yunanlıların dört unsur teorisine benzemekteydi. atom teorisinin kaynaklarının Doğu'dan geldiğini göstermeye çalışmak gayesiyle ortaya atıldığı tahmin edilmektedir. Gerçekten de. bilgiyi aramak için Akdeniz bölgesi içinde sık sık yolculuğa çıkmaktaydı. milattan önce beşinci asrın ortalarından itibaren Parmenides'in evrenin" başlangıcını açıklama teşebbüslerinin başarısızlığa mahkûm olduğunu düşünmekteydi. Yunan atom teorisinin Yunanistan'da doğduğunu. ancak utangaçlığı yüzünden onunla tanışmaya cesaret edemediğini söyler. Anaksagoras ve şüp- 88 . kozmosun kaynağını temel maddelere dayanarak açıklama teşebbüsleri başarısız olacaktı. Bu. Aristoteles haklı olabilir. Bu söylentilerin. Doğum tarihi hakkındaki bilgiler ne olursa olsun. Demokritos hakkında iki rivayet vardır. çünkü böyle bir açıklama değişmeyi içermekteydi. zira bazı filozoflar. Felsefi düşünceye sahip Yunanlılar. gerek daha önceki fikirlerin gerekse Parmenides ve Zenon’un öğrettiklerinin bazı yönlerine gösterilen tepkinin doğal bir gelişimi olduğunu varsaymak için yeterince çok sebep vardır. Sokrates ile çağdaş kılmaktadır. Teorisi ise. öğrettiklerine dair hiçbir şey —ne bir kitap. onun "nesnelerin özü olan varlığın değişemeyeceği” şeklindeki öğretisi ile bağlantılıydı (zira değişseydi. İkinci ve daha muhtemel olanı ise. Ancak bazı yazarlar.dan kurulmuştu. Demokritos’un bize söylediklerinden. Hindistan’da da bir "atom teorisi”nin bulunduğu kabul edilmekte ise de. MÖ 460’lardan önce doğmadığıdır. Demokritos'un Doğuya. Leukippos teorisini bu şehirde açıklamış ise de. Leukippos un öğrencisi ve yeni öğretinin en hünerli savunucusu Demokritos üzerinden bize ulaşmıştır. gerek kendisini gerekse diğer birçok kişiyi memnun edecek bir şeyi gösterdi: hiçbir şeyin var olmayandan yani hiçten var olamayacağını ispat etti. onun tam olarak ne öğrettiği ve fikirlerinin kaynağının ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. İlk Yunan atomisti Leukippos. Bu görüşü. ne de bir metin parçası— günümüze gelmemiştir. yabancı ülkelerde araştırma yapmaya karar vermiştir. Leukippos un lyonya felsefesine ait fikirleri —özellikle evrenin oluşumuyla ilgili olanları— öğrettiği anlaşılmaktadır. Sokrates'i görmek için Atina’ya gittiğini. Zira son araştırmalar. Milet'i terk ettikten sonra yaklaşık MÖ 478’de Abdera’ya yerleşmişti. Zaten Demokritos. Bu.

işaretlerin benzer şekilde hava ile taşınması sonucunda meydana gelirdi. Maddelerin birbirlerinden farklı olmaları. Tat ve koku alma. bu küresel kabarcık tek değildi. Leukippos -Demokritos teorisi yalnızca iki şeyin — atom ve boşluğun— var olduğu ilkesine dayanmaktadır. Atomlar katı maddelerdi. dokunma. Hepsi değilse bile pek çoğu görülemeyecek kadar küçüktü. bunların hepsi atomların davranışlarının sonucuydu. büyüklük ve içerik bakımından farklıydı. Bir atom kümesini meydana getiren atomlar birbirlerinden ayrılınca bir boşluk oluşurdu. Demokritos'a göre bu ihtiyaç. bunlar birbirlerine takılır ve bir cins zar meydana getirirlerdi. atomların ağırlığından bahsetmemesi ilgi çekicidir: bu husus daha sonra Epikuros tarafından teklif edilecekti. hava atomlarının da bu izleri kulağa taşımasıyla gerçekleşmekteydi. diğerinde hayvanlar vs. Bunların hepsi. Bu zar. bu bütünleşme yalnızca onların hareket özgürlüğünü kısıtlamaktaydı. Atomların hareketi bir "ihtiyaç” sonucunda oluşmaktaydı. zira başka hiçbir şey mevcut değildi. bulunmayabilirdi. Dokunma ise tat alma gibi bir temas mekanizmayıydı. İyonyalı Epikuros’un atom teorisinde ise. atomlar birbirlerine değecek kadar birbirlerine yalan olabilirdi (o zaman. Ancak. bir cismin içine girdiklerinde atomların bireysel hareketleri durmamakta. küre şeklinde bir kılıftı ve içinde bizim evrenimizi barındırmaktaydı. bir boşluk denizi içindeki madde parçalarından meydana gelmektedir. Diğer taraftan Demokritos'a göre. 89 .hesiz başkaları da bu çıkmazdan kurtulmanın yollarını aramış ama bulamamışlardı. Böylece evren. yoğun ve katı bir madde oluşurdu) veya aralarında belli bir uzaklık bulunurdu (bu durumda madde yumuşak ve bükülgen olurdu). Atom teorisinin açıklayabildiği günlük olaylar yelpazesi çok genişti. atomların hepsi görülemeyecek kadar küçüktü. Demokritos’un. Ancak hepsi bu kadar değildi. Birinde Güneş olmayabilir. Ayrıca. Atomları herhangi bir yolla bölmek veya parçalamak ve atomun içine girmek mümkün değildi. sonsuz şekil ve sayıdaydılar. bu evrenler birbirleriyle çarpışabilir ve yok olabilirlerdi. Tat alma olayının gerçekleşmesi. Bu böyle olmalıydı. Bütün atomlar boşluk içinde sürekli olarak hareket etmekteydi. başka evrenler de var olabilirdi. atom teorisi olarak görünmekteydi. Duyma olayı. Bir sonraki yÜ2yılda Atina'da. bizim evrenimizin yanında. Boşluğun büyüklüğü ve atom sayısı sınırlı olmadığına göre. Benzer atomlar bir araya gelmeye eğilimli olduklarından. görme ve duyma. farklı şekildeki atomlardan oluşmuş olmalarından veya aynı şekildeki atomlardan oluşmuş olsalar bile bu atomların düzenleniş tarzlarının farklı olmasından kaynaklanmaktaydı. küresel başka kabarcıklar. maddenin atomları ile ağız atomlarının doğrudan teması ile olurdu. Çıkmazdan kurtulmanın tek yolu. Görme ve koku alma. atomlardan ve boşluktan meydana gelmişti. Zaman zaman. ses atomlarının çevredeki havanın atomları üzerine izlerini bırakmasıyla. Etrafımızda gördüğümüz her şey. dış şartlara bağlı olmayan ve içten gelen bir sebepti.

Bu teori. dikkatli ölçümler ve kesin kimyasal analizler üzerine kurulmuştu. Her ne kadar bu şiir bilimsel bir şiir olmasa da. Ancak atom teorisi. Temelleri on dokuzuncu yüzyılda atılan bizim teorimiz. De- 90 . Bu yüzden. ölümle birlikte. Demokritos'un atomları. ancak birbirlerine bağlanamayan atomlardan oluşmuştu.Atom teorisi daha geniş olaylar dizisini de açıklayabilmekteydi. yalnızca onları önceden tahmin etmedeki becerimize tesir etmekteydi. Atom teorisi. Yaşamayı sağlayacak ruh kalmadığı için. Vücudu terkettikleri zaman ölüm vuku bulmakta ve geride hiçbir şey kalmamaktaydı. Cezbedici yönleri bulunsa da. bir bilimsel spekülasyon denemesiydi. öğrencisi Platon'a göre "en iyi. Modern atom teorisinden dikkate değer ölçüde farklıydı. Fakat esas itibariyle. Yunan filozoflarının belki de en ünlüsü. Demokritos'un atomları Yunan biliminin ana akımı içinde hiçbir zaman kalıcı bir yer edinemedi. ruhun atomları vücudu terk etmekte fakat bu ayrılma çok yavaş olmaktaydı: cesetlerde tırnak ve saçların bir müddet daha uzamaya devam etmesinin sebebi buydu. Epikuros'un felsefi doktrinlerinde saklı kaldı ve sonunda unutuldu. Her ikisi de. Ateş ve insan ruhu da atomlardan yapılmıştı. olayların önceden belirlenmesini önlememekte. Çünkü Yunan teorisi. atomların varlığını kabul etti ve atomlar onun materyalist felsefesinde yer aldı. spekülasyon üzerine değil. Romalılara Epikuros'un felsefesini tanıtmaktaydı. yani yaşamın özüydü. Ancak rastlantı. Bu yüzden. zekice tasarlanmış mantıklı bir teori olup birçok olayı açıklamaktaydı. Yunan atom teorisi ile modem atom teorisini birbiriyle karşılaştırmamak gerekir. Gerçekten de kendisi çok önemli bir şahsiyettir ve Yunan düşüncesinde oluşturduğu dönüm noktası sebebiyle. her şey önceden belirlenmişti. Ruhu meydana getiren atomların görevi vücut ısısını yaratmak ve vücudun hareket etmesini sağlamaktı. Epikuros. Sokrates ve Sonrası Şimdi Yunan biliminin gelişimini incelemeye biraz ara verip. Ruhun atomları dağılmakta ve her şey bitmekteydi. Yunan filozofları genellikle Sokrates öncesi ve Sokrates sonrası olmak üzere ikiye ayrılır. hem yeni hem de materyalist bir doktrindi. Demokritos’a göre her şey atomlar arasındaki basit bir etki-tepki neticesinde oluştuğundan. küre şeklinde. çok hızlı hareket eden. Romalı Lucretius'un (Titus Lucretius Carus) milattan önce birinci yüzyılda yazdığı uzun açıklayıcı şiiri De Rerum Natura’nın (Nesnelerin Doğası Hakkında) ayrılmaz bir parçasıydı. her ne kadar parlak olursa olsun deneye dayalı tekniklerin sonucu değildir. hayat için gerekli kuvvet. ölümden sonra hayat da yoktu. Rastlantı da muhakkak ki rol oynamıştı. en akıllı ve en dürüst insan'' olan Sokrates (MÖ -470399) üzerinde duralım. Dolayısıyla atomlar. Ayrıca.

Bu suretle insanlar. Bu tartışma metodunda. tahmine ve deneye dayanan başka bir metod geliştirdi. Sokrates'in “Sokratik Metod” ile öğrettiği iyi nitelikler dürüstlük ve ılımlılıktı. onun öğretisini kutsallaştırdı. açık ve mantığa dayalı bazı kurallar vasıtasıyla karmaşık bir argüman geliştirilmekteydi.mokritos’un kendisiyle tanışmak istemesine şaşırmamak gerekir. varsayıma. iyi vatandaşlar olarak. Hakikaten de. önceki bilgilerine dayanarak cevap bulabilecekleri sorular sorarak rehberlik etmekteydi. Bunun neticesinde. Birçok suçlamadan dolayı —ki bunların arasında Atina gençliğini "yoldan saptırma" da vardı— mahkemeye çıkarıldı ve ölüme mahkûm edildi. Sofistlerin ciddiyetten uzak ve şüpheci olmaları ve mutlak ahlaki değerleri öğretememeleriydi. insanın çeşitli ihtiyaçlarından doğan soyut ve teorik argümanları kullanma eğilimi belirdi. Bu mantık metodunu —ki matematik bilimi için çok değerlidir— yaygınlaştırdığı için Sokrates ve Platon'un çalışmalarının doğa bilimlerinin gelişmesine zarar verdiği sık sık ileri sürülmüştür. onun sonradan meşhur olmasında etkili oldu. Ama Sokrates çoğu zaman alaycı. Sokrates. basit bir tecrübeye dayanan ve aksi iddia edilemeyen bir ifadeden çıkılarak. Bu uygulamayı iğrenç bulmakla beraber. tenkitlerinde korkusuzdu. Platon ve Ksenofon onun düşüncelerini daha sonraki kuşaklara aktardı ve Sokrates'in şehit edilmiş olması. bu Yunanlı profesyonel öğretmen ve yazarların müşterileri. barış içinde ve mutlu yaşamayı öğrenecekti. Gerçekten de. İlk bakışta Sokrates'in etkisi yıkıcı gibi görünürse de. doğa âlemi Sokrates kurallarına —ki sonradan Platon tarafından geliştirilmişti— göre araştırılmaya başlandı. toplum hayatında başarı arayan zengin çocuklarıydı. iyi niyetine rağmen birçok düşman edindi. diyalektik metodu o bulmuştur. olayları dikkatle incelemek ve bunlan açıklayacak varsayımlar ileri sürmek yerine. ahlakı ve insanlar arasındaki ilişkileri inceleyerek daha yararlı olabileceklerine inanmaktaydı. Sofistlere şiddetle karşı çıkmıştı. Talep ettikleri yüksek ücretlere bakılırsa. onlara karşı olmasının esas sebebi. Sokrates'in Sofistlere karşı çıkmasının sebebi. 91 . gerçekte o kadar da kötü olmadı. nesiller boyunca Atinalı düşünürlere yüksek ahlaki değerleri ve gerçek sevgisini aşılamış gibi görünmektedir. Bu öğretinin Sokrates dönemi bilimi ve Sokrates sonrası filozofların çalışmaları üzerindeki etkisi ne oldu? Sokrates. Batı bilimi kendisini bu metottan ancak on altıncı yüzyılda kurtardı ve bunun yerine gözleme. Bu diyalektik bir metoddu ve bunu uygularken öğrencilerine. talep ettikleri aşın yüksek ücret değildi. Diğer bir ifade ile. astronom ve meteorologların çalışmalarına karşı çıktı: fiziksel dünyayı açıklamaya çalışanlara ayıracak zamanı yoktu ve bu kişilerin. Sokrates'in Yunan ve hatta dünya felsefe tarihinde çığır açtığı düşünülür. özellikle yüksek onuru ve hayata kırgın olmaması. Sokrates'in ölümündeki şartlar. doğa âlemini açıklamada. Görülmemiş çirkinlikte bir insan olan Sokrates'in huysuzluk timsali Ksantippe adında bir eşi vardı.

İşler. Parasının büyük kısmını ya korsanlar tarafından esir alındığında veya Aristoteles'in söylediğine göre Bizantium'da (bugünkü İstanbul) gümrük memurları tarafından dolandırıldığında kaybetti. Yine de. Bunlar. Ancak yalnızca spekülasyon ile uğraşmaya son verme zamanının geldiği de söylenebilir. Sokrates'in çağdaşı olan Sakız Adalı Hippokrates. Spekülasyon. problemi daha basit bir probleme indirgemiş. Sakız Adalı Hippokrates Hippokrates adı. göreceğimiz gibi. diğeri ise yine İyonyalı olan ve Sakız Adası'nın 200 km. İskenderiye’nin yükselişine kadar. bunu çözmüş ve elde ettiği sonucu. kendinden sonra gelen filozofların daha gözlemci ve daha tenkitçi olmasını sağlamasıydı. çok düzensiz bir bilimdi ve spekülasyon çok ağır basmaktaydı. Spekülasyon olmasaydı az ilerleme kaydedilecekti. Kübün iki katını alma problemi. Ancak. Hippokrates bunlardan birincisini çözdü ve İkincisini çözmede büyük mesafe kaydetti. Atina. doğal âlemi bilimsel olarak tanımlama yolundaki ilk teşebbüsler ile karşı karşıya geldik. kübün iki katının alınması. Aristoteles onun saf bir kişi olduğunu da söylemektedir. hacmi eldeki kübün hacminin iki katı olan ikinci bir kübün kenar uzunluklarını belirleme problemiydi. bilimsel fikirlerin gelişmesinin bu kadar erken bir aşamasında çok fazla spekülasyon yapılmasının kaçınılmaz olduğunu kabul etmeliyiz. Bu metoda göre Hippokrates. İster mağdur ister saf. İyonya bölgesindeki Sakız Adası'nda (Chios) doğmuş olan matematikçi Hippokrates. matematikçiler üç problem ile karşı karşıyaydı. onun bu problemi geometrik indirgeme adı verilen bir metod kullanarak çözdüğünü söylemek yeterlidir. yaklaşık ikiyüz yıl. Yunan dünyasının en önemli matematik merkezi olmuştu. dairenin kareleştirilmesi ve bir açıyı üç eşit parçaya bölme problemleriydi. Atina’da bir matematik ekolü kurmuş ve onun tesiriyle. başlangıçtaki daha zor problemi çözmek 92 . güneyindeki İs tan köy (Cos) Adası’ndan gelen hekim Hippokrates idi. devam etti. Hippokrates'in bu problemi nasıl çözdüğünü ayrıntılarıyla okuyucuya vermek gereksizdir. birçok okuyucuya belli belirsiz Yunan tıbbini çağrıştırır. Hippokrates Atina'ya ilk gittiği zaman. Bunlardan birincisi. Ancak bu. belli bir ihtiyat gösterilmesi gereken aşamaya gelmişti.İyonyalı filozofların ve onları izleyenlerin bilimsel görüşlerini açıklarken. dikkatli gözlemlerle azaltılmalıydı ve belki de Sokrates'in tutumunun sonuçlarından birisi de. onun yetenekli bir geometri bilgini olduğuna şüphe yoktur. tıp deontolojisi ve “Hipokrat Yemini” ile ilgili olarak. Hippokrates aslen tüccardı. Ancak milattan önce beşinci yüzyılda Hippokrates adını taşıyan iki Yunan bilim adamı vardı. Atina'nın bu durumu. Ancak bu tutum. Yunan biliminde herhangi bir duraklamaya yol açmadı.

Tamamen geometriye dayalı bir sonuç almayı başaran ilk matematikçi ise. Istanköylü Hippokrates ve Yunan Tıbbı Geleneğe göre Yunan tıbbının kurucusu. sonraları modern tıbbın sembolü olan ve üzerinde birbirine sarılmış bir çift yılan taşıyan asanın ilk asa ile ilgisi olmaması gariptir. An tifon bu alanı. Homeros'un İlyada!da bahsettiği Asklepios'dur. Ancak. Ay’ın ilk ve dördüncü dördünlerinde aldığı şekle benzemesinden dolayıydı. Arkhimedes (Aşimed) de başka bir çözüm bulmuştu.için kullanmıştı. milattan önce beşinci yüzyılın son on yıllarında sayıca çoğalmış olan teorem ve ispadarı sınıflandırmadaki ilk teşebbüstür. etrafına yılan sarılmış bir asa ile resmedilmişti. sadece 93 . geometriyi kesin ve tam olarak açıklayan ilk eser. esas olarak dairenin alanını bulma problemiydi. Çözümünü ayrıntılarıyla burada vermek yine lüzumsuz olmakla birlikte. Bununla birlikte. Hippokrates'in çağdaşı olan Sofist An tifon (Antiphon) tarafından tasarlanmıştı. tedavi sanatını insan başlı at şeklindeki mitolojik yaratık Chiron'dan öğrenmiş ve elindeki bu sanat ile tüm insanları ölümsüzleştireceği düşüncesiyle Zeus tarafından bir yıldırım darbesiyle öldürülmüştü.lides zamanında yani yaklaşık yüz yıl sonra. Hippokrates bunu hesaplamak için en iyi yolun “yarım ay "ın ( ) alanı- nı bulmak olduğuna karar verdi. yoksa Pithagorasçılardan mı aldığı bilinmemektedir. ök. bu problemi çözmedeki başarısına dayanmaktadır. Asklepios genellikle. Bu kolay bir iş değildir. kullandığı metodun doğrularla sınırlanmış bir şeklin alanını bulmak ve daha sonra bu alanın “yarım ay "m alanına eşit olduğunu geometrik olarak ispat etmekten ibaret olduğunu belirtmek gerekir. daha sonra Apollo'nun oğlu olarak tanrılaştırılmıştı. Bu teşebbüsü. Hippokrates. metodunu bir dizi ispat edilmiş ara kademeler kullanarak geliştirmek zorunda kalmış ve sonunda amacına ulaşmıştır. Asklepios. Bu metodu Hippokrates'in kendisinin mi icat ettiği. Dairenin kareleştirilmesi ile ilgili ikinci problem. yazılacaktır. elli yıl sonra Hippias olmuştu. gününün Yunan geometri bilgisini bir sistem dahilinde biraraya toplamıştır. Homeros devrinde kusursuz bir hekim olan Asklepios. Bu şeklin “yarım ay” olarak adlandırılması. Bununla beraber elde ettiği sonuçların ona dairenin alanını hesaplamayı sağladığını iddia etmek yanlış olur. O ayrıca. Hippokrates'in şöhreti zamanın matematikçilerinin karşı karşıya oldukları problemlerle uğraşmada gösterdiği başarıyla sınırlı değildir. Hippokrates'in şöhreti. Aslında Asklepios'un elindeki asanın tıbbi bir anlamı yoktur. Problemin kısmi çözümü —ki Aristoteles tarafından küçümsenerek sözedilmektedir— Atina'da. daire içine çizilmiş çokgenlerin alanlarını ölçerek elde etmişti.

Tapınakta cerrahi müdahale yoktu.tanrıların habercisi ve ticaretin hamisi olan Hermes veya Merkür'ün sihirli değneğini temsil etmektedir. Dolayısıyla. birçok hastalığa uygun olduğu düşünülen dini merasim şeklinde bir cins tedaviyi öngörmekteydi. uygulanan tedavi esasen psikolojikti. vücut içindeki ve dışındaki havanın önemini vurguladılar. Kurucusu muhtemelen dört unsur (kök eleman) teorisi ile tanıdığımız Akragas’lı Empedokles idi. Bu tip tapmak tedavisi Yunan icadı değildi ve Alışır'da uygulanmıştı. Tapmakta ilaç kullanımını sınırlıydı. hareket ve vejetatif fonksiyonları birbirinden ayırt eden ilk kişi olma şerefini taşımaktadır. Bunlar. Alkmaion. Bu devrede görülen rüyalar Asklepios rahipleri tarafından yorumlanmakta ve tedavi olanlar tapmağa hediyeler sunmaktaydı. Daha önce gördüğümüz gibi. Yine de. ot toplamak veya kök sökmek. Sicilya tıp ekolüydü. Asklepios'un gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmemekle beraber. Bir tarihçinin pek yerinde olarak ifade ettiği gibi. tıbbın psikolojik cephesine her zaman ağırlık verdiği gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır. Yunan tıbbının. bu geleneğin Mısır’dan kaynaklanmış olduğu düşünülebilir. İlaçlar başka yerlerde ve hekimler tarafından tavsiye edilirdi. Yunanlı hekimler. (ç. İkinci Yunan tıp ekolü. Toplama işleminin uygun zamanlarda —geceleri veya Ay'ın belli evresinde—yapılması gerektiğine de inanmışlardı.n) 94 . Buna göre. Empedokles’in öğrencilerinden Akron ve Filistion. Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren Yunan tıbbında belli başlı dört ekolü vardı. bu ekolün üyesiydi. Kendisi duyu. uyuyan kaplanın sırtından tüylerini koparmaya benzemekteydi. büyülü şarkılar eşliğinde gerçekleştirilmekte ve oldukça tehlikeli addedilmekteydi. biraz da teori bulunmalıydı. bu bilgiyi devralmak ve uygun dozu belirleyerek doğru uygulanmasını sağlamaktı. Tıp teorisi ile ilgilenen astronom Filolaos da. özel tapmaklarda yaşatılmış olan bu kült. kök sökücüler (rhizotomoi) tarafından yıllar boyu toplanan bitkisel drogları kullanmaktaydı. tıbbın yalnızca uygulanması ile yetinmemişti. 79). Bu işlem ayrıca. kültünün yayılmış olduğu anlaşılmaktadır. bitki ve kökleri tıpta olduğu kadar büyücülükte de kullanmak için toplamışlar ve bir müddet sonra bunların etkileri hakkında zengin bilgi sahibi olmuşlardı. farklı Yunan düşünce ekolleri. temizlenmek için yapılan banyoyu bir dinlenme devresi olan "kuluçka devresi" takip etmekteydi (Resim s. Bu işlem yalnızca uygun önlemler alındığında tehlikesizdi. Elbette ki Yunan aklı. sağlığın vücut içindeki kuvvetlerin dengesine bağlı olduğunu öğretmiş ve o zaman için alışılmamış bir şekilde. Hekimin görevi. beynin duyuların merkezi olduğunu düşünmüştü. Bunlardan birisi Pithagoras tıp ekolüydü ve lideri Krotonlu Alkmaion idi. Akron'un sağlığı korumak için uygulanacak bir dizi kural kaleme aldığı da zannedilmekte* Yaşamayı ve büyümeyi sağlayan. âleme kendilerine has tarzda bakma eğilimindeydi ve bu durumun tıpta da görülmesi şaşırtıcı değildir.

Merkezi Abdera'da olan dördüncü tıp ekolünde ise. Kemikleri tanımakla beraber. Bu ekolün liderlerinden atomist Demokritos —ki kendisi İstanköy'lü Hippokrates'i tesadüfen tanımış olabilir— tıp biliminin diğer yönleri ile de uğraşmanın yanında bugün psikosomatik tıp olarak adlandırılan konu ile de ilgilenmişti. Fakat. kan ve safra gibi . İstanköy ekolünden değil Knidos ekolünden gelmiş gibi görünmektedir. Bu yüzden Hippokrates Külliyatını oluşturan her kitabın içeriğini ayrıntılı olarak vermenin yeri burası değildir. genel bir bilim tarihi kitabıdır. İstanköy ekolü ise. Knidos'taki (Datça) tıp ekolünün mensupları ilgilerini belli hastalıklar üzerine yoğunlaştırmış. meslektaşlarının ve öğrencilerinin Istanköy'de öğrettiği bilgiler. Ancak birçoğunun. onu rasyonel bir temele oturttular. İstanköy'deki tıp ekolü hakkında bazı şeyler söylenmelidir. Elinizdeki kitap bir tıp tarihi olmayıp. hastalan belirli bir yönteme göre tedavi edebilmek için. Bu şehirler birbirlerinden birkaç kilometre uzaklıkta olup Kerme Körfezi ile ayrılmışlardı. ebelik ve kadın-doğum hastalıklarında uzmanlaşmıştı. klasik tıbbın ilk merkezi olduğunu söylemek herhalde doğru olur. yaklaşık MÖ 460’da bu şehirde doğdu. Bu dört tıbbi düşünce ekolü erken döneme ait olup. Bu teorinin insan ve hayvan vücudunda. biri Knidos'ta diğeri İstanköy’de bulunan ve tıp eğitimi veren iki merkeze bıraktılar. vücudun işleyişi hakkında genel bir yaklaşımları olmalıydı: böylece "hıltlar" (humours) veya "vücut sıvıları” teorisini ortaya koydular. Hippokrates'in bizzat kendisi tarafından yazılmış olduğu tahmin edilmektedir. altmış kadar önemli metinden oluşan "Hippokrates Külliyatı"nın içinde yer alır. Üçüncü ekol. özellikle beden eğitimi ve perhizin tıpta uygulanmasına önem verilmişti.dir. Hippokrates. bazı anatomik disseksiyonların (kadavraları keserek inceleme) yapıldığı Iyonya tıp ekolüydü. Bunların arasında en tanınmışı olan İnsanın Tabiatı’nın Hippokrates'in damadı Polibios'a ait olduğu kesindir. Bu ekolün diğer bir üyesi Herodikos idi ve kendisinin Hippokrates’in hocası olduğu söylenir. İstanköy ekolünün. Milattan önce beşinci asrın son birkaç on yılına ait olan bu metinlerin daha sonra İskenderiye'deki Yunan âlimleri tarafından biraraya toplandıkları tahmin edilmektedir. Hippokrates’in muazzam şöhreti ve öğrettiklerinin ortaçağa kadar uzanan sürekli tesirleri gözönüne alındığında. Bu. hangilerinin başkaları tarafından yazıldığını kesin olarak tesbit etmek güçtür. Ancak bugün bu külliyatın hangi kısımlarının Hippokrates. Her şeyden önce anatomi bilgisinin çok sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir. İstanköylü hekimlerin iç organlar hakkındaki bilgileri fazla değildi. daha genel bir yaklaşım benimsemiş ve çeşidi tıp konulan ile meşgul olmuştu. Külliyatı oluşturan eserlerden bazıları. Hippokrates zamanında (milattan önce beşinci asnrın sonu ve dördüncü asrın ilk birkaç on yılında) yerlerini. Hippokrates'in kendisinin. Yine de. yeni bir fikir olmamakla birlikte.

Böylece hastalıklar ve hummalar. Bir veya ikisinin fazlalığı vücutta bir takım fiziksel düzensizliklere sebep olmaktaydı. flegmatik (yavaş hareket eden. bilhassa göğüs hastalıklarının ve sıtmanın çeşitli tesirlerini tanımak için büyük çaba gösterildi. Havalar. Bu sınıflandırma. Empedokles’in dört unsuru (kök elemanı) da. Böylece hekim. kara safra. Gerçekten bazı fiziksel durumlar sıvı salgılanmasını da beraberinde getirmekteydi. ıslaklık. sağlığı vücuttaki dengenin ürünü olarak gören Pithagorasçı görüş ile birleşerek adı geçen doktrine götürdü. Muayene sırasında hekimlerin nabız ölçmeye ender olarak başvurduğu anlaşılmaktadır. uyuşuk. melankolik (üzgün. Hastalan dikkatle muayene etmelerine rağmen. tedavide mühsillerden. burun akması baş üşütmesine. milattan sonra ikinci yüzyılda. kusturuculardan. diğer hastalıkları maskelediği veya en azından belirtilerini farklı gösterdiği için hekimlere ciddi güçlükler yaratan bir hastalıktı. 271).n) 96 . Sonuçta. Bu sıvılar dört keyfiyet (nitelik) ile birleştirildi ve sağlıklı bir insanda bunların hepsi denge içindeydi. Hippokrates hekiminin görevi doğanın iyileştirici kudretini kullanmaktı ve tedavi. Akdeniz bölgesinde yaygın görülen bir hastalık olduğundan Hippokrates hekimleri sık sık bu zorluklarla karşılaşmışlardı. Beldeler başlığını taşıyan bu eserde Hippokrates. Ancak bunların değişik cinslerinin. gevşeme. bu teorinin Hippokrates versiyonunda rol oynadı ve bu dört unsur yanında dört keyfiyet veya nitelik —kuruluk. arpa suyu. san safra ve balgam olmak üzere dört vücut sıvısının bulunduğu düşünüldü. ateşli hastalığı teşhise (diagnoz) önem vermeleriydi.çok önemli sıvıların bulunduğunun gözlenmesiyle ortaya çıktığı şüphesizdir. hekim Galenos bu doktrine dört mizacı ekleyerek genişletti ve insanları. vücut sıvılarının ve niteliklerin dengesizliği olarak addedildi (Resim 8. rahatlık veren banyolar. Eser tamamıyla yeni bir ° Bir madde veya bitkinin sıcak su içinde bekletilmesi veya kaynatılması neticesinde elde edilen sıvı. Bu gözlemler. açlık perhizinden ve hatta kan almadan (hacamat) faydalanacağı gibi iyileşmenin doğal olarak meydana gelmesi için acıyı dindiren. çabuk tepki gösteren) olmak üzere dört sınıfa ayırdı. Daha sonra. Sular. sıcak ve soğuk—yer aldı. kanlı (sıcak ve cana yakın). kusma veya ishal ise farklı fiziksel durumlara işaret etmekteydi. durgun) ve kolerik (çabuk kızan. miskin). nabzın ateş ile değiştiğini fark etmemiş olmaları şaşırtıcıdır. dört vücut sıvısı ve Hippokrates'in dört niteliği ile tıpta on yedinci yüzyıla kadar kullanıldı. Bunun sebebi. çevre ve iklimin sağlık üzerindeki ve özellikle. Hastanın ruh sağlığı da ayrıca hekimin ilgisi dahilindeydi. salgın hastalıkların yayılmasındaki etkisini anlattığı gibi. bu husus gözönünde bulundurularak yapılmaktaydı. Netice itibariyle. vücutta kan. yerel su ve yiyeceklerin ve hatta insanların tabiatından bahsetmektedir. belki de ateşli hastalığın seyrini tahminden (prognoz) çok. Tıbbi klimatoloji hakkında ilk bilimsel eseri yazan kişi de Hippokrates idi. (ç. masaj. bal enfüzyonları tavsiye etmekteydi. Sıtma. şarap. Sıtma.

Bugün bile. ona refakat edenlerin ve etrafindakilerin işbirliğini de sağlamaya hazır olmalıdır. 97 . Sokrates'in öğrencisi ve yakın dostu olan. davranışlara rehber olarak benimsenen ve hekimin görevinin hastasının menfaati doğrultusunda çalışmak olduğunu ve aralarındaki güvenin kutsallığını vurgulayan "Hippokrates Yemini”ni hatırlatmaktadır. her ne kadar sosyal yapısı biraz değişmiş olsa da Atina. bozgundan bir sene sonra. Hitabet. MÖ 431 'den 404'e kadar Atina ile İsparta arasında. Fırsat çabuk kaçar. hekimler tarafından. Hippokrates ve onun izleyen hekimlerde bilimsel tıbbın Batı daki ilk işaretlerinin görüldüğü doğrudur. yaratıcı düşünce ise Platon ve Aristoteles ile zirveye ulaştı. gerek Yunanistan’da gerekse başka yerlerde kendinden sonra gelen filozofları önemli ölçüde etkilemiş bulunan Platon (Eflatun)'dur. birçok kişi "Hayat kısa.araştırma alanı açtı. sanat uzundur. fakat aynı zamanda hastanın. tecrübe güvenilmez. MÖ 427 yılında muhtemelen Atina'da doğdu ve MÖ 348 veya 347'de yine orada öldü. konu ile ilgisi olmayan tüm felsefi düşünce ve sözleri reddetmişti. Platon Şimdi. tedavi ettiği vakaların kayıtlarını tutmuş. yeniden bağımsız bir demokrasi haline geldi. Atina'nın kesin mağlubiyeti ile sonuçlanan Peleponnes Savaşları yapılmaktaydı. Bundan başka Hippokrates. Hippokrates külliyatını oluşturan kitaplar içinde en popüler olanı. O zamanlar hüküm süren batıl itikadları. bu yüzden Atina. Atina’yı çevreleyen kırsal bölgenin tahrip görmesinden dolayı. derlenmesinden 2300 yıl Sonra. büyük toprak sahipleri artık hakim aristokrat sınıf olmaktan çıkmıştı. muhakkak ki aforizmaları içeren kitaptır. milattan sonra dokuzuncu yüzyılda İslam medeniyetinde yeniden canlanmış ise de Avrupa’da on altıncı yüzyıldan önce uygulanmamıştır. tıbbi rapor tutma geleneğini Batı'da ilk başlatan Hippocrates’tir. Ancak bu gelenek kendisinden sonra Batı’da ne yazık ki devam ettirilmemiştir. Demosthenes ile. takibeden yüzyılda hatırı sayılır bir maddi refah dönemi yaşadı. hüküm vermek zordur” şeklinde başlayan aforizmayı duymuştur. Sokrates sonrası filozoflar dönemine geçiyoruz. büyü ve saflığın hüküm sürdüğü bir alanda bilimsel yöntemleri kullanmıştı. Hippokrates’i eleştirenler bazen onu bireyi tedavi etmekten ziyade genel bilgi üretmekle suçlamışlar ise de. Gerçekten de. Hayatının büyük kısmı sıkıntılı devirlere rastladı. MÖ 403'te. Bunlardan birincisi. bu kayıtlarda. bilimsel bakış açısını telkin etmiş. Onların yerine yükselen tüccar sınıfı hem zengin hem de güçlüydü. Hippokrates ekolünün hedefini yüksek tuttuğu açıktır. başarı ve başarısızlıklarını gerçek bir bilim adamına yaraşır tarzda vermişti. çağlar boyu. Ancak. Hükümleri dikkatli ve ölçülüydü. Hippokrates." Bu cümle. Platon. Buna rağmen aşağıdaki ikinci cümle daha az tanınmıştın "Hekim yalnızca kendi görevini yapmaya değil.

Kendisi de aristokrat olan Platon, her zaman asaletinin bilincinde bir kişiydi. Buna rağmen,
kamu işlerine katılmamayı tercih etti. Bunu belki yönetimdekilere güvenmediği için belki de
hocası Sokrates gibi ahlak ilkelerine ve insanların iyi vasıflarına inanmadığı için yaptı. Belki de,
kendisini felsefe konusundaki araştırmalara kaptırmış olduğu için kamu işlerine girmedi. Sebep
ne olursa olsun, otuz yaşına gelince seyahat etmeyi kararlaştırdı, önce, İtalya'yı ve
Pithagorasçıları ziyaret etmek için Batıya gitti. Çiçero’nun rivayetine göre, önce Mısır'ı ziyaret
etti. Ayrıca Sirakuza’ya gitti ve Sicilya'nın politik hayatına karıştı. Sicilya’da iken Tarentum'lu
Arkhitas ile tanıştı. Arkhitas güçlü bir politikacı olduğu kadar, matematikteki "ortalamalar” ve
orantılar teorisine ve ayrıca müzik teorisine de önemli katkılarda bulunmuştu. Müzik teorisine
yaptığı katkılardan biri de şuydu: ses perdesi yükseldikçe —yani ses gittikçe daha tiz oldukça—
bu sesi veren hava sütununun veya titreşen telin frekansının arttığını gözledi. Arkhitas, çeşitli
bilimlerin temelleriyle de ilgilenmiş ve bütün bilimlerin temelinde “hesap sanatı"nın bulunduğunu ve hatta bunun geometriden daha da önemli olduğunu ileri sürmüştü. Hesaplamalara ve sayılara olan bu merakına rağmen Arkhitas, geometri ile de uğraşmış, kübün iki
katının alınması problemine getirdiği çözümle ün kazanmıştı. Bütün bunlar, Platon'un ileride
matematik eğitiminde ısrar etmesine sebep olacaktı: matematik eğitimi, akıl ile bilgi arasındaki
bağlantıyı kavramayı sağladığından, yönetici olmak isteyen herkes için gerekliydi.
Platon, MÖ 388'de Atina'ya geri döndü ve bu tarihten sonra tamamıyla bir filozof hayatı
sürdü, öğretime ağırlık verdi. MÖ 387'lerde şehrin Batı kapısının dışında, Cephissos kıyılarında
bir arazi satın aldı. Bu yer, Ispartalı Helen’i geri getirmek için Kastor ve Polluks’a yardım eden
efsanevi kahraman Akademos’tan dolayı, "Akademi" adıyla tanınmaktaydı. Burada muhtemelen
bazı yapılar, belki bir "museum' (müzlerin tapınağı anlamında), bir toplantı salonu, yemekhane
ve diğer odalar bulunmaktaydı. Ayrıca bir de zeytinlik mevcuttu ve dersler muhtemelen bu
zeytinlikte veya yapıların birinin saçağının gölgesinde yapılmaktaydı. Böyle bir okul yenilik
sayılmazdı: daha önce Mezopotamya’da, Mısır ve Yunanistan'da da okullar kurulmuştu. Ancak,
Akademiyi diğerlerinden ayıran özellik, "yüksek" öğretim (bugünkü lisans üstü eğitime benzer
bir eğitim) vermesiydi. "Yüksek” öğretim yalnızca Platon zamanında verilmedi, çok sonraları da
verilmeye devam etti. Akademi yaklaşık 900 yıl yaşadı ve ancak MS 529 yılında Bizans
İmparatoru Jüstinyen'in emriyle kapatıldı (Resim s. 80).
Platon'un "İdealar Teorisi” onun felsefi görüşünün tamamına hakim olduğu gibi, bütün
bilimsel spekülasyonlarını da etkilemişti. Esas olarak bu teori, gördüğümüz her şeyin,
duyularımızla farkına vardığımız her nesnenin "görünüş"ten başka bir şey olma-

98

dığını varsaymaktaydı. Temel bir gerçek var olmasına rağmen, bu bizim göremediğimiz bir
şeydi. Asıl gerçek, bir temel Form ya da İdea idi, sabit idi, değişken değildi. Bizim
gözlediklerimizde böyle bir sabitlik yoktu: bunlar, gerçek özün, Formun veya İdea’nm yetersiz
bir kopyasıydı. Böylece, biz bir kedi gördüğümüz zaman, gözlemlediğimiz şey asıl kedinin
mükemmel olmayan bir kopyasıydı: bizim kedimiz yaşlanacak ve ölecek, fakat esas olan kedi
İdea sı hep orada olacaktı. Bu esas İdea, sabit ve asıl gerçeği içermekteydi: gözlenen dünya,
onun bir gölgesinden ibaretti. Bunu açıklamak için Platon, bir mağarada, sadece karşısındaki
duvarı görebilecek şekilde zincirlenmiş adam örneğini verdi. Adamın, dünyanın gelip geçtiğini,
duvardaki gölgelerin hareketinden görmesi gibi, biz de doğayı gözlerken asıl gerçeği
duyularımızla fark edemiyorduk. Gerçek, asıl gerçek, bizim hiçbir zaman gözleyemeyeceğimiz
bir şeydi. O, ancak zihinde tasarlana- bilirdi. Dolayısıyla Platon a göre bilimin esas hedefi,
İdea’ları araştırmak ve anlamaktı.
Bazen karışıklığa sebebiyet verecek şekilde “realizm” olarak adlandırılan Platon’un 'İdealar
Teorisi’nin bilim tarihi üzerindeki etkisi, uzun vadede onun diğer spesifik bilimsel teorilerinin
hepsinden daha derin oldu. Zira, Platon’a göre, doğa âlemi "asıl” veya "mükemmel” gerçeğe
ulaşmak için uygun vasıta değildi. Bunu ancak "derin düşünme” veya "ilhâm” ile keşf etmek
mümkündü. Bu düşünce, St. Paul’un öğretileri vasıtasıyla Hıristiyan düşüncesinin temel
taşlarından birisi oldu. Platon için deney ve gözlem, Sokrates’te olduğu gibi sadece lüzumsuz
değil, aynı zamanda bilgiyi elde etmede de kesin olarak yanıltıcıydı. Platon’a göre, evren
hakkındaki teorilerin değerlendirilmesi, onların doğayı açıklamaları veya doğa olaylarını
önceden haber vermede gösterdikleri başarı ile değil, fakat ilâhi mükemmelliği ifadedeki
başarılan nispetinde yapılmalıydı. Platonizm (Eflatunculuk), Aristoteles’in öğretilerinin
etkisiyle ortaçağ Kilisesinde geri plana itilmiş, ancak Rönesans’ta tekrar canlanmıştı. Bununla
beraber Platon'un gerçek bilgi konusundaki görüşleri, ortaçağda inanç-akıl tartışmalarına
hakim oldu. Keza, Platon, geometrinin, ortaçağda el üstünde tutulmasına katkıda bulundu.
Zira geometri, az sayıda temel önermeden yola çıkarak birbirinden tamamen farklı çok sayıda
sonuç elde etmeye imkân veren "dedüktif” (tümdengelim) yöntemin en yüksek örneği idi. Bu
yöntem, çok sayıdaki ve çeşitli doğa olayının gözlemlemeye ve bu bilgileri tek bir birleştirilmiş
açıklama ortaya koymak için kullanmaya dayanan, daha deneysel özellikteki "indüktif”
(tümevarım) yöntemin, tamamen aksi bir yöntemdi.
Platon’un siyasi fikirleri Cumhuriyet, Devlet Adamı ve Kanunlar adlı üç kitabında yer
almaktadır. Platon bu kitaplarda, seçkin bir toplum yanında, nüfusun beşte birinden oluşan bir
“yöneticiler ve muhafızlar” grubunun nüfusun geri kalan kısmını yönetmesini teklif etti.
Yöneticiliğin babadan oğula geçtiği yöneticiler sınıfında, eşler ve çocuklar da dahil olmak üzere
herşey ortaktı. Platon, halk kitlesinin ideallerinin değil, an-

99

cak isteklerinin olduğunu düşünmüştü: halk yani tüccarlar, zanaatkârlar, el emeği veren
işçiler yalnızca yönetilmeye layıktı. Platon, tüm istek ve ihtiraslardan kuşku duymaktaydı.
Parayı, hatta aile sevgisini hor görmüş ve karşı cinse olan sevgiye sırt çevirmişti. Bununla
beraber, politikacının karşı konamaz ihtirasını —iktidar aşkını— tamamen görmezlikten
gelmiş olması gariptir. Ancak seçkin yönetici sınıf özel olarak eğitilmeliydi ve belki de Platon,
böyle bir eğitimin mal ve ailenin ortak kullanımı —ki onun için çok önemliydi— ile
birleştiğinde, iktidarın zarar görmesini önleyeceğini düşünmüştü. Platon matematiğin,
eğitimin tamamlayıcı bir parçası olduğunda ısrar etmişti; ancak bu tutumu, matematiğin
yalnızca matematik olduğu için değil, onun aklı terbiye etmedeki yaran yüzünden
benimsemesi ilgi çekicidir. Platon, matematiğin devlet sistemi için faydalı olduğunu düşünmüş
olmakla birlikte düşünce özgürlüğü, yeni dinleri kabullenme, politika kurumunu eleştirme,
yeni fikirleri göz önünde bulundurma konusunda gençlere izin verilmesi gibi, diğer bazı
tutumların zararlı olduğundan son derece emindi. Bunla- nn hepsi çok önemli suçlar idi.
Kısacası, Platon, idealleştirilmiş bir totaliter devlet sistemini savunan aristokrat bir gericiydi.
Burada konu dışı olsa da, Platon un politika konusundaki fikirlerinden bahsetmek
gerekliydi. Çünkü politika, Platon'un ilgilendiği meselelerin içinde son derece önemli bir yer
işgal etmekteydi; onun tüm felsefesini etkisi altına almıştı. Ayrıca, eh büyük bilimsel eseri olan
Timaios (Latinceleştirilmiş şekli Timaeus) 'dan da anlaşılacağı gibi, politika onun doğa âlemine
yaklaşımının ve evren hakkındaki fikirlerinin içine işlemişti.
Timaios esas itibarıyla üç bölümden oluşan bir diyalogdur. Birinci bölüm, Atlantis
efsanesinin anlatıldığı bir giriş özelliğini taşımaktadır. Bunu, kitabın en uzun kısmı olan ve
dört unsur (kök eleman) teorisini, madde teorisini ve duyularla gözlenen objeler teorisini konu
alan "Alemin Ruhu'' başlıklı bölüm izlemektedir. Son bölüm biraz fizyolojiden söz etmekte,
insan ruhunu ve vücudunu tartışmaktadır. Platon'un evren anlayışına gelince; evren, gök
cisimlerinin düzgün hareketlerinin de gösterdiği gibi düzenli ve akılla kavranabilir bir yer idi.
Evrenin ruhunu, insan ruhu ile karşılaştırmak mümkündü. Gezegenler ve yıldızlar asıl
gerçeğin en yüce temsilcileriydi. Onlar, Platon'un İdealarının örnekleri olduğu gibi, Tanrı bile
olabilirlerdi. Matematik, yıldızların ilahi hareketlerini açıklardı. Bu yıldızlar hareket ettikçe
göklerin müziği yayılmakta ve insanlar öldüğü zaman, ruhlan geldikleri yıldızlara geri
dönmekteydi (Resim s. 115).
Platon'un evren anlayışının temelinde mikrokozmos ve makrokozmos doktrini yani insanın
küçük dünyasının evrenin büyük dünyasını aksettirdiği görüşü yer almaktaydı. Bu,
Demokritos'un da kullandığı bir tema olup, birçok filozofun aklına gelmiş ve ortaçağ Avrupa
düşüncesinde de çok bariz şekilde görülmüştü. Platon bu fikri o kadar geliştirdi ki, sonuçta
muhtemelen Babil kaynaklı bir tür yüce ve manevi astrolojiye bağ-

100

yeni bir evren teorisi içermediği gibi. Atropos ve Lakhesis tarafından hareket ettirilmekteydi. hava. ilahi gök cisimleri. diğer Pithagorasçılara çok şey borçludur. Bunun Timaios’ta yer alması bir talihsizlikti. çok defa karmakarışıktı. yönetici seçkin sınıfın eğitimi için gerekli olduğunu ve hatta astronominin herkese öğretilmesi gerektiğini düşünmüştü. Evren hakkında yapılan felsefi spekülas- 101 .landı.yer almaz. küre şeklindeki Yer'in evrenin merkezinde bulunduğuna ve Güneş. ruh da taşımaktaydı. diğer eserlerinde. sonraki dönemlerde Timaios’ u okuyanlar Platoncu görüşü anlayamayıp. bu halkaların hepsi evrenin merkez ekseni etrafında dönmekte. Platon zamanında ip eğirmek için kullanılan çıkrığın düzenli hareket etmesi için düzenteker olarak dönen diskler kullanılmaktaydı. Fakat bu karışıklık içinde faydalı olan bir husus vardı ki. ancak daha renkli bir dil kullandığı zaman. Ay ve gezegenlerin Yer'in etrafında değişik hızlarda dönmekte olduğuna kesin olarak inanmaktaydı. o da Platon'un matematiğe verdiği önemdi. su. öğretilmesi gereken astronominin ne olduğu her zaman açık değildi. evrenin bir tasviri olan astronominin. Filolaos'un Yer'e göre yaptığı gök cisimleri sıralamasını kabul etmişti. Ancak bu benzerliği zorlamak ve hatta Platon'un kesin olarak ne demek istediği üzerinde durmak pek doğru değildir. Çünkü Platon. Platon'un evren görüşü. astrolojik kehanetlerde bulunmak için horoskopa bakmayı haklı kılmak için kullandılar. bir izlenim vermeye çalışıyor demekti. Kendisi gezegenlerin hareketini şöyle açıklamıştı: gezegenlerin her biri. kanatlı yaratıklar. Zira Platon. ayrıntılı bir bilimsel tasvir değil. Bu da. mikrokozmos ile makrokozmos doktrinini. Bereket versin ki. kesin ifade kullanmak istediğinde kullanırdı. Zira. Filolaos hariç. Ancak Platon un verdiği tasvirler çok kere hayal ürünü tasvirler olup. Tek bir evren vardı —Platon atomistlerin çok sayıda evren bulunduğu şeklindeki fikrini reddetti— farklı cisimlerin hepsinin dört kök elemandan meydana geldiğine inandı. bu eksen Kader Tanrıçaları Klotho. Platon'un astronomisini nasıl değerlendirebiliriz? Görüşleri yeni bir fikir. Bazıları. karada yaşayanlar içindi. Halkaların tam olarak nasıl olduklarına karar vermek zordur. Bunun yanında bilime tam ters etki yapan bir başka görüşü de vardı. Platonun astronomi ile ilgili fikirlerinin hepsi Timaios'ta. Bunun yanında. Gök cisimleri yalnızca ilahi olmayıp. Ateş. Platon. Bu da bilim için bir kazanç oldu. kenarında bir deniz kızının oturduğu "halka”lara tesbit edilmiş olup. Platon'un vermek istediği kesin anlam -eğer var ise— bilimsel astronominin geleceğini fazla etkilemedi. hatta Cumhuriyet'de ve Kanunlar'da bulunmaktadır. suda yaşayan varlıklar ve toprak. Platon'un gözleme güvenmemesiydi: akıl yoluyla varılan sonuçların deney ile elde edilenlerden daha üstün olduğuna inandı.

Bu astronomi teorisi. Ödoksos bugün esas itibariyle eş merkezli küreler teorisi ile tanınmaktadır. Bu da. Gelecek için ümit vaad eden bir genç olmakla birlikte. Yunanlıların yaptığı birçok buluşun tekniğe uygulanmasını engelledi. bakarak değil akılla kavranırdı. Sonuç olarak Platon'un bilime olan etkisi bilimin ilerlemesi yolunda ilham verici değil. geometri teoremlerini ve aksiyomları formel sunuş tarzını yani Öklides tekniği olarak adlandırdığımız tekniği ortaya koymuştur. eserlerinin gücü ve eserleri hakkında yapılan açıklama ve yorumlar vasıtasıyla Platon un daha sonraki filozoflara çok büyük etki yapmış olduğu şüphesizdir. deneyi esas alan bilimi kesin olarak hakir görmüştür. bugünkü Türkiye’nin batısında yer alan Frigya bölgesinde kendi okulunu kurdu ve büyük başarı kazandı. Akademi'de okurken parasızdı ve ancak arkadaşlarından aldığı para ile seyahatini gerçekleştirebildi. En sonunda Knidos’a döndü ve orada teoloji. kitaplar yazdı. Knidos'lu Ödoksos Kısa bir süre Platon'un öğrencisi olan Ödoksos (Eudoxos). Onun bu teorisini incelemeden önce. İlk olarak. kuzeydoğusunda yer alan Heliopolis'te kaldı. matematiksel oran- 102 . görünür hareketlerin kesin gözleminden daha aydınlatıcıydı. İkinci olarak. önemli ilerlemeler kaydettiği matematiğinden söz etmek gerekir. Yunan biliminin her zaman felsefi spekülasyona pratik deneylerden daha fazla ağırlık verdiği muhakkaktır. İyonya'ya dönünce. basit ve detaylı kayıt ve gözlemlere tercih eden aristokratik Yunan düşüncesinin bir diğer örneğiydi. Mısır'a gitti ve bir müddet bugün Kahire'nin yaklaşık 11 km. Bu zihniyet. Platon'un İdealar Teorisi ile daha da artmıştır.yon. Sekiz yıllık bir takvim devresini orada hesapladığı söylenmiştir. milattan önce yaklaşık 408'de İyonya'daki Knidos'ta (Datça) doğdu. duraksatıcı olmuştur. bilimsel bilgiyi elde etmenin yüce ve felsefi bir çaba olduğunu kabul eden ve onu elde etmek için aklın kullanılmasını. zengin değildi. tıp eğitimini Empedokles'in öğrencisi meşhur anatomi bilgini Filistion'un yanında gördü. Platon un bilime etkisi iyi mi. meteoroloji ve matematik öğretti. takibeden 1800 yıl boyunca son derece etkili olmuştur. Tarentum'lu Arkhitas'tan geometri öğrendi. astronomi. Her ne kadar matematiğe verdiği önem faydalı olmuş ise de. Gerçekten de Platon. bu eksiklik. Bilim adamı olarak Platon'u gölgede bıraktığı muhakkaktır. Daha sonra bazı öğrencilerini Atina’ya götürdüğünde —bu onun Atina’yı ikinci ziyaretiydi— Platon onun şerefine bir ziyafet verdi. yoksa kötü mü oldu? Eserleri bilimin gelişmesini teşvik etti mi. Şehir için kanunlar hazırlanmasına yardım etti ve tahmin edileceği gibi çok saygıdeğer bir insan oldu. Ödoksos. müzik ve sayılara olan ilgisini de muhtemelen ondan miras aldı. deneye dayalı bilimi tek bir adım dahi ileri götürmemiştir. Evrendeki cisimlerin gerçek hareketleri. yoksa etmedi mi? öğrencilerinin gayretleri.

“altın bölünme" deki oranlar üzerinde çalışmış ve nihayet. bugün Newton ve Leibniz'in isimleriyle birlikte anılan bir matematiğe doğru önemli bir adım atmaktaydı. Ödoksos ikinci teklifi benimsedi. Yer'in etrafındaki hareketini bir günde tamamlar. Ay'ın ve gezegenlerin gözlenen hareketini açıklamak için. Aynı zamanda. hatta duraksıyormuş gibi görünmelerini açıklamaktaydı. 114). Ödoksos*un iddiası ise. farklı eksenler etrafında ve farklı hızlarla dönen eş merkezli küreler kullanarak ulaştı. Sistemin nasıl çalıştığını gösteren bir örnek vermek yeterli olacaktır. Güneş'in. Geliştirdiği nihai model oldukça karmaşıktı ve bu yüzden ayrıntısıyla incelemeye gerek yoktur. bu metod Ödoksos’un küre ve koni gibi katı cisimlerin hacmini hesaplamak için geliştirdiği bir yöntemdi. Böylece 103 . Pithagorasçıların "irrasyonel sayılarım varlığını keşfettikleri günden beri. belli sayıda eş merkezli küre —birbiri içine geçen fildişinden yapılmış Çin toplan gibi— kullandı (Resim s. Bu teoride.tılar konusunun bütününü incelemiş ve yeni bir teori ileri sürmüştür. "zevahiri kurtarmak"tı. bu da o kadar kolay değildi. Bunu yaparken. bu sayıların varlığını geçerli kılacak geometrik ispatların bulunduğunu göstermek gerekliydi. böyle sayıların var olduğunu ve diğer sayılar gibi ele alınabileceğini. sonsuz küçük kesitler kullanmaya dayanmaktaydı. 2'nin kare kökü gibi sayılar basit orantı şeklinde ifade edilememekteydi. Bu yöntemde sonsuz küçük parça ile neyi kast etmek istediğini kesin olarak tanımlaması gerekliydi. gezegenlerin gökyüzünde yalnızca basit yörüngeler çizmediğini. Pithagoras'tan beri. Üçüncü olarak da. Bu. daha az dikkati çeken fakat daha önemli olan tüketme metodunu (the method of exhaustion) geliştirmiştir. Diğer taraftan Ay (veya yörüngesi) 18 seneden biraz uzun süren bir tutulmalar devresini tamamlayacak şekilde hareket eder. fakat yıldızlardan oluşan bir zemin üzerinde bazen bir yönde bazen diğer yöndeki hareket ediyormuş. bir ay süresinde kat ettiği bir yörünge üzerinde hareket eder. Bu çok zekice bir modeldi. Ödoksos ayrıca küre üzerindeki daire ve doğruların geometrisini inceledi. hedefine. birkaç bin yıl sonra "integral hesap" (integral calculus) olarak adlandırılacak olan. bütün gök cisimlerinin Güneş etrafında daireler çizerek hareket ettikleri kabul edilmekteydi. Bunu yapmak için. orantılar konusuna yeni bir yaklaşım ile bakmak gerekmekteydi. diğer herhangi bir gök cismi gibi doğar ve batar. Tüketme metoduna gelince. Ay'ın hareketini düşününüz: Ay. Zira. Bu durumda. Yunanlıların tabiriyle. diğer matematikçileri ikna etmesini gerektirmekteydi. dairesel hareketler veya daha doğrusu küre yüzeyine çizilmiş hareketler kullanarak bu gözlemleri açıklamak. ya aritmetik ile geometri arasındaki ilişkinin reddedileceği ya da irrasyonel sayıların yeni cins sayılar olduğunun kabul edileceği anlamına gelmekteydi. buradan hareket ederek eş merkezli küreler ile ilgili önemli teorisini geliştirdi.

daha sonraki matematikçileri derinden etkilemiştir. bu modelin Güneş. Aristoteles. Ödoksos’un Yer'i hareketsiz olarak kabul ettiğini de belirtelim. Ödoksos muhtemelen önce Ay'ın günlük hareketini gözönüne aldı ve bunu. devrini ayda bir tamamlayacak şekilde dönmekteydi ve ekseni ortadaki küre ile 5°lik bir açı yapmaktaydı (çünkü Ay’ın yörüngesi Güneş’in görünür yörüngesine 5° eğikti). Güneş’in gökteki görünür yörüngesine dik idi ve devrini 18 yılda tamamlayacak şekilde çok yavaş hareket etmekteydi. En içteki bu küre. Aristoteles MÖ 384’teki doğumu yeni bir çağı başlatan Aristoteles ile Yunan biliminin en önemli şahsiyetine gelmiş bulunuyoruz. İkincisi aylık hareketi ve üçüncüsü de tutulmalar devresini açıklamak için üç küreye ihtiyaç göstermektedir. Ayrıca genel kanıya göre. bu bizi endişelendirmemelidir. Bazı çağdaşları. Ödoksos’un Ay’ın yörüngesi hakkındaki bilgisinden tam olarak emin olamadıktan için. Ay ve gezegenlerin hareketini açıklayacak kadar esnek olması ve sağlam matematik temeller üzerine oturtulmuş olmasıdır. Yine de şüpheler varsa. devrini 24 saatte tamamlayan bir küre ile açıkladı. Bu kürenin ekseni. Ay’ın aylık hareketini açıklamak için düşünülmüştü. Ege’nin kuzey sahilindeki Kalki- 104 . tutulmalarla ilgili olan orta küre konusunda şüpheye düşmüşlerdir. Onun eş merkezli küreleri. yüzyıllar geçmesi gerekecektir. Bu arada. bir bilim tarihçisi. onun eş merkezli kürelerini eleştirmiş ve bu teorinin. ortaçağda Batılı astronomların kristal kürelerine dönüşmüştür. Bizim için önemli olan. bu çağı “Ödoksos çağı" olarak adlandırmanın daha isabetli olup olmayacağı fikrini ortaya atmıştır. Ödoksos’un modelinin bu şekilde olabileceğini daha önce belirtmiştik: eseri günümüze kadar gelmediğinden ve elimizdeki bilgiler Aristoteles gibi yorumcuların düşüncelerine dayandığından. Ödoksos.Ödoksos’un modeli. çok kere “Platon çağı” olarak adlandırılan çağda yaşamış olmakla beraber. Yer'in kuzey ve güney kutuplan doğrultusundaydı. Devreyi bilmesi yeterli olup sebebini bilmesi gerekmezdi. Ay’ın günlük hareketini açıklayan kürenin içinde bir küre daha vardı ve bu ikinci küre tutulmalar küresiydi. gözlem kayıtlan bu konuda yeterli bilgi sağlamaktaydı. Ancak. bu olayı açıklayacak bir teorinin geliştirilebilmesi için. Ödoksos’un "zevahiri kurtarmak” için bir model tasarlamış olması. hiç kimse bundan kesin olarak emin olamaz. Üçüncü küre. Ödoksos’un astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarının kendi nesli ve sonraki nesiller üzerinde çok büyük etki yaptığına şüphe yoktur. gezegenlerin yörüngeleri üzerindeki hareket ederken gözlenen parlaklık değişmesini açıklamadığından şikayet etmişlerdir. Ekseni ekliptiğin kutuplan doğrultusundaydı yani eksen. Matematiği ise. Son yıllarda bazı bilim adamları. birincisi günlük hareketi. Ancak kürelerin bu düzende olması şart değildir. Ancak Ödoksos’un çok gelişmiş bir teoriye ihtiyacı yoktu.

babası sefere çıktığında krallığa vekâlet etmeye başlayana kadar üç yıl boyunca hocalık yaptı.dikya'da. İleride görüleceği gibi. daha güneydeki Kalkis'ten gelen Yunanlılar tarafından daha önce kolonileştirilmişti. İskender tahta geçtiğinde Aristoteles Atina'ya giderek orada kendi okulu- 105 . belki de şehirdeki Makedonya aleyhtarı hareketten dolayı. İyonya'ya. Makedonya’nın bu gücünün Yunan kültürü üzerinde önemli etkileri olacaktı. ileri zekâsı ve gayreti ile takdir kazandı. Makedonyalı Filippos. Sonra da. kuvvet ve diplomasiyi birlikte kullanarak Yunanistan’ın tümüne hakim oldu. 230 km. Akademi'nin başına yeğeni Seusippos geçti. Aristoteles. Ege'yi geçerek. Belki bu yüzden. Aristoteles'i oğlu İskender’in hocası olması için Pellaya davet etti. Kalkidikya. MÖ 343'te. "Aristoteles beni. Platon ölünce. 335 yılma kadar Makedonya’da kaldı. Filippos banş getirerek Kalkidikya yi kendisine bağladı. birçok bakımdan Platon'dan farklı düşünmeye başladı. Arkaelos’un (MÖ 413-399) krallığı zamanında başkent. Burada onlan. Yunanlılarla yavaş yavaş dostluk kurmuş olan Makedonyalılar artık kendilerini Helenleşmiş görmekteydi. takibeden yirmi yıl boyunca —Platon’un ölümüne kadar— resmen Akademi’de kaldı. Prense. Öripides. O zamana kadar. öğrenimini tamamlaması için onu Atina'ya gönderdi. Amintas’ın (bazen II. Platon ona “okuyucu" ve “akıl" adlarını takmıştı. Arkaelos’un ölümünden sonra ülkede iktidar çatışmaları olduysa da 359'da II. yine bu adada kendisi için bazı önemli biyoloji gözlemleri yaptı. doğa araştırmaları yapan Teofrastos ile tanışarak onunla arkadaş oldu. Aristoteles aslında Akademiyi Platon'un ölümünden önce terk etmiş. tayların kendilerini doğuran analarını tekmeledikleri gibi tepti" demişti. Yunan tarihçisi Diojen Laertios’a göre. Aristoteles Atina’yı terk etti. onu Platon dışındaki kişilerden de konuşma sanatı ve politika öğrenmeye sevk etmiş gibi görünmektedir. Platon da. on yedi yaşma geldiğinde. Aristoteles daveti kabul etti. üzerinde Athos tepesinin yer aldığı yarımadadaki Stageiros'da doğdu. Makedonya'ya yakındı ve Aristoteles’in babası. Amintas da denir) özel doktoru olarak tayin edildiğinde. Ege'nin kuzey sahili. bölgenin idarecisi ve Akademi’de bir müddet bulunmuş olan Hermeias karşıladı ve Aristoteles. aile başkent Pellaya taşındı. Araştırıcı yapısı. Aristoteles. velisi Proksenos. büyük trajedisi Bakhalar’ı (Bacchae) burada yazdı. Hermeias’ın yeğenlerinden olan ilk kansı Pityas ile burada evlendi. Zamanla. Hakikaten. bir Yunan kültür merkezi haline geldi. Aristoteles üç yıl kadar buraya yakın olan Asos’ta yaşadı ve komşu ada Midilli ye yaptığı ziyaretlerde. bunun üzerine. Midilli yakınındaki Atarneos’un Sarayı na gitti. Aristoteles burada Platon un Akademi’sine kaydoldu ve kısa zamanda. Büyük İskender’in dedesi olan Makedonya Kralı III. Aristoteles henüz delikanlı iken anne ve babasını kaybetti. Başka bir akademisyen olan Ksenokrates'in eşliğinde.

Teofrastos’un idaresi altında yaşamaya devam etti. Bu bakımdan. soru. Ancak İskender’in 323’teki ölümünden sonra Makedonyalıların aleyhinde olan grup Atina'da yeniden hakim oldu. İskender. gerçek fiziksel cisimlerin mükemmel hareketlerine baktığını düşünmüştü. “Lykeion"dan türetilmiştir. bu cisimlerin diğerlerinden farklı olduklarını kabul etmiş ve o andan itibaren. ikinci önemde ise daha bağımsız bir düşünce yapısı görülmektedir. Yine de. insanın bir İdea’ya değil. gerçek yıldız ve gezegenlerin. aynı zamanda doğada bulunan çeşitli cisimleri biraraya topladığı bir müze oluşturdu. maddenin araştırılmasına hiç önem vermeyen Platon’dan çok daha fazla bilim adamıydı. Bu. (ç.cevap metodlarının kullanımı ile ilgili eserlerdir. Halbuki Aristoteles. Aristoteles ne öğretmekteydi? îlk kitaplarında matematiğe karşı büyük bir saygı görülmekle birlikte. elde edebileceği tüm elle tutulur gerçekleri toplaması gerektiğine inanmaktaydı. ruhun ölümsüzlüğü ve gök cisimlerinin ilahi oldukları gibi bazı Platonik fikirleri kabul ettiğini de gösterir. bunların Empedokles’in dört unsurundan (kök eleman) farklı. bu metod ile. bunlar esas itibariyle aksiyomlar oluşturmak için diyalektiğin. Aristoteles. Birinci döneme ait eserlerinde Platon'un etkisi. insanın evreni yalnızca düşünerek gözünde canlandırabileceğine inandığından. astronomi ve fizik dahil olmak üzere birçok dalda büyük bir bilgi birikimi meydana getirdi. Aristoteles. Platon’unkinden çok farklı bir yaklaşımdı. somut varlıklar olarak bakmasıdır. Aristoteles’in çalışmalarını. gerçek bilimsel çalışmaya çerçeve oluşturabilecek bir etki alanı yarattı. Lykeion. bundan dolayı "Lykeion" (Lyceum)* adı ile tanındı —bu terim modern bilim kurumlarını belirtmek için kullanılan "akademi" teriminden daha uygun bir terim olabilir. gözlediği cisimlerin oluşmasındaki çeşitli * İlköğretim ile yüksek öğretim arasında yer alan öğretim kurumlarını adlandırmak için on dokuzuncu yüzyılın başında Fransa’da kullanılmaya başlanan "lycée" terimi. müzeye malzeme sağlamış ve Lykeion a maddi katkıda bulunmuştu. burada bile Aristoteles’in bu cisimlere birer ilk örnek "archetype” olarak değil. daha sonra Fransızca okunuşuyla (lise) Türkçe'ye girmiş ve Türk eğitiminde de aynı tip öğretim kurumlan için kullanılmıştır. Akademi’de iken yaptıkları ile Akademi’den ayrıldıktan sonra yaptıkları olmak üzere iki döneme ayırmak uygun olur. Burada. sonraki on üç yıl boyunca Lykeion'da yaşadı ve çalıştı. Dolayısıyla Aristoteles biyoloji. eskiden Apollo Lykeios’a ithaf edilmiş olan bir koruda yer almaktaydı. Bu eserler. Aristoteles ders verirken bu koruda yürümeyi adet edinmiş olduğundan kendisi ve öğrencileri "yürüyenler" veya "peripatetisyenler" olarak tanındı. Aristoteles dinsizlikle suçlandı ve Kalkis'e sığındı ve birkaç ay sonra orada öldü. Bütün gözlemlerinde kesin mantık metodunu uyguladı. fiziksel maddenin kendisinin. İlgi çekici olan. onun Şekli veya İdeası kadar önemli olduğunu kabul ederek. Okul.n. Platon bu gibi vasıtaları reddetmişti.nu ve araştırma merkezini kurdu. çok faal bir okul ile bir kütüphane kurmakla kalmayıp. "Lycée" terimi.) 106 . bozulmayan bir beşinci özü de içermelerinin mümkün olabileceğini düşünmüştü. insanın doğa âlemini anlayabilmesi için.

su niçin yukarıdan aşağı doğru akmaktaydı? Alevler niçin yukarı doğru yükselmekteydi? Doğal olarak. bir merkeze sahip olamazdı. Aristoteles’in ifade şeklinin oldukça ağdalı olduğu söylenebilir ise de. Yer’in hareket edebileceği fikri üzerinde düşünmüş ancak bu fikri reddetmişti. Bunlar. mantığa dayalı araştırmanın kapsamı dışında tuttu. Bu görüşün bugün bilim çevrelerindeki yorumcular tarafindan hatırlanmasında fayda vardır. bir küreydi. fakat o dönemde bu savlar ve yasalar. daha sonraları da. Aristoteles matematiğe doğrudan katkıda bulunmamıştır. örneğin Filolaos’un öne sürdüğü. sembollerle anlatım çok daha yeni bir gelişmedir. Aristoteles muhakemenin kanunlarım ortaya koymaya başlamıştır (Resim s. insanların gerçekten uğraşabilecekleri meselelerdi. ilk hareket ettiriciyi. yalnızca aşağıda açıklayacağımız Aristoteles'in hareket yasaları çerçevesinde var olabilirdi. Aristoteles’in bugün astronomi ve fizik konusuna dahil edebileceğimiz meseleleri tartışmaya çok zaman ayırmış olmasına da şaşırmamak gerekir. Bu kürenin sınırlan vardı: çünkü eğer evren sonsuz olsaydı. safsataları.sebepleri araştırdı. eldeki delillerin mantıksal sonucu olarak oldukça akılcı görünmekteydi. Aristoteles. soyutlanabilen ve belirli cevaplar verilebilen çok sayıda açık seçik problemi ortaya koymasından ileri gelmekteydi. doğru muhakeme usulünü ve tümdengelime dayalı formel kıyaslama sistemini. bilimin ilk dönemlerinde bu iki bilim dalının ortaya çıkma sebebiydi. eğer Yer hareket etseydi. ancak bu sebeplerden sadece birini. bunların ne kadar uzakta veya ne büyüklükte olduklarını açıklamaya çalışabilir veya Yer'deki cisimlerin hareketlerini araştırabilirdi. önermeleri. Sonsuzluğun fiilen değil. bütün bunları ayrıntılarıyla incelemiştir. Aristoteles için evren. cisimlere has bu nitelikler. Şartlan ve ilişkileri kelimelerle değil. potansiyel olarak var olduğunu belirtmiştir. gezegenlerin düzenli hareketlerini. Tabii ki bu çeşit etkiler. Kategorilerde veya iki kitaptan oluşan Analitik (Tahlil Bilimi) gibi birçok eserinde. Bu iki bilim dalının çekiciliği. Aristoteles’in yaptığı —ki bu hiç de küçük bir başarı değildir— konuyu sağlam temellerine oturtmak olmuştur. 114). özel cebir sembolleriyle ifade eden modern sembolik mantığın normları göz önüne alındığında. Ancak Aristoteles öğretisinin bu iki konudaki gerçek meyveleri çok geçmeden Arkhimedes ve Apollonios’un çalışmalarında görülecek. Bu alandaki kalıcı çalışması. bu kürenin merkezinde bulunmaktaydı. 107 . Böylece insan. en açık olarak felsefi düşüncenin ölçüm aracı olan mantıkta görülür. yeryüzünde hızlı rüzgarlar ve dengesizlikler olmalıydı ve böyle bir duruma şimdiye kadar rastlanmamıştı. Yer'in hareketsiz olduğu fikrine düşünmeden varmış değildi. Çünkü ona göre. Yer. süreklilik ve sonsuzluk kavranılan üzerinedir. Aristoteles’in bilimsel metodunun işleyişi. on yedinci yüzyılda Newton ve Leibniz gibi matematikçilere sonsuz küçükler hesabını (infinitesimal calculus) geliştirmede yardımcı olacaktı.

sisli başlan ve parlak kuyruklan ile kuyruklu yıldızların görünmesi (Kuyruklu yıldızlar. "Kayan yıldızlar” veya kuyruklu yıldızlar. haftalarca veya aylarca gökte kaldıktan sonra gelişlerinde olduğu gibi esrarlı bir şekilde yok olurdu). soyut bir matematiksel açıklama ona pek uygun gelmemekteydi. bütün bunların arkasında bütün sistemi yöneten bir "hareket etmeyen hareket ettirici”nin bulunduğunu ileri sürdü. fiziksel açıklamalardan fizik-üstü açıklamalara (supraphysical motivation) kaymaktayız. Buna karşılık. Bu durum estetik açıdan tatmin ediciydi. küreleri gerçek birer fiziksel varlık olarak düşünmüştü. değişme ve dönüşme yalnızca bilinen dört unsuru (kök elemanı) etkilemekteydi. Aristoteles bu zıtlığı. gök taşlan veya başka bir deyişle meteorolojik cisimlerdi. Küre şeklinde olmasının sebepleri kısmen estetik —küre tamamen simetrik bir şekildi— ve kısmen de fi- 108 . geçici fenomenler oldukları için gerçek gök cisimleri olamazdı ve dolayısıyla. aynı yıldızlar ve aynı gezegenler nesiller boyunca görülmüştü. fiziksel cisimler olarak açıklanması muhakkak ki çok büyük bir ilerlemeydi. gözlemleri doğrular gibi görünmekteydi. ebedi ve kusursuzdu. Ancak Aristoteles. yıldızların ve gök cisimlerinin daire şeklindeki yörüngeler üzerinde hareket ettiklerini kabul etti. kuyruklu yıldızların ve gök taşlarının tanrı veya cin olarak değil.Aristoteles. Bulutlar. saydam kristal kürelerden oluşan evren fikri geçerlilik kazanmaya başladı. metafiziğe giriyoruz ve bilimden ilahi düzene. Yer. değişmenin Ay’ın altında kalan evren parçasına yani merkezinde Yer'in bulunduğu en içteki küreye mahsus olduğunu ileri sürerek açıkladı. en dıştaki kürenin — yıldızlar küresi— ilk hareket ettirici olduğunu düşündü. Bunlar. hareket eden bir cismi hareket halinde tutacak sürekli bir kuvvet gerekmekteydi ve Aristoteles. Bu yasalara göre. Aristoteles'e göre gökler. yağmur ve rüzgârlar da Ay altı (sublunary) bölgesindeki meteorolojik olaylar topluluğunun birer parçasıydı. yeryüzünde durum farklıydı. Evrende değişen ve değişmeyen ayrımının yapılması sayesinde Aristoteles bazı meselelere el atabildi. Bunlardan bazıları şunlardı: geceleri gökte bir ışık olarak belirip. bozulmaz ve değişmezdi. Gök cisimleri bir beşinci özden meydana gelmişti ve bu öz. bu oldukça mantıksal bir varsayımdı. Böyle olmakla birlikte. Burada artık fiziği terk edip. küre şeklindeydi ve Aristoteles’in bu konuda şüphesi yoktu. Hatta daha da ileri giderek. saniyenin bir parçası ile birkaç saniye arasında değişen bir sürede görünen "kayan yıldızlar" veya gök taşlarının niteliği. Ay küresinin içinde ama bu kürenin üst taraflarında yer almalıydı. Fakat bu küreleri hareket ettiren neydi? Bütün bu küreler niçin dönmekteydi? Bu sorular yine Aristoteles’in hareket yasalarına dayanmaktaydı. onu açıklayacak eş merkezli küreler gibi bir mekanizma ile birlikte. O güne kadar herhangi bir değişiklik gözlenmediğinden. Böylece. burada değişme ve bozulma olağan şeylerdi.

gemilerin ufukta kayboluyor gibi görünmesiydi ki bu durum. Ancak cisimler niçin yere düşmekteydi? Su niçin hep “kendi seviyesini” bulmakta veya hava niçin etraftaki mekâna yayılmaktaydı? Alevler niçin hep yukarı doğru yükselmekteydi? Bütün bunlar fizikle ilgili sorulardı. Hava unsurunun doğal yeri. Alevler doğal mekânlarına dönmek istedikleri için yukarı doğru yükselmekteydi. o cisim merkeze gitmek için o kadar çok uğraşırdı. Aristoteles’in büyüklüğü. İlk gözlem. boşluk elde etmenin mümkün olmadığı tesadüfen ortaya çıkmaktaydı. Yer’in hem düz hem de küre şeklinde olduğu zaman da geçerli olmakla birlikte. İkinci olarak. Böylece. İlk olarak. yükseldiğinde gözlenmekteydi. Su yere döküldüğünde. sonsuz büyük bir hız. ağır nesneler (yani daha fazla toprak unsuru içerenler). Yer'in çevresi idi ve hava. Yer’i bir battaniye gibi sarmaktaydı. Aristoteles’in Biyolojisi. Aristoteles üç ayrı çeşit hareket olduğunu düşünmüştü. küre şeklinde veya kavisli olmasının doğal sonucuydu. Bu iki gözlem bir araya gelince kesin ispat elde edilmişti. bu hareket. eksiksiz ve çok tutarlı bir sistemdi. çünkü su unsurunun doğal yeri Yer’in yüzeyi idi. "zorlanmış" hareket vardı. "isteğe bağlı hareket" vardı.ziksel idi. fakat fırlatılan bir cismin zorlanmış hareketi söz konusu olduğunda. meydana gelen hız bu kuvvetle orantılıydı. s. Yeryüzündeki cisimlerin doğal yeri Yer’in merkezi idi: bir cisimde ne kadar çok toprak unsuru veya kök elemanı varsa. Aristoteles’in biyolojisinin değeri ancak on dokuzuncu yüzyılda anlaşılmaya başlandı. Bu. yere hafif nesnelerden daha hızlı düşecekti. [Aristoteles'in ve diğerlerinin Yer'in çevresi ile ilgili hesaplan için bkz. sonlu bir kuvvetten meydana gelmiş olacaktı. Ateş unsurunun doğal yeri ise başımızın üzerinde bulunan bir küreydi. Üçüncü olarak. ortaçağın Avrupalı bilginlerinin fark edeceği büyük güçlüklerle karşı karşıya kalınmaktaydı (Resim s. Bu durum. yaşayan varlıkların isteğiyle olmaktaydı. Bütün bunlar oldukça mantıklı görünmekteydi. Yer’in düz değil. çünkü o zaman. duman gibi. Cisimlerin hareketine gelince. Bu tür hareket. örneğin insan bir ağırlığı kaldırdığında veya bir ok attığında gözlenmekteydi. dış kuvvetlerden kaynaklanmakta ve doğal hareketle karışmaktaydı. onun bu alcındaki çalışmaları fizikteki başa- 109 . örneğin bir cisim "ağırlığından" dolayı yere düştüğünde veya "hafifliğinden" dolayı. gözlem sonucunda elde edilmişlerdi. Böylece Aristoteles’e göre. bunlara cevap bulabilmiş olmasındaydı. İkinci gözlemi ise şuydu: Ege Denizi kıyılarında nereye gidilirse gidilsin cisimler yere hep dik olarak düşmekteydi (Resim s. kavisli bir Yer için doğru olamazdı. "doğal" hareket vardı. her şeyin kendi doğal yeri olduğu şeklindeydi. 116). daha önceleri. Aristoteles'in atomistlerin görüşlerini reddetmesinin sebebi buydu. Fiziksel sebepler. Zorlanmış hareketin oluşması için muhakkak bir kuvvet gerekmekteydi.129] Bulduğu çözüm. yere yayılmaktaydı. 113).

hem aslanın hem de filin görünüşü ve yürüyüşü ile ilgili olarak verdiği tanımlar. kalbinin atışını ve kalbin diğer organlardan önce oluşumunu tanımlamıştı. Diğer taraftan Aristoteles. tarak. vs. incelediği belirli türlerin davranışlarının gerçekten de doğru tanımı olduğu ancak 1856’da anlaşılmıştır. onun bu hayvanları bizzat gözlemlediğini doğrulamaktadır. Bukalemun. dişi yayın balığının yumurtladıktan sonra yumurtalarını terk ettiğini ve bunlara erkek balığın baktığını da fark etmiştir. Aristoteles’in tanımlarının. tatlandırma maddesi olarak balı kullanmaktaydı ve bu yüzden Aristoteles’in arıları büyük dikkatle incelemiş olması şaşırtıcı değildir. Gözlemlerinde her zaman titiz davranmış. hatta gülünç bulunmuştur.) ve birçok balık ve kuşun ayrıntılı tasvirlerini vermiştir. kovanda arıların çoğalmasını. ancak her şeyden çok. Tanımladığı ayrıntıları ortaya çıkarmak için büyütece sahip olmadığını hatırlarsak. gözlediği hayvan türüyle ilgili olarak henüz yeni doğrulanmıştır. Aristoteles. yengeç. Civciv embriyonunun büyümesini. Gezginlerin anlattığı hikayelere ve bunlar arasında yer alan.kor" adlı canavara inanmakta şüpheci davrandı. Aristoteles. filin uyumak için ağaca dayanmak zorunda olduğu şeklindeki yaygın inancı çürütmüştür. Gerçekten de. gözlemleri sırasında disseksiyon (kadavraları keserek inceleme) yaptığına dair deliller vardır. Daha sonra bu gözlem reddedilmiş. Mürekkep balığının fırtınalı havada kendisini kayaya nasıl bağladığına dikkat etmiş.rılarının gölgesinde kalmıştı. Aristoteles’in incelediği bir diğer konu da embriyolojidir. Deniz kestanesi yumurtalarının dolunayda daha büyük olduğu hakkındaki iddiası ise. kafadanbacaklılar (mürekkep balığı. istakoz. Ancak. sadece pasif gözlem ve disseksiyon ile yetinmemiş. yani kral değil de kraliçe olduğunu fark etmemiş olmakla beraber. ustura balığı ve sünger gibi hayvanların duyularıyla nasıl algıladıkları konusunda deneyler de yapmıştır. böceklerin çiftleşmesini. erkek ve işçi arıların davranışlarını. bu kısımlar için bugün hâlâ "Aristoteles feneri” terimi kullanılmaktadır. deniz kestanesinin ağzının çeşitli kısımlarını o kadar ayrıntılı şekilde tanımlamıştır ki. yaklaşık 500 hayvan cinsini adlandırdı. filin bacak eklemleri ile ilgili incelemeleri sayesinde. Aristoteles'in doğal âlem ile ilgili gözlemlerini. onun çağdaşlarının veya ondan önce gelenlerin yaptıkları gözlemlerden kesin olarak ayıramasak bile. Hint kaplanı hakkındaki hayal ürünü rivayetlerden kaynaklanan “manti. Kovanı yönetenin dişi arı. Aristoteles’in. sualtı hayatını araştırmıştır. bütün bunlar daha da hayranlık uyandırır. Yunanlılar. balın nasıl toplandığını tanımlamış ve arının iğnesi hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. kuşların yuva kurmalarını ve kuluçkaya yatmalarını incelemiş. bir biyolog olarak Aristoteles’in büyüklüğünden şüphe edilemez. ahtapot. Birçok balığın yavrularını “po- 110 . Bu gözlem belki de ruhun veya aklın merkezinin kalp olduğu fikrini ileri sürmesine sebep olmuş veya en azından Aristoteles bu fikri doğrulamıştı.

doğruluğu ancak on dokuzuncu yüzyılda kanıtlanacak olan bir diğer gözlemdi. canlı varlıkları sınıflandırma teşebbüsünde de bulundu. En altta yer alan hareketsiz maddeden çıkarak bitkilere. süngerlere. (ç. Aristoteles'e göre ruh. tam şekillenmiş hareketli yavrular meydana getirdiğini ifade etti. Bu açıdan başarılıydı. yani canlı bir varlığa can veren şeyin ne olduğu.) 111 . Bütün canlı varlıkların bir "beslenmeyi sağlayan ruh'a sahip olduğuna inanmaktaydı: bu ruh. sonraki bilim adamlarınca kabul edilebilecek bir ilke değildi. ayrıca "akıl veren ruh "a sahipti. Bunun durağan bir şema olduğu muhakkaktı —Aristoteles. Bizler bugün "ruh" kelimesinin bu şekilde kullanılışına karşı çıksak da Aristoteles. yani erkek kafadanbacaklının. deniz anası ve yumuşakçalara kadar yükselmekte ve en üstte memeliler ve insan ile son bulmaktaydı. insan ve hayvan anatomisi ve organların işleyişi konusunda çalıştı. bu sayede hayvanların duyularıyla algılamaları mümkün oluyordu. bir bacağını kullanarak dişinin yumurtalarını döllemesini gözlemledi. daha ziyade karşılaştırmalı inceleme- * Bu ölçek bazen "ruhlar merdiveni” olarak da adlandırılır. Aynı zamanda hektokotilizasyonu (hectocotylization).n. ancak bu sınıflandırmanın dayandığı ilke. "ruh”ların basitten karmaşığa doğru giden bir sıralamasıydı*. yani Aristoteles'ten yirmi bir yüzyıl sonra yapılacak sınıflandırmalara örnek teşkil etti. canlıyı cansızdan neyin ayırdığı gibi sorulan bu şekilde çözmeye çalışmaktaydı. Zoolojiye yönelik çalışan birinden bekleneceği gibi. özellikle İslam dünyasında oldukça ilgi gördü ve on sekizinci yüzyılda. Ancak bu bir yenilikti ve karışıklık yerine düzen getirme yolunda cesurca bir teşebbüstü. Ayrıca bir grup balığın. "iştah veren" ve "hareket ettiren" ruhlar vardı. Aristoteles. Aristoteles. başlamakta olan bir evrim öngörmemişti— ve sınıflandırma yöntemini dayandırdığı ilke. Bu doktrin hayvanlara uygulandığında.tansiyel" yumurtalar biçiminde taşıdıklarını da bilmekteydi. Bütün bunları temel alarak. Bazı daha gelişmiş yaratıklarda. bizim bugün kullanacağımız bir ilke değildi. hayvanların çeşitli organlarının yaratıklara en yararlı olacak şekilde düzenlendiği anlamına gelmekteydi. canlının besinleri tüketmesini ve böylece yaşamını sürdürmesini sağlıyordu. İnsan. Hayvanlarda ayrıca bir "hissetmeyi sağlayan ruh" vardı. Aristoteles bir "Doğa ölçeği" kurdu. Aslında burada köpek balığının doğurmasını tanımlamaktaydı. Bu fikir. ortaçağda. Aristoteles’in "aktüellik" terimi de onun "oluşum" doktrininin bir parçasıydı ve buna göre "potansiyel" olan "aktüel” hale yani hakiki gerçekliğe dönüşmekteydi. Bu da. ezelden beri süregelen sorulan. Bu sınıflandırma. Aslında bu ölçek. onlar Aristoteles'in gözlemlerini bilmezlikten geldiler ve bu gözlemler ancak 1840'lann başında doğrulandı. “içinde potansiyel hayat taşıyan doğal cismin ilk gerçeklik derecesi" idi. daha sonraki zoologlara o kadar inanılmaz geldi ki.

pek parlak olmadığı gibi. Beynin ve kalbin fonksiyonları konusunda da hata yaptı. ilgi daha çok bitkilerin pratik değerleri üzerinde yoğunlaşmıştı. eğer göklerin en dıştaki küresi bir "ilk hareket ettirici" tarafından döndürülüyor ise. niçin bazı gök cisimleri diğerlerinden daha hızlı hareket etmekteydi? Niye gök cisimlerinin hareketi. Teofrastos. şaşırtıcı derecede çok çeşitli konuda çalışmıştı. Aristoteles'in bazı görüşlerini hep eleştirmiş gibi görünmektedir. Hayvanlar hakkında bilgisi oldukça iyi olmakla birlikte. Aristoteles'ten on üç yaş küçüktü. Teofrastos MÖ 371 dolayında Midilli Adası'nda Er e sos'ta doğan Teofrastos (Theophrastos). bilimde ilerleme olamazdı. onun zoolojideki önemli başarılarıyla karşılaştırıldığında. filozoflar aleyhindeki bir kanun da iptal edildi. eğer Aristoteles'e "zoolojinin babası" unvanını verirsek Teofrastos'a da "botaniğin babası" diyebiliriz. ıslak) ile birleştirdi. Teofrastos. soğuk. Aristoteles’in anatomisi ve fizyolojisi. Aralarında ünlü hekim Erasistratos'un da bulunduğu iki bin kadar öğrenci yetiştirdi. otuz beş yıl yönettiği Lykeion'u Arsitoteles'ten devralmadan önce. yirmi yıl boyunca onunla çalıştı. Lykeion'da Aristoteles'den sonra yerine geçen arkadaşı Teofrastos daha iyi bir botanikçiydi. Onun daha sonraki Batı düşünce ve bilim adamları üzerindeki etkileri hem çok önemli. Atina'da kazandığı saygınlık o kadar büyüktü ki. Botanik konulan Lykeion'da tartışılmış olmakla birlikte. hem de diğer herhangi bir Yunan filozof ve bilim adamlarının yaptığı etkiden çok daha büyüktür. Aristoteles'in öğrettiklerinin hepsini olduğu gibi benimsemedi. Böyle olması da doğaldı. bazı konularda kendi fikirleri vardı. kuru. bu hoca ne kadar parlak olursa olsun. Bazı botanik gözlemleri de yapmakla birlikte. Onun değerli katkılar yapmadığı veya başkalarına öncülük etmediği bir bilimsel inceleme alanı bulmak güçtür. insan kadavrası üzerinde çalışma yapmamış olduğundan insan anatomisi konusundaki bilgisi zayıftı. Bu tutumunun herhangi bir tatsızlık veya gücenme yaratmamış olması da Aristoteles'in ve Lykeion'un büyüklüğünün ve başarısnıın bir ölçüsüdür. Ayrıca. eğer bir öğrenci hocasının bütün görüşlerini körü körüne kabul ederse. Ay altı küresindeki cisimlere geçmemekteydi? Gözlemlediği bazı olaylar için 112 . Aristoteles. botaniği de bunlardan iyi değildi.ler yaptı. daha sonraları dinsiz olduğu iddiasıyla aleyhinde açılmak istenen dava teşebbüsleri başarısız olduğu gibi. Teofrastos hangi konuları sorguladı? Aristoteles’in evrenle ilgili birçok fikri onda şüphe yaratmıştı. örneğin. vücut fonksiyonlarını tanımlarken hatalı olan vücut sıvıları doktrinini kabul etti ve bunu dört nitelik (sıcak. Beynin kanı serinleten bir organ ve kalbin de bilincin merkezi olduğuna inandı. Aristoteles'in esas ilgi alanı hayvanlar idi.

Aristoteles’in ufuktaki cisimler üzerinde yaptığı gözlemler ile Güneş tutulması hakkındaki görüşlerini birleştirmiştir. çoğunlukla yeni araştırmalar için ilgi çekici noktalar ortaya koydu. bunların ateşe nasıl tepki gösterdiğini. Modina. Yer ve onu oluşturan dört unsur (kök eleman) merkezde. maden cevherleri ve taşlar üzerinde başlatmış olduğu araştırmaları sürdürdü. kendisi bugün. 1651. Biblioteca Estense. 1 13 . Giambattista Riccioli. yaratıklar için en iyi olanı istiyorsa. Resmin alt tarafında Güneş (solda) ve Ay (sağda) tutulmalarının çizfmleri yer almaktadır. yazılarının ancak bir bölümü günümüze gelmiştir: yine de bunlar. mineraloji konusunda yetenekli bir uzmandı. Modena. onun en az üç sahada öncülük etmiş olduğunu açıkça göstermektedir. ikinci olarak. Bir on altıncı yüzyıl yazma eseri olan De Sphaera da Aristoteles’in Yer’in yuvarlaklığı için verdiği ispat. Ödoksos tarafından teklif edilen tek merkezli veya eş merkezli küreleri gösteren on altıncı yüzyıla ait bir resim. Biblioteca Estense. Bu ispat. bilim tarihine ilk katkıda bulunanlardan biriydi: Doğa. Maalesef. Filozoflarının Görüşleri adlı kitabı daha sonraki birçok yazar için kaynak teşkil etmişti. geyikler niçin kendilerine zararlı olan boynuzlara sahipti? Bu gibi sorular. dokunulduklarında nasıl olduklarını. çok çeşitli maddenin tam tanımını verdi. Yaptığı denemeler onu. Aristoteles’in mineraller. Platon ve Aristoteles’in benimsemiş olduğu temel sınıflandırmanın doğruluğunu sorgulamaya sevk ettiyse de. yıldızlar küresi en dışta. Aristoteles'in verdiği açıklamaları da sorguladı: gelgit olayının sebebi neydi? Eğer doğa. gezegenler. Almagestum Novum. ilk olarak. renklerini ve diğer özelliklerini tanımladı ve böylece Batı’daki ilk metodik mineraloji çalışmasını hazırladı. yalnızca eski fikirleri sorgulayan bir kişi değildi. Ayrıca. Ancak Teofrastos.Platon ve onun öğrencilerine göre evrenin resmi (on yedinci yüzyıl). özellikle verimli katkıları sebebiyle hatırlanmaktadır. Ay ve Güneş ise bunların arasındadır.

Elde ettiği sonuçları. bazı gözlemlerini araç gereç yokluğundan dolayı iyi yapamadığı da doğrudur. formel mantık metni olan Analitik’ler. eserde bitkilerle ilgili bazı hikayelerin de yer aldığı anlamına gelmekteydi. Bir Yunan zihniyetinin mantık ile geometri arasında kurduğu yakın ilişkiye işaret etmektedir. Universitäts Bibliothek. Diğer taraftan. 1505. Bu eserde. bitkileri sınıflandır- 114 . Aristoteles gibi Teofrastos’un da büyüteci yoktu. Tabii ki. gerek kendi temin ettiği gerekse gezginlerin ve başka kişilerin naklettiği bilgileri kullanarak kaydetti. bu durum. Basel.Aristoteles’in Analitikler adlı eserinin eski bir nüshasından alınmış bir bölüm. Botanikteki çalışmalarının o güne kadar yapılmış olanlardan önemli bir farkı. Bitkiler Üzerine Araştırmalar adlı eserinde topladı. Öklides geometrisinin dört farklı teoremini içeren bir sayfa. Batı’da Atlantik’ten başlayarak Doğu Akdeniz kıyılarına kadar uzanan bir bölgeye ve Katta birkaçı da Hindistan gibi uzak bir ülkeye ait yaklaşık 550 kadar bitki türünü ve çeşidini. Euclidis megaresis philosophi platomy. Teofrastos’un üzerinde çalıştığı üçüncü ve en önemli konu botanikti.

Basel. Bu yasalara göre. bir cisim aynı anda yalnızca tek bir hareket yapabilmekteydi.. 115 . Daniel Satbech.. Mathematischen. Gaultherius Rivins’in Architecktur. Kunst adlı eserinden.Sağda: İskenderiye’deki büyük fener ya da Pharos.. Problematum Astronomicorum. Bagram ’da (Afganistan) bulunmuş olan bir vazonun üzerine resmedilmiş olarak görülen bu fener. iki doğru ile gösterilmiştir.. Altta: Aristoteles’in hareket yasalarına göre top güllesinin yolunu gösteren bir on yedinci yüzyıl resmi. yapılan iki farklı hareket. bu yüzden. sağda: Arkhimedes’i banyoda Hieron’un tacı problemi hakkında düşünürken gösteren bir on altıncı yüzyıl resmi.. İskenderiye kültürünün sürekliliğine ve yayıldığı alanın genişliğine işaret etmektedir. 1547. 1561. Kabil Müzesi. Altta.

Batlamyus. Res- 116 Gök cisimlerinin başucu uzaklığını ölçmek için Batlamyus’un kullandığı “cetvel.” William Cunningham. aynı adı taşıyan kraliyet ailesine mensup olduğu zannedildiğinden burada başında bir taç ile resmedilmiştir. The Cosmographical Glasse. .Batlamyus’u bir kadran kullanırken yanında ilham perisi “Astronomi" ile birlikte gösteren bir on altıncı yüzyıl resmi. 1559.

1486. Ay’ın ve muhtemelen gezegenlerin pozisyonlarını hesaplamak için kullandıkları dişli hesap cetveli. Yaklaşık MÖ 80’e aittir. British Libraty. konik projeksiyon kullanılarak enlem ve boylamlarla beraber yeniden çizilmiş şekli. Antikitera: Yunanlıların Güneş’in. 117 .Batlamyus’un dünya haritasının. Londra.

Teofrastos. Aynca. Ayrıca. Angiospermler (kapalı tohumlu bitkiler) ile Gimnospermler (kozalakgiller gibi açık tohumlu bitkiler) arasında. Fakat en önemlisi.ve bu tutum. Bitkileri mükemmel şekilde tanımladı. onları tenkitçi gözle tartıştı ve elindeki bilgiler yetersiz olduğunda herhangi bir hüküm vermekten kaçındı. tıbbi bitkileri. daha da önemlisi. yabani ve yetiştirilmiş varyeteler arasındaki genel ve spesifik farkları kaydetti. gerçek botanik bilimine doğru çok önemli bir adımdı. çeşitli ağaçlardan elde edilen odun tiplerini ve bunların kullanımını da tartıştı. bazı kelimelere özel teknik anlamlar verdi -örneğin bizim bugün kullandığımız "perikarp" (meyve kabuğu) terimini "pericarpion" olarak tohum muhafazası için kullandı.ma yönteminde görülür. sonraki botanikçilere büyük yarar sağlayacak bir yöntem geliştirdi. “perikarp” için. bitki özsularını. ağaçlar. bodur ağaçlar. * Parenchymatous and prosenchymatous tissues. çalılar ve otlar olarak ayırdı. monokotiledonlar (buğday ve arpa gibi tek çenekli bitkiler) ile dikotiledonlar (bezelye ve fasulye gibi iki çenekli bitkiler) arasında ayırım yaptı. 118 . petalli ve petalsiz çiçekler için. Teofrastos bitkileri. çiçek örtüsünün gelişmesi ve çiçeklerin çiçek durumlarındaki (infloresans) dizilişi için verdiği tanımlar değerlerini bugüne kadar korumuştur. bunları tanımladı. Ayrıca. Bu sonuncular için verdiği tanımlar on yedinci yüzyıla kadar verilen en doğru tanımlar olarak kaldı. bu bilgileri tarafsız bir yaklaşımla topladığı gibi. yüksek bitkilerdeki dokular 0 (parenkima ve prosenkima).