You are on page 1of 14

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ


GAZETECİLİK BÖLÜMÜ

“Türkiye'de Sosyal Tercihler Araştırması”


BASIN YANSIMALARI
(9-17 HAZİRAN 2006 HÜRRİYET ve VATAN GAZETELERİ TAKİBİ)

İnsan Hakları Medya ve Demokrasi Final Ödevi


Prof.Dr. Edibe SÖZEN

Hazırlayan:
Ahmet Kadri KURŞUN
2502050193

Beyazıt/İstanbul
-Haziran 2006-
Araştırma Hakkında

Işık Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Sabancı Üniversitesi öğretim


üyesi Doç.Dr. Ali Çarkoğlu’nun birlikte koordine ettikleri, Açık Toplum Enstitüsü'nün
katkı verdiği, 23 ilde 1.846 kişi ile yüz yüze yapılan “Türkiye’de Sosyal Tercihler
Araştırması”nın sonuçları 13 Haziran salı günü Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim
Merkezi’nde kamuoyuna açıklandı.

Araştırmanın yansımalarına ilişkin Hürriyet ve Takvim gazeteleri taranmak üzere


Web sitesi üzerinden yaptığımız taramalar neticesinde, Takvim gazetesinde bu
araştırmayla ilgili herhangi bir metne rastlanılmamıştır. Bu nedenle araştırma
Hürriyet ve Vatan gazetelerinin 9-17 Haziran 2006 tarihli internet versiyonlarının
taranması şeklinde sürdürülmüştür.

Vatan Gazetesi Basın Yansıması

Araştırma Vatan gazetesinde bir haber ve bir köşe yazısı olmak üzere iki metinde
yansımıştır:

--14.06.2006 tarihinde 450 sözcükten oluşan bir haber hazırlanmış ve “Türk halkı
kendine demokrat” başlığıyla kamuoyuna duyurulmuş. Haberde özetle “Türk
halkının kişisel özgürlüklerine düşkün olduğu, ancak bireysel olarak kendisine çeşitli
ayrıcalıklar tanınmasını istediği” araştırma sonuçlarından verilen detaylı yüzdelerle
birlikte verilerek destekleniyor.

--16.06.2006 tarihinde 1.038 sözcükten oluşan Erol Çevik’in köşe yazısında ise tek
bir paragraftaki 123 kelimede araştırmadan bahsedilmektedir. “Sol, değişimin gücü
olmalıdır” başlıklı metinde Çevik, 1990 -2002 yılları arasında seçmenlerin
eğilimlerini rakamsal yüzdelerle vermiş ve siyasi yelpazenin merkez, sağ ve sol
eğilimli oylarındaki değişmeleri ele almıştır.

Hürriyet Gazetesi Basın Yansıması

Araştırma Hürriyet gazetesinde üç haber ve iki köşe yazısı olmak üzere 5 metinde
yansımıştır:

--09.06.2006 tarihinde 43 sözcüklü kısa bir açıklama ile araştırmanın 13 Haziran’da


kamuoyuna açıklanacağı duyurulmuştur.

--11.06.2006 tarihinde Nuran Çakmakçı tarafından kaleme alınan 752 sözcüklü “Sağ
radikal bir ülke olduk” başlıklı haberin giriş metninde Türk insanının, 2002’den bu
yana radikal bir şekilde sağa kaydığından bahsedilerek muhafazakar ve insanları
birbirine güvenmeyen bir ülke durumuna düştüğümüzden bahsedilmiş. Haberde
ayrıca Prof.Dr. Kalaycıoğlu’nun “Siyasi platformdaki değişim demokrasinin
geleceğini riske sokacak durumda” açıklamasına yer verilmiş. Araştırma
sonuçlarından derlenen haberin alt başlıkları ise şunlar:

• Toplumsal tepki artıyor ama Avrupa’ya göre hálá geriyiz


• AKP, Saadet Partisi’nden bile daha sağda görülüyor
• Toplumun yarısı parti tutuyor, kalan yüzer-gezer
• TÜRKİYE’DE SOL İKTİDAR OLAMAZ
• Güçlü ve otoriter lider arayan bir yapı oluşuyor
• TÜRKLER DEĞİŞİMDEN RAHATSIZ BİRBİRİNE GÜVENSİZ
• EN AZ ERİYEN PARTİ AKP

--14.06.2006 Aslı Sözbilir imzalı “Türkler’in yüzde 9’u şeriatçı” başlıklı 317
kelimelik haberde ise toplumun sadece yüzde 9’luk bir kesiminin şeriat yanlısı
olduğu ve AB’ye katılımın azaldığına ve toplumun yüzde 74’ünün dindarlığa baskı
yapılmadığı görüşünü savunduğu öne çıkarılmış. Haberde öne çıkan diğer alt
başlıklar şunlar:

• HİLESİZ PARA KAZANILMAZ


• NAMUS KONUSU
• POLİTİKADA DURUM
• DEĞERLENDİRME

--15.06.2006 tarihli Mehmet Y. Yılmaz’a ait köşede “Türkiye sağa kayıyor”


başlığıyla 217 kelimede araştırmadan bahsedilmiş. Yılmaz yazısında sağ partilerin
şimdiye kadar tek başına iktidar olabildiklerine; bir sol partinin ise tek başına bir
çoğunluk hükümeti kurduğunun henüz görülmediğini açıklamış. Ve yorumunu şu
şekilde sürdürmüş:

Kısacası, çok partili demokratik yaşama geçtiğimizden beri bugün şikáyet


ettiğimiz ne varsa bunu sağ iktidarlara borçluyuz: İşsizlik, düşük büyüme
hızı, enflasyon, doğa şartlarına çok bağlı verimsiz tarım, bölgeler arası
eşitsiz gelişme, eğitim ve sağlık sistemlerindeki arızalar, çözülemeyen dış
politika sorunları, çöken sosyal güvenlik sistemi, yolsuzluklar... Fazlasını
saymaya yerim yetmeyeceği için burada kesiyorum.
Bu tablo ortadayken Türk seçmeninin sağa kaymaya devam etmesini neyle
açıklamalıyız?
Benim bulduğum bir neden var. Belki tek neden değil ama önemli
nedenlerden biri bu olmalı: Dinin, siyasete fütursuzca alet ediliyor olması!

--17.06.2006 tarihli Pakize Suda imzalı “Babama mektup” başlıklı yazı


ise araştırma sonuçlarını ironik bir dille yansıtan 444 sözcüklü bir
metin. Suda babasına bir mektup yazarak araştırma sonuçlarını
yorumlamış. Özetle halkın eğiliminin sağ görüşe doğru kaydığına ve
muhafazakar eğilimlerin de bununla birlikte giderek daha fazla artış
göstereceği eleştirel bir gözle dile getiriliyor.
Türk halkı kendine demokrat (Vatan)
23 ilde yapılan araştırmaya göre, Türk halkı baştakilerin ülkeyi iyi
yönetmesini istiyor. Çıkarlar söz konusu ise görüş belli:
14.06.2006 Haber

Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun birlikte yürüttüğü, Açık Toplum Enstitüsü tarafından
desteklenen "Türkiye'de Sosyal Tercihler Araştırması" 1.5 yıl sürdü. Araştırmada 23 ilde,
1.846 kişi ile yüz yüze görüşüldü. Prof. Kalaycıoğlu, "Türk halkının kendisi için demokrasi
istemesi" olduğunu belirterek, yaptıkları araştırmayı şöyle değerlendiriyor:

"Türk insanında bencil bir demokrasi anlayışı mevcut. Kişisel olarak yaşam koşullarına ve
dini özgürlüğüne karışılmasını istemiyor. Baştakilerin ülkeyi iyi yönetmesini istiyor. Ancak
baştaki kişi demokrasi içinde mi yönetiyor yoksa askeri yönetim mi var bunu pek
umursamıyor. 'Muhalif görüşler açıklanmalı' diyor ama muhalif görüşleri dinlemeye
tahammülü yok. Çıkarları söz konusu olduğunda kuralların çiğnenebileceğini düşünüyor.
Ancak aynı kuralların komşusuna uygulanmasından rahatsız olmuyor. Yani vatandaş
muamelesi istemiyor. Ayrıcalıklı olmak onun için çok önemli." Kalaycıoğlu sonuca
varmalarına neden olan verileri şöyle açıkladı:

* Hükümete başvurmanın bir anlamı yok çünkü yalnızca kendilerini düşünüyor...


Katılıyorum:% 52
Kararsızım:% 30
Katılmıyorum:% 17

* Vatandaşların durumu her geçen kötüye gidiyor...


Katılıyorum:% 65
Kararsızım:% 28
Katılmıyorum:% 7

* İnsan amacına ulaşmak için her yola başvurabilir...


Katılıyorum:% 51
Kararsızım:% 30
Katılmıyorum:% 18

* Memur olmak için torpil önemli...


Katılıyorum:% 68
Kararsızım:% 23
Katılmıyorum:% 9

* İmar mevzuatına uyarsak ev yapmamız imkansız olur...


Katılıyorum:% 45
Kararsızım:% 33
Katılmıyorum:% 18

* Çok para hilesiz kazanılamaz...


Katılıyorum:% 63
Kararsızım: % 21
Katılmıyorum:% 15

Aşırı dindarız
* Müslümanlık dışındaki dinleri yaymaya çalışan misyonerlerin çalışması kısıtlanmalıdır...
Katılıyorum: % 65
Kararsızım: % 26
Katılmıyorum: % 8

* Ramazan'da lokanta ve kahveler iftar saatine kadar kapalı olmalı...


Katılıyorum: % 49
Kararsızım: % 24
Katılmıyorum: % 26

* Kız ve erkek öğrencilerin aynı sınıflarda okumalarını doğru bulmuyorum...


Katılıyorum: % 31
Kararsızım: % 24
Katılmıyorum: % 45

Namusa düşkünüz
* Namusuna yöneltilen saldırı cezalandırılmalı...
Katılıyorum: % 87
Kararsızım: % 10
Katılmıyorum: % 2

* Çocuklar anne-babalarının örf ve adeti benimsemeleri, onlara doğru yolu gösterir...


Katılıyorum:% 76
Kararsızım:% 19
Katılmıyorum:% 5

* Bir genç büyüğünün yanında içki içmemeli...


Katılıyorum: % 74
Kararsızım: % 17
Katılmıyorum:% 9

AKP aşırı sağ görülüyor


Araştırmada seçmene mevcut partileri siyasi yelpazenin neresinde gördükleri de sorulmuş. Prof.
Kalaycıoğlu, sonuçta merkezde bir partinin olmadığının ortaya çıktığını söyledi. Buna göre
Yelpazenin en solunda DEHAP görülürken en sağda AKP yer aldı.

Seçmene göre...
En sol parti:DEHAP
İkinci sol parti:CHP
Merkeze en yakın parti:ANAP
Merkeze ikinci yakın parti:DYP
Merkez parti:Yok
Sağ parti:MHP
En sağ parti:AKP

Gerektiğinde askeri müdahale olabilir!


Araştırmaya göre Türk halkı gerektiğinde askeri müdahaleyi bile olağan sayabiliyor.

* Ülkeyi yönetenler güçlü, zeki olmalı ve gerektiğinde ülkeyi güç kullanarak tek başına
yönetebilmelidir...
Katılıyorum:% 50
Kararsızım:% 32
Katılmıyorum:% 17

* Ülkenin çıkarları büyük tehlike altında olduğunda insan hakları ihlal edilebilir...
Katılıyorum:% 51
Kararsızım:% 27
Katılmıyorum:% 21

* Radikal ve aşırı uçlardaki ideolojik gruplara kamu düzenini bozmasa bile gösteri ve
yürüyüş için izin verilmemeli...
Katılıyorum:% 47
Kararsızım:% 31
Katılmıyorum:% 20

Haber: Öge DEMİRKAN


Erol Çevikçe (16.06.2006) Köşe Yazısı

Sol, değişimin gücü olmalıdır (Vatan)

Demokratik ülkeler, halkın özgürce oy kullandığı seçimlerde sandıktan çıkan parti


hükümetlerince yönetilir. O nedenle her şey sonuçta halkın oyu ile belirlenir. Türkiye'den
başka henüz seçim tarihi bile ortada yokken aklına esenin "bugün seçim olsa diyerek"
partilerin oy durumunu tahmin ettiği hiçbir demokratik ülke yoktur. Bazı uçuk şeyler gibi
sözde bilimsel olduğu sanılan parti oyları anketlerini de ilk kez rahmetli Özal başlattı. Bu
tür yöntemlerle kitleleri kendi istemleri doğrultusunda koşullandırma becerisini şimdiki
politikacılar ondan öğrendiler. Batı demokrasilerinde benzer araştırma ve anketler yapılır.
Ancak onlar kurgulanmış sandık sonuçlarını açıklamak için değil, konular, sorunlar ve
bazen de kişiler hakkında güncel eğilimleri ya da verileri saptamak amacı ile
yapılmaktadır. Elbette bilimsel yöntemlerle tutarlı biçimde uygulandığında o
araştırmalardan gerçeğe yakın güvenilir sonuçlar alınmaktadır. En güncel örnek, bir
Amerikan araştırma kuruluşunun aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 15 ülkede 17 bini
aşkın denekle yaptığı araştırmanın sonuçları gibi. Washington merkezli Pew Araştırma
Merkezi'nin anketi, Irak'taki durum dolayısı ile ABD'ye karşı olanların oranının yüzde
90'lara çıktığını ortaya koyuyor. Bizde ise, çoklukla yarın seçim varsayımı ile partilerin ve
liderlerin oy durumunu "ilan eden anketler" hem de çok sıklıkla yapılmaya devam ediyor.
Aslında, partili meraklılar dışında halkta bu anketlere karşı duyarlılığın kalmadığı da bir
gerçek.

Ancak, son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki benzerleri gibi ülkemizde de, güncel ve önemli
konularda güvenilir sonuçlar veren araştırma ve anketler yapılmaktadır. İşte, Prof. Dr.
Ersin Kalaycıoğlu ile Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun 18 ilde 1846 kişi ile görüşülerek
gerçekleştirdikleri "Türkiye'de Sosyal Tercihler" başlıklı son yapılan araştırma bunlardan
biridir. Bu araştırmaya göre, 1990 yılından bu yana kendilerini siyasi yelpazenin
merkezinde görenlerin oranı yüzde 50'den yüzde 40'a; solu destekleyen seçmenlerin
oranı ise, aynı dönemde, yüzde 25'lerden yüzde 20'lerin altına gerilemiş bulunmaktadır.
Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka önemli bulgu ise 2002 seçimlerinden bu yana AKP
en az kayıpla oyların yüzde 82'ni korumaktadır. Buna karşılık CHP oyların yüzde 65'ini
korumakta olup 2002 seçimlerinde bu partiye oy veren seçmenlerin yüzde 35'i bugün
başka partilere kaymış veya kendi partisinden ayrılmış gözükmektedir.

Sosyal demokrat önderler ve aydınlar bu gerçeği yadsımak ya da nedenlerini kişisel


çekişmelerde aramak yanlışından çıkmalıdırlar. Siyasal öğretiler, kurulu düzeni
değiştirmeye yönelik soyut düşünceler ve savlar bütünüdür. Dolayısıyla kimi öğreti tarih
içinde tutarlılık ve uygulama gücü ve olanağı buldukça, toplumları etkilemiştir.
Komünizmin çöküşünden ve özellikle 11 Eylül 2001 New York olayından bu yana artık
somut gerçeklerle bağdaşmayan politik savların, önermelerin uygulanma olanağı
kesinlikle kalmadı.

Türkiye'de I. ve II. plan dönemlerinde (Benim de DPT'de çalıştığım 1960'lı yıllar)


"sanayileşme" ülke için birincil hedef idi. Ülkemizin ekonomik kalkınması, sanayileşme ile
özdeşti. Sanayileşme hedeflerine ulaşmak için "her türlü ekonomik, mali ve fiziksel
özveriye katlanılması gerekir" diye, düşünülüyordu. 1960'ların başında turizmi özellikle
döviz getirici sektör olarak önerenler kınanırdı. Sanayileşmenin yaratacağı henüz
görünmeyen ama beklenen çevre sorunlarını, sanki bilerek göz ardı etmeyi çok doğru ve
haklı buluyorduk. 1965'den sonra özellikle KİT'lerin sanayileşmedeki işlevlerini artırdıkları
için, "solculukla" suçlanan ve sonra tasfiye edilen Planlamacılar gittiler. Yerlerine
Demirel'in kadroları geldi. Ne var ki en önemli sanayi yatırımları, hem de devlet eliyle
onların yani kapitalist eğilimlilerin döneminde (1966-71) programlandı, bir kısmı aynı
dönemde gerçekleşti. Petrokimya, Alüminyum, Rafineriler, Demir Çelik, Büyük Tekstiller,
İlaç sektörünün önemli yatırımları ve Otomotiv bu dönemin projeleridir. "Plan değil pilav"
diyen Demirel, planlama aracılığı ile sanayileşme konusundaki emekleri için, bütün
konuların üstünde bir heyecan ve haklı bir övünme duygusu taşımaya devam ediyor.
Ben, o dönemdeki yazılarımda hep, ekonomik kalkınma ülkenin en öncelikli konusudur ve
"kalkınma eşittir sanayileşme" temasını işledim durdum. Bana göre Özal'ın yanlışı
doğrularından çok fazladır. Belki de, doğrularının en başında sanayileşme konusundaki
cesur ve kararlı politikası gelir. Elbette bu belirttiğim sanayileşme uygulaması 1965'den
sonra yirmi yıl ülkenin harcama ve gelir yapısını da kendi yönünde etkiledi. Yine aynı
dönemde dış ilişkilerimiz bu politikaya bağlı gelişti. Özellikle, Rusya (o zamanki Sovyetler
Birliği) ile ilişkilerde, Avrupa ve Amerika ile gelişen tartışmalarda hep, ekonomik nedenler
yönlendirici etmen oldu.

Bütün bunları, asıl üzerinde duracağım konulara girebilmek için anımsattım; Bugün
ülkemizin ana sorunları üç ana başlıkta toplanabilir. Diğerleri, bunlarla bağlantılı veya
bunların sonucudur. Birincisi, Türkiye'nin ekonomik açıdan artık dünya ekonomisinin
ayrılamaz bir parçası olması ve dolayısıyla küreselleşmenin yarattığı olanak ve sorunlar
demetidir. Son yirmi yıldaki hızlı değişim ve gelişim sonucu 21. yüzyılın ekonomik yaşamı
bütün boyutları ile dünya ekonomisinin gölgesinde veya koşutunda oluşan bir durum aldı.
Dünyanın bir ucunda satılan bir mal ve artan bir fiyat veya batan bir banka yani gelişen
her ekonomik olay, İstanbul'dan Gaziantep' e kadar yarım gün içinde etkisini
göstermektedir. Tarımdan, teknolojisi en yüksek sanayi dalına kadar aynı şeyi görmek
olası. Bunun sonucu, her ekonomik, mali ve parasal faaliyetin artık sadece yurt içinde
değil, ağırlıklı olarak batı diye adlandırdığımız kısmında dünya ile birlikte yaşanmakta
olduğunu kabul etmemiz gerekir. Böyle olunca, "uluslararası gelirin paylaşımı", ülkeler
arası yarışın, savaşımın, rekabetin ve hatta süren savaşların ana nedeni haline gelmiştir.
Bu yüzden dünya geliri içindeki Türkiye'nin kendi hakkı olan payını en yükseğe çıkarmak,
ülkeyi yönetenlerin birinci sorunudur. Hak edildiği kadarın dışında ulusal gelirin ülkeden
kaçırılmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Çünkü kalkınmanın olmazsa olmaz koşulu
yurt içi yatırılabilir kaynakları artırmaktır. Yani, ülkenin ekonomik yönetimin ilk görevi,
uluslararası ekonomik faaliyetten ülkemize düşen payın hızlı bir şekilde artmasını
sağlamaktır.

İkinci temel konu, yukarıda üzerinde durduğum sanayileşme çabalarının sonucu olarak
tehlikeli düzeye çıkan "çevre sorunlarıdır". Birleşmiş Milletler'in son raporlarına göre
çevre konusu yeni tanımı ile fiziksel çevrenin yanı sıra yolsuzluk, kurumsal ahlaksızlık ve
hukuksuzluğu da içermektedir. Bu anlamda çevre sorunu, ülkemizde de kamu
yönetiminin en temel ve en zor konusudur. Bu zorluğuna karşın, ülkemizin genç kuşakları
bu konunun bilinçli ve güçlü destekçisidir. Ayrıca, alınacak her önlem ve çözümlerin
gerektirdiği teknik ve hukuki olanaklar artık yeterince vardır. Üçüncü konu da,
Türkiye'nin bütün dünya ülkeleri arasında en kötü durumunda olan "bölgeler ve hane
halkları arasındaki gelir dağılımı adaletsizliğidir". İstatistik Kurumu'nun resmi verilerine
göre son yıllarda gelir dağılımındaki uçurum dehşet verici boyutlara ulaşmıştır. Buna
karşın, Anadolu toprağının yoksulu aç bırakmayan doğası ve insanımızın hiçbir ülkede
görülmeyen dayanıklılığı sayesinde benzer koşullardaki başka ülkelerde yaşanan
toplumsal patlamalar henüz ülkemizde yaşanmamıştır. Ancak son dönemdeki terör
olaylarının, kentlerdeki kap-kaç, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarının ve gençler arasındaki
ölümlere varan çatışmaların, bu uçurumdan kaynaklandığını bilimsel raporlar ortaya
koymaktadır.

Ulusal onur konusundaki duyarlılık, gücünü ancak güçlü ekonomik yapıdan alır.
Yukarıdaki temel sorunların çözümü için asıl olan gerekli politik bilinç ve inancın varlığıdır.
Bunlar, batıda olduğu gibi ülkemizde de sosyal demokratların temel konularıdır.
Yukarıdaki araştırmada görülen soldaki düşüşü yeniden çıkışa dönüştürmek için gerekli
"halk desteği bu somutta" aranmalıdır. İşte o zaman sosyal demokrasi ülkemizde de yine
değişimin gücü olacaktır.
11 Haziran 2006 Hürriyet Pazar

Haber: Nuran ÇAKMAKÇI

Sağ radikal bir ülke olduk


Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu
ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali
Çarkoğlu, bir yıl süren araştırmayla Türkiye’deki
toplumsal eğilimleri incelediler. 18 ilde 1846 kişiyle
görüşülerek yapılan araştırmanın saha çalışması
önceki ay tamamlandı.

"Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması", dünya ve


yurtiçindeki hızlı değişimin Türk insanının tercihlerinde de
çarpıcı sonuçlara yol açtığını gösteriyor. Türkiye’de
yaşayanlar, 2002’den bu yana radikal bir şekilde sağa
kaydı, vatandaşları birbirine güvenmeyen ülkeler liginde
Brezilya’dan sonra ikinci sıraya yerleşti, muhafazakárlaşma
tavana, tolerans dibe vurdu. Prof. Dr. Kalaycıoğlu, "Siyasi platformdaki değişim
demokrasinin geleceğini riske sokacak durumda" diyor. İşte araştırmadan çıkan diğer
sonuçlar ve Prof. Dr. Kalaycıoğlu’nun yorumları...

ARAŞTIRMA NASIL HAZIRLANDI? İki siyaset bilimci, önce İstanbul, Trabzon, Kayseri,
Diyarbakır’da kadın-erkek, genç-yaşlı vs gibi örnek küçük gruplarla, ankette sorulacak
kavramlar konusunda değerlendirme toplantıları yaptı. Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun
deyişiyle "akademik dili sokağın diline uyarladı." 10-15 kişilik toplantılara ağırlıklı olarak
oy verme çağındaki 18-40 yaş arası kişiler davet edildi. Türkiye İstatistik Kurumu’ndan
yardım alan iki akademisyen, ülke karakteristiğini yansıtan 26 bölgeden, görüşme
yapılacak haneleri tesadüfi yöntemle belirledi.

Toplumsal tepki artıyor ama Avrupa’ya göre hálá geriyiz

Toplumsal değişimden rahatsızlığını, siyasi görüşlerini, gasp edilen haklarına karşı


tepkisini yüksek sesle ifade etmek isteyenlerin oranı son dört yılda yüzde 100 arttı. Yine
de bu sayılar dünya ortalamalarının çok altında. 1991’de yapılan Dünya Değerler
Araştırması’na göre, İngiltere’de toplu dilekçe eylemine katılanların oranı yüzde 74.5,
İzlanda’da boykotlara katılanların oranı yüzde 21.1, İtalya’da yasal gösterilere katılanların
oranı yüzde 34.1, Danimarka’da yasadışı greve katılanların oranı yüzde 16.7, Fransa’da
bina işgaline katılanların oranı yüzde 7.2.

AKP, Saadet Partisi’nden bile daha sağda görülüyor

1996, 2002’de yaptığımız siyasi eğilim araştırmalarında çoğunluğun siyasi yelpazenin


merkezinde toplandığını, sağ ve sol kanadın birbirine yakın büyüklükte olduğunu
görürdük. Yeni araştırmada, seçmen eğilimlerinde soldan, sağa yönelim olduğunu gördük.
Hatta seçmen, sağın da sağına yöneliyor. Merkez gittikçe küçülüyor. Solu destekleyen
seçmen oranı yüzde 19.5. 1990’da bu sayı yüzde 25’ti. Siyasi görüşlerini yelpazenin
merkezinde konumlamayı tercih edenler o zaman yüzde 50’ydi, şimdi yüzde 40. Seçmen
en sola Kürt milliyetçisi DTP’yi koyuyor. En sağa da AKP’yi. Merkez partisi olarak algılanan
parti yok. Bu tablo bize şunu gösteriyor: "Seçmenlerin siyasi algılamasına bakılırsa,
TBMM’de çoğunluk, ’aşırı sağ’ AKP ve ’aşırı sol’ CHP’nin elinde kutuplaşmış durumda."

Toplumun yarısı parti tutuyor, kalan yüzer-gezer

Seçmenin siyasi partilere bağlılığı sorgulandığında, yüzde 49.8’inin bir partiye gönülden
bağlı olduğu görüldü. Geri kalanı "parti tutmayanlar." Sadece bir seçim geçirmiş, lider
değiştirmemiş, uzun dönemli istikrarlı varlığı henüz oluşmayan bir parti hakkında
seçmenin "Ben AKP’yi tutuyorum" demesi bir siyasetbilimci için çok şaşırtıcı. Bunda,
AKP’nin iktidar partisi olması ve görüş ifade edenlerin anketten çıkar beklentisi de etkili
olmuş olabilir. Parti tutmayanlar, siyasi görüşlerini yelpazenin ortasında değerlendiren
kararsızlar, büyük bir yüzer-gezer oy kitlesi ortaya çıkarıyor. Bu, başlı başına bir siyasal
istikrarsızlık vesilesi. Birçoğu siyasal tutum ve endişeleri göz önüne almadan oy veriyor.

TÜRKİYE’DE SOL İKTİDAR OLAMAZ

Soğuk Savaş dönemi sonrasında, 1991-95’te başlayan sağa kayış 1996’da zirveye
ulaşmıştı. Bu eğilim devam ediyor. Seçmenin solda konumladığı CHP, DSP ve DTP
birleşse bile alacakları oy oranı yüzde 17-19 arasında. Yani Türkiye’de solun iktidar şansı
yok. Siyasi yelpazenin merkezinde konumlanan seçmenlerin oyunu alırsa belki yüzde 38’e
çıkar. Ancak, sağdaki partilerin de oy oranı yüzde 60 civarında seyreder.

Güçlü ve otoriter lider arayan bir yapı oluşuyor

Seçmende müthiş bir kutuplaşma var. Seçmeni sağ radikal bir ülke olduk. Temel sorun
bu kadar kutuplaşmış, bu kadar sağa kaymış ortamda demokrasinin sürdürülüp
sürdürülemeyeceği. Güçlü ve otoriter lider arayan bir yapı oluşuyor. İçinde
bulunduğumuz koşullar, otoriter bir rejimin ortaya çıkması için gayet elverişli. Bu
tablodan milliyetçiliğin yükseldiği sonucunu çıkarmamak gerekir. AKP çizgisiyle barışık,
daha çok gelenekçi bir yaklaşım sözkonusu.

TÜRKLER DEĞİŞİMDEN RAHATSIZ BİRBİRİNE GÜVENSİZ

Çoğunluk, Türkiye’deki hızlı değişimden endişeli. Köylerde doğup büyük şehirlere göçen
nüfus, bu konuda çok hassas. "Değişimi durdurun, geri döneyim" diyorlar. Siyasi
düzlemde sağa kayışta, değişimin yarattığı endişenin önemli payı var.

Sağın sahip çıkması gereken değerler sorulduğunda büyüklere saygı, ülkenin temel
kurumlarına ve otoriteye saygı gibi kavramlar sıralanıyor. Sola ithaf edilen değerler
incelendiğinde sosyalizmin geri plana atıldığı, etnisite, aşiret, kan bağı, din, cemaat gibi
kavramların tartışıldığı görülüyor.

Son 15 yılda yaşanan Yugoslavya trajedisi, Körfez Savaşı, Irak’ın işgali, Müslüman
katliamına göz yuman AB izlenimi, Türkiye’deki siyasal atmosferi çok etkiledi. Aşiret ve
cemaat kültürünün de ağırlık kazanmasıyla din ve etnik özelliklerin belirlediği sağ ağırlıklı
bir siyasal atmosfer oluştu. Buna bağlı olarak, tolerans ve başkalarına duyulan güven
azaldı. Türkiye, artık vatandaşları birbirine en az güvenen ülkeler liginde Brezilya’dan
sonra ikinci sırada.

EN AZ ERİYEN PARTİ AKP

Geçen seçimden bu yana en az eriyen parti AKP. Son seçimde oy verenlerin yüzde 82’si
bir sonraki seçimde tercihini değiştirmeyeceğini söylüyor. Oysa CHP seçmenlerinin sadece
yüzde 65’i aynı fikirde. Yani CHP üçte iki oranında seçmenini kaybetmiş.
14 Haziran 2006 Hürriyet Gündem

Türklerin yüzde 9’u şeriatçı


Aslı SÖZBİLİR/İSTANBUL

Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması’nın sonuçlarına göre toplumumuzun sadece


yüzde 9’u şeriat istiyor. AB’ye desteğin azaldığının ortaya çıktığı ankete katılanların
yüzde 74’ü dindarlara baskı yapılmadığı görüşünde.

SABANCI Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Açık Toplum Enstitüsü işbirliğiyle "Türkiye’de


Sosyal Tercihler" araştırması siyasette sağın ağırlığını koruduğunu ortaya koydu. Araştırma,
İstanbul, Van, Ankara, Konya, Rize, Samsun, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Bursa, İzmir ve
Antalya’nın da aralarında bulunduğu 23 ilde, 18 yaş ve üzeri 1846 kişiyle gerçekleştirildi.
Katılımcıların yüzde 44’ünü köy doğumlular, yüzde 28’ini gecekonduda oturanlar, yüzde
42,6’sını da ilkokul mezunları oluşturdu. Katılımcılara yöneltilen sorular ve ortaya çıkan
sonuçlar şöyleydi:

HİLESİZ PARA KAZANILMAZ

Hükümetten ve hayatımdan memnunum: Yüzde 54.1


Türkiye’nin en önemli 2 sorunu: İşsizlik ve enflasyon-Hayat pahalılığı
Kişisel düzeyde en önemli sorununuz? Enflasyon ve hayat pahalılığı
Ekonominin durumu kötü: Yüzde 48.1
İnsan amacına ulaşmak için her yola başvurabilir: Yüzde 50
Çok para hilesiz kazanılmaz: Yüzde 63.

NAMUS KONUSU

Başkalarına güvenmiyorum: Yüzde 92


Kimse kimsenin dini inancına karışmamalı: Yüzde 76
Namus olaylarında saldırı her zaman cezalandırılmalı: Yüzde 82
Herkes fikirlerini özgürce ifade edebilmeli: Yüzde 72
Müslümanlığın gereği ibadetimi serbestçe yerine getiriyorum: Yüzde 74.2
Türkiye’de dindar insanlara baskı yapılıyor: Yüzde 25.5
Baskı örneğinde ilk sırada: Türban-başörtüsü.
Türkiye’de şeriata bağlı din devleti kurulmasını isterim: Yüzde 9
Türkiye’de şeriata bağlı din devleti kurulmasını istemem: Yüzde 76.5

POLİTİKADA DURUM

Devlet memurları ve üniversite öğrencileri türban takmalı: Yüzde 50


AB’yi destekliyorum: Yüzde 57.3 (2004’te bu oran 72.2 idi)
AB’ye girmek Türkiye’nin yararınadır: Yüzde 48
Politikada hangi parti merkezde: Yok
2002’ye göre solun durumu: Kıpırdanma yok
Aynı dönemde aşırı sağın durumu : Erime var
Demokrasinin işleyişinden memnunum: Yüzde 44.
Demokrasinin işleyişinden memnun değilim: Yüzde 54.6

DEĞERLENDİRME

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu,
seçmenin sağa kaymasının yeni bir olay olmadığını, ancak merkezde hiçbir partinin
görülmemesinin ilginç olduğunu belirtti. Kalaycıoğlu, seçim sonuçlarını ortadaki oyların
belirlediğini kaydederek, ayrıca seçmenlerin parti tercihi konusunda da, bir önceki seçimdeki
gibi bir manzara olduğunu sözlerine ekledi.

Araştırmayı, Sabancı Üniversitesi’nin Karaköy’deki iletişim merkezinde açıkladı.


15 Haziran 2006 Hürriyet Yazarlar/ Mehmet Y. YILMAZ

Türkiye sağa kayıyor!


IŞIK Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile Sabancı
Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Çarkoğlu’nun yaptıkları "Türkiye sosyal tercihler
araştırması" önceki gün açıklandı.

Araştırmanın benim en çok dikkatimi çeken sonucu şu oldu: Türkiye seçmeni sağa
kayıyor!

Eğer "bunu şimdi mi fark ettin" derseniz haklısınız, bu çıplak gözle de görülebilecek bir
durum. Ancak ciddi bir araştırma tarafından teyit edilmiş olmasını önemsiyorum.

Çok partili yaşama geçtiğimiz dönemden beri çok kısa aralıklar dışında Türkiye hep "sağ"
iktidarlar tarafından yönetildi. Tek parti CHP iktidarının sol bir hükümet olduğunu sanırım
kimse iddia etmeyecektir. Onun dışında DP, AP, ANAP ve şimdi de AKP tek başına
iktidar olabildi, hepsi de siyasi yelpazenin sağındaki partilerdi.

Bir sol partinin tek başına bir çoğunluk hükümeti kurduğunu ise hiç görmedik.
Sol, iktidar olduğu kısa dönemlerde de ya azınlık hükümetiydi ya da sağ partilerle
koalisyon ortağıydı.

Kısacası, çok partili demokratik yaşama geçtiğimizden beri bugün şikáyet ettiğimiz ne
varsa bunu sağ iktidarlara borçluyuz: İşsizlik, düşük büyüme hızı, enflasyon, doğa
şartlarına çok bağlı verimsiz tarım, bölgeler arası eşitsiz gelişme, eğitim ve
sağlık sistemlerindeki arızalar, çözülemeyen dış politika sorunları, çöken sosyal
güvenlik sistemi, yolsuzluklar... Fazlasını saymaya yerim yetmeyeceği için burada
kesiyorum.

Bu tablo ortadayken Türk seçmeninin sağa kaymaya devam etmesini neyle açıklamalıyız?

Benim bulduğum bir neden var. Belki tek neden değil ama önemli nedenlerden biri bu
olmalı: Dinin, siyasete fütursuzca alet ediliyor olması!
17 Haziran 2006 Hürriyet Yazarlar/ Pakize SUDA

Babama mektup
Sevgili Babacığım, Sana bu köşeden sekiz senedir yazmaktayım.

Memleketin ahvalinden haberdar etmek üzere...

Kendini "kopuk" hissetmemen için...

Ya da seni "kopmamış" farz ettiğim için...

Yine geleneği bozmayacağım.

Fakat bu sefer işin içinde bilimsellik de var. Yani Türkiye’nin 2006 yılı itibarıyla tam olarak
nerede durduğunu en hakiki şekliyle iletmiş olacağım sana.

Hakiki, çünkü tespitler benim değil, iki bilim adamının tespiti. Belki de "Halkın kendi kendini
tespiti" demek daha doğru.

Uzatmayayım; iki öğretim üyesi, Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Ali Çarkoğlu bir araştırma yapmışlar:

"Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması."

Ve araştırmadan üzerlerine naçizane yorum yapacağım şu neticeler çıkmış:

Türkiye sağa kaydı!

Yok, depremden değil. Siyasal olarak. Yani artık sağ partilere oy veriyormuş.

Bu durumun Sovyetlerin çöküşüyle ilgili olabileceği yorumu yapılıyor.

Ben de aynı fikirdeyim.

Ancak uzmanlar çöküşten sonra yaşanan çatışmaları kastederken ben daha çok Rus kızlarının
etkili olduğunu düşünüyorum.

Şimdi şöyle:

Türkiye’de çoğunluk, solu illaki komünizm, komünizmi de "Kadın nüfusun eninde sonunda
kendisini komşu ülkelere vurması" şeklinde değerlendirdiğinden... E, kim ister karısının,
kızının bu duruma düşmesini?

Hal böyle olunca Türkiye sağa verdi kendisini.

Veya bir arada olma becerisi yok bizde.

Gerçi dip dibe yaşamakta üstümüze yoktur, o başka. Fakat koyun misali. Yoksa beraber bir iş
görme açısından değil.

Çocuklarımızın mürüvveti için iki saatliğine bir araya geldiğimizde bile bakmışsın gelinin
amcasıyla damadın dayısı düğünün gidişatı ile ilgili birbirlerine girmişler.

Diyeceğim, biz "Kendi başını kurtarma"da daha başarılıyız.

Bu görüldü demek. Ki zamanında atalarımız "Her koyun kendi bacağından asılır" diye
boşuna dememişler.
"Bir elin nesi var, iki elin sesi var" diyen atamız ise büyük ihtimalle yurtdışında yaşıyordu.
Kısacası, "hamur meselesi" de denebilir.

Kek hamurundan ekmek olur mu?

Haliyle sağa kayacağız. Benim korkum kaya kaya İran’la üst üste binmemiz.

Şeriat isteyenler azaldı!

Bak bu yüreğine su serpiyor insanın.

Fakat bize sevinmek haram. Bir yandan da faşizm isteyenlerin çoğaldığı görülüyor zira.

Mesela "Okullarda çocuklara itaatkár olmaları öğretilmeli" diyormuş çoğunluk.

Ki çocuklar hazır "yaş"ken rahat rahat eğilsinler. İleride nasıl olsa icap edecek çünkü!

"Ülkenin çıkarları büyük tehlike altında olduğu zaman insan hakları ihlalleri
yaşanabilir."

Bu da var. Fakat tehlikenin büyük mü küçük mü olduğuna kim nasıl karar verecek, bunu
belirtmemiş halkımız!

Yani "şeriat" olmazsa "faşizm" var. "Kırk katır" olmazsa "kırt satır" olacak illaki.

Bu durumda zaten sağa kaymış Türkiye’yi biraz da aşağı çekeceksin babacığım!

Namusa dil uzatana ceza!

Araştırmaya katılanların yüzde 87’si "Namusa dil uzatılması hiçbir zaman cezasız
kalmamalı" buyurmuşlar.

Aslında iyi tarafından bakmak lazım. Bu, bir nevi "işsizliğe çare" sayılabilir! Bakmışsın her
evde bir "cellat!"

Biraz daha aşağı çekebilirsin babacığım!

Türbana evet!

Şimdi bir yandan aşağı çekerken bir yandan da biraz daha sağa doğru çek babacığım!

Çek, çek, çek, çek... Dur!

Nasıl?

Tam olarak görebildin mi Türkiye’nin 2006 yılı itibarıyla koordinatları nedir?

Öptüm. Hoşçakal.
9 Haziran 2006 Hürriyet

- IŞIK Üniversitesi Rektörü Prof. Ersin Kalaycıoğlu ve Sabancı Üniversitesi öğretim


üyesi Doç. Ali Çarkoğlu’nun birlikte hazırladığı, Açık Toplum Enstitüsü'nün katkı verdiği,
1.846 kişi ile yüzyüze yapılan 'Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması'nın sonuçları
13 Haziran salı günü Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim Merkezi’nde kamuoyuna
açıklanacak.