P. 1
Hak ve Eşitlik Partisi (Hepar )Parti Programı

Hak ve Eşitlik Partisi (Hepar )Parti Programı

|Views: 354|Likes:
Yayınlayan: Tekin

More info:

Published by: Tekin on Nov 27, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/27/2009

pdf

text

original

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ PROGRAM

2008

İÇİNDEKİLER

1.

İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE YAŞAMAK İÇİN HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ İKTİDARI 2. İÇERİDE VE DIŞARIDA HER ZAMAN VE HER YERDE HAK VE EŞİTLİK 3. TÜRKİYE’NİN İÇ SİYASAL DURUMU 4. EKONOMİ A. EKONOMİK DURUM B. EKONOMİ POLİTİKAMIZ C. ÖZELLEŞTİRME 5. TARIM VE HAYVANCILIK 6. ENERJİ 7. ULAŞTIRMA 8. SANAYİİ 9. TURİZM 10. ORMAN VE ÇEVRE 11. MADENCİLİK 12. SOSYAL POLİTİKALAR A. EĞİTİM 1) İLK VE ORTA ÖĞRETİM 2) TÜRKÇE ÖĞRETİM 3) YÜKSEK ÖĞRETİM B. SAĞLIK C. SOSYAL GÜVENLİK Ç. YOKSULLUK VE İŞSİZLİK D. KADIN HAKLARI E. GENÇLİK VE SPOR F. KÜLTÜR VE SANAT G. YURTDIŞINDA YAŞAYAN YURTTAŞLAR Ğ. KENTLEŞME VE KONUT GEREKSİNİMİ 13. YARGI 14. ULUSAL GÜVENLİK VE SAVUNMA A. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ B. TERÖRLE MÜCADELE C. POLİS ÖRGÜTÜ Ç. MİLLİ STRATEJİ MERKEZİ 15. TÜRKİYE’NİN DIŞ SİYASAL DURUMU VE POLİTİKAMIZ 16. HALKIMIZIN SORUMLULUĞU 17. TEMEL HEDEFLERİMİZ VE SÖZÜMÜZ

2

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

1. İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE YAŞAMAK İÇİN HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ İKTİDARI Türk ulusu; dil, kültür ve ülkü birliği üzerinde kenetlenmiş vatandaşlardan oluşan sosyal ve siyasal bir bütündür. Türk vatanı; Türk ulusunun köklü ve zengin tarihi ve bu tarih ile beslenen kültür varlıklarıyla donanmış, siyasi sınırlarla çevrilmiş, bugün üzerinde varolduğumuz kutsal yurttur. Türk vatanı üzerinde kurulmuş olan Türkiye Devletinin şekli anayasamızın birinci maddesinde belirtildiği gibi bir cumhuriyettir. Bu Cumhuriyet, ulusal dayanışma ve adalet bütünlüğü içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Hak ve Eşitlik Partisi; ekonomik kalkınmayı ve kültürel gelişmesini sağlamış, demokratikleşmesini gerçekleştirmiş, her türlü sınıf ve feodalite kalıntılarından temizlenmiş bir Türkiye’de yurttaşlarımızın bir lokma yiyecek uğruna yaşamlarını tüketmeden insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Hak ve Eşitlik Partisi bu amacı gerçekleştirilmek için; Bir millete yapılabilecek en büyük kötülük olan gençliğin yakıcı ateşinin bir an için bile söndürülmesine izin vermeden okumaya hevesli, düşünmeyi seven, olayların akışını takip edip müdahale edebilecek bir nesil yetiştirmek üzere Türk gençliğinin önündeki çağdaş uygarlığa uzanan tüm yolları açacak ve engelleri kaldıracaktır. Halkın kendi gücünün ve olanaklarının farkına varmasını sağlayıp toplumdaki moral çöküntüsünü ortadan kaldırarak sürüklenilmekte olan ağır buhrana engel olacaktır. Tam bağımsızlığa ve ulusal refaha uzanan yolda kadınlarımızın ve erkeklerimizin ortak mücadelesini sağlayacaktır. Yepyeni, akıllı, adil ve sağlam bir devlet yönetimi oluşturarak mevcut çürümüş düzeni tümüyle tasfiye edecektir. Kolay ve kestirme yollara asla sapmadan, taviz vermeden, bahanelere sığınmadan toplumun yenilenerek gelişmesini sağlayacaktır.
3

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Ülkeyi emperyalizmin etkisinden ve kontrolünden çıkartarak Türkiye’yi dünya devletleri içerisinde politik ve ekonomik açıdan hür ve eşit hale getirecektir. Ülkenin güvenliğini, bütünlüğünü ve ulusal birliğini koruyup güçlendirecektir. Ulusal iradenin oluşmasına katkı sağlayarak, demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesine ulaştıracaktır.

4

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

2. İÇERİDE VE DIŞARIDA- HER ZAMAN VE HER YERDE- HAK VE EŞİTLİK Hak ve Eşitlik Partisi “İÇERİDE VE DIŞARIDA- HER ZAMAN VE HER YERDE- HAK VE EŞİTLİK ESASTIR” düşüncesi üzerinde yükselen milli duruşa sahip Atatürk’çü bir siyasal anlayışa sahiptir. HEPAR; ulusun bölünmez bütünlüğünün, ulusal birlik ve dayanışmanın, yurtta ve dünyada barışın, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin, demokratik ve laik cumhuriyetin, hukukun üstünlüğünün, kişi hak ve özgürlüklerinin ve tam bağımsız Türkiye’nin ödünsüz savunucusu olacaktır. “TAM BAĞIMSIZLIK VE ULUSAL EGEMENLİK” Hak ve Eşitlik Partisinin tüm faaliyet ve çalışmalarının temelini oluşturur. Laiklik ilkesi de tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik kavramları gibi Partinin yaşamsal ilkelerinden birisidir. “YENİLENECEK VE GELİŞECEĞİZ’’. Partinin ulaşmak istediği temel hedef budur. “İTİBARLI, GÜÇLÜ, BAĞIMSIZ TÜRKİYE HERŞEYDEN KIYMETLİDİR” anlayışındaki Partinin istisnasız tüm üyeleri kendilerini Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimlerinin, Cumhuriyetimizin ve Demokrasimizin gözü pek muhafızları olarak görürler.

5

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

3. TÜRKİYE’NİN İÇ SİYASAL DURUMU Türk Ulusu tarihinin zor dönemlerinden birisini yaşamaktadır. Bugün içinde bulunduğumuz süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı ve istiklali, cumhuriyetin kuruluş ilkeleri, iç ve dış mihraklar tarafından hedef alınmaya başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti özü ve değerleri değişecek bir biçimde dönüştürülme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Halkın bağımsız ve onurlu yaşama bilinci yıkılmaya çalışılmaktadır. Daha vahim olarak bu tehlike ve tehditlere karşı önlem alması gereken yöneticilerin pek çoğu yüce önder Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi “Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içersinde” bulunmaktadırlar. Merkez sağı temsil eden partiler yolsuzluklardan ve kötü yönetimlerden dolayı çökmüşlerdir. Merkez soldaki boşluk ise mevcut partilerin halka umut verememelerinden dolayı oluşmuştur. Merkez sağ ve soldaki seçeneksizlik teokratik bir çizgiden gelen, takiyeci ve teslimiyetçi bir siyasal anlayışın rakipsiz iktidar olmasını sağlamıştır. Türkiye’de siyaset, yargı, bürokrasi, iş dünyası, medya, sendikalar ve üniversite alanlarında büyük bir karmaşa ve kutuplaşma yaşanmaktadır. Siyaset, ülkemizde yasama ve yürütme erkleri üzerindeki etkinliğini kullanarak bu iki alanda olumsuz etkiler yaratmıştır. Türkiye’de bir ulus için en büyük iki düşman olan yoksulluk ve cehalet halen hükmünü tüm şiddetiyle sürdürmektedir. Cumhuriyet karşıtlığı da dinle ilgisi olmayan ve dini kullanan cemaat ve tarikatlar boyutunda siyasi bir destek bulabilmiştir. Nedeni cehalet ve fakirlik bataklığıdır. Yirmi beş yıla ulaşan bölücü PKK hareketi sayısız beceriksizliklerden ötürü ortadan kaldırılamamıştır. Anayasa’da değişiklikler yapılarak ırk, dil, din ve mezhep temelinde bölücülük yapmak insan hakları ve özgürlükler kapsamına alınmıştır. Bölücü ve kanlı PKK terör örgütünün siyasal ve legal bir duruma getirilmesi çalışmaları son hızla devam etmektedir. Terörle Mücadele Yasası dış güçlerin baskısı ile sulandırılmış, terör teşvik edilmiş, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin azim ve kararlılığı yıpratılmıştır. Ülkenin ulusal bankaları, iletişim kurumları ve en yaşamsal stratejik kaynakları satılmış, topraklarımız yabancıların ipoteği altına sokulmuştur. Ülkenin borç toplamı 500 milyar dolara yaklaşmıştır. Türk Devriminin, Türk Devrim ilkeleri ile kurulan Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ana özelliği ve ulus devletin vazgeçilmezleri ve temel harcı olan egemenlik ve bağımsızlık büyük bir tehdit ile karşı karşıya bulunmaktadır. Devlet yönetiminde; hükümet içinde hükümet görüntüsü hakimdir. Ülke’de birkaç tane hükümet bulunuyormuş algısı yaratılmıştır. Devlete ait yetkilerin bir
6

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

kısmı uluslararası güçlerin dayatmasıyla üst kurullara devredilmiştir. Ülke’de vesayet altında bir demokrasi modeli görüntüsü hakimdir. Başta adalet, eğitim ve sağlık olmak üzere devletin yönetim mekanizmalarının çoğu yozlaşmış ve çürümüştür. Cumhuriyetin ‘’İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz’’ hedefine ulaşılamamıştır. Milli eğitim neredeyse düzeltilmeyecek ölçüde bozulmuştur. Halk, kendisinin aldatıldığının ve soyulduğunun farkında değildir. Başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli Güvenlik Kurulu olmak üzere ulusal kurumlarımız yıpratılmaktadır. Karşıt tepkiler iç çatışmaya neden olacaktır. 2000’li yıllar boyunca farklı iktidarlar tarafından tek bir politika olarak sürdürülen küresel sermayenin dayattığı neo-liberal program ekonomik alanın dışında siyasal alanda da büyük bir demokrasi açığına neden olmuştur. Banka ve finans kuruluşlarının yarısından çoğu yabancıların eline geçmiştir. Finans piyasasını elinde tutan yabancılar ülkemizin siyasetini de belirleme durumuna gelmişlerdir. Petrol tekelleri ve uluslararası finans şebekesi ‘doğunun’ petrodolarlarıyla ‘batının’ finans merkezlerini bir araya getirebilmek için bölgemizde sınırları yeniden çizmeye çalışmaktadır. Bu yeni paylaşım savaşımının ideolojisi ise ‘Ilımlı İslam’ ya da ‘Büyük Orta Doğu Projesi’ gibi adlarla isimlendirilmiştir. Bu yeni ideolojinin uygulanmasında eş başkanlığa getirildiğini açıklayan iktidar; teslimiyete ve cumhuriyetimizin değiştirilip dönüştürülmesine karşı çıkan ulusal muhalefet unsurlarını sindirmeye ve yıldırmaya çalışmaktadır. Bir korku imparatorluğu yaratılmıştır. ‘Alternatifimiz yok’ haykırışlarıyla sürdürülen bir propaganda ve koşulsuz uygulanan emperyal sermayenin programı, Türk demokrasisinin var olan eksikliklerini daha da artırmıştır. Siyaset ve siyaset kurumları çürümüştür. Her yerde çöküntü, gayesizlik ve yanılgı havası hakimdir. Ülke’de resmi olarak faaliyette olan elliyi aşkın siyasal partiden hiçbirisinin milletin meselelerinin üstesinden geleceğine halkımız inanmamaktadır. Bunlardan artık ümidini kesmiştir. Siyasal, toplumsal ve ekonomik ilişkiler düzlemindeki bozulma ele alınmazsa, beklenmedik olaylar gelişebilir. Toplumda var olan sabırsızlık, cesaret kaybı ve umutsuzluk artmaktadır. İnsanlar zaman uzadıkça usanmaktadırlar. Bir bayrak rüzgâr beklemektedir. Halk ekonomik ve siyasal anlamda egemenlik savaşı denilebilecek bir hareketin, yeni kimliklerin, yeni heyecanların ve yeni rüzgarların beklentisi ve özlemi içindedir.

7

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

4. EKONOMİ A. Ekonomik Durum 1980’lerin ortalarından itibaren başlayan ve özellikle 1990’larda kontrolden çıkan Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından birisi, hatta en önemlisi adeta bir uyuşturucu bağımlılığına dönen, devletin iç ve dış borçlanma alışkanlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 1998 yılında imzalanmış olan Yakın İzleme Anlaşması’ndan bu yana, IMF, Dünya Bankası ve uluslararası finans sermayesinin yürütücü kurumları olan derecelendirme kuruluşlarının gözetim ve denetimi altında sürdürülen neoliberal programın doğrudan yönetimi ve tahakkümü altına girmiştir. Bu programın gerçek amacı ülkemizin iktisadi, siyasi ve sosyal yaşamını küresel sermayenin dolayısıyla yeni emperyalizmin ve kapitalizmin stratejik çıkarlarına uygun bir şekilde yeniden biçimlendirmektir. Özelleştirme ve sürekli dış borçlanmayı bilinçli bir şekilde temel hedef olarak seçen bu ekonomik yaklaşım sonucunda; Türkiye, dış ticaretinde olağanüstü açıklar yaşayan ve üretim olanaklarının da doğrudan doğruya yurtdışından spekülatif sıcak para girişlerine bağımlı hale getirildiği bir ülke durumuna sürüklenmiştir. Türkiye ulusal geliri, dış kaynak girişi olduğunda büyüyen, aksi halde küçülen; sermaye çıkışı durumunda da siyasal iktidarları uluslararası finans sermayesinin kapris ve talimatlarına boyun eğer bir ülke haline getirilmiştir. Bu politikaların eksiksiz uygulandığı ülkemizde; gerek kamunun gerekse de özel sektörün çılgınca borçlanma süreci devam etmektedir. Devletin borçlanmak zorunda kalmasının nedeni gelirinden fazla harcama yapmasıdır. Devlet, topladığı vergiden fazla harcama yaptığında, bu farkı ya özel kesimden ya da diğer ülkelerden borç alarak karşılamakta ve bu da kamu borç stokunu büyütmektedir. Kamu açıkları ve devletin borçlanması artık kontrolden çıkmıştır. Bunun sonucunda, yatırımlar daralmış, faiz oranları ve enflasyon yükselmiş, vergi sistemi yıpranmış ve gelir dağılımı bozulmuştur. Ülkemizde devlet özel sektörden yoğun biçimde borçlanmasına rağmen, bu borçlanma, kamu açıklarının kapatılmasına yetmemekte ve cari işlemler hesabı sürekli açık vermektedir. Buna bağlı olarak da dış borçlarımız da sürekli olarak artmaktadır. Toplam kamu borcu ile özel kesimin dış borcu toplamından oluşan “ülke toplam borç stoku”; 2002 yılındaki 220,5 milyar dolarlık düzeyinden, 2007 yılı sonu itibariyle, yüzde 116,6 oranında (257,1 milyar dolar) artarak, 477,6 milyar dolara tırmanmıştır. Siyasal iktidar tarafından böyle bir borç batağına sokulan Türkiye’nin dış borcu 2007 yılının Mart ayı sonunda 212 milyar 569 milyon
8

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

dolar iken 2008 yılının mart ayında 262 milyar 934 milyon dolar olmuştur. Bir yılda dış borç artışı 50 milyar dolara ulaşmıştır. Toplam dış borcun 74 milyar doları kamu borcu olup bunun 16 milyar doları Merkez Bankası’na, 172 milyar doları ise özel sektöre aittir. Özel sektörün toplam 172 milyar dolarlık borcunun 60 milyar dolarlık bölümü banka ve finans kesiminin, 112 milyar dolarlık kısmı ise özel şirketlerin borcudur. 2007 yılının Mart ayından geriye 12 aylık dönemde dış borç rakamındaki yükselişin tamamına yakın bölümü özel sektörün borçlarındaki 48,6 milyar dolarlık artıştan kaynaklanmaktadır. Son dönemde, sadece beş buçuk yılda, 82 yılda 58 hükümet döneminde yapılan toplam dış borçtan fazla, tam 280 milyar dolar ek toplam dış borç, Türkiye’nin borç stokuna eklenmiştir. Türkiye’nin toplam dış borcu, bugünkü iktidar döneminde, 5,5 yılda, 220 milyar dolardan, 280 milyar dolar ek borç yapılarak, 500 milyar dolar düzeyine getirilmiştir. İç borç stoku neredeyse her yıl ikiye katlanmaktadır. İç borçlanmanın getirdiği sorunlar, dış borçlanmaya göre çok daha endişe verici görünmektedir. Özellikle iç borçların faiz oranının yüksekliği ve vadelerinin çok kısa oluşu sorunların ana kaynağı görünümündedir. İç borçlanmada izlenen maksatlı politikalar nedeniyle 2004 yılından bu yana ödenen faiz miktarı 100 milyar doların üzerindedir. Bunun anlamı serbest adı ile dikte ettirilen kur politikalarının aslında serbest olmadığı yani bastırılmış kur politikası bu Devletin kasasından 100 milyar dolar paranın çalınmış olmasıdır. Oysaki iç borçlanma YTL bazında yapılmış olsaydı bu 100 milyar dolar bu Devletin kasasında kalmış olacaktı. Yanlış ve manidar borç yönetimi bu soygunun temelini teşkil etmektedir. Sonuç olarak siyasal iktidar Türkiye’yi, devletiyle milletiyle borca batırmıştır. Diğer yandan Türkiye, faiz bataklığına saplanmıştır, 2004 yılındaki reel faizler bugün aradan geçen dört yıl sonra hala aynı düzeydedir. Şu anda devletin borçlanma faizi yüzde 22, reel faiz ise yüzde 10’nun üzerindedir. Bu durum neoliberal politikaların bizi nereye getirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. İç borçlanmanın sürdürülmesi artık imkansız görünmektedir. İç borçlanma zaten bozuk olan gelir dağılımını daha da bozmuş, tasarruflar azalmış, ekonomik büyüme durmuştur. 2004 sonrasında doların emtia karşısındaki değer kaybı yüzde 300-400’ler civarındadır. Ekonomik büyümeye yönelik olarak açıklanan rakamlar tümüyle büyük bir yalan ve aldatmacadır. Hane halkının borçları 2002 yılında 6,5 milyar YTL iken 2008 yılının yedinci ayı itibarıyla 135 milyar YTL’ ye yükselmiştir. Bu borcun 31 milyar YTL’si kredi kartlarına, 80 milyar YTL’si ise tüketici kredilerine karşılık gelmektedir. 150 bin vatandaş yaklaşık 2 milyar YTL tutarında kredi kartı borçlarından kaynaklanan icra işlemi ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı dönemde banka bilançoları ile bireysel krediler arasında da anlamlı bir benzerlik vardır. 2002 yılında banka bilançoları toplamı 108 milyar dolar iken 2008 yılının altıncı
9

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

ayında bilançolar toplamı 500 milyar dolara yükselmiş, aynı şekilde bireysel krediler toplamı ise 4 milyar dolardan 125 milyar dolara ulaşmıştır. Sadece 2007 yılında vatandaşın ödediği faiz toplamı 15 milyar YTL’dir. Halen banka bilançolarındaki krediler toplamı 320 milyar YTL olup, 2008 yılı Mart ayı sonu itibarıyla bu borcun üçte biri bireysel kredilere karşılık gelmektedir. Bireysel kredilerde uygulanan faiz oranları yıllık yüzde 20–25 iken kredi kartlarındaki bu oran yüzde 80-100’lere ulaşmaktadır. Bütün bunların anlamı vatandaşın borç baskısı altında modern bir köle haline getirildiği gerçeğidir. Bugün bankacılık sektörünün yüzde 50’si yabancı sermayeye ait iken bu oran sigortacılık sektöründe yüzde 70’lerin üzerindedir. Ayrıca bankaların halka açık kısmının yüzde 80’den fazlası yabancı sermayenin elindedir. Sermaye piyasasında ise yabancı sermaye oranı yüzde 70’lerin üzerinde olup para piyasasında bu miktar yüzde 80’ler seviyesindedir. Uygulanan ekonomi politikaları sonucunda ekonomimizde gözlenen en olumsuz göstergelerden biri de enflasyon oranlarının seyridir. 2004 yılından bugüne kadar düşürülemeyen enflasyon oranları, Mayıs ayında tekrar iki haneli rakamlara çıkarak, ciddi bir tehdit haline gelmiştir. Enflasyon yıllık bazda 13 ay aradan sonra yüzde 10,74’e tırmanmış, Hükümet ve Merkez Bankası yüzde 4’lük enflasyon hedefini rafa kaldırıp, revizyona gitmek zorunda kalmışlardır. Yüksek ve düşük gelir grubuna hitap eden ikili enflasyon yapısı yüksek gelir grubunun kazançlarına kazanç katarken, düşük gelir grubunda ise daha da yoksullaşmaya neden olmuştur. Çünkü yüksek gelir grubunun tüketim alışkanlıklarında ithal ürünler başı çekerken, düşük gelir grubu tüketim alışkanlıklarında ise temel tüketim maddeleri önceliği almaktadır. Düşük gelirliler yüzde 40’ları aşan enflasyonun altında ezilirken, bastırılmış kur politikası yüzünden yüksek gelirliler kazançlı bir duruma gelmişlerdir. Yani uygulanan maksatlı ekonomi politikaları sonucunda enflasyon ejderhası yoksulları daha fazla yemeye başlamıştır. Sürekli yurtdışından borçlanarak finanse edilmeye çalışılan ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’nin yüzde 7’sine yaklaşan iktisadi yaşamdaki dış açık (cari işlemler açığı) neredeyse 50 milyar doları aşmıştır. “Şirketler ve finansal sermayenin küreselleşmesi” olarak tanımlanan bu yaşanan süreçte uluslararası piyasalardan mali kaynak sağlanamadığında cari açığın artık finanse edilemeyeceği bir duruma gelinmiştir. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü başlatan 1838 tarihli Balta Limanı Anlaşması’nın bir benzeri, hatta daha da ağırı Kasım 1995’de imzalanıp 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmanın adı, Gümrük Birliği Anlaşması’dır. Koalisyon Hükümeti tarafından imzalanan bu anlaşma ile Türkiye, AB’nin 15 üyesine karşı tüm gümrük duvarlarını indirmiştir. Gümrük Birliği Türkiye’yi
10

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Avrupa’nın açık pazarı haline getirmiştir. Gümrük Birliği’nin Türkiye’de yarattığı olumsuz tablo, Türkiye’nin sadece ekonomik olarak değil; siyasi, hukuki ve bürokratik anlamda tek yanlı olarak Avrupa Birliği’ne bağlanmasına yol açmıştır. Gümrük Birliği Anlaşması’nı Birliğe tam üye olmadan kabul eden tek üye olan Türkiye gerçekte egemenliğini önemli ölçüde Brüksel’e devretmiştir. Ekonomik anlamda çok sıkıntılı bir dönemin içine girilmiştir. Siyasal iktidar her şeyi normal göstermeye halkımızı hayali rakamlarla, bir gecede yükselen GSMH’larla kandırmayı ve avutmayı tercih etmektedir. Cari açıktan, iç borç stoğundan ve reel sektör borçlarından hiç bahsetmemektedir. Maalesef yaşadığımız bu sahtelik ve içinde bulunduğumuz oyun mutlu sonla bitmeyecek gibi gözükmektedir. Ülke ekonomisinin gidişatından kaygı duyan iktisatçılar ve ekonomik çevreler sürekli olarak “kriz fırtınası geliyor, hazır olun” diye haykırarak uyarılar yapmaktadır. B. Ekonomi Politikamız HEPAR iktidarında; Türkiye, ekonomisinin denetimini tekrar kendi eline alacaktır. Kamu yönetimi ve kamu maliyesi disiplinini bozan kamu kaynaklarının farklı kurumlarca kullanımına son verilecektir. Ülke ekonomisini uluslararası sermayenin spekülatif nitelikli başıboş kararlarının tahakkümünden kurtarıp, kendi toplumsal gereksinimlerine göre düzenleyecektir. Hak ve Eşitlik partisinin uygulayacağı ekonomi politikalar aşağıdaki temel ilkeler üzerine kurulu olacaktır: 1)Her türlü ekonomi politikanın tespitinde sadece vatandaşların çıkarı esas alınacaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları doğrudan veya dolaylı olarak ve hiçbir nedenle hiçbir kişi, kurum veya kuruluşa ezdirilmeyecektir. 2)Türkiye Cumhuriyeti Devletinin imkânları ile hiçbir kişi, kurum veya kuruluşa menfaat ve/veya imtiyaz sağlanmayacaktır; verilmiş imtiyazlar behemehal geri alınacak, “lisans ticaretine” son verilecektir. 3)Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslararası kurum ve kuruluşların “mali hegemonyasından” derhal kurtarılacaktır; Hazinenin dış borçları ödenerek tasfiye edilecek, Devlet suni olarak sokulduğu aciz ve güçsüz ve hatta çaresiz görüntüsünden behemehal çıkarılacaktır. 4)Kamu maliyesinde savurganlık önlenecek; gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimler bu ilke çerçevesinde denetlenecek ve örgütlenecektir. Son yıllarda çeşitli vesilelerle Bütçe dışına çıkartılarak TBMM’nin denetimi dışına alınan her
11

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

türlü kamusal ekonomik faaliyet, yasal düzenlemeler yapılarak derhal denetim altına alınacak, savurganlığa son verilecektir. Bütçe disiplini mutlaka sağlanacaktır. 5)Uluslararası ekonomik ilişkiler mütekabiliyet ilkesi üzerine kurulacaktır. 6)HEPAR toplumcu ve bireysel üretici sermayenin yan yana geldiği karma iktisadi düzeni savunur. Stratejik alanlarda karma ekonomi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın ve sanayinin temeli olarak görülmektedir. 7)Tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçilecek, dış ticarette ithalatçı ülke olmaktan ihracatçı ülke olmaya dönüşüm sağlanacaktır. İşsizlik ve istihdam sorununu çözebilecek, üreten ve büyük bir ekonomi, sürdürülebilir ve yüksek büyüme oranı, yüksek GSMH, denk bütçe, yüksek dış ticaret fazlası, düşük enflasyon, eşit gelir dağılımı, düşük faiz oranı, sosyal devletin gereklerini yerine getirebilmek için zengin, iç ve dış borçlarını ödemiş, iktisaden güçlü bir devlet partimizin temel iktisadi hedefleridir. Çeşitli adlar ve amaçlar iddiasıyla çalışan kesimden toplanan veya yapılan kesintilerin amaçları dışında kullanımı önlenecektir. Vadesi gelen devlet iç borç senetleri, uzun vadeli, enflasyonu taban alan getirilere tabi senetlerle değiştirilecek ve faiz gelirleri etkili bir biçimde vergilendirilecektir. İç ve dış borçlar yeniden yapılandırıldıktan sonra IMF programına gerek kalmayacağından ekonomide tam bağımsızlık için bu programa son verilecektir. AB ile imzalanan Gümrük Birliği, Dünya Ticaret Örgütü ile yapılan ve diğer uluslararası ticaret anlaşmaları tekrar gözden geçirilerek ülke ekonomisine zarar veren hükümlere karşı zorunlu tüm önlemler alınacaktır. İlgili tüm tarafların (Devlet ve Özel Sektör) katılımıyla milli bir iktisat politikası oluşturularak derhal uygulamaya konulacaktır. Vergi tabanı yaygınlaştırılarak, vergi gelirleri artırılacaktır. Sermaye gelirlerinin vergi gelirleri içindeki payını yükseltecek önlemler alınacaktır. Kısa vadeli yabancı sermaye giriş ve çıkışları denetim altına alınarak üretim ekonomisine yönlendirilmesi sağlanacaktır. Her türlü sermaye hareketinden doğan kazanç vergilendirilecektir. Vergi adaletini gözeten ve herkesten mali gücüne, servetine ve gelirine göre vergi alınması ilkesine uygun bir vergi reformu gerçekleştirilecektir. Halkımızın parasını hortumlayan ve yurtdışına kaçıran kişilerin yurtiçi ve dışındaki tüm mal varlıklarına el konulacak ve görülen zarar eksiksiz tazmin

12

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

edilecektir. İçi boşaltılan banka ve kurumların sorumluları hakkında, gerekli caydırıcı cezaların verilebilmesi için mali suçlarla ilgili cezalar ağırlaştırılacaktır. Finansal piyasaların büyümesi ve derinleşmesi, finansal kurumların sağlıklı bir yapılanma içinde güçlenmesi sağlanacaktır. Kamu ihtisas bankaları asli görevlerini yapacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır. İstikrarlı bir ekonomik büyümenin ve kalkınmanın sağlanmasında finansal tasarrufların artırılması ve verimli kullanılması için önlemler alınacaktır. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında içeriden desteklenen küresel saldırı kararlı bir şekilde durdurulacak, ülke ve ulus küreselleşmenin tüm olumsuz etkilerinden korunarak halkımız esenliğe kavuşturulacaktır.
C. ÖZELLEŞTİRME

Özelleştirme, sosyal devleti yok etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Özelleştirmeyi meşru kılacak tek neden “toplumun ortak yararı” dır. Bu ortak yararın da üç koşulu vardır: zarardan kurtulmak, daha ileri bir teknolojiye geçmek ve ekonomik gücü halka yaymak. Eğer zarar eden değil de kar eden bir kuruluş özelleştirilmek isteniyorsa; daha ileri bir üretim sistemine geçmek söz konusu değilse; ekonomik güç halka değil de iç ya da dış bazı odakların eline geçecekse; özelleştirmede “toplumun ortak yararı” bulunduğundan elbetteki söz edilemez. Toplumun ortak yararının gerektirdiği yerde özelleştirme, ortak yararın gerektirdiği durumlarda yeni kamu girişimleri oluşturulacaktır. Yeni sağlanan istihdam olanaklarında özelleştirme mağdurlarına öncelik tanınacaktır.

13

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

5. TARIM VE HAYVANCILIK Türkiye’de tarım ve hayvancılık politikası iflas etmiştir. Yakın zamanlara kadar dünyada tarımsal açıdan kendi kendine yeten yedi ülke’den birisi olan Türkiye’de, uygulanan yanlış politikalar yüzünden daha önce ülkemizde yetiştirilen ürünler bugün ithal edilmektedir. Avrupa Birliği ile uyum bahaneleri ve yanlış tarım politikalarıyla Türkiye tarım ürünleri ithal eden bir ülke durumuna getirilmiştir. Bu politikalar Türk köylüsünü ve tarımını yok etmek pahasına gerçekleştirilmektedir. Taban fiyatlarının belirlenmesindeki dış baskılar; Türkiye’de kırsal alanların boşalmasına, sosyal ve ahlaki çöküntülerin ortaya çıkmasına ve dolayısıyla suç ve suçlu oranının artmasına yol açmaktadır. Batı ülkeleri tarım ve hayvancılığı ödünsüz desteklemektedirler. Oysa Türkiye’de Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla tarım ve hayvancılıkta devlet desteği iyice azaltılmış, devlet tarafından kredilendirme kisvesi altında Türk çiftçisi borç batağına sürüklenerek, yaşama hakkı elinden alınmıştır. Tarımsal işletmelerimizde yapısal sorunlar mevcuttur. İşletmelerimizde sermaye, topraklarımızda erozyon sorunu yaşanmaktadır. Ülkemizde çok önemli toprak ve su kirlenmesi sorunu vardır. En verimli ve değerli tarım alanlarımız çarpık tarım ve sanayi politikaları yüzünden çeşitli yatırım gerekçeleriyle elden çıkartılmaktadır. Üretici örgütlenmesi yetersizdir. Kamu örgütlenmesi ise hem yetersiz ve hem de çok karmaşıktır. Girdi kullanımı sorunludur. Gübre üretimi yetersizdir ve üretim gittikçe azalmaktadır. Gübre kullanımı da dengesizdir. Diğer bir girdi olan tarım ilacı kullanımında da hem yetersizlik ve hem de dengesizlik ciddi sorunlar yaratmaktadır. Ülkemizde üretilen tarım ilaçlarının etkili hammaddesi yurtdışından sağlanmaktadır. Tohumluk üretimi de çok büyük oranda dışa bağımlıdır. Tohumluk, gübre, tarım ilacı, mazot fiyatlarındaki artışlar ile devletin belirlediği taban fiyatları, destek ve teşvik yetersizlikleri Türk tarımını ve Türk çiftçisini darboğaza sokmuştur. Özelleştirme tarım alanında tam bir iflasla sonuçlanmıştır. Tarımda yapılan özelleştirme, tarımın bütün dayanaklarını yok etmiştir. Et ve Balık Kurumu ve Zirai Donatım Kurumu ortadan kaldırılmıştır. Tarıma yönelik devlet teşkilatı tümüyle tasfiye edilmiştir. Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele Genel Müdürlüğü, Toprak Su Teşkilatı, köylüye hizmet götüren kuruluşlar, bunların tümü ortadan kaldırılmış, bertaraf edilmiştir. Tarım alanındaki işletmeler satılınca, aynı alanda daha verimli bir üretim sağlanamamış, satılan işletmelerin arazisi spekülasyon amacıyla kullanılmış ve kapatılmıştır. SEK diğer tarımsal kamu kuruluşları gibi talan edilmiştir. Özetle, tarımdaki özelleştirme tam bir başarısızlık, talan ve yağma ile sonuçlanmıştır. Küresel ısınma nedeniyle dünya kuraklığa doğru gitmektedir. Sularımız ve topraklarımızın önemi daha da artmıştır.
14

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında öncelikle yeni bir tarım politikası belirlenerek ürün ve üretim planlaması yapılacaktır. Tarım envanterimiz mutlaka çıkartılacaktır. Kullanılmayan hazine arazilerinden tarım için uygun olanları tarım üretimine açılacak, verimsiz tarım arazilerinin ileri teknolojik tüm olanaklar kullanılarak ıslahı gerçekleştirilecektir. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yapımları yıllardır kanserleşen sulama projelerinin bir an önce yaşama geçirilmesi sağlanacaktır. Toprak ve su kaynaklarının korunması konusunda dağınık su havzalarının ıslahı çalışmaları yapılacak, tarımsal sulama alanlarında ve kentlerin içme ve kullanma suyu kaynaklarını besleyen havzalarda yerleşme ve yapılaşma engellenerek mevcut yapılaşmalar da kaldırılacaktır. Tarım üretiminde ithal ve hibrid tohum kullanımına son verilecek, doğal yöntemlerle tohum ıslahı yapılacak, tarımsal ürünlerin genetik yapıları ile oynanmasına izin verilmeyecektir. Tarımsal ürün ithalatı kontrollü bir şekilde yapılacak, üreticilerimiz ithalat nedeniyle mağdur edilmeyecektir. Tarımın önemli girdilerinden olan gübre ve tarım ilaçları bakanlığın denetim ve gözetimi altına alınarak, politikası belirlenecek, temini, fiyatları, kalitesi ve uygulaması kontrol altına alınacaktır. Tarımda ciddi bir hamle yapılabilmesine yönelik “piyasa yapıcılarının” günümüz koşullarına göre yeniden örgütlenmesi sağlanacaktır. Toprağı işleme bilgisi ile donanmış çiftçi bilincinden ilacına, gübresine, sulamasına, ürün çeşitlendirmesine ve standartlara uygun sertifikalı ürünlere kadar pazara erişebilirliği artıracak örgütlü yapılara geçilecektir. Sanayide olduğu gibi tarımda da kümeleşmeler yaratılacaktır. Piyasa mekanizması içinde kooperatifler, bazı mal ve hizmetlerin arz ve talebinde ortaklarının pazarlık gücünü artırmada, pazarlık gücünü toplulaştırarak dev firmalar karşısında rekabeti korumada ve piyasaların yapısını ve işlemesini düzenlemede önemli görevleri yerine getiren kuruluşlardır. HEPAR iktidarı kooperatifleri daha da güçlendirecektir. Hayvancılığımızın bugün içine düştüğü içler acısı durum ortadır. Türkiye hayvancılığında kaba ve karma yem yetersizliği, beslenme, hayvan soylarının veriminin düşük olması, soyların ıslah edilememesi, modern hayvancılığın yeterli ölçüde gelişmemesi, erken kesimler, hayvan sağlığı hizmetlerinin yetersiz olması, büyük oranda geleneksel yöntemlerle yapılan, verimin düşük olduğu doğal koşullara bağımlı hayvancılığın yaygın olması, çiftçilerin eğitilmesi konusunda yeterli çalışmanın olmaması, üretici birliklerinin oluşturulamaması, yeterli kredi desteği sağlanamaması, pazarlama, çayır ve meraların bakımsızlığı
15

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

ve giderek azalması, ahırların hijyeni, alet ve ekipman yetersizliği gibi temel sorunların çözümü için bugüne kadar etkili ve verimli hiçbir politika geliştirilememiştir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde maksatlı olarak azdırılan ve körüklenen terör ve yanlış politikaların büyük bir darbe vurduğu hayvan yetiştiriciliği ve besicilik, Türkiye’yi et ihraç eden bir ülke durumundan et ithal eden bir ülke durumuna getirmiştir. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında yeni bir anlayışla geliştirilen özendirmedestekleme-eğitim üzerinde yükselen yeni bir hayvancılık politikası uygulanarak; birim hayvan başına verim artırılacak, üretim ucuzlatılacak, ürün kalitesi yükseltilecek, bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilecek, modern işletmelere dönüşüm sağlanacak, AR-GE çalışmaları koordine edilecek, üretici örgütlenmesi yaygınlaştırılacak ve diğer temel sorunların çözümü için gerekli destek, yönetsel ve yasal girişimler uygulanacaktır. Hayvan kaçakçılığı ile etkili bir şekilde mücadele edilecektir. Hayvan ithalatına yönelik yeni düzenlemeler yapılacaktır. Su ürünleri ve balıkçılık konusunda gerekli yasal düzenlemeler ve organizasyon eksiklikleri en kısa sürede tamamlanacaktır.

16

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

6. ENERJİ Türkiye elektrik üretimini doğalgaza endeksleyen nadir ülkelerden birisidir. Türkiye dünyada elektriği en pahalı kullanan ülkeler arasındadır. Son günlerde hem üreticilerin hem de halkın bütçesinde önemli bir sıkıntı yaratacak şekilde konutlarda ve sanayide tüketilen elektriğe çok yüksek oranlarda zamlar yapılmıştır. Bu zamlar izlenen yanlış enerji politikalarının Türkiye’yi içine soktuğu açmazdan kaynaklanmaktadır. Ülkenin enerjide dışa bağımlılığı, çok hassas bir durumdadır. Ülkemizde tüketilen toplam birincil enerjinin sadece yüzde 27’si yerli kaynaklardan sağlanmakta olup, yüzde 73’ü ithalatla karşılanmaktadır. Doğal gaz, petrol ve taşkömüründeki dışa bağımlılık oranı yüzde 90’dan fazladır. Bu durum sürdürülemez. Zorlayıcı enerji politikaları nedeniyle enerji maliyetlerinin yükselmesi Türk sanayicisinin istihdam sağlayan elindeki tesisleri enerji maliyetlerinin daha düşük olduğu yurtdışı ülkelere taşımasına ve dolayısıyla ülkemizdeki işsizliğin artmasına, milli sermayenin zarar görmesine ve sonuçta Türkiye ekonomisinin büyük kayıplara uğramasına neden olmaktadır. Enerji ihtiyacımızdaki dışa bağımlılık, yeni bir planlama ile enerji sektörüne çok ciddi boyutlarda hızla yatırım yapılmasını sağlayacak şekilde azaltılacaktır. Milli sermayenin yeni enerji politikalarıyla enerji sektörüne yönlendirilmesi özendirilecektir. Dünyada son bir yıl içinde hızla yükselen petrol fiyatları başta olmak üzere diğer fosil yakıtların alternatifi olan bor gibi enerji hammaddesi olabilecek yeni yakıt kaynaklarının geliştirilmesine önem verilecektir. Enerji üretiminde ağırlık; yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilecektir. Nükleer başta olmak üzere, rüzgar ve güneş enerjisi alanlarında milli teknolojinin de geliştirilmesine yönelik tedbirlerin de alınması suretiyle bu kaynakların en ucuz ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi sağlanacaktır. Enerji planlamaları; ulusal ve kamusal çıkarların korunmasını ve toplumsal yararın arttırılmasını, yurttaşların ucuz, sürekli ve güvenilir enerjiye kolaylıkla erişebilmesini sağlayacaktır. HEPAR İktidarında; 1. Elektrik enerjisi üretiminde ulusal ve kamusal kaynaklar ile yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilecektir. Özel olarak elektrik enerjisi üretiminde genel olarak tüm enerji kaynaklarının temin ve kullanımında, ülke ve kamu çıkarlarını gözeten bir strateji esas alınacak ve ülke ölçeğinde geçerli olacak bir “Master Plan” uygulamasına geçilecektir. Ülkemizin enerji politikalarında temel kıstas kamusal planlamaya dayalı temiz, ucuz, bol ve yerli enerji olacaktır.

17

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

2. Doğalgazda dışa bağımlılığımızın azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülecek, bu alandaki “al ya da öde” koşullarını içeren abartılı projeksiyonlara dayalı anlaşmalar gözden geçirilerek kaynak çeşitlemesine gidilecektir. 3. Yerli doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri ve TPAO’nun bu doğrultudaki çalışmaları desteklenecektir. 4. Doğalgaza bağımlı enerji politikalarından bir an önce vazgeçilerek yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımıza yatırımlar yapılacaktır. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımız ülke ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayacak potansiyeldedir. Bugün ülkemizdeki mevcut hidrolik kaynağımızın dörtte biri, 10.000 MW rüzgar enerjisi kaynağının yalnızca 50 MW’si kullanılmaktadır. 10.000 MW kapasitede santral tesis etmeye yeterli linyit yatakları değerlendirmeyi beklemektedir. 5. Mevcut hidrolik santraller, tam kapasitede çalıştırılacak, yapım sürecinde olanlar gerekli kaynaklar aktarılarak hızla sonuçlandırılması sağlanacaktır. 6. BOTAŞ’ın mevcut doğalgaz sözleşmelerinin özel kuruluşlara devrine son verilecektir. 7. Kamusal planlama, kamusal üretim ve yerli kaynak kullanımını reddeden, bu alandaki yatırımların aksama, gerileme ve gecikmesinin temel nedenini oluşturan özelleştirme uygulamalarına derhal son verilecek, enerji sektöründe kamusal çıkarları gözeten planlama ve uygulamalar esas alınacaktır.

18

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

7. ULAŞTIRMA Ulaştırma sisteminde yaşanmakta olan sorunlar, ülke ekonomisine büyük boyutlarda zarar vermektedir. Türkiye’de özellikle yolcu ve yük taşımacılığında yıllardır maliyeti yüksek, kalite düzeyi düşük taşımacılık yapılmaktadır. Bir defada çok fazla yük ulaştırması, güvenilir olması, sınır aşımı olmaması, mal zayiatının en az düzeyde olması, diğer kayıpların hemen hemen hiç olmaması, havayoluna göre 14, karayoluna göre 7, demiryoluna göre 3,5 kat daha ucuz olmasından dolayı dünya ticaretinin yüzde 90’lık bölümü denizyolu ile taşınmakta iken üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’de denizyolu taşımacılığının yurtiçi yük taşımacılığındaki payı sadece % 3’ tür. Ülkemizde demiryolu, denizyolu, havayolu gibi diğer ulaştırma sistemlerinin yetersiz olması nedeniyle, kent içi ve kentler arası yolcu ve yük ulaşımı % 90’ların üstüne çıkan oranlarda karayolu ağırlıklı olarak yapılmaktadır. Karayolu ile ulaştırma sisteminde yaşanan sorunlar; bileşenlerinin yetersizliği, koordinasyonun sağlanamaması ve denetim yetersizlikleridir. Bu durum, karayolu ağındaki eksiklikler, taşımacılık denetiminin yapılmaması ve trafik denetimi yetersizliği nedeniyle, bir yandan büyük ölçüde dövize bağlı olan işletme maliyetlerini anormal değerlere çıkarırken, diğer yandan her yıl binlerce can ve mal kaybıyla sonuçlanan trafik kazalarına ve aşırı çevre kirliliğine yol açmaktadır. Karayolu ulaştırmasının birim maliyetlerinin daha yüksek olması, belirli üretim bölgelerinde yoğunlaşmayı getirmektedir. Bu durumda ülke çapında üretim tüketim dengesinin kurulmasını engellemektedir. Petrol ithalatçısı olan ülkemizde yüksek maliyetli bir ulaştırma politikasının uygulanması dolaylı olarak mal ve hizmet fiyatlarını yükseltmektedir. Bunun sonucu olarak da hane halkı gelir düzeyi düşmekte ve böylesine maliyeti yüksek bir ulaştırma politikasının uygulanması ülke refahının gelişmesi önünde önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bir zamanlar yük taşımacılığında önemli bir paya sahip olan Türkiye Devlet Demir Yolları (TCDD) işletmesinin, bugün içinde bulunduğu durum ortadadır. Yönetim kadroları yetersiz, bilgisiz ve deneyimsiz kişilerle doldurulduğundan yetişmiş personel sayısı her geçen gün azalmakta, insan kaynaklarını ve taşımacılığın kalitesini geliştirmeye yönelik etkili hiçbir çalışma yapılmamaktadır. Kara yollarımızda istihdamı sağlayan, iş gücü ve can kayıplarını önleyen tedbirler alınarak, karayollarında yük ve yolcu taşımacılığı çağdaş ve güvenli bir düzeye ulaştırılacaktır. Yük taşımacılığına yönelik faaliyetlerin karayolundan, demiryolu ve özellikle denizyoluna kaydırılması çalışmalarına hız kazandırılırken özel sektörün demiryolu ve deniz taşımacılığında yatırım yapması teşviklerle özendirilecektir. Türkiye’de demiryolu yük taşımacılığının
19

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

ön plana çıkması için, öncelikli olarak demiryolu altyapısı güçlendirilecektir. Bunun için hukuksal ve kurumsal düzenlemeler bir an önce oluşturulacak ve uygulanacaktır. Demiryolu sistemimizde hizmet sağlayıcı bir kurum olan TCDD’nin kurumsal yapısı ve işleyişi, daha işlevsel kılınması için yeniden düzenlenecektir. Özellikle bu kurumun tüm yapılanması yerli kaynaklarla ve mühendislik hizmetleriyle ileriye dönük olarak planlanacaktır. Öncelikle bir “Deniz Bakanlığı” oluşturulduktan sonra denizyolu yolcu ve yük taşımacılığının geliştirilmesi için mevcut limanların altyapı, terminal olanakları ve ana ulaşım bağlantı ve yetersizlikleri süratle giderilecektir. Yeni limanların yapılması açısından yeni yatırımlar desteklenecek ve özendirilecektir. Deniz ticaret filomuzun küresel rekabet gücü artırılacaktır. Havayolu taşımacılığının uluslararası standartlara uygun şekilde hizmet verebilmesi için önlemler alınacaktır. Havayolu ulaşım ağımız geliştirilecektir. Özel havayolu şirketlerinin yolcu ve yük taşımacılığındaki paylarının artırılması ve geliştirilmesi için gerekli destek sağlanacaktır.

20

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

8. SANAYİ Türk özel sektörü milli sanayinin lokomotifidir. Dolayısıyla Türk sermayesinin güçlendirilmesi Hak ve Eşitlik Partisi’nin öncelikleri arasında yer alacaktır. Milli sanayinin küresel bir güç haline gelebilmesi ve dolayısıyla yeni istihdam olanakları yaratabilmesi için ucuz enerji, vergi indirimi ve prim desteği gibi pek çok konuda en üst düzeyde devlet desteği kesintisiz bir şekilde sağlanacaktır. Devlet, özel sektör ve üniversitelerimiz arasında AR-GE işbirliği ve dayanışması sağlanacaktır. Katma değeri ve rekabet gücü daha yüksek sektörlerin öncülüğünde, bilime ve ileri teknolojiye dayalı, nitelikli iş gücü istihdam eden ve uluslararası piyasada rekabet edebilen güçlü bir ulusal sanayi oluşturulması temel hedefimizdir. Toplam kalite anlayışı yaygınlaştırılacak, tasarım ve marka geliştirme en üst düzeyde teşvik edilecektir. Emeğin iş yerinde eğitilmesini, verimliliğin arttırılmasını, fabrika ve meslek içi eğitimin yaygınlaştırılmasını özendirici teşvikler uygulanacaktır. Küçük ve orta boy işletmelerin genel teşvik sistemi içindeki payının arttırılmasına, bunların hızla uygun teknolojilere yönelmelerinin özendirilmelerine önem verilecektir. Ülkemiz için gerek güvenlik gerekse ekonomik açıdan büyük öneme sahip olan savunma sanayinin, teknoloji üretebilen ve diğer sanayilerle entegre olan bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp silah, araç ve gereçlerinin milli sanayiden temini esas alınacaktır. Belirlenecek sınırlı sayıda ilde, savunma sanayi için özel yatırım teşvikleri verilecektir. Elektronik sanayi ile yazılım sektörünün gelişimine ve bilgiye dayalı yüksek katma değer sağlayacak öncelikli alanlarda yeni ürün geliştirilmesine önem verilecektir. Bilgisayar, mikro-elektronik, tele-komünikasyon teknolojilerini içeren bilişim, ileri teknoloji malzemeleri, biyoteknoloji, nükleer ve uzay teknolojileri gibi yüksek teknolojiler, katma değeri yüksek, çevre dostu sanayi sektörleri öncelikle özendirilecek ve en üst düzeyde desteklenecektir.

21

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

9. TURİZM Döviz kazanımı ile istihdam konusuna katkı yapacak sektörlerin başında turizm gelmektedir. Ülkemizin turizm potansiyeli bu sektörden çok daha fazla gelir elde etmemize imkân verecek kapasitededir. Ayrıca turizm, Türkiye açısından çok önemli olan tanıtım bakımından da etkili bir araçtır. HEPAR iktidarında turizm sektörüne üst düzeyde destek sağlanırken, turizm yatırımlarının planlanması, oluşturulması, geliştirilmesi ve yönetimleri ile ilgili özel kurumlaşmalar ve yasal düzenlemeler yapılacaktır. Kendi ülkesinde tatil yapamayan halkımızın bu sektördeki çabalarımızla kendi ülkesinde tatil yapabilmesine olanak verilecektir. Ülkemiz inanç, iş, kültür, doğa, spor ve sağlık turizmine hizmet verecek tüm özelliklere fazlasıyla sahiptir. Dolayısıyla turizm sektörümüze zenginlik ve çeşitlilik katacak bu olanaklar hızla ele alınacaktır. Tarihi dokuya sahip kentlerimizin bu kültürel ve tarihi mirasını oluşturan tüm unsurları onarılacak, ortaya çıkartılacak ve korunacaktır. Ülkemizdeki tarihi dokuların bozulmasına, talan edilmesine kesinlikle izin verilmeyecektir.

22

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

10. ORMAN VE ÇEVRE Ormanlar; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup, dünya yaşamı için vazgeçilmezdirler. HEPAR iktidarında koruma ve ağaçlandırma faaliyetleri ile verimli ormanlık alanlarımızın artması sağlanacaktır. Ormanın kereste üretimi dışındaki diğer ürün ve hizmet fonksiyonları dikkate alınarak, ormanlık alanlarımızın saha ve serveti ile cari yıllık artımlarının artışı ve ormandan çıkarılması planlanan kereste hasılasının azalması sağlanacaktır. Ormanların etkili çalışmalarla korunması ve geliştirilmesine yönelik eğitici ve özendirici çalışmalar yapılacaktır. Orman kaynakları ve orman alanları, günümüz ve gelecek kuşakların sosyal, ekonomik, kültürel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere sürdürülebilir bir şekilde yönetilecektir. Ormanların çok yönlü değerlerini sürdürebilmek için onları hafriyat, çöp dökümü ve hava kirliliği de dahil olmak üzere kirlilikten, yangından, zararlı böcek ve hastalıklardan korumak üzere gerekli önlemler alınacaktır. Fundalık ve Makilerin korunmasına yönelik gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Orman alanlarının amaç dışı kullanımı engellenecektir. Orman köylüsünün yaşam koşullarını iyileştirmek, ekonomik ve sosyal yönden kalkınmalarını sağlamak amacıyla, ortak birliklerin orman ürünlerinin üretim, değerlendirme ve pazarlama konularındaki müşterek menfaatleri korunacaktır. Orman ürünleri üretim faaliyetleri ile ilgili mevzuat geliştirilecektir. Orman ürünleri üretimi ve ağaçlandırma işçilik ücretleri iyileştirilecektir. Orman işçiliği yapan köylülerin sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan olumsuzlukları giderilecektir. Orman köylülerinin doğal kaynaklardan faydalanmalarına getirilen kısıtlar; yasal düzenlemelerle giderilecektir. Korunan alanlar içinde veya civarında yaşayan yerel halkın, bu sahalardaki gelir getirici faaliyetlere katılımlarının güçlendirilmesine yönelik uygun yaklaşımlar belirlenerek, uygulamaların yaygınlaştırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaktır. Özel avlakların kurulması ve işletilmesinde ormancılık kooperatiflerine yönelik özendirici alt mevzuat değişiklikleri yapılarak; kooperatif yöneticilerini hedef alan eğitim, proje yardımı ve destekler sağlanacaktır. Korunan alanlarda getirilen kısıtlamalar nedeniyle ciddi gelir kaybına uğrayan yerel topluluklara, orman teşkilatı ve diğer ilgili kuruluşlarca sağlanan kırsal kalkınma destek çalışmalarında gerekli önceliklerin sağlanması gerçekleştirilecektir. Milli parklar, tabiat parkları ve orman içi dinlenme yerlerinin işletilmesi ve yönetilmesinde gerekli yasal düzenlemeler yapılarak yoksul olan orman köylüsüne sosyal ve ekonomik katkı sağlanacaktır. Yörüklerimizin geçim kaynağı olan ve orman

23

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

yangınlarında önemi anlaşılan keçi besiciliğinin kontrollü ve bilinçli şekilde yapılması için, bakanlıkça çalışmalar yaptırılacaktır. Ülkemizin kanayan yarası çevre alt yapısının olmayışıdır. Yerel yönetimlerimiz, Atık Su Arıtma Tesisleri ve İçme Suyu Arıtma Tesisleri gibi pahalı çevre yatırımlarını genel bütçeden kendilerine ayrılan paylarla yapamayacak durumdadır. Bu durum kent ve ilçelerimizde yaşayan halkımızın ağır atık sorunları karşısında giderek çaresiz kalmasına dolayısıyla halk ile yerel yönetimleri karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. Türkiye’de çevre teknolojilerine sağlanan desteğin hiç olmaması nedeniyle basit ve ucuz çevre teknolojileri yurtdışından maliyetlerinin bin beş yüz katına varan fiyatlarla ithal edilmesine neden olmaktadır. Kurulan tesisler yabancı kaynaklı tekelci teknolojinin kontrolü altına girmektedir. HEPAR iktidarında insanlarımızın sıhhî ortamlarda yaşamasına yönelik çevre teknolojilerinin Türk özel sektörü tarafından geliştirilmesi için özel çevre politikaları uygulamaya sokulacaktır. Ülkemizde var olan çok sayıdaki çevre sorununun çözümü için; dayanıklı, minimum enerji kullanan teknolojiler özendirilecektir. Ekonomik ve sosyal politikaların çevre politikalarıyla uyumu sağlanacak, kalkınma gerçekleştirilirken insan sağlığı, ekolojik denge, kültürel, tarihi ve estetik değerler korunacaktır. Sanayi ve enerji tesislerinin belirlenecek çevre standartlarına uymaları; bunun için gerekli teknolojik önlemleri almaları özendirici yöntemlerle kesinlikle sağlanacaktır. Verimli tarım alanlarının sanayi ve yerleşim bölgeleri olarak kullanımı önlenecektir. Yatırımlarda çevre dostu teknolojinin kullanımı özendirilecektir. Uygun görülen alanlarda düzensiz bir şekilde depolanan çöp-katı atıkların ülkemizde yaygın olmayan geri kazanımı, yakılması ve düzenli bir şekilde depolanması gibi yöntemlerle çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik politikalar geliştirilerek yerel yönetimlerin bu konuda desteklenmesi ve özendirilmesi sağlanacaktır. Farklı kullanım amaçlarıyla; kıyı özellikleri gözetilmeden, plansız ve izinsiz bir şekilde kıyılarımızda ciddi tahribatlar yapılmaktadır. Kıyılarımızın ekolojik yıkımına karşı gerekli yasal düzenlemelerle engel olunacaktır. Çarpık kentleşme, nüfus artışı, kimyasal atıklar, toprak kirlenmesi, erozyon ve çölleşme, suların kirlenmesi, hava kirliliği ve ormanların tahrip edilmesi gibi temel çevre sorunlarının çözümü için her türlü önlem alınacaktır. Çevre sorunlarının kaynağında denetimi ve asgariye indirilmesi hedef alınacaktır.

24

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

11. MADENCİLİK Madenler bu ülkenin gençleri gibidir. Yani onları keşfetmek, değerlendirmek ve bu ülkenin zenginliği içine katmak bir vatan borcudur. HEPAR ülkemizin madenleri üzerinde oynanan oyunların farkındadır. Aynen geçmişte uygulanan petrol politikalarında olduğu gibi görünen resim madenlerimizin de yabancı sermaye tarafından parsellenmiş olduğu şeklindedir. Ülkemizin madenleri konusundaki en etkin icra kurumu olan Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) genel bütçenin kendisine ayrılan sembolik paylarıyla lağvedilmiş bir görünüme sokulmuştur. Oysaki aynı kurum 1950’li yıllardan başlayarak şu an hala kullanılmakta olan birçok büyük maden yataklarının keşfinde önemli bir rol oynamıştır. Çıkartılan yeni madencilik yasalarıyla MTA’nın asli görevi olan araştırma, keşfetme ve geliştirme unsurları bugün özelleştirilen veya lağvedilen başkaca kurumlardan transfer edilen insanların konserve olarak muhafaza edildiği bir hale dönüştürülmüştür. 1983 sonrasında başlatılan ve günümüze kadar devam eden yabancı sermaye odaklı araştırma ve geliştirme faaliyetleri ne kadar ilginçtir ki hiçbir zaman üretim aşamasına geçememiş yani bu ülkenin malı olan madenler ülke ekonomisine kazandırılamamıştır. Bunun nedeni keşfedilen yeni maden sahalarının yabancı firmaların kendi ülkelerindeki borsalarında sadece kağıt kıymetlendirmesine dönüşmüştür. Bu firmalar masa üzerinden milyarlarca dolar gelir elde etmişlerdir. Oysa ne kadar hazindir ki o keşfedilen madenler yoluyla Türkiye ekonomisine kazandırılan hiçbir katma değer gerçekleşmemiştir. Günümüzde maden sahalarının ruhsatlandırma işlemlerinde çok ciddi sorunlar vardır. Sahip olunan ruhsatlar süre tahdidi olmasına rağmen hiçbir zaman üretim amaçlı faaliyetlere dönüşememektedir. Çünkü denetim yoktur. Denetlenen sahalarda ise madencilik teknolojisi hala 1800’lü yılların çağ dışı teknolojileri vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Stratejik mineral gurubu arasında yer alan radyoaktif minerallerin geliştirilmesine yönelik hiçbir faaliyette bulunulmamaktadır. Boraks gibi stratejik endüstriyel mineral gurubunda ise iç pazara yönelik satış işlemi yapılmamakta ve bütün cevher hammadde olarak yurtdışına gönderilmektedir. Madencilik emek yoğun bir sektör olduğu için ülke sanayisinde ve işsizlik sorununa çözüm getirebilecek önemli bir alandır. Türkiye'nin ekonomik ve siyasi yapısal sorunları nedeniyle tamamen çıkmaza girdiği bu dönemde, madencilik sektörünün de çok ciddi yapısal sorunları bulunmaktadır. Sürekli değişen istikrarsız bir yapı içerisinde bulunan Türk madencilik sektörünün sorunlarına çözüm üretebilmesi bugüne kadar mümkün olmamıştır.

25

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Ülkemiz en az petrol kadar, hatta daha da önemli olabileceği düşünülen bor madeninin dünyadaki en büyük rezervine sahip olmasına rağmen bu durumun avantajlarını değerlendirememekte ve bor hammaddesi ihracatından yeterince gelir elde edememektedir. Bunun nedeni ise bugüne kadar konuya stratejik bir yaklaşım getirilememiş olmasıdır. Bor mamul ihracı yerine hammadde olarak ihraç edilmektedir. İhraç edilen hammadde yurtdışında mamul hale getirilmekte ve elde edilen mamul türevleri hammadde fiyatlarının kat kat üzerinde paralar ödenerek tekrar ülkemize getirilmekte ve bu mamuller ülke sanayimizin en stratejik sektörlerinde kullanılmaktadır. Üstelik ülkemizin bor rezervleri petrol sahibi ülkelerde olduğu gibi değil dünya rezervlerinin yüzde yetmişine karşılık gelmektedir. Bu avantaj dünya bor fiyatlarını tek başına belirleme şansını ülkemize veriyor iken ne yazık ki en az rezerve sahip ülkeler bor fiyatlarını belirlemektedir. HEPAR bu ülkenin madenlerinin öncelikli olarak bu ülke’de yaşayan insanlarımızın refahı konusunda kullanılmasından yana taraf durumundadır. HEPAR iktidarında madenciliğin sorunlarına yeni yasal çözümler getirilecektir. Kamu elindeki kaynakların çok uluslu şirketlere aktarılması önlenecektir. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında, ülkemizde madenciliğin geliştirilebilmesine yönelik olarak yatırım izni ve ruhsat alma sürecinin kısa ve kolay alınabilmesi sağlanacaktır. Ülkemizin bor avantajı aynen petrol ihraç eden ülkeler örgütünde olduğu gibi tekelci bir politikayla fiyat belirler bir duruma getirilecektir. Metalik madenlere yönelik politikamız üretimden mamule gelinceye kadar geçen süreçte her türlü teşviki sağlamak yönünde olacaktır. Altın gümüş gibi kıymetli madenlere yönelik politikamız, mamul elde etme teknolojilerini Türkiye’de geliştiren özel sektöre yine özel teşvikler sağlamak yönünde olacaktır. Kıymetli madenlerin mamul teknolojileri ile çevre kirliliğine yol açmalarına izin verilmeyecektir. Ülkemizde küçük ve orta ölçekli sermayeye dayanan madencilik faaliyetleri üretim aşamasından hammaddenin pazara sürülmesine kadar geçecek her aşamasında vergi kolaylıkları, prim indirimleri ve yetişmiş insan gücü desteği ile teşvikler sağlanacaktır.

26

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

12. SOSYAL POLİTİKALAR A. Eğitim 1) İlk ve Orta Öğretim Türkiye’ de eğitim sisteminin temel amacı; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, demokratik değerlere bağlı, yeni fikirlere açık, kişisel sorumluluk duygusuna sahip, ulusal kültürü özümsemiş, farklı kültürleri yorumlayabilen ve çağdaş uygarlığa katkıda bulunabilen, bilim ve teknoloji üretimine yatkın ve beceri düzeyi yüksek, üretken ve yaratıcı bilgi çağı insanının yetiştirilmesidir. Eğitim, her türlü hurafeden arındırılmış, üstün ve ulusal olmalıdır. Eğitimde gözlem ve uygulama yönteminden yeterli ölçüde yararlanılmamaktadır. Her kademede ders araç ve gereçleri yetersizdir. Öğrencileri genel eğitimden, mesleki eğitime kaydırmada başarı sağlanamamıştır. Öğrencilerin ruhsal ve bedensel gelişimine önem verilmemiştir Türk kültür ve temel değerleri eğitim programları aracılığıyla aktarılamamıştır. Öğretim ezbere dayanmakta, analitik, senteze götürücü ve yaratıcı düşünce geliştirilmemektedir. Okulsuz çocuklarımıza ulaşmak, tek derslikli okulları genişletmek, ikili ve üçlü öğretime son vermek, kalabalık sınıfları 25–30 kişilik sınıflara dönüştürmek, geçici ve harap binalarda öğretim yapan okulları binalara kavuşturmak için binlerce yeni okul ya da on binlerce yeni derslik inşa etme gereksinmesi vardır. Siyasal iktidar diğer tüm alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da özelleştirmeyi ilke edinmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırıma ayrılan pay üçte iki oranında azalmıştır. Hükümet iktidara geldiği 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde 17,18'i yatırımlara ayrılırken, 5 yıllık iktidar sürecinde bu pay sürekli azalmış ve 2007 yılında 2002'deki rakamın yarısının da altına düşmüştür. 2008 yılında MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan pay sadece yüzde 5,66 olarak tahmin edilmektedir. Sadece son altı yılın rakamlarına bakıldığında, hükümet eğitim yatırımlarını durdurmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen açıkları sorununu ise sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik istihdamı ile aşmaya çalışarak yapısal sorunlara geçici çözümler üretmeyi tercih etmektedir. Bu tür istihdam politikaları sonucu, ücretli ve sözleşmeli öğretmenler, pek çok sosyal ve ekonomik haktan yoksun kalmaktadır. Bu durum, eğitimin zaten düşük olan niteliğinin daha da düşmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca on binlerce lisans ve ön lisans mezunu işsiz ve emekli maaşıyla geçinemeyen binlerce emekli öğretmen okullarda ücretli olarak istihdam edilmektedir. Öğrenci sayısı her yıl artarken okul, derslik ve öğretmen sayısı bu artışın oldukça gerisinde kalmaktadır. 2007–2008 eğitim öğretim yılına bakılacak
27

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

olursa, ilköğretimde öğrenci sayısı 10 milyon 870 bin 570 iken, okul sayısı 34 bin 93, derslik sayısı 315 bin 887, ilköğretimde görev yapan kadrolu öğretmen sayısı 409 bin 318, sözleşmeli öğretmen sayısı 36 bin 134 dir. Ortaöğretimde de bu rakamlara paralel sonuçlar geçerlidir. Derslik ve öğretmen sayısı, her yıl artan öğrenci sayısı karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu durumun en önemli nedenleri emeklilik ve eğitimde kadrolu istihdamın azaltılarak, sözleşmeli, ücretli gibi esnek istihdam uygulamasının benimsenmiş olmasıdır. Dershanelere giden öğrenci sayısı son 2002–2007 yılları arasında sürekli artış göstermiş ve 1.071.827'ye yükselmiştir. 2002 yılında özel dershane sayısı 2.122 iken, 2007 yılı sonu itibariyle bu rakam 3.986'ya ulaşmıştır. Aynı dönemde öğretmen sayısı 19.881'den 47.621'e yükselmiştir. Dolayısıyla son 5 yılda eğitim sistemi nitelik olarak daha da gerilemiştir. Eğitimin niteliği düştükçe özel ders ve dershane sistemi büyümüştür. Bu durumun doğal sonucu olarak, eğitim sistemi ve veliler dershanelere çalışmaya başlamış, ekonomik gücü olan veliler astronomik rakamlarla çocuklarını dershaneye gönderirken, ekonomik gücü olmayan velilerin çocukları sistemin dışına itilmiştir. Tüm sorunların kökeninde Türkiye’de eğitimin iflas etmiş olması yatmaktadır. HEPAR iktidarında öncelikle milli eğitim politikası ele alınarak, yeniden düzenlenecektir. Eğitime daha fazla parasal kaynak ayrılacaktır. Eğitim ve öğretimde imkan ve fırsat eşitliği sağlanacak, toplumun bütün fertlerinin ilgi, eğilim ve yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi esas alınacaktır. Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılarak, ilk aşamada ana sınıfı dahil edilerek zorunlu temel eğitim süresi 9 yıla çıkarılacak ve daha sonra gerekli alt yapı oluşturularak zorunlu temel eğitimin süresi 12 yıla yükseltilecektir. Atatürkçü eğitim felsefesi yeniden uygulamaya konulacak ve öğretmenler bu konuda bilinçlendirilecektir. Nitelikli öğretmen yetiştirilerek ezberci yöntemler, eğitimde şiddet olgusu gibi ilkel uygulamalar ortadan kaldırılacaktır. Okullarda denetim uygulamaları daha çağdaş esaslarda yürütülecektir. Ulusal duyguları gelişmiş ve uyanık yurttaşlar yetiştirilecektir. Eğitimde yeni teknolojilerin uygulanması çerçevesinde eğitim araştırmaları ve program geliştirme çalışmaları teşvik edilecektir. Temel eğitimde öğrencilerimize empati duygusu yani kendini karşısındakinin yerine koymak ve ona göre davranmak duygusu kazandırılacaktır. Bilginin üretimi ve dağıtımı için gerekli olan okul alt yapıları yeterli bir hale getirilecektir. Okulların bilgisayar donanımları kurulup geliştirilecektir. Okulların kütüphanelerindeki yayın ve dergi yetersizlikleri giderilecektir. Öğrencilere bireysel öğrenme alışkanlığı kazandırılacaktır. Bilgilerin hızla değiştiği ve yenilerinin eklendiği bir çağda üniversite sıralarında kazanılan bilgilerin geçersiz kalabileceği ve unutulabileceği göz önüne alınarak öğretmenlerimiz sürekli olarak eğitimden geçirilecektir. Öğretmenlerin
28

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

görevlerini verimli, etkili, yeterli biçimde yerine getirebilmeleri için özlük hakları iyileştirilecektir. Öğretmenlerin insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamalarına yönelik olarak asgari ücretin üç mislinden az olmamak üzere taban ücret uygulamasına geçilecektir. Kadrosuz öğretmenlerin sisteme dahil edilmesi ve özlük haklarının ve sosyal güvencelerinin kadrolu öğretmenlerle eşit seviyeye getirilmesi, yani kadrosuz öğretmen uygulamasına son verilmesi HEPAR’ın öncelikleri arasındadır. Sayısı iki yüz bini aşan işsiz öğretmenlerimizin sisteme katılımında kadroluluk esas alınacaktır. Mevcut düz liseler 10 yıllık bir süreçte Anadolu liselerine dönüştürülecek ve düz lise açılmayacaktır. Mesleki ve teknik okullardan mezun olan öğrenciler Meslek Yüksek Okullarına, diğer liselerden mezun olan öğrenciler üniversitelere yönlendirilecektir. Yurtdışındaki Türk çocuklarının kültürel kimliklerini korumaları ve geliştirmeleri için sağlanan eğitim imkanları artırılacaktır. Özel eğitim gerektiren zeka engelli ve üst zekalılarla, işitme, konuşma ve ortopedik özürlüler; uyumsuzlar ve sürekli hastalığı olan çocukların eğitimine gereken önem verilecektir. Bu amaçla, özel eğitim alanında görev alacak öğretmen ve personelin yetiştirilmesi için gerekli tedbirler alınacaktır. 2) Türkçe Öğretimi Türkçenin ilköğretim birinci sınıftan başlanarak doğru ve amaca uygun öğretilebilmesi, dilimizin anlatım gücünün ve güzelliklerinin bütün öğrencilere kavratılması, etkili bir Türkçe öğretimi ile mümkündür. Türkçe eğitim Türkiye’nin bağımsızlık sorunudur. Türkiye Türkçe’sinin bugün için eğitim ve öğretimde ciddi sorunları vardır. Okuma yazmada aydınlarımızın Türkçe’yi yanlış kullanması, yabancı sözcük kullanma tutkusu, konuşurken duygu ve düşüncelerin düzgün ifade edilememesi en önemli sorundur. Kelimelerin yanlış telaffuzu, tamlamaların yanlış ve özensiz kullanılması, vurgulamada yanlışlar yapılması Türkçe’yi yozlaştırmaktadır. Türkiye’de Türkçe dilinin öğretim ve kullanımına ilişkin sorunlarının giderilmesi için Türkçe öğretimi politikaları yeniden düzenlenecektir. Türkçe Öğretimi Programı öğretim içeriğinin sınıflara göre değerlendirilmesi yapılarak hazırlanacaktır. Türkçe öğretiminde ders kitabı eksikleri giderilecektir. Türkçe öğretmeni yetiştirme programlarının kapsamı genişletilecek ve niteliği artırılacaktır. Türkçe’nin etkili kullanılmasının bütün topluma yaygınlaştırılması, radyo ve televizyonlarda özellikle haber, eğitim ve çocuk programlarında Türkçe’nin doğru kullanımı için gerekli özenin gösterilmesi sağlanacaktır. Türkçe’nin yabancı dil olarak öğretilmesine özel bir önem verilecektir.

29

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

3) Yüksek Öğretim Yüksek öğretim'de temel amaç, bağımsız ve yaratıcı düşünme yeteneğine sahip, sorgulayan, araştırıcı, kendine, toplumuna ve insanlığa yararlı bilgi ve beceriler edinmiş, aydın kişiler yetiştirmektir. Böyle bir öğretim ancak araştırma yapan, bilim üreten, teknoloji üretimine katkıda bulanan, bilim üretmeyi ve araştırma yapmayı sürekli olarak özendiren ve destekleyen, akademik, idari ve mali yönlerden özerk yüksek öğretim kurumlarında gerçekleştirilebilir. Yüksek öğretim kurumları, öğretim işlevleri yanında, ulusal ve küresel önemli sorunlar hakkında fikir ve çözüm de üretirler. Bu işlevler için istemde bulunulması gerekmez. Hatta yüksek öğretim kurumlarından böyle sorunların ilk tanımlayıcıları olmaları beklenir. YÖK sistemindeki aksaklıkları kısmen gidermek ve sistemi daha işler hale getirmek amacıyla, özellikle yüksek öğretimde seçkincilik ve yüksek öğretim kurumlarının mali yönetimi konularında olumlu düzenlemeler de içeren bazı değişiklikler kamuoyunda tartışılmakta ve çok değişik öneriler dikkati çekmektedir. Olağanüstü bir dönemin ürünü olan ve özellikle giriş bölümü çok eksik ve olağanüstü dönemlere özgü bir yüksek öğretim anlayışı içeren 2547 sayılı yasanın temeli üzerinde olumlu ve kalıcı değişikliklerin yapılması çok zor ve doğru da değildir. Bu zorluğun açık kanıtı aynı yasanın çeşitli hükümlerinin son 15 yıl içinde en az 50 kez değiştirilmiş olmasıdır. Mevcut iktidar, YÖK ve Üniversite sorununa tümüyle siyasal kadrolaşma ve doğrudan siyasal denetim çerçevesinden yaklaşmaktadır. Akademik ilerleme ve kadro dağılımında siyasi etkiler ve güç dengeleri ön plana çıkmakta ve akademisyenler ve akademisyen adayları belirli gruplar içinde olmaya itilmektedir. Özlük hakları kısıtlamaları, maddi yetersizlikler ve kutuplaşmalar öğretim üyelerini üniversite dışında çalışma ortamı aramaya iterken, akademisyen adaylarının kalitesini sürekli olarak düşürmektedir. Üniversite rektörlerinin seçimle görevlendirilmeleri, üniversitelerde iktidar savaşlarına, karşıt grupların oluşmasına, ayrılıkların derinleşmesine ve sonuçta üniversitelerde huzursuz bir ortamın oluşmasına neden olmaktadır. Üniversite yönetiminin yetkileri çok geniş ve üniversitenin tümüne hükmeder bir yapıda olduğu için, bilimsel gelişmeler, laboratuar çalışmaları, eğitim sorunları, öğrenci bursları ikinci plana itilmekte, gruplaşmalar ve bu gruplara hükmetme çabaları öne çıkmaktadır. Üniversite eğitiminde alt yapı tamamlanmadan eğitime başlanması kaliteyi düşürmekte ve üniversite mezunu işsizler ordusunun büyümesine neden olmaktadır. HEPAR iktidarında, yeni bir yapılanmayla üniversitelerimiz akademik, idari ve mali özerkliğe kavuşturulacaktır. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla birlikte YÖK kaldırılacaktır. Esas işlevleri kaynak dağıtımı ve yüksek öğretimde
30

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

arzulanan akademik yapılara yol göstermek olan, yeni bir "Yüksek Öğretim Bakanlığı" oluşturulacaktır. Yüksek öğretim sisteminin daha üretken bir yapıya kavuşturulması sağlanacak; öğrenci, kurum ve akademik kadrolar arasında iş birliği ve uyumu artıracak düzenlemeler yapılacaktır. Üniversitelerimizde özdenetim kurumsallaştırılacak ve mesleki denetim mutlaka sağlanacaktır. Her kurum gibi, üniversite de topluma hizmet için kurulmuştur. Toplumun kaynaklarını kullanan üniversitelerimizin görevleri arasında toplumun sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunlarına bilimsel yöntem ve yaklaşımlarla çözüm üretmek yer alır. Üniversitelerde yapılan araştırmalar, ülkenin fikir, kültür ve siyasal hayatı üzerinde de etkili olur. Üniversitenin kendini geliştirmesi, topluma yapacağı hizmetlerin artması demektir. Kullanılan toplumsal kaynaklar için topluma hesap verme alışkanlığı yerleştirilecektir. Atamaların yeni ve zorunlu bilimsel ve idari kriterler getirilerek siyasi etkiden arındırılması kesinlikle sağlanacaktır. Rektörler bir dönem için atanacaktır. Üniversitelerimizi bilimde ilerleme ve başarı yerine üniversite içinde iktidar erkini ele geçirme hedefine kilitlenen kişi ve çevresindeki grupların yarattığı kamplaşmalara neden olan Rektörlük seçimleri derhal kaldırılacaktır. Fakültelerin çalışmalarına daha fazla mali ve akademik özerklik verilecektir. Üniversiteler, alt yapı ve laboratuar olanakları açısından sanayinin ve çağın gerisinde kalmamaları sağlanacaktır. İl bazında üniversite, sanayi ve kamu kurumları bünyesinde bulunan ve araştırmalarda kullanılabilecek önemli cihazların envanteri çıkarılacaktır. Bu cihazları tüm araştırmacıların kullanımına sunabilecek alt yapı organizasyonları oluşturulacaktır. Alt yapısını tamamlamamış ve yeterli öğretim elemanı bulundurmayan üniversitelerin öğrenci almalarına izin verilmeyecektir. Akademik üretkenlik, bilimsel yayın ve bunların kalitesinin artırılması, öğretim üyelerinin öğrenci ile daha yakın olduğu ve bilgisini pratik alanlara aktarabileceği eğitim sistemlerinin oluşturulması sağlanacak, doktora programlarına önem verilecektir. Üniversitelerde yükselme kişilere ve gruplara olan sadakate göre değil, liyakata göre olacaktır. Üniversite öğretim elemanının kimi tanıdığına değil, ne bildiğine önem verilecektir. Akademisyen ücretlerinin düşük olması geçinebilmek için danışmanlık, bilirkişilik, özel ders verme, muayenehane açma gibi araçlara başvurulmasına yol açmakta; araştırmaya zaman kalmamaktadır. Bu nedenle akademisyenlerin ücretleri yükseltilecektir. Genel bütçeden üniversitelere verilecek pay artırılacaktır. Yurtdışına beyin göçü önlenecektir. Bunun için bilim adamlarımız desteklenecek, yeterli kaynaklar sağlanarak, gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Araştırma fonu olanakları artırılacak ve yürütülen projelerden
31

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

çalışanlara tatmin edici bir ödeme yapılacaktır. Araştırmacıların yurtdışı araştırma, kongre, seminer, fuarlar vs. katılımlarına maddi destek sağlanacaktır. Araştırmacıların yurtdışı ile yakın ilişkiler sağlaması desteklenecektir. Araştırmacıların yazılı kaynak üretmek için Türkçe ve yabancı dilde kitap yazması, çeviri yapması özendirilecek ve yazarlara telif ücreti ödenecektir. Üniversitelerdeki akademisyenlerin yıllık çalışma performansları yıllık bazda değerlendirilerek ödül ve ceza sistemi uygulanacaktır. Üniversiteler bilgi ve teknoloji üretip/satarak kendilerine kaynak yaratabileceklerdir. Öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına girişlerinde başlıca ölçü, nesnel sınavlarla ölçülmüş yetenek ve başarıdır. Üstün başarılı ve nitelikli öğrencilerin akademik kariyere girmelerini ve orada kalmalarını sağlamak için, her türlü özendirici önlem alınacaktır. Bu bağlamda, üstün nitelikli öğretim üyelerinin, kurumlarınca çeşitli şekillerde ödüllendirilmeleri sağlanacaktır. Böyle öğretim üyelerinin öğrencilerine en iyi örneği oluşturacakları, onları akademik kariyere özendirecekleri açıktır. Öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarının giderlerine belli ölçüde katılmaları nedeniyle mali durumları, yüksek öğrenimi sürdürmelerine yeterli olmayan öğrencilere, devlet kaynaklarından burs verilecektir. Burs yönetimi, sosyal adaleti gözeten, güvenilir bir mekanizmaya bağlanarak yetenekli ve başarılı öğrenciye eğitim olanağı yaratmak en temel ilke olarak benimsenecektir. B. Sağlık Sağlık politikasının esas amacı; insan ömrünün uzatılması, yaşama sevinci ve kalitesinin geliştirilmesidir. Sağlıklı bir hayat sürdürmek, insanların en temel ihtiyacı ve hakkıdır. Bunun için, her türlü sağlık hizmetlerine gereken önem ve desteğin verilmesi, sosyal devletin temel görevlerinden biridir. Anayasamızın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğu belirtilmiştir. Küreselleşme dalgasının da etkisiyle ülkemizde, 1980 sonrası, sağlık sektöründe bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu süreç içerisinde sağlık alanında harcanan para artmıştır. Kamu sağlık yatırımları iyice kısılmış, özel sağlık sektörü teşvik edilmiştir. Kamu sağlık fonları ilaç, tıbbi teknoloji alımına, özel sağlık kurumları hizmetlerine giderek daha fazla bir miktarda aktarılmıştır. Özel sağlık sektörü giderek büyümüş ancak bireysel mülkiyet küçük üretim şeklindeki bir yapıyı aşamamıştır. Devletin sağlık hizmetlerindeki rolünün azalması, koruyucu sağlık hizmetlerinin sahipsiz kalmasına, özel sektöre bırakılan tedavi edici hizmetlerin bedelinin artması sonucunu yaratmıştır. Bu durumdan toplumun en çok en yoksul kesimleri zarar görmüştür.

32

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında sağlık alanında mevcut sorunların çözümü için öncelikler saptandıktan sonra, bu önceliklere uygun; kısa, orta ve uzun vadeli plan ve stratejilerin uygulaması derhal başlatılacaktır. Sağlık alanında yapılacak tüm çalışmalar Sağlık Bakanlığının eşgüdümünde, ilgili tüm kurum, kuruluş ve meslek örgütlerinin katılımıyla yapılacaktır. Uygulama esnasında gereksinim duyulacak olan yasalar zaman geçirmeden çıkartılacak, idari yapılanmalar en kısa sürede gerçekleştirilecektir. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir, uygulanabilir, hasta haklarına saygılı ve tatmin edici bir şekilde sunulacaktır. Birinci basamak sağlık hizmeti birimleri güçlendirilecektir. Hasta sevk sistemi etkinleştirilerek, merkezlerdeki hastanelerde yığılmalar önlenecek ve ihtiyaçların yerinde karşılanması sağlanacaktır. Aile Hekimliği, İşyeri Hekimliği, Dispanser, Hastane, Eğitim Hastanesi şeklinde oluşturulacak olan bir sağlık zinciri örgütlenecektir. Acil durumlar dışında vatandaşların ilk olarak aile hekimine başvurması, daha sonra gerekiyorsa hekimin önerisiyle sırasıyla diğer sağlık kuruluşuna sevki sağlanacaktır. Çok sayıda karmaşık işlemleri ve işlevleri olan birer işletme haline gelen günümüz hastanelerinin profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmesi sağlanacaktır. Başhekim hastanenin sadece sağlık işlemlerinden sorumlu tutulacaktır. Sağlıkta Kaynak Savurganlığına son verilecektir. Hasta ile hekim arasındaki para ilişkisi kesinlikle sonlandırılacaktır. Bunun için derhal yürürlüğe sokulacak olan “Tam Gün Çalışma” düzeniyle alt yapı ve insan gücü olanaklarından etkin ve verimli bir şekilde yararlanılması sağlanacaktır. Hekimlerin çalışma sürelerinin tamamını sadece çalıştıkları sağlık kuruluşlarına tahsis etmeleriyle verimlilik arttırılacak ve bir ölçüde sağlık kuruluşlarımızdaki hasta yığılmaları önlenecektir. “Tam Gün Çalışma” esasına göre çalıştırılacak olan hekimlerin insanca yaşayabileceği, gördükleri eğitimin ve sosyal statülerinin gerektirdiği yaşam düzeyinde bir ücret almaları mutlaka sağlanacaktır. Hekimlerin yanında diğer sağlık personelinin özlük hakları da mutlaka düzeltilecektir. Hekimlerin meslekleriyle ilgili gelişmeleri izleyebilmeleri desteklenecek ve gerekli olanaklar sağlanacaktır. Hekimlerin tam gün çalışmalarının yanında sosyal güvenlik kapsamında olmayanların sağlık sorunlarını önemli ölçüde çözecek olan Genel Sağlık Sigortası geliştirilerek uygulanacaktır. Toplam kaynaklar Genel Sağlık Sigortası uygulamasıyla daha verimli bir şekilde kullanılarak sağlık hizmetleri daha ucuza mal edilecektir. Farklı kamu kurumlarına ait hastaneler sadece kendi

33

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

mensuplarına değil, herkese hizmet verecek şekilde merkezi bir koordinasyon ve organizasyonla yeniden yapılandırılacaktır. “Genel Sağlık Sigortası Kurumu” bütün kamu hastanelerinden ve özel hastanelerden anlaşmalı olarak tüm basamaklardaki sağlık hizmetlerini satın alabilecektir. Gerçek ihtiyaç sahibi olan vatandaşlar, sigorta primleri düzenli bir şekilde devlet tarafından ödenmek suretiyle Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacaktır. Sağlık hizmetlerinin dağınık bir şekilde muayenehane ve özel polikliniklerle karşılanmaya çalışılması hem maliyetleri yükseltmekte hem de kaynak israfına neden olmaktadır. Diğer taraftan bu tür özel sağlık kuruluşlarının bir bölümünde kayıt ve işlemlerinde kayıt dışılık söz konusu oluğu için önemli bir vergi kaybı ortaya çıkmaktadır. Sağlıkla ilgili tüm mal ve hizmetler kayıt altına alınarak kayıt dışı ekonomi ve dolayısıyla vergi kaybı kesinlikle önlenecektir. Kamu; nüfus yoğunluğunu ve hasta sayısını dikkate alarak yapacağı stratejik hekim ve yardımcı sağlık personeli planlaması ve yeniden organizasyonu ile en son teknolojilere sahip yeni hastanelerin yaptıracaktır. Günümüzde sağlık alanında teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Hastanelerin teknolojik alt yapısının eksiklikleri en yeni teknoloji olanaklarıyla tamamlanacaktır. Daha önce başka ülkelerde kullanılmış cihazların yeni cihaz diye Türkiye’ye ithal edilmesine ve kullanılmasına engel olunacaktır. Ülke ekonomisine ciddi boyutlarda zarar veren ilaç kullanımındaki savurganlığa son verilecektir. Milli ilaç üretimi desteklenecektir. Bu konuda yeni ve ulusal politikalar geliştirilecektir.
C. Sosyal Güvenlik

Son zamanlarda başta tersanelerimiz olmak üzere sanayinin birçok kolunda yaşanan iş kazaları ölümle sonuçlanmakta ve bununla ilgili iş güvenliği önlemlerinin alınması her nedense mümkün olamamaktadır. Bu iş kazaları ile ilgili olarak saptanan ortak nokta işverenlerin bu işçileri çoğu kez hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalıştırmalarıdır. HEPAR iktidarında çalışanların uluslararası kurallara uygun şekilde sendikalaşması sağlanacaktır. Vatandaşların geleceğinden emin olması ve yüksek standartlı bir hayat sürdürmesi için sosyal güvenlik sistemi herkesi kapsayacak şekilde genişletilecektir. Sosyal güvencesi olmayan bir tek vatandaş geride bırakılmayacaktır. Uygulanabilir, kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulacaktır. Sigortasız çalışma ve çalıştırma önlenerek aktif sigortalı sayısı artırılacak, denetim hizmetlerinin etkinleştirilmesi

34

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

suretiyle de eksik prim süresi bildirilmesine, dolayısıyla sigortalının mağdur olmasına fırsat verilmeyecektir. İş kazalarının önlenebilmesi için yasal düzenlemeler çerçevesinde etkin bir denetim sistemi ve yaptırım uygulanacaktır. Güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımıza yoksulluk sınırı dikkate alınarak ayni ve nakdi yardım yapılacaktır. Engelli vatandaşlarımız hiçbir hükümet döneminde dikkate alınmamışlardır. Engelli vatandaşların toplumla bütünleşerek, başkalarının yardımına muhtaç olmadan hayatlarını idame ettirebilmesi için her türlü engel ortadan kaldırılacaktır. Doğumunda veya yaşamında, bu yaşama engelli gelmiş veya yaşamları sırasında engelli hale gelmiş tüm vatandaşlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek adına gereken her şey yapılacaktır. Bu ülkenin engellilerle ilgili yasaları tamamen çağ dışıdır. Hepsi çağdaş hale getirilecektir. Sosyal alanlarda kesin düzenlemeler yapılacak, bu insanlarımızın ihtiyaçları net olarak tespit edilip, çareleri süratle yerine getirilecektir. Bu vatandaşlarımıza yönelik ücretsiz rehabilitasyon merkezleri yaygınlaştırılacaktır. Engelli taksi taşımacılığının tüm illerimizde uygulanması sağlanacaktır. Şehit aileleri ve gazilerimize her alanda destek olunacaktır. Gazilerin, şehit ailelerinin, terörle mücadele ederken mağdur ve malul olanların öncelikli olarak işe yerleştirilmeleri mutlaka sağlanacaktır. Terör mağdurlarını çalıştırma zorunluluğu yüzde 1 den yüzde 5’e yükseltilecektir. Ç. Yoksulluk ve İşsizlik Türkiye nüfusunun yüzde 74,1’i yoksulluk sınırının, yüzde 15,4’ü ise açlık sınırının altında yaşamaktadır. Yani, 52 milyon 278 bin 252 kişi yoksulluk sınırının altında, 10 milyon 871 bin 672 kişi ise açlık sınırının altındadır. Yatırımların son derecede sınırlı olması nedeniyle istihdam yaratılamamakta ve işsizlik çığ gibi büyümektedir. İşsizlerin çoğalması özellikle diplomalı işsizliğin artması çok çeşitli sosyal sıkıntı ve çalkantılara yol açmaktadır. İşsizlik yüzde 20 ile son dönemlerin en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Özellikle 25–35 yaş grubunda dikkati çeken işsizlik oranı, resmi rakamlarla ifade edilenden gerçekte çok daha yüksektir. Türkiye de özellikle yurtdışından gelen yabancı uyruklu kayıt dışı istihdam tehlikeli boyutlara doğru tırmanmaktadır. Ulusal sanayici, küçük ve orta boy işletmeler ve girişimciler ülkelerin kalkınmasında lokomotif rolü oynarlar. Türkiye’de bu gerçeğin farkına henüz yeterince varılmamıştır. Son zamanlarda işyerlerinin kapanma oranı son 25 yılın
35

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

en yüksek seviyesine çıkmıştır. Piyasalarda inanılmaz bir durgunluk yaşanmaktadır. Tüccarımız, esnafımız siftah yapamadan gününü geçirmektedir. Vergisini, kredisini, SSK primini ödemekte zorluk çekenler çareyi işyerini kapatmakta bulmaktadırlar. İşyerlerinin kapanması, yıllardır bilinçli bir şekilde üretmeden tüketimle büyüme gibi kötü bir alışkanlık içine sokulan ekonominin daha da sıkıntılı bir sürece doğru sürüklenmesine neden olmaktadır. Uzak Doğu ülkeleri sürekli paralarına değer kaybettirerek ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürürken hükümet döviz kurunu düşürerek tüm uyarılara rağmen ithalatı teşvik ederek adeta bu ülkelere yardım etmeye devam etmektedir. Yanlış politikalar sonunda çarşıyı pazarı uzak doğu malları istila etmiştir. Türkiye'de birçok sektör uzak doğu ülkelerinden gelen ucuz ürünlerin işgali altına girmiş ve birçok sektör çökmüştür. HEPAR iktidarında; kaçak işçilikle mücadele ulusal bir politika haline getirilecektir. İşçi ve işveren sendikaları, demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, devletin merkezi ve yerel kurumları ile kuruluşlarının kaçak işçilikle mücadelede işbirliği sağlanacaktır. Toplumsal bir felakete dönen işsizlikle mücadele için ulusal bir seferberlik ilan edilecek, yeni iş olanakları yaratılacak, kendi işini kuranlar devlet tarafından desteklenecektir. Milli sermayenin önündeki tüm engeller kaldırılacak, yurt içinde büyüyerek istihdam yaratması ve küresel bir güç haline gelmesi için devletin tüm olanakları seferber edilecektir. Bu çok önemli devlet desteği için tek koşul; ülkemizdeki işsizliğin tümüyle sona erdirilmesi için yapacakları anlamlı bir katkının varlığının devlet tarafından belirlenmesi olacaktır. Yurtdışında iş alanında faaliyet gösteren tüm şirket ve kurumlar devlet tarafından desteklenirken, bunların çalıştırdıkları personel kadrosunun Türk vatandaşlarından oluşturulması teşvik edilecektir. Ara eleman ihtiyacına yönelik meslek kazandırma eğitimleri yaygınlaştırılacaktır. Ayrıca işbaşı eğitimlerinin verilmesi sağlanacaktır. Çalışma hakkının kaybı durumunda, ekonomik ve sosyal kayıpları giderme işlevini devlet üstlenecektir. Gelişmiş ve zengin ekonomiler ile ülkelerde olduğu gibi işsiz kalan tüm vatandaşlarımıza etkin bir işsizlik sigortası sistemi yürürlüğe sokulacaktır. Ücretli çalışanların farklı statülerde istihdamı yoluyla hak ve özgürlüklerinde ayırımcılık yapılması uygulamasına son verilerek, “eşit değerde işe eşit ücret”

36

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

ilkesi uygulanacaktır. İş değerlendirmesi ve benzeri yöntemlerle çalışma hayatında daha akılcı düzenlemelere gidilecektir. HEPAR iktidarında yurtdışından gelen ucuz ve kalitesiz mallar konusunda uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımız kullanılacak, yerli üretimin maliyetini düşürecek önlemler alınacaktır. Hak ve Eşitlik Partisi ekonominin istihdam yaratamamasının altında yatan nedenlerden biri olan bu sorunu kesinlikle ortadan kaldıracaktır. D. Kadın Hakları Partimiz, yurttaşlara hak ve ödev vermekte, kadın erkek ayırmaz. Kadına yönelik aile içi şiddet hala büyük bir yaradır. Bu tür şiddet uygulamaları çoğu kez caydırıcı cezalardan uzak ve hatta kimi kez adeta özendiricidir. Kadınlarımızın ekonomik bağımsızlıktan yoksun olmaları şiddet uygulamasında en önemli faktörlerden birisidir. Oysaki Milli Kurtuluş Savaşındaki zaferimiz bu ülkenin kadın ve erkeklerinin müşterek eseridir. HEPAR iktidarında sivil toplum kuruluşlarının sahiplendiği şiddete uğrayan kadınlarımızla ilgili koruyucu kurumlar bizzat devletin oluşturduğu koruyucu kurumlarla desteklenecektir. Ülkemizde önemli bir sorun olarak var olan ve bir türlü önlenemeyen kadınlarımıza ve kız çocuklarımıza yönelik yaygın şiddet önlenecektir. Kadına yönelik şiddet kanunlarımızda daha caydırıcı maddelerle son bulacaktır. Kadınların sağlık sorunları biyolojik ve kültürel nedenlerle erkeklerinkinden farklıdır. Ayrıca işyerlerinde de erkeklerden farklı sağlık risklerine ve hastalıklara maruz kalmaktadırlar. Buna rağmen işyerlerinde sağlık hizmetleri ve güvenlik standartları kadınlarımızın yukarıdaki özel durumlarına göre ayarlanmamaktadır. Aile içi sağlık ve bakım işleri kadınlar tarafından üstlenilmekte, bu konuda ne devletten, ne işyerlerinden, ne de eşlerinden yeterince destek alamamakta, kadının kendi sağlığına aile içinde de önem verilmemektedir. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında kadınlarımızın sağlık hizmetlerinden yararlanmada yaşadığı mağduriyete son verilecektir. Kadınların sağlık sorunları ile ilgili farkındalık yaratacak ulusal bilgilendirme kampanyaları düzenlenecek, sağlık sektörü bu konuda özellikle eğitilecek, fiziksel ve zihinsel olarak bütünlüklü sağlık politikaları uygulanacaktır. Aile planlaması ve cinsellik eğitimi konularında yasalardaki eksiklikler giderilerek uygulamalar sürekli denetlenecektir.

37

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Türkiye’de kadınların temsil sorunu vardır. Kadınlar siyasi karar organlarında yeterince temsil edilmemektedir. Türkiye’de 3 Nisan 1930’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan Belediye Kanunu çıkarılmıştır. Aradan tam 78 sene geçmesine karşın Türkiye’de yerel yönetimlerde ve parlamentoda kadınların temsili yok denecek kadar az olmuştur. Yerel yönetimlerde kadın temsili % 0,56’dır. Belediye meclislerinde % 0.56 iken İl Genel Meclislerinde bu oran % 1.75’dir. TBMM’deki % 4,4 kadın milletvekili oranıyla Türkiye, dünyada 189 ülke arasında sondan 22. konumundadır. Devlet ve özel sektörde üst düzey kadın yönetici oranı ise % 7’dir. Bugüne kadar Cumhuriyet Türkiye’sinde tek bir kadın vali atanmıştır ve şu anda kadın vali yoktur. HEPAR iktidarında kadınlarımızın yerel ve genel seçimlere aday olmaya özendirilmesine özel bir önem verilecek, onların özendirilmesi için kadın aday adaylarından ve kadın adaylardan herhangi bir ad ve gerekçeyle ödenti istenmemesi sağlanacaktır. Parti bütçelerinin en az % 10’unun partinin kadınerkek eşitliği için yapacağı çalışmalara ayrılması yasal bir zorunluluk haline getirilecektir. Türkiye’de kız çocukları erkeklerle aynı düzeyde eğitim görme olanağını bulamamaktadır. Kız çocuklarının okullaşma oranı % 87,16’dır. Yetişkin her beş kadından biri okuma yazma bilmemektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bu oran, her iki kadından biridir. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında kadın ve kız çocuklarının eğitim ve öğrenimde fırsat eşitliğine kavuşmaları sağlanacaktır. E. Gençlik ve Spor Gençliğe yapılacak yatırım, ülke geleceğine yapılmış en önemli yatırımdır. Gençlerin eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal güvenlik ile ilgili sorunları çözüme kavuşturulacaktır. Türk gençliğini tehdit eden madde bağımlılığı tehlikesi ile etkin bir şekilde mücadele edilerek gerekli tüm önlemler alınacaktır. Gençlerin fırsat eşitliği çerçevesinde eğitim imkanlarından yararlanmaları sağlanarak orta öğretimi tamamlayan gençlerin meslek sahibi olmaları, iyi derecede yabancı dil bilmeleri ve bilgisayar kullanmaları sağlanacaktır. Orta öğretim ve yüksek öğretimde okuyan gençlerin burs ve kredi imkanları artırılacak, yeni öğrenci yurtları yapılarak barınma ihtiyaçları karşılanacaktır. Öğrencilerimizi her türlü Cumhuriyet karşıtı etkiden korumak amacıyla ihtiyacı olanlara burs ve yurt imkanı sağlanacaktır. Yurtlar, bilgisayar ve internet kullanımının ve sosyal faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği çağdaş mekanlar haline getirilecektir. Çalışan gençlerin bilgi ve beceri eksikliklerinin giderilmesi amacıyla Çıraklık Eğitim merkezleri yeniden yapılandırılarak sayıları artırılacaktır. Eleman ihtiyacının bu merkezlerden temin edilmesi sağlanacaktır. Sokakta yaşayan
38

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

çocukların topluma yeniden kazandırılması için gerekli iyileştirme hizmetleri sağlanacaktır. Bu çocuklar eğitime yönlendirilecek, sosyal ve ekonomik destekleri sağlanacaktır. İlköğretimden başlayarak spor bilinci halkımıza yaşam tarzını değiştirecek bir şekilde aşılanacaktır. Gençliğin spor yapabilme olanaklarını arttırılarak amatör sporların her türünün eğitim sistemi içinde yapılabilmesinin, öğrencilerin bu sürece yaygın katılımlarının koşulları oluşturacaktır. HEPAR ülkemizdeki spor faaliyetlerini düzenleyen ve yürüten spor federasyonları da dahil olmak üzere tüm kurumsal yapıların çağdaş kural ve koşullar içinde çalışmasını sağlayacaktır. F. Kültür ve Sanat Türkiye, kültürel özgünlüğü bakımından dünyanın hiçbir ülkesiyle kıyaslanamayacak bir zenginliğe sahiptir. Kültürümüz, yalnızca yaşadığımız coğrafyada yalnız kendi yarattığımız kültürle sınırlı değildir. Bu coğrafyayı aşan, Orta Asya’dan alınan, göçler yoluyla yerleştiğimiz bölgelerden getirilen ve Anadolu’ya gelindiği zaman karşımızda bulduğumuz onlarca kültürün tümünü kapsamaktadır. “Türk Kültürü” dediğimiz zaman tüm bunların sahipleriyiz. Yalnız Anadolu’da 50’nin üzerinde uygarlığın yaşadığını düşünürsek bunların tümü bizimdir. Hepsi Türk Kültürü’dür. Ayrıca Türkiye, nerede olursa olsun, Türk kültürü ile yakından ilgilenmeye, onu takip etmeye ve ona yardım etmeye mecburdur. Çünkü Türk kültürü bir bütündür ve Türkiye'nin dış Türklerle kültür varlıklarını idame çerçevesinde ilgilenmesi her şeyden önce kendi varlığı için zorunludur. Kültürün en önemli boyutu, sanat boyutudur. Sanat, özellikle müzik ve sahne sanatları Türkiye açısından çok önemlidir. Dünya coğrafyası incelediğinde bunu önemini daha iyi anlaşılmaktadır. Operayı, baleyi, orkestraları kurumsallaştıran tek İslam ülkesi Türkiye’dir. Bu kurumların olmadığı ülkelerde çok seslilik kültürü ve demokrasi de yoktur. Rönesans, çoğulculuğu sanatla birlikte geliştirmiştir. Partimiz, vatandaşlarımızın Türkün derin tarihini ve kültürünü bilmesine özel bir önem verecektir. Kültür sanat faaliyetleri kamu yönetiminin asli görevleri arasında olup, devlet bu görevini teşvik yoluyla yapacaktır. Türk mimarisi, musikisi, tiyatrosu, sineması ve edebiyatının korunması ve geliştirilmesi milli devlet politikası haline getirilecektir. Tiyatro yaygılaştırılacaktır. Eğitimin her aşamasında kültür ve sanata yer verilecektir. Sivil kültürel kurumlara mevzuat kolaylığı yoluyla tam serbestlik sağlanacaktır. Kültürün gelişmesi için yapılan harcamaların makul bölümü vergi matrahından düşürülecek belirli alanlarda vergi muafiyeti getirilecektir. Sinema, konser gibi etkinliklerden alınan eğlence rüsumunun sanata destek amaçlı oluşturulacak olan fonlara yönlendirilmesi sağlanacaktır. Telif haklarını yurtiçinde ve yurtdışında güvence altına alacak
39

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

düzenlemeler yapılacaktır. Kültür müdahalelerden kaçınılacaktır. G. Yurtdışında Yaşayan Yurttaşlar

ve

sanat

faaliyetlerini

kısıtlayıcı

Bu vatandaşlarımız, bulundukları ülkelerde, Türkiye'yi şerefle temsil etmekte, dürüstlükleri, çalışkanlıkları ve yüksek insanî meziyetleriyle, ülkemiz için bir gurur kaynağı olmakta ve aynı zamanda Türkiye için büyük bir potansiyel teşkil etmektedirler. Yurtdışında dört milyon civarında vatandaşımız yaşamaktadır. Bunların 1,2 milyonu işçi statüsündedir ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın sayısı 3,4 milyona yükselmiştir. HEPAR, yurtdışındaki yurttaşlarımızın onurlu ve güvenceli yaşam hakkı için; dil, kültür ve kimliğin yaşatılması ve geliştirilmesi, eşit haklar ve kolaylıklar getirilmesi ve ekonomik ve sosyal güvenceler sağlanması ilkeleri çerçevesinde kapsamlı bir "programı" hızla uygulamaya geçirecektir. HEPAR, yurtdışındaki yurttaşlarımıza yönelik her türlü ırkçı saldırı ve etnik temizleme girişimlerine karşı kararlılıkla mücadele edecektir. Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın bu ve diğer sorunlarına kalıcı ve sürekli çözüm bulmak için "Yurtdışında Yaşayan Yurttaşlar Bakanlığı"nı oluşturacaktır. Ğ. Kentleşme ve Konut Gereksinimi Ülke’de konut sorununun başlıca nedenleri hızlı nüfus artışı ve kentleşmedir. Konut gereksiniminin karşılanamaması ve aşırı gecekondulaşma sonucu çarpık ve sağlıksız bir kentleşme oluşmaktadır. Ekonomik, siyasal nedenlerle göç sonucu kentlerde düzensiz ve hızlı nüfus artışı yaşam maliyetini arttırmakta ve yeni yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle konut, su, enerji, kanalizasyon, atık toplama gibi belediye hizmetlerinin yetersizliği ile kendisini hissettiren eğitim, sağlık, kültürel hizmetlerin de sürekli yatırım gereksinimi, az gelişmiş bölgelerde gelişmeyi engellemektedir. Buna ek olarak az gelişmiş bölgelerdeki insan ve sermaye kaynaklarının bölge dışına, kentlere yönelmesi dengeli kalkınmayı da önlemektedir. Giderek artan konut açığının kapatılması ve her yıl ortaya çıkan konut ihtiyacının karşılanabilmesi için toplu konut üretiminin teşvik edilmesi gerekmektedir. HEPAR iktidarında, kentlerimizin artan alt yapı sorunları çözülecektir. Alt yapısı ve projesi kamu tarafından hazırlanmış arsalar üretilerek, imar kurallarına uygun, estetik ve depreme dayanıklı olmak koşulu ile kendi konutunu yapmak isteyen konutsuz vatandaşlara uzun vadeli bir ödeme planıyla arsa tahsis edilecektir. Kentsel rant düzenleme altına alınacaktır. Yeterince arsanın üretilmesi sağlanacaktır. Kentsel altyapı finansmanının yerel yönetimler tarafından geliştirilmesine yönelik özendirici önlemler alınacaktır. Yerel
40

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

yönetimlerin gelir tahsilatına yönelik gerekli cezai yasal düzenlemeler yapılacaktır. Kaçak yapılaşma önlenecektir. Gecekondu alanlarında iyileştirme çalışmaları yapılacaktır. Gecekondu bölgelerinin ıslah edilmesiyle bu bölgelerin kent merkezleriyle sosyal ve ekonomik açıdan bütünleşmesi sağlanacaktır. Toplu Konut İdaresi’nin konut üretme politikası tamamen değiştirilecek özellikle büyük kentlerimizde alt gelir gruplarına yönelik konut edindirme projeleri yürürlüğe konulacaktır. Konut ve her türlü bina üretiminde depreme dayanıklılığı esas olan teknoloji ve standart malzeme kullanımı sağlanacaktır. Güvenli, kaliteli ve ekonomik konut üretimine, önem verilecektir. Zemin etüdü aşamasından iskan ruhsatı aşamasına kadar etkin bir denetimin yapılması sağlanacaktır.

41

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

13. YARGI En basit ahlak kuralından en kapsamlı hukuk sistemlerine kadar tüm toplumlarda geçerli olan kuralların genel amacı o toplumda nizam ve intizamı tesis etmektir. Bu amaç hukuk kurumu vasıtasıyla ve devlet eliyle gerçekleştirilir. Adalete ancak hukuk kuralları ve kurumları vasıtasıyla ulaşabiliriz. Hukuk olmadan toplumsal doğru bulunamaz. Toplum hayatındaki tüm yolsuzlukların kökeninde adalet ve hukuk kurallarına uymazlık yatmaktadır. Devlet idaresinin disiplini ancak hukuk ile sağlanabilir. Hukuk devlet yaşamının temelidir. Devlet bu niteliğinden taviz veremez. Adaletsiz toplumda medeniyet ve mutluluk olamaz. Devlet adalet dağıtan bir örgüttür. Bu iki faaliyet birbirini besler ve destekler. Bu kurumlar arasındaki devir daim bozulduğunda sosyal ve ekonomik yaşam felce uğrar. Hukukun üstünlüğü sayesinde bu sistem yaşatılabilir. Devletsiz adalet, adaletsiz devlet olmaz. Adalet devletin temelidir. Zenginliği meydana getiren halktır. Halkı yaşatan ve huzurlu kılan ise adalettir. Bu nedenle halksız zenginlik, adaletsiz halk olamaz. Bu zenginlik devleti güçlendirir. Hukukun üstünlüğü, hukuk kurumlarının güçlendirilmesi, uygarlığa ulaştıracak bir barış ortamının oluşmasını sağlar. Aksi halde bireyler arası ilişkiler düzensizleşir, çatışma ve didişme başlar. Güçsüz hukuk kurumlarının müdahale edemediği, bu gidişatın sonu kaostur. Adalet sadece hukuk adamlarının sorunu değildir. Gerçekte adalet yönetim gücünü kullanan makamların sorunudur. Adaleti dağıtmak ve tesis etmekle görevli yargıç adaletin dağıtılmasında tek yetkili konumundadır. Vasıflı yargıç olmadan adaletin dağıtılması mümkün değildir. Yargıçlar vermiş oldukları kararlarda omuzlarında nizamı tesis vazifesi taşımaktadırlar. Yargıç yasayı amir kılmakla görevlidir. Toplumun bütün büyük menfaatleri yargıçların koruması altına bırakılmıştır. Bu geniş yetkinin, kullanılabilmesi için bu muazzam görevin büyütülmesi ve yükseltilmesi lazımdır Türkiye’nin adalete uygun işleyen bir hukuk düzenine ihtiyacı bulunmaktadır. Bugünkü yapısıyla devletin üç ana erkinden birisi olan yargının tam anlamıyla bağımsızlığından bahsedilemez. Yargı bağımsızlığının sağlanması sadece yargıçlar için değil, halk için ve rejim için gereklidir. HEPAR yargının ve baronun bağımsızlığını mutlaka sağlayacaktır. Yargı sistemini bağımsız ve etkin kılacak bir yeniden yapılandırma için çalışmalar derhal başlatılacaktır. Bu bağlamda gerekli yasal düzenlemeler yapılarak yargı, yürütmenin etkisinden tamamen kurtarılacaktır. Yargı bağımsızlığını teşekkül ettirecek kurum ve kurallar değiştirilmeyecek bir şekilde güvence altına alınacaktır. Yargı üzerinde çok büyük bir baskı oluşturan düzenlemeler ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısı ve işleyişi köklü bir şekilde değiştirilecektir. İddia makamı ile karar makamı kurumsal ve işlevsel olarak ayrılacaktır. Hâkim ve savcıların bağımsızlığı kesinlikle sağlanacaktır. Adalet
42

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Akademisinin özellikle Adalet Bakanlığına karşı bağımsızlığını sağlayacak yasal düzenlemeler derhal yapılacaktır. Vatandaşların; insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve hak arama özgürlüğünün bütün kurum ve kurallarıyla uygulandığına güvendiği ve inandığı bir adalet sistemi yerleştirilecektir. Yolsuzlukla mücadeleye yönelik özel ihtisas mahkemeleri kurulacaktır. Bu mahkemeler süreci etkileyen araştırma, bilgi ve belge toplama ve diğer kurumlarla sağlanacak işbirliği konusunda özel yetkiler ile donatılarak adaletin süratle tecelli etmesi sağlanacaktır. Hırsızlık, kapkaç ve dolandırıcılık gibi vasıfsız suçlara yönelik cezaların caydırıcı olması için yeni düzenlemeler yapılacaktır. İdam cezasının caydırıcı özelliği nedeniyle yeniden ceza yasalarında yer almasının koşulları değerlendirilecektir. Adli Polis Teşkilatının etkin bir çalışma organizasyonu içerisinde yapılanması sağlanacaktır. Bünyesinde ve savcıların emrinde çalıştırılacak kolluk güçleriyle olayların araştırılması, delil toplanması ve suçluların yakalanması işlemleri daha etkin ve sağlıklı hale getirilecektir. Yargının; mali kaynak, kadro ve teknik araç sorunları çözümlenecektir. Hakim ve savcıların özlük hakları düzeltilecek ve ilgili meslek gruplarından hakim ve savcılığa geçişler özendirilecektir. Mahkemelere düşen dosya sayısı gerekli yasal ve yönetsel önlemlerle azaltılacaktır. Davaların uzun sürmesinin adil yargılamayı engellemesi önlenecektir. Adil bir yargılama için bağımsız bir adli tıp zorunlu olduğundan kurum öncelikle Adalet Bakanlığına bağlı olmaktan çıkartılacaktır. Kurum özerk hale getirilerek bir üniversiteye bağlanacak, sağlık alanındaki faaliyeti ise kurumun ilgi sahasından çıkarılarak genel sağlık sistemi içerisine alınacaktır. Görevleri hukuki bir sorunu olan kişi ve kuruma hukuki yardımda bulunmak olan ve sayıları 60 bine yaklaşan avukatlarımızın, meslek örgütü, mesleki bağımsızlık ve ekonomik sorunlar gibi yıllardır çözülemeyen sorunlarını ortadan kaldırmak için tüm yasal önlemler alınacaktır. Avukat odaklı baro kuruluşlarının oluşması desteklenecek ve avukatlık haklarının iyileştirilmesi sağlanacaktır. Stajyer avukatların avukatlık sınavı, adliye stajı, avukat yanı staj, sosyal güvenlik ve kredi sorunu kesin ve kalıcı bir şekilde bir çözüme kavuşturulacaktır. Kamu kesimi avukatlarının mali, özlük ve diğer tüm hak ve yükümlülükleri ayrı bir yasa ile düzenlenecektir.

43

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

14. ULUSAL GÜVENLİK Önceden bilmek esastır. İstihbaratın oluşturulması, ilgili birimlere gecikmeksizin ulaştırılması ve netice alınmasında kurumlar arası koordinasyonun en üst seviyeye çıkarılması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. A. Türk Silahlı Kuvvetleri Son dönemlerde; Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin laik yapısı, ulusal birliği ve vatanın bölünmez bütünlüğü ile sorunu olanların hedef tahtası haline getirilmiştir. Türkiye’yi zayıf düşürmek, kargaşaya sürüklemek, tarihte kalmış anlaşmazlıkları körüklemek, laik rejimini değiştirmek, parçalamak isteyenlerin ilk hedefi Türk Ordusu olmuştur. Bu amaca hizmet etmek isteyenler ellerine geçen her fırsatta iktidarın milli politikalara ters düşen iç ve teslimiyetçi dış politikası nedeniyle yeniden yükselişe geçen terör yüzünden her gün şehit cenazeleri kaldırılırken, halkımızın en çok güven duyduğu kurumların her zaman en başında yer alan ve 24 yıldan bu yana etnik bölücü silahlı kalkışma ile kanıyla canıyla mücadele eden Türk Ordusu’nu her gün yayınlarla, söylemlerle yıpratmaya çalışmaktadırlar. Kahraman Türk Ordusu, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurumlarından biri olup devletin dolayısıyla mülkün asıl sahibi olan Türk Milletinin ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri 150 yıllık modernleşme çabalarına öncülük etmiş ve çağdaşlaşma yolunda önemli katkılarda bulunmuştur. Sancılı bir coğrafyada yer alan Türkiye için caydırıcı bir ordu yaşamsal bir öneme sahiptir. Türkiye’nin tarihsel geçmişi, bulunduğu coğrafyanın önemi ve özelliği, tarihten kaynaklanan bölgesel ilişkilerinden dolayı Türk Ordusu’nun gücünün, moralinin ve itibarının korunması Hak ve Eşitlik Partisi’nin vazgeçilmez ve yaşamsal olmazsa olmazıdır. HEPAR iktidar olduğunda ulusal güvenliğimiz, birliğimiz ve bütünlüğümüzün korunması için siyasal anlayışına uygun bir şekilde milli güvenlik politikamızı yeniden belirleyerek, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden Türk ulusu ve vatanına yönelik olarak oynanan tehlikeli oyunu bozacaktır. B. Terörle Mücadele Terör, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda; baskı, cebir, şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini

44

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemler olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde diğer terör örgütlerinin hepsinden daha fazla tahribat yapan ve toplumumuzda onarılamaz yaralar açan tehdit PKK/KONGRA-GEL terör örgütü olmuştur. 27 Kasım 1978 tarihinde kurulan PKK/KONGRA-GEL terör örgütü, esas olarak bazı komşu ve Avrupa ülkeleri tarafından desteklenen silahlı eylemlerine, 1984 yılında başlamıştır. PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün 1984 yılından bugüne kadar sivil halka karşı ayırım yapmaksızın çocuklara, hatta bebeklere, kadınlara ve yaşlılara karşı uyguladığı terör eylemleri nedeniyle, güvenlik güçlerinin kaybına ilave olarak 11.611 vatandaşımız yaralanmış veya ölmüştür. PKK/KONGRA-GEL, tedarik, taşıma ve dağıtımını kapsayacak şekilde bütün yönleriyle uyuşturucu bağlantılarının içinde bulunmaktadır. Örgütün uyuşturucu ticaretinden yılda yaklaşık 600 milyon dolar kazandığı değerlendirilmektedir. Halen çoğunlukla Irak’ın kuzeyinde olmak üzere yurtdışında 3400 ve yurtiçinde 1800 silahlı teröristi bulunmaktadır. Bunların dışında ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinde olmak üzere toplam 30 ülke’de bu silahlı yapıyı siyasi, mali ve lojistik bakımdan destekleyen cephe teşkilatı bulunmaktadır. 11 Eylül sonrası uluslararası kamuoyunda oluşan terörizm karşıtı havadan etkilenen terör örgütü, kanla özdeşleşen adından kurtulmak maksadıyla ismini 4 Nisan 2002’de KADEK, 6 Kasım 2003 tarihinde de KONGRA-GEL olarak değiştirmiştir. Ancak terör örgütünün kadroları, silahlı unsurları, amblemi ve amacı değişmemiştir. Son olarak; PKK/KONGRA-GEL terör örgütü 1 Haziran 2004 tarihinde Eylül 1999 itibaren ilan ettiği sözde ateşkesi iptal ettiğini açıklayarak, silahlı eylemlere başlamıştır. O günden bu yana PKK/KONGRAGEL’in, aynen eskiden olduğu gibi, terörist eylemlerinden dolayı çok sayıda insanımız ölmüş ya da yaralanmış, terörle mücadele kapsamında sadece 01.01.2008–20.07.2008 tarihleri arasında bölgede 556 terör olayına müdahale edilmiştir. Bu da terörist organizasyonun tavrının değişmediğini ve asla değişmeyeceğini göstermektedir. Devlet sahip olduğu imkân ve şartlar çerçevesinde ülkenin her tarafında yurttaşlarına hizmet iletmeye çalışırken, özellikle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan halkımız propaganda ve şiddet yoluyla millî şuur dışına çekilmeye çalışılmakta, Türk devlet hakimiyetine karşı koyma, bu hakimiyeti reddetme ve bu hakimiyet altından ayrılma ve istiklâle kavuşma arzusu tahrik ve teşvik edilmekte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi Türk devletinden koparılmak veya misâk-ı millî sınırları parçalanmak istenmektedir. Türkiye’de iç güvenliğin sağlanmasından sorumlu olarak İçişleri Bakanlığı bünyesinde Polis-Jandarma teşkilatları mevcuttur. Ancak terör tehdidinin bu güvenlik güçlerinin imkan ve kabiliyetinin üzerine çıkması üzerine Türk Silahlı

45

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Kuvvetleri, Anayasanın verdiği yetki ve sivil otoritenin yasal talebi doğrultusunda terörizmle mücadelede aktif olarak yerini almıştır. Zira Türk Silahlı Kuvvetleri, asli görevi olan ülkesini dış tehditlere karşı savunmanın yanında yasalar gereği; İç tehdit unsurlarının bertaraf edilmesinde kolluk kuvvetlerine katkıda bulunmaktan sorumludur. Bunun yanında yürüttüğü bu mücadele sırasında TSK, sivil otoritenin faaliyetlerini kolaylaştıran, onların faaliyetlerinde sinerji yaratan bir güç olmakla birlikte; terörün bölge halkı üzerinde neden olduğu tahribatın giderilmesine katkı sağlamak üzere sahip olduğu imkanlarla alt yapı, sağlık, eğitim vb. alanlarında da bölgenin sorunlarını çözmede fiilen destek sağlamıştır. Hak ve Eşitlik Partisi iktidarında hukuk devleti kuralları içerisinde, terörle kararlı ve etkin bir şekilde mücadele edilecektir. Türkiye’nin ekonomik ve demokratik gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri olan terör hareketlerinin, psikolojik ve sosyolojik sebepleri doğru teşhis edilecek ve terörle mücadele bu paralelde yürütülecektir. İç güvenlik alanında faaliyet gösteren bütün kurumların yetki ve sorumlulukları yeniden tanımlanmak suretiyle, hizmetin uyum içinde ifası sağlanacaktır. Terörizmin finansmanının engellenmesine yönelik olarak uyuşturucu imalatı ve trafiği ile etkin bir şekilde mücadele edilecektir. C. Polis Örgütü İç güvenlik çok önemli, sağlanması çok pahalı ve zorunlu bir konudur. Güvenliğin olmadığı bir ortamda; sağlıktan, eğitimden, ulaşımdan, ticaretten, iletişimden ve her türlü sağlıklı ortamdan sosyal ve ekonomik yaşamdan söz edilemez. Dolayısı ile güvenliğine önem vermeyen devletler yıkılmaya mahkumdur. Polislerimiz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) kapsamında kamu görevi yapan memurlardır. Ülkemizde her türlü zor şart içerisinde özveri ile görev yapan polis örgütünün ast-üst ilişkileri, özlük hakları ve çalışma koşulları ile polis-vatandaş ilişkisi gibi konularda sorunları mevcuttur. Üst düzey polis memurlarının terfi ve atamasında objektif kriterleri dikkate alan yeni bir terfi ve atama sistemi getirilecektir. Polis örgütü her türlü siyasi baskıdan arındırılarak; sağlıklı bir yönetim ve çalışma sistemi oluşturulacaktır. Jandarma ve Polis güçlerinin iç güvenlik konusunda gerekli ve uyumlu koordinasyonu sağlanarak güçlü bir iç güvenlik organizasyonu meydana getirilecektir. Tam bir branşlaşma ile uzmanlaşma sağlanacaktır. Çalışma saatleri keyfilikten çıkartılarak, yeniden belirlenecektir. Fazladan çalışılan her saat görev için ayrıca mesai ödenecektir. Disiplin mevzuatı adalet ve insan hakları ölçüsünde yeniden düzenlenecektir. Liyakat tanımı yeniden belirlenerek

46

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

mesleki yükselmenin ehil ve adil olması sağlanacaktır. Rütbeler arasındaki yükselmenin kuralları yeniden düzenlenecektir. Mesleği kötüye kullanan ve suç işleyenlerin rütbelerinin geri alınması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Polis Amiri ve Memuru yetiştiren okullarda mesleki eğitim sistemi günümüzün koşullarına göre yeniden düzenlenecektir. Ast-üst ilişkilerinde keyfi muameleler, devlet imkanlarının kişisel kullanımı kesinlikle önlenecektir. Bu amaçla yeni bir denetim mekanizması geliştirilecektir. Emekli Polislerin maaş ve sosyal durumları düzeltilecektir. Ç. Milli Strateji Merkezi Doğrudan Başbakanlığa bağlı Milli Strateji Merkezi kurulacaktır. Merkez; barışta ve savaşta ulusal siyasetin uygulanmasının ilke ve esaslarını belirleyerek, çeşitli seçenekler arasında önceliklerini belirler ve öngörüde bulunacaktır. Coğrafi, askeri, ekonomik, psiko-sosyal ve kültürel, bilim ve teknoloji unsurlarından oluşan ulusal gücün etkin ve verimli bir şekilde yönlendirilmesinin ve kullanılmasının ilkelerini ve esaslarını belirterek her olay ve sorun karşısında somut, gerçekçi kabul edilebilir, önerileri ortaya koyarak öncelikleri açıklayacaktır. Ülkenin ve toplumun jeopolitik, ekonomik, kültürel ve stratejik özelliklerini, güç ve zafiyetlerini doğrudan, başkalarının görüş ve değerlendirmelerine, yargı ve sonuçlarına öncelik tanımadan, zaman-mekânimkân açısından değerlendirecektir. Tüm aşama ve faaliyetlerinde, araştırma ve incelemelerinde, bilime, bilgi ve teknolojiye, bilgi ve teknoloji üretimine ağırlık verecektir.

47

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

15. TÜRKİYE’NİN DIŞ SİYASAL DURUMU VE POLİTİKAMIZ Son dönemlerdeki hükümetlerin teslimiyetçi ve ver-kurtulcu dış politikası, Türkiye’yi başka devletlerin karşısında zayıf, ezik, küçük ve ikinci sınıf bir devlet durumuna düşürmekte ve milletimizin şeref ve haysiyetini yaralamaktadır. Ağır bir borç yükü altına sokulan Türkiye hem askeri ve hem de ekonomik açıdan dolaylı dolaysız Batı’ya tam bağımlı bir hale getirilmiştir. Bölgemizde ve sınırlarımızın hemen altında yapay bir Kürt Devleti ve PKK projesini yürütmekte olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Büyük Ortadoğu Projesi yoluyla bölgeyi yeniden yapılandırma inadı ve petrol bağımlılığına paralel politikaları Türkiye’yi yakın bir gelecekte çıkmazlara sokacak ve milletimize ağır bir bedel ödettirecektir. Bu oyunun en az 25–30 yıl süreceği ortadadır. Bir diğer siyasi bağımlılık da Avrupa Birliği (AB) üzerinden dayatılmaktadır. Batı’nın üçüncü sınıf diplomatları bile Türkiye’nin iç işleriyle ayrıntılı olarak ilgilenmekte ve talimatlar verebilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerinde oynanan Batı entrikaları hız kaybetmeden, koşullara bağlı olarak yürütülmektedir. Kıbrıs’ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanı ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başkanı, Rum-Yunan ikilisinin elli yıllık amaçları doğrultusunda bir anlaşmaya varmışlardır. Böyle bir anlaşmanın Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından nasıl vahim gelişmelere yol açabileceğine dair Türk kamuoyundan güçlü bir ses çıkmamıştır. İki tarafın görüşmelerinden çıkan önemli sonuç tarafların, “tek egemenlik, tek vatandaşlık” ilkesi üzerinde anlaştıkları ve çözümü bu ilke üzerinde inşa edecekleridir. Bu ilke anlaşması, Türk tarafı açısından yeni bir politikanın devreye sokulması anlamına gelmektedir. İki egemenlik, iki halk, iki devlet ve iki demokrasiden vazgeçilerek “tek egemenlik, tek vatandaşlık” üzerine bina edilecek bir Kıbrıs’ta, Türklerin azınlık durumuna düşmesi kabul edilmiş gözükmektedir. Bu ilkeye göre kurulacak yapıda Türklerin, Kıbrıs yönetimine eklemlenmesinin amaçlandığı açıktır. Türk tarafı bu politikayla Kıbrıs konusunda artık çok tehlikeli bir yola girmiş durumdadır. Bu yolda devam edilmesi halinde KKTC’yi bekleyen akıbet, egemenlik statüsünün ortadan kaldırılması ve Kıbrıs Rum Devleti içinde azınlık haklarından yararlanan bir topluma dönüşmek olacaktır. Kıbrıs’ta başlatılan bu yeni ve çok tehlikeli sürecin ortaya çıkan somut hedefi, anayasal düzenlemelerle Rumların işgali altındaki yıkılmış “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin meşruluğunu Türkiye’ye kabul ettirmek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Kıbrıs Türk tarafının “rızasıyla” son vermektir. Böyle bir noktaya, Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’deki son dönem iktidarların milli Kıbrıs politikasından vazgeçerek Avrupa Birliği odaklı teslimiyetçi değişiklikleri kabul etmeleri sonucunda gelinmiştir. 11 Kasım 2002 tarihinde
48

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

gündeme getirilen Annan Planı’nın kabul edilmesiyle Türk Hükümetleri, “Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi”ni yeni strateji olarak benimsemişlerdir. Bu dönemde KKTC’nin yaşatılması, tanıtılması ve Türkiye ile bütünleşme politikaları, KKTC ile yapılan anlaşmalar, yayınlanan Cumhurbaşkanları Bildirgeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kararları, Avrupa Birliği yaklaşımları nedeniyle tümüyle terk edilmiştir. Kan dökülerek ve can verilerek kurulan ve bağımsız bir Türk devleti olan KKTC bağımlı bir devlet haline getirilmek istenmektedir. Bu durum dünya tarihinde sık rastlanılan bir durum değildir. Hak ve Eşitlik Partisi iktidar olduğunda Girit’in nasıl kaybedildiğini hiç unutmadan ve halkımıza unutturmadan KKTC’nin bağımsızlığı konusunda tavizsiz Türk milli politikasını yeniden yürürlüğe sokacaktır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin arkasındaki güç olan Yunanistan ile Türkiye arasında, son yıllarda ekonomik ve ticari ilişkilerde gelişme gözlenmekle birlikte başta Ege sorunları olmak üzere temel siyasi anlaşmazlıkların çözümü konusunda şu ana kadar somut hiç bir ilerleme sağlanamamıştır. Yunanistan, Ege’de karasuları ve hava sahası ihlallerini sürdürmekte kararlı bir tutum sergilemektedir. Yunanistan ile anlaşmazlıklarımızın ve Kıbrıs sorununun birer “Türkiye-AB sorunu” haline dönüştürülmüş olması, bu konuda Yunanistan yönetimini oldukça rahatlatmıştır. Yunanistan’ın hedefinin kısa ve orta vadede sorunun diyalog yoluyla çözümü değil, Türkiye’nin “Ege’de Yunan karasularında 6 milin üzerine herhangi bir genişlemeyi casus belli-savaş nedeni olarak kabul eden” tutumunun Avrupa Birliği üzerinden yöneltilen baskılarla değiştirilmesini sağlamak olduğu açıkça belli olmuştur. Bu arada Yunanistan Ege’de Türkiye’ye karşı düşmanca tavır ve eylemlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bir yandan anlaşmalar gereği silahsız olması gereken Ege adalarını silahlandırmaya devam ederken sadece 2008 yılında Ocak ve Mayıs ayları arasında Yunanistan Deniz Kuvvetlerine mensup sahil güvenlik botları, karakol gemileri ve torpido botları karasularımızı 39 kez ihlal etmişlerdir. Deniz Kuvvetlerimize ait gemilerimiz bir kez uluslararası sularda, bir kez de İzmir’in güney batısında Yunan Deniz Kuvvetleri tarafından tacize uğramışlardır. Aynı tarihler arasında Yunanistan Hava Kuvvetlerine mensup uçak ve helikopterler 4 kez Türk hava sahasını ihlal etmişlerdir. Ocak ve 18 Temmuz arasında Yunanistan Hava Kuvvetlerine ait değişik savaş uçakları uluslararası hava sahasında eğitim uçuşları yapmakta olan Hava Kuvvetlerimize ait F–16 uçaklarına defalarca önleme yapmışlardır. Rum ve Yunanlı yöneticilerin, seçici bir yaklaşımla Türkiye’de hükümetin politikalarını değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef alan bir tutuma yönelmeleri ve bu yaklaşımın Avrupa Birliği belgelerine dâhil edilmesi de, mevcut iktidarın politikalarının bir sonucudur.
49

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın gerek azınlık olmaktan kaynaklanan birçok sorunu, gerekse çeşitli vatandaşlık sorunları devam etmektedir. Yunanistan Ege’nin yanında Lozan hukukuna aykırı olarak Heybeliada Ruhban Okulu, azınlık vakıflarının durumu, hala 1453 tarihinde yıkılmış olan Bizans amblemlerinin pervasızca kullanıldığı Patrikhane’nin ekümenlik iddiaları, Pontus soykırımı iddiaları üzerinde yer alan politikalarının zemin kazanmasına yönelik çabalara ağırlık vermiştir. Ayrıca, Türkiye’de Rum kökenli vatandaşların eğitim, din, kültür gibi alanlardaki durumunu istismar edecek girişim ve propagandalarını sürdürmeye devam etmektedir. Avrupa Birliği artık Türkiye için bir dış ve iç güvenlik tehdidi haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üye olarak alması, nüfusa oranlı yönetim gücü vermeye göre yapılandırılmış olan Avrupa Birliği yönetim mekanizmalarında Türkiye’nin söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ni yönetme hakkını kabul etmeyeceklerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye alınması, milyarlarca Euro tutarında karşılıksız yardımın yapılmasını gerektirmektedir. Türkiye Avrupa Birliği’ne üyelik uğruna ciddi adımlar atmış olmasına karşın, Avrupa Birliği’nden bu adımlara denk bir karşılık görememiştir. Dolayısıyla temel amacın ekonomik kazanım olduğu bir ortamda Avrupa Birliği Türkiye’ye bu hibeyi yapmayacaktır. Kaldı ki Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı Gümrük Birliği Anlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini bile yerine getirmemiştir. Gümrük Birliği, bir ülkenin üye olarak kabul edilmesinden sonra, Avrupa Birliği’ne vermek zorunda olduğu bir ödündür. Pazarlarını rekabet edemeyeceği ülkelerin şirketlerine açmak demektir. Avrupa Birliği bu ödünü Türkiye’den zaten almıştır. Ödülü önceden alan Avrupa Birliği’nin ödün vermesine gerek kalmamıştır. Dolayısıyla Türkiye’yi içine almasını gerektirecek durum ortadan kalkmıştır. Kendi içinde işsizlik sorunu yaşanırken 27 üyeli Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin milyonlarca eğitimsiz ve işsiz nüfusuna, serbest dolaşım hakkı vermesi olanaklı değildir. Avrupa Birliği’nin, tarih boyunca mücadele ettiği, savaştığı ve geçen yüzyılın ilk çeyreğinde topraklarını işgal ettiği, 35–40 seneden beri oralarda yaşayan, ülkelerine büyük ekonomik katkılar sağlamış ve bir kısmı vatandaşları olmuş insanlarını bile günümüzde insafsızca yaktığı Türk Milletini toplumsal ve kültürel olarak içine alarak hazmetmesi mümkün değildir. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi içine alması Avrupa ülkelerinin toplumları tarafından kabul edilmemiş ve edilmeyecektir. Avrupa Birliği, Türkiye’yi kabul edecek olsaydı, zaten Kıbrıs, on iki mil, kıta sahanlığı gibi koşulları ileri sürmezdi. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra, bu toprakların hepsi zaten Avrupa Birliği’nin sınırları içinde kalacak ve sorunlar kendiliğinden çözümlenecekti. İçinde Kıbrıs ve Yunanistan’ın da bulunduğu onlarca ülkenin, binlerce maddelik tarama sürecini Türkiye ile müzakere edip, bir de referandum şartı ekleyerek Avrupa Birliği’ne kabul etmesi mümkün değildir. Türkiye’yi içine alarak her yerin ateşe verildiği bir coğrafyada yer alan Suriye, İran ve Irak
50

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

ile sınır komşusu olmayı asla tercih etmeyecektir. Bu ve benzer nedenlerle Avrupa Birliği ülkelerinin çok sayıda yetkili devlet adamı tarafından açık bir şekilde ve yüzlerce kez ifade edildiği gibi yıllardır Avrupa Birliği kapısında aşağılanarak, paylanarak oyalanan ve süründürülen Türkiye hiçbir zaman Avrupa Birliği’ne üye olarak alınmayacaktır. Aldıkları kararlar, TBMM’ne kabul ettirdikleri yıkım yasaları, yıllardır ileri sürdükleri yüzlerce koşul ve yaptırımlarla, etnik azınlık yaratma çalışmaları ile Türkiye’nin toplumsal yapısını çürüten, ulus devletimizi yıkmaya çalışan, ulusal birlik ve bütünlüğümüzü bozan, tarihte her zaman yaptıkları gibi Kıbrıs’ı Rum, Ege’yi Yunanistan devletine vermeyi planlayan Avrupa Birliği; Türk Ulusu, Ulus Devleti ve vatanı için büyük bir tehlike arz etmektedir. Hak ve Eşitlik Partisi halkımız tarafından iktidara getirilirse Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne siyasi birliğe katılma anlamındaki üyelik talebi referandum yoluyla Türk Milletinin kararına bırakılacaktır. Gümrük Birliği Anlaşması yeniden iktidarımız tarafından değerlendirilip olumlu ve olumsuz yanları Türk halkına iyice anlatılacaktır. Daha sonra referandum yoluyla Gümrük Birliği’nin sürdürülüp sürdürülmemesi kararı yüce Türk Milletine bırakılacaktır. Eğer sürdürülmesi kararını verir ise milli çıkarlara ters düşen yönleri Avrupa Birliği ile müzakere edilecektir. Gümrük Birliği anlaşmasının iptali durumunda Avrupa Birliği ile ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler geçmişte olduğu gibi ulusal çıkarlarımız doğrultusunda ve eşit koşullarda dostane bir şekilde sürdürülecektir. Böylece Türk Ulusu için yeni ve parlak bir geleceğin ilk adımları atılacaktır. Ermeni sorunu, Ermenistan Ermenilerinin diaspora’dan çıkar sağlamak için ortaya sürdükleri bir senaryodur. Tarihsel belgelerin soykırım iddiasının tümüyle asılsız ve yalan olduğunu ortaya çıkarmasına karşın Batı’lı güçler bu konuyu tarihsel ve bilimsel açıdan değil siyasal istismar açısından kaşımaktadırlar. 26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan’ın en acılı günlerinden biridir. Aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla kara bir sayfadır. 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde sivil halka karşı Ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmışlardır. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 kadın acımasızca işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmıştır. Daha dün Ermenilerin Azerilere yaptıkları katliama kör ve sağır kalan Batı tarih boyunca Türk’lere yapılan katliam ve soykırımları gözden kaçırarak sözde “Ermeni Soykırımı” savıyla Ermenilerin tarih boyunca yaptıkları toplu katliamlar ve işledikleri insanlık suçlarını örtmeye çalışmıştır. 1993 yılından bu yana Türkiye’nin Ermenistan’a karşı izlediği siyasi ve ekonomik politikalar; Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 14’ünü

51

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

oluşturan Dağlık Karabağ’ın işgalinden, Türk Ulusu’na yönelik soykırım suçlamalarından ve Türkiye üzerinde başta tazminat ve toprak olmak üzere düşmanca emellerinden vazgeçmedikçe aynen sürdürülecektir. Kimi kaynaklarda 1,2 milyon, kimi kaynaklarda 655 bin sivilin canına mal olan, 4,5 milyon insanı mülteci durumuna bırakan ABD’nin Irak’ı işgalinin temelinde ABD’nin petrol çıkarları yatmaktadır. Irak macerasının 2–4 trilyon dolar ABD’ye maliyetle sonuçlanacağı tahmin edilmektedir. ABD’nin asker kaybı ise şu ana kadar dört bin beş yüz civarında olmuştur. Ayrıca işgal korkunç bir sefaleti de beraberinde getirmiştir. Kızılhaç'a göre milyonlarca insan temiz su ve sağlık imkanlarından yoksun kalmıştır. Bağdat yönetimine göre işsizlik oranı yüzde 25 ile 40 arasında seyretmektedir. 200 yıldır emperyalizm tarafından sömürgeleştirilmek istenen Ortadoğu’nun mazlum milletleri, fiili emperyalist saldırıların dışında bir de emperyalizmin Ortadoğu ülkelerini etnik parçalara ayırma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadırlar. Bugün gelinen noktada, Kuzey Irak’ta fiilen bir kukla Kürt devleti kurulmuş durumdadır. Türkiye’de ise iktidarın teslimiyetçi politikaları sonucu bölücülüğün önünde neredeyse hiçbir engel kalmamış ve bölücü akımlar ülke’de meşruiyet ve hareket alanı kazanmış bulunmaktadır. PKK da terör saldırılarına yeniden başlamıştır. Bu gelişmelerin tümünün ardında emperyalist destek bulunmaktadır. Kuzey Irak’ta fiili kukla Kürt devleti 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’nin Irak Ordusu’nun 36. paralelin kuzeyine geçmesini engellemesiyle oluşturulmaya başlanmıştır. Bugün de Irak’ı işgal eden ABD, Kuzey Irak’taki fiil durumun destekçisi olmaya devam etmektedir. Türkiye’deki bölücülük de emperyalizmin desteğiyle ayakta durabilmektedir. Avrupa Birliği ve ABD’nin baskısıyla bebek katili, terörist başı hakkındaki hüküm yerine getirilememiştir. Türk güvenlik güçlerini şehit eden PKK’lı teröristlere af çıkartılmıştır. Musul ve Kerkük konusundaki tarihsel gerçekler göz ardı edilerek lrak’ın kuzeyinde yeni bir yapay devlet daha oluşturulurken, bu yapay devletin Türkiye’nin güvenliği ve milli bütünlüğü üzerindeki olumsuz etkisi artık Türkiye’nin bir beka sorunu haline gelmiştir. HEPAR iktidarında; Türkiye, genel olarak dış ilişkilerinde muhataplarına öncelikle karşı tarafla eşit konumda olduğunu kabul ettirecek ve bunu her vesileyle ortaya koyacaktır. Dış politikada Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirmiş olduğu uluslararası ilişkilerdeki eşitlik ve tam bağımsızlık ilkelerine dayanan cesaretli ve onurlu çizgi sürdürülecektir. Türkiye’yi ikinci sınıf bir devlet gibi görmek isteyenlerin tavırları, muhatap kim olursa olsun hiçbir koşul altında sineye çekilmeyecektir. Ulusal çıkarları zarar görmediği sürece her zaman “Yurt’ta Barış, Dünya’da Barış” ilkesini savunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne Batı’ya ne de Doğu’ya karşıt olmayacaktır. Ulusal

52

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

çıkarların en küçük bir şekilde zarar görme olasılığı belirdiği durumda ise her türlü önlem derhal alınacak ve uygulamaya sokulacaktır. 1995’den itibaren Balkanlar, Kafkasya ve Asya’yı içeren geniş bir coğrafyadan geri çekilen Türkiye bu geniş bölgede dostluk, barış ve her alanda işbirliğini geliştirmek üzere etkin bir politika izleyecektir. Avrupa Birliği rüyalarıyla Türkiye’nin Orta Asya Türk Devletleri ile kasıtlı olarak zayıflatılan ilişkileri yeniden güçlendirilecektir. Türkiye, kan dökerek ve can vererek kazanıp koruduğu bir karış vatan toprağını elden çıkarmama kararlığındadır. Komşu ülkelerle Türkiye arasında tarihsel bir boyutu olan sorunlara karşı Türkiye hiçbir koşulda tarihten ve anlaşmalardan kaynaklanan haklarından en ufak bir ödün vermeyecektir. Ulusal çıkarlarını, birlik ve bütünlüğünü tehdit eden bölgedeki hiçbir yeni yapılanmaya kesinlikle ve bedeli ne olursa olsun müsaade edilmeyecektir. Tarihten kaynaklanan sorunlardan dolayı ulusal onurumuzu rencide eden ve ulusal çıkarlarımıza zarar verme olasılığı bulunan suçlamalara, Türkiye’yi köşeye sıkıştırma çabalarına ve denizde, karada ve havada yapılabilecek her türlü oldu bittilere karşı askeri yaklaşım da dahil olmak üzere her türlü siyasi ve iktisadi önlem derhal alınacak ve gereken en sert cevap; en küçük bir tereddüt gösterilmeden anında verilecektir. Türkiye HEPAR’ın iktidara gelmesiyle birlikte geçmişte olduğu gibi yeniden bölgesini etkileyen ve çevresindeki bunalımları denetleyen, dostluğuna güvenilen, düşmanlığından çekinilen bir ülke olacaktır. Bölgenin yeniden yapılandırılması sürecini yaşadığımız bu günlerde ülkemizin güvenliği ve ulusal çıkarlarımızı korumak için dış politika konularında kendi gücünün farkında olan, cesur, kararlı, teslimiyetçi olmayan, çok alternatifli, müzakere ve direnme gücü çok yüksek bir yaklaşımı ortaya koyacaktır.

53

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

16. HALKIMIZIN SORUMLULUĞU Tarih ve kültür olmadan millet olunamaz. Tarih duygusu, şeref duygusu ve vakar bir ulusun her şeyidir. Bir millet ricalarla, adalet ve merhamet dilenerek şerefini koruyamaz ve bağımsızlığını sürdüremez. Özgür olmak isteyip izin bekleyerek; hakkını isteyip lütuf bekleyerek; hiçbir şey yapmadan her şeyi isteyip yakınarak; ne gidilecek bir yer, ne de elde edilecek bir şey vardır. Bağımsız ve özgür bir devlette tüm vatandaşlar devletin başına gelen her şeyden bireysel olarak tek tek sorumludurlar. Bir ulus ve devlet kötü yönetimler yüzünden zayıf düşmüşse, bu sonucun meydana gelmesinde demokrasiyi her dört veya beş yılda bir sadece oy kullanmak sanan toplum da sorumludur. İnsanoğlunun yeryüzü serüveninde, tarih boyunca, kötü giden işlerin ceremesini sonunda halk öder. Ülkemizde de halen yaşanılan, gelecekte daha da ağırlaşacak olan koşullardan ulusun bağımsızlığını, devletin toprak bütünlüğünü koruyarak; mevcut düzen ve onun rant sistemine yapışmış oligarşik ve bürokratik yapının idare-i maslahatçı tutumuyla çıkılabilineceğini sanmak sığ bir iyimserliktir. Mülkün esas sahibi olan halkımız devleti yönetenleri başıboş bırakmamalıdır. Artık boşluğa sesleniş günleri geride kalmıştır. Bu gidiş nereye diye sormaya kalkışmak gafilliktir. Her millet, kendi başındakilerin yaptıklarından sorumludur. Milletin artık kendi haklarını savunması gerekmektedir. Yarı bağımlı bir ülke’de yaşayan bir insan, yürüyen bir ıztırapdır. Bir millet bağımsızlığını kaybedince, o millet bir hiç olur. Türkiye ya olması gerekenleri yapacak yahut da harcı alem özgürlük kavgaları, parlamento entrikaları, siyasi kösteklemeler, askeri çıkışlar ve iç çatışmalarla Cumhuriyetin eseri olan rejimini inkar ederek dizlerinin üzerine çökertilecektir. Artık yol görünmüştür. Hem siyasi hem ekonomik hem de askeri sorunlar ve görevler vardır. İnsanlarımız ortak düşman, ortak tehlike karşısında bir kader birliğine girmek zorundadır.

54

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

17. TEMEL HEDEFLERİMİZ VE SÖZÜMÜZ İkinci bir milli uyanış şarttır. Bunun için halkın fakirlikten ve cahillikten kurtarılması kaçınılmazdır. Halkın aklı, halkın iradesi ve enerjisi ile halkın fikrinin ve vicdanının uyandırılması lazımdır. Hak ve Eşitlik Partisi tam bağımsızlık ilkelerinin ışığı altında aydınlanan yeni bir siyasal anlayışla milli savunma, milli iktisat, milli eğitim ve diğer alanlardaki milli politikalarını oluşturarak bunları sağlayacak ve halkımızla birlikte mutlaka başarıya ulaşacaktır. Rejimle, cumhuriyetin temel ilkeleriyle, yargıyla, orduyla, üniversitelerle, çiftçiyle, köylüyle, işçiyle, memurla ve emekliyle kavgalı iktidardan halkımız kurtarılacaktır. Bölücüler ve teokratik devlet peşinde koşanların tamamen önü kesilecektir. Bu ancak ülkenin baş düşmanları olan yoksulluk ve cehaletle savaşmakla mümkün olacaktır. Bu ikisi için kesin bir seferberlik planı uygulanacaktır. Halkımız geleneksel olarak muhafazakar bir düşünceye sahiptir. Dinin devamlı olarak bir korku, titreme, şikayet ve dilenme olarak algılanmasının panzehiri doğru bir din kültürüdür. Doğru bir din ve ahlak kültürünün öğretilmesi için tüm önlemler alınacaktır. Din bir vicdan işi olduğundan partimiz, dini dünya ve devlet işleri ile politikadan ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesi için başlıca şartlardan biri sayacaktır. Eğitim ve öğretim sistemi akılcı ve çağdaş sistemlere uygun olarak yeniden düzenlenecek, müfredat konu ve kapsamlarında gerekli değişiklikler yapılacaktır. Güneydoğu gittikçe ayağımızın altından çekilmektedir. Bütün alanlarda en doğru girişimlerin yapılması şarttır. Bölgede yaşayan halkımız ekonomik, sosyal ve eğitsel önlemlerle yaşadığı kaostan ve eşkıyanın etkisinden kurtarılacaktır. GAP projesi sadece birkaç il ile sınırlandırılmayıp kapsam, işlev ve hareket alanı genişletilecek ve projenin bölge halkına meralardan sokaklara kadar yansıtılması sağlanacaktır. Sınır ticaretine mahkum edilmiş olan bölge, özel teşvikler yoluyla sanayi ve ticaret alanına kaydırılacaktır. HEPAR istihdamın bölgenin en yaşamsal sorunu olduğunun farkındadır. Ancak, öncelikle dağlardaki ve bölgedeki silahlı eşkıyanın süratle yok edilmesi zorunludur. Bu olmadan, halk devlete ısınamaz. Kan en kısa sürede durdurulacaktır.

55

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Çetecilik hükümetin güçsüzlüğünden ortaya çıkar veya başlar. Bölücüler, çeteler, mafyalar, soyguncular ve yolsuzluk erbabının sonu getirilecektir. Aldatılmaya ve Avutulmaya son verilecektir. Siyasi partiler ve seçim yasaları değiştirilerek çağdaş ve tam bir demokratik düzene sokulacaktır. Milletvekili dokunulmazlığı, üst bürokrat ve memur dokunulmazlıkları kaldırılacak, herkes hesap verecektir. Bürokratik saltanata son verilecektir. Yağma sofrası ortadan kaldırılacaktır. İçinde bulunduğumuz duruma düşmemize neden olanlar kendi çıkarları ile ülkenin çıkarları arasında tercih yapan vicdansızlardır. Ayıklanmalıdırlar. Hesap vereceklerdir. Bütün keyfi harcamalara, saltanatlara son verilecektir. Belediyeler dahil her seviyedeki kamu yöneticilerinin koruma evi, araç kullanım ve para harcama savurganlıkları bitirilecektir. İsraf ve savurganlığın beli kırılacaktır. Yolsuzluk ve hırsızlık denilen rezilliğe hiç kimsenin tevessül edemeyeceği yasal düzenlemeler yapılacak ve tam tatbik edilecektir. Halkımızın parasını hortumlayan ve yurtdışına kaçıran kişilerin yurtiçi ve dışındaki tüm mal varlıklarına el konulacak ve görülen zarar eksiksiz tazmin edilecektir. Yargıya bütün dünyada olabildiğinden de daha üst bir bağımsızlık sistemi getirilecektir. Ulusumuzun tarihsel ve kültürel köklerinin olgunlaşmasındaki temel ögelerden biri olan Türkçenin korunması ve daha da geliştirilerek zenginleştirilmesi için tüm önlemler alınacaktır. Bu konuyla ilgili olarak Türk Dil ve Tarih Kurumlarının uyumlu ve birlikte çalışmaları üzerinde durulacaktır. Öğretmenler ve hakimler, kültür ve adaletin yayılmasında canlı öğelerdir. Maddi sorunları kalmayacaktır. Vergi sisteminde adil ve en dürüst şekilde uygulanacak düzenlemeler yapılacaktır. Tarım ve sanayi beraber yürütülecektir.
56

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Tarımda çiftçimize ucuz akaryakıt sağlanacaktır.
Alın teri ve emek her şeydir, önüne hiç bir şey geçemeyecektir.

Zenginlik ve fakirliğin iki uçta oluşları, yani gelir dağılımındaki uçurum tehlikeli bir hal almıştır. Orta sınıfın güçlenmesine dönük ekonomik tedbirler yürürlüğe sokulacak, işsizlik için seferberlik programları uygulanacaktır. Toprak köleliği ve işsizlik sefaleti gibi yüz kızartıcı sorunlar yok edilecektir. Ulusal kaynakların kullanımında öncelik, sosyal güvenlik sistemi, eğitim ve sağlık olacaktır. Yerel yönetimlerin harcamaları disiplin altına alınacaktır. Yerel yönetimlerin kaynak israfına yol açan gereksiz harcama ve yatırımlarına izin verilmeyecektir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim yasal zorunluluk haline getirilecektir. Yerel yönetimlerin kaynak temini yöneticilerinin başına buyruk uygulamalarına bırakılmayacak, bu kaynakların toplanmasında kesin bir disiplin sağlanacaktır. Ülke’de sosyal güvenliği olmayan tek kişi kalmayacaktır. Hak ve Eşitlik Partisi her türlü dil, ırk, renk, cinsiyet, din, mezhep, bölge, felsefi düşünce gibi nedenlerle ayrım yapılmasını, imtiyaz ve itibar yaratılmasını önleyecektir. Uluslararası Para Fonuna verilen taahhütlere dayanarak, stratejik konumuna ya da ulusal ekonomiye katkısına bakılmaksızın gerçekleştirilen özelleştirme talanına son verilecektir. Tam bağımsızlık ve halkın egemenliği ilkesinden hareketle elden çıkarılan kamuya ait stratejik kurumlar ve tesisleri belli bir planlamayla ödemeleri yapılarak geri alınacaktır. Topraklarımız, sularımız, ormanlarımız çocuklarımızın geleceğidir, sahip çıkılacaktır. Vatan Topraklarının parsel parsel satışına son verilecektir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde denizciliğin gelişmesi ve bu potansiyelin gerektiği şekilde değerlendirilmesi için Deniz Bakanlığı kurulacaktır. Artık körebe oynama zamanı değildir. Dünya üzerinde yamyamlık devam etmektedir. Dünya siyasi tarihinden çıkan sonuç toplumların iki durumdan birisinde bulunmaları, ‘Ya emir almaları ya da emir vermeleri’,yani ya hizmetli ya da efendi durumunda olmalarıdır. Türk toplumu hizmetli görünümünden çıkartılacaktır.

57

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

HEPAR için dış siyasette tek ilke vardır. ’’Başı dik devlet, onurlu millet.’’ Her tavır, her görüşme, her protokol, her tutanak, her anlaşmada esas bu olacaktır. İtibarlı, Güçlü, Bağımsız Türkiye her şeyden daha kıymetlidir. Kuzey Irak’ta sözde Kürt Devleti konuşuldukça adil ve doğru olmayan bir şekilde çözümlenmiş olan ‘’Musul’’ ana mesele olarak, 1925 yılı Milletler Cemiyetinin entrikaları ortaya konularak gündeme getirilecektir. Türkiye’nin onaylamadığı ve onaylayamayacağı hiçbir oluşumun ya da Türkiye’nin dışında kalacağı bir uzlaşının ve çözümün yaşayamayacağı kesindir. Ordu, doğrudan ve dolaylı olarak fiilen siyaset dışı kalacaktır. İçeriden ve dışardan Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde oynanan oyunlar ve çirkin saldırılar sona erdirilecektir. Ordu günün ve geleceğin savaşlarına göre teşkilatlandırılacak, mevcutlar azaltılacak, askerlik kısaltılacak, yedek subaylık kaldırılacaktır. Tüm ülke kaynakları seferberlik yıldırım planları içinde birleştirilecektir. Devletin sahibi millettir. Devlet halka hizmet için vardır. İç ve dış güvenlik kesinlikle sağlanacaktır. Bunu sağlamak için içten ve dıştan devletin hakimiyetine zarar vermeye yönelik her türlü fiili hareket ve saldırı önlenecektir. Milletin ekonomik ihtiyaçları ve refahı ile sağlık, eğitim, eşitlik, hürriyet, adalet yoluyla saadeti temin edilecektir. Lüzumsuz bürokratik, zaman hırsızı tüm işlemler kaldırılacaktır. Millet hayatını devam ettirmek, bunun için milleti meydana getiren dil, töre, din, tarih, edebiyat gibi kültür unsurları aslı bozulmadan muhafaza edilerek geliştirilecek ve millî kimlik, milli şuur ve milli birlik kuvvetlendirilecektir. Çağdaş bilim ve teknoloji toplum hayatında esas kılınacaktır. Ülke yönetimini dış güçlere rehin verenlerin, çalanların, çırpanların, hortumcuların, halkımızın lokmasına el koyanların, ver-kurtulcuların, mandacıların sonları tarihteki benzerlerinden farklı olmayacaktır. İşsizlikle, yoksullukla, açlıkla, yolsuzlukla, hortumcularla mücadele edeceğiz.

58

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

Cumhuriyet düşmanları ile mücadele edeceğiz. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yaktığı bağımsızlık ateşi hiçbir zaman sönmeyecektir. Mücadelemiz bir bağımsızlık mücadelesi olacaktır. Bağımsızlığımızı ayaklar altına almak isteyen mandacılarla, ilkesizlerle, ilkelere ihanet edenlerle mücadele edeceğiz. Ulusal onurumuzu yeniden yükselteceğiz. Ulusal bağımsızlığın şerefini yeniden yaşatacağız. Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağız. Bu mücadelede halkımızın sözcüsü ve öncüsü olacağız. Her zaman halkın yanında, her işte halkın desteği ile çalışacağız. Millete bahane anlatmayacağız! İçeride ve dışarıda, her zaman ve her yerde; hak ve eşitlik esas olacaktır.

59

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->