You are on page 1of 410

9

EVRENSEL

Cegerxwîn

H ayat
H ikâyem

JÎNENÎGARIYA
M IN
*^SıiyC*

Çeviren
G azi F in can

D o ğ a B a sın Y a y ın
D a ğ ıtım T ic a r e t L im ited Ş irk eti
T a r la b a ş ı B ulvarı
K a m e r H a tu n M a h .
A lh a tu n Sk . N o : 2 7
B ey o ğ lu / İsta n b u l
T e l: 0 2 1 2 3 6 1 OD 0 7 (p b x )
F a k s: 0 2 1 2 3 6 1 0 9 0 4
w eb : w vvw .ev ren selbasim .co m
e .p o sta : b ilg i@ e v re n se lb a sim .c o m
E v ren sel B asım Y a y ın - 2 3 1
K ü rt T a r ih i ve K ü ltü rü D izisi - 3
H

ayat

H

ikâ yem

C eg erx w in
Ç eviren
G a z i F in ca n
R ed a k siy o n
F eh im Işık
K a p a k T a sa rım
Sav aş Ç ek iç
B irin ci B asım
H a z ira n 2 0 0 3
IS B N 9 7 5 - 6 5 2 5 - 4 7 - 9
B ask ı
A y h an M a tb a a s ı

H ayat
HİKÂYEM

Ö

n

s ö

z

H ayat hikâyem, üzerine kara bir perde çekilmiş Kürt tarihinin
ve yirminci yüzyılın ilk yarısı boyunca yaşanan ayaklanmaların
bir parçasıdır. Doğrudan içinde yer aldığım, tanık olduğum, has­
belkader içinde bulunduğum olayları veya o dönemin yaşanmış,
dilden dile aktarılm ış olaylarını kapsar.
Kürt aydını, yurtseveri ve düşünürü yaşadıklarım, tecrübesini
ve döneminin aktüel meselelerini ayrıntılarıyla yazsaydı eğer, ken­
disinden sonraki kuşaklara çok değerli, paha biçilmez bir miras
bırakm ış olacaktı. Ne yazık ki bugüne kadar Şerefxane Bidlisi dı­
şında bu yolu tutan olmadı.
Şimdiye kadar sadece büyük ve ünlü insanların hayatı yazıldı.
Oysa benim düşünceme göre, bu büyük iş, tarihlerini yazma işi,
aydma, düşünüre, yurtsevere ve insansevere düşmektedir. Böylece
biz hem halkımıza hem de insanlığa kutsal ve yerinde bir hizmet­
te bulunmuş olacağız.
Bizler; tarihin akışına etkide bulunmuş, değiştirmiş o büyük ve
güçlü insanlardan olm asak da, yazdıklarımızla, karanlıkta kal­
mış, tozlu raflarda saklı, bilinmeyen bazı şeyleri öğrenip gün ışı­
ğına çıkarabilir, onları millete sunabiliriz.
Olayları aktarırken tarih, gün ve ay belirtemediğim için orta­
ya çıkan ürüne tarih kitabı diyemeyiz. Onun için kitaba hayat hi­
kâyem ve anılarım demem daha yerinde olur.
Elimden geldiğince bu sayfalarda, yanlışa, aslı olmayan olayla­
ra ve düşüncelere yer vermemeye çalıştım . Gördüğüm ve duydu­
ğum biçimiyle yazmaya özen gösterdim. Bizim dönemimizde ya­
şanan, gelişen olayları doğru aktarm aya çalıştım . Olayı bir başka­
sından duymuşsam eğer, kaynak zikrettim . Kaynaklarım vermedi­
ğim anlatım lar bana aittir.
Bütün bunlara rağmen yanlışlıklara, hatalara düşmüş olabili­
rim. Ama beni yargılarken, yaşadığım dönemi ve koşulları göz
önünde bulundurmanızı diliyorum.
7

soymaktaydılar. Kurm anci’ye göre nispeten zayıf bir şivedir. Birçoğu çoluk çocuğunun karnını doyurabilmek için düşma­ na hizmet ediyordu. içinden geçeni dile getirmekten korkar hale gelm iştir. baskı altında ve kendilerini ifade araçlarınd an yoksundur­ lar. K orku ve güvensizlik Kürdün içine işlemiş. 8 . ne yazık ki sadece E rm enistan’daki birkaç köy­ de serbesttir. karınlarını doyuramıyordu. göz açtırm am aktadır. sefalet ve yoksulluk. halkını sömürmekten korkm uyorlar­ dı. So ra ııi. su ile ekm ekten bile yoksundu. Bugün bile “Biz K ürd ü z” demek cesaret istiyor. hatta yakın arka­ daşlarımız bile bize selam vermekten. kariyerizm ve öteki nedenlerden do­ layı halkın güvenini kazanam am ıştır. Bizimle oturm aktan korkan kimileri. vahşi bir hayvan gibi boynuzunu yurdumuzun bağrına saplam ış. K ürtler birbirinden yalıtık. Yapıcı insan sayısı ise çok azdı. herkes bir diğerinin kuyusunu kazıyordu. bizimle kahvehanede çay iç­ mekten korkarlardı. Kürtlerin düşm anları. Açlık. ayaklarıyla da bedenini çiğniyor­ du. bir parça et evle­ rine yılda iki kez bile girmezdi. Herkes birbirine saldırıyor. En yaygın şive olan K urm anci ise. insanlar bu nedenle hapsediliyor ve gözaltında iş­ kence görüyor. konuşm ak bile yasak tır. yurtsever hare­ kete ve yurtseverlere karşı durmaktan çekinmiyorlardı. bu eksiklik ve zaaflarımızı kullanarak bize istediği biçimde baskı yapabilm ekte. bunlar da ya yabancı bir dille veya Soran lehçesiyle okuyup yazabilenlerdi.y a ş a d iğ im d ö n e m i n ö z e t i Kürelerin durumu: O dönem de Kürtlerin büyük çoğunluğu okur yazar değildi. O kuryazarların oram yüzde onu bile bul­ muyordu. parti ve dergi çevresi oluş­ muş ancak bunlar bireycilik. Çoğu insanlar. Kürtler içinde çok sayıda hareket. bir insanın evinde K ürtçe bir yazının bulunm ası bile. Onurlu ve direngen insanlar ise. düş­ m anla içip sarhoş olm aktan. İran. büyük cezalar alm a­ sına yetiyor. T ü rkiye ve Suriye’de bu şive ile değil o k u ­ yup yazm ak. O nlar milletini kandırm akta. pek az Kürdün kullandığı.

” “ G ö rd ü k ki a rtık rengid ir zam an ın B ilcü m le sav a şlar. Nasıl doğ­ du. cahillik ve delilikti. X a n i’ııin doğum tarihini 1651 yılı olarak kabul ederler. insanın düşüncesini kirletiyor. mal ve paraydı. eserid ir p a r a n ın . Kürt gerici ve derebeylerinin kavgası. söm ü­ rü aracı oluyor. dini temsil eden cahil şeyh ve meleler (molla) milletimizin düşmanıydılar.Seydaye X a n i‘ ne güzel yazmış: “ G a v a k o m e dî zeınan e ev reng B îlcu m le li ser dirave bfı c e n g . biz Kiirtlere çok zarar verdi. yurtseverlere bıyık altından gülüp açıkça şöyle söylüyorlardı: — Sizin uğraşınız mide derdine. ne gam! Böyleleri. milleti soymanın telaşındadırlar. Ancak dinin nasıl ortaya çıktığını bilmek zorundayız. Daha çocuklarınızı bile doyura­ mıyorsunuz. çocuklarını doyuramayan nasıl bir milleti doyurabilir? Böylesi insanlar için Ölçü. diğer aylarının ise 1651 yılına rastladığını belirterek. X a n i’nin hangi ayda doğduğu belli olm am akla birlikte. Ulusal hareke­ te karşı bir mızrak işlevi görüyorlardı ve bu mızrağı kırmak zor kul­ lanmayı gerektiriyordu. çalman işçinin ve köylünün alınteriydi. işçi ve köylünün özgürlüğü için mücadele etmek ise aptallık. Varsın Kiirtler.” Görülüyor ki. Dini bir düşman olarak hedefe koymak gibi bir gayem yok. 9 . yüz bin yıl köle kalsın. ne işlev görüyor? Din. Onlar. Ancak araştırm acılar Hicri 1061 yılının 1 6 5 0 yılına rastlayan tek ayının olduğunu. Özcesi din. Hicri takvim miladi takvim e çevrildiğinde ise doğduğu ay belli olm adığı için X an i’nin doğum ta­ rihi 1 6 5 0 yılı olabileceği gibi 1651 yılı da olabilir. neden Kürdün karnını deşmek için bir hançer olarak kullanılıyor? Neden milleti geri bıraktırıyor. Seydaye X an i’den bu yana bir şey değişmemiş. insanlar arasında­ ki düşmanlığı körüklüyor? * E km ede Xani: Ünlü Kürt klasiği M an û Zin ile Nûbtıhara Biçûkan (Çocukların Baharı) ve Eqida Imanc (İnanç Yolu) adlı eserlerin yazarıdır. çı­ kar ve iktidar çatışmasıdır. Ulusun. eserlerinden ç ı­ karılan ebced hesabıyla Hicri 1061 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. para yığmanın. bütün dünyada olduğu gibi. insanın. Örneğin }i Asare Keun (Eski Eserlerden) adlı bilinmeyen bir şiiri 1 9 1 9 yıluıda ]in dergisinde yayın­ lanm ıştır. D i n : Doğrusunu söylemek gerekirse. Bunun yanı sıra Xani’nin günümüze ulaşmayan birçok eseri olduğu sanılm aktadır.

. Bugün. Dekşûri. cahilin evinde kara yılan gibidir. önemli bir yere sahip ve yüzyılların tor­ tusu hâlâ beyinleri zehirliyor.” Elbet. bu zor ve ka­ ranlık günlerde. ikilik aracı olmuş. soyguna. dünya acelesiz kurulmuştur. onu korkutur.” der. Öyle ya! iyi kumaş. A lıcısı y o k tu r iyi k u m aşın . Bunlar ise çoğu kez bedelini ödemez­ ler. bıraktığımız mirasta gönlünüze göre fazla bir şey yok. 10 . Hiç kuşkusuz. üniversitelerden gelmediğimiz içindir ki. Aşiret Düzeni ve K a n D a v a l a r ı : Feodal sistemden yavaş yavaş çıkıyoruz ama henüz etkileri kırılmış değil. Buna rağmen alanlar yok mu? Bazen alanlar var. şimdi haydutluk. Özcesi. iyi kumaşı. ulusumuza düşman olarak kullanılıyor. Bugün de. sabır acı­ dır ama tatlı bir haz verir. çoğu kez. Ama ne gelir elden? Seydaye Xani ne demiş: “ Ç i b ikim k o qew i kesad e b azar N in in ji q u m aşe ra x e r id a r . bu d iy a rd a . kültürümüzü bizden çalıp alanlar var. haydutluğa karşı ruhsal arınma sağlasın diye gelen bu din. Bu gibi şeylerin bu çağda hâlâ var­ lığını sürdürmesi ve ulusal harekete ayak bağı olması çok acı. Heverki. insanların.” “ N e yap ayım işler iyi d eğil. İşin en yüce yanı şudur: Biz öyle yüksek okullardan. binlerce yıldır yazılamayan ve okunamayan di­ limizin önemini ve değerini halka birkaç yılda benimsetmemiz epeyce zordur. dilimi­ zi. okuyanın düşüncelerinde Mehmûdki.. hırsızlığa. hırsızlık. p azard a. Bazen de ürünlerimizi. Bir Kürt sözü. bu dilimiz başta olmak üzere kimse bu riskli “m alları” evinde tutmak istemiyor. Bu bir anda gerçekleşemez. diğer bir deyimle iyi bir ürünü kim alır ki? İyi ürünler hırsızlıkların üstünü de örtmez. “ Her şey ferah bir gönülle olur. İsa Begi ve Xelil Begi.Kötülüğe. yani bize ait iyi şeyleri. Bunlar da bize ait olan bu ürünleri kendileri pazarlarlar. her şeyin birbirine karıştığı bu sisli ortam da m a­ alesef. başka halkların düşünürleri gibi her şeyi dosdoğru geleceğin gençliğine devredelim. Bedelini ödeyerek alanlar ise onu anlam aktan yoksundurlar.

iz bırakmadan. bütün yetmezliğimize rağmen meydanı boş bulduk ve doldurmaya çalıştık. Y a n i b ild iğind en değil. Seydaye C iziri“ der ki: “T a li-e k o bet û firset.” Bu karşı çıkışa “doğrudur” demem gerek. Her şeye rağmen ülkemin sorunlarına ve içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalamazdım. Diyebilirler ki: “ M adem bu zor ve uzun işin erbabı değildiniz.. başkala­ rının tarih sayfalarında mazi olarak kalmasını istemedim. Ama ben yine Sey­ daye X a n i’ye başvurayım: “ X a n î ji k e m a lî b e k em alî. başka halkla­ rın aydınları gibi güzel şeyler yaratam adınız. hissetti m ecbu r [o ld u ğu n u . H ata ve zaaflarımı bulup düzeltmenizi ve düşüncelerinizi yaz­ manızı diliyorum. yüzyılda yaşayan Kürt edebiyatçıların en seçkinlerindendir. fırsa t ya da z am an neye y arar.” Evet. bizden daha iyisi. belk i de g elen eğ in d en . Uzun yıllar Cizre’de yaşayan M elaye Cızîrî’nin halen ayakta duran medresesi de bu ilçededir. medreselerde kitapları en çok okunan K ürt edebiyatçısıdır. sessiz sedasız. saq i w ere bi lez. bari evinizde oturup günlük gailelerinizle meşgul olsaydınız. m ü h let li nik h eram e M in um re N o h i n in e. o işleri de altından kalka­ bilecek insanlara bıraksaydınız. Cizîri'nin şiirleri sufıliği yansıtmakla birlik­ te. kimi araştırm acılara göre ise 15 veya 16.Okuyucunun tarihimiz boyunca önümüze dikilen engelleri iyi tanım ası ve bilmesi gerekir ki bize sitem etmesinler. Kendisi de bu medresede ders veren Cizîrî.. acele et zam an d a r. M e­ laye C izîrî’nin D ivan’ı ilk olarak 1 9 0 4 yılında. m eydane k e m ale d în x a lî Y a n î ne ji qabilT û x e b iri. daha bileni olsa bile. s a k i. fa rk etti ilim m eydanının boş [olduğunu. aşk üzerine de birçok eseri vardır. . dönemimizin.” “ E ğ er sonu gelm işse. Berlin’de Voıı Hartman adlı Al­ m an araştırm acı tarafından basıldı.” “ X a n i ki alim lerin en ilim sizi. N u h ’un öm rü y o k ki bend e. b e lk î ji te-esib û e ş ir î. yüzyılda. Ülkemin tarihinde küçük de olsa yerimiz ol­ sun istedim.” C e g e r x wî n 2 8 M ay ıs 1 9 6 5 * Melaye Cizîri: Kimi araştırm acılara göre 12. x w e ş .

benden sonra yazacak gençler daha doğru ve daha iyi şeyler üretsinler. bir gün hakkımda bir şeyler yazabilsin. Ç ok sayıda yazar ve okuyucu hayatımı bilmek. Biliyorum ki onlar da yanlışa düşmek istemezler. yalana ve temelsiz bilgiye itibar etmez. Ne kadar özen göstersem de kaçınamadığım yanlışlar. Buna rağmen her şeyin berrak ve kusursuz olduğunu iddia et­ miyorum. Çünkü şimdiye kadar hayatım hakkında yanlış şeyler söylendi ve yazıldı. basabilsin ve yayınlayabilsinler. Bu sebeple yanlış ve temelsiz bilgileri kitabıma almamaya dik­ kat ettim. Halkımız artık uyanmıştır. eksikler olacaktır. hakikate ve doğrulara daha bir bağlanmıştır.ÖNSÖZE SONSÖZ Hatıralarımı yayınlayacağım. Her şeyi cesaretle ve olduğu gibi yazdım. öğrenmek istiyor ki. işe yalan kat­ madan. Dileğim odur ki. 1983 . Cegerxwîn S to k h o h n .

Ama bunlardan birçoğu sonradan köyden göçmüş. dut. taifi. Hesar. başka diyarlara gitmişler. Uzaktan bir kaleyi andıran kasır. arm ut ve ayva dikerlerdi. Köyümüz. merci­ mek. reş. Şimdi çok güzel binaların yapıldığını söyler­ ler. Dicle nehrinin hemen yanındaki bu ovada yer alan köylerin birçoğ u . evce birlikte çalışırdı. amobengi. * * Kercetvs (G ercüş): ö n ce le ri M ard in ’e bağlı bir ilçe iken son yıllarda yapılan düzenlem eyle Batm an iline bağlandı. nohut. son yıllarda yapılan düzenlemeyle B atm an’ ın G ercüş (Kercevvs) ilçesine bağlandı. Dağlarında ve ovalarında buğday. çalışırken kol­ larını eteklerini toplar. sorik. koxer. M ard in ’in M idyat ilçesi ile Batm an’ın H asan k ey f ilçelerinin arasında ve G ercü ş’ün batısında geniş bir ovaya yayılan H esar. heseııi gibi birçok üzüm çeşi­ di yetiştirilirdi. Kadınların yüzü açıktı. söğüt olurdu. aynı zamanda bir aşireti de temsil eder. Bu ad. * Hesar. arpa. Dağların eteği bağ bahçeydi. D aha önceleri M ard in’e bağlı iken. zeyti. gewre.KÖYÜM Köyümün adı Hesar’dır*. otuz-kırk kilometrelik bir ovaya kurulmuştur. Hesar ovasının do­ ğusunda Kercevvs {Gercüş)** kasabası bulunur ve ovanın dört bir yanı dağlıktır. Davar ve sığır beslenirdi. Bağlarda ba­ dem. H esar olarak anılm aktadır. pamuk ekilirdi. Ceviz. direjik. Biz orada olduğumuz zaman Keyxweler dışında kimse kasır (ko­ nak) inşa etmemişti. daha çok da Mardin ve D iyarbakır’ın ova köylerinde sa­ tarlardı. '3 . Dışarının işle­ rini de birlikte yaparlardı. Kadınlı erkekli köy halkı. romi. eşlerine yardım ederlerdi. Bizim zamanımızda sadece Keyxweler’in kasrı başını göklere dikmişti. aslında köyümün de içinde yer aldığı on sekiz köyün ortak adıdır. su­ lu arazide. Sorulduğunda hepimiz “H esarlıyım ” deriz. kerkûş. etfi. aynı zam anda bu bölgenin o rta k adıdır. dayişi. zorun ve zulmün abi­ desi gibiydi. Köyün Ge l i r i Köylüler. Köyümüzde üç yüz kadar hane vardı. tepeye kadar da ekilip biçilirdi. M ezrone. darı. incir. pekmezlerini ve kuru üzümlerini M ardin ve Diyar­ bakır’da.

aileler kızlarına 1 Kıras: Kadınların daha ço k içe giydikleri göm lek turıi beyaz çam aşır. Gewre ile heseni iri ve et­ li üzümlerdi. altın veya gümüş bir tas yerleştirir­ lerdi. Gelin olan kızlar­ dan başlık parası alınırdı. yedi yüz veya bin gü­ müş mecidiyeydi. Almlarında bir tutam saçla altın salınırdı. Hevalkıras: K adınlar tarafınd an içe giyilen beyaz çam aşırların farklı p arçalar­ dan oluşm ası durumunda her b ir parçasına verilen ad. alınlarına “ temezi” *** * bağlar. Hesar ovasında çok sayıda pınar kaynardı. M ardin’den sonra en iyisiydi. pamuk. Kızların belik sayısının kırka kadar çıktığı da olurdu.' tüm giysilerinin üstüne giydikleri. saç örgülerini bellerine kadar salarlardı. Kocası olm ayanlar başlarına “kum ”la “kıtan ” ya da “ şendik” 4* bağlarlardı. ancak kırsal bölgelerde yaşayan K urt kadınlarının ayrılm az bir aksesuarı olan önlüğün adı. Kızlar ise “epri” yle “ boşi” *** giyerdi. M ezrone’nin çok gü­ zel pekmezi olur. özellikle Babnir’in üzümü ve pekmezi çok ünlü ve kıymetliydi. Xeftan: K adınların.Bunların en ünlüsü mezrone ve zeyti idi. “kum ” lannm üstüne. 14 . değişik renklerde o la b i­ len önü açık giysi. Bu yüzden hali vakti yerinde. “ xeftan ”. Kıtan: K adınların bazı yörelerde kum la. K öy K a d ı n l a r ı Köy kadınları “ kıras” . Zenginler “ kum ” larmı gümüş ve­ ya altın paralarla süslerlerdi. “ hevalkıras” ve “peşta­ m al” * giyerlerdi. En yüksek başlık. Köy çeşmesinin suyuyla bahçe. bazılarında ise kum olm adan Taktıkla­ rı uzun tülbentten örtü. Boşi: Bazı yörelerde poşi adı da verilen. başa tak tık ları kum larının etrafını sardıkları birden çok ve farklı renklerdeki ipek türü örtü. renklileri kadınlar tarafınd an sade olan ları ise erkekler tarafınd an kullanılan baş örtüsü. sebze sulanırdı ve sulama sıra ile idi. zeyti ise kurutulurdu. Şemhk: Beyaz tülbent yerine renkli ipek kum aşlardan yapılan baş örtüsünün adı. Hesar ve bağlı köylerin. Epri: D aha ço k genç K ürt kızlarının tak tık ları renkli baş örtüsü. H esar’ın pekmezi zınara. Peştamal: K adınların ev veya tarla işi yaparken elbiselerinin kirlenm em esi için önlerine tak tık ları. » » * * Temezı: K ürt kadınların ın. * * Kum: Kadınların başlarına tak tık ları takke.

Birkaç gün sonra bir at yükü kuru yiyecekle kızın evine gidilir. bağ. fa­ lakaya yatırırlardı. Damadın başına toplanır. falakaya yatırırlardı. biz aynı köylü ve iç içe olduğumuz­ dan birbirimizi iyi tanırdık. nişan takılırdı. su döker. toprak döker. Uymayanları. Olumlu cevap verilirse. Ama “erkekliğini ispat ederse”. Şenliklerde ka­ dın erkek el ele govend çekerlerdi. gelin sandığına oturur para isterdi ve “dayı hedi­ yesi” istenirdi. “ binlik” diye seslenir. o günden itibaren kız sözlü sayılırdı ve başka biri artık o kıza talip olamazdı. Gelin bir ata bindirilir. oğlanın a k ­ rabaları saygın bazı adamlarla birlikte kızı istemeye giderdi. bazen berbûlara giysi sözü veri­ lirdi. takılırlardı. dökülen yiyecek ve para­ lar çocuklarca kapışılırdı. Verdiği emirlere harfiyen uyulmak zorundaydı. * Ti li li: K ıirt kadınlarının düğün ve şenlikler ile henüz evlenm em iş genç kız ve erkeklerin cenazeleri kaldırılırken çek tik leri zılgıta verilen ad. stranlarla gelinin etrafında dönerlerdi. O gece dam at. gelin sayılırdı. Gelin kapıdan içeri girmez. bir gece önce ceza alanlar inti­ kam alamazlardı. ortalam a bir hafta sürerdi. O günden itibaren kız. çoğunlukla tabanca veya tüfekti. ayağının altında çiğnedikten sonra içeri girerdi. sonra aile­ ler anlaşıp barışırlardı. İsteme ve nikaha gelince. Bu arada damat da dam­ dan gelinin başına para ve şeker döker. bahçe ve­ ya koyun. “hısım olm a” isteği iletilirdi. G e­ lin almaya gidilirdi. def ve zurna çalınırdı. Ama aşık olanlarla başa çıkılam azdı. inti­ kam sırası dayak yiyenlere geçerdi. Kadınlar “ti li li” * çeker. Düğün alayı yola çıktığında çok silah sıkılırdı. O gün kıza bir arm ağan verilir. etrafında “berbıılar” la (nedime) oğlan evine gelinirdi. Düğün tef ve zurnayla başlar. Tüm riskine rağ­ men ailesi tarafından rıza ile verilmeyen kız kaçırılır. IS . keçi sözü verilir. Dayı hediyesi. gelııı onu yere saçar. D am at o gece gelinle ilişkiye giremezse. hediyesini isterdi.“yedi yüzlük”. attan inmeden önce gelinin eline ku­ ruyemiş ve para dolu bir tas verilir. davetlilere dağıtılır. gelin eve girmeden önce bahşiş alınır. havaya bir el ateş açılır. Ö nce kız tarafına haber gönderilir. Hediye olarak tarla. adeta bir “paşa” idi. Bir kadın. D am at evinin önünde. Gönül işleri çok gizli yürütülürdü ve bunların ölüm le sonuçlandığı da olurdu.

Keyxwe sözcüğünün kökeni. bir kan davası yüzünden M ihelm i“ mirlerine sığınmışlar. yani ağa olarak anılmışlar. ağalık sevdasına düşmüş ve Mıhelmi mirlerini dinlemez olmuş. sırmalı “ boşi”yi zarifçe takarlardı. üstün üstü anlamındadır. yani bizim sülaleye Sofi Eligiller (M ala Sofi Eli) denir. avam meclisi. Eli’nin ailesine. Arapça muhtar anlamına gelen “keye” sözcüğüne dayanır. Bellerinde altın veya gümüş bir kemer göze çarpar­ dı. Ağa’nın hanımı (X atıın ). kırmızıya boyanmış “ kume heskifi” ’'. özellikle Boran ve G ar­ zan bölgelerinde M ihelm i olarak adlandırılan çok sayıda aşiret veya aile vardır. O günden sonra bizim de içinde olduğumuz Eli’nin soyunu sürdü­ renler köylü.Keyxweler’in kadınları. K ürtler arasında. Ağa köyde olmadığı zaman ağalık yetkisini kullanırdı. M ıham m ed’in soyunu sürdürenler ise Keyxwe Aile­ si. bir direğe bağlayıp dövmek. Bizi iliğimize kadar sömürdükleri gibi sürekli tehdit ederlerdi. Keyxweler’in köylüler ve bizim üzerimizde çok ağır baskısı var­ dı. “ K esra” sözcüğü “key” ve “ser”den gelir. Ama eski Kürt dilinde keyxwe. 16 . Büyük kardeş Eli yaşlı ve düşkün olduğundan ağalığı M uhammed’e vermiş. H esar’a Nereden Gelmişiz? Herkesin inandığı bir anlatıma göre Pekend mirlerinden olan atalarımız Mıhemed ile Eli. Eski Kürt kültüründe kesranın iki meclisi (cemaat) vardı: Üstünler meclisi. Mıhemed’in niyetini anlayınca uygun bir fırsatta onu ortadan kaldır­ * Kume Heskifi: H asan k ey f (H eskif) yöresine özgü bir başlık. 05 Mihelmi: M ihelm i olarak adlandırılan kesim ler orijin olarak Arap olan ancak Kürtleşen aşiretleri ifade etm ektedir. H esar’a yerleştikten sonra sürekli gelişmiş. cumhuriyetin mecli­ si ise “bizircemhur” idi. İnsanları öldürmek. Mıhelmi M iri. Mıhelmi Miri de onlara H esar’ı vermiş ve­ ya onları H esar’a keyxwe (muhtar) olarak atamış. zindana atm ak. ağza alınmaz küfürler etmek sık sık cereyan eden olaylardı. bu da üstün üstü anlamındadır. Havaları köylü kadınlardan çok farklıydı. Anlatıldığına göre M ıhammed çok gözüpek ve yaman biriy­ miş. “ Keye serekan” da öyle. Kesra “serek”lerin meclisi idi.

Bu sırada Hesar yeniden M ir’in olmuş. Yazları kalmak için H esar’a bağ evleri yaptırmış. Köyde hâ­ lâ M ir’in adıyla anılan yerler vardır. M ıhemed. M ir’i öldürüp ağalığını ilan etmiş. Ganika. sonra da nezaketle: — Lütfen kusurumu bağışlayın efendim !. Raman ve Hebızbini aşiretleri. demiş gizlice. * G arzan bölgesinde (Siirt. büyük Mıhelmi Miri ile başa çıkam aya­ cağını bildiğinden başka diyarlara gitmiş ve M ir’in düşmanlığın­ dan sakınm ak için kör olduğu. halen B atm an ilinde. en so­ nunda M ıhem ed’i evlerine çağırıp öldürmeye karar vermişler. Bu yüzden bir türlü tongaya düşmüyormuş. Qeza Hesare derdi. Gulika ve Kasika köylerinden oıı sekiz-on dokuz tanesini kendine bağlamış ve aşiret alanım genişlet­ miş. H esar’a Qeza Çole. H ebizbini* batıya.. geniş topraklara ve köylere sahiptirler. M ıhelm i ise H esar’ın aşağısına düşer. >7 . Şimdilerde Rem anların ağırlıkta olduğu Bişeri {Siirt’in Beşiri ilçe­ si) ise H esar bölgesinin yukarısına düşer. gözünün öniiııe aktığı söylentisini yaymış. adam larını akrabalarını topla­ yıp H esar’ı basmış. Derken yıllar sonra Mıhemed. tüm aşiret büyükle­ rini ve Keyxw eler’i çağırmış. Şırnak ve M ard in arasındaki üçgen) etkin olan Dekşnri.maya karar vermiş. Mıhemed bu tuzağı fark etmemiş ama M ıhelm i M iri’nin hizmetkârı M ıhem ed’in iyi dostuymuş. Bu şekilde yedi yıl saklanmış. Henüz yemeğin başlarında M ıhem ed’in üstüne turşu dökmüş. O günden sonra Keyxweler Hesar aşiretine ağa olmuşlar. üstü başı turşu bulaşığı. kendi döneminde. Gelip H esar’a yerleşmiş. M ılıem ed’i o bahane ile dışarı çıkarm ış. Ba­ zıları. turşuyu sana bu uyarıyı yapabilmek için bilerek döktüm. Mıhelm i M iri evinde bir şölen hazırlam ış. — Bu yemek sana bir tuzaktır. M ıhelmiler. Mıhemed ise kurnaz ve sezgisi güçlü biriymiş. deyip suyla leğen getirmiş. H esar civarında birkaç aşiret daha vardır: Dekşûri ve Reman doğuya. M ıhem ed’in torunu Ebdırehman. hızla atına atlayıp dörtna­ la H esar’a sürmüş ve böylece atının ayaklarıyla ölümün kucağın­ dan kurtulmuş. Keyxwe. böylece ye­ niden H esar’ın sahibi olmuş. Bu aşiretlerin arasında zaman zaman çok kanlı ve zorlu çatışm alar olurdu. kan dökülür.

Bu bölümlerde benim dönemimde ve benden önce olan olaylardan birçoğunu yazacağım.biri Kurmanci tüfeğinin mermisiyle vurulup ölmüş. Bir kısım akraba­ mız ise korkudan ağadan yana görünmüşler ve olayı görmezden gelmişler. kardeşinin vurulduğunu görünce. karşı koyuyormuş. Qesra Qelendera’da buğday çuvalları­ nı yüklemiş. Ağa ise sürekli ortam ı kızış­ tırır. Adamın başında keçe bir fes olduğundan ölmemiş.ralanlar yapılırdı. İki adamımızın ölümü yetmiyormuş gibi babam da içeri tı­ kılmış. Köyde düşmanlık hiç bitmezdi. Bizimkiler de düşmanların evlerini yakmışlar ve o sırada evde olan bir kadın yanmış. diğerleri ise Qesra Qelendera’ya kaçmış. İNTİKAM Bir gün amcam X elilo. babam da Midyat cezaevine atılmış. Bu kavgada iki amcam öldürülmüş. Ağa diğerlerinden yana olduğu için. Düşmanlarımız da bizim gibi “erkeklik” gösterisinde bulunurlardı. bizi yönetirdi. çok geçmeden düşmanla ağa­ nın kasrında karşı karşıya gelmişiz. O sm ano’ya bıçağı saplayıp öldürmüş. Bir yıl sonra babam cezaevinin duvarını delerek Qesra Qelendera’ya> amcamların yanına gelmiş. Düşmanlardan Heseno. Ben orada mı. bıçağını çekip düşmanın üstüne yürümüş. Birlik olmayalım diye birimizi ötekine öldürtür. Kavgada adamlarımızdan. Y o l­ 18 . köyün yakılması ve kadının ölümünü babamın üstüne yıkıp cezaevine at­ tırmış. Biz ise hiçbir zaman yan yana gelip ağaya karşı duramazdık. bilmiyorum. böylece vergisini ve salmasını kolaylıkla alır. İki kardeşin ölümü üzerine düşmanlar kaçıp kasra sığınmışlar. tek başına onların siperlerine dalıp bıçağını birinin kafa­ sına saplamış. Onun kardeşi O sıııano. Geriye kalanlar da kanlılarından kaçarak. M ar­ din ovasında Qesra Qeleııdera’ya. Huseyne Sado’ya sığınmışlar. Onlar kasrın dört yanında sipe­ re yatmış. yoksa Hesar’da mı doğmuşum. öğürmek için Qurdis değirmenine gidiyormuş. Kavga sabahın köründe başlamış. Miladi takvimle on dokuzuncu yüzyılın sonunda köyde bir kav­ ga çıkmış. kavgayı körükler­ di. Yedi yıl sonra bizimkiler intikamlarını alıp köye geri dönmüşler.

babamlar silah­ 19 . am ­ camın göğsüne dayayıp tetiği çekmiş. sabahın şafak vakti dar bir boğazda bir Hesar kervanına rast­ lamış. Nereden duymuşlarsa duymuşlar. Ama bir tuhaflık hissetmiş: — Vurm asına vuruyordum am a. diyordu. Bunu gören Hese­ no da ondan geri kalmamış: — Kim geri kalırmış göreceğiz!. göğsünün üstüne saplayıp cesedinin üzerinden kalktım. Amcam H eseno’ya yaklaşınca tüfeğini göğsüne doğrultmuş ve tetiğe basmış: — Bu yiğitlerin öcüdür! Gel gör ki tüfek patlamamış. Ö tekiler karşı çıkmış: — Dövüş teke tek olmuştur ve Xelilo kardeşlerinin intikamını alm ıştır.. evinin yolunu tutmuş. “ Ben er­ kek babasıyım ! Davran bakalım . Korkm adan narayı basmış: — Ulan.. Heseno adım duyunca kendinden geçmiş: — Ulan H eseno davran! Bugün yiğitlerin öç alma günüdür! de­ miş ve Kurmanci tüfeğini kapıp ileriye atılmış. H esariler veya kervan diyelim bunun üzerine ikiye bölünmüş. on dört bıçak sallamış. Şans bu ya. Kaptım onun bıçağını.” deyip tüfeği doğrultmuş. Bunun üzerine tüfekleri atıp bıçakları çekmişler. X elilo. dikkat et kendine. Bize karışmak düşmez. Heseno da aramızda. Bunun üzerine Heseno. Ben evimi barkımı dürmüş gelmişim buraya. Yam aç­ tan yuvarlanıp dereye kadar gelmişler.da. Niye? Biz Yahudi miyiz? demiş bir kısmı... Suyun içinde amcam den­ gine getirip H eseno’yu alta almış. Babam a bile minnetim yoktur! Allah’ın izniyle seni de O sm ano’nun yanına göndereceğim. elim­ de kupkuru sap. o da patlama­ mış. O daracık yerde birbirlerinin yakasına yapışıp kavgaya girişmişler. adam bir türlü düş­ mez. Birde ne göreyim! ilk darbede bıçak ona saplı kalmış. Haydi davran!. hiç bizim burada olduğumuzu düşünmediniz mi? Hangi cesaretle buradan geçersiniz? Aralarından biri X elilo’yu uyarmış: — Şşşt. Amcam çuvalları atıp yaralıymış gibi eşeğine binmiş. — X elilo gözümüzün önünde H eseno’yu öldürsün ama biz se­ simizi çıkarm ayalım .

Bu talanların en ünlüsü Hesar Talanı’dır ve dün gibi hatı- .. Pek çok büyük düşman vardı. Ebdırehman’ın gölgesiııdeydi. eğer ölmediyse gidip birkaç bıçak da biz vuralım. Ağanın kasrının karşısında bizim “Teyar” dediğimiz bir parça toprak vardı. Buna rağmen birkaç defa talana uğradık. kavgayı düşmanlığı körüklü­ yordu. ağalar ve beylerdi. rüşvet alıyorlardı. yani aşiretin esas ağalan düşmandan yana oldular.larını kapıp olay yerine koşmuşlar ama X elilo’ya yolda rastlam ış­ lar. köylü cahildi ve henüz ilkçağı yaşıyordu. Hasda Jo r i’ye gi­ dip kadın feryatları ve ağıtları duyunca inanmışlar. Bu olayı bana Amcam Xelile Osman anlattı. diğer düşmanlar ise cehalet ve aşiret düzeni idi. ağadan. Ağalar ikiye bölündü. biz ise İbrahim Ağa’yı seçtik.. Tüm kozlar bizim elimizdeydi. angarya uygu­ luyor. mermilerini ha­ vaya boşaltıp geri dönmüşler. daha kolay yönetip sömürüyü sürdürebilmek için köy­ lünün arasına fitne fesat sokuyordu. Böylece intikam alınmış olmuş. Ebdırehmanlar’ın ailesi. Ama ağaların köylünün barış içinde ve yan yana yaşamasını onayladığı nerde görülmüştür? Köylü içinde düşmanlık biter de birlik olurlarsa ağanın hali nice olurdu? Gel gör ki. Kü­ çük kardeş İbrahim ise bizden yana tavır aldı. Bu nedenle o kavga ara­ mızda “Teyar O layı” diye anılıyordu. işgalcilerdi. Ayrıca karşıya daha güçlü görünmek için kendimizi Keyxweler’in amcazadesi ola­ rak tanıtıyorduk. “ A vi” Kavgası Bu kavgada ölüm olmadı. Başka çaremiz olmadığından zayıf ağadan yanaydık. Kısa bir süre sonra her şeyi göze alarak Hesar’a yerleşmişler. Çok geçmeden de barışmışlar. Ağalar. Böylece egemenlerle birlikte vergi topluyor. En büyük düşman. Xelilo yemin billalı etmiş ama dinletememiş. Köy ikiye bölündü. Ehmed H eseno. birbirlerine kız verip akraba olmuşlar. Kavga orada cereyan etmişti. şeyhten ötesini göremiyordu. Biz sayıca az olmamıza karşın diğerlerine direniyorduk. Babam: — Doğru söyle. şeyhler ve paşalardı.

Yirm inci yüzyılın dördüncü yılında Kiirdistan’da büyük karı­ şıklıklar oldu ve her ağa kendi padişahlığını ilan etti. ordu. kin. birbiriyle uğraşsın. hiçbir zaman kimlik kazanmasın. hırsızdılar. talan.rımdadır. Çünkü bizim köyde. onurlu olmak diye bir düşünce yoktu henüz. Midyat çevre­ sindeki birkaç aşiret ise kaymakamla hareket ediyordu. veya Türklere hizmet eden atanmış bir yer­ li kaymakam vardı ve işi gücü aşiretleri vuruşturmak. O zam anlar annemin eteğine tutunup arkasından ko­ şan bir çocuktum . ölüm. yok­ sulluk diz boyuydu. M ıhem ed’in iki oğlu Huseyn ve Selim ağa olmuştu. yol bilmezdi ve hiç itirazsız ağasının be­ yinin peşinden giderdi. fesat. ikilik her kapıyı çalıyordu. Bayrak. Kürtler henüz şehirli olamadığından. Bizim tarafın . yan yana geldiğimiz görülmemişti. çapulcu. Her yanda şiddet. Bütün bu ahvalden M idyat ve çevresi de nasibini aldı. taç ve devlet olm ak nedir bilmiyorlardı. Hesar Talanı H esar çevresinde dört beş aşiretin daha olduğunu söylemiş­ tim. Kayıtsız ve şartsız millet düşmanlarının uşağıydılar. Yıllarca çalışıp vergi ve haraç verirlerdi. Çevre aşiretler nasıl yan yana gelmiş. birbirini vursun. oğlu Mıhemed de yaşamıyordu artık. soyguncu. kendi milletlerine düşmandılar. neden toplanmıştı bilmi­ yorum. yeterince ilerleyemediğinden. Kürdün büyüğü. insanları zindana atmaktı. baskı. devlet olm ak. İstiyorlardı ki Kürt. Kürt ağa ve beyleri. ya da Tiirklerin ifadesiyle “dağlı vahşiler” olduklarından. O nlarda ulus olm ak. ileri gelen ağaları öldürmek. rüşvet al­ m ak. Kürtleri Türk kültürleri içinde eritmek istiyorlardı. açlık kol geziyordu. Cahil. Çocuklarını okutup yüksek makamla­ ra oturtm ak diye bir dertleri yoktu. ileri geleni böyle olursa sıradan köylü ne yapsın? Köylü dil bilmez. Ebdırehman ölmüştü. Orada bir Türk kaym akam . Kürt önderleri ve aydınları bunu aıılayamıyordu. bizim aşirette her zaman düşmanlık ve ikilik vardı. Bunlar arasında da sürekli düşmanlık vardı. düşmana uşak. yangın vardı.

direnmeye devam ediyorlardı. Çapula başladılar. Mıhelmi M iri* İsmail Beyi. Selim. Remi. Hatta D ibolar bi­ le Elika’dan kalkıp talana gelmişti. onların yanından gelip doğru Huseyn’in yanına gitti: — Ağalık çekişmesi yüzünden köyü talan ettirmeye değmez. yerine Zerar bakıyordu. onun ağalıktan alaşağı edilip yeri­ ne Z erar’m geçirilmesini istiyorduk. de­ di. Biz ise Zerar’a inanıyorduk: — O nlar bizim için değil. Köyü amcasının oğluna bıraktı. Huseyn Ağa ‘hayır’ demedi. Babası hastaydı ve yataktaydı. sonra bir yolunu bulur. Talan ordusu birkaç gün daha köyde kaldı. hat­ ta taslara. Binlerce insan köyü kuşatm ıştı. Hııseyn ve adamlarının m allarına ve silahına el konacak. Bu olayda bizim tarafın ağası Zerar düşmandan yanaydı. Huseyn’Ie adamları için geldi. Huseyn’le adamları kasra sığınmış çatışıyor. . Z erar’a ve adamlarına dokunulm ayacak. Zerar’ı kim takar!. Çevrede eli silah tutan ne ka­ dar Mıhelmi. gel köyden çık. Huseyn Ağa’nın kasrını yı­ * M ir: K ürtler arasınd aki giiçlii aşiret reisleri ile büyük toprak sah ibi olan beyle­ re verilen ad. sepetlere varıncaya kadar ne var ne yok alıp gittiler ve kö­ yü tamtakır Zerar’a bıraktılar. Ama hayallerimizin koca bir yanılgı olduğunu çok geç anladık. Hepimiz Zerar Ağa’nın yanında top­ landık. onları kadın diye yeğenlerime verseydim.. diyordu. Hebizbini varsa H esar’a dökülmüştü.” Bu anlaşmayla Zerar kandırıldı. İbrahim Ağa oğluna küfrediyordu yattığı yerden: — Keşke oğullarım yerine kızlarım olaydı. Huseyn’e m uhaliftik. Huseyn köye arkasını döner dönmez kuşatmacılar köye kımıl gi­ bi dağılıp talana başladı. D iyarbakır’da zindandaydı.ağası İbrahim yaşlı ve hastaydı. diyor ve bununla avunuyorduk. M ertçe ve onurluca çoluk çocuğu­ nu toplayıp köyden çıktı. Biz ve Z erar. Onun üzerinde yattığı yatağı bile almışlardı. Bizim Zerar ağamız gece gidip düşmanla anlaşma yapmış: “Zerar aşirete ağa olacak. O gün. Keşke tüm oğullarım kız olsaydılar. sonuna kadar dost olacak. onları köyden çıkarırım.

Annem iyi bir kilim dokuyucu. Bizi büyütüp beslemenin bütün yükü onun omuzundaydı. bizim ise sadece altmış yetmiş civarında akrabam ız. bu parayla geçi­ niyorduk. Düşküne.karken gördüm. yetime gözyaşı döker. ancak babam sesi­ ni çıkaram azdı. aça yüreği dayanmazdı. Eğer onlar bize baskın çıkar­ salar. Htıseyn Ağa kasrını bize zorla yeniden yaptırdı. Onun koskoca bir aşireti vardı. hayıflanırdı. iki yakamız bir araya gelmedi.. korkmadan doğruyu söylemiştir. dolayısıyla aile büyüğü idi. Bütün bunları babamın isteği dışında yapardı. belki de köyü talandan kur­ tarabilirdik. Ağaya karşı koymak için yine onlardan birini kendimize ağa se­ çer. Kurm anc’ın dediği gi­ bi. başkasına kiraya veriyor. Açık sözlü ve şerefli bir insandı. Huseyn köye döndü ama nasıl bir köye? Aç ve perişan insanlar. şidde­ ti ve zorbalığı sevmez. iyi bir aşçı. hiç değilse iyi adam seç. onları büyük kayba uğratabilir. Babam akrabaların en yaşlısı. Ç ok defa doğruluk için ağalara karşı koymuş. Eğer biz Huseyıı’le birlik­ te karşı koysaydık başımıza bunlar gelmeyecekti. günlerce bakardı. Dışarıda gördüğü garibanı eve getirir. çoğu kez omuzlarımızdan sila­ *3 . bir sulak tarla.. Bu işin so­ rumlusu bizdik ve her şeye katlanm alıydık. mahsulün onda biri karşılığında. O olayda dolaylı ola­ rak suçluyduk ve susmak zorundaydık. On bir parça toprağımız vardı. Elinden pek çok şey gelirdi. bom boş evler. Gün gelecek. bizi soyar soğana çevirirdiler. Kasrı savunabi­ lir. haramdan kaçınırdı. Talancılar köyden çıkıp gidince Z erar ağalıktan atıldı. ekmeğimizi daima dışarılarda arar olduk. üç bağ. Cana yakın ve temiz kalpliydi. Ba­ bam altmış-yetmiş yaşındaydı ve çaiışam ıyordu. Öyle ya. Şeyhlere ve ağalara düşmandı. yıkılan o büyük kasrı aga için ye­ niden yapmak zorunda kalacaktık. “ M adem karı olacaksın. geri kalanında ise sade­ ce arpa-buğday ekilebiliyordıı. Tabii ki biz ağanın dengi değildik ve her za­ man bize baskın gelirdi. yetime.” O gün bugündür köyümüz dirlik yüzü görmedi. Biz araziyi sürmesi için. üzerlerine ancak öyle yürürdük. ahırlar ve yıkık viran bir kasır. Ama Z erar’a kandık. iyi bir iplik eğiricisiydi.

dev­ letle arası iyi olan ağalardan biriydi. ne de olsa aynı köyde yaşıyorduk ve birlikte yaşamak zorundaydık. Çok geçmeden de jandar­ ma kurşunuyla öldü. Sindler ve Rem olar. İbrahime Ehm ed’i vurması için jandarma çavuşu N adir’e çok rüşvet ve hediye vermişti. Çok geçmeden asker kurşunuyla öldürüldü. Baximze köyünde Bışare Ç eto’ya karşı ayaklandı. Baxım ze’den çıkıp gitmek zorunda kaldı ve çatışmada bir oğlu öldürüldü. Çatışm a başladı. Mıhem ed'in kızkardeşi Seyre. bunun ne­ ye mal olacağını ise bilmiyorlardı. Dekşûri ağası Yûsıfe Axe. birbirine karşı sava­ şıyor.hımızı bile alırlardı ama yine geri verirlerdi. hem de dayı yeğendiler. Ağalar bizi se­ verdi ama varlık sahibi veya makam sahibi olmamızı. abisi üzerine çok dokunaklı ve övgü dolu bir ağıt yakmıştır. Yalnız Ehmede Heci Ebdılah üstüne yakılmış “ Bave Em in” ağıtını Meryem Xan hâlâ söylemekte. Oıı- . kendilerini düşmana karşı zayıf düşürüyordular. Elden ne gelir? O nlar birbirini öldürüyor. Çünkü kendileriyle düşmanlığın daha ileriye gitmesini istemezdiler. uyanmamızı istemezdiler. amansızca savaşıldı. Hesene O sm an. babasının yerine ağa oldu. Hesen Şemdin’iıı oğluydu. O dönemde XerzS’de de çok kanlı olaylar oldu ve Hesene O s­ man. (Bu ağıdı Folklora Kurdi kitabımda okuyabilirsiniz. Ağayı kimin vurduğunu bilm iyo­ rum.) Rem anlar’ın büyüğü İbrahime Heci Ebdılah. Bİ RKAÇ OLAY DAHA Hesar olayından sonra Mıhelmi Miri İsmail Bey çok güçlendi ve devlete karşı birkaç defa ayaklandı. Pençinar lideri Bişare Çeto onları ne olursa olsun ezmek istiyordu ve kalabalık bir grupla Baximze K asrı’nı sardı. Kejikanlar’ın büyüğü Mıhemede Dervviş de çatışmada ölenlerdendi. Bu arada Renıan ağası Ehmede Heci Ebdılah öldürüldü ve bir­ çok Rem an köyü talan edildi. Elikan yi­ ğitçe direndi.koluydu ve Bışare Çe­ to ’ya karşı koydular. Yûsıf. Hesari ve Dekşûri aşiretleri hem dost ve yandaş. Hatta doyasıya ekmek yememizi bile istemezdiler. Elikan aşiretinin iki.

Uzun. Bir gün İbrahim . kullanılm ıştır. Siyah parlak tüylü bir ata binmişti. Solumalarından göğüs kafesleri yırtılacak gibiymiş ve onlar vahşi. Ses vermiş: — Nereye gidiyorsun ağa? Kaç gündür senin peşindeyim. O nlar kaplanlar gibi boğu­ şurken. adamlarıyla Şepe Rem an’dan geçiyormuş. Rem an ağası İbrahim . Bizim gözümüzde onlar seviyesiz ve tembel idiler. Başında kara bir kalpak. siyah giysiler içinde dolaşırdı. başında “ kume kolos” \ sırmalı “şal” “şapik” giyinmiş. ikisinin de arkadaşları suyun iki yakasında kavgayı seyret­ mişler. zırhlı başlık . yırtıcı aslanlar gibi birbirlerinin üzerine atılıyormıış. Şal-Şapıh Bir cins kum aş pantolon ile üstüne giyilen göm leğe ve­ rilen ad.dan dolayı. K aç­ m ak erkeğe yakışır mı? İbrahim arkasına dönüp bakmış ve düşmanını tanımış: — H er kim ki korkup kaçarsa. * * Ronttken qunbıcılık: K ürtlere eziyet veren T ü rk le r için "küçük kıçlı Tiirkler ” an lam ın d a. kaytan sırmadan çavuş rütbesi omuzunda parlıyordu. ince boylu ve yakışık­ lıydı. Türklere “Romiken cjunbıcılık”** derlerdi. karısının yazmasını başına tak­ sın. Kıvrak bir ata binmişti. Kurm anclar. N adir Çavuş da Liceli bir K ürt’tü. diğer T tirk leri. daha ço k çatışm a veya savaş zam anlarında giydikleri. köşe bu­ cak lbrahim e Ehm ed’i arıyordu. A ncak K ürtler. gümüş kamasını yana salmıştı. Türklerin askeri idi. Çünkü o. Gözü kara ve kor­ kusuz biri olarak nam salmıştı. batidakiler ya da b a ­ tıdan gelen anlam ında ve hakaret içerm eyen Rom sözcüğü ile adlandırırlar. Siyah bıyıkları vardı. kendisi de Liceli bir Kürt olan N adir Çavuş. onu yakalam ak istiyordu. onların düzeninin düşmanı. Kamaların şakırtısına Dicle dalgalanmış. * Kume kolos: E rkeklerin . *5 . Siyah dar bir çizmesi vardı ayakla­ rında ve ölümden korkmuyordu. Arkasından N adir Çavuş’la bir manga asker belirmiş. Kamalarını çekerek at üstünde birbirlerine saldırmışlar ve Diyarbakır’ın kanlı ırmağı Dicle’nin azgın sularına yuvarlanmışlar. Atlar kişneyip şaha kalkmış. İkisi de teke tek dövüşmeye yemin etmişler. Jandarm adan korkmazdı ve N adir Çavuş onun gözünde rakip bile değildi. Onlardan hiç kork­ mazdık. demiş.

ne zaman gözle­ rini açacaklardı? Kendilerini ne zaman tanıyacaklardı? NE Z A M A N DOĞMUŞUM? Nüfus kağıdına göre doğum tarihim miladi 1900. M illete düşmanlık yapıyorlardı. Çocuklarının ekmek parası için düşmana ajanlık ya­ pıyorlardı. ölüm ünü veya önem li bir tarihi ifade etm ek için. * Berfa Giran ya da Berfa Sor: T ak vim kavram ının tam olarak yerleşm ediği d ö­ nemlerde. cahil Kürt. İkisinin ölümünden sonra büyük çatışm alar yaşandı. karakollarda dolaşırlar. düşmana çalıştıklarının bilincinde değillerdi. İb­ rahim N adir’i bıçaklayıp akıntıya bırakmış. Birbir­ lerini öldürerek düşmana hizmet ettiklerini bilmiyorlardı. daha doğrusu onlara isyan eden ağalar. kan dökücü bar­ bardılar. Berfa Sor. Berfa G iran ise k ar yağışı­ nın yoğun olduğu bir yılı an latır. Şimdi de düşmanın bir “ aferin” i için milletlerine ihanet ediyorlardı. Bu kavgada tarafların ikisi de K ürt’tü. Vahşi. kızıl renkli olarak yağm ıştır. Kürt’tüler ama. Bu boğuşma ne kadar sürmüş bilinmez. Bu zavallıların işi gücü kavga dövüştü. ilginç doğa olaylarının yaşandığı yılları ifade eden bu deyim ler esas olarak a lı­ nır. Okum am ış. Kem an­ lar epey jandarma öldürdüler. Suçlu ve sanık idiler. geri kalm ıştılar ve düşmanın esiri idiler. kendi­ ni Kürt saymıyor. Hatırladığım ilk şey “Berfa G iran” ’ veya diğer adıyla “Berfa So r” dediğimiz. askerler de İbrahim ’i kurşunlayıp öldürmüşler. eşkıya ve hırsızdı.Devletin gözünde ise Kürtler. milliyetçilik bilmiyorlardı. z6 . Ne zaman doğduğumu kesin olarak ben de bilmiyorum. Kendilerini düşman önünde küçük düşürdüklerinin farkında bile değillerdi. kızıl renkli olarak yağan karı ifade eder. T o z bulutuna karışan k ar. Kül tler tarafınd an çeşitli tarihleri ifade etm ek için kullanılan deyim ­ lerdendir. Birinin doğum unu. Bu iklim olayı tüm co ğ ­ rafyalarda olduğu gibi Kürt coğrafyasında da zam an zam an yaşan m ıştır. Ne zaman bu pis huydan vazgeçecek. Kürtleriıı fazla değiştiği de söylenemez. Benim Birin­ ci Divan’ımda I 9 0 3 ’te doğduğum yazılıdır. Ülkele­ rini düşman atlarına çiğnetiyorlardı. Babam okur yazar değildi ve be­ nim doğduğum yıllar yokluk ve seferberlik yıllarıydı. Ama ölen de öldüren de K ürt’tü. mallarını başkasına yedirirlerdi. Dediklerine göre. Böylece iki Kürt yiğidi D icle’nin sula­ rında yitip gitmiş. dağlı ve katildiler.

annem de onlarla ateş yakıp karlan ateşte eritiyordu. Sokaklar ve ev araları silme kar dolmuştu. o suyla yemek yapıyordu. Ne bizim dönüşü­ 17 . Çünkü dışarı çıkamayacak kadar küçüktüm. O t biçer. Ağabeyim Xelil ise kâh fıkıh okullarında. o sudan içiriyordu. Çalışabilecek kimsemiz yoktu. Damın üzerimize çökeceğinden korkuyorduk. N U S A Y B İ N ’ DE Elde avuçta bir şey yoktu. Yazıya yabana gidip “geven” getirir.. Bazılarına göre ise 1911 yılında.. Ama ben kesin yaşımı hâlâ bilmiyorum. şehirde satardık. Kimsesiz. İnsanlar evlerinin yolunu bulmakta bile zorluk çekiyordu. Babam evin merteklerini söküyor. hayvanlara verirlerdi. Babam dışarıda avladığı kuşları ve av hayvanlarını. yoksul ve perişandık. Beş altı yaşında ve lıatta daha küçük olabilirdim. Artık rahat bir nefes almıştık. Küreklerle her yanımızı saran karları kürediler ve üstleri başla­ rı kar içinde içeri girdiler. ba­ na getirirdi. kâh askerdeydi. Korkmayın. Bense henüz çocuktum . Bugün yetmiş yaşındayım. Evimizin hepten kar altında kaldığını hatırlıyorum. Ba­ şımızdan bela eksik olmazdı. O yıl on-on bir yaşlarında bile değildim. Babam çok yaşlıydı. B e r f a G i r a n : Berfa Giran (Berfa Sor). Bir gün komşumuz Seyid’in seslendiğini hatırlıyorum: — Keke Hesen! (Haşan Amca) Keke H esen!. On bir parça araziye rağmen bir gün oturup gönlümiizce karnımızı doyuram ıyorduk. bazılarının dediğine göre 1 9 1 0 kışında yaşanmış. Daha arpalar orağa gelmeden birkaç aile birleşir Nusaybin’e gi­ derdik. biz geldik. Belki de daha fazla. Bu arada yiyeceğimiz bitmişti. Dışarı çıkamıyordum onun için de o kışı çarık giymeye gerek duymadan içerde geçirmiştim. N usaybin’de çalışıp denkleştirdiğimiz parayla ağanın ve devletin vergisini öderdik ve böylecc onların baskısın­ dan ve zulmünden bir nebze olsun kurtulurduk. Ömrüm boyunca bir daha öyle bir kış görmedim.unutamadığım ağır kış günleriydi. yumuşatıp parçalar. Arpa zamanında kendi işlerimiz için köye dönerdik.. Davara verecek bir şey kalma­ mıştı. Babam dışarıda yakaladığı veya öldürdüğü kuşları bize getirirdi.

Karakol çavuşu Mardinli’ydi. E canım . Anneme götürdüm. jandarm aya emir verdi: — Kadın erkek herkesi toplayıp getirin! İnsanları ne maksatla topladığını belki kendisi de bilmiyordu. Birkaçını da ben al­ dım. Bir defasında birkaç arkadaşla Qudûr Beyin evinin bahçesine girdik. 28 . Bir defasında da şehrin büyüğü Heci Necim Efendi. Ben o tozun toprağın içinde birkaçım ele geçirdim.müz ne de verdiğimiz onca vergi. kadın düş­ künü ve serseriydi. Tehdidin. sokak sokak dolaşarak güç bela satarlardı. Ekmekle eve gelince annem kızdı: — Ulan yoksa bunları çaldın mı? diye endişeyle sordu. Annem ve babam biçtikleri otları yüklenir. * C o v en d : Kürt lıalk oyunlarının tümüne verilen ad olmakla birlikte. ağa ve çavuş gaspederek veya çalıp çırparak bizim sırtımızdan geçinirlerdi. M üdür. balkonundan bize bozuk kuruşları attı ve biz çocuk­ lar kapıştık. Babam yine de ikircikliydi: — Götür aldığın adama geri ver. Her gün bir angar­ ya vardı. fırınlardan ekmek alarak yoksullara ve çocuklara dağıttı. beni biraz eğlendirin. köye bir ka­ rakol kurulmuştu. bir ara bölgenin yönetim merkezi yapılmış. Ona olanı biteni anlattım . rüşvetçi ve asalak biriydi. çok sevindi. Bir gün içip sar­ hoş olmuş çavuş. Çavuş: — Haydi kalkın ‘govend’* kurun bakalım. Ç ok korktum ve alelacele cevap verdim: — Bunları bana Heci Necim verdi. özel olarak da halay anlamında kullanılır. ben nereden bulayım sahibini? JA N D A R M A ÇAVUŞU Hesar. dayağın haddi hesabı yoktu. Hırsız. o zalimlerin zulmünden bizi korııyamıyordu. Herkes toplandıktan sonra Evde Çavuş sordu: — Sizi neden buraya topladığımı biliyor musunuz? Hep bir ağızdan cevap verdik: — H ayır. neden toplandığımızı bilmiyoruz. Sarhoş. Bey. H araç ve vergi vermediğimiz hafta yoktu.

toprak. Saçları yüzüne düşmüş. su. güya Şorısbıh’e gide­ cekti. K oş!. Çavuş iki altın daha çıkarıp bir jandarm aya uzattı: — G it çabuk getir. kamçı. Çavuş da oyuna girdi am a oynamasını bilmiyordu. halaydan çıktı. sopa. çalmaya çalıştı. beceremeyince kırıp ye­ re çaldı. Birkaç günde bir jandarma bir listeyle gelirdi. başı açıktı. biz daha dağılmadan yetiştir.. Jandarm a iki altını aldı. Askerler onu yerden kaldırıp içeri götürdüler. Ağa da onların ortağı. Kimi yakalasa gö­ türürdüler. sesler kesildi. “Baş Efendi kavalı kırdın. so­ 2-9 . Jandarm a gönder onu getirt. gençlere. Şorısbıh’de kaval çalan biri var. Cebinden iki altın çıkarıp ka­ valcının eline tutuşturdu: — Ç abuk M idyat’a git. herkes bunu biliyordu. uyuyuncaya kadar kendini köylüye sallatır. kim cesaret edip gülebilirdi ki?. kanlı gözle­ ri fıldır fıldır dönüyordu. Kavala ayak uydurup oynar­ larken.” dedi. Bulamadığı gençlerin yerine ana babalarını götürür. Çavuş başladı türkü söylemeye: “ haydi haydi haydi!” Kendi tempo vurup kendi oynadı.Kim karşı koyabilir? Hayır demek. dedi. arkadaşıydı. uykuya dalınca da bol bol osururdu! Eh. Çavuş Efendi sar­ hoştu. Bu söze çok bozuldu: — Ben biliyorum. Listede çoğunlukla gençlerin adı olurdu. Jandarm anın ayrılışının üzerinden çok geçmeden Çavuş ye­ re yuvarlandı. Yalnız şakacı bir köylü ona katılır gibi yaptı. gözü kanlı. Kavalcı şaşırdı: — Beyim M idyat çok uzak. hakaret demekti. köylünün biri cesaret edip. deyip kavalı aldı. bir kaval al getir. oyunun hasını oynarım ama kaval uymuyor. tü­ kürme. H alay durdu. halay kavalsız olur m u?” diye sordu. üfürdü. Bu çavuş bazen sa­ lıncağa girer. Köy­ lüler yavaş yavaş dağılıp evlerinin yolunu tuttu.. “ Beyim sen oyun bilmiyor­ sun. ya da bir suç yüklenirdi. Aklına yatmıştı Evde Çavuşun. Köylüler kendi kendilerine sevindiler: — İyi ki başka bir şey istemiyor. Kadın erkek el ele tutuşup govend çektiler. biz ses­ sizce izliyorduk. Ya as­ kere çağrılırdı.

Oysa X elil. Ya da köylü bu resmilerin iti olan ağaya gider yardım isterdi. belki çavuşu razı ederiz. güvenilmez biriydi. “ Abin sana gönderm iş. onların yaptığı ‘iyilik’ için minnettarlıklarım bildirirlerdi. üstüme o kocaman yeleği giydirir. Yedi Osmanlı altını. ama onu pek göremiyordum. Çavuş da uygun bir dille: — Haydi. onlara dua ederlerdi. vazgeç. Dayak faslı bitince ‘kurtarıcı’ ağa devreye girerdi. Gözlerimizde yaşlar kuru­ sun istemezdi.pa. O zamanlar askerlik üç yıl­ dı. Ya pa­ ra vereceklerdi veya eziyetlere razı olacaklardı. Askerliğini Rus Çarlığı sınırında yaptı ve zor bir askerlikten kurtuldu. Karnımızı kasavetsiz doyurduğumuz anlaşılırsa muhakkak başımıza bir çorap örerdi. Ana babalar. Başıma o tuhaf fesi. bize öyle kolay ko­ lay yedirmezdi. jandarmaya gider. Askerde yeme­ ğinden kısıp satar. O Z A M A N L A R K Ö Y Ü N AĞASI H U S E Y N ’Dİ Hiç şüphesiz bunlardan haberi olsa. Ağa. Ağanın hatırı için. askere gitti. çağrı geldi. kırmızı bir fes gönderdiğini hatırlıyorum . gönlümü alırlardı. önü altın düğmeli kadife bir yelek. “ Her garisekî harisek 3° . ağa ile çavuşun ayağına kapanıp öper. Ağa. Seydaye X a n i’nin dediği gibi. Feqilikten eve geldikten bir­ kaç gün sonra.” derlerdi. Sonra elleri koynunda eve döner.. A Ğ A BEYİM A SKERE G İD İY O R Ağabeyim Xelil. Köylüden böylece para koparırdı. Ağa’nın bizden yana hoşnutsuz­ luğu yoktu. benden on beş yaş bü­ yüktü. boş ver. terhis­ ten sonra sivilde giymek için göndermişti o kıyafetleri. N ankör. topladığı paraları biriktirip bize gönderirdi.. îsmaile E lo. her­ kesin duyacağı şekilde rol keserdi: — Bu adamlar gariban. rürlü eziyetler edip kelepçe takar gezdirirlerdi. derdi. Ağa durumu bilir ama söylemezdi: — Hele birkaç mecidiye verelim de. diğer adıyla M ele X elil. bize düşmandı. Xelil yoksulluğumuzun bilincindeydi. Ağa’nın kahyası ve uşağı idi. su. Beni böylece bir güzel kandırır. falaka. Neyse ki.

omzunda aynalı bir tüfek. Onun bizden birinin evine gelmesi hayra alam et değildi. özgürlük için mücadele ve­ riyorlardı. yani “garis”in. donup kaldık. babamın gidişinin hayra yorulamayacağının işaretiydi. Zirikli Seyfidin Paşa. Bununla Jö n Türkleri kor­ 31 . o kötü sesi duyduğumuzda. biliyordu ki bir uğursuzluk kapıdaydı. belinde iki sıra fişekle dönmüştü.divetin / H er dartya bir kuş lazım . Padişah sırtını ağa. İsm a­ il bizi hiç sevmezdi ve XeliPin para gönderdiğini biliyordu.. kötü bir gelişmenin habercisiydi. Aydınlar diktatörlüğe karşı. homurtularda sadece “zalim ” kelimesini ayırt edebiliyordum. Ama lsmaile E lo ’nun çağrısı. Bu çağrıda haraç. Her iki taraf da kendi propagandasını yapıyordu.. Annem kendi kendine homurdanıp duruyordu. Emin Eli Bedirxan. M ili İbrahim Pa­ şa. İsmaile Elo bir gün kızgın bir sesle babamı çağırdı: — Hesene Hemed. Seydaye X an i’nin dediği gibi Ağa’nın. M ustafa Paşaye M iri gibi cahil haydut­ lar da general olmuştu. Her şeyi kafası­ nın estiği gibi yapardı. me­ le ve beylere dayamış. Annemin yüzünden endişe ve korku okunuyordu. Hııseyn seni konağına ça­ ğırıyor! Çağrısı tekin değildi. “ haris” iydi. Babam bastonunu alıp yola düştü. ne istiyordu bilmiyordum. O nlara ne anlatıyor.” lsm aile E lo. İçimizden kimse buna karşılık veremedi. Haydaranlı K ör Huseyn Paşa. Az sonra babam döndü. komşuya gidip gidip geldi. Hesene H em ed. akrabalara. Belli ki ağa bize bunu yedirmeyecekti. şeyh. şiddet. Seyid Ebdılqadire Nehri gibi ünlü alim ler de bu örgütlenme­ lerde yer alm ıştı. Hamidiye Alayları adı verilen kan dökücü yeniçeriler gibi bir ordu da K ürt bölgesinde kurulmuştu. Allah hayırlısını etsindi! Kimse ne olduğu­ nu bilmiyordu. bunu annem biliyordu. ama nasıl? O raya bastonla gitmiş. her yanda örgütleniyordu. tehdit seziliyor­ du. O korku ve ikir­ cikle. O sesi. P ADİ Ş AH İLE TÜRK AYDINLARININ MÜCADELESİ Bu arada Türk aydınları ile padişah arasında bir mücadele sü­ rüyordu. H er iki tarafın da bölgede taraftarı vardı.

bu çetelerden faydalanıyordu. kimi Şeyh Said’in. Bu tartışmalarda Kıirdistan’da etkili ve birbirine karşı olan iki büyük mele vardı: M ele Saidê Nursi (Bediûzzeaman) ve Mele Selime Hizani (H a­ life Selim). ulusal bilin­ ce sahip olmayan birtakım derebeyleriydi. Mele Said özgürlükleri övüyor. eski düşünceliydi. meleler. kimi Mele Selim’in taraftarı haline gelmişti. Her iki kitabın başlangıcı da hâlâ aklımda. Kiirdistan’ın dört yanında etki yaratmış. şeyhler ikiye bölünmüştü. Kürdün kara talihini değiştirebilirdi. M ele Said. Bunlardan oldukça uzun olan birinin ilk kıtası hâlâ ezberimdedir: 31 . Halife Selim ise padişahtan yanaydı. Ama ne yazık ki. Her ikisi de Arapça birer kitap yaz­ mıştı ve ikisi de saygın alimlerdi. Aydınlar. Gerçekten o dönemde bilinçli bir Kürt varlığı olsaydı kolaylıkla kimliğine sahip çıkabilir. elinde güç olanlar. Mele Selim ise karşı çıkıyordu. ittihatçılardan. Bir de tanınmış din adamlarını örgüt­ leyip kullanıyordu. propaganda aracı olmuştu. Mele Selim. Padişah tahtını tacını korumak için. diğerlerini daha sonra teker teker anlatacağım. Mele Said Efendi diyordu ki: “ H u riy etu n etiy eru reh m an i İz eneha textesû b ilim a n i” “ O hü rriyet ki R a h m a n ın bize sunduğu O im anım ıza m ah su s o lu n u r” Mele Selim ise: “ H u riy etu n h eriy etıın binari İz en eh a textesi b ilk u fa ri” “ A teş ile y ak an o h ü rriy et O kü frü m ü ze m ah su s o lu n u r” Bu iki kitap ve bu iki düşünce. çok sayıda Kürtçe şiir yazmıştı.kutmayı am açlıyorlardı. Seyfidin Paşa’yı yenilikçiler vurdu.

Yine Şeyh Şehabedin’i astıklarında birkaç defa ipin koptuğu ve o gün güneşin tutulduğu söylenir. Şeh­ rin üç yanını alınca şehrin valisi K uran’ı sırıkların ucuna geçirip barış istedi. K uran’m yasa sayılması gerektiğini şart koştular. güneş tutulması sadece bir tesadüftür. Eğer olmuşsa. O sm anlılar Şeyhi konsolosluktan çıkarıp kurşuna dizdiler. Vali: — Dediklerinizde haklısınız ve bunlar yerine getirilecektir. bana göre akla izana sığacak şeyler değil.“ H e la ra b in gele K urd an J i b a ja ra n h eta gundan Bi yek m im e m e din berd an W e h a nine m u su lm an i. di­ ye söz verdi. hareketi asıl yöneten adam Şeyh Şehabedin’di. Şeyh Selim barış taraflısı olm asa da. Bu olay üzerine yakılmış çok sayıda ağıt ve destan vardır ama ben hatırlam ıyorum . Mele Selim o çevrede çok ünlenmiş ve çok sayıda taraftar kazanmış. Nereye kaçabilirlerdi ki? Şeyh Şehabedin ile Seyid E li’yi yakalayıp idam ettiler. H er ne kadar Şeyh Selim ünlen­ miş idiyse de. başlı başına bir güç haline gelmişti.” “ U y an ın ey ciim le K ü rtle r. K ö y lerd en ta şeh irlere k a d a r B ir te k işaretli dini b ıra k tık B ö y le değil m ü slü m an lık . 1 9 1 4 ’te büyük savaş patlayın­ ca. Vali onlara yardım edeceğine ve onlardan yana olacağına dair yemin etti. İstanbul’un tepkisini bekliyorlardı. ama onlar asker gönderdiler. Mele Se­ lim ise Rus konsolosluğuna sığındı. Şeyh Şehabedin onlarla barıştı. İstanbul’dan bekledikleri. Şehirden kaçm aya çalıştılar ama nafile. anlaşma ile ilgi­ li görüştü.” K urm anclar arasında çok büyük bir üne sahipti bu şiir. Bütün bunlar. D aha sonra halkla beraber ayaklanarak Bitlis şehrini kuşattı. Şeriatın. M ardin ve V an’da ne kadar asker varsa Bitlis’e yığdılar. Ancak her iki taraf da oturdukları yerde tedirgin. Bir sabah uyandık­ larında şehrin dört yandan sarıldığım ve topların çevreye konuş­ landırıldığını gördüler. 33 . Diyarbakır.

Bunun üzerine Araplar dağıldı ve malların büyük bölümü Kürtlerin eline geçti. Kuran’a olan körü körüne inanç ve düşmanın sözüne kanılması yenilgi getirdi. N usaybin’den Barzan’a kadar uzanan bölgeler İbrahim Paşa’nmdı ve büyük bir derebeylik kurmuştu.Ayaklanmanın önderliği aydın ve ulusal bir öz taşısaydı başarı mümkündü. Deqor. Ama atlılardan kaçam adılar. İ B R A H İ M PAŞAYfi Mİ Lİ A Y A K L A N M A L A R I Daha önce söylediğim gibi. D iyarbakır’dan Abdulaziz (Elazığ) dağlarına. Paşa hücum emri verdi ve kurşun yağmuru başladı. Bölgedeki bütün ayaklanmalarda da bu aşağı yukarı böyle ol­ muştur ve her zaman halk bu ayaklanmalardan çok zarar gör­ müştür. Daha da kötüsü. Çil yavrusu gibi da­ ğıldılar ve can telaşına düştüler. Oysa İbrahim Paşa taktik ve savaş bilen biriydi. Kürdistan’a dört paşa tayin etmişti. karşı tarafın askerlerinin ço ­ ğu ise kılıç ve mızraklıydı. O nlar M il Aşireti’nin onlara karşı koyamayacağını sanıyor­ lardı. Şemerler henüz yüklerini develerin sırtından indirmemişlerdi. Paşa’nın askerleri mavzer tüfekli. Olaya geniş bir ufukla bakılmadığı ve ayaklanmada taktik bilinmediği için kalıcı başarı sağlanamadı. Bana anlatılanlara göre Haydaranlı Kör Huseyn Paşa’nın on iki alay askeri vardı. Ben bunlardan ikisini anlatayım. Xelecan gibi Kürt aşiretleri de bunlarla idi. Bir daha toparlanıp karşı koyamadılar. Birinci Çatışma Şemer halkı göç katarlarıyla M il’in merkezi Viranşehir’e doğ­ ru gidiyordu. İbrahim Paşa ise bin si­ lahlı Kürt ve Arap süvarisine sahipti. Bin kadar K ürt süvarisi de M ustafa Paşa’nın emrindeydi. Padişah Abdülhamid. An­ 34 . Arap Şemer kabilesiyle çok kanlı çatışm ala­ rı oldu. Kik. geri kalanları ise eski silahlara sahipti. Üstelik on­ ların içinde kendisine haber ulaştıran çok sayıda adamı vardı. Seyfidin Paşa’nın gücü hakkında herhangi bir bilgim yok.

Cibûr ise Z enda’nın doğusunda çadırını kurmuştu. ikinci Olay Aşağıdaki anlatım lar Hacı Evde M ere’ye aittir: “ Paşa’nııı çadırı H ilko’da kurulmuştu. Bu gece çadır­ 35 . Biz yetmiş süvari M us­ tafa A ğa’nın oğlu İbrahim Ağaye K oçer ve Şemer şeyhi Hadi ile İbrahim Paşa’ya karşı savaşmaya gitm iştik. yani şimdinin Kam ışlı’smdan daha güneyde. H adi’nin amcazadesi Evdılkerim. ‘H abur ve çevresi benim aşiretim indir. H ilko ile Zenda köyleri karşı kar­ şıyaydı ve Ceqceq Suyu (eski adıyla Himas Suyu) iki köyü birbi­ rinden ayırıyordu. Böylece kavgaya yol vermemek için Paşa’nın çadırında toplan­ dılar. Öyle de kalacaktır. sen söyle. Sonunda Tey Şeyhi Paşa’ya sordu: — Ee Paşa. Detayları bilmiyorum. Çatışm a Nusaybin’in güneyinde cereyan etti. o Cizre’nin sahibidir. Gerçi onunla bazı konularda bir anlaşm a yaptığını söylerler ama bu konuların neler olduğunu bilmiyorum. Bu çatışmada D eqor Ağası Mıhemed esir düştü.’ diyordu. Paşa’nın taraftarıydı ve bir­ çok insan sorunun iyilikle çözümünden yanaydı. Tey Şeyhi. Bu olay Birinci Dünya Savaşı’ndan öncedir. senin kararın nedir? İbrahim Paşa dizlerinin üstüne doğruldu: — Tey Şeyhi doğru söyler. ‘Nusaybin aşiretimin otlağıdır.’ diyordu. Hikâyeyi Deqor yaşlılarından duydum ve buraya yazdım.neler bile çocuklarını bıraktı. İbrahim Paşa şart koştu: — Eğer toplantı benim çadırımda olmazsa ve son sözü ben söylemeyeceksem hiç olmasın daha iyi. Tey.” dedi. Cibûr Şeyhi ise. Bir daha el kaldıramadılar ve başla­ rı önde gerisin geri döndüler. “Siz Kürtlerin zorla savaşa itildiğinizi biliyo­ rum . Ama Paşa onu serbest bıraktı ve. Şemer. ‘Cizre Ovası eskiden beri benimdir. Şemerler de bunlardan aşağı kalm ıyor.’ iddiasındaydı.

Biz birkaç Kürt süvari H ad i’nin ya­ nında kaldık. M ıhemed Evdılkerim’in yanında olan Araplar da onlarla idi. hayır. Birden neye uğradığımızı şaşırdık. bazen tek başına geri dönüyor. Biz tam hazırlanmış giderken Paşa’nın adamları kurşun yağ­ dırdı. götü­ rün bu gece çadırınızı T ab an ’a kurun. Develer o karm aşada Paşa’mn tarafına koşuşup onların eline geçti. yarın size gösteririm. Biz Kürt süvariler var gücümüzle kaçıp kurtulmaya çalışıyorduk. Hem de çok doğru. Yani anlayacağın Paşa resmen tehdit etti. Habur ise C ibûr’undur. tapularınız var mı yok mu. Hemen o gece herkes Hadi’den ayrılıp Paşa’nın gösterdiği yer­ lere gitmek için yola koyuldu. dedikten sonra sesini kesti. aynı anda da toparlanıp yeniden hücum ediyorlardı. bir şey kaybetmiş sayılmayız. Sizin çadırlarınızı toplayıp Irak’a gitmeniz lazım. Biz Iraklı değiliz. Şeyh Asi karşılık verdi: — Hayır Paşa. eğer develeri kurtarırsanız. Bunun üzerine Hadi: — Aslında arkadaşlarım ız bize yanlış yapmışlar.larını götürüp Nusaybin’e kurabilir. Hadi: 36 . nara atıp karşı koymaya çalı­ şıyordu. biz Milaniler’in bir huyu var. Hadi’nin babası Şeyh Asi sordu: — Ya biz? Paşam biz ne olacağız? Paşa cevap verdi: — Siz Emşanlılar İraklısınız. Büyük çadıra gidince Şeyh Asi bize hikâyeyi anlat­ tı. hemen çadırını götür M ilan’ın altına kur. Oradakiler söylendi: — Vallahi doğru!. Allah vekil. Hadi kalkın çadırlarınızı toplayın. O dönünce Paşa’nın askerleri bir su dalgası gibi geri vuru­ yordu ama. Paşa kızdı: — Eh. buradan gidelim. Paşa’nın adamları peşimize düştü. Mıhemede Evdılkerim. Ama biz o develeri kurtaramadık. Hadi bize seslendi: — Ulan kerata Kürtler. Y ok eğer götürmezseniz olacaklara hazır olun.. atlarımız bizi nereye gö­ türdü ise o yana kaçtık. Paşa yarın kalkar da bizi burada görürse yandık. H ilko’da tapularımız var. Hadi.

— Vazgeçin. Seni M usta­ fa Paşa’ya bağışlıyorum. Paşa çadırında Ebdılkerim ’e: — Yeğenim . kadınların arasında M ıhem ed’in bacısı var. kimse ona karşı duramazdı. düşmanın sayı üstünlüğü onu mağlup etmişti. sitem ediyor. Abdülhamit karşıtı bir it­ tihatçı idi. diyecekler. bizzat M ıhem ed’e gitti ve geri çevirdi. bir kadın grubuna hücum etti. Arab’a kızdı. Kurm anc’ın burnunu kesti. onu ve askerlerini ge­ miyle İstanbul’a padişaha yardım olarak göndermek istediler. Üçüncü Olay Üçüncü çatışm a devlete karşı yapıldı. bu adam lar kendileri için benimle savaşı­ yorlar. Paşa birden şaşırarak: — Niye kadınlara saldırıyor? diye sorunca. Şemerler yiğitçe karşı koyuyorlardı ama başarılı olam ıyorlar­ dı. Şam valisi buna karşıydı. Paşa’nın A bdülham it yanlısı olduğu bilinir. H ad i’nin yiğitliği tüm Cizre’de. Mıhemed onu öyle kötü halde göre­ ceğine ölsün istiyor. Ama Şemerler içindeki ikilik. Araplardan biri ce­ vap verdi: — Paşa. Zaten İbrahim Paşa bu savaşta hastalanarak öldü. bugün her şey ondan yana. Abdühamit zor duruma düşünce K ürdistan’daki paşalar. O ’nu Hadi’ye yar­ dım olarak göndermişti. Çün­ kü Ebdılkerim . İbrahim ’den küçüktü. dedi. Bir em irle İbrahim Paşa’yı yakalatıp hapse attırm ak ve öldürtm ek istiyordu. demiş. Korkusuz ve atılgandı. Abisine beddua ediyor. Kendinizi kur­ tarın bari. Çünkü vali. deyip. Ama O olduğunu tahm in etmiyorum. Şeyh Mıhemed kılıcını çekip. Peki sen amcandan ne istiyorsun? Burnunu kessem. Bunun üzerine Paşa derhal emir verip savaşı durdurdu: — M ıhem ed’in hatırası için. 37 . İbrahim . D erazor’da bilinirdi. Kimine göre Evdilkerim ’e değil. bunları. M ustafa Paşa’nm oğlu İbra­ him’e demiş.

diye uyardı. Orada da önlerine Şemerler çıktı. Şemerler’e yenilmekten evladır. Suriye denetim indeki K ürt bölgesinin ileri gelenlcrindendir. * H aco Ağa. onların toparlanmasına fırsat vermedi. H aco Ağa. Ama düşman askerleri. Güç bela M ilan’ın merkezi Viranşehir’e vardılar. Fransız. çıkan küçük çap­ lı çatışmalarda Paşa üstünlük sağlayamayınca. göğ­ süne tekmeyi yiyince bir top yumak gibi merdivenlerin altına ka­ dar yuvarlandı. “En iyisi Nusaybin’e gidin. Ölmeden önce geride kalanlara. Orada hastalanarak öldü ve bedenini soğuk toprağa bıraktı. Yolda soğuktan öldüğünü söylerler. Seyfettin Paşa. ufak telekti ve bir gözü kördü. 38 . SEYFİDÎN PAŞA’NIN ÖLÜMÜ Haco Ağa'dan* aktarıyorum : “Seyfettin Paşa’yı kolorduya getirdikleri zaman ben D iyarba­ kır’daydım. Bu arada Fırat’ı at sırtında geçerlerken bir süvarisi boğuldu. Devle­ tin askerleri ise onların peşine düşüp yakalamaya çalıştı. Suriye ve T ürk hüküm eti başta olm ak üzere birçok kesim le de farklı düzeylerde ilişkiler geliş­ tirm ekten çekinm eyen H aco Ağa’nın ailesi. yaşlı. Paşa’nın ordusu yol boyunca önüne çıkan çok sayıda köyü talan ediyordu. devlete teslim olun. Bir gecede her şeyini toplayıp Şam’dan uzaklaştılar.Kürt Ebdırrehman Paşa. Suriye’de Mala H aco ya da Hacolar olarak bilinir. Z am an za­ m an K ürt örgütlenm elerinde etkin yer alm akla birlikte. Padişah Abdülhamit’i tahttan indirip zindana atmışlar ama sana söylemi­ yorlar. varını yoğunu top­ layarak Şengal dağına çekilmek istedi. Halen de Suriye’deki K ürtler arasınd a en geniş aile olarak bilinirler. Daha fazla detay için başka kaynaklara sormam gerekiyor. O nlara teslim olm ak. Elini ayağını bağlayıp cipe attılar.” Bundan başka bir bilgi sahibi değilim. Kolordunun merdivenlerinden yukarı çıkarken. Bunun üzerine Paşa askerlerini alıp şehrin dışına bir yere gö­ türdü. İstanbul’a gön­ derdiler. Şenle askerlerini gafil avlamak istiyorlar. 1 9 2 5 K ürt isyanından sonra Su riye’ye geçerek etkinliğini orada geliştirdi.” dediği söylenir. İbrahim Paşa’yı gizlice kahvaltıya da­ vet edip: — Vali seni yakalayıp öldürmek istiyor.

Om eran’da M ahmûdki ve Etm anki aşiretleri vardı.Daha sonra K ör Huseyn Paşa ile M ustafa Paşa’yı anlatırken buna da değineceğim. karşı ta ra f çok kalabalık olduğundan hücumu durduramamış. Heverki ise devlete düşmandı. Dekşûri. Heverki de önemli kabilelerdi. Doğrusu nereden geldikleri pek önemli değil. Aznavur’da kalıyordu. Tilm inar’ın etrafını sarmış. Xelef Ağa’nın san­ cağı olarak bilinen Aşit Sancağı. iki 39 . Aşit ile Nusaybin arasında kalan birkaç köylük aşiretlerdi. Küçük Haco Olayı Aşağıdaki öyküyü Hesen Ağa (Küçük H aco Ağa’nın oğlu) an­ lattı: “H aco. Son birkaç yüzyıldır. onla­ rın bu niyetine engel oldu. M ıhelm i’de. Kimi “B a t” köyünden gelmiş diyor. Kuresa ile Şapisni. Her ne kadar Usivler kararlı bir şekilde direnmişse de. Kasik. M ardinli T ü rk Kasım Paşa’nın soyun­ dan olduğunu söyleyenler de vardır. AŞİRETLER. Aşit sancağına göz dikti. Çelebiler ise Dekşûr’da kalıyordu. yirmi üç ‘baba’nm yönetimindeki Heverke’yi ele geçirip. H everki’nin başı olm uşlar ve kendilerine “Heverka Sultanları” diyorlardı. Usive Hesenler. Dorik ve Heci Silemanan olarak bilinen dört kola sahipd. Bir gün H aco Ağa kalabalık bir gurupla. etraftan da birkaç köyü kendine bağlamışlardı. KABtLELER Çevremizde birkaç aşiret ve kabile vardı. Heverki Büyükleri Eskiden H everkiler’in büyüğü Eliye Rem olar idi. Xelile Silem anlar ise “seyitlik” yapan maneviyatçı bir aileydi. M ıhelm i. H acolar veya O sm anlar olarak bilinen aile onları yönetiyordu. İsa Beg’le Xelil Beg aşiretleri vardı. Dekşûri devlet yanlısıydı. Bunlar hakkında farklı söylentiler var. Aşit’e reislik yapan Usive Hesenler. İki ayrı koldular: H acolar Heverke’de. kimi de T ey’den gelme Arap olduklarım iddia ediyorlar.

Onların da birkaç köyünü zorla ele geçirip talan etti. H aco’nun kelle­ sini Torabani ağası Ciıno. H aco. demiş. H acolar. D ekşûr si­ lahlanıp toparlanırken. kendi fesini. Y akaladılar. fesini alıp. kesti. En sonunda Heverki ezildi. dedikten sonra. ipini çözmüş. sadece kan dökücü barbarlara. Bir iki yakın adamıyla dağa çekilip saklandı. Bunun üzerine. ‘H aco gibisi. onu kurtaracağım . H aco’nun askerleri Tilm inar’ı talan edip. O günden beri. Kime yara­ rı oldu bunun? Sadece düşmana. talan etti. o da düşman elinde.taraf da epeyce kayıp verdi. devlete teslim olm ak istiyorum. devlet de onların yardımına geldi. O talanda. izleyenleri güldürmek için yeniden başına takmış. Derler ki. yola inerek askerlere seslendi: — Heyy! Ben H aco’yum. Dekşûri’ye yöneldi. kurban edilen koçların boğazı kesilir. alaya layık değildir. Ama O . Ama artık çok geçti. çok sayıda insan öldürüp esir aldı. bütün köyleri talan ettikten sonra. mendilini H aco’nun başına ö r­ tüp. 40 . Onu karısı Eyşan sandı.’ demiş. Hesen Şemdinler’e. Bir gün düşman askerlerinin ortasında at sırtında bir kadın gördü. Derler ki. o savaşta iki aşiret de çok şey kaybetti. H aco’yu ihbar ederek hakkında ya­ kalatma emri çıkartm ayı başardı. Usiv. Heverki Kürt köylerini yaktı. Cimo onu kesmeden önce. Erkek adamın kellesi senin gibi koparılmaz. atıyla D iyarba­ kır’a kaçmayı başardı. Usiv’i birkaç yerinden yaraladılar. Birlik­ te Heverki’ye karşı savaşmaya başladılar. Kendim teslim olup. idam emrini yerine getirdiler. o günden beri aralarında dostluk vardır. Birkaç ay sonra. M idyat’a götürüyorlardı. H aco’nun etrafında kimse kalm a­ dı. O anda arkadaşlarıyla helalleşti: — Bir namusum kalm ıştı. Dekşûr ağası İsmail. O arada kadının Eyşan olmadığını fark etti. Cimo hançeri H aco’nun gırtlağına dayadığı zaman Haco: — Oğlum. tüfeğini arkadaşlarına verdi. yani İsmail Ağa’nın akrabalarına minnettardırlar.

talan. baba-oğulun kafasını kesmek istemiş. H e­ verki intikamdan vazgeçmemişti. C im o’nun başında.Ş» ‘yeşil’ini üstüne atmış: 41 . nasıl olur da Ağa’yı öldürürdü? H aco ’nun öldürüldüğü gün.’ — Gözünü aç bak. Cimo düşmanına iyi davrandı. Bir gün Usiv’in evinde içiyorduk. H aco’nun namusu için kardeşini öldürmüştü ama. Usiv Ağa epey bilgili. Küçük Haco büyüdü. H aco kendi kendine. Usiv ona çok de­ ğer verdi. Dekşûr ağası Usive Hesen. Çünkü bir Heverki. oğlunun cesedini gör de için yansın.’ diye haykırmış. senin canına kı­ yacağım . Kürt milletinin payına düşen bu oldu. Kasrından bir oda ayırdı.’ demiş. Bir gün H aco’nun amcazadele­ rinden biri olan Elike Bete. Heverkan içinde giderek se­ vildi. görmüş ge­ çirmiş bir adamdı. çıplaklık. Sigarayı bana o bıraktırdı. Torabanlı Cim o tarafından öldürülmüştü. C im o’nun yolunu kesti. Saklanacak yer kalmadı. ‘Eski düşman dost olmaz. D erler ki Eli.Açlık. ama aslında koç değil ‘kuzu’sun. Bu intikam alınmalıy­ dı. H aco’nun intikam ı için. O odada birlikte yemek yedik. intikam alınam ayacak kadar yaşlıyım. yangın. Kahvaltıda Ağa. am canın intikamını aldın. Cim o. deyip kardeşi M ıhemed’i öldürdü. O radan bir seyit çıkm. Cim o gibi birisi. Heverki bunu unutmadı. H aco’nun karısına dil uzattı. Cim o. Cimo ile oğlu Hüseyin’i öldürüp intikam aldı. akrabası Serhan Ağa’nm kızını kaçırıp dağlara çıktı. Baban koç olamadı ki sen de olasın. ‘Ben koç erkeğim C im o. beni de bir gün öldürür. Bir gün Cim o. Eli. C im o gözünü yummuş: — Doğru. H aco’nun odasını gösterdi: — Bu odaya hâlâ ‘H aco’nun odası’ deriz. dedi. ‘Ben. Ağa öldük­ ten birkaç ay sonra doğum yaptı. H aco öldü am a. Kardeşini öldüren. düşman ayaklarınca çiğnendi. Namus. O günden beri iç­ mem.’ deyip oradan ayrıldı. Onu alıp Heverkan’ın merkezi M izizex’te ağa yaptılar. Onun için babasının kanlısı Cimo’ya sığındı. ‘Eğer Huseyn’i öldürdiiysen intikamını zaten alm ışsın. Şemdin’e sığındı. kasrını ona bıraktı. Çocuğunun adını H aco koydu. karısı Eyşan gebeydi.

M ir onu kendi çocu k­ larıyla konakta büyütmüş. İsmail ve Osman adlarında altı oğul kalmış. M irin çocuğu olmuş. A llah’tan kork. Omeriler de diğer Kürt aşiretleri gibi. Mele M ıstefa Mehmudkiler’in ağalığını sürdürmüş. On iki oğlu. I I . Elike Bete’nin ünü her yanı sardı. Çale. I . Böylece Mıhemed. Babası öldükten sonra O m eri’ye Ağa yapmış. Eli. Omerilerin geçmişi Atman Ağa’ya dayanır. demiş. “Heverka Sultanları” diye anılırdı. Mele M ıstefa’nın oğludur. Ondan geriye üç oğul kaldı: Mıhemede Ciziri.. Botan hükümdarı Ağa’ya.M e l e M ı s t e f a : Bilindiği gibi Heci Hesen Ağa. Sadece bu ayaklanm ada üç yüz savaşçı kaybetti. Bu konuya sonra değineceğim. Ağa cevap vermiş: — Tabii M ir’im. ikisini de öldürüp öcünü aldın. “ Bir çocuğunu bana zekat ver. aşiretin merkezi idi.E t m a n A ğ a n ı n O ğ l u İ b r a h i m : Bildiğim kadarıy­ la Etman Ağa’nın oğlu İbrahim'den geriye çocuk kalmamış. Bunun üzerine Eli vazgeçmiş.” demiş.— Eli. I I I . Hangisinin elini tutarsan şe­ nindir. Olay tüm çevrede kısa sürede ya­ yıldı. Eliye Ehmede İsmail bir defasında Tiirklere karşı ayaklandı. İbrahim . M ı41 .. Mustafa H aco. Heci Hesen Ağa’dan geriye T ah ir. hepsi kölen olur. yaşanan sorunlar nede­ niyle birkaç kez bölündü.” Elike Bete’den ilerde tek­ rar söz edeceğim. Bekir. Ondan dolayı adı Mıhemede Ciziri olarak kalmış.M ı h e m e d C i z i r i : Derler ki Atman Ağa’nın on iki oğ­ lu vardı. Omeriler çok sayıda çatışma yaşadı. M ıhemede Ciziri’ye “ Ç ale’nin Sahibi” derlerdi. Bir gün Botan Miri ona misafirliğe gelmiş. Daha fazlası Al­ lah’a reva değildir. Nusay­ bin’in yukarı tarafına düşerdi. O m eri Büyükleri O sm anlar. Çatışm alar nedeniyle önceki yıllarda bu aşiretten ilk olarak Mehmudki ve Atmanki adında iki yeni aşiret türemiş. K al­ mışlarsa bile bunların adı sam pek duyulmamış. Botan’ın hakimi M ir’in divanına gelmiş.

hoş söylersin. Büyük bir çatışma oldu ve iki taraf da çok kayıp verdi. Dârveri. O sm an’ı bahane ederek O m eriler üzerinde baskı kurmak is­ tiyordu. O nlardan da yardım isteyelim ve kendi K ürt devletimizi kuralım. Ç ok sayıda Omeri ve Heverka köyü yakılıp yıkıldı. Bu bölün­ me son yıllarda arttı. Hebiz­ bini. Ehmede Süleyman’ın safını seçti. Elike Bete’den geriye iki oğlu kaldı: Y usıf ve Nezir. son yıllarda ağalık. A ncak ‘Ağalar’ olarak bi­ linen bu kolların herbirinin bir iki köyü vardı ve tümü geçimleri­ ni O m eriler üzerinden sürdürürlerdi. M ele Osm an. Onun çocukları hakkında bilgim yok. T ın at’ı bırakm ak zorunda kaldı ve çatışmada öl­ dürüldü. Bunun üzerine izedin. dedi. M usul’da. aşiretçilik yapmadılar. Heverkiler. Hebizbini ağası izedin de D ekşûri’de nam salmıştı. Uzun ve çetin geçen bir düşmanlık döne­ minden sonra Izedin’ le Elik nihayet yan yana geldi. ikiniz de bana kurulacak devletin başı olacağım a dair imzalı mühürlü kâğıt verirseniz bu iş­ te varım. izedin: — Eliko. gel üçümüz el ele verip barışalım ve kendi dev­ letimizi kuralım . Suleymanlar ve Ehmede Ism ailler olm ak üzere üç kola ayrıldılar. Her bi­ ri kendi işine baktı. bir kısım M ıhelm i ve O meri’de onlar­ la bir olup hep beraber Heverki’ye saldırdı. Ö nceki dönemlerde kendi kollarının ağalığını sürdüren Osm an. H esari. Ehmed’den kaçarak Elike Bete’ye sığınmıştı. Kosi. tngilizler burnumu­ zun dibinde. Bundan do­ layı T ın at olayı patlak verdi. kendimizin üstüne kimseyi istemeyiz. Kardeşi K e­ lde Bete de çatışmada öldü. Bunlara Türk ordusu da katılınca Elik. Süleyman ve Ehmede İsm a­ il’in çocukları. Bu kez O sm anlar. Omeri ileri gelenlerinden birinin köyü olan T ın a t’a girdiler.hemed Ciziriler ise Atm ankiler’in ağalığını üstlenmişler. 43 . Elik. Ehmede Süleyman ise Omeri lideriydi. Bak. Tınat Çatışması H everkan’ın içinde Elike Bete kadar. Belki daha hayırlı olur. Elik: — Güzel söylersin. Bu da Ehmede Süleyman’ı tedirgin ediyordu. Ama bilirsin biz O sm anlar.

Dünya savaşından sonra kurulan Cemiyeti Akvam’ın amacı küçük ulusların bağımsızlıklarını ver­ mekti. Büyük çoğunluk ise Avrupa ya da Am erika’ya gitmiş veya İstanbul gibi şehirlere yer­ leşmişti. Buna rağmen ulus­ lar hızla ve daha kararlıca bağımsızlık ilan ediyordu. İngiltere. Kürdistan’daki Ermenilerin büyük ço­ ğunluğu. öbür ucu Kilikya’ya kadar uzanıyordu. Ne yazık ki bu kurum Amerika. Kürt ağaların ve aşiretlerin himayesindeydi. H er şehirde ve her köyde vardılar ama hemen hiçbirinde çoğunluk değillerdi. Fransa ve Rusya gi­ bi birkaç büyük devletten kuruluydu ve bu ülkeler Cemiyeti Akvam’ı zayıf ve küçük ulusları kendi aralarında pay etmek için kullandılar.M E H M E T REŞAT VE İTT İH A T Ç IL A R Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Türk yenilikçiler Abdülhamit’i tahttan indirip yerine Mehm et R eşat’ı getirdiler. Kürt aşiretleri içinde kaybolup gitmişlerdi. Küçük veya zayıf uluslar çök şey beklediler. Bağımsız bir ülke istekleri vaı dı ama dağınıktılar. “Büyük Erm enistan” iddiaları vardı ve bu Erm enistan’ın bir ucu Azerbaycan’a. Ama buna rağmen hem E r­ menistan’ın sınırları hem de Ermenilerin siyasi istekleri belirsizdi. bu ku­ rumdan. Jön Türkler bu ilkelerle devlet sınırları içindeki Arap. onları Kürtlerden daha avantajlı bir konuma getirmişti. adalet. O sm anlı’nm yönetim biçimi değişti. Kürt ve Ermeniler de bağımsızlık isteklerini bu kuruma sundu­ lar. müsavat ve kardeşlikti. Herkes ken­ di ulusal kaderini kendi belirlemek istiyor. Kürt ve öteki ulus ve milliyetleri hoş tutmak istiyordu. meşrutiyet ilan edildi ve parla­ mento kuruldu. Ermenilerin Hıristiyan oluşu. bu ulusları kendi içinde eritip yok etmek istiyordu. Artık padişahların yetkileri kısıtlıydı. dinsel bağlarla Avrupa’yla ortak yönlerinin varlığı ve Sovyetler’le komşu oluşları. Özgürlük­ çülerin sloganı hürriyet. Arap ve Ermeniler siyasi ve politik faaliyet­ lerini gizli yürütüyordu. Türkler ise buna karşı koyuyor. Lenin dahi bu kurumu destekledi. Ege­ menlik altındaki Kürt. Kürt aşiret­ 44 . Oysa bu topraklarda on milyon Müslüman vardı ve bu on milyonluk nüfusu yok sayıyorlardı.

Ah­ lat. yüzyılda K ilikya’da. Bu devlet. Hevvr ve Karduk Kürtleri’nin eski mekânları olduğu anlaşılır. Bugüne kadar da herhangi bir devlet ve toprak talebinde bulunmadılar. Selçuklu Türkleri (Konya Selçukluları) tarafından yıkıl­ dı ve tarihten silindi. yani D iyarbakır. Bağımsızlık istiyorlardı fakat zayıf ve dağınıktılar. Tarihsel olarak bakıldığında bugün dahi yaşadıkları toprakların Sobar.leri içinde ve Kürdistan’da güç sahibi değildiler ve ayaklanma de­ recesinde güçleri yoktu. Aksu (Ava Sipi) çevresin­ de bir Ermeni Devleti vardı ve o dönemde Kürt hükümdar Selahaddine Eyyûbi ve Kürt Devleti ile dostane ilişkiler içindeydiler. Sason ve çevre­ si Selçuklu hükümdarı M elikşah tarafından ele geçirilince. bazen de Bizanslıların himayesini ka­ bul etm iştir. Hükümdarının adı Haciqe Derani idi. M erziban Salar adındaki Kürt hükümdarı Huseyn oğlu Deysem ’i yenip Azerbaycan’ı işgal edince Deysem. kendi topraklarından uzaktı. Onların kendi ülkelerinin sahibi. Birinci Dünya Savaşı’na kadar da o yaylalarda yaşayan Ermeniler Kürtlerle birlikte yaşamlarını sür­ dürmüştür. Bunları söylerken Ermeni kardeşlerimi karalam ak istemiyo­ rum. N ayri. M it. bazen Parsların. bununla da Ermeniierin o dönemden beri zayıf olduğu anlaşılıyor. Ermenilere sığındı. O gün bugündür. bu­ günkü Erivan’da kurulan bir Ermeni derebeyliğinden söz edilir. onların bağımsızlık ve özgürlük mücadele­ sinin yanında oldum. yani bin yıldır Ermeni kar­ deşlerimiz Kürt aşiretleri arasına Kürdistan’a dağıldılar. 45 . Sason ve çevresinde bulunan Ermeni toplulukları ise. T arih te. Silvan. Cizre ve Urfa hükümdarının himayesinde idi. Ermeniler K ürt köylerine dağıldılar. K ürt padişahı Deysem döneminde Ermenistan’da. H icri 5 . ezilen küçük ulus ve milliyetleri kardeş ve dost bildim. M envane Kürd’ün oğlu Ehmede X â n i’nin. Şu var ki Ermeni. H aciqe Derani. Merziban Salar’ın düşmanlığından korkarak Deysem ’i ona teslim etti. Ben her zaman Ermenileri. Bunu yazmamdaki kasıt o dönemdeki Ermeniierin durumunun bilinmesidir. Bu ta­ rihte görülmemiş bir şeydir. toprakla­ rında özgür olmaları en büyük dileğimdir. H icri dördüncü yüzyılda Van Gölünün kuzeyinde kurdukları Erm eni Derebeyliği ise bazen Kürtlerin.

kadın. amaç iki halkı karşı kar­ şıya getirmekti. İki ulus eski­ den olduğu gibi yan yana. o dönem Jöntürkler tarafından yayıldı. erkek demeden insan öldürüyorlardı. Çünkü Kilikya’dan Azerbaycan’a ka­ dar bir ülke mantığın alamayacağı bir şeydi.. kadınları M oskoflar’a peşkeş çek­ mişler. Kürtlerle Ermeniler arasında çok kanlı olaylar oluyor.siyasi istekleri belirsizdi. gü­ neyde bir ulusal devlet kurulduğunda ise Ermenilere kısmi bir toprak hakkı verilebilir. O dönemde sorm ak gerekiyordu: Peki her köye kaç Ermeni düşerdi? Peki milyonlarca Kürt nereye gidecekti? Ya da on iki milyon Müslüman üç milyon Erm eni’nin emrinde köle gibi mi ya­ şayacaktı? Yoksa kardeşçe mi yaşayacaktı? Yoksa kurulacak dev­ lete çoğunluk olan ulus adı verilip. kadınların karnını deşmişler. Böylece Kürt ve Ermeni ulusların ulusal haklan 46 .. iki taraf da büyük kayıplar veriyordu.” gibi söylentiler. Ama her nedense Türklerin doğru veya yanlış propagandası hep olay­ lardan önde gidiyor. O nlar da Kilikya’yı bırakır. insanların içine bir ateş topu gibi düşüyordu: — Çocukları öldürmüşler. iki halkı karşı karşıya getirdi ve birbirine düşman etti. M üslüm an. Müslüman bir kadını öldürüp memelerini kesmişler ve te­ cavüz etm işler. “Ermeniler Kürdistan’l işgal edecek. Gerçekten de Ermeni çeteler Kürt. İnsan Ermeni kardeşlerimizin bu büyük ve geniş ülke istek­ lerini duyunca şaşıp kalıyor. Ermenileri İs­ lam dininin düşmanı ilan edip Kürtlerle onları birbirlerine saldı­ lar. vs. Konumuza. iki ulusun din farkını kullanarak. Kürt ve Ermenilerin birlikte hareket ettiğini ve bir ülke kurma istekle­ rini fark eden Jöntürkler. M üslümanın boynuna haç asmışlar. Ermenilere federasyon öneril­ se daha iyi olmaz mıydı? Benim düşünceme göre Ermeniler Erivan’da toplanm alı. kardeşçe yaşar. K ürt ve Ermenilerin mücadelesine dönelim. O topraklarda on iki milyon Müslüman vardı ve Ermeniler o topraklarda bir Büyük Ermenistan kuracak­ lardı. Olayın yanlışlığı doğruluğu bir yana. Hamile K ürt kadınlarını öldürüp karınlarını deşmişler. mağarada bir Kürt aileyi öldürüp göğsüne haç çizmişler ve ‘Müslümanların sonu budur’ diye yaz­ mışlar.

Köylerinde. Ölenlerin malları onlara kalacaktı. hem de “eli yeşile bürünecek”. Propaganda ço k basitti: — Ermeni kanına giren cennetlik olur!.. ne ki Erm eniler ilk sıradaydı. Ama doğrusunu söylemek gerekirse. Erm eniler Müslüman olm adıkları için. yanı başların­ da yaşayan komşularını öldürmediler ve ölümü de tasvip etmedi­ ler. Ermeniler hakkında ölüm emri çıkardı. cennete gidecektiler. Birçoğu onları korudu veya güvenli yerlere götürdü. insanca bir tutum sergile­ yen ağa.. bey. Onların am acı Kürrleri yok edip. — Falancası. Bugün dahi. — Ermeni birini öldüren Allah yolunda Müslümanlığa hizmet etmiş olur!. bu kargaşada kaybolacaktı. çocuk bebek demeden öldürüleceklerdi. Sonradan O sm anlılar. Şehirlerden köylere kaçan Erm eniler. — Şeyh ‘Erm eni’nin katli vaciptir’ dedi!. bir gün ayrılma talebin­ de bulunacakları biliniyordu. Bu gerici düşünceler Arapları ba­ ğımsızlığa yöneltti ve Kürtlerin de uyanmasına neden oldu. Sonuçta birlikte ya­ şamanın ve ortak hareket etmenin gereğini anlayamadılar. K ürt cahilleri tarafından acımasızca katledildi... Ç ok geçmeden kadın erkek. İşin aslı her iki ulus hakkında da aynı anda ölüm fermanı çıkarıl­ mıştı. Böylece hem devlete yaranacak. Düşmanlarının oyunlarım ve politikasını anlayacak tecrübeden yoksundular. Tabii ki o dönemde Kürt ve Ermeni halkı bu sorunu çözebilecek ve birlik olabilecek bilinçte değildiler.unutulacak.. şeyh ve meleler de vardı. Bugün bile milyonlarca K ür­ dü yok sayan. Müslümanlığa körü körüne sadakat gösteren Kürt feodalleri Türkler için son derece güvenilir müttefiktiler. Bazıları 47 .. — Yakalanan bir Erm eni’nin üzerinde on bin altın bulun­ muş!. Bu yüzden de önlem alınıyordu. asimile edip tarihten silmek isteyen düşünceler var. Ama K ürt cahilleri. bu ırkçı düşünceler mevcuttur. işe şehirlerden başlandı. Ermenilerden dünya güzeli bir kız (veya oğlan) alm ış!. Ağaların ve şeyhlerin tam da aradığı ortamdı bu. sınırı Ç in’e Türkistan’a dayanan bir “Turan ülkesi” kurm aktı. O nlar imparatorluğu kurtarma ve yaşatma derdindeydi.

Böylece kay­ makamla direk ilişki kurmak. biz gelirken üç yüz kişiydik. küfür etmiş. Kay­ makamlığa gidince. hatta onu tokatlamış. sırf Hesar’dan tam üç yüz adam toplayıp sevk edil­ mek üzere M idyat’a gönderdiler.” demiş. onun tutuklandığım ve cezaevine götürüleceğini sanıp kaçmışlar. Hebizbini ağası İzedine Heci Eli. Kimisi de Kürtleriıı yardımıyla veya para karşılığında H alep’e. ağaların adamıydı Garabet. zır deli ve serseriydi. Bir defada. K ars’a. akraba saydı ve onları ölümden kurtarmak için yakınları veya çocuklarıyla evlendirdiler. Ağa­ beyim Mele Xelil üç yıl askerlik yaptığı için Türkçe biliyordu. Beylerin. Zalim . işi ağalara bırakmamak istiyormuş: — Beyim. Rem an ağası Mıhemede Heci Ebdulah’ın oğlu Sebri. Hesar ağası îsmaile Mıhemede Ebdırehman ile el ele veren G arabet. Namussuz. bizi bırakm adılar. H esar’ı bize dar etmişti. Çünkü bize düşman­ lıkları var ve yolda bizi öldürmek istiyorlar. GARABET. demiş. Hesar. Yolda hepsini rüşvetle serbest bıraktılar.” Mele Xelil’in jandarmayla kışlaya geldiğini gören bizimkiler. “orada ne kadar adamın varsa al getir. “ G it. Ermeni’ye ve Kürde düşman­ dı. 48 . Şehire varıncaya kadar bizim kırk beş adamımız dışındakileri para karşılığında serbest bıraktılar. Ama Mele Xelil askere gitmekten kurtulmamış. şe­ hire dağılıp daha sonra köye dönmüşler. Garabet Efendinin jandarmasının postalları altında eziliyordu. bizim akrabalara kafayı tak­ mıştı. Bunun üzerine kaymakam M ele X elil’in yanma üç jandarma katmış. Diyarbaktrlı bir Ermeni Hesar bölgesi müdürlüğüne getirildi. Garabet onu da bir asker kaçağı grubuna katıp Rus cephesine sevk edilmek üzere Siirt’e göndermiş. O dönemde Kürt gençleri milis olarak H asankale’ye. HESAR MÜDÜRÜ Ermeni kırımı başlamadan önce.da onları evine aldı. Devletin uşağıydı. Ardahan’a gönderiliyordu. Avrupa’ya gitti. Bazısı da katliam ­ dan korunabilm ek için Müslüman oldu ve M üslüm an’la evlendi. rüşvetçi. katil ve zorbaydı. Kaymakam bu olayda Garabet’e çok kızmış. O nlara Türk dilinde “gönüllü” denili­ yordu. Garabet ve üç ağayı şikâyet etmiş.

49 . Ama neden bu kadar endişe duyduklarını pek anlayamıyordum. sonu pek iyi olmazdı. ölüm. ikisi de düşman. O zorbadan kurtulmak mümkün değildi. ne olacak kestiremiyordum.Onları götüren jandarmalardan biri Ebdırehmane Keyxwe’niıı oğlu Sıdqi’ymiş. böylece Xelil öldürülecekti. O nlara bakıyor. ça­ resizlik. Dağlar. Teslim olsa kime olacaktı? Dayak. herkes kendi evine! ” Böylece Xelil de kaçmış.” deyip Kercevvs’te serbest bırakmaya karar vermişler. Kercevvs’te birbirlerine danışıp. ki Sıdqi hem Hesarlı’mn hem de babamın iyi bir dostuydu. Yarın Garabet duyarsa eğer. Mıhemed Emin Hesene Şemdin’in oğluydu ve o da bizim aile dostumuzdu. söyleyecek bir şey bulamıyordum. Ya da ağa onların mallarını elinden alır. Korku ve endişe bizi boğuyor. annem ve babam a rahat vermiyordu. İkisi de korkunç. Yarın X elil’i ihtiyar babamdan isterlerdi. Bir lokmada yutacak. aç bir vahşi hayvan gibi ağzını açmış bizi bekliyordu. Oğullarının cepheye gitmeyerek ölümden dönmüş olmasına sevinemiyorlardı. bunalıyoruz. Devrin üstüne kara bir perde düşmüş gibiydi ve yoksulluk. kıyamet kopacaktı. Yüzlerinden büyük bir telaş ve çaresizlik okunuyordu. Çaresizlik zinciri boğazı­ mızı sıktıkça sıkıyor. İsmail de ağa. bir başka ölümün kucağına gelmişti. Ellerine geçirseler sopalayarak öldürecekler. sesimizi soluğumuzu kesiyordu. Kaçmış kaçm asına da nereye gidecek? G arabet müdür. Ya babam ı öldüreceklerdi veya X elil’i verecektik. Oğ­ lunu vermezse. başına gelmedik bırakmazdı. Ben korkuyu hissediyordum. Xelil bir ölümden kaçmış. bir pençede parçalayacak gibi. Ama jan­ darmanın esas sorumlusu Ezizke Mıhemed’in oğlu Midyatlı Nuri Efendi razı olmamış. oğlunu verse hiç olmazdı. “Yahu Hesene Hemed’ın oğlunu bile bile ölüme gönderiyoruz. toprak ayaklarımızın altın­ dan kayıyor gibiydi. Sıcacık gözyaşları anamın yanaklarından usulca süzülüyordu. Bizi neler bek­ liyor. Necmedin. G arabet'ie Ağa’nın şerrinden kimse kurtulamazdı. Diğer jandarma ise Dekşûr ağalarından Necmedin’di. bizi derinliklerinde saklayamıyordu. zulüm ve açlık dalgalarıyla yutmak istiyordu bizi. Bunun üzerine Sıdqi ile Necmedin silahlarım çe­ kip birkaç el ateş edip bağırmışlar: “Haydi. talan. Bu korku ve endişe. Ne kadar günah ve ayıp.

Ama X elil dinlemedi. Geride bırakıp geldiğimiz . gizlediler. Osm ane Hesene Tem o Gewre’nin evine yetişebiliriz. danayı her gören Kasır’dan geldiğini anlayacak ve böylece izimizi bulabileceklerdi. Öyle ya yerin kulağı vardı. anlaşı­ lan canımıza okuyacaktı. Malı mülkü. Bedermemo’daki akrabalar bizim için. Ben de ellerim boş arkalarından yürüdüm. Babam daha güvenli olması için bir gece öte beriyi sırtlanıp bir solukta Bedermemo köyüne götürdü bizi. Orada teyzemin çocukları vardı. Her biri bir yatak sırtlandı. Bizi birkaç ay saklar. kim bizi o zorbalardan koruyabilir? Annem araya girdi: — Hesen. Yalnız Xelil bir da­ nanın boynuzundan tutup önüne kattı. 5° . Köyün sahibiydiler ve köy bir ak­ raba köyüydü. her yana adam salmıştı. ikilik yoktu.onca bağ bahçe. Gece bitmeden Hebizbini Kasrı’na. Bizim kaçak olduğumuzu ve Kasır’da olduğumuzu kimse fark etmfcdi. kaçalım. bırak o da kalsın. davarı sığırı geride bıraktık. O sm an’ın evine gelince dana aniden kaç­ maya başladı ve O sm an’ın oğlu ile Xelil de peşine düştüler. Annemin teyzesi Ereb’in çocukları ‘keya’lık yapıyordu. Babam seslendi arkalarından: — Yakalayam azsanız ateş edip öldürün. Eğer öleceksek adam gibi ölelim. Osman iyi arkadaşındır. evimizi yurdumuzu terk ettik. Annemin önerisi akıllarına yattı. mal mülkten sonra danaya acımıyorduk artık. Babam: — Nereye? Kime gidelim? Kim kendini bize feda eder. çare yok! Durduğumuz hata. ■ Az sonra yakalayıp getirdiler ve oracıkta kesip kazana koydular. Bizi bir ay boyunca evde konuk ettiler. Oraya varıncaya kadar da babam nereye gideceğimizi söylemedi. Artık gün aydınlıktı. Babam itiraz etti: — Madem bıraktık hepsini bırak. O zaman bizim de Osman H esen’in de çekeceği vardı. Çaremiz yok.Neden sonra Xelii: — Kalkın buralardan gidelim! dedi. Daha zamanımız var. Garabet. ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Biz o danayı takip ederek bizi bulacak­ larından da korkmuştuk. her yerde bizi arıyordu. Yabancı yok.

Öyle bağlarm ış ki adam bu halde kapıdan içe­ ri giremezmiş ama o arkasından döve döve içeri sokmaya çalışır­ mış. Bir dediğimiz iki olmu­ yor. Bizi düşmanın eline. özellikle Mele Xelil’i arıyoriarmış. Düşmansız ve dedikodusuz köy tam da bizim gibi kaçakların yeriydi.çünkü köyde tümü akrabaydı ve aralarında herhangi bir husûmet yoktu. Hıldihe köyündendi ve Mıhelmi idi. Ö nüne karpuzla hayvan pisliği koyup emretmişler: — Haydi ye bakalım! 51 . — Y ok yok. senden bir şey istemiyorum.. annem kadınla­ rın arasına karıştı. Babamla Xelil saklandı. devletin. Hatta bir gün Garabet yetmiş seksen jandarmayla Bedermemo’yu sarmış. Sevda sana ders verirse bedelini vermeye altınımız mı var?’ M ele. M ele. beni eğitmeye çalışırdı. Sorardı: — Neden okum ak istemiyorsun? — Şeyda.. Garip bir tesadüf. M ele. Yemesi içmesi benden olsun. köyün melesinin adı da Said’di. ben Mele Said’in evinde çocuklarla kaldım. Eğer Allah izin verirse çok iyi dost olacağız. Sana karşı mahcup olm ak istemiyorum. Bu iki ada­ şın karıları da adaştı ve her ikisinin kızlarının adı da aynıydı: Sekina. G arabet birkaç gün Bedermemo köylerinde kaldı. Keya’yla olan bu benzerliğe gülerdi: — Ben Said sen Said. benim kı­ zım Sekina seninki de Sekina. Tek korkumuz Garabet’in hışmı. koluna bir ağaç bağlarmış. bu çocuğu bana ver. benim karım Eyşe seninki Eyşe. Boynuna bir ağaç. O sıra keya Saido’ydu. Bunun gibi bir çocuk okum asa yazık olur. zorba Hesar müdürü Ga­ rabet’in eline teslim etmedi. Hele Keya’ya. bizi. cevabım üzerine elimden tutup babam a götürdü: — Keke H esen. babam diyor ki ‘Biz firarız. Şeyda bana çok iyi davranıyordu. dedi. Beni alıp evine götürdü ve okuttu. Hep onun yanında kaldım. Bedermemo’da akrabaların arasındayız. Bana zorla ders verir. Köylüye dile gelmez işkenceler etti. Babam güleryüzlü: — Şeyda biz de istiyoruz am a elde avuçta bir şey yok ki. Büyük fedakârlıklarla bizi sakla­ mayı başardı.

dağıldık ama nihayet kendi köyümüzde. G arabet yolda. Ermeniler hakkında vur emri çıktı. onursuz bir davranış göstermedi. Dişe diş bir mücadeleyle kendilerini ölümden kurtardılar. Bu kadar sınırsız işkenceye rağmen hiçbir köylü. Artık G arabet’ten kurtulmuştuk. Y er­ lerinde kaldılar ve çok sayıda düşman da öldürdüler. kendi evimizdeydik. Bu arada kendileri de vuruluyordu. Ermeniler. Keya biitün bu zulme sessizce katlanıp kimse­ ye zarar vermemiş. yiyecek ve silah gönder­ di. Bu arada Ingilizler ve Rusiar ise Sırbistan’a yardım ettiler. çevrede ne kadar Kürt ağa ve şeyhi varsa toplanıp İslam adına Yaqubi Hıristiyan Kürt kardeşlerini kırmaya başladılar. Bu korkunç savaşın ilk kıvılcımları Sırbistan’da çaktı. Jöntürkler’in Almanya’da olması. Kürtler bu savaştan çok zarar gördü. Hemen İzmir’e. Türkleriıı Rusya’ya karşı Azerbaycan ve Kafkasya üzerinde hak iddiaları ve Turan emelleri onları Almanların saflarında yer almaya itti. Bu arada Heverkan da onlara yardım etti. M idyat T o r H ıristiyanlar’ı Eynvverd köyünde ayaklanınca. Ermeni çeteleri önde. mallarını gaspetmeye başla­ dılar. Birkaç gün sonra çekip gittiler. yakıp yıkmaya. Rus ordusu arkasından zaten perişan olan Kürt bölge­ se . Rusiar kuzeyden ülkemizi işgal eni. kendini bilmez Kürt cahiller tarafından katlediliyor­ lardı. İç Anadolu ve batıdaki Ermeniler do­ ğuya kaçıyor. Onun ölümünü duyunca köye döndük. Bunun üzerine Avusturya Sırbistan’a savaş açtı ve Almanlar da onları destekledi. devletin ve Kürt aşiretlerinin kuşatmasına rağmen yiğitçe direnmesini bildiler. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI 1 9 1 4 ’te büyük bir dünya savaşı başladı. Sileben köyünde Hesarlı biri tarafın­ dan vurulup öldürülmüş. Batı cephesine gönderdiler. Bu savaş bizim ülkemizi de sardı. biz de ölümden kurtulduk. Kadın çocuk demeden katletmeye. Çok çektik.Adam çaresiz karpuzla birlikçe boku da yemiş. G arabet’i de yakalayıp götürmüşler. Savaş başlayınca Ermeni çeteler silahlanıp dağlara çıktı. Avusturya kralının oğlu Arşidük Sır­ bistan’da öldürüldü. Çok geçmeden X elil’i bir daha yakaladılar. O sıra biz Bedermemo köylerindeydik.

İslam dininin düşmanlarından canını kurtarm ak için bize gelmişti. Üç başlı bir devin. H e­ pimiz hasta. Kefensiz ve sabunsuz kara top­ 53 . sığınacak bir yer yoktu. so­ ğuk. Yine yüz binler K ürt düşmanı Türkler tara­ fından dağ başlarında ve yollarda kaybedildi. Bir tek am açları vardı: Ölümden kurtulmak. sa­ vaştan kurrulsalar da. Yağmur. onlar aç sürgün. insanlar ölüyordu.. hastalıktan. Bu olaylar Kürt halkının yüreğine çok büyük bir Rus ve Ermeni düşmanlığı yerleştirdi. çocuk. Bizim köyde de birçok ocak söndü. yaşlı ve çocuğun bedeninde kapkara yaralar açıyordu. sersefil. kadınları ağlatırlardı. Kuzeydeki halk düşmandan. başka bir bildikleri yoktu. İslam dini için ölmek. Gidecek. Biz aç. Dayak ve kam çı. Bir yandan savaş. kar. yersiz ve yurtsuz. Kan dökücüden kaçıp kan emiciye sığınıyorlardı. Herkes her şeyini feda etmeye hazırdı. O zamanlar dervişler H asankale üzerine ağıtlar söyler. Kürt insanının sır­ tında. iz bilmezdik. O nlara karşı ölmek. Soğuk. namus için ölmek olarak görülüyordu. sayısız kadın koca­ sız ve sahipsiz kaldı. Ölüm köşe bu­ cak onları arıyordu. İslam dini için çarpışm aya ve ölmeye gidiyorlardı. bir yandan açlık ülkeyi ve ulusu kasıp kavuruyordu. ti­ fodan yaşamlarını yitirdiler. Ordu ise karşı koyamıyordu. Kürtler yerlerini terk ederek güneye indiler. hastalık ve açlığın kucağına düşmüşlerdi. Duvar diplerinde can verip gidiyorlardı. “muayene” adı altında bizden varımızı yoğumuzu alı­ yor. Seferberlik başladı. Kars. Sayısız çocuk babasız. Şeyhler ve ağalar “gö­ nüllü” askerler topluyor. Gerçekte onların yaptığı yağmurdan kaçıp doluya tutul­ maktı. Köyler yanıyor. kışta. Oysa ölüme daha çok yaklaşm aktaydılar. soğuktan ve açlıktan kurtuluş yoktu. soğuk demeden düşman­ dan kaçmaya çalıştılar. karda yitip gitti. kara soğuğa karşı koymaya çalışıyorduk. duvar diplerinde koleradan. yol bilmez. M ilyonlarca kadın.. O nların tek bildikleri din düşm anlarından kaçtıklarıydı. koca bir dev gibi Kürdistan’ı ezmişti. kendileri de başında savaşa. Ç ok sayıda Kürt soğukta.sine girdiler. aç. yalınayak. Büyük savaş ülke­ yi m ikroba ve hastalığa boğmuştu. Açlık kol geziyordu. aç ve sefil bırakıyordu. Devlet. Çoluk çocuğu düşmandan kurtarsalar da. Arda­ han ve H asankale’de çok kanlı savaşlar oldu. erkek. Yüz binler savaş meydanlarında can verdi veya esir düştü.

Kendimi çok günahkâr hissediyorum ona karşı. Bazı söyledikleri gerçekten beni etkiledi: — Şeyda. size devlet kurmaya geldik. ülkenizi kurun.” Bu bir iş­ birliği önerişiydi. K ars’tan. M e­ deni ise çok sonra Huseyn Paşa’nın adamları tarafından öldürüldü. K ör Huseyn Paşa Heyderi daha sonra. Her şeyi açık açık an­ lattı. özgürleş­ tirmeye geldik. Ruslar ne yapacaklardı bomboş toprakları? Bu yüzden bazı Kürt ileri gelenlerine çağrıda bulundular: “Sizi öldürmeye. Birkaç defa birlikte oturup sohbet etme fırsatı buldum. Ardahan’dan Bitlis’e kadar olan yerler terk edildi. diye anla­ tıyordu. Ö bür dünya­ da ne cevap vereceğim Kamil Bey’e? Bazen iç çekiyordu: — Keşke daha sağken Haydaran’ı bir görebilsem. çok soygun yaptım . Düşmandan kaçtıkları doğ­ ruydu ama Kürt ve Türk kardeşleri düşmanı hiç aratmıyordu. her toprak işgal demekti. talana gelmedik. ulan kör!. çok adam öldürdüm. Ama Kamil Bey’in mektubuna verdiğim cevabı. Cemile Çetoye Xerzi. Hacı M usa Bege X w eti ve aileleriyle Türkiye’den kaçıp Amud’a geldiler. Dileniyorlardı.. Bunu mektupla K ürt aydınlarına ve ağalarına bildirdiler. her yer viran. Mthemede Eli Sasoni. Köyler alev alev yanıyordu ve yiyecek ekmek yoktu. ona karşı kullandığım dili hiç unutamıyorum. ceza olarak Musa Bey’in kardeşi Nuh Bey’i öldürdü. diye hayıflanıyordu. Haydaranlı Kör Huseyn Paşa daha sonra Hacı Musa Bey’in oğ­ lu Medeni tarafından öldürüldü. Topraklarınıza dönün. Bu önerilerini. Bedirxan Paşa’nın oğulları Kamil Bey ve Ebdirezak Bey kanalıyla önde gelen ağalara ve beylere bildirdiler. Evine bi­ rini alamazdın. Bunun üzerine M ele Mustafaye Berzani. Ama öbür dünyada Allah katında kendimi günahkâr say­ mıyorum. M ektubu alanlarsa şunlardı: K ör Huseyn Paşaye Heyderi. ikinci ve üçüncü mektupları Evdırehman Eliye Yunıs anlatıyor: 54 .raklara giriyorlardı. Ülke tarifi zor bir barbarlığın ve sefaletin içinde yüzüyordu. Sonra yumruğuyla ka­ fasına vurup: — Ulan Huseyn. Böyle diyor ve saçını başını yoluyordu. Her köşe ölüm.

ben yetmiş yaşındayım. kardeşim M ıhem ed’in eline geçmişti. okuyam am ış olmanın ve aydınlanm amış olmanın da rolü var­ dı bunda. Güldü. M ektubu okuduk. Ç ok sempatik ve iyi kalpli bi­ riydi. Çünkü onların dışında m uhatap yoktu Kürdistan’da. Ç ok lezzetli erişteler yapardı. açları korurdu. Yarım saat sonra cevap verdi: — V alla Cem il. Din istismarı insanla­ rın iliğine işlemişti. Bu onların günahı değildi sade­ ce. iyi bir aşçıydı. Üçümüz binip Şeyh’e gittik ve durumu anlattık: — Biraz yalnız bırakın da düşüneyim. O kum ası yazması yoktu ama görgüsü vardı. milleti ileriye götürebile­ cek bir babayiğit ise ufukta görünmüyordu. Din ve aşiret düzeni başımızdaki en büyük düşmanlar­ dandı. Aşiret töresi kıskacından çıkam am ıştık. Yum uşak mizaçlıydı. düşkünün ve yetimin dostuydu. Türkü ve hikâye de bilirdi. dedi Şeyh. Ç ok iyi pamuk ve yün eğirirdi. 55 . Birlikte Cemi­ le Ç eto’nun yanına gittik. Bu olayları hatırladığımız zaman elimize birçok fırsatın gelip geçtiğini görürüz. Buna çare bulacak.“ M ektup. Özgürlük. üstlerini başlarını yıkar. Herkesin övgüsü­ nü. Annesi X eco. kimsesizleri.’ dedi. H astaları. Şeyh’in evinden çıktıktan sonra Cemil: — Eğer Şeyh Mehmud ‘olur’ demezse karılarımız bile yatağına almaz bizi. Şeyh Mehmûde Zoqeyde ‘evet’ demezse bu iş olmaz. Ama bütün bunlar şeyh ve ağaların eline geç­ miştir.” Bunun üzerine olayı unutup evlerimize gittik. sevgisini üzerinde toplamıştı. karınlarını doyururdu. Deli­ leri. Ama eğer bir ülke kuracaksanız varın kurun. ‘Yahu bunun aynısı bana da geldi ama ne cevap vereceğimi bilemiyorum. kelleri etrafına toplar. Ha­ yır da şer de onlardan sorulurdu. Babam ın başı üzerine yemin ederim ki. uzak bir deryanın görünmeyen dalgaları gibiydi. Bu yaştan sonra M üs­ lümanların namusunu Rusların ayakları altına atamam. Kiirtler geriydi. beni karıştırmayın. A N N E M İLE BABAM Annem kısa boylu ve şişmandı.

hemen anneme çıkışırdı: — Oğlunun eti niye benimkinden fazla? Annemin onun elini tutup etlerin üzerinde gezdirmesi. Özgüvene sahip bir insandı. Yaşlı haliyle ağaya karşı çıkardı. O nlara düşman değildik. Bir defa bizim evde Ağa genç­ lerin üzerine sigara külü döktü. babam a on bir çocuk doğurmuş. Ağa’ya. Sadece üç çocuk ha­ yatta kalmış: Ablam Asya. annemin ve babamın apak saçlarıydı. O gittikten sonra babam gençlere: — Boş verin. abim Xelil ve ben. Ona annem bakı­ yordu. Üç amcam vardı. Bu kavgalarda çok defa Ağa evine gelip öziir dilemiştir. Xelil H esarlı’ydı ve Amud’da meleydi. Diyelim o gün yemekte et var. Altmışından fazla gösteriyordu. tbrahim genç yaşta öldüğünden görmedim. Annemse bir yıl sonra Bedermemo’da vefat edince perişan olduk. Hatırladığım ilk şey. ailesine hep karşı çıkardı. Kendileri ağalık yapamazlardı ama ağaların yaptıklarını ise kabullenemezlerdi. O dönemi hatırlamıyorum. daima kavga ederdik. annemin bu kadar müşfik ve eliaçık olmasından hoşnut değildi ama yaptıkla­ rına da pek ses çıkaram azdı. Zaten kendimize hep on ­ lardan birini ağa seçerdik. Babam bir yıl M idyat cezaevin­ de tutuklu kalm ış. yıllarca da Qesra Qe'lender’de kaçak olarak ya­ şamış. Tahm inim e göre ellisinden az değildi. Babam baştan ayağa ak kıyafetler içindeydi. her zaman zayıftılar. Vicdan sahibi ve dobra bir insandı. kararı babamın vicdanına bırakırlardı. Annem. Bizi terk edip soğuk topraklara göçtü annemle babam. Hiçbir güçleri olmazdı ağalara karşı. bahane arıyor. eşit ol­ duğuna ikna etmesi gerekiyordu. uzun boyluydu. dedi. Babam sağlığında ablam Asya’yı bacısının oğlu X elil’!e evlen­ dirmiş. Babam . Babam ince. Ne yapsınlar? H er zaman yoksul. Amud’da vefat etti. Ondan dolayı ağa yeğeni sayı­ lırdık. sizi öldürtmek için bahane arıyor. Köyde çıkan anlaşm azlıklar­ da. Bir kızı ba­ . Biz onunla hiç geçinemez. Evimizde Medina adında kör bir kız vardı.Keyxweler’den Huseyn’in kızıydı. Babam 1 9 1 8 ’de. Eziz’i hatırlarım ama o da genç yaşta Adana’da öldü.

Bizim kör Medirıa artık büyümüş. kapıyı çalmış: 57 . bir kısmı da Kars-Ardahan cephesinde vurulup öldüler. Xelil şakacı biriydi. aklım pek ermiyordu. Fatim . Emine ise güzeller güzeliydi. Bense çok kızar Emine’yi döverdim. gene numara yapma! diye azarlardı. Onu bu­ gün görsem elinden tutar bir daha bırakmazdım.bamın amcazadelerinden Feto ile evli. çoktandır uğramıyordu. tabii. O ise beni kızdırarak inti­ kamını alırdı: — T ab ii ben senin sevgilinim. huysuz M ediııa’yı kim karı diye alırdı ki?. Teyzemin oğlunun adı Xelil. O sı­ ralar X ıdo ve Emine adında iki muhacir bizde kalıyordu. Yoksul ve yetim olduğu için sevemiyordum. Dedemin malını annemle teyzem Emine paylaşmış. Ömrüm boyunca öyle güzel bir kız görmedim. kimi kan da­ vasından. Bizim aileden on bir genç insan. Xelil askere gitti. Ben üçünü de gördüm. Onların da ailesi Adana’da kaldı. O nlara ba­ kıyorduk. Bitten başı kel olmuştu ve an­ nem bitlere karşı başına derman çalardı. İşte o sıra ablam As­ ya’nın kocası hastalanarak öldü. ben oğlun Xelil. Çocuktum o za­ manlar. Büyük savaştaki halimizi anlatm ıştım . Babaannemin adı Tem o imiş. Annemle yalnız kaldık. Her defasında bizim kapıyı çalar: • — Anne. Annem bana takılırdı: — Em ine’yi sana alacağız oğlum. kızının adı ise Fatim’di. diye annemi kandırırdı. Daha sonra annem kanmaz oldu: — Haydi ordan kandırıkçı. kumral ve çok güzel bir kızdı.. M ahm ud’dan iki erkek ve bir kız kaldı: Şexmuz. Abim Xe!il bu defa gerçekten İzm ir’de askerden firar edip eve gelmiş. X ıd o kısa boylu. tabii. Babam Amud’a. yalnız kalması doğru olmazdı. TEYZEMİN OĞLU XELlI. iri kafalı bir çocuktu. Emine ise ince. Annemin Hesen adında bir kardeşi varmış ve genç yaşta ölmüş. anne. Ablam dört çocuğuyla dul kaldı. Bu arada kendine de koca arıyordu. belki de o beni sevememişti. şişko. Ablam genç ve güzeldi.. Babam beni ve annemi H esar’da bırakarak ablama gitti. kapıyı aç. İsmail.. K ör.

İngilizlere karşı gönderm işler. Açlık zamanıydı o günler. Ertesi gün uyanınca yeniden yemeye başladı. Başka yok mu? Pilav yaptı annem ve Xelil hepsini mideye indirdi. Kaşınmaktan vücudunda kıl kalmamıştı. gene numara yapma! deyip yeni­ den uykuya dalmış. Bütün ısrarlı kapı çalm alarına rağmen annem yatağından çıkıp kapıyı açmamış. Annem kapıyı açmadı: — Haydi oradan kandırıkçı. öteki Xelil sanıyor. — Açım. N ûnbe’de yakalanm ışlar ama köyün keyası jandarm anın elinden kurtarm ış. Annem ani­ den çığlığı bastı: — Aaa! Sen de kimsin? Xelil sakin sakin cevap verdi: — Benim ben. Şansa bak ki onun bölüğünü Bağdat cephesine. Çaresiz X elil. ekmeklerini alm ışlar elle­ rinden. anne.. kapıyı kırıp içe­ riye süzülmüş. Günlerdir bir şey yememiş­ ti. karnım aç. Eliyle yüzümüzü okşam ış.— Anne anne. Ben de annemin se­ sine uyandım ve kucaklaşıp öpüştük. ben oğlun X elil. Acıkınca da üstlerindeki elbiseleri kuru üzümle takas et­ mişler. Her birine elli sopa vurul­ duktan sonra yeniden silah altına alınm ışlar. Sonra vücudunu açtı. Yolda önlerine çeteler çıkmış. O gece vak­ ti çamaşırını üstünü başını yıkadıktan sonra uykuya daldı. Bir grup arkadaşıyla on bir gün dağlarda yü­ rüdükten sonra bir köyde yakalanm ış. Bulduklarıyla karnini doyurduktan sonra ba-şucumuza gelip dikilmiş. Biz uyuduğumuzdan nasıl içeri gir­ diğini fark etmedik. Annem sepete doğru gidince Xelil: — Sepettekini bitirdim. Amud’a gelince iki amcazadesiyle firar etmiş. oğlun Xelil! Annem sesini tanıdı ve yatağından fırladı. kapıyı aç. Sabaha karşı doğup büyüdüğü. çocukluğunu geçirdiği m ekâna gelmiş. Ablamın evinde karınlarını doyurduktan sonra ikişer ekmek de yanlarına alıp Omeri dağlarına vurup H esar’a varmışlar. Bit yeniklerinden her tarafı yara içindey­ di. Bu defa da anası açmaz kapıyı. Abim XeliPin İzm ir’deki askerliği sırasında başarısız bir firar girişimi de olmuş. 58 . Kapıyı kırıp içeriye girmiş..

Çoğu zaman onlarda yatar. Ve onlar. Bir söz vardır hani. dağdan odun getirirlerdi. nefislerini sağda solda köreltmesinler diye beş ka­ dını nikahına geçirenler vardı. birinin ineği ölür. Bazen M ıhelm i. kadınların karnını deşiyorlardı. Ama halk bilinçsizdi. M ele Said köylü çocuklarına Kuran dersi verir. Bu savaşta nice koç yiğidin ine­ ği öldü ve nice sahtekârın. ama o da açlığa ve hastalığa bir çare değildi. bazen de Omeriler ile bir­ likteydiler. 59 . Artık köyde kalamazdık. açlıktan ve hastalıktan kaçanlara kucak açanlar vardı. diyorlardı: Hepimiz Müslümanız. rüşvet yiyordu. Çocuğunu bir çuval arpaya sa­ tanlar vardı. Hanımı Eyşe üstümü başımı yıkar.. hırsızdı. hepimiz din kardeşiyiz. İş­ galden. bakı­ mımı yapardı.. Sözünü etm iştim . Yeti­ mi ve dulu evinde barındırıp her şeyi onlarla paylaşanlar vardı. Her şeye rağ­ men insanlıklarını unutmayıp ekmeğini açlarla böliişenler vardı.Köyde müdür ve aga vardı. OKUMAYA BAŞLIYORUM Anlattığım gibi bir ara Bedermemo köylerindeydik. Onıeri ve M ıhelm i aşiretleri arasındaydı. Bedermemo melesi Said. Milleti soyuyor. Bütün bu sorunların muhatabı devletti. Ama “dış düşmanın” yap­ tıkları karşısında gayet hassastılar. Bu köyler. beni çok sevmişti ve evinde bana bakıyordu. padişahın koca bir deniz suyunun üzerinde namaz kıldığından şüphe duymuyorlardı. Dua ediyorlardı: — Allah sizi başımızdan eksik etmesin. kısaca düşmandan daha düşmandı. Üç oğlu bir de kızı vardı: Salih. N am o. O nlara göre devlet ne yapsa vacipti. onlarda yer içerdim.. Gerçekten annem gibi bakıyordu. çocuklar da ona ev işlerinde yardım eder. Huseyn ve kızı Sekina. O birkaç parça köye X ırbehen Omeri derlerdi. zalimin köpeği şişip semirdi. soy­ guncuydu. Açlık kol geziyordu. ötekinin köpeği semirir. Çocukları öl­ dürüyorlardı.. onu nasıl saklayabilirdik? Xelil köyü bırakıp Amud’a gitti.. H er gün içimizden birka­ çı duvar diplerinde ölüp gidiyordu. ama devlet sadece vergi söz konusu olunca vardı ve derde dert katıyordu. Dı­ şarıda aç kalmasın.. O nlar gâvurdu. millete düşmandı.

Mele Said çoktan ölmüştü ve aileye X oce bakıyordu. dört de erkek kardeşi vardı. herkesten başarılıydım. Adı Şexmûze îsaw o’ydu. Küçükken kavgacı biri değildim. Dervişlerden çok sayıda şiir ve stran (türkü) ezberlemiştim. K E Y X W E L E R Keyxweler üç ‘bavık’tı*: Mıhem ed. dedesi. texbeşo. Ağaydılar. Ağa’nın çocukları zaten ağaydılar. dedesinin ba­ bası da meleydi. X o ce’nin esas adı Zeyneb idi. O nlara kimse el kal­ dıramazdı. eline geçen­ lerle çocuklara bakardı. Bir arkadaşım kafam ı kırmıştı. Belime bir sapan bağlamış­ lardı ve ben yaşıtlarım la oyunlar oynardım. H esar’a dönünce kadın bir mele olan X o c e ’nin yanında devam ettim ve bitirdim. N e kadar zeki. Babası. X oce. mele bir aileden gelmeydi. uzun eşek’ kerke kerajoti. “Allah seni bağışlasın oğlum . M ıhem ed’in Ebdırehmaıı ve İbrahim adlı iki oğlu oldu. Üçü de Keyxwe Ehmed’in oğluydu. Her yaz zekat ve fitrelerini onlara verirler­ di. Bağlara bahçelere girerler. X oce de beni çok severdi ve ben derslerde her zaman. Yine de durumları iyi değildi.” derlerdi. kadınlar ağlar. Bir günde Sımike Helo çeşmenin başında eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü onu. Ne kadar iyi çocuk. atlı ile yaya. kimse neden girdin diyemezdi. Mele Said’in yani X oce’ııin ailesi kimsesizdi. 60 . Ama tek başına değil.. tavukla horoz. o kırığın izi hâlâ duruyor. Kuran’ın yarısını kendi kendime ezberlemiştim. Musaye Seyid Eli hepimizi döverdi. * Bavık: K ürt aşiretlerinde farklı kollara ayrılan ataların her birini ifade eden de­ yim. arkadaşlarıyla.M ele Said’in yanında başladığım Kuran’a. O zamanlar baş açık yalınayaktım. O oyunlar hâlâ ak­ lımda: Xezale. Ölüler için dua okur. Hep bana derdi: — Allah bağışlasın. ağalara her şey m ubahtı. Ben bunları kadınlara okur ve söylerdim. X oce ailemizin candan dostuydu.. Hesen ve Huseyn. Ne kadar yetenekli. İki kız kardeşi.

A M U D ’ DA Daha önce anlattığım gibi. T ürkiye sınırına yakın b ir ildir. — H e kızım. bu senin oğlun mu? M aşallah. D iyarbakır zindanlarında öldü. M ıhem ed. Bu tslamm Kürtlere verdiği bir kültürdü. Selim.’ demiş. Selim’den geriye ço ­ cuk kalmadı. Bir şeyler mırıldandı. benim oğlum. diye anlatılırdı. ‘vay be. Sebri. Huseyn. Demek annem nazara inanıyordu.. Sıdqi ve Ebdıla idi. babasının yerine ağa oldu. ‘ne kadar semiz at’. Annem evdeki tüm varlığımız olan bir “ölçek ” buğdayı iki torbaya koyup sam anlık­ ta sakladı ve biz Amud yollarına koyulduk. K im lerin yoğun olarak bulunduğu. Ehmed. dördü de sırayla ağalık yaptı: Selim.. Mıhem ed. X elil’den bir süre sonra biz de Amud’a gittik. Huseyn. annem belinden bir iplik çıkarıp onun ayak izinin ölçüsüne göre kesti ve yaktı. o anda duvar yıkılmış. İsmail ile Süleyman ağa oldular. okudu ve yüzüme üfürdü: — Allah seni kem gözlerden korusun oğlum. M themed’in dört oğlu oldu. Kadın gittikten sonra. Beni nazardan ko­ rumak istiyormuş meğer. Bira Kevırde’de muhacir bir kadın anneme sordu: — N ene. Altı-yedi çocuktan bana bu kaldı. der demez at da yere yıkılıp boynu kırılm ış. H em o’nun duvarına b a k m ış. Doğrusu ağalık hep Mıhemed’in ta­ kımında kaldı. * Amud: Suriye denetim inde o lan . Geçenlerde bir sü­ variye bakm ış.Ebdırehm an’ın oğulları. Huseyn’den sonra. ne güzel çocuk. Hesenike Nure bizim köylüydü ve “kem ” gözleriyle nam sal­ mıştı. köyde annemle yalnız kalmıştım. ne ka­ dar da yüksek’ demiş. ‘vışş. Salih. — Bugün H eseniko. Huseyn’in Celal ve Şevvket adında iki oğlu vardı. Amud’da* ab­ lamın evinde jandarm a kurşunuyla vuruldu. O zam anlar ne olduğunu anlayam am ıştım . 6ı . Bazen ara­ larında anlaşmazlık çıkardı. Şu sıralar çocukları iyi geçiniyormuş ve onlar hâlâ aşiretin ağası. İs­ mail ve Süleyman.

O sırada Feqi H esen’in adam la­ rı ansızın ortaya çıkıp çetenin etrafını sardı. Eli ve Ubeydullah. yiyecek ne bulur­ sak toplayıp ekmeğe katık ederdik. Tüfeklerini ellerin­ den aldılar. Ne kadar olduğunu bilmiyorum ama o paranın sahibi olmuş­ tum. O inşaat sayesinde çok sayıda insan aç­ lıktan ölmekten kurtuldu. Trenlerle Bağdat cephesine askerler taşınıyordu. gidince oturup keyfime bakardım . X elil. Annem darıyı zeytinyağında kavurur pay ederdi. açlıktan beti benzi atmış bölük bölük asker akıp gidi­ * Gunkaıûrk: Bir m antar türünün Kürtçe adıdır. Başıbozuk. dört tas zeytinyağı veriyorlardı. İki somunu yiyor.Bu. “ Gunkavirk” * getirip çorb a­ ya katardık. 6z . Yolda bir soyguncu grubu çıktı karşımıza. onun ismi okununca ‘benim’ de. Altı yedi kişiydiler. Biraz ileriye gidip gözetledik. Bize günde dört somun ekmek. köyleri Kercewse’nin yuka­ rısına düşerdi. beni ray makasçısı yapmıştı. M ilaıı kırlarına gider. Çok insan o inşaattan “zengin” oldu. yanıma gel. Bu sene nasıl geçe­ cekti? Bu korkunç savaş biter miydi? Biz çocuklar yabana. düzensiz. üstelik biraz buğday da sattık. de­ di. İsmail Efendi be­ ni çok severdi ve. İnşaat şefimiz İsmail isminde bizim taraflı bir K ürt’tü. Bizim iş Cirnik ve Hasde köprülerinin yapımıydı. İsmail Efendi. Bir süre sonra Amud’da demiryolu inşaatı başladı ve biz dört kişi orada çalış­ maya gittik: Ben. M ıhemed Ciziri’nin adamlarından biriydi. Bir ölçek buğday üç Osmanlı altınıydı. biz muhacirleri bekliyoruz. Ela Feqi Hesen’de bir bölük muhacire rastladık. Çok güzel bir köydü. Biz dokuz boğaz olmuştuk. korkunç bir kıtlık vardı. “Nene sen yoluna git. Fazla konuş­ madık. Başları. dört tas sarı İstanbul dansı. kenger getirir kaynatır yerdik. Böylece o yılı geçirdik. Bu yüzden annemle ablam da nazara inanıyordu. Ben inanmam.” dediler. ikisini eve ge­ tiriyorduk. Ese köyiindendi. bizim insanımızın inancıydı. Aylık­ lar gelip dağıtılacağı zaman bana: — Adamın biri üç ay çalıştıktan sonra ortadan kayboldu. O parayı sana vereyim. Tren geldiği zaman kalkar kolu çevirirdim. Amud’a vardık.

Neydi. umurunda değil adamın. — Niye ağlayacakm ışım ? dedim içimden. Kızamık çıkarm ıştım . O umut dolu bahar günlerinin birinde yetmiş seksen yaşlarındaki babam. Bir defasında kavga etmiş. ıMusul’dan Amud’a bir esir grubu getirilirken onu üniformalar içinde bir arabaya binerken gördüm. Ben de iki ekmeğe bir tüfek ve fişeklik aldım. O ara­ da yerimi söylememeleri için tembih ettikten sonra eve gittim. kimdi bu adam. Yaşlı babam ın sevgili yüreği durduğu zaman ben hastaydım. bir türlü çö­ zemedim. Kaçtım ve gece yarısına kadar eve gelmedim. Evde bir ben olduğum için “biricik” muamelesi görürdüm. hayata veda etti. Bağlara gittiği zaman beni de götürürdü. Benle Said Ağa arkadaştık. karanlık ve sonsuz bir diyara gitti. Kim bilir nerelere gitmiştir. kafası ya­ rılmıştı. Bir çocuk çetemiz vardrve ara sıra bostanlardan “yolumuzu” buluyorduk. Dönüşte beni eşeğin sırtına koyduktan sonra. Babam içeriye girdi: — Hayduru bulamadım. Bağdat’a doğru. Kara toprağa karışacaktı. yeni bir geleceğin umudunu taşıyordu. Ama kaça sattığımı hatırlamıyorum.yordu. Ablam ba­ na kızdı: — Babası ölmüş. Benden başka herkes ağlıyordu. Bir parça ekmeğe tüfeğini ve fişekliğini sa­ çıyordu zavallılar. Babam beni çok severdi. Bir gün çırılçıplak bir Ingi­ liz gördük. Babam bastonunu alıp çocukların içinde aramaya çıktı. Beni kovalamaya başladı. N e kadar zaman geçti bilmiyorum ama bolluk ve bereket do­ lu bir yıl başladı. Jandarm a noktasına kadar taşla sopayla kovaladık. gerisi yalan. Kıtlık ve savaş bitmiş­ ti. güneş çarpmasın di­ ye kestiği dalları başıma siper ederdi. An­ nemin yatağına girip saklandım. Ekinler bol ve verimliydi. ona bir taş savurmuştum. As­ kerler onu görünce büyük bir saygıyla esas duruşa geçtiler. Onu bir daha görmek kabil değildi ve o bizi göremeyecekti artık. Aydınlık ve yaşanası bir dünyadan. Herkes yeni bir hayatın. göçünü yükleyip kara toprağa karıştı. Annem: 63 . Anamın sesini duydum: — Korkutmuşsun çocuğu.

eşşek! Babam yoktu artık. ötekisi boylu boyunca uzatılmıştı. Akşam yaşlı annemizin haberi­ ni duyunca. sapanımı doldurup taş atıyordum. Yanm a gidip doğru olmadığını anlayınca yaygarayı bastım: — Ulan kardeşimi öldürdünüz. Biz iki kardeş bağ bekçisiydik ve işimizden hiç memnun değil­ dik. ağanın vergisini haracını verebilirsiniz. Çok büyük acı duydum.-0 yüzden bağ­ larına kendileri bekçilik etm iyor. Ama Bederm em o’da yolu­ muzu kesti köylüler: — Bağlarımıza bekçi olun. Annemin ölümü. işi unuttuk. hayatımın rengi değişti. yüzümü gözümü öptü: — Oğlum seni dövmem. sadece benim sapanım vardı. Üzerlerine gidince bizi taşladılar. Güze doğru bağlara bekçi olduk XeliPle. Köy­ lü başsağlığına geldi.— Karışmazsan yerini söylerim.. ikimiz de konuşmayı.. Ama başka çarem iz de yoktu. Hesar’a. Ağlamadım. Bedermemo ve M esken köylüleri geçinem ezdi. Bu hengâmede kaçıp kaybol­ 64 . Biraz para biriktirip H esar’a gidin. baba yurduna dönmemiz gerekiyordu. bize bekçilik yaptırıyorlardı. Adam baba­ sını döver mi? dedi. Biri başucıına dikilmiş. biz kaçınca da kovalamaya başladılar. O arada yaşlı anamızın ölüm haberini aldık. bacağım !. İkimiz de susup bir umut ışığı vaat etmeyen geleceğimizi düşündük^ O ölüm bir türlü hayalimden gitmek bilmiyordu ve. ama sakın bir daha yapma.. Doğruydu. Bizim elimiz boştu. dost ve akrabaya. söm ü­ rü ve baskı düzenine isyan ediyordum. deyince evde olduğumu anla­ dı. kardeşimi öldürdünüz! diyor. Bak bakalım. O arada Xelil ayağını tutup bağırmaya başladı: — Vay anam bacağım kırıldı. ama hâ­ lâ yüreğim için için yanıyor. toprağım ıza. Annemin mezarı köyün batısındaydı ve iki ağaçla belirlenmiş­ ti. annemin ölümüne. işimize gücümüze bakmamızı söyledi ve biz de işimize gücümüze baktık. bağların arkasında saklanıp pusu kurmuşlar. Ama karşıdakiler on-on beş kişiymiş. hayata isyan ediyordum. Bedermemo’ya defnetmişler. babamın ölümünden daha ağır geldi bana. Birinde Meskenliler üzüm çalmaya geldi ve biz iki kardeş on la­ rı kovaladık. kimse babasını dövüyor mu. Belki o zaman devletin.

Bir süre sonra ablam Asya bizi ziyarete geldi. Tüm ülke. İstanbul tahtının dostları. kahrını çekmek zorundaydım. Filistin. Tarihte Ermenis­ tan ve K ürdistan isim leri sadece b irk aç yıllığına Usbet-ül Umum’un raflarında kaldı. köhne bir duvar gibi yıkılmıştı. Yani “çalışm a­ yan”. adı da Kürdistan’d ır. Ka65 .dular. mahvolmuştu. X elil’i beraber H esar’a götürdü. Beni de beraberine Amud’a götürdü. Şim ­ di ise parça parçaydı. ya da ev işi gördürürdü. Ama ne de olsa ablamdı. “hazır yiyici” diye beni azarlardı. tüm devlet kurumlan büyük sava­ şın ağır şartlarında felâkete uğramış. Çocuklarını çok döverdi. Padişah teslim olmuştu.” diyor­ lardı. Çarıklarım da benim kesemdendi. Ama olm adı. “Burası anavatanım ızdır. M ısır. Suriye. Kürdistan’ı bir zam anlar İran ve Osm anlı ikiye bölmüştü. Y apacak bir iş kalmayınca kızar “ haziro” derdi. Irak. Hicaz. Rus ordusu Bidis’e kadar in­ mişti.” diyordu. Kürtler ise. “Burası binlerce yıllık K ürt yurdudur. Bazen de oğlu Eli’nin es­ kilerini giydirirdi. Ablamın hizmetçisi olmuştum. bana yaptıklarından daha fazlasını yapardı. Sonunda ne o. İki ulus da bu yerlerin kendilerinin oldu­ ğu iddiasındaydılar. Ç ok aptal ve basit bir kadındı. Büyük impara­ torluk. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA Büyük savaş bitti. Erm eniler. Ona dayımızın kızını istedi. am a o beni çobanlığa ve işe koşuyordu. Kız kaçır­ mak dersen. Lübnan ve Cezayir Fransızların. Tunus ve Fas’ı Osmanlıların elinden almıştı. evlendirdi. o kadar. güneyi ise Kürdistan olacaktı. M ele X elil onları kandırm ıştı ve biz sağ salim köye dön­ müştük. bu sahipsiz ülkeyi paylaşmak istiyordu. H er işine beni koşturuyordu. çoban yapar. ablamı çekm ekten daha zordu. Ingilizler. ne öteki başarı elde edebildi. Ç ocukla­ rına ise. Irak ve Filistin Ingilizlerin eline geçmişti. “sadece yiyen” . Yetimdim ve gidecek yerim yoktu. Anlaşmaya göre Bitlis’in ku­ zeyi Erm enistan. Ben okum ak istiyor­ dum. Bu sırada Kürtler ve Ermeniler bağımsızlık mücadelesi veriyorlardı. Beni keçiye koyuna gönderir.

Erivan Ermeni-milliyetçileri da­ ğıtıldı ve çoğu öldürüldü. Ama yazılması ve bilin­ mesi lazımdı. bundan sonraki kuşaklara ışık tutsun diye koydum satır aralarına. “Eğer Kürtler bağımsızlık isterse veri­ riz. Bütün bu utanç dolu yıllar kara bir sayfa olarak künyemize ya­ zıldı. Mühürleyenlere birer “anahtarlı” tabir edilen tüfek.” demiş. Lenin önderliğindeki Rus Bolşevikleri iktidara gel­ di. Yerinden yurdundan olan Kürtler. ismet İnönü toplantıda söz almış. Birleşip bağımsızlık ilan edecekle­ rine. onlar dışarıdan gelmiştir. birkaç yıl düşman işgalinde kalan yurtla­ rına geri döndü. Vahşi hayvan sürüleri gibi birbirlerini yiyip bitirdiler. Boz bulanık bir ortam da körü körüne birbirlerini boğazladılar. Avrupa’da resmi olarak Ermenileri N ubar. Bunu. Ama Ingiliz'lerin kışkırtmasıyla “Büyük Ermenistan” idealleri hiçbir zaman bitmedi. Komünistler.” Ülkedeki Kürtler. yani M üslü­ man Kürtler bir yazılı belge imzalayıp gönderdiler: — Biz sadece Müslümanız ve Müslüman Türk kardeşlerimiz­ den ayrılmak istemiyoruz. Bağımsızlık isteyenler Kürt değildir ve biz onlara inanmıyoruz. “ Ama Kürtler bağımsızlık istemiyor. Bunları yazmaya bile elim varmıyor. Ülke proletaryanın yönetimine geçti. her iki halkı da tek tek boğazladı veya birbirine saldırttı. Kürtleri ise Şe­ rif Paşa temsil ediyordu. Kürt ağa ve beylerinin Türklerden yana tavır almasına üzülerek bir daha Kürdistan toprakla66 . Bağımsızlık iste­ yen Kürtler bizim Kürtler değildir. Dışarıdan ba­ ğımsız Kiirdistan etkinliği yürüten kişi Suleymaniyeli Şerif Paşa’ydı. Perperişan Osmanlı devleti. bir kısmına da para verdiler ve o sayfa böylece kapandı. Birleşmiş Millerler’de Kürtlere çok tatlı sözler verildi ama hiçbiri yerine getirilmedi. Türklerin işgalindeki Kürtler. Büyük savaşta ül­ ke kan gölüne dönmüştü. kendi aralarında büyük bir dalaşa girdiler. Şerif Paşa.buJ etmek lazım ki. Kürtler ve Ermeniler bağımsız olacak bir gü­ ce ve birikime sahip değillerdi. çökmüş dev­ letle anlaşıp Kürdistan’dan çekildi. Bu belgeyi tüm tanınmış Kürt ağa ve şeyhlerine imzalatıp mü­ hürlettiler. EKİM DEVRİMİ 1 9 1 7 ’de Çarlık Ordusu Kürdistan’dan çekilip gitti.

Birbirleriyle savaşıyor. nedenini bilmiyordum. yaban. bağımsızlık istemediği görüntüsü yaratm aya çalıştılar.” tş bununla da kalmadı. Zenginlikleri kendisinin ola­ cak. Bir halkı zorla. aralarındaki düşmanlığın daha da büyümesini istemiyor muydu? Kürt dili bir aşi­ ret. birçok kesim le iliş­ kiye girdi. birinde Bağdat’a gel­ miş. Bu am aç­ la başta lngilizler ve Ç arlık Rusyası yetkilileri olm ak üzere. kül türü kaybolamazdı. baskıyla eritmek mümkün değildir. Bin yıldır her türlü felâkete göğüs gerebilmiş Kürtleri. bundan son­ ra hiçbir güç yok edemez. Kürt gençleri onu Süleymaniye’ye davet etmişler. O dö­ nemde hemen hemen bütün şeyhler padişahtan yanaydı ve T ü rk­ lerle Kürtlerin ayrılmasını istemiyorlardı. Düşmana bundan daha daha büyük hizmet olur mu? Onlar za­ ten Kürdün vahşi. 67 . zulümle. Yüz bin yıl geçse de Kürt geleneği. Hain ağaların hizmetinin bedeli bir “an ah tarlı” tüfekti ve tü­ feğin kabzasına gümüşle bir yazı kazınm ıştı: “Türk Ordusu Y a­ digârı. Derler ki. öz­ gür topraklarının efendisi olacaktır. ö t e yandan Irak Arapları Ingilizleri hoş tutup. 1 9 1 3 yılında federal b ir K ürt devleti kurm ak için ço k uğraştı. bir köy dili olarak kalmalıydı. Oysa yanılıyorlardı. işgalci karşısında kendileri­ ni zayıf düşürüyorlardı. cahil ve dağınık kalınasım. dili. Ingiliz işgalinde iken Şeyh Mahmûd Berzenci’yi* onlara karşı kendi adına ayaklandırdılar. bu konuda * Şeyh M ahmut Berzenci: 1. Beylerle ağalar durup dururken işgalciye hizmet ediyordu. T a rih araştırm acısı Lazarev'itt belirttiğine göre B er­ zenci. Ama anlam ını. Kimliksiz. köylerini yakıyor. aksine o ulusu daha çok uyandırır ve arayışa iter. Böylece Kürtlerin M üslüman T ü rk kardeşlerinden yana olduğu.rma ayak basmamaya yemin etti. M usul. Dünya Savaşı d önem inde G üney K ürdistan’da etkin olan K ürt iiderlerindendir. tarihsiz ve köksüz kal­ malıydı. Reddetmiş: — Gelmemeye yemin ettim . ülkelerinde ku­ rulacak bir K ürt ülkesi düşüncesinin önüne geçmek. Böylece asimile olup kaybolacaktı egemen kültür içinde. Bir gün mutlaka amacına ulaşacak. Türklerin bildiriyi dolaştırdıklarına ve ağalara imzalattıklarına ben de şahit oldum. yeminimi bozamam. insanlık ve uluslar tarihinde hak ettiği yeri alacaktır.

1 9 3 7 ’de Amud’da bir Jö n k ü rt okuiu açtım. yani yurtsever ve ulusalcı ağa ve beylerle. Böylece Musul ve çevresi Arap toprağı olacaktı. çünkü bilinmiyordu. O dönemde bağımsız bir Kürt ülkesi kurma çabası içinde olan aydın­ ların karşısına yine cahil ve yobaz Kürtler dikiliyordu. deney kazanıyordu. Ama Flıristiyanların da önayak olmasıyla Kürt ağası Newafe Hesen tarafından kapatıldı. Ama yine de. Ben şahsen o sıralarda her şeyden habersizdim. Ulusalcı düşünceler. Ingilizler ise Kürtleri kendi çıkarları için kullanmak istiyordu. gençler Kürt dili ve yurtsever­ liği öğrensin diye. Şeyh Sait isyanından sonra. aydınlanmış olanından çok daha fazlaydı. Kürt nedir. bir bütün olarak K ürt halkı içinde hayat bulm am ıştı. Çok sayıda ayaklanma ve devrim yine Kürtler tarafından yenilgiye uğratıldı. Iran. Amerika dünyadaki siyasi ve toplum sal hareketlere ilgisizdi ve Almanya ile m üttefikleri savaştan ezilerek çıkm ışlardı. Çünkü Kürt cah ili. ağır bedellere mal olan bu başarısız mücadelelerden dersler çıkarıyor. ayaklanma­ ları başarısız kılıyordu. Işgalcilerce öldürülen herkes ülkemin şehidiydi. Ay­ dınların öne çıkard ık ları talepler. halk. Çok defa ağalan beyleri över. halkların ulusal haklarına herhangi bir saygıları yoktu. K ürtler gibi ezilen ulus­ lar ise. arkadaşlık ederdim. beylerle çalıştım. Ingiliz ve Fransızlar çok güçlüydii ve kendilerini dünyanın hakim i olarak görü­ yorlardı. 1 9 2 5 ’te Kürt olma bilincine var­ dım. Suriye işgal altındaydı ve hiçbir varlık gösterem iyorlardı. Bu uykudan 1923 veya 1 9 2 4 ’te Karacadağ’da Erganili Şewqi Bey tarafından uyandı­ rıldım. Irak. neler olup bitiyor bihaberdim. lngilizler ve Fransızların. ulusal birlik ve bütünlük sağlayarak ülkelerine sahip ç ık ­ manın ortam ını oluşturam adılar.İngilizlerle anlaşmak istiyorlardı. 68 . kendi halimde kar­ nımı doyurmanın ve camilerde eğitim görmenin ötesini bilmiyor­ dum. Sovyetler küçük ve zayıf ulusların hakları konusunda pek bir şey yapm ıyordu. az sayıdaki aydının dışına taşam am ıştı. o zaman ağalar. Bütün bu nedenler ve kapalı bir köylii-aşiret düzeni.

H esari. Mıhem ede Ehmed. zeki ve cesur biriydi. deyip dışarı çık­ mayı reddetti. sağ kalanın olsun. Ehmed’e. Mıhemed X erabebaba’yı alınca. Süleyman’ın karısına çocuklarıyla birlikte dışarı çıkm a izni verdi. Elik öldü­ rüldü. Ehmed’in kardeşi Huseyn öldürüldü. Derler ki Mıhem ed. çatışa çatışa O m eri’yi bitirdik. Sonra Elik ile Ehmede Süleyman. ama oğlunun imda­ dına koşamıyordu. Hesene Emere Çeto uzaktan olup biteni seyrediyor. Süleyman’la arkadaşlarının ka­ nından daha mı kırmızı? O ölürse biz de ölelim . yakışıklı. Binyatan aşiretinin büyükleri idiler ki bunlar da Omeri kökenliydiler.B Ü K E BETE VE N USA YBİN Daha önce Elik’in Osman Ağa’yı bahane ederek O m eriler’e baskı yapmaya kalkıştığını. Nusaybin’i bastı. H e­ sene Emere Çeto güçlenmiş. Elik bütün şehir yöneticilerini rehin alarak çıktı gitti. bu nedenden dolayı tzedin’le devlet kurma konusunda anlaşamadığını. O sıralar biz Amud’da oturuyorduk. “ Am ca. Kanlı çatışmalardan sonra Süleym an’ı. büyük ağa Ehmede Süleyman adamlarıyla gelip köyü zorla geri aldı. “ Meseleye aşireti katm ayalım . Ertesi gün Türk askeri şehri sardı. Omeri reislerine başkaldırıyordu. aralarında olaylar yaşandığını anlatmıştım . Ama kadının cevabı kesindi: — Benim ve çocuklarım ın kanı. Bu olaylar sırasında çok acı çektiler. teke tek vuruşa­ lım. Emere Ç etolar. Süleyman yaralandı. Mıhemede Ehmed çok sayıda adamıyla köyü sardı. Buna Türk ordusu da eklenince yenildi. Kosi ve Hebizbini güç­ lerince sarıldı. Ama M ıhemede Ehmed birkaç defa onu yenince köyünü terk edip Arnud’a. ailesi ve birkaç ada­ mıyla bir eve kıstırıp yaktılar. cezaevine saldırarak tutukluları salıverdi. Dekşûri. Aşiret. Ama H everkan’da Om eri.” Ehmed itiraz etmiş: 69 .” demiş. Yangını karşıdan seyrettik. Yine o sıralarda Hesene Em er’in oğlu Süleyman. Süleym an. K öy ortadan kaldırıldı. Mıhemed de adamlarını top­ layıp yeniden başkaldırdı. ağlıyor. Xcrabebaba köyünde ayaklandı. Ferhan Ağa’ya sığındı.

ağalığı biraz da yeğenine bıraksa kıyamet mi kopar. — Doğru bildin Ehmed dedim. Ehmed tedbirini almıştı. dedi Ehmed. Mıhemed adamlarını toplayıp Çale’yi kuşattı. ‘Amcama selam söyle.. o tilkiyi Çale’den çı­ kar. M ıhem ed’in siperinin yanı başında vuruldu. M ıhemed. Mıhemed’e gidip aynen anlattım: — Eğer sende de erkeklik varsa gider evini başına yıkarsın. Huseyn vurulunca Mıhemed köyü terk edip gitti. Bir keresinde Ebdırehim olayı bana şöyle anlattı: “Sabahleyin eşeğime binip Çale’ye gittim. “Göster kendini.’ — Mıhem ed’i bırak şimdi. K oçeki..bunca yıldır O m eri’ye ağalık yaparsın.” demiş. erkek adam zor gününde belli olur. Mıhemed elçi olarak Herbe köyü melesi Ebdırelıim’i göndermiş. M ersini. de ki-. M ıhemed. — Git ona de ki. Köy Ehmed’e kaldı.— Ben senin dengin değilim. Bulbili.” Huseyn atına atlayıp haykırmış: — Kendi dengini mi aradın emm oğlu!. de­ dim.. bilumum Omeri. Qelender ve T a t aşiretlerini kendine bağladı ve yönetti. “Ehmede İsma­ il’in oğlu bize meydan okuyor.. Haydi davran baka­ lım! Huseyn. Peki sen olsan ne yâ1 pardın? Söyle bakalım . beni Mıhemed gönderdi. koskoca aşiretin yularını öyle ‘ver’ demey­ le Ehmede İsmail’in eline vermem doğru olur mu? Yoksa karşı çı­ kıp bu yolda adam gibi ölmek mi daha onurlu? — Valla Ehmed. Sen de Mıhemed’e karşı çıkm az ağalığı verirsen başında karı yazmasıyla dolaş. ocağın yıkılmasın. ama seninle kapışacak birini yol­ larım. O sıra Ç ale’de olan Amcazadesi Ehmed yeniden kafa tutmaya başladı. teressin! Yok ben ondan kaçarsam ben teresim. ben de Mıhemede Ciziri’nin oğlu­ yum. O sıra Sada’da olan kardeşi Huseyn’i çağırm ış. iyi savaşçıları her yana yerleştir­ 70 . Ehmed harmanda abdest alıyordu. her yana çukurlar kazmış. Adamın ağzından kin püskürüyor. Git. eğer Çale’ye gelmezsen karından daha aşağı­ sın. görüyorum ki birileri seni göndermiş. Tem iki. Beni görünce güldü: — Şeyda.

o ölürse aşiret kendisine kalacaktı. Mıhemede Cizirilerin soyundan kim kalır? Kendim için değil. Çabuk yerine yurduna dön. Sûrgiç dağlarında Eli’yi koyduysan bul.” diye hayıflandı. Sitevvr’de (M ardin’in Savur ilçesi) ha­ pis kalacaklardı. — Yeğenim . — Eğer istersen kaçarım amca. Der­ ken kış bastırdı. O soğuklara. aşi­ retim için. Yeğeni Eli. Eli’yse adamlarını toplamış dağlardadır. Aylarca idare ederdi. işine bak. Kaym akam bir telgrafla durumu valiye bildirdikten sonra çok sayıda askeri O m eri üstüne gönderdi. am casının ağlamasını ona yakıştıramadı. Ehmed muradına ermişti. Ben şimdi sizin elinizdeyim. silah ve yiyecekle doluydu. Mıhemed’in kardeşi Eli. Birbirleri­ ni ihbar edince M ardin valisi onları m akamına çağırdı. M ıhem ed’den her an bir saldırı beklediği için işi kurnazlığa ve yalana vurdu. ben de seni kılıçlar kesmez sanırdım. yağmura. İkisini yaka­ layıp bir arabaya bindirdiler. senin için ağlıyorum. Bari yerime Omeri ağalığını yapacak biri olurdu. — Kaçabilirsen kaç. Sitevvr’e gelince kaym akama: — Ben size Ehmede İsm ail’in oğlu devlet düşmanıdır demiştim ama bana inanmadınız. Y o l­ da kendini iyi koru. diye em retti: Eli ölürse aşiret sana kalır. Bu arada Ehmed’e: — Sen de adamlarını topla. Keyfinden bıyıkla71 . Omeri ağalığından vazgeçmedi. ağlayıp sızla­ dı.mişti. Bakıyorum yakalanm aktan. O m eri’yi kışkırtıyor size karşı. Ehmed yolda bir kurnazlık düşündü. Eli’yi yakalam ada bize yardım et. ben senin am canım . Yakın çevresini çeşit­ li vaatlerle ayartarak M ıhem ed’i vurdurdu. Nitekim kuşatma üç ay sürdü ve Çale düşmedi. Sana acıyorum! Keşke sen yakalanmasaydm. İkimiz ölürsek. Şaşkın bir vaziyette sordu: — Yahu Ehmed Am ca. Ehmed işi burda bırakm adı. Ehmed yine ağa kaldı. Ehmed’e karşı durdu ve Etmanki yeniden iki düşman kardeş oldu. “Mıhemede Ciziriler’in soyu tükendi. çam ura dayanamayan M ıhemed ve adamları geri dönüp gittiler. Jandarm a bir iki ateş ettiyse de ıskaladı. Uygun bir dar geçitte Eli arabadan atlayıp kaçtı. Öyle ya. Kasrı cephanelik gibiydi. Bugüne kadar hiç ağlamadım ve hiç korkm adım . ölümden korkup ağlıyorsun.

Gerçekten Ehmed Ağa’nın yaptıkları saymakla bitmez. “ Koskoca devlete karşı koyamayız. K urt kuş. Huseyn’iıı ağalığı uğruna ölüme gidiyorlardı. HESAR BASKINI Hepimiz uykunun en tatlı yerindeyken silah sesleriyle sıçradık yataklarımızdan. Ağa tutuklanacağını biliyormuş. Düşman askeri Eli Ağa ile on dört adamını öl­ dürerek köy köy dolaştırdı ve nihayet Sitilil köyünde gömdüler. siperlere yattı. ama yapacak bir şey­ de yoktu. Bu çatışmada Huseyn’in amcası Ebdılah vuruldu. Jandarm a kaçıp siperlere yatmış ve başlamış yaylım ateşine. bu canımı malınıza ve çocuklarınıza siper edeceğim. Yoksa düşmanlar mı? Daha biz o merak ve telaştayken köyün ağası Huseyn bir dam­ dan avaz avaz bağırdı: — Kalkın kuşanın! Allah adına söz veriyorum ki. on­ lar bizim değil senin için gelmişler. M idyat kaymakamı gece yetmiş-seksen jandarmayla köyü sarmış. Böyle bir çatışmadan yana değildi köylü.Sizin namusunuz için kendimi kurban edeceğim.” diyemezdik ağaya. Gözlerimizin çapağını bile silmeye zamanımız olmadı. Sonra Ehmed’le kardeşi Ebdılah’ı da cezaevine atıp ağır işkence­ lerden geçirdiler. Ebde Delale adın­ 71 . Huseyn ihbar edilmiş.. iki kardeş. Tutuklanırsa ağalığı elden gi­ derdi. kaym akam a gideceksin. anlat­ maya kitaplar bile yetmez.nnı sıvazlayıp burdu. köylü. aşire­ tin töresiydi. börtü böcek ininden çıkm amıştı he­ nüz. O m eri’yi toplayıp güneye. Bizi çıkarların için kullanıyor­ sun. Ç o ­ luk çocuğunu kurşun yağmuruna hedef yapardı. gördükleri ağır işkence sonucunda hapisten çıktıktan sonra fazla yaşamadılar. sınırın ötesine gi­ den yolları kesti. Panik içinde soruyorduk: — Ne oluyor? Gelen jandarm a mı?.. Bu doğru değil. Bir manga asker Ağa’nın bahçesine gir­ miş: — Kalk giyin. Silahını kapan. Giyineceği yerde tüfeğine davranmış ve çatışm a başlamış. ağanın peşinden yürüdü. bu.

73 . Çok geçmeden devlet. M ele X elil’i ken­ dilerine siper etmişler: — içimizden biri vurulursa. ablamlarda ol­ duğunu söyleyince M ele X elil’in evini sarm ışlar. Amacı enişte Mıhemed Salih’i ağa yapmakmış. Huseyn. O sıra abim Xelil orada okula gidiyordu. evini barkını çocuklarınla yakarız. Kercevvs’ten gelip bize ağa olacaktı. Adam Huseyn’in yerini öğrenince. Huseyn’i Yusıf ihbar etmiş. Binyat Ağası Hesene Emere Ç eto’ya sığındı. Mıhemed Salih’in karısı Y usıf Ağa’nın abisinin kızıydı. topu tüfeğiyle köye geldi. H esar’a. O nlar da Amud’da. Çoluğunu çocuğunu orada bırakıp sınırın ötesine geçti ve Hasda Jo r i’ye gitti. Yakın adamlarıyla dağa çıktı. M ıhemed Salih. M ıhemed’in askerlerle geldiğini gören kadınlar “ ti-li-li” çekmeye baş­ ladı. Geri kalanlarını yakalayıp cezaevine tıkmış­ lar. Artık Huseyn köyde kalamazdı. ora­ ları bırakıp O m eri’ye çekildi. gizlice devlete ihbar etmiş. Birhışk dağında çok zorlu çatışm alar oldu. Birkaç jandarma rehin alın­ dı. Meğer Koza köyünden birisinin kardeşi Huseyn tarafından vurul­ muşmuş. ablam Asya’nın evin­ de kalmaya başlamış. Oradan Amud’a geçmiş. işgalcilerin uşa­ ğı. ilk ateşte bir jandarm a yaralanmış. ihbar M ardin’e ulaşınca Nuri Efendi yetmiş-seksen jandar­ mayla Hasda Jo r i’yi kuşatmış. Adamlarından biri Huseyn sanı­ lıp hemen kapının önünde vurulmuş. Ailesine dokunmamışlar. Huseyn dışarı çıkınca daha önce H esar’da öldürülen Çavuş Evde D elale’nin kardeşi Huseyn’e ateş edip öldürmüş. Huseyn’in şerrinden köyü terk edip Kercevvs’e gitmişti. Huseyn’in amcası Ebdırelım an’ın oğluydu. Daha sonra af çıktı ve tutuklananlar köylerine döndüler. Devlet ka­ tında etkili biri olan Dekşûr Ağası Y u sıf’a sığınmıştı. Sonunda Huseyn.da Estileli bir çavuşla iki er de öldü. Biz de M ıhem ed’in tarafıydık ve Huseyn’e karşıydık. Köyde ka­ lanlar M ıhem ed Salih’i ağa kabul etti. Kaymakam atları mahmuzlayıp nefesi M id­ yat’ta aldı. Köyde kalırsa devlet ikide bir köyü basardı. bir at vuruldu. Silahını kapan erkeklerse Huseyn’le birlikte dağlara çıktı. sonra Nuri Efendi’yle anlaşıp düşmanına teslim olmuş. milletinin düşmanı Mıhemed de beraberlerindeydi.

İsm ail’in eniştesi idi ve H esar ağalığını M ıhemed’den alıp İsm ail’e vermek. yaralarını sar­ malıydı. Babam la adamları onları komutanlığa ihbar ederek yakalattı. Keyxwe Ebdırehm an’ın iki oğlu Mıhemed Salih ve Sıdqi köye ağa oldu. Ebdılkerime Eliye Rem o idam edildiler. kendine ve bize bela etti. 74 . İsmail ile Süleyman. sığınacak bir yer bile kal­ mamıştı. Böylece benim ağam iki yeğenini serbest bırak­ tırıp köye getirdi.ARÎF PAŞA’NIN GELİŞİ Büyük savaş bitmişti. Onun için H esar’ın birkaç köyünü zorla ele geçirdi. Rem an Ağası X elil. böylece H esar’a söz geçirmek is­ tiyordu. Elike Bete. Suleymane Hesene Tem oye Gewre ve Mıhemed Salih gibi ağalar gayet iyi anlaşıyorlar. M idyat H ıristi­ yanlarının lideri Isaye Z ate. yeğenlerinin cezaevine atılm aması için ba­ bama yakardılar. köyler yerle bir edildi. dört beş köy yakılıp yıkıldı. İs­ m ail’i o köylere ağa yapıp Mıhemed Salih’e rakip ettiler. kendi köyümde olan biteni anlatm am gerekiyor. Rem an ağası Mıhemede H acı Ebdılah. Düşmanlarımız yenilmişti. O ğullan İsmail ve Süleyman köye döndü­ ler. O nlar kan dökm ek­ ten. M illet savaşın yü­ kü altında perişan olmuştu. Huseyn öldürüldü. Şimdi H esar’da. Deraver büyüğü Isaye Hemû. Mıhemed Salih’in karısı ve kız kardeşleri ihbardan vazgeçmesi. düşmanlıktan başka bir şey bilmezlerdi. Yüzlerce günahsız in­ san öldü. Bunun üzerine Mıhemed Salih’in has adamı Yusıfe Hesen Şemdin ihbar­ lara başlayıp devleti yardıma çağırdı. Ehmede Süleyman. başka bir yol bulamadıklarından gelip H esar’da saklandılar. Top ateşi başlayınca kaçtılar. İsmail ve Süleyman köyden çıkıp Rem an’a git­ ti. Kasavetsiz bir parça ekmek yemeliydi. Yusıfe O sm an. M ıhemede Ehmed ve Eliye Ehmed’in hikâyelerini okudunuz. Mıhemed Salih’le birlikte İsmail’in köyü Silebin’i kuşattık. her biri aşireti­ nin rakipsiz ağası. Mıhelmi miri X elef Bey. onlara. birkaç adamları öldü. Yusıfe Hesen Şemdin. Savaş bitmişti ama bu kez de ağalar ve aşiretler arasında çıkar savaşı başlamıştı. yangın çıkarm aktan. K ürt milleti soluk alm alı. İhbarlardan sonra Arif Pa­ şa komutasındaki Türk ordusu H esar’a girdi.

Mıhemed Salih’i harm anlara götürdüler.Askerler gidince İsmail. köye getirip yerleştiren am calarına. dedi. Onu yemek yerken vurmayı planladılar. Hebizbini ve Rem anlılar köye girdi. yardımınıza asker gönderirim. onlar da öldürmeli..Çünkü bu iiçü müttefikti ve bize düşmandı. Ama Mıhemed Salih’le Yusıfe Hesen Şemdin sağ kaldı. Süleyman am calarının cesedini götürüp töreye uy­ gun defnettiler ve kendi aralarında şöyle konuştular: — Biz amcamızı öldürdük. Biri ölür de diğeri hayatta kalırsa adil olmaz. Di­ ğer ağa takım ıyla sözbirliği edip Mıhemed Salih ile müttefikleri Süleyman ve Y usıf’ı ortadan kaldırm aya karar verdiler. diyerek kandırdı. bilirim . Bizim yardımımıza kimse gelmedi. Sofradayken ateş ettiler ama isabet etmedi. Direniş sürerken M idyat kaym akam ı. Ölürsem seninle ölürüm deyip içerde tuttu. am casına başkaldırdı. babam . Kısa süre sonra ba­ bam evini barkını alıp köyden çıkm ak zorunda kaldı: — X elil’in babasıyım ben. biz amcamız Süleyman’ı öldürdük. Süleyman’ın yardımına geldi.. Bizimkiler. Kercevvsi de am caları Yusıf’ı öldürmeli. İsmail. onları ölümden kurtaran. Birkaç gün sonra Izedin. H ebizbini. Ağanın kasrı talan edildi. silahlarını bile almadı. Ama düşman sö­ zünde durmadı. İsmail amcasının üze­ rine bir şarjör mermi boşaltarak öldürdü ve töreye uygun olarak gömdüler. Kaymakam: — Eğer beni bırakırsanız. işe Hebizbini ağası Süleyman’dan başladılar. İsm ail’e geldi: — İsm ail. diyordu Mıhemed Salih Ağa’ya. Biz öldürdük.. Süleyman’ı şeyhin cipinde vurdular. Bu töreye uymaz. Kercevvs’e ağa oldu. Öyle de oldu. Bir daha ne kaymakamı gören oldu ne de yardım geldi. çatışma başladı.. Hesarlılar’a dokunmadı. Bir gün yeğenlerin İsm ail’le Süleyman kelleni ko­ parıp top gibi oynayacaklar. Mıhemed Salih’in adamlarıyla Süley­ man’ın kasrında direnmeye başladı. Araya Eynkaf şeyhi Feculah girdi ve anlaştılar. 75 . Süleyman onu rehin aldı. Şimdi siz amcanız Mıhemed Salih’i. Ç ok geçmeden İsm ail’in oğlu İbrahim .

îzedin her şeyin. İbrahim alttan aldı: — Amcamızı da öldürmeyiz.. bizi karşınızda bulur­ sunuz. amcasını öldürdü. Size de düşmanlık yapmayız. Kercevvslileri size düşman yapmak istiyorlar. bizim adamları öpmüş. Yeni bahaneler öne sürüp baskı yapmasından korkuyordu: — Erkekçe karşı koyun! dedi dayılarına. — O zaman bir danışalım. Üçü de düşmandı. ya da kan dökülür. İsmail. — Öyle alttan alm a. İsmail. Bu oyuna gelme. oysa bizim am ­ camız kan dökmeden ağalığı bize bıraktı. İsm ail’i dışarı çağırdılar: — Bunlar sana amcanı zorla öldürttü. Sizin am canız bize daha çok düşmandı. Kendini ve aşireti­ ni onların güdümüne verme. Sıra Y u sıf taydı. şimdi son sözünü söyle!. Xelil Ağa. silahlarını al­ mayıp hürmet etmiş: — Bir gün ağalığımı kabul edersiniz nasıl olsa. 76 . dedi. dedi babam .O sıra Amud’a göçmüştük. evine davet etmiş. Bu bahanedir. M ıhem ed’in ölümünü duyunca: — Ağalık İsm ail’e helal olsun. Şimdi de dayını öldürt­ mek için bize baskı yapıyorlar. her sözün başı olmuştu. size düşman da olmayız. İbrahim: — Biz amcamızı öldürmeyiz. Hebizbini. Îzedin birden köpürdü: — Ya öldürürsünüz. İbrahime İsm ail’e söylendi: — İbrahim Ağa. Mıhemed Salih gitmişti. eğer size dokunurlar­ sa onları kendi evimde vururum. İbrahim: — Onların amcası ağalık için kan döktü. Kercevvsi ve Rem an’a haber yolladı. Şimdi hepimiz sizin de amcanızı öldürmenizi bekliyoruz. İsmail gerçekten de lzedin’in baskılarından ve her istediğimi yaparım tavrından tedirgindi. M ıhem ed’le Süleyman ölmüşken Y u sıf’ın yaşamasına razı olamayız. İhtiyar amcamızı vur­ maya elimiz varmaz. demiş. Hesar kasrında toplandı. M ıhem ed’e çok söyledim ama dinletemedim. diğer adam lar amcalarını öldürdü.

deyip. H ebizbini. Xelil ise İsmail’in kızkardeşiyle evliydi. Bu yüzden araları çok iyiydi. büyük bir kasır yaptırm ıştı. Hesar’m Renıanlarla hareket etmesi işine gelmiyordu. Yeniden Çevreyi tehd it eder durum a geldi. İsmail. İkisi de duldu. töreye uygun ola­ rak Kercevvs’e gönderdiler. Q erm ut’u X e lil’e vermiş. Hesarlı’lar Kercevvsliler’le bir oldu. Bunıı da Izedin istemiyordu. adamlarıyla H esar’dan dışarı sürdü atın ı. İsm ail. Q erm ııt’ta çatışm a başladı. Hem onun dayılarıyd ılar. birkaç köy talan oldu. Kercevvsliler’le H esarlılar bir olup Rem an köylerini bastılar. “D e n g b e j’Mer T aced in ’le Q erq ar çatışm ası üzerine epey ağıt yakm ışlardır. ırm ağın karşı yakasındaki köyleri X elil’den alm ıştı. C esurdular ve çevredeki bütün ağalardan daha akıllı idiler. Tacedin siperinde vuru­ larak öldü. H esar köylüleri toplanarak Kercevvs’e yürüdüler. Sabaha karşı çatışm a başladı. kardeşini terk edip İsmail’in yanında yer aldı. Cesedini H esar’a getirip yıkadılar. X e lil’in kardeşi C em il. tiim aşiretini toparladı. İsm ail de H esen Şem dinler zayıf düşsün istemiyordu. Xelil bu sayede H esar’da pay sahibiydi. elimizi ko­ lumuzu bağlayıp oturm ayız. Rem an ’a yardım etm edi. hem de diğerleri onlara düşmanlık güdüyor­ du. birini nikahına almıştı. İbrahim ile Tacedin. Q erm ut’ta dokuz kişi öldü. adamlarıyla Q erqat’ta yol­ larını kesri. X e lil’i köyünden çık arıp kasrını yaktılar. Bilin ki. İsm ail durum a hakim olunca. Yine kan a k tı.Ama düşm anlık istiyorsanız Allah büyüktür. X elile Mıhemede Heci Ebdula’nın. Ç ok geçm eden H esarlılar’la R em anlar’ın arası açıldı. İsm ail de onu Q erm ut’a yerleştirdi. Bunun üzerine X elil. D ekşûri de diğer yandan saldırınca R e­ m an d ağıld ı. H ebizbini. Rem an. İsmail’in iki kardeşinin karısı R em an lar’dandı. D ay ıları tüm su başlarını tutm uşlardı. 77 . Bu konuya “ H ozan û Torevanen Kurd” kitabımda yer verdim . yaşananlara tarafsız kalm ayıp çatışm aya katıldı. devlet katında da iti­ barlıyd ılar. şiddetli çatışm a la r oldu.

K eyxw eler’in sesi kesildi. her zaman zayıf olurdu. hem yapmadığı zulüm yok. kim keyfine dokunabilir İsm ail’in? İsm ail’in zorbalığının. Rem an dağıldı. Ama sonu hep aleyhimize biterdi. Biz Sofi E liler’e. Köyde tam bir esaret havası vardı.İSMAİL A Ğ A ’NIN KASRINI YAPIYORUZ Amcası Mıhem ed Salih’i kendi elleriyle öldürdükten sonra İs­ mail ağamız oldu. henı de tıpış tıpış gidip kasrını yapacaktık! Biz öteden beri onun am casıyla dost. zulüm . Şimdi yenisini yaptırm ak istiyordu. Amcazadesinin karısını zorla boşatıp nikahına aldı.. Bütün aşiret. Biz neden ağa olm adık? Neden aşireti ele geçirm edik? Evet. zulmünün sınırı yok. köylü­ yü etrafına toplardık. H arput zinda­ nında öldü. karısıyla kızıyla istediği zaman ya­ tıyordu. ona karşıydık. Ağanın ise koca aşireti vardı. Doğrusu o ortam da biz o makama layık değildik. O nlara taht kurup otu rtu r. ağaya karşı duralım? B irkaç hane. daha önceleri ise K eyxw e’ye taraftık. Şanına yakışan. bizim taraftarı olduğumuz ağa. Dededen beri o tarafın karşısında olm uştuk. Biz ise zor ve şiddeti uygulayacak bir zihniyetten yoksunduk. H erkes onun gazabından kendini korum ak derdindeydi. K orkudan kimse sesini çıkaram ıyordu. yan yana hiç olm a­ dık. İnsanlar cebir ve şiddet görm eden iş yapm ıyordu. T alan . Köyde göz dikip de elde et­ mediği kadın yoktu. kabak bize patlardı. İsm ail’in kasrı H esar talanında viran olm uştu. T a eskiden beri ağaya düşmandık. Silebinli Mele Şeyhmuz’u öldürtm üş. Ne var ki. ölüm . Peki biz kim dik ki. Devir İsm ail’in devriydi. Sıdqi. Dekşûri dersen İsm ail’e dost. bütün köylü angaryaya koşuldu. o ağır sorumluluğu üstlenem iyorduk. bizim yapm adığı­ mız bir şeydi. üç katlı muazzam bir ko­ nak olmalıydı bu. Ağalığın üstesinden gelemezdi. Hibizbini ise korkudan sesini çıkaram ıyor. Sıdcji’ye. 78 . Kimse doğruyu yanlışı söylemeye cesaret edemi­ yordu. Kim ona başkald ırabilir. Hem bize düş­ m an.. M ıhem ede Salih’e. H er hafta köye salma salıyordu. O nlar ağalığın gereklerini yapam asa da biz hep onları ağa yapardık.

X elil’in evine geldim. Onun fermanı başımda demoklesin kılıcı gibi duru­ yordu. Sabahleyin çaresiz. Korkmazdı. Bir gün H esar’a. Daha ben çarıklarım ı çıkarmadan ağanın adamı Ismaile Elo’nun pis. Bedermemo köyünde kalışım dan. H esar’ın suyunu bile içmeden ne başına dikildin. ne haddime “ hayır” demek? Sopa. uğursuz sesi kulaklarımı tırm a­ ladı. sen hangi dikenin gülüsün bakalım ? Nasıl angaryaya gelmem dersin? 79 . küfür. Baba­ sı dedesi gibi ağa kısmına düşmandır. bana doğru yürüdü: — Teres.H E S A R ’A DÖNÜŞ Annemle babamın dünyadan göçüşünü. Ağa. Keyxweler’in soyundandı. Kim geldiğimi söylemiş. işkence. Birileri benimle mi uğraşıyordu? Beni istemeyen biri. her şey var. kasrın angaryasına koştum . Hesene Hem ed’in oğlu bayağı büyümüş. Hesene Hemed’in oğlu! Dondum kaldım. Ama artık çok geç. Ağanın şiddeti ve hükmü al­ tındaydım. ne var Ism ailko? Bizden ne istiyorsun? Daha Şexmûz. Eğer şaşırır da “hayır” dersem. Ism ailko kızgın bir ses tonuyla bağırdı: — Onu bunu bilmem! Yarın gelip kasırda çalışacak. H er yandan adam top­ layıp kasırda çalıştırıyorlar. lsm ailko ağaya beni anlatıyordu: — Kulun olam . Yüksekçe bir sesle çağırdı: — Hesene Hem ed’in oğlu. Üstelik ağa ba­ na kızgındı. X e lil’in karısı dışarı çıktı: — Ne var. kim göstermiş beni? O adi sesi kim kulağıma kadar ge­ tirmişti? N e yapabilirim? Ömrüm boyunca duymak istemediğim bir sesti. derdin ne? Abim X elil’in karısı M ence. ya da Ağa Dayını. hepsi­ ni göze almalıyım. Bak kasra gelip çalışmaya bile gönülsüz. Korku ve şüpheyle irkildim. ba­ şımı belaya sokm ak. ağabeyim X elil’in da­ yısının kızıyla evliliğini. dayak. onurumu kırm ak mı istiyordu? Geldiğime bin pişmandım. X elil’in Hesar’a gidişin­ den de bahsetmiştim. Ellerim çarığım ın bağında kala kalmıştı. Yiğitsen “ hayır” de. Amud’da ablam Asya’da kalışımı anlat­ mıştım. Sözü­ nün ayarını bilirdi. ne zaman sırası geldi? N e yapmak istiyorsun.

An­ laşılan epeydir çalışmamışsın. Sen bizi çalıştırabilirsin. utangaç bir şekilde: — Gözünü sevdiğim. hakaret ederse sana da dokunur. Eski bir Kürt atasözünü. dielimî heriye!. Ismailko yapıyor.” diyerek. belki susmam onu yumuşatırdı. ama bu kez biraz çekingen. Daha Hesar’da su bile içmemiştim. Ism ailko. Ben sesimi çı­ karmadım. Neden sonra cevap verdi: — Kalıbımı basarım ki bu çocuk büyük adam olacak. Ismailko oradan bir kürek kaptı. Ola ki biraz bana merhamet gösterirdi. Kimseye eyvallahı yok. Bunu benden beklemiyor olm alıydı. Belki baskısı azalır. O nlara hiç cevap vermiyor. bir süre düşündü. yarı dost yarı düşman konuşup duruyorlar­ dı. bana doğru sesini yükseltti. kinin. Sen koca Mıhemede Ebdırehman’ın oğlusun. Ağa dayım onları dinli­ yordu.. öfkenin. Hepimiz senin aşireti­ niz. çamuruna alışır. Allah bağışlasın. susuyordum. Biraz gülümseyerek. Hesar eski Hesar mı sanki? Yarı şaka yarı ciddi. Ama bana karşı yanlışın var. afe­ rin yeğenim! dedikten sonra yukarı çıktı. Şimdi Ismailko ba­ na küfür eder. Ismailko yalan söylüyor. Ses çıkarm am ak ve susmak. senin işinden utanmıyorum. biraz yumuşakça seslendi: — Yeğen! Dayına neden çalışm ak istemiyorsun? Utanıypr musun yani? N ’olur çalışırsan. Ya bir de büyürse? Vallahi büyük adam olacak. kıyam et mi kopar? Cevap verdim: — Hayır dayı. 80 . Kendini halâ eski devirde sanıyor. küfür etti. vallahi babasının yerini almış.. Dinime imanıma bizden akıllı.” anlamında kullanılan “E ko diçî beriye. Peki Ismailko kim oluyor ki bana ağalık yapsın? Söylediklerim ilgisini çekmiş olacak ki. doyasıya tehdit savurdu durdu. Ulan niye gelirsin bu memlekete? Kim dedi Hesar’a gel diye? Herhalde yemişini üzümünü özledi zavallı. Küçük yaşta bü­ yük akıl. taşta çalış da aklın başına gelsin. tehdit etti: — Akşama kadar çam urda.. öyle şey demedim. Ben sa­ dece “yeni geldim” dedim. Biz sandık ki Hesene Hemed ‘körocak’ git­ ti. “Süt sağ­ maya giden. Köylüler bana gülüyordu: — Aynen babası gibi inatçı. Köylüler yine şakaya baş­ ladı.— Doğru değil. düşmanlığın pasif ifadesidir. O günlerin acısını senden çıkaracağım. Sen bize ağalık yapmıyorsun. Yaşa.

başka bir çare de yok. Yağ ile ekmekti. ne yap­ malıyım?. harcanmamı istemiyordu. Elimden tutup yukarıya. Aslında lazla ileri gidiyordum. Ağa Dayım beni tokatlam adı. ama insan gibi döneceğim. kuşkulu gözlerle sordu: — Niye yemiyorsun? Tenezzül etm iyor musun? Dayına yardım etmekten utanıyor musun? — Senin ekmeğini yiyemiyorum. Ismailko’ya boyun eğmek için m i?" diye düşünüyordum. Sonra geldi gözümden öptü: — Yeğenim . Ağa’nın ikinci karısı Salihe. “Neden Hesar’a geldim? Neden gelip ağaya kul oldum? Angaryaya ko­ şulmak. bize tsmailko gibi insanlar da gerek. yeri yurdu olmayan bir garibandım. Ona göz açtırma. “Yeğenime kahvaltı getirin. uykusunu uyumayacağını. Aha sana yeminle Dayı. İçimden. bense ne cevap veriyor. biliyorum ki baskı. Mıhemede Ebdırehman’ın oğluyla oturup kahval­ tı yapıyordum? O neyimden korkuyordu? Bana öyle geldi ki beni bazı yanlarımla sevmişti. H esar insanı terestir. O nlar beni en umulmadık bir anda ortadan kaldırabilirdi ve kimsenin ruhu duymazdı. zulüm iyi değil. Eğer aşiret.. Ya ben? Ben yiyemedirn. araya girdi: — Hesene Hemed’in oğlu eskiden beri bize karşı. Birlikte yedik. Böyle kara kara düşünürken Ağa. Rahatlıyordum hiç değilse. O nlar gibi salaklar olm asa ben ağalık yapa­ mam. O nlar hak ettiğini buluyor.Her biri bir şey söylüyordu. Ben kimin oğluydum da. diyerek içini çekti: — Lütfen darılm a. üst kattan aşağı indi. Senin dediklerin doğru. Ama içimden hep hesap kitap yapıyordum. O n­ lara güvenmiyorum. Hesar’dan gideceğim. Diğer yandan. Kahvaltı geldi. Biz dayı yeğeniz. köylü kendini yönetebilse bırakırdım. Bunun gibiler benim için ölüyor. Boğazımda düğümlendi kaldı. bu aşiretin toprağı üzerinde bu halimle yaşamam hiç şerefli değil. ne de muha­ tap oluyordum . odasına götürdü. Bu köyün. karşı kovuştan. 8ı . Başka yolu var mı peki? Ağalık onlarsız olmaz yeğenim. günahımı üstüne alıyor.” dedi. artık Hesar’ın ekmeğini yemeyeceğim. Yeniden ölüm geldi gözlerimin önüne. Öğle yemeği geldi. bu yüzden adam yerine konulmaktan da haz duydum. Karısı Sekine’ye. Ama ben yetim. Angaryacılar girişip sildi süpür­ düler. Ama görüyorsun ki bensiz olm uyor.

O çocuk kadar bile olam adık. öyle angarya mangarya adamı de­ ğil. vallahi onun duruşu! İsmail hepsini tamamladı: — Aha babamın başına yemin. A ncak şeyh ailesinden gelenlerin bu silsilelerden geçmesi gerekm iyor. O kum a tutkum iyice alevlendi. Mele: M edreselerde eğitim ini geliştiren ve cam ilerde im am lık yapabilecek dü­ zeye gelenler için kullanılan A rapça kökenli sözcük. Bunlar öğrenim sayıl­ mazdı. Halife: Şeyhlikten önceki m ertebe için kullanılır. O güne kadar sadece Kuran’ı okumuştum. “ siluk" adı verilen hücrede 4 0 gün boyunca günde bir zeytin yiyip bir bardak su içerek günlerce ibadet ettikten sonra şeyh olu rlar. kendi aralarında: — Allah canımızı alsın ki. Ancak burada kastedilen. Şeyhlik m ertebesi elde edildikten sonra babadan oğula geçebiliyor. Biraz da dervişlerin anlattığı tarihi ezberlemiştim. aferin. Islami derece olarak ileri düzeydeki m edrese eğitim i­ ni tam am layan m eleler. halife olm ak. maddi ve askeri güçle de elde edilebilen bir konum dur. bundan öyle adam olur ki. ömrünüzde görmediniz. şeyhin h a­ lifesi anlam ındadır. Ebdılah ile Hesib izine gelmişti. şeyh olm anın gereklerini yerine getirm eden önce H alife olarak ad landırılırlar. O nların konuşmaları çok ilgimi çekiyordu. Her ikisiyle de çocukluk arkadaşıydık. Ayrıca Peygam ber’den sonra gelen tem silcileri ifade ederken de H alife deyimi kullanılır.ediyorlardı. Aferin sana yeğen. mele olm ak. bu hepinizden namuslu! Huseyn diyor. Ben feqi olm ak. M edrese açan ve kendi yöre­ lerinde etkin olan m eleler. anılarım anlatıp ne kadar para biriktirdiklerinden söz. diyorlardı. Biz kazmayı küreği bırakıp evlere yöneldik. Herkes alttan alttan bana bakıp söyleniyordu: — Babasını bile geçmiş bu. köylüler yana çekilerek yol verdiler. Ken­ di aralarında okul hayatını konuşuyorlardı. Gün bartı. OKULA B A ŞL IY O R U M O günlerde Mele Said’in öğrenim gören iki oğlu. Islam i bir derece olm akia birlikte. biz hepimiz Şexo kadar olam adık. Hesene Hemed’in oğlu yukarı kata çıkıp İsmail Ağa’yla yemek yi­ yor. Tıpkı babasının yürüyüşü. Şeyh: Şeyhlik. * Feqi: K ürt m edreselerinde eğitim e yeni başlayan öğrenciler. en sonunda da şeyh* olm ak istiyordum. 8z .Aşağı indiğim zaman.

Kolunda yara çıkmıştı. malımı mülkümü dava et. ayrıldık.O gece rüyamda. Yeni elbiseler aldım. Onun birkaç keçisini de benim sürüme katm ışlardı. oturup birbirimize sarılarak ağladık. T aş­ lara sopalara davrandık. M alları paylaştık. yirmi altısını da cebime koydum. — O halde gitmeden önce nemiz var nemiz yok paylaşıp ayrı­ lalım. Bana ‘Xayetilenw er’den (Medreselerde okutulan seri ki­ taplardan birinin adı) ders veriyordu. Oğulları Piran. m uhacirlik sırasında kuzey illerinden gel­ mişti. Eşeğimi Basyat’ta kırk altı gümüş mecidiyeye sattım. M ele Ubeydullah Amud’a geldiği zam an ben çobandım . Xedice ve Hebibe isimli üç de kızı vardı. O kum a meselesi aramızda kavgaya sebep oldu. Ebdılah ve Hesib birlikte Estil’e gittik. O kum ak istiyordum ama ağabeyim M ele Xelil rıza göstermi­ yordu: — Başkasına iç güveysi git de. okula giden ineği ne yapsın? Tarlalarla bağlardan bir iki parça bana kaldı. Doğrusu çocukları öyle zeki ve ye­ tenekli çocuklar değildi. Bir eşekle bir inek bana. 1 9 2 0 ’de Amud’a geldi. Bize haber vermeden D iyarbakır’a giden 8? .. O sıralar ablam H esar’a gelmişti. Fatime. Seferberlik. YirmiSlni X elil’e em anet bıraktım . Ben. Y a­ tak döşeği ona bıraktım . M ele Ubeydullah. H atta ineği de geri verdim: — N e yapacağım ineği. başlık parası tÇİn. Hesenan aşiretindendi. Koletli Sofi Cangir’in oğluydu. Eli adında bir yeğe­ ni vardı. O zamandan beri onun talebesi ol­ mak istiyordum. bir öküzle bir inek de M ele X elil’e kaldı. Fethillah adında bir kardeşi. dedim. Tekrarladım : — H iç çaresi yok. İbrahim ’di. Onu tanıdığım gün­ den beri saygı duyar. gideceğim buradan ve okuyacağım. Yehya. O kum a aşkımı ve arzumu alevlendirdi. Bugün rüya ve fala inan­ mam ama o zam anlar inanıyordum.çok severdim. Ancak bana ikiyüzlülük yaptı. Sonra da taşları sopaları attık. Amud’da oturan M ele Ubeydullahe K olati’yi gördüm. öyle mi? diyordu. Bir iki aksakallı yaşlı bulup getirdim . Gördüğüm rüya içimdeki okuma ve öğrenme isteğini körükledi.

Orada çalışıp karınlarını doyura­ caklar. Ovaya doğru giderken. Amacım onları satıp harçlık yapmaktı. çünkü iyi bir çiftçi değildim. birkaç Hesarlı aileyle birlikte göçe katılıp Farqin’e (D iyarbakır’ın Silvan ilçesi) gittik. Mecburen kaçıp D iyarbakır’ın batısındaki Elipar köyüne yerleştik. Utancımdan ne yapacağımı şaşırdım. hepsini götürdü sattı. 84 . Oraya gelince bizden de bir koyun aldı­ lar. Selet köyüne gittik. hay­ vanlarını alıp Diyarbakır’a gittiler. Evin “cotkar. Otuz ölçek buğdayla arpa elde et­ tim. İn­ sanların rızkı. Üçümüz Sinan kö­ yüne gittik. T arlalar boş kaldı. M ele Eli’nin öküzlerini çifte alıştıranıadım. tnşanlar açlık korkusundan. Yolumuz bir çete tarafından kesildi. Dicle kıyısındaki Se­ let* köyünde çiftçilik yaptım. O yılın baharında bir çekir­ ge salgını başgösterdi.kervanla yola çıktı. kendilerini ve hayvanları sağ salim bahara çıkaracaklardı. Fakat yanında çalıştığımız kişinin Yezidi olduğunu anlayınca korkup köyden çık­ tık. yeryüzünde yeşil namına bir şey komadı. çuvallarını açtı. Döndüğüm zaman bana: — Ağabeyin Xelil geldi. Yazın. tahılı berhava oldu. Çekirge­ ler de köyü basınca. O hengamede inekler dağa doğru kaçm aya başladı.”ı (çiftçi) da bendim. Sultan Şexmûz de­ resinde başımıza bir bela geldi. H er sürüden bir keçi veya koyunu gasp ediyorlardı. OVAYA GİDİŞ Daha önce anlattığım gibi. başka yere götürüp satacaktım . Mele Ubeydulah 1920’de Amud’a gel­ di. O sırada biz Qezanbuk’a taşınmıştık. dediklerinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Eynsinc kö­ yünde bir Yezidi’nin yanında çalışmaya başladık. Biz ise ancak akşama doğru Hesar kervanına karışıp D iyarbakır ovasına doğru yola çıktık. Sinan’a gidip eşek ki­ raladım. Sabanı M ele X elil’in ayağına vurup yaralam ak. çiftçiliğimin de sonu oldu. Benle X elil. Biz Q ezaııbuk’ta ekim için iki tarla kiraladık. D icle nehrinin kenarında bulu­ nan ve şim dilerde nahiye olan yerleşim yerinin adıdır. eşeklerin kirasını nasıl ve­ recektim? Kör pişman döndük. Kirayı vermeyince Sinanlılarla kavgaya tutuştuk. O kula yeniden başladım. Bizden ba­ * Selet (Salat): D iy arb ak ır’ın Bismil ilçesine bağlı.

sığırı. Ç ok yediğimden mi. H esar’a döndüğümde hâlâ hastaydım. M ecburen X elil’in döşeğine uzanır. fena dokundu. Ewina ağası Ehmed Ağaye Surgici araya girdi. Bir gün. Teyre’yi üstüme örterdik. hastalandım. Üst üste yığıl­ 85 . Davarı. Bütün yaz çalışmıştım. Selet’te ağamın buğdayını Pezreş değirmenine götür­ müştüm. Selet köyünde birinin tarlalarını kiralayıp işçiliğini yapmaya baş­ ladık. ben yapraklardan bir başlık yapıp başıma geçirmiştim. Hâlâ harırımdadır. torbam ı doldurup çıktım . Ağabeyim çiftçiliği beceremedi. yeniden Hesar’a yerleşti. havuza git­ tik. birini öldürüp yağmaya başladılar. caminin havuzunda iri. biraz şansımızın yaver gitmesi sayesinde malı kurtardık ama birkaç ineği kaybetm iştik. O yıl kızı Eyşan doğdu. Teyre (kuş). Biz. O yüzden yengem çok da­ yak yedi. Allah adamı yen­ gelere düşürmesin. H anım ı itiraz ederdi: — H iç iki erkek bir yatakta olur mu? Doğruydu am a başka çare de yoktu. O nları şikâyet ettik. Yol kenarındaki bir bahçede şeftali görünce canım çek­ ti. çekip Hesar’a gitti. T ek ya­ tağımızda X elil’le hanımı yatıyordu. ya da gelmeyen malın yerine para kesti. Olay duyulun­ ca çevrede ne kadar köy varsa. onlardan ceza aldı. Bahçeye daldım. Bin bir güçlükle ovaya vardık. Bense adamın işi bitinceye kadar kaldım. Kik aşiretinden genç kızlar bana gülmüştü. Daha sonra ben de Hesar’a döndüm. Bunu biz nereden bilelim? Bir gün aldık sacı soğanı. havuza güzellik katmak için balıkları havuza bırakmış. Ölen adamın kan bedeli olarak da yakınlarına para verip barıştılar. Eve gelince hastalığım arttı. Köylüler. götürülebilir ne varsa alıp götürdüler. Yatacak bir yatağım yoktu. Bütün balıkları yakalayıp kızartmaya başladık. Ker­ vana daldılar. Hanımını aldı. titrerdim . Bense “Teyre”de yatıyor­ dum. Kimse karşı koyamadı. güzel balıklar vardı. Talan edilen malları geri aldı. Çok hafif ve in­ ce olduğundan bu adı koymuştuk.zıları birkaç el ateş etti. bizim tek yorganımızın adıydı. Elipar’da iken. içinde yatarken soğuktan ve hastalıktan dişlerim birbirine vurur. ham olduğundan mı bilmiyorum. Yolda yiye yiye bi­ tirmişim. haydutların başı vuruldu. Ama halimizi bir türlü anlatam azdık. elinde silah etrafımızı sardı. Sonra onları da yolda bulduk.

Üçümüz yarım karpuz alıp yedik. Adam bağırıyordu: — Üzüm üzüm. Biz de çalışm ak için N avkur’a gittik. Al başına belayı. Gerçekten de tadı güzeldi. “ Dere R o m e”de Lehd Çarşısına geliyorduk. Önüne baksana! Mele de ona: — Sen bak önüne. Hep birlikte doyasıya güldük. paranızı vermiyorum. Hacı Suleymane Dogiş hesabına çalışıyorduk. SULEYMANfe D O G Î Ş ’E ÇİFTÇİLİK YAPIYORUM Feqi olmadan önce.. Arkadaşıma döndüm: — Yahu biz de alalım . derdimizi dinledikten sonra: 86 . Kadına. Daha önce yazdı­ ğım gibi. Yarısı üç adama yeterdi.mış kızarmış balıkları düşünebiliyor musunuz? Doyuncaya kadar yedik. Köyün melesine gittik. ikiniz de körsünüz!” dedim.. Bu çalıştıklarını­ zı ona sayın. Qezanbuk köyündeydim. çekirge salgını köyü mahvetmişti. iki gözüm. bir gözü gerçekten de kördü. Köyün melesi bizi görünce. paramıza el koydu: — Yusıfe Heci katırımı aldı. yiyemediğimizi acrık. Biri de üzümle karpuz satıyordu. bakalım tadı nasılmış. kör sensin! Kadına baktım . paramı vermedi. Kadın bağırdı: — Kör müsün be?!. Bir sü­ re orda kaldık. Çok iri karpuzlar­ dı. kızıp bağırmaya başladı: — Ulan ne eşek kafalısınız! insan hiç o güzel balıklara kıyar mı? Köylüler görürse en büyük parçanız kulağınız kalır! D iyarbakır’a kendimizi zor attık. orağımızı elimizden aldı ve çok uzak bir akrabam ız olan Yusıfe H eci’nin katırını alıp parasını vermediğini söyleyerek. yarımşar satıyordu. İş­ ler bitince. karpuza gel karpuza. M ele Ebdılah’la şehirli bir kadın nasıl olduysa çarpıştılar. Sonra lafı çeviriyordu: — O f. karpuzun hali başka. “M erak etme hanım. Karpuzları ikiye bölmüş. gözleri faltaşı gibi açıldı. M ele’nin de bir gözü kördü gerçekten. Eynzeli camisine gittik. Üçümüz çarşıda gezip dolaşıyor.

Kardeşi Hesib bana katıldı. D olu­ naydı. İleride. Ebdıla yolda su koyverdi: — Bence Farqin’e gidelim. Bir defa yapacaktık. dedi. Arkasından bağırdım: — G it git! G it de Yezidiler seni yolda öldürsün. toprakları V iran şeh ir ovasına kadar uzanan. başaram adık. Ben. H er yıl adam çalıştırır. Yarım saat sonra arkam ız­ dan çıkageldi.” diye direttim. onda da dolunay çıktı karşımıza. Kendini kurtarın­ ca bize doyuncaya kadar küfür edip gerisin geri Farqin yoluna saptı.’ dedi. ona yetişelim. Kabul etmediler: — Allah’tan kork yahu. Yakında bir ker­ van Derik’e gidiyor. Acemilik değil mi? Hiç hırsızlık yapmamıştık hayatımızda. Birisinin eşeğini çalar. Birkaç gün sonra intikam için onun atını çalm aya gittik. ba­ zılarına adam gönderir soydurur. A rif Paşa’ntn değirmenine gelince. Tartışm a uzadı. an cak m erkezi dağlık olan bir ilçedir. D erik’e diye yola çıktık. jandarma nok­ tasındaki asker: — Arkadaşınız. kavgaya dönüştü. înat edince tutup yere yatırdık. D E R İ K ’E* ( Ş E B E X T A N ) GİDÎŞ D iyarbakır’dan D erik’e gitmeye karar verdik. Arkadaşlara önerdim: — Gelin harm anını yakalım. 87 . “D iyarbakır’dan. * Derik: M ardin ilinin batısınd a. ‘Söyle onlara çabuk gelsinler. apaydınlıktı ortalık. harman yakarken niye korkuyoruz? H içbir “icraat” yapam adan döndük. Yezidi sözünü duyunca yavaşladı. Öyleyse D e­ rik’e gideceğiz.— Vallahi her zamanki hali. göğsüne bindik. son­ ra bir bahane bulur paralarına el koyar. Belki torbamızı eşeklerine yük­ leriz. Ya diğer harm anlar da yanarsa? Cevap verdim: — Peki hırsızlığa gelmedik mi? Hırsızlık yaparken Allah’tan korkmuyoruz da. Hızlı hızlı yürüyerek bizi geçti gitti. Kimse de ondan hesap soramaz. Fena halde küs­ müştü.

Surların içinde askeri bir depo vardı. taze Ekm ek! Ben pişirmedim bunları'. Görüntüsü Şam ’ı and ırırdı. Ulu Cami dışarıdan çok asil bir görünüme sahipti. Eii Heriri’nin yazdığı divan ya da divanlar­ dan günümüze ulaşan eser bulunmamakla birlikte. O zam anlar içm e suyu şehrin içindeki kaynaklardan a lı­ nırdı.. kullanılanlar da vardı. Elipar’dan şehre su getirmişlerdi. ağ açla­ * Eli Herin: ilk klasik Kürt şairi olarak bilinir. delinen yerlerden çocuklar girip çıkıyordu. Yer yer delinmiş. Ç ok bü­ yümüş şehir. alt yanı düzlüktü. Yanında yı­ kılmış eski medreseler vardı. Kuleb ve X a b suyııyla bağ bostan sula­ nırdı. D ediklerine göre şimdi K uleb’den su getirm işler. Birlik­ te D erik’e gittik. Hicri 4 0 0 (Miladi 1 0 0 9 -1 0 1 0 ) yılında dünyaya gelmiş. M. “Bir katır iki ta­ nesini zor taşır” derlerdi. Ünlü K ürt şairi H eriri’nin* köyü H eram i. babam pişirdi. Kaç ayağı olduğunu saymadım. Albert Socin tarafından 1 8 8 7 yı­ lında yazılan bir derlemede Heriri’nin bir şiirine yer verildi. Kavunlarının da karpuzlarından eksik kalır yanı yoktu. Türkler M ardin K apı’yı yıkıp genişletmek istemişler ama becerememişlerdi. iriydi. Caminin kendisi yenilenmişti.” DERİK D erik kaym akam lıktı. H icn 4 7 8 (Miladi 1078) yılında ise yi­ ne Harir köyünde yaşamını yitirmiştir. Üç yanı dağ. ö t e yandan Sadık Behadin Antedi de ! 9 8 0 yılında Bağdat'ta yayınladığı “Kürt Ozanları” adlı eserinde Heriri’nin birkaç şiirine yer verdi. D iyarbakır’ın karpuzları çok ünlüydü. B. 88 .. H akkari’ye bağlı Şemdinan ilçesinin Hcrir köyünde.Gokso Çayı’nda yetiştik. Daha yıkılmamış. Barıştık. vallahi babam . Ama kervan gitmişti. Rudenko ise 1972 yılında yayınladığı “ Kiirt Ozanlarının Basılmamış Şiirleri” adlı makalesinde Şedrin kütüphanesinde bulunan Kürtçe el yazmaları arasında Heriri’nin birkaç şiirinin bu­ lunduğunu söylüyor. D İ Y A R B A K I R ’ DA NE G Ö R D Ü M ? Çok yüksek ve görkemli surları vardı. Kel ve gözleri trahomlu bir çocuk ekmek satı­ yordu: — Sıcak. Alex$aıtder Ja b a tarafından verilen bil­ gilere göre Heriri. Dicle üzerinde büyükçe bir köprü vardı.

Güçlü biriydi Heci Necim. Büyük ça­ yın kaynağı Heci Osmane R eşo’nun oğlu Heci Reşit’in kasrından kaynardı. Şehir hep gü­ zel yapılardan. Şeyh Said ayaklanmasında devletten ya­ na oldu. Heci Osmanların reisi Uyas Efendi. yaşanılacak yer değil Gündüzü sıcak. Koysencaq’tan Mele Mihed Cilizade’de onlardan aşağı kalmazdı. Çarşı ortasında birbirlerini tabancayla vurdukları çok olurdu. gecesi kış ayazdır Haydi gel beraber kaçalım Gidelim yıkılası Herami'ye Baba dede diyarı. O kur yazar takımı. bi şeve sar e Were em hev û din birevînin Xwe bavejin Heramiya xopan Ci u meskene dost û yar e” “Yıkılası Derik. Derik'ten Mele İskender. Şeyh Sait’ten yana oldu ve bu. * Strati-. Derik Kürdü gözünü budaktan sakınmazdı. Bir stran d a* H eranıi için şöyle denir: “Dcrika xopan ne tu war e Bi roje germ e. O dönem Batı Kürdistan’da dört namlı mele vardı: Amud’dan Mele Ubeydullah. Farqin’den Mele Huseyne K ıçik. Görüntüsü gerçekten güzeldi. İki şehrin bağı bostanı bir­ birine karışır. Yabancılara yakla­ şımları sıcaktı. Sonraları Heci Ne­ cim ailesi (M ala Ruta-Züğürtler) daha baskın çıkmaya başladı. Amud’da vefat etti. E rbil’den M ele Kıçik Efendi. Şehrin büyükleri Heci Osmane Reşolar’dı. T ü rk ü .rın yeşilliğinde kaybolm uştu. ayaklanmanın ezilmesi için çalıştı. Kendim hiç gitmedim. Dağların yamaçlarından yu­ karıya doğru yarım bilezik gibi kondurulmuştu evler. Şehrin melesi. birlikte nefis bir görüntü oluştururdu. 89 . aralarında düşmanlık yarattı. Sadece uzaktan gördüm. Bismil’in de köyleri D erik’e yakındır. dost evine” Gerçekten de Herami dostun ve yarin mekânıydı. Mele İskender’di ve Kürdistan’ın en büyük alimlerinden biriydi. kasırlardan oluşurdu. şehirden çıkm ak zorunda kaldı.

Ebdılha ile kardeşi çok para canlısıydı. Bense para kazanmaya değil okumaya gelmiştim. Heci Osm ane R eşolar’dan ya­ naydı ve o sıralar llyas Efendimin kızıyla sözlüydü. halin perişan. Bazıları eşlerinin adıyla anılırdı. Orada olduğum sürece bazen llyas Efeııdi’den. Çok para çıkardı oradan. Mele Bezo’nun adıysa M ele Eli’ydi. Kendisi ticaret yapardı ve dükkânı vardı. Mele Eli. M ıhelm i’ydi ve kardeştiler. Baş­ langıçta ondan ders aldım. dedi. Birkaç tulum tutan yağımı satıp kendime üst baş aldım. Dükkâna gittim: — Görüyorum ki kıyafetin dökülüyor. Mele Ehmed ve M ele Yunıs’tı. yani üç teme! başlangıç kitabını bitir­ dim. Bir gün hocam M ele Ehmede Heci T ah ir’in kardeşi M ele Şexmûz sı­ nıfıma geldi. Diğer meleler icazetsizdi. bazen Heci Reşid’den. ancak tüm ötekilerden daha iyi bir konumdaydı. Remedan Ağa da hatırı sayılır biriydi. Q etaro köyü şehrin altında. Z irûf ve T erkib ’i. dedi. M ele Ehmed’le Mele Yunıs. Eğer ödersen Allah razı olsun. 9o . M ele Huseyne K ıçik’le Amud’da bir misafirlikte beraber olduk. Ben Mele Ubeydullah ve Mele İskender’den ders aldım. Bana şöyle bir baktı: — Feqi Şexmûz yarın dükkânıma gel. Güç verdiği taraf ağır basardı. Mele Kıçik Efendi ve Cilizade’yi tanıma fırsatı buldum am a ders almadım. Orası bolluk yeriydi ve söylenen sayısız stranlar karşılardı insanı. Ama üstüm başım dökülüyordu ve sefalet içindeydim. Fitre olarak bana yağ verdiler. bazen de Heci Erm an’dan yiyip içiyordum. bağ bahçenin kenarındaydı. Heci Etm an’la okul arkadaşıydım. Bir ara Ebdılha ile kardeşi Şevvaşi yaylalarına gidip fitre istedi. birlikte ders alıyorduk. Diğer tanınmış nıeleler ise Mele Fırdo. Çünkü eşleri daha tanınmıştı çevrede. Bana göre Kıçik Efendi hepsinden daha iyiydi.Mele Ubeydullah’ı hepsinden daha üstün sayardı. Orada olduğum zaman. Ben şahsen Kıçik Efendi’yi hepsinden daha aydın ve bilgili buldum. Neden özellikle beni dükkâna istemişti? M eraklanm ıştım doğrusu. O yıl içinde Evvamil. M ele Bezo. Bir oruç ayı boyunca o köyde namaz kıldırdım. Mele Ehmede Heci T ah ir icazetini yeni almıştı. sa­ na üst baş vereceğim ama borcuna. M ele Firdo’nun esas adı M ele İbrahim ’di ve aslen Şebe köyündeııdi.

yeşil göz­ lüydüler. Su ve bereketin olduğu yerde ister istemez insanlar da güzellik­ ten nasibini alırdı. Onunla birlikte okuyorduk ve yazları onların bağında. Bir kayısı ağacında çatılm ış bir eyvanda yatardık. O ranın güzelliklerini şiire dökmeye başladım. Köylünün güzelliği de şehrin te­ mizliği de. Kadınlar: Başlarında beyaz bir yazma vardı ve üstüne “kesrewan” karası yaşmak bağlarlardı. X a b e’nin kenarında ziyafet verecekti. yine izar bir gömlek. Bu olaydan sonra annesi babası beni evden biri saydı ve bana masraf yaptırmadı. kınalı saçları vardı. îzardaıi yapılı bir don. Bir süre sonra çişini yaptı ve rahatladı. H eci Etman Ağa’nın koyunlarına el koymuştu. Biliyorum dikiş pa­ ran da yoktur. ŞİİRİ Y A Z M A Y A BAŞLIYORUM D erik’te şiir yazmaya başladım. narin yapılıydılar. ince. Bu arada Derik kadınının güzelliğini ve duru­ munu anlatm ak istiyorum. Yalnızca De­ rik’in güzelliğine çarpılmazdınız. K esecek. İbrahim Paşa. Onun için Derik kadınının güzelliğini ve zara­ fetini anlatm aya ve övmeye kelime bulunamaz. Çoğunun altın sarısı. Böylece yeni ve güzel bir giysi sahibi oldum. * X etm ake Deıt'ri: K ay bolan eşyaların bulunm ası için oku nan A rapça süre. Bazısı alınlarına “epri” bağlardı. Kumral tenli. Feqiler ona “ xetm ake dewri” ‘ okudular. Derik’in cennetinde yatardık. Kızların giyimi: İki kınalı örgülerini omuzlarına bırakırlardı. Onu ben kurrardım. kadife “ q u tik” ve kadife “ elel” aldım. daha önce mal geri gelirse bir koyun sözü vermişti. Haydi seç bakalım! Hangisini istersen sana diktireyim. nasıl olduysa mal geri geldi.yok eğer ödeyemezsen ananın ak sürü gibi helal olsun. Ilık suyun içi­ ne koydum ve ıkındırdım. güzelleri en dindar adamı bile dinden imandan ederdi. yansımıştı onlara. 91 . Bir gün Ebdirehman çişini yapamaz oldu. Derik’e gelenin aşık olm amasına im kan yoktu. Heci Etm an Ağa. Ebdırehman adında candan bir arkadaşım vardı. Üç yüz mecidiye borç yazıldı adıma.

Küsmüştük. M elelerle yiyordu ama kaşığı yoktu. Biz feqilere pek bir şey kalmadı. Li bin siya d are ten e rû niştiye. ta ra k sız g a rib a n d ır. tek b aşın ad ır. Şam ’daki Kürt mahallesi gibi dağın güney yamacmdaydı. Biz b itird ik . O olayı şiirleşti­ rip M ele İskender’e verdim. M e le E li. kimse yemedi.” “ E hm ed e Q a sım . Çünkü şimdi okuma dönemimi yazıyorum. Büyük Müftü sırtıma vurdu: — Şiirin çok güzel olmuş. Büyük Şeyda: — Oğlum. gelin k a la n k u rt payı siz in d ir. geceler soğuktu. Ben de yememeleri için feqileri uyarınca. — Mele Yunıs size güzel davranmamış ama senin şiirin çok gü­ zel olmuş. Biz de yağla pirinç alıp X abe suyuna indik. M e le E lî zû gazi H a rîs. Ehmede Qesim ise zavallı bir çobandı. kaşıksızd ır. bağ ve bahçeler belki aşıkların buluşma ye­ riydi. M ele Yuııis azar azar yemeye başladı ve geriye kalanın çoğunu melelerin önüne koydu. H e m o kir G o ti: “ E ni çûn w in w erin teşb ih e g u r.seslendi: . beni gördüğü zaman hatırla­ tır bana: “ E h m ed e Q esim şeh e bekev çiy e. kim yazdı bu şiiri? — Ben efendim. Gezme ve seyran yeriydi. H a ris’ le H e m o ’ya. Şehrin içi değil am a. Gündüzler sıcak. Koyunu keser kesmez. çok büyük. 91 . A ğacın gö lgesin d e. Mele Ebdılhadi o şiiri ezberlemiş. Devam et yazmaya. Sıcaktan korunmak için gündüzleri bahçelere inilirdi. Daha sabahın ilk güneşini görür­ dü ve bu yüzden çok sıcaktı. Ç O BA N LIK Y A PIY O R U M Bunu daha önce yazmam gerekiyordu. Olanı o sıra orada olan H ıristi­ yan çobanların ve bizim önümüze koydular. Ancak öğrenime başlayışımı yazdıktan sonra çobanlığım ı yazmadığımı fark ettim. büyük şair olacaksın.” Haris ile H em o Mele E li’nin oğullarıydı ve babalarıyla gelmiş­ lerdi. Derik çok güzel ve şirin bir yerdi.M al dönünce Heci bize koyunu verdi.

Ablamın kırk kadar hayvanı vardı.. Bir defa da dağda altı yedi keçim birden doğurdu. Hırsızlıktan geldiğim bir gün. Yeni doğan oğlak da. Yerler kar kaplıydı ve ben sapana taş bulamıyordum. Ablam bazen oğlu Eli’nin eskilerini verirdi giymem için. Kimi kızar kimi de gülerdi. Bedduaya başladı: — Seni kör yılanlar soksun. sen daha çobanlık öğ­ renememişsin. Güya okumaya gelmiştim. Amudiular babamı tanımazlardı. Ama daha çok ablam lardaydım . Üstelik kendi davarının yanında komşuların hayvanlarını da önüme katardı. O nlarla uğraşırken koyunlar keçiler hurra Pevanlılar’ın tarlasına girdi. Ablam itiraz ederdi: — Yahu onun babasına küfür edin! X elil’in ne suçu var? Bazen ders alm ak için camiye giderdim. Ablam bana çobanlık ettirirdi. küfredeceklerse enişte X elil’e küfredcrlerdi. Ben sapanla kurtla­ rı sürüden uzak tutmaya çalışıyordum . geberesice! dedi. Adam oğlakları paltoma sardı: — Haydi sırtlan bakalım . Berivanlar gelinceye kadar davarı onların yanında tutacaktın. Sıraların arkasına sak­ lanırdım: — Falanın babası cennete gidecek. beni damların üstünde akrep sok­ tu. kuzu da bir yere gitmez. Çarıklarımı da kendi kesemden alm ak zorundaydım. dedi şakayla. Biri uzaktan bana en olm adık küfürleri sayıp döktü.Annemi babam ı kaybettikten sonra bakımımı ablam ve yen­ gem üstlendi. diye bağırıyordum. ne yapacağımı bilemedim. 93 . Boş kaldığım zaman kur­ duğum çocuk çetesiyle Amudluların tarlalarından karpuz çalardık. Yakına gelip tanıyınca: — Allah canını alsın! Niye malı tarlaya saldın? Ağladım: — Başedemedim!. Elim ayağım birbirine dolaştı. Kurtlar bizi köye kadar iz­ lediler. Gelsin yardım etsin diye ablamı çağırdım. Ne arıyorsun dı­ şarılarda? Bir defasında sürüye kurtlar tebelleş oldu. Komşularınki de sürüye katılınca gütmesi zordu. filanın babası cehennem lik. Doğan kuzularla oğlaklarla uğraştım.

Annesi Fesla oğlunun elini tuttu: — Hayır Ferhan hayır! diye engelledi. babasının ölümünden sonra D eqor ağası oldu. Çadır kurduğu yer arpa tarlasıydı. Eskilerin deyimiyle. D eqoriler’in üstüne yürümekten ürken Bulbılan ağası Ytısıfe K aso. Jandarm alar: — Tutuklusun. Eğer ba­ sarsak bir tekimizi bile sağ bırakmazlar. Omeriler tren yoluna doğru gelince. Omeri ağası Mıhemede Ehm ed’in baskılarına karşı durdu. ‘tek elin sesi’ güçsüz kaldı. Ebdi. “ Daha çok erken. Yığının arkasına geçip çatışacaktı. Bu arada Ferhan Ağa’ya Om eriler’in Amud’u basacağı haberi geldi. öyle kolay ele geçip rakiplerini sevindirmek iste­ miyordu. D ar ağası Xelil ve diğerleri toplanarak. Bir gün aşiretini silahlandırıp Omerilerin ağası Mıhemede Ehmede İsm ail’in üstüne yürüdü. bizimle D ar karakoluna geleceksin. Köçek ağası Mıhemed Şakir. Ağa yayladan geliyordu ve yolda büyük bir çadır kurmuştu. gizlice Dare jandarma komutanı Nuri Efendi’ve rüşvet verip Ferhan’ı ihbar etti. ölüme gideriz vallahi. Mıhemed. Ferhan’ın takımı ile Mirsini ağası Ebdi’nin arası açıktı. deyince Ağa silahına davrandı. Bir müddet sonra o da bir şey yapama­ dan geri döndü. Q ezanbuk’tan olay yerine geldiğimde insanlar D eqor Ağ_ası’mn cenazesinin başına toplanm ıştı. Bende biraz uyurum.” Ferhan Ağa. Yalnız Ferhan Ağa’nın kambur amcazadesi Taha bir süre peşlerine düştü. hatununun eli koynunda kaldı oğu l!. D eqoriler’in tümü Amud’da. Mıhemed uy­ kuya dalınca. biraz bekleyelim. Devlete karşı çıkamayız. uyanınca köyü sararız. Sabah erkenden yetmiş seksen jandarm a Ferhan’ın çadırım sardı.FERHAN A Ğ A ’NIN Ö LD ÜR Ü L ÜŞ Ü Ferhan Ağa.” dedi. Bu nedenle M ıhem ed’i uyandır­ m ayalım . Gelinin giysileri adeta kan­ dan bir atlasa dönmüştü. Boyun eğmedi. kaynanasıyla birlikte ağıt yakıyordu: “ Gittin. “ Amud’u basmamız mümkün değil..” kararma vardılar: 94 . Olayı duyan pek kimse olmadığı için öç almak am acıyla jan ­ darmanın arkasına düşmediler. Sahibi arpayı topla­ yıp yığın yapmıştı ve çadır yığının kenarındaydı.

Ferhan öldürüldükten sonra ağalığı Said devraldı. genç ve yiğit biri olarak tanınıyordu. Diğer ağalar gerçekten Ferhan’a dosttular ve Amud’da kan dökmek istemiyorlardı. Bunların hiçbirini tanım am . Said Ağa. Bedir’in annesinin kim olduğu­ nu ise öğrenemedim. Şükrü’den geriye ise Salih’in kaldığını biliyorum. Şükrü’nün kardeşi öldürüldüğünde. iddia edenler de vardır. H er fırsatını buldukça da amcazadelerinin düşmanlığını yapm aktan geri kalmadılar. çadırının içinde alçak­ ça öldürdü. Said. İbrahim Ağa. Bu çatışm alardan birinde Şükrü’niin oğlu Ebdi öldürülürken. An­ cak Salih’in kaç oğlu olduğuna yönelik bir bilgim yok. Eynılheyat’ın Köçek ağasından birçok çocuğu oldu­ ğunu duydum. kuzeyde kaldılar. Ağalara dönerek. etkisini ar­ tırmayı başardı. Said. “Sizi hançerlemem lazım. Ebdi. Hadi ve Halil ise beyin kızı Hilvva’dan doğan çocuklardı. H adi. Ebdurahman ve Halil ol­ mak üzere altı oğlu vardı. kardeşler arasında en tanınanıydı. Ferhan dışında kardeşlerin tümü sağdır ve birçok çocukları da var. İsa’dan geriye ise Şükrü ve Ebdi kardeşler kaldılar. Said Ağanın tarafından da T ah a’nın oğlu Şehmus öldürüldü.” dedi. Ferhan. Ferhan ve Ebdurahm an. O günden sonra D eqoriler etkisizleştiler ve geri çeki­ lerek Erebkendi bölgesine yerleştiler. Mıhemed Ağa’mn ise. bu çatışm alarda Şükrü Ağa’yı altetmeyi. korktu demezler mi? Anlaşılıyor ki siz de Mıhemed Ağa’nın oğlu Ferhan’ın tarafındasınız. Mılıemed uyandırılmadığından Amud’u basam am ışlardı.M ıhem ed uykudan uyanınca gün çoktan ışımıştı. Ancak 95 . Ancak Hacı İsa’nın oğlu Şükrü birkaç kez amcasına baş­ kaldırarak çatıştı. Önceden de belirtildiği gibi H aiile Hüseyin’in üç oğlu vardı: İbrahim. Ebdi. Bedir. o da hemen Said Aga’nın dayılarından olan. aynı zamanda Şükrü Ağanın ar­ kadaşı H acı Ebdulla’nın ailesinden birini. Iso olarak da bilinen H acı İsa ve M ıhemed. Çünkü onlar sınırın öte yakasında. Kam bur T ah a’nın da ba­ bası olan Şehmus adında bir oğlu vardı. Ö te yandan Mıhemed Ağa’nın Amud’u basmamak için uyuyor numarası yaptığını. kızgınlıkla. Ferhan Ağa öldürüldükten sonra dul eşi Eynılheyat Köçek ağa­ sıyla evlendi. Şimdi elalem ne der? M ıhemed Ağa Amud’a gidemedi. Dari ağasının kızı Fesla’dan doğan çocuklarıydı. Sait Ağa ile yaşanan çatışmada öldürüldü.

Bütün bu eziyet­ lerden dolayı Kürtlerin nefretini kazandılar. talan edemediklerini ise yakmaktan çekinmiyorlardı. talancılıktan geri kalmıyor. Şükrü Ağanın ne zaman öldüğünü bilmiyorum. “Kürtler acımasız. yerlerde süründürüyorlardı. onların himayesini kabul etmek daha gavurluktur. arada laf taşıdığını bir türlü anlamadılar.1937 yılında Amud’un yakılmasından hemen sonra Said Ağa kız kardeşi Şem sa’yı Şükrü Ağaya vererek onun dostluğunu kazandı ve birlikte Irak’ın Şengal yöresine yerleştiler. kan dökücü insanlardır. Bu olaydan sonra Şükrü bir daha amcası Said Ağaya karşı koymadı. ilk olarak Dorıka köyünden E bas’ın ölümüne neden oldular. Yerleşir yerleşmez de yöre halkına karşı şiddete başvurdular. 4 Cizre: T ürkiye’de Şırnak iline bağlı Cizre ilçesinin yanı sıra. yabani. Ancak o öldükten sonra oğlu Salih. böylece iki tarafı da birbirine karşı kışkırtıyordu. Ancak ne Kürtler. Birbirlerini bile öldürüyor.” derken Fransızlara da. Salih. Sınır bölgesindeki sorumlu vali İsmail FTakkı Bey. Sadece Fransızlara değil. 96 . Ferhan Ağaya değil de gelinin kara kaderine ağlıyorlardı.” diyor. Birçok Kürt ileri gelenine hakaret edip. “ Bu Fransızlar gavurdur. herkese. Aslında haksız da sayılmazdı. Kiirtler ise onlardan intikam alacakları günü bekliyorlardı. hatta birbirleri­ ne bile düşmandılar. Eynilheyat güzel ve sıcak kanlı bir kadındı. Kürtlere. Suriye topraklan için­ de kalan ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölge de Cizre olarak adlandırılırSuriye’deki Cizre için “ C'izîra Bin X eteSım nn öte yanındaki Cizre" de denir. FR A N SIZ L A R C İZ R E ’YE* GELDİ Fransızlar 19 2 0 yılında Cizre’ye gelerek ana karargâhlarını Qıregero köyünde kurdular. Araplarla işbirliği yapmaya halen de devam ediyor. Kürtler o dönemde hem cahil hem de acımasızdılar. Daha yeni gelinken öldürülen kocasının cenazesine gelenler. Bu zulüm dalgasında. Eğer şid­ det kullanmazsanız onlarla başa çıkam azsınız. Biriva köyüne yerleşerek Baas Partisi’ne katıldı. Kürtler ile Fransızlar arasında laf taşıyarak Kürtlere eziyetin artması için o r­ talığı kızıştırıyordu. ne de Fransızlar İsmail H akkı’nın kendileri­ ni kandırdığını.

M ülazım M o rrel’i gönderdik. “Çatışm alardan sonra askerimizin orada kalması gürleşti. göğüs göğüse çarpışıp bazı su yollarını açmayı başardılar. Bu kitapta anılan dönem şöyle anlatılıyor: “ 1921 ile 1923 yılları arasında ordumuz Cizre bölgesini işgal etti. Bu işgal. Bu çatışmada Liyandri’nin askerlerinden biri öldü. 1 9 2 2 yılının M ayıs’ından 1 9 2 3 yılına kadar Hesek bölgesi denetimimiz altındaydı. Albay Bigo ve G rant’ın askerlerini Y u ka­ rı Cizre’ye (Nukılebete) dağıttık. Aslında o dönemi. Çatışmalarda Kürtlerden de dört kişi öldü. Tiirkler de kendi taraftarları olan Kürt aşiretlerinden faydalanıyor. yani yaklaşık yetmiş-seksen asker kaldı. O günden sonra Kürtler karargâhımıza sal­ dırmaya başladı. Beyandur’daki ordugâhımıza saldırdılar.Bu arada birkaç Arap aşireti de Fransızların Cizre bölgesine yerleşmesini engellemek için Kürtlere yardım ediyordu. Kendi müfrezesinin yanı sıra Yüzbaşı K arir’in müfrezesini de be­ raberine aldı. “Ayın 2 8 ’inde bine yakın keskin nişancı silahlı Kürt. Kaym akam ın öldürül­ mesi üzerine Beyandur’da bir karargâh inşa ettik ve askerlerim i­ zi oraya yerleştirdik. gün boyu çatıştılar. 1923 B EY A N D U R OLAYI Altın kitap olarak da bilinen Zehebi. Temm uz ayında Yüzbaşı R obert ile Yüzbaşı K arir’in askerini korumak için. Beyandur O layı’nın da başlangıcı oldu. Beyandur’da yalnızca Yüzbaşı M orel ve Liyandri’nin topçu bölüğü. Orduyu tamamen kuşatıp. Ro- 97 . Kitap 1938 yılında yayınlanm ıştır. iyi bir Fransız dostu idi ve bu neden­ le haziran ayında Beyandur’da öldürüldü. onları kışkırtarak Fransızların üstüne yollııyorlardı. 1918 ile 1923 yılları ara­ sında Doğu Ordusu komutanı olan H otzencer’in anılarını içer­ mektedir. dördü de yaralandı. Bu arada düşman su yollarını kesince. ünlü Fransız komutan H otzencer’in değerli kitabı Z ehebi 'den alıntı yaparak anlatm ak daha uygundur. “Beyandur Kaym akam ı. Regar ile G ohon’da toplarıyla birlikte onlara katıl­ mıştı. “Yüzbaşı R obert onları Beyundur’da bırakıp Cizre’ye yöneldi.

Tiirklerin sınır bölgesindeki sorumlu valisi olan İs­ mail H akkı’nın emri ile Fransızlara karşı savaşması için Kürtlerin 98 . Develer ve toplar D ram a’nın birliğindeydi. Kürtlerin komutanı Heverkan ağa­ sı H aco’ydu. Kuşatma kırıldıktan sonra Robert de. M orel. Roberto.3 0 ’a doğru. “Cerahi ırmağına ulaşınca büyük bir çatışma başladı. Kürtlerin kurşun yağmuruna ve düşmanın çokluğuna rağ­ men am acına ulaştı. Bulebas çayına ulaştıklarında. sorun­ suz ve çatışmasız bir şekilde Cizre’ye ulaştı. Bu arada K arir’le müfreze­ si toptan imha edildi. Bu arada Mthemed Salih vuruldu. makinalıyla tepe­ yi tutmuş direnmeye devam ediyordu. onlara moral vermeye çalıştılar. Roger ise esir düştükten sonra bıçaklanarak öldürüldü. R oberto. Dönüşte. Kürtlerin bütün gücü ise doksan kişiydi. Yüzba­ şı Adem makinalıyla. Ama kısa sürede kaçm ak zo­ runda kaldılar. “Bu çatışm alarda Kürtlerdeıı dokuzu öldü.” Fransızların gücü aşağı yukarı üç bin kişi kadardı. ayın 2 9 ’unda Rim elan’a ulaştılar. Yüzbaşı Regar ve Yüzbaşı Adem dağılan ve kaçan askerlerini toplamaya. Karir silahlarını kuşanarak R oberto’ya yardıma koş­ tu. Müfreze ilerlerken toplar iki yandan onları koruyordu. H atta yaralılar da öldürüldü. Ertesi gün Beyandur’a doğru yola çıktılar. Onun ölümüyle askeri korku ve panik sardı. hem de dost aşiretlerden yardım almayı başaracaktı. Geceyi orda geçirdiler. on dördü yaralan­ dı. Güçlerimiz Beyandur’a doğru yoluna devam etti. Roger ise diğer-silahlarla onlara yardım edi­ yordu. birkaç Kürt sü­ varisi müfrezeye arkadan saldırdı. ancak kendisi de vuruldu. Düşmanla çatışarak birkaç tanesini vurdu. K arir’in müf­ rezesinden bir kişi bile sağ kalm adı. biri ise kayboldu.bert’ten umut kesilmişti. saat 1 9 . Beyandur Olayı he­ nüz duyulmamıştı. K arir’in müfrezesi vadiye sekiz yüz metre uzaktaydı. Ancak vadiye elli metre kala düşmanın kurşun sağanağına dayanamayarak dağılıp kaçtılar. Amacı K arir’in güçlerini korumak ve düşmandan önce vadiyi tutmaktı. Atlılar onları her yandan çem be­ re almıştı “ Yüzbaşı Karir. bir tepeden ateşe başladı. Böylece hem su­ ya ulaşacak. Yüzbaşı Adem’in de akıbeti aynı oldu. Yüzbaşı M orel ise çemberden kurtulup sekiz mil güneydeki Tilnasır’a ulaşmak istiyordu.

“Asi dağlarında Türklerin Yüzbaşı Bedri Bey komutasındaki bir askeri kıtası ile İbrahim H enano komutasındaki çete kuvvetle­ ri kalmıştı.’ haberini gönderdi. Elbet H aco bütün bunları Türklerin çıkarını düşünerek yapıyordu. Onun Kürtlük hakkında hiçbir fikri yoktu. Ç e­ teler H aleb’i de almak istiyordu. insanlar bize karşı koym ak için her tarafta çeteler oluşturmuştu. üç de topçu bataryaları vardı. H aco. Bizden çok üstün dürümda­ lar. Biz ise ‘Afrika Alayı’ olarak bilinen 2 2 . ancak savaşmadan döndü. Ama bugün bile Saide Seyid gibi adam lar ‘Kürtler Cizre’ye dışar­ dan geldi’ diyebiliyorlar. Bu işgalde herkesin düşmanlığını kazanmıştık. Amud’a geldiği zaman yaklaşık iki bin askeri vardı. Oysa Kürtler Cizre’nin yerli halkıdır. Bir ağır makinalı alayları. bir de süvari alayı vardı. Arap aşireti Cevvala’da H aco Ağaya yardım ediyordu. Topçu Alayı’na güveniyorduk. Cizre Said Efendi’nin çayırıdır(!). H am a’ya kadar birçok bölgede Fransızlara karşı koydular. ‘Bulunduğumuz yerde durumumuz çok kötü. Öyle ya. bir süvari bö­ lükleri. Halk ve çeteler yolumuzu kesmişler. Bu dönemde bir defa Amud’a da geldi.başına getirilm işti. durmadan karargâhla­ rımıza saldırıyorlardı. Halep’ten. ki İbrahim Bey de bizzat süvari alayının başındaydı. hem Fransızlara hem de diğer Kürt aşiret­ lerine karşı T ürkler adına savaştı. “ Gerçekten de Bedri Bey’in emrinde olan beşinci fırkanın as­ keri gücü çok yüksekti. Bize karşı herkes birleşmiş. Arapların Cevvala aşireti de H a­ co Ağayla birlikteydi. İbrahim Henano’nun em ­ rinde ise yedi alaya yakın çete gücü. Bir gün önceden Yüzbaşı De Bov gönderdiği haberde. H otzenger kitabında bu çatışm aları şöyle anlatıyor: “ 1 9 2 0 yılının Aralık ayında Kuzey Suriye’de bulunan ordumu­ zun durumu kötüydü. İbrahim Bey Cısrisixur taburunu ele geçirmişti. Türkler ise başıbozukluğun artması için karşı propaganda yapıyordu. istediğini der. bir defasında Arap olan Tey aşiretine karşı. birkaç defada Fransızlara karşı olm ak üzere bir­ çok çatışm aya girdi. İbrahim’in em ­ 99 . Ancak halkın düşmanlığı bizim için önemli bir dezavantajdı. H aco Cizre’de. H aco Ağa Cizre’de. O nlar Cizre’de sadece Fransızlara karşı savaşmadılar.

“ Kürtler başka yerden gelmiş­ tir. Bir alay da Zoye dağlarındaydı. Kürtler işgalcilere karşı savaşmıştır. Alevi Dağları ile Seyhan Dağı’na gidip çeteler oluşturuyordu. Ama geri dönüp gitmek zorunda kaldılar.rinde ayrıca Seyhan dağlarında iki alay. Böylece bize karşı daha kanlı di­ renişlere hazırlanıyordu. Beyandur Ö layı’nda. Ayın 2 6 ’sında yeniden de­ nediler. Beyandur olayında gö­ rüldüğü gibi. Seyhan Dağı ile Kürt Dağı yöresinde yaşayanlar birleşmişti. Ama büyük kayıplar verip geri çekildiler. “Bedri Bey bunlarla yetinmiyor. “ 10.” diyerek. bir alay Kurmanc dağlarındaki Kürtlerden. Aramızda müthiş bir savaş başladı. Siperlerimize. Arap olan Beyandur Kaymakamı ise Fransız işbirlikçisi olduğu için öldürülmüş. Bu neden­ ledir ki Cizre birkaç yıl Kürtlerin egemenliğinde kaldı. Beyandtır’u yaktı. Yine başarılı olam adılar. Bu kez daha kalabalıktılar ve topları da vardı. Ancak tarih. otuz metreye kadar yaklaştılar. geri kalanları ise civar çevrenin Kürtlerinden oluşuyordu. Kurm anclar’da iki alay vardı. “İbrahim Bey’in komutasındaki bir alay Kevırtixarım Kürtlerinden. Kürtleri kendi düşmanı sayar. Ancak Kürt insanı aydın değildi. yalan ve çarpıtmayı kabul etmez. Oysa Arap şovenistleri hâlâ bile.” Suriye resmi tarihi Kürtlerin Fransızlara karşı olan direnişini anlatm az. Bugün Fransız işbirlikçileri ülke sahibi iken vatansever Kürtler vatansız kalmaya devam ediyorlar. O nların alnı aktır. Ayın 2 5 ’inde üst üste üç saldırı daha düzenlediler. emsallerinden geriydi. Fransızlar tamamen Kürtler tarafından durdurul­ muş ve yenilgiye uğratılmışlar. bu nedenle ulusal çi' IOO . ayın 14’ünde düşman yeniden C ısrisixur’a saldırdı. Kürt dağlarında bir alay. Fransızlara karşı savaşanların yalnız Araplar oldu­ ğunu iddia ederler. Ö te yandan işgalci Fransız komutanın yazdığı birkaç sayfa bile gerçekte yalancıların kim olduğunu açığa çıkarı­ yor. işbirlikçi Arap Kaym akam’ı ve Fransız kom utanlar ile yüze yakın askeri öldürdü. Fransızları Cizre’den sürdü. Halk direnmeden beyaz bayraklarla teslim olup onlara boyun eğdi. Fransız gücünü kırıp kom utanlarını öldürenler Kürtlerdir. “Bir süvari bölüğü ile on iki alaya yakın çete Cısrisixur’u ele ge­ çirdi. H aco Ağa binlerce askeriyle Fransızlara karşı savaştı.

Eğer H aco Ağa aydın biri olsaydı Kiirtleri birleştirip yönetebi­ lirdi. Bir yandan da Deqor!u Said Ağa­ ya. oradan D iyarbakır’a ve sonra da Harput’a (Elazığ) gönderildi. Fransızların bölgeden ayrılmasından sonra Türkler Qudür Be­ yi Cizre’den sorumlu ilan ettiler. M ele Yusıfe Kertm ıni’nin ricasıyla H aco Ağa­ ya hat yazısıyla bir mektup göndermiş ve amcazadesi Saruhan’la barışması dileğinde bulunmuşlar. ulusallaşam am aları da bu yüzdendir. M ardin’e götürüldü.” demiş. birini gönderin. H aco Ağa da bir dönem Said Ağaya yardıma geldi. yazdığı mektupla birlikte N usaybin’de Türk ordu komutanı­ na teslim etmiş. Said Ağa Türklerle işbirliği yaptı. O belgelerle Fransız düşmanlığından kurtuldum . H aco Ağa bir keresin­ de bana. “Ebdulkadir Bey Amud’a gelirse. okusun. H aco cevap göndererek. H arput’ta idam edilecekti. ama savaşmak yerine iki tarafı barıştırıp geri dönmeyi tercih etti. Fransızlarla birlikte Gabar’dan gelip H aco Ağaya karşı savaşıyorlardı. Araya kan davası. Biz sizi destekleyece­ ğiz. “Türklerin gizli belgeleri hâlâ yanımdadır. Ebdulkadir Bey Amud’a geldiği zaman Amudlular onu kur­ şunla karşıladılar ve bir adamını yaraladılar. Cizre ikiye bölündü. ölüm . Ama o Türklerin dediğini yapıyordu. Şemerler de Fransızlarla birlikte hareket ettiler. Kürtlerin birliğini sağlayıp koruya­ m amaları. belki de onu satın almışlardı. halen de bilinmez.” diyorlardı. Kürt K iirt’e düşman oldu. baskı ve zorbalık girdi. Söylersen seni idam ıoı . Büyük komutan Eb­ dulkadir. Mele Yusıf’ı. Bunun üzerine Mele Yusıf. Bütün bu olaylar tarihin karanlık dehlizlerinde kayıptır. Ö yle­ ce sürüp gitti kaç yıllar boyunca. Heme Heso ve aşireti Fransızlar ve Araplar­ la işbirliğine girdi. bu çatışm a sonrasında çaresiz geri döndü. Sait Ağaya ayrıca başka vaatleri de olabilirdi. ismi cismi de bir daha duyulmadı.” demişti. Ancak HarPut’ta aynı cezaevinde olan Hizanlı Seyid E li’nin oğlu idam mah­ kûmu Selehaddin M ele Y usıf’a: — Yazının sana ait olduğunu söyleme. vurun. H aco. H aco Ağaya gitmiş.karlarını korum aktan uzaktı. “M ek­ tubunuzu kimse okuyam ıyor. M ele Yusıf tutuklandıktan sonra çok işkence gör­ dü. Bir keresinde de birkaç arkadaşım .

ederler. diye akıl vermiş. Mele Yusıf: — Ama N usaybin’de. De ki.. O n­ lar da bazı aydınların etkisiyle Kürtlüklerinin farkına varmışlardı. ıoı . Şeyh Selehaddin ise. diye yanıtlamış Şeyh Selehaddin’i.. Peki. H aco Ağa kardeşlerimi öldürttü. Fransızlar sizden hiçbirini alm ayacak. Öyle ki. Şimdi burda korkmuyorum.. Bu toplantıda nedense hiçbir Kürt ağasının aklına milli kimliği gelmiyor. beni öldüreceklerinden korktum. neden Cizreliler’i jandarma yapmıyorsunuz? Kom utan. Fransızlar bir kez daha Amud’a gelmişler.. ağaları bir harmana toplayıp sormuş: — Bizden isteğiniz nedir? isteyin. O yazı benim değildir. Mele Y ıısıf’ı. diğer Kürt ağaları da Haco’dan iyi sayılmazdı. Çok az sayıda bilinçli ağa veya bey vardı. doğruyu söylüyorum. M ard in’de. “Olsun.” di­ ye yanıtlamış. “ Bizim bir tek körümüz kalıncaya kadar Cizre’den kimseyi jandarm a yapm ayız.. Nerde. Yani anlayacağınız Kürt insanı. — Otlaklardan kira almayın. ağalardan biri Cizre’nin yönetimini bile talep etse Fransızlar dünden razı. Böylece M ele Y usıf ipten kurtulup evine dönmüş.” demişti bana. D iyarbakır’da yazıyı yaza­ nın ben olduğunu söyledim. Fransız komutan gülerek: — Tam am . Hangi yıl olduğu konusunda bilgi sahibi değilim. köyümü-malımı almak için şimdi de beni öldürtmek istiyor. jandarma olacak düzeyi bile tut­ turamamıştı. Diyeceksin ki ‘oralarda H aco’nun dediği oluyor. Bu büyük ve güç!ü(!) ağalar isteklerini iletmişler: — Bizden silahlarımızı almayın.. — Birkaç sene vergi almayın. “Ben Kürdüm” diyecek kişilikte olmaları. 1 9 2 2 ya da 23 yılları olabilir. yanıtını ve­ rip gidiyor. Fran­ sız Generali. Ama Kiirtler bunu dahi idrak edeme­ yecek kadar cahiller. verelim. milletinin çıkarlarım korumayan ve Kürtlüğünü gözardı eden bir tek Haco Ağa mıydı? Tam aksine. Bir defasında Amud jandarma komutanına sordum: — Allah’ını seversen doğru söyle.

Kürtlerin her kimlik sava­ şında. Kürtlerin ne ka­ dar büyük fırsatlar kaçırdığını görürüz. ablamın oğlu Ubeydullah ve Mıhemed Eli Kafasenori. önderlik her zaman ağalar. 103 . bilinçli veya bilinçsiz. Ne yapalım ki. Sürekli sarhoş gezer. Yew ançix’den Güzelşeyh’e* (Gozelşex) geçtik. bilmiyorum. Üçü de sürekli bera­ ber olduğumuz feqilerim idi. Sadık ve diğer kardeşler >se rakı sofralarından eksik olmayan. biz yetim perişan. Bilmem ki “E lo ” ne zaman ölecek? Kürtler ne zaman başlarının çaresine bakacak? Y İ N E D E R İ K ’T E Y İ M D erik’e sevgim nedendir. tarihin çarklarına baktığımızda. Ama bu­ rada korkunç sıkıldım.. Kutbedin.” “ Ç ilo ” Kürtler arasında hayvanlara verilen. Bir Kürt atasözü der ki: “ Eger rebcre me EIo bî. yeşil otlardan ya­ pılan küspe türünden bir yemin adıdır. yoksa okuma isteğimden mi? Belki de uğruna ölümlere gidebileceğim bi­ ri var!. Şeyhliği. beyler ve­ ya şeyhlerde olmuş. yoksul bir şekilde.Şöyle geriye. ırz düşmanı soytarılardı. Çılo’dur her gün yemeğimiz. Güzelliğinden mi. Bu kez yanımda üç genç daha var. Bir an önce D erik’e gitmek istiyordum. Şeyh Huneytillah’m yedi oğlu vardı.” “Eğer ki Elo’dur önderimiz. Önce Baravan’a. O nlar da feodal bir yönetim anlayışının dışı­ na çıkm am ışlar. Yap­ madıkları pislik yoktu. Nedeni ne olursa olsun bir kez daha Amud’dan Derik’e gittim. zalimin zulmü altında kaldık. “çilo ” ya mecbur edildik. oradan da YevvanÇix’e gittik. Peki ne yapabilirdik? Şimdiye kadar da önder hep “E lo ” oldu. Bir süre Yew ançix’deki medresede okuduk. kardeşlerin en bü­ yüğü Mıhemed sürdürüyordu. Feqi M ıhemede Seyro. köylü kadınların peşle­ * G o ze!şex (Giizelşeyh): D iyarbakır ile Ç ın ar arasında bulunan. to p rak lan geniş bir ova köyü. We xwarina me çilo bî.

O olmazsa rakıyı nerden bulacağız?” diyordu. Şeyh. Köylüler. ağabeyi Şeyh Mıhemed’e olan hay­ ranlığını anlatırken. onlarla gönül eğ­ lendirmekti. cahil insanlar ona korkunç derecede inanıyor ve bir o kadar da güveniyordu.” diyorlardı. onlardan şefaat beklerlerdi. “ Bunlar şeyh çocuğudur. Köylüler.rine düşerlerdi. sazları sözleri eksik olmazdı. O nlar köylünün namusuna el uzatırken köylüler de o hırsızların ellerini öper. O n­ lar ne yapsa sevaptır. günahları affedilir. ocakzadedir. Güzelşeyh’te. Ayaklı bir dür­ bündü ve yarım kol kadar uzundu. çaresizliğinden. onlara sahip çıkarlardı. onca pisliğinin yanı sıra kendi elleriyle hazırladığı bir Kuran’ı da durmadan köylülere oku­ yordu. Ama biz nasıl onlar gibi olabilirdik ki?! O nlar kemale er­ m iştiler. güzelliği hâlâ aklımdadır. kendi evinde kalmamızı istiyordu. köylünün gözünde kutsaldı. kuru yemiş ve üzüm de gelirdi. birçok şey biliyorlardı! Biz ise henüz yeni yetmelerdik. Tek yaptıkları köylünün karısına kızına göz koymak. Ne fedakârlık. “ Her şeyimizi onun şeyhliğine borçluyuz. Bu isteğinin nede­ 104 . Köylülerin yoksulluğundan. malları­ nı da o serseri hırsıza verirlerdi. O ka­ zanıyor biz yiyoruz. M azıdağı’ndaki müritlerinden onlara odun. aç ve çıplak Kürt köylüsünün alın teriydi. Her gece sarhoştular. Kutbedin bir defasında bana. bize değer de ve­ riyordu. Yemedikleri halt yoktu. Şeyhin kasrı. Bunlara her şey helaldir. Belki biraz daha okuduktan sonra halkı kandırabilmenin daha uy­ gun yollarını bulabilirdik’ O zamanlar Şeyhin evinde bir dürbün vardı. Bu pisliklerine rağmen şey­ hin oğlu oldukları için köylüler ellerini öpüyor. mülk ve zenginliğinin tümü yoksul. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Şeyhin sarhoş kardeşleri. Sadık’ın elini öper. ki Güzelşeyh’ten baktığımızda Hebızbin dağlarını sayabiliyorduk. O ise bu tezgahla kardeşlerini eğlendiriyor. tüm mal-mülklerini önlerine sermekten çekinmiyorlardı. ancak bir yandan da bizi kendisi gibi “gavur” yapmak is­ tiyordu. iki veya üç kat­ lıydı. Sadık. değil mi?! Kutbedin. Onun mal. varlıklarına varlık katıyor­ du. dertlerinden habersizdiler. Dicle nehrinden su dolabı ile köye su getirmişlerdi. Şeyhin evinde kalıyorduk. tüm saflıkları ile şeyhin çocuklarını ko­ rur. Şeyh Mıhemed öyle bir tezgâh kurmuştu ki.

fıqıh* eğitimimizi sürdürelim. masal ve halk hikâyeleri. Buralarda aldığımız eğitimde de bize sadece di­ nin dili olan A rapça’yı öğretirlerdi. ulusuna ve halkına örnek olanlar ise övülmüştür Ne yazık ki iyiler. Güzelşeyh’te kaldığımız birkaç günde çok şey öğrendik. başka bir düzene akılları ermiyordu. eğlenceli olduğu kadar da öğretici günlerdi. Bunun içindir ki oruç. cenaze namazı dualarını hatta mevlüdü bile işgalcilerin diliyle söylerlerdi. * Ftqıhx M edreselerde sürdürülen Islam i eğitim . Kutbedin’in bu is­ teğini reddettik. T ek isteği onlarla rakı muhab­ beti yapmamızdı. soygunda. yoksul ülkesinin. Başka bir dünyaya. Bu di­ vanlarda kötüler yerilmiş.ni bizim okum am ız falan değildi. Bunlar. Öyle günler her meleye. 105 . her feqiye nasip olmaz. millet zulüm altında inim inim inliyordu. Kürt dilinin. Kürtçe şiirler. Kürt m il­ letinin parazitleriydiler. alın terini yiyelim istiyorduk. Çünkü millet cahildi. O nlarla eğlenip sarhoş olm amız. Biz. nikah. Eğlen­ celi. Kürtler komşu milletlerin içinde zayıf kalsın istiyorlardı. zekat alalım. fakirin el emeği. on­ ların milletin bir yadigârı olduğunu unutmuyoruz. mevlüt yazan­ lar da Kürt mele ve şeyhleriydiler. Oysa K ürtçe yazılan kitapların yanı sıra onlarca Kürtçe m aka­ le de vardı. Ancak Kutbedin’in bütün ricasına. böylece onla­ rın ekmeğine yağ sürmemizi istiyorlardı. K ürt ayaklanm alarına önderlik edip dağlarda kahram anca ölümü kucaklayanlar da Kürt şeyh ve melelerdi. buğday du­ ası. ölü yıkama. Elbet. Elbet onlar ge­ lecekte Kürt halkının onur abidesi olacaklardır. bu şeyh ve melelerin anısına hürmetle eğiliyor. Kürt beylerinin. kötülerden oldukça azdır. Benim üç divanım bu şeyh ve meleler için yazılmıştır. O kuyalım . yoksul malının. Güzelşeyh’te fe­ lekten birkaç gün çaldık. ezan. düzen böylece sürsün. nam az. zorlamasına rağmen de orada kalıp günlerimizin boşa akıp gitmesini istemiyorduk. Biz de ağalara ortak ol­ mak. talanda garibanın sırtına binebilmek için diploma ve kariyer peşindeydik. Bu beylerin en büyük sorunları kendilerinin de Kürt olmasıy­ dı. Ağalar beylerse.

Kürtlerin bir bütün olarak egemen kültür içinde yitmesini istemiyorlardı. kan dökücü. dünyayı anlam alarını. * D engbej ve Stranbej: K ürt ozanlarına verilen ad. Güzelşeyh’ten ayrılacağımız gece Kutbedin bizi sofilerin yanına götürerek.” dedi. kimi de uyukla­ yan sofiler ve müritler Kutbedin’i görünce ayağa kalkıp ellerini gö­ ğüslerine iliştirdiler.ağalarının. O nlar. O nlar Kürt dilinin em ekçisidirler. onlara. hiç de dostça anmamıştır. Güzelşeyh’ten. yobazlıktan kurtulm alarım engelliyor­ lardı. Yarın sabah er­ kenden çıkacağız. Böylece Kürtlerin gü­ cünden yararlanarak saltanatlarını daha rahat sürdürebilirlerdi. ozanların ise yaşatılması için çabaladığının bilincinde değildi. sanatlarıyla Kürt dilinin eriyip yok olmasının önüne geçmişlerdir. hatta düşmanın uşağı olmuşlardır. ağaların. ağaların. ozanların dost. zengininin yüzde sekseni üstüne düşeni yapmamıştır. O nlar. başları önlerinde eğik olarak onu yanıtladılar: — Baş üstüne kurban. Ancak K ürt halkı cehalet ve yoksulluğu nedeniyle bütün bunların değerini bilemedi. Elbet bu uğursuzla­ rın etkilerinin kırılmasında Kürt “dengbej” ve “stran b ej’Merinin1 emeğini unutmam ak gerekir. Halkımızda onla­ ra değer vermemiş. 106 . “ Bunlar Şeyh’in feqileri. diğer yandan da kendi himayelerindeki güçlerin “K ürt” olarak kalmalarını istiyorlardı. şairlerin. yaptıklarıyla Kürtçe’nin ve K ürt kültürünün yaşatılmasında büyük pay sahibidirler. D erik’e gitmek istiyorlar. Yani bir yandan düşmanla işbirliği yaparken. O nlara sahip çıkın . şeyhlerin dilin kaybolması. melelerin büyük ç o ­ ğunluğunun ise düşman olduğunu anlayacak durumda değildi. Bunlar sömürücü. Dengbej ve stranbejler. Bu baylar ellerindeki gücü Kürt halkının aleyhine kullanıyor. Bu akşam bize gelsinler. bir yandan düşmanla işbirliğini geliştirirken. Büyük kasrın duvarının dibinde kimi uzanmış. Ö te yandan. Kürtlerin içi­ ne kapanık yaşamalarını da sağlıyorlardı. Şeyh’in sofilerinin yardımıyla D erik’e doğru yo­ la çıktık. Kürtlerin başka diller öğrenmeleri­ ni. ağa ve beylerin hançer ve tüfeğinin gücünü de unutmamak gerekir. şairlerin. kendi halkının düşmanı olmaktan çekinmemiş. M illet. Bu nedenledir ki onlar.

” dedi. “Gel eşeğime b in . “Yahu Şeyh bizi size emanet etti. 107 . Arkadaşlarıma. dağıldılar. * Zikir: D in i surelerin okunm asından sonra sofilerin yaptığı gösteri. yerlere dü­ şünceye kadar zikrettiler. Sofiler. “ Yahu sofi.Kutbedin: — Onları D erik’e kadar götürmenizi istiyorum. Birine. Feqiler sırtlarına vurup kulaklarına bir şeyler söyledikçe onlar taşların arasında kendilerini yuvarlayıp ka­ falarını salladılar. Bu arada ben. gece vakti dağda zikre* durdular. Kervan durdu. Sabah erkenden bi­ zi uyandırdılar. T orbalar dolusu kitabı. düşünceye kadar zik­ retsinler. — Y a arkadaşlarım ? Sofi. Semaha ve “Allah hey”e başladılar.” dedim. Sofileri sabaha doğru uyandırdık. diğerlerine dönerek: -— Herkes şu feqileri sırayla eşeğine bindirsin.” demedi. O nlar düşünce sırtlarına yumrukla vurup kulaklarına bir şeyler söyleyin ki yürekleri serinlesin. eşyanızı hayvan­ lara yükleyin. Birbirlerinin eli­ ni tutup.” dediler. dedi. yola koyulduk. sofilerin kendilerini kaybettikleri ve trans haline geçtikleri iddia edilir. tlahi söyleyince yine durdular. Allah’a re­ va mı? Siz eşek sırtında biz yaya. büyük bir saygıyla Şeyh’in emrini yerine getirecekleri­ ni söyleyerek. Epey gittikten sonra arkadaşlarım kızarak. “ Bırakın. omuzlarına vurarak onları uyandırdık. Şeyh bi­ zi size emanet etti ama biz eşyanın ağırlığından öldük. Bir müddet sonra kendilerinden geçip uyudular. dedi. Sofiler. Hiç değilse eşyaları eşeklere yüklesek. Sofi. eşyamızı başımızın al­ tına koyup sofilerin yanında uyumaya gittik. Biz de heybemizi. Bir müddet sonra sırtlarına. Deyim yerindeyse hepimiz “eşeklerin” eşeklerine bindik. zikre başladılar.” dedim. Yorgunluktan uyuya kaldılar. El ele veya ellerini birbirlerinin omuzlarına koyarak yerlere serildiler. “H ay hay”dan. “Allah Hey” o la ra k da adlandırılan bu gösterid e. Ama tek eşyamızı bile eşeklere yükle­ mediniz. Y o l­ da benden bir kez daha ilahi söylememi istediler. elbiseyi sırtımız­ da taşıyorduk. “ Heybenizi. “ huy huy”dan dağlar inledi. elimi kulağıma götürüp sesime kuvvet Meleye Ciziri’den birkaç “ilahi” söyledim. Allah için kervandan hiç kimse.

Etrafa daha dikkatli bakıyorum. ona. Bembeyaz giysileri. Yirmi iki yaşına yeni girmişim. Bunların ne olduğunu bilmi­ yorduk. Beraberce yedik. Gençliğin doruğundayım. beni beğenir mi? Bilemiyorum. Ama bu defaki gelişim bir baş­ kaydı.” dedi. Gönlüm sevgiyi.” demişti. Ama her şey gönlümün isteğiyle olur mu? Benim be­ ğendiğim. Kim beni sevebilir bilmiyorum. “Vay uyanık vay! Nasıl kandırmışsın adamla­ rı. Vallahi çok akıllısın. “gavurlardan” kaldığını söylediler. Orada kahvaltı yaptık. Gençliğimin dam arları beni çekiyor. bembeyaz elleri ve ayakları vardı. gülerek. “Şeyh’in feqileri de bizimle. sofilerden biri bağın sa­ hibini çağırdı. taştan değildim. Ben de aşkın büyüsüne kapıl­ mıştım.08 . ağaçtan. Neden şimdi bir parça mutluluk tatmayayım? Böyle genç ve enerji dolu hayatı heba etmek olur mu? Bir yandan da hangi Derik güzelini seçsem. Yatağına oturmuştu. aşkı tatm ak istiyordum. Bizi alıp yüz kırk yaşında olduğunu söyledikleri birinin yanına götür­ düler. Köylüler. D erik’in taşı toprağı bana cennet bahçesi gibi geliyordu. Birini beğenip istetmeyi dü­ şünüyorum. Yanımıza birini katıp D erik’e kadar götürdüler. perişan ve göçebe yılı geride bırakmışım. Z ayıf yanlarını iyi yakalam ışsın. genç kızları alıcı gözlerle süzüyorum. 1. D erik’ten eşekleri geri gönderdik. Kevrişinliler bize eşeklerini ver­ diler. Kevrişin’e dönüşümüzde M etinan Dağları’nda birçok tarihi esere rastladık. Gün doğarken Kevrişin’e vardık. Bir kez daha D erik’e geldim. Bize biraz üzüm getirin yiyelim. diye düşünürüm. her çeşit üzümü getirip önümüze serdiler.Yolda üzüm bağlarının yanına gelince. Her şey gözüme güzel ve hoş görünüyordu. İhtiyarın adı Bozan Ağa idi. Yir­ mi iki yoksul. Belliki delikanlılık ça­ ğımın etkisiydi beni bu hale getiren. Bize. Bu gezide yaşadıklarımızı hocam M ele îskeuder Efendi’ye an­ lattığımda. aşkı arıyordu. Bozan Ağa belki yüz kırkını bile geçmişti ve hâlâ pipo içiyor­ du. Birkaç gün sonra Kevrişin’e geri dönerek yüz kırk yaşındaki ihtiyarı ziyarete gittik. Ne de olsa insandım.

sonsuz güzellikleri vardı. çatışıp du­ ruyordu... Bütün bunlar beynimin içinde dolanıp duruyordu. benliğimin aşkı. kim bana kucak açardı? Adamı öldürür. Belki gönlüm yanılıyor. Aşk. Ölüm. Gençlik kanının bütün ateşiyle. kâr etmez. sevilmek kim? Derik’in suyu. aşkın ve gönlümün yasalarının egemen olmasını istiyordum. göçer­ dim. aşkın yasaları. yoksulluk aşka giden yolları kesm işti. “Aşık olm a. Deyim yerindeyse. Diyelim ki feqiliğime heves etti. sevda­ lanma.. güzellik arıyordu.. Kimin yanına gidebilirdim. ne kadar ya­ kışıklı olsam . ben kim. ölüm korkusu. K orku. benim gibi bal­ dırı çıplağa aşık olsun? Belki bana aşık olan orta malıdır. Ama ona ulaşamıyordum.. çözümsüzlüktü. Ancak her iki yasa yüreğimde ve beynimde savaşıyor. Her ikisi de korkunç bir çatışmadalar. Öyle ya. Yeri yurdu olmayan birine kızlar kolay varmazdı. yemek içmek kadar doğaldır. o tatlı endama. Aşkın yasaları özgürdü. Böylece bir kızıl saçlı. kızı da geri alırlardı. o periye süzülüp gidi­ yordu. gönlümün aşkı. baharı ve toprağı adeta beni aşka ve tutkuya sü­ rüyordu. Uzaktan uzağa gönlüm o seneme. N e kadar akıllı olsam . dilenciydim. Şiirlerimin ilk ilhamı buydu. Öteki ise başka yana çekiyordu. ya da ulaşmaktan korkuyordum. çaresizliğim şiirlerimin kaynağı 109 . Biri özgürlük diyordu. zor günler beni bekliyordu.” diyordu. beni. gençliğim. Öksüzlük. namus­ suzluk. O özgürlüğü yaşam ak istiyordum. H asretlerim . işgalci yasaları korkusu. din korkusu. Ya başlık parası? Ba­ balar başlıksız kız verir mi? Alır kaçarsan başın daha büyük bela­ ya girerdi.. gezgindim. tanrı yasaları korkusu. Ama yine de din yasalarını değil. içimde. Y oksa neden biri çıkıp. kızıl saçlı­ mın körpe hayatına şiirler yazıp söyledim. bana şiir Yazdıran. Bunlar be­ nim için cevâbı zor sorulardı. Bağlanıp durmak. altın gibi parıldayan dilbere gönül verdim. başıboşluk. bir kısır döngüye kapılmak istemiyordum. D erik’teki o dayanılmaz duygu dünyam ile gerçek hayatım arasındaki o büyük tezattı..Peki benim gibi kimsesizi alan olur muydu? Feqiydim..

Elbet bazıları H esar’a dö­ nüşümden memnun değildi. zaval­ lılığın karanlık perdesini o günlerde araladım. Bu duygular beni dinin yasakçı dünya anlayışından alıp. Dostların ve köylülerin arkam dan. Yoksa kızar. yerine bıyıkları­ nı buran genç bir delikanlının yüzü gelmişti. Pahalı. Ağanın kasrı hâlâ inşaattaydı. okuyup ilim gördüğümden saygılı davranıyorlardı. Tam aksine. öz­ gür ve gerçekçi hayata doğru götürdü. Köylününkine benzeyen yanık. korktuklarından değil. Ancak her şeye rağmen H esar’da çocukluğum. gençli­ ğim vardı. Ağadan gerçekten korkuyordum. Bu bir Allah vergisi. beni gören'ayağa kalkıp saygı gösteriyordu. Çünkü bu davaya beyin ve kalem yetmiyor. Allah herkese verir m i?” dedikleri ku­ lağıma geliyordu. kibar adam. bakımsız yüzüm gitmiş. alimal­ lah başıma bir iş açardı. Ağayı ziyaret etmeliydim.oldu. Büyüdüğümden. Alçalmanın. B İR KEZ DAHA H E S A R ’A G E L D İ M Ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra ata yurdu H esar’a geri dön­ düm. “Allah bağışlasın. Giyimim bile değişmişti. Kimse angaryaya çağır­ madı. iliğine kadar soyulmuştum. Tam bir “efendi” gi­ biyim artık. o ağır görevi başaramayacağımı biliyorum. üst kata başlamışlardı. bir de “kunduram ” Vardı. Anladım ki o küçü­ cük dünyaların ötesinde kocam an özgür bir dünya var. Ancak kendimi adadığım ideallerime ulaşamayacağımı. halime gülmedi. O günlerim beni karanlık bir dehlizden çıkarıp insan sevgisiyle tanıştırdı. Bunlar arasında eski düşman olup dö­ nüşümden memnun olmayanların yanı sıra kıskananlar da vardı. benden. Bu dönüşüm diğerlerine benzemiyordu. Kasrın alt katı yeni bitmiş. Çünkü yapamayacağı şey yoktu. Bu halime herkes saygı gösteriyordu. cebimdeki mendilim köyiüniinkinden farklıydı. Jandarm a dipçiği altında inim inim inlemem­ de cabası. güzel bir elbisem. Ayrılmadan önce H esar’da ağaya angarya koşmuş. Toplumsal düşünceyi de o zaman kutsadım. Şapkam . 1 10 .

Ziyarete gittiğimde. “ Allah Allah. Adet olduğu üzere saygılı bir biçimde. Öyle ya! Kim benden büyük olabilirdi? H iç kimse!. hanım ların. yeğenimle bana biraz kuru üzümle badem göndersin. bir tepside ar­ mut getirdi. Ağa’yla. dediğini de yaptı. ‘bir dahaki H esar’a gelişim değişik olacak ’ dedi. Kadınlarla gayet olgun ve dikkatli konuşuyorum. Elo’nun oğlu artık beni angaryaya çağıra­ mazdı. — Okumuş adam. Ben feqi olduğumdan elini öptürm esi caiz değildi. H erke­ sin hayretler içinde bana bakarak. Köylüler kendi aralarında gizli gizli söyleniyorlardı: — Geçen yıl bu zam anlar angaryaya koşuluyordu.” diyorlardı. Gittim . Ne kadar prensipli insan. Vallahi bu Hesarh del'l>” dediklerini hissediyordum. Badem. Saliha H anım şakayla karışık: . bir tepsi armut var. benim babam . Birinde Sıti bir tas yoğurt getirip önüme koydu. kuru üzüm faslından sonra.. dedi. hatunların arasına oturdum. Köylünün gözünde benden büyüğü yoktu. Birkaç günde bir. okumuş adam ağadan da bü­ yüktür. Mıhemed Selim ’in kızı Sıti. O ise sadece ikisini yedi. oturmam için yer gösterdi. Sıcak bir hoş geldinle karşılayıp gü­ lümsedi: — Babam ın başına yemin ederim ki senden alim bir adam ola­ cağını biliyordum . — Biz pis insanlarız vallahi! Adam geçen geldiğinde yemin et­ ti. arka odaya. diyerek. “Allah bağışlasın. Şimdi eyva­ na oturmuş ağayla badem kırıyor. Açlık ve sefalet günlerim bitmişti. aynı zamanda dayım olan Ağa’nın konağına gidiyordum. Görenler. İsmail Ağa kasrında oturuyordu. Bakmaya kıyamazsın. yere diz çöktüm . köylünün görebileceği biraz yüksekçe bir yere oturup badem kırmaya başladık. kadınların ol­ duğu bölüme çağırdılar. Hizmetçiye dönerek: — Sakine’ye söyle. Ben b'r 'ki kaşık alıp gerisini bıraktım . Kadınlar hay­ retle beni süzüyorlardı. Elini vermedi. Huzuru­ na çıkıp elini öpm ek istedim. O lacak iş mi? H esarlı’nın önüne bir repsi gelsin de o bitirmeden geri göndersin. Allah onu korusun. İki armudu yedikten sonra tepsiyi yana ittim.

Kavgalar. bahçe. Köylüler. sohbet ederdik.— Ee! Artık ye çocuk. Köylüler ka­ dınların yıkandığı çeşmenin suyııyLa bahçelerini. Bu nedenle ona Büyük Cami (Mızgefta Gevvre) adını vermişlerdi. Onlar için bir gurur kaynağıydım. Avludaki taşların üzerinde namaz kılıyorlardı. K ö­ yün erkekleri cam inin avlusunda bir havuz yapmış. Kadınların çeşmesi daha aşağıdaydı. Yukarı cami epeyce büyüktü. Bu cami­ de bazen köy toplantıları da olurdu. susam ve darılarını sularlardı. Aşağı camide namaz kılar. tri taşları dışardaki ağacın etrafına çevirmişlerdi. Kadınlar çamaşırlarını yı­ kadıktan sonra kendileri de bu çeşmede yıkanırlardı. Avludakini ise küçük yassı taşları yan yana dizerek çevirmişlerdi. Sakina ise bir köy­ lünün Ağa’nın tepsisindeki yiyecekleri silip süpürünceye kadar ye­ memesini hâlâ anlayabilmiş değildi. Ama meyve ağaçlarını biçemiyorlardı. Onun kardeş­ leriyle çok yakın arkadaştık. yıkanma ihti­ yaçlarını bu havuzda gideriyorlardı. Caminin içine ise kilim seriliydi. ba­ zen de ağanın kasrında dayak yer. Caminin avlusunda bir büyük dut ağacı vardı. Köylüler bana dinsel konularda soru sorarlar. H esar’da bağ. alınmamam için özel çaba harcıyordu. Saliha Hanım der demesine. Hâlâ düşmanlığı kalbinden atamadın mı? Ne zaman yemeğimizi yiyeceksin? dedi. utancından dudaklarını ısırarak bana ba­ kıyor. sorunlar burada ko­ nuşulur. I 12 . Köydeki akrabalarım benim halimden memnundular. H er iki ağacın çevirmesi de taştandı. Köylüler cuma günleri bu camide na­ maz kılardı. îlie de H asip’le birbirimizi çok sever­ dik. Sıti. eğer çözüm bulunmazsa ağaya havale edilirdi. Bazen de Kuran hocamın ziyaretine gidiyordum. bilmiyorum. Aşağı caminin suyunun aktığı bize ait iki sulu tarlam ız vardıBirini pamuk yapar ötekine de sebze ekerdik. pam uk. yeşillik çoktu. Büyük çeşmenin suyu aşağı caminin avlusundan geçerdi. Keyx\vo’nun ailesi meyve ağaç­ larından ürün toplanm asına izin vermiyordu. ama kızı Sıti de annesinin sözleri­ ne içten içe kızardı. ben de elimden geldiğince açıklardım. Çevresinde feqilerin okuması için hücreler yapılmıştıHalen Mele Yusıf’m yanında kaç öğrenci var. cezalarını çekerlerdi. diğeri de avlu­ nun dışındaydı.

yarım kalan medrese eğitimini benimle beraber sürdürmek niyerindedir. Derik’in yaşam biçimi yüreğimde yer etm iş. Tokad ı. Ben ve birkaç feqi arkadaşım da rol gereği yolunu kesip onu dövecektik. gözlerimden ateş saçıl­ dı. Bu defa yeni birkaç arkadaş var yanımda. 0 . bittim .” de­ yip. “ Onu tokat atarken düşünecektin. Ebdulah ve H esib’de bizimle beraber geldi. Feqilere. Onsuz duramıyorum. büyük bir torba soğanı dükkânın hemen yanına indirdim. X elefe Şuvi’nin yaptığı gibi. Anne­ si H esar’dan H ace’yi ona istemişti. Acıdan ba­ ğırdı ve kaçarak. Ablamın oğlu M ele Eli de Q erkat’a gelmiş. Ben. “Tanım am mı? Sen X elefe Şuvi’sin. 113 . Ama nereye gitsem D erik’i özlüyorum. Şeyda’ya sığındı: — Şeyda. eşeğ in sın . oradan da M ele Eli ile birlikte Basyat’a gittik. Mele Asım yani H am it Ağa atına binip köye gidecekti. Mele Eli. Dördümüz birlikte Mele Z ah ir’in yanında uzunca bir süre okuduk. “Neden? N e oldu ki? Beni tanım ıyor musun?” yanıtı­ nı verince. başladık dövmeye. H esar’a gelmek istemediği için kalktım Q erkat’a gittim. Q erkat’a gittim. D erik’siz yapamıyorum. var gücüyle yüzüme bir tokat çaldı ki. yani M ele Asım ise bunu görünce bana kızdı: — Niye soğanları oraya indirdin? dedi. Oradakiler gülerek. Atını üstümüze sürünce ver Allahım ver. Nedenini tam olarak bil­ miyorum. Şehrin ileri geleni Hamid Ağa. Kuzeyli bir göçmen olan M ele Asım ise Hamide Serti’nin rolünü üstlendi. oyun gereği değil de gerçekm iş gibi vurdu. ruhum­ la Derikli’yim. Sinan: D iy arb ak ır’ ın Bism il ilçesine bağlı b ir nahiyedir. D erik’e tekrar girmeden önce bir müddet Sinan’da* kaldık. X elefe Şuvi oldum. Bu­ rada bir keresinde Xelefe Şuvi ile Hamid Ağanın kavgasını feqilerle birlikte canlandırdık. imdat! Bu Cegerxwîn beni gerçekten dövüyor. benimle görüşmek istiyor. Ama bu durum Mele Eli’nin isteğiyle olmadığı için H esar’a gelmek istemiyordu. dedi. gönlünüzün istediği gibi vurun. Ö l­ düm.ÜÇÜNCÜ K E Z D E R İ K ’T E Y İ M Bir kez daha D erik’e gitmek istiyorum. Artık canım la.” dediler. Ben de. “Haydi.” dedim.

sonu yokluk ve ölümle de sonuçlansa öyle bir ateş yanıyordu ki. diz kapakları delinmişti. Sinan’dan çıkıp A ltınakar’a* (A ltoxer’e) git­ tik. şimdi Altınakar’a gelmişti. Bizden görünmeyen bir bölümde de genç kızlar. Bir keresinde de köyümüze iki mele geldi. hem de kendileri yıkanıyorlardı. çekingenliğimize gülüp öylece üstümüze gel­ meyi sürdürüyorlardı. Eski püskü elbiselerim vardı. O nlar ise. Ama onların Şey­ da’mıza üstün gelmelerini kabullenemiyorduk. İki mele de gayet bilgiliydiler. Daha önce de anlattığım gibi. İçimde. Ancak be­ ni D erik’e götüren başka bir duygu olduğu açıktı. kadınlar gerçekten de çırılçıplak üstümüze doğru geliyorlardı. Tüm işim gücüm okum aktı. Ben ile M ele Eli. Genç kızlar. Orada “Revvdineim” kitabının yazarı Axtepeli * Altoxer (A ltıııakar): D iy arb ak ır’ın Ç ın ar ilçesine bağlı. Ama gerçekten H acı’nın borcunu vermek mi. 114 . Bunlardan biri M ele Şükri’ydi. Bir önceki kez D erik’te oldu­ ğum zaman parasızdım. ancak parasını henüz vermemiştim. Ele güne karşı mahcup olm amak için H acı’nın parasını da vermek istiyo­ rum. Bir defasında Bışari çayında yüzüyorduk. Bu ağız dalaşından sonra biz bu meleleri döverek köyden kovduk. gözünüzü yumun biz geldik. Birden uzaktan seslendiler: — Hey! Feqiler. D E R İK ’E D Ö N M E K İST İY O R U M Bu kez bir öncekinden farklıyım. orasını bilemiyordum. Şimdi param var. Elbisemin dirsekleri. tanım ­ layamam. Şeyda’mızla bir müddet tartıştıktan sonra ağız dalaşma girdiler. ro p rak ları geniş bir ova köyü. yoksa beni Derik’e çeken başka bir şey mi var. Altınakar’da çok eski ve saygı duyulan bir medrese vardı. Biz de gözümüzü sıkı sıkı yumup onlardan kaçmaya başladık. Hacı Şehmus’dan elbise alrmş. kadınlar suya girmiş hem çamaşır yı­ kıyor. Geçen yıl Y ew ançix’de ders aldığım hocam M ele Evdılmecid. Bu nedenle medreseden dışarı çıkamıyordum.Şakayla başlayan bu kavgamız nam yapmıştı.

Eğer biri içki içiyorsa kötüydü ve dinden uzaklaşmış­ tı. 2 9 M art 1 9 1 0 yılında yaşam ını yitirm iştir. ateş gibiydi. Başka yerde eşi benze­ ri bulunmayan binlerce eser Şeyh Evdırehman’ın kitaplığında bu­ lunurdu. bazen o n bin­ leri bulan sayıda K ürt. Büyüğü Şeyh Hesip ise köyü bırakm ış D iyarbakır’da yaşıyordu. Sadece Şeyh’in oğlu Eskeri bir şeyler yapmak için çabalıyordu. Daha önceleri de duymuştum. Şeyh’in ölüm tarihinin 5 Şu bat 1 9 0 5 olduğu yazılıdır. birbirini sevmektir. Ama babasının bıraktı­ ğı saygın geleneği sürdürmekte zorlanıyordu. dinin dışındaki kültür “haram ” ve “günah” idi. Bir müddet Hesip’in yanında kaldık. Orada anladım ki şeyhlik ve din kurumu eskisi gibi değildi. Ama faydalanan yoktu. Ama o ziyaretimizde. Yaşlılar sa­ * Şeyh E vdırekm ane A xtepi : D iy arb ak ır’ın Ç ın ar ilçesine bağlı A ktepe (A xtep) köyünde H icri 1 2 7 0 (1 8 5 0 ) yılında doğan Şeyh Evdirehm ane A xtepi. Bizi kızla­ rın düğün alayının içine sürdü. ıi5 . Ç ok şım arık­ tılar. Rcu'dneim ve Ditvana Ruhi adlı iki K ürtçe eserinin yanı sıra Kitahû Keşfiz’zek m ile Kitab-ûl Ebriz adlı iki A rapça eser de yazm ıştır. yaşamak dediğin barıştır. Hesip’in alim biri olduğunu çok sonra öğrendim. babası Şeyh h a sa n i Nttrani’nin türbesindedir. Bu türküyü çok sonraları derle­ dim. Benim derlemem olan “W eso” stranını o zaman Şeyh H asip’in küçüğü olan Şeyh Beh­ çet’ten öğrenerek ezberlemiştim. Şeyh Evdirehm an. Şeyh’in ve babasın ın m ezarını ziyaret eder. onlara katlanm ak imkansızdı. Küçük kardeşleri Behçet “W eso”yu düğünlerde söylerdi. an cak son b irk aç yıldır yeniden yapılm aya başla­ nan ve her yılın 2 0 M ayısında düzenli o la ra k yapılan törenlerde. Şeyhlik hiyerarşisi yok oluyordu. Ara sıra köye uğruyor­ du. A ncak 12 Eylül’den ön ce yayınlanan Dev­ rimci D em okrat G ençlik dergisinin 5 ve 6 . bağırdı: — Vur davulu. Şeyh Evdirehman’ın kitaplığında çok değerli ve paha biçilmez kitaplar vardı. Düğünlerde kadınların koluna girer. Bu düğünlerin birine bizi de götürdü. Köye gelişlerinden birinde Şeyda’mla birlikte ziyaretine gittik. “ney’’den ve “ mey”den başka bir şey konuş­ madı.Şeyh Evdırehm an’ın* çocukları da vardı. Şeyh Evdirehm an’ın mezarı halen A ktepe köyünde. G i­ derek dağılıyordu. Bir gözü kördü. Şeyh Evdırehman’ın ço ­ cukları. sayılarında yayınlanan b ir m akale­ de. sahipsizdi. D aha önceleri y asak lanan . O zamanki ölçü­ müz buydu. Din eğitimi görüyorduk. Dinden “ uzaklaş”tığı kanısına kapıldık. türküyü onlarla beraber söylerdi. Zevklerine düşkündüler.

Kürdistan’ın şeyhleri. Şahitler. M ahkem e Şemsedin’i D iyarbakır’a çağırarak ifdesini alır. H akim ’in tüm ısrarlarına. Cegerx\vîn’in me­ zarı halen bu ilçede bulunan evinin bahçesindedir. İnsanlar bu saygıdeğer ailenin dedikodusu­ nu yapıyor. onu nikahladığını doğrular. Günahı söyleyenin boynuna. başka bir babadandır.ka­ rısından vazgeçmez. an cak Suriye denetimimle bulunan. “ Öyle deme Şeyh Efendi. ya da seni idam ederiz. Kürt ilçesinin adıdır. dedi ki.” derler Şemsedin’e.” demesine rağmen. mahkeme önünde yemin ederek. Şeyh Efendi. “Eğer bi­ zim babamızdan değilse. Bu sizin aile­ nin raconuna yakışm az. Kardeşi Nuredin de bilgili biriydi. “ Şemsedin üvey anasını nikahına alm ış!” . atalarının yaptıklarını yapa­ maz duruma gelmişlerdi. hakimin sorularını yanıtlarlar: — Annesi bize anlattı. Şemsedin Kamışlı’da. Bu nedenle onun eşini nikahıma almam caizdir. Kısa sürede bir söz yayıldı civara. KAMIŞLI* ŞEYHİ OLAYI Şeyh Şemsedin ile Şeyh Nuredin kardeştiler. Alsın karısını çeksin gitsin. kardeşini devlete şikâyet eder. İki köy birbirine yakındı. “Ben babamın öz oğlu değilim. denilene göre. “Y a bunun'şeriatta yerinin ol­ duğunu ispatlarsın. Nüfusu 150 binin üstündedir. Hakim bunun üzerine: — Peki sen o babadan olmadığını ispatlayabilir misin? Şahitle­ rin var mı? diye sorar. Nuredin’le ailenin dostları toplanarak. iki şahidini H akim ’in huzuruna çağırır. Babamızın mirası ona düşmez. Şemsedin. hem . hem de idamdan kurtulur. Şeyh Şemsedin. Gelişmeler üzerine Nuredin D iyarbakır’a giderek. Nuredin ise Z ek o ’da oturuyordu. O da yanıt olarak. Şemsedin ise. 116 . ondan olmadım. “ Bu dedikodular. “ Çocuklarım ın babası evde yok­ * Kamışlı (Q am işIo): N usaybin ilçesine kom şu olan .” kararına varır. Bunun üzerine H akim . O zaman bizim ai­ leden sayılmaz. hakim karşısında da iddiaları reddetmez.hipsiz kalmıştı. üvey anası olmadan yapamadığını söyleyerek.” der.” diyerek. sana ve ailemize yakışmaz. Şemsedin söylediğin­ de direnir.

Kürdistan şehidi olarak 117 .. anayı insana helal sayandır” Yalan ve iftiraysa. “M üslüm anlık kalmadı. Benim ilk divanımda Şeyh Şemsedin. Demek kaderi öyleymiş. günahı vebali anlatanların boynuna. Ama Mele Y u sıf’ın şiirinin yalan olduğuna da inanmıyorum..tu.. dedi.. sarhoşlar ne ya­ par?” diyorlardı.İ anamızı. Bir şeyh bunu yaparsa. olayları en doğru biçimde anlatm a çabasm dayım . Şemsedin idamdan kurtularak evine döndü. Alna yazılan bozulmaz. Şahitler de.. adamdır.... Ben bu olayı yazarak o zam anki insan ilişkilerini. Şeyhin yaptığı günah değil. müritleri ne yapar? Ağalar. onunla yattım. Şiirin sade­ ce ilk mısraları ezberimde: “Ne Şems e.. bu olayları anlatıyorum.. zulam e. daha iyi bilsin di­ ye... züppeler. Benden sonra­ ki kuşak Kiirtlerin sosyolojisini daha iyi tanısın. Ben bu olayı Şemsedin’den yana veya karşı olduğum için yazmadım. kewi tari ye Ji bû me helal kir kuta d iva. Kimse Çevrenin en etkili şeyhi hakkında iftira üretme cesaretinde buluna­ maz. İki kardeş barışıp anlaştılar.. ama tam isli karadır S.” dediler. Cahil sofiler. Şahitler de yalancıydı.” “Şems değil.. müritler ise olayı kendilerine göre yorumluyor­ lardı: — A llah’ın dediği olur. Evimizde çok yakışıklı bir hizmetçi vardı.. Müritlerini topla­ yıp kardeşine gitti: — Ben kendimi ölümden kurtarm ak için öyle söyledim. Şem­ sedin bu hizmetçiyle yattıktan sonra old u.. Şahitlerin ikrarından sonra H akim karar verdi: — Sana aile mirası düşmez ancak bu kadınla nikah kıyman ca­ izdir. herkes yerinde kaldı.. Bu olayı M ele Yusıfe Kenani bir şiirinde anlatıyor. Aslın­ da yalan söyledim. Allah onun duasını üstü­ müzden eksik etmesin. Kamışlı Şeyhi’nin bu olayı dilden dile dolaştı. Birçok insan. yalan söylediklerini anlattılar.

koyunlar ise “mee m ee” diye bağırırlardı. müridler için kutsal bir yer­ di. Kardeşi Mele Süleyman’ı yanıtladı: — Hay evin ocağın yıkılmasın. Koçlar “buu buu”. Ebedin bu şekilde G ulo’nun kıçından ayrılmazmış. Bu türden Kürtler şeyhin “türbesine” saldırılınca kızıyor ve ya­ nıtını kısa zamanda kahram anca!!) veriyorlardı. Denilene göre bir keresinde Ebedin koç olmuş. Şeyh Said isyanında idam edilenlerden biriydi.. ba­ na da iman veriyor. senin dünya malını çok sevdiğini biliyor.geçer. zaten söylem işti!. Şeyh R ızık” diyorlardı. Şeyh H alid’in müritleri arasında “koçlar” ve “ koyunlar” var­ dı. G ulo’da koyun. sen neden dilencisin? M ele Süleyman kardeşine kızdı: — Şeyh senin imansız olduğunu. Onun için sana zenginlik. Şeyh . o da. Ayrıca kadın müritlerin başlarını şeyhin göğsüne koyarak kucağına oturduğu. Ben de müftünün oğlu Mele Süleyman’dan duydum. bana zenginlik vermeye devam etsin. Bu ne­ denle ona değer verdim. Reşkota Türbesi. aynı sesi çıkarırlardı. O . Bu Kadın müritler böylece göğe ererlermiş. O . . Bu müritler de birbirleri ile seviştiklerinde koçun koyunla çiftleş­ mesini taklit eder. Xalık ve Rızık’tır” diyordu. şeyhin de kulaklarına gizlice bazı sözler fısıldadığı anlatılırdı. Nerden bilebilirdim ki o da çevresindeki yalancılardan biridir. Onun idam edilmesi de demekki dönemin bir ge­ rekliliğiymiş. ZÎLANLI ŞEYH HALÎ D AİLESİ Şeyh Halid’e inananlar ve tanıyanlar ona “Şeyh X alık. Peki şeyhin R ızık’sa. Belekalılar da bir T ü rk alayını oldu­ ğu gibi yok ettiler. im an senin gibi eşeklere lazım . “Eh! Eğer gerçekten öyle bir yetene­ ği varsa. Ayrıca bu müritler ara­ sında “ mum söndü” olarak bilinen oyun da oynanırmış.Sait Isyanı’nda Türkler Quba K aliko’yu (Reşkota Türbe­ si) top ateşine tuttuklarında. Necmedin bunun üzerine. H atta çevresindeki hırsız ve düzenbazlar ona benzemiş. “Şeyh.” diyerek kardeşini yanıtladı.

Arzumuz onların doğru ve ken­ dine yakışır bir yola girmesiydi. ilkel ve çağ dışı kalmış insanımızı değiştirelim istiyorduk. ne de başkası gitti onların yardımına. Kürt insanını çağımıza taşıyalım . teller sesimizi Londra’dan Kiirdistan’a ulaştırıyordu. Onlardan biri durmadan ayakkabı çekeceğini kulaklarına götürüp şeyhine telefon ediyormuş: — Alo alo. Parrik’e. bırakın yıkanayım. Göl çok kirliydi ve dört etrafı kirden yosun bağlamıştı. geniş bir alan içinde kurulu. “Y a kelimeyi şahadet getirirsin. Biz. böylesi şeyhten ne beklenebilirdi? Oysa artık yirminci yüzyıla girm iştik. ülkemize ışık olduk. Bana. Serseri takımı Patrik’e inanmış. “ Bu suda nur vardır. yıkanana nur yağar. Bir defasında T ilfaris’ten dönerken sofiler köyün gölüne gir­ mişlerdi. hepimiz içerdeyiz. M ardin’den asker istemiş.” dediler. demirler göklerde uçuyordu. Dayr-ul Zahferan* (Derazaferan) köyünü basarak. O nlar aydınlansınlar diye kendi­ mizi yakıp ışık ettik. Bir süre sonra askerler gelerek Dayrul Z ahferan’ın etrafını çevirmişler. “ M adem kelimeyi şahadet getirece­ ğim. gel bizi kurtar. Bilmem kaç yıl da cezaevinde yattılar. ŞEYH EHMEDfi X1ZNA Bir gün Şeyh Ehmede X ızn a’nın müritlerinden olan serseriler. tanınm ış b ir Süryani kilisesidir. Şeyh’in ölümünden sonra “Şeyh Ehmed ölm em iş. geceleri karısıDayr-ııl Z ahferan (D era Z aferan ): M ard in ilinin 8 km doğusunda.Böylesi insanlardan. Abdestsiz kelimeyi şahadet olur m u?” demiş. ya da ölür­ sün!” demişler. Patrik telefonun olduğu odaya giderek. Patrik alim bir adammış. başkaları aya gitmek istiyordu. Çünkü $eyh Ehmed onlara öyle demişti. Ne Şeyh. Şeyh Ehmed. Patrik’i tehdit etmişler. 119 .” diye ortada dolaşan bir kısım mürit vardı. O nlara göre Şeyh. elektrik denen nesne dünyayı ışıl ışıl ışıtmıştı. Patrik’i tehdit eden serse­ rilerin tümü yakalanarak M ardin cezaevine konulmuş.

Gözleri kapalı bu in­ sanlar böylece Şeyh’in ne yaptığını göremiyorlardı. Şeyh’in yardım­ cıları. Ben dediklerini yapmadım. “ Çoktan beridir böyle bir yazmam olsun is­ tedim. H anım . M uskalardan biri Ebdulah Meıvazıni’nin bir yazısı. “ Kendini yıka. Ama bir türlü elime geçmedi. O zaman keramet sahibi olur. H anım ’dan çok değer­ li bir yazmasını ödünç almıştı. annesiyle birlikte emanet verdiği yazmayı geri alm ak için Şeyh’in evine geldi. bu cehalet. hatim indirirsin. “ Yalan söylüyorlar. Şeyh’in nuru bir şimşek gibi içine aksın. ŞEYH İBRAHİM HEQİ Şeyh Huseyııe Basret’in ailesi.” dediler. Şeyh’in kerametlerinin yalan olduğunu daha o zaman anladım.” diyorlardı. H anım ’a. Bunun üzerine H a­ nım da yazmayı alarak “Y ad e”nin başına koymuş. Kalbinde de bir yer aç ki. şecerelerinin Seyid Elwane Hemevviier’e dayandığını söylerlerdi. Bir defasında da iki kadına muska yazmıştı. bu seans­ lardan birinde denileni yapıyormuş gibi davranarak gözlerimi er­ ken açtım . gelişmiş ve ekonom ik özgürlüğünü kazanmış bir top­ lum gereklidir. diğeri ise bir gazete kupürüydü. Herhangi bir kerametimin olmaması da belki bundandır! Oysa bana yaptırmak istediklerini yapanlar çoktu.nın yatağına gelip yatmaya devam ediyormuş. Nefesi karanfil kokuyordu. Şeyh Ehmedvin eşi. Elbet tarihin bu yanıtı verebil­ mesi için de. Şeyh Ehmed böyle şeyleri sevmezdi. Bu körlük değil de nedir? Bu körlük. Ama aklı başında olanlar bu söylemlere inanm ıyorlar. Şeyh ağzına bir şeyler koyup çiğniyordu. Botan’dan Aşitaıı’a kadar sayı­ lan bir aileydi. Herkes umutla gö­ zünü kapatarak Şeyh’ten keramet diliyordu.” demiş. Bir keresinde ise Şeyh Ehmed’in karısı. başına da bir bez kapat. Benim yanı­ ma geldiği zaman yüzüme üfürdü. Kendileri. Daha Şeyh hayattayken bir defa evine gittim. Ben. Şeyh İbrahim oğlu­ . Oysa kökenlerinin Kiirt olan Zebari aşi­ retinden geldiği yaygın bir kanıydı. Yurtsever düşünceler Kürt halkının arasında yaygınlaştığı bir dönemde. bu ilkellik ne zaman milletimizin yakasını bırakıp gidecek? Bu soruya en doğru yanıtı tarih verebilir kanısındayım.

Şeyh İbrahim böylece Kürt olmadığını. Bize Çeınşeref öyküsünü anlattı: İZ İ . Bu ocak en sonunda onu da imana getirdi. M e­ le Eli’yi de Şeyh Ehm ed’e gönderdiler. toplandı. Adını duymadınız mı? dedi. bunun partiye faydası olm az.” Sözünü tam am lam adan araya girdim: — Allah ede de en arkadaki ben olm ayayım . bu gece rüyamda babam ı gördüm. o okuduğun K uran’a yemin ederim ki. Bir müddet sonra D o k to r Nafiz Beyi göndererek beni geri ça­ ğırdılar. Bu bir Arap ismiydi. ayak takım ı olan Kiirtlerden(!) değildi. Amacımız üzerimizde yo­ ğunlaşan olumsuz propagandayı gidermekti. Bakın. Bir çağrıma herkes geldi. tabi duyduk.” Güldü: — Ulan sözümü kestin gene. Şeyh İbrahim ’in evine gidince. Yanındakiler: — T a b ii. Şeyh İbrahim ’in evindeyken bana bir rüyasını anlatmıştı: — M ele Şeyhmus. Şeyh İbrahim devamla: — işte Cegerxwîn burada. beraber M ahşer’e gidelim. Bir ara İbrahim Bekri ile birlikte Suriye Parlamentosu’na mil­ letvekili adayı olm uştuk. O . Çaresiz. Biz ise onları partiye kazanıp yurtsever saf­ lara katmayı düşünüyorduk. Şeyh İbrahim sözünün so­ nunu getiremedi. neden olmasın? Bir defasında arkadaşlarım ız beni Şeyh Ibrahim e H eqi’ye. O nlar adımızı “gavur” a çıkarm ışlardı. ‘H eqi’m. Bana. beni hemen yanındakilere tanıttı: — Bu adamı tanıyor musunuz? Bu adam o “gavur” denen ki­ şidir.’ dedi. hiçbir şey yapamadan geri döndüm. seyid kökenliydi ve Arap eşrafmdandı! Öyle ya. “Şeyh kendinden başka bir şey görm üyor. Arap olduğunu aşikâr ediyordu. Şeyh köylüleri camiye toplamış sohbet ediyordu. dedi. bir seslen de mü­ ritlerin toplanıp gelsinler. o bile geldi Şeyh Huseyn’in kapısına sığındı. diyerek başlarını salladılar.nun adını Elvvan koydu. Adı da Cegerxw în’dir. Onun için Cizre halkının arasında pro­ paganda gezileri düzenliyorduk. Bu arada İbrahim Heqi’nin kö­ yüne de uğradık. Yani o.” dedim. Bunun üzerine arkadaşlara haber göndererek.

Şimdi de yapm ayacağım . keramet var­ dır. Ben ise. suyun üstünde bir akrep görmüşler.’ demiş. Sofi köylüye dönerek. Derede abdest alırlarken. bize hangi şartlar­ da oy verebileceğini söylüyordu: — Kardeşime aldırma. Birlikte köye gidip adamın yorganını kaldırmışlar ki. gazetelere komünist olmadığını yaz. Eğer yanımda namaz kılarsan.’ demiş. Şeyh İbra­ him hikâyeyi. En sonunda. Böyle bir günde bizim sofiler Çemşeref’e gitmişler. tarlalarım ızın. Bir müddet sonra tekrar derenin kenarına gelip yine kurbağanın sırtında kar­ şıya geçmiş. ‘Şimdi benimle gelin. ‘Demek Hikmet-i ilahi bu im iş. Derenin öte yanından bu yanına bir kurbağanın sırtında geçiyormuş. bakın bir akrep. oyumu sana veririm.” dedim. Hikmet-i İlahiyi görün. İzedin. öldürmeyin. “Madem öyle. Bize cin hikâyeleri anlatm aya başladı: . Arif Bey ve birkaç ar­ kadaş birlikte Şeyh İbrahim H eqi’iyle bayramlaşmaya gittik. yetiştirdiği sofiler mi bu memleketi aydınlatacak? Bir keresinde Şeyh Ehmed’in evinde. 'G elin. Ama gazetelere yazı yazar. ‘Durun. D oktor Nafiz Bey. bin namaz kılsan da sana oy vermem. Akrep.’ Sofi onlara seslen­ miş. Bu şekilde size oyumuzu vermeyiz. Allah-ü Teala akrebi göndermiş.’ Akrep ora­ dan köye geçerek uyuyan bir adamın yatağına girmiş. Bu uyduruk hikâyeyi eski bir kitapta okumuştum. Köylü­ ler sofiye seslenmiş. Peki bupun vereceği bilgiler. Komü­ nizm sadece din düşmanı değil.— Okuduğun K uran’a yemin ederim Cegerxwîn. Sofi köylüye bu kerameti gösterdikten sonra. onda bir hikmet-i ilahi var. mal-miilkümüzün de düşmanıdır. Komünist olmadığıma ne kadar yemin ettiysem de Izedin’i inandıramadım. kurbağanın sırtında derenin bu yanına geçmiş.” dedi. “Vallahi bunu cezaevlerinde de da­ yattılar ama yapmadım. kendi sofilerinin başına gelmiş gibi anlatıyordu. Bir defasında da ben. Kalkıp gittiğimizde İbrahim Bekri hâlâ kızıyordu: Bir de adı şeyh olacak. ne gör­ sünler? Adamın yatağında kara bir yılan yok muymuş? Meğer yı­ lan tam adamı sokacakken. Utanmadan yalan atıyor. ‘Ben komünistim ’ deme­ ye devam edersen.

Şeyh. Ancak bir daha Giresiwer’i taşlamayın. her gece cinler köyü taşlıyormuş. cinlerin varlığı doğrudur. O nlara emrettim: Tövbenizi kabul ederim. cinler vardır. Şeyh tbrahim. Kalktığımızda A rif Bey küfür etti: — Bizi yönetenlere bu kadar büyük yalanlar yakışır mı? Bizim gibi insanlara da böyle kaba yalan atılır mı yahu? Bizim inanmıyacağımızı bile bile hem de. daha çok sömürmek. Şeyh devam etti: — Geçen gece odamın kapısını kapatm ış. içerde “ Delail-il X eyrat” okuyordum. Ben de cevap verdim: Siz kimsiniz. G it elini öp.— M ele Şeyhmus. Onlardan biri beni yanındakine işaret ederek. Sonra ba­ na dönerek: — Yahu neden yalanlarını yüzüne vurmazsın? dedi. Şeyh’imize tövbe etmeye geldik. Gıresivverliler geceleri cinlerden uyuyamıyor. Bizi de cahil köylüden sanıyor.” derler. ‘Yemin pazarlığın özüdür. onları kandırmaya çalışıyordu. buraya neden geldiniz? ‘Biz Gıresiw er’in cinleriyiz.’ dedi. Bu gibi hikâyelerle köylüyü daha çok egemenliğine alm ak. 113 . beyinlerini daha çok yıkayarak. tövbe e t. Ne emrin varsa söyle. okuduğun K uran’a yemin ederim. Kürtler. Bize ne istersen em ret. N e diyebilirdim? — Pek tabii Şeyhim.’ dedi. Bu kadar yemini bu yüzdendi. dedim. sana tövbeye geldik. hikâyesini tamamladıktan sonra gözlerime baktı: — İnanmıyorsun değil mi? Vallahi ve billahi gözlerimle gör­ düm ve anlattığım doğrudur. Birden aklım a geldi ki. Sözümü dinlediler. Adam geldi önümde diz çöküp boyun eğdi: ‘Kurban olduğum. inanmayaca­ ğımızı bildiği halde epey yeminler etti. onları kolaylıkla yö­ netmek istiyordu. Bu ka­ dar cahillik olur mu? Arif Bey açtı ağzını. Hikâyenin yalan olduğunu bile bile insanlara yutturmaya. Biz de dinledik. Bir daha da Giresivver’i taşlamadılar. Usulca kapı açıldı. birkaç adam içeri süzül­ dü. yumdu göziinii. ‘İşte bu Şeyh İb­ rahim Heqi Efendi’dir.’ dediler.

“Biz ne söylesek boş. ŞEYH H A MID Şeyh Ham id’in ailesine. İnsanlar onlara kul köle idi ve varını yoğunu gönüllü olarak onlara veriyorlardı. Birkaç okulun temelini de ben atmıştım. Şeyh’in söyledikleri doğruydu. Biliyor­ lardı ki böyle giderse Zaloğlu Rüstem ’in gürzü başlarına çalına­ cak. Biz oldukça bize inanan eşek Kiirder de olacak. Sizin çocuklarınız yine bizimkilerin eline su dökecek. Bizim çocuklarım ız okuyacak. Sofileri baskın­ dan sonra bağırıyordu: — Gelin gelin bakın. Onlara göre Tilşeir Filistin’di. Köylü çocukları okumak için can atıyorlardı. Okulu M ele Nami kendi elleriyle sıvamıştı. Orada büyük bir okul oluşturmuştuk. Biz zengin insanlarız. Şeyh’e göre Tilşeir gavur olmuştu. Ç ocukları köy­ lülerin çocuklarından daha tahsilli idiler. Bizden sonra da düzenimiz devam edecek. M ardin’in büyük bölümü dinsel olarak Şeyh Hamid’in ailesi­ ıı4 . Sizin yeriniz buralar­ da kalmadı. artık Kürdistan uyandı. Kız-erkek. Kızlarla erkekler aynı sınıftaydı. Birlikte aydın insanlar yetiştirmek istiyorduk. Yoksul köylünün ne halde olduğu Şeyh’in umrunda değildi. Ç ok defa defter kalem alıp çocuklara dağıtıyorduk. Bir defa kardeşi Şeyh Mıhemed Şefik’e söyledim: — Şeyh.Ben. Çünkü okulda seviyeli eğirim yapılıyordu. Şahe M ardine (M ardin’in Şahı) derler­ di. Bir gün İbrahim H eqi’nin adamları Tilşeir’i bastılar. Çocuklarımızın geleceği sizin çocuklardan daha parlak. Şeyh’e göre ise bürün bunlar gavurluktu. Üstelik Tilşeir’de M ele Nami vardı ve benim iyi bir arkadaşımdı. Bana cevap verdi: — O kadar sevinme Cegerxwîn. Ne yapabiliriz k i?” dedim. sizinkiler mürit kalmaya devam edecek. Onun içindir ki bize “gavur” diyorlardı. dedim. Filistin’i aldık. onların ve çocuklarının “yenT’leri azalacaktı. Bizim ço ­ cuklarımız şeyh. sizinkiler okuyam ayacak. tüm köylü çocuklarını okutuyorduk.

Beşir. Beşir zaman içinde bütün malını sattı. Eynkal. Buğday tenli. H atta bazen bu tartışmalar küfür­ leşmeye kadar giderdi. A ncak nedendir bilmem. A rabız” derdi. Beşir’i dc sürgüne gönderdiler. Hanife. Beşir bil­ gili ve girişken biriydi. aramızdaki diyalogun sürmesini isterdi. An­ cak Şeyh onunla pek geçinemez. Ama bu kumaların hiçbiri Beşir’e yar olmadı. “ Biz Kürt değil. sürgünlüğü bitip D ar’a. oradan da Amud’a geldiğinde sakalsızdı. Bu yüzden Şeyh H am it’le aramız­ da çok sert tartışm alar olurdu. göbekli biriydi. Ehmedi. se­ yit soyundamz. çocuklarına da iyice bir miras bırak­ mıştı. berinden zor kalkabiliyordu. Medreselerde okuyup mele olduktan sonra da kendini şeyh ilan etm iş. uşağının karısı H anife’nin peşine takılır dururdu. Bu köyde değirmeni. Kürtleri hiç sevmezdi. Paralarını cahil cühela­ ya. Beşir. M illet görmesin diye ağzına mendil kapamıştı. aynı zamanda amcasının kızı olan Peyruzxan ise güzel ve alımlı bir kadındı. ayrıca. sulak tarlaları. melelere. Şeyh H am id’in oğlu Şeyh Beşir. Ba­ bası köylüden epey çalm ış. Kardeşinin aksine şişman. Bu tartışm alara rağmen Şeyh bana kızmaz. Beşir. onun bir T ü rk ’le evlenmesine razı olmuştu. ince uzun biriydi. da­ ha Kafiye’yle evliyken onun üstüne kuma olarak birkaç kadın ge­ tirmişti. Yörede Şeyh Hamid olarak tanınan M ele Hamid. daha önce­ leri Siirt’te eşek palanı yapıyormuş. T ın a t. daha önceleri Dar köyünde otururdu. M ardin’in şahı olması ise şeyhlik döneminin ürünüdür. 1925 Şeyh Sait ayaklan­ masından sonra da birçok Kürt zengini ve politikacısı Anadolu’ya sürülünce. Doğrusu sakal Beşir’e çok ya­ kışıyordu. şirin bir kadındı.ne bağlıydı. arazisi vardı. Şeyh Beşir Amud’a taşınmadan önce onunla birkaç kez karşı­ . H eybetillah’ın eşi. bu sürgün döne­ minde sakalını kesmiş. M ardin. Şeyh H am it. fcqilere. kısa boylu. Bir müddet sonra sakalını tekrar uzattı. dervişlere yedirdi. Çaçanlı M ukri Beyin kızından (ay­ nı zamanda Şeyh M asum ’un da annesidir) olan karısı Kafiye’yi de boşayarak. Beşir’in Heybetilah adında bir kardeşi daha vardı. D ara. Kürtlere büyük garezi vardı. Sulan ile N u­ saybin’in doğu kesimi bu ailenin elindeydi. Kardeşi Heybetilah ise pek şirin sayılmazdı.

laştım. Bütün gece ve gün boyunca yürüyüp X a n ık ’a ‘ . * * Xıdur: X a n ık ’a bağlı. 2 0 . N ahiye günüm üzde. Konuyu burada kesip. yoksa şeyhle­ re hizmet için değil. Neden dayak yiyelim ki? Şunu da belirtmekte yarar var. Tipi vardı. Doğrusu biz­ de kalm ak istiyorduk. Eğlenceye katı­ lan güzel hanım lar bizi gözaltından süzüp duruyorlardı. her şeye rağmen beni takdir ederdi. Köyün melesinin evine konuk olduk. Bir defasında beni hanımlarına çalgı çalmam için çağırdı. Okumak onları pek ilgilendirmiyor­ du. X am ka Je r (Aşağı K onak) ve X am ka Jo r (Y ukarı K onak) olarak ikiye ayrılm ıştır.. oradan da K ıd u r*4 köyüne ulaş­ tık. Amud’a gelişlerinden birinde ona tütün sarıp kutusuna koydum. Üs­ tüne dayak da diyebilirdik. umut diledi. geçm işte tanınm ış medreseleri olan köyün adıdır. Ben ise. “Eğer yanıma gelirsen sana dolgun bir ücret veri­ rim . Derik’e dönüşüm olayına yeniden gele­ lim. Yolculuğumuz esnasında kimsele­ re görünmek istemiyorduk. Bu nedenle geceyi seçmiştik. ba­ na dönerek.” demişti. günlük güneşlikti. Mele bizi çok iyi karşı­ ladı. Ertesi gün hava açm ıştı. A ltınakar’daki rahatı başka yerde bulama­ yabilirdik. Ancak burada okum ak'm ümkün değildi. Biz ise onlar gibi olm ak istemiyorduk. Biz yola çıkmadan herkes yönünü güneşe dönerek Allah’ın bereket ve hikmetine dua etti. Geceye doğru A ltınakar’dan yola çıktık. km ’dedir. Kışın ortasıydı. Beşir. * X am k (K onak): X a n ık nahiyesi M ardin iline bağlıdır..” diyerek teklifini reddettim. . Akşam M ele’nin evinde uyuduk. O dönem yol kesmeler yaygındı. Sekiz-on feqi ile konağına gidip birlikte eğlendik. yukarıdan aşağıya yetim analarının ağıtları gibi. Öğrencilerin birçoğu şımarık ve züppe idi. Şeyh Beşir. “Okumaya geldim Şeyh’im. su­ lar. Her yanı kar kaplamıştı. A ltınakarlılar bizden çok mem­ nundular. Israrla yanlarında kalmamızı istiyorlardı. Karlar erimiş. Ç ın ar ile M ardin arasın­ daki anacadde üzerinde. adeta elm as­ mışçasına parıldayarak süzülmeye başlamıştı. Dönüş yolunda karda koşar gibi yürüyorduk. Üst başımızı yıkamamız için sıcak su hazırladı.

Hesen. Qadi Sadun’a bir iki söz dizdim. Eğer llyas Efendi’yi bulamazsak. llyas Efendi. Yine de söyleyeyim. dedi. Hesen. Köylü. Qadi Sadun üstüne yakılmış bir ağıt söylemesi için Hesene Bezike’yi çağırdılar. Akşam Ağa’nın odasında toplanınca.Dağların doruğu adeta bulutlara dokunuyor. Z er­ düşt’ün torunları. O gece kalmamız için bizi köylülerden birinin evine gönderdi. üç başlı dev gibi ağzını açm ıştı. o Şevvaşi ki M e­ le Ebdulah’ın nefis “stran ”larını söylediği yerdi. Bir o kadar da dokunak­ lıydı. Eşi Seyre bana çok değer veriyordu. Ama iyi mi ettim . O Şewaşi ki Qadi Sadun orada can vermişti. Ağa’ya dönerek: — Artık söylememeye yemin etmiştim. Sa­ dece birkaç bacadan kara dumanlar yükseliyordu. “Q adi Sadun Ağıtı” . Köyler ise uzaktan nisbeten soğuk bir g ö ­ rüntü veriyordu. eşkiyalar bizi soyar soğana çevirirdi. vatanımızın yü­ celiğini tüm dosta düşmana gösteriyordu. Ertesi gün Hacı Osmane Reşo’nun oğlu tlyas Efendi’nin Şewaşi’de olduğunu duydum. Biraz aradıktan sonra llyas Efendi’yi X a ro k köyünde bulduk. kötü mü et­ tim? Bilmiyorum. bize. Öyle ya! Onların en büyük düşmanı soğuktu. Bazen de îlyas Efendi’nin rençberi X orin. Hesen pek istekli değil­ di. sahi­ bi olduğu bu Kürt topraklarını cehennem soğuğundan korumak istiyordu. Sadun’un yiğitız 7 . Davarlar. hep onun ateşiyle yurtlarını savunmuşlardı. Bir önceki yıl geçimime o yardımcı ol­ muştu. Yanında olduğumuz dönemde bize çok iyi bakıyorlardı. yanık sesiyle “ Hesene M usa”yı söylerdi. ona methiyeler diziyor. Hesen’in hem sesi hem de sözü geçekten güzeldi. Köylüden hatır istedikten sonra arkadaşım la yola çıktık. Bizi görünce çok sevindi. sığırlar henüz köyden çıkm amıştı. Onunla çok iyi dosttuk. gök­ yüzünün sonsuz boşluğunda bir anda kayboluyordu. Mazıdağı’nı aşamazdık. Ne kadar yürüdük hatırlamıyorum. biraz nazlandı. dost akrabayı ziyarete gelmiş­ ti. Derin vadiler. llyas Efendi: — Yahu Q adi Sadun üstüne söylemeye. Bir müddet sonra Şevraşi’ye var­ dık. O nlarda. elini kulağına götürüp söylemeye başladı. bir o kadar da güzel karşıladı. onu anmaya değmez mi? dedi. Yol haramileri. Derik’e gitmemiz zorlaşırdı.

“ Y o Ağa. Koskoca İlyas Efendi ile konuşmak ne haddimize. Eeqileri soymak olur m u?” — Feqi-meqi anlamam. Peşimizden gelen silahlı adam ­ ları görünce kendilerini telaşla bir kayanın arkasına atıp silahları­ nı yola doğrulttular.. 12. ortaya çıkın. ya malınızı.” diyerek Ağa’yı yanıtladılar. Kimse size dokun­ m ayacak. Çeteler ise.. Hacı Osmane R eşo’nun oğlusun. Derik’e doğru gi­ diyorduk. Elini öptüler. Ya canınızı. Bu konu benim “ Hozan u Torevanen Kurd” kitabımda daha detaylı yazılmıştır. Sana sığınıyoruz. tüfeklerini almalarını emrederek. Size yemin.. Heso Tarini grubun içinden çıkarak. Ansızın iki silahlı adamla burun buruna geldik: — Kıpırdamayın! Kaçarsanız vururuz! — Biz feqiyiz. İki harami ortaya çıkıp Ağa’nın yanına geldiler.8 . “Senin gibi yiğit­ ler vurulmaz. Mele Eli ile rahat konuşabilmek için. X erabreş’te Hemo Reşik ile iki adamı Ağa’nın huzuruna silahlı olarak çıktıktan son­ ra. Bu köyün adı sanırım Xerabreş idi. “ Gelin. Tam bir yürek yangını idi. Sana kim ne yapabilir? Heso Tarini bize söz versin. Onların bir şey yapamayacağını biliyorduk. Ağa sordu: — Hangi köydensiniz? Heso Tarini onların yerine cevap verdi: — O nlar bizim civardandır. “ Gelin gelin. dediler. — Y ok yok. silahlarını Ağa’ııın önüne koydular: — Ağa’m. Bizimle işiniz yok.” diyordu. O gece X aro k köyünde kaldık. öldürür müsün se­ nin vicdanına kalm ış. dağlılardandırlar. çekin yolunuza gidin. İlyas Ağa ısrarla. İlyas Ağa bağırdı: — Ulan kimsiniz? Neyin nesisiniz? Hele bir buraya gelin. Sen.. Bizi bağışlar mısın. Çünkü arkam ız­ dan bir sürü silahlı adam geliyordu.” deyip Hemo’yu alnından öptü. gelmeyiz. biz senin dengin değiliz. İlyas Efendi. dediler.ligini anlatıyordu. grubun biraz önün­ de yürüyorduk. Ertesi gün Ağa’yla başka bir kö­ ye gittik.” dedi. Kim­ se size dokunm ayacak. Bir müddet H am o’yla oturduktan sonra yemek yiyip beraber yola çıktık. biz sana karşı değiliz.

“ Haydi feqi. yolları kar kaplamıştı. dedi. Bu güzel bahar gününde olağanüstü iyimserdim. Diyarbakırh biri de atm a binmiş. Bıraksam alev alev yanacak gibi. Bahar bir kez daha gelmişti. Herkes bir kez daha cenneti yaşıyordu. Bizi tanıyan şeyh. Nedendir bilmiyorum. doğrusu çok m eraklanm ıştık. în aşağı biraz yürü de. Soğuktan nefes bile alıp veremiyorduk. acaba? Yoksa buradan birilerini mi kaçıracak. D erik’e yaklaştıkça yüreğimin coşkusu olağanüstü artıyor. îlyas Efendi bana dönerek. Bıyıklarımızdan sular süzülüyordu. Yine D erik’teydim. bu nedenle tlyas Efendi’den yardım istiyordu. Hemen ata atladım. Hürmüz. Yağm ur yağıyordu. Hava alabildiğine so­ ğuktu. bizi görmek için ne­ den bu kadar acele ediyordu? 1Z9 . Bir kısmı Ağa’yla D erik’e doğru yola koyulurken.— Bizim feqileri mi soyacaktınız? Hay dinine yandığım. “ Vallahi yetişmesen feqilerde don külot bile bırak­ m azdık. Büyük H oca. mele ve feqilerin şüphe­ leri gözlerinden okunuyordu: — Bu soğuk kış gününde bunların Derik’te işi ne? Bu soğukta ne­ den yerlerini bırakıp gelsinler? Cegerxwîn Derik’e niye geldi. dediklerini hissediyordum.” dedi. Heso Tarini ile diğerleri ise yukarı yoldan gittiler. dedi. Derik’e yakla­ şınca Ağa atı durdurdu: — Yahu yetmez mi? Bırak da adam bari şehir içinde atma bin­ sin. Yorgunluktan ölüyordum. hemen kendisini görmemizi istiyordu. Hepimiz ıslan­ mıştık. D iyarbakırlı’ya dönerek: — At sırtında üşürsün. Bunları düşünürken. Belli ki Heso T arin i’nin jandarm ayla sorunu vardı. Diyarbakırh soğuktan sarsıla sarsıla titriyor­ du. ata binme sırası sen­ de. Şehr>n müftüsü M ele İskender. bir kez daha cihana pa­ dişah olmuştu. Hepimiz onların bu açık sözlülüğüne katıla ka­ tıla güldük. feqi de soyulur mu? Haram iler. H er şey bana güllük-giiÜstanlıktı. ısın. Şansın varm ış. Hatırladığım kadarıyla sürüsü çalınmış. bizimle De­ rik’e doğru geliyordu. D erik’e doğru yola koyulduk. D erik’in yakınında ikiye bölündük. elime bir not tutuşturdular. Ağa.” dediler.

Deyim yerindeyse. Oysa yalnız okulda değil. Duydu­ ğuma göre talanın kızını kaçıracakmışsınız. Çaresiz. İkircikli de olsa M ele’nin yanına giderek karşısına oturduk. yıllardır Deriklilerle aram bozuktur. Şimdiden tezi yok çıkın gidin buradan. ona. Mele de şikâyete kanm ıştı. bir şeyler anlamaya ça ­ lışıyorduk. Söylenenlerin hiçbir doğruluk payı yoktu. tüm şehir­ de bilgimiz takdir ediliyordu. Ne günah işledik? İskender H oca. Deriklilere karşı bir kez daha mahcup olm ak istemiyorum. Ellerine geçen her fırsatı kullanı­ yorlardı. Aynı şeyi sizin de yapacağınızı duydum. M ele İskender M ıhelm i’ydi. O lmaz öyle şey. İskender H oca’ya Arapça bir not göndererek. Anıud’a gitmeye karar verdik. Neden sonra. M e­ le Yunıs kız kaçırdığından bu yana Deriklilere karşı mahcubum. bizi çağırmasının gerekçesini anlattı: — Biliyor musunuz. M üftü M ele Ehmede Hacı T a h ir’den başka kendini geliştirmiş. halkın beğenisini ka­ zanmış bir mele yoktu. Onu ikııaetm ek zordu.” sözlerinden sonra ise Mele İskender’in imzasıyla bitiyordu. Ağzını. bizimle ilgili. devamla: — H a?! Ne demek istediğimi anlamadınız. “İki saygıdeğer mele” sözleriyle başlı­ yor.” diyor.Mele İskender’in notu. 130 . işiniz var. Mele İskender’in bu konularda hassas olduğunu. “Cezakelahû xeyren kesiren. çıkın gidin D erik’ten. “ hemen gizlice yanıma gelin. N e diyeceğimizi şaşırdık. O yüzden bu gibi yalanları yayarak bizi Derik’ten sürmek istiyorlardı. Çünkü D erik’te. D erik­ lilerle arasını bozacak şeyleri sevmediğini biliyorlardı. Anlaşıldı ki şehirde bizi istemeyenler vardı. Düşüncelerimizin D erik’te yayılmasından rahatsızdılar. tüm hareketlerini dikkatle izliyor. Bu durumda varlığımız bazı meleleri gölgeleyecekti. diye kızdı. Biz gittikten sonra M e­ le îbrahim e Şebi veya halk arasındaki adıyla M ele Fırdo. Donduk kaldık. Besbelli bazı melelerbizim orada kalmamızı istemiyorlardı. biz D erik’te olduğumuz süre­ ce onlara ekmek yoktu. Biz telaşla M ele’yi kararından caydırmaya çalışıyorduk: — Bu ne demek Şeyda? Bu da nereden çıktı? Allah hayır yaz­ sın.

diğeri ise Mıhelmi ağa­ larından birinin oğluydu.M ele İskender bu notla gerçeği anlıyor. Ancak bizi geri çevir­ mek mümkün değilmiş. oğlunun melesi olduğum için beni de konuk etmek istiyordu. D aha önce Derik’ten kovuldu­ ğum için. daha önce hakkında söyle­ nenler de yalanmış. Karacadağ bölgesinde çadı­ rını kurm uş.. istersen yanımda kalıp eğitimini sürdürebilirsin. Beni çekemeyen diğer meleler ise karşımda daha güçsüzdüler.. M eleye Bezo ise M ele Eli olarak tanınıyordu. Melaye Emine Mele Ehm et’ti. M ele İskender’in sözleri ile oldukça gururlandırdım. bu kez gönülden ve güler bir yüzle beni karşıladı: — Allah seni korusun. kimi zaman ise tabana kuvvet ka­ çarak bir köye ulaştık. Bazıları utançlarından. Bu durumumdan Şeyda da çok mem­ nundu. M elaye Bezo gibi başkaları da vardı. Yöremizde karısının adıyla anılan Melaye Emine. M ele Fırdo Hıristiyan bir babadandı. Kimi zaman gizlenerek. Bir keresinde oğlu bana. M ele İs­ kender bu bilgiyi aldığında D erik’ten epey uzaklaşmışız. Karısının adı Fırdo idi ve onun adıyla anılırdı. Diğer öğrencilerden da­ ha bilgili ve daha aydındım. Daha sonra Amud’a ulaştık. Onların melesi bendim. Amud’a ulaşıncaya kadar yolumuz birkaç kez kesildi. Diğer melelere ise okutm aları için feqi kalmamıştı. ol­ gunlaşmışsın da. bazıları ise mahçubiyetlerinden yüzüme bile bakam ıyorlardı. Ö te yandan Şeyda’nın beni onurlandırması ile daha da güçlenmiştim. iftira olduğunu geç anladım am a. Amud’da uzun bir zaman kaldık. ‘Bu bahar Şeyda’nla . Artık M ele İskender’in öğrencisiydim. D erik’e varınca M ele İskender. Şeyda okutm am için bana birkaç feqi vermişti. Şehirden çıktık. D Ö R D Ü N C Ü DEFA D E R İ K ' T E Y İ M D erik’e bir kez daha gitmeye karar verdiğimde. “ Babam . orada kalabi­ leceğimi hiç tahmin etmiyordum. Feqilerimden biri Çuço Ağa’nm oğlu. oldu bir kez. inanıyorum ki artık iyi bir ‘mele’sin. Çuço Ağa. Daha sonra duyduğumuza göre. beni barındırm ayacaklarını düşünüyordum. Allah da bilir ya.

Nereden gelirsiniz. Askerlerle çatışmış. ay­ nı boydu.’ dedi. ama ben anlam akta zorlanıyor­ dum.” Şeyh’in dediğinden de anlaşılıyor ki Karacadağ’ın peyniri de pirinci kadar meşhurdur. Şeyda’n da birkaç gün misafirimiz olur.” diyerek.birlikte gel. O yüzden bana bir şeyler anlatıyor. tereyağı ve yoğurt kaymağı ile kahvaltı yaptık. Her ikimiz de mele külahlarının yanı sıra “şal-şapik” bağ­ lamıştık. benîm d îr. Ağanın oğlu ve Feqi Mıhemed ile beraber Karacadağ’a gittik. Duruşlarından. Bu gezide anladım ki. Usulünce bir merhaba ile yanlarına gittim: — Hoş geldiniz Beyler. D ört bir yanı sulaktı. Daha bir-. İnsanlar heyecanla koşuşurken atlılar indiler. buralarda ge­ zersiniz. Üstümdeki giysiler sırmalı idi. Karacadağ yaylası gerçekten güzeldi. Atlılara kalın döşekler serip onları oturttular.. bu nedenle kaçarak Karacadağ’a sığınmışlardı. (ye m in in ve m in) “ K a ra c a d a ğ ’ m peyniri. Tam anla­ mıyla gezilecek bir yerdi. Öğle yemeklerinde et ve pirinç pilavı yedik. Atları da aynı renk. kaç gün geçmeden bir akşam üzeri iki atlı gelip Ağa’nın kapısına dayandı. benim d ir b e n im . Erganiliydiler. “ Bey” adı onlara gerçekten yakışı­ yordu. peyniri de pirincinden geri kalm ı­ yor. Gelen atlılar Şewqi Bey ve Evdıla Bey adlı iki kardeştiler. ne ararsınız?. Simsiyah kayalıkları gü­ neşin altında ışıl ışıl parlıyordu. Her ikisi de elbi­ selerinin üstüne sırmalı aba giyinmişlerdi. Bilindiği gibi bu bölgenin pirinci pek namlıdır. beni de isyancı bir ağaya benzetmişlerdi. buğday ekm eği İrm ağ ının y an ın d ak i karp u zu . Çuço Ağa’ya misafir olduk. Akşam yemeklerimiz ise hep bol etli yemeklerdi. kendisiyle birlikte K aracadağ’a gitmemi istedi. Aynen Şeyh Evdirehman’ın bir şiirinde anlattığı gibiydi: “ Penîre Q e re jd a x e n an e genim Şebeşen li ber çem . D2- . hal ve hareketlerinden ağır ve muteber insanlar olduğu anlaşılıyordu. Odaya gelince arkadaşlarım ayağa kalktığından. Biz ordayken sabahları genelde peynir. b enîm . beraber gülü gülistanı seyran eylersiniz.

Bazı Kürt aydınları. Ö lün­ ceye kadar bu boyunduruğu mu taşıyacağız? — Düşman kim ki Şewqi Bey? — Düşman işgalcilerdir. — Neden Beyim? — Neden mi? Elbet ülkemizi düşmanın elinden kurtarmak için. Elimden geleni ardıma koym ayaca­ ğım. bizi bitirecekler. Seninle konuşm ak istiyorum . Ben de senin gibi kaçağım ve dağlardayım . Yeter! Gözü­ nüzü açın. Ancak Allah’ın adına yemin ede­ rim ki ülkemin kurtulmasını senden çok istiyorum. Kürtlük bilincimin olgunlaştığını hatırlıyorum. aklınızı da viran etmiş. Kaç yüz yıldır ki başkasının egemen­ liğindeyiz. “Zam anın var­ sa biraz dışarı çıkalım . korkm ak ve kaçm ak bana haram olsun. Ama bu konuda derin bir bilgim olduğu da söylenemezdi. — Vallahi ben ağa değilim. seçkinleri. Bilmiyorsunuz ki en büyük düşman işgalcidir. bende oluşan değişimleri seydam M ele Ubeydılah’a anlattım . Bunun için senden daha çok çalışacağım . Peki kendi topraklarım ızın sahibi olm ak bizim de hak­ kımız değil mi? Bu topraklar için ölm ek zamanı değil m i?” Ben her ne kadar ağa olmadığımı söylediysem de anlatam a­ dım. yurtsever düşüncelerle tanıştım.Beylerden biri sabahleyin elimi sıktıktan sonra. Şewqi Bey ile tanışmamdan sonra artık Arapça şiir yazmadım. Allah bilir ya onlar Erm enilere yaptıklarından beterini Kürtiere yapacaklar.” diyordu. Tüm şiir­ lerimi Kürtçe yazmaya başladım. Şewqi Bey anlatm aya başladı: — Allah sizin evinizi de. “Kendini saklama ve inkâr etme. İkimiz köyden biraz uzaklaşarak bir pınar başında kilimlerin üzerine oturduk. Bunun için önce ülkemizin bağımsızlığını istemeliyiz. Bi­ lincim giderek perçinleşti. birleşin. ileri gelenleri ara­ i 33 . adımızı bu topraklardan silecekler. Başını sallayarak başladı düşün­ celerini anlatm aya: — Biliyorum!. 1 9 2 4 yılında yaşadığım bu olay ile Erganili Şewqi Bey sayesin­ de uyandığımı.” dedi. kurtuluş kavganızı verin. Neden biliyor musunuz? Çünkü birbirinizi kırm aktan başka bir şey yapmıyor­ sunuz.. D erik’ten Amud’a döndüğümde.

‘Şeyda bekle. Halit Bey. M ele Şexmûse Q erqati. H alit Bey. Dekşuriler’in yerinde ise devletin ileri gelenleri oturuyorlar. Mele Nu­ riye Şeyh Hamid ve M ele Ebdılahe M uhacir’le beraber Kercevvs’teyiz. söylemeyeceğim de.Mele Eli. Kercevvs köyü dağın kuzeyinde. Bizde bunu düşüne­ rek elimizden geleni yapalım ki. ne istediğimi daha iyi biliyorum. düşüncelerime ışık saçıldı. Ama senin anlaman gerek. K E R C E W S ’TE . ama ben tanımıyorum. H acı Osman ve M ustefa.sında böyle bir eğilim var. Şüphelerim ve karam sarlı­ ğım dağıldı. Benim açımdan karanlık olan. Bu çerçevede üstüme düşeni yapmak istiyordum. Gü­ zel çeşmeler ve yüksek kasırlar inşa edilmişti. seviyeli insanlarla birlikte olduğum. Bu köy şimdi kaymakamlık olmuş. Belki başka çocukları da olabilir. Kercoslular ihtiyaçlarını bu iki çeşmeden karşılardı. Bu aile iki bölüme ayrılmıştı: Yusıf Ağa ve tbrahime İsmail.’ dedim. bilinçli. İsmail. Hesenanlı Halit Beye ‘Artık evimi Serhedan’a getirmek istiyorum. diğerini ise hatırlamıyorum. Şimdi daha iyi anlıyorum ki Kürtler bir şeyler yapmak istiyor. kısa sürede ya siz buraya geleceksiniz.’ dedi. Seydamız ise M ele Necm edin’di. N e­ den İlhakçıların egemenliğinden kurtulmamız gerektiğini daha iyi anlıyorum. Ben artık onlardan biriydim. Birinin adı Tela idi. Kasırlardan en büyü­ ğü Yusıfe Hesen Şemdin’indi. Bu bahar Serhedan’a gittim. Hepimiz kardeş gibiydik. o gün geldiğinde hazır olalım. Usif. Yusıfe Hesen Şemdin’in çocukla­ rıydı. Dekşuriler’in ileri gelenlerinin oturduğu yerdi. Tiirklerden kurtulmak istiyorlar. yüreğim alabildiğine ra­ hatladı. Sevda da. Şimdi. am acım ı. Mıhemed Emin. M ele Ehmed Nami.’ dedi. ya da biz oraya geleceğiz. Sebze bostanları. Kaynakların yanı sıra bah­ çeler ve yeşillikler uzanırdı. H ocam ın anlattıklarına çok sevindim. Nedenini sorduğumda. Ağa da beni sever sayarlardı. Cizreli yurtseverlerin yanında yer aldı­ ğım için gururluyum. sulaklar boldu. ‘Söyleme­ meye yemin ettim. Bu ailelerin kökeni İskender’de birleşirdi. D i­ 134 . Köyde iki kaynak vardı. Daha da ötesi. bilmediğim birçok şey su yüzüne çıktı. Bu düşüncelerin dışında kalmadığım.

Yusıf ailenin başından alındığı zaman yeğeni Bedirdin amcasının ye­ rine geçti. O gün M ele Eli ile birlikte bir daha sigara içmemeye yemin et­ tik. Hesen de yaralandı. Ama izedin ölmemişti. O nları kül tablasında ezdi. artık ağalık yapmıyor.. Izedin’e hiçbir şey yapamadı. He­ sen. izedin ise güç bela kendini atın leşinden kurtararak yola çıktı. Elbet şimdiki ağalık eskisi gibi değil. Ancak tütüne bir alışırsanız. M ala Hesen Şemdin’de intikam için lzedin’i hedef aldı. Y u sıf’m oğlu Celal iki sigara sararak bize uzattı. İsterseniz kağıt. “ Belli ki sigara içmiyorsunuz. Tabancasını çekerek bir şarjörü Hesen’e boşalttı. Bana ve­ rin. Ce­ lal size sigara verince çok kızdım. Peki başka yerde nasıl bulacaksı­ nız? Bu mereti bulmak için. dedi. Bize H aco ’yu ve Kürtlerle ilgili birçok tarihsel olayı anlattı. O da kardeşinin yerini alarak ailenin başına geçmişti. vallahi kutunuzu bile satarsınız. Hesen Şemdin ailesi de feqileri sever. Bize dönerek: ■— Siz feqisiniz. Bir müddet sonra da arkadaşlarına kavuştu. H aco’nun hikâyesini daha önce anlatm ıştım . kutu.. bir ara yeğenim M ele E li’yle beni kahvaltıya davet etti. Sigaraları Ağa’ya verdik.ğer ailenin başını çeken İbrahim ise babası İsm ail’in ölümünden sonra onun yerini almıştı. Ama Y u sıf ondan daha namlı ve saygın biri idi. Q erqat çatışmasında H ebizbiniler ve Hesariler tarafından öldürüldü. O olaydan beri H esen’in bir ayağı aksaktır. Ama bir türlü fırsat bulup intikam alam ıyorlardı. Hediyemiz olsun. çakm ak verelim size. okum ayı bırakm ayın. Sigaralarım ı­ zı yaktıktan sonra Ağa. Estilildekiler yardımına gelince. 135 . bu mereti bir daha içmeyin. İzedin pusuya yaklaşınca yaylım ateşine tutup. bırakamazsınız. bıçağıyla yere düşen İzedin’iıı üstüne yürüdü.” dedi. Doğrusu siz içemeyince de se­ vindim. ağalara yardak olmayın. Tacid in. Bedirdin’in çocukları hâlâ Kercevvs’in ileri gelenlerindendirler. bir grup atlıyla lzedin’e pusu kurdu. ancak o da am acına ulaşamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. yağız atıyla beraber Izedin’i yere düşürdüler. Bir gün Hacı O sm an’ın oğlu Hesen. Yeni nesil. Gelin bana söz verin. Babam da ölmeden önce bana üç öğüt vermişti: Sigara içme­ yin. Daha önce de anlattığım gibi. Hesen. Y u sıf Ağa.

O günlerde Türklerle Fransızlar Cizre’nin Kürtlere verilmesi konusunda anlaştılar. Zorlu bir kavgaya hazırlanıyorduk. bunun üzerine Şeyda’mıza haber gönderdi: — Biliyorsunuz ki T ü rk ’ten başka dost kalmadı. Amudhılarla savaşıyorlardı. hoş sohbetlerimiz olurdu. Bu elbet Said Ağa’nm suçu değildi.O günden bu yana sigara içmem. Kürt yurtseverliği ve bağımsız bir Kürdistan düşüncesi varlığımızın teminatı olmuştu. O n­ larla bol şakalı. Said Ağa. Şeyda bunu istiyorsa beklemesin. O dönem Fransızlar. “ Kendine silah a l. Ebdılqadir’in süvarileri Amud’a yaklaşınca. T ÎL Ş E l R ’E GİDİŞİM Daha önce de anlattığım gibi. kararlıca bana dönerek. Said Ağa saldırı emri verdi. Bu bizim istediğimiz bir şey değil­ di.” demiş. Q ıdur Bey (Ebdılqadir) var olan güçlerini toplayıp N usaybin’den Cizre’ye geçti ve Cizre’yi yönetmeye baş­ ladı. Said Ağa’ya dost olan yalnızca Türkler kalmıştı.” demişti. Amud’a Said Ağa’nın yanma geldi. Her birimiz bir yana dağıldık. Birlikte anlaşacaklar ve anlaşmaya bağlı kalacaklarına yemin edeceklerdi. Said Ağa’nın bu tavrı üzerine silahlarımızı satıp Amud’dan çık ­ tık. Ama Mele Eli ölmeden önce yanında sigara bulundurur. O nlarda mı bize düşman olsun? Eğer . Çok insansever ve hoş insanlardı. Fransız yanlısı olan Şemer Arapları ile Deqori K ürt’ü olan G abarlılar. Ulusalcı düşüncelere inanmış. Şeyda. Tilhebeş tepelerinden Amud’u top ateşine tutuyorlardı. Said Ağa’nın saldırısı üzerine geri dönmek zorunda kaldılar. Kendimize silah aldık. D erik’ten Amud’a dönmüş ve başımdan geçenleri Şeyda’ya anlatmıştım. nereye giderse gitsin. Ama Türkler Said Ağaya. içerdi. Said Ağa’nın düşmanlarının dostu idiler ve Amud’a henüz gelmemişlerdi. Öte yandan Hesen Şemdin’le olsun. “ Eğer Q ıdur Ağa Amud’a gelirse pusuya düşürüp ya­ kalayın. Qıdur Bey’le sınır komutanı İsmail H akkı. M ıhemede M ustefa’yla olsun her zaman dost olduk. insanlarımızın yüzde dok­ 136 . Amud’dan çıksın.

ya­ nımda kalmam istemiyorum . Kimseye minneti yoktu. Bu da gösteriyor ki Kürtler henüz olgunlaşmamış. Beyandur yakıldı. Türkler. Araplardan bile vergi topluyordu. yakıp yıkma Ktirtlerin günlük yaşamının bir parçası idi. 1 9 2 2 ’lerde Aşitliler’den A bas’ı Aga’ya karşı kullandılar. A ncak vakur bir kişiliği vardı. Said Ağa. Kürtlerin ulusal bilinç edin­ mesini istemiyor. Çünkü Türkler de Müslümandı. Cizre’yi Kürtlere bıraktı. Türklerin sınır valisi İsmail H akkı ise daha önce anlattığım gi­ bi ikili oynuyordu. Kürtlere ise. Köyün melesi îbrahim . ölm e. Kürt olduklarını bildikleri halde Kürt düşmanlığı yaptıkları­ nın farkında değillerdi. Kürtlerin yüzde üç gibi bir kısmı an­ cak durumun farkında idi. — Neden? Suçum ne? 137 . İsmail Hakkı Bey. Ama bu da yetmiyordu.’ dedi. H er şey ondan sorulurdu. Amud’da çok ileri gitm işti. talan. H aco Ağa’yı aşiretlerin üstüne sürdü. Bu yüzden Fransızlar Cizre’ye ilk gelişlerinde Kürtlere çok çektirdi. Fransızlar. kendilerini. Kimse ona aksi bir şey söyleye­ mezdi. Eziklik duygusu içinde bir devletin yan­ daşlığını yapmak zorunda hissediyorlardı. Ama Kürtler bağımsızlıklarını koruyamadı. öldürme. Y abanilik. Kürtlere çok zulüm ettiler. aptal biriydi. Onları kendi amaçları için kullanıyorlardı. O nlar. medeni olam amışlardı. henüz millet olacak kadar gelişkin değillerdi. “ Biz Kürt dostlarımızı Fransız gavuruna boğduracak kadar eşek miyiz? Türkiye her zaman sizden yana. “Senin. Ama Mıhemed okuyacak bir tip değildi. “Kürtleri zor kullanmadan yola ge­ tiremezsiniz.” diyordu. Köyiin melesi Hocam ın damadıydı.” deyip Fransızlara öğüt veriyor. Fransızlardan çok sayıda asker ve komutan öldürüldü. H o­ camın oğlu ile Tilşeir’e gitmek zorunda kaldım. Bir kısmı Türk işbirlikçiliğini severek yapıyordu. Kürt milletinin düşmanları. H o ca’nın oğlu Mıhemed Piran okumaya devam edecekti. Bir yandan. Ben. onların ulusallaşma eğilimlerinin önüne geçiyor­ lardı. Said Ağa’nın bu cahilliği karşısında hepimiz dağıldık. Kürtlere oyun oynuyorlardı. köye gel­ diğim ilk günlerde benimle yalnız konuşm ak istedi. H atta halktan ‘tilki vergisi’ adı altında vergiler toplu­ yordu. deli dolu.sanı. koşullardan yararlanıp devlet ilan edemediler. Eğer orana vurulursa.

ne yapabilirim? — O zaman ne yapacağımı. Şeyda onlara doğrusu­ nu söylemedi. Medreselerde C am i’nin kitaplarını okuyanların angaryaya git­ memeleri gibi bir gelenek vardı. Eğer feqiler dışarı çıkm a­ mı isterse.” dedi. “ M isafirlik üç gündür mele. bütün işlerimi diğer feqiler yapmak zorundaydı!. uygun bir dille olan biteni anlatmaya çalıştım . yok­ sul. “ G it bana C am i’nin kitaplarını getir. kendin gör. ben bilirim. C am i’yi okuyanlar mele sayılırdı. T ilşeir’de böyle bir şey olması beni zor durumda bırakır. ya da biz buradan gideriz. son söz olarak: — Bana yemin et. Bunun üzerine feqiler. Ama Hoca köye gitmemi istem iyor. artık resmen M ele Şexmus ol­ muştu. — Dışarıya çıkm ayacaksın. Bu kitapları okuyanların bütün işlerini diğer feqiler yapardı. Halk arasında ba­ na Mele Şexmuz veya Seydaye Cegerxwîn. Feqiler ise 138 . Kim bana iş yaptırabilirdi? Ben meleydim. Ben ise. “ Cegerxwîn köye ne­ den gitmiyor? Sen mi söyledin?” dediler. yeminle olmaz. Feqiler şaşırarak. Neden gurur duymayayım? Üstelik C am i’nin kitabını da okumaya başladım. “H ayır. O za­ man H oca’nın oğlunun hatırı için kalabilirsin. “ Ya.” dediler. dedim.” dedi. G ariban. “Neden köye gidemi­ yorsun? Sen hepimizden daha güçlüsün. Beni çağırdı.” dedim. Başıma bela alm ak istemiyorum.— Senin için çok züppe. “ Ben söyledim . Feqiler kalkıp Şeyda’nın yanına gittiler.” dedim. Bir­ kaç gün sonra feqiler bana dönerek. Artık Tilşeir M edresesi’nin büyüğü bendim. Şeyda. Biz babanın kölesi miyiz?” Yum uşak. — Hocam bu iş söz vermeyle. Siz de babamın kölesi de­ ğilsiniz. dedi. H oca’nın koyduğu şartlarla köyde kalmaya devam ettim. ben sizden iyi değilim. kızlara kadınlara takılıyor diyorlar. — O benim elimde değil ki Hocam . artık Cam i’yi okuma zamanın geldi. İsrarlarım üzerine.” dediler. Kendi yiyeceğini kendin getirm elisin.. ondan sonra karar ver. Ben burada ka­ layım. “Köyün içine gidemem. diyorlardı. söz ver böyle bir şey yapmayacağına. baldırıçıplak çoban Cegerxwîn. artık meleydim. Böyle bir olay sonrasında da olsa. o da köye gidecek kendi işini gö­ recek. iri yapılısın.

hayayı da. H ocam bunu bilmez mi? Bir dilbere. Sık sık bizi evlerine davet eder. Y anı başında yüksekçe bir tepe vardı. yemekle içmek. C am i’yi okumaya başlam am tüm feqilerin kafasın­ da soru işareti olmuştu. O dam arlar­ da dolaşan kan gibidir. Kulağıma eğilip. bir güzele vurulmamı nasıl engelle­ yebilirdi? Yeryüzünde kadınla erkeği. rüzgar ve su gibidir. yemek verirlerdi. “ Bu senin uğurundur. Tıpkı bunlar gibi. Hacı Hemze’nin taraftarıydı. Aşk rüzgar gibidir. Ancak ben onları dinlemedim. Oğlunun adını Mıhemed Eli koydum. “ Kalk komşuya gidelim. T ilşeir. güçlü ve otoriter biriydi. Bir gece karısı Süryani diliyle. Zindanların pen­ ceresinden bile içeri dalar.” dedi. Serhene Saruxan ince-uzun. Serhen’iıı bir oğlu olm uş­ tu. uyku ile hareket. İki gönül arasına kim duvar örebilirdi? Hangi engel aşka baskın gelebilirdi? Aşk sıcakla so­ ğuk. Hacı Hemze köyün büyüğüydü. Komşuya gitmek niçin gerekmişti. sak139 . eskiyi yeniyi de bilmez. beni de severdi. Ama aşk. kızla delikanlıyı ayrı tuta­ cak bir şey henüz icad edilmemişti. Köyde ayrıca Saruxan ailesinden Serhen de vardı. demir duvarı deler. sözü geçen biriydi. Çoğu zaman onda yatar. “ Daha ‘Sadini’ okumadan nasıl Cam i’ye geçiyor?” diye soruyorlardı. yasa.bana düşmanca bakıyorlar ve nasıl mele olabildiğimi anlayam ı­ yorlardı. var olmanın sebebidir. Kitabı okudum ve epey ileri gittim. Ancak daha komşudayken müjde geldi. Duygulu bir fantezidir ki. Bunun için köye gitmeme izin vermiyor. iple zincirle bağlanamaz. am a köyün mülkiyeti ikisinindi. Feqileri çok sever­ lerdi. ara sıra karşı çıkardı. böylece kızların bana aşık olm aya­ cağını sanıyordu. izin ve kural aşkı bağlamaz. “ Bu gece komşuda yatabilir misi­ niz?” dedi. aşk. önceleri anlayamamıştım. içeriye süzülür. Amcazadesi Hacı Yusıf. Ç ok şakacıydı. ihtiyaçlarım ı onun evinde giderirdim. Oğlumun adını sen koy. varolmanın sebebidir. Köylüler. feqileri kendilerinden saydıkları için kimse bizden kaçm ıyor. Duvar ve sınır tanım az.” dedi. H ocam ın derdi ise beni kızlardan uzak tutm aktı. O . N usaybin’in doğusuna düşerdi. Hacı Süleyman ailesi Tilşeir’de kalıyordu. Bunun önünü kimse alamaz. Hacı Hemze. Saruxan bana dönerek. Tilşeir halkı yabancıya çok iyi davranırdı. varlık ile yaşam gibidir.

Hebler ve Şax köyleri. Dini kitapların yazdığına göre N uh’un Gem i­ si. bıçağı gırtlağına dayadım. Bazen Erbet’e gider Mıhemed’in kızkardeşi Behiye’ye Kuran dersi verirdim.lanmıyordu. Şeyda da şiirinde bu güzelli­ ği överek. Bende irice bir bıçak olduğu için onlardan korkmadım. Bir defasında Tilşeir ile Xezne köyünün şeyhi Ehmed’in feqilerı arasında kavga çıktı. Tilşeir’den bir süre uzak kalmaya karar verdim. Tehdidim etkili oldu. larla barışıp kardeş olduk. Bir gün Erbet’e giderken. “Şaxe umrî bi xwe ber je / Û ji Qeyser meke bas. hatta Şeyda’nın karısı bile. Gerçekten de Şax. Çevredekiler Şeyh Şeyda’yı çok bilgili diye överlerdi. Tilşeir ile Xezne seydaları arasında köklü bir rekabet vardı. Şeyh Ehmed’in feqileriyle boğaz boğaza. Kürt kadınlarının büyük çoğunluğunun giydiği ‘delıng’ deni­ len dondan giymez. eğilip kalktıklarında baldırlarına kadar görü­ nürlerdi. Köylü kadınları. Şeyh Ebas’ın oğlu Şeyh Mıhemed. Cudi’deymiş. Erbet köyünde otururdu. İki köyün feqileri. Kendilerinden zekat aldı­ ğımız insanların başkalarına zekat vermesini istemiyorduk. en öndekini arkadan kavrayıp. kavgaya tutuştum. Feqilerin hepsi beraber üstüme yürüyünce bıçağımı çektim. Serdehl’e gittiğimizde. Güzellik ve hoşgörü Tilşeir’e özgüydü. zekatını kendi feqilerine verme gibi bir adeti vardı. O bile bir­ kaç feqiden kaçmıyordu. Şeyh Mıhemed’in oğlu benimle aynı medresede okurdu. Barışın şerefine birlikte yemek yedik. halktan topladığımız zekat için birbirimi­ ze düşmüştük. Aslında her köyün. Kavgaların hepsi zekat yüzündendi. Biz kendi şeyhimizin pazarını. Ş A X ’A VE H E B L E R ’ E Gİ D İ Ş İ M Hakkımda bazı dedikodular çıkınca. alabildiğine güzel bir köydür. Köyde bir tek Şeyda’nın karısı peçeliydi. Şeyh Şeyda yoktu. Hebler köyüne gitmişti. hepsi kaçmak zorunda kaldı. ikisi birbirine düş­ mandı.” dizeleriyle Şax’ın güzelliğini anlatmıştır. özetle şunları diyor: Hayatım sana feda. Sonradan om-. Seydaye Ciziri de (Melaye Ciziri) bu köylerin gü­ zelliğine divanında yer vermiş. Şax’ın bağı bos140 . Birkaç arkadaşla Şeyh Şeyda’nın köyü Serdehl’e gittik. güzelliği ile bili­ nen iki şirin köydür. onlar da kendi şeyhle­ rinin pazarını koruma kavgası veriyordu. Cudi D ağı’nın eteğinde.

Ama isim yapmış bir mele değildi.” Birkaç gün sonra Şeyh Şeyda. Dediklerine göre ‘Qeyser’in Duası’. Şeyda. Köylüler bu lahitin üzerindeki yazıya “ Q eyser’in D uası” diyordu. Ama yazının ne anlama geldiğini bilmiyorum. ruh ve beden temizliğinin felsefesini yapıyor­ du. Sonuç ola­ rak nasıl ki Şax’ın meyvelerini Qeyser’e sunuyorlarsa. Ciziri dizelerinde. Aşkın Padişahı’nın Qeyser?den büyük olduğunu. Şimdi durup düşünüyorum da. Hastalığım süresince Şeyh Yahya bana çok iyi baktı. büyük bir lahitin üzerine kazılm ıştır.” “ Ş a x m eyveleri gibi ö m rü m feda H iç ilişm e. Şeyh Yahya’nın Seydaye C iziri’den aşağı olmadığını söy­ lerlerdi. N asıl hastalanm ıştım ? Hastalığıma neden olan neydi? Bugünde bilmiyorum. Ayağımın iyileşmeye başladığı günlerde de kötü bir hastalığa yakalandım. Şa x ’a geldi. Seydaye Ciziri.. hastalığımı sıtmaya benze­ tiyorum.. Her gün bana kendi eliyle Şa x ’ın meyvelerinden getirir ve Melaye Ciziri’nin dizelerini okurdu: “ Ş a x e um rî bi xw e ber je Û ji Q e y se r m eke b a s . söz etm e Q e y se r’d e n ” 141 . Şeyh Yahya sevgi dolu bir insandı. Yani Şax’ın mey­ vesinden biz de yedik. Qeyser’den hiç söz etm e.. O . üstelik farklı bir alfabeyle yazılmıştı.tanı gibi ey Aşkın Padişahı. kendisini ziyaret etmemizden çok hoşnut olmuştu. o da yaşa­ mını Aşkın Padişahı’na sunduğunu ifade ediyordu. Hepimiz Şeyh Şey­ da’yı karşılamaya gittik. sağ ayağım bileğinden çıktı. Ne istersin ondan?. Be­ ni de çok beğendi. Bu lahiti bizzat gördüm. Yazı okunamayacak kadar silikti. O. Onun için Şeyh Yahya’yı ziyarete gittik. Beni cem aate takdim ederken söyledikleri ise doğrusu takdire şayandı: “H er kim cennetteki insanın suretini görm ek istiyorsa Cegerxwîn’e baksın. Ayağımın acısından aylarca yürüyemedim. Irmağın merdivenlerini çıkarken. dünyada cenneti seçmişti. sofiliğin. Ş a x ’ın yukarı kısımların­ da. Şax’ın meyvelerini ye. bir müddet hem H ebler’de hem de Şeyh Y ah­ ya’nın köyü Şax’ta yaşamıştı. Arka­ daşlar. onunla ilgilenme. Ancak hastalığım çok uzun sürdü. ayağım kaydı. kendi yaşamının ise Şa x ’ın meyvelerinden değerli olduğunu belirtiyordu.

Yolda büyükçe bir ağaca rastladık. Sevgi dolu. Az sonra bir süvari. ile­ ride kimseye rastlamayınca geri döndü. Vesile’ye can borçlu olduğumu. Burada biraz din­ leneyim. “ K ıtan i” denilen uzun bir elbise giyerdi. M ele’nin eşi.” dedi. Artık yürüyemiyorum. Cegerxwîn o ağacı görm em eli. Ç ocuk­ ken geçirdiği çiçek hastalığı. SerdehPe yetişmeden. dirençlisin.” derdi. beni eşeğin sırtına yüklediği gibi SerdehPe gönderdi. bir kolumda Şeyh Evdirezaq. O nlar köye git­ tiler. Ba­ şucumda Kuran ve hadisler okudu. Yolda çok zorlandım. Başörtüsünü yır­ tıp ıslattı. Babası yörenin tanın­ mış bir melesiydi. Şeyh’in bu sözleri bana huzur veri­ yordu. Vesile.Şeyh Şeyda. mate sehiden’ dizele­ ri vardır.. M ele evde değildi. Ölmemi mi istiyorsunuz?” dedim. O halde Serdehl yakınlarına vardık. Sanırım arkadaşla­ rım ona bazı şeyler anlatm ıştı. Sen daha gençsin. yanımda durup sordu: — Şeyda Cegerxwîn sen misin? I 4İ . ateşime bakıyordu. Hatırladığım kadarıyla adı Vesile idi. acı çektim . yüz güzelliğinden çok şey alıp götür­ müştü. Vesile güzel değildi. Ama bütün bunlara rağmen. M ele Evdırehmane H oseri’nin kızıydı. Bunu duyunca başımı kaldırarak. ateşimin düşmesi için göğsüme ve alnıma yerleştirdi. cesaretimi artırıyordu. M oralim in düzelmesi için tatlı sözleri peş peşe diziyordu. “ Sen de okumadın mı? K uran’da ‘M en mate xeriben.. Vesile’nin bakımı beni biraz kendime getirmişti. benim için büyük fedakârlıklar yap­ tı. “Şendeki sevda ateşidir. Tilşeir’e gitmeden iyileşmezsin. Beni tanımadığı için yanımdan geçip gitti. “Bırakmayın. yüzünden asalet okunuyordu. Bazen de kalbimi dinliyor. Ara sıra bana dönerek. Beni çaresiz bir şekilde ağacın dibine bıraktılar. Bana bir at göndereceklerdi. Bergeli melesinin değerli eşinin yap­ tıklarını ömrümce unutamadım. Şeyh Evdirezaq arkadaşlara dönerek endişeyle. ömrümce unutmayacağım. Bir kadına göre fazla iri yapılıydı. “Bırakın beni. Her hastalığa karşı koyabilirsin. Tilşeir’i hatırlam ak gerçekten güzeldi.” diyor. elinde bir maşrapa suyla geldi. Bergeli köyünde m o­ la verdik. İyileşmem için elinden geleni ardına koymadı. Hastalığım ilerleyin­ ce. Bergeli köyün­ den. unutmayacağım da. Feqiler cesur olm alı. kültürlü ve okumuş bir kadındı. diğer kolumda başka arkadaş varken çıktık. bazen saatlerce bana masaj yapar. M elenin evinde bir döşeğe yatırdılar.

yal­ nız başıma gidemem. “Şeyh’e ‘H astayım. Halimi gören herkes üzülüyordu. Maşrapayı alıp suyu kafama diktim.. Bana birkaç ‘stran ’ söyle de birlikte oynaya­ lım.’ de ki. Sen oyun ustasıymışım Birkaç adım beraber atalım . Bir gün. Birkaç gün sonra ar­ tık dışarı çıkabiliyor. Şeyh’e. Ateşim aklımı başımdan almıştı. “Allah’ını se­ versen C egerxw în. ilaçların yararına inanıyordu. “Kurban olam Şeyh’im. sınırı geçerek güzelim Tilşeir’e vardık. Kısa sürede hastalığımı unuttum. çeşmeye gidip gelebiliyordum. Ancak bir gözü kör olan Seyid M ucahid. 143 . yanımda bir arkadaş daha olsun. Şeyh’le konuşunca ikimize de izin verdi. Y obaz ve kaderci biri değildi. geri ka­ lanını ise başımdan aşağı döktüm. Burada benden başka kimse var mı? Ç ok kızmıştım. Şeyh M uham ed. Sen boş adam değilsin. H er gün Serdehl’ın güzelim bahçelerine gidip meyve yiyor­ duk.— T abi benim. Seyid M ucahid. Elimden tutarak. Artık bahçeye gitm esin.. Şeyh M uhamed. Ba­ na ilk gece iki paket “Ingiliz tuzu” verdi. Onunla yirmi gün bahçelere gidip geldik. seni iyileştireceğim.” dedi. Tilşeir bana çok yara­ dı. Ciziri ve Anter’in* divanlarını okudum. Şeyh bana bağa bostana istediğim za­ man girme izni verdi. Serdehl’de ne kadar insan varsa başıma toplanıp cesaret vermeye çalışıyorlardı. Cegerxwîn’Ie bütün gün bahçede oynayıp söyledik. bir iki stran söyledim. haydi. bir gözü kör.” dedi. şakacı biriydi. Köyde kaldığım sürede.” dedi. Adama epeyce nahoş şeyler söyledim. îlaç hazırlama konusunda epeyce bilgisi vardı. Yönümüzü Cizre’ye dön­ dük. kısa boylu. mele. Şakayla da olsa söylen­ miş bu sözlerden sonra Şeyh artık bahçesine bırakır mı? T ilşeir’e dönmenin zamanıydı artık. O rada Ehmede X an i.” Seyid M ucahid’in ısrarını kırmayıp. Bir iki kez de vücudumu yıkayınca ağrılarım ve ateşim azalmaya başladı. “Ama senden başka kimse giremez. şeyh. Feqi. biraz da oynadık. Bu kitaplar her zaman yanı ba* Anter: M edreselerde okutulan ve içinde dini ilahilerin bulunduğu seri k itaplar­ dan birinin adı. En çok üzülen ise Şeyh Yehya’nın karde­ şi Şeyh M uham ed’di. “Hiç merak etme. Akşam eve gelince M ucahid. iyileşme belirtile­ rinin sevincinden bütün gece uyuyamadım.” dedi. Ata binip köye gittim. ben de seninle geleyim .” dedi. sözlerini sür­ dürdü: “ İnkâr etme. tüm köylüler.

Nereden bulmuş bu numarayı anlam adım . ağlayan gö­ nüllerin. Ama biz ondan daha ileride olduğumuzdan. Bunlara yeni başlam ıştık. “Yusıf. Ama yazdıklarımızı diğer melelerle bir­ birimize gösterir. r 44 . herhan-. tövbe eder miydim?” Sabahleyin Şeyh M ıhem ed’e giderek. Daha Şeyh köyden gitmeden. “ Doğrudur yeğenim! Ben de o Allah tanım a­ zın günahlarına ortak oluyorum. kendi aramızda okurduk. M edreselerde okurulan seri kitaplard an bir kısm ının adı. o yalancının yalanlarına ortak olursun. geçen gece namaz kıldığında göz­ lerimle gördüm. “ Çabuk bana su getirin. O gece Ehm ed’in oğlıı Yusıf bize geldi. Köy henüz yayla­ da çadırlarda idi. ne yapıyorsu­ nuz?” dedim. Mele İbrahim’den ders almaya başladık.” Biz. böyle alimlik mi olur? Allah’tan korkmaz mısın ki. Şeyh Ehmede Bavekal ile Şeyh Mıhamede M oza.” dedikçe. Yüksek sesle onlardan beyitler söyler. ben de tövbeye gideyim.” dedi. Ondan şeyh olamaz. henüz “rıstık” ve “tanzim ” * derslerinde iyi değildik. Siha’ya geldi­ ler. “O cağınıza düştüm feqiler. “D ayı. Hatta bir­ birlerini kıracak sözler söylediler. Ne yapacağımı bilemiyorum. “ Böyle şeyhlik.” Şeyh Mıhemed. SİHA K Ö Y Ü N E GİDİŞİM Şeyda’mız ile kardeşi benim yüzümden kavga ettiler. Görmesem inanır. Bunun üzerine Mele Elımed Nami ve Mele Hesib ile birlikte Siha köyüne gittik. Cahil köylüler şeyhin el ayaklarına kapanıp “ tövbe” ye başla­ dılar. dertlilerin sesiydim. Parm aklarına fosfor sürüyor. Mele İbrahim’in dersi pek işe yaramadı. gi bir kerameti de yoktur. * Rıstık ve Tanzim-. Parm aklarındaki nurun şavkı duvara vuruyordu. güzel sesimin ahengiyle dinleyenleri ağlatırdım. karanlıkta şavkı sağa sola vurunca da cahiller nur sanıyor. o sahtekârın tekidir.şımda idiler. Tilşeir’de eğitim ve yazma dilimiz Kürtçeydi. Y usıf kerametlerini saymaya başladı: — Allah’ıma yemin ederim. Tilşeir’de. abdest alayım. kanıyor. Yaralı yüreklerin.” dedi. Bu numarayla boyuna milletten yiyor.

yolumuza bir Arap çıktı. çok zeki ve bilgili biriydi. onda tabanca yola koyulduk. neden tek başına ve silahsız bir vaziyette iki kişiyi soymaya kalktığını. Kitapları bir kere hatmetmiş. Ben tabancayı çekince gözden kayboldu. Ona Anter okuyunca duygulanır. Xezna’da. ş £xyusif k ö y ü Şexyusıf köyü. Gidip onları kaçırmak gerekiyordu. cahildi. Bir iki gece dağda çobanlarla kaldıktan sonra uygun bir yer­ den sürüleri sınırın öte yanına geçirdik. H a­ len bile bu A rap’ın. daha mele iken çok yoksuldu. Şehirde çok gösterişli evler yaptırdı. Seydam M ele İb­ rahim.Ehm ede Y u sıf ikide bir beni çağırır. Ebdılvvehab’la Ebdılsemed. bana ta­ vada yemek verirlerdi. Ebdılsemed. Şeyh Ehmed’in evinde kalıyor. Şeyh. Şeyh Ehmed ile olan hikâyemi daha sonraki bölümlerde anlatacağım. Traktör ve patoz sahibi oldu.” derdi. >45 . Ebdılvvehab. zengin oldu. Dokuz köyün sahibiydi. Da­ ğınık biriydi. Ama bana çok iyi davranırdı. evli barklıydı. Şeyh olduktan sonra ise yükünü tuttu. X E 7. * Şerhtlmuxni ve Camr. anlayabilm iş değilim. sınırın öte yanına geçti. Seydalığma rağmen cahil biriydi. Ehmed N am i’nin orada sürüleri vardı. H ebizbini ve Dereveriler’e yakındır. Barav bölgesindedir. onlarda yiyip içiyor­ dum. Şeyh Ubeydullah’ın okulunda birlikte “ M u xtesar” okuduk. Arap. N am i’nin eniştesiydi. M edreselerde okutulan seri kitaplardan b ir kısm ının adı. burnundan konuşurdu. Yoksul Kürtlerin malı Şeyh’e yaradı. Bende tüfek. Ebdtlvvehab ise henüz bekâr­ dı. Sonradan ikimiz. güneye indik. Tabağı bile yoktu. zikre dururdu. T ü rk askerleri de Heverka’yı yakıp talan etti. Biz or­ da iken H aco. Ama Ebdılsemed tam tersiydi. Ben “Şerhılm uxni” % o ise “ C am i” okuyordu. N A ’ Y A G İ D İ Ş İ M Xezna köyünde birkaç gün Şeyh Ehm ed’ten ders aldım. köyün seydasının kardeşle­ riydiler. “Bana Anter oku . ak­ lınca bizi soyacaktı. Bir gün Nami ile çadırlardan köye giderken. sınırı geç­ tik. bana yeniden tekrarlıyordu.

“ Benim çarığım sizin gibi feqilerin ayağından temizdir. Çeşme köyden bi­ raz uzaktı. çeşmenin başında bir kadının olduğunu fark ettik. Ewena.. Feqiler. Şeyhler çayının yanına kurul­ * Ewetıa: M ardin iline bağlı. yeni gelene. Adam. Beııı öldürmeye yemin etmişti. “ Feqi” dedi. Hazreti Mu. EWENA"KÖYÜNDE Ehmed Ağa.hammed (SAV) eşeğe binmiştir. F. Biraz uzaktan bakınca. şu karıyı?” dedi anlamlı anlamlı.” der demez suratına şamarı patlattım. Sürgticii o larak adlandırılan geniş bir bölge içinde kalan nahiyenin adı. azarladım: — Serseri herif! Söylediklerin yaşına başına yakışır mı? Gözle­ rini oyarım. Köylüler adamı zor bela yatıştırdılar. Ebdılsemed. eşeği kim sünnet etm iş?” Gerçekten cevabım bilmediğim.de­ ğil. ilk defa duyduğum bir soruy­ du. Oysa sen alimsin. Bir süre sonra unutmaya çalıştık ve çok sonra konuşmaya başladık. Bir defasında köye geldiğimde biri sormuştu: “Feqi. hakkın­ da konuştuğumuz kadın Ebdılsemed’in eşi değil mi? İkimiz de ne­ ye uğradığımızı şaşırdık. Şiddet ve hiddet cahilin silahıdır. Onun için eşeğe binmek M üslüm anlar için sünnettir. Bunun için-cevap veremedin. “Yanına yetiştiğimizde sana kafa­ sını tutarım. Zalim ve otoriter biriydi. ben soruyu sorunca aklına eşeğin şeyini getirdin. bozardık.. “ Şu karıyı görüyor musun.” Bir keresinde de medreseye biri girdi. İçeri kirle­ nir. kızardık. Ama sorunun cevabı düşündüğün gibi . Çeşmenin başında ne görelim.wena’da otururdu. Surgiçi aşiretinin lideridir. adama kızdım. “ kızma. Ben bir arkadaşı traşla meşguldüm. Soru karşısında şaşırıp terlemeye başladım. Bunun üzerine zorda kalmamak için. sen çok bi­ liyorsan söyle bakalım .Bir gün Ebdılsenıed’le çeşmeye gidiyorduk. 146 . Elimdeki ustura yüzünü kesti. Uzun süre birbirimi­ zin suratına bakam adık. Sen d e . adam deli divane oldu. O ne biçim soru? Adam cevap veremeyeceğimi bildiğinden güldü. “Çarığını çıkar da gir. Koşup silahına sarıldı.” dediler.” deyince. ben de şakayla karışık başladım belden aşağı konuşmaya. Bili­ yorum.

Biz Süleyman’ın akıbetinden ders alm ıştık. Çocuk kucağımda uyuyuncaya kadar ona Kürtçe ninniler söylerdim. Kamil Bey kadınların bulun­ duğu yerlere girmemizi yasaklam ıştı. zengin kızları bize göre değildi. Hese Beket’in aşiretine sı­ ğınmış. O yüzden zenginle­ rin kızlarına yaklaşmıyorduk. Hizmetçisi. Ehmed Ağa. O gece alelacele kaçtık. Biz kapının önünde bekler. köyden kaçmamızı niçin istediğini ha­ len de bilmiyorum. Birkaç yıl önce Suleymane Hesari. Eziz Ağa’nın kızı ile Süleyman’ın iki çocukları olmuş. i 47 . bu çocuklar aynı zamanda Ehmed Ağa’nm ye­ ğenleriymişler. bağlık. bahçeliklerle dolu yemyeşil manzarası vardı. Benim kucağıma uzanma­ dan uyuyamazdı. şişman ve göbekli biriydi. Hese Beket’in oğlu İsmail ise kadını Süleyman’dan alıp elkoymuştu. İsmail’in kahvecisiymiş. Eziz Ağa’nın gazabına uğramamak için Hesarlı olduğumuzu sakladık. onu işaret eder.” diyerek bizi uyardı. Zaten kızların da. Medresede bizden başka kimse yoktu. Ehmed Ağa’nın kardeşi Eziz Ağa’nın kızını kaçırm ıştı. öldürüleceğimizi ve­ ya kızın sopa zoruyla bizden geri alınacağını biliyorduk. Kız­ dığı zam an. “ Eğer sağ kalm ak istiyorsanız bu ge­ ce k açın . Eziz Ağa’nın kızını kaçırmış ve birkaç yerde konakladıktan sonra. Zengin kızlarına göz koyarsak. “Bu Hıristiyanı bin şeyhle meleye de­ ğişm em !” derdi. Bir diğer deyimle. Feqiler korktukları için Evvena medresesine gelmezlerdi. Tam bir şeyh ve mele düşmanıydı. rengi kızıla çalan. Bir süre önce Suleymane H esari. Daha sonra duydu­ ğuma göre. kadınlar isteklerimizi kapı önünden karşılarlardı. M ele Hesib ile beraber. uyuyun­ ca yatağına götürürdü. zengin ve rahat hayatlarını bırakıp züğürt bir fcqiye kaçacaklarını hiç sanmıyorduk. Biliyorduk ki. alabildiğine güzel bir vadideydi. Bir gün güvendiğim bir dostum.muştu. Şeyhler çayı. gerçekten de olağanüstü yetenekli ve çalışkandı. Biz de çok uzun kalmadık. Evin hizmetçisi çocuğu kucağıma verir. ağaçlık. Hıristiyan bir hizmetçisi vardı. Evvena’nın. Kaldığım evin küçük bir oğlu vardı. Köyde feqilerin hiçbiri evlere giremiyordu. Bu dostu­ mun niçin böyle dediğini. Süleyman.

KISA Bİ R H A T I R L A T M A
Buraya kadar yazdıklarım yaşadıklarımın bir kısmıdır. Şimdi­
ye kadar anlattıklarım ı belli bir kronolojik sıralamaya tabi tutma­
dım. Bu bölümden sonra yazacaklarımı elimden geldiğince belli
bir sıraya koymaya çalışacağım.
Yazdıklarım dan da anlaşılacağı gibi daha anılarım ın tümünü
anlatmış değilim. Yaşam ım ın önemli bir bölümü sonu belli olm a­
yan bir korkuyla geçti. Kimsesizlik, öksüzlük, hastalık, yoksulluk
ve başıboşluk yaşamımın önemli bir bölümü boyunca tüm ağırlı­
ğıyla omuzlarıma binmişti. Bu ağır şartlar boynumu bükmüş, be­
ni çaresiz koymuştu. Çevremi saran bu zorluklar, elbet ulusal bi­
lince ulaşmamı da engelliyordu.
Daha önce de söylediğim gibi, anlattıklarım tarih değil; olsa
olsa hayat hikâyemdir. Bu nedenle anlattıklarım da eksiklik veya
fazlalık olabilir. Çünkü yazdıklarım, zaman içinde bazen birkaç
gün üst üste, bazen de bir yıl aradan sonra yazılmıştır.
Yaşamımın bu son günlerinde, 6 5 ’inci yaşımda, hayatımın
korku ve zulümle geçmiş dönemlerini yazmamdaki am aç, Kürt
araştırm acı, yazar ve aydınlarına bir Belge bırakm aktır, insanla­
rın ölümümden sonra beni yazarken, anlatırken hayat hikâyeme
başvurmaları daha doğrudur. Beni başkalarından okuyacaklarına-duyacaklarına, kitabım dan alıntı yapabilir, konuşm alarına,
“Şeyda Cegerxwîn diyor k i...” diye başlayabilirler...

148

H a y a t
İ k İ n c î

H İ k â y e m i n
B ö l ü m ü

H ayat hikâyemin ikinci bölümü, Kürelerin yaşadığı, benim ve­
ya arkadaşlarım ın içinde olduğu olaylar ve politik çalışm alar ile
ulusumu ve insanlığı ilgilendiren sosyal ve toplumsal anılarımı
kapsar. Yazmaya çalıştıklarım 1 9 2 5 ile 1 9 6 5 yılları arasında ol­
muştur. Bu yıllarda yaşananları aklım da kaldığınca anlatarak sizleri aydınlatmaya çalışacağım . Ama bazı konularda ne yazık ki si­
ze kesin tarih ve gün belirtemeyeceğim. Çünkü hafızam o tarihle­
ri tam olarak hatırlamama engel. Olayların tarih ve günlerini ha­
tırlamaya çalışmam ise epey zamanımı alır. O kadar zamanımın
kaldığına da inanmıyorum. Onun için, tarih ve gün konusunda
yanılgılarım olabilir.
Son günlerimi yaşadığımı, çok uzun olm ayan bir zamanda bu
dünyadan göçüp gideceğimi bildiğimden, yaşadığım dönemi en
kısa zamanda yazarak ebedileştirmek tek amacımdır. Bu konuda
işimi tesadüflere bırakm ak istemiyorum. Bu nedenle alabildiğine
hızlı yazıp hatırladıkça tarihlerde düzeltmeler yapmayı düşünüyo­
rum. Gerçi ömrümün buna yeteceğini de sanmıyorum ama ne ka­
dar yapabilirsem o kadar iyi olur.
Şüphesiz anılarını yazanların önemli bir bölümü, yaşadığı dö­
nemin olaylarını biraz da kendini gözeterek yazar ve yorumlar.
Bu nedenle tarihlerde, alıntılarda ve hatta belgelerde tahrifat bile
yaptıkları görülür. Çünkü isteklerine ulaşmak için bundan başka
çareleri yoktur.
Ben kesinlikle bu yöntemlerden kaçınacağım . Bu nedenle eğer
yazdıklarımda bir yanlışa rastlarsanız, bilin ki bu bilerek yaptığım
bir şey değil. Bu yanlışlarımı elimde olmadan yaptığım bir hata
olarak kabul edin. Çünkü benim hiçbir insana ve milletimin hiç­
bir ferdine bir kastım veya garezim yoktur. Şu da bir gerçek ki,
okuduğunuz anılarım günü gününe yazılmış günlüklerin toplamı
değil, yaşamımın belli bir bölümünden sonra hatırlayabildikle­
rimden yazdıklarımdır.
149

BÎRlNCl

D Ü N Y A SAVAŞI

Savaş, Almanların ve yandaşlarının yenilgisiyle bitti. Alman­
lar, Türkler ve müttefikleri teslim oldular. İslam dünyasının H ali­
fesi olan İm paratorluk, ağır bir yenilgiden sonra karşı tarafın ege­
menliğini kabul etti. ‘Hasta devlet’, önüne konan her şarta boyun
eğdi. Rus ordusu, Kevıre BıquPa kadar indi. Aynı yıl Ingilizler,
Güney Kürdistan’ın Musul ve Kerkük şehirlerini Irak toprakları­
na kattı. Fransızlar da Cizre ile Kürt dağlarını Suriye’ye dahil edip
işgal etti. Geriye kalan bölümleri ise Türkler ile Acemlerin ege­
menliğinde kaldı.
Ama Türklerin bir kısım askeri komutanları ülkenin bölünüp
parçalanmasına razı olm adılar. Türk kom utanlar, her tarafı işgal
edilmiş, bölünmüş, 'hasta adam 'ın yönetimindeki bir ülkede yaşa­
mak istemiyorlardı. Bunlar, Padişahlığın süresini doldurduğunu
düşünüyorlardı.
O dönemde, başta Erm eniler olmak üzere Kürtler ve diğer
halklar kendi ülkelerinin bağımsızlığı için kamuoyu oluşturma çabasındaydı. Doğrusu Kürtlerin isteklerinde belirgin bir talep yok­
tu. Birkaç aydın dışında, Kürt ulusal taleplerinin ne olduğunu, ne
olması gerektiğini kimse bilmiyordu. Kürtler bazı haklar talep
ediyorlardı. Ama özünde ne istediklerini bilmiyorlardı. Bazen ‘öz­
gür ve bağımsız Kiirdistan’, bazen ‘federasyon’, bazen de ‘konfe­
derasyon’ diyorlardı. Ö te yandan Kürtlerin yüzde doksanı geliş­
melerin farkında bile değildi. Birçoğu “ Elhamdülillah Müslümanız” diyordu, gerisini getiremiyordu...
Dünyada sözü geçen Hıristiyan ülkeler Kürtlerin içindeki Hıristiyanları korum ak istiyorlardı. Biz ise kendi içimizdeki Hıristiyanlara hiç de dost değildik, davranışlarımızla onları kendimize
düşman etmiştik.
M üttefikler, tranlıları ve Türkleri tamamen kaybetmek veya
karşılarına alm ak istemiyorlardı. O nlarla görüşüyor, ama bu gö­
rüşme ve anlaşm alarda Kürtlerin talepleri yer almıyordu. Bölgede
yapılan birçok toplantı sonrasında miitefikler, Kürt sorunu konu­
sunda fikir birliğine varam adılar ve dolayısıyla bu soruna herhan­
gi bir çözüm de getiremediler. Güya Kürtler hakkında karar ver­
1 5

°

mek için üçlü bir komite kurmuşlardı. Bu ‘Kom ite’, Kürtler hak­
kında karar verecekti, ama onlar, hiçbir sonuca varamadılar. K o­
mite tarafından kaleme alman yazılardan birinde şöyle deniyordu:
“Erm enistan’ın güneyinde, Arapların kuzeyinde, Türklerin ege­
menliği altında bir Kürdistan kurulmalı. M üttefikler bunu destek­
leyecektir. Kürdistan kurulduktan bir yıl sonra bağımsızlığını ilan
edecek ve Tü rkler, bu yeni devleti tanıyacaklardır.”
Bu yaklaşım ı ortaya çıkaran öyküye derinlemesine bakıldığın­
da, talebin Kürtler açısından gerçekçi olmadığı görülür. Çünkü
bu talebin arkasında mütefiklerin, M usul’u Türkiye’den ayırıp
lrak’a dahil etme planları vardı.
M ütefikler arasında bu görüşmelerin yapıldığı sırada Rusya’da
bir iktidar değişikliği oldu. İktidarı ele geçiren kom ünistler, aslan
payının Ingilizlere kalmasını istem iyorlardı. Ruslar, Kürtlerin bir
atasözünde denildiği gibi, “ Bize yar olm ayan başkasına da yar ol­
m asın,” düşüncesindeydiler.
Kürt ulusal hareketini feodal ve gerici bir hareket olarak de­
ğerlendiren Lenin ve diğer kom ünistler, kendilerinin ele geçiremeyeceğini gördükleri yerlerin Ingilizlerin denetimine geçmesini de
istemiyorlardı. Amerika ise dış politika konusunda henüz dünya
egemenliğine oynamıyordu ve bu nedenle m ütefiklerin işine karış­
mak istemiyordu.
O dönemde Fransa da güçlü devlet sayılırdı, ama Ingilizler ka­
dar söz sahibi değildiler. Yine de ‘hasta adam ’dan Suriye, Cezayir
ve Lübnan gibi önemli yerleri almıştı. Fransa, işgal altında tuttuğu
topraklarda Hıristiyan halka özel bir önem veriyordu. Fransa’nın
bu tutumundan faydalanmak isteyen Asuri, Süryani ve Ermeniler
ise Kürdistan’ı kendi aralarında paylaşmak istiyorlardı. Hacı Q adıre Koyi, daha o zamanlarda yazdığı bir şiirinde şöyle diyordu:
“Xake Cizîr û Botan, Yanî welate Kurdan, Sed heyf û sed mexabin
Dcyken bi Ermenistan.”
“Cizre ve Botan toprağını, Yani Kürd’ün vatanını, Yüzlerce kez
[yazıklar olsun
İlan ediyorlar, Ermenistan.”
Asuriler, birkaç kez kendi bağımsızlıklarını ilan etmek istediler.
Ama başaram adılar. Süryaniler, sadece Cizre’ye değil bütün Suri­

151

ye’ye egemen olm ak, büyük bir devlet kurmak istiyorlardı. Ama
onlar da amaçlarına ulaşamadılar. Hakeza Ermeniler “ Büyük Er­
m enistan” peşindeydiler ve Kürdistaıı’ın da kendilerine bağlı bir
bölge olarak kalmasını istiyorlardı. Bazı Kürt aydınlarının Kürdistan’ın bağımsızlığı talebi ise müttefiklerin engeliyle karşılaştı. Mütefikler Kürtleri, Türklerin egemenliğine bırakmayı tercih ettiler.
O dönem Kürtler, bağımsız bir varoluş idealinden uzaktılar.
Kürtlerin yüzde doksanı bağımsızlık nedir bilmiyordu. “ Müslümanız” diyorlardı, daha ötesine gitmiyorlardı. Hatırlıyorum; Türkler,
Kürt ağalarına ve ileri gelenlerine “anahtar” tabir edilen tüfekler­
den hediye vermiş, kabzalarına da Osmanlı harfleriyle Türkçe,
“Türk Ordusu Yadigârı” diye yazmışlardı. Türkler, bu hediyelerle
birlikte bir bildiri yazmış, Kürt ağalarına imzalatıyorlardı: “Biz ba­
ğımsız bir Kürdistan istemiyoruz ve Müslüman Türk kardeşlerimiz­
den ayrılmak istemiyoruz.” Bazıları, bu bildirinin Kürtler tarafın­
dan imzalanması için Türk komutanların çok para dağıttığını, Kürt
önderlerin bir kısmının satın alındığını ve bunların bağımsızlık iste­
yen Kürtlere karşı kullanıldığını, iddia ediyorlar.
Türkler ve Acemler, Kürt sorunu konusunda müttefiklerle anlaş­
mak için her yola başvurdular. Kürtlerin bağımsızlığa layık olmadı­
ğına dair onları ikna etmeye çalıştılar. Bu baylara göre Kürtler, vah­
şi, cahil ve kan dökücü idiler. Müslüman oldukları için de Türk v t
Acemlerin egemenliğinden çıkmak istemiyorlardı. Türklere ve
Acemler’e göre Kürtler, ‘bıyıkları ağızlarını kapatan, ağızlarına lok­
ma dahi koymasını bilmeyen insanlar’dı ve tngilizlerin önlerine ata­
cağı kemiği bekliyorlardı. Doğrusu o dönemde Kürt halkı, eşkıyalı­
ğın, iç düşmanlığın, feodalizmin, talan, ölüm ve yıkımın cenderesin­
de kıvranıyordu. Kürtler, şeyhlik kuruntunun yanı sıra körü körüne
inancın, dinin ve başıboşluğun çemberinde sıkışıp kalmıştı. Kürtle­
rin bir yanlarında tespih ve misvak, diğer yanlarında ise bıçak ve si­
lah vardı. Herkes Kürtlerin sırtına yüklenmişti. Kürtler korku, ya­
lan ve ikiyüzlülükle kandırılmış, beyinleri yıkanmış, ulusal bir grup
yerine dini bir küme olmayı kabullenmişti. Kürtler, adeta ne yapa­
caklarını bilemez konuma düşmüşlerdi. Bunun yanı sıra, Kürdistan’ın dışında olup Kürt ulusalcılığı yapan zengin birtakım Kürtler
de vardı. Ancak onlar da Kürt realitesinden habersizdiler.

Kürt halkının geleceği Kürt burjuvazisinin elindeydi. Derebey­
leri, zenginler, köy sahibi ağalar ve gericiler, K ürt halkının çıkarla­
rını koruyorlardı! Oysa bunlar boğazlarına kadar bencillik batağı­
na batmışlardı. Düşmanın sözlerine inanıyorlardı. Kürtler uyansın
istemiyorlardı. Şiş, tespih, erbane ve tef bizim topumuz tankımızdı. Yalan ve hurafe beyinlerde yer etmişti. Fizik ve kimya gibi po­
zitif bilimlerin yerini, şeyhlerin akıl dışı kerametleri almıştı.
Cibranlı H alit Bey, o dönemki Kürt hareketinin önderi ve yö­
neticilerinden biriydi. Ama iyi incelendiğinde onun da yobaz ve
cahil biri olduğu görülür. Derler ki Kemal Paşa ve eşi, ülkenin
içinde bulunduğu durumu konuşm ak için Cibranlı Halit Beyi zi­
yaret etmişler. Latife Hanım , tokalaşm ak için elini H alit Bey’e
uzatmış. O ise elini geri çekerek, “ Kusura bakm a, “ demiş, “abdestim bozulur.”
Bu olayın doğru olup olmadığını bilmiyorum; ama bu doğruy­
sa, böyle bir şahsiyetin Kürt ulusuna nasıl önderlik yapacağına şa­
şarım, doğrusu. Abdesti bozulsa bile, memlekette abdest yenile­
mek için su mu tükenmişti? Peki kadın eli sıkm ak gibi bir sorun,
ulusal sorun karşısında bu kadar önemli miydi?
Latife H anım ’ın H alit Bey’in yanından çıktıktan sonra Kemal
Paşa’ya, “ Böyle gerici bir adamdan memlekete hayır gelmez. Bu
yobaz kendi ülkesini kuram az,” dediği söylenir.
Latife Hanım ile C ibranlı H alit Bey’in yaşadığı bu olay doğru
ise bizim o dönemdeki ağa, şeyh ve beylerimizin Türklerin kadın­
ları kadar bile ilerici bir mantığa ve dünya görüşüne sahip olm a­
dığını söyleyebiliriz. Bunlar, ne yazık ki bir kadının elini sıkacak
kadar bile ileri görüşlü değillermiş. Bunlar, bir kadının elini sık­
maya bile korkuyorlarınış. Ama Kürt ağa ve beyleri kendi mille­
tinin kadınlarını istedikleri gibi kullanıyorlar, onları malı gibi sö­
mürmekten çekinm iyorlardı. Bunlar Allah korkusunu gerekçe
ederek kadınların yüzlerine bakm azlardı. Ancak yüzlerce çocuğu
duvar diplerinde yetim ve öksüz bırakabilirlerdi. Kadın eli sık­
mayı günah sayarlardı. Oysa bu ağa, bey ve şeyhlerin yanlış po­
litikaları yüzünden, bugün ülkemizde binlerce genelev, batakha­
ne ve fahişe türemiş, meyhaneler ise ülkemizin dört bir yanım
kaplamış.
I 53

Bunları söylememdeki am acım , Kürt halkının ideallerinin ger­
çekleşmesi yolunda idam edilen Cibranlı H alit Bey’i ve arkadaşla­
rını karalam ak değildir. O nlar, Kürt halkının şeref listesinin başın­
da yer etmişlerdir. Cibranlı H alit de Kürt önderlerinin başında ge­
lir ve ben, bu önderlerimiz için birçok methiyeler yazdım. Ancak o
dönemde Kürtlerin içinde bulunduğu gerçeği belirtmek için de
bunların bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Yurtseverlik ve ulusal
kurtuluş iddiasını yürüten önder konumundaki insanlarımızın, ha­
reket liderlerimizin o dönem hangi anlayıştan yola çıktıklarının bi­
linmesinde yarar vardır.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Ingilizler oyunu gönüllerine gö­
re oynuyor, Komünistler ise Kürt hareketini “ feodal ve gerici” ilan
ederek, dışlıyorlardı. Fransızların tek derdi ise bürün inisiyatifin îngilizlere geçmesini engellemekti. Tiirkler, Acemler ve Araplar ise her
yenilgiyi kabulleniyor, yeter ki Kürrler bir hak elde etmesin istiyor­
lardı. Daha önce de dediğim gibi, Amerika ise henüz Ortadoğu’ya el
atmamıştı ve bu nedenle müttefiklerin işine karışmak istemiyordu.
Kürtlere gelince; onların bağımsızlık idealini kavrayıp adımlarını bu
ideale göre attıklarını söylemek ne yazık ki mümkün değil
Ortadoğu’nun değişik ülkelerce paylaşıldığı bu dönemde, Şeyh
Mahmud Berzenci ve Şeyh Said isyanları olmak üzere iki büyük
Kürt isyanı yaşandı. Şeyh M ahm ud’un liderliğindeki isyanı iyi bil­
miyorum. Ben isyanın yaşandığı bölgeden uzakta idim. Bu isyan
hakkında yazılanları da ne yazık ki iyi okumuş değilim. Ama Şeyh
Said isyanını iyi takip ettim . Olayı isyandan kaçarak Suriye’ye ge­
len savaşçılardan detaylarıyla öğrenme fırsatı buldum. O nlarla bir­
çok kez tartıştım ve sohbet ettim. O nların yanlışlarını ve doğrula­
rını bu tartışm alarda daha iyi öğrendim.
Suriye’ye gelerek uzun dönem aramızda yaşayan bu isyancı arka­
daşlar, Kürt ileri gelenlerinin kurduğu bir örgütün varlığından söz ederlerdi. Cibranlı H alit Bey bunların lideriymiş. Şeyh Said de örgü­
tün üyeleri arasındaymış. Ben, o dönem bu örgütün kuruluşu ve ça­
lışmaları ile ilgili bir bilgi sahibi değildim. Anılarımın birinci bölü­
münde de değindiğim gibi, Hesenanlı Halit Bey’in seydama anlattık­
ları ile Erganili Şewqi Bey’in bana anlattıklarından sonra Şeyh Said,
benim için ilgi odağı olmuştu. Belirtmekte yarar var ki, ben bu ismi­
*54

ni saydıklarımın hiçbirinin seviyesinde değildim. Onların toplantı­
larına veya konuşmalarına tanık olabilecek koşul ve olanaklarım
yoktu. Ben o dönem kimsesiz, isirnsız ve derbeder bir feqiydim. Be­
nim gibi bir adamı kim muhatap alırdı? Benim gibi insanların o dö­
nem Kürt liderlerinin huzuruna çıkması bile imkânsızdı.
İsyandan sonra Cibranlı H alit Bey’in kardeşi Abdullah Bey ile
Şeyh Said’in kardeşleri ve oğulları ya güneye indiler ya da yurt dı­
şına çıktılar. Bu insanlar bizlere isyanla ilgili çok değerli şeyler an­
lattılar; deyim yerindeyse isyandan önce gizli olan birçok bilgiyi
detaylandırdılar.
Abdullah Bey’in anlatım ına göre isyanda yaşananlar şöyleymiş: “Bir gün H alit Bey’e bir telgraf geldi. Telgrafta bazı gerekçe­
ler bildirilerek H alit Bey Bitlis’e çağrılıyordu. O zaman H alit
Bey’in Bitlis’te tutuklanacağını anladık. Hepimiz toplanıp H alit
Bey’i B itlis’e göndermemeye karar verdik. Gitmesi onun sonu de­
mekti. Ama H alit Bey bizim kararım ızı dinlemedi. ‘Ben yalnız gi­
dip gerekirse tutuklanacağım ,’ dedi. H alit Bey, ‘Ama benden baş­
kası onlara teslim olmasın. Baharı bekleyelim. Önümüzdeki ba­
har ayaklanm a ve isyan zamanıdır. Şimdi ayaklanırsak, diğerleri­
ne ulaşmamız güçleşir. Başarm ak için birlikte ayaklanmalıyız,’
düşüncesindeydi. H alit Bey Bitlis’e gittikten sonra hepimiz dağla­
ra çıktık. Ancak H alit Bey Bitlis’e varınca, Yusuf Ziya Bey’le be­
raber asıldı. Türkler bizim amacımızı anlam ıştı.”
Şeyh Abdurrahim ’in anlattıklarına göre ise isyanda şu gelişme­
ler yaşanm ıştı: “H alit Bey’in tavsiyesi ve alınan karar üzerine,
Şeyh Efendi Piran tarafına gitti. Etrafındaki müritleri ve arkadaş­
ları gün geçtikçe çoğalıyordu. K ürt beyleri, ağaları, şeyhleri, meleleri köy köy dolaşıyordu. Şeyh Efendi de çok sayıda tanınmış in­
sanla gizli gizli görüşüp, kararlar alıyordu. Bir köyde iken -Şeyh
Abdurrahim köyün adını da söyledi; ancak bu köyün adını hatır­
layam ad ım -T ü rk ordusundan firar eden birkaç asker Şeyh Said’e
sığındı. T ü rk yetkililer köye kadar gelerek askerlerin kendilerine
teslim edilmesini istediler. ‘O nları almadan köyden gitmeyiz,’ di­
yorlardı. Şeyh Efendi askerleri Türk yetkililere teslim etti. Ama bu
benim çok ağrıma gitti. Bize sığman bu askerleri götürüp öldüre­
cekler veya zindana atacaklardı. Yanım a birkaç adam alıp yollai 55

H aco Ağa. Türkler adına Siirt ve G arzan’ı koruyordu. Kürt isyancılar. Emere Faro gibi kom utanlar Şeyh Efendiyi dinlemiyor. Botan ve M ardin şeyhlerine kadar birçok Kürt. Herkes zafer gününü bekliyordu. Hınıs’tan Siverek’e. Türklerle birlikte Şeyh Said’e kar­ şı savaşıyorlardı. ayrı hareket ediyordu. Birçok komutan söz birliği içinde değildi. Ama unutmamak gerekir ki bazı insanlar ikili oynuyordu. Buna rağmen. Reşkot’ta çok kanlı çatışm alar oldu.rmı kestim. Bilirsiniz. Askerleri ellerinden kurtardım ve onlardan birkaçını öldürdüm. Şeyh Sait yaptığımıza önce çok kızdı ve çatışm ak istemedi. Surgiçli Kâmil Ağa. Kürtlerin ilk hücumu karşısında Türk ordusu geri çekil­ mek zorunda kaldı. Resul Ağa iki kazığın üstünde oynayan ama işin içine girmeyen insanlardı. G arzan’dan H arput’a kadar uzanan birçok yerleşim yeri Kürtlerin eline geçmişti. Sevgili okuyucular. Şeyh Said’e karşıydılar. Yine Cemile Çeto. Diyarbakırlı Cemil Paşa’nın oğlu M ıhemed. “Biz Türklerle beraberdik. “Kürtler beni sorgusuz sual­ siz öldürm eli. D iyarbakır’ı on dört gün kuşatma altında tuttular. Böylece savaş başladı. şeyhlerinizin. beyle­ rinizin hangi konumda olduğunu bilesiniz diye. Şeyh Said’ten avrı idiler. Derikli Elacı N ecim . bugün durum çok daha farklı olabilirdi. Onlar.) derler. hiç olmazsa evlerinde oturup isyanı seyretselerdi. ama gönlümüz Şeyh’ten yanaydı. ayaklanmaya karşı savaşmasaiardı.” diyenler­ dendi. Kurm anclar. aynı şekilde. Haydaranlı Kör Hüseyin Paşa da. Heverkanlı H aco Ağa. D iyarbakır üzerine çok zor­ lu hücumlar gerçekleştiriliyordu.” (İki kazık üstünde oynamaya kalkarsan biri kalbine batabilir.” Şeyh Abdurrahim ’in bu dedikleri doğruydu.” diyebiliyordu. Bitlis’te Hezret ailesinden -H izanlı Xelife Selim -. Ama sonradan karşı koyma emri vermek zorunda kaldı.” diyerek pişmanlığını belirtiyordu. işgalcilerin ise dostu idiler. Remanlı Emine Ehmed. Bunlar kendi halkının düşmanı. O dönemde ikili oynayanlar. gelecekte ağalarınızın. Mıhemede Cemil Paşa gibi birkaçı. aklımda kalan bu bilgileri yazma gereği duydum. Resul Ağa. ve Resule M ıhem e. Bunun üzerine Türk ordusu üzerimize gelmeye başladı. “ H eçî li ser du singan bilîzî. xw e yek nav dile wî kevî. “Kürtler beni öldürm eli. 156 .

Bunlar halktan ve tarihten korkm uyor. Oysa tarih hiçbir şe­ yi gizli bırakm az ve unutmaz. Bu. er geç bu ıhanetçilerle hesaplaşacaktır. Kardeş kanına girdiler. aydın. aşağıda anlatacağım bir kısım nedenlerden dolayı Şeyh Sait İsyanı. Bizim baylarımız bunu bile demekten çekiniyorlardı. diyemiyorlardı. Ancak her şeyden önemlisi. Evet. Aşağıda bu noktaları irdelemeye çalıştım : I. Bu nedenle bu büyük ve kanlı ayaklanmayı sîzlere her yönüyle anlatam ayaca­ ğını. i57 . O günler pek uzak değildir. bir diğer adıyla 1 9 2 5 Ayaklanması başa­ rılı olam adı.” diyordu. öldürülmekten kurtulurum .Silahlı ayaklanmadan önce. II. savaşın amacını iyi kavramalı ve bu bilinçle ölüme koşarak gidebilmelidir. savaşçı biri olm alı ki yanlış yapma olasılığı olm asın. Ancak bu isyanın Övgüye değer kimi noktalarının yanı sıra yerilecek noktalarını da tek tek belirteceğim. Ş E Y H SAİD A Y A K L A N M A S I NEDEN BAŞARILI OLAMADI? Değerli okurlar. yurtseverlik ve bağımsızlık bilinci güçlü bir biçimde halkın gönlünde yer etmelidir. babaları­ nın katillerini gören kardeşlerden küçüğü yerinde durarak. telafisi mümkün olm a­ yan bir yanlıştı. “ Ba­ kalım . Bu ihanetler henüz açıkça yazılmamıştır. hareketin başarılı ve başarısız yönlerinin bilinmesidir. Ben ayaklanmanın içinde değildim. bilgili. Biliyorsunuz. Herkes niçin savaştığını bilmeli. Kürtler de bu ihanetleri unutmaya­ cak. Benim gönlümde bu isyanın çok değerli ve önemli bir yeri vardır. Şimdi bile ihanetten ve kişisel çıkardan başka bir şey düşünemevenler var.H areketin liderinin tanınm ış biri olmasında büyük yarar vardır. görelim.babalarının katiline diğer kardeşleriyle birlikte rastlayan küçük kardeşin öyküsüne bile benzemiyorlardı. Bunun yanı sıra lider. eğer yenilirlerse ‘hiç değilse kavga­ ya katılm adım ’ der. Kürtlerin bir kısmı bu isyanda tarafsız kalmayı bile be­ ceremediler. Eğer kardeşlerim babam ızın katilini yenerlerse so­ run yok yenenler kardeşimdir.

Tabii bu arada Kürtlerin isyanlar dönemindeki sosyal ve toplumsal konumu da önemlidir. Hatta Kürt olduklarını inkâr edenler bile vardı. dost ve özgürlükçülere ulaştırılmalıdır. V . kavramalı. Kürtler. Öte yandan kanaatim ce Şeyh Said de.HI. başarının bedelinin öz­ gürlük ve mutluluk olacağını. Eger Şeyh Sait ve arkadaşları askeri anlamda başarılı stratejise­ ler olsalardı. hem de kolayca saldırı düzenleyip geri çekiiebilmelidir. Bunun yanı sıra Kürtleri olumsuz etkileyen. Yukarıda saydığım bu birkaç ilkeyi esas alarak 1925 ayaklan­ masını değerlendirelim. 1 9 2 5 isyanında henüz ulusal bir bilince sahip değildi­ ler. Buralardaki küçük ve yetenekli gruplar hem kendilerini koruyabilme­ li. Şeyh Said ve arkadaşları. Düşmanları bu kesimlere girmenin kendileri için tehlikeli olduğunu bilerek onları takip edemeyeceklerdir. böylece savaşçıların Suriye'ye geçişini engellemelerini önler158 . Kürtlerin önemli bir bölümii için ‘M üslüm anlık’ öndeydi. bu yanlardan birini kendine dost etmesinde bü­ yük yarar vardır. Böylece isyanın niçin başarılı olmadığını daha iyi anlarız. onların bilinçlenmesini arzulamayan­ lar da vardı ki.Savaşın sürdürülmesi. Halk is­ yancılara öyle bir inanmalı ki. IV. ele geçirdiklerini de koruyamamışlardı. ulaşılması güç yüksek yerler olmalıdır. Suriye sınırında bulunan Cerablus köprüsünü uçu­ rur. bunların propagandaları da etkili oluyordu. bu işin erbabı değildi ve bu ağır yükü kaldıracak özellikleri yoktu. İçerde veya dışarda güçlü bir şekilde hareketin propa­ gandası yapılmalı.isyancılar. onlardan lojistik destek alabilmelidirler. VI.Savaşın en önemli unsurlarından biri de propagandadır.D ört yanı düşmanlarca tutulmuş isyancıların başarılı ol­ ması için. Bu nedenle stratejik yerleri ele geçirememiş. her zaman zulüm ve haksızlığın karşısında yer almalı ki halk kendilerine sevgiyle yanaşsın. Öyle ki zor zamanlarında bu dostlarına sığınabilmek. savaş­ çılarına askeri taktikleri kavratm aktan yoksundular. isyanın amacı en ücra köşedeki halk­ lara. düşmanın çekilmesi gereken alan­ lar.

Bu propaganda açısından da önemliydi. Oysa bunlar. Haco’nun ailesi ile Cemil Paşa’nm ailesinden bir kesim. Düşünün ki. en sarhoş zam anların­ da da “ Yaşasın Kürtler ve K ürdistan” sloganını atıyorlardı. daha çok kendi zenginliklerini düşü­ nen kişilerdi. Kürtlerin isyana destek vermemesinin bir önemli nedeni de budur. Gördüklerimden bir kısmı. M üslüman olmayan kesimlerle işbirliğine girmeyi doğru bulmuyorlardı. isyana katılan veya destek veren Kürtleriıı ulusal mücadele üzerine çok ciddi şeyler söylemekten yoksun olduklarını da görürüz. egemenler tarafından silahsızlandırılan Kürtlerin bu konumunu fırsat bilerek köylerini hasıyor. Birtek köp­ rünün bile uçurulması. isyanın gelişmesine katkı sağlayacaktı. dini ağırlıklıydı ve isyana önderlik edenler de gericiydi. jandarm a zulmünü ‘kendini kurtarm aya’ gelen bu insan­ lara yeğlemişti. Öyle ki. inançlı devrimciler olm ak bir yana. Suriye’ye bile kaçarken talancılıktan geri kalm am ış. bunların birçoğunun bir isyana öncülük edecek kapasitede ol­ madıklarını açıkça gördük. Bu durumda Fransızların yardımlarını da alırlardı. Kürtler. Ancak Şeyh Said ve arkadaşları bunları hesap edemiyorlardı.ferdi. Bu durum halk açısından bir yenilik getirmediği için de. Rejim le iyi ilişkilere sahip olm adıkları için rejimin Kürtlere yöne­ lik genel saldırısından korkup kaçm ak zorunda kalmışlardı. onları soymaktan çekinm iyorlardı. Ö te yandan isyan. Kürtlerin bü­ yükleri olarak anılıyorlardı. Kürtler daha güçlü olacaktı. Türklerin yolunun kapanmasına. 159 . bir kısmı isyana aktif destek veren bu Kürtler. Hiç kuşkusuz. halk isyana ilgi göstermedi. K ürt isyanının güçlenmesi askeri başarıyı da sağlaya­ cak. Üstelik bunlardan bazıları hiç de Kürt dostu değildi. İsyandan sonra Suriye’ye geçen birçok ‘önder’le yüz yüze görüştükten son­ ra. Soygun ve talanlarını ise rakı masalarındaki eğlence ile kutluyor. Bunda haksız da sayılmazlardı. Çünkü o dönem Fransızlar isyana destek veriyor ve olanaklarını buldukla­ rında daha fazla yardım etmekten de çekinmezlerdi. geri çekilirken bile fakir Kürt köylüsünü soyup soğana çevirmişlerdi. Bir diğer ifadeyle onlar. İsyana önderlik edenlerin anlatım larını gözlediğimizde.

Sadun. H atta aptal. Bu davranışlar bile Kürtler arasındaki feodalite ile gericiliğin kurumsal yaygınlığı hakkında fikir veriyor. bey veya şeyhti. Tam bir çapulcu gibi davranan bu kesimin elle tutulur tek yanı vardı. Harputlu Şeyh Şerif ve Çan şeyhleri gi­ bi Kürdistan hanedanlarının isyana katıldıkları ve kendi bölgele­ rinde isyana önderlik ettikleri doğrudur. 1. Cemile Şeyda. Y ad o. Örneğin isyanda H arput’u ele geçi­ 160 . İsyana önderlik edenlerin tümü ağa. özellikle kendilerine destek veren Kürt köylülerini halkın malına ve namusuna el atan bu isyancılardan koruyor. H atta bunların bir kısmı Kürt olduklarını akıllarına getiremiyorlardı. Kiirt halkının önemli bir kesiminin isyana destek vermesine engel oldu. Siyaset ve taktik bilgilerinden yoksundular. Liceli H akkı Bey. ya­ bani ve yobaz olanları bile vardı. Hanili Salih Bey. Cibranlı Kasım Bey. yani halktan destek alam adılar. Ben ve bazı arkadaşlarım bun­ larla görüştükten sonra. Emere Faro.Türk ordusunun bazı yerlerde Kürelerden destek bulmasının bir nedeni de. Türkler. propagandalarında Kürtlük ülküsü­ nü kullanm alarıydı. deyim yerindeyse bu büyük isyana ön­ derlik etmelerinden utandık. saldırılarına en­ gel oluyorlardı. Ama bunlar. siyasi ve askeri stratejiler ile taktiklerden habersizdiler. isyancı Kürtler içindeki bu ikiyüzlülerdi. Şeyh Abdurrahim .H a r e k e t i n İçinde Hareketin içinde askeri taktik ve stratejileri bilen kişi yoktu. yine kendi elle­ riyle özgürlüklerini başkalarına hediye ettiler. hem de is­ yandan sonra yaşanan olaylardan bir kısmını anlatm akta yarar var. N e yazık ki bunların bir kısmı sıradan ve cahil insanlardı. O da. Suriye’ye geçen inançlı ve devrimci Kürtlerin de dikkat çekti­ ği bu durum. İsmini saydıklarım ın bazılarıyla şahsen karşılaştım . Bu yazdıklarımın an ­ laşılması için hem isyandan önce ve isyan sırasında. Deyim yerindeyse Kürtler. Bu olumsuz davra­ nışlar yüzünden de asıl destek alm aları gereken yerden.

” Şeyh Abdurrahim. İslam kom utanlarından Ö m er H atab’ın D iyarbakır’ı kırk günde ele geçirdiğini. isyancıların safında yer alan Emine Ehmed karşı tarafa geçti ve Türk askeriyle beraber Reşkotan üzerine yü­ rüdü.. Ç atışm alar esnasında Şeyh Said’in adamlarının bir kısmı şehrin bazı noktalarına girmeyi başardılar. Ancak şehre girenler. Ama o bile ağabe­ yinin liderliğini hiçe sayıp Türk askerlerine pusu kurdu ve onları öldürdü. dew ra w e çû . bir halkın özgürlük savaşçısından ço k yağmacıya benziyorlardı. İsyancı Küreler Diyarbakır kuşatması sırasında. Türk ordusun­ dan birkaç top ele geçirmişlerdi. Ama ne yazık ki topları ateşleye­ cek tek bir kişi bile bulamadılar. Ancak isyan bastırılınca işbirlikçi Emine Ehmed de yeniden isyancıların safına katıldı. 16ı . Ö te yandan Şeyh Efendi de yakalandıktan sonra verdiği ifade­ de K ürt ve Kürdistan terimlerini kullanmamaya özen gösterir. kendini korum ak için sadece dini inançları gereği ayaklandığını söyler. dini bilginin dışında bir şeyden anlam az­ dı. Beşiri isyanında. Emere Faro. T o p lar öylece ovanın ortasında kaldı.rip vali olan Şeyh Şerif. Şeyh Said’in kardeşi idi.” “ G eçti sizin devriniz.” diyerek. oysa kendisinin on dört günde alacak kud­ rette olduğunu iddia ediyordu. L at û Ezzadc bikin be ab û rû . Tepa Barava köyünün melesi Türk kom utanlardan birini esir aldıktan sonra sırtına binerek aşağıdaki dizeleri söylemiş: “ H a tî d ew ra Ehm edî. “ D iyarbakır’ı almadan gitm em . şim di A hm et’te sıra. Emere Faro da Şeyh’i dinlemedi ve Diyarbakır kuşatm a­ sından vazgeçmedi. T op ları ele geçiren Z azalar topu çeken katırları mecburen saldılar. L at ve Ezzadlar hasret k a la c a k la r. o n u ra ve su y a . Bu nedenle de ilk olarak Kürtlerin dükkânlarını yağmalamaya başladılar. ay­ nı şekilde Kürtlük nedir. bilmiyordu. Farqin (Silvan) kaym akam ı olan M ele Huseyne Kıçık da. Dost sohbetlerinden birinde anlatıldığına göre..

işbirlikçi olm asına kar­ şın Suriye’de Xoybûn’a katıldı. bu nedenle İhsan N uri Paşa'yı ayaklanm anın önderliğine getirdiği. Emine Ehmed’in çocukları ve Kuzeyden kaçıp güneye gelen bazı tanın­ mış Kürtler. askeri güçlerin k om utanlığına Ağrı ayaklanm ası lideri Ihsan Nuri Pa­ şa' yı getirm iştir. H areketin önderleri bilinçli. Van Gölü üzerinde de bir gemi inşa ettirdiğini yazıyordu. daha çok K ürt aristok ratlarının denetim inde bir ö r ­ güt olm aktan öteye gitm edi. Çağdaş bir düşünceden yoksundular. C eladet ve Kamuran Bedirxan kardeşlerin yanı sıra bazı Kürt aydınlarının da kuruluş çalışm aların a katıldığı X o y b u n . Ya da bu anlayış henüz Kürtler arasında oturm am ıjtı. O dönem bazı cahil ve gericiler birtakım makaleler yazıp dağıtıyorlardı. bazı k aynaklarca belirtiliyor. henüz millileşememişti. X oybun (H oybun): 1 9 2 5 K ürt isyanının bastırılm asından sonra Suriye’ye k a­ çan veya diğer bölgelere sürgün edilen Kürtlerden Su riye’ye geçen Kürtleriıı öncülüğünde kurulan K ürt örgütüdür. Kürtçülük düşüncesi ve yönetim anlayışından yok­ sundular. X o y b u n ’ un Ağ­ rı ayaklanm asında etkin olm ak için çabalad ığı. bilinçlenmenin ve değişimin rüzgarı Kürdistan’da henüz esmemişri. esaslı bir program dan yoksun olm ası nedeniyle. Ancak o da Suriye’ye geçince Xoybûn* Cemiyeti’nin des­ tekçilerinden biri oldu. Diyarbakıtlı Cemil Paşa da öyle. isyan döne­ minde ulusalcılık denen o ağır sorumluluğu kavramamış. Rahatsız olsak da hepimiz bilmeliyiz ki Kürtler. ı6 z . X o y b ıın ’un tek şubesi.Yurt D ı ş ı n a K a ç a n Kürtler Emine Ehmed isyan sırasında taraf değiştirerek Türklerin safı­ na geçti. burada bile rahat durmuyor. Keza Haco Ağa da. H atta bunlardan bazıları Kürt kadınlarını da kaçırıp kendileriyle birlikte güneye getiriyor­ lardı. Cemil Paşa’nın oğlu M ıhem ed. Ayrıca bu ağaların çeteleri. ancak Erm enilerle işbirliğine girm esi nede­ niyle dağıldığı. sınırın ötesine geçip yoksul Kürt insanını talan ediyorlardı. Kürt kadın ve kızlarının boy­ nundaki ziynete de el koyarak ağalarına getirirlerdi. Ayaklanmaların ulusal kapsamını da bilmiyor­ lardı. Bu kitaplardan birinde Bedirhan Bey’in silah ve barut yapımı için Cizira B otan’da bir fabrika yaptırdığını. çağı anlayan insanlar değildiler ve Türkler tarafından rahatlıkla kullanılıyorlardı. 1 9 2 7 yılında yapılan kon gre­ sinde.2 . Ö te yandan H aco Ağa. Bireyciydiler. T ec­ rübeleri yoktu. Ulusailaşmanın. X o y bu n . Bilinmesi gereken bir şey de cahil ve gerici insanların yazdıkla­ rı üzerinedir. o dönem Suriye to p rak la ­ rında olan H atay ’da bazı K ürt öğretm enlerin girişim iyle açıld ı.

Okum adan. Elbet Şeyh M ahm ud’un eksikleri vardı. Gerçeği bilmek Kürtlerin yararınadır. Bu dediklerimden lütfen kimse alınmasın. partiye kayıtsız şartsız uyulmalı. am acına ulaşması mümkün değildir. Kürt insanının iç ve dış düşmanları tanın­ m alı. I. Ayrıca kendisini dinlemedi diye vezirinin dişleri­ ni çektiren de Şeyh M ahm ud’dur. Kürtlerin derebeylikle bir yere varamayacağı açıktır. siyaseti ve çağdaşlığı öğret­ memiz gerekiyor. Bedirhan ve Şahin Bey’in oğullarına örgülerini kesip göndermedikleri. Doğrusu bu yazılanlara ve ozanların söylediği türkülere ancak gülmek gerekirdi.Ülke için korkusuzca ölüme gidilmesi gerekiyor. tarihte yerini alm ası. Bana düşeni yaptığı­ ma inanıyorum. Berazlı M ustafa Bey üzerine bir türkü yakm ıştı. Kürt kızlarının. sabırlı ve zor bir çalışma gerektiriyor. II. Buna rağmen kendisiy­ le görüşmeye gelen İngiliz generalin elini. Türküde özetle şöyle de­ niyordu: “ Kürt kızlan örgülerini kesip güneydeki Kürt büyükleri­ ne göndermişler ve ‘im dat ey Kürt önderleri. Süleymaniye Kürtleri’nin Türkleri imdada çağırm adığı gibi hain ilan edilme­ dikleri de çok açıktır. Şeyh M ahm ud. K ürt ise bize hain der. Yoksa Bedirhan Beyin herhangi bir silah fabri­ kası veya gemisinin olm adığı. neredesiniz?” Kawis Ağa ise. özellikle egemenlerin boyunduruğundan yana olanlar ve feodaller teşhir edilmeli. Bu kesimlerin olumsuzlukları nedeniyle Kürtlerin çağdaş uluslar sevi­ yesine ulaşamadıklarına inanıyorum. Bedirxan Bey’in oğulları. Şeyh M ahm ud üzerine söylediği bir türküde.Şeyh Said ayaklanm asında H ırço Bey’in ozanı M işo.” diyordu. kendini geliştirmeden bir mille­ tin ulus olması. Çağdaşlık. Ayrıca benim tüm yaşamım gerici ve yobazlara karşı mücadele etmekle geçmiştir. 163 . bir ulusu temsil ediyordu. Bunun için partizanlaşm alı.K ürt insanına yurtseverliği. Şahin Bey’in. M üslüman olmadığı için sıkm am ıştır. “T ürkler imdada gelm iyor. III.Örgütlenme ve paylaşma ile ilgili kitaplar okunup haya­ ta geçirilmeli. Doğru bul­ madıklarımızı eleştirmekten de çekinmemeliyiz.

Bu örgütlen­ meler dışa açıldı. İsyan’dan sonra kendi eksiklerini gören 164 . Öyle ki. Bir diğer yararı da uluslararası etkileridir. Nehru gibi yazarlar kitaplarına.Her yıl binlercemiz kaçakçılıktan ölüyoruz. Şimdiye kadar eksiklerini saydığımız bu isyanın Kürtlere bir şey kazandırm adığı­ nı söyleyemeyiz. Bu özellikler 1925 tsyaııı için de geçerlidir. ulusal kurtuluş ha­ reketlerinin. Darağaçlarında bile ulusunu. Ayaklanmanın bir diğer yararı da. makalelerine Kürtleri konu ediyor­ lardı. Böylece Kürt ulusunun var­ lığı ve istekleri kamuoyuna maloldu. Halay türkülerinde bile Kürtlerin ulusal söylenceleri dile ge­ tirildi. Neden ülke ve ulu­ sun onuru için de binlercemiz ölmesin? Her yıl binlerce. Kürtler hakkında dünya kamuoyunda az da olsa bir saygınlık oluştu ve Kürtler kısmen de olsa gündeme geldi. daha da ötesi çözüm arayışına girdiler. Aydınlar ve ozanlar Kürt so­ rununu ulusal sorun olarak değerlendirdiler ve geniş bir tartışma ortamı buldular. vatanını savunan bir ulus. Neden bu paraları Kürt dilinin gelişmesi ve Kürt halkının çağdaşlaşması için kullanmaktan esirgiyoruz? 1925 AYAKLANMASI NELER GETİRDİ ? Dünyadaki tüm ayaklanma ve devrimlerin. bu ayaklanmanın başlıca yararıdır. yurtsever başkaldırıların olumlu ve olumsuz yanları vardır. er ve­ ya geç başarıya ulaşacaktır. m akaleler Kürtçe ya­ zıldı. işgalcilerin kendi gazetelerinde ve resmi toplantılarında bunun bir Kürt ayaklanması olduğunu kabul etmeleri. Aynı şekil­ de özgürlükleri için mücadele veren Türkler de onları katlediyor­ lar. Kürt ulusal hareketlerinin bu olayla ivme kazanması ve Kürt ulusalcılığının alevlenmesidir. H at­ ta belli bir uluslararası destek oluştu. yüzbinlerce liramızı masa başlarında ve sokaklarda düşmana yarayan iş­ lerde kullanıyoruz. Kürtler üzerine yazılan çok sayıda kitap ve m akale dünya nın her tarafına yayıldı. Nehro bir makalesinde şu düşüncelere yer vermişti: — Kürtler kurtuluş ve özgürlük mücadelesi veriyor. Bu ayaklanm alardan önce Ehmede X ani ve Hacı Qadire Koyi dışında kimse Kürt adından söz etmezken. Bu olaydan sonra birçok yeni örgütlenmeler oluştu. Şeyh Said ve Şeyh Mahmud isyanlarından sonra bütün şiirler.

Bu sayede gelecek kuşağa. Şeyh’in idam edilmesinin bir çatışmada öldürülmesinden daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Başkan sordu: ‘Doğru söyle.ayaklanm acılar Türkiye. kimdi suç ortakların. K ü r t le r in u lu s a l k im lik le r in i b u k a d a r ö n p la n a ç ık a r m a la r ı K ü r t ta r ih in d e ilk d e fa o lu y o r d u . Bana gö­ re Şeyh Efendi’nin idam edilmesi kalmasından iyi oldu.’ dedi. onlar arkadaşım dır. Şeyh. Birçok toplantıda çok nitelikli konuşmalar oldu. Sorgucu birkaç isim sordu. Sıra benim adıma gelince.” H aco Ağa konuşmasını şöyle sürdürdü: “ M ahkem e başkanı Ali Saib sordu: ‘Peki Şeyh Efendi. günah değil mi sence?’ Şeyh’in ceva­ bı şöyleydi: 165 . kimler sana ko­ mutanlık etti?’ Şeyh. Kürt isyanı ve önder­ leri hakkında söylenecek şeyler olduğu görüldü. İran ve Irak’ta çok önemli top­ lantılar yaptılar.’ dedi.’ dedi. Ram azan bayram ının arifesinde ise kırk se­ kiz silah arkadaşıyla beraber D iyarbakır’da idam edildi. Böylece tarih yapraklarında Şeyh Efendi’nin de bir­ kaç sayfası oldu. ‘Bütiin M üslüm anlar arkadaşım dır. tarihsel ve kişisel açıdan değerlendirdiğimizde. ‘Doğru. ‘Onu tanımıyorum. Ö te yandan han­ gi milletten olursa olsun bu tarihi okuyan insanlara Kürt ayaklan­ ma ve direnişlerinin kanla sulandığı anlatılır ve bu kahramanların tarihteki yeri daha da belirginleşir. Aynı şe­ kilde. Şimdi Şeyh Said Efendinin düşüncelerini ve amacını onu tanı­ yanların ağzından daha yakından anlatm ak istiyorum. H aco Ağa anlatıyor: “Ben ve Ali İhsan Paşa sorgulamayı adliyenin balkonundan iz­ liyorduk. Ancak kendi ko­ mutanlarından Cibranlı Kasım Bey’in düşmanla işbirliğine girme­ si sonucu esir düştü. Suriye. bu is­ yanda çok M üslüman öldü. yenildi ve kaçmaya başladı. Şeyh S a i d ve A r k a d a ş l a r ı n ı n idamı Sözkonusu eksikler ve yanlış uygulamalar nedeniyle başarılı olamayan Şeyh Sait. Ama Ezidi H aco’nun bize karşı Karacadağ’da savaştığını duydum. Şeyh’e sorulan bu soru üzerine Türklerin sadece isyancıları değil bütün Kürt ileri gelenlerini hedef aldığını anladım . Şeyh’e önce doğruyu söyleyeceğine dair yemin ettirildi.

O n­ ları divanlarımda hep övdüm. Ali Saib’in yanıtını verdi. bazı belgeler.’ dedi. Ancak kuvvetlice bir taş vurursan. yiğitçe ve açıkça am açları­ nı haykırsalardı. o onurlu isyanı aşağılayıcı amaç taşımaz. sorgulamalarda Şeyh Efendi’de pek olmasa da di­ ğer isyancıların ifadelerinde birçok defa Kürt ve Kürdistan keli­ meleri geçmektedir. isimler üzerinde durup isya­ nın Kürdistan’ı kurma am açlı olduğunda ısrar ettiler. Oysa isyanın gerçek talep ve amacı düşmana açıkça söylenmeliydi. Aynı şekilde dağdan bir kaya yuvarlandığı zaman suda 16 6 . Özellikle isyanın dinsel yanını öne çı­ karıyordu.” H aco Ağa böyle diyordu. Bunun üzerine Başkan. Sonu ölüm olsa bile Kürt hareketinin gücü mahkemelerde de ispatlanmalıydı. Kuran ve hadisler benim size karşı koymamı ve savaşmamı emrediyor. ‘Evet. dizlerini açtınız. Bu söylediklerim. Bunların pek önemi yok. Şeyh’e. O kız senin kapatman mıydı?’ di­ yerek hakaretvari bir soru sordu. ‘Geçtiğimiz yıllarda sana misafir olduğumu hatırladın mı?’ diye sordu. Düşmandan saklanacak hiçbir şey olm am alı.— Siz nereden Müslüman oluyorsunuz? Kadınların yüzlerini. Şeyh Efendi. Burada belirtmek istediğim isyana önderlik edenlerin eksik ve zaaflarıdır. Ama Mele Hesen H ışyar’ın bana an­ lattığına göre. Bu söylediklerim aynı zamanda yeni Kürt direnişçilerine me­ sajdır. isyancılardan Fuat Bey. Şeyh’in sonunun ölüm olduğu zaten belliydi. Sorgucular. ‘Kes. “amacının Kürdistan’ı kur­ mak olduğunu” inkâr etmemiştir. ifadelerinde Kürt ve Kiirdistan sözcüklerini kul­ lanm aktan özenle kaçındı. korkmadan ve yüksek sesle. saçlarını kestiniz. bilerek veya bilmeyerek geri plana atılmıştır. M ahkem e başkanı Ali Saib. Şeyh Efendi. sadece bu ne­ denle de olsa darağacında düşmana Kürdün adını haykırmaiıydı. Ne yazık ki isyanda ulusal öğeler. “X oyb û n ” yayınlarında okuduğum bir ma­ kaleye göre. suyu yararsın. ulusal istem­ ler açıkça anlatılm alı. O .’ diyerek. Ama gönül isterdi ki Şeyh Sait ve ar­ kadaşları. terbiyesiz! Beni öldürebilirsiniz. Şeyh Efendi sinirlenerek. hatırlıyorum . ‘Güzel yüzlü bir kız ellerine su dökü­ yordu ve sen abdest alıyordun. ama onursuz sorular soram azsı­ nız.

Beyler. meleler.. dağlarda can verdi. Aralarında her kesimden insan vardı. Elimden gel­ diğince henüz tarih sayfalarına yazılmamış bu isimsiz kahram an­ ları ve ayaklanm alarını aydınlatm ak ve yazmak istiyorum. Kürt tarihinde Dersim adı etrafında da olsa.derin izler bırakır. An­ cak bu eksikler hakkında eleştiri getirdiklerini görmedim. Ö te yandan arabaya ne kadar fazla gaz verir­ sen o kadar hızlı gider ve tozu dumana karar. Dersim. 1 9 2 5 ’in etkileri­ ni taşır. Ağıı. İste bizim yiğitler m ahkemelerde bunu yapama­ dılar. Güneye geçenler arasında okumuş ve aydın insanlar olduğu gibi. ağalar. Bu arada hiçbir yerde adı anılmayan ayak­ lanmaları anlatıp gün yüzüne çıkarm ak istiyorum. cahiller de bulunuyordu. 1 9 2 5 ’T E N S O N R A K İ A Y A K L A N M A L A R H iç şüphesiz 1 9 2 5 ’ten sonraki ayaklanm alar. kaçınılacaktır. doğrunun her şeyin üstünde olduğuna inanıyorum.. Sason. kadın ve erkek bir­ çok insan yanan ve-yıkılan evlerinin altında kaldılar. Ben. şeyhler. Daha önce yaşananlardan çıkarılacak derslerle hata ve yanlışlardan. Eleqemşe Ayaklanması 192 5 ve 2 6 yıllarında birçok Kürt önderi ve savaşçısı Suriye’ye geçtiler. h afif otları ve ağaçları bir an önüne katar. Birçok aydınımız 1 9 2 5 İsyanı hakkında kitaplar yazmış. Dersim lilerin. sıradan savaşçılar. Bunların hiçbiri 1 9 2 5 kadar etkili olam adı. Şeyh ve arkadaşları idam edilmeden önce de birçok insan ha­ yatını bu uğurda kaybetti. O bjek tif değerlendirmeler gelecekte olaylara ışık tutacak. Ancak Dersim hakkında uzun uzadıya bir şey söy­ leyecek durumda değilim. İsyan sonrasında kaçan katiller. Bir şeyi değer­ lendirirken eğrisi ve doğrusu mutlaka ortaya konmalı. Heveda fırtınadan sonraki rüzgarlardır. soyguncular ve eşkıyalar da gel­ 16 7 . H everka. Türk katliam larının etkisiyle ortaya çıkan onurlu bir yeri vardır. Bunlar hakkında söyleyebilece­ ğim şeyler var. uzaklardan bile du­ yulur ve görülür. daha az hatalara düşülmesini sağlayacaktır. Bir fırtına dindiği zaman ara sıra kısa ve etkisiz rüzgarlar olur.

Eminê Ahmed. M ele’yi N usaybin. Onu razı edin.. Silvan şeyhleri.” diye­ rek. Y u sıf O sm an ve daha yüzlercesi güneye geçmişlerdi.” dedi. İsmail M ıhemed. Darahênê mirleri. H aco Ağa henüz Kuzeyde idi. Diyeceksin ki H aco’nun kendisi yazıp kuşağıma soktu. bin bir zorlukla hapisten kur­ tulup köyüne döndü. Osman Sebri ve Reşit Kurd gibi sim alar da güneye geç­ mek zorunda kaldılar. M ele’nin. Böylece köyümü elimden alm ak istiyor. Ç eto. “Siz bu soru­ yu önce H aco A ğa’ya sorun. Sonradan Cemil Paşa ile Be­ dirxan Paşa ailesinden bazıları ile D oktor Ahm et Nafiz Bey. Bunun üzerine. Tew fo. Palu mirleri. Aramızda düşmanlık var. içinde as­ lan da yatar. düşman hesabına arkadaşlarını öldürmüş Kürtler de vardı. d e. Xerza m irleri. Saroxan.. yazanın kendisini istedi. Kurm ancların bir sözü vardır. Şewket Zulfi.H aco Ağa’ya bir mektup yazdı ve gönderdi. Neyse ki şansı vardı. Ancak bunların önemli bir kısmı 1 9 2 5 ’te gelmişlerdi. D iyar­ bakır ve H arput’ta askeri hapishane kalmadı dolaştırdılar. Ben sizin dediğiniz­ den çıkm am . Güneye geçen H aşan Ağa ise başından geçenleri bize şöyle an­ lattı: lé8 . Güneye geçenlerin hepsini sayarsak kitaplar yetmez. Şeyh Said’in akrabaları. “Dünya orm andır. H aco Ağa mektubu alınca geri gönderdi ve “ M ektubu okuyam adık. M ele bu minval üzere aylar sonra. But şeyhleri ile ağalardan H aco. Hacı Eli’nin oğlu Bedirxan. Qertminii M ele Y u s ıf-k i yazısı fevkalade gü­ zeld i.mişti. Saroxan Ağa onun amcasının oğluydu ve aralarında kavga çıkınca Saroxan Ağa Suriye’ye kaçm ak zorunda kalmıştı. tilki d e . maksadı beni de öldürtm ektir. Eli Yunıs. Harput cezaevinde Xew s ailesinden Seleheddin’le tanıştı. “ M ele.” Güneye geçenlerin arasında arkadaşlarını düşmana teslim etmiş. sa­ kın mektubu yazdığını söyleme. Xw etli H acı Musa Bey. “ Neden amca oğlunla barışıp düşmana karşı bir olm uyorsun?” diye Sorduğumda. M ardin. Seleheddin Mele Yunıs’a akıl vererek. Saroxan Ağa arkadaşımdı. K ör Huseyn Paşa. Çan şeyhleri. H arput şeyhleri. Ehmed Süleyman.” dedi. O na. Mele Y u sıf gidince ise onu yakalayıp Kürt düşmanlarına teslim etti.

Kom utanın bu sözleri üzerine. dost görünüp. ama ille de görmek istiyorsa kendi buraya gelsin. Saroxan . Sizin gibi aydın ve akıllı insanların bu dağlarda. yemeğe davet etme gerekçesiyle evlerine çağırdıkları karakol kom utanı Hüseyin Efendi’yi ve emrindeki askerleri esir aldılar. Heverkiler’e. baba­ mı bu konuda ikna ermeye çalışacağım .” diye çağrı yaptılar. Y apar mı yapardı. “Saroxan’ın bu niyetini sezmiştim. acele olarak N usaybin’e gelmesini istiyordu. 169 . Emine Ehmed gibi ağalara haber gönderdi.” düşüncesindeymiş. — Haşan Ağa. Bunun üzerine Bulbılan ağası Yusıfe Q aso’dan yardım is­ tedim. malınızı mülkünüzü alın. bu vahşilerin arasında ömür tüketmesi doğru değildir. “Erkek sözü veriyorum. Deyim yerin­ deyse H aco.’ dedi. yağmurdan sonra ıslanmasın diye öküzün sırtını ör­ tüyordu. Bütün sınır karakollarını baskınla ele geçirdiler.’ dedi. — Babam çok hasta. ata bile binemiyor. Emrin varsa bana söyle. Biz dost olduğunu biliyoruz ve sonunda ölüm de olsa kimseye söylemeyiz. Yerine beni gönderdi. dedim Kumandan H akkı Gündüz. evlerinizi. Yanına varınca. gerçekten dost musun bilm iyorum . ‘Ben sizin dostunu­ zum. “Daha karakollar elimizdeyken. H aco daha güneye inmeden oğlu H asan’la Ahmet Süleyman. ‘Babam hastadır. güneye k açın . Amacı bir­ likte kuzeye dönüp yeni bir ayaklanm a başlatm aktı. H aşan eve gelip durumu anlatınca. ‘H aco Aga niye gelmedi? diye sordu. Size bir sırrımı söyleyeceğim ama kimseye söyleme. onlardan bir aferin alalım ve evlerimize dönmek için anlaşalım . Ba­ bam niyetini anlam ıştı. dedim.” diyordu. Ama sen iyiliğimiz için mi istiyorsun. babana söyle.“Bir gün jandarm a kumandanından babam a bir not geldi. Fransızların işgalindeki gü­ ney Kürdistan’a geçmeye karar verdiler. Q aso’nun yardımıyla bu plandan kurtuldum ve daha son­ raları yeniden güneye geçtim . O da arkadaşla­ rını toplayarak. evini Anadolu’ya götürsün.” dedim. Saroxan ise başka hesabın peşindeydi. Hesen Aga ise. “Şu Hesen’i yakalayıp Türklere teslim edelim. Ko­ mutan babam ın. Güneye geçmeden önce de. — T ab ii efendim.

Sarohan Ağa. H atta Hacı Süleyman’ın bir adamı. O ağa. Saroxan. yakından tanıştığım bir dostumdu. O sm an’ın ailesinden kim ağa olursa. Kendini dev aynasında görüyordu. Orada aşiretini cesurca savundu: — Doğrudur. Bu tutumu ne­ deniyle tek başına çalıp. H aco Ağa hepimizin düşmanı. Ehmede Yusıf’ın çadırında toplandılar. ucuz kahram anlığa soyunmuştu. Biz kimdik. ben ise basit bir feqi. deli doluydu ve olm a­ yacak şeyler düşlüyordu. Nusaybin’e dönmeye karar verdi. O . ağaları ve sınıf kavramını bilmiyordum. Zam anı ve ortamı kavrayamıyordu. Ama ‘sinek’ ve ‘cam ış’ kadar uzaktık birbirimize. onları daha yoldayken soyup soğana çevirdi­ ler. Yaşlı ve dul ülkesini ye­ niden nikâhına alm ak istiyordu. H aco Ağa. bir delinin cesaretiyle hareket ediyordu. Bizim birikimimiz. Önderlik ve ağalık nedir bilmiyorsunuz. bir ‘Heverka Sultanı’nı ikna etmeye yet­ mezdi. Şimdi Heverki ağası benim. ben halkçıydım. “Siz ço ­ cuksunuz. Heverkan onundur. Saroxan Ağaya geldiler. 170 . H aco Ağanın aşiretin­ den yedi tüfek aldı. Dağlardan gelen bu adam lar. bir defa olsun kendilerini soyan bu insanlara direnemediler. Heverki artık H aco Ağanın aşireti de değildir. Büyük çoğunluğu çareyi Saroxan Ağaya sığınmakta buldu. Gitmemesi için yalvardık ama söz dinletemedik. Söylediklerimizi duymuyordu bile. Bir sarhoşun. Saroxaıı Ağa. tek başına oynayan biri oldu. akrabaları ve aşiretiyle sınırdan güneye geçti. Tilşeir’e. Dostlarım ın ve arkadaşlarımın Heverkiler’in malına el uzatmasını istemiyorum. Saroxan. ben okumuştum.” diyordu. Ağa. hatta kadınların boynundaki takıları kadar ne varsa aldılar. Arap: lar ve Kurm anclar. O dönem henüz M arksist düşünceyle tanışmadığımdan.Aradan günler geçti. bu duruma dayanamadı ve aşiret çadırlarına gitti. Heverki ağalı­ ğı elime geçsin o zaman görün. Hacı Süleyman da onların arasın­ daydı. Aşiretimin bu hale gelmesine razı olam am. ‘Heverka Sultanı Saroxan (!)’ kimdi? Biz onun dengi de­ ğildik. Ama Heverki kimsenin düşmanı değildir. bir köylüydüm. Birbirimizi anlamamız ve yanyana olmamız mümkün müydü? O zam anlar çok gençtim. ağalan tam olarak tanıyam a­ mıştım. O halk düşmanı. O okum am ış.

Onları başkomutana göster­ dim ve eğer şimdi Türklere karşı savaşmamı istersen. Heverka Sultanı Saroxan. H aco Ağa Fransızlarla görüşmesini şöyle anlatıyor: “Fransızlara. Hacı Suleymanlar köye girdiler. ilk ateşte vurulup öldürüldü. sana ceva­ 171 . Saroxan Ağadan köylüye iyi davranmasını rica ettik. Eğer sen benim çadırımda olm ayaydın. Hacı Yusıf. Fransızlar H aco Ağanın gelişini ve kendile­ rine sığınmasını kutladılar. Heverkiler ön­ ce davranıp H acı Hemze’nin köyünü kısa sürede ele geçirdiler ve talan ettiler. söyledi. tepeye baktıkları zaman Sa ro x a n ’ın orada büyükçe bir siper hazırladığını gördüler. Arap olan T ey şeyhlerine sığına­ rak ölümden kurtuldu. Saroxan ’dan yanaydı. Onu uçakla Beyrut’a götürerek. Ancak yoluna hangi köy çıkarsa talan edeceğini. Toplantı dağıldı ve herkes köyüne gitti. Hacı Suleymaniler’in ağası H acı Hemzeye Hesen.” dedi. Saroxan ve adamları köyün altına gelince üzerlerine ateş açıldı. Türk sınır kom utanlarının bana Suriye’deki Fransızlara karşı savaşmam için gönderdikleri mektubu göster­ dim. Köyünün ele geçirilmesi üzerine Hacı Hemze. gelirse öldüreceklerdi. beni ve Ahmet N am i’yi Şeyda’mızla birlikte Saroxan Ağaya gönderdi.” diyerek tepki gösterdi. H aco Ağayı maaşa bağladılar. Saroxan’ı köye sokm ayacaklar. Ancak o tüm aşiretlere meydan oku­ maya devam etti. O yazılan beraberime almıştım. H aco Ağa bir süre sonra Fransızlarla an­ laştı. Saroxan Ağa’nın adamları hazırlıklıydılar. kuşatmaya karşı di­ rendi. oğlu ve adamlarını Tilşeir yoluna gönderdi. Saroxan ’ın en iyi adam larından olan bir Hıristiyan.Kasik ağası Yusıf. Fransızların devlet tem silci­ leriyle görüştürdüler. teh­ ditten çekinm edi. sen de mi H aco’ya eş oldun? N e­ den H everki’ye acıyorsun? Yıllardır biz seni onların şerrinden ko­ rumadık mı? Şimdi tutmuş bizim düşmanlarımıza sahip çıkıyor­ sun. ayağından tavana asardım . “Be adam. H aco Ağa ise. “Şimdi herkes köyüne dönsün. Heverki H acı Suleymaniler’e teslim olm adı. Ama Hemzeye Hesen’in amcasının oğlu H acı Y usıf Saroxan ’a düşmandı. Heverki Ağası bu kez sözümüzü dinleyip köyden çıktı ve adam larıyla Tilşeir’in komşu köyü olan X w etla’ya gitti. Bunun üzerine siperdeki Heverkiler karşı ateş açtı ve H acı Yusıf’m oğlunu öldürdüler.

eğer Saroxan’ı vurursan benle çocuklarım .” dedim.” Böylece Saroxan ’ı öldürdüler. H aco Ağa’yı öldürtmek için de elinden geleni ardına koymadı. Bunun üzerine beni serbest bıraktılar ve maaşa bağladılar. Saroxaıı. ‘Dayına git de ki. H a­ co artık Heverki’ye ağalık yapmak istemiyor. Saroxan. Kardeşime. Türkler babanın başına yüz bin lira ödül koymuşlar. O na.bım ‘hayır' olu r. Gel sen ba­ banı öldür. yeter ki yakam ı bı­ raksın. “Şemdino. Şemdin’e daha önce haber göndermişti. Şemdin’in Saroxan ’ı öldürmesi için planı hazırlayan H aco ’dur.’ demiş. ulusuna çok kötü­ lük yaptı. Ondan yana görün. Osm anların aşire­ ti adına söz veriyorum ki düşmanlığını yapmayız. Uygun bir zamanda ise icabına b ak .” dedi. Kardeşim ve annesi gittiler. kardeşime. Ama H aco ona söz verince Saroxan’ı öldürmeye karar vermiş. sana güvenir. Hesen Ağa. Sonunda Ezidi Şemdin tarafından kalleşçe öldürüldü. parayı paylaşalım .’ dedi bizlere. Kardeşim oradan dönünce. H aco Ağa ile Saroxan Ağa arasındaki ilişkiyi şöy­ le anlatıyordu: “Kuzeye gitmeden önce babam.” İç çatışmalardan sonra Saroxan Ağa Kuzeye geçti ve Suriye’ye kaçan Kürtlere düşmanlığa koyuldu. Sen de bana karşılık ver ve oda­ yı düşmanca terket. Ama O sm anlar’m aşireti böyle bir olaya seyirci kalmaz ve akrabalarının Ezidi bir köylü tarafın­ dan öldürülmesini kabullenemezlerdi. Şem­ din önceleri öldürmeye cesaret edemiyordu. Birkaç defa yo­ lunu kestik ama amcamızı öldürmeye kıyam adık. Saroxan bunu duyunca seni benim düşmanım sayar.” Saroxan sınırın kuzeyinde epey hüküm sürdü. aynı zamanda analığım olan Saroxan’ın ablası Peyruze Hanımı ve Saroxan ’ın yeğeni olan üvey kardeşimi Saroxan ’a gönderdi. ‘Yeğenim. senden faydalanmak için yanına gelir. Her ne kadar H aco ona gü­ 171 . ‘H aco Ağa dayımı öldiiremezse bi­ le ben mutlaka dayımı öldüreceğim.” demişti. H aco’nun anlattığına göre Şemdin’le hazırladıkları plan şöyleymiş: “ Odamda sana bağıracağım . H aco.

kendi babasının evinde uyurken öldürüp^ sınırın ku­ zeyine geçti. Neden M usul’a gitm iyoruz?” diyerek. H aco Ağa güneye geçince Turancı T ü rkü ’nün çok sayıda uça­ ğı peşi stça geldi ve aşiret köylerini bom baladı. Osm anlar aşiretinin diğer ileri gelenleri bu iliş­ kiyi hoş karşılamadılar. Yere yatın .” dedim. O nlar da bizi gördüler. on dört öğren­ ci okumak için Musul yoluna düştük ve bir müddet sonra M u­ sul’a gittik. Birçok insan sınır kom utanının bu sözüne kanarak köyüne döndü. Sonra makineli tüfeklerle hepsini kurşuna dizdiler. Türk sınır komutanları geride ka­ lanlara haber gönderdi ve “ Her kim köyüne dönerse. O sıra biz feqiydik ve yüksekçe bir yerde oynuyorduk. çocuklar ve bebeler yanan ve çöken evlerinde kül oldu­ lar. Amacım ayrıntıların bilinmesidir. Kadınlar. Katiller ve şovenistler okumamıza bile bir yer bırakm adı. Çocukları ve kadınla­ rı ise damlara tıktılar. hem de maaş sahibi oldu. Kimse vurulmadı. Erkekleri muhtarın çevresine toplayıp birbirine bağladılar. t 73 .vence vermişse de. barışmadı ve cenazesine de gitmedi. Bağırdım. cesetleri yaktılar. oğlunun bu hareketini affetmedi. H aco Ağa amacına ulaştı.” diyen N ayif. Uçakla­ rın üzerimizden uçtuğunu gördük. odun ve kuru otlarla onları tutuşturdular. “Buralarda oku­ ma ortam ı kalmadı. Bütün bunları Eleqemşe olayıyla ilgili olduğu için anlattım.” dediler. “ Dayımı ben öldüreceğim . bir gece dayısının ka­ tili Şem din’i.. karar aldık. Heverkiler H aco Ağa’nın adamı ol­ manın bedelini ağır ödediler. dokunulma­ yacak. Ama Heverkiler her taraftan gelen düşmanlık ve bas­ kılarla darmadağın oldular. orada öldürüldü. Heverkililer güneye inince. Ama bom balam a­ da ölen olm adı. Hem ün ve söz sahibi. H aco Ağa. Sonra arkadaşlarla oturup konuştuk. O ralarda okumamıza imkan kalm am ıştı. H aco Ağa’ya kurban gittiler. Yalnızca patlam am ış bir bombayla oynayan biri pimi çekince bomba elinde patlamış ve ölmüştü. “Dağılın!. Uzun süren ve sağır edici bir yaylım ateşi açıldı. Katiller geri dönenleri ikiye ayırdı.

Ertesi gün Aliyan köyüne gittik. Allah onların yanına komaz inşallah. komaz in­ şallah. her şeyi. bir dokun bin ah işit misali anlatm aya devam edi­ yor: — Kurban olduğum. “Y a star oğlum. Ölü taklidi yaparak kendimi kurtardım.” dedim. Sonra asileşti birden: *74 . burası da Müslüman köyü değil mi? Z a ­ limlere aman dilendik. “ Çabuk soyunun! Y o k ­ sa ölürsünüz. Biz bir köyde bin dört yüz otuz kişiydik. “Y a sta r. Pira T o re’ye bunun nedenini sorduğum zam an. “ Bu gelen­ ler haydut. Namazımı bitirdim. Araplardan biri bize doğru gelince taşlara sarıldık ve yola doğru koştuk. ırm ak kenarında namaz kılıyorduk. Boş bir harabeye sığındık. Araplar birden tüfeklere davrandılar. Ben de omuzumdan. herkesi yakarak..” diyerek arkadaşlarım ı uyardım. başından ge­ çenleri uzun uzun ve yüreğinde bin bir -korku ile anlattı: — Kurbanım -size. alev alev!. Ölü mü sağ mı diye bir kez daha herkesi süngülediler. O gece orada yattık. “Sakın bir şeyinizi vermeyin. Bir Allah’ımız var­ dı yardım edecek. Bes­ belli onlar da bizim gibi feqileri öldürmekte pek ciddi değildiler. M aşoq köyünden arazi almıştı. ben de ölm eliydim . bizde sigara migara bulunmaz. Tüm evleri yaktılar. İki Arap yanımıza geldi ve bizden sigara istediler. Aniden silahlı iki Arap çıkageldi. bindi.. T avan ­ dan birer sopa çekip karşı koymak için yeniden geri döndük. Yani evlerine eli boş dönmek istemiyorlardı. Kadının omuzundan aşağı atlas kırmızısı kanlar akıyor­ du. süngüleyerek öldürdüler. O rada kadın-erkek. Geride bir ben kaldım. çok zor! Can tatlı. yalvardık. kadının birinin etrafına üşüştüğünü gördük. Köy basılınca yatakların yanındaydım. Nene’nin derdi yarası. — Defolun buradan. bir değildi. dedim. çok zor. Daha sonra yazdığım “ Pira T o re” şiirim o günü anlatır. Alev alev yandık oğ­ lum. O nlara. Hese Bereket ailesi. sırtımdan süngülendim.” dediler. yaşlı-genç bir kalabalığın.” diyordu..Dugir köyü karşısında. ama ben de ölmeliy­ dim. Ev yıkılınca yataklar üstüme yıkıldı. o da gelmedi amanımıza.” diye gözyaşı döküyordu. Herhalde bizi soyup elbiselerimizi çocuklarına armağan etmek is­ tiyorlardı. kâr etmedi. Pira Tore.

her tarafı zulümle kirletiyorlardı. Biraz önce anlattığım gibi bu olayı “ Pira T o re ” şiiriyle anlat­ tım.” O gece köyden birine. ‘git telefon direklerini düzelt’ dedi. ekili bir tarlaya rastladık. Adama dönüp bir şamar indirdim. ki bir jandarm a karakolu oradaydı. benden başka kimse yaşamıyor artık.” dediler. Al­ lah’ım seversen.) acımadan köy yakıyor. Az ileriye gidince. Yolu kaybetm işim. tarih beddua ve lanetini Turanist barbarlardan. devrimci sayıyor. Eleqem şe’nin ismi durdukça. 1 9 2 7 ’den sonra H asdajor köyüne mele olunca.— Zalim e Allah’ın da gücü yetmez. Katiller. Kan dökücüler. Adam bizi doğruca Mıstefavvi köyüne götürdü. ellerini savunmasız ve zavallı Kürtlerin kanına buladılar. Adam sızlandı. İşte bu dem okrat ve ilericilerf. Bu minval üzere faşist katiller. top tüfek sesleri duyunca. Gün gele­ cek Türkler ve Kürtler dost ve kardeş olacak. Giderken.” dedim. burası Türkiye köyü mü? Onların süngüsünden çok korkarım yavrum . bizi Abas çadırlarına götürmesi için on dört mecidiye verdik. Şeyh Mıhemed N uri’nin oğlu Şeyh Abdullah orada idi. sa­ dece Eleqem şe’yi değil. T75 . “ Canım kardeşim. Tarih.. oturup bu vahşetin ve zulmün muhasebesini yapacak ve Turanistler’i tarih önünde mahkûm edeceklerdir.” diyerek bi­ zi inandırmaya çalıştı. insanlık hali. bu katliam la­ rı kalbinin en unutulmaz yerine yazmıştır. üstüme yataklar düştü.. zalimlerden esirgemeyecektir. “Bunu dönünceye kadar bırakm ayın. Suriye sınırını geçtim ve k açtım . bana bir kâğıt vererek. Bana. Şiir çok güzel de olsa böyle bir olayı anlatm akta eksik kalıyor. köyde henüz mele olm amış bir feqiyi tanıdım. Kürt hareketlerine ise ‘gericidir’ di­ yordu. yazmalıdır.” — N ine. sen nasıl kurtuldun? — Dedim ya. yataklar. “Bu mele Eleqemşe’lidir ve ailesinden yedi kişiyi kaybetm iş. — Allahını seversen nine. Ama kafiyeli bir şiirle bir olayı detaylandırmak ve istenildiği biçimde anlatm ak mümkün değildir. Ki Lenin bu dem okrat(l) kandökücüleri ilerici. Bu mele de olayı Pira T o re gibi anlatıyordu: “Köydeki devlet sorumlusu. hiç mi kimse kurtulmadı? — H ayır yavrum.

Döndüğüm zaman rehberimiz. Damadı Ehmed Şe\vqi. Yokluğa rağrrien bize iyi davrandılar. “ Bakın.. Orada Hasina büyüğü oturuyordu ve köyün ağasıydı. 17 6 . bizim onlardan önce şu yüksek tepelere gitmemiz lazım. Ben o ya­ lanları duymak istemiyordum. Akşam yemeği tasa doğranmış arpa ekmeği idi ve yanında ayran vardı. Arkamdan gelin. Şeyh’in de evini eşyasını alıp. Şeyh’in köyü çok güzeldi. * Gerger: Adıyam an iline bağlı bir ilçe. o ıslak elbiselerle dışarıda yattık.” dedi. uzaklaşıp gittiler. Yolda Gergerli* Süleyman Ağa’nın obasına vardık. Birkaç gün sonra. Bütün gece dolaştık ama çadırları bulamadık. Yolda Araplar bizi soyar diye çok korkuyorduk. atların ayak sesleri ve süvarilerin yük­ sek sesle konuşmalarını duyduk. Silahlı olanlarımız hemen silahla­ rına davrandı. Gergerliler yokluk içindeydi. yedi kişi bir yatakta yattık.Mahpushanenin önünde birkaç karaltının gidip geldiğini gördüm. adam bize seslendi. Şeyh. Çay içtik. O zamanlar kıtlıktı. Ben müdahale ettim.” dedim. M usul’daydı. Ertesi gün M usul’a gittik ve Şeyh tbralıim Heqı Efendiye misafir olduk. Sonunda bulmuştuk.” dedi. “Bakın çadırlar burada. N amaz kıldık. oraya gidip sipere yattığım ızı görü nce. Büyük bir ırm ağın kıyısındaki Ç iftik’e vardık. Çaresiz. Alelacele çadırlara gittik. Doyuncaya kadar ye­ dik.. “ Yolu şimdi hatırladım. O nlara kendi başından geçenleri övünerek anlatıyordu. Şafakla bera­ ber. Şeyh’in yanında Tiirklerden kaçan birkaç Botan ağası da vardı. Araplar ovalarda iyi savaşır. Çiftik köyüne gittik. bizi Türk ve İngiliz ajanlara karşı uyardı. Bize pilav yaptılar. Çok gitmeden. O akşam Gergerlilerin çadırlarında yattık. Araplar. Şeyh orada kaldı ve biz M usul’a geri döndük. İşi Allah'a bıraktık. Şeyh bize birkaç tüfek ve silah dağıttı. ama korkudan itiraz da edem iyor­ dum. Onun yanında herkes diz çöküp oturmak zorundaydı ama ben oturmadım. Şeyh’le arkadaşları bana inandılar. Oraya varırsak üstümüze gele­ mezler. şeyhle köylüler bizi dostça karşıladı. Akşam. yemek verdiler. Gerçekten de çok­ tular ve bize sorulan hiçbir soruyu doğru cevaplandırmıyorduk.

o kadar kutsal­ dılar bana. M ele Muhammed gülümseyerek. “Ben Mıhemed M ehdi. “ Benim adım C egerxw în. seni de ulan. o kadar değerli. Ama bugün Fransızların himayesinde. “ Aradığın adam benim . Birlikte dışarı çıktık. Paltosunun eteklerini toplayıp. “ Belli ki gelmek istemiyor­ sun. Yiyecek ekmeği zor buluyor. Kalkıp elini tuttum . Bizim gücümüz olm asa başkasının gücüyle bir ye­ te varılmaz Şeyda’m. “ Buralarda da hayat yok Cegerxwîn’im.” dedi.” diyerek. Sonunda biri konuyu değiş­ tirmek için sordu: “ M adem ki melesin. ama ne olursa olsun ben gideceğim. K ü rt.” de­ di.. Yemek getirdi. bir­ likte H aco Ağa’nın yanına gidebilir miyiz? Belki ayaklanmayı ye­ niden alevlendirebiliriz.” dedi.Bir gün camiye bir mele geldi. “Cizre’ye. “ Şeyh Said Efendi’nin kardeşiyim. Ben Kürt arıyorum . Hazırlan Cizre’ye gidelim . yedik. Burada kalıp. “Islanqa’nı da. Parasızdık. Burada. Ben oradan yeni geldim.” dedim. içerken. “Cizre’de temiz bir adam bulamazsın. onlarla çalışm ak daha doğru­ dur. H aco Ağanın oralarda gücü varmış. Hepsi katil hırsız sürü­ sü. Kendini tanıttı önce. H aco Ağa’nın yanına gitmek içm bir pasaport yaptırdım.” diyerek ısrarlarım ı sürdürdüm. Adının mele Mıhemed ol­ duğunu söyledi ve soru üstüne soru sormaya başladı: “Siz nereden geldiniz? Cizre’de H aco Ağa’nm durumu nasıl? Türkler hâlâ zu­ lüm ve baskı yapıyor m u?” Şüpheleniyorduk. O Cizre’ye gitti. “ Doğrudur. aramızda oturdu. kendi ya­ kınımı görmüş gibi duygulanırım. M ecburen altın kaplı Ku­ 177 . Sana da bir pasaport uydursam. M ele Muhammed derin bir iç çekti. H aco Ağa söz ve kudret sahibiydi. cevap vermedik. Ben Şeyh’in bir yakınını gördüğüm zam an. Bana anlat bakalım . Çay yaptı..” Yeniden öpüşüp sarıldık ve ağladık. çalışmayı geliş­ tirmek en iyisi. Irak Kürdistanı’nda Seyid Faha gibi sözü geçen insanlar var. islanqa nedir?” M ele M ıhem ed. Cizre’ye gitmen Kürtlere bir fayda getirmez.” dedi. M ele M uhamm ed beni evine götürdü.” dedim. “Peki sen kim sin?” diye sordum. sert bir tepki gösterdi.” yanıtını verdim. Mıhanım ed M ehdi. ben M usul’da kaldım.

Ben o arpaları kolumun altında ezip arkadaşlarıma birer avuç dağıttım. İkiye ayrıldık. Bana yer kalmadı. Ama yanılmıştım. Az sonra taze arpa taneleri ve bir helke ayranla geldi.ran’ımı pazara gönderip sattırdım . Neden dışarılar. Feqilerimden Mıhemed Harbi halimi düşünüp ağlamış. Ama dört rupi on dört kişiyi kaç gün besleyebilirdi? O ara içimizden biri arkadaşlara harcamam için bir altın ver­ di. Yedi kişiden M ele Abdireza’q . “Bu yaz günü. Orada M e ­ lik Faysal’a bir dilekçe yazıp ilgili yerlere emir Vererek bizi maaşa bağlamaları talebini ilettim. gururumu ve sinirimi yendim. Yakınlarda bir köy varmış ve bu köylülerin bizim karnımızı doyurabileceklerini söylediler. Güya orada. Ben de üst başımı. Sonra adamın biriyle zor bela anlaşabildik. Yaşlılardan başka kimse yoktu köyde. Erbil’e gidecektik. Birdenbire sinirlendim. duvar dibin­ de yiyecek ve yatacaktım. kılavuzumun be­ ni Şeyh’e geri götüreceğini sanıyordum. Sakinler yaylaya çıkmış­ lardı. duvar dipleri bana düşerdi? Biraz sonra kendime geldim. olmayanlara dağıttım. Başka yol bulamayınca ilgili devlet dairesine gittim. Altı arka­ daşımı evlere gönderdim. diğer yedimizden de ben sorumlu oldum. Adam biraz Arapça biliyordu. Ayrı ayrı yollardan Erbil’e doğru yola çıktık. Sevinerek o köye yöneldik. Seyda178 . “Sen yakalanmamış miydin?” diye sor­ dular. Gitti bana bir ekmek getirdi. Bir akşam üzeri köyün birine rastladık.” deyince arkadaşların yüzü kızardı. O rta yer­ de kaldım. Bir müddet sonra geri gelince. Yakalandığım haberini yaymışlar. Ben. bizi ağırlayamayacağı için evlere dağıtmak istiyordu. Daha sonra bu daire beni iki polisle. kaçtılar. Bir başkası heybesini sattı. “Onun için arkadaşlarım yakalanmama başarısını gösterdiler. El-ayakla işaret edip aç olduğumuzu anlatmaya çalıştık. belki yar­ dım eder diye belediyeye gönderdi. M usul’da aç kalınca ayrılmaya karar verdik. Beni polislerle birlikte gören ar­ kadaşlar kaçıp gitmişler. Üstümü başımı satmaya çalıştım ama alan olmadı. duvar dibinde yatsam ne olur. Sonra anladık ki Şeyh o köylü değil­ miş. Bu dilekçeyi kendi adımla Bağdat’a göndermek istedim. O n laraaç olduğumu­ zu anlatacak dil bulamadık. Güldüm. kıyamet mi kopar?” diye düşünmeye başladım. Orada bir Şeyh bulduk.

” dedim arka­ daşlarıma. O anda gözyaşlarını boğazımda düğümlendi. boğazım cayır cayır yandı. O halimize. bu defa katıla katıla gülmeye başladık. Akşam yemeği geldi. “ Haydi kalk gidelim. Bir feqimi Seleheddin’in yanında bırakıp. O acıyla gözlerimden yaşlar boşaldı. Ben yandım. Biz de gidince on iki kişi olduk. Arkadaşımı uyardım. adamın arkasından yü­ rüyerek evine gittim. Benim izimi kaybetmek istemez.. un helvasıydı. Artık lokmaları iyice soğuttuktan son­ ra çiğnemeden boğazımdan aşağıya salıyordum. Ö ptük. Abdirezaq’la feqileri Şeyh M uhye­ din’e gittiler. İyi ki ev sahibi bizimle değil. “Neden ağlıyorsun değerli m isafirim ?” Feqi M ıhemed. Gözyaşımı göstermemek için bütün gücümü koydum. Şeyh Said Efendi’nin oğlu Seleheddin’e ders veriyordu. İlk kaşığı ağzıma koyunca. Adam yanıma geldi. biliyo­ rum. “Şimdi Mele Abdırezaq bize bir adam gönderir. birlikte yiyeriz. Biraz kırgın. Benim sizi başka yerlere götüreceğimden korkuyor.. çocuklarıyla yedi. ağzını yakma.. Seleheddin bizi ağırlayıp yemek verdi. “Hepimiz Şeyh M uhyedin’e gideceğiz. “Yavaş. Allah kısmetimize ne yazmışsa. Çok gitmeden. Artık bir lokma daha almaya gücüm kalmadı gülmekten. Sonra otu­ rup ev ahalisiyle havadan sudan konuştuk. Tam hatırlamıyorum am a. Yolda arkadaşlarımı değişik 179 . ev sahibi­ ne doğruyu söylemiş. Biz Şeyh T a h ir’e misafir olduk.” M ele Abbas benim tahmin ettiğim şeyleri tekrarladı. sen yanm a. Keram et de neymiş. Ertesi gün kalkıp yola koyulduk.. O geceyi öylece yarı aç ge­ çirdik. M ele Selehedin Efendi’yle tanışmam böyle oldu. feqinin biri bağırdı: “Aha M ele Abbas ar­ kamızdan geliyor! Yahu nereden bildin? Kerametin mi var?” An­ lattım: “ M ele Abdirezaq beni çok sever. inanmam öyle şeylere. Ağzım. Ağzım yanmıştı ya.” dedi. Feqimle ben.” Dememe kalm adan. “Burada biraz oturup bekleyelim. Az sonra diğer arkadaşlar da yanımıza geldiler.” dedim. Yem ekler on iki kişiye yetmedi. sabahleyin kalkıp K alebaşı’nda Mele K ıçık’ın okuluna gittik veya gönderildik.sının dışarıda kalm asına gönlü razı olm amış. dilim.” dedi. Ev sahibi sormuş. gizli gizli ağladık. Mele K ıçık. Ama istediğimiz gibi olmadı. yüksekçe bir yere çıkıp oturduk. biz on üç kişi dağlara. X oşnav lar’a doğru gittik. dilimin üstüne koca bir ateş topu düştü sanki. ağlaştık. D ört feqi vardı bir odada.

Ajig’iıı ağacı. O nlarda kendi ayakla­ rına göre yamalı ve eski iki ayakkabı alıp döndüler. Oturup halimize ağladık. suyu sulağı boldu. Ajig’e yerleşmişti. Birej’den çıkıp diğer arkadaşlarımın yanına gitmek istiyorduk.. Haydi size hayırlı olsun. bir feqiyle Birej köyüne gittik. Ama Mele Şexmûs’a kurban olun ki sizi hoş görüyor. “Yanımızda hazır para varken Cegerxwîn’e bir ayakkabı alalım . Ben T o tm e’ye gittim. Şeyh T ah a’nın geldiğini söyledi. Çok sık dama oynardık.” dedi. Oldukça dindar. Gurbetin. diğerini bize ver. M ele Abdirezaq. Kendi ayaklarını­ za göre almışsınız. arkadaşlarıma yolda harcamaları için para vermiştim. “Almış getirmişler. Arkadaşlarımla daha sonra Şeqlewa’da yeniden buluştuk. bana sorular sordu: — Türkler nasıl bir millet? Türklerin Müslümanlığı nasıl? 180 . Biri bana.” dedi. Bir ceviz çerçisi geldi. Y i­ ne ayrılmak zorunda kaldık. onun için gelmiştik. Bari onlar giysinler. “ İkisi de sizin olsun. Ama sevecen bir yapısı vardı ve beni çok severdi.köylere yerleştirdikten sonra. daha kendisi çocuk yaştayken amcasının kızı Fatm exan’ı kaçırmış. Şeyh T a h a ’nın yanına gidince. Ertesi gün dağlara doğru yürümeye devam ettik. çaresizliğin ağırlığını daha ağır hissediyorduk. Hepimiz. Şimdi giydiklerim her ikisinden de iyi. Mele Ebdirezaq kızgınlıkla. Atamayız ya. “Ayağına hangisi uyarsa al. meyvesi çoktu. M e­ le Ebdirezaq’a. önüme koy­ dular. yuvamız yoktu. Giderken yolda arkadaşlara rastladık. Benim feqilerden biri Ajigli’ydi.” dediler. “Ne yapabilirim ?” dedim. Ebdirezaq’ın yeşil kaftanının üstünde kıpkırmızı bir yama vardı.. Mecid Ağaye K ori’nin oğlu Kerim Ağa. O n ­ ların niyetini anlamıştım. Şeqlewa miri Eli Beg bu köyde oturuyordu. ayakkabı almaları için şehire gönderdiler. Zaten ayaklarına göre almışlar. Ama biraz kendimize gelmiştik. gerici ve yaşlıydı. İki feqime iki rupi verip. Sığınacak bir yerimiz. Kız­ mam neye yarar. halimize çok üzüldük.” Hatırladığım kadarıyla o gece. “Ulan hakkınız ne biliyorum. Erbil’den çıktığımız zaman.” dedim. Eli Beg. Ajig’de okuma ortamı yoktu. Şeyh Taha Babilisani’nin müridi idi. ondan ceviz aldık. Birej’in melesine kızdık ve bıraktık. yol boyunda bir eve misafir olup yattık.

” dedi. yakalarına sarıldım. Bu gerilimi gören Eli Beg. bu kitapları al oku bize tercüme et. Eli Beg benimle gurur duydu. gönlü ferahladı. Rezil oldular. başını kaldırarak. Kuran’ın tesfirlerinden birini bana göstererek. Bunun r8 ı . bunu bilesiniz.” dediler. Şeyh’in düşüncelerini cem aatin önünde çürüttüm. Yenilgilerini kabul edip seslerini kes­ tiler. dediklerini K uran’la ispata çalıştı. beni orada vurmaya hatta öldürmeye niyet­ li görünüyorlardı. ‘bir M üslüm ana gâvur damgası vuranın kendisi gavur­ dur. Benim gavur ve dinsiz olduğu­ mu K uran ’dan örnekler vererek anlatm aya başladı. O nlardan başka kimimiz v ar?” dedi.Açık açık Türkleri karaladım . Sözlerini. mesela Eleqemşe olayını detaylarıyla anlattım . Ben o bölümü feqilerimle etüt etmiştim ve içinde yanlış bir tef­ sirin olduğunu onlara anlatmış ve birlikte düzeltmiştik. Ama be­ nim evimde feqilerden birine el kaldırırsanız ben de durup bak­ mam.” dedim. O olaydan bir süre sonra Koysencaq’a. Sizin katliniz vaciptir. Meleye Gewre’nin ya­ nma gitmiştim. Gâvur olan sizsiniz.” diyorlardı. Bunun üzerine Şeyh’in meleleri bir iki kitap çıkarıp. “Şeyh T ah a’dan daha çok bildiğin doğru mu? O zam an bana tesfirin şurasını açık la. “Ben kendimle çelişkiye düşmek istemiyorum. U tanm adan M üslüman Türklere kara çalıyorsunuz. Onun melelerindeıı biri. bir daha da bırakmadım. anlamlarını açık la . Benim Şeyh’e karşı koyduğumu ve daha bilgin olduğumu gö­ ren Şeyh’in adam ları. “ M ardin’den bir mele gelmiş. Bu olaydan sonra ünüm çevreye yayıldı. O nların yaptığı kanlı olayları. Siz okuyun. “Kitap­ ları esas alarak tartışm ayla kalırsanız bir diyeceğim yok. ben de size açıklam a­ sını yapayım .” dedi. “Siz bu ülkenin alimleri ve ozanlarısınız.” dedim. O nun söylediklerini. “ Hepiniz şahit olun ki ben elhemdülillah M üslüm anım . Okum aya çalıştılar ama hep yanlış ve eksik okudular. Karşı koy­ dum. ben de hadislere dayanarak çürütm e­ ye çalıştım . Şeyh.” diyerek sürdürdü. Hadis der ki. Şeyh T ah a’dan çok biliyorm uş. “M adem ki melesin. Şeyh kızarak cevap verdi. Ben on ­ ların bu zayıf yanını yakalayınca. “Siz Ingiliz uşaklarısınız. Eğer T ürkler olm asa Müslümanlık kalmazdı buralarda.

üzerine, “ Bana gerek yok. Feqiierimden biri sana açıklasın,” de­
dim. Feqim ona gereken açıklamayı yaptı. “ Ben bile senden çok
biliyorum. Seydam senin m uhatabın değil,” dedi.
Mele Mıhemed bana, “Şeyda burada, benim yanımda k a l,”
dedi. “ Ama artık muhtasara başla. Çünkü muhtasardan aşağı
okumuyoruz biz.”
Önerisini kabul ermedim. Siktan’a gittim. Bir süre sonra Qelasenc’e geri döndüğümde, Şeqlewa’lı M ir Kadir Bey’in kardeşi Xurşit Beyin köyde olduğunu gördüm. Zaholu Mele Ehmed köyün
rrielesiydi. Mele Ehmed, iyi bir meleydi. Flem Bey hem de Mele be­
ni severlerdi. Xurşit Bey, yemeğini hep benimle yerdi. Çoğu zaman
kendi yemeğini yanında getirir, okulda birlikte yerdik. Xurşit Bey
ve kardeşlerinde mirliğin, asaletin ve hanedanlığın izleri kolaylıkla
görülüyordu. Onun halısına sadece ben oturabiliyordum. İri yarı
ve yakışıklıydı. Xoşnav kıyafeti giyerdi. Ama gövdesine göre ba­
cakları kısa görünüyordu. O ile kardeşi halıya oturdular mı, üçün­
cü kişiye yer kalmıyordu. Çok iriydiler. Halıya oturmak için sade­
ce benim iznim vardı. Bir gün odasında bir mele oturmuş,-kendini
övüp duruyordu. Tartışm aya girdik ve ben ondan bilgili olduğumu
görüşlerimle kanıtladım. Bu defa mele küfürlerle beni tehdit etme­
ye başladı. Köylülerle Bey araya girdi. Bey, meleye dönerek, “ O l­
maz öyle mele... Senin gibi alim bir adamın, benim evimde misafi­
rime küfretmesi doğru değil,” dedi. Bunun üzerine rakibim meyda­
nı terk etti ve bu mücadeleden de yüzü ak çıktım. Bu olaydan son­
ra M ele Hasib ile köyünde buluşarak Rewanduz’a gittik. Rewanduz’da Seyid Taha Şemzini’ye konuk olduk. Seyid, çevrede tanı­
nan, sevilip sayılan biriydi. Eğitim öğretimle çok ilgiliydi. Eğer
muhtarlardan biri günah işlerse, hemen onun köyüne okul yaptırı­
yordu. Revvanduz’da “Rojnam a Zare Kurmanci” * diye bir gazete
çıkarıyorlardı. Seyid Huseyn Husni Mukriyani gazetenin yönetici­
si idi. Mukriyani kısa boylu, ciddi yüzlü ve boynu hafif eğri biriy­
di. Ç ok değerli bir Kürt’tü. Seyid Taha, “Şu bizim M ukriyani,” di­
yordu, “dağlara kayalara çıkar, orada bin yılın tarihini yazar. Sor­
duğum zaman, ‘Asııri tarihçileri de böyle yazmış’ diyor.”
4 Rojnama Zare Kıırmanci-, K urm anci Lehçesi gazetesi

182

Şeyh Said Efendi’nin oglıı Şeyh Eli Rıza ile Liceli Pehmi Efendi,
Seyid T ah a’nın misafiriydiler. Ama Fehmi, Seyid T ah a’dan pek
memnun değildi ve “Neden hep mercimek veriyorsun?” diye şikâ­
yet ederdi. Ö te yandan Fehmi ile Eli Rıza, hep kavga ederlerdi. Ali
Rıza, “ Yıllardır buradayız. Her gün bizi misafir gibi ağırlayam az,” diye azarlardı Fehm i’yi. Fehmi ise “ Zaten şenle babanın so­
filiği bizi bu hale koydu. Üzerimizde uçaklar dolaşırken baban,
‘Haydi kalkın namazımızı cemaatle kılalım ,’ derdi. O , hep Emere
Faro’nun dediğini yapardı,” diyerek, Şeyh Said’in oğluna tepki
gösterirdi.
Seyid Ta h a

ve S ı m k o

Olayı

Seyid Tah a kendisiyle görüşmemizde, bize Sımko ile yaşadık­
larını anlattı. Anlatımları şöyleydi:
“ Ben ve Sım ko (İsmail Xane Şıkaki), birlikte karar alıp bir dev­
let kurduk. O , devletin başkanı, ben ise ordu kumandanıydım. Ne
suç işlemişlerdi hatırlam ıyorum . Ancak Sım ko’nun birkaç adamı­
nı tutuklayıp hapisaneye attırdım. Sım ko Paşa bana bir yazı gön­
dererek, “Bizden bir yetim kalıncaya kadar, kimse bizden birini
zindana atam az,” dedi. Sım ko’yu ikna etmek için çok uğraştım
ama nafile. M ecburen memleketi ona bırakıp Irak’a geldim. .
Biz daha orada iken, Stm ko’nun bir adamı geldi. Seyjt T aha’ya, “Sım ko Ağa Balekan’a gelmiş. Eğer iznin varsa buraya, evi­
ne gelmek istiyor,” dedi. Seyid Taha, “Şimdi gelmesin. Yerinde
kalsın. Ben onun işini ayarlayınca haber gönderirim, o zaman gel­
sin,” diye yanıt verdi. Sım ko’nun adamı ise, “ Bin bir güçlükle onu
ve çoluk çocuğunu kurtardık. Türklerle lranlılar beraber saldırı­
yorlar,” diyordu.
H asananlar’ın ağalarından biri Süleyman A hm et’in oğlu Ferzende idi. Ferzende, Seyid T a h a ’nın emrindeydi. Bir defa Seyid’in
evine geldiğini duydum ama göremedim. Bir defasında Seyid Taha’nın jandarm aları beni yakaladı ve benimle Türkçe konuşmaya
ve soru sorm aya başladılar. Ben, “Sizin cevabınızı veremem, çün­
kü ben^Türk değilim. Türkçe bilm em ,” dedim. D aha ben içerde
iken Seyid Huseyn Mukriyani geldi. “Yahu bu Seyid T a h a ’nın mi
183

safiri, neden tutukluyorsunuz?” diye sordu. “ Yok efendim ” dedi­
ler, “ Seyid’in misafiriyim dem edi.”
O zaman, Ehmede X ani üzerine bir divan yazmıştım. Şeyh Eli
Rıza onu benden aldı; “Bağdat’ta bastıracağım ,” dedi. O divanı­
mın akibeti ne oldu, bugün de bilmiyorum. Soranlar, Seyit Taha
ve Seyid Huseyn M ukriyani’ye karşı, büyük mücadele veriyorlar­
dı. O nlar Kurmanci dilinin gelişip yaygınlaşmasını istemiyorlardı.
Soranlar’ın düşüncesine göre kurulacak bir Kürdistan’ın dili So ra­
nı olmalıydı. Sorani dilinin eksiklerini ve zayıf yönlerini gizleye­
rek mükemmel bir dil olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı. Bir
yandan da Sorani’nin daha politik ve yurtsever bir dil olduğunu
iddia ediyorlardı. Oysa Sorani, Kurmanci kadar ileri ve zengin bir
dil değildir. Kürtlerin en az yüzde sekseni Kurmanci konuşm akta­
dır. Sorani dili de kendi arasında üç ayrı ve farklı diyalekte ayrı­
lır: Sori, Gori ve Kelxori. Kurmanci lehçesinin içinde de Zaza leh­
çesi vardır ama çoğu Zaza, Kurmanci anlar ve konuşurlar. Zaza
dili de, Sorani ve diğer lehçeler gibi zayıf ve kullanışsızdır.
Birkaç günlüğüne Geliye Zinvvi’ye, Şeyh Elaaddin’in „yanına
gittik. Şeyh Elaaddin, N ehri’nin soyundandı..Şe-yh Said Efendi’nin
oğlu Xiyesidiıı orada kalıyordu. Bizimle çok iyi ilişkileri vardı.
Oradan Pesvve’ye, İran’a geçtik.
Akşam olup soba yakılınca, sobayı ilk kez görmüşüz gibi ya­
parak ne olduğunu bilmiyormuşuz gibi davrandık. “Bu ne yahu,
bu ateş nasıl yanıyor?” dedim. Feqiler gülerek, “ Dama çıkıyoruz,
bacadan içeriye odun atıyoruz, yuvarlanıp bunun içine giriyor,
yanmaya başlıyor,” dediler. Feqiler daha sonra kendi söyledikle­
rine katıla katıla güldüler.
Gece bir ara uyandım, altımı ıslarmışım. O lur şey değildi.
Mecburen ırmağa inip donumu yıkadım. Sobayı yeniden yakıp
kurulandım. Islattığım yatağı da sobanın ateşinde kuruttum. S a ­
bah olduğunda soba hâlâ yanıyordu. Feqiler uyandığında şaşırdı­
lar. Biri, “ Ulan şu işe b a k !” dedi, “Dün akşam bunlarla kafa bul­
duğumuzu sanmıştım. Meğer onlar bizimle kafa bulmuş.” O n lar­
dan biri, “Yahu öyle ya... Bu soba denen meret M ardin’de yapılı
yor, eh bu adam da M ardinli!?.. M eğer biz kendimizi kandırm ı­
şız,” deyip, kendi haline hayıflandı.
184

Islattığım çarşafları görmesinler diye, katlayıp yatakların en al­
tına koydum. Köyden çıktık, sonra da Qereni Ağa’nın köyüne git­
tik. Türklerin anti propagandasını yaptığım için Ağa’nın damadı ile
kapıştık. M ukriyani’nin Kürtçe gazetesi vardı yanımda. Gazetede,
şapkalı Türk askerlerinin resmi vardı. Bu şapkalı Türk askerlerini
köylülere gösteriyordum. Çünkü o dönemde M üslümanlar şapka­
ya “gavur” giysisi diyorlardı. Türklerin aleyhinde propaganda ya­
pınca, ağanın damadı silahını çekip beni vurmak istedi. Misafiri ol­
duğumuz adam araya girdi, “Evimde misafirimi mi öldüreceksin be
adam? Allah’tan kork,” dedi. Bir kez daha kurtulmuştum. Bu olay
sonrasında gerisin geri Şeyh Elaaddin’in yanına döndük. Bir ay
Şeyh Elaaddin’in yanında kaldık. Şeyh Elaaddin bana bir çift müs­
tesna çorap verdi. Buradan ayrılarak Gelale köyüne gittik.
O zam anlar Gelale Rew andız’a bağlıydı. Köyün muhtarı Sori’ydi ve Revvandız Kurm anc olduğundan daha çok Erbil’le hare­
ket ediyor, Seyid T a h a ’yı dinlemiyor, karşı koyuyordu. Seyid Taha da muhtarı zor ve tehditle yola getirdi, adam sonunda pes edip
aman diledi.
Gelale köyünün önde gelenleri ve ağası bize çok iyi davranı­
yor, değer veriyorlardı. Bir keresinde onlardan salma aldık. Bize
yirmi rupi ve dört kilo civarında şeker verdiler. Köylülere diğer feqilerle birlikte “ Iran Şahı” oyununu oynadık. Köylüler oyunu sev­
diler. Hemen herkes para verdi. Yalnız köyün Yahudileri para
vermedi. O nlara da para vermedikleri için ‘tek ayak’ cezası verdi­
ler. Yahudiler, cezaya rağmen para vermediler.
Birinde de bir arkadaşım ızı ölü gibi kefene sardık. Yabandan
alıp köyün içine getirdik ve cam inin avlusuna koyduk. Yalandan
ağlamaya başladık. Bizi gören köylüler de bizimle ağlamaya baş­
ladı. Cem aate dönerek, “Eğer yüz rupi verirseniz cenazeyi kaldı­
rırım,” dedim. Köylüler, “Tam am , vereceğiz,” dediler. Yalandan
dua okuyup kefenlediğim arkadaşım ı yıkamaya başladım. Bu şa­
kamız sonrasında köylülerden epey para aldım.
Köyde birlikte olduğumuz Soran feqileri bize, “je ” feqileri di­
yordu. Çünkü “ j ” sesi onların şivesinde yoktu. Biz de onlara “ birobiro” derdik.
Sonra G elale’den Cizre’ye, Tilşeir köyüne doğru yola koyul­
185

duk. Yolda göçerlerin çadırına misafir olduk. Gece, davul ile zur­
na sesi duydum; dediler ki düğün var. Göçer düğünü nasıl olur,
bilmiyordum. M erak ediyordum. Ö te yandan düğünü izleyip izle­
nimlerimi de yazmak istiyordum.
Musul’da yeni bir kaftan diktirmiştim. Düğünde yeni giyilir,
diyerek kaftanımı giydim. Çadırdan çıkar çıkm az, göçerlerin kö­
pekleri kaftanımı daha çok sevdiler ve saldırıp her biri bir yanım ­
dan çekiştirmeye başladılar. Kaftanın her parçası bir yana dağıl­
dı. Birkaç kadın yetişip beni köpeklerden kurtardı. Böylece düğün
ziyaretim daha yoldayken bitti, mecburen çadıra geri döndüm.
Arkadaşlarıma yaşadıklarımı söyleyip elbiselerimi değiştim. Erte­
si gün kaftanımın parçalarını da toplayıp T ilşeir’e yola koyulduk.
Orada kaftanın parçalarını yeniden birbirine ekledik am a, hiçbir
zaman eskisi gibi olamadı.
Bizden

Sonra

C i z r e ’ de N e l e r

Olmuş?

1. Şemerler, D eqorlar’dan on iki adam öldürmüş.
2. Saroxan Ağa, Haco Aga’nın adamı tarafından öldürülmüş.
3. Hesar ağası İsmail Mıhem ed, dayım Hacı M ıstefa ile oğ­
lu Hesen’i öldürmüş. Köyün muhtarı ve devletin tahsil­
darı da onlarla beraber öldürülmüş.
4. Xoybıın Cemiyeti kurulmuş.
1 9 2 6 ’da biz M usul’da iken, Şeyh Ahmede Kesk’in ağzından
Şemer Araplarının, Amud çadırlarını basıp on iki adam öldürdü­
ğünü duyduk. T abi gerisini bilmiyorduk.
Daha önce biz Cizre’deyken Şemerler, Amud’u talana gelmiş­
lerdi. Ama D eqorlar, Şemerler’den Mişel Paşa’nın kardeşi Şeyh
M uslit’i öldürüp talan ettikleri m allan geri almışlardı. Çok sonra­
ları öldürme olayının doğru olmadığını öğrendik. Şeyh M uslit öl­
memiş ama ağır yaralanmıştı. O günden beri iki taraf arasında sü­
rekli bir düşmanlık vardır. Bu olaydan sonra M irsinilerin ağası
Ebdi liderliğindeki Şemerler’in, Amudlular’ın çadırlarım kuşatıp
onlara epey zarar verdiklerini duyduk.
Daha önce çatışmanın yaşandığı bölgeden ayrılıp G abar dağı­
na yerleşen Bilalo ailesinin fertleri, kavgayı ve silah seslerini du­
186

yunca silahlanıp yiğitçe çatışmaya katılm ışlar. Ama şansları yaver
gitmemiş ve Şemer savaşçılarının arasına düşmüşler. Şemerler onla­
rı yakalayıp dokuzunu öldürmüşler. Bunun üzerine Amudiularda
kalabalık bir grupla Şemerlerin üzerine saldırıp birkaçını öldürmüş,
bir kısmını da esir alm ışlar. Bu çatışm alar sonrasında Araplar
Irak’a doğru çekilip geri gitmişler.
Araplarla savaş gerçekten zordu. Eğer zorda kalırlarsa ortadan
kaybolur, nereye gittiklerini kimse bilemezdi. T abi Cizre Kürtleri
hepsinden beterdi. O nlar da göçerdiler ve hiçbir zaman sabit bir
yerleri olm adı.
Eğer bir K ürt Araplardan birini öldürürse, Araplar gelir Kürt
köylerini basar, birini öldürüp intikam almayıncaya kadar da geri
dönmezlerdi. K ürt aşiretleri ile Araplar hiçbir zaman dost olmadı­
lar. Ancak Kürtlerin birbirlerine düşmanlık yapm aları, dolaylı ola­
rak Arap Şem erler’inin işine yarardı.
İbrahim Paşa hariç, bütün Kürt ve Arap aşiretleri Şemerler’den
korkardı. Diğer Kürtler de Şemerler’e karşı kendi aralarında anlaş­
ma yaparlardı. Bu anlaşmaya “Em am a” derlerdi. Yani bunlar bir­
birlerini amca çocuğu sayar, aynı başlığı veya aynı kıyafetleri giyer­
lerdi. Ancak Şemerler yaman savaşçıydılar. Öyle ki Cizre Kürtleri­
nin odalarından kilimlerini bile götürürdü, bir Allah’ın ferdi sesini
çıkaram azdı. İbrahim Paşa dışındaki Kürtler, Şemerlerden bu ka­
dar çekiniyorlardı.
Dayımın

Öldürülmesi

Dayım Keyxweler’dendi. Selime Huseyn’in oğluydu. Dayım Hacı
Mustefa, Gulikaniar’ın ileri gelenlerinden Saroxan Hem ko’nun kızıy­
la evliydi. Ama o, amcası Ebdırehman’ın kızı Bedrixan’a aşıktı. İş
böyle olduğu halde büyük dayım Bedrixan’ı oğluna istememişti. Di­
ğer kardeşleri Bedrixan’ı evlerinde istemiyorlardı.
Bedrixan, dayımın am casının kızıydı. Dayım, ne edip Bedrixan’ı
kandırmış ve hamile bırakm ıştı. Bedrixan, bir gün hamileliğini da­
yıma açarak, “ Yüküm ağır, artık taşıyamıyorum. Neden beni istetnıiyorsun? İkimizin de ölümünü mü istiyorsun?” diyor. Dayım H a­
cı M ustefa ise, “ Seni istem iyor değilim, ama kardeşlerim engel olu­
187

yorlar. Senin evimize gelin gelmeni istem iyorlar,” diyerek, Bedrixan ’ı ikna etmeye çalışıyordu. Bedrixan, hamileliğinin sorun o la­
cağını söyleyerek, dayıma, “Zam an yaklaşıyor. Artık utancım açı­
ğa çıkacak. Ben ne diyeceğim o zaman? Kardeşlerim ikimizi de öl­
dürür. Daha şimdiden karnım ın şişliğinden şüphelenir oldular,”
der. Bunun üzerine dayım ile Bedrixan birlikte kaçmaya karar ve­
rirler. Konuştuklarının akşamı kaçm ak için buluşacaklarmış. An­
cak dayım buluşma yerine geç gitmiş. O geç kalınca Bedirxan da
kızıp randevu yerinden ayrılmış. Hacı M ustefa randevu yerine ge­
lip Bedrixan’ı bulamayınca aramaya başlamış.
Bedrixan atlıymış ve buluşma yerine yaveri ile birlikte gelmiş.
Yaverine, “Beni Eli Ebdırehm an’a götü r,” demiş. Eli Ebdırehm an,
H acı’nın arkadaşıydı ve Balan ailesinin en büyüğüydü.
Eli ile Bedrixan’ın babası arasında düşmanlık olduğu için, Bedrixan’ın evinde kalmasını istememiş ve onu, Bedrixan’ın dayısı Hesen
Şemdin’in yanına göndermiş. Bedrixan, Hesen Şemdin’in yanında
iken çocuğu düşürtmüş. .Ancak bir müddet sonra dayıları, Bedrixan’ı kardeşlerine teslim etmişler. Kardeşleri hemen oracıkta Bedrixan’ı bıçaklayarak öldürmüşler. Olayın duyulmasından sonra Hacı
kaçmış. Ancak Bedrixan’ın kardeşleri, diğer iki dayımi yakalayıp ev­
lerini talan etmişler. Konaklarını yıkıp viran etmişler. Böylece da­
yımlar zorunlu olarak yaşadıkları köyü terk edip çöllere düşmüşler.
Diyorlar ki; Hacı birkaç defa Bedrixan’ı kaçırmak istemiş ama
başaram am ış. Ben bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Büyük
olasılıkla diğer dayılarım Hacı M ustefa’ya engel olmuşlar.
Bedrixan’ın ölümünden sonra Ağa, “ Kızım Bedrixaıı öldü.
H acı’nm de ölmesi gerek. Goya amcaoğlumuz, yeğenimiz olacak,
ama bizi elalemin içinde lekelemekten çekinmeyecek. Bu ona kal­
m am alı!” kararını vermiş:
Ağa, Bedrixan’ın ölümünden sonra odada dönüp dönüp söyleniyormuş:
— Sırf Bedrixan’ia bu ayıp kalkmaz. Bu lekeyi kanla temizle­
yeceğim. M illetin"içinde başım dik gezemiyorum. Namussuzluğu
bana reva gördüler. İkisini de öldürüp, amcamın ocağını söndüre­
ceğim. Onlardan yeryüzünde iz bırakmayacağım. Bunu bana n a­
sıl yaparlar?
1 88

Bedrixan öldü. Dayılarım dan Selim ’in neredeyse tüm ailesi ta­
lan edildi. Viran ve derbeder oldular. H acı hiçbir çıkış yolu bula­
mıyordu. G ünahkârdı, ama ne yapmalıydı? Başıboş, yalnız ve ça­
resizdi. Bu arada Şeyh Sultan isyanında H acı’nm kardeşi Ehmed
öldü, kendisi de yaralandı. Ç atışm alar sonrasında Ağa’nın oğlu
Sıdqi onlara esir düştü. H acı, kardeşlerine, “Sıdqi’yi öldürmeyin,”
dedi. “Bir suç işledik düşmanlık oldu; bari suçumuz iki olm asın.”
Sıdqi’nin yarasını sarıp iyileştirdiler ve evine gönderdiler. Böylece
iş işten geçtikten sonra, dostluk aradılar.
Selim’in beş oğlu vardı: H acı M ustafa, Cem il, Ehmed, Ebdılhemit ve M ahm ud. Ehmed öldürüldü. Ebdılhemid, H arput hapisha­
nesinde öldü. Sağ kalan üç kardeşi ise Ağa, aşiretin topraklarına
bile yaklaştırmıyordu. Ama, en azından o dönemde onları öldür­
me am acı da yoktu. Bedrixan’m babası Mıhem ed’in ölümünden
sonra, Selim ağa oldu. Selim de onları aşirete yaklaştırmıyordu. Se­
lim Ağa, H arput’ta ölünce onun yerine Huseyn geçti. Huseyn, Ce­
mil’le M ahm ud’un H esar’a dönmesine izin verdi ama H acı’yı bı­
rakmadı. H acı ise gidip Elaadin’in köyüne, Keleha yerleşti. Bu köy
D icle’nin kıyısında Hesar ve Rem anlar’m arasında idi.
Cemil, Hesar’a yerleştikten sonra sürekli Ağa’ya düşmanlık güt­
tü. O , daha çok Huseyn Ağa’ya tarafındaydı. Huseyn’in ölümünden
sonra, ağalık İsmail’e geçti. İsmail, “ Olan olmuştur,” diyerek, Hacı’nın köye dönmesine izin verdi. Ona değer verdi, yardım da etti.
Şeyh Said isyanından sonra İsmail de Suriye’ye geçmek zorunda kal­
dı. İsmail Suriye’ye geçince, Hacı kendi ağalığını ilan edip onu din­
lememeye başladı. Bir defasında İsmail bana, “Bak yeğenim, bu ka­
dar iyilik ettim. Değer verdim. Her şeye rağmen köye getirdim. Şim­
di bunun yaptığına bakın. Eğer onu vurursam kimse darılmasın,”
diyordu.
İsmail geri dönünce ağabeyime haber göndererek, dayım Hact’nın evini İsm ail’den uzak bir yerlere taşımasını söylemelerini,
istedim. Ağabeyim X elil, kısa sürede haberi H acı’ya ulaştırdı.
Ama Hacı bizi dinlemedi. Bir gün İsmail adamlarıyla beraber kö­
ye giderek, H acı’yı oğlu H asan’la beraber öldürdü. Köyde bulu­
nan m uhtar ve devletin tahsildarı da öldürüldü.

189

Şeyh Said’in çocuklarının geri dönmemeleri için çok konuştuk. 1925 îsyanı’ndan sonra güneye geçenler Ermeni Taşnak Cemiyeti’nin yardımlarıyla Xoybûn Cem iyeti’ni kurdular. kuzeyde. Emin Ehmed. bey ve şeyhlerin bir­ çoğu geri döndü. paraları sizden alıp Kürtlere veriyoruz. 190 . “Sen daha çocuksun. Ne yazık ki doğruydu. Ermeni halkına ise. Bedir. Kendileri sürgün olanlar. Ama şunu bilin ki amacımız iti ite kırdırm aktır.van gibi Kürt aydınları da var­ dı. Sadun Ağa gibileri ge­ ri dönmeyerek X oybû n ’da yer almaya devam ettiler.” demişti. O nların geri dönm esi. Bu arada Taşnaklar bir yandan Kürt örgütlenm e­ lerine yardım ediyor öte yandan resmi haritalarında Kürdistan’ı Ermeni toprağı olarak gösteriyorlardı.Xoybûn Geçmişte de anlattığım gibi. Ancak güneye geçenler. Kürtler henüz ulusallaşm aktan uzak. Yado Ağa. kuzeyde kalanlara anlatılam ayacak kadar çok baskı ve zulüm ettiler. Bir müddet sonra Türkler af çıkarınca güneye geçen ağa. Ama onlar her şeye rağmen düşmanın m erha­ metine sığındılar. bey. bir anlam da Kürtlerin henüz bağımsız olmaya ve millileşmeye hazır olm adıklarının kanıtıydı. soygun ve cinayete başladı­ lar. O nlarla yola çık ılm az. Ne yazık ki güneye geçen çok sayıda zulümkâr ağa da bu cemiyete katıldı. Bedirxanlar’ın geçmişini bilm iyorsun. 1925 ayaklanmasından sonra çok sayıda Kürt ağa. “D oğ­ rudur.” diyorlardı. Bunların her birinin bir kamçısı vardı ve kamçılarında Türkçe “Xoybûn Y ad i­ gârı” yazılıydı. Güneye geçenler arasında. İdeal ve inançlarını terk ettiler. Cemiyet tümüyle Bedirxanlar’a ve arkadaşlarına kaldı. Türkiye sı­ nırları içinde kalanları talan etmeye. ya­ bani ve zavallıydı. şeylı ve ileri geleni Suriye ve Cizre Kürtleri’nin yanına geçtiler. Bu arada Şeyh Said’in oğulları ve Liceli Fehmi Efendi gibileri de Irak Kürtdistam’nda Xoybûn’u oluşturmak istediler ama önderlik ko­ nusunda anlaşamayınca bu girişimleri sonuçsuz kaldı. Ö te yandan Şeyh Said’in çocuklarının aftan yararlanarak ge­ ri dönmesi Kiirtler arasında büyük bir boşluk ve m oral bozuklu­ ğu yarattı. Israrlarım k a r­ şısında bir keresinde Fehmi Efendi bana. H aco Ağa.

Mıhemed M ehdi. Bildiğim. Dugir’de seni bekliyor. esmer biriydi. Sabah erkenden köye biri geldi. Ali Rıza. mümkün değildi. Bedirxanlar’a dost olan H aco Ağa. Alnının kırışıklarından insanın iirkmemesi. Beni arabalarıyla yeniden Tilşeir’e gönderdiler. “Şeyh Efendi. H aco ’nun yanında oturuyordu. Benim tanıdıklarım bunlardır.Şeyh Said’in çocukları ne yazık ki geri döndüler. senin paranı almak istem iyorum . Reşid Kurd gibi aydınlar X oybû n ’dan ayrıldılar. Şeyh Evdirehim. “Benim adım Cegerxwîn’dir Ağa. Şeyh Ev­ direhim. Şeyh Evdirehim sormaya baş­ ladı. İçinde H aco Ağa ve Şeyh Evdirehim vardı. H aco ve Em in’de otom obilden inip beni öptüler. “Feqi. 191 . Ancak hem Y ado hem de Sadun Türkiye’de öldürüldüler. Yola koyuldum. Bir müddet sonra Xoybûn. senin adın nedir?” diye sordular. Kürtçe ve Tü rkçe dergiler çıkardılar. Seni görmeye geldim . anlatabileceğim kadarıyla. arabayla Dugir’e geri döndük. Şeyh Said’in kardeşleriydiler. Cemil Paşalar ile Ehmed N afiz Bey. “ Param kalmadı ki daha fazla vereyim. Qedri Can. Şeyh Evdirrehim. X oybû n ’un kurulduğu dönemde Irak’tan T ilşeir’e yeni dön­ müştüm. Daha Dugir’e varmadan yolda bir otom obile rastladım . Konağa gittik. Yado ve Sadun Ağa gibileri de sanılanın aksine Suriye’de çok önemli örgütlenmeler yarattılar. Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Ebdirehim de güneye yeni gelmiş ve beni gör­ mek istiyor. X oybû n ’un kurulmasından bir müddet sonra.” diye cevapladım. Geniş ve sert bir yüzü vardı. ağlayarak atıldı. Xiyasedin ve Selehedin ise Şeyh’in çocuklarıydı. “Se­ nin kardeşlerimi ve yeğenlerimi sağ gördüğün doğru m u?” diye sordu. Tahir. “H aco Ağa.” diye ekledi. Güldüm.” dedim. Yüzünde ve alnında yiğitliğin ve savaşçılığın izleri vardı. kardeşlerini ona anlat­ tım.” dedi. Şeyh’in ısrarı karşısında dört mecidiyeyi kuşağımın arasına koydum. Osman Sebri. Çıkarıp dört mecidiye verdi. Yado ile Sadun’u siyasi çalışm a için Türkiye’ye gönderdi. Böylece Kürtler bir kez daha bölündü. Arif Ebas. Dugir köyündeydiler. Palulu Şeyh E li’nin çocuklarıydılar. H aco Ağa ile Emin Ehmed. Zulfi Bey. Belki başka kardeşleri ve oğulları da olabilir ama ben tanımıyorum. Emin Ehmed.

” dedi. ama artık Amud’da. Mele Ubeydullah’ın yanında okuyorum. Bunun üzerine ertesi gün arkadaşlarım. Orada Şey­ da’nın kardeşi Fetulah’tan ders almaya başladık. diyerek arka­ daşlarıma çıkıştım. Doğ­ rusu muhtasarı bitirip onlardan daha ilerde olmak istiyordum. Şeyda. M ir Celadet. Mele Ebdırezaq Heleli. O günlerde Mir Celadet Bedirxan. gönlünün isrediğini yapsın. Şeyda’ya. Bu durum bir fırsat oldu ve “Şerhıleqaid”e başladım. Şam ’a gönder. “ Bu onun bileceği iş. Bunun üzerine arka­ daşlarım kızdılar. Ama beni dinlersen. “Cegerxwîn benim feqimdir. Her biri bir yana gitti. ale lacele beni çağırdılar. Feqiler. M ele Ehmed Kertevveni. Bana sıra gelince Şeyda’ya. bazılarını ise yazdıklarımdan gösterdim. Bu tarzda yazmaya de­ vam et ve bana. Onunla görüşebilir miyim?” demiş. arkadaşlar dağılmak zorunda kaldılar.” dediler. “ Senin şiirlerini görmek istiyorum . olur olmaz sorular­ la Şeyda’yı çok yoruyor ve üzüyorlardı. Ancak Şeyda’mız hasta olduğu için. “ Sen bizim öğrenmemizi istemiyorsun.” dedi. Şeyda yaşlıydı. “ Duydum bir Cegerx\vîn varmış. Mele Ebdılvvehabe Cewzi.” dediler. Şeyda’ya misafir oldu. Bazı şiirlerimi okudum. “Şiirlerin çok güzel olmuş. Mele Ebdulhelime Xatuni ile birlikte “ muhtasar” öğrenimi görüyorduk.A m u d ’ da Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Celadet Bedirxan’ın dediklerini iyice aklıma koydum. Bir keresinde Şeyda ile karşılıklı tartışıyorduk. Qerqatlı Mele Şexmûz. onun kal­ bini kırıyorlardı. Ehmede X a n i’yi. Hevvar’da yayınlayacağım. Şey­ da. “Botan M ir’i seni görmek istiyor. Bana sanat ve edebiyatla ilgili bazı so ­ rular sorduktan sonra.” dediler. Diğerlerinden önce tüm kitapları hatmettim.” dedi. Şey­ da’ya.” deyince. Melelikte epey ilerdeyim. Ama be­ nim açımdan durum pek öyle değildi. Ben de birkaç feqiyle beraber Sencaqa Emin köyüne gittim. Sencaqa Emin’de öğrencilerin lideri ya da feqiier arasında söy­ lendiği gibi medresenin “ m ir” iydim. “Ya Cegerxwîn bizden ilerde olsun veya biz. dedim. M uhtasar okuyan birinin her şeyden haberdar olması ve hızlı öğrenmesi gerekiyordu. Siz de Şeyda’nın ne demek istediğini bilmiyorsunuz. Büyük emeklerle okula su 192 . Sevinçle yanma koştum. güzel şiirler yazıyormuş. Mem û Z in ’i bırak. O nlar m a­ sal. haklısın.

Çok geç­ meden H asd ajor’a mele oldum. Bu arada seydam hastalanıp H aleb’e gitti. Artık o am aca yakındım. geriliği ve cehaleti simgelediğini ifade ederler. Ama “m ele” nin etim olojik kökeni ne olursa olsun. Bu da “ dolu olm ak” anlamında kullanılan bir deyim­ dir. Bunu da hatırlatm akta yarar var. Bir amacım daha vardı. seydalık. hacı. Tüm feqilik ya­ şamım boyunca tek amacım okum akta ulaşabileceğim en yüksek noktaya ulaşm aktı. meleleri diploma verebilirdim. bir daha uğraşa­ madım. melelikten daha yüksek bir seviyedir. Bunu her mele yapamazdı. O gün ülkenin birçok yerinde binlerce şeyh. Bazıları ise “mele” kelimesinin. yani saygınlık ve zekilik ifade ettiğini söylerler. Ancak köken “ mele” ise bu da Arapları çağ­ rıştırıyor.getirdim. feqi.. yeniden temiz suyla dolduruyordum. “rez” i hatm ettim . Bunların yanı sıra kökenin “m el” olduğunu söyleyenler de vardır. Birçok feqiyle bera­ ber ben de diplom a alacaktım . tcazet (diploma) Günü O gün benim için önemli ve tarihi bir gündü. yani akıl ve saygınlığı. Köylerde ve şehirler­ de medrese açabilirdim . kirlenince boşaltıyor. kurduğum bahçeyi suluyordum. Seyda yüksek düzeyde ders veren mele demekti. Qerqatlı Mele Şexmûz ile birlikte seydanın kardeşinden icazet aldık. Aslında kastedilen şudur: Eğer “m ola” veya “mevla” kelimesi “ m ele”nin kökeni ise bu Tiirkleri çağrıştırıyor. çok sık şehire gelirdim. Suyu havuza biriktiriyor. Feqilere ders. Feqiler beni Şeyda’ya şikâyet edince. Bazıları mele kelimesinin “molla”dan geldiğini. köylü ve asker toplanm ıştı. Arapça “zer” ve “zıber” le ders vermek çok zordu. Yolda vefat edin­ ce her birimiz yeniden bir yana dağılmak zorunda kaldık. Kirli suyla da. Herkeste bir sevinç ve heyecan 193 . Amud’a gelmeden önce dayım Hacı M ustefa’nın kızı Kehla ile ev­ lenmiştim.. seyda. mele. Köyden. icazet almak istiyor­ dum. Y ani resmen “seyda” oluyordum. mele oldum. Sencaqa Em in’den sonra yeniden Amud’a döndüm. icazet ile bu mertebe alınır. Bir anda üç önemli şeyim oldu: Evlendim. Ancak seydanın vefatından sonra.

Herkes benim bu hareketimi takdirle karşıladı. kardeşinin karısı Se­ kine Hanımı nikahına almıştı. belaları göğüsleyebilirdi. güçiü ve atılgandı. İbrahim ’le babası. birlikte bir ömür geçirebileceği. Ağa’nın jandarmalığını yapıyordular. kocası öldükten sonra aşiretine önder­ lik etmekte kocasını aratmıyordu. Küçükken Siti’yi amcası İsmail’in oğlu Ceial’lc sözlemişlerdi. O . Siti’nin annesi Salihe X atun. hayalindeki er­ keği arıyordu. Siti Neden Öldürüldü? Siti. Çeşitli yiyecek ve içecek­ ler dağıtılıyordu. böy­ lece daha henüz bebekken künyesine kazılmış bir evliliğin önüne geçmek istiyordu. “Bravo. Törenden sonra tek tek gelip elimizi sıktılar ve bizi kutladılar. Babası Diyarbakır ceza­ evinde ölünce Siti ondan geriye tek yadigâr olarak kaldı. Bütün aşiret onun ve kızı Siti’nin elinde idi. beni övmeye başladılar. Seydamız bize dört parça giysi yaptırmıştı. Oysa bu durum. Saliha Hatun. Bu kişi aynı zamanda aşiretini yönetebilecek yiğit.vardı. Celal’i hiçbir zaman sevemedi. aynı zamanda Ağa’nın korum alarıydılar. Onu görmek bile istemi­ yordu. Keyxweler’den Selim’in kızıydı. Bu kutlamalardan sonra törene katılan topluluk icazetle­ rimizi okumamızı ve eğitimimizin derecesini görmeyi istiyordu. 194 . Hebizbini aşireti re­ isinin kızıydı. Diplomasını elinden alıp ben okudum. atılgan biri olmalıydı. İsmail Ağa. Ağa’nın bir hizmetlisi vardı. Ondan dolayı Siti. adı İbrahim ’di. sevebileceği birini arıyor. Halay. Külah. Köylü kadınları cübbemi öpüp kutlu­ yorlardı. Siti ona vurgundu. Ama kim Siti’ye evlenilecek kız gözüyle baka­ bilirdi? Siti’ye o gözle bakanın İsmail Ağa’dan gelecek bütün be­ laları gözüne alması gerekiyordu. Bu böylece bir hafta devam edecekti. Ama Salihe Xatun. Ancak öyle biri İsmail Ağa’ya karşı koyabilir. ayak­ kabı ve başa konulan şaşık. Ama Siti. Y akışıklı. cübbe. Siti’nin umu­ runda değildi. bir daha evlen­ meyi hiç düşünmedi. güçlü. gerçekten de seydayrnış. hem köyde ve aşirette hem de toplumun gönlünde özel bir yere sahipti.” dediler. Onun için kendine uygun. diplomasını okuyamayınca ağladı. M ele Şexmûz biraz çekingen ve heyecanlıydı. eğlence ve şenlik günüydü.

Siti ile İbrahim harabede epey kalmışlardı. savunmasız Kürt köylülerini talan ediyordu. M irsiniler’in içine yerleşmişti. Dım dım ’da tenhaları arıyor. Ama onlar yerin kulağı­ nın olduğunu ve her şeyin gün yüzüne çıkacağını tahmin edemi­ yorlardı. Büyük bir kaya olup onla­ rın üstüne düşmek ve onları altında ezmek istiyordu. hem de gördüklerini anlatmak istiyordu. Şeyh Said’in yenildiği yıllardı. Siti’nin İbrahim ’de gözü vardı ve onunla evlenmek istiyordu.” dediler. Koşarak eve geri döndü. Ağa’mn korumalığını yapamazlardı. yoksula. Elbet sadece İsmail Ağa değil. İbrahim. Celal. İsmail Ağa. Babilxeyr halkı sık sık Dımdım harabelerine gider. Ağalar ve beyler gruplar halin­ de Türkiye’yi terk edip Suriye’ye sığınıyordu. Kimse ne yaptıkları­ nı bilmiyordu. Hem silahını almak. İsm ail Ağa da güne­ ye geçmiş. Zaten katil. ‘beri’ ya­ pardı. Bu şüpheler­ le hızla harabelere yöneldi. O da zaman zaman kuzeye geçip silahsız. Gördükleri onu yanıltmamıştı. O na.Dayım Hacı M ustefa’nın oğlu H esen’in kanına da bunlar girmiş­ lerdi. onları ölüme sürecek ve kefenini onlara kendi elleriyle dikecekti. Bu soygunlarda elde ettikleriyle yanındaki silahlıları ve aşiretini besliyordu. Ama iki aşığın başına neler geleceğini kimse bilemezdi. Babilxeyr’e. 195 . Aklına her olasılık geliyordu. Bıı arada Celal Siti’yi bulamayınca aramaya başla­ dı. Siti’nin yüreğindeki boşluğu dolduracak birini bulduğundan korkuyordu. Neden sonra kaçmaya karar verip Mozan köyüne gittiler. A şkları. Ancak İbrahim . garibana ve yetime acı­ mıyordu. Kimseye minnetleri yoktu. Siti’yi Ağa’nm baskı ve zincirlerinden kurtarabi­ lirdi. İki aşık yerlerinden silkinip gafletten uyandılar ama ne yapa­ caklarını bilemiyorlardı. Yaşanacakla­ rı kimse tahmin edemezdi. “H arabe’de a ra . Siti’nin kendisini sevme­ diğini biliyordu. Bir eve sığınıp kapıyı üstlerine kapadılar. Bu yapılanlar yüzünden sadece İsma­ il Ağa’ya sitem etmek haksızlık olur. talancı ve zalim ol­ m ayanlar. Siti ile İbrahim de “ beri”ye gidiyor. Bütün kinini kusmak ve onları pençesinde öldürmek istiyordu. Ama si­ lahı yanında değildi. Bel­ ki de tarih onlara da sayfalarında bir yer ayırm ıştı. gönül ateşlerini söndürüyorlardı. güneye geçmiş ağaların birçoğunun işi gücü buydu.

İbrahim ’le babasının birlikte vurduğu Hacı M ustafa ile oğlu H asan’ın dayısı Saroxan ve adam ­ ları. İbra­ him’i yanına aldı.” İkisi koşarak gidince. yozluğun ve vahşetin kurbanı ola­ rak toprağa düştü. ama Siti zalim ellerde kaldı. Karanlık damın arkasında kaderine ra­ zı olm ak zorunda kaldı. Siti’yi öldürmeyeceğine dair Ehmed’e söz vermişti. Siti’nin güzel bedenini kurşunla doldurdu. H erdefasında İbrahim ’i de öldürmek istediler. Siti’yi götüren adam de­ renin birinde Siti’yi attan indirdi ve “Celal gelinceye kadar biraz dinlenelim . Siti’nin son sözü. İsmail Ağa Siti ile İbrahim ’in kaçtığını öğrendi. Siti’nin güzel yüreği C elal’in kurşunlarıyla durdu. Adamına. Yeter ki senin yüzünü görmeyeyim. “ Bu kahpeyi hangi yüzle H esar’a götürece­ ğiz?” dedi. yer yapalım. güneye gidip geldi.” dedi.” de­ miş.” demiş. güzel Siti oracıkta can verdi. Heyecanla. İtinayla büyütülen bu suçsuz. C elal’in adını duyunca ölümü düşünmeye başladı. Siti’ye Rem an’a götürüleceğini söylediler. Ehmede Süleyman. Ancak Ehm e­ de Süleyman ile Ebdi X elo. Ancak başaramadı. Genç. Ehmede Süley­ man. geriliğin. bizi görm esinler. “ G it biraz ağaç kes. Sevdalısı İbrahim bir­ kaç kez Rem an’a. jandarmaların geçtiği yol üzerinde saklanıyorlarmış. “Saroxan o. jandarma çavuşu ve asker­ lerle Hemidi köyüne gidiyorlarmış. Ama kader henüz İbrahim ’in ömrünü bitirm e­ mişti. Ancak adamın gitmesiyle dönmesi bir olmuş. İbrahim ’i sonradan serbest bıraktı. bir çukura atılıp üstü örtüldü. Siti. İbrahim ’in aşağıya doğru kaçtığım 1 96 . Gökyüzünden bir yıldız daha nazlı ve sessiz bir şekilde yere düştü. İbrahim her defasında kendini ölüme ata­ rak birkaç kez Siti’yi kaçırm aya yeltendi. Siti’nin cansız bedeni. Saroxan jandarma çavuşu ile Süleyman’ı görünce dağlara geri çekilmiş. “ Ö lm e­ ye razıyım. Bir süre sözünde durdu. Siti’yi ise am casına teslim etti. Siti’yi başka bir yöne göndermeye karar verdiler. Dışarı çıkamıyordu.” olmuş. Ama ne yapabilirdi? Celal geldiği zaman. Ancak kuzeye dönme kararı verdiklerinde oğlu C elal’e dönerek. günahsız ve gü­ zel insan. o bir müddet daha yaşadı. İs­ mail Ağa. “ İbrahim denen adam kayaların altında uyu­ yor. Bir gün Siti’nin amcası Süleyman. düşman olm alarına rağmen araya gi­ rince İbrahim aman dileyip teslim oldu.dünyanın ordusu gelse Siti’yi onlara vermeyeceğini söylüyordu.

ölüsünü yerlerde sürüyerek köye gö­ türmüşler.” Süleyman Ağa ve jandarm alar İbrahim ’in başına gittikleri za­ man İbrahim ’in silahını kırdığını ve başını taşa koymuş bir halde öldüğünü görmüşler. köpeklere attılar. Ama onlar Dicle’ye doğru kaçıp gözden kaybolm uşlar. Süleyman na­ musu için İbrahim ’i öldürdü.görmüşler. “Bu koçlar koçu İbrahim ’in intikam ıdır!” diye de bağırmışlar. Ancak asker elbisesi giyen X elilko ile iki yeğeni Said’e kurşun yağdırmışlar. Köylüler arkalarına düşmüşler. İbrahim ’in cesedini Süleyman atının arkasına bağlayıp H esar’a getirdi. İbrahim ’i yaylım ateşine tutmuşlar. İbrahim yaralan­ mış. eniştesinin ve yeğeninin intikamını aldı. şu aşağıda yatıyor. Ağabeyim. İbrahim ’in babası ve yeğenleri intikam yemini ettiler. İbrahim ’le?” Benim bildiğim kadarıyla İbrahim ’in babası ve yeğenlerinin Saroxan ile Süleym an’a güçleri yetmeyince Saide Mıhemed gibi sıra­ dan bir köylüyü gerekçe ederek hınçlarını ondan aldılar ve öldür­ düler. Yakındaki bir kayanın ardına sığınan İbra­ him çatışarak ölmek istemiş. Ben sizin yanınıza ge­ lemem. Saroxan İbrahim ’e yanaşamayınca köyün tepesine çıkm ış ve Süleyman’a bağırmış: “ İbrahim ’i vur­ dum. Bu arada Said’in karısı olayı görüp feryada başlamış. Köpekler etini yedi. Köyde cesedini parçaladılar. “Peki Saide Mıhemed ni­ çin işin içine karıştı? Onun ne alıp veremediği vardı.” dediler. “Biz öldürdük” diyebilmek için o halde bile birkaç el ateş ettikten sonra. O nlar. Evl i l i ği m icazetimi almadan önce evlenmem ve böylece bir köyün meleHğini haketmem lazımdı. “Saroxan. Gelenlerin asker olduğunu sanıp tüfeğini harm anda sakladıktan sonra korkudan kaçmaya başlamış. alın köye götürün. yengem ve diğer akrabalarım t97 . artık kaçam am ış. Kemikleri ise uzun dönem yaz güneşi altında parıldadı. siz gelin a lın . Said’iıı öldürülüşü ise şöyle oldu: Bir gün X elilko ve iki yeğeni asker elbisesi giyip Said’in harm a­ nına gitmişler. Akşam karanlığında ise D ic­ le’den karşıya geçmişler. Said yalnız başına imiş.

Ama ne yatacak yerimiz. ne yiyecek aşı­ mız vardı. Yeğe­ nim Mele Eli’ye.” Sonra gülerek ek­ ledi: “Ölme eşeğim. Daha sonra da her ilkbahar olunca birkaç keçi. Ablamlar Topız köyüne gitmişler. Köydeki birkaç parça tarlamı başlık parası ola­ rak vermişler. Köylüler bize bol miktarda buğday. Ablamın evinde de biz kalıyoruz. Hacı biraz utanarak. İkimiz de ablamın evinde ka­ lıyoruz. yapışmıyordu.M ustefa dayımın kızı K ehla’yla evlenmemi istiyorlardı. Değirmene götürüp öğüttüm.” dedim. Hem de küf kokuyor­ du. kapkara idi. M ecburen Amud’un zenginlerinden. biraz buğday. Bunlar da yeni gelin ve damada yakışan yataklar değildi. Amud’a getirdim. Hesine ise duldu.” dediler. yazları ise buğday verdiler. Ağabeyim çok yoksuldu. Çok geçmeden Hesdajor köyüne mele oldum ve oraya taşındım. Bir gün ba­ na. Ama Şeyh Heybetullah’ın hizmetçisi olduğu için onunla evlenmekten son anda vazgeçtim. Hem sacın üstüne k o­ yunca darmadağın oluyor. “ Ağabeyin dayının kızını sınıra getirmiş. Buğdaylar am barda. yıllık nafakasını bile çıkaramıyordu. Sınıra bir at ve “ berbu” * gönderip dayımın kızını Amud’a getirttim. Ama ne undu! En kötü buğdaydan vermişlerdi. Şeyda’mın oğlu Mıhemede Piran’dan ayrılmıştı. “ Buğdaysız eve gidemem. ba­ har gelmeden çıkaram ayız. olalı kirvem Hacı Yusıfe K ero’nun yanına gittim. “ Bende pa­ ra bulunmaz. Cemile ile evlenmeme az kalmıştı. yeğenim orada melelik yapıyordu. Be­ nim gönlüm de daha çok dayımın kızından yanaydı. çökelek ve yağ verdiler. Böylece zenginliğe ve varlığa doğ­ * Berbu (Berbûk): Gelinle birlikte olan ve ona nasıl davranacağını anlatan nedime. Ondan ya biraz borç para veya bir m ik­ tar buğday vermesini rica enim .” dedi. bahar gelsin. Baharda gelin alın . Evlendiğim yıl ala­ bildiğine körü ve kurak bir yıldı. bir at gönder de gel­ sin. Ne yapacağımızı şaşırm ıştık. Bu arada Amud’da benimle evlenmek isteyen Hesine ve Cemile adında iki kız daha vardı. 198 . Birkaç parça eski yatağımız vardı. Nereden bulursan bul. Hacı Ehmed Q eraş’tan bir yük buğday aldı. Böylece seneyi kurtardık. Dayımın kızı Amud’a geldikten sonra düğünle der­ nekle gelin güvey olduk. Yeğenim. un. Dul biriyle evlenmek benim de işime gelmiyordu. “ama buğday var.” Oradan Topiz’e gittim.

Mıhemed Mehdi ile i k i n c i G ö r ü ş m e m Evlenmeden önce Amud’da kalıyordum. Emanetini de ablama geri verdim. Artık tanınan bir seydaydım. dört feqi besledim. Adını “teyra” koymuştum. her birimize bir portakal verdi. Benisuada ve H aşti kaldı. Eyşan ve Enise. Amud’a gidi­ şimde hep Şeyh ile birlikte gezip dolaşıyorduk. O nun soyduğu gibi soy­ 19 9 .” demiş­ ti. Eğer varlıklı olursan. Biz iki kardeş altı çocuğumuzu art arda kızam ıktan toprağa verdik. “Bu kabukları elbiselerinin arasına koyalım da güzel koksun. istersek çok çocuk yaparız. Bugüne kadar da. bir yandan da Kürtçü fikirlerin mücadelesini vermekti. yakınlarına da ba­ kacaksın. Hepsini toplayıp anneme götürmüştüm. Onun için ağabeyim X elil’i de yanıma aldım. Ben portakalın ne olduğunu nereden bileyim? inanın nasıl yendiğini dahi bilmiyor­ dum.ru ilk adım lan attık. yolun kıyısında portakal kabuklarını bul­ muştum. Ölüm dersen. açlığın belini dört yerden kır­ dım. Daha önce Şeyh Mıhemed M ehdi’yi anlatm ıştım . Kürtlerde gelenektir. bir portakalı elime almış değildim. çünkü kuş gibi hafifti. Bir defasında Şeyh ile Amud harm anlarında oturup bir müddet dinlendik. Annem. R ojin. Ama ağabeyimi yanıma almam umduğum gibi olmadı. Aynı zamanda kardeş olan eşimle yengem anlaşam adılar. ne olursam olayım yakınlarım a karşı so­ rumluydum. Ablam bana ema­ net olarak bir yorgan vermişti. Şeyh’e baktım . yoksulluğun. Annelerini de üzülmemesi için ikna etmeye çalıştım . Xurşid’i ise bir yaşında kaybettik.” düşüncesindeydim. X elil’in bir oğlu Zubeyr ile iki kızı. Nasıl “ kı­ racağım ı” bilmiyordum. Şeyh. Amacım bir yandan öğrenimimi ge­ liştirmek. benim ise oğullarım Keyo ve Azad ile kızlarım Sinem. Doğrusu onların ölümüne ağlamadım. Değil mele. Gulperi. Oğlum Cemşid’i üç yaşında. herkesin son durağı. Hesdajor’a mele olduğum yıl yokluğun. İlk olarak evin altını serdik. X elil bizden ayrılmak td arda kızam ıktan öldü. Daha küçükken. Sonraki yıl bir oğlunu daha kaybetti. birini de kendi aldı. Evlendikten sonra da sık sık Amud’a gidiyordum. Ama ana yüreğini susturmak mümkün müydü? “Daha genciz.

Ona Nakşibendi şeyhlerinin kasidelerini yazmıştım.qedir T e l o Ebdılqedir T elo. tabuları yıkmış biriydi. K ııran’da der ki. beni her konuda ve her alanda aydınlattı. daha ben onu ta ­ nımadan önce K ürt’lükle tanışmıştı.’ de­ miştir. Şeyh. Şeyda bu sözlere çok kızıyor. Özetle Şeyh. Dinin tabuları­ nı kafamdan atmama sebep olan da. Mehdi gibi ateist değildi. ama ne olur ne olmaz yanlış yaparım. ayağın­ da. Yaban olduğumdan. ‘Ben de sizin gibi Beni Adem’im . Mehdi ise Şeyda’nın cahilliğini kastederek. İlk bakışta gözüm pek tutmamıştı. O . ama her yanından yiğitlik akı­ yordu. “Sana çok acıyorum . bilmiyorum. Şeyh Beşir’in odasında her zaman şiddetli tartışm alara girerdik. veya namı diğer Evde X erat. Bu düşüncelerimi ve hayat biçimimi Şeyh Mılıemed M ehdi’ye borçluyum. başında sarıya çalan bir külah vardı. Bir gün Şeyda’ya. Birçok kişiye söyle­ yemediği şeyleri bana söylerdi. Beşir.” dedi. M uham m ed’in etten ve kemikten olmadığı doğru olabilir mi? Yoksa Ayşe yalan mı söylüyor? Oysa Muhammed. Bıyıklarını. Cuma günüydü.dum. Ben H asdajor’dan Amııd’a Kürtçülük fikirlerimi ilerletmek için gidiyordum. kafamdaki bütün korku ve şüpheleri kovdu. O nla­ ra ne oldu. Dizine kadar gelen çizmeler vardı. beni gerici düşüncelerden kurtaran.” diye işaret etti. ya da bilmemek­ ten utandığım için değildi. O . Ben Amud’da M ehdi’nin amcası Şeyh Ebdirehim ’le kalıyor­ dum. Bir keresinde bana. yediği gibi de yedim. uykudan uyandıran­ dı. “Aha. Bu arkadaşı çok seveceksin. Aynı renkte mendi­ li de küçük cebindeydi. diye Şeyh’i izledim. Şeyh Mıhemed M ehdi. Ebdıl. Her gidişimde de mutlaka Şeyh Beşir’e konuk oluyordum.. menileri elimle geldi. Kendini çok beğenmiş bir görüntüsü vardı. “Hz. işte geliyor. Ayşe. Bazen yanımda Şeyda'ya kızar ve onunla tartışırdı. ‘Bir gün M uham m ed’in belini bağlarken. Şeyh’tir.” derdi. akrep İOO . Belinde ta­ bancası. Karga gibi burnıı vardı. “Tam sana göre bir arkadaş buldum.” dedi.” diyordu. “Sen Şeyh E li’ye -Şeyh Sait’in ve M ehdi’nin b ab asıkurban olasın! Yazık ki o babanın oğlusun!.

ama birbirimize söyleyemiyoruz.” dedi. tek kardeşim budur.” dedim. Bir yere gittiğimiz zaman sila­ hını yanına alır önümden giderdi.kuyruğu gibi karga burnuna doğru burmuştu. “Sen bu perişan ve mazlum halka lazımsın. Ram azan ayıydı. Evde Ağa güldü. Birlikte. “Ben de zaten senin gibi bir arkadaş arıyordum. Gelip Şeyh’in elini sıktı ama öpmedi.” dedi. Bu hoşuma gitti. onun dükkânına gittik. Evine gidince eşini çağırdı. Elimi sıkıp oturdu. “Evimi mi­ ras edinebilir. Benim gibiler çok vardır. “ Kalk eve gidip kahvaltı yapalım.” dedi eşine. Şeyh’le tartış­ tığımı farkedince memnun oldu ve bana. Şeyh beni tanıttı.” dedi. “ Eğer biri ölecekse ben öleyim . Ben evdeyim veya değilim. Bir defasında Amud’a geldiğimde. “ Oku bakalım ne yazmış­ sın?” dedi. H er zaman birlikte geziyorduk. Bensiz olamıyordu. Şiirimi okumaya başladım: “ D e ste şe x m açi m ekin Ev şex ne q u tb e razi ye T a c û şew k et tev x e b a ta D este sa r û ta z iy e . Ama senin gibiler bir daha gelm ez. M ecburen Evde’ye açm ak zorunda kaldım: — Biz kardeşiz değil mi Evde Ağa? — Ne demek?! 2 . çok temiz kalpliydi. Koynumdan bir kağıt çıkararak. Teşekkürlerimi ileterek. yatsın.” deyip beni işaret etti. sana şiir okuyayım mı? dedim. Eşine devamla. Bir gün ölürsem. birlikte mezarlığa giderek yüksekçe bir yere oturduk. “ Bak Zeko! iki kardeşim var. Evde ile arkadaşlığım ız yıllarca aynı gönül hoşluğuyla devam etti.” “ Şeyhin elini öpm eyin M u k a d d e s değil elleri B ilin ki ta c da ku d ret de E m eğ id ir ç ıp la k e lin ” Evde şiirimi duyunca. bu kardeşim gelip yesin. “Haydi biraz gezelim.” derdi.0 1 . Bu gibi insanlar bi­ linçsiz ve kendini bilmez insanlardır diye düşünüyordum. ama onlar evimin varisi değiller.” Evde. ikimiz de oruç değiliz. Çocuklarım ona teslim. “ Bu Şeyda Cegerxw în’d ir. Kapının önüne oturmam için bir kürsü koydu. geldi yanaklarımdan öptü.

benim gibi düşünen bir arkadaşım vardı. Tabii şaşırdım da.” diye­ rek pestili ona da uzattım. yurtse­ verliği öğretip elinden tuttuğum insanlar bile bazen beni beğenmi­ yor.” O da koynundan ekmeğini çı­ karıp önüme koydu. karşı çıkacak bir ortam bulamamıştım.— Kardeşler arasında gizli olmaz. Bunun üzerine. benim de suçum vardır. diye düşündüm. “Kalleş. hiçbir zaman büyüklük taslamadım.Ben. Evde şaşırmış bir vaziyette. kendi olanaklarım la okuttuğum. Şimdiye kadar dini eleştire­ cek. Ama nedense Evde ile aramız sonradan bozuldu. aylardır bu adamla geziyorum.” dedim ve koynumdan pestil çıkarıp yemeye başladım. 202 . sen de ye. hiç kimseyi politik çıkarlarım a alet etmedim. III. İkimizin de hatası olabilir. Açlıktan öldürdün beni. Bu. “ Vay ga­ vur vay!” dedi.. birlikte yemeye başladık. “ Eğer istiyorsan. Şimdiden sonra yal­ nız değildim. — Tabii! O ne demek? Adam öldürmek bile aramızda gizli ol­ mamalı. düşüncelerimi açabilir. benim için yeni bir olaydı. Neden sonra.Ben. zamanı. Sen nasıl orucunu yersin?” Evde’nin tepkisine çok kızdım. II. ikimiz de kendi açımızdan haklı olabiliriz. yoldaşlığın yerini düşmanlık aldı. “Ulan evi yıkılasıca!” dedi. özgürce tartışabilir­ dim. Ama şu açılardan gönlüm rahattır: I. “ Kaç gündür bana yemek yedir­ miyorsun.Ben. birçok dostluğu bozduğu gibi. Ona bu konuda çok şey borçluyum. “ Ben oruçlu değilim. Yalancı. bana büyüklük taslayarak önüm sıra koşuyorlardı. Kendi kendi­ me. Seni Allah’tan korkm az. Ancak bencillik. yerimi demeden inandıklarımı her zaman açıkladım.'O nunla her şeyi konuşabilir. Peygamber’den utanmaz. o uzun arkadaşlık dönemimizde birçok konuda birbirimizden çok şey öğrendik. Ama şunu ka­ bul etmek gerekiyor ki. Belki bu durumun ortaya çıkmasında yalnızca o arkadaşlar suçlu değildir. Benimle aynı şeyleri düşünen bi­ rinin olması beni çok rahatlatm ıştı. D a­ ha da ötesi. beslediğim. Kardeşliğin yerini şüphe. Evde güldü. bizim de dostluğumuza halel getirdi.. bu kadarcık sırrımı bile gönül rahatlığıyla söyleyemiyorum.

” diyorlardı. bizi nasıl birbirimize düşüreceklerini çok iyi bil­ mektedirler. Cegerxwîn bizden fazla ne yaptı. Bu saydıklarım dışında bilmediğim. deli dolu gezdiğim 203 . “ kişisel çıkarını düşünüyor. bunu hiçbir zaman istemedim. politikayı vermeyiz. Y a da en azından Kiirtlerin konumu onlara göre geridedir. Ama kendisi hâlâ eski kafa bir Hıristiyan yo­ bazı ve cahildi.IV. Bunun için de her zaman bir başkasını önerdim. Bir kısım arkada­ şım da. Politika başka­ larının işi. aramızın bozulduğu bazı arkadaş­ larımın da kendine göre bildiklerinin olduğu inancında­ yım. Şunu iyi bilmeliyiz ki. ilkel bir millete ön­ derlik etmek için de olağanüstü bilgili ve uyanık olmak gerekir. parti önderliği yapamıyordum. kariyer düşkünü” de­ mesinler diye de yaptım. bu kadar gönül temizliği de. insan­ lık” kelimelerini. Çok sonradan. farkında olamadığım diğer başka sebepler de olabilir. Çün­ kü karşı durduğunuz düşman daha usta ve daha örgütlüdür. Bu kadar saflık. bizi yanlışa sürüklemek için birçok kesim kullana­ bilir. Biz de bu rüzgarlara kapılırsak. Bu da düşmanın oyunlarına zemin hazır­ lar.Ayrıca ben. Bunu. Sonradan İslam dinine inanmadığım. Bazıları da. düşmanın oyunlarını altedemez. V. milliyetçilik. Şu da bir gerçek ki. “Cegerxwîn şairdir.Ama buna rağmen. namaz ve orucu takm adığım . E 1o A i l e s i ile i l i ş k i l e r i m EIosebax. Kürtler gibi geri kalmış. VI. “Şairliği sana verdik am a. Amud’un zengin H ıristiyanlarındandı. bu tür yaklaşımlar aynı zamanda bilinç ile ■bilinçsizliğin çatışmasıdır.M uhakkak ki onlar da belli bir müddet sonra kendileri­ ni geliştirdiler ve belki ben onlara engel oluyordum.” diyordu. meelik cübbesini attığım . ama ona mal oluyor. eski arkadaşlarımdan bazılarının “Söyleyin bakalım . Bilgili ve uya­ nık çocukları vardı. onları kurnazlıklarım aşamayız. Parti liderliği benim yapıma göre de­ ğildi. Bize sadece şiir yazsın. Düşmanlarımız.” de­ diklerini duydum. “Yurtseverlik. bizden fazla nesi var? Biz çalışıyoruz. politik yanlışlık­ tır.

fazilet­ li ve geniş bir dini bırakıp. Nasıl ki aşiretçilik ve feodalite Kürtleri ve tüm insanları geri bıraktıysa. İkincisi diııinizce yasak.” dedim. Bak.. Incil’in üstünlüğünü anlatarak Isa yolunun hak yol olduğuna dair beni ik­ na etmeye çalışıyordu.” dediler. Sofi Xelil. rakı.. “filo Kirve. kadın. yanlış olduğuna dair açıklam alar yapıyordu. “ B ab a. Ktirtleri hır­ sızlardan.” Çocukları da bana hak verdiler. M üslümanlar dört kadın alabilirler. filo beni Hıristiyan yapıp. daha eski ve dar olan Hıristiyan dinine geçeceğim. Müslüman inanışına göre cen­ netten çıkıp yine insan olunuyor. Ben Kürt yurtseverliği ve hümanisfliğin dı­ şında bir şeye inanmıyorum. Aklımda kaldığı kadarıyla. Böyle bana ikide bir Incil’i açıp okuman çok yersiz. din ve mezhepler de geri bıraktı. üçkağıtçılardan kurtarmak istiyor. işin aslı ben hiçbir dinin bugünkü hayat biçimine cevap verdiğine inanmıyorum. Bir gün. İşte o zaman zengin ve onurlu bir millet olabiliriz. H atta zengin isek para bastırıp istediğimiz kadar kadın alabiliriz. filo Kirve. “Cegerxwîn. Her din eskir ve geçerliliği­ ni kaybeder. Kendisiyle görüştüğümüzde ye­ meğimizi yedikten sonra.ve “gavur” olduğum yayılınca. işte bu ikisine karşı mücadele edersek Kürtlerin arasındaki bu ikiliği yenebilir. Hıristiyanı ve Müslümanı yan yana getirmek istiyor. Hep böyle yaparsan bir daha evine gelmem . Peki niye lslamı bırakıp Hıristiyan olayım? Ben dinimden memnunum sevgili Kirvem. Incil’i çıkarıp okumaya başlıyor. “sanma ki İslam gibi temiz. Ama siz Hıristiyanlarda ikinci ka­ dın yasak. Aramızdaki bu derin uçurumu ortadan kaldırıp doldurmak istiyor. bu ayırımcılık da insanın geri kalmasına neden oldu. Karın kör topal da olsa. Kan dökülmesine son vermek. insanlar arasındaki feodal düşmanlıkları ve ikiliği kaldırmak istiyor. yitip gider. Bu arada da İslam dinini eleştiriyor. 204 . kardeşçe bu dünyada yaşamak uğraşı veriyor.” Sofi X e l i l ’ in D ü k k â n ı n d a Bir gün benle Salihe Şeyh Hacı Selef.. bel­ ki bir parça ileriye götürebiliriz. Sizin cennette insanlar kuş oluyor ve Allah size hiçbir şey vermiyor. İsa’ya bir inanan daha kazandırmak istedi. veya şimdiki adıy­ la Şeyh Kelil’in dükkânında oturuyorduk. İslam dininin cennetinde her şey var.

Karşıda gösterdiği kişi kara papaklı. burma bıyıklı. Mele Hesen Serdi’dir.” dedi. Bu korumaların töresiydi. Ç ok fena kızdı. “Neden?” diyordu. cahilin dengi misin aslanım? Kim demiş burda diye? Bana onu bul. perişan biri geldi. Şeyh X elil. beni birkaç arkadaşımla birlikte lokantada yemek yerken gördü. “gel şöyle yanımızda otur. Bırakm adım .. Mıhemed Bey. dışarda yemek yemek ‘günah’ sayılıyordu. si­ lahlı. Bilmeyen sorabilir.dükkânda perdenin arkasında yemek yiyorduk. Mele Hesen Hişyar M ele H esen'le ilk defa Amud’da. Ben ve Salih perdenin arkasında yemek yiyorduk. Sofi X elil’i çağırdı. D ükkânın önüne yabancı olduğu belli. çağırayım polisi. pazarda. Mıhemed Bey karşı masada oturan birini işaret ederek. Mıhemed Bey. “ Y ahu kardeşim git işine.05 . belli ki birkaç tok at atacaktı. sarı sakal. Mıhemed Bey’in koruması olduğunu sonradan an­ ladım. onların oturdu­ ğu masaya ve sofraya oturamazdı. “ G el” dedim. içeri tıksın. Mele olduğunu söyleyince çağır­ dım.” dedi. bize etmediği küfür ve söz kal­ madı. “Benim oturdu­ ğum masada oturm az. Bu­ nun üzerine Salih. geri zekalının dengi miyiz? Şimdi gören ‘Cegerxwîn delilerle kavga ediyor’ der. Türkiye’den kaç­ tı. Niye öyle uzaklarda duruyorsun?” M ele Haşan gelmedi.” dedi. “Amud viran mı ki gidersiniz bir Hıristi­ yan kadının lokantasında yemek yersiniz? Günah günah!” Her neyse. Söylediği aslında hoşuma gitmedi ama. O dönemde dükkân­ da. şehirde yemek neden günah olsun?” Bir defa­ sında Hacı Yusııfe Kero.. dışarı çıktığımızda kim secikler yoktu. Tüfeğini yere indirmişti. “Bu adamı tanıyor mu­ sun?” dedi. “ Sen Cegerxwîn gibi aptalın. “Nerede o bok sakallı herif? Gelsin de sopalıyayım . “yarım mele”. Cemil Paşa’nm oğlu Mıhemed Bey ile birlikteydim. Uzak­ 2. Z ef’in kahvesinde karşılaştım.” dedi. “Dükkânda. Biz o serseri. hatırladımki ağaların ve beylerin korum aları.” H erif ne zanıan gitti bilm iyorum . “ Yahu bırak şimdi. işinden o lm a . “ Bu. Ayıp değil m i?” dedim. teçhizatlıydı ve tek başına bir masada oturuyordu.” deyip beni meydana davet etmesin mi? Salih yerinden irkilip kalktı. “Gönder onu bir tarafa da biz burdan sıvışalım . şimdi yanımda duruyor. yumuşak ve ikna edici bir dille.

böylece hem gelecek tehlikeyi görebilir. kalabalığı yarıp dükkâna girdi. Beni görünce iç çekip hayıflandı. Bir gün dükkânda gençler bir şiir söylememi istediler. onun k ö­ yünde kaldığını ve onun adamı olduğunu böylece anladım. onun için Senceq’te açmaya gerek görmedik. sadece bir dükkânının olduğunu duymuştum. Sık sık dükkânına gider incir yerdik. uzun boylu. Ama çalış­ maları ve meşguliyeti hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Bizden Sencaq’ta “ Civan­ kurd” şubesi açmamızı istedi. Daha sonraları Amud gezilerimden birinde M ele Heseıı bana bir şiirini gösterdi: “ C izîr xeza k ab a ye Reza nave ez û to D e q bi deste n ey ar e Z o z o d için ez û c o . Biz Amud’da Civankurd Cem iyeti’ni kurduğumuzda Sencaq’taydı. Dükkânın içinde “ Em guhderz in” şiirini söylemeye başladım. T ü r­ kiye’den çıktığını. Kürt insanının uyanmasını istediğimi bile­ mezdi. yanlış değilsem üstümde şort türü bir panto­ lon vardı. “Çocukları deliren analara ba­ balara ne yazık! Biraz okuyunca delirmiş zavallı.ta otururlar. soygundan ve yangından kendi deliliğimle kurtar­ mak istediğimi anlayamazdı. Son­ radan birbirimizi yakından tanıma fırsatı bulduk. şiirimle onları özgürlüğe ve çağa taşımak istediğimi bilemezdi.dağ köylerinden gel­ diği anlaşılan biri. Zulümün ve zorun korkunç ağırlığından onları da kurtar­ mak istediğimi bilemezdi. sa­ vaştan. dükkânın kapısına üşüştüler. sesimle. ilkellikten. Benim şiirimden de. Mıhemed Bey’in koruması olduğunu.” Cevap vermedim ve şiirimi söylemeye devam ettim.. Kısa kol giyinmiş. Şapkamı çıkarıp yüksekçe bir sesle söylemeye başladım. benden de bir şey anla­ yamadığı belli oluyordu. iri yapılı. Biz Amud “ Civankurd” unu ayakta tutamıyorduk. Hangi tarihti bilmiyorum. Onu ve onun gibi milyonları kandan. hem de top­ lum içinde ağasına nezaket gösteriyor sayılırlardı.” 206 . Kendi inancım ve yeteneğimle. X erab Babaniler’den. Yaz günüydü. Durumun farkında olanlar güldü. M ele bu kez Amud’a gelip bir dük­ kân açtı. Çevreden duyanların hepsi toplandı. “Vah vah!” dedi. O zaman ben M ele H esen’Ie konuşma fırsatı bulamadım. göğsümü açmıştım.

k alan yine b iziz” Şiirin X eza K aban’dan esinlendiği anlaşılıyordu. M ele Hesen ve Evdırehman Ağa gibilerini de yanlarına almışlardı. “Şeyh Said ayaklanm asında bir çetenin başıydım. Bütün detayları. Cemil Paşa Ailesiyle ilişkilerim Daha önce Tü rkiye’den kaçmış Kürtlerin Xoybûn içinde ör­ gütlendiğini yazmıştım. belki de teslim oldular. Yeni gelenler arasında Cemil Paşa ailesinin fertleri de vardı. Türk şovenizmine karşı mücadele edi­ yorlardı.” dedi. Ancak ben bu olayın doğruluğunu Kamuran Bey’den hiç sorm adım . “Bu oluşumda Yunanlılar­ dan para alıyorduk. Ancak bir kez daha araları bozuldu. Cemil Paşazadelerden gelenler şunlardı: Qedri Bey. M ele H esen’le son görüştüğümde. Mele Hesen anlatm adan önce de biz onların emperyalistlerle ve batıyla işbirliği yaptığını. Rewşen Bedirxan. D oktor Beytar Nuri ve arkadaşlarıyla “ R eo l” aydın gurubunda yer aldı. Güzel yazmış­ tı. Ekrem Bey. diğer tanınmış Kürt politikacılarına karşı ol­ duklarını biliyorduk. Bunlar politikayla da uğraşıyor. Bu arada bazıları da Türkiye’den yeni geldiler ve X oybû n ’a katıl­ dılar.” diyordu.” demişti. Tam bilmiyorum.“C iz re sın ırla rın o rtasın d aclır O rta h a tta ben ve sen varız T ü m o y u n la r d ü şm an a aittir Z o z o la r g id er. Yunan “E o k a” örgütü yardım ediyor. X oyb û n ’a katıldım ve çok hizmet ettim . “ Qedri Can Cemiyet’in 30 bin lirasını yedi. Bir süre sonra Eli Riza ve arkadaşları Türkiye’ye döndüler. Bir keresinde Qedri Bey bana. birbirlerine laf sayıp söylenmeye başladılar. ayrıntıları yazacağım . M ele Hesen sonradan anlattı. Kürt önderleri hakkında söylenen her şe­ İ0 7 . Yememişse bile bu 3 0 bin liranın kaybından o so­ rumludur. Bugünlerde 1 9 2 5 ’i yazıyorum. Ayrıca D oktor Ahmet Nafiz Bey. M ele Hesen daha sonraları. R eşit Kurd ve Qedri Can da X oybû n ’u yeniden canlandırma girişimlerine başlamışlardı. Bunun üzerine ayrıldım . O s­ man Sebri Bey. konso­ losluktan para alıyorduk. Miqdad Bey. Şevvket Bey.

Qedri Bey’in sohbetine doyum olmuyordu. Bir gün Mele Ebdulhadi Hasde köyüne gelerek. durumu kurtarabilirdim . Kiirtler pekala onun etrafında toplanabilir 208 . Qedri Bey’in beni görmek istediğini söyledi. Ekrem ve Miqdad beyler Qasım Bey’in oğludur. bıçak. şehir usulü donanmış bir masaya oturuyordum. Kaşık. güçlü ve kudretli birisiydi. Ehmed Bey onun oğullarıdır.. Ama ben cesaret edip başlayam a­ dım. Qedri Bey birini alıp tabağına koydu. Cemil Paşa’nın oğludur. Doğrusu ben de onu görmek isti­ yordum. Bekledim. Bana göre H aco Ağa’nın yıldızı parlamıştı. Kendisi­ ni ziyaret etmeme çok sevindi. Onları yemeğe güç bela başlattım . Durumu çaktırmamaya çalıştım. Sofrada dolma vardı. Ama taraftarı azdı. Esat Bey. yemek alışlarına. ağızlarına götürüşlerine. Ö nce onlar başla­ malıydı. tabak ve peçeteyi masaya koydular. Başkaları da var mı. Cemil Paşazadelerden tanıdıklarım bun­ lardır. Xoyhıın içinde etkili oldu ve onun etki­ siyle örgüt iki ayrı kanada ayrıldı. milliyetçi ve vatansever biriydi. İlk de­ fa.yin tek kaynaktan yorumlanması yanlış olur. Birlikte Heseka’ya gittik. bıçakla böldü. Fuad B e­ yin oğullarıydılar. Ama masada yemek nasıl yenirdi.. Bunlardan Qedri ve Ekrem beyler politik ve aydın simalar olarak tanınanlardır. Cemil Paşa’nın üçiincii oğlu ise M ustefa Bey’dir. Bildiğim kadarıyla Qedri. Bedri ve Memduh kardeştiler. Qedri Bey. Qasım Bey de Cemi! Paşa’nın oğludur. Mıhemed Bey. Bu aile Cizre’ye gelir gelmez Kika civarında çok güzel köyler inşa ettiler. Şahsen ben de ondan yana tavır almıyordum. Güler yüzlü. nezaket ge­ reği önce misafir yemeğe başlar. Bu durumun suçlusu ben değildim elbette. bilmiyorum. Peçeteyi de dizine koymuştu. Ancak kendisiyle birlikte yaptığım kahvaltıda çok zor durumda kaldım. Cıvata Xeyri (Hayır Cemiye­ ti) kısa sürede dağıldı. M utlaka iyi araştı­ rılması gerekir. İyice seyrettim. Fuad Bey. çatal kaşığı tutuşlarına. Qedri Bey’in talep ve görüşleri gayet doğ­ ru ve netti. Qedri Bey’in dostluk aşkı daima yüreğimin bir köşesindedir. Onun yaptıklarını yapam aya­ cak kadar “ yaban” değildim tabii. çatal. Ömrüm boyunca masada şe­ hir usulü kahvaltı yapmamıştım. Onun gibi yiyebilir. Bilirsiniz Kürtlerin adetidir. ağzına gö­ türdü. bilmiyordum.

Kuzey Kürdistan’da en büyük aşirete sahipti. Cizre Hıristiyanlarının tümü H aco’dan yanaydı. Ancak Fransızlara karşı verilen mücadelede Kürt­ leri kendilerine ortak etmek istemiyorlardı. Kürt ulusuna bir şeyler yapabileceğimize inanıyordum. Bunları aydın ve iyi niyetli girişimler olarak görmüyor­ dum. Yörede etkin olanlar Bedirxanlar ile H aco'nun etrafın­ da toplananlardı. O sıralar Arap şeyhlerinden Dehame Hadi büyük bir Kürt düş­ manıydı ve biz Cizre’ye gelmeden önce K ürt adını Cizre’den sil­ mek için uygun bir zaman kolluyordu. Fransızların işgalinde olan Suriye Arapları. bir çağrıyla on bin­ leri toplayabiliyordu. Valilik dö­ neminde devletin gücüyle çok güzel köyler edinmişler ve variyet­ . Bu görüşlerimiz nedeniyle Qedri Bey bize kızıyordu: “ O ku­ mamış cahil insanlarsınız. Doğruyu ve gerçeği bil­ m iyorsunuz. Bu kav­ galardan bazılarını size yazacağım: Cemil Paşa. Düşmanınızın. saygı duy­ muyordu. Bu nedenle ben de.” O zam anlar aram ızda öyle katmerli bir görüş farkı ve düşman­ lık yoktu. Birbirinize saygı duyun. Düşmana karşı bir olun ve yüzüne patlayın. Çoğu kez Qedri Bey’le H aco Ağa’yı bir araya getirebi­ liyor ve iyi ilişkiler geliştirmelerini sağlayabiliyorduk. Bütün bunlardan dolayı hep dedim ve halen de diyorum: “Birbirinizle uğraşmayın. herkesin onların etrafında toplanm asını istiyor. Fransızları kovmak için çalışıyor. Ancak bun­ lar yine de bazen düşmanlığa varan tavırlara giriyorlardı. Qedri Bey’le arkadaşlarının dönemin realitesini kavrayamadıkları kanısındaydım. ne Hamidiye Alayları’ııın paşasıydı ne de Kürdistan miriydi. Ö nderlik edenlerin biri ötekini kabullenemiyor. O dönemki düşüncelerime göre herkes yurtseverliği kendine çekiyordu. Suriye Kürtleri H aco’yu çok severdi.” diyordu. ulusunuzun düşmanlarının kuyruğuna takılmışsınız. Büyüklük taslamaktan vazge­ çin. Körsünüz. Fransızlar H aco’ya yardım ediyordu. Bizler ise parçalanmış ve işgal altında olan ülkemizin kurtulacağı.dik. gün geçtikçe de güçleniyorlardı. Vali olduğundan “paşa” ünvanı alm ıştır. ancak bu yolla bir yerlere varabileceğimize. Z ora karşı da zorla karşılık verin. özgür olacağımız za­ manı bekliyorduk.

kazanana bir düdük veriyordu.” Ekrem Bey ise kızarak. “ Dürt. daha sonra bu olayı Ebdılkerime Eliye R e­ m o’nun üstüne yıkar.” diye anlatıyordu.” derdi. Ebdılkerim iyi bir insan değildi. Onunla ilk olarak Qedri Beyin evinde karşılaştım . Beır olm a­ sam Cemile Çeto Siirt’i ve bilumum çevresini Şeyh Said Efendi’ye verecekti. Daha sonraları Osman Sebri ile sıkı dost olduk. Kalleş adamın yemeği yenmez. Nereden D iyarbakır’a geldiklerini de bilmem. Resul bazen. te küte) M ustafa Bey’in sözlerine gülünce. “Buyur Beyim . Mıhemed Bey. Yarışıyorlardı.” demiş. W elato geride kalın­ ca M ir M ustafa Bey bağırıyordu. Mustafa Bey.lerini geliştirmişlerdi.” demiş. Osma n Sebri Bey Osman. Oğlu W elato ve kızı Hore ile izbe bir evde kalıyordu. Ama M ışarabotalar’ın ağası Resule M ıhem a. “ Yemeğini bilmem ne yaparım !. Firar günlerinde Ekrem Bey’in Ebdılkerim e Eliye R em o’nun yanında saklandığı. o da çekip güneye gelmişti. Ekrem Bey’i yakalatan Resule Mıhema. Resul’un yaptığı da öyle yabana atılacak bir du­ rum değildi. “ Biz Keleh ağastyız ve aslı­ mız seyittir. Amcası Sükri Bey İstiklal M ahkemelerinde idam edilince. Ebdılkerim . ancak Ebdılkerime Eliye Rem o’nun onu ele verdiği söylenir. Ek­ rem Beyi kendisinin ele verdiğini söyler. Kalleşlik ve ele verme Kürtlerin arasında kesinlikle töreye ay­ kırı idi. Ekrem Bey’in önüne kahvaltı getirmişler. Bir keresinde Ebdılkerim ’in evinde. Osman Sebri ile daha sonra Berazan M iri M ustafa Şahin’in evinde tanıştım . Flallerine çok üzüldüm. W elato dürt” (Te küte W elato. Ben halkıma çok büyük kötülükler yaptım. Belli ki Ekrem Bey’i direk ele vermese de. W elato küçücük bir ço­ cuktu ve M ir’in çocuklarıyla eşeğe biniyordu. “Kürdistan kurulursa beni idam etme­ leri gerek. “ buyur kahvaltıya. O sm an’ın idamı için de ferman yayınlanmış.. “Neden gül­ 210 . Bu olayı ne o zaman ne de sonrasında Ekrem Bey’e sormuşumdur. ailesini. Bu konuda diğerlerinden herhangi bir şey duymadım. Ama bu ilk görüşme­ mizde kendisiyle tanışam adık. Sebri Beyin veya Sebri Ağa’nın oğludur.

Divanlarım ın basılmasında çok yardımları oldu.” dedim.” diye de ekledim. O s­ man’la sonradan yoldaş olduk. Cemil Paşazadeler ve öteki Kürtler de Xurs üzerinden geçti­ ler. Cizre Barış H areketi’nde her zaman yanımda ol­ du.dün Şeyda?” diye sordu. bu kez beni karşılarına aldılar. Bu olaydan sonra Bedirxanlar.” Osman ise. Onu açıkladım . “ O sm an’ı başkan yaptık.. Ama bir kızmaya görsün. Dos­ yayı elinden alıp yaktım .m ek ” anlamındaydı. Şahin beyler ve Osman Sebri ise Berazan’dan geçiş yapacaktı­ lar. O sm an’la Qedri Bey arasındaki so­ run. Ama sadece Osman geçiş yapabildi. M ir M ustafa da birkaç örnek verdi: “ Peki neden ‘anama eşek çarptı’ anlam ında ‘ker li diya min qelibî’ diyorsunuz. dile düşersin. “ Çok ayıp ediyorsun. 211 .. “Eğer dosyayı verdiğin duyulursa. kendi arkadaşlarıyla ilgili bil­ gileri içeren bir dosyayı Dırbesiye’de İçişleri Bakanı Ekrem H orani’ye verdiğini söylemiş ve bu dosyayı bana da göstermişti. Bizim şivede bu ne anlama gelir. “Qedri Beyle Qedrican örgütte ikilik yarattılar” diyor. sanırım X oy b û n ’un Şam şubesiyle ilgiliydi. Osman adamlarıyla be­ raber. “ Ancak o şım ardı. Benim bildiğim Osman dostluğuna.” diye anlattı Qedri Bey. alim Allah her şeyi yapardı. M adagaskar Adası’na sürüldü ve uzun süre orada kal­ dı. Cemil Paşalar ve Osman Sebri’nin arasına soğukluk girdi. “ . Öyle ki. “D ü rt” (Te kute) Cizre şivesinde. dönüp yeniden direnmek için hazırlık yapıyordu. Bu­ nun üzerine Türkiye’nin girişimleriyle Suriye’deki Kürt ileri gelen­ leri sınırlardan uzak yerlere sürüldüler. Osm an da sürgünden na­ sibini aldı. her biri taşı ötekine yuvarlıyordu. bazı genç­ lerin kendisine karşı kışkırtıldığından söz ediyordu. Ama Cizre komünistleri O sm an’la çok uğraştılar. Ağrı’da ayaklanm a bastırılınca Suriye’ye kaçan Kürtler. Berazan bölgesinde bulunan bir karakolu basarak silahlara el koydu. arkadaşlığına çok bağlıydı. Ancak birkaç saldırıya rağmen başarılı olam adılar. Yani anlaya­ cağınız. Sürekli ola­ rak Osm an Sebri’nin teşhiri için çabaladılar. Osman Sebri ile aynı düşüncede değildim ama aynı durum be­ nim de başıma geldi. bili­ yor m usun?” Bende Berazan’da şive farkından kaynaklanan te­ rimleri anlattım . Yanlarında Celadet Bedirxan ve H aco Ağa olduğu halde Heverka üzerinden kuzeye geç­ tiler. Komünistler.

Elbet. iki taraftan da bana saldırılmasıydı. iç ve dış düşmana karşı yazdım. Tek düşündüğü ay­ lak aylak dolaşm aktı. Tüm yurtseverlerin. sonra da koçerlerin arasında pro­ paganda çalışm alarına katılm asını istediler. M ele Hesen ve Ebdirehman Ağa. Kanaatim odur ki. Kimsenin aleyhine yazmadım.Ama en büyük derdim. Qedrican Bey’i Hesk köyünden tanırım . ben de hatasız ve yanlışsız değildim. O nlara. H içbir kişinin'ism ini vererek. yaptıklarıyla uçurumdan aşağıya doğru param ­ parça oluncaya kadar yuvarlanan kayaya benzediklerinin farkın­ da değillerdi. onu kötülemedim. “ De­ diklerin doğruydu. Ama iş yapmayı sevmiyordu. Arkadaşlar bana Q edrican’a yanımda bir süre dinsel eğitim vermemi.” diyemiyorlar. hümanistlerin birbirine kar­ şı düşmanlığı bitmeli. Q edrican bir müddet yanımda kaldı. insan­ lık düşmanlarına hizmet ettiğini anlatıyordum. Daha sonra X oybû n ’un Ermeniler aracılığıyla sağladığı paray­ la maaşa bağlandı ve örgütsel çalışm alar yapmaya başladı. Divanlarımda hep K ürt düşmanlarına. Sadece.” diyordum iki tarafa da. Reşid Kurd ve Q e d r i c a n Bu iki genç yüksek okuldan kaçıp gelmişlerdi. düşmanın benden yararlanmasına hiçbir zaman fırsat vermedim. yaptıklarının sadece Kürt düşm anlarına. “ Bu yaptıklarınız yalnızca size zarar verir. “Sana karşı suçluyuz. Sim onyan’a bağlı olarak çalışı­ . kimseye düşmanca dav­ ranmadım. insanlık düş­ manlarına. Aranızdaki ayrılıkları lütfen artık kaldırın. düşmana hizmet eden hareket ve davranışlardan sürekli kaçındım. Şimdilerde bazıları farkına varmış gibi görünüyor. İki taraf da. Yanım da bir süre eğitim gördükten sonra ayrıldı. Ama cesaret edip. Ama şunu diyebili­ rim ki. Reşid. bilm iyorduk. Sitem etmek dışında bir şey yapmadım onlara karşı.” diyorlar. Tüm yurtseverlere çağrımdır: El ele verip yola koyulun. yapılanlardan daha önemlidir. Bir yandan O sm an’la arkadaşları.” diyebiliyorlar. diğer yandan komünistler beni dış­ lamak istiyordu. “Yanlış yaptık. şimdiden sonra yapılacaklar.

Sonradan Q edrican’ı M ustafa Şahin’in yanında. onların darılm alarına aldırmıyordum. Y u sıf serbest bırakıl­ dı. Q edrican. beylere yönelik yazdıklarımı sertçe eleştiriyordu. W elato. “Y a da çoğaltıp saklayın.” Ancak Reşit. Birlikte Kürt burjuvazisine karşı savaştık. tarihin giz­ li saklısı olm az. Kaniyaereban’da gördüm. onun için bu konuda da­ ha fazla yazmak istemiyorum. Reşid’in kaleme aldığı bir bildiriyi Y u sıf H acı Ersan Halep’te bastırdı. Bunlar. SuriyeKDP’ye katıldı. bana gös­ terdi. Bu kitap bü­ tün bunları anlatm ak için yazılmamıştır. Reşid. O nlarla olduğu zaman bile Kürt ulusalcılığını dışlamadı. Ama ben bununla ulusal bir iş yaptığıma ina­ nıyor. Mektup. Elbet bir gün doğrusu nasıl olsa anlaşılacaktır. “Neden yapıyorsun bunu?” diyerek. Reşid aslında ruhen komünist değildi. Türklerle anlaşırlarken Kürtlükten de vazgeçiyorlardı. hatta bu konuda onlara sitem bile ediyor­ du. “Bu belge Umum M üfettişlik’ten çalınm ış. ölünceye kadar da öyle kaldı. gerçekten önemli şeyler içeriyordu. “Begim çûbû ku?” (Be­ yim nerde?) şiiri bu konuyla ilgilidir. “Bari bunları Ermenilere ver­ meyin. ağalara. Ama ben onların yapılarında olmadığım için çalışmaları hakkında herhangi bir bilgim yok. Reşid benim le beraber.yorlardı. Ama ulusunu ve ülke­ sini kom ünist düşüncenin kurtaracağına inanıyordu. Ama sonradan Qedrican da kom ünist oldu ve bu yüzden birkaç defa hapishaneye de girdi. Bu şiirime Kürt ağa ve bey­ leri epeyce kızdılar. Kürt yurtse­ verliğini bırakıp komünistlere takılmanın doğru olmadığını söylü­ yordu. Hüsııüzeim’in iktidarı döneminde Türk Konsolosluğu’na giderek anlaş­ maya çalışan K ürt ileri gelenlerini birlikte teşhir ederek.” dedim. Ancak şu bir gerçek ki. Xoybûn dağılınca Reşid bizim de içinde olduğumuz. Umum M üfettişlik’ten çalınan belge daha sonra Arapça yayınlanan ‘Huriye’ adlı gazetede yayınlandı. onları gözden düşürmek için çabaladık. Birkaç kez Irak’a gitti. Osman ve Y u sıf H acı Ersan’ı bu bildiri nedeniyle tutuklayıp M ez cezaevine attılar. Bir gün D iyarbakır’dan Reşid’e bir mektup gelmişti.” dedi. belki benden önce komünistlere katıl­ dı. Bir iki kez de Şam ’da görüştük ve dostça oturup konuştuk. belgeyi Simonyan’a verdiğini söyledi. Ama M e­ zt3 . diğer üçü uzun süre cezaevinde kaldı.

Eğitim B akanlığınd a bayağı önemli bir görevi vardı.14 . dindarlığı bundandı. dolayısıyla birçok yerde kaybediyordu. su öyle içilmez. O sm an.. Kandırılıp parası elinden alınınca. Ayrıca Osman da alfabe yazmış. Gün gelir basılır. O na göre bizler. Q edrican’ın şiirleri henüz divan olarak yayınlanmış değil. Çok birikimli bir insandı ama dindardı. Lütfen. 2. okur hiç değilse. temiz ve onurlu bir insandı. Doktor Nuredin Zaza D oktor küçük yaşlarından itibaren Kürtçüydü. on la­ rı kırar ve aşağılardı. bizi bir günde değiştirip dönüştürmekti. Barzani” şiiri çok sevildi ve kasetlere alındı. Bahoz’dan arta kalanları ne yaptı bilmiyorum. cahildi. Gerçek hayatta hiçbir tecrübesi yoktu. Bugün Kürt yazar­ larından rica ediyorum. Qedrican birçok güzel şiir yazmıştı. ama ben tümünü görem e­ dim. Bir işi becerinceye kadar birkaç defa düşüp kalkması gerekiyordu. Kendisi bir mele oğ­ luydu. Ama Iraklı genç komü­ nistler onu çok sever ve överlerdi. Bu konuda Reşid ve O sm an’dan daha şanslıydı. belki kendilerine faydaları o l­ maz ama Kürtler faydalanır. Bizi hemencik İsviçreli yapacaktı: “ Yemeği böyle yiyin. Bazıları kaybolmuş olabilir. Bu nedenle ço ­ ğu kez ona yardım ettik. onda asil bir insanın duru­ şu vardı.” vs. onlara ayak uyduramıyor. Tu tuna­ mayınca ticarete başladı.le M ıstefa Barzani Q edrican’ı hiç sevmedi. şöyle oturun. Onu severdim. yayınlamasalar bile yazdıklarını kaybetmesinler. politikaya atıldı. çok uyuyun. tica­ retten ayrıldı. görüş ve inançlarını takdirle karşıladık.. T ek zaafı kendini sıradan insanlardan farklı görmesiydi. Ancak sonradan değişmiştir. sanırım. Tüm bunlara rağmen D oktor. D oktor olduktan sonra partiye girdi. Ancak bazen çok gereksiz olarak arkadaşlarına küfür eder. onlarla yürüyemiyordu. hatta bütün Kürtler. Reşid de bir gramer yazmış ve şiirle uğraşıyordu. Onun derdi. Ama Qedrican onlardan daha ilerde ve popülerdi. D oktor’un ise çok farklı bir yaşam tarzı vardı. Ancak Osman Sebri şiirlerini “ Bahoz” adıyla bir araya getirip birkaç sayfa biçiminde yayınladı. Yalnız onun “Barzani. Ona göre biz köylüydük. şiir uğraşısı vardı.

yerine diğer oğlu N esir’i gönderir. bir istilada Eruh K alesi’nde sekiz ay direnmesine rağmen teslim ol­ 21 s . Bedirxaniar’in. Kürdistan’la ilgili önemli kararlar almış ve uzun yıllar hüküm sahibi olmuştur. H alit Bin V eiir’ten sonra M ir lzedin Dasini Yezidi. Bu konu hakkında da­ ha geniş bilgiler için “Eski Kürdistan” adlı tarih kitabımın “ Ciz­ re” başlığına bakınız. ulusal davada yer ve pay sahibi olur. Şerefxan’a göre Becn ve Bext iki kardeş imiş. Kürt tarihçisi Şerefxan. Diyarbakır. İslam tarihinde de geçen H alit Bin Velit’in soyun­ dan geldiklerini söyler. Onlara M irekên Ezizan da (Ezizlerin Miri) denir. Zengi hanedanının himayesinde hüküm sür­ müştür. M ir Şerefxan Bey’e göre. Kürdistan hanedanlarındandır. Ancak şurası çok açık ki. Eh­ medşah. Bazı tarihçilere göre ise H alit Bin V elit’in soyundan ge­ lenler kalm am ıştır. Biz bundan yola çıkarak Ehmedşah M erwani’nin oğlu M ir Süleyman Ebıılherb’in. bu soyun bilinen en eski kökü M ir Sü­ leyman’a dayanır. De­ ğerli insanların kitaplarla ilgili görüşlerini önsöze yerleştirmişti. M ir Süleyman da­ ha sonraları H eskif hükümdarı Becnewi tarafından öldürülür. Kürtler bu iki kardeşin torunla­ rıdır. Biri Finike kale­ sinde. ulusuna yön verir. H alit Bin Velit’ten uzak­ laşırız. Dilerim Kürt D o kto r’u da diğer ulusların doktorlarının seviyesine ulaşır. Bedirxan ailesi uzun süre Kürdistan’ı yönetmiştir. Silvan. Miré Êzidi (Zengi) soyunun Cizre’de veya başka yerde hüküm sürdüğü hakkında herhangi bir bilgi yok. Hicri IV. O soydanım diyenlere beddua edilmiştir. yüzyıldan sonra soy tükenmiştir. Kürt şair ve yazar Ehmedê Xani de bunu doğrular. Bunların önsözünde çok güzel şeyler yazmıştı. M ir Bedirxan Paşa. Bu tarihlerden sonra bu soy Cizre’de. veya V . Ama M ir Bedirxan. Ne yazık ki bunun dışında.Nuredin Z aza. Cizre ve Cizira Botan’da hüküm sürdüğünü görürüz. Ereb Şemo ve M emê Alan gibi çok değerli eser­ ler yayınladı. Bedirxan Paşa Ail esi Bedirxan Paşa ailesi. bir daha anılmaz. diğeri Cizre’de otururmuş. Eğer biz bunu doğru kabul edersek.

Kamuran Emin Ali halen Fransa’dadır ve boş durma­ m akta. Kimi m alıyla. Bedirxanlar. am açlarına hiçbir zaman ulaşamadılar. kimi diliyle. Bedirxan’ın çocukları ve torunları da onun siyasetini izlemiş. kimi canıyla. Aynı şekilde Bedirxan’ın torunları Celadet Emin Ali ve Kamuran Emin Ali de kaçıp Suriye’ye geldiler. Bunlar.mak zorunda kalmış ve egemenlerce Kürdistan’ın dışına sürül­ müştür. kim i kalemiyle. ilk K ürtçe la tin alfabesini yine Bedirxan kardeşler hazırladı. Ben şahsen. K ürt kültürüne de çok büyük hizmetler ettiler. kimi hançeriyle. M ir Bedirxan sürgünde iken Şam ’da yaşamını yitirmiştir. tsyanın bastırılmasından sonra kaçıp Suriye’ye geldi. Ama K ültlerin yeniden bir diktatörün ve gericinin eli­ ne düşmesini istemem. Ben uzun yıllar K ürdistan’da. Bedirxanlar her ne kadar mücadeleyi zafere ulaştıram adılar ama. M ücadelenin her alanda yürütülmesi gerektiğine inanıyorum .. Arapça.. Zl 6 . hayatları bo­ yunca Kürt insanı ve ülkesi için ellerinden ne geliyorsa yaptılar. Bu uğurda bana elini uzatanın elini tutm ak zorun­ dayım. O sıralar Kam uran da Beyrut’ta “Siter” ve “ R o ja N û ” gazetele­ rini yayınlıyordu. bu uğurda çok şehit vermiş. Kürt insanı kurtuluştan sonra kendini öz­ gürce yönetmeli. Ama farklı politik düşüncelerimizin olması ayrı bir konudur. Kiirdisran’ın özgürlüğü için önemli örgütler kurdular: ama ulusal kurtuluşunu gerçekleştiremediler. Celadet. Ne yazık ki Bedirxanlar. M alatya valisi idi. eşitliğin ve kardeşliğin m ücade­ lesini yaptım. yazar ve şairliğimi o n ­ lara borçluyum . Ülkemi bölünmüşlükten ve katliam lardan kurtarm ak is­ tiyorum . düşüncesi ayrı olsa da du­ rum değişmez. Türkçe ve Kürtçe yazdıkları birçok kitap ve m akalenin güzelliğini de inkâr edemeyiz. Şam ’da Ronahi ve Havvar gazetelerini çıkarıyordu. Her iki kardeş birçok Kürtçe kitap yayınladı. Kürt halkı için çalışm alarını sürdürmektedir. kimi tüfeğiyle. H er ne şekilde olursa olsun m ücade­ leye katkı sunan herkes yurtseverdir. aileden birçok insan idam edilmiştir. 1 9 2 5 ayaklanmasında Xelil Rem i Bedirxan.

Tutulan tutanakta ise. Benim bu durumumu sadece üç köylü ve eşlerimiz biliyor. N asıl olsa kunduraların işe yaram ayacak. ele geçirdi­ ği m allan kuzeye götürüyordu. devletin deste­ ğiyle Suriye’deki K ürt köylerini basmaya başladı. “Ağa. harabelerin içinde üzerine bir şarjö r boşaltılarak öldürüldü. “ Haydi kalk. Qubin jandarm a kuman­ danı seni görm ek istiyor.” dediler. zahmet etm e. Artık feleğin dediği olacak­ tı. Bir gün evine askerler gelerek. Jand arm alar. Şukri Neden Geri Döndü? Emin Ağa Suriye’den Türkiye’ye geri dönünce.” yazılıyordu. çağırdık. Cizre’yi talan ediyor. 117 . Ancak Emin Ağanın bütün bu hizmetleri bir işe yaramadı. Ama çok geçti. Em in Ağa askerlerle ırmağı geçtikten sonra. Kimseye söylememesi için çocuğa bağırdık.H a s d a j o r ’ da H asdajor köyünde meleliğe başladım. Türklerin am acı Ağa’yı suçlu du­ ruma düşürüp onun bir daha Kiirtlerin veya Fransızların yanma. hatta kardeşi Ebdulah’ı bile öldürttü. onu korkutarak başkalarına söylemesini engelledik. Ram azan aylarından birinde ekınek-helva yerken çocuğun bi­ ri gördü. Köylünün önünde abdestsiz namaz kılardım. Emin Ağa. Em in Ağa sudan geçmek için ayakkabılarını çıkar­ mak istedi. Ama ne namaz kılar ne de oruç tutardım . Ağa. Türklere birçok iyilikler yaptı. Cizre’ye gitmesini engellemekti.” Emin Ağa T iirkler için yaptıklarına pişman olmuştu. O ruç tutuyor gibi yapar ama gizliden gizliden yerdim. Irmağın yanına gelince. devlet güçlerine milis ola­ rak katılıp R eşkotan ’da Şeyh Said’e karşı savaştı. “suya ayakkabılarm la gir. Örneğin aranan Hoybun’cuları ihbar edip isimlerini Türklere veriyordu. Kürtlere zarar v eriy ord u . “Oğlu Şukri ile kişisel husumeti vardı.” dediler. Ölüm gelip onu da yakalam ıştı. Jandarm alar Emin Ağa’yı önlerine katıp götürdüler. bi­ raz sonra X erab b ajar’da vurulacaksın.. Oğlu Şukri tarafından vu­ ruldu.

Yani ay. şimdi ise milletime karşı sorumluluklarım ve toplumsal düşüncelerimizin yaygınlaş­ ması için Amud’dayım. Birkaç ay sonra Ehmedi köyünden Şeyh Kemal. Buradan da hacca gidecek­ miş. Cem iyet’in başkanı da bendim. ama uzun sürme­ mişti. Hayır Cemiyeti (Cıvata Xeyri) kurulduk­ tan sonra gönüllülerden ayda bir kuruşla bir mecidiye arasında bağış almaya karar verdik. inançlı insanların sayısını artırm ak istiyoruz. Öldürülmesini de oğluna yıktılar. Şeyh Beşir’in evine geldi. M ali sorumlu Evde’ydi. Kürt ve Kürdistan sorununun çözümü için dü­ şüncelerimizi gayet açık ve net bir şekilde. güneşin bir kısmı gölgelenmişti. Yardım sandığı Evde’nin diikkânındaydı. yetimlere. Ama günlerimin çoğu Amud’da geçiyor. oku­ ü8 . Şeyh Kemal. Bu parayla. Bir süre Şeyh Kem al’in öğrencisi olmuştum. Bir grup oluşturmak am a­ cıyla çalışm alara hız vermişim. Namaz uzun sürmüştü. gü­ neşle dünya arasına girmiş. yoksullara. Birlikte Omeri ve Beritan’a gidiyoruz. Ben ve onun çocukları en arka sıradaydık. Em in’in akıbetini gördünüz. Öğrencisi olduğum günlerde güneş tutulmuştu. insanları Kürt ideali etrafında toplamaya çalışıyorum . M illet olabilm ek için akıllı ve kurnaz olmak lazım. Düşüncelerimi yaymaya. Bu arada birçok insan ikna olup saflarım ıza katılıyor. yolda kalmışlara ve cezaevindeki insanlara yardım edecek­ tik. Bu nedenle Şeyh Kemal. Önceleri öğrenim için gidiyordum. Her zaman olduğu gibi Ebdılqedir T elo’nıın misafiriyim. Şeyh Beşir’in amcazadesiydi ve o çevrede tanı­ nan ve sayılan biriydi. İyi bilinsin ki bir daha düşmanın oyununa gel­ meyelim. Hayır Cemiyeti (Cıvata Xeyri) Hasde köyünde kalıyorum. Tüm bu çalışmaların akabinde bir hayır cemiyeti kurmak için çalışmaları hızlandırdık. has­ talara. cem aatin önünde “kisuf” namazı kılıyordu. G it­ tiğimiz her yerde propaganda yapıyor. Namaz uzun sürdüğünden sıkıldık ve namazı bırakıp kaçtık. oğluyla birlik­ te Cizre’ye.Düşmanın oyunları ve Kürt ağalarının cahilliği iyi bilinsin di­ ye bunları yazdım. tartışıyoruz.

her zaman üstüne düşeni yaptı ve olağanüstü fedakârlıklarla her işe koştu. aklına yattı. Resm i izinli olarak Ciz­ re’de açacaktık. Şeyh Kemal şimdi hac yolunda. Bu konuşm alar Ahmet’i çok etkilemişti. Ancak on bir meci­ diyenin eksik çıktığını gördük. Şeyh K em al’in vefatından sonra. N e yazık ki onları saklayam adım . Sam i’den şüpheleniyordu. Başkan H a­ co Ağa’nın oğlu Hesen oldu. Ahmet eski arkadaşım olduğundan “ hoş geidin”e gittim. H aco Ağa ve A rif Bey cemiyetin yönetimini üstlendi­ 219 . Oğlu Ahmet’le beraber hacı olacak. Sonra da Şeyh’in nama­ zıyla dalga geçtik. Adının bizim adlarım ızla aynı deftere yazılmasını bir şeref olarak kabul etti. Bu işin gerçekleşeceğine çok sevinmiştik. Bizimle dükkâna gelip dört mecidiye bağış verdi. Çok sevindik. Tabii ki zavallı Evde açığı cebinden ödemek zorunda kaldı. Çok geçmeden Ahmet ya da diğer adıyla Şeyh Ahmet de genç yaşta hayata veda etti. bir şiir gönderdim. ama yine de katkım olsun. Şeyh Ahmet’e başsağlığı için. ağladı.” dedi. Bir süre sonra Şeyh Kem al’in bu dünyadan göçtüğünü duyduk. Şewket Zulfi Bey de sayman oldu. “Şükürler olsun ki ölmeden önce sizin gibi milleti ve toplumu için çalışanlar olduğunu gördiim. O zam anın d ört mecidiyesi elbet değerliydi. Bir müddet sonra bağış sandığımız açıldı. Ama Cemiyet bizim elimizden çıktı. Daha büyük bir cemiyet kurma düşüncemizi H aco Ağa’ya açtığımızda. Qedri Bey. Canı gönülden kabul etti. O da teşekkürünü Farsça ve Kürtçe yaz­ dığı bir şiirle bildirdi. Evde. Arkadaşlara müjdeyi verdik. O ndan Cem iyet’e üye olmasını rica ettik. O günden sonra da. Şeyh Beşir’in divanında oturup Kürt ve Kürdistan meselesini tar­ tıştık. Büyük Hayır Cemiyeti ( C i v a t a X e y r i ya M e z i n ) Amud’da kurduğumuz küçük çaplı gayriresmi cemiyet düşün­ cesi giderek gelişti. Çalındı ya da kayboldular. Belki şu dört meci­ diye fazla bir şey değil. Küçük Çabamız daha büyük bir yapılanmaya dönüşüyordu. Yardım sandığını görünce gözleri doldu.la gittik ve yaptığımıza doyasıya güldük.

Ama biz eski kavgaların yeniden alev­ leneceğini bildiğimizden. İkisi arasında anlaşm az­ lık olunca. Sonra Qedri Bey’le beraber D eqor. Yönetim in büyük ve etki­ li!!) adamları hem birbirlerine hem de cem iyete düşman oldular. buğdaylar zaten kaybolmuştu. Amud’ daki cemiyet şube oldu. Bu olaylar Qedri Bey’le H aco Ağa’nın yüzünden yaşanıyordu. Eskiyi kapatmak ve yeniden başlamak dileğimi söyleyince. sorunların tartışılmasını istemiyorduk. Bana. yeni girişimimizde birbirimize darılıp kavga etme­ mizin çok ayıp olacağını söyledim. “ H aco Ağa’yı ve Qedri Bey’i barıştırıp bir araya getirelim. A ncak o paralar ve buğday yendi veya kayboldu. kalanının ise A rif A bbas’ta olduğu anlaşıldı. herkes toplananları kendi adam larına veriyordu. onun oluyordu. M il ve K ikler’in köylerini dolaştık. cemiyeti yeniden kurmak istiyorum . Burada biriktirdiğimiz parala­ rı da H esek’e gönderiyorduk. Ancak çoğunluk kararı alarak defterlerin incelenmesini ve paraların kimde olduğu­ nu araştırmaya karar verdik. “Şeyda. Ç ok geçmeden anlaşm azlık çıktı. eski yanlışlarımızı biraz eleştir­ dikten sonra. Arif Abas.” dedi. llyas Ağa ve Mıhem ed Cemil Paşa ile M irsin iler’den ve diğer aşiretlerden buğday ve para toplam ıştık. Bütün bu paralardan sadece beş liranın Osman X elositi’ye yardım olarak verildiği anlaşıldı. Qedri Bey itiraz etti: — Neden geçmişi karıştırm ayalım ? Yanlışların sorumlusu kim? O paraları kim yedi? Söyledikleri doğruydu. Paralar. Geri kalanı­ 220 . bir kısmının Nafiz Bey’de. Araştırmamızda paraların bir kısm ı­ nın Şevvket Bey’de. Cemiyet bu nedenle bir süre son ­ ra dağıldı. Cemiyetin kapanm asından bir müddet sonra Celadet Bedirxan. H iç olmazsa yeni oluştur­ maya çalıştığımız birlik bozulmasın istiyorduk. Birkaç çuval buğday ile bir m iktar para daha topladık. Pa­ ralar ve çuvallar kimin yanında kalıyorsa. cemiyeti yeniden kurmak için bizi H aco Ağa’nın evinde top­ ladı. O nları cem i­ yetten sorumlu köy ağalarına ve keyalara teslim etm iştik. H iç­ bir şey Cem iyet’e gelm iyordu.” Toplantıda kalkıp söz aldım.ler. Y apa­ cağımız toplantıda öyle şeyler söylenmeli ki sorunları yeniden gündeme gelmesin ki yeniden başlayabilelim .

Resul Ağa. Qedri Bey ise ısrarla. H aco Ağa. Yeğenim M ele Eli. Qedri Bey ile H aco Ağa arasındaki düşmanlık hep de­ vam edip gitti. Bu defa Paralar başka ağalara ve beylere gitmedi. “ Qedri Bey. H aco Ağa da. Şeyda eskiyi karıştır­ m ayalım . “H everkiler’in eşek hırsızları senin ” dedi. H aco Ağa başkan oldu. parayı alanların yardıma ihtiyacı olduğunu savunuyordu. Sonradan çok nahoş şeyler duyduk. Arif’le Şevvket’i onlardan ayrı tutarak kendine çekmeyi düşünmüştü.” dedi. “Yüzlerce sefil ve hasta Heverki vardı.” diye­ rek. Qedri Beyi yanıtlıyordu. m . paralan kim geri verecekti? H aco Ağa ayağa kalkarak. Ama hiçbiri bu yardımları alam adı.nı ise ağalar ve beyler yemişti. onların ağasıydı. “Eşek hırsızı H everki’yle Şevvket ve A rif beyleri bir tut­ maya utanm ıyor m usun?” dedi. Anladık ki sorunun esası derindi. Ben ve diğerleri tartışmanın dışına çıkıverdik. dedi. o paralar paranın teslim edil­ diği kişilerdedir. Bir müddet sonra H aco Ağa cemiyeti yeniden kurdu. H aco Ağa da yüksek ve sinirli bir ses­ le. Celadet Bedirxan Bey. Qedri Bey’in suçlam asına. Heverki sözünü duyunca yüksek ve sert bir sesle Ağa ya. Sen kalkm ış paraların nerede olduğunun hesabı­ nı soruyorsun. Paraları unuttuk.” önerisini getirdi. İki Kürt büyüğü(!) ayağa kalkıp silahlarını çektiler.” dedi. H aco Ağa eline geçen bu kozu kullanmaya başladı: “Peki on­ lardan başka yardıma ihtiyacı olan yok muydu ki hepsini bunlar alsın?” diyordu. Qedri Bey bu defa başka bir konuyu açtı: “ Ağa. “ Paralar kimin imzasıyla verilmişse ondan geri alınsın. Geri kalanlar çıkıp gittiler. Haco Ağa da Heverki’ydi. H everkiler’e eşek hırsızı denmesi Ağa’ya dokunmuştu. Bir kısmı m aaş olarak bir kısmı da yardım ola­ rak verilm iş. Ancak bu tartışmalardan sonra dağılıp gittik. Qedri Bey. O arada korktuğumuz şey günde­ me geldi. oğ­ lunun imzasıyla verilen paraları geri ödemeyi kabul etti. kendisine ve Heverki­ ler’e gitti. Qedri Bey. Olay bir anda Diyarbakırlı-H everkili kavgasına dönüştü. Ancak altı ayrı ödeme belgesinde H asan’ın imzası yoktu. H aco ’yu kucaklayarak itti ve evin kapısına doğru götürdü. Qedri Bey ise.

Bize ise bu cemiyetten tek şey kaldı. kayınbiraderi Faysal Ebeni’ye Tirbesipi’de bir dükkân açtı. Seyidxan üç yüz süvarinin kom utasını eli­ ne aldı ve direnişi kaldığı yerden sürdürdü. Paralar bir kez daha gitti. paraların Heverkiler’e ve H aco A ğa’ya gideceğini biliyordu. Ağa kendine yeni bir kasır yaptırdı. 1 9 2 5 ayaklanm asının bastırılm asından sonra Şeyh’le beraber kırk sekiz arkadaşının. Elican. T u ran cılar’ın süngü uçlarında öldüler.Sadıq Mardini ve Tew fiq Cemil M ardini ile birlikte H aco Ağa’mn yönetiminde ben de görev aldım. Qedri Bey ve arkadaşları. N e yazık ki yine biz­ zat Kiirtlerin kendisi. düşm anın kılavuzluğunu yapıyor. bu nedenle bizi çok eleştirdiler. O yiğit ve korkusuz yürek bir daha çarpm am ak üzere sustu. Elican ile S e y i d x a n O l a y ı Şimdiye kadar. Bir kampanya başlattık. Ama çatışm aların birinde Elican bir kurşunla şirin canını soğuk topraklara verdi. cemiyeti dağıtmaya çalıştılar. Bu iki kahram an. Bunlardan biri de Elican ile Seyidxan isyanıdır. Binlerce insan Anadolu’nun sürgün şehirlerinde açlıktan ve sefa­ letten can verdiler. Elican şehit olunca. Elbet bunların dışında da yüzlerce insan yakılan-yıkılan evlerinin altında. Bu param parça ülkede daha pek çok kanlı direniş des­ tanları yazıldı. Tewfiq Cemil. Ram azan Bayram ı arife­ sinde idam edilerek Turanizm ideolojisine kurban edildiklerini anlatm ıştım . üç yüz süvari ile yıllarca savaştılar ve onlarca düşman subayı ve askerini öldürdüler. cemiyetin sekre­ teri olmuştu. Bir müddet sonra isyancı Kürtlerin bir çoğunun . Ancak H aco Ağa’nın ne yaptığını tam olarak bilmi­ yorduk. Kısa sürede 1270 Suriye lirası topla­ dık. Cemiyet parasıyla Celadet Bey’in Latin harfli ilk Kürt alfabesini bastık ve Mire Botan’ın diğer yayın çalışm alarına maddi destek sunduk. Seyidxan ise Seyidan halkındandı ve H esenan aşiretinden sayılırdı. Tüm bu zulme rağmen Kürt insanının direni­ şi bitmedi. Bu gelişmelerden sonra biz cemiyetten ayrılmak zorunda kaldık. Hesenan halkına komşu olan Berazan halkının önde­ riydi. Seyidxan ve askerleri bu yüzden çok zora düştüler. onları ayaklanm anın olduğu yerlere götürerek isyancıların düşmanın eline geçmesini sağlıyordu.

Erzurum’dan M ardin’e doğru yola çıktılar. at üstünde ilerleyerek ağır ve üstün silahlı düşman kuşatm asına rağmen çatışarak yollarına devam et­ tiler. Güvenli bir zamanda ise Dayişiyan aşiretine teslim etti. Ebdılhemid. Düşman onları ya­ kalamak için her türlü plan ve taktikleri kullanıyordu. Ancak aradan geçen yıllar Süleyman Ağa’yı yorgun düşürdü. ölümden ve katliam dan korunm ak için güneye inmeye karar verdiler. Cizre’de onlarla tanıştım . Onun ölümünden sonra oğlu da vefat 22 3 . Ebdılhemid. Ebdılmecid ve Selehedin. Önlerinde durmak mümkün değildi. Mardin Ovası’na varmalarına az kalmıştı. Ama her de­ fasında ateş çemberinden kurtulmayı ve düşmana kayıp vermeyi başardılar. Beyrut’a. sığınaklarda sakladılar. Daha sonra bir bahçeye giderek bahçe sahibine kendini açıkça tanıttı. Şeyh Fexri’nin dul karısı Dılşa ile evliy­ di. Yaralı haliyle bir buğday tarlasında gizlendi. Bu ka­ dar uzun yolu. X oybûn ona yardım elini uzattı. Elican’tn kardeşleriydi­ ler. Bu çatışmada düşman güçleri­ ni kolaylıkla püskürttüler. Mardin ve M idyat’ta ne kadar asker varsa yollarını kesti. Bu korku bilmeyen kahramanlar uzun bir yolculuktan sonra nihayet sınırı geçerek Güneye indiler. D ost olduk. Ancak Güneyde yaraları yine azdı. düşmanın pusu ve çemberinden kurtularak geçme­ leri mümkün değildi. Çatışm a ve savaş kaçınılmazdı. Seyidxan vurulunca Elican’ın kardeşi Ebdulhemid süvarilerin başına geçti. O da ufukların arkasında kayboldu. Y ol uzadıkça düşman çemberi daralıyordu. Ondan bir oğlu vardı. îngilizlerin Suriye’de olduğu yıl Hezex Hıristiyanları tarafından öldürüldü. Süvarilerle. Mardin’in İcuzey doğusundaki Surgiçi bölgesine vardıklarında Diyarbakır. Baştan aya­ ğa silahlı Kürt süvari kolları. Bu çatışm alarda Seyidxan’ın abisinin oğlu Süleyman yaralan­ dı. Y arala­ rı biraz düzelince Güneye gönderdiler. Yaraları Süleyman Ağa’nın hayat güneşi­ ni söndürdü. Ama Seyitxan bir düşman kurşunuyla vurulup yaşamım yitirdi. Birkaç defa da Suleyntan Ağa ile sohbet etme imkanı buldum ve yaşadıklarını onun ağzından dinledim. Şam ’a. Uzun süre onu m ağaralarda. Adam onu evinde sakladı. Yolda çok şiddetli ve kanlı çatışm alar yaşadılar. H a­ leb’e gönderip iyileştirdiler. Bü­ yük bir savaş başladı.Fransız işgalindeki Suriye’de olduğunu bildiklerinden. Sa­ vur.

göz­ leri yay gibi kaşlarının altında gece karası gibi uzanan biriydi. Nedenini bilmiyorum. daha sonra cahiller ker­ vanı içinde Türklerin a f yasasına kandı. Kürt “dengbej”i halen de yanık yanık Seyitxan’ı söyler. Şeyh Efendi. Şeyh Said’le idam edilen Şeyh Şemsedin’in oğlu idi. dert ve kederle dolar. gününü. dudak. Böylece Türkiye’nin bo­ yunduruğu altındaki topraklara geçti. tüm bu uzuvları bir ressamın kalemiyle çizilmiş­ tir. Kamışlı şeyhlerinden olan amcazadeydiler. Fexri ise Şemsedin’in abisinin oğluydu. onun eşleriydi. Bu run. Ebdılmecid’le Selehedin ise yurt­ larına döndüler. ancak sonradan yetmiş seksen adamıy­ la dağlara çıkcı ve savaştı. zamanını. ne yazık ki tarihlerini kendi dilleriyle yazıp. Bu iki hanımın ağzından. sanırdın. Bu ağıt halen de Kürt “dengbej” lerince her yanda söylenir. yurtseverim diyen insanın yüreği da­ yanmaz. Govend yöresinde.etti. onun için bir ağıt yakılmıştır ki. Kara burma bıyıkları güzelliğine güzellik karıyordu. Bu yüzden. Fexri’nin yiğitliğini. Seyidxan üzerine söy­ lenmiş önemli bir ağıt hâlâ Kürt “dengbej’Merinin dilindedir. Bu yüzden de ba­ zı ağıtlarımız tarihi anlamını kaybeder. Bildiğim kadarıyla Seyidxan’ın Selehedin adında bir oğlu var­ dı. birkaç-yıl Güneyde. anlatılan olayın ye­ rini. Ne yazık ki çoğu kez yıl veya aylar belirsiz kalır. Cevveri köyünde firar kaldı. ve içinde bulunulan şartları belirtmesidir. Onu şahsen görenler benim söylediklerimi eksik bulacaklar ve belki bana kızacaklardır. Kürt milleti. ağız. savaş meydanında şerefiyle öldüğüdür. Dılşa babasının evine gitti. Açık buğday tenli. son­ raki kuşağa aktaram am ıştır. T ek bildiğim. Dılşa ve Nefya. Fey­ zi. Ne yazık ki Şeyh. Hevedan dağlarında. Onlardan birinin Şengal yöresinde öldürüldüğünü duydum. yakışıklılığını bu satırlarda anlatm am mümkün değildir. O da bir müddet sonra yurduna geri döndü.Başında kara bir papak ve üstünde sırma işlemeli giysileri vardı. Kürt ozanların türkülerinin bir özelliği de. 2 Z4 . Kürt tarihini öğrenmek isteyen biri egemen ulusların tarihini okumak zorunda kalıyor. Şeyh F e x r i ’ nin H i k â y e s i Fexri ve Feyzi.

1 9 2 7 ’de Irak’tan Cizre’ye döndüm. yinede. 1 9 2 8 ’de seydalık diplo­ mamı aldım. Ağrı’daki ayaklanm aya yardım etmek istediğini anlattı.. yeni bir ayaklanma gerçekleştirmek is­ tiyorlardı.” diyordu.Ancak Kürt stranları ile destanlarının sözleri arasında da belli olayları ve tarihlerini öğrenmek mümkündür.’ dedin. “Sabahın seheri. Xoybûn önderlerinin dağa çıkarak A rarat’a giden düşman askerini üzeri­ ne çekip. 2 Z5 . “Hayırdır inşallah. ‘Sevda m üjde!’ dedi ‘Kürdistan kurtuldu.” diyerek. Sadun’un rüyasını Botan M iri’ne anlattım . Ancak dediğim gibi. Sanırım tesadüftür.’ Sen de ona cevap ola­ rak. Ağrı (Ararat) Ayaklanması 1 9 2 5 ’te Şeyh Said ve arkadaşları D iyarbakır’da asıldı. yüz bin Türk askerinin A rarat’ı sardığını. Ağrı ayaklanması ise 1 9 3 0 yılında oldu. olayın özü pek değişmiyor. çok ağır bir rüya gördüm. Rasim.. 1 9 2 6 ’da H aco Ağa’nın Güneye geçmesinden sonra Eleqemşe katliamı ol­ du. Sadune Biro Gele yanıma gelerek.” dedim. günün özel­ liklerinin geçmesine rağmen ay ve yıl adları ne yazık ki geçmez. gün ve özel­ likler sayılm aktadır. Xurşid. rüyasını anlattı: — Rüyam da Bedirxan Paşa’nın oğlunu gördüm. Ferzende ve Haydaran aşiretleri de bu ayaklanmada yer aldılar. öğlenin orta ye­ ri.” gibi vurgular sıkça geçer. Edhenı ve Tewfiq Türk ordusunun komutanı idiler. “Böyle bir eylem düşmanı zor durumda bırakır ve Ağrı’ya destek olur. “Arkadaşının rüyasının yarısı doğ­ ru. “Şeyda.’ dedi. ‘Beyim Hasde’yi kaymakamlık yapmak istiyorum . ‘Vay başım üstüne Büyük Seydam. buradan İran’a geçti ve Ağrı Ayaklanması’m yönetti. Gerçi ben rüyalara inanmam ama. İhsan. İhsan Nuri. Sadun. Celadet Bey güldü. Bazı aşiret ağalarının desteğiyle. Emirlerinde birkaç tane tabur bulunuyordu. Bir komşum. Ertesi gün Celadet Beyle H aco Ağa arka­ daşlarıyla bana m isafir oldular. O dönemde ben Hasde köyünde oturu­ yordum. sana geldi. O da sana. gece yarısı. Her ne kadar “dengbejler” konuyu eksik veya fazla yazsalar da. Stranlarda yıl ve ay kavramı olm asa da.” dedi. Ama bu ayaklanma da başarılı olmadı ve ayaklanmanın önderleri Şeyh Ebdırehman Garisi’nin yardımı ile o dönem Ingilizlerin işgalinde olan Irak’a kaçtılar.

Ferzen­ de orada öldü. Zavallı Kürtler o zaman nereye gidebilir. isyancılara ateş yağdırdı. Sovyetler’iıı o dönemini az çok bilenler bu du­ rumu daha iyi kavrayacaklardır. Kürt milleti ise destekten yoksundu. Amerika ve Sovyetler Birliği. Ayrıca o dönemde Lenin ve arkadaşları ya da Kızıl Ordu. Ayaklanma kı­ rılınca Kürt savaşçıları Sovyetler’e sığınmak istediler.Bedirxanlar ile H aco Ağa ve arkadaşları Heverkan dağlarına çıktılar. ba­ tıdan ise Tiirkler. üstüne “ M u­ hayyel Kürdistan burada medfundur” diye yazdılar. Doğudan tranlılar. daha sonraları M adagaskar’a sürgün edildi.” Evet. Ama bu isyan ile ilgili kimsenin bilmediği bir şey vardır. Kiirtler de Acemler’in içine giderek silahlarını düşmana teslim ettiler. kendi iç sorunlarıyla meşguldüler ve daha Ekim Devrim i’nin ilk yıllarıydı. Türk askeri Ağrı’yı dört yandan sardı. Belli ki diğer halklara destek verme gücün­ den yoksundular. askeri malzemeye el koydu. Ama Lenin’in büyük ve ünlü Kızıl O rdu’su onlara yol vermedi. O dönem Ağ­ rı dağının üstüne konulan bir tabutu resimleyerek. Bu olayda da görülüyor ki Sovyetler. Ağrı îsyanı’nda tam kırk yedi bin insan bir anda öldürülmüştü. Ferzende Ağa bu savaşta yaralandı ve hayatını kaybetti. Kemal’in ordusu ız6 . Ihsan ise belki hâlâ oradadır. Bu nedenledir ki o dönemde işgalci olarak Ingilizler ve Fransızlar ön plana çıktı. Kürtler bugün bile kendini kurtaracak bir güce ve seviyeye ulaşamamıştır. “ Kırk yedi bin Kürt çocuğu Geliye Z ilan ’da bıçak altındadır kardeşler. T abii bundan sitem etmemiz gerektiğine inanmıyorum. O s­ man Sebri Bey ise Berazan’a gitti. Ulusal kurtuluş mücadelelerinde en doğrusu. İki taraflı baskı altın­ da kalan Kürtlerin isyan ateşi kolayca söndürüldü. Bu olay yüzünden Osman Sebri. Kemalist hareketi padi­ şahlığa karşı destekliyor ve ilerici görüyordu. kime ellerini uzatabilirlerdi? Kürt ozanlarının dediği gibi. Burada bir karakolu işgal ede­ rek. bir hareketin kendi özgüciine dayanmasıdır. Kürt hareketleri ise emperyalistlerin uşağı. kendi problemleriyle ilgiliydiler. Cemil Paşalar ve llyas Ağa ise Xurs bölgesine gittiler. özellikle lngilizlerin işbirlikçisi gerici hare­ ketler olarak görülmekten kurtulmamışlar.

ülkenin dört bir yanında söylerdi.ilericilik oynuyordu. Ulan bu yabanilere vicdan ne gerek?” dedi. o kırk genç kızın anısına bronz bir anıt yapılmalı ve olay tarihe mal edilmeli. Köylülerimin yardımıyla köyde yeni evler inşa ettim.” diyerek H aco ile Resul’uıı teklifine karşı çıktım . bazı köylülerimin yardımıyla iki kö­ yün yarısını satın almıştı. D e­ diklerine göre bu isyanda kırk genç kız. Köyler benim olunca. pişman olacaksın ama iş işten geçmiş olacak. Eğer bir gün zorluk çıkarırlarsa köyün birini onlara verir­ sin. N am azı. orucu da bırakarak melelik işine ta­ mamen son verdim. İk i K öy Sat ı n Aldım 1936 yılına kadar H asdajor’da kaldım. resmiyette köyün adının ne olmasını istediğimi. o ağıtları bana söylerken gözlerinden yanaklarına doğ­ ru gözyaşları süzülürdü. “ Gel iki köyün yarısını sana tapulayalım. “Vicdanını n’ediyim senin! Bir gün seni fena edecekler. ele geçmemek. H aco. Yewııanhedaya adında bir Hıristiyan. bedenleri­ ne onların ellerinin dokunmasını engellemek için kendilerini Van G ölü’ne atmışlar. Daha sonra bu köyleri arkadaşlarım adına köylüye dağıttım. Başıma şapka taktım . öyle bir vicdansızlık yapm am .” dediler. takım elbise giydim. diğeri sana k alır. H akim le birlikte köylere gittiğimizde. yaşlı genç. Bir hakimle beraber H aco ve Resul ağa­ ları getirerek köyleri Yewnanhedaya’dan aldım. “Namazım niyazım yoktur ama vicdanım vardır. Şiirle­ rimin çoğunu ezberlemiş. 217 . hakim Yevvnanhedaya’ya sordu: — Peki bu köylerin yarısını sana verirsem. X em o benim çok iyi arkadaşımdı. kadın. “Cehenneme gitsinler!” dedi. H er yıl benden ders alan birkaç feqim de olurdu. erkek. bakim bana. X em o. Sözüm ona köyün me­ lesiydim. sordu. Ama daha sonra bu işi tamamen bıraktım ve kendimi Hayır Cemiyeti işine verdim. H aco Ağa’nın yardımıyla M irsini’ye yakın iki köy satın aldım. yirmi hane köylü nereye gidecek? Yevvnan. niyazı. H aco Ağa’yla Resul Ağa. Eğer bu olay doğruysa. Sovyetler’in o dönemdeki dostu. çocuk demeden kırk yedi bin insanı katletmişti.

K öy­ lüler benden sonra birbirlerinden adam öldürdüler. Divanlarımı yayınlamak için Şam ’da olduğum bir sırada. İki köyü köylülere verdikten sonra çok üzüldüğüm olaylar ya­ şadım. Ucuza köylüye satıp ayrıldım. O sıralar Güneye kaçmış olan Omeri ağası Sü­ leyman Hacı Hesen’in kamyonuyla onun köyü H erem eşexo’ya ta­ şındık. Benim yetiştirip adam ettiğim Elifato. mal-mülk sahibi ettiğim bir arkadaşımın oğlunun. Uzun bir sorgulamadan sonra gerçek anlaşıldı.— Cehennem olsun dedim. Yasin. Bu olay nedeniyle şikâyetçi olmadım. Bunun üzerine beni ve birkaç köylüyü Hesek zindanına attılar. kendi elimle beslediğim. rencberlerimden biri Süleyman’ın kardeşiyle Kuzeye gitmiş. öyle de kaldı. bir müddet sonra da beni köyden çıkardılar. Cezasını da çektim. Ama yine de köyleri köylüye bırakıp şehire göç etmek istiyordum. kucağımda büyüttü­ ğüm. Bizzat kendisinin gelip kamyonuyla bizi köyüne taşıdığı ve köye yerleşmemizi sağladığı için halen de ona müteşekkirim. bir adamımı öldürdüler. H esek’te kalıp tutuklananların serbest kalmalarını sağladım. Hıso ise Çelek’te. D ö­ nüşte sınır boyunda öldürülmüş. Bugüne kadar niçin öldürüldü­ ğünü. Her şeye rağmen yaptıklarıma pişman değildim. bana “gavur” demesin­ ler diye bu köyün adını anarak yazdım. Semo ve Çelo’nun oğlu ile yeğeni köylülerin birbirine düşmesi so­ nucu öldürüldüler. “Serbest û azad va çûm Cihenem ” (Özgür ve bağımsız. Elimi öperek af dilediler. toprak yüzünden kafamı kırmasıydı. T ah a. G ırsor’da gömüldü. Köye hep birlikte gittik. Aslında şiirimde “cehen­ nem ”den m aksat bu köy de olabilirdi. Elifato ve diğerle­ ri yaptıklarına pişman oldular. Bu dönemde en üzüldüğüm olay. Ben de savunmalarımda Elifato’nun ken­ di kendini vurduğunu ve bu olayın altında başka amacın olduğu­ nu anlattım . Ö te yandan ben . gerçek cehennem de. Kafamı yardılar. Ancak köylüler Hemed’e birkaç sopa attılar. kendi bacaklarına silah sıkıp benim üzerime yıktı. cehen­ neme giderim) şiirimi dindarlar kızmasın. Ben iki ağayı dinlemedim ve köyleri üzerime tapıılamadım. Elifato ve diğer köylüler tutuklandık­ tan sonra köye dönmedim. Amcazadelerimden Ebdo. Bu kez Elifato’yu tutukladılar. nasıl öldürüldüğünü öğrenem edim . Köylerin tadı kalmamıştı. Hemed M enteş’in.

M elefa aşiretinden sayılıyorlar­ dı. Karakol komutanı. Kürdü Kürde nasıl kırdıracağım biliyordu. Size asla dokunulm ayacaktır.” deyip silahı sırtına dayamış. Devlet dağlarda onunla başa çıkam ayınca. Mıhem ede Eliye Yunıs. “Biz Kürt aşiretlerin­ den korkuyorduk. uzun süre oturdular.. bi Qeym aqam e Zew qe ve. Aşirete ön­ derlik ediyordu. Ya da Kaym akam la zevkte. gelmeleri­ ni istemiş.Şam ’dayken evimi.” (Eliye Yunıs’la dağlarda olm ak.” diyerek. Çelek olayını daha sonra anlatacağım.. O zanlar burada Bişare Çeto’nun insanları sel gibi Hesene O sm an’ın üstüne sürdüğünü an­ latır. Diğer bir deyimle tüm aşiret ve devletlerin Hesene O sm an’a karşı bir araya geldiğini belirtirler. “Evinizde oturun. yeğenim Eli’ydi. Topiz’e götürmüşler.. Kürt düşmanlarına karşı savaşı yeniden başlatı­ yorlar. her defasında kazanm ayı bilmişti.. Eliye Yunıs Olayı M ala Eli veya M ala Şeref olarak bilinen aile. Hükümdarlık peşindeydi. Şam ’dan dönünce Keyo’nun annesinin ısrarıyla Kamışlı’ya taşındım. Baxem ze olayını anlatırken. K ürt düşm anlan.. M irsinilerin ağası E bdi’nin yanına. karakola gitmeyi reddediyor. Eliye Yunıs’a bir mektup göndererek. Devletin şefkatine sığının. O Çevrenin Kürtlerini bir anda Eliye Yunıs’ın ailesine. Şerefiler’e X%<) . Mıhemed Eli bu olayları anlattığında. Sason dağlarının altında birkaç köyün sahibiydiler. Onların korkusuzluğu ve savaşçılığı çevrede ün yapmıştı. 1925 ayaklanm asında yetmiş-seksen kişiyle dağlara çıktılar. Biliyorum ki kumandanın silahı üzerine doğrulmuştur.” diyordu. Uzun yıllar devlet güç­ lerine karşı savaşmış. kardeşlerin en büyüğü idi. Türkler umurumuzda bile değildi. Köyün melesi.” teminatını verdi­ ler. Bunun üzerine bir daha dağlara çıkıp. Bunun üzerine köylerine dönerek. oyun ve hilelere başvurdu. bir çağrı üzerine ka­ rakola gitmiş. “Şimdi telefon edeceksin ve kar­ deşlerinin de buraya gelmesini sağlayacaksın.) derler... Ancak Mıhemed. Ozan­ lar. Kızım Benisiade o yıl T op iz’de doğdu. “ Bi Eliye Yunıs û qeme çiye ve. Söylediklerine göre bir müddet sonra Yunıs.. Çaresiz kalan Yunıs kardeşlerine telefon ederek. “Şeyh Abdulselam’a yemin ederim ki sen ciddi değilsin.

silahını bırakıp teslim olması durumunda dokunulmayaca­ ğına dair söz verdiler. O dönem birkaç kez Mıhemed Eli’nin yanına gitmiş. Bir çatışmada Muhyedin yaralandı. düşman çizmeleri altında ezildi. Düşmanın bilmediği yerlere sığındılar. Mıhemed Eli. Onurlu bütün Kürtler bu hayat süzgecinden geçtiler. M ecburen onu çocuklar ve kadınlarla birlikte mağaranın birinde bıraktılar. göndermiş. Düş­ man ellerinin kendilerine değmesini kabullenemiyorlardı.düşman ettiler. şerefsizler tarafından Anadolu’ya sürüldüler. Ama umduklarını bulamadılar. ken­ di ayaklarının üzerinde bir düzen kuramayan insanlar. Fransızların yardımını sağlamak için zorunlu o la­ rak Cizre Kürtlerine sığındılar.” diyerek. Binlerce nazlı endam. Kurşunu kalmayınca silahını bıraktı. elimden alıp yırttı. kim görmüş­ tü ki? Bu yüzden Muhyedin sağ yakalanmak istemedi ve çatışm a­ ya başladı. Birkaç defa göğüs göğüse çatışıp düşmanı ezdiler. Yollarda yaşadıkları zulüm. ona açıkça. askerleri M uhyedin’in bulunduğu mağaraya ge­ tirdiler. Kendi topraklarında. Bu yaşananlar sadece Şerefi ailesinin kaderi değildi. Yazıyı okumamdan sonra da. Yolda bir ırmağa gelince M uhyedin’in annesi Yerdixan ve birkaç kadın kendilerini ırmağın derin sularına bıraktılar. Kürdün binlerce yıldır ördüğü hayat biçimi zorla ve zulümle yıkıldı. Askerler onu yakalar yakalamaz kafasını kestiler.” dedi. “Kağıdına sıçsınlar onun. Geriye kalan kadın ve çocukları önlerine katarak götür­ düler. . demiştim. Muhyediıı’e. “Tewfiq bana savaş taktik ve planlarım yapmış. zincirler çok sayıda onurlu insana takıldı. ölüm ve sefaleti yazmaya destanlar yetmez. kimsenin yardımına güvenmeyin. Şerefiler’iıı adları gibi şerefli çocukları ve kadınları. Şerefi ailesi. Ama devlet ne zaman sözünde durmuştu ki? N e zaman güven vermiş. yiğit insan. Mıhemed Eli bunun üzerine cebinden bir kağıt çıkarıp. Kelepçeler. Oradan ayrılıp başka dağlara gittiler. An­ cak hain Kürtler. Amaçları Muhyedin M ıhem ed’i ele geçirmekti. başkaları­ nın top ve tanklarının altında ezildiler. adaletini kim duymuş. “Taw fiq Cemil bana ne gönderdi bili­ yor musun?” diyerek bana gösterdi. kimse size yardım etmez. açlık. Çok kanlı çatışm alar oldu. Kimse onlara yardım etmedi. “Şimdi gelip ya­ kalayabilirsiniz.

Suriye Kürtleri­ nin yanına geldiler. Böylece Şerefi ailesi binlerce yıllık ata yurdunu terk edip dağıl­ mak zorunda kaldı. tanınmış bir sima idi.Yahu yemeye ekmeğimiz. Onu hapse atacaklardı. Ç ok iyi arkadaşım dı. Suriye’deki Kürt hareketinde oldukça etkiliydi.” diyerek yaşananlara tepkisini gösterdi. Cizre’de yaşa­ m aktadır. Şerefi ailesinden olan Ebdırehim. Yerimde yapışıp kaldım. “Ben onlara yardımı ata­ cakları bütün bölge haritalarını verdim. H er iki kesim de ötekine baskın olm a çabasındaydı. savaşmak için cephanemiz yok. Yalnızca Türkçe biliyorlardı. Ç ocuklar. Geri dönüp eve gitmem en iyisi. Bu kağı­ dı ne yapayım ben? Biz ekmek. A rapla­ rın aşiret reisi Şeyh Deham e Hadi idi. Ama hiçbiri olmadı. Söyleyecek bir söz bulamadım. Ancak bir yo­ lunu bulup kaçtı ve böylece ölümden kurtuldu. sen bi­ ze plan gönderiyorsun. Mıhemed Eli. Bugün de çok sayıda Şerefi. silah ve para istiyoruz. taktik ve plan değil. diğer tarafta ise Arap milliyetçiliği ağır basıyordu. ben ise “Doğu Rüzgarı”mn taraftarıydım. Ebdırehim Ağa. Kürtlerin önde geleni H aco Ağa. Bir gün D oktor N afiz Bey’in evindeyken adamın biri iki çocuk­ la içeri girdi. C izre’nin Suriye bölümünde Araplar ile K ürtler arasında büyük bir ikilik oluşm uştu. A m ud Olayı Amud halkının büyük bir talan ve işgal yaşadığı olay 1 9 3 7 yılında yaşandı. A ncak bazı Araplar Kürt231 . Üzerindeki dokü­ man ve silahlara el kondu. Arapların ise Şemere. cevap veremediler. Bu olay beni çok etkiledi. Bir defasında Nusaybin treninde yakalandı. Bilindiği gibi. Bir defasında da Dervviş’le M iste. Mıhemed Eli’nin dediğine gö­ re. Bir ta­ rafta K ürt m illiyetçiliği. Bir sonraki görüşmemizde Mıhemed Eli bana Fransızlarla olan görüşmelerinin detaylarını anlattı. iki çocuğu sürgüne gittikleri ellerden gizlice kaçırıp getirmiş­ ti. Fransızlar onlara lazım olacak her şeyi uçaklarla bulundukla­ rı dağlara atacaklarm ış. Ancak o “B a­ tı” hayranı. Ancak dönüşte M avan D ağı’nda vurulup öl­ dürüldüler. sürgüne gönderilen Şerefiler’in çocuklarıydı. Ç ocuklarla Kürtçe konuşm ak istediğimizde. kan­ dırıldık.” dedi.

Ama bazı cahil ve bilinçsiz Kürtler bu talepleri anlamıyor. Fransızlar çekip gittikten sonra. * 3* . Suriye devleti ise A raplara yardım ediyordu. Arap Müslümanlarına karşı sava­ şıyor. Ama biz inancımızda kararlıydık. Fransızların maaşı için. Suriye’de yaşayan Kürtler özgür olmalı. Bize kara çalan ­ ların sözlerine aldırmıyorduk. Aksi durumda Su­ riye Kürtlerinin. H atta bir keresinde Huseyn Esed ile birbirimize girdiğimizde. Ö te yandan H ıristiyanlar ve Fransızlar Kürtlerden yana tutum alıyor. Dehame Hadi ‘çefi egal’li. “ Huseyn Esed külahlı mendilli. Topluluk bu sözlerimi tuttu.” diyorlardı. siz nasıl yan yana gelirsiniz?” de­ miştim. M ıhelm i. Araplar ise Küreleri suçluyordu. “H aco. bi ç e fî û egal W in di kure bûn e h e v a l?” “ H üseyin k ü lah lı m eııdilli D eham da çefi-egalli Siz nerden d o st o ldu nuz k i? ” Aınud olayında Kürt tarafının tam olarak ne istediği doğrusu tartışma konusuydu. karşı çıkıyorlardı. bi ku m û desm al D eh am . Kürtler ise yurtseverliği amaç edinmişlerdi. X atuni ve T ati aşiretleri güçsüz olduklarından olsa gerek taraf­ sız kalırlarken. kendi dillerini konuşabilmeliydi. Karşı çıkanlar ulusal bi­ linçte olmadıkları gibi. Araplar Kürtlere karşı Islamı kalkan olarak kullanırken. Araplardan bir kesim Kürtleri “Fransız uşağı” olarak suçlarken. Huseyn Esed’e dediklerim dilden dile dolaştı: “ H useyn.lerden yana. Ç açanlar tam am en Kürt karşıtı bir politika gü­ düyorlardı. kimileri ise daha ileri giderek. Kürtlerin Suriye’deki asıl istemi gerçekte ulusal ve insani talep­ leriydi. bir kesim “Kürtler Hıristiyan olm uş” diyor. Türkiye ve Iran Kürtlerinin başına gelecekleri ya­ şayabileceği kuşkusu vardı. bu bilinci edinmiş bizlere de engel olmaya çalışıyorlardı. bazı Küreler ise Araplardan yana tavır alıyorlardı. Bunun için her türlii yalan ve iftirayı bizlere reva görüyorlardı.

Ancak Evdi Ağa nasıl ki Mirsini aşiretini zor kullanarak kendi egemenliğine alm ıştı. O nlar gavurlarla çalışıp M üslümanların düşmanlığını yapıyor. Bir günün sakin geçmesi. Kürt yurtse­ verliğinden bihaber olm aktır. Kürtler gelsinler Arap kardeşleriy­ le birleşip bir millet olsunlar. Salt dini nedeniyle Araplarla birlik olmak cahilliktir. Kürtlerin tezlerine karşı Araplar. silahlar konuşmaya başlam ıştı. M ilan ’ın ağası Isaye Evdılkerim idi. M illi ve M irsiniler’in büyük çoğunluğu Deham yan­ lışıydılar.Araplar. Her an çatışma bekliyorduk. Bu durum. Am açlarının Kürtleri avuçlarına alm ak olduğu açıktı. Bu iki görüş durmadan çatışıyordu. Flepimiz Müslümanız. Artık Amud’da silahlar konuşsun. Amud Hıristiyanları Kürtlerden yanaydı. Çatışma çıkarsa bizi yalnız bırakmayacağı­ na Bire X elo sözü ver.” tezini geliştiriyordu. Fransızların gidişinden sonraki dönemi değerlendirir­ ken. yapacağımız her şey Kürtlerin çıkarına olm alı.” diyorduk. daha da ötesi Kürt düşmanlığıdır. Güven ve kom şuluk gitgide bozuluyordu. Onunla bir­ likte D eqori. “ Biz Kürdüz. “Biz M üslüm anız. 2-33 . T ab ii ki biz Arapların bu sözlerine güvenemiyorduk. Dinsiz gavurlar aramızdan giderse. Cizre Kürtleri arasında çok derin ve farklı görüşlerin gelişmesine neden oldu. Her gün çatışma ve kavga vardı. Bu tartışm alar döneminde Suriye Arap milliyetçiliği giderek gelişti. Bir gün Şahine K or ve birkaç adamı Evdi Ağa’ya gelerek. Atacağımız her adım. Ancak H aco Ağanın takım ı M üslüman değil. Biz de onların bu propagandala­ rına karşı. ertesi gün barış olacağı anlamına gelmiyordu. Cizre’de artık iş çığrından çıkm ış. “Ar­ tık bu kahır çekilmez. Kiirtler ve Araplar iki M üslüm an halktır. Fransızlara karşı taciz hareketleri başladı. “ Önemli olan Fransızların buradan kovulması. Kik aşiretinden sadece Dervveş bizden yana idi. Araplar Kürtlere hiçbir şey yapmaz. K ürt veya Arap ne fark eder?” propagandasını yapıyorlardı. N ew af da aynı yöntemlerle M ilan’a egemen olmak istiyordu. dinimiz­ den vazgeçmeyiz ve her şeyi dinimiz için yaparız. Ne ya­ zık ki Cizre Kürtlerinin büyük çoğunluğu Müslümanlığı tercih edip kendi soydaşlarına düşman olmuştu.” dediler. M irsini aşiretinin ba­ zı fertleri ile M ilan lar’dan Nevvaf Hesen dışında dostumuz yoktu.

O nlar ken­ di kuyularını kendi elleriyle kazıyorlardı. Zehirli hançeri adeta kendi halkının göğsüne saplıyorlardı. M üslüm anlardan korkuyorlardı. Ancak Fransızlar rahattılar. ellerinden bir şey gelmiyordu. Soymadık Hıristiyan dükkânı ve evi bırakm adılar. Her defasında “ Yapam azlar. Bu talancılar Evdi X elo ile Nevvaf Hesen’in şehirde ol­ duğunu ve Hıristiyanlara yardım ettiğini duyunca da hırslarından kudurdular. Onun için ellerine ne geçiyorsa alıyor. “ diyorlardı. Hırsızlar ve soyguncular ise Hıris­ tiyan kanına girerek “cennet”e gideceklerini sanıyorlardı. silah pazarlıyor. Sokak sokak dolaşıp evleri yakmaya başladılar. Yağmanın kendile­ ri açısından kötü olduğunu biliyorlardı.” diyor­ lardı. katil ve soyguncu şehirde yu­ valanmış. hırsız. îyi niyetli insanların olayları durdurma çaba­ sı sonuçsuz kaldı. ha­ cılar araya girip durdurmak istedilerse de katiller. Mıhemed Bey ile Çelqe ailesinin bazı fertleri gibi asaletsiz insan­ lar. Hıristiyanlar sahipsiz değildiler. “Eğer araya girmezseniz. H ıristiyanlar Fransızlara. Her ne kadar şehirdeki iyi niyetli. İki taraftan birkaç kişi yaşamını yitirdi. Hıristiyan dükkânlarına saldırıyorlardı. Hıristiyan halka şid­ 2-34 .” diyerek söz verdi. Oysa onlar bu tutumlarıyla yüzyıllardır boyunduruk altında olan bir halkı daha kötü bir maceraya sürüyorlardı. Bu yağma ve talanın uzun vadede Anıud halkına bir kâr getirmeyeceği açıktı. şehrin altını üstüne getirdiler. Evdi ile Nevvaf birkaç adamıyla Amud Hıristiyanlarından da destek alarak çatışmayı başlattılar. barış isteyen şeyh. Hıristiyanların ev ve dükkânlarına saldırıp talana ve yağmaya başladılar. Ne yazık ki bu eylem­ leriyle düşmana hizmet ettiklerinin farkında değildiler. Kürt çapulcuları bir an önce ganimeti kapıp şe­ hirden çıkm ak istiyorlardı. Hıristiyanlar. Birkaç defa Fransızlara giderek yardim talep ettiler. Amud halkı bu yağmayı tasvip etmiyordu.. Kiirr milli hareketine karşı tslam kavgası verdiğini sanan zavallı Kiirtler ise. ama o dönemde karşı koyacak güçleri yoktu. Bu arada yüzlerce haydut. M iislüm anlar soykırım yapar. boş yere havaya ateş ediyorlardı. “Ben de sizinleyim.. Öyle bir şeye yeltenirlerse onları yokederiz. çapulcular ve hırsızlar olayları iyice kızıştırmak için ellerinden geleni yaptılar. mele.Evdi Ağa. Gerçekten de bir­ kaç gün sonra silahlar patladı.

Çelek halkının çoğu talanctlardan yana olduğu için. Bizlerin birliğine diyecek yoktu ve hepimiz silahlı idik. O yüzden kolay kolay bize saldıramazlardı. Esasında daha çok Hacı Nayif.. Yangınlar büyüdü. “Biraz sabredin. Gabar ve Tem ik arasında sıkışıp kaldık. doğru. Zaten siz ona düşmansınız. H ıristiyanlar ile X e !o ’nun oğluna yardım ederse Evdi’de böylece evine döner. “ ileri gitme­ yin. N e yazık ki şehir boşalınca çapulcular tek tek bütün dük­ kânları yağmaya başladılar. Hele Fransızları bir bekleyin.” Böylece ikna edebileceğim köyleri dolaştım ve M irsiniler’in olaylara uzak kalmasını sağladım. Bu hırsızlık birkaç gün sürdü. Amud olayının yaşandığı dönemde Çelek’te oturuyordum. Ama Fransızlar. bana pek güvenmiyorlardı.detli saldırılar oldu. Ancak Evdi ve Newaf. Ağabeyim Xelil ise H asd ajor’da benim evimde kalıyordu. Evde X elo sizin düşmanmızdır. Mirsini ağası Huseyn ile Evdi Ağa’nın yeğeni İbrahim de Hıristiyanların yardımına gelerek ön­ celikle çocu k ve kadınları ateş altından kurtarıp H asdajor köyü­ ne götürdüler. M irsiniler köyde bir iki kez gizlice toplanm ışlar. Evdi döndüğünde de hepimiz onun arkada­ şı ve akrabasıyız. eşyalarımızı talan etmek niyetindeydi. Bir kısım Hıristiyan da Topiz’e sığındı. 13 S . Eğer X elo’nun oğlu kaçarsa iyi. Bu yüzden bazı M irsiniler’in misille­ mesinden korkuyorlardı.” dedim. Evde X e lo ’yu yalnız bırakm ak yine M irsiniler’e zarar verir. Birçok çapulcu om uzladıkları gani­ metlerle köylerinin yolunu tuttular. Ama düşmana karşı onu kötülem ek gerekmez. Köyde bana karşı düşmanlık giderek gelişti. Hıristiyanların büyük bölümünü güvenli bir alana geçirmeyi ba­ şardılar. Evdi ve New af büyük bir iş başarıp Hıristiyanları güvenli alanlara geçirdiler ve onları ölümden kurtardılar. Çelek halkı talancılarla birlikteydi. H atta bir kısım M irsini bi­ zi öldürmek. Evde X e lo ’ya karşı açıkça düş­ manlık yapıyorlardı. Tümü Deqor ağası Said’e ta ra f olacaklarına ve fırsat bulurlarsa Evde X e lo ’yu vuracaklarına yemin etm işler. Onun için M irsiniler’i uygun bir dille ikna etmeye çalıştım . Evde X e lo ’ya söylenenlerin dolaylı olarak bana söylendiğini biliyordum.. Bu riske rağ­ men hiç korkm adık.

yabani. kaçan Hıristiyanların evleri ile ge­ ride neleri varsa tümünü ateşe vermişlerdi. Ellerini o güzel yüzlerine kapatm ış. Bu gerekçelerini de Suriye’yi terk etmemenin nedeni olarak gösteriyordu. Gördüğüm manzara içler acısıydı. düzeni ve güvenliği sağlayamadığını. Bunlar en azından insandı ve birkaç gün öncesine k a­ dar kasavetsiz yaşıyorlardı. çoluk çocuğuyla Hıristiyanlara kılavuzluk etmiş. Topiz’e giderken uçak. kan dökücü ve katil olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. bir kısmı öldürül­ dü. Onun için M irsiniler’i olaylara sürmek aptallık olurdu. tank ve top sesleri duydum. Dükkân ve varlık sahibiydiler. cahil. M irsiniler evlerin­ de oturup sonucu beklediler. Amudlular’dan Hıristiyanların öcünjı alı­ yordu. sıcak yaz güneşinde yanmış evlerinin enkazına bakıyor. yaş nasıl akm asın. oyunu kuralına göre oynuyorlardı. Uçak. eşkıya. bu m an­ zaraya insan yüreği dayanamazdı. H ıristi­ yan düşmanı. insan neden üzülmesin? M irsiniler. şehir dışına çıkmıştı.M irsiniler’in olaylara karışm asına engel oldu. Cahil ve vahşi insanlar. Kaçanların tümü dost akraba ve tanıdıktı. Şehir savaşın. top ve tüfek sesleri arasında korku ve telaşı yaşıyorlardı. Bugün ise duvar diplerinde sürünen aç ve sefil insanlar haline gelmiştiler. Büyük bir göç başladı. Çevreye Hıristiyanların sahipsiz olmadığını göstermek is­ tiyor. H er yanda ölüm. dünya kamuoyuna Suriye milletinin henüz devlet olam adı­ ğını. onları güvenli yerlere götürmüş ve ölümden kurtulmalarını sağla­ mıştı. tank ve toplardan Amud’a mermi yağıyordu. Kadın ve çocuklar yetim. Şimdi de Fransızlar. Amud halkı yanan ve yıkılan şehri terk etti. İnsan yüreği buna nasıl dayanır? Gözler nasıl ıslanmasın. soygun ve keşmekeş egemendi. dul kaldı. birbirlerinin üstünden at­ layarak kaçışıyorlardı. O güzel Amud şehri şimdi viran z36 . Fransızlar ise dönen dolapları bili­ yor. Şiddet ve anarşi had safhadaydı. şiddetin ve korku­ nun kara örgüsüyle örülmüştü. Uzun vadede Fransızların Amud’u ayaklar altında ezeceğini biliyordum. Hırsızlar ve çapulcular ise işe yarayan her şeyi yüklenmiş. Bütün bunlar kimin suçuydu? Ben birkaç cahil ile kendini bilmez ağaların suçlu oldu­ ğuna inanıyorum. yangın. Zaten du­ var diplerinde perişan yaşayan insanlar.

37 . Hatta Mirsini kadınları erkeklerle Deqor ve M il köylerine gidiyor. Yine çok değerli arkadaşım M ele Fexri. çapulcuya arkadaş olamayız.ve haraptı. binlerce yi­ ğidin canına kıymıştı. özetle şu görüşleri dile getirdim: — Eğer biz çapulcu. Bir ay boyunca insanlar yanan evlerinin altından eşyalarını çıkarabilmek için çalıştılar. cahil ve kan dökücüye bas­ kın çıkm ıştı. Amud’dan talan edilen mallar. artık biz yoldaş değiliz. ar­ kadaşlarını soyuyorlardı. Ama ne yazık ki şimdi bir baş­ ka atmosferi ve olayı yaşıyorduk. Kimse sesini çıkaram ıyordu. M ozan’a geldi. Köylünün daha fazla sa­ vaşa ve düşmanlığa sürüklenmemesi için çabalıyorduk. kendi mallarıymış gibi alıp geti­ riyorlardı. zulüm ve talanı reva görüyorsanız bizim yollarımız burada ayrılır. insanlar değer yargılarından ve törelerinden uzaklaşmıştı. bugünden geci yok bu eksiklerimizden kurtulalım . Bu keşmekeşin daha fazla devam etmemesi ve son bulması arzusundaydık. eşek­ lerine atlarına malları yüklüyor. Kapkara savaş bulutlan. 2. Toplantıda yüksek sesle bir marş söyledikten sonra. şehre yağan Fransız toplarından biriyle bu yaşanası dünyaya veda etti. Bu keşmekeşten çevre köyler de payını aldı. Elalem tür­ lü iftira etti Cegerxwîn gavurdur. dinsizdir diye. Anlıyorum ki sen vicdan ve inanç sahibisin. millet daha fazla zarar görmemeliydi. Anarşi ve kaos kol geziyordu. Kürt düş­ manlarına sığındılar. Orada bir top­ lantı yaptık. Biz ne yapabilir­ dik? N e yapabilirdik? Biz Kürdün insani ve milli haklarının elde edilmesi ve var olan düzenin yıkılması için çalışıyorduk. Evin sahibi Heme M iste kalkıp gözümden öptü: ■— Vay iki gözüm benim! Allah senden razı olsun. Bu gidişa­ ta seyirci kalınm am alı. D ost düşman birlikte. Sait Ağa’nın adamları tarafından öldürüldü. Y ollara dökülen şehir halkı çaresiz kalarak. yobaza. Biz hırsıza. Hemdin köyünden M elek.Kürt milletine şiddet. H aco Ağa’ya haber gönderdim. M usul’dan Erzurum’a kadar dağıldı. Kürtleri yok etmek için çabalayan Türklere sığındılar. O Türkler ki binlerce Kürdü yetim ve perişan koymuştu. katil ve kan dökücü isek. Ölümden korunmak için ölüm yollarına düştüler.

Ancak Amudlular’dan bir kısmı dönmedi.38 . Durumu anlattık. Bunun üzerine toplantıdakiler Nevvef Hesen’le Huseyn İbra­ him’i bu talana son vermesi için görevlendirdi. Mirsiniler ise lsaye Ebdılkerim ’i hiçbir zaman affetmedi. sonra götürüp Fransızlara teslim ettiler. Ö te yandan Said Ağa ve birkaç adamı Amud yakınındaki Kemali­ ye köyüne yerleştiler ve köyü yeniden kurdular. amaçsız ve faydasız bir vaziyeti tasvip etmiyorum. M ilan ağası tsaye Ebdtlkerim . Daha sonra Fransızlar. Bunlar bir otom o­ bille köyleri dolaşacak. viran. X elo ailesinden aman dileyerek onlara sığındı ve böylece ölümden kurtuldu. onu her zaman aşi­ retten uzak tuttular. İkisi bu öneriyi kabul etti. perişan olmasına gönlüm razı olmaz. yine de Kürdün Kürdü ezmesine. Kürt insanına zarar verenler hiç kuşkunuz olmasın hayvandan farksızdır. Böylece cahil Kürtlerin işlediği günahları Fransızlar hafif­ letti. Abdiikerim ve Mıhemed ağaların çocuklarına bile düşman olsanız. M ecbu­ ren Mele Eli ve H aco Ağa’yla birlikte Amud’ta bulunan Fransız kumandanına gittik.. Onların nereye gittiği hiçbir zaman bilinemedi. M irsiniler’e sığınanlar evlerine sağ salim döndüler. onlara herhangi bir cezai işlem yapılma­ yacağını söyledi. Ben de bu onursuz. B ir A ç ı k l a m a Hem Araplar hem de Fransızlar Amud’un yıkılmasına. Kumandan yol boylarına asker gönderdi. rastladıklarından mallan zorla alıp sahiplerine ia­ de etti. diğer yandan da Kürtlerin henüz millet olm a. bom boş. kendini yönet­ 2. yolda rastladıkları­ nın ise aldıkları eşyayı sahiplerine geri götürmesi için ikna edecek­ lerdi. ama-nasıl bir şehir? Yıkılmış. Ama Said Ağa’nın adamlarından bir kısmı da başıboş orta yerde kaldılar.. yakıl­ masına neden razı oldular? Arapların amacı Fransızları zorluk ve karışıklıklarla yıldırarak Suriye ve Cizre’yi terk etmelerini sağla­ mak. Amudlular yeniden şehire döndüler. H er yer tahrip edilmiş.H aco Ağa da kalkıp söz aldı ve bana hak verdi: — Şeyda’nın söylediklerinin rümü doğru. Ama Hıristiyanlar ve amcazadesi N evaf H asan’dan işitmediği laf kalmadı. Amud halkına evlerine geri dönmele­ rini ve sakin olm alarını. talana son verdirecek. Ama başarılı olamadılar.

M illi bir istekleri yoktu. H ıristiyanların gidecek yeri kalm az. üre­ tim tamamen H ıristiyanlara bağlıydı. ekonom i. T icaret. onların kom utan­ ları ve yöneticiler H ıristiyandılar. Biz birkaç Kürdün isteği ise daha Fransız buradan gitmeden Araplarla anlaşmak ve Kürdün haklarının kazanılmasını sağlamak­ tı. Gerçekten de Suriye ve Cizre’de yönetim ve devlet organları Hıristiyanların ve Fransız tercüm anların yönetimine girdi. Kürtler bağımsızlık istemiyorlardı. Tek önemsedikleri M üslüman olmalarıydı. Acem ve Araplarla birlikte yaşam aları kürtleri rahatsız etmezdi. H er şey Hıristiyanların isteğine bırakıldı. Küçük bir fırsat yakaladığımızda hile engelliyorlardı. Tabii bütün bunlar bize hiç hoş gelmiyordu. H atta Fransızlar bölgede iken adım adım bir Siiryanistan devleti kurmak is­ teyenleri de vardı. Araplara gö­ re Kürtler eşkıya. maddi çıkarcılık ve bedavacılık bu Kürtlerin tek işiydi. Jandarm alar. Henüz bir halk haline gelememiş.me becerisine sahip olmadığına onları inandırm aktı. Dolayısıyla Tü rk. Fransızlar ise Amud’daki H ıristiyanların katlini bahane ederek eline bir koz geçirmek ve bunu kendi lehine kullanmak istiyordu. Fransızlar. Ama Kürt düşmanı Kürtler her de­ fasında önümüze dikiliyor.” diyorlardı. Kürt ve Kürt dili­ nin yaşaması için başlangıç olarak okullar ve birlikler oluşturmak için büyük ideallerimiz vardı. bir katliam olur. Böylece iki ulustan kurulu bir Suriye’nin temeli atılabilirdi. M üslüm anlıktan başka bir kültüre izin verilmemesi gerektiğini savunarak kendi milletinin kültürüne ye diline de karşı çıkıyorlardı. aşiretler halinde bölünmüş ve dağılm ıştılar. H ıristiyanların isteği ise Fransızların bölgede kalması ve her şeye egemen olmasıydı. Bu arada bazı Hıristiyan ca ­ hilleri de lslamı küçük düşürücü nahoş şeyler yapıyorlardı. Böylece onlar da Yahudiler gibi. Dünyaya ve kam uoyuna böylece Suriye’nin bağımsız olması ha­ linde bölgede otorite boşluğu meydana geleceğini göstermek isti­ yor ve bunu gerekçe göstererek bölgeden çıkm ak istemiyordu. bağımsız bir bölgede toprak sahibi olabilmeyi planlıyorlardı. Bunun için M üslü­ manlarla birlik istiyorlardı. katil ve soyguncu idi. H aco Ağa’ya düşmanlık. araçlar. “ Eğer biz buradan çıkarsak. Z 39 .

Kürtlerin bir kısmını belki Arap göçerlerle karşılaş­ tırmak mümkündü. Çünkü Kürtlerle Hıristiyanlar birbirini kırmış. O fotoğrafı saklamayı çok istedim. Eğer ikinci Dünya Savaşı çıkmasa daha uzun süre Suriye’de kalacaklardı.Hıristiyanlar ve şehirli Araplar bizden daha ileri ve gelişkindi­ ler. Bu işten Kürtler çok kötü etkilendiler. Şeyh’in fotoğrafı çok güzeldi. bu bastonu bana verdi. Z40 . modernitede bizden yüzyıl daha ilerdeydi­ ler. ev tam takırdı. Amud talanında ben ve M ele Fdi’nin ‘payına’ bir şey düşmedi. Bastonu da elindeydi. Diğer bir kârlı çıkan ise Araplar ol­ du. zarardan başka da bir kazanımlar! olmadı. Ticaret. kaybettim . A ncak talan başlar başlam az. Ama zavallı Kürtleri ne arayan ne soran oldu. ancak aylar-yıllar sonra her şeylerini kendi olanaklarıyla ye­ niden yapmak zorunda kaldılar. ekonom i. Kısa Bir A ç ı k l a m a Daha Bu olayda kimler kazandı. K ürt­ ler. Belki başkalarının talan ettiklerinden birkaç değersiz parça ‘pa­ yımıza’ düşmüş olabilir. sonradan Fransızların para ve maddi desteğiyle Hıristiyanlar kısa sürede evlerini yeniden yaptılar. Am acını oradaki değerli ve pahalı ki­ tapları kurtarm aktı. Amud olaylarından en kârlı çı­ kan Fransızlar oldu. hemen Şeyh Beşir’in evine gittim . Ancak başaramadım. Ama eve gittiğimde her şey çoktan yağmalanmıştt. aynı zamanda da Fransızlara Kürtlerin ne kadar güvenilmez olduğunu ispatlamışlardı. başı açık ve traşlı yüzü vardı. Ben sadece onun sakalsız bir fotoğrafını bulabildim. Bu olay üzerine Suriye’deki işgallerini birkaç yıl daha uzattılar. Ancak ikisini de koruyamadım. çok sayıda dükkânları h a­ rap oldu ise de. Daha sonraları Şeyh Beşir’in bastonunu alan Mele Ebdılhadi. dükkânlarını yeniden açtılar. denebilir. Müslüman Arap kardeşleri Kürtlere tek kuruş koklatmadı. Her ne kadar bu olayda çok sayıda Hıristiyan evi yandı. güçsüzleşmişler. bir sandalyeye oturm uş. kimler kaybetti? Bu olayda kaybedenler elbet Kürtler oldu. ayak ayak üstüne atmıştı.

Bu tamamen yalandı. düşündüklerin saçma. “Sana karşı ger­ çekten günahkârım . Bu nedenle Selfiç’e. M ardin’e yakın on-onbeş köyün sahibiydi ve Amud’da otu­ rurdu. O zaman benim kafamı gözümü yarabilir. Kendini pek beğenir. yıkıntıları kaldı­ rıp onarm aya çalışıyordu. O günlerde şehir halkı yeni dönmüş. ağıtı söyleye­ memiştim. “ Defol g it. 1938 yılında biz Kürt Gençlik Derneği-Civankurd’u. sen benim Amud’u yaktığı­ mı sanıyorsun? Ç ok yanlış düşünüyorsun. öbür adıyla Jönkü rt derneğini kur­ 241 . Kürt Gençlik Derneği-Civankurd 1 9 3 7 ’de Amud yakıldıktan bir yıl sonra. ama bırakm adım . iyilikle başından savdın. Bu ziyarette öğrendim ki. Şimdi beni affetmeni rica ediyorum . Cemil Paşa’nın oğlu Mıhemed Bey ile arası çok iyiydi. O yüzden bana da ara sıra selamı gelirdi. Bu ikisinin dışında belki hastayken veya ölümümü dü­ şündüğüm zaman ağlamışım. Bir caddenin başında Selfiç Ağa’ya rastladık. “Pek ala Selfiç Ağa.” dedi. Bir süre sonra Mıhemed Bey ile beraber otom obille evime ge­ lerek. Ama yapmadın. Ağıta başlar başlamaz. “ Günahlarım ı affetmen için geldim . Amud olayından sonra birkaç silahlı adamla yıkık şehri dola­ şıyordum. Candan bir merhaba dedim. O na göre Amud’u ben yakmıştım.” Selfiç ve Mıhemed Bey. gayet sert ve düşman­ ca. T a tla r’ın büyüklerinden bi­ riydi. bende kahvaltı yapıp gittiler.” dedim. gözlerim­ den akan yaşlar sonuna kadar okumamı engellemiş. beni vurdurabilirdin.B en ve S e l f i ç Ağa Selfiç veya diğer adıyla Selfiç Ağa. Ben ömrüm boyunca belki birkaç kez ağlamışım.” dedi. H atta iki oğlumu küçük yaşta top­ rağa verdiğim zaman bile bir damla gözyaşı dökmemiştim. Ancak şimdilik sana uğurlar olsun. O . Şimdi senin ne kadar yurtsever ve insansever olduğunu daha iyi anlıyorum. düşmanlarım Amud camisini benim yaktığımı yaymışlar. Bunlardan biri Amud yakıldığındaydı. Yanım dakiler müdahale edip Selfiç’i döve­ ceklerdi. Bir de Şeyh Said ve arkadaşlarının idamı üzerine yakılmış bir ağıtı söylediğimde ağlamıştım. Amud’un ileri geleni sayardı.

tik defa Kürt marşları yüksek sesle söyleniyordu. O nlar her gün ve her saat yanlarında olm amı. O dönemde Amud’da okumuş yazmış birkaç genç vardı ve be­ nim düşüncelerime sempatiyle bakıyorlardı. Bu kadar güzelliğin arasında Liç beş teneke buğday’m lafı mı olur? Derneğimiz kısa sürede sesini duyurdu ve yeni üyelerle gelişti. Cizre’de ilk defa Kürtçe ders yapılıyordu. Bir müddet sonra ilişkilerimiz gelişince. Derneğin başkanlığını ben 142 . Birkaç toplantıdan sonra. geziyorduk. Hıristiyan da Müslüman da Amud olayından büyük bir pişmanlık duyuyordu ve herkes yeni­ den inşa çabasındaydı. uzun ve geniş cadde ve sokaklarla. yeni inşaatlar konmuştu. Üyelerin ve sempatizanların tümü Kiirttii. O zamanlar evim Çelek köyünde idi. Biliyorum tarla işlerim epey aksa­ yacak ama yapacağım iş tarla işlerinden daha önemliydi. Bırakıp Amud’a gittim. ede­ biyat ve yapısı öğretiliyordu. ilk defa Amud’daki bir evin çatısında şanla dalgala­ nıyordu. Üstelik ses çıkaram ayacak kadar azınlıktaydılar. Araplar karşı çıkıyorlardı ama seslerini çıkaram ıyorlardı. düşüncelerimi. Birlikte toplantılar yapıyor. M üslümanlar ise sonucu görerek adım atm ak istiyorlardı. hatta taraftar görün­ düler. Şehir planını yeniden yapmış. Bütün bunlardan sonra ben ne yapabilirdim? İleriye nasıl bir adım atabilirdim? diye düşünüyordum. Yeşil ve kırmızının ortasındaki beyaz şeritte yer alan ve Kürdistan dağlarına bakan sarı güneşiyle Kürt bayrağı. hayat tecrübelerimi anlat­ mamı istiyorlardı. Kürrlerin tarih. Bu girişimimize Fransızlar sessiz kaldılar. ilk defa Kürt kimliğiyle caddelerde dolaşıyorduk. Mirsiniler’den talana katılanlar pişmanlıklarından çıkardıkları derslerle kendilerini affet­ tirmeye çalışıyorlardı. aynı zamanda Amud olayını unutturacak ve yeni acı olaylar yaşanmamasını sağ­ layacak adımlar olmalıydı. bu insanları örgütlü bir m üca­ deleye çekme zamanının geldiğine inandım. 1938 yazında buğday bi­ çiyoruz. Kadın­ lar “tilili”.duk. Bu. Cegerxwîn ilk defa dört taraftan gelen Kürt aydınlarıyla Amud’un sokak ve caddelerinde yürüyordu. erkekler ise silah sesleriyle bizi selam lıyorlardı. Kadınlarımız ilk defa rengarenk giysileriyle Cizre ve Amud caddelerinde dolaşıyordu. Amud’da Jönkürt-C ivankurd’u aç­ maya karar verdik.

Onun için kendimi suçlu hissetmiyorum. Derneğimiz 1 9 3 9 yılında Hıristiyanların girişimi ile Nevvaf Ağa tarafından kapatıldı. Böylece muratlarına erdiler. Bunun üzerine arkadaşlarımı ikna etmesi veya hiç değilse derneğin çalışmasını engellememeleri için Cemile H aco’yu Amud’a çağırdım. bu birliği yıkmaya çalıştılar. Derneğin düşmanları aradan geçen bir yıl sonra Fransızlar kana­ lıyla derneği kapattırdılar. “ Bu girişimi tec­ rübeli ve bilgili insanlar yönetmeli. Cegerxwîn Amud’u yaktı. “ Ağa. şim­ di de tutmuş evini yaktığı insanların çocuklarını okutuyor. Derneğin kapatılma­ sı girişiminin H ıristiyanların düşüncesi ve oyunu olduğunu bili­ yorduk. Cıvankurd’un kapatılm ası olayını uzun uzadıya tartıştık. Onla­ ra okul açıyor. Bunun onurlu ve kutsal bir mü­ cadele olduğunu ve ileriye taşınması gerektiğini anlayamadılar. M etranhab’da toplantı yapılmasını istedi. Bunu neden istedi halen de bilmiyorum. Bunun üzerine H esek’e.” dedi. Evdılqedır. benim çok sevdiğim Evdılqedır T elo ’ydu. Bunlar istifa ettikten sonra. Yine de arkadaşlarımı ikna edemedim. Benden orada bir şube açmamı istedi ama biz bunu yapam adık. “Eğer Kürt der­ neği ise biz neden yokuz?” diyorlardı. O na sorunu detaylarıyla anlattım .yapıyordum. Bıı yüzden bazı eski arkadaşlarım menfi propaganda yapmaya. O nlar siyasi hayatımda olmasa bile özel hayatımda her zaman yanımda oldular. bu oluşumu şiddetli bir şekilde eleştiriyor. . Bir kısım eski arkadaşım. Okulun işle­ yişini. Eski yoldaşlarımdan biri de M ele Hesen Serdi idi ve Sencaqa Sado’da oturuyordu. hatta amacını bile bilmeyen insanlar bile bizimle uğraşıyordu. Doğrusu ben onları kazanmanın yollarını hep aradım. olur olmaz her yerde benim şahsıma saldırıyordu. Bunun üzerine Evdıiehad Q ıryû. sağa sola sitem etmeye. Bu olaydan sonra bile pek çoğu ile dost kalmaya devam ettim. an­ cak tek bildiğim bizim bu örgütlülüğümüze karşı olmadığı idi. neden o kadar hakaret ediyorsun? Doğruyu niçin söylemeyelim? Hepimiz biliyo­ ruz ki derneği Nevvaf Ağa kapattırdı. Bu onurlu meydandan uzak durdular. H aco Ağa’nın yanı­ na gittim . üyelerimizden Merdini ile Xatuni’nin isti­ fa etmesini sağladılar. Bunlardan biri. Bu arkadaşlar.” diyorlardı. H aco Ağa. H aco Ağa derneğin kapatılm ası girişimine destek verenlere ağır hakaretlerde bulundu.

Amud yangınının ve tozunun etkisiyle sesim hâlâ bile kısık. Bizim bu işe razı olmayacağımızı bilmesi lazım . O nlar H ıristiyan­ ların düşmanlarıdır. Çıkarıp verdim. Toplantı sonrasında derneğin yeni­ den açılması için.” Mele Eli karşılık verdi: — Düşmanlarla kimi kastediyorsun bilmiyorum. “ Cegerxvvîn oku­ lun yeniden açılması için bana yazı yazsın. “Şimdi sa­ na ne demeli Nevvaf!” dedi. Bu tartışmayla Hıristiyan temize çıktı. Doğru. Ardından hepimiz çaresiz ve başımız önümüzde bürodan ayrıldık. Onun adını duyunca hepimiz ha­ yal kırıklığına uğradık. Hıristiyanlar derneği Nevvaf a kapattırıp aradan çekilmişler. Yazının altına Fransızca bir şeyler yazıp. ‘Kure Elo’nun bana söylemediği kalm adı’ dedin. “Yahu sanki Cegerxwîn. “Cizre’de onlarca Hıristiyan okulu var. bütün günahlar Nevvaf’a ve bilinçsiz Kürde biçildi.” dedi. Fransız komutan gülümsedi ve tatlı bir dille. Tartışm alar gelişince. der­ neği ben kapattım. H aco Ağa Nevvaf’a dönerek.” dedi. Evlerini yaktılar. Cegerxwîn Amud’da tek bir Kürt okulu açıyor. Yani güya Fransız düşmanlarına dernek açtırm ıyorsunuz. ben bunun üzerine ‘H ıristiyanlar ayağını bayağı uzattı’ dedim. Amud’un bize düşman oldu­ ğunu bilmiyor mu? Cegerxwîn düşmanların çocuklarını okula gö­ türüp okutuyor. “ Bunu Kam ışlı’daki yetkiliye ver. askeri yetkiliye dönerek. M4 . Toplantı sonrasında şunu kesinlikle anla­ dım ki.Nevvaf Ağa da toplantıdaydı. Zaten dilekçe yanımdaydı. H aco Ağa. Bunun üzerine N evaf Ağa kendine sonsuz bir güvenle. Mele Eli’ye dönerek: — Sen de bana ‘biz Hıristiyanları böyle kabul edemeyiz. H aco Ağa’yla birlikte dernek işlerine bakan Fransız askeri yetkiliye çıktık. ayak­ larını çok uzattılar’ dememiş miydin? M ele Eli: — Valla Nevvaf sen Hıristiyan! benim kadar sevemezsin ve on ­ ları benim kadar sayamazsın. siz razı olmuyorsunuz. mallarını talan ettiler.” dedi. Sen Küre X e lo ’ya gelerek. imza­ lasın. Ağa söylendi: — Nasıl bilmezsin?! Düşman Amudlular’dır.

dev­ rimciliğin nişanesidir. onlar gidinceye kadar dışarıda beklememi rica etti. Bel­ ki Fransızlar bize yardım ederler.” dedi. “Teklifinizi ilgili yerlere bildireceğim.” dedi. “Cegerxw în. Bize sadece uzman ve silah verin. Bu maddeleri Amud’un şeyh ve melelerinin yo­ ğun talebi üzerine yönetmeliğe koymuştuk. Fransız kom utan bunun üzerine.” dedi. Artık dernek veya okul açam azsınız. “Bu maddeler dernek yasasına uymaz. öğrencilerin namazı bitinceye kadar onları bekle­ mek zorundaydı. teklifimin aynısını Kamışlı’dakine de söyle. bunları de­ ğiştir. Şimdi seferberlik var.” dedi. Dışarı çıktığımızda H aco Ağa. çoktan beri şapkam başımda. “Kızıl. Diğer madde ise öğren­ cilerin her cuma günü öğretim görevlileri eşliğinde camiye giderek namaz kılmasını zorunlu kılıyordu. Ağa’nın söylediklerini not ederek.” cevabını verdim. Ben komutanın yanındayken. Bunun üzerine. “G it. Dilerim kabul edilir. birkaç Fransız daha odaya girdi. biz de on bin silahlı­ mız ile size yardım edelim. “Kızıl.” dedi. “M adem Fransa savaşa girdi. Hıristiyan­ ların derneği kapattırdığı açıkça anlaşılıyordu. “O da ilgili yerlere yazsın. “N am az kılınması ise Müslüman halkın yoğun talebi üzerine konulmuştur. Kam ışlı’daki Fransız kom utanın konuşm alarından. “Bu çelişkili maddeler aynı derneğin yönetmeliğine uyar m ı?” Ben. H aco Ağa’ya gidip durumu anlattım . Bunu söyledikten sonra bana dikkatli sözlerle: M 5 . bunu herkes biliyor. Benim Islamla ilgim yok. H aco Ağa Fran­ sız kom utana. Derik ve Serekani’deki Fransız kom utanlarını da acele haberdar edelim. hem de size ço k yararlı olu r.” diyerek. Bu hem bizim ülkemize. “ H ıristiyanlar yeni bir çatışmadan ve katliamdan korkuyorlar. camiyse îslamın sem bolü.” dedi. Öğretim görevlileri namaz kılm asalar bile.” dedi. bugün Fransa Alm anya’ya savaş ilan etti. Ağa beni yanı­ na aldı.” dedi.Kam ışlı’daki Fransız dernek yönetmeliğinin bir iki maddesini kalemiyle çizdi. Fransız. Değiştirilmesini istediği maddelerden biri öğrencile­ rin kırmızı kıyafet giyme zorunluluğuydu. H esek’teki kom utana bir kez daha gittik. komü­ nistlerin rengidir. H esek’e. ikinci defa odasına girdiğim zaman ise. Fransız yetkili kızıl gömleğime elini koyarak.

usulünce ve nazik bir şekilde düşün­ celerini aktardı: — Milletinin bağımsızlığı ve kurtuluşu için savaşan insanın çok akıllı ve yaratıcı olması gerek. “Yapacak başka bir şey var mı Cegerxw în?” dedi. Cevap verdim: “Ben de dört silahlı orduyu düşman edip. Yerine Serekani komutanı Şinedir bakıyordu. O na teklifi­ mizi söylediğim zaman. Kam ışlı’ya gittiğim zam an. Iran ve Irak ne der? Onların düşmanlığını kazanmaz mıyız? Beklemediğim bu cevap karşısında donakaldım. Bu girişimlerimizden sonra okulumuz elimizden gitti. eşyaları talan edildi. Sovyetler’den başka size yardım edebilecek bir ülke yok. Yeniden H aco Ağa’ya döndüm ve olan biteni anlattım. umutlarımıza bir kara perde daha çekti. Kürt çocukları da pekala diğer ulusların çocukları gibi kendi dilinde okuma yazmayı öğre­ nebilirlerdi..— Hadi bakalım şiş göbek. Önemli olan Fransa’nın bölgedeki çıkarlarıdır. Ben sizi boş sözlerle kandıramam. on bin silahsız Kür­ dü dost etm em . “Vay ben onların geç­ mişini geleceğini. Derin bir iç çekti..” dedi. başım değir­ men taşı gibi döndü. Tarih. dedi.” dedi. C e­ saretli ol ve gerekeni yap. dedi. Fransız kom utan Deladiye yerinde değildi. dediğin gün galiba geldi. Fransızlar ba­ ğımsız bir Kürdistan’a eskiden beri karşıdır ve hatta size karşı sa­ vaştılar. B ir D e ğ e r l e n d i r m e Bu okulu açm akta kârımız ve zararımız neydi? Her şeyden önce bu okulla biz Kürtlere kendi diliyle de eğitimi­ ni yapabileceği düşüncesini yerleştirdik. Bir komutanın söylediğiyle ne­ den bu kadar umutlandınız? Sen bilmiyor musun. kaşlarını çattı. “ Biz bu işe girme­ den önce sana bir soru sorm ak isterim: Eğer sen Fransa cumhur­ başkanı olsan ve on bin silahsız Kürdü silahlandırırsan Türkiye. H aco hırsından dudaklarını ısırdı. “ Bana açıklıkla söylediklerine ben de ay­ nı açık sözlerle cevap vermek istiyorum .” Fransız kom utan Şinedir. Öte yandan kısa sürede Kürt çocuklarına kendi dille­ 246 .

Örneğin “Haw ar” * ve “ R on ah i” ** Şam ’da. Bedirxan kardeşler Kürtçe. Kürt çocuklarını Kürtçe eğitiyordu. Osman Sebri’nin dediğine göre Şam ’daki okulu. M ir Celadet Bedirxan Paşa tarafın­ dan. kim düşman anladık. Şüphesiz kârım ız zararımızdan fazla idi. Düşmanlarımız daha da çoğaldı. kim dost. H aklarının farkına vardı ve gelişen şartlarda ulu­ sal toplumcu düşünceye yöneldi. daha da gelişebilirdi. Okulun malı talan edildi. cahil Kürtlere Kürt dilinin de diğer diller gi­ bi kurallı ve kullanılabilir bir dil olduğunu ispatladık. böylece dostu düşmanı birbirinden ayırdık. yeni bir hayatı tanıdı. * Hauıar: Çağrı ** R onahi : Aydınlık *** Ster: Yıldız R oja Nû: Yeni Gün *47 . kendi köyü H esek’te dernek çatısı altında bir okul açtı ve o Kürt çocuklarına Latin alfabesi öğretti. daha uzağı da görmeyi öğrendi. Birçok Kürt genci­ nin gözü açıldı. Aynı zam anlarda Osman Sebri de. kendi dilleriyle yazmayı öğrettik. Egemenler bizi daha çok tanıdı ve ister istemez de olsa deşifre ol­ duk. Suriye Kürdii hem bu girişimlerin etkisiyle hem de birçok ay­ dın insanın çabalarıyla çok güzel adımlar attılar. iki kardeş bir iki Kürtçe kitapçık da yayınladı. Bir araya gelmemizin yarattığı bağlılık dağıldı. Bu dil bili­ min yolunda ilerleyebilir. Qedri Bey. birlikte kapattırm ışlar. gençlerin binbir umutla katıldığı birlikleri bozuldu. Ö te yandan bu girişimimiz birçoklarına örnek oldu. Ayrıca Cizre gençliği yepyeni bir düşünceyi. Zararım ız ise. bırakın burunlarının dibini gör­ meyi. birçok eski dostu ve arkadaşı kaybetmemiz veya onlardan uzak kalmamız oldu. T ü rk­ çe ve Arapça pek çok yayın daha yaptılar. Şam ’daki bir okulda. Cemil Paşa ve Q edrican. Ama kısa sürede ikisi de kapandı. Benim Birinci Divan’ımı (Divvana Yekan) yayınlayan da Celadet Bey’dir. Bir diğer kârım ız da. En büyük kârımız ise kendi potansiyelimizi tanımamız oldu.riyle şiir ve şarkılar okumayı. “Ster” *** ile “R oja N u ” **** ise Lübnan’da M ir Kamuran Bey Bedirxan tarafından çıkarılıyordu. Haco Ağa’nın oğlu Hesen.

Bunlardan biri Kürtlerin bağımsızlığını uluslararası düzeyde gündeme getire­ rek tartıştırm aktı. îngilizlerin Araplara yardımıyla Suri­ ye’den çıkarıldı. bir daha da to­ parlanamadı. Konuşmalar genellikle ölüm hakkındaydı ve açık açık lslamiyete ve M iislüm anlara saldırılıyor­ du. Fransızların gidişinden sonra Arapların bizi baskı altına alacağından çekiniyorduk. Ölümünün kır­ kıncı günü Hıristiyanlar yemek verdi ve bizleri de çağırdılar. Biz Şük­ rü Kuvvetli döneminde Kürtlerin belli haklara sahip olabileceğini düşünmüştük ama bu umutlar Kürt ve Arap çıkar grupları arasın­ da kaynayıp gitti. M e l e k ’ in K ı r k ı n d a Y'aptığım Konuşma Daha önce Elosebex’in oğlu M elek’in. marşlar söylendi. Hemdûn’de. Her ne kadar konuşmacıların içinde olmasam da ama onlardan konuşma izni aldım. Ciz­ re Kürtleri ile Hıristiyanları yemekte bir araya geldiler.” Çok geçmeden H aco Ağa vefat etti. Herhangi bir yazı olm adan. irtica­ len konuşmama başladım. Fransızlar ise savaşta yenil­ di. çeşitli k o­ nuşmalar yapıldı. Ama Suri­ ye’nin yeni cumhurbaşkanı Şükrü Kuvvetli bize eski düşmanlıkla­ rın unutulmasını ve yeniye bakmamız gerektiğini söyledi. Cevap kısa sürede geldi: “İstekleriniz elimize ulaşmış bulunuyor. Sait Ağa ve adamları tarafından öldürüldüğünü anlatm ıştım . Şimdilik değerlen­ dirme aşamasındadır. Şam ’dan Cizre’ye kadar herkes bundan payını alıyordu. Biz Kürtler. Fransızlar. Kürt ve Arap basımlarımıza gerçekten ağza alınm ayacak sö z­ ler söylüyorlardı. dolayısıyla ‘Fransız d ostlan ’. Tarih onların yüzünü kapkara bir perde ile kapatmıştı. Araplar böylece amaçlarına ulaştı.O dönem Fransızlar bize ço k cazip sözler verdiler. Cizre’de otonom bir Kürt devleti kurmak da buna dahildi. Dolayısıyla sözü geçen ülkeler arasında yerini alamadı. Cizre’de otonom bir Kürt yönetimi oluşturma talebini içeren dilekçe için imza toplayarak Fransızlar aracılığıyla Birleşmiş M ilietler’e gönderdiler. Konuşmam özetle şöyleydi: 248 . Yakın bir zamanda talebinizin yerine geti­ rileceğini umut ediyoruz. Birleş­ miş Milletler tank ve topların ağırlığı altında ezildi. Kürt gericileri ulusal çıkarları hiçbir zaman dü­ şünemedi. Bunun için C izre’de H aco Ağa’nın öncülüğünde. Karargâhları Suriye askerine kaldı.

bir kısmı da eski hasımlarımızdı. böyle olur olmaz İslam düşmanlığı yapmanızı tasvip etm iyorum . hem biz kendi kendimize yaptık. evlerini yaktık. “Bizim gibi bin tanesi bir Cegerxwîn etmez. Kam ışlı’ya gittikten son­ ra. o zaman diğer Kürtlerin yüzüne bakm akta. bu konuşmalarını­ za tepki büyür M üslüm anlar yeniden karşınıza dikilir. Ama eğer düşmanlık büyür de yeni bir çatışma çı­ karsa sizi koruyacak güçte değiliz.” Ç e Ie k O l a y ı 1 9 4 5 ’te hastalanıp Kam ışlı’ya gittim. Gönül ister ki bir daha talan ve ölümle karşılaşm ayasınız.” dedi. Bir dostunuz olarak. doğru. Yoksa biz öyle aklı başında cesur M üslüm anlar değiliz. “Şimdiye kadar yapılan bunca olumsuz konuşmalar Cizre H ırisriyanlarma hiçbir yarar getirmez.“Saygıdeğer arkadaşlarım ve yoldaşlarım . Biz ve sizler. Güneye geçerek Elo ailesine sığınan bir H esarlı. Bir kısmı benim akrabala­ rım. Kürtlerin bir araya gelip sorunlarını çözmeleri için birlik oluşturmaları çok uzun bir zam anı alm ayacaktır. olay dört bir yanda duyulmuştu. daha büyüksün. “Söylediklerin dost­ ça ve doğrudur. pekala Kürtler de sizlere yönelebilirler. O k yaydan çıkm ış. Bizim eski hasımlar ise Elo 249 . hem de sizler bizlere yaptınız. Bu bile yanımıza kâr kalırsa şükredelim. Biz sizin dostunuz ve yoldaşmızız. doğal taraftarım dılar. Bizim yapmamız gerekeni sen yaptın. birçok Kürt ve Müslümanı öldürdük. Hıristiyanlardan Evdılehad Q iryo yüzümü öpüp kutladı. sefaletten kaçıp Güneye sığınmışlardı. yine Güneye geçen ve birlikte hareket ettiğimiz adamlardan birinin eşinin yata­ ğına girmiş. Şurası açıktır ki. Çelek’te birkaç hane Hesarlı idik. do­ ğal yarıcılarım .” Bana iki defa alkış ve müzikle karşılık verdiler. Aynı köylü olduğumuz için adamlarım. Açlıktan. sizinle olan dostluklarını ifade etm ekte zorlanırlar. Çıkışımızda Şeyh Zahir ve meleler gelip öptüler. Ama bu şekilde Müslümanları karşını­ za alırsanız. O zaman sizi korum am ız çok zor olur. Gün gelir. Bugün de gördük ki sen hepimizden daha alim . Şimdi sizinle dostça ve arkadaş­ ça oturuyoruz ama bize güvenmeyin. Sizlerle dost olmayı arzulayan Kürtler.

“Siz gevşeklik yapmışsınız. Bize vurdurtarak bir taşla iki kuş vurmayı düşünüyor­ du. “Seni bunun için bekledik. Yasin’i köye keya yapmışlardı. “Bu namus meselesi. köyde elini kolunu sallaya sallaya do­ laşmaya devam etti.ailesinin taraftarıydılar. “İşi sen çö z . Eğer bir düşmanlık yapıla­ caksa bile bunun sonuçları köylerimizi etkilememeliydi. “Bu işi bana bırakm am alıydınız. Kararı sonra vermenin yararlı olacağını biliyordum. O yüzden Hiso gitmedi. Gecikince birini gönderip. Katil olmaya hazırdım. Ben dönünceye kadar kimse bir şey yapmadı. İki tarafa da. köye gelmemi istediler. onlar da gelip bizim ka­ dınlardan birinin yatağına girsinler. böylece Taha hem H iso’ya verdiği pa­ ra ve kadın sözünden kurtulacaktı. Madem öyle bekleyin. B a­ na haberi getiren adamım işin çözümünün bana bırakıldığını söy­ ledi. Bazen ise Elo150 .” dediler. Elo ailesinin düşmanlarından Ebdırehman Eli Nam o’yu da vurup öldürmüştü.” dedim. sen ne der­ sen öyle olsun. hem de bu olay nedeniyle ce­ zaevine girecek olan biz olacağımız için köy onlara kalacaktı. cem aatte hiç­ bir şey yokmuş gibi gevezelik ediyordu. bunun için H iso’yu öldürtmek ni­ yetindeydi. Ancak o. kadının koynuna gir­ mişti. benim adamlarımdan Xalide Sado’ııun oğlu Ehm o’nun karısının yatağına girmişti.” dediler. “ Biz de aramızda pislik olsun istemeyiz. Köye dönünce Elo ailesi yanıma geldi. M adem seni bekledik. Elolar ise bu iş karşılığında H iso’ya bir kadın ve para sözü ver­ mişler. Penceremin altında dolanıyor.” dedim.” diye şart koştum. Yaklaşık 6 -7 baba öteden akraba olduğumuz için kimse sesini çıkarm am ış. Hiso’yu biz vuracaktık. Yasin’in kardeşi T ah a. köyden ayrılm ayacaklarını söyleyerek.” “ Hiso köyden çıksın gitsin.” dedi. H iso’nuıı adamlarına gidip köyden çıkması gerektiğini söyledi­ ler. Y asin’in adamı M ustafa Hesene H em o’nun oğlu Huseyn. beni bek­ lemişlerdi. Aslında iş göründüğü gibi değildi. Onun hareketlerine ben bile korkunç kin bağladım. Ancak onlar. Sen arada olnıasan şimdiye kadar birbirimizden on adam vurmuştuk. “Eğer Hiso onlardan birinin yatağına gitmişse. Dolayısıyla Elolar’a iyiliği vardı. ben ve Yasin bakıyorduk. iyileştikten sonra dönerim .” Yanıt olarak. Hiso.

intikam alm ak için yollar aradılar. Emrinde birçok adam vardı. Elolar’dan N ahito’nun kızına göz dikmiş. H iso öbür dünyada. kızı zorla kaçırıp N ahito’yu ise yaralamış. Az geride gizlenen Elolar da çıkıp kurşun yağdırmışlar. Elolar ile N am olar’ın birbirini vurmasını ve kö­ yün onlara kalm asını istiyordu. Hasde Köyü ona kaldı. sabaha kadar müzik çaldı. Evdike X elo. Bir gün N ahito kızıyla ot biçmeye giderken. Ö te yandan N am olar da H iso’yu bize öldürtmek için uğraşı­ yordu. Yanımda olan birkaç taş “plak” ı da ben gönderdim.. Biz Hi­ so’yu öldürecek. biz ise zindanda olacaktık. Evdirehman ona kanıp kapıya çıkınca Hiso tabancayı boşalt­ mış. deli. Hiso da Hesarlı olduğu için Elo ailesi ne etmişse Evdirehman’a kal­ leşlik etmesi için H iso’yu kandırmışlar. Köyü sınırda olduğu için kervanlardan haraç alıyor. “Hele bekle. onun da günü gelir. Evdirehm an’ın ölümü Çelekliler’i sevindirdi. G ram afon. Kardeşim ve akrabalarım ise karşı çıkıyor.” diyorlardı. Ancak yeğenim Eyşan’ia evli olduğu için H esar kervanlarından genellikle haraç almıyordu. H iso’yu vurmaya karar 151 . köy onlara kalacaktı. Öyle de yapmış: — Evdirehman Dayı! H esar’ın bir kervanı var. N ahito ve Evdirehm an’ın ölü­ müyle Evdike X e io ’nun istediği oldu. Evdirehm an’a gidecek ve bir H esar kervanının Güneye geç­ mek istediğini söyleyecekmiş. Evdirehman. geçmek istiyor. Ebdirehman El i N a m o ’ nun Öldürülmesi Elolar daha H asd ajor’da iken. Şimdi aynı oyunu Elolar bize oynamak istiyorlardı. Ertesi gece Çelek’te şenlik yaptılar. Bu görülmemiş olay Elolar’a büyük bir darbe oldu. Hazırladıkları plana göre Hiso. Al­ dıkları intikamın keyfini yaşıyorlardı.. sabretmemi istiyorlar. büyüklük havalarında ve gö­ zünü budaktan sakınm ayan biriydi. Ağabeyim ile amcazadem Evdo. zorba. züppe. Bir süre sonra N ahito o yaralar nedeniyle öldü.lar’ı bir gecede yok etmeyi bile aklımdan geçiriyordum. bu haracı Türk jandarm asıyla paylaşıyordu. Evdirehman Eli N am o.

T ah a’nın duva­ rının dibinde dinlenirken. Evdo ona do­ kunmamış. O sıra Tah a. “ Amcaoğlıı. H iso’yıı vurursa paralar Evdo’ya verilecekmiş. O anda durumu anladım ve geri dönerek si­ lahımı aradım. H iso o racık ­ ta ölmüş. Silah seslerini du­ yunca ayağa kalktım. Bir gün H iso. — Yok yahu! . Kurşunlardan biri sır­ tına saplanmış. Taha onun kaçtığını görünce arkasından ateş etmeye başlamış. Böyle eli boş kendimi nasıl koru­ yacağım ?” dedim. o hayvanı vurdum. Evdo kaçam ayacağını anlayınca. Pencereden dışarı baktığımda yüzüstü düş­ müş H iso’yu gördüm. Evdo H iso’yu vurmuş. Daha o telaşta iken Evdo içeriye girdi. H iso’yu vurup kaçtı. O sıra masamda oturmuş şiir yazıyordum. Evdo bana darıldı. O sıra amcam Eli Resul girdi içeri: — Haberin var mı. Evdo. dönüp benim evime sığındı. Hiso yüzüstü yere dü­ şerken Evdo yaklaşıp kafasına da İkincisini sıkmış. Yere bir yatak koyup üstüne uzattım. “kendine dikkat e t!” Üstü başı kan içindeydi: — Vay evi yıkılası.vermişlerdi. Kendi kendime. evimden çıkıp yeğenim Ubeydilah’ın evine taşındı. H iso’nun karşısında oturuyormuş. “Herhalde Evdo. Ölen Evdirehm aıı’ın adam ları. hızla koşup uzaklaşmak istemiş. benim odamın tam karşısında. Evdo’ya bir tabanca ve bin lira da para sözü vermişler. Bu olayı bana yıkacaklar. Tabancayı ve belki parayı da ağabeyim X elil’e emanet etmişler. Ben bütiin bunlardan habersizim. tabanca sıktı. — Taha da Evdo’yu vurmuş.” dedi. seni de vurmuşlar? — Taha vurdu. Yatakların içinden tüfeği çektim ama kütüklüğüm adamlarımdan birindeydi ve Kesra’nın anasıyla katırları sulam a­ ya gitmişti. Evdo arkadan gizlice yaklaşarak sila­ hını arkasına dayamış ve kurşunu sıkmış. Nedendi bilmiyorum. Kesra ve Giilperi küçücüktüler ve evdeydiler. Silahlığın Ezize Z ore’de olduğunu anlayınca korkuya ve deh­ şete kapıldım.

Bize doğru hiç gelmediler veya gelemediler. O na fırsat çıkm ıştı. Kesra ile Sinem’in annesiyle başka bir arkada­ şımın evine sığınmıştı.— V allahi. D ört şarjör mermisi olan Evdo’nun silahını da kendim aldım. Dama ancak bir yanından çıkılabilirdi. Ama arkadaşlarım saklanmıştılar. Hesarlı birini koym uştuk. “Evdo ölmeden onlardan birini vurma­ mız doğru olm az. Kendim için değil. yalnız oğlun değil dünya alem duymuş­ 2-53 . Aramızda ağır bir ça­ tışma başladı. T ilerb it’e gitti. ortalıkta görünmü­ yorlardı. Evi kuşatanlar ancak oradan çatıya ulaşabilir. vallahi Elolar onu vurur. duvarı bir yerinden delmek istedim. Rakipler de silahlanıp evimi her yandan kuşatmışlardı. Kuşatm a sürüyordu. gerekirse ateş edebilirdim. Bırak bizi yaksınlar. Korkarım ha­ beri olmadan köye gelsin. Bir şarjör mermisi olan silahımı am cam a verdim. Doğu yanında küçük bir dam kulübe yapmış. — Yahu yaralımızı burada bırakıp nereye gidelim be adam? Erkekçe karşı koysana. “Boş ver. Adam ol. Akşam olup karanlık çökünce Ape Eli.” dedi. Rençberim . Ge­ lecek olan şimdiye gelirdi. Ben bir merdiven dayayıp. Çatışma­ ya başladık. “eğer üzerimize gelirlerse karşı koyacağız. — M erak etme yahu. oğlum. kimse de yardıma gelmez. dedim. evi yakabilirlerdi.” dedim. Evdo ise umur­ samaz bir şekilde. kaçm anın alemi yok. “N e yaptın be oğlum . Ancak oradan dışarıyı iyice görebilir. Bir süre sonra yine geldi: — En iyisi gidip sana yardım getirmek. “Ape E li. yarın gelecekti. eskiden ne yiğit olduğunu böbürlenerek anlatırdı. Am cama. Haydi davran!” Amcam Eli.” dedi. Evdo’ya dönerek. Evin her yanı sarılmıştı. — Ape Eli. yatakta uzanmış. adam gibi öl! Az sonra Ape Eli: — Şexe. Ape Eli’ye. orada bak. Sadece kendimizi koruyalım .” dedi. “Haydi gel kaçalım .” dedim. Dışardan “evi yakalım ” sesleri geliyordu. diğer üç duvar oldukça yüksekti. yaralını burada bı­ rakman senin için de onur değildir.

korkm ayın.” dedi. — Yasin nerede? — Gelmedi. Evdo’vu görünce: — Hay evin yıkılsın. aklı başında ve uyanıktır. Kesra ile Gıılperi küçüktüler ve ateş ocağının yanına oturmuşlardı. anneniz şimdi gelir. dedi. Ama yanılmışım.” dedi. bir yanına geleyim. Korkudan seslerini kesmiş bekliyorlardı. dedi. arkasından gelip beni vuracaklarından korktum. Ape Eli oradan atlayarak gider mi giderdi. diyordum. “Elimi tut.tur. Öyle ya. Nure bir daha geldi. bana oyun oynayıp vurabilirlerdi: — Kendi gelsin o zaman. Nure’nin yalnız olmadığından. Senin onu vuracağından korkuyor. Eğer Ape Eli çeker giderse her yandan haberim olmazdı. ‘‘ nasılsın?” Sesinden Y asin’in karısı Nure olduğunu anladım. nedir bu yaptığın? Başka yerde ya­ pamaz miydin? Bir değirmende. Korkuyla silahımı pencereye dayadım: — Söyle Nure? Ne istiyorsun? — Yasin seni görmek istiyor. Siz H esarlılar başımıza bela saldınız. Gece biraz ilerleyince pencerenin dibine bir karartı geldi: “Cegerxwîn. Y aralı ölmeyinceye kadar iyidir. Nure gittikten sonra ku­ z54 . bir şehirde vursaydın. oğlun niye öyle elini kolunu sallaya sallaya köye gelsin ki? Doğrusu. Onlarsa birbirine sokulmuş. Ape Eli’nin beni bir yaralıyla yalnız bırakıp gitme­ sinden korkuyordum. pencereden atlayıp kayboidu. kendinizi koruyun. yalnızdı. anlaşalım. Evim iki büyük oda ve bir büyük salondu. diyordu. Konuşmak için beni sana gönderdi. Evdo’ya halini sorduğumda: — Ben iyiyim. artık bitsin. Onun için açık olan odada Evdo’yla kaldım. çek. çatışm a­ yalım. Korkuyla sorduklarında: — Bir şey yok. Nure geri döndü. Kapı pen­ cere açıktı. yüksek odayı da amcama bıraktım . sessiz ve iri gözleriyle heyecanla bekliyorlardı. Nure’yi çekip içeri aldım. Söyle Cegerx\vîn’e. Biraz düşündüm. Evdo’nıın yattığı odaya henüz cam çerçeve koym am ıştık. Sonra N ure’yi içerde rehin tutmadığıma pişman oldum.

Ç elo’nun karısı Eyşe gizlice pencere­ ye geldi: — Sem o. bes­ belli. bakalım ne di­ yecek? Dediğini gel bana ilet. Onun etraf köylere hükmetmesini. Evdi X elo ’nun niyetini çok iyi biliyordum. “T am am . Her ne kadar Evdi X elo’nun kız kardeşi Nure. zindanlara düşmesinden korkarım . neden burada vuracakmışsınız? Evdi’yi görürsen. Semo Evdi’ye söyleyince. Küre X elo gelir di­ ye. Peki dayı yeğenlik ne güne duruyordu? Yine akşam karanlığında. Yasin’in karısı ise de. köylüyü sömürmesini istemezdim. Evdi’nin niyetini çok . hem de iyi bir dostum olan köy­ lüm Sem o’dan öğrenmiştim. Y asin ’i Hasde köyünde vuracağım ’ de. Evdi’nin kafasında elli cin dolaşıyor. Kocasından yiğit çıkm ıştı.” diye­ rek. Her defasında da buna engel olmuştum. dedi. Birkaç de­ fa çağırmam a rağmen ses seda çıkm am ış.şatma kalktı. iki taraf birbirini vurup köyü terk etmek zo­ runda kalırlarsa. Cegerxwîn bilm esin. Evdi gelip köye konacaktı.” demiş.” Sem o. vergisini almasını. Ama ben senin zor durumda kalmanı istemiyorum. Yalnız Hasde değil. ayrıldı. benim söylediklerimi de hatırlayıp. Dayımla beraber karşı koyalım dememişti. “Seninle yalnız görüşe­ bilir m iyim ?” diye sordu. sana yardım getirmeye gitti. Kesra ile Gulperi’yi kucağına alıp gitti. Bundan haberin olsun. hiç değilse silah yetiştireyim diye bir derdi yoktu. silahını bile getirmemiş­ ti. Birkaç defa Yasin’i benim adamla­ rıma vurdurtmak istemişti. Bir giin bana. keşke Y asin’i vursaydınız. Ama Çelek’te değil. Burda vursanız. “ Yahu Sem o. köpek sesinden sabaha kadar uyuyamazdık. evi yakıyorlar. tamam mı? Semo. öyle vuralım ki. Yalnız kalınca meseleyi anlattı: — Evdi bana ‘gelin Y asin’i Çelek’te vuralım. Ben işi kurnazlığa vurarak. kucağında silahlığımla geldi. Dayımı öldürüyorlar. Çelek’te de gözü vardı. Bütün bunları hem arkadaşım . Sanırım tüfek sesleri de kesildi.’ dedi. Bu arada yeğenim Ubeydilah’m karısı H alim e. Hasde köyünün ona kalması için Ya­ sin’i ortadan kaldırmak istiyordu. E lolar şimdiden korkmaya başladılar. Evdi X elo onları sevmezdi. Ubeydilah. dedim. ‘Evdi Dayı. Oturduğu yerde çatışmayı seyretmişti. “Ezo’nun ço­ cukları daha küçük.

Dolayısıyla meydan onlara kalacak. Yüzü gülüyordu: — Yahu sen yaman adamsın. O zaman yalnız Çelek’e de­ ğil. arkadaşla­ rımla çevredekiler. bilmiyorsun. îki taraf da.. böyle bir olayın olmasını istemiyor. Böylece E lolar bizi şikâyet edip hepimizin zindana atılm asını sağlayacaklar. bizim de çocuklarım ız küçük. uygun bir şekilde olayı kapatmak istiyordum. oyunlarını anlayamamışsın. se­ ni kandırıyor diyememiştim. hepimizin başını yiyecektin. Benim üzüldüğüm nokta.vdo’yu bir an önce doktora yetiştirip iyileştirmek istiyorduk. birlikte hareket ettiğim insanlar ve taraf­ tarlarım onlardan daha çoktu. dedi. Eskiye nazaran daha güçlüydüm.iyi anlamış. O nlar da yerlerinden yurtlarından olm aktan korkuyorlardı. “Eğer sorun küçük ço ­ cuklarsa. Ama sen safsın. ama bir köyün insanını bir arada tu­ tam ıyor.’ dedi. Bundan dolayı. 256 . Sana doğruyu söyleyeyim: Evdi. ‘Babam X elo’nun ölüsüne yemin ederim ki bunu Cegerxwîn sana öğretmiş­ tir. An­ cak benim arkadaşlarım . Kürdistan idealini gaye edinmiş bir aydın olduğunu söylüyor. “ Öyle y a!” diye düşünmüş. Jandarm a masraflarını onlar ödeyeceklerdi. 3 . Böylece oyun sona erdi.” diyeceklerdi. Bu arada Evdo’nun köyde gözü olduğunu herkes anlamıştı. H iso ölmüştü. Yasin de ölecek. Evdi bana. istiyor. Her iki kesim de ifadelerinde “ bunlar birbirini vurdu” diyecekti. Neredeyse.” Semo evine giderken. Evdo ölmez de yaralı kalırsa iki tüfek vereceklerdi. Seni ölüme nasıl sürü­ yor. Şu anda biz on­ lardan kârlıydık. “Cegerxwîn. Yasin’i sen veya biz öldürelim. Tekrar konuya dönelim. Bunun üzerine konuyu iyice açtım: — O zamanlar Evdi’nin niyetini sana açmaya korkmuştum. Anl aş manı n Şartl arı 1. yol üstü bana uğradı. Eğer Evdo ölürse bize iki bin lira verecekler. kayıplarda eşit olmak istiyordu. 2. 4. belki bütün bu köylere hükmedecektir. duvar diplerinde mi ölsün bunlar?. Yaralı F. ağa­ nın niyetini.

ise yardım çağırmaya gelmek yerine niçin çatışmaya katılmadığını sorgulayarak. jandarm aya ikisinin birbirini vurduğunu söyledi. hiç acele eder mi? Birkaç adam vurmamızı bekliyor. yeni bir hayat başlam ıştı. bir iki ölü için gelmez­ di. Söz ver­ dikleri gibi iki tüfek ve bin lirayı vermediler. Ama Elolar. “Beni Tah a ile Yasin vurdu. Bir yandan da arkadaşlarımızın bize yar­ dım etmesini bekliyorduk. Ölmeden önce Evdo onlara. Evdo. Şam Kürtlerindcndi ve iyi bir arkadaşımdı. yana çekilmişler. aynı gün M ala X elo ile Tilerbe köylüleri Çelek’e geldiler. Benim taraftarlarım M ala ile adamları ise. Sem o arkadaşım ertesi gece belinde tabancası G ırsor’a. bazıları ise bıyık altından bizegülüyorlarm ış. kurtlar kuş­ lar. M ala X elo hemen Yasin’e ve Huseyn G em o’ya gitmişler. Ama şimdi Elolar’la birbiri­ mizi vurduk ya. Türkiye’den kaçarak Güneye gelen Omeri ağa­ sı Ehmede Süleyman’ın yeğeni Suleymane Hacı Hesen.” de­ di. Bizi hemen bir araya getirdi ve rapor olarak da. artık Evdo Ağa keyfinden eline mendilini alıp oy­ nayabilirdi. neredeyse birbirimizi vuracaktık. yeni bir gün. dostların isteği üzerine evimi yükleyip. börtü böcek yuvalardan ve inlerinden çıktı. Herem’de . Biz tozlu damın altında. pençelerini toprağa vurdu. olaya karışm ak istememişler. Günler sonra kapıyı açtık. kimi de evine saklanıp olacakları beklemeye başlamış. Dediğim gibi. halime gülüp takıldılar: — Silahlıkta pek yakışmış. çatışmayı duydukları za­ man. Köylülerle dışarıdan gelen adamları bizim eve geldiler. ki­ mi olaya karışm am ak için köyden kaçıp çıkm ış.Şafakla beraber güneş. D oktor X ıd ır. korku ve heyecanla olacakları bekliyorduk. Heremeşexo köyüne taşındım. Hasde köyünde epeyce kapış­ tık. X elolar ile adam ları. Geçen yıl Y asin ’le keyalığı için. Aynı gün arkadaşla­ rımın ısrarı. Ama ağa bu. yalnızca bin lira verdiler. Evdi Ağa’nın yeğeni Huseyn İbrahim ’e gitmiş. Biz iki aile ise bir müddet sonra araya girenlerce barıştırıldık. İyi bir arkadaşım olan H acı Şexmuz Gırzini. daha jandarm alar ile doktor gelmeden ruhunu teslim etti. Semo’yu çok kötü azarlamış. Böylece iki taraf da cezaevine gir­ mekten kurtuldu. Ancak fesat zam anı gelirdi.

Birinci Divan’ımı bastırdım. O nlar da birkaç defa Yasin’i öldürmeyi denediler ama bir türlü isteklerini gerçekleştiremediler. Bu yaptıklarından ötürü ona gerçekten borçluyum. Elo aile­ sinden ise Taha öldürüldü. Kavga çok uzun sürdü. Elolar. “ Bu iş bizim aramızda. Süleyman A ğa’nın adam larıyla Kuzeye. zMıhemed’e kendi tabancasını verip. bundan sonra benim için. z58 . Ben epeyce uğraşıp engelledim. Eve dönünce evimi Kamışlı’ya taşıdım. söz verdikleri nafakayı karşılamadılar. Şimdilerde cezaevinden çıkmış. Çünkü Y a ­ sin her zaman dikkatli ve silahlı idi. H atta bir gün Huseyn Ağa. Elolar ile Çelo ailesi arasında kavga çıktı.” dediler.” Bu arada ben de onlardan sözlerinde durmalarını ve evimin karşılığı olan bin lirayı vermelerini istedim. “Sözünüzde durmazsanız sizi vururuz. Kamışh’da yolunu kes­ tirmiş. Birkaç ay sonra Şam ’a gittim . H atta annesine bir m iktar para verdim. H erem ’e götürdü. Hatırladığım kadarıyla Çelek olayı 1 9 4 5 ’te oldu. Dönüşte yolda vurulup öldü­ rülmüşler. Artık sizden ne para ne de kan isterim. Aynı Mıhemed. O yüzden Evdo’nun adamları onlara haber salarak. Daha sonra Ç elolar’dan iki kişi daha öldürüldü. Cegerxwîn’i ilgilen­ dirm ez. Ben oradayken rencberim Eziz. 1 9 4 6 ’da ise divanım basıldı ve aynı yıl Kam ışlı’ya taşındım. Onun namı çok yaygındı ve değme babayiğit üzerine gidemezdi. Bunun üzerine Mele Eli evimi Topiz köyüne götürmüş. O paradan Evdo’nun oğluna da verdim ve bu olay kapandı. dedim. Kendisi bizzat kamyonunu getirip evimi yükledi ve ya­ nına. Yasin de Taha da öl­ müştü. Kızım Benisuada orada dünyaya geldi. Daha sonraları N am olar’ın ihbarlarıyla H iso’nun kardeşini yakalayıp Türkiye’ye teslim etmeye çalıştılar.kalıyordu. İlk çatışmada Ç elolar’dan Semo. Biz köyden çıkınca. sonradan Y asin’i iki gü lled e öldürdü ve ceza­ evine girdi. O m eriler’in talanına gitmiş. kendi çocuklarım kadar değerlisiniz. Ama M ıhem ed’in gidişiyle dönüşü bir olmuş. Onların çocukları bir gün evime geldi: Onları karşıladım. Tek isteğim insan­ ların öldürülmemesi.

Ama H ıristiyanların büyük bir kesimi bizi desteklediği için çoğunlukta idik. Oradakiler utandı. “Bunlar Islamı bırakm ış gavur Hıristiyanlarla birleşm iş.” Sözünü bitirdikten sonra gözyaşlarına boğuldu. Kim bizden daha yurtsever olabilir ki? Biz neden oylarımızı Kürt düşmanları­ na verelim? 159 . Arif Abas gibi tanınm ış birkaç K iirt de oylarını Araplara vermeye söz ver­ mişler. Grupları. Siz ise Kürt düşmanlarıyla işbirliği yapıyorsunuz. Müftü Mele Ahmed Zivingi. Kürtçülerin kendilerini Hıristiyanlara sattıklarını iddia ediyorlardı.” dedi. Kürtçü grubuydu. “gözünü aç! Her ne kadar şimdiye kadar aramızda küskünlük ve dargınlıklar ol­ duysa da.” diyorlardı. Y ani güç Fransızların. Sonunda D oktor Ehmed Nafiz Bey söz aldı: — Hepiniz sözlerinizle biz Derikliler’i kastediyorsunuz. H esek ’te H aco Ağa’nın evinde toplantı yaptık. Bu yüzden rakipler para harcıyor ve propaganda yapıyor.” Ben de kalkıp bir şiir okudum. Fransız ve Arap taraftarları diye de adlandırabilirdik.Kürt Adaylarının Suriye Parlamentosuna Seçilmesi Suriye’de ilk defa parlam ento seçimleri oluyordu. şimdi namus günüdür. O rada on iki delege oyu vardı ve biz oyların bize verilece­ ğini sanıyorduk. dedi. Ö n seçimde adaylar belli olacak. D erik’te D oktor N afiz. “ Biz K ürt yurtseveriyiz. H aco Ağa aya­ ğa kalktı: — Eğer siz. Cizre iki gruptu: H aco Ağa grubu. İkincisinde ise par­ lamenterler seçilecekti. Kim Derikliler’den ‘size oy vermeyeceğiz* lafım duymuş. çoluk çocuğumu bu odada benzin döküp yakacağım . vuralım . kendimi. Qedri Bey ayağa kalkarak. Her kim ki bu seçimde sana oyu­ nu vermez ise katli helaldir. do­ layısıyla H aco Ağa’nmdı. Şeyh D e­ ham grubu ise Arapçıydı. Seçim iki aşamalı idi. “A ğa. Kürdün şanı ve şerefi olan bu külahımı Arap Deham H adi’nin ayağına düşürürseniz.” diyorduk. Biz ise karşı propaganda olarak.

bir çayımı bile içmemiştir. “Ağa. Y ok eğer yetmiyorsa boşuna ortaya çıkıp düşman kazanmayalım. “Bütün malımı ve köyümü satar birkaç oy daha sa­ tın alırım . yanlışımı bağışlamanı rica ediyorum. yıllarca Kamışlı’da beraber otururuz. “D oktor size ne söylerse sesinizi çıkarm ayın. Xelil Bey ve Said lshaq ’ı getirdi.” dedi. şimdi mi Kürt oldum? Ben bu H ıristiyan beye si­ tem etmiyorum. “ Doğrudur. Bu arada seçilmek için iki oya daha gerek vardı. Getirirken. Qidûr Bey ki. bir gün bir tanrı selamı bile etmemiş. “Adaylarınızla yüz yü­ ze konuşmadan ve bazı şeyler söylemeden oyumu size verm em . Ayrıca sana vermesi için Haco Ağa’dan altı bin lira sözü aldık. D oktor söze haşladı: — Yani bu Xelil Bey. D oktor Ehmed N afiz ise. O zaman ben Kürt değildim. Ama benden sonra Kamışlı’ya gelen bir Arap doktorla çok iyi dost olmuştur. İbrahim Paşa’nm oğlu mu? Keşke bunun yerine herhangi bir çoban Cizre’nin önderi olaydı. Beni affetmeni. Bu adam ken­ dine bugüne kadar ‘ben Kürdüm’ bile diyememiştir. daha iyi! Qidûr Bey.” diye de tembih etti. bu şehirde gönlümüz senden yana. ben bu konuda yanlışım D oktor.60 . dedi. aday olan Qidur Bey. Haco Ağa. Biz Kürtler dağılmamak.” dedi. Eğer oylarımız seçilmeye yetiyor­ sa o zaman size verelim. Toplantı bittikten sonra M irsiniler’Ie bir araya gelip Said Ağa’ya giderek. biz bu şehirde sözü Said İshak’tan alıp sana verdik. oyumu size vereceğime bir itin kıçına sokardım . o hepinizden çok daha merttir. Bizi günahkâr çıkarma ve oylarını H aco’nun listesine ver. Hepimiz bu düşünceye katıldık.” dedi. Üçü yerlerine oturunca. H aco’ııun tembihine uyarak.O arada Arif Abas söz aldı ve bana döndü: — Değerli Şeyda’m. Eğer onun hatıra­ sı olmasa. biı arada kalmak zorundayız.” 2. neden bizi böyle suçluyorsun? Biz şimdiye kadar ne zaman düşman saflarını seçtik? Düşmana oy verdiğimiz zaman bizi rahatlıkla ‘Kürt düşmanı’ ilan edebilirsiniz! Müftü ise: — Gelin oylarımızı sayalım. Bunun üzerine H aco öteki odaya gidip.

işte ke­ ramet bunda.. Giyin­ meme yardım edin de gidelim. dedi. M ele Şexo’yrı Seyid Husni'nin otelinde bulduk. Birkaç silahlı adamla Kam ışlı’ya gittim.Ağa oylarını bize verdi. Ama yaşadıklarım ve tecrübelerim onun pişman olacağını söylüyordu. Ama ben dönm ekte ısrarlıydım. Seni üzgün gönderdiğim için özür dilerim. “Allah ta gelse.. dedi. Bir daha gelirse kendini affettirmeye çalışır. Bu arada H aco. Küfür ve hakaretlere başladı: — Bende seni akıllı bir adam sanırdım. Şoförle arkadaşlarım bana güldüler: — Yahu sen ne diyorsun. M eğer beş paralık ak ­ im yokmuş. Hastaydı ve doktora git­ mişti.” dedim. bizimle geleceğini nereden biliyordu? Yolda bana takılıyorlardı: — Allahını seversen söyle.. beni ona gön­ derdi: — G it o kaşmeri getir. Şeyda? dediler ve Şe x o ’ya küfrettiler. derviş mi? Kararından caydığını. Oğlu H esen’i göndermiş ama toplantıya katmayı başaram a­ mıştı. “Geri dön Şexo’yu alalım . pişm anım . yüzümü gözümü öptü: — itlik ettim Cegerxwîn. hem de söyleniyor­ lardı: — Yahu bu adam ermiş mi. adam lara oy istersin. H uriraelkler’le birlik­ te M elk H opo’ya gitti.. Arkadaşlarım hem şaşkınlıktan gülüyordu. sen gitmezsen gelmez. i6l . vermeyen adam sonradan gönül kırdığına üzülür ve pişman olur. Bizim bir oyumuz da Mele Şexo idi. O nlar da oy sözü verince çoğunluk bize geçti. pişman olduğunu nasıl anladın? — Ben ermiş değilim. Nasıl bana gelip o . dedi. Amud’la Hesek yol ayrımına gelince şoföre.. dedi.” dedi. Ne ettimse M ele’yı ikna edemedim. Amacı öteden beri bozuk olan ilişkilerini düzeltmekti. Benim iyi bir dostum olduğu için H aco Ağa. Mele ikinci gidişimde beni görün­ ce ağlamaya başladı. Zaten birinden bir şey istedin de vermedi mi. Hesek’e gelip o adam lara oy verm em . Geri döndük. Kurbanın olayım gönlünü kırm a.

'Biz oylarım ı­ zı Said Ağa’ya verdik. oyunu sürdürdük. O nlarla bir toplantı yaptık. “T am am ” dediler.” diyerek. “Sözbirliği yapmamız ge­ reken bir nokta var. İsa Ağa ise Deham ’ın yakınına gitti. “ Ö n seçimleri kendimizce düzenledik.” cevabını verdik. parlamentoya girmesini hedeflediğimiz kişiler için elimizden gelen her şeyi yaptık. Her iki ağa da önerimi kabul ede­ rek. Said Ağa. İnisiyatifi Deqor ağası Said ile Milan ağası İsa’ya bıraktık. “ Ben dünya alemin bana karşı olacağını tahmin ediyordum ama Cegerxw în’le kirvem Evdi Ağa’dan bunu beklemezdim. Bu dört adaydan biri iyi bir arkadaşım ve dostum olan Ermeni Emso Nevirci. diğe­ ri Evdi Ağa’nın kirvesi olan Milanlı bir Ezidi.Amud S e ç i m l e r i n d e k i Suçumuz Amud’da parlamentoya on iki kişi seçilecekti.” dedi. H aco Ağa’ya. Bu toplantıdan sonra Hesek’e giderek H aco Ağa ile görüştük. Bu çalışm alar sonrasında ortaya çıkan olgulardan bir kez da­ 262 . Said îshak’ın evine gitti. öteki adaylar ise Sa­ id ve İsa Ağalar idi. sonuna kadar giderse ne a la !” dedik.” Orada adaylıkları paylaştık. her iki ağaya. H aco Ağa. Amııd’daki ön seçimlerde H aco Ağa. oyunu Deham ’dan yana kullanan tek kişi Isa Aga’ydı. M irsiniler’in dı­ şında bütün aşiretler bize karşıydı. X elo ’nun oğlu Said îshaq’ın H aco Ağa ve arkadaşlarının lehine adaylıktan çekildiği­ ni. Anlayacağınız.” dedi. Benle Mele Eli de yanına gitmiştik. “ Öyle a m a . “Sen bize karşı görün ki bizi Deham ’dan yana sansınlar. Anıud’un zenginlerinden olan Evdi’niıı eniştesi H acı Şexmuse H acı X elef aracılığıyla. Ama ne yazık ki. “sizi sonradan kandırmasalar?” Ağa’nın kaygısı üzerine. H aco Ağa’nın evine yakın bir yerde bir ev kiraladı. Deham taraftan olan aşiretlere ulaştık. Biz bunu hesaba katarak hare­ ket ettik. bunlardan üçü giderek Kürtlükten uzaklaştı. rol gere­ ğince bize sitem ederek. H a­ co Ağa ise kaygılıydı. bu fedakârlığa karşı M irsiniler’in istediği adayları gösterm ele­ rine izin verilmesini önerdim. Toplantıda. “ Mirsiniler nasıl isterse öyle olsun. geriye ka­ lan dört aday ise iki büyük aşirete düşüyordu. “Bizim ne gücümüz var ki Ağa? Niye bize si­ tem ediyorsun?” diyerek. sekiz aday M irsiniler’e.

onlarla ilişkimi kestim. derebeylerin. K ürt ileri gelenleri ve zenginleri için çalışıyor. işin so­ nunda kaybetm ekte olsa!. bir bakım a. inandığı ve bildiği doğruların yaşam a geçmesi için çabalar. Bu insanlar bizi nasıl kullanacakları ve kandıracakları konu­ sunda çok gelişmişlerdi. Ama dedikleri 'zam an’ da henüz gelmiş. Ama her defasında da kandırılıyorduk. nihayetinde belediye oldu. H atta zamana bakm az. Bu insanların kendi kişi­ sel dünyaları vardı ve ağır basıyordu.” (En iyi insan. Bu nedenle milli duyguları gelişmiyordu. Neredeyse Cizre’de seçilen bütün adaylar ve kalbur üstü bütün Kürtler aynı idi. akıllı ve bilgili insanın elinde­ dir. ağaların. “Ew e mirove baş. Elbet daha sonraları bu güç oluşunca. 263 . kısa bir aradan son­ ra da Belediye Meclisi seçimleri için karar alındı.) İkinci Aşama Seçimleri Uzun süren çekişme ve kavgalardan sonra Cizre’ye vilayet sta­ tüsü verildi. Kürtlerle ilgili bütün isteklerime bir tek cevapları vardı: “Onun zamanı henüz gelmedi. Bizim ise bunlar dışında beraber çalışaca­ ğımız kişiler de ne yazık ki daha yoktu. Cizre.” Amud seçimlerinde aday olanların hiçbiri şimdi yaşamıyor. Her iki tarafta da seçimlerde en iyi sonucu almak için çabalıyordu. Ama yıllarca harcadı­ ğım emek de boşa gitti. değil! Bu ağa ve beyler için vakit nakitti. Akıllı ve bilgili insan isterse zamanı kendine uydurabilir. Ama o naktin değeri değilse bile ağırlığı ve zah­ meti bize düşüyordu. onların tem silcilerim iz olm aları için çabalıyorduk. Kurm anclar’m bir atasözünde denildi­ ği gibi. ko nenerî ne li peş û ne li p aş. Kendilerinden başka hiçbir sese ku­ lak vermediler. Yalnız parlam entoya girmesi için çabaladığımız üç insanı kas­ tetmiyorum. Kürt ulusu için hiçbir şey istemediler.. feodallerin arkasında yürü­ mekten kurtuldum. işin sonucunu görmese de yürümesini bilendir. Suriye Parlam entosıı’nda Kürt kimliği veya Kürt dilinin özgürlü­ ğü için hiçbir şey yapmadılar. İnandığın şeyleri yapacaksın. Bu tutum doğru değildi.ha anladık ki Kürt insanı milli duygular açısından henüz gerekli olgunluğu kazanam am ıştır. Zam an. C egerxw în.

Kik ve M il kendi ağalarına oy verir.” demiş. Kürtlerin arası açıldı. Çün­ kü tercümanlar ve Hıristiyanlar okumuş yazmış.” demişler. Diğer yandan tercüman M işel’in bütün isteği be­ nim seçilmememdi. Arkadaşlarım ve diğer tanıdıklarım Amud’daydı. Bu arada okuma yazması olmayan birkaç cahil ve yabani Kürt ağası. bir toplantı yaparak. Birtakım cahil. Bunlar ayrıca Haco Ağa’yı da kendi listelerine koydular. seçelim . kolayca kul­ lanabilecekleri ağaların seçilmesini istiyorlardı. deli dolu. 164 . Hacı Dervveş bana beklemediğim bir cevap verdi: — Bak Şeyda. beni iyi tanıyordu. Bu ağalar. Kikli İsa Ağa’yla M illi İsa Ağa da bu seçim ler­ de adaydırlar. H aco Ağa. kendilerinden başkasının aday olmamasını istemişler. H aco Ağa ve Resul Ağa ile birlikte aynı listede yer aldık.” diyerek. oysa siz Kürtler okuma yaz­ ma bilmezsiniz. Bu nedenle önce Amud’a. Daha çok. Ağaların bu istemlerini gayet nazik karşılamış ve ağalara yularını takarak. Resul da seçi­ lince geriye ben kaldım. Arkadaşlarım Cizre Bele­ diye M eclisi’ne aday olmamı önerdiler. “İsteyen aday olabilir. hırçın biriydi. H acı’nın söyledikleri moralimi bozdu. Böylece Kürtlerin arası da açılacaktı. H aco Ağa’yı kızdırmak istememişler. “ iki arkadaşından birini söyle. H aco’ya. Hacı Dewreş’ten seçimler için yardım isteyecektik. Bu düşüncelerin tercümanların işi olduğunu biliyordum. kimse karşı çıkm aya cesaret edemezdi. Bizim listemizden yalnız H aco Ağa seçilebildi. “Başkalarının aday olmasını istem iyoruz. aşiret­ lerinin başkalarına oy vermeyeceğini iletmişler. bilinçli Kürtlerin seçilmesini ve inisiyatifi almasını istemiyorlardı. inatçı. sıcak ilişkiler kurmayı başaran Kürıler seçim nedeniyle ye­ niden bölündü. Başka birine yer kal­ madı. Fransız yüzbaşı Danyeli’ye. istedikleri oldu. Aşiretler. H aco da Resul Ağa’yı önermiş. Doğrusu tercüman M işel ve David’in isteği de böyleydi. Fransız yüzbaşı Daııyeli. bir not yaza­ rak Kik aşiretinin oyları için beni bu yazıyla H acı Dervveş’e gön­ derdi. O . Çok sert ve otoriterdi. oradan da K am ışlı’ya gittim. Bu sizin işiniz.ilk defa politikaya adım atıyordum. ama nüfuz sahibi Kürt ağaları onların işine geliyordu.

O y sayımında Cizre Padişahı olarak tanınan tercüman M işel. yalnızca Cegerxwîn adıyla kullanılan oylar hane­ me yazıldı. ‘Sakın X alib Ağa yanlış anlam asın?’ diyerek. gidip geri çağırm am ızı istedi. anlatm ıştı: — Bir gün X a lib Ağa saati on ikiye kurmuş. Elbet bu dert yalnız benim 265 . Arap sesini çıkarm adı. kalkıp meclisin yolunu tuttu. Görüşmelerimizden birinde. “ O bilmem nesini ne yaptığımın Cegerxw în’ine oyunu nasıl verirsin. bu çağda m illetin meselelerini görebilm esi. im­ za atmasını dahi bilmezdi. İkisi. Bir gün Kamışlı çarşısında gezerken. o ise gece on iki anlam ış telaşı ondanm ış. ‘kalk M eclis’e git. onu bir Arap’m gırtlağına sarılmış halde gördüm. T a b i. Şexnıuz H esen olarak adıma verilen oyları Şexmu 2 Heso diye okuyor. K afasına bir şaplak indirdim: — Y ahu ne var. içinde bulunduğumuz durumu az çok bilmesi. Y'atağa girince de bizi. sizin sekre­ ter g itti. Bizim oylarımızla seçilen birinin. Bu öyküyü anlatm am da bir kasıt yoktur. ‘Beni on ikide uyandırın. daha da önemlisi çağın gereklerini bilmesi gerekiyor. U tancından geri de gelmemiş zavallı.” diye bağırıyordu. Ben bütün bunların M işel’in marifeti olduğunu gayet iyi bili­ yordum.’ Babam ise. ‘saat on iki. ne istiyorsun adamdan? dedim. Benim neden seçilmediğimi üzüle­ rek ve biraz da kızgın anlatıyorum . ona oy vere­ nin de. Ağa saraya gidince kimseyi görm em iş. H aco Ağa’nın oğlu Cemile H aco. X alibe Dervveş sekreter oldu. Benimle namaz kılan M ele Şehmo bile bana can düş­ manı kesilmişti. tekrarladı: — Cegerx\vîn’in bilmem nesini neresine sokayım . O arada ben babam ın pence­ resine gittim . Bu seçimde. O n iki olup saat ça­ lınca. Amud ve K am ışlı’da. M eğer gündüz on ikide meclise gel demiş­ ler. çekip gitti. gitmiş camide sabahlam ış.’ dedim. H acı Şexmuze H eso ile X alibe Derweş seçildi. H aco Ağa başkan. M ele Şehm o. elbisesini çıkar­ madan yatağa girm iş. adı bana benzeyen Şexmuz H eso’nun hanesine yazıyor­ du.’ diye uyardı.

Elleri nasırlılar tarihte ilk defa iktidar oluyordu. Diktatörlüklerin onlara vur­ duğu zulüm perdesi yırtıldı. “Köylüye toprak. Hem Araplar. milletlere özgürlük.değildi. İşçinin. İşçi ve emekçiler böylece ülkelerinin ve üretim araçlarının sahibi oldular. özgürlük isteyene herkes düşman değil mi? Dünya bile böyle kurulmamış mı? ikinci Dünya Savaşı Birinci büyük savaşın kıvılcımları Sırbistan’da çakıldı ve bunun sonucu olarak komünist ülkeler oluştu. onların seviyesine ulaşmamızı istemiyorlardı. Doğruları dile getirene. yurtsever olmamız. Bütün uluslar. T ek suçumuz. Sovyetler’e ve Bolşevikler’e karşı işbirlikçiler atağa geçmiş. hem H ıristiyanlar hem de cahil Kiirtler. Y asalar. sömürücü güçlerini rahatsız etmişti. feodal. H atta H aco Ağa ve oğulları bile benim gibilerin seçilip etkin olmamızı. Qedri Cemil Bey. güna­ hımız. D o k to r Nuredin Zaza gibi aydın ve ça ­ ğım bilen insanlar da o dertle. aydın ve Kürt kimliğiyle parlam entolara girmemizi istemiyorlardı. işçi köylünün iktidarıyla kuruldu. O nlar ilk de­ fa alınterlerini kendileri ve çocukları için döküyordu. İlk defa topraklar ağanın. inancımızı her yerde savunmamız ve ta ­ viz vermememizdi. Sovyetler’e iktidar” sloganıyla ilk defa tarih sahnesine çıkıyordu. Aynı za­ manda dünyanın ezilen ve sömürülen halklarına örnek oldular. Tarihte ilk defa üzerlerinden zulüm ve zorbalık kalkıyor. o üzüntüyle bu dünyadan göçüp gittiler. Hiç şüphesiz böyle eşitlikçi ve özgür bir ülkenin kurulması yer­ yüzünün bütün gerici. derebeyiıı elinden alınıp o top­ rakların gerçek sahibi olan köylüye veriliyordu. İnsanlık tarihindeki bu yeni gelişme onları korkutmuştu. kendilerine vurulan ba­ ğımlılık zincirini kırıp özgürleştiler. Çiftçinin kol gücüyle işleyen toprak çiftçinin oldu. her z66 . Böylece Sov­ yetler’e bağlı bütün uluslar eşit ve özgür bir biçimde kendi istekle­ rine kavuşmuş oluyordu. köylünün ve aydı­ nın devrimci Sovyetleri 17 Ekim J 9 1 7 ’de ilk defa eşitlik temelin­ de. hukuk ve güç onların elindeydi. Bu tutumumuz herkesi bize düşman etmişti. Büyük Lenin. yaralan kabuk bağ­ lıyordu.

Bu yüzden Ingilizler ve Fransızlar. Belçika. İngiltere ve Sovyetler dışında bütün Avrupa Almanların veya İtalyanların işgali altındaydı. Eşitlik ve özgürlük kavram ına karşı akla gelmeyecek karalar çalınıyordu. Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etti. Alm anya’da da benzer bir devrimin yaşanarak Avrupa’ya hakim olmasından korkuyorlardı. Polon­ ya’yı işgal etti.o dönemde İngiltere ve Fransa dünyanın büyük bir bölümünü elinde tutuyordu. İngiltere ve Fransa aynı cephede savaştılar. o dönem “Hayl H itler” diyerek birbirini selamlayacak kadar Hitler sempatizanı olmuşlardı. Lüksemburg ve Fransa kanlı nazi askerlerinin eline geçti. İngiliz ordusu H ollanda’da çok büyük ye­ nilgi aldı. Ben o dönemde faşistlere ve nazilere karşıydım. bu iki faşist devletin amacının Habeşistan ve Polonya ile sınırlı kalmayacağını anladıktan sonra. O nunla yetinmeyip. Tab ii ki . Bu minval üzere Almanya’da Deli H itler (H itler Çavuş). Bu yoksul insanların emekle­ riyle. Binlerce asker Duinkerk’ten büyük zorluklarla İngilte­ re’ye geri çekildiler. Sovyetler’e karşı kampanyada ba­ şarılı olam adılar ama Alm anya’da antikom ünist düşüncelerin ge­ lişmesinde başarı sağladılar. 1 9 3 9 ’da da Hitler. politik partileriyle komünizme savaş açtılar. Bunun için M ussolini. Ingilizler ile Fransızların yerlerinde gözleri vardı. H abeşistan’a saldırdı. Naziler ve faşistler kendi ülkelerindeki kom ünist ve demokrat­ ları bitirince kendi çevrelerindeki emperyalist ülkelere savaş açtı­ lar. Bu savaşta İtalya ve Almanya yenildi. H ollanda. Zorla ve kan dökerek H abeşistan’ı işgal etti. Emperyalistler. böylece kendilerine lazım olan ucuz işçilerle daha büyük kârlar sağlayacaklardı. Ancak şimdilerde komünist olan bazı arkadaşlarım . dünyanın yeni­ den paylaşımını istiyordu. kendilerinden yana olm ayan zayıf ülkele­ ri işgale başladılar. Bu durum ise aleyhlerineydi. “ Dilberen Cenge” şiirimi o dönemde yazdım. Sovyetler’i engelle­ mek için çalışm aya başladılar. Bu nedenle yüzyıllar boyu bu ülkelerin ege­ 167 . Fransa ve İngiltere. kendi zenginliklerine zenginlik katacaklardı. İtal­ ya’da ise Boyacı M ussolini önderliğinde faşist partiler kuruldu. Almanya ve İtalya.yerde ve her türde anti propagandalar geliştiriyorlardı. Bu iki kan dökücü.

. o anlatırken ben de kı­ zıştırıyor. üstüne üstüne gidiyordum: — Vay ulan gavur Cegerxw în!. Ben de beraber. Mele olduğum için cübbeli ve sarıklıydım. Evde bana adama iyi bir sopa çekm ek istediğini tavırlarıyla belli edi­ yordu. niyeti ne bunun? O ise duyduk söyledik hepsini döküyor. adını Cegerxwîn koymuş. arkasından da küfürü basıyordu. şeyhlerin elini öpmeyin diyormuş. Böylece epey bir zaman eğlendik. Ama neylersin? — Neden amca oğlu? Ne duydun? — Nedeni var mı? D iyorlar ki H asdajor’da bir mele varmış. adamı dövdür­ 168 . Evde T e lo ’nun dükkânında oturur­ ken. Ben onun meramını anlayınca konuşmayı uzattım: — Yahu ‘bir koyun bir sürünün adım berbat eder’ derler. Ama ben. çiftçinin ve köylünün düşmanlığını kazanmak istemiyordum. ne ana ne avrat koıııadık. Dükkânda Olay Bir defasında Amud’da. Cegerxwîn. beraberce küfür ettik. bir müşteri geldi. Peki ne istiyormuş. melelerin. So­ nunda adam boyunduruğunu sırtlayıp gitti. Müslümanı ondan kurtarsın. Beni görünce geldi. elimi kimseye öptürmek istemem. Bütün ısrarlarına rağmen elimi öptürmeyince adam karşıma geçip: — Doğrusu sizin elinizi öpmek istemem.. Allah bizi korusun. boyunduruk alacakm ış.menliğinde olan birçok ülke bağımsızlığını ilan erri. Siııkafm . dedi. Sovyetler Birliği insan kaybı en fazla ülke olduğu halde. öyle şeyler diyormuş ki!?. Ne bileyim. sa­ vaştan kazançlı çıkmayı bildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan en kârlı çıkanlar ise Amerika ve Sovyetler Birliği ol­ du. Kürtlerle Araplar eşittir diyormuş. Cegerxwîn konusunu uzattıkça uzattık. küfürün bini bir para. Evde. elimi öpmek istedi ama ben elimi geri çektim: — Y ok yok Allah razı olsun. Be­ nim ne günahım var? Bir babayiğit yok ki çıkıp onu gebertsin. Biraz gülelim istiyordum. Şeyhe ve meleye zekat düşmez diyormuş.

Bunu bilin ki siz benim milletimsiniz. bana bir kem söz söyleseniz 269 ... Odanın kapısında görününce ağa ile köylüler ayağa kalkıp.. peygam ber. insan­ lar beni saygıyla ve can kulağıyla dinledi. sömürülüyorsunuz. Görüyorsun ki cübbeyle fesle döşeğe oturmuş. ba­ na dükkânda küfür eden adam şaşkın şaşkın büzülmüş dinliyor­ du. hırsız boş eve girmez. Onun için kı­ zamadım ve söylediklerine alınmadım. senin gibi yoksula. Siz de uyanasınız. sizin için üzülüyor. aferin. Sesini çıkarm a. Orada sohbetimiz başladı. O arada bir köşede. dedi. Ama o. ona öyle anlatılm ış. “Evde Efendi. Ben onu tanıyınca kalkıp geldi dizimin dibine oturdu: — Senin ve A llah’ın merhametine sığınıyorum. Bana döşek serip yastık verdiler. garibana yanıyor. dünyayı tanıyasınız istiyor.” dedim. kendi ülkesinin ve malının sahibi olsun. G ör­ medin mi.. Kürdün dediği gibi. Olgunluğumu ve sabrımı kullandım.” Hepsi elimi büyük saygıyla sıktı. İstiyor ki Kürt de diğer milletler gibi ileriye gitsin. Senin yaptıklarını duyarlarsa seni dayaktan öldürürler. Onlardan söz aldıktan sonra hikâyeyi baştan sona anlattım.mediğim için bana kızdı. “ bu adam inan­ dığı şeylerin mücadelesini veriyor. Sis ve duman büyük dağda olur.” diye kızdılar. Şukri ile Huseyne İbrahim çok yakında oturuyorlardı. sana ne yaptı? — Karışm azsanız söylerim. Bir süre sonra Gıresor köyüne. Yarın Kürtçüliik için­ de aynı kararlılıkla mücadele verebilir. Cegerxwîn işte bun­ lara karşı.” Böyle şeyler başımdan çokça geçti. bana olmadık büyük isimler yakış­ tırdılar: “Allah. “Ulan ah m ak.. inancı için ölebilir. o da öylece inanmış. N ’olıtr beni affet. Her zaman da hoş görüyle ve ağırbaşlılıkla karşıladım. bizden gizleme! Bu adam. dedim. Şukri Em in’e gittim. Huseyne İbrahim X elo da o köyde otururdu. Eziliyorsunuz.. dedim. Bu onun suçu değil ki. Aramız­ da özel bir şeylerin olduğunu hissettiler ve merakla sordular: — Emine Ehm ed’in başı için söyle. Ben kimsenin duyamayacağı şekilde: — Şşşt. beni tanımadığı halde elimi öpmek istedi. “ Cegerxwîn senin gibi garip yoksul­ lar için bunları yapıyor. devlet ve ülke sahibi ol­ sun.

D oktor Nafiz Bey’e söyledim. Biri ötekinden daha fazla konuşabilmek için yarı­ şır.” dediler. talih. alın yazısı” der. düşmana karşı kullanın. bedenimi. yazıktır. parasını almıştı. Bana kızın ama ya­ nımda durun. dertlere ve güçlükle­ re bir nüfus daha katm ak istiyorduk. Zaten birkaç kadın yan yana gelmeye görsün. su değirmenini susuz çevirirlerdi.ne çıkar. “ Yahu bu ölecek. böylelerine. diğeri ötekinden daha baskın çıkmaya bakardı. Kaç gün sancılarla kıvrandı. Ama ya ilaç lazım olursa? Y'a araba ve ebe parası? Yüz lira bana yeterdi ama nereden bula­ caktım? Çaresizdim. Soğuk soğuk terler basmış. Çaresiz ve içimde bin bir kasavet kara kara dii şünüyorum. O düşüncelerin içinde ne yapacağımı. Ne arabaya. paramın olmayışıydı. diyordum. “ Yanımızda ebe de götürmek gerek. Ben ulusumun düşmanı değil dostuyum.70 .. Üstlerindeki yakasız bez gömleği hint ipeğinden daha kıymetli yapar. Ekrem Cemil Paşa. Eğer kininiz varsa.” Mecburen Kam ışlı’ya gittim . baht. D oktor N afiz’in benden para almayacağını biliyordum.” dedi. ali­ mallah. Ama D oktor beni üzdü. işin için­ den çıkarlardı. “ Bu gece gidemeyiz. kadın da ölebilirdi. Yarın geç olabilirdi.. Ne dedikodu varsa yaparlar ve yalnızca kendi bildikleri­ ne inanırlardı. Ve o konuşmalarda utanmanın ve ayıbın sınırları hemen çiğnenirdi. Tahılını satm ış. Çocuk da. Eğer kadını beraber getirsem yolda ölürdü. Birkaç kadın yanma gelmiş bıdı bıdı konuşuyorlardı. ama ben hiçbirine inanmam. O an o büyük tesadüf gelip beni buldu. Tesadüf Bazıları “ kader.” Çok fena üzüldüm ve içerledim. Yalnız tesadüflere inanırım. ulusu­ nuzun düşmanına karşı kullanın. “G it bir doktor getir. Sabah ola hayrola. Keyo’nun annesi o günlerde çocuk bekliyordu. ne de ebeye verecek param vardı. D oktor’da misafirdi. bir gün beni anlar pişman olursunuz. insan hayatında bazen inanması güç tesadüfler vardır. En büyük derdim. 1 9 4 3 baharında Hemedi’de Ç elo’nun dükkânındaydık. nereye gideceğimi bilmiyorum. Ekrem C e­ 2.

H ıristiyanlar ve Araplar. Dostluk ve arkadaşlık böyle günler içindir. diğer yarısında da evlerinde otururlardı. bu nedenle aramız açılmıştı. Hatırladığım kadarıyla yanlarında küçük bir de kız vardı. Kürtlerle H ıristiyanlar. Bir hayat daha artm ıştık. Ala şafakta otom obille doktoru çadırlara götür­ düğümde doğum olmuştu bile. Kürtlerin oranı tahminen yüzde atmış beşti. Elimi tuttu. “Biz M ardinliyiz” veya “ Biz Arap’ız” diyorlardı. O nlara göre her iki halk da Müslümandı ve gerisi onları ilgilendirmezdi.mil halimden anlam ış. şehir hayatı anlayışından uzaktılar. Yılın yarısını dağlarda koyunlanyla geçirir. Dışarı çıktığımda baktım . Ama en büyük olay. biz “ Kürr” üz diyecek akıldan yoksundular. Cizre yönetiminin Cizre halkına verilmesin­ den yanaydık. Ne yazık ki Kürt­ ler. Gerçekten çok sevinmiştim.” Dışarı çıkınca elini kuşağımın arasına soktu. Belediye Başkanı ve koruması ile bir polisin kaçırılmasıydı. yüz li­ raydı ve bana yeterdi.” dedi. Ona en içten teşekkürlerimi sundum.” Bundan güzel haber olur muydu? Sevincimi anlatam am . Dahası yerleşik olamamışlardı. Şehre yerleşenler ise K ürt olduklarını bile bilemiyorlardı. “ benimle diğer odaya gel. Kürtler. D o­ layısıyla Arap egemenliği istiyorlardı.” dedi. Fransız deneti­ minde bir otonom bölge kurmak istiyorlardı. bir derdimin olduğunu sezmişti. O gö­ çebe hayatlarından henüz çıkam am ış. “ Eğer kabul et­ mezsen darılırım . Yeniden tesa­ düflere inandım. Araplar ve bir kısım Kürt ise buna kesinlikle kar­ şıydı. Cizre üç ayrı azınlıktı. Cizre Belediye Başkanı Kaçırıldı O arada çok sayıda karışıklık ve olay yaşadık. Büyükçe bir kuzu seçip D o k to r’la arkadaşlarına verdim. O nlar da genellikle okur yazar 171 . Cizre’nin en geri halkıydı. “Şeyda. Genellikle diğerlerinin boyacılığını ve hamallığını yaparlardı. şehre döndük. seninle işim v ar. Araplar ve onlarla olan bir kısım Kürt ise Suriye’ye bağlı kalm aktan yanaydılar. Güç ve mal sahipleri ise köylerdeydi. Benim pa­ rasız olduğumu ve bundan utandığımı anlam ıştı. Cizre’de. “Senin neden bu kadar kederli ve üzgün olduğunu anlıyorum . Biz Cizre Kürtleri. cahil.

Araplar buna karşıydı. Suriye’de Asüri ve Siiryaniler bir dev­ let kurmak istiyorlardı. Toxlerke. Tam am en tercümanların ve öteki Hıristiyanların kulu ve kölesiydiler. Z orbalık ve kin dışında bir şey tanımazdılar. kendile­ rince yönetiyorlardı. Ama Kürtler yalnızdı ve dayandıkları herhangi bir güç yoktu. öldürme ve soygundu. köy hayatını bile tanımaz bedevilerdi. Asuri. koyun. yirmisi kadardı. cahil ve gerici takımıydı. Bunlar birçok Kürt ileri gelenlerini de kendilerine bağlamışlar. ticaret. Zenginlik. Ermeni. öte yandan orada bir güç olmak isteyen Araplar. yol kesme. doktorluk ve eğitim ç o ­ ğunlukla bunların elindeydi. Bunlardan Deham H adi. işleri güçleri hırsızlık. bunu açık açık söyleyemiyorlardı.olm ayan. zeııaat. Peki Kürdün elini kim tutacaktı? Bir yandan bağımsızlık isteyen H ıristiyanlar. Kuzeyden gelmiş. kendi amaçları için bu cahilleri ve yol bilmezleri.bdılmûhsin. Fransızlar her zaman Hıristiyanlardan yana. deve. Arapların ve Hıristiyanların arkasında her zaman bir büyük güç vardı. Şehir insanın­ dan ürker. yani Kürtleri istedikleri gibi kullanıyorlardı. Cizre Kürtleri. H ıristiyanlar birkaç bölümdü: Siiryaniler. Doğrusu Kiirtlerden daha geri ve cahil bir konumdaydılar. G e r­ çekten de üç kültür arasındaki fark epeyce derindi. bütün güvenlik birimlerini ve sivil yönetimi bunlara bırakıyordu. kendilerinin ve Hıristiyanların . eşek ve at beslerlerdi. birkaç aydının. Şehir hayatım k at’iyen görmemişlerdi. Şehir. O nlar da am açlarına ulaşmak için Fransızlar ve Hıristiyanlarla işbirliği arayışındaydılar. Ebdirezaq Hesen ve öteki birkaçı söz ve güç sahibiydiler. M izer F. Her zaman Kürtlerle Arapları çatıştırıyor. tercümanlık. Araplar ise hep çadırlarda yaşayan. Suriye A rap­ ları ise Araplardan yanaydı. Hıristiyanlar Fırat ve Dicle arasındaki toprakların kendilerinin olduğunu iddia ediyorlardı. 1925’in yazar ve ozanlarının yayınlandığı Kürt ulusalcılığı yapan bir iki Kürtçe yayınla az çok uyanmıştı. Ama sayısal olarak azınlık oldukları için. Fransızlar bunlara güveniyor. Bunların tümü halkın ortalam a yüzde on beş. Keldani ve Rum. jandar­ ma ve şehir yönetimi bunlardaydı. Devlet ve yönetim işleri tamamen bunlarla dönüyordu. böylece bulanık suda balık avlamak istiyorlardı. memurluk. Gerçekten de Fransızlar. inek.

Eşi. Araplar. Ama bir ulusu temsil etmek için yeterli bilgi ve görgü­ den yoksundular. kızı ve bir de polis vardı yanında. kendi ülkesi­ ni kuramadı veya milli çıkarlarını üstün tutam adı. olgun. Ben de ordaydım. yerine Fransız bay­ ^73 . insanlara zulüm ve baskı yap­ mıyorlardı. Ser­ best bırakıldıktan sonra. O rada uzun bir süre kaldı. Bu toplulukların başına da nüfuzlu cahil ağalar beyler getirilmişti. kır saçlı. insanları hoş tutmak istese de. Kürtler ve H ıristiyanlar birbirlerine düşman olsun is­ tiyorlardı. Kürtler için her zaman övücü sözler kul­ landı ve her zaman Kürtlere dost oldu. düşm anlıklar açığa çıktı. İkinci Dün­ ya Savaşı Arapların işine yaradı. Tew fiq Şam iye’yi daha yoldayken kaçıra­ rak Kürt köylerine getirdiler. İhtiyar. N itekim Ingilizlerin ve Arapların baskısıyla Fransızlar Suriye’den gitmek zorunda kaldılar. Güçsüzlüğümüze rağmen. hâlâ anlamış değilim. Göründüğü ka­ darıyla. Bu olumsuzluğu ancak böyle izah edebiliriz. H ıristiyanlar Kürt aydınlarının söz sahibi olmasını istemi­ yorlardı. Daha Fransızlar gitme­ den. Sonradan Semitik k ö ­ yüne. C izre’de çok defa Suriye bayrağı indirilmiş. Cizre’yi kendimiz yönettik. Şurası bilinmeli ki Cizre uzun bir süre Kürtlerin ve Hıristiyan­ ların elinde kaldı. Birbirimize her zaman saygılı olduk. Ama ne yazık ki K ürt ağaları ve beyleri bundan faydalanıp. yönetme yeteneği ve bilgisi olmayan insanlardı. Cizre’de Kürt ve Hıristiyanlardan kurulu bir devlet kurma yanlısıydı ve elinden gelen yardımı yapıyordu. onların egemenliğini tanımadık. Ama yöne­ timin tamamen Hıristiyan olması dileğindeydiler. Cizre’yi bunlar yönetiyordu. Fler çevrede bir ayrı topluluk oluşmuştu. Bunlar etraflarındaki aydın ve bilgili insanlara neden inisiyatifi vermezdi. birkaç defa Suriye’ye karşı direndik.çıkarı için. Birinde Suriye devleti Cizre’ye Hıris­ tiyan bir vali gönderdi. Ama Fransızlar buna müsaade etmiyordu. Ona çok iyi bakıldı ve değer verildi. N ew af H esen’in yanına gönderdik. Bunlar her ne kadar insanların işine koştursa. Doğrusunu söylemek gerekirse. bilgili ve alim bir kişiliği vardı. Elifero köyünde Tewfiq Bey’i ken­ dim de gördüm. Kürtlerin ve Hıristiyanların ise aleyhine oldu. Kürtlerin içinde gizliden gizliye aydınlara karşı bir olumsuz havanın esmesi için çalışıyorlardı.

Suriye polisi ile jandarm ası ise dışarı çık­ maktan bile acizdi. Bir bakıma kaz­ ma olup kendi mezarlarını kazmak istemiyorlardı. adını bile ya­ zamayan birinin Fransızlar eliyle kendilerine önderlik yapmasını istemiyorlardı. Fransa bu tacizle Suriye’ye istediği anlaşm ala­ rı yaptırmak istiyordu. “ Madem ki Fransızlar sözlerinde ciddidir. Kürtlerin Müslüman kardeşleri tarafından çiğnendi. Hıristiyanlarla işbirliği yapıyor. H atta Hıristiyanlar daha ileri gidiyor. İşte bu yüzden Kürtler. Bu yüzden H aco Ağa için. “N e de olsa Müslüman gavurdan ve Hıristiyandaıı iyidir. Ama Suriyeliler bunlara boyun eğmedi ve en sonunda kendi isteklerini kabul ettirip. gele­ ceğini belirlemek için buna göre adım atmalıdır. Baztları ise Araplarla. H a c o l a r ile C e mi l P a ş a l a r Arasındaki Anlaşmazlıklar Kürt aydınları kendi sözlerinin ve çabalarının bir değeri olm a­ dığını. üzerine işiyor. tercümanların ve birtakım feodal ağaların söz sahibi oldu­ ğunu bildiğinden.için Fransızlarla. Ama düşündükleri gibi olmadı. kendi ulusal çıkarlarımızı hesaplamadık. evimizi yaktı. Kürtlerin yaptıkları hatalardan dersler çıkarm a­ sı lazımdı. “ M aaş. bizi1yurdumuzdan etti. Daha da ötesi işin içine girip H aco Ağa gibi okur yazar olm ayan.” diyorlardı. Aydınların bir kısmı bütün bu isteklerinde görünüşte haklıydı­ lar. tarihten dersler çıkarm alı. geçmişten. Müslüman kardeşlerimiz daha ileri giderek kanımızı döktü. Biz T ü rk’e ve Acem’e en zor dönemlerinde yardım ettik. Suriye bay­ rağını indirdikten sonra. yani Müslümanlarla bir olm aktan yanaydılar.” diyorlardı. O dönemdeki yanlış düşüncelerden ötürü bu­ gün çok pişmanız. do­ layısıyla bütün bu yaptıklarımız boşa gitti. 174 . yakıyor veya ayaklarının altına alıp çiğniyorlardı. Kendimizi feda ettik.rağı dikilmişti. tersine Fransızların Kürtlere tanıdığı bütün demokratik haklar. neden inisiyatifi aydın­ lara değil de ağalara bırakıyor?” düşüncesindeydiler. O nlar ise verdikleri söz­ leri atlarının nallarıyla çiğnediler. işlerin içine pek girmiyorlardı. kendi ülkelerinin sahi­ bi oldular. Bir yandan da.

’ Köyde möyde okumuş ama. ölçüp biçelim.” dedi. tercümanlara yem olm am . size bir şey anlatm aya geldim. Onun söyledikleri bizim kararım ızdır. “Seninle birlikte Ekrem Bey’i seninle göndermeye karar verdik. doğruyu ve yanlışı bilemezsiniz. Qedri Bey yüzünü başka yere çevirdi ve sustu. Ben içeri girince. Avrupalarda okusak yanına gelmez. senin gibi de bağırıp çağırmıyor. sefalet ve yoksulluk içinde okum aya çalıştık ama yine de kızınca bağırıp çağırm azdık.” O gün Qedri Bey.” dediler. Aramızdaki ayrılıkları gi­ derelim ve birlikte bir karar verelim. ‘Nasıl uygun görürseniz öyle yapalım.” Generalin yanma gidince.” dedi. Bu doğru değil. Ekrem Bey. Ek­ rem Cemil Bey. Ona adıyla hitap etmeme rağ­ men dönüp bana bakmamaya devam etti. “Qedri Cemil Bey’e g it. “ Bütün istek ve talepleriniz en kısa zamanda yerine getirilecektir.” Sonra bağırdı. gidelim. Yok eğer anlaşam azsak.. “Melesiniz. “Ben okur yazar olmayan birinin peşinden gitmem. cahil ve bilgisiz insanlarsınız. “ bir iki arkadaşıyla gelsin. “Şeyda’nın dediği doğrudur emmioğlu. akıl sormazdık. adam rütbelerini gösterdi. Bu yumuşak ve ikna edici konuşmamla hepsini kazandım. Y ok eğer işinize gelmezse. zaten biz senin gibi tahsilli olsak. eğer uygun ve yerinde bulursanız birlikte yapalım. “O ne söyler. Fransızlarla ilişkimizi keselim . ne yaparsa bizi bağlar.” dedi. “ Fransız­ ların şerefi üzerine yemin ederim ki sizi hiçbir zaman yalnız bırak­ mayız.” Çıktığımız zaman ben Ekrem Cemil Bey’e bu görüşme hakkın­ da kanaatini sordum: 2-75 . birlikte yapmayız. Sonunda kızgın bir ses­ le. Adam diyor ki. biz ve Hıristiyanlar birlikte bir oluşum içine girelim ve Fransızlarla çalışalım. Sizinle kavgaya gelmedim. Ben yumuşak bir üslupla ve saygıyla cevap verdim: — Beyim.O günlerde Cizre’ye bir Fransız generali gelmişti. “Gel birlikte oturup konuşalım. A rif Bey ve Şevvket Bey birlikte D oktor Nafiz Bey’de toplanmışlardı.. Fransızlarla konuşalım . Kendini çok üzüyorsun. “ Canım siz.” dedi. Körü körüne Hıristiyanların ar­ kasından gidiyorsunuz. H aco Ağa.” Ben H aco Ağa’nın söylediklerini iletince birlikte diğer odaya geçtiler ve çok geçmeden döndüler. eski püs­ külerle.” dedi. Bana. Eğer onlarla anlaşırsak. Biz toz ve kir içinde.

Anlaşma metni nasıl kayboldu? Bilmiyorum. adeta. Böylece düşman karşısında daha az yanılıp. Onlar da birlik duvarını yıkmak için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlardı. söylediklerimin hepsini yerine getirirdim. kiminle yürüyeceğini. “Benim düşünceme göre.76 . Temiz ve saf kalpli köylüler.” “ Sonu b ir gün g elecek . gelsin saki hem en .” Ben bir fırsatı yakalayalım istiyordum ve onun burnumuzun dibinden geçip gitmesini istemiyordum.. kime inanacağı­ nı. el ele olabilir.. Okuduktan sonra Ağa’ya. Ben bu olayı o insanlara nispet olsun diye yazmıyorum. N u h ’un ö m rii yok ki b en d e. benden sonraki nesil. h aram zam an ı e lb e t b itece k .— Beyim. Yalnız eksik olan bir yönü var. Büyük ihtimalle bu anlaşmanın dokümanları bazılarında bulunabilir..” dedi. bu eksikler m ek­ tupta olmazsa büyük eksiklik olur. Daha önce anlattığım gibi. Görüşmeden döndükten sonra Kürtlerle Hıristiyanlar bir an­ laşma imzaladı. H aco Ağa beni çağır­ dı. Kürt insanının talihsizliği sadece ağa.” dedim. Anlaş­ manın içeriği ve maddelerini hatırlayamıyorum. Fotoğraflı ve imzalı birkaç sayfalık anlaşmayı du­ yurdular ve bir nüshasını da Ekrem Cemil Bey’e verdiler. mektubu tercüme ettirdi. Kuracağınız devlerin dilini be­ 2. “ Bunu iyi oku. görüşünü bana bil­ dir. Aynı zamanda aydınlarından da kaynaklanı­ yordu.. bey ve melelerden kaynaklanmıyordu. kime karşı duracağını şaşırmıştı. isteklerini içeren bir mektupla Birleşmiş M illetlere başvurdu. Nedenini bilm i­ yorum. c o ş a r a k . eğer ben olsam ve milletimin şerefi üzerine ye­ min etsem. “ Çok iyi. nasıl buldun?” — Valla Şeyda. o dönemdeki K ürt ö n ­ derler hakkında daha fazla bilgi sahibi olsunlar diye bunları yaz­ dım. Seydaye Ciziri dizelerinden birinde şöyle der: “T a lî’ k o be û fî m ü h let li nik heram . M in um re N û h î nine sa q î bi lez ıvere x o ş . Anlaşma metni Ekrem Bey’in arkadaşlarına ulaşınca yeniden anlaşmazlık doğdu ve ilişkilerimiz yeniden koptu. Ama ne gelir elden? Bir süre sonra bir kısım Kürt ve Hıristiyan. daha az yanılırlar. Sözlerinden ve imzalarından neden vazgeçtiler hâlâ anla­ mış değilim. şeyh.

oğlu Hesen babasının yerine geçti ve Cemil Paşalarla kısa sürede dostluk bağlan kurdu. Hesen hepsiyle anlaştı ve etrafına toplamayı başardı. Kısa Bir A çı kla m a -I. H ıristiyanların temsilcilerine yeniden im zalatıp mektuba ekle­ yip gönderdi. Beyru t’a Gidişim H aco A ğa’nın erken ölümüyle. Cevap H aco Ağa’nın adına kısa sürede geri geldi: — M ektubunuz elimize geçti. II.lirtmemişsiniz. IV. kendi çıkarları için Fransızların isteğiyle bizimle birlik olmuştu. uluslararası kuruluşları artık unuttur­ muştu. dolayısıyla Araplarla hareket etti. H erkes milletinin ağasını ve büyüğünü tanımaz m ı?” H aco Ağa yeniden Fransızca bir sayfa yazdırdı ve mektuba ekle­ di. Alman ve Italyan süngüsü hukuka ve haklara baskın çık­ mış. Devletin dili Kürtçe olmalı ve bunda ısrar etmeli­ yiz.Fransızlar bizim için değil ama kendi çıkarları için Cizrede bir oluşum istiyorlardı. Cumhurbaşkanı 177 . 1 9 4 6 ’da Fransızlar yalnız Cizre’den değil. Eğer dil Kürtçe olmazsa ilerde Süryaniler devleti kendi dinsel kimliğine çe­ virebilirler. Fransa artık sözü ge­ çen bir ülke değildi. O zaman sen veya M etranhibe cum hurbaşkanı olsanız da kimlik K ürt’tür. IH. ne kadar kalbur üstü Kürt varsa yeniden birlik oluşturuldu. ki gelecekte ulusal kimlikte yanılmayalım. Bunların tümü Suriye Cum hurbaşkanı Şükrü Kuvvetli ile. bürün Suriye’den çekildi. okum am ıştan daha cahildi. istek ve talepleriniz kısa zaman­ da yerine getirilecektir. Ciz­ re’den Şam ’a. Ne yazık ki 1 9 4 0 ’ta H aco Ağa vefat etti. Fransa. Cezayir’e kaçtı. N e yazık ki aydınlar bile.Fransızların savaşa girmesi ve Suriye’den çekilmesi ise bir tek Arapların işine yaradı.H ıristiyanlar.Kürtler kendi ulusal kimliklerini henüz tanımıyordu ve o yüzden birlik olamıyordu. bizim isteklerimizin üstüne ise ölü toprağı serpilmişti. Savaş. Alman iş­ galine uğradı ve De Gaule. Şam ’dan H aleb ’e.

Kürtlerin ta­ leplerini içeren 4 0 sayfalık bir yazı yazmıştı. 178 . Beyrut’a gidince. cipine binip gitti. Kürt ileri gelenlerine son derece güveniyor ve on­ ları sayıyordu. içinde benim de yer aldığım bir heyetle İngilizlerle görüşmeye gittik. devlet yönetiminde ve parlamentoda onun sağ koluydu. Alman ve İtalyan güçleri. Acelesi vardı.Şükrü Kuvvetli. Çabalarınız için sizi kutlarım . D oktor Nuredin Zaza ile Ekrem ve Cemil Paşalar aracılığıyla. Cemile H aco Ağa başkanlığındaki. Hatırladığım kadarıyla. Bu seyahatle ilgili tüm hazırlıkları Kamuran Bedirxan Bey hazırlamıştı. Musul yolunda. Suriye’de güçsüz ve etkisiz kalmıştı. geri çekilme döneminde Şam ’dan Kam ışlı’ya gelerek. Biz birkaç kişi Beyrut’a gitme kararı aldık. General elimi iki defa sıktıktan sonra: — Bana kızmamanızı rica ediyorum. Qedri Bey ile Cemil Paşa. bu mektubu San Fransisko’da temsilcisi bulunan ülkelerin büyükelçi­ lerine ulaştırdı. Bir baş­ kasının emirleriyle hareket ederim. Gitmek zorundayım ve ne ya­ zık ki sizin bu isteklerinizin m uhatabı ben değilim. Elbet bu faaliyetlerimiz gizliydi.” dedi. Bizim kırıtmamamız gerektiğini söyledi: — Ben de sizin kadar bu konuda konuşup anlaşmak isterim ama ben yolcuyum. O dönem Türkiye’nin Alman mütefiki olduğu söyleniyordu. In­ giliz generalle görüştük.” dedi. Bizim yetkili­ lerimiz şu anda Irak Kürtleri ile meşgul. Fişilerden kurulu Fransız ordusu. Umarım daha sonraki dö­ nemde sizinle de ilgilenilecektir. “Ingilizlere bir Kürt heyeti göndere­ lim ve isteklerimizi bildirelim . çölde. Giderayak hoş sözler söyle­ di. Hesen. îngilizlerin Bölgeye Gelişi 1 9 4 5 ’te Ingiliz askerleri Musul taraflarından Cizre’ye girdi. Bazen biz birkaç aydın Kürtlük’le ilgili ba­ zı faaliyetler yürütüyorduk. Ama Kürtlerin ulusal çıkarları. kusura bakmayın. birkaç devletin büyükel­ çisi bu bildiriyi almamış. ben bir askerim. “Gelişinize çok sevindim. bu hanedanlar ara­ sında kaybolup gitti. General. Cizre üzerinden geri çekilip Irak’tan ka­ çıyorlardı. geri çevirmişti.

sizin ihtiyacınız olanına dokunm ayacağım .senin adamların kalsın. 279 . Yalnız ben değil ama köylünün hepsi kandı. Ürün çuvallarını gösterdik. sefil ve çaresiz bırakılıyordu. Eğer ben yalnız olsaydım doğru. . Irak’ta başarısız bir ayaklanma girişiminde bulundu. Bilindiği kadarıyla. Bir­ kaç ağa. O dönemde Fransız ve İngiliz askerleri Suriye’de idi. Söz veriyorum. “ Benim adamlarım aç kalacağına. bize tahılınızı ununuzu gösterin. Otuz çuval buğdayımı içer­ de saklam ıştım . “Ben Barzan askerini kimsenin hükmü altına koym am . Bu arada yeğenim Übeydıliah bana biraz buğday sözü vermiş ama sözünde durma­ mıştı. ingilizlere gönderiyorlardı. Qadi Mıhemed cum­ hurbaşkanı. İran Kürdistanı’nda. M ele Mustefa birkaç bin askeriyle. o dönemde Sovyet işgalinde olan İran’a geçti. Diirziler Kürtlere çok baskı ve hakaret ediyorlardı.” diye haber göndermişti. Barzani ise karşı çıkıyor. Beraber­ lerinde Dürzi askerlerini de Cizre’ye getirmişlerdi. Barzani ile Kürt hükümeti arasında fikir farklılıkları bulunuyordu. Kürtler aç. “Allahınızı ve peygamberinizi severseniz. M ehabad şehrinde bir Kürdistan kuruldu. Yirmi çuvaldan beşini bana bırakıp on beşini aldılar. 1 9 4 5 ’te M ele M ustefa Barzani.” diyordu. bana yeterdi. Çün­ kü yeni devlet orduyu modern temellerde yeniden yapılandırmak istiyor. Azerbaycan ile ortak federe bir devlet konusunda anlaşma yaptılar. O dönem evim Çelek köyünde idi.” dedi. H atta Kürtlerin sürülerin­ den zorla koyun alıyorlardı. Örneğin İzzet Ebdıleziz. Korkunç bir yoksulluğun pençesine terk edilmiştik. Yenilgiyle beraber. M ahabad’da Kürt Devleti kurulunca Barzaııi’yi ordunun başına getirdi­ ler. Yok eğer doğru söylemezseniz biz arar buluruz. M ele M ustefa Barzani ise ordu komutanı oldu.M ehabad 1 9 4 6 ’da Fransız askeri Suriye’den çekildi. Yanında Dürzi tercüman bulunan bir Ingiliz su­ bayı köye gelip yalvardı. Kürtlerin ürünlerini çalıyor. bey ve şeyhi bakan yaptılar. Askeri konularda Barzani ve diğerleri çelişkiye düştüler. Birkaç tane Kürt aydını da bu oluşumda yerini aldı. M ustefa Xoşnav gibi Irak baskısından kaçarak Barzani’nin yanında yer alanlar da bu yapılanmada yer aldılar. o zaman da hepsine el koyarız.

.O zaman Dekşori ağası olan Izedine Hesen Şemdin bana geldi. yarın gelip götürecekler.” H acı’nın buğdayı da kışı çıkarm am ıza yetmemişti. “Allahıma yemin ederim. Siz almazsanız. Adamdan borç aldı­ ğımız buğdayı geri verdik.” de­ di. Pahalı olmasına rağmen bana bedava gibi geldi. üstüne de buğday ekmişti.. ama benle adamlarım ne yapacaktık? Ne yiyecektik? Aklıma dostum ve arkadaşım olan Hacı Evdo Dazvvani geldi.. “Size ne kadar la­ zımsa alın . Hikâyemi dinledikten sonra “hayır” demedi. Ama Sovyetler’in Birleşmiş M illetler’de ve diğer alanlarda geliştirdikleri baskı üzerine çekil­ mek zorunda kaldılar. “Gelin bari siz alın. 280 . Fransız askerini Suriye’den çıkarıp yerine Arap askerlerini yerleştirdi. Dürziler Ç elek’e girmiş buğday aram ışlar. ertesi gün gelip kalanını götüreceklermiş. “Allah’a bir de sana sığınıyorum .” Hacı çuvalları tarlaya gömmüş.” Elleri boş göndermek istemedim.” dedi. Borç karşılığı dört çuval buğday aldım. Yaylaya çıkmıştı. Suriye ile Lüb­ nan’ı paylaşıp yerleşmek istiyorlardı. “ Yarın köye gelip çuvalları göstereyim . Bir çuval buğday ile bir çuval arpayı ken­ dileriyle götürmüşler. Bunun üzerine ar­ kadaşlarla hepsini kapıp kaçtık.” dedi. 1 9 4 6 ’da Ingilizler. Birkaç at­ lıyla çadırlara gittik. çuvalların orada saklı o l­ duğunu kim bilebilirdi?.” dedi. “Valla o zaman ne dersem kabul edecektin. Ama bekle­ mediğimiz bir tesadüf buğday bulmamızı sağladı. hesabıma iki yüz lira yazdı. Misafirimi uğurladım. İngilizlerle Fransızlar. ne­ yim var neyim yok ikiye böldüm. Kışı çıkararak arpa zamanına ulaşmamız böylece mümkün oldu. Getirdim. Çadırları Cizre’nin altında kurmuştu. “Ama şimdi vicdanım kabul etmiyor o kadar parayı senden al­ m ayı. Ek­ tiği buğday neredeyse başak veriyordu. Ama yaz gelip parayı vermekte zorlanınca yüz lirasını benden almadı. Adam mert. zengin biriydi ve bol buğdayı vardı. Adamın karısı hemen bana haber verdi. Gönlüm buna razı olmadı. bizim bir yakınımızın gizlediği buğday çuvallarını bulmuşlar. Henüz yeni sararmaya başla­ yan arpaları ezip yiyerek durumu idare ettik. adama verdim. Çoluk çocuğun yiyecek bir lokma ek­ meği y o k .

ge­ rekli yardımı bizden esirgediler. bundan böyle ne Bedirxanlar’a ne de Cemil Paşalara çalışacaktı. benim de X oybûn’da yer almamı istediğinde. Müftü M ele Ahmet. Evdırehman Ağa’yı Şam ’a gön­ derdik. Biz o dönem bey ve ağalara karşı değil­ dik. Kürtler. • Birkaç defa aydınlarımızı ve yazarlarımızı M ehabad’a in­ celeme ve dayanışma için gönderdik. Bu ol­ mak zorundaydı. “Darı ne kadar uzarsa başağı o kadar eğilir. “onlardan para aldıkla­ r ı n ı söylüyorlardı. baş­ kan.” Bu nedenle bir toplan­ tı oldu ve X oybû n ’un adı “ Azadi û Yekitiya K urd” oldu. “Sizin içinize gelirim ama bir şart­ la. Ama D oktor N afiz. D oktor Ehmed Nafiz Bey. eğer ille de önderlik ve mevki isteye­ ceklerse bunu vermeyecektik. M ali sekreter Arif A bas’tı. Bunlar da birkaç defa kongreye katılm alarına rağmen. Cemil Paşalar ile H aco Ağalar olmadan bir şey ya­ pılamayacağını biliyordu. Kürtler. Bu gelişme üzerine Evdırehman yanıma gelip. ı8 r .” dedim. Alttan alta bunun dağılmasını veya onların eline geç­ mesini istiyorlardı.Civata Azadî û Yekîtiya Kurd Aynı yıl Cizre’de “Civara Azadî û Yekîtiya Kurd-Kiirr Özgür­ lük ve Birlik Ö rgütü”nü kurduk. bu haliyle kabul ederlerse birlikte çalışılacak. Çünkü Suriye Kürtleri X oy b û n ’u “Batının ve Taşnaklar’ın işbirlikçisi” olarak görüyor. • Am erikalılar ve İngilizlerle görüşmeler sağlandı. Biz iki ailenin bu birliğe katılmasını istemiyorduk. Ancak bu örgüt her şeye rağmen birkaç güzel iş yaptı: • Kırk maddeden oluşan isteğimizi San Fransisko’ya gön­ derdik. ben de sekreterlik görevini üstlendim. Hacı Yusıf ve ba­ zı diğer ağa ve beyler ise taraftar veya üye oldular. O nlara yeni kurulan oluşumu anlatacak. “X oyb û n ’un adını değiştirin. Ama tahminime göre onlar buna razı değildi. Evdırehman Ağa’nm dediğine göre iki taraf da buna razı olmuştu. Çünkü bun­ ların gelmesi durumunda Kürtler yeniden ikiye bölünecekti. Arkadaşlar bu ailelerin Kürdistan için her şeyi yaptığına ina­ nıyorlardı. onları dışlayacaklardı. Evdırehman Ağa.” derler.

olan kapıyı da kapattılar. Ebavvi bir Kürt düşmanı idi. Bu adam da tutup Qedri Cemil Bey’i Suriye sınırından geçirmiş. beyaz da olsa. Biz Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nden. Qedri Cem il’den aldığı ve onun M ehabad’daki yöneticilerle çektirdiği fotoğrafları gazetelere vere­ rek bizi teşhir etti. ona bağlandık. birtakım notlar alıp gitti. Nafiz Bey’in evinde toplan­ dık. soğan soğandır. Ben bu hataya ortak z&z . “Kürt bölgelerinin haritasını yapın ve gönderin. beylerimize ve ağalarım ı­ za bir kapı açılacağına. Dönüşte M usul’a.’ dedi. ‘gitme’ dem edik. Doğudan bize bir ışık görünür gibi oldu. kuzeyde bir isyan başla­ tılması talebinde bulunduk. Bunun doğru olup olmadığını sizden öğ­ renmek istiyorum. dedi. onun görüşlerini savunduk. Dost ve düşmanlarınızı bize bildirin.Amerikalılar ve Ingilizler. Kimse bunun sebebini sormadı.” diye cevap vererek. O arada örgütümüzün izin vermesi üzerine Qedri Cemil Bey. Kürt politikasının yönünü merak ediyordu: — Kamuran bana. o zaten gitmek için bütün hazırlıkları yapmıştı. “izin versek de verme­ sek de. Bir keresinde Amerikan sefiri. Şam ’dan sahte bir pasaportla M ehabad’a gitti. “ Siz M ehabad’ın ve Sovyetler’in ta­ raftarısınız” diyorlardı. Sonradan örgütümüz Q adi M ıhem ed’in başkanı olduğu. D oktor Nafiz Bey ve Arif Abas o sıra Şam ’da idiler. D oktor N afiz ise örgüt adına açıklama yaptı: — Biz Kürt ulusu karanlık bir zindanda hapisiz. Bize bir ışık görünmüyor.” Doğrusu onların anlattıklarını pek inandırıcı bulmadım. Nafiz Bey’in evine gelerek bizimle görüşmek istedi. Bize gide­ ceğini söyleyince. Eğer Batı bize bir söz verirse biz de yönümüzü oraya çeviririz. Bize. Amerikan sefiri. küçücük Kürt yurdunu tank ve toplarla ezdiler. Sefir. Hepimiz bildiğimiz biçimde açıkladık. Partiya Demokrate Kurdîstan’ın (Kürdistan Dem okrat Partişi-KDP) bir şubesi durumuna geldi.” talebini ilettiler. ‘Kürt politikası B atı’dan uzaklaşarak Sovyetler’e bağlandı. Ebawi Ismaile Bavvi’nin evine uğramış. Bize. Öylece kaldık. “Tam zam anıdır. O yüz­ den biz bu kapkaranlık zindandan yönümüzü oraya çevirdik. “ Kır­ mızı da olsa. Bize. Bir müddet sonra İrak KDP kurulun­ ca.

Amerikan sefirinin gelişi. O dönemde komünistlerin Cizre’de kurdukları bir örgü­ te katıldım. Deyim yerindeyse ‘koyun postuna bürünmüş kurt’ olm ak istiyorlardı. Toplantıda bulunanlar bu düşünceye hak verdi.” dedi. benim gibilerini kan­ dırmak için gerçek yüzlerini kimseye göstermiyorlardı. Qedri Bey’in M ehabad’a gidişi ve M ehabad Kürt Cum huriyeti’nin yıkılışı. -1 9 4 5 ’te Barzaniler dağlara çıkarak isyana ve savaşa başladı. Barzaniler’in işini hafifletecektik. Kiın Şengal’a. Hepsi de 1 9 4 7 yılında yaşandı. bütün bu olayları bir arada değerlendirmeli ve yorumunu ona göre yapmalı. Şeyh Ehmed Barzani önderliğinde çok kanlı ve çetin savaşlar ol­ du. Barzan yöresine giden Irak güçlerini üzeri­ mize çekmeye çalışacak.” deyip örgütten ayrıldım. Şengal ve Z a x o ’da ayrı bir savaş cephesi açarak. arka arkaya oldu. İçimiz­ de savaşa gidecekleri kura ile göndermek isteyenler oldu. Doktor: — Kim Z a x o ’ya gitmek ister? Evdırehman Ağa el kaldırdı: — Eğer M ala H aco’dan biri benimle gelirse ben giderim. — Kim Şengal’e gitmek ister? Ben el kaldırdım: 183 . Bel­ li ki onlar Batı ile işbirliğinden vazgeçmiyorlardı ve bizi kendi ka­ falarınca yönlendirmek istiyorlardı. kim Z a x o ’ya gitmek ister elini kaldırsın. Barzani Ayaklanması (1945) Sıralam ada bunu 1 9 4 6 ’dan önce anlatmalıydım ama şimdi ha­ tırladığım. şeyhler birbirinizi kayırı­ yorsunuz ve bizim için bir şey yapm ayacaksınız. bu savaş­ ta yerimizi almamıza karar verdi. beyler. Okuyucu. Örgüt o zaman bizim de dolaylı veya dolaysız. bu işi gönüllü yapalım . gelişmeleri aktardı. Anlaşıldı ki siz ağalar. “ Şimdi bu kur’ada çıkıp gitmeyenler olacaktır. Bu savaş aylar sürdü. Z a x o ’dan biri bize gelerek. Ama Arif Abas buna karşı çıktı. O zam anlar daha iyi anladım ki X oybû n’un dağılmasına rağ­ men. Biz. için yazıyorum. onlar hâlâ X oybû n kafasıyla bizi yönetmek istiyorlardı. ona göre seçelim . Beni dinlerseniz.olamam.

M ehabad’a karşıydı. yerimizi alır. II. D oktor kızdı: — E canını.Kürt ileri gelenleri Batı destekli bir ayaklanmaya taraf değildi. Kurtulurlar­ sa gelip sizin için savaşsınlar. III. Cegerxwîn gibi biri Şengal’de savaşırken. Yalnız yeğenim M ele Eli elini kaldıra­ rak. Z a x o ’ya giden elçi de geri dönemedi ve bizim savaş hikâyemiz orada sona erdi. ‘Bize yar­ dım edin. Buna da ben razı olmadım. Em er.” Emer’i yeniden gönderdik. Emere X a lit’i Şengal’a gönderdim.” dedik. “Birleşme noktası Suriye ve İrak sınırıdır. Bizden biri vurulsa. Arif Abas.” dedim. “ ama hangi köyün hangi devletin birleşme noktası olduğu belli değil. kaçırabiliriz. yüzler­ ce binlerce bizim gibisi var. “Şahsıma yaptığın övgüler için çok teşek­ kür ederim. onların savaşmak istemedikleri­ ni açığa çıkardı.Kürt beyleri ve ağaları batıdan medet umuyordu ve görü­ nürde de herhangi bir “ medet” yoktu. örgüte kızmışlardı ve bu nedenle kararları din­ lemiyorlardı. I. Cegerxwîn öldürülürse hangi birimiz yerini doldururuz? Toplantı sessiz sedasız dağıldı. Ama işler iste­ diğimiz gibi gelişmedi. “ Ama ben savaşa gitsem de ölmem. “Dayımın yerine ben Şengal’a gideceğim. ancak masalarda içip. Doktor Nafiz Bey’e. Batı. Ölsem z84 . “ Bize toplanacak bir köy veya yer göstersinler. belki savaşçıları kurtarabilir. “Yaşasın Kürt ve Kürdistan” diyebiliyorlardı. Kimse elini kaldırmadı. Tirbesipi’ye gittim .” dediklerini anlattı. “Yezidiler. Ev işlerini yoluna koyduktan sonra. biz evi­ mizde oturursak ayıp olmaz mı? dedi. Emer. Ö nce yakalanmış ama fezidiler sonradan onu serbest bırakm ış. Em er kısa sürede döndü. Bize.” dedi.Beyler. Çünkü o arada Barzani savaşçıları ve M e­ le Mıstefa çoktan M ehabad’a gitmişlerdi. Bu yaşananlardan da anlaşılıyor ki.— Ben giderim ama M ala H aco’dan biri benimle gelsin.” diye anlattı. Yezidiler’in dağdaki bütün savaşçılarının Irak hükümeti tarafından yakalana­ rak Musul’a götürüldüğünü söyledi.

Kürtlerin eşit bir şekilde. Kısa Bir A ç ı k l a m a I. O divan­ larla ilelebet yaşayacağım . Batı hayranı olması buna da bağlıdır. III. 2. II. M ehabad. Ben bu cevaba çok üzüldüm ama ona karşı ne gibi yanlış yap­ tığını sorm adım . zenginleri ve feodalleri Doğu’nun Kürtlere yardımını istemiyordu. hatta eşitlikçi. Sovyetler Birliği’nde her biri uzak yerlerde iskân edildi. Belki o dönem B atı’nın verdiği bazı sözler olm uştur.” dedim. Kimin eliy­ le bu sözler verilmişse tarih bir gün açığa çıkaracaktır. kendi ülkelerinin sahibi olm alarından. Kendileri de M ehabad’m en zengini ve sahi­ bi idiler. Kadınlar. çıkarları için kullanm ak. Barzani düşmana teslim olm adı. O nlar Kürtleri ellerinde bir koz olarak. M ele Mustefa’yla beş yüz savaşçı ise Türkler ve Acemlerle savaşarak Sovyet sınırında Kızıl O rdu’ya teslim oldular.” dedi. Bazı savaşçılar geri dönerek. Uzun yolculuk­ lardan ve savaşlardan sonra Barzaniler ikiye ayrıldılar. Ama ne yazık ki kandırıldılar. ilerici parti ve hareketlerin oluşmasından bile yana de­ ğildiler. Kürtler uyansın istemiyorlardı. Qadi ile çektirdiğin fotoğraf ne zamana ait? Ç ok güzeldi. Irak devleti ile geri dönüş pazarlıklarına giriştiler. düşmana teslim olunca Bağdat’ta idam edildiler.” Barzani. “ O sözünde dur­ mazla fotoğraf çektirmem hayatımda yaptığım tek yanlıştır.Anlaşıldı ki B atı. “Efendim.Kürt önderleri. B atı’ya ve Batı yanlısı Kürtlere çok gü­ veniyordu. Bir gün Barzani’ye sordum. bir Kürt ağasına sığındılar. K ürt petrolünü K ürt kanıyla renklendirmek istiyordu. dağlara çıktı.Qadi M ıhem ed. Şeyh Ehmed’le Irak’a teslim oldu. Bu kesim. çocuklar ve yaşlılar.85 . Ben şahsen divanımda Q adi’yi öven şiirler yaz­ dım ve hâlâ en değerli Kürtlerden biri olarak gönlümde yaşar. B atı’nın girişimleriyle yıkılınca önderler idam edil­ di.bile divanlarımda Kürtler için dilediğim kadar yazdım. Kürtler Doğu yardımıyla bir ülke kur­ sun. hatta Bolşeviklerle yakınlaşsın bile istemiyordu.

. H er köylü gibi evimde birçok şey bulunurdu. Yedi yüz liram vardı. gel de dergini götür. nereye gitmeliydim? Bu kadar nüfusu nasıl. git çalış! İşin gücün Kürtçülük. “Bu hep senin suçun. Şimdi şehir yerindeyim. Korku ve-çaresizlik için­ de. yoksa dünyadaki her feodal gibi aralarında çıkar çatışması veya rekabet mi vardı? K a m ı ş l ı ’ ya T a ş ı n d ı m Daha önce söylediğim gibi 1 9 4 6 ’da Kam ışlı’da kiralık bir eve yerleştim. dedi. IV. eve beş parasız dönmüştün? Adam bir teneke helva da çocuklara alır.besleyecektim? Bin bir kasavet ve dertle eve geldim. Kardeşi Sedir. söyle ne yapalım?” dedim. D oktor Nafiz Bey’in yazıhanesine yakın bir yerde. para etmeyen dergiyi ben ne yapayım? — Belki para da var yahu. iS6 . avare avare dolanıp duruyorum. — Yahu D oktor. K eyo’nun anasından çı­ kardım. elde avuçta kuruş kalmadı. Benim ne suçum var? Madem şehir­ desin. Keyo’nun anası sinirle cevap verdi: — Yalnız olsan da yedi yüz lirayı harcamaz miydin? H atırla­ mıyor musun birinde iki yüz lirayla şehre gelmiş. Ehmedo’nun çayhanesinde oturuyordum. Hırsımı. Dertsiz başıma dert açtın. D oktor beni çağırdı: — Gel gel. o dönem İran’la anlaşmaya oturan adamdır. O arada bir tesadüf daha gelip beni buldu. Senin sözünü dinleyip şehre geldim. tüfeğini de üstü­ ne satmış.İran’a erken teslim oldu ve erken idam edildi. Eskiden köyden şehire geldiğim zaman cebimdeki paralan bitirmeden köye gitmezdim. Çalışma dersen hak getire ve ben kimseden para iste­ yecek durumda değilim. N e yapma­ lı. Her şey parayla. Gönlüm kırık. Zaten borç veren de olmazdı. Kuşağımda sadece iki lira vardı. iki ay içinde tükendi.Barzani ve Q adi’yi karşı karşıya getiren sorun neydi? Q adi’nin yandaşı olan K ürt komutanları neden Barzani ile Sovyetler’e kaçmayıp Irak’a teslim oldular? Batı mı bun­ ları karşı karşıya getiriyordu. karışık duyguların esiriydim. ama nerde?. hele sen bir gel. peki karnını kim doyura­ cak? Bizi perişan ettin. viran ettin.

yol. Tümüyle maddi bir karşılık alm adan. Mıhemed Şerif Ağa’yla gidip aboneleri topladık ve topladığımız birkaç bin lirayı Kamuran Bey’e göndermesi için D oktor’a verdik. ırm ak. “Yüz lirasını örgüte ver. siz sadece bize çevrenin haritasını. “ Üç yüz lira epey para. M ektubu hemen açtım .’ Oysa sizin Türklere gön­ derdiğiniz savaş donanımını onlar. Türkler bizim dostumuzdur. Bir daha ne para geldi ne de ya­ yın. Sen bu çev­ rede aboneleri ve paraları toplayacakmışsın.— Vaila para ediyorsa hemen gelirim. köprü gibi geçitleri ve gücünüzü belirtin. dedi. Uzman kızdı: — Size kim bu kadar detayı anlattı? Bu gibi şeyler devlet sırrı­ dır. Şukri Emin gelişmeleri şöyle anlatıyordu: — Bunun için bize para teklif ettiler ama biz kabul etmedik. etkisini. “ Filistin’den size her şey gelecek. yanına ekli bir not var: — Abonelerin parasını toplaman ve bana göndermen için sana üç yüz lira gönderiyorum .” Ben gönüllü olarak her ay yüz lira örgüte vermeye söz verdim ve Haco Ağa’ya gittim. Ben kendi kaynağımın hırsızı durumuna düşmüş. isteklerini temin ettik. Ayrıca düşmanın toplarının yerini. Meğer Kamuran Bey derginin yayınını durdurmuş. Bundan sonra her ay üç yüz lira alacak­ sın. D oktor dergileri elime verirken üç yüz lira da para verdi: — Bunu sana Kam uran Bedirxan Bey göndermiş.” Heyet de gelmiş. Ç ok sevindim. “T a ­ m am ” dediler. Bunun kaynağını öğrenmek istiyorum.” demişler. tahıl vagonlarında buğday gi­ bi gösterip Alınanlara gönderiyor. Sanırım Doktor göndermemiş.” dedi duyan arkadaşlar. “ isteklerinizi yerine getirmenin sırasıdır. Ebdirehm an Ağa ise şöyle anlatıyordu: — Bir defa Ingiliz uzmana. veya gönderememiş. iki yüz sana yeter. Siz diyorsunuz ki ‘Biz Alınanlara düşmanız. lngilizler Bizi Nasıl Kandırdı? Daha önce yazdığım gibi. ne cevap ve­ z8 7 . saldırı yollarını bildi­ rin. lngilizler Cizre’ye gelir gelmez.

Ingilizler bizim arkadaşları kılavuzluk için kullanmışlar. Vay benim Kürt ağam! işte yurtseverlik budur! M illiyetçi adam milleti için çalışır.Kürtlere verdikleri hiçbir sözü yerine getirmemişler. Bolşeviklere karşı direnmesi için Türkiye üzerinden cephane gönderiyor. Ingilizlere dost olabilm ek ve kendinin nasıl bü­ yük bir ağa olduğunu ispatlamak için dört başı mamur bir sofra hazırlamış. Zayıflayan Bolşevik Alm anya’yı işgal edemez. iş millet için bir şeyler yapmaya gelince metelik vermezlerdi. “Bu sofrayı kuran adamın çok zengin olması gerekir. “İngiliz askeri mağaralarda. köylüsü yemeye aş bulamazdı.” Uzman. z88 . Ağa bilmeli ki bilinçli insanı ne sofra. diye ya­ pıyoruz. ne de para satın alabilir. Bolşeviklere karşı dirensin ve onları zayıflatsın. II.” demiş. Ö te yandan bu ağalar kendi karınları için bin lira harcar. Ama İngiliz sofraya konulanları yememiş. Bana yüz çuval buğday vereceksin. III. hepinizi k u r­ şuna dizerim . Sonunda. “ Biz­ den hiçbir şey gizlenemez. Kürt ağa. Biz bunu Almanlar.” Biz bu gelişmelerden neyi anlıyoruz: I. dağ başlarında çarık kemirirken ben bu sofrada ye­ mek yemem. bir Kiirt ağaya misafir olmuş. yardım ediyorlardı. Bizim ağalar ise. O çevrede bulunan bir İngiliz kom utan.” dedi. Ama biz iş­ gal edebiliriz. Bun­ dan am aç. Kürtleri ellerinde bir koz olarak Türklere karşı kullanmışlar.” dedim. “Biz de bir m illetiz. Onlardan Türkler hakkında bazı bilgileri almış ve böylece bölgeyi tammışlar. Bolşevik’ten önce Almanya’yı işgal edip k o ­ münizmin Avrupa’ya yayılmasını önlemekti. “Çünkü bu gibi şeyler çok gizlidir. bir başka yurtsever faaliyete bun­ ların parası yoktu.Almanların.receğimi şaşırmıştım. masada bin lira h arca­ yıp. bir kitap basm aya. Ama Ingiliz buna tenezzül ermemiş ve elinin tersiyle itmiştir. “Bir daha ağzınızdan bu lafları duyarsam. Ağa bir yemekle ona dost olm ak ve halkının el emeğini o komutana peşkeş çekmeye hazır­ dı. Bir örgüte.” Böylece ağadan yüz çuval buğday almış.

çok geçmeden babalarının intikamını aldılar. Ancak Tevvfo aldanmıştı. kal­ leş mi kalleşti. külotu hariç çıkardı. başında­ ki tüyler kadar yetim kodum duvar diplerinde. Babası lsaye H em o. dinsizlikte üstüne yoktu. Ama şimdi giydiği elbise. Şeyh Fetilah Eynqafi’nin cipinde öldürdüler. dedi. Bu olay olduğu zam an. ancak aşiret reisi Selumi tarafından soyulup silahlarına el konulmuştu. Hacı Suleymaniler’in çadırındaydım. Tevvfo: — Ağa. sahtekârlıkta. obaya getirerek Suleymani ağa­ sı Hem ze’ye teslim etti. Tew fo. lsaye Hemo. Tew fo ile kardeşi Şukri. “ Kalk seni obaya yetiştireyim . Hemze. Katil mi katil. 189 .” dedi. zengin ve hanedan bir insan olduğunu kestirmek olasıydı. yeter.Tewfiq Ağa (Tewfo) T ew fo. Ama yiğitti. Süleyman Ağa’yı H esar Kasrı’nda. bunların çocukları ve mal mülküyle birlikte bü­ tün kuşatm aları yararak Cizre’ye ulaşmışlardı. Ehmede Yusıf’ın obasına gitmek istiyor. çem ber ateşinin içinde.” dedi. Tevvfo’ya uzattı. son derece partaldı. Hebizbini aşireti reisi Hesen Tem o Gevvr’in de yardımıyla ateşe atılıp yakılmıştı. Dereveri aşiretinin ağasıdır. Cevvalinin biri Tevvfo’yu sırtında.” de­ di. “Bu beyi kim hayrına Ehmede Yusıf’un obasına götürm ek ister? Beraberinde birkaç atlı gitse iyi olu r. ben hayır yapılacak adam değilim. yani Tevvfo Ağa. 1925 ayaklanmasından sonra yetmiş seksen savaşçısı. “Bu adam. beni Ehm ed’in obasına yetiştir. böylece akrep gibi döne döne yakılm ış.” Araplar onu soyduğu zaman parmağındaki yüzüğü almamış­ lardı. C izre’de Arap Cevval aşiretine sığınmış. Bu yüzükten bile. Tew fo’nun bu cevabı üzerine kendi elbiselerini. “Belli ki sen bu hale gelecek insan değilsin. lsaye H em o’nun oğlu. Arif Bey tarafından. Hayır istemiyo­ rum senden. Ce­ sarette. acıyan bir tonla köylülerine seslendi. Ağzı­ na tuz doldurulmuş. Ben. Araplar da Kürtler gibi kendine sığınanı gözü gibi korur ve besler. Ehmede Y u sıf’ın adamlarından biri oradaydı tesadüf. uğruna ölür sanırm ış.

Bir gün Amud’un Hıristiyan zenginlerinden X aço onun evine gelerek. sen misin bunu diyen! Adama. sizi barıştırayım . Akla gelebilecek her türlü eşkıyalığı yaptı.” diyordu. beraberin­ de T ew fo’nun karısı Zubeyde ile Hemze’nin obasına geldi.” Vay. O anda Hesari ile Deraveri aşiretlerinin düşmanlıklarını hatırladım. Çok talan getirdi. Gelin.” Her ne kadar Selimo benim tüfeğimi taşım ak istemedi ise de Zubeyde Hanım üsteledi. Deraveri keyalarından olan Selimo. “ Eğer ben­ den korkuyorsanız.Tew fo. “Said Ağa ile ikide bir Amud’da kapışma­ nıza gönlüm razı olmuyor. Yolda Zubeyde sordu. kızıl yüzlü. Sonradan ne zaman başı Araplar gibi bağlı olan birini soysa. Tevvfo’nun hikâyesi çok uzun ve ilginçti.” diyormuş. “A ğa.” Zubeyde’nin kısrağının başını tutup durdurdum. Elim ­ de silah. Birkaç köye konup göçtü. D eqor ağası Said’le ise düşmanlı­ ğı hiç bitmedi.” demiş. Korkma Seli­ mo korkm a. belli ki bu genç temiz b iri. Bu iş senin gibi terese mi kaldı?” diyerek. Selimo benden korkuyor.” dedim. hiç değilse onun için taşımış olursun. Orada da rahat durmadı. H esar adım duyunca daha da bir şey sormadı. En sonunda biz Tevvfo’nun aşireti­ yiz diyen Biriva köyüne yerleşti. “Belli ki buralardan değilsin?. geriden geliyordu. buralardan değilim. Alnında yiğitliğin izleri okunuyordu. Her Amud’a gidişinde Sait Ağa’ya meydan okur­ du.” dedi. “ M emlekette adam kıtlığı mı var. Zübeyde Hanım gülerek. X a ç o ’nun eline ateş basıp. “ Buralar düşmanlık ve intikam yeri değildir. iri kafalı ve mavi gözlüydü. “Bu da çalman malımın intikam ıdır.” dedim.” dedi. tüfeğimin şarjörünü çıkarıp ona verdim. “ Hey teres. “ bu 290 . Benim onlara bir şey yapmamdan korkmuşlardı. “ Yahu al tüfeği. onları Kasikan aşireti obasına. Bir süre sonra. “ Görünüyor ki sen akıllı ve dürüst bir delikanlısın. “Siz K ürt’sünüz ve ben bir başka­ sının sizi götürmesine razı olam azdım . “ Vay Allah seni bağışlasın.” Çünkü başımda “kum ” ve “kolos” vardı.” dedim. Ehmed Yusıf’a götürdüm. temiz bir sopa çekm iş. ben H esarlıytm . Selim o yanı­ ma gelince.. Birçok kez Kuzeye gidip soy­ gunlar yaptı. “Doğru. buyrun benim tüfeğimi siz taşıyın.

Kom utan.ateşe dayanam ıyorsan. tercüman Mişel ve Tevvfo yalnız kalınca Fransızlar şartlarını söylemiş: — Türkler seni yakalayıp kendilerine teslim etmemizi istiyor. Kimi de bu işi Said Ağa’nın yaptığını söyler. bıçağını çekip tehdit etmiş. Said Ağa’dan da onlara dokunulmayacağına dair söz alınmış. Tevvfo’nun bir adamı öldürülünce diğerleri bir binaya sığınıp direnişe geçmişler.” M ele Ubeydıllah görüşmeye gelince onu da rehin almışlar: — Ya bizi sağ salim eve götürme sözü verirsiniz.” de­ miş. eğer yüz altın vermezsen. Ancak Fransız komutan gizlice silahını çekerek Ağa’nın kula­ ğının arkasına sıkıp öldürmüş.” demişler.” diyormuş. Tevvfo bir kısım silah­ lı adamla Amud’a gelmiş. Ama biz razı olmadık. Kom utan ile Tevvfo’nun bulunduğu odaya kimse sokulmam ış. ya da bizim­ le sen de yanarsın. direniriz. direnişten vazgeçmemişler: “ Mele Ubeydıllah ge­ lip bize kefil oluncaya kadar teslim olm ayız. Fransız komutan ve tercüman Mişel Amud’a gelerek yetmiş seksen askerle Tevvfo’yu Amud’a çağırmış. yakacağım seni. Artık eşkıyalıktan vazgeçin.. sıkıştırmış. “ Ağa. Sana ve adamla­ rına her ay belli bir maaş da vereceğiz. ha?. Neyseki Hesen Ağa’nın oğlu aracı olmuş da. Bazıları M işel’in arkadan kafasına silah sıktığını söyler. Kimine göre Türkler Tew fo’nun sınırdan uzak tutulmasını Fransızlardan rica etmiş. “O gel­ mezse bizi bina ile yaksamz bile teslim olmayız. devletin adamını durup dururken öldürmek doğru değildir. Seni Hesek’e göndereceğiz. Bırak adam bir nefes alsın. Amud’da çok sayılan biriydi. Adam sana düşmanca bir şey söylemedi ki! Rica ederim. Tevvfo tutuklu olduğunu anlayınca atılıp Fransız komutanın kafasını koltuğunun altına almış. X a ço yüz altın verememiş. 191 . Her ne kadar kendilerine garan­ ti verilmişse de. Tevvfo Ağa’nın cesedini de hediye olarak Türkiye’ye göndermişler. Fransızlar ikinci defa Cizre’ye gelince Hıristiyanlar şikâyet etti. X a ço kurtulmuş. M işel yalvararak. M ele Ubeydıllah. Babanın başı şimdiden sağ olsun. ananın kam ındaki ateşe nasıl dayandın. Tevvfo’nun adamları silah sesini duyunca ça­ tışmaya girmişler. seni göndermez. Herkes evine dönmüş.

. İsmini yazan iki lira aidat veriyordu. Bir defasında Çelek köyünden Kam ışlı’ya gidiyordum. ve ne de bereket! Ulan gavur. iyice kızdım. H atta seydan sayılırım. ve ne rahmetüllah. bilgim de senden daha yüksektir. H acı’nm kardeşi Ebdılmecid ayağa kalktı: — Vay ne aleykümselam. Bana iyi bak. Cegerxwîn’den ne istiyorsun? Vallahi senin sayende bu köyde ekmek yiyoruz. Uzatırsan. Kahvemi içtim. sohbet edeyim dedim. ilmül him ari’dir. deli. Ona yalnızca: — Tam am Şeyda. bir yumrukla seni darmadağın ederim. milletine de kızacağın zamanlar olacaktır. Tabii bana da. Mele Evdılmecid’i kovduktan sonra Hacı kahvemi getirdi: — Allah’ını seversen o deliye bakma. Bunun yüzünden gelip bir kahvemizi içecek dost da kalmadı. Ulan benim meleliğim de. diyebildim. Prensip olarak kimseyle kavga etmemeye. serseri.. kimsenin kalbini kırm am aya. dedim.. 1 9 4 6 ’da yeni oluşan Barış Derneği için üye kayıtları yapıyor­ dum. Odaya girer girmez. haklısın. düşman kazanmamaya özen göste­ rirdim.E b d ı l m e c i d ’ le B i r l i k t e Ben kavgacı bir insan değilim ama bazen kendini bilmez insan­ larla da kavga ettim. Hacı kalktı. belimde de iki yedek şarjörüm . atıma atladım . başım gözüm üstüne. T e r­ biyesiz! Sana ne diyeyim ki senin şu abin sana terbiye vermemiş. silahıma davrandım: — Bana bak. ulan Allah tanımaz kafir. dedi. Adam üstüme üstüme geldi: — Okuduğum K ur’an ’a yemin olsun ki senin okuduğun ilmül enbiya değil. deyip hakarete başladı. Bir gün M ele Evdılmecid içeri süzüldü: Z92 .. çeker hepinizi vururum. gittim. Tabancam da yedi mermi var. Yolda komşu köyün keyası H acı’ya uğrayıp bir kahvesini içeyim. Ba­ şımızın belası işte. Cevap vermeye bile fırsat vermedi... senin sayende k ö­ yün yarısı bizim oldu. küfürle tehditle kardeşini odadan kovdu: — Bu deliden bıktım usandım. inatçı.

Buğday tica­ reti için bir kam yon satın aldım. dedi. On altı bin liram olmuştu.” Müftüye gittik. dokuz bin liraya yeniledim.” dedi. kendiniz şoför değilseniz. “Kamyonunu alm ıyorum . İkinci yıl üç bin zarar ettim. Parasını da ver. Geriye dö­ nüşte. Sekiz bin liraya Hacı Fûade Filistini’ye sattık. Hacı şeriatta kaybedince: — Ben şeriatın dediğini yapmam. Galiba politika­ dan korkmuştu. Adını kaydettim. istersen mahkemeye git. kamyonu H acı Fûad’a verdi: — Sen. iki lirasını aldım: — Bu senin suçun değil mele. cahilin. Aynı karakollar onun arkadaşları ve dostlarıydı. Polisle aram ın bozuk olduğunu ve karakola gitmeyeceğimi bi­ liyordu kerata. Bu Kürt düşmanlarının. Ticaretim 1 9 4 6 ve 4 7 yıllarında köyümü sattım . M ecburen satışa koyduk. dedim. Üç bin liraya köyümü. Kam ­ yonu dört bin liraya aldım. “Eğer razı değilsen şeriata gideriz.— Vay. aman am an. bir daha da göremedim. Üç ortaktık: Ben. babalığın barsın. Cahillik ettim. yeğenim M ele Ubeydıllah ve şoför David. dedi. İlk yıl yedi bin lira kâr ettim. buğday ticaretine başla­ dım. altı bin liraya da ürünü satmıştım. On beş gün işinde kullan­ dıktan sonra getirip geri verdi. dedi. Kamyonun bütün kazancı David’in maaşına an­ cak yetiyordu. 193 . Cizre yolunda yine bozuldu. Herkesi çağırır kaydedersin de beni çağırmazsın. Yedi bin lira vererek bir kez daha tamir ettirdim. Bir sü­ re sonra kaybolup gitti. Daha sonra Barış Derneği’ne onu da üye olarak yazdım. Kamyon sana düşer. kamyonu kendi rızanla ondan almışsın ve işlerin­ de kullanmışsın. Beni af­ fetmeni rica ediyorum. kendini bilmezin propagandasıdır. Diyelim kamyon alacaksınız. Ama H acı bizi iyi kandırdı. Peki ben Kürt değil miyim? Güldüm: — Artık ilmül himari değil miyim? — Zaten beni bağışlaman için geldim. sakın almayın. Velhasılı kelam kamyonu bin sekiz yüz liraya sattım.

dükkânını aç. Bir gün evime ağlayarak geldi. birlikte dükkân açacağız. yoldaş­ lara harcadım. V e­ resiye defterleri ve hesapları getirdiler: — Üç bin lira civarında veresiye verdik. En so­ nunda Keya’nın anasının kolundaki bilezikleri de sattım. bana üç bin lira kâr düştü. bir dükkân açmam için bana söz vermişti. Herkes benden para çarpıyordu. Çünkü herkese inanıyor. dört bin liram gitti ve parasız kalan ben oldum.ik i A r k a d a ş ı m Bir ara bir kısım param olmuştu. Onu da komünistler her defasında beni kandırıp aldılar. senin de kazanman lazım. Şimdi ‘param yok. Onu bana vermediler. İbrahim H acı Isa adında bir genç arkadaşım vardı. Senin çoluk çocuğun var. O dönem­ 294 . cum hurbaşkanı Şükrü Kuvvetli’yi bir darbeyle devirip yerine geçti. gittim. Bir yıl sonra yeniden haber gönderdiler. Onunla Kürt sorunu ve diğer toplumsal konularda konuşuyorduk. S u r i y e ’ de H u s n i Zaim Dönemi 1948’de Albay Hıısni Zaim . Askeri bir yönetim kuruldu. İbrahim’in dediğine göre paraları Aziz yemişti. Dükkândaki mal­ ları eve götürdüm. dükkânda. Bir iki yıl sonra beni dükkâna çağırdılar. dedim. beni kandıracakları aklıma gelmiyordu. Birkaç çanak çömlek ve çocuk şekeri dışında bir şey kalmamıştı. 1948’de komünistlere katıldığım zaman üç bin liram vardı. öyle bir söz de vermemiştim’ diyor. Onu da sen topla senin olsun. parasını alıp gitti. — Çok sevindi. ortaklığımı yedi bin liraya çıkardılar. Ben sana iki bin lira vereyim. Tabii sen de ortaksın. “Arif Abas beni kandırdı. dediler. Ertesi gün Ezize D ari diye bir arkadaşıyla beraber geldi: — Rica ediyoruz bize iki bin lira daha ver. Paraları hesapladılar. Husni Zaim birkaç ay sonra kendisini mareşal ilan etti.” Adama acıdım doğrusu: — Vazgeç. sana vermeyeceğini biliyorsun. D ört bin liralarını alıp gittiler. Beni zaten herkes kandırıyordu.

“H aleb’e gitmişken yazdığımız bildiriyi basıp size göndereyim. Çoğunluk kararıyla “Konsolosluğa gidenle­ rin bizi bağlayam ayacağını ve Kürt ismini ku llan am ayacağın a dair bir bildiri yazıp dağıtacaktık. bir tane de Qedri Bey’in kapısına atmış. “ Bildi­ riyi dağıtanın O sm an Sebri ve oğlu W elato olduğunu sanıyorum . Bu olay biz Kürtlerin içine yıldırım gibi düştü. Kral Faruk’un otom obiliyle Kahire sokaklarında dolaştı.” demiş. kararları yazıp vermiş. sömürücü ve başıboş düzenin sona ereceğini sanıyor­ duk. Y usıf da basıp dönüşte beraber getirmiş. W elato. Reşid Kurd’a. Biz demokrat.de askeri yönetim insanlara korkunç bir terör estirdi. Y u sıf Hacı Ersan ise bildirileri dağıtmadan önce Mıhemed *95 .” demiş. Bir bakım a. Bunun üzerine bir çağrı yaptım ve Amud’da toplandık. O sırada H alep’e gidecek olan Y usıf Hacı Ersan. Verdikleri sözleri tutmadılar. Halep valisi Husni Berazi. Bu baskılara dayanamayan birçok Kürt. siz de dağıtın. Suriye bize mecburdu. Korku ve şüphe herkesi sindirmişti. yeni yönetim in bir şeyler getire­ ceğine inanm ıştı. K ürt ismini hiçbir zaman gündemde tutmadılar. Kürdün bütün istemleri unutuldu. Husni Berazi Halep valisi oldu. M uhsin Berazi başbakan. tleri bir tarihte yeniden topla­ nıp son kararı alacaktık. Anladık ki adam Arap milliyetçisiydi ve Kürtlere bir hak vermesi söz konusu değildi. ama korkaktılar. Yani isteseler Kiirt devleti bile ilan edebilirlerdi. Kom ünistlerin dışında herkes. Türk konsolosluklarına giderek imza verdi. Aksi halde Kürtleri kendileri yaka­ layıp Türk devletine teslim edeceklerdi. Birkaç gün sonra Husni Zairn. Öyle olmadı. Derbesiye’de bildirileri dağıtmış. Kürt ileri gelenlerini çağırarak Türkiye’ye yönelik isteklerden vazgeçilmesini ve konso­ losluklara giderek. O da bildiriyi polise vermiş. “artık Kürtçü faaliyetlerde bulunmayacaklarına dair” teminat vermemizi istedi. Bir kısmını dağıtması için Osm an Sebri’nin oğlu W elato ’ya vermiş. Polis ikisini tutuklayıp hapishaneye tıktı. Reşid. Bu yüzden isteklerimiz konu­ sunda baskıya devam ettik. Kimlerin kon­ solosluğa gittiğini bilmiyorduk. eşit bir sistemin gelmesi ile baskıcı. O r­ du içinde en etkili görevler Kürtlere verildi.

“Bu Cemil Paşaların oyunudur. Polis W elato’yu alıp Amud’a götürmüş. Onların içinde değil­ dim ama ilk toplantıyı ben yapmıştım. D oktor da kızarak. Mıhemed Eli de D oktor N azif’e giderek durumu anlatmış. “Büyükler kılıcı sal­ layınca. “ İşte. Çünkü onlar binlerce Kürdün katili olan elleri sıkmışlardı. O sırada ben. Haberimiz olm a­ dan neden bu işleri yapıyorsunuz? Bunların dağıtılmasını istemi­ yorum . Sıradan köylüler ve yurtseverler biz­ den yana tavır aldı. Kürt feodallerinin so­ nu oldu. Bu işte benim adım geçmedi ve kurtuldum. telgrafı Qedri Bey’in gönderdiğini ve bildirilerin basımını kendisinin üstüne yıkm ak istediğini sanarak.” 2. Sonradan divanımda da basıldı. Mıhemed Eli kızarak. Osman Sebri ve W elato’yu işkence ve dayaktan sonra Meze cezaevine attılar. telgrafı po­ lis şefine vermiş. küçükler sopaya sarıldı. “W elato’ya verdiğim paraları harca­ m asın. Y usıf Hacı Ersan tu­ tuklanınca doğruyu anlatmış. “ Qedri Bey benle oğlumu tutuk­ latmak için bize telgraf göndermiş. Bir Kürt atasözünde denildiği gibi. Bu bir kom plodur.Eli’ye gidip görüşünü sorunca. Yusıf. W elato ise. Bunun üzerine Yusıf Hacı Ersan postaneden Osm an Sebri’ye bir yıldırım telgraf çekerek.” demiş.” diye cevap ver­ miş. dağıtılmasından yana değilim . Bunlarla K ürt zengin ve ileri gelenlerine kar­ şı koymaya başladık.” Polis şefi W elato’ya: — Peki Yusıf Hacı Ersan’ın sende ne gibi parası var. Tam o dönemde “Beyim çûbû ku” şiirimi yazdım ve dağıttım. O ra­ da çok sayıda yurtsever ve komünist tutuklu vardı.” haberini göndermiş. Ve bu. O günden sonra bu ağa ve beylerin insanlar arasındaki değeri azaldı. Reşit Kurd. “ Peki bize danışmadan neden yaptınız? Bize güvenmiyor musunuz? Yeni bir karar almadan. “Bu yaptığınız çocukluktur.96 .” cevabını vermiş. Osman Sebri. Türk konsolosluğuna gitmek Kürt ulusuna Kürt ağa ve beyle­ rinin yaptığı onursuz bir davranıştı.” demiş. diye sor­ muş. buğday ticareti yapıyordum ve T ilk oçer’deydim. Bildiriler dağıtılmadı ama aramızda ikilik çıkmıştı bile.

Kan dökücü diktatörlüğü benimsemedi ve yalnız bı­ raktı. H içbir şey değişmedi ve hatta durum giderek kötüleşti. Ülke tam anlamıyla ka­ busu yaşıyordu. Henavvi Beyrut’a kaçtı. Ülke için kara günlerdi o günler. Suriye’de bir Kürt devleti kurmak o kadar zor değildi. Ç ok geçmeden Albay Edip Çiçekli yeni bir darbeyle işbaşına geldi. Suriye halkı onlardan çok baskı ve zulüm gördü. Ç ok sayıda kom ünist can verdi. başlık atıyorlardı. Ç içekli’nin annesi de bir Kürt’tü. Kom ünistler. Ama Suriye’nin yiğit komü­ nistleri. mücadele alanını hiç­ bir zaman terk etmediler. Zindanlar onlarla doldu taştı. O nlara “ Ağalar” derlerdi. iktidar güçle­ rini zor durumda bırakıyordu. Tutuklanışım 1 9 4 9 ’da Şükrü Kuvvetli cum hurbaşkanı idi. Gerçekten de eğer Kürtler işlerini bil­ seydi. parlamentoda bir­ kaç tane de K ürt milletvekili vardı. Kom ünistler. Bu darbeden sonra Suriye gazeteleri “ Kürt Devleti yıkıldı” di­ ye. T ü r­ kiye’ye kaçtı. Duvar­ lara vurarak haberleşiyorduk. Bu mücadelede en büyük pay Suriye Kom ünist Partisi’nindir. olayları birbirimize anlatıyorduk. falaka. rüşvet ve hukuksuzluk her yanı sarmıştı. Beraziler’den biri. Cezaevinde Kürt yurtseverleri ve komünistler dost idi. Kürt değil­ diler ama Kürdistanlıydılar. önceki darbede öldürülen Hüsnü Zaim ve Muhsin Berazi’nin intikamım aldı. Henawi’yi öldürdü. O dönemde ilk kez tutuklan­ *97 . Cezaevlerinde onlarca erkek ve kadın sorgusuz sualsiz öldürüldüler. İçeride politik tartışm alar yapıyor. Bunlar kim olursa olsun. Henawi cum hurbaşkanı oldu.D ört ay sonra Husni Zaim ve Muhsin Berazi darbe sonucu öl­ dürüldü ve bunun günahı Ki'ırtlerden soruldu. İşkence. Diktatörlüğü yıkm ak için her türlü faaliyeti yürüttüler. Ama Suriye halkı bu zulüm ortamını kısa sürede bertaraf et­ mesini bildi. Husni Zaim ve Muhsin Berazi. Feodaliz­ me ve haksızlığa karşı durdular. Edip Çiçekli onu kısa sürede cezaevinden kur­ tardı. Hüsni Berazi. Çiçekli diktatörlüğüne karşı dişe diş direndiler. yine en önde mücadelelerine devam ediyor.

” Gece vakti nereye götürebilirdim ki. Ertesi gün karakola gittiğimizde.” dediler.. Dönüşte iki uzun boylu gencin bizi takip ettiğini fark ettim. Kimliklerini gösterdiler. Sami Sansul. “Bunlar eş­ kıyanın. soyguncunun çocu kları. Haydi diyelim ki bunların babası eşkıya veya hırsız. bir yazı almam gerekiyordu.” dediler. — Evet senin baban!. Bir gün Evdırehman Ağa bana iki çocukla bir not gönderdi: — Senden. Bunu bir gün bana ödeteceğini bi­ liyordum. Birkaç defa.. Eve gittim. “gelin kitaplarını­ zı götürün. bizim kimliklerimi­ zi aldılar. senin baban atan da belki eşkıya veya hırsızdı. Ama bugün sen vali olmuşsun.” dedi. Okula kaydolabilmeleri için valiye gitmem. bir yolunu bulup.dım. “Rica ederim. inkârla zor bela kim­ liklerimizi geri alabildi. Çok geçmeden eşi geldi..” Çok kızdım. Bizden şüpheleniyorlar. Yakında bizim ara sıra kullandığımız boş bir eve koyduktan sonra geri dönüp uyudum. Çünkü kendisi edebiyatı ve şiiri seven biriydi. “Yarın gelir karakoldan kimliklerinizi alırsınız. Tam benim kapının önünde ışıkları gözümüze çaktılar: — Kıpırdamayın! Polis! Yolumuzu kestiler. Hamid Amiri’ydi. yarın bunların filozof veya şair olm ayacakları ne malum? Ç ok alındı. Anladım ki bu iş bununla bitmeyecek. Suriye’de çok sayıda Kürt nüfus kütüğüne yazılı değildi ve o yüzden okullara kaydedilmiyorlardı. A m iri’nin yanına gidince.98 . 2. Vali. Çok sinirlendiğini hissettim. “ Benim babam? Benim babam ?” diye söylendi. Nedim Baytar’ın evine oturmaya gittik. Kamışlı emniyet amiriydi. Birkaç gün sonra benle Ehıned Nami. bu iki çocuğu okula kaydetmeni rica ediyorum. Amiri ile oldukça iyi dosttum . “Siz komünizm propagandası yapıyorsunuz. kitapları topladım ve saklaması için askeri görevli birine ver­ dim. Bir kısım Arapça şiiri ezbere okurdu. Yakalanmasından korkuyoruz. “ O kullara bunların alın­ masını istemiyorum.” dedi. diye yazıyordu. Ehmed Nami yeminle. Onun anladığı dilden cevap verdim: — Hamid Bey. Böylece iki çocuk okula kaydolabileceklerdi.

şairiniz var. Büyük çantayı görünce hemen etrafına toplandılar. küçük çanta gözden kaçtı. Çantada M ehabad’la olan yazışm alar. olayı onlara anlatmış. Bu arada beni de beraberlerinde götürdüler. Sabah erkenden geldiler: — Ham id Bey’e gidelim. yoksa seni içeri atarlar. Cevap verdim: — Şimdiye kadar kaç komünist yakaladın ki. Sizin bin­ lerce sanatçınız.” dediler. dedi. beni de yakalı­ yorsun? 199 . komünistlere çok yakın. onu bırakayım . Anahtarı da kadınlarda. Ev sahibi: — Yandaki bu ev de onların. Hamid Bey’e gidince. Büyük çantada bulunan atmış civarında Kürtçe kita­ bı alıp götürdüler. Bizim var yok bir Cegerxwîn. Vali hikâyeyi onlara anlattı: Cegerxwîn. D oktor N afiz’de misafirdi­ ler.” dediler. ama bir şey bulamadılar. Qadi ile Barzani’nin fotoğrafları ve diğer örgütsel dokümanlarımız vardı. çok ciddi ve kesin konuştular: — Cegerxw în’e böyle davranmanıza razı olamayız. Her yerde komünizm propagandası yapıyor. Ancak onu göremediler. Kulağıma kanunlara aykırı şeyler yaptığı­ na dair şikâyetler geliyor. Şimdi bana komünist olmadığını söyle­ sin. “Anahtarı kaybettik. Bunlar istediğini yazıp çiziyor. Onu da rahat bırakmıyorsunuz.Sabaha karşı kapının sesi ile uyandım. Tesadüfen o dönem Kürt milletvekili olan ve Şam ’dan gelen Hesen H aco Ağa ile H acı Evdılkerim. Sami Sensul bir pen­ cereyi kırıp kapıyı açtı. Dışarıdakiler bağırıyordu: — Kapıyı açın. Kapıyı açınca içeriye dalıp aramaya başla­ dılar. “Yarın gel. polis! Kapıyı açınca ne görelim? Polis ve askerler panzerleri ve tüfek­ leri ile etrafı sarm ışlar. Küçük çantanın yakalanacağından korkuyordum. Döndüğümde evdekiler küçük çantada ne var ne yok hepsini yakm ışlardı. dediler. ama yolun yarısında kimliğimi alıp beni geri gönderdiler. Kadınlar. O günlerde bende misafir olan yeğenim Eyşan hemen küçük çantanın üstüne oturup eteği­ nin altında sakladı. kimliğini a l. D oktor.

Sonra telefon etti: — Hesen Ağa ile H acı Evdılkerim ’in hatırı için bu defa affedin. dar görüşlü ve duygusal­ dım. Şimdi valiyim. “D oktor Nafiz. İstersen hükümet binasından Amud yoluna kadar metresini yarım liradan sana verelim. Komünistler. Birinde bana bir iyilik yap­ mak istedi. bana saygı du­ yuyor. Daha doğrusu ben o dönemin reel şartlarını kendi kişisel konu­ mumla bütünleştiremiyordum. benim ve yakınlarımın çıkarlarını hiçbir zaman düşünmüyordum. Bana. feodaller ve şeyhler kadar hal­ kın dilinden anlamıyordum. Ağalar. Ne kadar ca ­ hilce davrandığımı şimdi daha iyi anlıyorum. “Ben Van G ölü’nün üstünde bir ev yeri ayarladım. kolaylık sağlarım.. dediklerine boş verdim. Bana gelenlere komünistlere katıl­ malarını ve Kürt sorununun çözümü için komünistlerle çalışm ala­ rını öğütlüyordum. Bırakın evine gitsin. Dışarı çıkınca.” dedi. H atta çok sayıda insan komünist partisine üye olmuştu. “H am it Bey” dedim. Ama Hamid Bey’in. değer veriyorlardı. ucuz da veririm . Hamid Bey benden daha ileri ve daha akıllıydı. Daha sonra Erakel. Arsayı almak istemedim. Bense inatçı. birçok defa beni ön­ der konumundaki yoldaşlarıyla gizlice görüştürdü. benim ona verdiğim sert ve kararlı cevabım ve babası lıakkındaki görüşümün intikamını alacağını biliyordum. Hamid Bey bu niyetini açıkça söylemiyordu. ‘Şeyda’nın birkaç bin lirası var. Doğrusu Cizre halkı komiinistleşmişti.’ dedi. Hamid Bey. Cevap olarak. kişisel çıkarlarım ı ayaklar altına alıyordum. Onurum ve inandığım düşüncelerim uğruna her şeyimi feda ediyordum.” — Yahu Kürdistan’ı kurduğun zaman halkına bedava verirsin. Birlikte fotoğraflar çektik. Biz alt kesim insanı varlığın güç demek 300 . eskiden iyi dostumdu. ev satın alm ak istiyor. Daha iyi ya!. Bana Stalin’in bir fotoğrafını hediye ettiler. Bu­ ralarda ev alıp ne yapacağım . polise gidip kimliğimi aldım ama kitaplarımı ala­ madım. Aynı yıl M ixanian ile Beyrut’tan Kam ışlı’ya gelen Ermeni Erakel birkaç defa ziyaretime geldiler.

olduğunu, henüz kestirememiştik. Seçkin diye bildiğimiz M arx’ı bi­
le hâlâ anlayamamıştık. Düşmanı ve dostu birbirinden ayırmamış,
gözümüz kapalı, zifiri bir karanlığın içinde dolanıyorduk.
Suriye Barışçıları
1 9 5 0 ’de Avukat İbrahim Hemzavvi’den bir mektup aldım.
“Sizden dünya barışçıları için çalışmanızı rica ediyorum,” diye­
rek, mektubunu, “Adını, Suriye barış hareketini destekleyenler
arasına yazmak istiyoruz,” sözleriyle bitiriyordu.
H iç düşünmeden cevap verdim:
— Benim için, barışçılarla ve senin gibi arkadaşlarla çalışmak
onurdur.
Birkaç defa Suriye barış yanlılarının toplantılarına katıldım.
Emperyalizme ve gericiliğe karşı çok değerli kararlar alındı.
Şam ’da binlerce imza toplandı ve dünyadaki diğer barışçı güçlere
gönderildi.
Düşüncelerimi yeniledim ve yeni bir mücadelenin içine girdim.
Eskiyi geride bırakarak, yurtseverlik, özgürlük ve barış için ileri­
ye yeni adım lar attım . Yeniden cesaret ve ilham aldım. Artık dev­
letle ve feodallerle ilişkimi kestim.
Bolşeviklerle çalışm ak istemeyen arkadaşları, barış hareketine
çekiyor, dolaylı olarak Bolşeviklerle bir araya getiriyordum. Hacı
Şexmuz Girzini, Ehmed N am i, M ele H esib, M ele Evdılmecid ve
Osman Sebri gibilerini barış hareketine çektim . Aynı zamanda
Türkiye’den Reşid H em o, Ali H oca, Şevvket Henan, Xelil M ıhemed, H opkalı M iflim İbrahim ’i de Ehmed M uhefel’le tanıştırdım.
“Bu arkadaşları da partiye kazanın,” dedim. “Böylece Kürt dağ­
larında da etkili olursunuz.” Aynı zamanda Rem o ve Osman İb ­
rahim ’in de harekete katılmasını sağladım. Kısa sürede Cizre’de
çok taraftar kazandık. Geliştik ve örgütlendik. Kürdistan’ın her
yanına sesimizi duyurduk. Bolşeviklik, Sovyet hayranlığı ve Kürt
ulusalcılığı gönüllerde yer etti. Bazen arkadaşlarım M ele Şexmuz
ve Mele Hesib beni uyarıyor, “ Kom ünistler Kürt sorununu çöze­
mezler. O nlar, Kürt ulusunun haklan konusunda tutarlı değil,
hatta senin şahsına karşı bile muhalefet ederler,” diyorlardı. Ben
301

ise, “Onu bize karşı olanlar uyduruyor, inanm ayın,” deyip, g ö­
rüşlerine karşı çıkıyordum.
Onları bir defasında Şam ’daki bir toplantıya götürdüm. O ra­
da Kürt sorunu hakkında da konuşuldu. Arkadaşlarım bu toplan­
tıdan oldukça memnun ayrıldılar. Benim aleyhime çıkan söylenti­
lerin nedenini ise çok sonradan öğrendim.
Çok defa pasaportsuz ve gizli olarak barışçıların toplantıları­
na, Beyrut’a gittim. Çok zahmet çekiyordum, zor durumlarda ka­
lıyordum ama her defasında Cizre’ye memnun dönüyordum. Bey­
rut’a gidişlerimden üçünü hâlâ çok iyi hatırlıyorum.
Birinde arkadaşlar Beyrut’a gitmem için bana kırk lira verdiler.
Bir kamyona binip H alep’e gittim. H alep’teki arkadaşlar beni Bey­
rut’a göndereceklerdi. Sorumlu olan Anton arkadaş, “Yoldaşların
hepsi gitti, artık sen gidemezsin,” dedi. “En iyisi geri dönm en.”
Ben daha önce 2 5 lira karşılığı anlaştığım bir şoförün beni Bey­
rut’a geçireceğini anlattım . Bu şoför hikâyesini A nton’a anlatınca,
“ İyi o zaman birkaç arkadaşı daha beraber götü r,” dedi.
Hal ve hareketlerinden, A nton’un benim toplantıya katılmamı
istemediğini çıkardım . Ama onu bu düşünceye kim getirmişti bil­
miyorum. Kendisinden on lira alıp yola koyuldum. Sınıra geldiği­
mizde otobüs şoförü, “Seni görmemeleri için çadırların içinde
saklayacağım ,” dedi.
Belli ki rüşvet vermek yerine, parayı kçndisine almak istiyordu:
— Yahu ben çocuk muyum, beni oraya buraya saklıyorsun?
diye kızdım. Sana parayı, beni serbest geçiresin diye verdim.
“O zaman kimliğini bana ver. Eğer sorarlarsa ben Beyrut Kürdü’yiım, kimliğimi kaybettim , yeni kimlik çıkarm ak için gidiyo­
rum, diyeceksin.
Askeri yetkili benden kimliğimi sorunca, şoförün bana anlat­
tıklarını söyledim.
— Bir daha böyle olm asın, dedi. Her zaman şansın olmaz.
— Efendim, biz Kürtler derbederiz; bazen Şam ’da, bazen M u­
sul’da, bazen Beyrut’tayız. Allah için nerede kalacağımızı biz de
şaşırdık.
— Amud’dan Evdılhelim Kufre’yi tanıyor musun? Orada epey
kaldım, çok adanı ranırım, diye sordu.
301

Ben de birçok M ardinli ailenin adını saydım. Onun tanıdıkla­
rını benim de tanıdığımı anlatmaya çalıştım böylece.
Sınırı geçip Beyrut’a gittim . Konferansın konusu, “ Ortadoğu
ve Uzakdoğu H alkları” idi. Toplantı Paris O teli’ndeydi. M ısır,
Sudan, Ürdün, Suriye, Filistin, Lübnan, İran ve diğer birçok ülke­
den insanlar vardı. Ulusal kurtuluş savaşları ve ayaklanan halklar
konusunda uzun tartışm alar oldu. Ürdün delegesi söz aldığında
beni çok üzen şeyler söyledi:
— Bugün Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail kurulmak isteniyor.
O anda kalkıp ona gereken cevabı vermek istedim ama Ehmed
Muhefel elini dizime koydu:
— Bunun gibi adam lar, bu toplantının sabote olmasını istiyor­
lar, bunlar Baasçı’dırlar. Bu toplantı dağılırsa sorumlu biz olm a­
yalım, diyerek, beni engelledi.
Arkasından Suriyeli M iinir Reis Bey konuştu:
— Biz halkların özgür, bağımsız ve eşit olmasını istiyoruz. Bu­
na Kürtler de dahildir.
Yönünü bana döndü:
— Bu konuda büyük şairimiz Cegerxwîn rahat olsun.
Bazı konuşm alar çok hoşuma gitti. Ama yine de Ürdün delege­
sine sert bir cevap vermek isterdim. Bizimle Baasçılar arasında
çok derin ayrılıklar vardı. Örneğin Filistin kelimesi geçerken,
“Arap Filistin” denilmesinde ısrar ediyorlardı. Komünistler ise
“Filistin’in Arap kesim i” tabirini kullanmayı uygun buluyordu.
Toplantılarla ilgili haberlerde benimle ilgili yerler ve fotoğraf­
lar da birkaç defa basıldı. Bu toplantılarda tran ve M ısır temsilci­
leri çok etkili idiler. Onların çok ileri ve daha düzeyli olduklarını
kabul etmem gerek. Birinde M ısır delegesi, “Artık Çin tanınmalı,
Çan Kay Şek’in Form oza’sını tanım am alıyız,” dedi.
Iran delegesi konuşmasında Kürt sorununa sıkça değindi ve
Kürtlerin ulusal haklarını savundu. Konuşması sırasında elimi kal­
dırıp: “Selam Iran halkına!” dedim, lranlı delegede selamımı aldı:
— Selam Kiirdistan halkına!
Bu olay delegeleri çok etkiledi. ‘Belli ki siz birbirinize yakınsı­
nız’ dediler. Cevap verdim:
— Doğrudur, biz iki halk aynı kökteniz. Ama lranlılar sizden
303

ilerde. Siz, bizim kendi dilimizde barışı bile savunmamızı istemi­
yorsunuz. Dilimizin konuşulmasına bile tahammülsüzsünüz.
Kürt sorununda komünistler Baasçılar’dan çok çekiniyordu,
Kürt varlığının bile gündeme gelmesini istemiyorlardı. M ünir Bey,
komünist olm am asına, belki de Arap milliyetçisi olmasına rağ­
men, Kürt sorununu gündeme getirdi. Ama Mısırlı ve Iranlı dele­
ge daha yürekliydi, bu konuda. Iranlı açıkça söyledi:
— Biz ve Kürtler kardeşiz, Kürt ulusu en yakın zamanda hak­
larına kavuşsun isteriz. Kürt de bir ulustur, hak ve ülkesine sahip
olmalı.
Bu toplantılarda, Kürt işçi ve köylüsünün adını kullanam a­
m aktan, haritalarda ülkemin kendi adıyla yerinin olmamasına
üzülüyordum. Devletsiz ve haritasızdık.
ikinci

Gidişim

Bu kez tanımadığım bir gençle sınırı gizli geçip toplantıya ka­
tılacaktık. Sınıra yakın bir yerde otobüsten inip bir köye gittik.
Bir adama bize yolu göstermesi için para verdik. Köprüye gelince
arkadaşım yukarı tırmandı, beni de elimdeıi tutup yukarı çekti.
Tren köprüsünün üstünden yürüyerek karşıya geçtik. Köprüyü
geçince bir arabaya binip Beyrut’a gittik.
Köprüye gelince Suriye askeri bizi gördü, içlerinden biri atına
bindi ve bize yöneldi. Ama daha yakına gelemeden otom obil ga­
za bastı, bizi uzaklaştırdı.
Yağmur yağıyordu, korunm ak için atkımı başıma örtmüştüm.
Islaklık boynuma kadar kırmızıya kesmişti. O halimle kom ünist­
lerin gazetesine gittim. “Bu perişan halinle toplantıya katılman
doğru olmaz yoldaş,” dediler. “Elbiseni değiş, banyo yap, yeni
ayakkabı al; ondan sonra toplantıya git.”
— Arkadaşlar topu topu kırk lira verdiler. Bununla ne yapabi­
lirim?
— Sen işin orasına karışm a. Git satın al. Hangi otelde kalıyor­
sun?
— Miluk.
Miluk adını duyunca arkadaşına, “Bu arkadaşı temiz bir otele
304

götü r,” dedi. Beni Savvva’ya götürdüler, ki geceliği sekiz liraydı.
Eskilerimi çıkarıp yeni elbise ve yeni ayakkabılar giydim. Eski
ayakkabılarım yamalıydı. Çamur ve yağmurdan ötürü yamalar
yumuşamış, düşmüştü. Dolayısıyla delik deşikti.
Sabah erkenden bir garson geldi:
— Efendim kahvaltınızı Arap mı istiyorsunuz yoksa Fransız mı?
— Arap kahvaltısını çok yedim, bu defa Fransız olsun, dedim.
Kahvaltı gelince pişman oldum ama iş işten geçmişti. Bir par­
ça kuru sert ekm ek, reçel ve bisküvi vardı. Karnını doymadı. Bir
an önce çıkıp başka yerde “ Arap kahvaltısı” yapmak istedim. O
arada arkadaşım bana haber verdi. “ Ffazırlan. Suriye’ye gidiyor­
sun.”
Şimdi hatırlam ıyorum neden gittiğimi. Ama hemen yola çıktık.
H umus-Baalbek yolundan Suriye’ye gittik.
M iluk otelindeyken, sabah erkenden bir kız geldi. Gayet kibar
bir şekilde sordu:
— Büyük şair Cegerxwîn siz misiniz efendim?
— Evet .benim, ama ‘büyük’ değilim, henüz gencim.
Kız güldü:
— Benimle gelir misiniz?
Güzel kızın arkasından yürüdüm. Epey sokak ve cadde geçtik­
ten sonra:
— Sokağın başındaki genci görüyor musunuz? dedi.
— Evet görüyorum.
— Onun yanına gelince onunla gideceksiniz, o sizi istediğiniz
yere götürür.
Gencin yanma gelince kız yoluna devam etti. Adam önüm sıra
yürüdü. Bir eve girince arkadaşlarım ın orada olduğunu gördüm.
Üçüncü

Gidişim

Ben, Reşid Kurd ve Reşid Hesari birlikte Şam ’a, Mustefa
Em in’e gittik. Bize bir otom obil ayarladı, yanımıza da bir kılavuz
verdi. Gümrüğe gelince bizi indirdi:
— Bundan sonra yürüyerek Hilvva köyüne gidin. Köyde Şekib
Ersilan’ın evine gideceksiniz. Oradan da Beyrut’a gidersiniz, artık.
305

Yol yokuştu. Ağır olduğum için yokuşu çıkarmıyordum. İki ar­
kadaşım rahat ve çabuk yürüyorlardı. Hep gerilerde kalıyordum.
O nlara, “Ulan eğer yakalanırsam , sizi söylemez miyim? Hele bi­
raz yavaş yürüyün!..” diyordum.
Şakayla karışık da olsa tehdit edince beklediler. Birlikte Şekib’in evine gittik. Adam bizi hiç dinlemeden telefona sarıldı, baş­
ladı sağa sola telefon etmeye. Bizi firari Yahudi sanmış. İlle de
Lübnan polisine vermek istiyor.
— Kardeşim biz Yahudi değiliz, dedik. Biz Cizre Kürdüyüz.
— O zaman sizin H aco Ağa’yı tanımanız lazım. O aileden ki­
mi tanıyorsunuz?
Küçük çocuklara kadar adlarını saydık.
— Hesen’in oğlu Osman ordu kom utanıdır, M eselun’da otu ­
rur, dedim.
— Özür dilerim, sizi tanıyamadım, dedikten sonra, telefonla
bir araba ayarladı. Z ehle’ye kadar bizi götürecek bir araba iste­
dik. Oradan da otobüsle Beyrut’a gidecektik.
— Hatırladığım kadarıyla Reşid Kurd’le beraber, bizim çevre­
deki komünistlerle olan sorunlarımızı H alit Bektaş’Ia konuşmak
için Beyrut’a gelmiştik. Ama Cizre sorumlusu Erakel Torbendiyan, Halit’le görüşmemizi istemedi. “ H alit’le görüşmeniz için ‘Biz
Arabız’ demeniz lazım ,” dedi.
— Erakel Yoldaş, H alit Bektaş’ın kendisi Kürt’tür. Yani şimdi
gidip Arap olduğumuzu söylersek ayıp olmaz mı? Biz onunla
uzun süre Kürtçiilük yapmış insanlarız.
Erakel bizim H alit’le görüşmemizi engelledi. Bir Hıristiyan ar­
kadaş arıyor gibi yapıyor, ama aramıyordu. “ Bulam adım ,” diyor­
du, “yarın bulursam görüştürürüm .”
Böylece aradan günler geçti. Eve gideceğimizi söyleyince he­
men yol paramızı verdi.
“Artık bizimle işiniz y ok,” dedi.
Erakel bizi, Cizre’deki durum nedeniyle H alit’le görüştürmü­
yordu. Aramızda bazı olumsuzluklar vardı. Bize karşı, suçluydu.
Onu eleştireceğimizi biliyordu. Biz on bin imza toplamış, Reşid
Kurd adına dünya barış kurultayına göndermiştik. Sadece benim
bir kitabımı ve Reşid’in fotoğrafım gazetede yayınlamışlardı. R e­
306

şit K ürd’ün adını “ Reşit T ü rk ” diye yazmışlardı. Biz bu olumsuz­
lukların Cizre’deki yönetimden kaynaklandığını sanıyorduk. Son­
radan yanlışın bütün partide olduğunu anladık.
O nlar yurtseverliğe karşıydı, ama biz bunu anlamamıştık. Ulu­
sal kimliğini inkâr edenler partide yükseliyordu. Bizim gibiler ise
dışlanıyordu.
Ben

ve K o m ü n i s t l e r

Suriye Kom ünist Partisi ile dostluğum 1949 yılında başladı.
1 9 5 7 yılında ise yollarım ız ayrıldı. Ben onlardan uzaklaştım; on­
lar da benimle mesafeli olmaya başladılar. Bu konuda bilinmeyen
bazı yönleri açmam gerekiyor.
1 9 3 7 -3 8 yıllarında Amud’da Civankurd’u açtım. Giysilerimi­
zin üstüne kırmızı renkli önlük giyiyorduk. Öğrencilere mor elbi­
se giydiriyor, omuzlarına ise K ürt bayrağının renklerini takıyor­
duk. Kamışlı askeri yetkilisi bu nedenle okulu kapattı.
— Siz kızıl giyiyorsunuz, diye azarladı. Kızıl, komünist rengidir.
itiraz ettim:
— Kırmızı kan rengidir. Kanı dökülen Kürtlerin simgesidir,
dedim.
Ama inanmadı veya inanmak istemedi. Yine anlattığım gibi
İkinci Dünya Savaşı sırasında ben, “yoldaş”ların sempatizanıydım,
Hitler’i hiç sevmezdim. Bunu “Dilbera Cenge” şiirinde de belirttim.
Birinci Divan’ımda her zaman ağa, bey ve şeyhlere karşı olduğumu
edebi olarak ortaya koydum. Ama o zamanlar “komünistlik, eşit­
lik, ilericilik” bilinmiyordu veya en azından biz bilmiyorduk.
1 9 4 9 ’da komünistlere katıldım, bütün gücüm ve yüreğimle on­
lardan yana oldum. Onların başarısı için, ideallerim için, ilerici
düşünceler için propaganda yaptım. Kürtler, Bolşevik Partisi’ne
girsin, bu partide ülkesinin özgürlüğü için çalışsın istedim. Ama­
cım, ülkeme eşit bir düzen gelmesiydi.
Beni aralarına alm am alarına rağmen kom ünistler, fotoğrafımı
gazetelerinde basıyor, şiirlerimi yazıyor, beni “ Büyük Kürt Şairi”
diye övüyorlardı. Her toplantı ve kararlarında benim yerim en
öndeydi. O dönemde kendim için de, onlar için de övünülecek ça­
lışmalar yaptım. Kom ünist Parti’de sıradan bir taraftardan farkım
3°7

yoktu. Ancak tam bir profesyonel gibi çalışıyordum. Yönetim or­
ganları ve kararların sorumluluğu onlara aitti. Yönetim organla­
rında hiç görev almadım.
Komünistlerin bile yapamadığı ağır ve zor işlere koşardım. B a­
zı Arap Şemerler’den bile bağış toplayacak kadar ileri gitmiştim.
Yayın organlarını Kamışlı çarşısında elime alır, büyük zahmetler­
le satardım. Bu düşüncelerim nedeniyle defalarca cezaevine girip
çıktım , işkence gördüm. O nlara verdiğim yemek, yatma gibi feda­
kârlıkları da saymıyorum.
1954’te İbrahim Bekir’le birlikte, onların talebi üzerine veya
kendi isteğimizle, komünistlerin listesinden milletvekili adayı ol­
duk. Ben de dahil, hepimiz oyların İbrahim Bekir’e çıkması için ça­
lıştık. Ama benim oylarım ondan fazla çıktı. Bu seçimde birçok
yoldaş bana karşı adeta savaştı. Parti sorumlusu Erakei bir kere­
sinde arkadaşlara sormuş, “ Kürtlerın arasında kim daha etkili, biz
mi, Cegerxwtn m i?” Arkadaşlar, “ Kendinizi Cegerxwîn’le karşı­
laştırmanız çok ayıp,” demişler. Yine bir toplantıda Ehmed M ılıefel ile İbrahim, bazı arkadaşlardan sormuşlar, “ Bu çevrede biz mi
daha etkiliyiz, Cegerxwîn m i?” Toplantıdakiler, “Elbet Cegerxwîn
bizden daha tanınmış biridir, ama o komünist değil,'milliyetçidir,”
demişler. Bunun üzerine Ehmed’le İbrahim, “Onun partili olm adı­
ğını biliyoruz,” demişler, “ Oy getirsin diye aday yaptık.”
Bu arkadaşların bana cephe almalarının nedenini kısaca şöyle
açıklayabilirim:
I- Partinin ön saflarında birkaç yeteneksiz insan vardı, on­
lar benim çalışmama ayak uyduramıyorlardı.
II- Cizre’de ve Suriye’nin geniş bir kesiminde üye ve sempati­
zanların çoğunluğu K ürt’tü. O nlar partinin sonradan bir Kürt
partisine dönüşmesinden korkuyorlardı.
Bir keresinde Evdılkerim Teyare geldi, “Cizre’dekiler komünist
değil Kürt’tür, çünkü bir Arap üyeleri bile yok,” dedi. Bunun üze­
rine, “Şimdiye kadar parti Kürtlerin elindeydi, biz çok sayıda Kürt
üye kazandık. Şimdi senin elinde, sen de Arapları kazan,” dedim.
Kürtlerin komünistlerin içinde örgütlenmesinin nedenleri de
şunlardır:
308

Araplar “ bedevi” idiler. Aynı zamanda parti içinde Kürtlere yakın olan Arap. Sadece beni değil.O kum a yazma ve eğitim bakımından Araplardan ileriy­ dik. Kürtçü. “Eğer oy vermekse sorun. “ Haydi Kamışlı’ya gidelim. Onları yönetenlerle aralarında derin uçurumlar yoktu ve belli bir barış vardı. Bu sadece Cizre’de değil. uyandırmıştılar. Kürt derebeylerinin teşhirinde çok etkili olmuşlardı. Ermeni ve Süryani arkadaşları da uzaklaştırmışlardı. K ürt aydınları ve şairleri M arksist olm asalar da. III. tüm oylarımı onlara verece­ ğim . seçimden sonra otom obil alıp arkasına Kürt bayrağı asacağım ve ‘Kürt Milletvekili’ diye yazacağım. ağanın. Araplardan epey ilerde idi.” dedi. Birinde İbrahim ’le birlikte bir Arap tanıdığın evinde oturuyor­ duk. II. “ şovenist. Kürtçiilük kokusu gelen herkesi partiden atıyorlardı.” dedi adam. İbrahim de partinin sadece Kürtlerin için­ de varolduğunu ve Arapların partide yer almadığını ima etmek isti­ yordu.” Adam oylarını açıkça sattı ve bize vermedi. Biri seçimle ilgili gelip. Elbet bu etki de Cegerxwîn’in çalışmasıyla gerçekleşmişti. Bu kızgınca söylenmiş sözlerden bile yalnızca Kürtlerin bizlere oy verdiği anlaşılıyordu. Kürtlere. Örgütlenm e ve birlik yönünden K ürtler. IV. Partide ilerle­ mek isteyen K ürtler. Erâkel’e. Bu milli baskı ko­ münistlere karşı olanları dahi incitmişd.Zam anla Kürt aydınları. her alanda böyleydi. bizimle ve Kürtçiilük düşünceleriyle uğraşıyor­ lardı. “ Eğer seçilirsek.I. “Val­ lahi para verirseniz gelirim. Daha birçok sebepten dolayı Kürtler komünistlerin sempatiza­ nıydılar. halkı politize etmiş.” dedi.Kürtlere korkunç bir miJli baskı vardı. beyin. patronun zulmü nedir bilmiyorlardı. Bu nedenle partinin yöredeki yöneticileri Arapların içinde çalış­ ma yapacaklarına. Bize karşı olan Kürtler ise kariyer düşkünü ve kendi ulusunun 309 . “Cegerxwîn kendini H alit Bektaş’tan daha büyük görüyor” diyorlardı. zaten komünistler evimde oturuyor. emperyalizmin işbirlikçisi” yakıştırm alarını yapıyor. Yolda İbrahim. ancak K ürt düşmanlığı yaparak yönetim ka­ demelerine gelebilecektik. ağaların.

” diye haykırabileceğiz. Cizreli Kürtler partide etkili olurlardı. kom ü­ nist düşünceye yakışmaz. “Siz Kürtçüsünüz. Kürtleri partiden nasıl uzaklaştıra­ cağız diye kafa yordular. Rem o. “ Ben Kürdüm. Elbet gün gelecek ve Kürtlüğümüzü da­ ha yiğitçe söyleyeceğiz. ona bir itirazım elbet olmazdı. Neden ‘Kürdüm’ de­ mekten korkayım? Kürt de tıpkı diğer uluslar gibi bağımsızlığını kazanm alı. Kürt için çalışırım. bundan kimin kârı olur? Oysa komünistler. H atta.” deseydi. Benim düşünceme göre. Ki'ırdüz.” diyorsa da. feodallerle ve em ­ peryalistlerle uğraşmak daha yerinde değil midir? Bu soruların ce­ vabını tarih elbet verecektir. Biz Kürt ay­ dınları Kürt halkının özgürlüğü için çalışmayıp bu halkı feodalle­ re bıraksak. yararı mı? Kürt düşmanlığı yapmak ve­ ya kendi ulusunu inkâr etmek M arksizm -Leninizm ’in neresinde yazar? Kürt yurtseverleriyle uğraşmak yerine. “ Ben Kürt değil komünist olduğum için bütün ulusların özgür ve bağımsız olm a­ sından yanayım. bu gibi korkular ve bilinçsizlik. O zamanlar tüm gücümle Cegerxwîn ve arkadaşlarının karşısına di­ kildim. Elbet Kürtler de bir ulustur ve benim ulusumdur. M ark­ sist değilsiniz” demekten vazgeçmediler. özeleştirisini şöyle vermektedir: — Keşke o zaman Kürt olsaydım ve Filistin’e dokuz savaşçı göndereceğime. arkadaşları yine de. daha fazla kitlesel­ leşmek için çalışacaklarına. Kendimizi kırk suyla yıkasak da. Ben olm asam . Bugün henüz yeni uyanan eski komünist Rem o. Kiirdüz. Bu hiç mantıklı bir ge­ rekçe değil. Birçok yanlış ve hatalarla partiyi geriye götürdüler. Parti içinde Cegerxw în’e veya onun gibilerine karşı olm ak ko­ münistlere zarar mı verdi. Biz Kürt değiliz desek de. 310 . Remo Kürt halkı için çalışm asın da kim çalışsın?. İsterse M arksizm hayır desin.. her ne kadar “ Ben Kürt olam adım . Kürt ulusal savaşına bir savaşçı gönderseydim. Bu özgürlük. daha ileri teoriler üretip. Reırıo herkesten önce. komünistlerin öncülüğün­ de ve orak çekiçli bayrağı çekerek olm alı. ulusumun bütün uluslardan önce özgür ve bağımsız olmasını iste­ mek en doğal hakkım dır. hep onlara karşı o l­ dum . En azından Kürtlerin içinde daha fazla gelişmesinin önüne geçtiler.çıkarını düşünmeyen birtakım korkaklardı.

en iyi çalışan. komünistlerin prensibidir. SKP’nin içinde. Yakın çevremi kendilerinden uzaklaştırdılar. Irak’ta olduğu gibi bir Kürdistan seksiyonu oluşturulmalı.” diyorlardı. En sonunda oyunu açık oynamaya karar verdim: — Ya bizi olduğumuz gibi kabul edin. Hatta Rem o’nun bir arkadaşı bana. “Sizin etkinizle arkadaşlarımı­ zın gözden düştüğünü ve halk arasında ezildiğini biliyorum. Benimle uğraşmayın. neden her işinize beni koşturuyorsu­ nuz? Ben ya yoldaşım. ya da biz ayrı bir örgüt kuracağız. Bu arkadaşlar bunu yapacaklarına. Erakel gibi arkadaşların ağırına gitti.” dedi. beni eleştirdiler. “ Arkadaşlar senin partide üye olarak kalmak 311 .Onlar hata ve zaaflarını açıkça söylemekten korktular. Bu oluşumda M arksist klasikleri Kürtçe okutaca­ ğız. Sovyet sempatisi geliştirile­ bilirdi. “Sen. Çünkü benim divanım. Bölgenin yönetici­ leri yanıma gelerek. Os­ man. bizi dışladın. neden beni halkın içinde bu kadar teşhir ediyorsunuz?” dedim. Kom ünistler sonradan bana açıkça düşmanlığa başladılar. Saldırdıkları insan­ lar ise. gericiliğe ve emper­ yalizme karşı yazılmıştı. Kürt gençlerini komü­ nistlerin yanına çek tin . dedim. Kürt demokrat ve komünistlerinden yeni bir olu­ şum yaratacağız. “Eğer arkadaşınız değilsem. Bu nedenle sonradan birbirimize kötü olmayalım. çalışmalarının kitlelere hitap etmediğini göremediler. Yalanlarla ve iftiralarla onları tükettiler. daha iyi çalışan arkadaşlarına sal­ dırdılar. onlara yol açan ve onlardan ileri olanlardı. Öte yandan devlet de ikide bir beni zindana atıp işkence ediyordu. Benim çalışmalardan ayrıldığımı. Ö te yandan Kürt yurtseverleri bana si­ tem ediyordu. devlette beni kom ü­ nist diye yargılıyordu. Kürtler. ya da değilim. Aynı zamanda Kürt tarihini ve ulusal bilincini de işleyeceğiz. komünistler bir yandan. önderliğe heveslendiğimi yaydılar. Benim bu önerime çok sert tepkiler geldi. O nlar bana kom ünist değil diye saldırırken. G e­ riciler bir yandan.” Bu sözlerim Remo. Kürtlerin içinde M arksist öğreti çokça öğrenildiğinden. Beni futbol topu gibi birbirine şutluyorlardı. Ben si­ zin emirlerinizi dinlemek zorunda değilim. Kısacası üç yandan bana eleştiri ve sitem geliyordu. bu seksiyon komünistlere bağlı olarak çalışmalı. “Eğer yoldaşınızsam. daha fazla üzerime gel­ meye başladılar. En sonunda. Oysa hata ve zaaflarını görerek özeleştiri vermek. Onlar.

Bu pervasız iddialara bir kısım partili inanm akla beraber. aha siz. Sovyetier’den dönüşte bana geldiler: — Sana yaptıklarımızdan dolayı özür dileriz. bakalım kim parti düşmanı olacak. Huseyn Ağa sarhoş­ luğa verip bana en olmadık şeyleri söyledi. Bir gün Huseyn Ağa’yı bana gönderdiler. Rem o’nun bunları ne­ den yaptığını biliyordum. bazı yoldaşları. onların aracılığıyla partiye düşmanlık yapmamam konusunda uyarıyordu. Ama onların am a­ cı benden daha fazla lai toplayıp. Utanın yahu. Parti içinde benimle davranan-birkaç arkadaş vardı ve Rem o onları benden soğutmak istiyordu. Canımla ve ruhumla düşmana karşı savaşacağım. . “Aha ben.. O sm an’la Rem o. lütfen bizi bağışla. — Parti senin ve seni gönderenlerin olsun. bir kısım arkadaş benimle bir­ likte geldi.” Kim utanır ki?.” dediler. “ Eğer böy­ le bir mektup yazarsan biz de senden yana olumlu karar veririz. özellikle de benim partiye kazandırdığım Mele Ubeydıllah ve Mele Reşid gibi arkadaşları ba­ na gönderiyor.” Ben de kısa ve öz yazdım: — SKP’ye üye olm ak benim için onur olacaktır. Şimdi karşıma geçmiş yalan mı söylüyorsunuz? H aco’nun oğlu komünist olur da Cegerxwîn komünistlere karşı olur mu? Huseyn H aco gelsin bana en olmadık küfürler etsin.istediğine dair bir mektup yazmanı istediler. “N e zaman böyle bir şey söyledim. Remo ve arkadaşları. Art niyetliler bu mektubu çarpıtıp yaydılar ve benim parti ön ­ derliğine karşı olduğum im ajını yarattılar. Çünkü yıllardır hizmet verdiğim bir partiye düşmanlık yapmayacağımı biliyorlardı. Huseyn Ağa’nın yanına gittiğimde. Bu tamamen haksızlıktı. diye cevap verdim. Onun yanına gidince. Huseyn bana sadece. Kimin söylediğini araştırınca Nedim Baytar’ı gösterdiler. Hemen bir araba gönderip adamı getirttim. Sonra da partiye karşı faaliyetler yürütmem için Nuri Said’den on bin lira aldığımı yaydılar. çoğunluk inanmadı. daha fazla yalan yaymaktı. Otele. “Neden ‘ben H alit Bektaş gibi düşünmüyorum’ dedin?” diye sordu. olacak şey mi? Ben sadece sabredeceğim. Xalidgulo köyünün seydası. Xalidgulo köyünün seydasını gösterdiler.” dedi.

Tutuklanm alarım . Buna rağmen H alit Bey. Bu adamı ben H alit Bey’e götürmüştüm ve o şakanın farkında olmalıydı. Ama şunu iyi bilmeliyiz: Biz Kürdüz. onun partisine zarar verirdi. Senin mektubunu yanlış değerlendirdik. işçinin. söyledikleri partiyi bağlamaz. sen doğruydun. Eğer bütün bunlar olmasa Kürt hareketi Cizre’de çok daha iyi bir seviyede olurdu. bu Cegerxw în’in elinden nerele­ re gidelim. Komünist olmak için kendi ulusunu. işkence­ ler partiye olan yakınltğımdandı. yakamızı bırakm ıyor. Remo’nun yaptıklarının Marksizmde yeri yoktur ve Leninizmden uzaktır. Biz Kürdüz. Biz yanlıştık. Bu yazısında Rem o. Komünizmi yeniden camdık. diyordu. çok gereksiz sözler söyledik. Daha sonra bir yazısında Rem o: — Daha önce Cegerxwîn ve diğer yurtsever arkadaşlarına kar­ şı olumsuz şeyler yaptım. Suriye komünistlerinin içinde veya dışında olmamız bir şey ifade etmez. Benim hakkımda söylenen her olumsuz şey. Biz Kürdüz. keya ve yoldaşı Havana Çayevi’nden H alit Bektaş’ın evine götürdüm .” dedi. benim parti yüzünden ikide bir tutuklan­ dığımı biliyordu. Sonra sözlerini açtı: — Komünist olduğunu söylese de. biz. kendi şairini ve aydınını dışlamak gerekmez. Yalan söyledik.” H alit Bey. arkadaşlarıyla çelişkiye düşmek istemediğini. îrak ’taki Kürt cephesine bir savaşçı göndermedik ama Filistin’e dokuz sa­ vaşçı gönderdik. H alit Bektaş. Parti benim için zindana atılm ı­ yor ama ben parti için zindandaydım. gönlümüzle işçi. Sana karşı çok yanlışlar yaptık. söylüyor. Bunun üzerine evimde oturdum. Aramız giderek açıldı. Arkadaş­ larımla daha fazla kötü olm ak istemedim. özgürlük ve barış­ tan yanayız. şaka olduğunu an­ layamadı ve “ Cegerxwîn komünist değildir. demokratız.dediler. “ H alit Bey. Kürt düşmanlanntn. Hesen Ağa yarı şaka sordu. insanlık düşmanlarının düşmanıyız. “Cegerxwîn kom ünist değiP’den başka bir söz tanımıyordu. köylü ve Kürt yurtseverlerinin 3^3 . kölecinin düş­ manı. parti içindeki yanlışlara karşı koyamadığı­ nı. Aramıza düşman tarafından kazılan çu­ kur giderek derinleşti. köylünün dostuyuz. Amacım biraz sohbet ermekti. tehditler. Birinde birkaç ağa.

Biz şovenisr duygularla yü­ rümek. Kürtler emperyalizmin ve kölecilerin ale­ ti olsun istemiyoruz. Biz. Biz bu dünyada yaşıyoruz ve başka seçeneğimiz de yok. dostlukların bü­ yümesini istiyorum. ulusuna. Kısa Bir A ç ı k l a m a Her şeyden önce bizim.” diye açıkça söylüyorlardı. köylünün önderliğini yapmaya soyunan bu arkadaşları­ mız. Kürdistan’ııııza gidin. bunu söylerse. Irak aydınları. Ben SKP’nin düşmanlığını yapmak yerine. köleci ve gericiye uşak olm ak istemiyoruz. yurtsever Kürt hareke­ tinin. yüzyıllardır var olan Kürt sorununu biz uy­ durmuştuk. Bize darılsınlar veya darılm asınlar. bütün özgürlük ve barış savaşçıları­ na elimizi uzatmak zorundayız. özgürlük ve barışın yolunda hepimiz bir ve bütünüz. ya da aynı düşün­ celerle yan yana olduğumuz arkadaşlar bize.Doğru yoldan şaşmayalım ve birkaç kendini bilmezin ateşinde yanmayalım. 3 14 . bizden ne istiyorsunuz. Kürt sorununu iyi tanısınlar ve mücadele­ mize omuz versinler. Biz kozm opolit olm ak istemiyoruz. Yıllarça birlikte olduğumuz arkadaşlarım ız.yanındayız. Her ne ka­ dar Suriye komünistlerinin içindeysek de. vatanına. Ve istiyorum ki dünyanm'tüm komünist parti­ leri ve özgürlük güçleri. peki biz nereye gide­ ceğiz? Suriye aydınları. Türkler. H alit Bey ve arkadaşlarını kaybetmek istemeyiz. biz. Biz her şe­ ye rağmen. . İran. Türk. Adımlarımızı günün somur şartlarına ve kitlelerin durumuna göre atmalıyız. bahar seli gibi aniden akıp kaybolmak istemi­ yoruz. Kürdün çıkarlarını kollayan adımlar atmalıyız. Iranlı ve İraklılar. Bütün özgürlük ve barış isteyen insanların yanındayız. işçi ve köylüsüne el uzatma­ mız gerekir. Kürt ve Kürdistan sözcüklerinin birer yalan olduğunu var sa­ yıyordu. “ Mademki Kürtçülük yapıyorsunuz. Kürtleri birleştirmeyi ve ileri taşımayı bilmeliyiz. Doğrusu “Kürdistan’ınız”daıı kastedilen neydi hâlâ anlamış deği­ lim. kavgasız gürültüsüz bir şekilde. O nlara göre. Kürt in­ sanının taleplerine. “Kurd neto-Kürt yoktur” derse. Ama yurtsuz ve ulussuz da kalm ak. bize de M erih’e gidip bir Kiirdistan kurmak mı düşer? İşçinin.

kendi dilimizi bile boş vermemizi istiyorlarsa. her yanımız uçurum ve di­ ken iken. özgürlükçüyüz. Düşmanın aleyhimize kullanabileceği ayrılıklar ve yanlışlar aramızda olmamalı. Her tarafta. ne kendimi temize çıkarmaya çalışıyorum. kendi ulusunu ve emek­ çisini boş verip başka bir ulusu kurtarmak için feda edilmesi rıe ka­ dar mantıklıdır? Eğer komünist arkadaşlar. Eski yoldaşlarımı da üzmek ni­ yetinde değilim. bu emekçi çoğunluk için çalışmayalım mı? Kürdü işgalcinin ve kölecinin boyunduruğundan kurtarmayalım mı? Kürdün akıl ve m antıkla insanlık düşmanı bu işgalcileri ülke­ lerinden kovup kendi dilleriyle adil ve dem okratik bir ülke kurma­ ya haklan yok mu? Kiirt insanının SK P’niıı hatırı için kendi ulusa! haklarından vazgeçmesi doğru olur mu? Biz ulusal kurtuluşumuzu başkasına em anet edebilir miyiz? Y a da ülkemizin kurtuluşu için Sovyetler’i mi bekleyelim? İleri bir Kürt komünistinin çıkıp “Suri­ ye’de K ürt yoktur” demesi ayıp değil mi? Veya “Eğer Kiirdistan için savaşıyorsanız.” demek ne kadar akıllı­ ca bir sözdür? Bunun kime yararı var? Bunu söylerken. kendi ulusu için çalışan. Kürdüz. Kürt feodalle­ rinin sorunu bizim sorunumuz değil” dememeliler. dünya halklarına dostuz. özgür ve bağımsız bir ülke için gö­ zünü kırpmadan ölümü kucaklayanların. Ancak. yanlış bir yolda yürümeye de devam etmek istemiyorum. gerekirse yüriimemeyi bilmeliyiz. Kürdün ka­ deri.Oysa bin yıldır K ürt var. Kürt ve Kiirdistan’ın hayal olmadığını gösteriyordu ve bu bir gerçeklikti. Biz Kürdüz. Kürdistan’ımza gidin. köylümüz yok mu. önce onların kendi dillerinden vazgeçmele­ ri gerekm iyor mu? Öyle ya! Onların anlayışıyla bakarsak. eşitlikçiyiz. Tarih ve ya­ şanan olaylar. ağanın. biz uydurmamıştık. emperyalistlere düş­ man. Z or bir gece yolculuğunda. bin yıldır Kiirdistan var. cahilin. derebeyinin elinde olm asın. Bana göre kom ünist arkadaşlar “Kürt ulusunun. Hepimizin dünya emekçilerinin birliği için çalıştığı doğrudur. tüm içtenliğimizle şunları söyleyebilmeliyiz: — Biz Kürdüz. Diğer milletlerin boyunduruğunda olmasın. yeni bir dil oluşturup konuşmam ız gerek. A ncak. Bizim de işçi­ miz. Kiirdistan parça parça kalm asın. ne de kimseden şahsım için bir isteğim var. ama ilericiyiz. dünyanın bütün komünist ve diğer ilerici güçleriyle birlik 3i5 .

Biz Kürtler. Kürtlerin kendi dilinde illegal bir yayın organlarının olmasını neden istem iyorlar­ dı. Satılanların para­ sı ise kayboldu. Bunu partinin Cizre sorumlusu Torbendiyaıı kendi başına mı ya Sl 6 . Kürtdağlılar benden bir daktilo istemişlerdi. Her birimiz.olm ak istiyoruz. Bütün Kürt ilericilerine elimizi uzatalım. Elbet bazı tahminlerim var. Biz Kürdiiz ve kendi ulusal ve in­ sani haklarımızı istiyoruz. Bugüne kadar da daktilo bana geri gelmiş değil. Bu engelleme.” dedi. Birlikte çalışalım. ikinci olarak ise. Erakel bana. Ancak bu istekleri varsa bile. partili yoldaşlar tarafından engellendi. Aynı E ra­ kel. onu ayrıca Ermenice ve Siiryanice de yayınlamamız gerek. Kürt milliyetçiliğinin bu dergi aracılığıyla daha ileri gideceği. Ülkemizde kendi partimizi kuralım. Denge Cotkar ( Ç i f t ç i ’ nin Se s i ) Cizre ve Kürtdağı komünist Kürtleri olarak “Denge C o tk ar” adlı bir dergiyi iki sayı yayınladık. parti önderliğinin kararı de­ ğildi. henüz anlamış değilim. Dünyanın bütün özgürlükçü güçlerine dostluk elini uzatalım. Osman Sebri. Ama Erakel en­ gelledi ve Kürtlerin bir takvim sahibi olmasını önledi. ilki. Bu dergiyi Cizre’de K ürt dili ile basıp yayınladık. Nereye gittiğini ve kimin yediğini bilmiyorum. Ermeniler ile Süryanilerin. Doğu’nun dostuyuz. “şo­ venizme” kayacağı endişesi vardı. Belki Ermeni ve Süryani yol­ daşların da komünistlerden bir yayın organı isteği vardı. O nlara gönder­ dim. Dünyadaki ve ülkemizdeki gericiliğin düşmanıyız. Ama bugüne kadar da neden Kiirt dili ile bir yayın organını istemedik­ lerini anlamış değilim. “Eğer bu dergi Kürt dili ile yayınlanıyorsa. Ancak üçüncü sayının dağıtımı. Öte yandan benim divanlarımın satılmasını engelliyorlardı. onlar Kürtçe bilmediklerinden dolayı dergi aracılığıyla düşüncelerini yayamayacak ve dolayısıyla Kürtlerin partide daha çok örgütlen­ mesini. zamanın şartları­ na ve gereklerine göre adım atalım. Kürt dili ile bir takvim bastırdı. Daktilonun nerede olduğunu bilmiyorum. Ermeni takvimini kendi elleriyle basıp dağıtmıştı. güçlenmesini engelleyemeyeceklerdi.

bana karşı muhalefeti daha kolay geliştirmek istediklerini biliyordum. Bunu ilk divanımda açıkça yaptım. Kiirt sorunu ve tarihi ile ilgili araştırm a ve antolojinin yazımı için bir kom ite kurulması taleplerimi bildirdim. Eğer aday olursak ondan daha çok oy alırız. beni kandırm ak için talebimi Şam ’a havale ettiler. deyip.” demiyordum. halkın içinde benimle boy ölçiişemiyordu ve bunu kendi aramızdaki her toplantıda açıkça be­ 3*7 . Üç ay sonra görüşme kabul ettiler: — Bu istemlerin için merkez komitesinden karar çıkması la­ zım. Çünkü ben. Ama şunu biliyorum ki. eğer parti başarılı olsaydı. Ama ben. “Halkın içinde bizim yerimiz Cegerxwîn’den daha ilerdedir. Ben komünist olmamama rağmen. Seçimlerde bazı yerlerde. En sonunda partiden Kürtçe bir yayın çıkarılm ası talebinde bulundum. Köylere gittiğimizde beni döşeğe. “Suriye’de Kürt yoktur.” diyorlarmtş. Kürdüz ve ulusal istemlerimiz için savaşırız. bunun parsasını toplayacaklarını sanıyorlardı. Çünkü diğer yoldaşlar gi­ bi. Cizre'de onlardan daha etkili olmamdan korkuyorlardı ve onlar benim etkimi kırarak. hiçbir zaman öğ­ renemedim. Açıkça beni olumsuz bir şekilde teşhir ediyorlardı. Bununla birlikte. Öyle görülüyordu ki SKP Cizre yöne­ timi. yoksa partinin merkezi kararı mı vardı. Kürt davası için hayatını kaybeden feodallere methiye yazdığım zamanlarda bile.” diyordum. Dere­ beyliğine. bazı M arksist klasiklerin Kürtçeye tercümesi. Su­ riye’de söz ve karar sahibi olurlardı. “önderler”i ise yerlere oturtu­ yorlardı. K ürt işçi ve köylülerini benden uzaklaştırm ak için elinden geleni yapıyordu. Oysa Kürt insanı beni sever­ di. yobazlığa karşı etkin çalışm alar yürütüyordum. Cizre bölgesinin sorumluları. İşçinin ve köylünün düşmanı mıydım? SKP’nin düşmanı mıydım? M arksist düşünceye aykırı ne yapmıştım? Bilmiyorum. Cizre’deki so­ rumluların beni oradan uzaklaştırıp. nedenini tam olarak bilmesem bile. feodallere ve gericiliğe karşı mücadele ediyordum. Kürtler. Cizreli ar­ kadaşlar. Şam ’daki yönetim ise bu isteklerim karşısında şaşkınlık içindeydi. gericiliği ve işbirlikçiliği mahkûm ediyordum. işi uzattıkça uzattılar. “ Biz Arap değiliz.pıyordu. Önderliğin yakınında yer alanlar.

Emperyalistler ve gericilerle uzlaşıyor.. sen ne düşünüyorsun? — Valla ne diyeyim? Bir köye gitsek onu döşeğe bizi yere otur­ tuyorlar. Kürt kimliğinin yok olup gitmesini. Bazen üstlerine. Ben ise yemeye ekmek bulamıyorum. H atta daha ileri giderek. Osman ise Suriye parlamentosunda milletvekili. okuyucu karar versin.” diyorlardı. Onların parlamentoya git­ mesine karşı değilim ve onlara düşmanlığım da yok. Yalnız O s­ man’la Rem o’nun değil. Aram ve Osman bir araya gelmiştik.. ki o zamanlar Adil Siedi polis şefi idi. Rem o’ya. “ Rem o Y old aş. Rem o şimdi gü­ nah çıkarıyor. Rem o. bütün ilerici Kürtlerin çok yüksek mevki­ lere gelmesini. parlamentolara girmesini candan isterim. “Ceger. sadece günah çıkarıyorlar.yan ediyorlardı. Ben cesaretle ona karşı koymuştum. “sence Şey­ da’nın ne gibi hataları var?” diye sordu. Polis bürosunun yanından geçtiğimiz zaman polislerden biri.\vvîn partiye dayanarak kişisel olarak yükselmek istiyor. Bir toplantıda ben.” suçlamasını yöneltiyorlar­ dı. yanıtladı. “Adil Bey sizinle görüşmek istiyor. bütün insanları insan­ lık düşmanlarından korusun. “Sizi kim 3 rs . Ama hakim İbrahim İbrahim bizi serbest bıraktı. yalnız O sm an'la R em o’yu değil.” dedi. “Sana karşı yanlış yaptık” demekle. Önder Erakel. Tarih. Bir defasında Osm an Sebri ile birlikte Kam ışlı’da tu­ tuklandık. Şimdilerde ortaya çıkıp. Erakel. Bu karşı çıkışımdan iki gün sonra cezaevine kondum. Bu tür yalanları yalnız yakın çevrede yaymıyor. — Osman Yoldaş. Yanına gittik.” dedi. Ne suçum var bunda. “Cegerxwîn kendini Halit Bektaş’tan bile üstün görüyor. “Vallahi şahsen Şeyda’nın zaaflarını göremiyorum. Benimle ilgili sorunları. İnancım a göre tek suçum(!) vardı. parti merkezin­ de ve tüm Suriye’de söylüyorlardı. Ama onun içinde olduğu top­ lantılarda konuşmaya cesaret edem iyorum . hata ve zaaflarımı konuşacak­ tık. Kürt kimliğinin egemen ulus kültürünün içinde kaybolup gitmesini istemiyordum.” diye. Dördüncü Tutuklanmam Bundan önce hatırlayamayacağım kadar çok tutuklandığımı anlatmıştım. Rem o.

Gizlice Nedim Baytar’ı tutuklamış. dedi. Biraz da­ ha bekleyecektik. cezaevine gönderdiler. istihbarat ve polis şefiydi. Ç ok geçmeden İbrahim İbrahim ’in emniyete geldi­ ğini ve bağırdığını duyduk: — Bunları kim tutukladı? — Amirimiz getirdi efendim. yazılı emir daha gelmedi veya elime henüz geçmedi. kaymakam ve diğer devlet memurları toplanıp. Ertesi gün savcı geldi. İbrahim İbrahim ’in biraz sakin ve sabırlı ol­ masını rica ettiler nasıl olsa bırakılacağım ızı söylediler. bizi yeniden tutukladı. Kapıyı üstümüze kapayıp gittiler. — O zaman yazılı emrini göster. Kızacak ne var bunda? Kısa sürede jandarm a kom utanı. Bırakm azsan durumu telgrafla Şam ’a bildireceğim. Ya beni atsın­ lar veya seni. Onları ben serbest bırakmıştım . diye bağırdı. Ç ok geçmeden Adil Bey üniformasıyla içeri girdi: — Ben onu savcının emriyle tutukladım. D em okrat ve insansever biri olan hakim çok fena kızdı: — Kimin emriyle tutukladınız. Nerede olduğunu ve neden turuklandı3i 9 . Adil Bey onu yatıştırm aya çalıştı: — Biraz sakin ol. yani işkencehaneye.. birkaç soru sorduktan sonra serbest bıraktı. Ama hakim razı olmadı: — Eğer şimdi bırakm azsanız.serbest bıraktı?” diye çıkışarak. Polis sesini çıkarm adı. Yeniden hücreye. bu gece onlarla kalacağım! N i­ yetiniz onları bu gece bekletip işkence etmek! Hal böyle olunca bizi poliste bekletmeyip. Beşinci Tutuklanışım Emin Hefız.. hücreye atmıştı. Ben oradaki­ lerden biri kanalıyla arkadaşlara poliste tutuklu olduğum haberi­ ni gönderdim. hırsızların ve adli suçlu­ ların içine atıldık. — Bana telefonla söyledi. Onları şimdi bırakacaksın. Hakim sert çıktı: — Seni polis şefi yapan devletin.

Adam beni itip kakarken arkadaşları sopalarını kaldırıp hazır bek­ lediler. seni tanıdığını söylüyor. eğer birimiz tutuklanırsak bağırıp çağıracak. Böylece ba­ ğırıp çağrracak. Kahvaltıya oturmuştuk. Ben ne yapacaklarsa dışarıda yapsınlar istiyordum.” — Hayırdır. 3zo .. ama çavuş sopasıyla omuzuma dokundu: — Hayır. kimseyle görüştürmüyordu. sokakta tutuklanıayıp beni karako­ la istediler. onları teşhir edecektim: — Sizinle gelmeyeceğim!.ğını gizliyor.. Ben aldığımız kararı yerine getirmek için bağırmaya başladım: — Nedir bu baskı?! Nedir bu zulüm?! Bu ne biçim devlet! Ey in­ sanlar. gelmek is­ temiyorum! N e suçum var benim? Hepsi başıma üşüştü. Gel bakalım tanıyor musun? Yalan söylediğini çok iyi biliyordum. hayırdır. neden tutuklandığımızı böylece aşikâr edecektik. gözaltında olduğumuzu. Kapı vuruldu ve “Şeyda evde m i?” diye sordular. Gerçekten de tuva­ lete kapayıp üstüme kapıyı kilitlediler.. Nasıl çağırdıklarını anlatm am gerekiyor: Ebdirezaq Pere’nin evindeydim. oraya yürü. Mecburen onların önü sı­ ra yola koyuldum. ne işim var orada? Adam gizlice kulağıma eğildi: — Korkm a.. Şef seninle Kerbis’in çayhanesinde görüş­ mek istiyor. Eskiden beri şansım yok ya. etraftaki halkı uyaracak. sana işkence etmeyiz. — Ben oraya gitmem. Onun yanına gelince adam bana iki tokat indirdi ve “Tuvalete a tın !” dedi. Bir araya gelip karar aldık. içeri gidinceye kadar dövmeme konusunda uyar­ dı. gelin bakın!. Yumruklayıp iterek götürdüler. — Ne istiyor? — Iraklı biri tutuklanm ış. Şef şimdi karakoldadır.. Biraz yürüyünce birkaç tane “iri yarı” daha ka­ tıldı bize. Ama çavuş. Yolda yönümü hemen Kerbis’in kahvesine döndüm. Bizi de aynı şekilde tutuk­ lamasından korkuyorduk. Kapıyı açtığımda iri yarı. Adamın yüzünden kin okunuyordu: “ Hayırdır inşallah?. Bunlar benden ne istiyor? Gelmem. Karakola vardığımızda Emin Hafız bizi izliyordu. elinde “ haziran” sopası olan bir ça ­ vuşla karşılaştım.

seni tanıyam am ışım . “Evine gidebilirsin. bazılarını ise yazmanın bir yararı yok.N e yapabilirdim ki? İki ayağımı tuvaletin ağzına kapayıp ayakta beklemeye koyuldum am a fena halde yorulmuştum. Döşem e tam am en suydu. Ç ok yorgundum ve bitmiştim. — Beni bağışlamanı rica ediyorum. Aradan yedi saat geçti. “ıh ıh” diye ıhladı ve çe­ kip gitti. Beraber gittim . — O tur. Hüseyin Esat ve birkaçı daha Ebu Evdo’ya bir yıldırım telgraf çekerek. Kısa süre son­ ra Emin Hafiz oradan alındı. Seni nasıl affedebilirim? Bu millet varoldukça seni affetm eyecektir. “ Kusura bakm a. eğer Emin H afız göre­ vinden alınmazsa olay çıkacağını bildirmişler. dedi. Ba­ zılarını hatırlam ıyorum . Adam sopayla duvara bir iki vurdu. “K om utan seninle görüşmek istiyor. Ama ben seni döv­ mek istemiyorum. söylediklerime sadece sırıttı. Edip Çiçekli zamanında otuz üç gün tutuklu kaldığım za­ manı yazmaya değer. — Şefin ne dediyse erkekçe doğru söyle. Öyle bir şey de yap­ mam. Yalnız. Biraz sonra iyice uyuştum. — Kom utan seni dövmem için gönderdi.” dedi. Biri kapıyı açtı.” dedi. Emin H afız. Yanılmıyorsam şimdinin cum hurbaşkanı Emin H afız. Sırtımı duvara dayayıp dinlenmek istedim ama nafile. dedim. dedim. kom utanın odasına girdim.” Çayhaneye gidince başımdan geçenleri anlattım . 311 . kahve söyledi. N e ayakta durabiliyordum ne de oturabiliyordum. bana. her gün birini getirip zindana atıyorsun. Otuz Üç G ü n Z i n d a n d a Kaldım Dediğim gibi cezaevlerine girişlerimin sayısını bilmiyorum. M eğer Hesen Ağa. Az sonra biri daha gelerek. — Sen bir halkın tüm haklarını ayaklar altına almışsın. Ben şahsen seni affetm iyo­ rum. Reşat Bey. Şimdi ben sopayla duvara vuracağım sen bağı­ racaksın.

“Şevek ta r û reş, p ir n ex w e ş, nexw eş
C en d irm c h a tin , w ek diz û k e le ş.”
‘‘ K ö tü , alab ild iğ in e k ö tü b ir k a ra n lık çö k m ü ş geceye,
Ja n d a rm a la r, h a ra m ile r gibi g eliy o rlar, ü stü m e .”

Bu şiirim o günler için yazıldı. Kapkaranlık bir geceydi. Kuşlar
bile yuvalarında derin uykularındaydı. Kader kimsenin rüyasında
değildi. Aniden çalındı kapı. Gür bir ses, “ Kapıyı aç kapıyı!” di­
ye, bağırıyordu.
Ses, asker, polis sesiydi. Katillerin, kana susamışların sesiydi.
O sesin kulağımıza gelmesini istemezdim, ama elden ne gelir.
Kapıyı açınca asker, polis ve şehrin keyası alelacele içeriye do­
luştu. Neredeyse gecenin bitimi. İçeri girer girmez kitaplığa yönel­
diler. Kitapları, yazıları dağıtmaya ve bir yandan da bağırıp çağır­
maya başladılar:
— Neyin var neyin yok söyle! Komünist yazıları nereye sakla­
dın? Söyle çabuk, yoksa başına gelecekleri biliyorsun.
Yanımda ne olabilirdi ki? Ne yakalayabilirdiler? Biz önceden
tedbirimizi alm ıştık. Evde suç unsuru sayılacak hiçbir şey bulun­
durmuyordum. Onları dışarıda saklıyordum. Bakalım başka ne
bahane bulacaklar?
Sonradan öğrendiğime göre komünistler şehirde bildiri dağıt­
mışlar. Onların kanaatine göre bu işin arkasında ben vardım. B öl­
gede komünist partinin sorumlusu olduğumu sanıyorlardı.
Oysa oğullarım Zubeyr ile Keyo bildirileri dağıtmışlar ama ba­
na söylememişler.
Evde “suç” unsuru olabilecek bir şey bulamadılar ama bir kı­
sım kitaplarımı alarak emniyete gelmemi istediler. Dışarı çık tı­
ğımda ne göreyim? Birkaç tane işkenceci birini aralarına almış;
sopa, yumruk ha babam dövüyorlardı. Adam o sürünün içinde
haykırıyordu:
— Yıkılsın zulüm! Yaşasın özgürlük! Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın bağımsız Suriye! Yaşasın Komünist Partisi! Yaşasın özgür
Suriye!
işkenceciler ise Stalin’e, komünistlere ve öteki önderlere küfür
ediyorlardı. Durmadan dövüyor, Bektaş’a hakaret ediyorlardı.
3zı

Ben adamı tanım ak için dikkatle baktım . Kimdi bu haykıran
adam? Biraz sonra Aram olduğunu anladım. Aram Yoldaşı nere­
de yakalam ışlardı? Neden yakalanmıştı? Tam bu düşünce ve te­
laşta iken biri sırtım a vurdu: “ Haydi b in .”
Binmek istediğimde arabada yer olmadığını gördüm. Beni ya­
ya yürüterek kom utan Mıhemed Zıravvi’ye götürmek zorunda
kaldılar:
— Bunu siyasi polise, Ebu Eli’nin yanma götürün, dedi, so­
rumluları.
Ebu Eli, siyasi polisin şefiydi ve eskiden beri bana kini vardı:
— O oo, getirilen Cegerxw în’miş! Götürün buna bir ‘govend’
kurun.
Bunun ne anlam a geldiğini herkes biliyordu. O rtalık ıslaktı.
Benden önce birçok arkadaşa aynı şeyleri yapmışlar, soğuk suyla
ıslatıp hücreye atm ışlar. Şimdi sıra bende. Beni döverek yere, su­
ya düşürmek istiyorlar. Böylece ‘govend’ tutacaklar. Ama beni bir
türlü düşüremediler. Elbiselerimin ıslanmasını ve kirlenmesini is­
temiyordum. Sonra birkaçı bana yüklenip yere yıktılar. Falaka ge­
tirip takm aya kalktılar. Ben hemen, “Benim kalbim zayıf, ölür­
sem sorumlu siz olursunuz,” dedim.
Falaka takm aktan vazgeçip, sopayla her tarafıma vurdular. El­
lerimi m orartıp bir koğuşa attılar. Ne göreyim! İçerde kırk kişi
vardı ve hepsi de acıdan inliyordu. Bir kısmı da kelepçeliydi. K o­
ğuş çok dardı. Bana kenarda bir yer açtılar. Hepimiz ayaktaydık.
Dışarıda bağırtı ve işkence sesleri vardı. Şimdi de Aram ’ın evinde
yakalattığı adam la oğluna ‘govend’ kurmuşlardı. O nlarla dalga
geçiyorlardı. Çünkü komünist değillerdi, nasıl direnileceğini bil­
miyorlardı. Polisin her dediğini yapıyorlardı. Polis duvara bir çiz­
gi çizmiş, “ Ağzınla çizgiye ulaş,” diyordu. Zavallı ihtiyar hopluyor zıplıyor ama çizgiye ulaşamıyordu. Polis var gücüyle sopalı­
yor, “ O çizgiyi öpeceksin,” diyordu.
İhtiyar öpem iyor, polisse dövmeye devam ediyordu.
Sonra o ikisini de aramıza getirdiler. Yerim iz iyice daralmıştı.
Bir parça oturup dinlenecek yer yoktu. Hepimiz yara bere ve kor­
kular içindeydik. Birbirimizden de korkuyorduk, çünkü aramıza
ajan sokmuş olabilirlerdi. En iyisi susmaktı.

313

Bir kısım arkadaş bize yer açm ak için balkona çıktı. Ama yine
de içerisi dardı. O turacak kadar yer yoktu. Gece ilerleyip uyku za­
manı gelince arkadaşlardan biri:
“Şeyda’ya yer açın ,” dedi, “ biraz gözünü yumsun, belki uyku­
su vardır.” Bana duvar dibinde azıcık yer açtılar, zar zor yanım
üstü uzandım; uyumuşum. Ne kadar uyudum bilmiyorum, çiş k o­
kusuna uyandım:
— Yahu kim işedi?
Yaşlı adam ağladı:
— Şeyda, kurbanın olam , çişimi tutamadım. Allahım seversen
kusuruma bakma.
— Hayır dede, hayır... Kusura bakmam. Senin çişin bu zalim­
lerin şerbetinden daha m akbul. Bu yolda daha çok düşüp kalka­
cağız.
Arkadaşlarımın hepsi hâlâ ayaktaydılar, oturamıyorlardı. Beni
bir büyük olarak kabul ettiklerinden o ufacık yeri açmışlardı.
Yaşlı Ermeni yetmişinde falan vardı. İşkencenin zalimliği, onu
çok korkutmuştu. Bu yüzden çişini bile tutamıyordu. Ben ne ya­
pabilirdim ki? Zaten o da ne yapacağını, rie konuşacağını şaşır­
mış, durumda idi. Biraz sabır dileyerek, ona cesaret vermeye ça ­
lıştım:
— Üzülme dede, üzülme. Boşuna korkma. Yakında bırakırlar.
Dayak bitti.
Ertesi gün kışla kumandanı bizi tek tek çağırıp ifademizi aldı.
Bildirileri kimin dağıttığını öğrenmek istiyorlardı. Ama herhangi
bir şey öğrenemedi. Bilmeyen zaten bilmiyor, bilen de söylemiyor­
du. Bana sıra gelince tehdit etti:
— Polis karakoluna mı gitmek istiyorsun?
— X etar Bey, senin ve devletin şerefine yemin ederim ki bu iş­
ten haberim yok, dedim.
— Polise götürün!
Polise gitmenin dayak olduğunu biliyordum. Birkaç polis var­
dı ki bana diş bileyip duruyorlardı. Adam öyle der demez polisler
beni kaptı, yumruklamaya ve tekmelemeye başladılar. Biri bir
yumruk sırtıma vurunca kendimi sokağa attım . Az daha yüzüstü
324

düşüp dişlerimi kıracaktım , şansım var ki ayaklarımın üstüne
düştüm. Beni itiş kakış askeri karakola geri götürdüler.
Esas ‘govend’ ordaydı. Bizi tek tek işkence odasına çekip elekt­
rik vermeye ve fasıllara başladılar. Kabloyu kulaklarım a bağlayıp
akım verdikleri zaman feleğim şaşıyordu. Yukarıya doğru gerili­
yor, titreme nöbeti gibi zangır zangır sarsılıyordum. Fazla şey ha­
tırlamıyordum, bildiğim tek şey kabloyu elimle çekip kopararak
yere attığımdı. Artık sopa deymedik, yumruk yemedik yerim kal­
madı, kendimden geçmişim.
Beni ne zaman koğuşa, arkadaşlarımın yanına götürdüklerini
hatırlam ıyorum . Gözlerimi açtığım zaman koğuştakilerin benden
beter işkence gördüklerini fark ettim. Kenara köşeye büzülmüşler,
korkularından seslerini bile çıkarm ıyorlardı.
Polis, bizim neler konuştuğumuzu öğrenmek için tutukluların
arasına ispiyoncu koymuş. Daha önce Kürt davası için birkaç de­
fa evime gelmiş bir Kürt genci şimdi polisti ve bana işkence eden­
lerden biriydi. Saçlarımı kazıdığı zam an, m akina kesmiyor numa­
rası yaparak saçlarımı çekiyor, böylece hem m oralimi bozuyor,
hem de canımı acıtıyordu. Neden tükenmediğine dair bizim
inançlarımıza küfrediyordu, böylece tepkimizi ölçüyordu. Bana
“Şuvveyir” yani “Şair” diye hitap ediyordu.
Bir tutukluyu, “ Stalin’e küfür e t,” diye zorladılar. Adam, “Al­
lah’a da mı küfür edeyim?” diye sordu. Polis kendince teşhire baş­
ladı: “ G elin... Gelin bakın, bu adam Allah’a küfrederim ama Sta­
lin’e etmem diyor.”
Hepsi başına toplandı; söyle eşeğim sen ne yedin?.. Artık sopa,
tekme, tokat ne rastgelirse ölesiye dövmeye başladılar. Adamı acı­
nacak hale soktular am a, elden ne gelir?
Adam “yoldaş” değildi. Esferler’in yanında çalışıyordu. Suçu
Erakel’in eniştesi olm aktı. Esferler, onu kısa bir zaman sonra ser­
best bıraktırdılar.
Polisler bize söyleniyordu: “Köpekler, siz Esferler’in toprakla­
rını mı halka dağıtacaksınız?”
Dilenci ve utanmaz kılıklı bu polisler, sanki Esferler’in koruyucusuydular. O nlardan bazen para, bazen de buğday alıyorlardı.
Yani Esferler’e gebeydiler.

315

Osman İbrahim , dayak sırasında kendini ölüme veriyor, böylece kendini az çok işkenceden sakınıyordu. Hasta görünümlü ol­
duğu için onların çabuk kanacağını biliyordu.
“ Bunlar it sürüsü,” diyordu O sm an, “yoksa onların elinden
kurtulam am .”
İlk günden beri dayak, tükürük, su, çiş, kamçı ve cop, başımız­
da dönüp durdu. Bir gün bizi yine siyasi şubeye götürdüler. O gün
kızım Simensa poliste beni aramaya gelmiş. Gelip tam da bana
sordu, “ Babam burada değil m i?” diye.
Gülümsedim kızıma:
— Babanı tanıyamadın mı kızım?
Gözlerinden yaşlar süzüldü, yüzünü elleriyle kapattı, gitti.
Başka bir gün yine polise gittik, yine aynı fasıllardan geçtik. Bu
kez ekstradan bir şey olarak şapkamın üstünü delip, katranladı­
lar. Böylece başımın şekilsizliği ta uzaktan görülüyordu. Kafama
Moskova-Pekin yolu çizilmişti. Bizi sopalayarak içtima ediyor,
aralarında bana soruyorlardı:
— Ulan Şair!.. Esferler’in topraklarını köylüye sen m i'dağıtacaksın?
Ertesi gün, beni askeri kışlanın bir odasına götürdüler. Burası
çok dar ve sıcaktı. Betondan yapılan bu bölüm, kışlanın batısına
düşüyordu. Sıcak dayanılır gibi değildi. Bizi bir donla, tek tek dı­
şarı çıkarıyorlardı. Askerin içinde demir sopalarla vuruyorlardı.
Bize ölüm daha kolay geliyordu, ama ölemiyorduk.
“ î ş a t ” Dediğin

Kemermiş

Reqib Ehmed Eyubi içeri girince sordu:
— Nerde senin ‘işat’ın?
Yahu ben ne bilirim ‘işat’ ne? Meğer ‘işat’, kemermiş.
Hepimiz bu beton hücrede yanıyoruz. T er ayaklarımızdan akı­
yor. Ama Ehmed Eyubi’nin motorunun sesini duyunca hepimiz
esas duruşa geçip onun gelmesini bekliyoruz. Adam ilk içeri girin­
ce, şiddete başladı, ayakkabımızın bağlarını bile çözdürüp aldı.
‘İşat’ deyince iyice şaşırdım ve ne anlama geldiğini bilmediğimden
utandım. Çaresiz tarağımı çıkarıp verdim. Adam üstüme yürümez
3 16

mi? Kamçısını çekçi, yanındaki biriyle iki yandan başladı vurma­
ya. Yere düşmemek için duvara yaslandım. Kaç zaman vurmuş­
lar, ne zaman bayılmışım bilmiyorum.
Uyandığım zaman bir şey hatırlam ıyordum , nerede olduğumu
bile. Ağrı falan da duymuyordum. Tutuklu olduğumu bile unut­
muştum. Oturdum ve başımdan aşağı bir sıcaklığın yayıldığını
hissettim. Bir süre sonra, inanılır gibi değil ama geçen yılda aynı
hücrede, birkaç arkadaşla tutuklu kaldığımı ve aynı hücrede iş­
kencede kaldığımı hatırladım. Durup arkadaşlara baktım ; sessiz
ve günahsız karacalar gibi birbirlerine sokulmuşlardı.
— Bu çağın bilinçli adamının, zora ve zulme karşı savaşan in­
sanın hali budıır. Korkm ayın! Bir gün kazanacaksınız, dedim.
Bizim arkadaşım ız olm ayan, bizimle yakalanm ayan, sanırım
Derbesiyeli biri, “M ahpus umurunda değil,” dedi. “Başına gelen­
leri bile bilm iyor.”
Ağlıyordu. “Üzülme emm’oğlu üzülm e...” dedim, “ Biz ne gör­
dük ki? Asılan, süngülerle öldürülen insanları düşün. Biz henüz o
yiğitlik m ertebesine ulaşam adık.”
— Evin ocağın batmasın, yahu sen daha uslanmadın mı? Ölü­
den beter oldun. Allah hakkını onlardan sorsun. Zalim ler!
Diğer arkadaşlar korkudan duayı bile unutmuşlardı. Yine ada­
ma döndüm:
— Bu görevimizdir. Bu işe ne üzülmek gerek, ne de utanmak.
Bırakın düşman bildiğini yapsın, biz de bildiğimizi.
Baştan ayağa ıslaktım. T er mi, yoksa beni ıslattılar mı, orasını
bilmiyorum. Adam anlattı:
— Bayılm ıştın. Baygınken bir teneke su döktüler.”
Ertesi gün Ehmed Eyubi’nin m otor seslerini duyunca yine du­
var dibinde sıra olduk. Esas duruşa geçmemeye kim cesaret ede­
bilirdi? Yine tek tek dışarıya çıkarıldık, yine aynı fasıl dayaktan
geçtik. Bayılanı, kovalarla su döküp içeri getiriyorlardı.
Sıra bana gelip, elbiselerimi çıkarınca sırtıma okkalı bir yumruk
vurup dışarı attılar. O sırada Osman Sebri’nin Şam ’dan tanıdığı ve
dost olduğu İhsan adındaki adam yolumuza çıktı, “ Bunu bana bı­
rakın,” deyip beni ellerinden aldı, dayaksız içeriye geri geldim.
Bu defalık kurtulmuştum, ya sonra?
y -ı

Hesen H aco Ağa ile Qedri Bey, Şukri Emin, X açe Şero, Ehmed
Nami ve Osman Sebri’yi ziyarete gelmişlerdi. Geçerken uğradılar:
— Cegerxwîn, sen ne haldesin?
Sitem ettim:
— Hasaıı Ağa, dedim, iki gün daha kalırsam bu deliler beni öl­
dürecek.
Hesen Ağa, benim için torpil yapmadığını sonradan söyledi.
Ertesi gün, beni kışlanın karşısındaki odaya götürdüler. Dayak
bitmişti. Birlikte olduğum arkadaşların tümünü başka bir odaya
görürdüler. Bu çok kötüydü. Konuşacak kimsem yoktu, hiç kimse
yanıma gelemiyordu. Yalnızca çocuklarımla görüş izni vardı. Y anı­
ma geliyor, bir şeyler konuşup gidiyorlardı. Beni arkadaşlarımdan
neden ayırdıklarını hâlâ bilmiyorum. Bazen, “Torpilim olduğu için
yalnız bırakıldım” diye düşünüyordum, bazen de izole etmek ve da­
ha çok moral çöküntüsü yaratmak için yaptılar diye düşünüyor­
dum.
Arkadaşlarla sadece tuvalette karşılaşıyordum. Orada bir ara­
ya geliyor, bazı kararlar alıyorduk. Kapıya güvenilir arkadaşlar
koyup, tuvalete giriyorduk. Usul bir sesle konuşup anlaştıktan
sonra çıkıyorduk.
Hesen Ağa’ya söylediğim şeyler, benim açımdan büyük bir za­
aftı. “Eğer bugün de kalırsam beni öldürürler,” demem zayıflıktı.
Çünkü ben kendim için istekte bulunmuş, bireyci davranmış, ar­
kadaşlarımı unutmuştum. Şimdi söylediklerimden utanıyorum.
Ama söylemiştim, işte.
Bu tutuklanışımızda direnen bazı arkadaşlarımız vardı. Ermeni
iki kardeş, X aço ve Nişan, bütün işkencelere rağmen bir şey anlat­
mamışlardı. ‘Kimin bildiri dağıttığı’ bunlara sorulmuştu, tüm işken­
celere rağmen, bilmediklerini söylemişlerdi. Sonradan sordum, “X aço, Allah aşkına bana söyle, o bildirileri kim verdi? Arkadaşların
hepsi kaçtı, kimseyi yakalayamazlar; kimdi sana bildiriyi verenler?”
— Dayı, oğlun Keyo verdi. Neden söyleyim?
— Ee! Keyo kaçm ıştı, neden demedin onun verdiğini? O za­
man belki seni dövmezlerdi?!..
— Y ok Dayı, öyle şey olur mu? Peki söyledikten sonra senin
yüzüne nasıl bakacaktım . Ölümüm çözülmemden iyidir.
3 ı8

— Bravo X a ço bravo! Keşke bürün yoldaşlar senin gibi olsa.
îçerdekilerden sadece M ardinli bir Hıristiyan çözülmüştü.
Sonradan yanıma geldi, “ Dayı, bir defa oldu. Ne diyeceğimi, na­
sıl anlatacağım ı bilem iyorum ,” dedi.
Ona söyleyecek bir şey bulamıyordum. Daha doğrusu ajan ol­
masından korktuğum için bir şey diyemedim.
Z u b e y r ile Si nemsa
Benim tutuklanmamdan sonra çocuklarım Zubeyr ve Sinemsa’yı da polise getirmişler. Ebu Eli, şerefsiz ve adi herif, ikisini de
falakaya yatırıp kam çıyla, sopayla ayak altlarına vurdurmuş. Sinem sa’yı döverken, Zubeyr’e seyrettirmiş. Böylece çocukları kor­
kutup konuşturm ak istemiş.
Doğrusu çocukları ve kadınları falakaya yatırıp dövmek, ilk
defa oluyordu. Belki de kızım ilkiydi. Benim kızımın falakaya ya­
tırılmasının sebebi bendim. Kom ünist olm aktan öte, ben Kürt
yurtseveri olduğum için daha “ kötü” bir konumdaydım. Çünkü
ben, kom ünistlerle bir olup, komünist bir Kürdistan kuracaktım ,
onun için daha tehlikeliydim.
Arkadaşların rica ve yalvarmalarıyla, bırakılmışlar. Zubevr’i
A ram ’la birlikte bizden daha fazla beklettiler, ona daha fazla iş­
kence ettiler.
Zubeyr’in anlattığına göre Aram çok direngen ve dayanıklı çık­
mıştı mahpustan. “Aram çok yiğit ve dirençliydi,” diyordu, Zubeyr.
“Bizim üstümüzdeki odaya kerhaneden bir Ermeni orospu getirdiler
ve onunla her işi yaptılar. Sanki Aram’m karısı M eyro’ymuş gibi
oyun oynadılar Aram’la. Aram’a küfrettirip, sanki onun yüzünden
bu kadar cefayı çekiyormuş gibi bağırttılar. Polis, “Çıkar lan külo­
tunu, Aram gelsin de seni kurtarsın.” O anda Aram çözüldü; “Zu­
beyr” dedi, “artık bu iş burda bitti. Bir polis çağırıp, bildiklerimi
söyleyeceğim.” Aram, polis şefinin yanına gidip dönünce işkence bit­
ti. “ Zubeyr,” dedi, “ ben bildiklerimi söyledim, sen de söyle.”
Aram ’la Zubeyr bazı şeyler söyleyince, onları da yanımıza ge­
tirdiler. Bu minval üzere otuz üç gün kışlada tutuklu kaldık.
Ebu Eli ile Şinewi, cezaevinin sorumluluğundan alındılar. Y e­
3*9

ben kimim biliyor musun? Benim bisiklet sürüşüm bu diyarda meşhurdur. Ser­ best olup eve dönünce. Biz bunu yaparak çıkmayı ve saklanmayı am açlıyorduk. ben varken nasıl sürebilirsin? Ben bisikletlik adam mıyım? Adam bilgiç bilgiç. arkaya binince ön tekerlek havalanıyordu. Seni götürmenin lafı bile olm az!. Bindim. Hıristiyan arkadaşım Hikmet Devvle. Beni götüremeyeceğini gözümün içi gibi biliyordum. O rtaya binince de elleri direksiyona yetişemiyordu.” dedim arkadaşlara. bir süre gözden kay­ bolacağım. Bir faytonla Xırbetem o köyüne gittim. “ Ya saklanacağım .rine gelen Refai bizi bırakm ak niyetindeydi. bi­ sikletle geldi. Birkaç gün Mele H esen’in evinde kaldım.” dedi. H alk içinde bozu­ lan imajını değiştirmek ve şiddeti azaltm ak istiyordu.. biraz da inatçı: — Sen daha beni tanıyamamışsın. Edip Ç içekli’nin durumu iyi değildi. R efai. — K arar güzel de. Ama şehirden çıkıp. 33 ° . “Adama söz verdik.” — Sen bilirsin. Irmağı geçince teker patladı. Komünist de değilim. D oktor N afiz'Bey ve Hesene Berti orada oturuyorlardı. Ben. işine nasıl geliyorsa öyle yap. Huseyn bana araba göndermeliydi. Osman Sebri ve Aram dışında herkes serbest bırakıldı. Bunu yapmayanlar. Ben bu bisiklete nasıl binerim? Haydi bindim diyelim. beni taşıyabilir mi? Haydi diyelim ki taşıdı. En sonuna ben ve Aram kaldık. Irmak kenarına kadar kah önüne kah arkasına otu­ ruyordum. ya da verdiğim sözü yerine getireceğim . “Arkadaşlar karar aldı. yapmasak yine serbest bırakılacaktık. dedi arkadaşlarım. — Ben gazetelere komünist olmadığımı yazmak istemiyorum. Kabul ettik. Eve git­ meden önce gazetelere kendi imzamızla yazmamız isteniyordu. Bize poliste banyo yaptırdı. öne binince arka kalkıyor. siyasi polise gitmekle teh­ dit ediliyordu. gazetelere “kom ünist olmadığımıza dair” yazılar gön­ dermemizi istedi. Uyguladığı yöntemlerin kendisinin geleceği için iyi sonuçlar getirmediği dü­ şüncesine kapılmıştı. Çünkü ağırdım. Çünkü göbeğim çok kalındı. Ama şimdi anlıyorum ki. Ama sen bisiklet getirmişsin. Bir gün. seni Q etrani’ye Hesene Haco Ağa’nm evine götüreceğim .

Bundan ilham alıp ayağa kalktım . Aziz bana saygı duyan biriydi. dedim. Senin o züğürtlerin içine girmenden utanıyoruz. ayaklarım . dikiş kalm adı. Köyün hizasına gelince. Ç ok kızdım: — Tü h . Bir müddet onun yanında kaldım. Tren yoluna ge­ lince yere attım kendimi. Kom ünist yol arkadaşım. O kahpe dölleri de bahane bulup sa­ na işkence yapıyorlar.” dedi H ikm et. çoluk çocuğu dinliyorsun. polis de gelse artık kimse beni yerimden kaldıram az. Gitm ek zorundaydım. Benim için yapmadığı fedakâr­ lık. ‘Yiğit olun. Onun yatağını dama sermiş. yazıklar olsun ki sen H aco Ağanın oğlusun. buraya gelmişken Çaçan Eziz’in bir çayını içelim . çalışın! Bu yolda ölürseniz. O yol işkence­ si sonunda bitti. Bir iki dakika geç­ meden geri çağırdılar. “Valla bütün dünyayı da verseler. Bu adamları da kendine alet edip buraya kadar geliyorsun ve beni Hesen Ağa’nın öğüdüyle polise veriyorsun. — Yahu sana yardım etsek de kızıp öfkeleniyorsun. “Ağır misafirler” emire ve öğütlere başladı: — Biz seni polise vermek istiyoruz. Ç ok üzülüyoruz. bu ülkeyi nasıl kurtaracaksın? Kavga gürültü kalkıp gittiler. Bir gün Hikm et de misafirdi. Biri. Gelenler Cemil Ağa. Bari yaya gidelim . ayak parmaklarım kanadı. sunmadığı cöm ertlik yoktu. Oysa bana. Hiç değilse ayda birkaç kuruş para çocuklarım ıza verseydin.’ demen gerekirdi. Ancak çok geçmeden takatim ke­ sildi. korkm ayın. Odaya çıkıp oturduk. Allah ce­ zanı versin. “Y o l­ daş. Hesene H aco Ağa seni ken­ di elleriyle çıkaracak ve bu olay kapanacak. çatışmada ayağı kırılmasına rağmen düşmana yakalanmadan yoldaşlarına ulaştığını anlattı.” Otuz kilom etre yolu yaya nasıl gidebilirdim? Gerçi el mah­ kûmdu. “Valla bir adım daha atacak gücüm kalm adı. çoluk çocuğunuza ben bakarım. ben ise divana oturmuş köylülerle konuşuyordum. Ben hemen eve doğru koştum. ayakkabı ağırlığıma dayanamayıp intihar etti. Ama sen bizi dinlemiyor­ sun.” dedim. “Araba geli­ y or!” diye bağırdı. “Seninle biraz görüşüp konuşmak istedik. bana bir komünist Rus’un.“O cağın yıkılm asın senin.” dedim. Çoluk çocuğunu kurtaram ıyorsan. Ehmed Nami ile Evdılkerim Şelal’di. H aco Ağa’nın ismini taşıdığına yazık.” dediler. Ertesi gün arabayla birini gön­ 33' . Topuk. Gırepire’ye vardık.

Çok geçmeden huzura çağrıldım. gelen gideni gözlüyor­ lardı. polisler. cesaret isterdi. askerler!” Yine korku ve şüphe içindeydim. Çok sayıda ağa. Yeni elbiseler giyip önleri sıra yürüdüm. Eğer bilfiil katılmazsanız bile.” dedim. D oğ­ rusu bazı tutuklanmalarımı unuttum. Cemil Bey. Çalmışından hemen tanıdık. Kapı çalındı. Bazılari ise kısa sürdüğü için. Belki babasından daha fazla iyiliği oldu bana. Gider gitmez de hemen bir odaya ka­ pattılar. çocuklara da dört çuval buğday gön­ dermiş. Şinevvi yine ne istiyordu? Y i­ ne işkenceler kafamda dolanıp durdu. Çünkü siviller evimi kolaçan ediyor. Çiçekli Suriye’den kaçtı. bu mücadeleye omuz vermelisiniz. ekşim trak bir 33 * . Yazdı ve çok sıcaktı. bir daha da dönmedi. “Görüşm ek” ne demek anlıyordum. B ir D a h a T u t u k l a n d ı m Dedim ya. Birkaç gün geçmeden. “H acolar. Lamcim etmeden “ kom utanlar kom utanı” Şinew i’nin “konagı”na gittim. her an bir şey olabi­ lirdi. benim de darılmamamı istemişler. Ben kendilerine haber göndererek. Kaçaklığım döneminde H acolar’ın şahsıma çok iyilikleri oldu. geleneklerinde taşıdık­ ları çok güzel değerler de vardı. jandarmaydı. Her ne kadar düşünce olarak farklı da olsak o ailenin iyiliklerini unutamam. çok defa tutuklandım. yazmaya değmez. artık po­ lisin kapı çalışını ve tipini tanım akta ustalaşmıştılar. Şinevvi kısa boyluydu. bir isteğiniz mi var? — Şinewi seninle görüşmek istiyor. Evde oturuyordum. asık yüzlü. Çocuklarım. Hep kendi bildiğini okurdu. Kapıya çıktım: — Buyrun. Bunları yazmam gerek'. Mavi gözlü. benim zamanımda çok mertlikler yaptı. Benim evime gelmek. Bana iki yüz lira. şeyh ve bey ailesi. Ama insanlara çok yukarıdan bakıyordu. eskinin temsilcisi de olsalar. Çocuklar hemen uyardı: “ Baba. Onun için bazen kavgalarımız bile oldu. daha önce bana verdiği borçları da sil­ di. hiç değilse yardım edin. onlarla çatışm a ha­ linde de olsak. K alk­ tık. Bu arada Hesene H aco.derdiler.

yalan söyleme. — Eğer doğruyu istiyorsan. — Seni dövmek istemiyorum. — Şimdi ben yalan mı söylüyorum? Doğru söyle. — Beyim. istediğin cezayı ver. Ama bununla ne istediğinizi anlayamadım. — Mıhemed Bey. Geçip oturdum. — Y alan söylemiyorum. — Eğer gerçekten yapmışsam suçluyum. Dün. eğer yalan söylersen canını fena halde acıtırım . bana ne sora­ cağını merakla beklemeye başladım. Y alan bilmem. So­ nunda konuştu: — Bu Cegerxwîn ne anlama geliyor? — Yani kalbi yaralı. dertten ciğeri kanayan demektir.. — Bubilanan’a hiç gitmedim. dedim. Zaten evin çevresinde gözcüleriniz var. Birden iri gözleri açıldı: — Doğru söyle! Cevap vermeye kalm adan tekme tokat girişti. — Dün neredeydiniz? — Evde. Seni. Beni tanıyorsun. Ben de öyle bir şey iste­ mem. Sen de devlet aleyhine propaganda yapmışsın. Öyle bir şey duymamıştım bile.. tabii ki hepimiz Suriyeliyiz. bir iki kağıttan kafasını kaldırıp baktı. Evden hiç çıkmamıştım ve olaydan da haberim yoktu. — Bana doğruyu söyle. Cahil bir insandı. — Bir daha uyarıyorum. — Bubilanan’da toplantı yapmışsınız. ben dışarı bile çıkm adım . Bana doğruyu söyle. biz hepimiz Suriyeliyiz. Komutan Şinevvi bir kağıt çı­ karıp okur gibi yaptı. — Cegerxwîn. N e söyleyim! Oraya gitmemiştim. hiç evden dışarı çıkmadım.görünümü vardı. sana söyledim. 333 . M asasından kalkıp üstüme yürüdü: — Yani ben yalan mı söylüyorum? Gözleri fıldır fıldır dönüyordu... iki eliyle yanak­ larım a tok at indirdi: — Eğer doğru söylemezsen seni duman ederim. doğru söyle. Devletle uğraşılsın iste­ mem. Bu yaptı­ ğın zulümdür.

Bubilanan’dan on sekiz adam tutuklanmış. yeniden yolumu gözlüyordu. (La. Yine iki eliyle yanaklarım a vurdu. Omuzlarımdan tutup tekme tokat bir odaya kapattılar. dayak. bilmek istiyordum. tükürm e.” diye düşündüm. dedi. A lt katta işkence var. Bu yaptığın baskıdır. Bununla hakkımda bir şey söy­ lemediğini anlatm ak istiyordu. Ancak. kırbaç. az daha düşüyordum. potin ve elektrik. Beni görünce eli­ ni ağzına götürüp “susss!” yaptı. ma ecebni!) Bu yaptığın doğru değil. bilmiyorum. Evdılehad’ı nere­ den getirmişler.” diye düşündüm. iki tokat attı: — Ne acayip bir adamsın! — Acayip değilim. Gerçekten köylü ve çiftçi Hesen Gem ö. bir başka insan oldum. Jandarm ayı çağırdı: — Bunu bir odaya kapatın. K aryo­ lanın üstüne yüzükoyun düştüm. “Bu yolda ölsem bile inançlarımdan vazgeçmem. “ M illetim için elimden ne gelirse yapacağım. Yeniden benim ve Bubilanlılar’ın tutuklanma nedenini düşün­ düm. Daha sonra Arapça bir sure okudum: “El kufrû yedûm. vvezilmû la yedûm” (Gavurluk bitmez ama zulüm biter). Ama onlar mı benim yüzüm­ den tutuklanmıştı. Bir şeyler olmuştu gerçekten. gitti masasına oturdu: — Ne acayip bir adamsın! Acayip değilim. dedim. Benim de o ra­ 334 . Sonuna kadar direnecektim. Bu millet O rtadoğu’da bir im pa­ ratorluk kurmaya bile layıktır. zulümdür. Sersemlemiştim. Bu yaptığın zorbalıktır. O an. tavırlarıyla yüreğime cesaret ve vatanperverlik doldurdu. Yine kalktı. ben mi onların yüzünden işkencedeyim. Kehribar. Bir süre sonra aynı hücrede Hesen Gem o’nun bir kenara büztildügünü gördüm.” Gem o’nun oğlunun tavırları bana büyük bir cesaret verdi. Sonra bakarız. Bu defa tokatları uzattı. “ Hayatımın sonuna ka­ dar bu millet için var olacağım . Düşünce ve inançlarım ışık ışık gönlüme sa­ çıldı.Küfre başladı: — Ne acayip (M a ecebek!) bir adamsın! — Acayip değilim.

” dedim. yüreğime akittım . Kurm anc ne demiş. Nasıl söylesinler. ne de çocuklarım ın ölü­ müne ağlamıştım. kışla kom utanı. “Bu. Ama beni ezmekten de zevk alıyordu. Ama gözyaşlarımı dışarıya değil. Bürün işkencelere rağmen. emeğin. Kir. binlerce küfürden sonra. kendi efendisi o lacak tır. içime. durgu­ nundan ko rk . ağlayasım gelir. Komutan M ıstefa ikide bir “vahşiler.da olduğumu söyletmek istiyorlar. vahşi ve zorbalara. sallıyordu. yanında D oktor Hişam ve bir­ kaç adam ile kapıya dikildi. ayılar. hayvanlar” diye ba­ ğırıyordu. hışmından korkulurdu. Ç ok duygulanmıştım ve ağlıyordum. Bubilanlılar bize yiyecek bir şeyler getirdi. ayağa kalktık. bir gün özgür ve bağımsız olacak. sadece don­ la oturuyorduk. Bazen dökülen kana. Elinde bir sopa vardı. Daha önce defalarca kondu­ ğum koğuşa yeniden konuldum. çok kötüydü. adam dövmez. alın terinin sömürücülerine bir şey verme­ mişler. hakkımda herhangi bir şey söylememişler. ‘akan sudan korkm a. ter ve ko­ ku içindeydik. Hepimiz çıplaktık. yani yiğit­ lerin yerine. Esas duruşa geçerek ayağa kalktık. haksız yere ölen insanlara ağla­ rım. Uyandığımda Hesen Gem o. Yiyecekten kasıt. ora­ da değildim. Yüzden fazla tokat. Ama bıçağımız olmadığı için gönlümüzce kesip dilimleyemiyorduk. “Bu millet. karpuz ekm ekti. boyun eğmemişler.” dedim yavaşça.” M eğer bizim gardiyan Kürt’müş. ağzı bozuk. kendi insanlarına vahşice iş­ kence yapm aktan çekinm iyorlardı. ne babam ın. Bir süre sonra uykum geldi. H ücre. Arkadaşlarıma söyledikleri­ 335 . sert görünü­ yordu. uyumuşum. Sıcak ve dar koğuşa. Bu haldeyken. Bubilanlılar.” diye düşündüm. Hepimiz çıplaktık. Bazen kadınların ağıt yakışlarına dayanamaz. millet düşm anlarına. O nlarsa. “ K orkm ayın. ne annemin. Şinevvi. be­ nim toplantıda olmadığıma inansa ne fark eder? Ertesi gün kışlaya götürüldük. “Bu milletin bir gün am acına ulaşacağına şimdi daha çok ina­ nıyorum . Onun için öylesine parçalayıp köylüce yedik. Oysa ben. bana serinlik olsun diye gömleğini yelpaze yapmış. orada olmadığıma inanmıştı. A rkadaşlarım a. Böyle olumsuz ortam larda her nedense gözyaşlarını dışa­ rıya akmazdı. Gözlerimi yumdum.

. siz komünistsiniz. Polisin ve yerel karakolların bütün isteklerine rağmen bizi cezaevine gön­ dermiyor. hemen M ıstefa Beye söylemiş.. biraz daha anlattı. biz ise sadece teşekkür ediyor­ duk. — Peki bu Cegerxwîn ne demek? — Ciğeri kanlı. serbest bırakıyorlardı. Hakim sordu: — Neden tutukladılar sizi? — Kölecilik kahrolsun. “Vallahi doğru. Biz inancın ve emeğin insanla­ rıyız.mi anlamış. Hakimler hep yerinde kararlar alan olgun insanlardı. sizi dövmeyeceğimi? — Yüzünüzden belli. ölsün. kederden içi yaralı demek. dı­ şarı da çıkabilirsiniz. ben de sana komünist kitap­ ları göndereyim. ikide bir iste­ ğimiz olup olmadığım soruyorlar. anlam ında. Daha başka ne istiyorsunuz? Eğer kerhane ha­ nımlarından istiyorsanız onu da göndereyim. yıkılsın dedik. Birkaç gün sonra mahkemeye çıktık. tutuklandık. — Doğru. elindeki sopasıyla göbeğime dürttü: — Nerden biliyorsun ‘iyi’ olduğumu. İyi. Yani dertten. Bunu hiç beklemiyordum. Kapılar açıktı. Gel buraya! Yanına gittim. dedim. içinde top ve tankları tanıtan birkaç kitapla geldi: — Al bakalım.. D oktor beni tanırdı.” deyip çıktı gitti. Haydi evinize. Ziyaret serbest. Firar edeceklere kolay­ lık olsun. dedi. Birden geri döndü: — G öbekli!.. 336 . D oktor Hişam. yıkılsın. Yeniden bana döndü: — Başka isteğin var mı? — Bana Amerikan olm ayan bir iki kitap gönderin. — Kölecilik kahrolsun. gardiyana: — Bu şairin hatırı için kapıyı açık bırakın. istemeyiz. biraz daha açtı anlamını. M ustefa Bey. isterseniz firar edin.. mecazdır efendim. — Onları siz seversiniz. Gerçekten de biraz sonra Sovyet Ordusu yayını olan. okumak is­ tiyorum.

Oğlan ha? Ulan şiş gö­ bek. kulağımın arkasını kaşıdım: — Nasıl anlatsam ? Şeytan beni yoldan çıkardı. Allah yüzü­ mü kara etti işte.. bir iki keli­ meyle anlatam am . kalıbından! Sübyandan ne istedin. sanatçıla­ rın burada ne işi olabilirdi? Ama ne yazık ki insanlık düşmanları bi­ zi bu saydıklarımdan daha kötü muameleye layık görüyordu. Öyle ya! Gözaltılar. Aliyanlı bir genç getirdiler.. ırz düşmanlarının. En sonunda dayanamadı. Delikanlı iyice m eraklanm ıştı. — Yahu anlatsana be! Seni yemezler ya! Başımı eğdim. anlatılır gibi değil ki. adam ağzına geleni söylüyor: — Kalıbından utan. hâlâ şüpheli gözlerle beni süzüyordu. anlatm am için ısrar etti: — Allahın seversen söyle.. Bana iftira attılar. yumdu gözünü: — Vay evine top güllesi düşsün senin. “ ne suç işledin?” — Sen söyle bakalım . Bir ‘oğlan’ çıktı yolum a.. Ense göbek yerinde. “Allahını seversen kirve. aydınların. Hem söylemeye de utanı­ yorum. takım elbiseli olmam onda merak uyandırmış­ tı. gözaltında ilk olarak beni şöyle bir süzdü. çocuk peşine düştün ha?!! Kalıbından da mı utanmadın? Evin yansın inşallah. Seni daha dövüyorlar mı? Yahu söy­ lesene. Sonra açtı ağzını. sarhoşların yeriydi. dedim ya. Anlatam am . geri geri duvara doğru gitti. Anlatamıyorum. Gece yanıma. Hücredaşım ‘oğlan’ sözünü duyunca gözleri koca koca açıldı. ne yaptın? — Yeğenim.” dedi. domuz! 337 . Öyle ayaküstü. Küfüriin bini bir para. sanki hiç söylemek istemiyor bir havayla: — Yeğenim . alnıma yazılmış..Aliyanlı Genç Bir keresinde yine gözaltına alındım.. — Isa Mesih’i seversen! Söyle ne yaptın? Neden tıkıldın buraya? Başımı önüme eğdim. “Benimki hırsızlık. nasıl anlatayım . Peki sen neden hurdasın?” — Benimki uzun hikâye yeğenim. Bu genç. günaha soktu. Yeni gelen genç adam. nezarethaneler hır­ sızların. uzun hikâye. Suçumu Öğrenmek istedi. Kader işte. neden geldin? Delikanlı doğrusunu söyledi.

Bu yolda yürün­ mesi daha kolay olsun diye. Aliyaıılı genç donakaldı. cehaletin ve barbarlığın yok olmasını istiyorduk. başımı önümden kaldırmadan: — Kirvem. kaçar. “ Yeğenim üzülme. H atta bu 338 . yoksa bu gece nasıl biterdi? Ama bil ki hırsızlar ve adliler bizden önce bıra­ kılır burda. Hücrelere konulm am ız. İnsanlar hata ve zaaflarını gizlese bile. Benim Günahım Neydi? Ç ok zor günlerim oldu. barbar. Şeyda’yı nasıl tanıya­ m adım ?” sözleriyle kendisini affetmemi istedi. Kendine bin lanet okudu.Suçlu suçlu. eski yeri­ ni yeniye bırakacaktır. Ne demeli? Biz. kardeşçe ve dostça yaşamasından yana olduğumuz için “ ağır” suçluyduk. O günün gelmesi için hiç­ birimiz bu fedakârlıktan kaçınmamalıyız. açlığın. özgürlük ve barış do­ lu günler gelecektir. gön­ lünü almaya çalıştım. onursuz insanlartarafından en akla gelmeyen yöntemlerle işkencelere alınmamız. Bazıları bu hataları açık açık söyleyerek düzelmesini sağlayacağına. hastalığın. kardeşlik. bu yüzdendi. bütün dünya halklarının. alın yazısı. Şeytan girdi kalbim e. Buna rağmen k o­ münistler beni aralarından uzaklaştırdılar. neden bana karşı tavır aldılar? İn­ san yanlışını pekala bilir. uydum bir defa. bu yaşanası dün­ yada savaşsız..” diye bağı­ rarak. utanılacak bir şey yapmadın. her şeye rağmen gelecek. çok cefalar çektim.” diyerek. Sabah gardiyan gelerek. sana doğruyu söylemedim. ben daha epey kal­ dım. Gardiyan bağırınca.. H erhan­ gi bir yanlışım olmadığı halde. dışarıdan insanın hatası daha kolay görülür. ellerinden geldikçe olumsuz propaganda yapıp beni teşhir etmeye çalıştılar. Ben. Alnıma yazılmış. O günler. Birden ellerime sarıldı. Biz şiddetin. “İki gözüm kör o l­ sun. çıkabilirsin. Lanet olsun bana!. Elbette o güzel günler. bağışlamamı istedi. Bu kendiliğinden gelmez. bazıları­ nın ise başlarını köprü etmesi gerekiyor. “ Cegerxwîn.. bazılarının kanlarını asfalt. İsmimden tanımıştı. Alına yazılan bozulmaz. Suç benim. Ebu Eli gibi rüşvetçi. Zam an geçti işte. Aliyanlı genç bir müddet sonra bırakıldı. seni tanıyamadım. nezarethaneden çıkmamı istedi. eşitlik.

Benim düşüncelerimden etkilenen veya benim varlığımla politize olmuş Kürtler. VIII.Kom ünistler.Bazı dedikoducu feodaller bizi birbirimize düşürmek is­ tiyorlardı. bu nedenle Kürt sorununu gerçekçi bir temelde tartışamıyorlardı. II.ismim komüniste çıkm ıştı. kendimce eksik gördüğüm yanlarımı da yazmak is­ tiyorum. V I. V . kendisi için medet umar.Divanlarımın Kürtçe oluşu ve Kürdistan’ı konu alması. Bu nedenle Kürt yurtsever­ lerini acımasızca karşılarına aldıkları da oluyordu.Kom ünistler Suriye’de duruma hakim olduklarına ve kısa zamanda iktidar olacaklarına inanıyorlardı. Bu du­ rumda benim gibilerine ihtiyaçları yoktu. Bu doğru değildi ama ben onların morali bozul­ masın diye eleştirmiyordum. ko­ münist arkadaşlarım çekemiyorlardı. Elbet bunu açıkça söylemekten çekiniyorlardı. görüşlerimi alıyor­ lardı. O nlar Baasçılar’ın koyduğu sansürü kıram ıyor.Çoğu kez köylünün bana daha çok değer vermesini. ancak en yakın çevremi bile benden koparm ak istiyorlardı. VII. bir yan­ dan bölgedeki kariyerimden yararlanm ak isterken bir yandan da halkın benim etkimden çıkması için çabalı­ yorlardı.” diyorlarmış. IV. “Cegerxwîn sizin saflarınızda olm a­ sa. Eleştirilerimin havada kal­ maması için. 339 . hepimiz gelir çalışırdık. Bu nedenle parti disiplini dı­ şına çıkarak bana her şeyi anlatıyor.Benim komünistlere sempati duyan Kürtleri bir Kürt hareketine kaydırmamdan. Suriye halkından koparaca­ ğımdan korkuyorlardı. Bunlar. bana inanıyor ve güveniyorlardı. komünistlere de. SKP saflarında olsalar bile. III. Aslında. benim etkimle halkı örgütlüyorlar. komünistlerin doğal önderi konumundaydım ve haksız olarak her şeyden ben so­ rumlu tutuluyordum.hatalardan. komünistleri korkutuyordu. zaman zaman bana da söyledikleri gi­ bi. I.

yanıtladı Q anate Kurdo’yu. Kurdoyev olacak da tanınır. M oskova’da bile “ Biz Kürdüz demeyin. deyin” diyorlardı.O nlar Baas şovenizminin etkisindeydiler. M arksist dü­ şünceyi bile bu yüzden revize ediyorlardı.” Ama Kürt gerçeğini inkâr edemiyorduk ve ulusal duygularımız bizi Kürt kimliğine sahip çıkmaya zorluyor. “Ben sadece kom ünistim . Bu nedenle yalnızca Kürtlere karşı olan Kürtler partide kariyer yapma şansı­ na sahipti. 340 .” di­ ye emirler geliyordu. Leningrad Üniversitesi’nde se­ * P rof Dr. “Biz Arap komünistiyiz. K ürt edebiya­ tı üzerine en iyi incelemeleri yapan Q anate Kurdo. H atta Kürt üyelerine. Anlattıklarına göre Qenade Kurdo. Bazı Kürtler ise “ Ben insanım . Komünist de olsan ulusunu inkâr edemezsin. Sorumlumuz “Aramızda.” diye. Tarixa Edebiyata Kürdi adlı eseri T ürkiye’de de basıldı.” diyerek. “ulus falan tanım am . “Ama Çin yanlışıyım. şöyle demiş: — Ben Kürdüm ve komünistim.” di­ yor ve arkasından ekliyordu. bizimkiyle dal­ gasını geçiyor: — Bir sen mi insansın? Geri kalanlar hayvan mı? Ben Sudanlı’yım ve komünistim. Sudanlı genç bizimkinin başındaki Kürtlere özgü başlığı alıp başına koyduktan sonra.” diyerek. “Sen hangi ulustansın?” Bizimki bir defa öyle öğrenmiş ya.” Bir keresinde Sudanlı bir kom ünist. bu duygularımız Baaslar’ın ve komünistlerin dostluğundan daha ağır basıyordu. “Ben Kürdüm . soruyu yönelttiğiniz arkadaşın kendisi bile K ürt’tür ve aramızda pek çok Kürt vardır. Baas’la aramız bozulur.IX . Bu ara­ da başka bir Arap yoldaş araya girdi: — Tabii var efendim. K urdo’nun T ürkiye’de farklı gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi de var. Qartate Kurdo: 1 9 1 7 Ekim devriminden sonra Sovyetlcr Birliği’nde ku­ rulan Erivan Doğu Bilimleri Akadem isi’niıı Kürtçe bölümünün başına getirildi. Kürt y ok. Bir keresinde M oskova’da Kurdoyev (Qenate Kurdo*) bir yol­ daşımıza.” biçi­ minde bir cevap veriyor. kulağından tutup. “Aranızda Kürt olan var m ı?” diye sordu. bizim Kürdün verdiği ce­ vaba çok kızmış. “Eğer Kürt olduğunuzda ısrar ederseniz. Kürt bir komüniste soru­ yor.

Tarih bize şunu öğretti: Dünya komünistleri “ kendi” ülkelerinin ve “kendi” ulusunun önünde sa­ vaşarak M arksist düşünce için toprağa düştüler. işgalci egemen sınıflara karşı mücadele vermeli. Ülkemiz ve ulusu­ muz hakkındaki kararları başkası değil. işgalciye hiz­ metten kaçınılmalıdır.nin gibilere ders veriyorum. hangi yol gerekiyorsa onu kul­ lanarak bugünkü gidişatı değiştirmek zorundayız. bu saldırgan güruha karşı örgütleyelim. Parça parça bölünmüş ülkesi için çalışmayıp. Bizim öğrendiği­ miz M arksizm de. Ben komünistliği böyle öğrenmedim. Her ülkedeki Kürt.” demesi çok vahimdir. Tüm bu anlattıklarım dan sonra. “Ben Kürt değilim. Kürt ulusal ha­ reketini ileriye taşımalıyız. Baasçı şovenistlerin baskısı ağır gelmiştir. ben Arap değil insanım diyor mu? Eğer ‘bu taktiktir’ diyorlarsa. ulusun beklentilerini yerine getirmek için. Komünist partilerindeki Kürtler. Elbet bunları yaparken. SK P’li Kürdün yaptığının neresi M arksizm dir? Bir Rus bunu diyor mu? Çinli. kariyer için ulusunun ve ülkesinin çıkarlarım fe­ da etmek yoktur. V ar olan Kürt hareketlerini araştırıp onları olanaklarım ız elverdikçe M arksizm le bütünleştirelim. Bu mücadele­ mizde bütün dünya komünistleri bize yardım etmelidir. Bu onurlu kavgada en Önde olmalı ve düşmana. Ama kendi ülkemizin kaderini elimize alalım. bir ulusu bir taktike kurban edemeyiz. biz verelim. Bunun için ulusumuzu. ben Çinli değilim diyor mu? Veya Arap. 34 1 . K ürt kom ü­ nistlerinin şovenistlere kanıp. bir kez daha söyleme gereği duyuyorum: Biz K ürtler. Kürt işçisinin ve köylüsünün önderliğini yap­ sın. Suriye. Kürt halkını nereye götüreceği belli olmayan birtakım şovenistin peşinden ise körii körüne gidilmemelidir. sadece insanım . bu onların en doğal hakkıdır. ülkemizin kaderi­ ni bu toprakların gerçek sahibine teslim edelim. onların vereceği m akam lar için. Kürt ulusu da diğer uluslar gibi bü­ tün haklara sahip olm alı. egemen ulusa ça­ lışan kom ünistler herhalde sadece Kürtlerde vardır. Irak ve Türkiye’deki demokrasi güçleriyle birlikte olacağız. kom ünistler de dahil tümümüz birlikte. Ö te yandan benim partiden uzaklaştırılm am da. İran.

bu hiç hoşuna gitm edi. Çin ve Sovyet komünistlerinden daha güçlü mü ki. Şimdi bu anlattıkla­ rım şovenizm mi acaba? 342. bağımsızlığa layık olduklarını ispatladılar. makam için düşmana yağcılık yapanlar komünist değil. Suriye. Irak ve Türkiye komünistleriyle her zaman dost olm ak istiyoruz. savuna­ madı. . araştırm ayacak kadar kör yaşadılar. Ama Kürt komünistleri bunları söyleyemedi.” Sovyet uluslarının tem silcileri. makam peşine düştü. Bu yazdıklarımı incelemek. Lenin bir yerde şöyle diyor: “Genç bir Rus yanıma geldi ve beni çok övdü. kendi ulusları adına parlam en­ toda oturmuyorlar mı? Sovyet sınırları içinde hâlâ otonom bölge­ ler yok mu? Sovyetler on beş ulustan oluşmuyor mu? Bu uluslar yaşamlarını kendi dilleriyle ve kültürleriyle sürdürmüyor mu? Yu­ goslavya altı ayrı ulustan oluşmamış mı? H er ulusun kendi dille­ rinde okulu. Bunlar o kadar Kürt dostu iseler. M arx aynı konuyla ilgili. Ama Polon­ ya’nın bağımsızlığı konusunu gündeme getirdiğim zaman yüzünü buruşturdu. “ h a” deyince kopamıyoruz. hatta antikom ünisttir. Polonyalılar. ayrı parlamentosu yok mu? Bu saydıklarımın hepsi somuttur. İşte Polonya örneği ortada. biz Kiirtlerin komünistleri bu işe koşarlar. Ama kendi ülke­ miz hakkındaki kararları biz Kürtler vermeliyiz. Birleşmiş M illetler’de. ülkesine ve milletine sa­ hip çıkm ak yerine.” Ama Polonya halkı. Ama tahminlerimi yanıltarak kendi uluslarını ve ülkelerini yarat­ tılar. Deyim yerindeyse bun­ lar basit gerçekleri bile bilmeyen sefillerdir. bunların. Yani yüzyıllardır birlikte yaşadığı­ mız uluslarla. korktu. Bu saydıklarımı bilmeye­ cek. Bunu söyledim. kendi gücüyle işgalciyi ülkesinden çıkardı. Çünkü ba­ ğımsız olabilm ek için cesaretten başka bir şeyleri yoktu. diğer uluslararası platform larda neden Kürt sorununu gündeme getir­ mezler? Peki K ürt kom ünistleri.Benim literatürümde. Iran. onlar diğer halklar veya Kürtler için savaşıp “enternasyonalist” olm azlar da. bir daha söylüyorum: Biz dürüst ve doğru ko­ münistleri kaybetmek istemiyoruz. Kürt komünistinin inandı­ ğı ve uğruna yıllarını verdiği milletlerin Kürde ihtiyacı yoktur. şöyle diyor: “Ben daha on iki yıl Po­ lonya ulusunun bağımsız olabileceğine inanmıyordum.

“ Y alan söylüyorsunuz. Ç ok defa biz kendisine öteberi alıyoruz. “Said N uri’den on bin di­ nar alm ış. Bu nedenle Benda Azadi oluşumunu dağıtıp.” .” Sonunda yanıma toplanıp bir Kürt kom ünist partisi kurma is­ teklerini söylediler. aksi hal­ de yeni oluşumu örgütleyeceğimizi söyledik. Üç ay sonra Irak ’a gittim . Benda Azadi hareketini oluşturduk. Bu arada komünistlerden bazı istekler­ de bulunarak.” iftirasıyla halktan izole etmeye çalıştılar. Dem okratik bir parti kuralım ve onlarla işbirliği yapalım . Şeyda’ya hakaret ediyor­ sunuz. çıkarcı ilan ederek. Ancak kor­ karım ki o zamana kadar tarih bizi unutsun veya bizi yargılayamayacak kadar yaşlansın. “ Bir ülkede iki kom ünist parti olmaz. eğer yerine getirirlerse geri döneceğimizi.Zam an ve tarih bir gün iki kesimi de yargılayacaktır. Ali H oca’nın dediğine göre Osman 343 . A ncak bazı arkadaş­ lar benden cesaret alarak komünistlere savaş açm ak istedi. Ben bu durumun farkına vardım. KDP’de üç ayrı oluşum birleşmiştik: Benda Azadi. merkez komitesi ise yeniden seçilecekti. çok geçmeden Kürdistan D em okrat Partisi’ne katıldım. Pek çoğu sadece bu nedenle onlardan koptu. kısa sürede yeni şekil verilecek. bölücü. Benda Azadi (Özgürlük Yolu) Parti ağaları beni uzaklaştırdı. geçici merkez komitesi seçtik. Beni par­ ti düşmanı.Öyle de yaptık. bununla da kalmayıp arkadaş­ larımı benden koparm ak için ellerinden geleni yaptılar. Bir kısmı. Halep’te toplanıp geçici bir program yaptık.” dedim. Ama çoğu benim görüşlerimi benimsedi ve bunun doğ­ ru olm ayacağını savundu. Ama buna kimseyi inandıram adılar. Kaleme aldığımız geçici program tartışılacak. Kiirdistan Demokrat Partisi (KDP) Benda Azadi’yi dağıttıktan sonra KDP’yi oluşturduk. KDP ve geleneksel Kürt ay­ dınları. Aramızda komünistlere karşı kampanya başlatm ak isteyen arkadaşlarımız bile vardı. “ Biliyoruz ki Şeyda çoluk çocuğunu doyurmak­ tan aciz.” diyordu. “Doğru olm az. Çünkü tarih kimseden utanmaz ve onun gizli saklısı yoktur.

” Bu gelişmeler üzerine Bağdat’a giderek arkadaşlarım a. Cegerxwîn adının partiye çok yararı oldu. kitap yazıp satan. yanlış giden işleri anlatıp bununla yetinen. ama onların himayesinde olan. Bu düşünce ve önyargı bütün Kürt partilerinde yer etmişti. “Artık sizin işinize karışm ıyorum . Benim merkez komiteye girmemi istediler. Üç ay sonra topla­ nacaktık. demekti.” dedi. Ancak şurası açık ki..” dedim. Şimdi bize sizi kandırdık diyorlar. “Ben şimdiye ka­ dar da partiliyim. ya­ zar çizerlerin kendilerinin önünde olmalarını istemez. sanatçı ve şair­ leri.” dedi. Ama bunların yanlışını ve hatasını gördüğüm zaman kızıyorum. Eskiden beri Müslüman Kürtler. Bu toplantıya be­ ni de çağırdılar. beyin. Birkaç ay sonra Ehmed Berzenci yanıma gelerek. 1 9 6 2 ’de bana görüşümü belirten bir yazı yazmamı istediler. Bu satır­ ları 1973 yılında yazıyorum ve ben hâlâ milletim için elimden ge­ leni yapmaktayım. sahipsiz kaval gi­ bi dileyenin alıp üflediği bir eğlence olarak algılarlar. 1 9 6 7 ’de H alep’te büyük bir toplantı yapıldı. Şewket Henan bir gün Cizre’ye gelip sitem etti: “Sen bizi K ürt­ çü yaptın. “ Cizre’ye dönüp söylenenle­ rin gerçekten doğru olup olmadığını araştıracağım . siz benim atılma kararını bildirmediniz k i. aydınların.. Onlar. 344 .” Cizre’ye döndükten sonra bir müddet hiçbir şeye karışmadım. Zanneder­ sem bu Müslümanlığın mantalitesinde var.Şehri anlaşmayı bozup iki kanadı partiden uzaklaştırm ıştı. K abul. ağanın olmalıydı. “Parti senin dost kalm anı istiyor. Şiirler yazıyor. Çünkü bu anlaşm ayı Reşit H em o’nun eliyle yap­ mıştık. cahil şeyhin. O n­ lar benden sadece yazmamı ve kaval olmamı istiyorlardı. Bu nedenle makamlar ve yönetim.” ce­ vabını verdim. Şimdi bizi kaç parça yaptın? Ben partimi dağıtıp K D P’ye katıldım. politikacıyı yeren. Eğer Ali H oca’nın yazdıkları doğruysa bana büyük haksızlık yapıl­ mış. ki­ tap basıyordum. “ Bir parça olalım dedin. Ben de görüşlerimi yazdım. Kürt-Aydınlarının Görüşleri Ben her şeyden önce şairdim ve sanatçıydım.

bu yapıda bir taşım olam az m ı?” diye düşünüyordum. Gerekirse politika da yapacaktı. bu kez sizin çocuklarınız bizim çocukların eline su dökecektir.” yanıtını verdi. Ben sadece şair ve araştırm acı değil. Sadece sanatla ve şiirle ulusuma hizmet etmenin eksik ve yeter­ siz olduğuna inanıyordum. elimden geldiği kadarıyla insanların yolunu aydınlatm ak istiyorum. H alk ileri gitme­ meli. onları kararsızlıktan kurtaracak insanlara ih­ tiyaçları vardı. Herkes benden onların yanında olm am ı. “Yanılıyorsun. kendi kararını vermesi işlerine gelmezdi. kendile­ rine yol gösterecek. ne kadar yanlış bilmi­ yorum am a. Biz ölürsek bile. bu mücadeleyi daha ileriye taşımalıyız. Şeyh. Ancak birçok arkadaşım . yalnız başıma yazmakla yetinemezdim. Onların örgütlenmeye. Biz bir gün bile evde oturm am alı. Bilinçli ve toplumcu düşünmesini bilen biri evin­ de boş oturam azdı. Ben bu yolda belli yere gelmenin zorluklarını ve risklerini bili­ yordum.” demiştim. politika yap­ mayı ise onlara bırakmamı istiyorlardı. olayları uzaktan seyredemezdim. Aydın ve bilinçli insanlarla. Bu insanlar halktan gelen “lokm a”yı baş­ kalarına kaptırm ak istemiyorlardı. 345 . size ekmek kalm adı. Kürt insanının özgürce düşün­ mesi. Ulusumun düşmanlarına karşı yalnız olmak. Kendimi sadece yazmak ve araştırmakla sınırlı tutamazdım. ben ülkemin geleceğini bu yetersiz insanlara bırak­ mak istemiyordum. onlara yardım etmemi ama onların işine karış­ mamamı talep ediyordu. art niyetleri için kullanıp. çocuksu ve cahil insanlara terk edip. “Benim bu yanlışları görüp sessiz kalmam doğru mu acaba? Bu mücadelede acaba benim de bir katkım .Bu nedenle de. “Artık Kürt uyandı. Biz sağ oldukça bize inanan eşekler olacak. Ben ülkemin kaderini bakarkör. bunun için halkı bölenler vardı. üzülüyorlardı. sadece sanat yapmamı. Bir keresinde şey­ hin birine. H iç şüphesiz ülkemizde çok değerli insanlar vardı. Bun­ lar ülkenin haline. N e kadar doğru. değişmemeliydi. Ülkemin gidişini ve halini daha iyi yo­ rum layabilirdim . çıkarları­ nı önemseyenler. aynı zamanda politik düşün­ celeri olan bir insandım. Kürt insanının iyi niyetini. Bu mücadele kervanında benim gibi­ ler daha ağır ve ileri çalışm a alanlarını seçebilmelidirler.

Artık düşmanın uşağı. sömürücünün egemenliğin­ den çıkıp barış içinde. emperyalistler. bunlar ç o k etkiliydiler. bir o yana bir bu yana gidip geliyordum. Kürt ve Arap emekçilerine ait olan pet­ rolü sömürmeleri. çıkar çevreleri. insanca ilerleme anlamına geliyordu. is­ teğimin dışında sağ ile sol arasında. siyaset alanı başta olmak üzere eşitlik ve barışta ö r­ nek sayılabilecek bir olayı gerçekleştirmişti. En önemlisi ise. Kürtler bu değişimden memnundu. Kürt ve Arap şovenleri bu olumlu değişimin yarattığı başarıyı hiç isterler miydi? Ellerinden gelse yapılanları hiç çekinmeden yıkar­ lardı. Düşmanın yanı sıra dostun da saldırısıyla karşı karşıya kalm ış. K ürt ve Arap em ekçile­ rinin alın terlerini özgürce kullanm aları bu baylan rahatsız edi­ yordu. yani 1956 ile 19 5 9 yılları arasında yapayalnız. bir avuç gericinin de çıkarınaydı. Diğer bir deyimle. arkadaşsız ve kimsesizdim. Emperyalistlerin. Ama ağalar. bu haramzadelerin işine gelmezdi. Yönetimin büyük bölümü ko­ münistler ile Kürtlerin elindeydi. Suriye’de var 346 . Ne yapacağımı bilemiyordum. I r a k ’a Gidişim Ortam ın alabildiğine karışık olduğu bu dönemde. Kürtler ve Araplar. M ısır ile Suriye’nin birleşmesiyle zorunlu olarak birkaç ay illegalitede kalmış. beraberliğin kardeşçe devam et­ mesini istemiyorlardı. Görünüşe göre. birçok zorluğu göğüsledikten sonra da 14 N isan 1959 tarihinde Irak’a geçmiştim. Yeni hükümette birkaç tane Kürt bakan vardı. bu ha­ ramzadeler Kürt ve Arap halklarının Sovyetler’e dost olmasını is­ temiyorlardı. O arada 14 Temmuz 1958 tari­ hinde Irak’ta büyük bir değişim yaşanmıştı. beyler. Emekçilerin yönetimde söz ve karar sahibi olması. parazitlerin yemi olmamalıydık.Kürt artık sağılacak inek olm am alı. eşek olarak görülmemeliy­ di. gericiler. insafsız ve cahil kesimin arkasın­ dan yürümesini istemiyorum. Kürt insanının ebediyen bu beyinsiz. Yeni yönetimin Irak Anayasası’na eklediği maddelerle yeni bir dönem başlamıştı. Ama egemenler bundan rahatsızdı. Çünkü onlar da bu sömürüden sus paylarını alıyorlardı. Kürt ve Arap şovenistleri. Sovyetler’e dost olm ak.

I r a k ’a Nasıl Gittim ? Birkaç ay süren firari dönemimde genellikle güvenilir insanla­ rın yanında saklandım . Kılavuz olan gencin köyü G ırziro’ya varıncaya kadar fena halde yoruldum. ayakkabılarımıza toprak doluyordu. yeni sistemi yık­ mak için ellerinden geleni yapıyorlardı. aralarında bazı makam düşkünü bakanların da olduğu çıkar çevreleri. M ecit İbrahim ’in aracılığıyla M usa’nın evine gitmiştim. Kürt ve Arap geri­ cileri. Bu dönemimde bazen Cemile İbrahim ’de. Yoldan bir otom obil veya traktör geçse. M u sa’nın yanı sıra bütün köylü beni ele vermemek için. H aco Ağa’nın cipiyle bizi Xırbeqafık köyüne götürdüler. adeta se­ ferber olmuştu. Irak’a geçişim esnasında adını hatırlayamadığım o gencin bana çok yardımı oldu. Ali H oca sigara tiryakisi olduğu için bazen toprağı eşiyor. Y o l boyunca susuzluğumuzu ağzımızda taze buğdayları çiğneyerek gidermeye çalışıyorduk. Bu zorlu dönemimde bana bü­ yük emeği geçen Demxiya köyünün keyası Hıristiyan M usa’ya da çok m üteşekkirim. zorunlu olarak traktörle sürülmüş tarlalara giri­ yorduk.olan her türlü hilekârlık Irak’ta da mevcuttu. H aco Ağa’nın köyüne gidip bir süre kaldıktan sonra parti. Cip bizi bırak­ tıktan sonra geri döndü. Delikanlı.” Ama ne yazık ki M u stafa’nın dediği olm adı. feodaller. 347 . “ Buradan sonra arkadaşlar sizi at üstünde sı­ nıra kadar götürecekler. Genç biri dışında kimse gelmedi. Yol boyunca çantam ı taşıdı ve yol gösterdi. bir ay boyunca beni özenle saklayıp baktı. Irak’ta da boş durmuyor. devletin zulüm ve şiddetinden ken­ dimi korum ak için saklanıyordum. birlikte çukurda sigara içiriyorduk. bazen de H acolar’da kalıyor. ben de parti çalışm alarına oradan devam ediyordum. görünmemek için he­ men buğday tarlalarına girip saklanıyorduk. “Amcam Hesen burada kal­ manızı istedi. Özellikle yerleşim yerlerine yakın yolda yürümek tehli­ keli olduğundan. M usa.” dedi. M ıhemed Ali H oca ile benim Irak’a geçmeme karar verdi. Bu tarlalarda yürümek daha zordu. Bu arada tüm olan biteni bana haber veriyorlar. M ihyedin.

bana çok uzak geldi.” dedim. Y ola çıkarken köyün yakın olduğunu söylemişlerdi. gü­ venli bir biçimde Irak’a geçtik. bizi köyün arkasına kadar götürdü. o gece karnımızı doyurduk­ tan sonra.” dedi. Çok geçmeden uyandırdılar: “ Kalkın efendim. Daha kim olduğu­ muzu söylemeden. Sınırı geçince iki koçer çobanına rastladık.” dedi. Dedik­ lerine göre daha üç dört saat yürüyecektik.” dedim. Süt tasını aldı. Beni takım elbiseli. Uyandığımızda çok sayıda silahlı sınır devriyesi evin etrafına toplanmıştı. “Vay başım gözüm üstüne!” dedi. Evdılhemid bir kova su ısıttı. “çoban nesiyle meşhurdur?” “Ekmek ve sütüyle efendim . Ama yol bir türlü bitmek bilmiyordu. Çobanlarla tanıştıktan sonra çobanlardan birine not vererek. banyo yapıp yataklara girdik. Evdılhemid’le beraber Tavvis köyüne doğru yola çıktık. Doyuncaya kadar yedik. gel. uyanın.” dedim. Çobanlardan biri keçesini indirdi.daldım. sam anlıkta uyuttu. “Sınır devriyelerine.” diyerek. hürmetle elimizi sıktı. M ele. enseli ve göbekli görünce büyük bir adam sandılar. bir iki koyundan süt sağdı. H em en. K oçer çobanı kağıdı alıp göğsüne koyda. X ırbeqafık’tan Tavvis’e tam on bir saat yürümüştük. çobana dönerek. M ele’nin evinde iki gün kaldık. Orada karşıya nasıl geçeceğimizi konuştuktan sonra. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra köye ulaş­ tık. 34 » . Yorgunluktan bitm iş­ tim. “ Yolcuyuz. “Yeğenim . Biz elimizi yüzümüzü yıkaymcaya kadar Çavuş içeri girdi. O gidince uykuya. Çok şişmandım ve yürüyemiyordum. oturmam için yere serdi. M ele’nin evine gittik. “ Ben Evdılhemid’im efendim .tüfek şa­ kırtıları arasında. sınıra sabah yedide geldiği­ mizi söyle. çobanlara yaklaştık.köyün melesinin evine gidip M ele M ehm ûd’u yanımıza çağırdı. Köyden içme­ miz için bir ibrik su da getiren M ele. Uyumadan önce. Artık köyde uyursunuz. getirdi. Bir akşam Mele ile beraber Qulduman köyüne gittik. Ç obanlar. “Kim siniz?” diye bağırdılar. Biri eğilerek yüzümü öptü. dostuz. Gizlice.” Gözlerimi açınca birkaç silahlının etrafım ı sardığını gördüm. “ Bunu götür Evdılhemid’e ver. eşeğine koşturdu. ekmek getirdi. diğer ç o ­ ban ise başımda bekledi. kork­ mayın.

ben de Milis komutanı ile gideyim. “Eğer burada kalırsanız bir kısım harçlık daha veririz. Ayrıca talebiniz olursa. İki komutan arasında gerginlik artınca. Sınırdan uzaklaşmak istiyorum . çok uzun sü­ rer. “Sizi polisle gönderm em. Çavuş biraz da kızarak.” M usul’dan ayrıldıktan iki gün sonra. Ben de sizinle gelirsem çok dolaştırm azlar. Ama etrafım ız kalabalık olsun iste­ miyoruz. “ Bundan sonra ben sorumluyum. M ele Hemdi bizim fazla dolaş­ tırılmamızı ve uzun uzadıya sorgulanmamızı engelledi. köye gelir gelmez M ele Hemdi’ye haber gön­ dermiş. “ Ben bütün ifadelerimi M usul’da vermek istiyorum . polis bi­ 349 .” K om utan bana hak verdi ve görevlilerle birlikte M usul’a gittik. yanımıza gelmesini rica etmiştim. O vaziyette her ikisi ile birlikte sınır bölgesinden sorumlu ka­ rakola. Kısa süre­ de işimiz bittikten sonra bir otele gidip yerleştik. o zaman arkadaşım Çavuş’la. Sınır komutanı ayaküstü sorgulamaya baş­ ladı. M ilis kom utanı ise. Bir akşam önce.” dedi. M usul’da sizi görmek için sabırsızlanan ne kadar Kürt varsa ote­ lin önüne toplarız.” dediler.” diye­ rek. “D aha sınırdan uzak da değiliz. Onunla gitmeniz da­ ha iyidir.” dedim. “Form alite icabı da olsa dolaşmadığınız yer kalmaz. sabah saat yedide Bağ­ dat’a vardık. Seda’ya gittik. Birbirinize darılmanıza gerek yok. misafirimdirler. M ele Sıbxetilah ile Kürt işçi lideri M ele Tahire Omeri ziyaretimize gelip bize on iki dinar verdikten sonra. Burada kalm ak bizim için riskli­ dir. Araya girip durumu yumuşatmaya çalıştım: — ikinizin de gönlü kalmasın. D a­ ha kahvaltı yapmadan geldi.” dedi. — Size çok şey borçluyuz. Hele bize para toplamanızı hiç istemeyiz.— Biz şimdi tutuklu muyuz Çavuş Ağa? — Ne ilgisi var? Tabii ki serbestsiniz.” Daha laf M ele Hem di’nin ağzındayken milis komutanı geldi. “O nlar benim sorumluluk bölgeme geldi. bizi kendisinin götüreceğini açıkladı. M isafirlerim i M usul’a götürm ek benim hakkım . sorgu sual de sorm azlar. Getirdiğiniz parayı ise ısrarlarınız üzerine hatır için alıyoruz. Birkaç gün ora­ da kaldık. M ilis kuvvetleri kom utanı hemen gelir. Onu bekliyorduk. Bağdat Polis M erkezi’nden çıktıktan sonra. Ama başınıza bir şey ge­ lirse suçlu biz oluruz efendim.

Bizi Şeyh Xahd N eqşibendi’nin yanma götürüp onunla tanıştırdı. Bana altm ış. Şeyh Xalıd Neqşibendi. Biz Suriye’den Bağdat’a kaçmış olan Refail Terzibaşı’yı da yeni otele. Kendisi­ nin miydi yoksa devletten mi harcıyordu. Ancak yapacak bir işimiz yoktu. Ertesi gün Samir O teli’ne yerleştirildik. İlk gittiğimizde bize. Günümüzün çoğu oturm akla geçiyordu. Ehmed Süleyman Ehmed elli dinarlık Bağdat otelinde kalsın. G örü­ nen o ki. Çok sayıda sorumlu. Her şeye rağmen Brifkani’nin bize çok yardımları oldu. tanınmış insan bizi ziyarete geli­ yordu. yoksa çalışm ak m ı?” — Biz kimseye yük olup beleş geçinmek istemeyiz. hem bize yapılan muameleden memnun değildi. Dışardaki hesaplarımızı da çoğu kez Refail ödüyordu. kızarak: — Cegerxwîıı gibi birisi üç dinarlık Selehadin’de kalsın da. yeme içme de dahil on beş dinardı. Bizi Basın Yayın Bakanı Fuad Bey’e gönderdiler. Günlüğü. Ancak bizi otele götüren polis hem bizim ge­ lişimizden. bütün Kürt milletine saygısızlıktır. yanımıza aldık. Çalışmak istiyoruz. Dönem yazdı. Bu sade bize değil. daha bir selamını bile doğru dürüst almadınız. Bu kadar parayı nereden getirirdi bilmiyorum. Refail çok para har­ cıyordu. “Devletten harcırah mı alm ak istersiniz. okullar kapalıydı. bu polis sistemin değişmesinden de memnun olmamıştı. anlayamadık. O nlar Arap olduğu için mi? O y­ sa Cegerxw în’e bir lokma ekmeği bile çok görürsünüz. hatta gericiliğin ba­ tağında olan “Peşkevtin-ileri” dergisi sahibi Mıhemed Birivkani’ni de bizi ziyaret edenler arasındaydı. ayıp değil mi? Bu aymazlık karşısında sorumluları ne yapmalı? Her gün diğerlerine şenlik kurarsınız. devle­ tin en üst düzey dört yöneticisinden biriydi. O dönem Basın Yayın Bakanlığı’nın Kürtçe sorumlusu Ehmed 3jo . yetkili.zi Selahaddin O teli’ne götürdü. Xalıd Neqşibendi hemen telefona sarıfıp polis çağırdı: — Cegerxwîn’le arkadaşını hemen temiz bir otele götürün. Otelin gecesi üç dinardı ve bedeli­ ni devlet ödeyecekti. arkadaşıma da kırk dinar m a­ aş bağladılar. Tanıştıktan sonra ne­ rede kaldığımızı sordu. Ne yazık ki kendisi pek ileri olm ayan. dedik. Dışarda harcamamız için kimse bize harçlık filan vermiyordu.

Beni tanıyan veya bilen Kürt önderler ve politikacılar beni ünlü bir şair ve politikacı olarak tanıtıyor. Bu yemeklerin tümünde de bana bü­ yük değer veriliyordu. X alıd Neqşibendi. Neden sana da­ ha önde yer veriliyor?” diyerek. Hafiz Q adi. Ama Xelil ar­ kadaşımız Bağdat’ın yabancısı olduğu için bizden ayrı kalm ak is­ temedi ve bu nedenle çalışmadı. Israrla. özellikle sarhoş olduğu zamanlarda gerçek niyetini or­ taya koyuyor. Tehsin Bervari ile Mıhemed Birivkani onurumu­ za defalarca yemek verdiler. sorumluluğa getirilişi­ nin hemen ertesi günü önümüze yapmak için iş bıraktı. bize verilen maaşı başka kom ünist arkadaşlarına vermek istiyormuş. Benim maaşım yetmiş iki. Git çalış diyor­ 351 .Osman’dı. Wehid Hu­ seyn. art niyetli ve aynı zamanda ukala biriydi. Kendisi Kiirtlere düşman. Bir müddet sonra arkadaşımda kıskançlık belirtileri başladı. Ehmed’in bize iş vermemesindeki asıl niyet maaşlarımızın düşük kalmasıydı. M aaşları­ mıza da on ikişer dinar zam yaptılar. arkadaşımınki ise elli iki dinar oldu. “Suriye’de parti lideri bendim.” diyordu. Ehmed’i Şam’­ dan çok iyi tanıyordum. Arkadaşım. Bağdat’ta kaldığımız sürede üst düzey yöneticiler bizi birkaç kez yemeğe davet ettiler. O zaman anladık ki. Ehmed Osm an. daha fazla maaş almamızı sağlamak için bunu iste­ diğini sandık. çirkin yüzünü gösteriyordu. yerine W ehid Huseyn getirildi. Bu durum arkadaşımla aramızı gün be gün açtı. Ali H oca. onu ise arkadaşım olarak tak­ dim ediyorlardı. X e lil’in bu tavrına kızdı: — Sen banka mısın? X elil’i beslemeye paramız mı var? Gitsin bir iş bulsun kendine. Önceleri bizim iyiliğimiz için. Ali hocayı ikna etmeye çalıştım: — Bir arkadaşım ız var ve sen ‘Sana bakam ayız. Bu şahıs. bizi kendi yanında çalış­ tırmak istemediğini anladık. yanımıza. “Sizden ayrılmak istemi­ yorum . H atta bu nedenle kaç defa Dicle’ye atlayıp intihar etmek istedi ama ben engelledim. Sonradan Kurm anc dağlarından X elil M ıhem ed adında başka bir arkadaş daha geldi. Bize başka dairede iş vermek istiyordu. Barzani. Uğraşıp. ona Eğitim Bakanlığı’nda bir iş ayarladık. Sonradan öyle olmadığını. Sürekli bizden yiyip içiyordu. Ancak Ehmed sorumluluktan alının­ ca. beni çekemediğini açığa çıkardı.

Ancak Ali hoca razı olm uyor. — H aklısın. Ali Hoca ise sürahiyi kaptığı gibi Refail’e savurdu. Bu bize yakışmaz. Ali H oca’ya bir tokat attı: — Sen kimsin lan it. Bakmadığın gibi bir de tutmuş onu kovmak istiyorsun. gözden kayboldu. RefaiPi ite kaka okulun bahçesine götürdüm. Çok güzel yemekler hazırladık. is­ tesek on adam bile besleriz. Üstelik sen de Kurm anc dağlarındansın. bahçeden dışarı koşarak gitti. böylece birkaç kez geldi ayrıldı. Biraz tartıştıktan sonra. sular etrafa saçıldı. -Ayda yılda b ir. carek e. RefaiPi. sürahi karşı duvara gümledi. hatta şaka yollu azar­ lıyordum: — Arkadaşımız da Kurm anc dağlarındandır. etraf olduğu gibi su içinde kaldı. yaz olduğu için boş olması nedeniyle eğitimin başla­ masına kadar bize tahsis edilen aynı zamanda kız okulu olan evi­ mize çağırdık. dediler. onu öldüreceğim. Du­ vardan atladı. üstümüz ba­ şımız. Ertesi gün Refail anlattı: — Yanım a gelince bana ‘git bize rakı getir.. Birkaç gün sonra ise pişman olup geri ge­ liyordu: — Adam olan yalnız sen misin? Niye ben adam değil miyim? Yine bize geliyor. Ali. Biz de onu davet edip yemek verelim. Arkadaşlarımı uyardım: — Refail bu kadar davet etti bizi.’ Bize misafir gelmiş. sarhoşluğun da et­ kisiyle Refail. birlikte yiyorduk. Ben yine bozuntuya vermiyor. dedi. Üstelik paramız da var. ikna etmeye çalıştık ama başaram adık.sun’. Kendini Cegerxwîn’le eş koşmaya utanmıyor musun? Onun ölüsü senden de babandan da iyidir. ikide bir pılısım pırtısını topla­ yıp bizden ayrılıyordu. Gittim getirdim. Başını eğin­ ce. Sabaha kadar içtik. Refail bizi sık sık davet edip yemek veriyordu. Ama Ali H oca’yla Refail sarhoş oldular. Sakinleştirmeye. iyi olur. 35i . K urınanclar’ın dediği gibi ‘salek e. bir arabaya koyup zorla evine gönderdim. kafa bulalım ’ dedi. Düğmemi niye k o­ pardı benim? Düğmemi kopardı!. Ali H oca hâlâ bağırıyordu: — O var ya! Çaresi yok.

ama alabildiğine de alıngandı. M ektubu Eli Ebdula’ya verdim. “ O zaman geri dön git. Çün­ kü bu işler. partiyi bu konuda uyarmamı istedi. Beşire Mele Sebri şöyle diyordu: — Ali H oca bize. Biz Irak’a gelin­ ce Qeya arkadaşlarından aldığı bir mektupla yanımıza geldi. Bunların Suriye istihbaratının adamları olduğun­ dan korkuyordum . kendine Qeya adını veren. H alkımız için biz de çalışma yapmak istiyoruz. bu genç o zaman da yanıma gelmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse Ali H oca her işe koşabileceğin. kimseye inan­ mıyordum. arkadaşlarından yazılı. “Bağdat’a gitmek istiyorum.Birinde kaldığımız otelin sahibi söylemişti: — H ayatım da Ali H oca gibi pis. Bağdat’a. Çünkü Xeiil ile Mustafa Cemil 353 . Bu genci zar zor Türkiye’ye gitmeye ikna ettim. Bir gün Beşire Mele Sebri bana anlattı.” dedim. Ben Suriye’de kendi evimdeyken. ‘Cegerxwîn kendinden başka sicili temiz adam bırakm adı’ dedi. Belki de Alevi olduğu için bize kar­ şı şüphe. O zaman bu gence inanmamıştım. her şeyi paylaşabileceğin bir insan değildi. yanımıza gel­ di. ben­ den yardım talep etmişti. Tem iz kalpli ve saftı. cahil adam görmedim. Ben onun durumunu arkadaşlarıma anlattım. M ustafa Cemil Paşa lıakkındaki şüphelerin yer aldığı ve ona karşı dikkatli olmamızı yazan bir mektup geldi. Ancak bu gence hiçbir za­ man inanmadım ve onun neye hizmet ettiğini de öğrenemedim. böyle bir adamla daha önce karşılaşmadım. O da. Sonraları Türkiye Kürdistam ’ndan.” dedi. imzalı mek­ tup getir. Barzani’yle çalışm ak istiyorum . onun dediği gibi. Suriye’deki partililerden. Bu genç daha sonra. Ama anladığım kadarıyla benim verdi­ ğim istihbarata inanm ıyorlardı. “ Çok sayıda arkadaş adına senin yanma geldim. bana.” yalanıyla. Su­ riye’den gelen Kürtler hakkında gerekli bilgileri yazıp Irak Komü­ nist Partisi’ne vermemi ve Suriye’den gelenler arasında şüpheliler varsa. “Arkadaşla­ rından mektup almadan Bağdat’a da gitm e. Ali H oca’ııın bu sözleri Beşire Mele Sebri’ye gerçekten deyip demediğini bilmiyorum. güvensizlik ve korku içindeydi. asıl adı Evdırehman Z ınar olan bir genç. Özellikle politik konularda. sözle olmuyordu. Bu nedenle Qeya’ya. demişti otelin sahibi. Bıı sırada Xelil Berazi ile M ustafa Cemil Paşa Suriye’den Bağ­ dat’a geldiler. Bu talebi üzerine.” demiştim.

bir ev kiralayıp yerleştim. Barzani. Suri­ ye’de olan ailemi de yanıma getirdim. Xelil kendisi de yıllar sonra bana anlattı: — Ben ve M ustafa Cemil Paşa senin hakkında birçok olumsuz rapor yazdık.” Benden sonra Irak’a gelen Beşire Mele Sebri ve diğerleri iş bu­ luncaya kadar hep benden geçindiler. söylentilerin doğru olduğuna da inanıyorlardı. Aynı şekilde. Suriye’ye döndüğüm zaman Suriye Kürtleri de aynı şeyleri söylediler. Ben Bağdat’ta Kurmanci dili uzmanı olarak çalışıyordum. Ali H oca bu savaştan sonra çok ünlü bir komutan oldu. “ Göbeklisin.Paşa’ya çok değer veriyor. Xelil ile Beşir.” dediler. seni kim taşıyacak! Gidersen on adam da sana bakm ak için lazım. Kod adını Mustafa Zeynediıı koydu. gitme. Xelil ile M ustafa da ajan. Benim maaşım yetmiş beş. Ben buna inanmıyordum. Son­ ra para alıp önce Türkiye’ye. M u stafa’nın nasıl bir adam olduğunu bildikleri halde. Bunun arkasında daha başka sebeplerin olduğundan şüpheleniyordum. “Sen ihtiyarla­ dın. onu dışlamadılar. oradan da Suriye’ye kaçtığını duy­ dum.” Ama sebebin bu olduğuna inanmıyordum. bana ise. Qeya ise Parti’den (KDP) Türkiye’de örgütlenmek için para al­ dı. belli ki bu ikisine çok güveniyordu. Daha sonra ikisinin de benim hakkımda Barzani’ye ve diğer İraklı yetkililere olumsuz raporlar verdiğini öğrendim. yalancı. Ancak on­ lar Sovyetler’de evlendiler ve bir daha da ülkelerine dönmediler. Bir müddet sonra ikisi de Barzani tarafından si­ lahlandırıldılar ve Barzani’ye en yakın adamlar oldular. Bu da iştir. Bu yaptığın yeter. Zaten burda yüz elli gence Kürtçe dersi veriyorsun. Bu raporları hem devlete hem de Barzani’ye de çok verdik. “Qeya ajanm ış.” demeye başladılar. Xebar gazete­ sinde çalışıyorlardı. Barzani. bugün bile M ustafa Barzani’jıin sağ kolu olmaya devam ediyor. O . Daha sonra Ali H oca’yı savaşa gönderdiler. sahtekâr ve hırsız çıktılar. onları gün geçtikçe daha üst m akam la­ ra getiriyorlardı. Ben Kurmanci dilinin öğretmeni oldum. Sonradan KDP’liler. O . 3 54 . O nlar. çünkü Ali H oca’ yı çok iyi tanıyor­ dum. Ali H oca’nııı ise altmış dinardı. Bahdinan’da kahraman oldu. Boş ver. artık elimizden kurtu­ lam az. Ali H oca ise Bakanlığın Kürt dilini geliştirme bölümünde çalışıyordu. Xelil ile Beşir’i tahsil için Sovyetler’e gönderdi.

. Aynı zamanda Kiirt dilinin yazımı. Sülaymeniyeli bir Kürt olan Tew fiq W ehbi Bey’in kullandıklarından olmalıydı.” dediler. Çünkü Kurm anci dili daha genişti ve dokuz-on milyon Kürt tarafından konuşuluyordu. H atta Soranlar bize “Z aza” diyorlardı. Böyle­ ce bizi daha az.Ş e q l a w a ’da* Eğitimde çalışan öğretmenler. Yedi sekiz milyon civarında Türkiye Kürdü Latin alfabesiyle okuyordu. Bahdinanlılar ise. yazıyor ve bu alfabede ki­ tap yayınlıyordu. Oysa Bahdinan şivesi Sorani’den daha zayıf ve kulla­ nışsız değildi. O nlara göre K ürt alfabesi ve harfleri. Kurmanci daha kibar ve daha zengindi. tartışmaya ka­ tılabilirsiniz. Ben dil uzm anlan grubundaydım. Kurm anci üzerinde ısrar ettiler ama kabul ettiremediler. Buna rağmen bizi çalışma gruplarına dağıttı­ lar ve. hem de daha gelişkin ve poli­ tik olarak daha uyanıktılar. Üstelik bu konuda sadece Irak Kürdü tek başına karar veremezdi. Bütün bunlardan dolayı Irak özelinde iki şivenin de okuma yazma dili olması gerekiyordu. M ir Celadet Bedirxan’ın yazdığı Kurm anci Latin alfabesi.. uzmanlar ve aydınlar Şelavva’da bir toplantı yaptık. üstelik geri kalan ülkelerdeki K ürtler de Latin alfabesine yabancı değildi. Tew fiq Bey’in yazdığı alfabe­ den. daha kullanılışlıydi. imlası ve gramerindeki bazı belirsizlikler üze­ rinde de çalışm a yapılacaktı. Toplantıdakilere. Soranlar. daha güçsüz gösterip kendi isteklerini geçirmek is­ tiyorlardı. bir milyon Suriye Kürdü de Latin alfabesini kullanıyor. Konu Kürt dilinin birliğiydi. Biz Suriye Kürdü olduğumuz için üye sayılmıyorduk. Soranlılar hem sayıca daha çok. Soran­ * Şeqlawa : G üney K ürd istan’da Akre ile Selahadin kentleri arasında bulunan ve K ürtlerin genellikle sayfiye olarak kullandığı bir ilçedir. Ç ok anlaşm azlıklar çıktı aram ızda. “ Siz de bu konuda görüşlerinizi söyleyebilir. benim düşünceme göre. 355 . Böylece Kürdistan’da şiveler arasında bir bağ sağlanabilirdi. eğitim dilinin Sorani olması gerektiğini söy­ lüyordu. hatta bazı yönleriyle daha güzel ve edebi idi. Bahdinan dışında Irak ’ta kimse Kur­ manci bilmiyordu. Soran şivesi üzerinde ısrar etmenin doğru olmadığını anlatm aya çalıştım .

bes e dem hatiye rabin” şiirini okudum. Ancak toplantıdan sonra anladım ki Soranlar benim “ üç davranışım ı” ön plana çıkararak bunlardan faydalanmışlar. Şunu cesaretle söyleyebilirim ki. 3. Bu minval üzere tartışm alar uzadıkça uzadı. Bahdinan tartış­ mayı kesti. sahip çıktığım insanlar arasında bile benden uzaklaşıp cephe alanlar oldu. eğitimin hangi dille ol­ ması gerektiği konusunda en çok söz alıp konuşan bendim. sol gö­ rüşlerim nedeniyle. Bu komisyon. Üstelik. hatta öldürt­ mek isteyenler bile vardı. bu komisyon öğretim di­ li konusunda karar verecekti. Öte yandan bunlar KDP’ye yönelttiğim eleştirileri ve aramızda konuştu­ 356 .Tüm toplantı boyunca Kurmanciyi inatla savundum. Nedenini bilmiyorum am a. bir şey söylemekten veya açıklam aktan çok korkuyorlardı. onların yanlış gördüğü bu üç tavrım da doğruydu. Soran şivesinin sadece Irak’ta resmi dil değil. gelecekte kurulacak ‘Birleşik Kürdistan’ın da devlet dili olmalıydı. bu şiveyle okuma ve yazmanın daha kolay olduğunu bildikleri halde kendi dediklerinden vazgeçmediler. birleştirecekti. 1. Ayrıca Irak lideri Evdılkerim Qasım ’ın isteğinin de gözönüne alınması gerektiğine dikkat çekiyordum. üç ayrı şivenin. Ancak bu üç nedenden dolayı Suriye ve Irak­ lı Kürt faşistlerinden bile bana alabildiğine kızanlar. düşünceler gide­ rek daha ayrılaştı.Toplantının bitiminde “ Ey karker û cotkar. Daha da ötesi. Kurmanci için en çok açıklam a getiren.lar da Kurmanci dili ile Latin alfabesini öğrenmenin. Tüm okullarda haftada biriki saat Kurmanci verilecekti ve Latin harfleri çok az öğrenilecek­ ti. Daha sonra bir komisyon kurulacak. Sori ve Kurm anci’nin ortak yanlarını bulacak.ve Bahdinanlılar’ı etkilemişler. onlardan çekinmiyordum.Parti (KDP) ile Kürt kom ünistlerinin karşı karşıya gelme­ lerinden ve aralarının bozulmasından çekiniyordum. Ama ben Suriye ve Iraklı Kürt faşistlerin­ den korkmuyor. 2. Soran şivesine boyun eğdi. Lori. paramla bakımlarını yaptığım. Bir­ kaç tane Bahdinanlı hoca da söz aldı ama benim dediklerimin dı­ şında pek bir şey konuşmadılar. Kimse ötekini dinlemez oldu.

Gün gelecek Kürt di­ lini ve Kürdistan’ı sadece bu üç şehirle sınırlı tutm ak isteyecekler­ dir.” diyorlardı. Bunun üzerine iki kesim bir araya geldiler. Kürtçe toplantılar dü­ zenlenmeli. Evdılkerim Qasım onları ezdi. Komünistler ise ayrı düşünüyor. Kürt partileri veya Kürt şovenistleri. her yörede. düşüncemi söylerek sonucu bağ­ lamak yerine.” T o p ­ lantının sonunda oy birliğiyle.” diyorlardı. hatta küçük gruplar halinde olsa­ lar bile Kürtlerin eğitimi Kürtçe olm alı. Eskiden beri -Araplar. büyük tezahürat altında benim okuyacağım bir şiirle toplantının kapanm asına karar verdiler. bes e dem hatiye rab in ! T a kengi em e k a rk e re a x a û B eg bin? T a kengi em e hestiye ber linge sega b in ? ” 357 . Komisyonda Kürt komünistlerinin önerisi kabul edildi.ğumuz görüşleri çarpıtarak partiye ulaştırıyor. bazı öğüt ve tavsiyelerde bulunmakla yetindim: — Günümüzde. Uzlaş­ maları için ben devreye girdim. Al­ kışlar ve tezahürat arasında aşağıdaki şiirimi okudum: “ E y k a r k e r û c o tk a r. Toplantıda Kürt partileri ile Kürt komünistleri arasında çok sert tartışmalar oldu. Toplantıda iki grup arasındaki ayrılık giderek derinleşti. Erbil ve K erkük’e Kürdistan demektedirler. İki grup da. Alınan kararlar ertesi gün X eb at gazetesinde yayınlandı. Bir bahane bulur. Iraklı ol­ madığımı da göz önüne getirerek. Tartışm a ortam ı gerilince. sadece Suleymaniye. dış sorunların. ısrarcı olmayın. “Şeyda ne derse onun dediğini yapalım . Kiirtlerin ol­ duğu her bölgede. Bu nedenle Evdılkerim Q asım ’a öyle olur olmaz kar­ şı çıkm ayın. sizi de ezer. “Bunun sorumlusu ‘Kürt Dilini Araştırma Kurlu’ olm alı. böylece parti ile ara­ mızı açıyorlardı. Kürdistan liderliği bu gibi iç sorunlardan öte. gerekirse Irak’ın daha iç kesimlerinde bile Kürtçe eğitim yapılmalı.” düşüncesini savunuyorlardı. diplom atik sorunların çözümünde daha ciddi gö­ revler üstlenmelidir. Ö te yandan eğer Kürt komünistlerine bakılırsa. “Kürt dilini geliştirmeden sorumlu kişi Kürdistan’ın önderi olm alı. Bunun üzerine onları uyarma gere­ ği hissettim: “ Kom ünistler kendisini dinlemedikleri için. Bu iki düşüncenin karşı karşıya gelmemesi için kendi aranızda bir komisyon kurup anlaşmanız daha yerinde olur.

— Onlarla aramızda ne var ki düzelteyim? Kew. Kew ile. bir gün tüm olan biteni Bağdat’ta bana söyledi. Korkuyla. K ar­ deşim öldükten sonra. ‘Tew fiq W elıbi Bey seninle konuşmak isti­ yor. Tewfiq Wehbi ile kardeşi Seyid Huseyn M ukriyani’nin hikâyesini anlattı: — Kardeşim Huseyn. gün bizimdir. ben sağ ol­ dukça kimse Kurm anci’yi savunamaz.“işçiler. ya da onlarla arayı düzeltmenin yolunu bul. Ya Irak’tan çık git. Bağdat’ta onun kaldığı otelde buluştuk. öyle mi? Bilmiyor musun. Bin bir rica minnet ile. Yanma gittiğim zaman kaşlarını çattı. M ecburen arabaya bindim. Bakan bağırdı: — Suçunu bilmiyorsun. bakanın huzuruna çıktım . aramızı nasıl düzelteceğimizi bana söylemeden önce. Yukarıda saydı­ ğım üç davranışımdan ötürü Suriye ve Irak şovenistleri her zaman karşımda oldu ve her zaman karşıma çıktı. Kürklü zenginlerle. Boynumu büktüm. Yukarıda saydığım eylemlerim. dedim. Öldüğü zaman bile cezası bitmemişti. bir gün siyah bir otom obil kapımızın önün­ de durdu. Ama Kew. Bana karşı mı çıkıyorsun? Seni kardeşine yollayım mı? Korkudan ödüm patladı. kendimi affettirm ek istiyorum. Ama suçumu bilmek. Kew Mukriyani bana söyleyinceye kadar da arkamdan konuşulanlardan haberim olmadı. yeter artık. beni uzak çöllere göndermemesini . Ölünceye kadar da orada kaldı. Nedir suçum efendim? diyerek. elini öptüm. Kew bana. yalvardım. ‘Sen de kardeşin gibi çöller­ de mi ölmek istiyorsun?’ dedi. Daha ne zamana kadar ağa ve beylerin kölesi kalacağız? Daha ne kadar köpeklerin ayak altındaki kemikleri olacağız?” Şiirden sonra komünist Kiirtler ayağa kalkarak uzun süre beni alkışladılar. suçumu açıklam asını istedim. bol paralı Kürt burjuvaları ise ses­ siz sedasız toplantı salonundan çıkıp gittiler.’ dedi. Kurmanci dilinin eğitim dili olmasını sa­ vunduğu için onu Irak’ın güney çöllerine gönderdiler. İnen adam. köylüler. Kurm anci’yi karşıma çıka­ ramaz. hayır efendim. toplantıdan sonra benim günah haneme yazıldı ve uzun süre de yakamı bırakmadı. Arkandan çok şiddetli dedikodun yapılıyor. “Soranlılar seni öldürmek istiyor.” dedi.

her za­ man yan yana oldum. — Cegerxwîn Irak’ta komünist saflardaymış. Çok zaman beni oğlunun arabasıyla eve bıra­ kırdı. O na. Bu olayı anlattıktan sonra. Kom ünist değildim.” dedim.istedim. komünistler ve geleneksel politikacılar ara­ 359 . Bu nedenle kom ünistler KDP’li olduğum yolunda söylenti yaymışlardı. Eve geldiğim zaman yeniden toplantıda yaptığım konuşmaları düşündüm. onları yetim koma. Suriye ve Iraklı politikacılar da politikanın içinde olmamı istemiyordu. “ Beni dinlersen Cegerxwîn. kafalarını koparayım. Ama korkarım ki geç kaldın. ne de Latin harflerini ağzıma alacağım ! Söz ve­ riyorum !’ dedim. — Partili olduğunu söylüyorlar efendim. Irak’ta politik çekişmelerden uzak duruyordum. Bütün bu dedikodular Suriye’yi de sarmıştı: — M ele M ustafa evinde Cegerxwîn’i azarlam ış. — Para için Kürtleri bırakm ış. Birkaç defa İbrahim Ehmed’le karşılaştım . Her iki tarafla da şu veya bu şekilde ilişkilerim oldu. Ama açık açık söylemiyordu bana. Bir daha ne Kurnıanci. Batı yanlısı olm a­ dığımdan veya şair olduğumdandır. “ Kürtler dedikodumu yapıyor. Ancak halen de Sovyet yanlışıyım. Belki araya girebilir.” diyerek beni uyardı. Seni öldürebilirler. Sık sık evinde onunla yemek yerdim. evinde de yat. Ama onunla her zaman dost. Suriye’de nasıl devlet. Adam kesinlikle ar­ kadaş gözüyle bakmıyordu. — Kimler? Bana isimlerini ver. Haftada bir onun divanı­ na giderdim ve Barzani olmasa beni çoktan Irak’tan çıkarmışlardı. dünya kom ünistlerini severim ve sol görüşlüyüm. Ama onların işine karışmıyor. Barzani’ye git. beni öldürmek istiyor­ la r. ‘Çoluk çocuğum daha küçük. Bir müddet sonra yanıma Eziz M ustafa’yı alıp Barzani’ye gittim . Mele M ustafa’nın bana söylediği ba­ zı olumsuz şeyler olduğu doğru. Evdılkerim ’le çalışıyor. Söylenenlerin tümü yalandı. durumu anlat. seni öldürece­ ğim demiş. Kürtlere cephe al­ mış. Kesin cevabını verdi: — Eğer partiliyse korkma! Git rahat rahat işine bak.

sında sıkışıp kaldıysam. KDP’li biri. o dönem de Eğitim Bakanı olan D o k to r Sediq’e çık arak . Bana ve ulusuna çok değerli ve unutulmaz iş­ ler yapmıştır. Mıhemed Mehdi Mexzum i. Kurmanclar bunu istedikleri sürece.. Eskiden İbrahim Ehıned’le de dosttu. benim aracılı­ ğımla Mele M ustafa’yla barıştı. Eğer bu değilse. D oktor Sediq Etrûşi ömrümce unutamayacağım insanlardır. Bu sayfalarda tüm arkadaşlarım ı ve bana yardımını esirgemeyen insanları sayamam. değerli Kürt. Ama ne ya­ zık ki Soranlılar buna razı olmadı. Bağdat Üniversitesinde Bağdat Üniversitesi’nde Kurmanci şivesiyle Kürtçe dersi veren ilk öğretmen olduğum için kendimle gurur duyuyorum. KDP’li komünist diye saldırıyor. onun niçin para aldığından kime ne? K ur­ m an a dersinin verilip verilmemesi Kurmancların elindedir. sorununuz Kurmanci ile ders ve­ rilmesi. Sonuna kadar elimi bırakmadı. Etruşi. Bugüne kadar da kimseye boyun eğmedim. “ Cegerxwîn’in Irak Kürdistanı’nın adını kullanarak kendini besle­ mesini istemiyoruz. Sonuna kadar da böyle ka­ lıp. her yandan bana saldırıldıysa. Ancak onlara burada minnetlerimi sunmak be­ nim için borçtur. Ölünceye kadar da yanlışın ve yalanın düşmanı olarak kalacağım. Aslında iki taraf da Kurm anci’ye saldı­ rıyor. Bunların bana sayısız maddi ve manevi yardtmları oldu. doğru ve sözünün eri bir arka­ daşım olan Doktor Sediq Etruşi’yi anmak. Bu düşüncelerimden asla taviz vermeyeceğim. Bu üç dostu her zaman minnetle anacağım. Komünistler KDP’li diye saldırıyor. İnandı­ ğım doğrulardan taviz vermeden bildiğim yolda yürüdüm. ona en yürekten teşekkür­ lerimi sunmak isterim. Her zaman ulusu­ mun ve dünya halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ya­ nında olacağım.” dediler. Ama ben tüm saldırılara karşı kendimi elimden geldiğince savundum. mertçe cevap verdi: — Sorununuz Cegerxwîn değil.. Bu arada güzel insan. Bunlar bahane. Tutuklandığım zaman da düşma­ na her zaman verecek bir cevabım oldu. Evdılcebar Evdıla. Bir komünistle. bu düşüncelerim ve prensiplerimle ölmek isterim. Yürekli bir insan olan D oktor. kimi o dersin öğretmeni yapacağı­ 360 . Irak’ta da hakkımda birçok olumlu veya olumsuz şeyler söyleniyordu.

Biz Soranca eğirime karışıyor muyuz? Kurmanci’nin hocası Cegerxwîn olacak. ama bunun günahı da sevabı da siz So­ ran ların d ır. N asıl ki H icazlılar Arap dilini işgal ettiği ülkelerde halka zor­ la dayartıysa. gerek dilde daha hakim olduklarından Kurmanci’yi dil saymamıştır. Kürdün ağırlıklı dili Kurm anci’dir. bu dili Bahdinan’a da yaymışlardır. Eğer siz Soran dilini boşverirseniz. Irak eğitim ba­ kanlarının çoğu Suleymaniyeli Soranlar’dan olmuştur. “Neden sustun?” diye sordular. bu yanlış olur. biz de Soran dilini Kürtlere gerekirse zorla kabul et­ tireceğiz. W ehid cevap verdi: — O zaman niye gocunuyorsunuz ki? İki şiveden de eğitimimi­ zi sürdürelim. Bahdinan. O zaman tüm eğitimi So­ ran şivesine çevirip am açlarına ulaşacaklardı. hatta kültürel baskı açısından Soranlar’ın daha hoşgörüsüz olduğunu söylüyorlardı.” yanıtını verdi. egemen dil de onların dili olur. “Şurası çok açıktır. gerek politik yapı. Daha sonraları Soranlar. Soran dili az sayı­ da Kürdün konuştuğu bir şivedir. Soran baskısının Arap baskı­ sından daha beter olduğunu. o zaman tek dilimiz olur. İster kızın. her şeye rağmen kendi çocuklarını Soran okullarına değil. beni şikâyete gidenlerin beni isteyip istememelerdi değil­ di. Etraftakiler gülerek. 361 . kendi şivelerini resmi dil olarak kabul ettirmek için Irak’ta çok kanlı süreçler yaşamıştır. “Kürt dilini iki parçaya ayırmak doğru olur m u?” di­ ye. dil konusunda bir tartışma vardı. Ama Bahdinanlılar. Soran arkadaş bu yanıt üzerine bir müddet sustu. Arap okullarına gönder­ mişler. D o kto r Sediq ve bazı Kurm anclar. tarihinde hiçbir zaman kendi dilinde okuyup yazmamışn.'Soran biri. Kürdistan kurulduğunda hangi şive baskın çıkarsa o dilimiz olsun. Bunun yanı sıra Soranlar. dolayısıyla dersler boş kalacaktı. Sorun. Bunun üzerine. Cevabını W ehid Huseyn Bahdini verdi: — Doğru. Ö te yandan Soranlar. Bir defasında Kürt radyosunda. ister sevinin. Eğer ben gidersem Bahdinan’da bu dersi verecek başka hoca yoktu. soruyordu. Soranı’ gibi birkaç tane daha şive vardır.mızı ise biz biliriz. Kim Kürdistan’ı kurtarırsa. D oktor Sediq bunun farkına erken vardı.

Soranlar bu aklı veriyor olmalıydı. beni jıırnallediler. Getir görelim bakalım.” diye yazıyorlardı. Satamadığım kitaplarım hâlâ Bağdat’ta sürünüyor. o vatan hainidir. Selahadiıı Yayınevi’ne verdim. Kitaplarımı bir yıl içinde bastıracaktım . Tüm para ise yitip gitti. “ Her kim Kürt dilini iki parçaya ayırıyorsa. Ali H oca da hakkımda gerçek dışı ifadeler vererek. Aslında kaynak olarak yararlanacağım başka şiirlerim ve yazıla­ rım da vardı. Ama sözlükleri satamadan önce Bağdat’tan kovul­ dum.” diye itiraz ediyorlardı. Üç sözlüğüm. sonunda becerdiler de. Xelil Berazi. Yine Suriyeli Kiirt arkadaşlarım M ustafa Cemil Paşa. Üniversite bana beş yüz dinar yardım verdi. Birkaç Kitabım Basıldı Kürtçe ders verirken elimde fazla bir araç gereç yoktu. Ö te yandan Kürt Öğren­ cilerin büyük çoğunluğu. İsa Zebihi ise yöneticiydi. Bazen kara tahtaya. “ Bunlarda çokça Arapça ve Fars­ ça kelime var. Bu işin ar­ kasında da Soran parmağı olduğunu sanıyorum. Aşağı yukarı yüz dinarlık bir masrafla “Destura Z im an ” bas­ tılar ve yayınevi kapandı. ders olarak veremiyordum. Bunun üzerine başka bir yayıneviyle altı yüz dinara anlaştım ve sözlüğün iki cildi­ ni yayınladım. D oktor (Sediq Etrûşi) bana çok övdü. Kurmanci dilinde yazılmış Ciziri’nin Divan’ı ve Mem û Zin ile benim Birin­ ci Divan’ım dışında kaynaklarımız yoktu. M em û Zin ile Ciziri’nin kitaplarını fazla­ sıyla Fars veya Arap buluyorlardı. Bir gün dekan yanıma geldi: — Duyduğuma göre basılmaya değer kitapların varmış. üç tane de Kürtçe kitabım vardı. Yine bu konuda İçişleri Bakanlığı’na üst üste raporlar verip be­ ni Irak’tan sürmek istediler.SııJeymaniyeli öğrenciler de öğretmenlik yaptığım fakültede aynı tartışmaların içine giriyorlardı. Daha sonraları birkaç kez Irak Kürdistam’na gittim. İbrahim Ehıned sahibi. Biz Kürtçe istiyoruz. Parti (KDP) 362. Peşinen dört yüz dinar ver­ dim. Daha çok oğlum Keyo’nun Cizre’den getirdiği eski kitaplarımdan yararlanı­ yordum. Ancak okuldaki burjuva kökenli' öğrenciler kızmasın diye bunları söyleyemiyor. . Eğer basılırsa bundan kazancın da olacak.

Bugüne kadar devlet bize beş para yardım etmedi. “ Birkaç tane esas belirleyelim ve bu esaslar üzerinde tartışalım . ama hiçbir sonuca va­ ram adık. IV. H atta hep karşı oldular. Bir ara. Çocuklarım Irak’ta çocuklarım okumaya başladı.” Parti’nin bu cevabı üzeri­ ne. Bu çalışm aları yaparken yüzde seksen Kurmanci kökenli kelime­ ler kabul görüyordu. Arapça. Kurm anci. “ Yalnızca sen zarar etmedin. neden sana yardım ediyorlar?” diyorlardı. Tartışm alar üzerine birkaç toplantıdan sonra komiteden çekil­ dim ve yetkimi Nûri Eli Em in’e bıraktım.” dedim.bana. Sori ve Lori şivelerini birleştirmek için. Bakanlığın kitaplarımı satın al­ masını bile engellediler. III. Esas olarak şunları belirledik: I. En sonunda onlara. “Ne sana yardım ederiz.Dil sade ve kibar olmalı.” dedi. “ Biz Kurm anci’nin ağırlıklı olm asına tarafız ama Soranlar bunu engelliyor. Herkes zarar etti bu işten. Birkaç Soran yazarı daha vardı. Türkçe ve Farsça’dan arındırılmalı.Sesler ve harfler az ve öz olmalı. Bu baylar. Bakanlıksız bakan Salih Yusıfi bana. peki iki yüz yetmiş dinarımı kimden alabilirim? Bu işten çok za­ rar ettim. üç ki­ şiden oluşan bir kom ite oluşturdular. kitaplarımın devlet desteğiyle basımını hiç hazmede­ mediler. Nûri Eli Em in ise Sülaymeniyeli bir Soran’dı. Herkesin malı gitti. Komite olarak birkaç defa toplandık. dedim. Kamil Beşir Lori. II. Kitap basım işleri için bana çok kızıyor. dolayısıyla eğitimsiz kalmalarını istemiyor­ 3^3 . Nûri Eli en sonunda itiraf ederek. Ben de komitenin üyelerinden biriydim.Dilim iz. “ Biz İraklıyız.Basit.” dedi. ne de kitaplarını satarız. anlaşılmayanları başka biçimleriyle yeniden düzenleyecektik. Kazancım yerinde olduğu için onların çalışm asını.” dedi. “Sa­ na yardım etmek gönlümüzden geçm iyor. sade ve yabancı olmayan söz ve terim dizinlerini araştıracak.

Hepsi seçkin çocuklardı ve bunların birçoğu yurtdışında doktora yaptı.dum. artık öldürülmekten korkuyordum. Evdılkerim Qasım birdenbire komünist düşmanı kesildi. Yaralı haliyle kurtulduğun­ da. Birkaç de­ 364 . Ben kazancımın yüz dokuz dinarı olan bin doksan Suriye lira­ sını çocuklarım ın okul giderleri için harcıyordum. Pakize Refiq Hilmi. Eğitimci ve öğretmen arkadaşlarım arasında. Kürt sorunu ansızın yok oldu. Bu Allah’ın işi değil. Mele M ustafa Barzani dağlara çıktı.” dedi ve Kürt halkı­ na verdiklerini fazlasıyla geri aldı. açıklamasında eksik kalıyorlardı. Kerkük olayı. Herkes kapkaranlık bir geleceğe adım attı. bir keresinde Arap milliyetçileri tarafından düzenlenen bir suikastte yaralanm ıştı. Yüz elli öğrencimin on se­ kizi kızdı. Korku ve şiddet kent halkının günlük yaşamının bir parçası oldu. Altı öğrencim Kurmanc. Arap ülkesidir. Kürt D ili’ni tam bilmiyorlardı. gerisi Soran’dı. Kürt ve Araplar arasındaki dostluk yıkıldı. Evdılkerim Q asım . “ Olan oldu. El-Sebr gazetesi Kürtlere açıkça saldırdı. D oktor Mıhemed Salih Mıhemed. D oktor Evdırehman Qasim lo ile adını hatırlayamadığım birçokları vardı. onun için K ürtçe’yi tam olarak anlayam ıyor. ama K ürtçe’de zayıftılar. Ancak Keyo doku­ zuncu sınıfta kaldı. “ Irak.” dediği söyleniyor. Kürtler Arap’tan ayrılam az. Üç yılda üç sınıfı geçtiler. 1961 yılında savaş artık dağlarda başlamıştı. Hepsi de çok değerli insanlardı. Eğitimde bayağı ilerlediler. Bir o kadarını da Kürt dernek veya örgütlerine yardım olarak veriyordum. Ö ğ­ rencilerimin yüzde sekseni beni severdi. Kürt D ili’nin ustası ve iinlü bir şair olduğum için her yerde seviliyordum. Ayrıca çocuklarım da zeki ve yetenekliydi. D oktor Eziz Şemdini. Xalıd Neqşibendi vefat etti. Evdıla Goran. komünistler dağıldı. Kürt ve Arap halkı arasında büyük bir güvensizlik yarattı. Eladin Secadi. Sokak ortasında her gün birkaç komünist öldürülüyordu. D oktor Sediq Etrûşi. Xebat gazetesi ona çok sert cevaplar yazdı ve bildiriler dağıttı. Birkaç defa giz­ li polis evimi bastı. D ost ve arkadaşlarımın birçoğu da bu karmaşada saklanm ak zorunda kaldı. Ancak M agrib Padişahı Mıhemed Pencem’in kendisini ziyaret ederek bir­ kaç uçak hediye etmesinden sonra.

ben­ den üç yüz lira gümrük parası aldılar. saat on birde T ilk oçer’de olacağımızı bildirmiştim. Bu yüzden Suriye’ye dönmek isti­ yordum. T ilk oçer’de beni Suriye polisine teslim ettiler. Ç ok değerli kitaplarıma el koydular. Irak’tan çıkm am ı­ zı istiyorlardı. Suriye’ye gelecek insanlara herhangi bir soruştur­ ma açılm ayacağı.” dedi. komünistlerin başıdır. Her defasında gizlice gözaltına alınıyordum. Diğer yazarlar onların elinde. Kendisi örgüt lideridir. onla­ ra Suriye’ye gitmek istediğimi bildirdim. Bu. Telgraf polisin eline geçmiş. Beni Şam ’a gön­ derdiler. Bizi tutuklu gibi şehrin içine götürdüler.” dediler. Çalışmam yasaklandı.fa beni çocuklarım la birlikte polise götürdüler. çocuklarım ı ise Kamışlı’da bıraktı. Y ola çıkm adan önce D oktor Elınıed N afiz’e.” diyorlardı. Benim gönlüm seninle. Daha bir ay geçmeden. Yolda benden üç yüz dinar gümrük parası aldılar. Kendini kurtar. bulunamayanın yabancı sayılacağı açıklanm ıştı. O sıra Suriye’ye yeni bir yönetim gelmiş. Tam da anlaşm am ın yenileneceği gün. İçişleri Bakanlığından gelen gizli bir yazıyla üniversite dekanlığına el kondu. Evdılcebar Evdıla hakkımdaki yazıyı göstererek. Suriyeliler de. Kürt ayaklanm asına para toplayıp gönderiyor. Cegerxwîn 2 7 N is a n 1 9 6 S 36S . “Bunun çalışm a iznini yenilemeyin. Evdılhefız Cûdi beni Şam ’a gönderdi. İrak­ lılar. Bin bir ricayla ancak bir ay içinde hazır olacağım ı söyledim. “Bugün Irak’ı terk et. nereye is­ tersen seni oraya gönderelim . “Hakkında söylenenlerin yalan olduğunu biliyorum ama seni savunamazdım. Biz kendimizi bile kurtaramıyoruz. durum kötü görünü­ y or. Cizre’de bir sayım yapılacağı. B irkaç gün sonra aniden bana.

Biz de onlarsız yapamayacak kadar içindeydik © kavramların.A v r u p a ’ y a G i d i ş H i k â y e m H iç şüphesiz yaşiı. Avrupa’ya hiç gitm e­ diğimi öğrendikten sonra. keşke hiç gelmeseydim. Kim var beni götürecek. Ç ok defa evimi. sonunun nasıl biteceği kuşku­ suna kapılır. Tersini de diyebilir. insan. içimde. Elim ayağım işten güçten soğumuştu. insanı korkulara boğar. Bugün. sürgünlük benim başı­ ma çokça gelmiş bir olaydı. kararsız kaldım hep. istediğim halde gidemedim. Öylece günler aylar geçti. yüreği ve hafızasının besinidir bu yaşananlar. Ama Avrupa’ya gitmek de benim elimde olan bir şey değil­ di. beni kınadı. Bu kuşkular nedeniyle. Av­ rupa’ya gidecek kadar param hiçbir zaman olmadı. hangi parti. Ne yapabilirdim ki? 1 9 7 8 yılında kültürlü bir İtalyan bayan. O zorluklar. hangi örgüt beni yurtdışına götürmek ister? 36 6 . geçmiş ve gelecek daha çok iç içedir ve daha çok birbirine bağlıdır. Hep aklımda Avrupa düşüncesi vardı. arkadaş çevresinden bir anda kopup gitme­ si. Yaşananlar uzun zaman unutul­ mazdı. arkadaşlar bırakmadı. Çoktandır Avrupa’ya gitmek istiyordum. yurdundan uzakta yaşamak. evinden. hatta kızdı: — Senin gibi birinin bugüne kadar Avrupa’ya gitmemiş olm a­ sı inanılır gibi değil. sen gönlünün içinden geçeni söy­ lersin. olgun ve düşünmesini bilen bir insan için. boşluğa düşmesine neden olur. birkaç dost ve arkadaşımla ziyaretime geldi. yurdundan. o dayanılmaz ayrılıkların anı­ ları hâlâ taptaze yaşıyor. dostlarımı bırakıp ava­ re avare dolaşmışımdır. Çünkü insan beyni. Gurbetlik. Bir yandan da im kanlar yoktu. keşke önce gelseydim der. gez­ miş olmalıydın. Bir yandan fırsat o l­ madı. Nasıl olur? Şimdiye kadar çokça gitmiş. O sevgi dolu hanıma dönerek: — İyi güzel de can kardeşim. büyük bir kararsızlığın içine düşer. hiç unutulmamacasma insanın yüreğine yer ederdi.

niyetlerini biliyordum ama onları kırmamak için sesimi çıkaram adım . Hakkımda yazı yazan M ahm ut Baksi’ydi.” dedi bana. Allah izin verirse ve sen istiyorsan gön­ deririz. utandılar. O arada Avrupa’ya gitme isteğimi ve dileğimi de bildiren birkaç mektup yazdım. söyleniyorlardı: — Biz yemeye ekmek bulamıyoruz. Onunla gidişimin bazı olumsuz yanları vardı ki ben onların ol­ masını istemezdim. altnlarını kırıştırdılar. arkadaşla­ rıyla bana bazı sözler verdi ama yerine getirmediler. onu şimdi M ahm ut Baksi’den soracağım. .Sanırım. Avrupa’ya gitme isteğimi memnuniyetle karşıladı. Neden yap­ madılar bilmiyorum. M ahm ut Baksi’ye. En başta. o sırada yanımızda olan arkadaşlar sözlerime üzüldü­ ler. — Eğer yapabilirsek. Söz vermeyeyim ama elimden geleni yapacağım . “Şeyda. çi jin e. “Avrupa’ya gitmek o kadar kolay değil.A slan’ın dişisi de erkeği de Aslandır. Sözlerini neden unutmuşlardı. Onun kitaplarından da istedim. Belki Avrupa’ya gitmemi istemeyen arkadaşla­ rım da vardı. Yanında bir İsveç gazetesi vardı.” Sonunda o aslan gibi kız sözünün eri çıktı.” Bu genç kıza bir atasözümüzü hatırlattım . çi mer e. M ektubu yazan kişi bu gen­ ci çok övmüş. Bir gün Beyrut’tan bana bir mektup geldi. bilmiyor musun? Seni na­ sıl göndeririz? Öyle kolay mı göndermek? Gülüşlerini. daha önce bana söz veren arkadaş­ lar danlabilirlerdi. Seni kimse gönderemez. Arkadaşlar bana bir m iktar para vermişlerdi. küskünlük meydana gelebilirdi. ama bu paranın Avrupa’da bir ay bile yetmeyeceğini. Bu hanımla gidişim yüzünden arkadaşlarım arasın­ da dargınlık. Tesadüfen bir Kürt kız evime geldi. M ahm ut Baksi. İsveç’e götürdü. Bir yandan da gülüyorlar. dediler. beni kendisiyle Av­ rupa’ya. onunla ilişkiye geçmemi. cevap olarak: “Şer şer e. bizi orada geçindiremeyece­ 367 . Avrupa’ya gitme isteğimi bu genç kıza da açtım . Türkiye Kürdistanı’ndan bir genç hakkımda yazı yazmış ve bu gazetede yayınlanmıştı. yazışmamı istemişti.

Bir yol. telaşlan­ dım. Arkadaşım da korkuyordu.” derlerdi. Onu orada bırakamam. görmediğim zorluk yoktu. Bu da güzel­ di. seninle birlikte olduğumuzu kimse bilmemeli. Beni ısrarla uyarıyordu: — Şeyda.kötü düşünsünler. O zin­ dandaysa bile onu kurtarmalıyım. Birlikte gitmeliyiz. sağ salim yerimize gidemeyiz o zaman. Şam ’a gittik. Yaşlı ve güçsüzdüm. bu da bir çabaydı benim için . Kendime hep sordum : “Kimdi bu art ni­ yetli insanlar? Neden bunu yapsınlar? N eden. Düşm an kimdi? A vrupa’ya gitmeme. H asta ve derm an­ sızdım. Ben her zaman tedbirliydim ve bu tedbirim. ama o da yetmezdi. H a t­ ta akraban a. arkadaşım kalsa yine olmazdı. Başıma gelmeyen kalmamıştı. Ben anneme babam a bile bu konuyu söylemedim. O bir otele. korkum boşuna değildi. Çekemeyen olabilir. artık. yurtseverlere. Arkadaşlarıma ne derdim o zaman? Ben gitsem. Onun bu anlattıkları aklım a her türlü olumsuz ihtim ali ve tahm inleri getirm işti. Birlikte olduğumuzu ve Avrupa’ya gideceğimizi kimseler bil­ memeliydi. Sadece ağzımla söyleyebiliyordum ve bununla halkım ın önünde bir küçücük yol da olsa açm ak istiyordum. işlerim iz bozulur. arkadaşını düşman zindanlarında bıraktın. bir çare olm alı. Üstelik. Bayan arkadaşın da bir kısım parası vardı yanın­ da. Şimdi ne yapacaktık? Korku ve heyecan içinde ayrı ayrı Kamışlı’dan yola çıktık. arkadaşına da söylem e.ğini biliyordum. halkım ın mücadelesine katkıda bulun­ mamı kim ler istemeydi? Gerçi katkım çok küçüktü ama yine de hiç yoktan iyiydi. bizim için? Bütün insanları seviyordum. bi­ letim ve pasaportum da ondaydı. Suriye’den her zaman gizli çıkm ıştım ve bin bir zahmetle gide­ ceğim yere ulaşmıştım. Bütün bu düşüncelerden bunalmıştım ama kendimi de kaybet­ memiştim. özgürlüğü ve barışı se­ ven bütün insanların yanındaydım. 368 . arkadaşımı bulmalıyım.” Ancak bayan arkadaşımı bu süre içinde göremeyince. Yoldan dönmem doğru olmazdı. engel olm ak iste­ yen olabilir. ben ise bir eve git­ tim. Çekmediğim işken­ ce. “ Sen geldin.

Belki ya­ kalanm ış. Çıkar gelir bir gün. Umut kalmamıştı artık. Sanki kardeşim çok kanlı bir savaştan sağ salim dönmüştü. Sorun çıkm adan o berbat insanların elinden kurtulduğumuza çok sevinmiştim. tarlalar. Keyo’nun hanımını bir­ likte alışverişe gönderdik. hiçbir iz yoktu. biletçi. Belli ki arkadaşları bazı şeyler ısmarlamıştı. “Cizre’ye dön­ müş olab ilir. kızdım iyice. “Bilet aldıktan sonra bir daha gelme­ di buraya. Her yeri dolandım . Nerelerdeydin? — Burdayım ya? Kimseye görünme dedin. ağaçlar altımızda 369 . şimdi yüz sopa hak ettin. ne diyeceğimi bilmiyordum: — M irze Mıhemed masalındaki gibi. Nereye gidebilir ki? Evlerden birine saklanmıştır. sana bile görünme­ dim.” dedi. dışarı çıktım . Sevincimden. bir daha uğram adı. “O isimle kimse otelimize ka­ yıt yapm am ış. ne kelime bulamıyordum. Bana. Ancak onları almalarını istemedim. Yükseldikçe binalar. çıkm ış olamazdı. en umulmadık bir zamanda salıveril­ mişti. H er birimiz bir yana dağıldı. Kaç gündür kahrımdan öldüm öldüm dirildim.” demişler. H âlâ şehirde olmalıydı. O tele bir arkadaş daha gönderdim: “Aynı üçünde çıktı. İnanm ıyordum .. Artık olmuşları bırakıp işimize baktık. Hiç uğram adı.” dediler. Uçak bir sonraki gün ha­ valanacaktı. buna da ihtimal vermiyordum. 3 Ağustos Cuma günü kontrolden geçtikten sonra. Umutlarım giderek yitti.Bilet aldığım yere gittim . ben ne di­ yeceğimi biliyorum. Şam topraklarından havalandık. Ertesi gün bir araba tutup arkadaşı N ovin’in evine kadar gidip onu da aldık. ona da. Keyo’yu yeniden otele gönderdim. havaalanına gittik. kontrol. sanki yıllar­ ca zindan çekmiş bir kızım. polise söyler. Ah vah ederek K eyo’nun evine geri döndüm. Darılırlarsa. yanına getirirler diyorlardı. Pasaport. Avrup a’va gideceğimiz bayan orada oturuyordu! Sevincimi anlatacak ne söz. aradık.” diyorlardı ama ben ihtimal vermiyordum. sorgu-sual derken saat on ikide havaalanına girdik. konuşmuştur. Bir arkadaşın evindeydim.. Hele biz sağ salim gidelim bir. K eyo’ya.

Ama şehrin kurulduğu yer çok ağaçlı ve şirin bir yerdi. Uçağımız “SA S” . Yarım saat sonra yeni­ den havalanıp bulutların üzerinden uçmaya başladık. Dönen merdivenlerle aşağı inip bir İsveç uçağına bindik. küçücük nok­ talar gibi görünüyorlardı. Bana en ilginci arada bir yakut gibi par­ layan. Yarım saat sonra yeniden havalandık. Bir yanında Şam ’daki gibi yüksek olm ayan dağlar. Çok yükseklere çıktık. Sıra bana gelince kadın. Kadın elle kolla bana polis gelinceye kadar dışarda beklememi söyledi. Bir polis beni alıp bir odaya götürüp 370 . Ama kentin çevresi yemyeşildi. Şimdi Akdeniz üzerinden geçiyorduk. Bazen de benek benek karlar gibi. Belki de şehirden uzak bir . Yol arkadaşım orada benden ayrıldı: — Ben artık seninle gelemem. Gidip sıraya girdik. Çok zaman geçmeden Yunanistan’ın başkenti Atina’ya iniş yaptık. bazen bir pamuk yığını gibi gökyüzünde asılı duran bulut­ lar geldi. “ İngilizce biliyor musunuz?” diye sordu. Kentin birçok ye­ ri görünmüyordu. U çak­ tan hiç inmedik. Denizin içinde tarla görünümü veren adalar vardı. Çekoslovakya ve sonunda K open­ hag’a indik. “N o ” demesini biliyordum tabii. Çok derin v a­ diler vardı veya bize öyle görünüyordu. gidiyor mu. duru­ yor mu hissetmiyorduk bile. bir kervan ve yolcu­ ları gibi arka arkaya dizili duruyorlardı. Bembeyaz bir dev gibi bulutların üzerinden süzülüyorduk. bir buluttan öbürüne köprü gibiydi. Irm aklar. çok geniş ve büyük bir salona girmiştik. tepeler vardı. Upuzun yollar dünyanın böğrüne kara yılanlar gibi kıvrılmıştı. M acaristan. Birçok ülkenin üzerinden geç­ tik: Yugoslavya. havada nazlı nazlı süzülüp gidiyordu. Şehir bana çok büyük ve güzel göründü.yerlerdeydik. Eğer İngilizce bilip bilmediğini sorarlarsa bilmiyorum de.küçüldü. İs­ veç’e gittik. Kısa süre sonra Beyrut’a indik. Novin beni çantaların yanında bırakıp telefon etti. gökyüzü ile yer­ yüzü arasında. Ağaçsız ve çıplaktı dağlar. Hiç bilmediğim. D anim arka’nın başşehri çok güzel görünüyordu. Yeniden heyecanlandım. bir binadan içeri aldılar. görmediğim şeyleri birkaç saatte görmüştüm.

Avrupa'da neler yaşadığımı sonradan yazacağım. G ittik.oturttu. Saldırıyı protesto etmek için hazırlanan bir metni. mitinge katılanlarla Iran Kürdistanı’nda yaşa­ 371 . Süleyman. Bu metni tsveç B aşbakanı’na bizzat verdim ve kendisine. bir kağıt im zalattı. Dara kimdi bilmiyorum. hem mitingten hem de İsveç Başbakanı ile görüşmemizden söz eden haberler gazete ve radyo­ larda yer aldı. Tüm m uhabirler. Kürt­ çe konuştuğu için onun tercüman olduğunu anlam ıştım . bir iki dakika geçmeden orta boylu. öp­ tük. Sonra Husen’in arabasıyla X an d an ’ı evine bırakıp D ara. erkek-kadın. Xandan Cemil. Konsolosluğun kapıları kapalı olduğu için saldırıyı pro­ testo eden bildirimizi konsolosluktan içeri bırakarak ayrıldık. Cegerxwîn İsveç. Belki çocukken görmüşümdiir. Genç adam elimi sıktı: — Benim adım D ara efendim. Bu kez birçok Iranlı rejim muhalifi de gösteriye katılm ıştı. miting sonrasında İsveç Başbakanı’na sunduk. esmer bir gençle döndü. Kürtler ve Iranlılar birlikte İran Konsolosluğu’nun önüne giderek. Dışarı çıktı. Reder Hirsan ile arkadaşları dışarıda beni bekliyordu. Husen. Başbakan ile görüşmemizde onlarca ga­ zeteci ve kam era vardı. “Umut ederiz ki Dışiş­ leri Bakanınız bu saldırıyı resmen protesto eder ve İran askerleri­ nin hemen Iran Kürdistanı’nı terk etmesini ister. Şu anda D ara’nın evindeyim. İsveç Başbakanı. 8 A ğustos 1979 H um eyni’nin askerleri İran Kiirdistanı’na saldırdığında. Ertesi gün. Bir sonraki gün yeni bir gösteri daha düzenlendi. Reder’in oturduğu başkentten yetmiş kilometre uzaklıktaki Uppsala kentine gittik. buna çok memnun olmuştum. genç-yaşlı tüm Kürtler Stokholm ’de ortak bir miting düzenlediler. Bizi desteklediğini ifade eden birçok güzel söz söyledi. öpüştük. protestomuzu sür­ dürdük. yumuşak huylu biriydi.” dedim. H iç uzatmadı polis. m erhabalaştık. kartı­ nı verdi ve biz dışarı çıktık.

Gazetecilerin sorularına verdiğim yanıtlar. gücümüze güç katıyorlardı. daha önce İsveç’e gelerek yerleşmiş olan Kürt yurtseverleri ile diğer hümanist çevrelere aittir. İsveç Yazarlar Birliği’nin bunlar aracılığıyla bana verdiği 12 bin İsveç Kronu. H er gün bunların birkaçına m isafir oluyordum. Bunların iyiliklerini hiçbir za­ man unutamam. Elbet bu başarı. Ayrıca bu insanların desteğiyle birçok yazar. D ara’nın odasında yatıyordum. Konsolosluk önünde yaptığımız protestoyla ilgili haberler de gazetelerde yer aldı. Ö zel­ likle Humeyni yanlısı İran hükümetinin Kürtlere yönelik saldırı­ sında. Ç alışm ala­ rı her geçen gün daha etkili oluyordu. Yaklaşık bir ay D ara. birçok çalışmayı fedakârca yürütüyorlardı. 371 . Avrupa’daki tüm Kürtler fedakârca çalıştılar. Bazı geceler gençlerin evinde kalıyordum. Baksi ile M em o’nun. Tüm yemem ve içmemi onlar kar­ şılıyorlardı. İsveç devletine ve onların yetkililerine de teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. birçok gazetede fotoğrafım la birlikte yer aldı. Yani bizim 40 yıl önce dediklerimiz yalan değildi ve başta gençler olmak üzere halk arasında giderek daha fazla yer buluyordu. ıMarksist ve sosyalist hareketler Kürdistan hal­ kının özgürlük mücadelesini giderek geliştiriyordu. Desteklerini ben­ den esirgemeyen bu çevreler. Beni davet eden bu gençler. Bana da Kürtlerle ilgili birçok soru sordular. Reder ve Sıleman’ın yanında kaldım. Çalışmanın bedeli ağır ol­ sa bile.da sorunlarımı çöz­ meme önemli bir katkı sağladı. Aynı şekilde. Bunları her za­ man hatırlayacağım. Bu destekleri hâlâ da sürüyor.nanlar üzerine röportajlar yaptılar. Görünen o ki. ekonom ik duru­ mumun yetersizliğini bildiklerinden bazen bana para bile veriyor­ lardı. Bunların tümüne teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Özellikle Novin ve X endan’ın sunduğu destekleri unutamam. Bunların yanı sıra İsveç’e yerleşmemde büyük yardımlarım gördüğüm M ahm ut Baksi ile M em o’ya da minnettarım . etkili olm ak için ellerinden geleni esirgemiyorlardı. ga­ zeteci. Kısacası. İsveç’te yaşayan Kiirtler her ne kadar farklı gruplara bölünmüş olsalar da. İsveç’te bulunan herkesin bana çok büyük yararı ol­ du. İsveç yazarları tarafından ta­ nınmamda büyük payları vardır. politikacı ve diğer etkili insanlarla tanıştım.

giysilerini karşılıyor. An­ cak bunların çoğu genç insanlardır ve diğer batı devletleri ile bi­ zim ülkelerimizdekilerine de benzemiyorlar. Kişi eğer çalışm ak yerine okumayı tercih ediyorsa. Ayrıca yaşlılar. Bu Anayasa’da her iyilik. İsveçliler. kendi işini kendi görür. yemek. eğer yaşlı birine oğlu bile baksa. biri diğerine. rızası dışında yemek ve çam aşır gibi işlerini gördüremez. güzel bir coğrafyaya sahiptir. yıllarca çalı­ şarak bu modern yerleşime kavuşmuşlar. İsveç’te erkeklerin kadınlara şiddet uygulaması mümkün değil. İsveç yasaları. hem kendi halkına hem de başka ülkelerden kaçarak gelen diğer mültecilere ciddi haklar ta­ nıyor. İsveç Anayasası. Bunların ev. Y aklaşık 5 0 0 yıl önce İsveçliler Uppsala şehrinde büyük bir üniversite kurmuşlar. İsveç’te genç kızlar isterlerse ailelerinden ayrı yaşayabilir. Körfez’in durgun suları İsveç’in büyük bir bölümüne yayılmış. akıl hastaları ve kimsesizler için de birçok yer inşa etmiş­ ler. büyük köprüler yapmışlar. yemek ve giysi ihtiyaçları bedelsiz karşılanıyor ve çalışm ak isteye­ ne hemen iş veriliyor.İsveç Devleti ve A n a y a s a s ı İsveç. okullar. özgürlük. Bu ge­ lişmeye bakarak. Öyle ki. her ihtiyaca cevap veren alış­ veriş merkezleri ile yeşillikler içinde bir ülke kurmuşlar. H er şeyin otom otik makinlerde yapılmasına rağmen. Kadın ve erkek. ülkelerine mülteci olarak gelenlere de birçok hak ta­ nıyor. sosyal devlet anlayışını benimsemiştir ve ala­ bildiğine dem okratiktir. üniversiteler. kadın ve erkeklere de geniş özgürlükler tanıyor. Bu Anayasa. herkese yetecek kadar hastaneler. iyi niyet ve hümanizm boldur. İsveç halkı. birlikte kalabileceği kişiyi 373 . tarla­ ları yırtarak onların aralarından akıyor. Kadın her işi yapma özgürlüğüne sahiptir. bu yaşlının giderle­ rini de devlet karşılıyor. îsveç devleti. İsveçlilerin yaklaşık 5 0 0 yıldır gericilikten uzak­ laştıklarını söyleyebiliriz. insanlar için düşünülmüş. Anlayacağınız İsveç’te para. Onların da tüm sosyal ihtiyaçlarım karşılıyor. onlara ev veriyor. onları eşit fertler olarak değerlendiriyor. Elbet bunların yanında İsveç’te yaşayan serseriler de vardır. D ört bir yanı ağaçlık ve sulak olan İsveç’in şehir yerleşimi de alabildiğine moderndir. onun okul m asraflarını da karşılıyorlar. herkese yetiyor.

göğüsleri hiçbir zaman sar­ kıp irileşmiyor. Ö te yandan bu ülkenin halkı yalana itibar etmiyor. Daha çok Germen ırkının özelliklerine sahiptirler: Sarışın. Seçimlerde halk oyunu öz­ gürce kullanıyor.seçebilir. ince belli. bu ev­ liliklerinden çocukları olm uştur. Gazete. ıMal. İsveçlilerin Fiziki Özellikleri İsveçlilerin büyük çoğunluğu uzun boylu. Ancak bunların kazancı iyi bir dene­ tim altındadır ve kazançları arttıkça devlete verdikleri vergiler de artıyor. İsveç’in de büyük sermayedarları vardır. Toplum bunları ayıplamaz. yeşil veya mavi gözlüdürler. Farklı görüşleri savunan partiler İsveç’te de var. İsveçli ka­ dınlarda dikkatimi çeken bir diğer ilginç yön ise göğüsleriyle ilgi­ lidir. B ir­ likte yaşayanlardan olan çocuklar annelerine aittir. Bu türden evlilik yapan arkadaş­ larla da tanıştım. İsveç Seçimleri Yakında Yapılıyor Daha seçim kararı alınmadan her parti propagandasını yap­ maya başlamıştı. bu nedenle politikacılar başta olm ak üzere kimse yalan söylemeye de cesaret edemiyor. açık tenli. Bunların bir­ çoğu da sosyalist partilerdir. açık tenli. genç görünüşlü ve tatlı insanlardır. radyo ve gazetelerde pro­ pagandasını özgürce yapabiliyor. Ancak bunlardan hangisi işbaşına gelirse gelsin. Her parti. Bu kadınlardan Kürtlerin özgürlüğü için çabalayan onlarcası vardı ve bu çabalarını halen de sürdürüyorlar. İsveç’e yerle­ şen mültecilerin büyük çoğunluğu İsveç kızlarıyla evlenmiş. Yani kazancı çok olandan daha fazla vergi toplanıyor. Bunlar kendi istekleriyle bir arada yaşayabildikleri gibi. daha on dördündeki bir kızın memeleri gibi baş­ larını dik tutuyorlar. sosyal devlet anlayışını titizlikle koruyor ve bu sa­ yede ülkesini daha da ileri götürüyor. mülk ve banka­ lar bu sermayedarlara aittir. Çok nadir olarak kısa boylulara rastlarsınız. Bu arkadaşların eşleri de onlar kadar değerli in­ sanlardı. isveçli kadınlar yaşlansalar bile. radyo ve televizyonlar aracılığıyla. isterlerse ayrılabilirler de. televizyon. kü­ 374 . hatta isterse onunla yatar çocuk sahibi bile olabilir.

Partiler ara­ sındaki mücadele alabildiğine çağdaştır. İsveç’te parlamentoya seçi­ lebilmek için oyların yüzde beşini alm ak gereklidir. Bunun nedeni. yerel birimlerdeki üç küçük parlamentodan birine seçilebilirler. Bu ne­ denle arkadaşlarım la ilgili her şeye yeri geldikçe değineceğim. Üç yıl sürekli İsveç’te yaşayan herkes seçimlerde oy kullana­ bilir. Gönülleri kalmasın istiyorum. İsveç’teki Kürtlerin büyük çoğunluğu Sosyal De­ m okrat Parti’den yanadırlar. Kürtler dışında di­ ğer mülteciler için de bu haklar geçerlidir. Öyle görünüyor ki. Geceye bine yakın Kürt. Bu benim için bir eksiklik de değil. bu yaz­ dıklarımda değişiklikler de olabilir. Bunların seçimleri de aynen parlam ento gibi. kusuruma bakm asınlar. İsveç seçimleri yapıldı. isveçli ve diğer yabancılar katılmıştı. daha çok İsveç’e gelişimle ilgili anılarıma ve bazı yaşadıklarım a yer vermeyi düşündüğüm için. Yeni geldiğim için.” demez. Bu nedenle İsveç’i iyi tanım a­ dan yazdıklarımın m akale olarak basılmasını da istemiyorum. İsveç’i henüz tanımıyorum. öte yandan olanağı olmayan küçük partiler de devletin desteğiyle propagandalarını sürdürebiliyorlardı. demokra­ tik bir şekilde yapılıyor. Seçimin tamamlandığı günlerde “ Kürdistan G ecesi” yapıldı. Eğer bunlar yeterli oy­ ları alırlarsa. bazı arkadaşla­ rımdan söz etmeyebilirim. adaylar. belki de diğer küçük partilerin hükümet olm ak için yeterli oyu alam am alarıdır. beni birçok yere götürerek Isveç’i tanımamı sağlıyorlar. Yerel seçimlerde sermayedarların parti­ si. Ne yapacak­ larını şimdilik bilemiyorum. Eğer İsveç’i yeterince tanırsam. Ancak hiçbiri de “ayranım ekşidir. Eğer yazdıklarımla arkadaşlarım a karşı eksikliğim de olmuş ise. Arkadaşlarım. İsveç’te parlamento dışında yerel birimlerde mültecilerin de aday olabildiği üç birim daha var. gecemize renk kattılar.çük broşürler ve kitapçıklarla partiler am açlarını halka anlatıyor. Kürt ozanı Şıvan ile eşi Gülistan. Gecede 375 . Kimse bir diğerine hak­ sızlık etmez. propagandalarını özgürce yapa­ biliyor. An­ cak bu kısa yazımda. İsveç se­ çimlerinin en güzel yanı ise yabancıların da oy kullanabilmeleri­ dir. Sosyal Dem okratlardan yalnızca bir oy fazla aldı. isterse yerel birimlere aday da olabilir. İsveç’e üç yıl önce gelen adaylar halk içinde propaganda çalışm alarını yürütüyorlar.

Diğer üçümüz ise Henefi’nin yanında kaldık. Toplantıda devrimci Şili müziğinden örnekler söylendi. Toplantıya katılacağımı daha önceden bildirmiş ve düzen leme komitesine bir kutlama mesajı yazmıştım. Damadım Mıhemed Silo da Keyo ile Gulperi’nin geldiği yolla yanımıza geldiler. Üç erkek dil öğ­ renmek için okula gitmek zorundaydılar. ilk olarak yeğenim Zıber Xelil Hesen ile oğlum Keyo Şev­ in us Hesen yanıma geldiler. doğrusu beni kırdı. Ailem. Bundan önce de Uppsala’da Sosyal Demokratlar tarafından bir toplantı düzenlenmişti. İki mektup. Çocuklarım gelinceye ya da bir ev buluncaya kadar Stok­ holm ’de kalmamı istiyordu. Ancak evin uygun olup olm a­ dığını bilmiyordum. Ben Uppsala’daykerı gelen bir notta. 15 Aralık 1979\da yanıma geldiler.ben de bir konuşma yaptım. Daha öncesinde de kaldığım evde Kürdistan üzerine bunlarla konuşmuştum. Tahlil için kanını doktora götürmemiz gerekiyordu. Üç erkeği otele yerleştir­ dik. Bu gösteri büyük bir alkış aldı. Vietnam konsolosunun kızı sahnede “yılan dansı” yaptı. H er dört mektubu da yanıtladım. Birçok katılımcı beni öperek kutladı. Toplantıya ben de davet edilmiştim. Kiirtlerin yayınladığı gazetelerde makalelerim de yayınlandı. Yine o günlerde. Keyo’nun annesi ise has­ taydı. Ancak bir türlü sözlerini toparlayamıyorlardı. Henefi. Bu top­ lantıda da Kürdistan üzerine sorulan sorulara ben cevap verdim. Bu arada ben evde değilken. Toplantı. H enefi’nin ve K om kar’ın misafiri olarak kalıyordum. bana ev bulduklarını söylüyorlardı. Artık ailece Stokholm ’deyiz. Konuşmam birçok katılımcının ho­ şuna gitti. Sovvetler’den geliyordu. Birkaç Kürt katılmcı toplantıda Kürdisran’la ilgili bazı şeyler söylediler. Mesajım okundu­ ğunda büyük bir alkış koptu. Özgürlük Y olu ’nun sorumlusüydu ve bana büyük yardımları oldu. Aynı şekilde. R o jin ’in mektubu. Diğer ikisini ise Rojin ve Gulperi Cizre’den gönderiyorlardı. henüz evi görmemiştim. Ancak Şıvan’ın birkaç genç arkadaşı konuşmamdan hoşnut olmadılar ve salonu terk ettiler. İsveç Barış Komitesi tarafından düzenleniyordu. Ben de 376 . Bu arada geçen 10-15 günlük süre boyunca-Stokholm ’de kal­ dım. yapılan röportajlar gazete ve radyolarda yayınlandı. Kurdoev ve Şehnaz göndermişlerdi. büyük bir salonda yapılan bir toplantıya katıl­ dım. bana dört ayrı mektup daha gelmişti.

Daha önce çe­ virisini yaptığını. Her biri beni kendi yanına çekmek için ça­ balıyor. B ir an önce kongreye katılm ak istiyordum. Fransa. adeta oğlummuş gibi her şe­ yimle ilgileniyordu. Ancak bunla­ rın önemli bir kesiminin öncüleriyle uzlaşmam mümkün değil. en iyi yemek. İsveç’ten D anim arka’ya geçm ek için denizi aşmamız gerekiyor. ve İngiltere’yi daha rahat gezebilirim. kısacası her şeyin en iyisini benim için istiyordu. Dani­ 377 . Sovyetler Birliği’ne ve diğer Doğu Avrupa ülkelerine gitmeyi de arzuluyorum. Her şeyin en iyisini alıyordu. Hatta kalkış ve oturuşlarımda bile yardımcı oluyor. Cegerxwîn 2 0 A r a lı k 1 9 7 9 F e d e r a l A l m a n y a ’ da Ö z g ü r l ü k Y o l u ’ nun K o n gr es i 1 9 8 0 yılı başlarında Stokholm ’den Henefi ile birlikte Alman­ ya’nın Nürnberg şehrine doğru yola çıktık. İsveç’teki Kürtler bana alabildi­ ğince iyi davranıyorlar. En iyi yer. “Sen çok acı çektin. Şiir kitaplarım ı da Federal Al­ manya’da basmayı tasarlıyorum .” diyordu. Belçika. Bu durum­ da bir pasaport alabilir ve tüm Avrupa ülkelerini vizesiz gezebili­ rim. D anim ar­ k a’dan Alm anya’ya geçtiğimizde. Ancak 2 3 saat sürecek olan zorlu bir yolcu­ luk yapmamız gerekiyordu. Ben ise. Ancak oralarda ne yaşandığını tam olarak bilmiyoruz. “ Yarın Kızıl Güne U yanacağız” öyküsünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım. Almanya. H itler’in Nazi Almanyast döne­ mi ve Danim arkalIların esaret günleri aklıma geldi.kendi hastalığımın derdine düşmüştüm. H ollanda. Şeyda. H enefi.” yanıtını veriyordum. “ Acı çekm eden amaçlarımızı gerçekleş­ tirmemiz mümkün değil. Bugünlerde oturm a iznimin çıkm asını bekliyorum. Gruplardaki bireylerin her birini seviyorum. Biz İsveç’te bunları yaşar­ ken İran Kürdisran’ı kara günlerini yaşıyordu. Bu öyküde. İtalya. Aynı şekilde Alm anya’ya geçmek için de bu gerekli.

Düşüncelerim. Öyle ki. aynı özelliklere sahiptiler. Tren seyahatimiz boyunca geçtiğimiz tüm yerler. 37« . trenle birlikte vapura binerek denizi geçmemizdi. yavaş gidiyordu. Dani­ marka ve Almanya. tüm sulak ülkelerin daha demokrat olduğunu düşünmeye başladım. Kürdistan’ın ova köyleri de dağ köylerinden daha ileri değil mi? Öyle ki. İlgileri nedeniyle bazen sıkılıyor. trenin gürültüsü düşlerden uyanmama. dağ köylerimiz daha tu­ tucu ve gerici. şehir­ leşme anlamında tek bir parçaymış gibi geliyordu. sanki tüm Avrupa. Genç işçiler. kendimi kandırdığımı sanıyordum. Bu değişimi nasıl gerçekleş­ tirdiklerini. Sanki tümü tek bir ustanın eliyle aynı dönemde yapılmış gibiydi. Kürdistan'da yaşanan­ ları aklıma getiriyordu. Her iki ülke de ye­ şillikler içinde ve sulaktı. ağaçlık ve sulaktı. utan­ cımdan kızarıyordum. Özgürlük Yolu’nun daha doğrusu K om kar’ın bürosuna gittik. Trenin içi alabildiğine güzel ve kalabalıktı. Kom karlılar. Hiçbir eksiklik göze çarpmıyordu. Ekinler etrafımızı sarmıştı. Ancak hiçbirinin doğru yanıtını bulamıyordum.markalı gençlerin düşmana karşı yiğitçe direnişleri anlatılıyordu. bana daha güzel ve dem okratik geliyordu.. Bu gördüklerimden sonra. bu büyük işleri nasıl tasarladıklarını düşünüyordum. hâlâ İs­ veç’te olduğuma inanam ıyor. Trenin vagonlarıy­ la vapura binerek. b i­ ze büyük değer verdiler. N aziler’in günahsız halka eziyeti ve zulmü. Biz bir an önce gideceğimiz yere yetişmek istiyorduk. Tren. etrafımızı saran büyük ve giizel çöllerin arasında kaybolmama neden oluyordu. Elbet. Tabii kendi ülkemizin ve Doğu’nun geri kalmışlığının nedenlerini de sorguluyordum. Öyle görünüyor ki. Almanya’nın Hamburg şehrinde trenden indik. Bazen de. insana. Çoğu kez yanıtsız kalıyordum. Aynı gece. Dem ok­ ratikleşme de suların kenarında daha gelişkin. trenin kara dumanı ile birlikte etraftaki güzelliklerin arasında kaybolup gidiyordu. Bildiğiniz gibi şehirleşme daha çok suların kenarında başlar ve dağların eteğinde durur. N ürnberg’e geçtik. Bu seyahatimde gördüğüm en güzel şey ise. Sar­ sıntıdan söz etmeye ise gerek yok. D anim arka ve Almanya’nın güzellikleri de tsveç’inkinden geri kalmıyordu. Ancak İsveç. Şeyh Hamid’in eşeği gibi. dağların eteğinde ise yaşanmayan bir olgu gibi. Danim arka’ya geçtik.

öğrenciler. îlk defa kadın­ ların bu kadar geniş bir katılım la m ücadelede erkeklerle aynı haklara sahip olarak yer aldığını görüyordum . Divan başkanı olarak sahneye çıktığım da. daha ço k korum a görevi üstlenmişti. En büyük hoşnutluğum ise Gule adındaki genç ve güzel bir kızın da benimle birlikte divanda yer alm asıydı. H er iki genç kızım ız da büyük bir coşku ile örgütlü mücadelenin içinde partizanca çalışıyorlardı. kadın ya da erkek tüm ilericiler. kadın ve erkekler bizi karşılamaya geldiler. Aklımda kaldığı kadarıyla kongreye 1 8 -1 9 kadın delege katılm ıştı. köylü ve öğ­ renciler. Bu benim için bü­ yük bir sevinç kaynağıydı. benim için tarif edilmez bir duyguydu. erkekler gibi mücadele­ nin bedelini ödemeye hazırdılar. kongre adını adım ilerliyordu. salonun en güzel yerine beni oturttular. Düzenli bir şekilde herkes g ö­ rüşlerini söylüyor. işçi gençlerin. Ayın 2 3 ’ünde kongre başladı. Birkaç kişiyle birlikte beni de divana seçtiler. yurtseverlerin yolundaki engelleri kaldırabilir. 379 . Büyük bir tezahürat eş­ liğinde. An­ cak hepsine teşekkürü bir borç biliyorum. Görevlerini layıkıyla yerine getiriyorlardı. H arekete yeni katılan bir kısım genç. Gule D ersim li’ydi ve Brem en’de ekonom i okuyordu. Onunla birlikte kongreye gelen Zekiye D ersim i de Brem en’de ekonom i okuyor­ du. O nları ne kadar anlatm aya çalışsam bile eksik kalırım. Bu düşünce­ lerimin K om kar’ın kongresinde yaşama geçtiğini görmek. “ K om kar” . K olların­ daki kırm ızı bantlarla diğerlerinden ayrıydılar. kanlarıyla canlarıyla mücadele ederek özgür­ lüğe giden yolu açabilir. ancak işçi. Alkışlardan salon yıkılacak­ tı. Uzun zam andan beri inancım odur ki. neredeyse. halklarını özgiirleştirebilirler. salon alkıştan inliyordu. “ Yaşasın Özgürlük Y o lu ” ve “ Yaşasın K om k ar” pankartları dikkati çekiyordu. Salonun üst kısmında büyük bezler üzerine yazılı. K adınlar da. K om kar’ın siyasi anlayışı kadın­ lara bu özgürlüğü veriyordu. Hoş geldin seremonisinden sonra otom obillerle K om kar’ın bürosuna gittik. E lbet bunun nedeni K om kar’ın anlayışıyla yakından ilintilidir. Daha sonra Z ekiye D ersim i ile genç bir öğrenci olan Sertaç evlendiler. kongrenin güven içinde geçmesi için çabalıyorlardı. Bu insanların. Bun­ lar. öğrencilerin iyiliklerini anlata­ mam.

Bu güzel Fransız kızı. K ol­ tuk. Bu seyahatimle ilgili söyleyebileceğim şey şudur ki. Gııle. masa. Kongre birkaç gün sürdü. Onu defalarca gözle rinden öptüm. Son gür delegeler. Yanım da yer açarak kongre bitim ine kadar yanıma oturttum. İhsan ve Salih. yöneticilerini seçtiler. bizlere epeyce yardımcı oluyorlardı. Sesimi teyplerine kaydettiler ve birkaç şirimi kendi sesimle onların teyplerine söyledim. Yeni yerleştiğimiz yerde Fehmi. Küçük Gule programını tam am ladıktan son ra yanıma gelerek dizlerimin üstüne oturdu. Daha sonra benimle birlikte trene kadar gelerek İsveç’e uğurladılar. Tercüman aracılığıyla sorularını yanıtladım. İhtiyaçlarımız için gerekli paranın 380 . sandalye ve Gulperi ile bizim için yataklar aldık. kamerasıyla birçok fotoğrafımı çekti. çok güzeldi. İsveççe’yi bilmediğimiz için sürekli birilerinin yadımma ihtiyaç duyuyorduk. Ertesi gün İsveç’e ulaştım. Genç kızlardan biri Fransız’dı.vazgeçer. ilerici işçi. benim onuruma bir yemek verdiler. ilerici gençlerin gözlerinin içinde düşmanın korkusunu gördüm. Son güne kadar her şey güzeldi. Tren istasyonuna. Cegerxwîn 2 S Şubat 1980 Henefi’nin yanından 28 Nisan 1 9 8 0 ’de ayrılarak Tensta Alle’de bize tahsis edilen eve geçtik. Yazarlar kuruntunun bana verdiği para ihtiyacımızı karşılamıyordu. Yaklaşık 15 bm Kron harcadık. özgür ve demokratik Kürdistan’m müjdecisiydi Umudum odur ki. bencilliği bıra­ kır ve özgürlüğü daha da yakınlaştırırlar. tüm devrımciier. kısa sürede oturulur hale getirdik. kongrenir bitiminden sonraki gün odama gelerek bana bazı sorular sordular. alış­ veriş merkezlerine ve sosyal yardımlaşma kuruntuna epey yakındı. Bu gözler. birbirleriyle didişmekten. köylü ve öğrenciler mücadelede birliklerini yaranr. mutfak.Kongre’nin müzikli bölümünde 6 -7 yaşlarında olan Gule adlı biı kız bizlere Kürtçe türküler söyledi. ikisi kız biri erkek üç genç. Birkaç fotoğrafımı çeke­ rek sesimi kasete kaydettiler. İki oda ve salondan oluşan bu evi. Kom kar’ın sorumluları. Banyo. tuvalet gibi teferruatları. güzel ve narin sesiyle biz leri adeta sarhoş etti.

Ancak arkadaşlarımın ek­ siklerine de çoğu kez gözlerimi kapamaktan kendimi alamıyorum. hissediyorlardı. D o k to rasın ı Ç ek o slovak y a’da yapan K asım lo. 38l . 1959 ile 1961 yılları arasında iki ayrı parçanın Kürdü olarak Bağdat Üııiversitesi’nde birlikte çalışmıştık. dürüst ve açık davranma­ nın en önemli meziyetim olduğuna inanıyorum. Kasımlo. su ve elektrik giderlerimizi kendimiz karşılıyorduk. kendilerini “yağmurdan kaçarken dolu­ ya tutulmuş” gibi. Ancak bunlar be­ nimle pek ilişkiye girmiyor. Bunun yanı sıra kışlık ve yazlık giyeceklerimiz ile kiramızı da devletin karşılaması gerekiyordu. sonuçta zararımıza olacağı çok açıktır. Bu ise benim kesinlikle istemediğim bir durumdur. artık kimin iyi niyetli kimin çıkar­ cı olduğunu anlamakta zorlanmıyorum. Bunların bu tutumuna çok kırılıyordum. Gulperi için ise 1 1 8 0 Kron veriyorlardı. Bunların bana sorumluluk tasla­ malarına ve benimle oynamalarına izin vermiyordum. Ancak dönen dolapları da bili­ yorum. Doğru olmanın. Güya birlikte olduğumuz bazı arkadaşlar vardı. En nefret et­ tiğim şey ikiyüzlülüktü. Mıtrıp Şile’nin ineği gibi o kadar kandırıldım ki. Ben ve K eyo’nun annesinin ihtiyacı için yaklaşık 2 0 0 0 K ron. nelerin ise yanlış olduğunu ayırabiliyorum. Ancak telefon. 13 Tem m uz 1 9 8 9 ’da A vusturya’nın Viyana şehrinde İran aja n la rı tarafınd an öldürüldü.eksik kalan kısmını hükümet. Abdurahmatı Kasımlo: Iran Kürdistan D em ok rat Partisi lideri. Yalan ve çıkar üze­ rine kurulu arkadaşlık ilişkisinin. * Dr. Arkadaş­ larımın peşinden gittiğim doğrudur. Sol görüşlü olduğum için birçok Kürt dostum bana kızıyor ve benden uzaklaşıyorlardı. Hareketimin sorumlularının benimle konuşmalarından nele­ rin doğru. Birbirimizi seviyorduk. İsveç’te yiyecek epeyce paha­ lıydı. Bu parayla ancak zar zor geçiniyorduk. ek on om isttir. sosyal yardımlaşma kurumu aracı­ lığıyla tam am lıyordu. C e g e r x w îtı 28 Tem m uz 1980 K a s ı m l o ’ n u n * A v r u p a ’ ya G e l i ş i Ebdırehman K asım lo’yu daha önceden ranıyordum.

tüm Kürdisran 38i . Tüm k an Kürtleri bu sava­ şı birlikte sürdürüyoruz.” Elbet Kasımlo. Her kesimden ve her devletten yardım almamız doğaldır. Kasımlo bunun üzerine.” yanıtı­ nı verdi. Ancak ‘1961 Devrimi’ liderlerinin yaptığını yaparak aldatılmaya da niyetli değiliz. “ Biz bir savaşın içindeyiz. Ancak hiçbir devletin şartlı yardımını almayız. kan halkının savaşıdır. ay­ dın biriydi. Kasım lo. “ Sizin k a k hükümetinden si­ lah ve benzeri yardımlar aldığınız doğru m u?” diye sordu. Ancak İran askerleri halkımıza saldırıyor. Eşi de Ç ek’di. Bildiğim kadarıyla Kasımlo Irak’tan ayrıldıktan sonra Doğu Rloku ülkelerine. Ama ken­ di topraklarımız üzerinde özgür olarak. Ç ekoslo­ vakya’ya gitmişti. Kürdistaıı’ın tüm parçalarında. bedel ödeyen tüm Kiirt partilerinin dostuyuz. Ebdılkerim Kasım hükümeti beni Irak’tan kovmadan önce Ebdırehman Kasm ılo’yu kovmuştu. Ö te yandan dinlemesini bilen. Ancak biz parçalanm ayacağız. Fars kardeşlerimizle aynı haklara sahip bir şekilde yaşamak istiyoruz. şöyle diyordu: — Biz İran devletine karşı savaşmıyoruz. Bizim özgürlüğümüzü elimizden alacak tüm işbirliklerine karşıyız. Bu savaş tüm Kürt halkının. ülkesi için emek harcayan. çalışmalarını fedakârca sürdüren. kimsesiz ayrımı yapmadan insanlarımızı katlediyor. D oktorasını kom ünist ülkelerde tamamlamıştı. ihtiyacımız olanları yani karşımızdakilerin güçlü silahla­ rıyla başetmemiz için gerekli olanları almak zorundayız. Bizi parçalam ak. Yanımızda bu­ lunan ya da ulaşabileceğimiz silahları kimseden talep etmedik. kadın. Biz elbette silah tüccarı değiliz. köy ve şehirlerimizi yakıp yıkıyor. Yalnız. Katılımcılardan biri K asım lo’ya. onu tanıtmama ihtiyaç duymayacağınız özellik­ lere sahip biridir. Ç ocuk. Devamında ise sözlerini şöyle sürdürdü: “ Sürdürdüğü­ müz savaş ne benim ne de bir diğerinin savaşıdır. m allarına kastetmiş değiliz. namlularımızın ucu İran devleti yerine Kürtlerin ve kanlıların düşmanlarına dönecektir. yaşlı. Biz.ilerici biriydi. talan ediyorlar. Biz ise daha bir kez dahi kanlıların canlarına. Bu nedenle Iran Kürtleri için otonom i talep ediyoruz. hasta. D o­ ğu ülkelerinin iyi bir dostuydu. Biz İran’­ dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurma yanlısı değiliz. işyerlerimizi. bölmek isteyenler var. Eger Iran hükümeti bugün haklarımızı tamsa. Evlerimizi.

Ama Feh­ m i’nin usta ve dikkatli bir sürücü olması bizi bu tehlikeden kurtar­ dı. bayan otom obilini terk et­ 383 . Bu anlam da ellerinden gele­ ni ardlarına koym azlar. Dikkatli bir sürücüydü ve sürat yapmıyordu.” denir. Düş­ manı olmayan kişinin kendinden korkm ası lazım. Norveçli bayana isterse bizimle gelebi­ leceğini söyledik. Ellerinden geldiğince yurtseverlerin bir­ lik ve beraberliği için emek harcarlar. biz de araca çarpabilirdik. Yani Kasım lo’nun dostu kadar düş­ manı da olmasının nedeni. Kürtler arasında onun birçok dostu olduğu gibi. yani bencillik ortadan kalkarsa herkes görür ki. yapamaz da. Yağm ur da yağıyordu. düşmanı da vardır. 2 M a rt 1981 N o r v e ç ’e Gidişim 1981 yılının on birinci ayının yirmisinde. Şexmus Hesen Cegerxwîn S t o k b o l m . 12 saat süren bir yolculuktan sonra O s­ lo’ya vardık. kardeşleriyle çatışm aktan. Ancak umut ederim ki tüm Kürt liderleri. Y ol uzun ve yorucuydu. Israrlarımıza rağmen. Arkadaşımız Fehmi Farqini aracımızı sürüyordu. Ama Fehmi Efendi aracımızı çok güzel sürüyordu. Bunlar gerçekleşirse. Aracın yam da durarak. birkaç arkadaş birlik­ te N orveç’in başkenti O slo’ya gittik. Saat 4 gibi evden çıktık. Kürtlerin bir atasözünde. Araç yolun kenarında devrilmişti ve Norveçli bir bayan aracın kenarındaydı. onun yürekli bir aydın olmasıdır. Tüm Kürtler K asım lo’yu seviyor diyemem. Kim işe yaram ayan birine düşman olur ki? K asım lo’yu övmek benim işim değil. “hırsız boş ev girm ez.emekçileri arasında Ebdırehman Kasımlo iyi tanınan biridir. hareket ve parti önderleri. Öyle ki. Bir ara önümüze aniden bir araç çıktı. Kasım lo gibi iyi niyetli ve politik kişilikler olurlar. onlara saldırmaktan geri dururlar. Eğer Fehmi iyi bir sürücü olmasaydı. Ancak gece olduğu için biraz soğuk vardı. Kürdistan’ın özgürlüğü tüm dünya halk­ larının özgürlüğüne hizmet edecektir. Çünkü o hiçbir şey yapm am ıştır.

Birlikte çay içtik. Bu akşam. hatırlamıyorum. Mele Husen’le birlikte geceye katılmak üzere Almanya’dan ge­ lecek tanınmış sanatçıyı karşılamaya.” dedi. “ Kemal arkadaşı getirinceye ka­ dar bir yere ayrılma. ilk olarak Kemal ar­ kadaşın evini aradık. aydın biri olması beni daha da sevindirdi. Kemallerin evinde kaldık. Doğrusu Tirinc. Ertesi gün Kemal beni O slo’da bir süre gezdirdi. O s­ lo havaalanı. Oslo havaalanına gittik. Çünkü Alevilerin misafirperverliğin yanı sıra iyi yurtseverler olduklarını biliyordum. Çayevinde oturacak yer bulmak zordu. Selman arkadaş ile eşi ve Tirinc adındaki kızı. İskandi­ navya’dan İsveç’e uçmuştum. “ Alevi” olduklarını söyle­ yince çok sevindim. Bana. M odernliğe ben de alışmalıyım. Bu arada beklediğimiz SAS uçağı havaalanına indi ve Selman gelinceye kadar. Sonra birlikte toplantı yapacağımız Selman arkadaşın evine gittik. kendisine ise bir kahve istedi. havaalaanını seyretmeye başladım. Doğrusu Kemal ve eşi bizi çok iyi karşıladı­ lar. 384 . Selman arkadaş bana bir gazoz. Biz oradan ayrılm ak zorunda kaldık. alabildiğine güzel yapılmıştı. bu türden havaalanlarında etrafı seyretmek çok güzel. O gece ben ve Fehmi arkadaş. hemen gelirim . İki­ miz bir odayı paylaşıyorduk. bizi çok iyi karşıladılar. tam adına uygun biriydi. geceyi düzenleyenlerin emeğini övmek ve ge­ ceyle ilgili izlenimlerimi yazmayı düşünüyorum. Sel­ man kahvesini çabuk içti. Doğrusu.Dernokraşi Dernegi’nin düzenlediği geceye katılmamız gerekiyor.mek istemedi. yani 21 Kasım 1981 günü. Nasıl bir yer bulup oturduk. Yol üstünde birçok küçük N orveç şehrini gördük. bazıları ise Norveç köken­ liydi. N e kadar güzel olsalar da hiçbiri Stokhoim kadar olam ıyorlardı. Bayanın ne yaptığını bilmiyorum. Bu küçük yerleşim birimlerinden bazıları İsveç. N orveç’in başkenti O slo’ya vardığımızda. Ben dc Şam ’dan 1979 yılında SAS havayollarına ait bir uçakla. Ç ok güzel bir yolculuktu. T irin c’in okum ası. Katılımcılara bir konuş­ ma yaptıktan sonra. Diğer arkadaşlar ise O slo’daki tanı­ dık evlerine dağıldılar. Değerli bir sanatçıydı. Selman arkadaşla bir­ likte bir yerde oturup bir şeyler içmek istedik.

her iki ülke geçmişte tek halk ve tek ülkeymiş. Onları gördüğüme çok sevinmiştim. Bazen de kendini benim yerime koyuyordu. Sınırdaşları İsveçliler’e çok benziyorlar. “X a b u r.” dedim. bir alkış tufanı kop tu . Kürt biri de yabancı konukların konuşm alarını K ürtçe’ye çeviriyordu. “ Bu adın kıy­ metini bilin. Tüm salon “Y aşasın C egerxw în” sloganıyla inliyordu. hem de kendisi geceye gelemediği için görüşemedik. “X a b u r” şiirim çevirmenin mizanseni eşliğinde oku n u n ca. İsveçli mi. tüm konuş­ m aları konuklara tercüme etti. iki ülkenin hal­ kının tarihsel geçmişinde de büyük bir yakınlık var. İsveç’in hemen yanında. N or­ veç. Her ikisi de birer Norveçli ile evlenmişti. Geceye partim adına bir mesaj verdim. yaşam öykümden bahsediyordu. değerli bir addır. Bu gecenin benim yaşamımda çok önemli bir yerinin olacağı kesindir. gelenek ve göreneklerini de çok iyi bil­ miyorum. X a b u r” şiirimin öyküsünü İs­ veççe’ye çevirmiş. İnsanı adeta sarhoş ediyordu. köken olarak H aco Ağa’nın ailesindendiler. Ahmed’in evinde Rustem ve Egit’i de gördüm. bu ülkede yaşayan canlı yüzlere bakarak anlam ak mümkün. Ahmed’in Salar adında bir oğlu vardı. Ancak onlarla çok faz­ la bir arada olmadığım için.N o r v e ç ’ in D u r u m u N orveç’in durumunu.” Ne yazık ki Seid arkadaşı göremedim. Adını çok beğenmiştim. Eşleri alabildiğine misafirperverdi. O slo ’da düzenlenen gece çok güzel geçti. “Salar. Hem N or­ veç’te fazla kalamadığımdan. kendisini Seyit R ıza’nın torunu olarak tanıtan Doğan K ılıç’ın gece boyunca bana yakınlaşma girişimlerine rağmen kendisine ilgi göstermediğim için uzaklaşmak zorunda kalmasıydı. yoksa N orveçli mi olduğunu anlayamadığım genç bir kız. bir tiyatro mizanseni gibi okuyordu şiirimi. M ısraların arasında şair. Ben bile böyle yapamazdım. Ancak Norveçli kadınların özgür davranışları ile İsveçlilerinki hiç farklı değildi. İsveçli bir tiyatrocu. Şair. K ürt tercümanın dediğine göre. Sanırım. Bana öyle geliyor ki. Bu mesaj da diğer 3«S . Bir sonraki gece Ahmed’in (H aco A ğa’nın Çaçan adlı oğlundan olma Aziz’in oğlu) misafiri oldum. Ç ok güzel bir mizansendi. Ancak üzüldüğüm nokta şu ki. Ahmed ve Rustem . anne ve babasına.

ikinci neden ise. tüm devrimci yoldaşlarımı yü­ rekten tebrik ediyorum. yurtseverlerin ve hümanistlerin yer aldığı bu değerli toplantıya beni de davet et­ tiğiniz için sizlere teşekkür ediyor. Türkiye’deki askeri cunta emperyalistlerin. Dönüşte yolumuzu şaşırdığımız için Uppsala’dan geçmek ve yolu uzatmak zorunda kaldık. Saat 12’yi biraz geçince evimize ulaştık. Ki bu iki kesim de dünya emperyalizminin ve sermayedarların dü­ men suyunda yürüyorlar.mesajlarla birlikte okundu. belki de emperya­ listler Kürt ve Türk burjuvazisini paralarıyla satın almışlardır. Yoldaşlar. Bildiğiniz gibi. Partimin adıyla verdiğim mesaj da epeyce alkış aldı. Kürt ve Türk burjuvazisinin iki yüzlülüğüdür. Bu fedakârane çalışmanız için sizleri kutluyor. Bu toplantıda bana da söz hakkı verdiği­ niz için ayrıca teşekkür ediyorum. Cegerxwîn 2 0 K a s ım 19S / Devrimci Değerli Sayın Dostlar. Ancak şunu iyi bilmeliyiz ki. özellikle de ABD emperyalizminin desteğiyle zor kullanarak iş ba­ şına geldi ve siyasi ve toplumsal idareyi ele aldı. hiç kuşkusuz Kürt ve Türk ilericilerinin zaaflarıdır. Yöneticiler. Elbet tersi de olabilir. Ancak Fehmi Efendi bizi sağ ve se­ lamet bir şekilde güzel başkentimize. arkadaşlarım . Ki bu iki kesim kendi aralarında bir birlik oluşturmak için gerek­ li özveriyi ve inanç birliğini kuram adılar. Devrimci dostlarım. Bu nedenle yönetimi bu kesimlerin ele alm aları mümkün değildi. Katılımcılar. 38 6 . Hümanistler. Türkiye’de askeri yönetimin işbaşına gelmesinin iki önemli nedeni vardır: Birincisi. Stokhol’me ulaştırdı.

Daha şimdiden Türk parasının değeri diğer paralar karşısında pula dönüşmüş du­ rumda. Cunta­ dan rahatsız olm ayan tek kesim yoktur. Cegerxwîn S t o k h o l ı n . Bunun yanı sıra Türkiye ve Kürdistan’daki tüm azınlıkların da haklarını sa­ vunmalı. dostluğun ve aydınlığın elini birbirinize uzatın. Cunta. gericiliğe karşı savaşmalıyız. diğer azınlıklarla birlikte askeri cuntaya karşı savaşır ve başarılı olurlar. T iirkler ve Kürtlerin bir arada. Açlık ve perişanlık nedeniyle Türkiye ve Kürdistan’dan kaçışlar her geçen gün artıyor. Birlik ve dayanışma. demokrasi ve öz­ gürlük hep birlikte olur. eşit ve özgürce yaşa­ yabilmesi için bu gereklidir. zor. Barış. hep birlikte emper­ yalizme karşı durmalı. halklarımıza hiçbir yarar getirmedi. Eğer bu ilerici yapılar bir araya gelme yeteneğini gösterebilirlerse. T ü r­ kiye ve Kürdistan’da dem okratik bir anayasanın yapılması. iki kardeş halk. H iç kuşkusuz o da bu idareyi çok uzun dönem sürdüremeyeceğini biliyor. Türkiye ve Kürdistan’ın düşman­ larının elinden kurtarın. onlarla işbirliğini geliştirmeliyiz. Askeri cuntanın Türkiye ve Kürdistan’da ilanihaye işbaşında kalamayacağını bilmemiz gerekir. yoldaşlar. cuntanın suratına en büyük tokat vurulur. kısa zamanda ülkenizin toplumsal ve siyasal yö­ netiminde etkin olacaksınız. Bu yapıların nefes almaları bi­ le engelleniyor. tüm ezilenlerin işi­ ni kolaylaştırır. Ülkenizi. Bu nedenle O rta ve Yakın Doğu’da ezilen halkların mücadelesine destek vermeli. Tüm bunlara rağmen.Değerli dostlar. 12 E k i m 1981 387 . H iç şüphesiz. onları yönetimden uzaklaştırmanız gerekir. özgür ve dem okratik bir ülke kurun. Ancak bunun için cuntanın zulmüne karşı durmanız. Türk ve Kürt ilericileri. O . Haydi! Gelin hep birlikte el ele verin. zulüm ve işkenceyi ar­ tırm aktan başka bir şey yapmadı. Bu bile askeri cuntanın artık yönetemeyeceğinin işaretidir. üzerinde durulan tek şey Kürt ve Türk hal­ kının ilerici parti ve hareketleridir. Umut ediyorum ki. gençler. Onları işbaşına geti­ renler çok kısa sürede Türklerin ve Kürtlerin ortak ülkesinin eko­ nomisini alt üst etmekten çekinmeyeceklerdir.

U çakta. Bunun üzerine Mıhemed: — Üzülme. dedi. Keyo’dan adresleri almayı unuttuk. havaalanından eve telefon açar. Havaalanında eve telefon açarak. Charles De Gaulle havaalanına yetiştikten sonra aklıma geldi. Bunun üzerine kadın beni po­ lislerin yanına götürerek. Ben ise. birlikte havaalanından çıktık. Geç olmuştu. Cecil. “Ne yazık ki evden çıkarken. Sonradan öyle olmadığını gördüm. 18 M art 1 9 8 2 ’de Fransa’nın başkenti Paris’e gittim. beni polislere teslim ederek gitti. Evdo. havaalanında olduklarını ancak beni bu­ lamadıklarını söylüyordu. Arkadaşlarla sözleş­ memize göre Evdo arkadaş havaalanına gelerek. Kimse karşılamaya gelmemişti. Ben ken­ disini tanımıyordum. Fransa’daki arkadaş­ ların adresini üzerime almaya unuttum . Biraz yorgunluğumu aldım. H abire bana. Evdo ve arkadaşlarının beni karşı­ lamaya gelmediklerini düşünüyordum. Gidiş ve dönüş uçak biletimi kesmişlerdi. Cecil isimli isveçli bir bayan vardı. M ıhemed’e yolda. Ancak Evdo ile karşılaşam adık. ancak evin telefonu üzerimde olmadığı için Keyo’yu arayamadım.F r a n s a ’ ya G i d i ş i m Fransa ve Belçika’daki Kürt arkadaşların Nevvroz şenliğine da­ veti üzerine. beni karşılaya­ caktı. tanıdığın biri var mı? — Fransa’da epey tanıdığım var. yeminle. dedim. Ancak polisler Arapça veya Kürtçe. Kürtçe veya Arapça bilen 388 .” dedim. üzerimde hiç adres olmadan Paris’e uçtum. “Ben taşıyayım . ben ise Fransızca bilmiyorum. bir çare bulmaları için beni onlara tes­ lim etti. Ancak o beni tanımıştı.” dedi. Çantamı bile taşıya­ mayacak kadar yorgun olduğumu görmüştü. Aslan gibi bir kadın olan Cecil önümde. Çaresiz. Ancak adreslerini bilmiyo­ rum. Beni karşılamaya geleceklerdi. kendile­ rinden ne istediğimi soruyorlar. Keyo’dan Fran­ sa’daki arkadaşların adreslerini alırız. Bunun üzerine çan ­ tamı elimden alarak. Cecil bana dönerek sordu: — Evine gideceğin. Evden Mıhemed Kamil adlı arkadaşımla havaalanına gitmek üzere yola çıktım .

Ç ok yorulmuştum. daha biz ayrılmadan polisin telefon ahizesi­ ni uzatarak telefondaki kişiyle konuşmamı istemesiydi. seni tanıyacak bir Kürt bulabilirim . Arap. Ben kalkınca adam çantam ı alarak önüme düştü. Oturduğumuz yerin hemen hasta­ ne kapısı olduğunu bilmiyordum. dedi. Ayakta zorlukla du­ rabiliyordum . polise döndüm: — Siz beni öldürtmek veya yakalatm ak mı istiyorsunuz? ' Daha sonra genç Arap’la birlikte aşağı inerek. Onun ara­ cılığıyla anlaşıyorduk. Çantam ı Cezayirli mi. Hemşire bir müddet sonra geri dönerek. Dış kapının önüne indik. kalbim i dinlemeye. Suriye Konsolosluğundan birinin kendilerinden ne istediğimi sorduklarını işittim. Ç abucak telefonu bırakarak. Y a ­ rım saat sonra bir başka polis gelerek. dedi. bana dönerek: — Peşime düş. Konsolosluk görevlisi kızarak: — Burası Suriye Konsolosluğu. 389 . Hemşire bana dönerek: — Kanını aldık. Ancak bir tek K ürt bulamadık. Ancak ilginç olan. dedi. Telefonla birçok yeri aradı­ lar. kanımı almaya baş­ ladılar. Ancak beni tanıyan bir tek Kürt ile iletişim kuramadılar. seni oraya götürebiliriz. dedi. Aralarında Arap kökenli bir hemşire de vardı. dedim. Yolda bir müddet oturduk. dedim. — Hadi benimle gel. sana nereden Kürtçe tercüman bulalım. Arap zile basınca iki genç geldi ve kısa bir Fransızca konuşmadan sonra beni içeriye aldılar. yürümeye baş­ ladık. M axripli mi olduğunu anım­ samadığım bir Arap’ın eline vererek. Ben de Arapça: — Kürtçe bir tercüman istiyorum. Genç Arap birkaç çayevi ve lokantaya beni götürdü. — İstersen çıkabilirsin. Ahizeyi elime aldığımda. dedi. iyileşinceye kadar seni bırakm ayız.bir tercüman istediğimi söylüyordum. herhangi bir hastalığın yok. Bunun üzerine yol arkadaşım a dönerek: — Artık yürüyecek halim kalmadı. — Bu gece yarısı nereye gidebilirim? — Nereye istersen. bizden ayrıldı. Beni küçük bir odaya koyarak. Eğer bir hastalık ile karşılaşırsak.

beni İsveç Konsolosluğu’na götürdü­ ler. dedi. Kağıdı verir vemez: — işte evinin telefonu kağıdın üzerinde yazılı. Ancak Evdo ile arkadaşlarına küfretmekten de geri kalmıyordum. evinin adresi üzerinde mi? diye sordu. Ama biz karşılaşamadık herhalde. Tam olarak bilmiyorum. T ekrar. Herkes orada toplanmıştı. evime dönerim. rahatlatmaya çalışıyordu: — Hele ceplerini bir daha karıştır. Kapıdan girince bir yandan bana atılarak. Geceye katılm ak zorunda değilim . “ Şu daktiloyla ya­ zılmış kağıdı bana ver.” dedim. Cüzdanımı çıkarır çıkarm az. Kendisi mutlaka gelmiş­ tir. — Evdo’ya küfretmeni istemiyorum. dedim. içimden. dedim. kendisi gelip seni Kendal’ın kızkardeşi Nezhe’nin evine götürecek. Ihsan: — iyi. — Evdo’nun cezası zaten ağırdır. Bir otom obil çağırarak. 390 . Bir yandan da Evdo’ya saldırıyorlardı. Çok geçmeden Aziz geldi ve beni Nezhe’nin evine götürdü. — Aziz (Iran Kürtlerinin sorumlusu) arkadaşa telefon açtım . senin dediğin gibi olsun. îhsan’ın sesi karşımdaydı. Yanına götürüldü­ ğüm kişi. Bir yandan da beni teskin etmeye. Ama beni. Evdo bana yeni bir bilet a l­ mak zorunda. Ahizeyi elime aldım. Biz sonra Evdo’nun cezasını veririz. bana dönerek. Evdo ile arkadaşlarına bir sürü laf saydıktan sonra. Belki bulur­ sun.” dedi.” diyordum. “Üzerine iyice bak. bir miktar param ve üstümdeki kağıtların tümü kayboldu. “ Üzerimde. dedi. bana alabildiğine değer verdi. evdekilerle konuş. Daha bana bu sözleri söylerken: — Buyur. Bunun üzerine kendisine cevap vererek. Ihsan. Konsolosun veya bir diğer Konsolosluk çalışanının yanına götürdüler. elimi-yüzümü öpmeye başladılar. adres ben­ zeri bir şey y ok.— Beni İsveç Konsoiosluğu’na götürün. Ancak Kendal. Biletim. İçim rahatlam ıştı. Benim kaybolmamı konuşuyorlardı. “ Hiç olmadı.” diyerek beni yanıtladı.” dedi. dedi. “ Karışmayın. Evime gelmiş veya Kürdistan Konsolosluğu’ndanymışmı gibi seviniyordum.

” dediler. Durduğu­ muz yerde ağaçtan bir masa ile etrafında yine ağaçtan yapılmış oturaklar vardı. Fransa’da kayboluş hikâyemi burada bitirdik ve sohbete baş­ ladık. Evdo’nun otom obili­ ne binerek. param. Yolda bu türden güzel dinlenme yerleri gördükçe 391 . — Cüzdanım. Bu­ nun üzerine herkes. “Aferin C ecil’e. Kendal: — Evdo. her şeyi şaşırabilirsin. Aslan gibi kadın. Evdekilerin tümü güldü. Evdo bana döne­ rek. ben. Böylece iki katida izler. onu övüyordum: — Bu kadın benim yaşamımda önemli bir yeri haketmiştir. Cezam neyse çekerim. “ Hele biraz yorgunluğunuzu alın.Daha laf ağzımızdayken. biletim ve gecede okum ak için hazırladı­ ğım tüm notlarım kayboldu. Yem ek de yersiniz. Kayboluş öykümü onlara anlattıktan sonra. Ancak ben C ecil’i savunuyor. Kurtulamazsın. Fransa devleti sular içinde güzel bir dinlenme ye­ ri yapmıştı. Evdo yolda bir ara durarak. N orm aldir. vallahi cezan ağırdır. — Babo. dönüş biletimi karşılamak zorundasın. Çaresiz.” dedi. Ancak bir türlü onu göremedim. zaten İsveçli kadını görünce bizi unutmuşsun. Yeminle konuşuyordu: — Daha uçak inmeden iki saat önce alandaydım. A ncak Cecil ile ilgili olarak benimle şakalaşmaya devam ediyorlardı: — Öyle güzel bir kızla birlikte olursan. Görsen de tanım azlıktan gelirdin. meyvelerimizi de yedik ve yola koyulduk. Evdo içeri girdi. Fransa’da düzenlenen Newroz gecelerinin birini Paris’te. Şeyda’yı daha rahat görebilir­ dim. — Başım gözüm üstüne. Belçika Gecesi Fransa’daki iki geceyi bitirdikten sonra. Üst katta du­ ruyordum. — Başım üstüne Şeyda. eşi Zino ve çocuklarıyla birlikte Belçika’ya geç­ tik. Evdo yolları iyi biliyordu. diğe­ rini ise bir başka şehirde yaptık. Yemeğimizi yedikten sonra.

kızım Gulperi’ye de hediye olarak bir saat aldı. dedim. Gecenin ertesi günü. Öyle sanıyorum ki onlar hastanede kaybolmuşlardı. . Evdo ile birlikte Fransa’ya geri döndük. 3 0 M art 19 82 392 . Kendisine ayrıca te­ şekkür ederim. imad adlı Suriyeli genç bir Kürt vardı. biraz dinlendikten sonra yola devam ediyorduk. 6 -7 yaşlarında iki kızı vardı. Bunlar da birer konuşma yaptılar. Fransa ve Belçika’daki arkadaşlara da ayrıca çok teşekkür ede­ rim. Çünkü bu yazımı Stokholm ’e döndükten sonra yazdım. Çocuklar. Birlikte havaalanına geldik. Bu gezimdeki herkesten çok hoşnut kaldım. Belçika’daki Nevvroz gecesi çok güzel geçti. sabah anneleriyle birlikte yanıma geldiler: — Şeyda. Eğer yanılmıyorsam. Ispanyol grubu­ nun yanı sıra Asuri.duruyor. Kurdoev gibi ünlü bir Kürdün Kürtçe-Rusça sözlü­ ğünü yaptığı için çok büyük değer veriyordum. Biletimi para ödemeden yeniden ala­ bildi. Gulperi ile annesine bir m iktar parfüm de aldı. Ancak paranı ve notlarım bulunamadı. C e g e r x vvîn S t o k h o i m . Nezhe’de Gulperi ile annesine bir m iktar parfüm almıştı. Her ikisini öptükten sonra: — Anneleri gibi yurtsever ve hümanist olmalarını temenni ede­ rim. Süryani ve Ermeni temsilcileri de geceye ka­ tılmıştı. Evdo. Çok geçmeden Belçika sınırından içeri girdik. bana verdiği 2 5 0 Fransız Frank’ının yanı sıra. Hep­ sine ayrı ayrı teşekkür ederim. değerli Kürt kadını Pervin Cem il’in evine konuk o l­ dum. O da benimle ilgili güzel bir m akale yazmıştı. Dernek başkanı Pervin Cemil Paşa tüm konuşmalarımızı Fransızca’ya çeviriyordu. çocuklarım da seni tanımak istiyorlar. Kendal’a. Eğer bir eksiğim de varsa kimse kusuruma bakınasın. O da Belçikalı bir erkekle evlenmişti. Akşamı.

adeta tarihe gözcülük ediyorlardı. Çünkü Helsinki’yi gezemedim. Leningrad şehri. 16 kat üzerine kurulmuştu. Leningrad havaalanına saat dörtbuçuk gibi yetişmiştik. Yüksek bi­ nalar. Q anate Kurdo (Kurdoev) ile değerli arkadaşlarının karşılamaya geldiklerini gördüm. büyük resim ve heykeller. Ancak Helsinki. Eğer bir mihmandar olm asa. Elbet Helsinki ile ilgili gözlemlerim. yazı masasının önünde de bir saldalye vardı.. yetersizdir inancındayım . Banyosunda gerekli her şey bulunu­ yordu. Büyük bir otel­ di. Yenisi ve eskisiyle şehre bir güzellik katmıştılar. otelde kaybol­ mamak işten bile değil. eskinin ve yeninin. Aynı şekilde. Sovyet halklarının emeğini de bunlarla görmek mümkündü. Her üç ül­ kenin durumundan Avrupa ülkelerinin ne kadar ileri olduğunu anlam ak mümkündü. H er üç alan da güzel ve yeniydi.L en in g r ad ’a Gidişim Finlandiya havayollarına ait bir uçakla 1 7 Ekim 1 9 8 2 ’de Stokholm’den yola çıktık. Belki de az söylüyorum. Eski ve yeni birlikte. Prof. bunların tümünden de gü­ zeldi. Her ikisinin. En çok M arx ile Lenin’in Sovyet Komünist Partisi tarafından Devrim M eydanı’ııa (Kızıl M eydan) dikilen heykelle393 . H avaalanında iner inmez. Gezenlerin gözünü dolduruyorlardı. nişan­ lar. bu güzellikte payı vardı. Ben ve arkadaşım . Sanki üç ülkenin havaalanları birbirinin aynıymış gibi geliyor­ du bana. Saat iki gibi Finlandiya’nın başkentf Helsin­ ki’ye ulaştık. geniş ve uzun caddeler. Yaklaşık 2 0 yemek ve oturma sa­ lonu vardı. Moderndiler. Y er halılarla döşenmişti. Televizyon ve radyo da vardı. Odamızda iki yatak ve iki sandalyenin yanı sıra. sadece havaala­ nından izleyebildim. Çoğu kez odamı bulmakta zorlanıyordum. sanki. Rusya’nın tarihsel güzelliğini de gözler önüne seriyordu. bir gezi sonrasın­ da oluşm am ıştı. Leningrad’la ilgili ne kadar yazarsam yazayım. kızıllara döşenmiş semboller. Saat ikibuçukta H esinki’den ayrıldık. Bunları yapan in­ sanların ustalığına hayret etmemek mümkün değildi.. yemek ve oturma salonları daha fazla olabilir. on üçüncü katta bir nolu odadaydık. Çok geç­ meden büyük bir otobüsle otellerden birine gittik.

köylü ve emekçile­ rin önderi Lenin sayesindeydi. Bıı güzellikleri seyre­ den her konuğun ağzı açık kalıyordu ve diyecek söz bulam ıyorlar­ dı. Sanırım Batı Avru­ pa’nın bu güzelliklere kavuşması için daha çok zaman gerek. Lenin’in gençleri onun bıraktığı ese­ ri daha da ileriye götürmüştü. Bu ise Lenin adı veri­ len bu güzel şehri daha da güzelleştiriyordu. Ba­ tı Avrupa’da her ne kadar dem okratikleşm e yönünde ciddi adım­ lar atılmışsa da. devletteki gelişmeler. Yemek yediğimiz her yerde çalı­ şanlar büyük bir saygıyla ve güler yüzle hizmetimizi görüyorlardı. Daha yukarılarda su kanalları görüyorduk. tüm Sovyefler büyük bir gelişme katetmişti. Çünkü B atı’nın adımları devrimci bir inançla atılmıyor. diyebilirim. Bu köprüler şehrin yakalarını birbirine bağlıyor. Meydanı gezenler. Tüm tarlalar bunlarla sulanıyordu. tüm Sovyet ülkesini baştan başa güzelleştirmişti. Çünkü bunlar hemen tüm Avrupa ülkelerinde aynıdır: T e ­ miz ve düzenli. Lenin’in öğrencilerinin yarattığı güzelliklerdi. Niva ır­ mağının Leningrad sakinlerine birçok yarar sağladığı şiiphe götür­ mez. bu kocaman heykellerin önünde resim çektiriyorlardı. Niva ırmağının suları birkaç koldan Leningrad şehrini kesiyor ve içinden geçip gidiyordu. Bu heykellerin tümü şehrin güzelliğine güzellik katmıştı. Lening­ rad’ın birçok yerini kızıllarla süslemişlerdi. bunlar Sovyetler’e ulaşmaları için yeterli değil. Ancak masalardaki yemeklerin güzelliğini fazla övmek istem iyo­ rum. Bolşevik Partisi bu güzelliklere birçok şey katmıştı. Artık kimse bir diğerinin sol 394 . Birkaç göçer köyü ile dağlardaki köyler dışında. devrimci işçi. Ayın 1 9 ’unda biz konuklan bir kez daha otobüs­ lerle şehrin içinde gezdirdiler. M ele Xelile Serti’nin Müsliimanlar için dediklerini çoktan terk etmişlerdi. Aynı şekilde ünlü Rus şairi Puşkin’in heykeli de bu meydanda azametli bir yere sahipti. Şehir. Bu kanallar Sovyetler’in her tarafında vardı. Sovyetler’deki Bolşevik Partisi’nin.rinden etkilendim. M arx ile Lenin’in düşünceleri eminim bir tek Leningrad şehri­ ni değil. Bu ırmağın üzerinde birkaç güzel köp­ rü de var. Bir başka yercîe bize yemek verdiler. Bu. Bir kez daha söy­ lemeliyim: Leningrad şehrinin güzelliği. diğer Batı Avrupa şehirleri gi­ bi eski tarihi yapıların güzelliği ile donanmıştı.. Büyük bir otobüsle bizi Leningrad şehrinde gezdirdiler..

yanına oturm ak için çaba harcamıyordu. sanki hemen duvarın ardına ekil­ mişler gibiydi. Öyle güzel ve canlı bağ ve bostan resimleri vardı ki. 395 . Görmeyenlerin inanaca­ ğını sanmıyorum. Daha önce de dediğim gibi. Mele Xelil Serti’nin yazdıkları. Ama izleyicilerin birkaç bin kişiden az olmadığı açıktı. Çünkü yeni görenekler türedi. Operetler iki öy­ küyü sahneleınişlerdi. bıçak ve ta­ baklar masaların üzerindeydi. O pera’nın gelişiminde yakala­ nan trend bir yana. Gerçek gibi duruyorlardı. gerek yo k y ık a m a y ın !” Doğrusu. Ç atal. Çünkü ne dersem az kalır. kaşık. Doğrusu. Ancak bugün kimsenin onu dinleyeceğini sanmıyo­ rum. bu binanın güzelliğini yazmaya bile kalemler yetmez. bu güzelliği daha fazla övemem. Ekim Devrim i’ııden sonra Komünist yöneticilerin bu altınları çıkararak yerine altın suyuna batırılmış madenlerin kullanıldığını söylediler. solu nu za y atırın ! Y e m e k te n k a lk ın ca ellerinizi y ık ay ın ! K a şık la yed iniz ise. Sahnenin iki yanında da izleyiciler için yer vardı. Sevgiyi bir masal gibi işleyerek bize anlattı­ lar. Sovyetler Birliği Operası Bildiğim kadarıyla opera binası Rus Çarı döneminde yapılmış. Sahnenin gerisinde yeşillikler çizilmişti. Kaç insanın operayı izlemeye geldiğini net olarak bilm i­ yorum. Kimse. Çünkü binanın birçok yerinde altın işlemeler vardı. M ele X elil’in sözünü dinlemiyordu: “ Li ser zad e rû ne bi cerz û ed eb! P iye raste ra k e û razene çep ! J i ser zad e ra b e tu d estan b işo ! E g er k o bi k ev çik b ix u y . Bugün artık kaşıkla bile yesek ellerimizi yıkıyoruz. zamanında Müslüm anlar için büyük bir ilerlemeydi. dişlerimizi fırçalıyoruz. D oktorların dediklerinden pek farklı değildi. q c t m e ş o !” “ Usul ve ed eb iyle yem eğe o tu ru n ! S ağ k olu n u zu k a ld ırın . Ancak mih­ m andarlarım ız. Herkes sandalyelerde oturarak ye­ meğini yiyordu.

A rala­ rında iki Sovyet kadın vardı. Müzede birçok değerli resim ve tarihi eser vardı. En önemlisi ise bunların tümü tarihiydi ve bunlar aracılığıyla geçmişi öğrenmek mümkün­ dü. Doğrusu bizim için çok güzel bir kahvaltı hazırlanmıştı. Gidiş-geliş için Sovyet yöneticileri­ nin ona bir otom obil tahsis etmesi gerekiyordu. Değerli insan. Zere adlı bir Kürt kızı ise M ukriyani lehçesi üzerine çalışıyordu. Rus Müzesine Gezi Aynı gün otobüslerle Rus Antik M üzesi’ne de gittik.Kurdoev ve Ordixaııe Çelil ise Kurmanci lehçesi üzerine çalışıyorlardı. Tümü de Kürt dili üzerine çalışıyorlardı. M asaya hep birlikte oturduk. Doğrusu gözlerimle görme şansını yakaladığım bu şeyleri k a ­ lemimle yazarken çok zorlanıyorum. görülmeye değerdi. Anlaşılan Kurdoev’in maddi durumu o kadar kötü de­ ğildi. Ancak K urdo­ ev’in evi şehirden çok uzaktı. Doğu Dilleri A ra ş t ı r m a Enst it üsü K ü r t ç e B ö l ü m ü ’ nde Burada birkaç Kiirt ve diğer Sovyet halklarından olan kadın ve erkeğe rastladık.. Ö te yandan Cemşit Heyderi tie So­ ranca lehçesi üzerine çalışıyordu. Kordoev ve değerli eşi. Hem çok çeşit ve hem de çok güzel. Bu örnekten de belli ki. Sovyetler Birliği Doğu Dilleri Araştırma Enstitüsii’nde. Ken­ di kendime hayıflanıyordum: “Biz ne zaman bu olanakları yaka­ layabiliriz? Ne zaman bizim ülkemiz bu olanaklara kavuşur?” 396 . yalnızca Sovyetler Birliği devleti Kürt halkını ve Kiirdistan’ı unutmamış. Birçok çeşit vardı masada. Her tadı masada görmek mümkündü.K u r d o e v ’ in E v i n d e Bugün sabah kahvaltımızı Kurdoev arkadaşın evinde yaptık. Otom obil almayı da kendi istemiyormuş. Bunu dillendirin­ ce Kurdoev’in yeni bir villa inşa ettiğini ve orada yaşayacağını söylediler. bizleri çok iyi karşıladılar. Lenin’in başkentinde Kürtçe ile ilgili bir bölümün olması beni çok sevindirmişti. Ancak dünya proleterlerinin önderi Lenin’in asılı olan büyük posteri. Doğrusu. Bunlar Rus halkı ile Sov­ yet devletinin değerini gösteriyorlardı..

N azilerin am açlarına ulaşm alarını engellediler. birikimli ve inançlıydılar. kadın-erkek tüm herkes hem sosyal ve ekonom ik hem de insani bakımdan epeyce ilerlemişlerdi. îyi niyetli olm ak tüm Sovyet halklarının ortak özelliği­ dir. tümü yurtse­ ver ve M arksistti. gümüş. gelişmemi­ zi istemiyorlar. Ülkemizin yeraltı ve yerüstü zen­ ginlikleri bunları gerçekleştirmemize m üsaittir. Sovyet halklarının tarihinden de anlaşıldığı gibi. Petrol. hümanist ve sevimlidirler. onların özgür olm alarını ve am açlarına ulaşmalarını istiyorlardı. ül­ kelerine saldıran düşmanları ölümüne ve fedakârca mücadele ede­ rek ülkeden çıkardı. alabildiğine saygılı davranıyor­ lardı. yetenekli. Sovyetler epeyce gelişmiş. Buna rağmen. Bu nedenle zaman za­ man şovenist ve gerici devletler tarafından kandırılabiliyorlar. An­ cak bu durumu onlar için büyük bir eksiklik olarak görmek ge­ rekm iyor. Ülkelerini ölümüne koruyan bu kahraman­ lar. Ancak düşmanlarımız bunları kullanmamıza fırsat vermiyor. Kürt halkı da kısa zamanda önemli başarılar sağlar ve bu olanaklara kavuşur. Her halkı seviyor. Ölümü göze alır ancak ülkelerini düşmana satm azlardı. sade. Güleryüzlü ve sevimliydiler. H er halkın özgürlüğünü savunuyor ve bir atom savaşını kesinlik­ le istemiyorlardı. aynı zamanda Sovyet halklarını faşist Almanların zulmünden de korudu. Demokrat ve ileri­ ci bir Kürdistan oluşturmak işten bile değil. Sov­ yet halklarının birbirleriyle sorunları yoktu. Çünkü tersi durumda Sovyetler’in gelişmesi önlenemez ve bu du­ 397 . ellerinden tutuyorlardı.Umut ediyorum ki. Çünkü iyi niyetli insanlar daima kandırılmaya mah­ kûmdur. Bizimle birlikte yemeğe oturuyor. Sovyet Vatandaşları Sovyetler’de yaşayanlar. altın. Dar günlerinde canlarını feda etmekten çekin­ meyen bu insanlar. su ülkemizin dört bir yanındaki zenginliği oluşturuyor. hatta otobüsün şoförü bile otobüse binmek isteyen yaşlılara yardım ediyor. bunu kaldıramayan emperyalistler ise bir atom savaşı çıkararak bu gelişmeyi yok etmek istiyorlar. Bu insanlar. Rehberimiz. Bu nedenle sadelikleri onlara zaman zaman zarar vermiyor değil.

Bu isteğimin gerçekleştiğini görmek beni se­ vindiriyor. Kürt gençleri mutlaka okuyacak ve başarılı olacaklardır. Bu hediyeleri nede­ niyle toplantıya katılan genç-yaşlı. Türk ve Acem k o­ münist partileri ile dostluğunu geliştirir. tüm insanları yok ederek dünyayı da ay gibi yaşamın olmadığı bir çöle dönüştürmek istiyorlar. eşi. kadın-erkek tüm katılım cılara teşekkür ederim. “ Düşmanımı karnı­ ma yerleştireyim ki onu yokedebileyim . başarılı öğrencilere ödüllerini verdi. Her za­ 398 . Daha sonra birlikte halay tut­ tuk. Hep birlikte bu komünist partilerle Türkiye. O rdixane Çelil de bizi evine misafir etti. Ö te yandan Kürt ka­ dınları özgür olmalı ve her alanda erkeklerle eşit haklara sahip o l­ malıdırlar. Konuşmacıların birçoğu benim seksen yıllık mücadelemi katılım cılara anlatıyor.” diyor. Kürdistan’daki tüm azınlıkların hakları tanınm alı. Iran. Burjuvazi. kadınerkek çok güzel bir gece geçirdik. uzun yıllardan beri isteğim budur.rum tüm dünya burjuvazisini tehdit eder ve onlar artık hiçbir ye­ re saldıramaz. Leningrad gezimizde. Gençler de konuşmalarında beni övüyorlardı. Kendisi. Irak ve Suriye’de bir cephe oluşturmalıyız. Kurdoev. Kurdoev’inkinden eksik kal­ mıyordu. Bir diğer nokta ise şudur ki. Eskilerin deyimiyle. diğer tüm arka­ daşlar ile Eyyubi. övüyorlardı. Bu gecenin sonlarına doğru ben de katılım cılara bir konuşma yaptım: “Tüm ilerici parti ve haraketierimizin programlarında tek bir amaç ön plana çıkarılm ıştır: ilerici ve demokratik bir ülkede öz­ gürce yaşamak istiyoruz. Kürtler her zaman Sovyetler ile dost­ luk ilişkileri içinde olur. Bir diğeri ise ayrılığın önüne geçmektir. Tüm Kürtler ellerini birbirine uzatmalı ve tüm Kürdistan’ın özgürlüğü için ç a ­ lışmalıdır. Genç-yaşlı. O rdixan ile birlikte Kürt gençlerinin düzenlediği bir toplantıya katılm ak üzere ayrıldık. Kadınlar özgür olm adıkça toplumun zincirlerinden kurtulması mümkün değildir. O rdixane Celil’in evinde verilen yemekler. Heyderi ve Zere de toplantıya katılmışlardı. hep birlikte düşmanın yüzüne bir tokat gibi inerler. Emperyalistler. değerli eşi ve çocukları bize çok iyi davrandılar. Kurdoev. Umut ederim ki. aynı zamanda Arap. O rdixan ise gençler adına değerli bir hediyeyi bana sundu. onlar da özgürce yaşam alıdırlar. Toplantıda birçok şey konuşuldu.

D oktor Yusıf ve birkaç arkadaş beni otom obil ile gezdirdiler. İlk gece beni Zekiye’nin evinde konuk ettiler. Havaalanına geldiğimizde. Dediklerine göre. sadece bu bölüm­ deki izlenimlerimi yazabileceğim. An­ cak H am burg’taki devrimci işçi ve öğrencilerden de ayrılamıyo­ rum. Çaresiz. Ö te yandan hep birlikte bir atom savaşına karşı çık­ malı. Birkaç gün sonra ise Mustefa 399 . Herkesle birer birer öpüştükten sonra Lenin’in başken­ tinden ayrılarak güzel ülkemiz İsveç’in başkenti Srokholm’e geldik. sivil halkın bas­ kı altına alınm asını engellemeliyiz. Cegerxwîn L e n i n g r a d . Böylece Sovyetier’deki tüm değişimi görür ve onların yaptı­ ğı tüm güzellikleri yazabilirdim. Daha sonra gemi ile gezimize devam ettik. savaşı engellemek için elimizden geleni yapmalıyız. Leningrad dışına çıkam adım . Ancak bu fırsat ne yazık ki elime geçmedi. 2 8 E k im 1 98 2 ■ A l m a n y a ’ ya B a z ı G i d i ş l e r i m d e n İzlenimler (Ne yazık ki bu yazımın bazı sayfalarını kaybetmişim ve not­ larım üçüncü sayfadan başlıyor. Korkarım ki onu am eliyat ederler ve ben ya­ nında olam am . Ama sonraki gece arkadaşlar beni Dersindi Nazmi Efendi’nin evine götürdüler. insanlığın düşmanlarına karşı durmalıyız. D oktor sevimli ve aydın biriydi. safra kesesinde taşlar oluşmuş ya da safra kesesi taşlaşmış. eşi ve kızkardeşi N ebahat beni çok iyi ağırladılar. Birçok arkadaş beni görmeye geliyordu. Nazmi. K eyo’nun annesi ay­ rıldığımda hastaydı. O nları bırakıp Stokholm ’e gitm ek de istemiyorum. Şu an H am burg’tayım ve evi özlemişim. Yanında olm ayı çok istiyordum.) Ev sahibi iyi ve misafirperver biriydi. tüm dostlarımız bizi yolculamaya gelmişlerdi. Birkaç gece boyunca onun misafiri oldum.man ezilen halkların dostu olm alı. Ayrıca başka ülkelerin işgal edilmesine de karşı çıkm alı. 2 6 M art günü Ham burg’tan Bremen’e geçtik.” K ı s a B i r N o t : Doğrusu tüm Sovyetleri gezmeyi istiyor­ dum.

Ertesi gün. eşi ve kızkardeşi de. Genç-yaşlı. N ehir. Doğrusu bu evi görünce çok umudandım. Saat 6 ’ya doğru Batı Berlin’e gitmek üzere yola çıktım . Onlara nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. çoluk-çocuk eski ve yüksek bir evde oturuyorlardı. Kom karlı arkadaş­ lar havaalanında beni karşıladılar. Ne yazık ki eşi ile kızkardeşinin adlarını unuttuğum için.Bingoli’nin evine konuk oldum. 5 Nisan günü M u stafa’nın otom obili ile Duisburg’a geçtik. Hesen ve eşi. S N isa n 1 9 8 0 Saat 2’ye 2 0 kala Ham burg şehrine indim. 400 . Bana da çok iyi davranıyorlar. X a ç o . Hesen Şahin Dersimli bir Alevi Kürdiiydü. Bu ne­ hir gözlerime Fırat nehri kadar güzel göründü. Gecemiz barış içinde tamamlandı. Görünen o ki Evdıla kardeşlerin büyüğü. M ustafa. Beko arkadaşın çab a­ larıyla gece olaysız son buldu. Duisburg Kürtlerinin Ncvvroz’unu o gece kutladık. kızınınki ise Şevin idi. Onları çok sevmiştim. bü­ yük ve tarihi bir şehirdir. X a ço ve Beko arkadaşlar geceye Frank­ furt’tan gelmişlerdi. Evdıllalar. Küçük bir oğlu ve kızı vardı. Sabah Nürnberg’e geçeceğimizi ve oradaki Nevvroz şenliğine katılacağımızı sanıyorum. C e g e r x wî n F ra n k fu rt. kadın-erkek tüm Alm an­ lar. Beko ve Sertaç ile birlikte Frankfurt’a geçtik. Gecede bazı karışıklıkların olmasından çeki­ niyordum. Şu anda Evdıla’nın evindeyim. Ancak hiçbir karışıklık olmadı. Beni Hesen Şahin’in evine götür­ düler. Duisburg. kavgasız gü­ rültüsüz geçiniyorlar. bu nehrin yanında eğleniyorlar. Oğlunun isnu H ejar. iki kızı ve iki oğlu ile Ehmed isimli yeğenleri beni çok iyi ağırlıyorlardı. Bu ırmağın etrafı bahar ve yaz aylarında piknik yapanlarla doluyor. beni çok iyi ağırlıyorlardı. Arkadaşlar önceden biletimi hazırlam ış­ lardı. İner inmez beni Dernek başkanının evine götürdüler. Ünlü Ren Nehri N üm berg şehrinin ortasından geçiyor. Sorumlu arkadaştan tutun tümüne kadar herkes beni karşıla­ mak üzere havaalanına gelmişti. şehrin için­ de iki kola ayrılıyordu. yazamıyorum. Birkaç gün üst üs­ te onun misafiri oldum. Üç kardeş aynı evde.

Ama Beko’nun Kom kar adına yaptığı konuşma. ö t e adlı bir başka Alman kızı da Kürt danışmanıydı. bana hizmet etmek istiyorlardı. doğrusu çok yerinde ve güzeldi. Al­ man kızın biri Kürtçe bazı marşlar ve türküler okudu. Almanya’daki tüm K ürtler arasında tanınıyorlardı. Arap ve Acem ilericilerinin birliğini sa­ vunuyor. Kürtlerin birliğini savunan bu konuşmaya hep birlikte se­ vindik. Berlin şehri epeyce büyüktü. yabancılara danışman­ lık yapan Alman kadınlarını gözleyen bir grubun üyesiydi. birliğin sağlanması için her türlü fedakârlığı yapmaya hazır olduklarını söylüyordu. beni çok sevindiriyordu. Doğrusu korkunçtu. K om kar’ın adının her okunuşunda. bir Kürt gencine danışmanlık yapıyordu. alkışladık. Diyebilirim ki Kürt Alevileri çok önemli gelişmeler kaydetmişler ve kaydetmeye de devam ediyor­ lar. Doğrusu bu tab­ lo beni çok sevindiriyordu.Yılbaşı gecesini hep birlikte çok iyi geçirdik. Aydın ve ilericilerin asıldıkları yeri görm ek. Bu gece boyunca birçok güzel söz söylendi. aydın ve yurtsever etrafımda toplanı­ yor. Tüm Avrupa yerleşimi. Birçok genç. bizleri üzmüştü. K om kar’la çalışıyorlardı. Tüm adımlarını birliği geliştirmek için atıyorlardı. eski Alm anya’nın büyüklüğü hakkında da bize fikir veriyordu. R ojin . Ki bu kızın yüzünden Germen ırkının güzelliği okunuyordu. Kürt ilericilerinin. Her ikisi de bilinçliydi ve yurtse­ verliklerinin farkındaydılar. Birkaç gün sonra Berlin’i hep birlikte gezdik. yurtsever içerikli konuşm alar yapıldı. Tüm Kürt kadınlarının bu özgürlüğe ulaşmalarını ve bu kadar serbest olm alarını istiyordum. bina ya­ 401 . H itler’in ateşler saçan konuşmasının yapıldığı parla­ m ento binası. Her iki­ si de Kürt yurtsever hareketine destek veriyorlardı. O te’nin adını değiştirerek ona R ojin adını taktım . katıldığım gecenin onur konuğuydum. H itler’in düşmanlarını attığı ve etrafı geçmişte su olan zindanı da gezdik. şimdi müze olmuş. onları görünce daha da seviniyordum. Ben. Bu Al­ man kızı. alkışlar yeri göğü inleti­ yordu. Ö te yandan birkaç Suriyeli Kürt genci vardı ki. Ö te yandan Bremen’de ekonom i okuyan Dersimli Alevilerden Zekiye ve Gule de. Bu. Duygu yüklü. Türk. O nlar arasında kadınların özgür olduğunu görmek. Birçok tarihi ye­ ri gördük. Birlikte halaylar oynadık.

Ren N ehri’nin etrafı-. Ancak uçakta yer yoktu. Genç-yaşlı.pıları birbirine çok benziyordu. iyi ve konuksever insanlardı. bu nehrin yanında eğleniyorlar. Ancak Germen ırkının kendini beğenmişliği. çoğu kez kolu­ ma giriyorlar. Bu nehir. Çocukları çok sevimliydi. Onların yurtseverliği beni çok etkilemişti. Gecemiz çok iyi geçti. Nasıl ki bazı Alman kadınla­ rı Kiirtlere danışmanlık yapıyorlardı. Almanların bahar aylarında din­ lendiği yerlerdi. Mahmut ve eşi Elif. Şehrin içinde iki kola ayrılıyordu. Leyla ve Berivan adlı iki kızı evde kalıyorlardı. 16 N isan 1 9 8 0 402 . 12 N isan’da Sertaç arkadaşla birlikte Nürnberg’e geçerek. Onları çok sevmiştim. D oktor Cem al’in misafiri olduk. Her alanda onları görmek mümkündü. D a­ nim arka ve İsveç dışında diğer Avrupa ülkelerini görmüş değilim. sosyalizm ve M arksist görüşler ise daha çok kadınlarda gözleniyordu. Ertesi gün saat 2 ’ye doğru Stokholm’e döndüm. gözlerime Fırat Nehri kadar güzel göründü. Yaklaşık 4 5 dakika sonra Hamburg alanına indik. Doğrusu Almanya’daki Kürdistanlı kadınlar epey çalışkandılar. Bu da Avrupa’nın aynı dönemler­ de şehirleşmeye başladığının kanıtıydı. Çaresiz Frankfurt’a geçerek. Bu ırmağın etrafı bahar ve yaz aylarında pik­ nik yapanlarla doluyor. oradan ertesi gün eve geri döndüm. Beko ve X aço arkadaşlar. Mustafa arkadaş biletimi kesmişti. Çarşam ba günü içinden Ren N ehri’nin geçtiği Nürnberg’e git­ tik. C e g e r x wî n S t o k h o h n . Birçok kadın. Yer yoktu ki katılımcılar otursun. Cibril adlı bir amca çocukları da onlarla kalıyordu. genç ve yaşlı gelmişti. Misafir olarak kaldığım eve bir­ kaç genç kız gelmişti. onlar da Kürtlere her türlü hiz­ meti veriyorlardı. Çabuk yoruluyordum. kadın-erkek tüm Almanlar. Ancak hâlâ Almanya. Frankfurt’ta gezdik. tüm Almanların yüzünden okunuyor. D oktor’un evi şehir dışındaydı. dem okrasi. Bu nedenle bu konuyla ilgili son sözümü söylemem mümkün de­ ğil. Bir kez daha Mahmud arkadaşın misafiri oldum. Birkaç gün boyunca Hamburg’da kaldım. Nürnberg’den eve dönmek istiyordum. D oktor ve eşi ile. bana yardımcı oluyorlardı. Ünlü Ren Nehri Nürnberg şehrinin ortasından geçiyordu. Akşama doğru havaalanına gittik. erkek.

Salon alkıştan inliyordu.B a t ı A l m a n y a ’ d a k i Nevvroz G e c e l e r i B r e m e n G e c e s i : Saat yedi buçuğa doğru uçakla Alman­ ya’nın ünlü şehri Hamburg’a vardım. Buna rağ­ men ayakta kalanlar vardı. Akşama doğru ise N ecdet Mıhem ed arka­ daşın evine misafir oldum. Gece iki gün sonra başladı. Gece alabildiğine büyük bir salonda düzenleniyordu. Brem en gecesi. Gecede ayrıca marşlar okundu. Gecenin düzenleyicisi iki D anim arkalIyd ı. Ben de katılım cılara bir konuşma yaptım. Ne kadar yol gittiğimizi hatırlamıyorum. “Yaşasın K om kar” sloganları hiç eksik olmuyordu. sanırım her ikisi de kom ünistti. Birkaç gün sonra arkadaşlar beni D anim arka’nın başkenti K o­ penhag’a yolculadılar. izleyiciler çok güzel bir gece geçi­ riyorlardı. çok güzel geçti. Konuşmam sırasında bü­ yük bir alkış vardı. H er Kom kar adı okunduğunda salon alkıştan inliyor­ du. Dernekten Eli arkadaşın evine gittik. alkışlar ve sloganlarla inliyor­ du. Kadınların geceye kattığı birçok yenilik vardı. Kopenhag eski ve tarihi bir şehirdir. Uçaktan iner inmez Kazım adlı bir gencin alanda beni beklediğini gördüm. bazıları da el emekleriyle yaptıkları Kürt bayraklarını. Daha sonrasında halay çekildi. “ Yaşasın K om kar” sloganlarıyla iş­ lemişlerdi. Başta Saliha Hanım ol­ mak üzere Bremen’deki tüm arkadaşlara teşekkürü borç biliyorum. “ Yaşasın Ö zgür Kür­ distan” . M ahm ud arkadaş dernek adına konuştu ve daha sonra kendi­ lerine gelen mesajları okudu. Ben de partim adına. H içbir ek­ sikleri yoktu. gecede konuşma yaptım. Birçok şarkı. “ Yaşasın Özgür K ürdistan”. Gecenin düzenleyicilerinden Huseyn. Bazıları Kürt yemeklerini yapmış sergiliyordu. Kopenhag gecesi çok güzel düzenlenmişti. gecede birçok yeniliğe yer vermişti. Bura­ da M ahm ud arkadaş beni dernek binasına götürdü. 403 . semah dönüldü. Ama Dernek başkanı Saliha Hanımın evinin önünde otomobilden indik. türkü ve konuşm aya gecede yer verilmişti. “ Yaşasın N ew roz”. yani Suriye Kürtleri ilerici D em okrat Partisi adına. Salon. Kazım çantalarımı alarak aracının bagajına attı ve Bremen’e doğru yola koyulduk.

Tüm arkadaşlara te­ şekkürü bir borç biliyorum. Birçoğu ayakta kalm ıştı. Ancak bazı nedenlerden do­ layı kongreye katılamadım ve Suriye Kürtleri İlerici D em okrat Partisi adına onlara bir mesaj göndererek. Şıvaıı’ın yarattığı boşluk görülüyordu. ki iki yıl boyunca beni Nevvroz gecelerine konuk ettiler. Geceden sonra Hesen Şahin’in evine geçtim . Ş e x m tı s H e s e n Cegerxwîn 18 N i s a » 1981 404 . Ancak arkadaş­ ların bazı eksikleri nedeniyle Şıvan ve eşi Gülistan geceye geleme­ mişlerdi. Daha gece bitmeden arkadaşlar beni N ecdet M ıhem ed’in evine götürdü. Ancak Şıvan ve eşi gelmeyince. Hesen’ in evi ne kadar yüksek­ te olsa da onlarla olm aktan memnundum. Geceyi düzenleyen arkadaşlardan bir kısmı beni karşılamaya havaalanına gelmişlerdi. Ehmed ve eşi N afiya’nın konukseverliğini unutamam. Ehmed Eliye Şırnaxi’nin evine misafir o l­ dum. Birçok kişi de onlar için geceye katılm ıştı. Ö te yandan Komkarlı arkadaşlara ve Özgürlük Yolu (Kürdistan Sosyalist Partisi) hareketine teşek­ kür etmeyi de bir borç biliyorum. katılım cıların sayısı düşmüştü. Birkaç gün sonra Alm anya’nın eski başkenti Batı Berlin’e geç­ tim. Buna rağmen davetlilere yet­ miyordu. Epeyce bu arka­ daşın evinde kaldım. Daha sonra Abuzer ar­ kadaşın konuğu oldum. Bunlara teşekkürü bir borç biliyorum. Ancak bir müddet sonra bazı nedenler­ den dolayı tekrar Hesen arkadaşın evine dönmek zorunda kal­ dım. ağa ve beylerin zulmünün salonda mahkfım edilmesiydi. Bir­ kaç gün bu arkadaşın evinde misafir kaldım. Gece ne kadar güzel olsa da. Gece afişlerinde Şıvan ile eşi Giilistan’ın geceye katılaca­ ğı yazılıyordu. başka sanatçılar ne kadar katılsa da. Bremen ve Kopenhag gecelerinden eksik kalmıyordu. Zeki ve eşi beni çok iyi ağırladılar. kutladım. Gecenin en güzel yönü ise. Oradan ise Zeki arkadaşın konuğu oldum. Bir keresinde de merkezi yönetimin seçi­ leceği kongrelerine beni davet ettiler. Salonda boş yerler vardı. B e r l i n G e c e s i : Gecenin eksik kalan bir yönü yoktu.Gecenin yapıldığı salon büyüktü. Gecenin sorumlusu yine Huseyn arkadaştı.

Yurtseverlik ve ilericilik adına attığınız adımların başarıya ulaşmasını umut ediyorum. Suriye Kürtleri İlerici D em okrat Partisi Avru­ pa Örgütü adına Nevvroz’unuzu kutluyorum. hepinize onurlu ve özgür bir yaşam diliyorum.N o r v e ç ’e İkinci Gidişim N o r v e ç ’te dü zenlen en g e c e d e yaptığım k o n u şm a : D eğ erli A rk a d a şla r. Arap ve Acem örgütlerinin bir­ likte gericiliğe ve zulme karşı birleşmesi. hep birlikte yaşayacağız. Adımlarınızı hep ileriye atın. Diğer bir dileğimiz ise Kürt kadınları ile Kiirdistan’daki diğer azınlıkların haklarına saygılı olm anız. Bir kez daha bu yılkı Nevvroz’unuzu kutluyor. Bu güzel Nevvroz gecesine katılm aktan onur duydum. 1984 405 . dem okrat ve ilerici T ü rk. Her şeyden önce geceyi düzenleyen arkadaşlara teşekkür ederim. Yaşasın ilerici Kürdistan Partileri ile Örgütlerinin Birliği! Yaşasın Kürtlerin Diğer Dünya İlericileri ve Özgür Devlet­ leri ile Dostluğu! Kahrolsun Sömürgeciler ile Savaş ve Şiddet Yanlıları! Suriye Kürtleri İlerici Dem okrat Partisi Avrupa Örgütü Cegerxwîn O slo / N orv eç. Bu özgür ülkeler­ de. Sevg ili K o n u k la r. sîzlerin destekçiniz ola­ cağız ve sizlerle birlikte olm aktan geri kalmayacağız. Ö te yandan Kürdistan’ın özgürlüğü ve dünya barışı için yürüttüğünüz mücadele­ nin başarıya ulaşmasını ve Kürt birliğinin gerçekleşmesi için yürüttüğünüz çabanın başarıyla sonuçlanmasını da • umut ediyorum. el ele vermesi tek dileğimizdir. bunların mücadelelerini desteklemenizdir. Hepimizin kendi özgür ve bağımsız ül­ kelerimizi kuracağımız gün yakındır. Y u rts e v e rle r. Kürt parti ve dem ekleri ile hümanist.

.

ka paşe çi dibenî. Hemî yek in em çi hişk çi şenî... diçim tu dim enî. Hayat sayfasından okuyorum bunu. biçeceğiz hangimiz? Oysa göremez burda kim seler b irb irin i H erkes b ird ir. peki ben kim in? Z ifiri karanlık ve yitik b ir gecedeyiz. Oysa ikimiz de rumuzuyuz Cegerxwîn’in! Bilm iyorum ne göreceksin sonradan. SURETİM Ey suretim . Ya da çevirdiğin b ir sonraki sayfadan Hangimiz ekip.AYÎNA Mî N Hey ayîna m in. kalan sen sin .. Li vî rupele jîn e dixwenim. kî me h ilten î? Di ve re de kes kesî n aben î.. reş û winda. fark etmez ölü diri. Kî me diçenî. Li rupele dî ka tu çi dixwenî. ben gidiciyim . Tu ayîna m in ez ayîna ke? Şeveke ta rî. Sen benim suretim sin. 407 . Ez û tu herdû remz in Cegerxwîn! Le nizanim .