P. 1
Islamda Edeb - Muhammed Hikmet Tuzkaya

Islamda Edeb - Muhammed Hikmet Tuzkaya

|Views: 1,242|Likes:
Yayınlayan: islamimedya
Tasavvuf...
Tasavvuf...

More info:

Published by: islamimedya on Mar 16, 2008
Telif Hakkı:Public Domain

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/05/2012

pdf

text

original

ِ‫ِﺴْﻢِ اﻟﻠﮫِ اﻟ ﱠﺣْﻤﻦِ اﻟ ﱠﺣﯿﻢ‬ ‫ﺮ‬ ‫ّ ﺮ‬ ‫ﺑ‬

-1-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Baskı: Enes Matbaacılık

HAS-EN YAYINCILIK
Batı Mah. Ihlamur Sok. Çadırcı İş Merkezi No.: 18/15 Pendik - İstanbul

-2-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İSLÂM’DA EDEB VE AHLÂK

Muhammed Hikmet Tuzkaya

-3-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

‫اﻟَّﻠﮭُﻢَّ أَﺳْﺄَﻟُﻚَ ﻣَﺎ ﺗَﺴْﺄَلُ ﻣِﻨِّﻲ‬
“Allah’ım ne istiyorsan benden onu istiyorum senden”

-4-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İÇİNDEKİLER

Âdabın mahiyeti Nefis ve edeb Dili muhafaza etmeye dair hadisler Edebin fazileti Allah’a karşı edeb Peygambere karşı edeb İslamın kutsal saydığı şeylere karşı edeb Nefsine karşı edeb Ana babaya karşı edeb Akraba ve Komşulara karşı edeb Ailede edeb Umuma karşı edeb Adâlet Selam adâbı Ziyaret adâbı Toplantı adâbı Konuşma adâbı Seyahat ve Yolculuk adâbı Uyku adâbı Oturma adâbı Giyinme adâbı Sofra adâbı Tarikat adâbı Müridin şeyhiyle olan adâbı Müridin nefsiyle olan adâbı Meşihat adâbı -5-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bâtını Edebler İslam kardeşliği adâbı Kardeşliğin fazileti Allah’ın Peygamberimizi Kur’an’la edeblendirmesi Hadîslerle Peygamberimizin güzel ahlâkı İslamda Karabet İhvanı Dine nasihat Lügatçe

-6-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

MUKADDİME

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Rahmeti hudutsuz, inayeti sınırsız, merhameti sonsuz bizlere hidayet ve saadet bahşeden, Cennet ve Cemâlini ikram ve ihsan eden bilcümle alemin haliki, rezzakı ve mürebbisi olan yevm-i kıyametin Mâliki ve Meliki Allah-u Zül Celal vel Kemal Hazretlerine hamd ve sena ederiz. Herkesin gözü O’nun lütuf ve keremindedir. Kitabı kâinata bak, meâli kibriyayı gör Bedâyı-i cihana bak, Cemâli kibriyayı gör Şevahiki cibâle bak, Celâlı kibriyayı gör Zemine bak, semâya bak kemali kibriyayı gör. Kainatın efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) alemin ebedi hükümdarı manevisi kevneynin şeyhin şâhı daimisi, hayrü’l beşer, imam sakeleyn, hâtemünnebiyyin ve seyyidül mürselindir. Hak ve tevhid akidesinde en açık beyanda bulunan, örnek hayatıyla insan oğluna İslâm yolunu, hidayet ve sermedi saadeti gösteren iki cihan serveri Hz.
-7-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Muhammed ve onun ezvacı tahiratına, ehl-i beytine, ashabına ve etbaına salatü selam olsun. Âlem diler senden medet Ey mahremi sırrı Ahmed Hem mazhar-ı ferdü’s samed Bâbındadır bu derd-i mend Allah-u Teala Hazretleri, ilk olarak Peygamberimizin nurunu kendi nurundan halk etmiştir. Ne kadar ilahi fazilet, kutsi meziyet ve mümtaz vasıflar var ise insanı kamil olarak en güzel hasletler onda toplanmıştır. O yüce yaratan, Habibini insanlık âlemine rehnümâ, hidayet mürşidi ve hayrü’l enam olarak göndermiştir. Evet bütün ehli kemal, kemali ve feyzi O’ndan almışlardır. O’nun nurunun girmediği gönüller gafil, O’nun sevgisinden mahrum kalan kalpler karanlık, O’nun şefkatinden mahrum kalmış insanlar da bedbahttır. Allah (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.v.) ve halifelerini (r.a.) insanlık alemine İslâm’ı tebliğ ve irşad için bir hidayet güneşi olarak göndermiştir. Allah-ü Teala insanı milyonlarca mahluk içerisinde mümtaz, mükemmel ve mükerrem olarak yaratmıştır. Mü’minler bu güzel vasfı idrak ederek Allah’ın kelamına ve Resulünün beyanlarına kulak verip bunları ihlasla yaparsa muhakkak felaha erer, saadet-i uzmaya nail olur. Cenab-ı Hakkın Meleklere karşı iftihar ettiği mükerrem insanlar zümresine dahil olur. Yâ Rasûlullah (s.a.v)... Sen kainatın feyz ve bereketi, lütuf ve âtıfeti bütün zerratı cihana şamil bir sahibi nimet ve bir naşiri rahmet Nebiy-yi Zîşansın. Sen, seni seven âşık ve
-8-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

muhibbanın uzaktan, yakından şefaatini dileyerek ravzasına koşuşup geldikleri mürşid-i enam, peygamberi âhir zamansın. Dünya seninle teşerrüf edince zulumat-ı küfrün burçları yıkıldı ve karanlık gönüllerin âfakı hidayet güneşinin nurlarıyla baştan başa aydınlandı. Gönüllerimizdeki zulumat nurunla silinsin. Derdimizin ilacı ancak sana vasıl olmaktır. Rabb-ı zül Celalimizin varlıkların efendisi ve mahlukların en şereflisi olarak yarattığı insan için hakkı sevmek, hakka hizmet etmek ve akibette Cemâl-i Hakk’a ermekten daha büyük hazz-ı manevi yoktur. Zerrelerden kürrelere kadar bütün kainat insanın emrine muti ve musahhar kılınmış, adedi yüz binleri aşan peygamberler insanların hidayeti için gönderilmiş, içindeki irfan desdeleri ile nur kaynağı ilahi kitaplar insanların önüne ve yönüne ışık tutsun diye indirilmiştir. Allah dostları da her devirde insanlara nur saçmışlar, ışık tutmuşlar, kâmil insanlar yetiştirmişlerdir. Beşeriyyetin saadetini temin için mutlaka din lazımdır. Gerek fertlerin ve gerek cemiyetin huzuru, ahengi, intizam ve terakkisi ancak ilm-i nâfi sayesinde mümkün olur. İlm-i nâfide ancak ilmiyle âmil bir mürşid-i kâmilin irşadıyla mümkündür. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

ٌ ‫ا ﱠ َﺎ ﯾَﺨْﺸَﻰ اﻟﻠﮫَ ﻣِﻦْ ﻋﺒَﺎده اﻟْﻌﻠَﻤ ُا اِن اﻟﻠﮫَ ﻋَﺰﯾ‬ ‫ﺰ‬ ّ ‫ِ ِِ ُ ﺆ ﱠ‬ ّ ‫ِﻧﻤ‬ ٌ ‫ﻏَ ُﻮ‬ ‫ﻔ ر‬

-9-

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

....Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok 1 bağışlayandır.” Peygamber Efendimiz ise: Kim ki varisi nebi ise ancak âlim odur.2 buyurarak hak dostları olan alimlerin sıfatlarını açıklıyor. İnsanı yoktan var eden Allah-u Teala, onun her türlü ihtiyaç ve saadetini de ne ile ve nasıl temin edileceğinin en iyi bilendir. İşte ezelî olarak insanlık alemine her kavmin istidadına uygun bir peygamber ve ilahi hükümleri ihtiva eden mukaddes bir kitab göndermesinin hikmeti de budur. İnsanın ve bilhassa müslümanın dünya ve ahiret saadetini elde etmesi için, Allah nizamı olan İslâm dinine ve şeriat-ı garraya uymak, peygamber efendimizin nurlu sünnetine tabi olmaktan daha güzel ne olabilir. Allah-ü Teala şöyle buyuruyor:

‫اﻟ َﻮْمَ اَﻛْﻤﻠﺖُ ﻟَ ُﻢ دﯾﻨَ ُﻢْ وَاﺗْﻤَﻤ ُ ﻋﻠﯿْ ُﻢْ ﻧِﻌْ َﺘﻰ‬ ‫َ ْ ﻜ ْ ﻜ َ ْﺖ ََ ﻜ ﻤ‬ ‫َ ْﯿ‬ ‫وَ َﺿﯿ ُ ﻟَ ُﻢُ اﻟِْﺳَﺎمَ دﯾﻨًﺎ‬ ‫ر ﺖ ﻜ ﺎ ْﻠ‬
“...... Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim...”3 Bunun içindir ki, mü’minlerin güçlerinin yettiği ölçüde Kur’an ve hadisleri öğrenmeye ve anlamaya cehd ve gayret ettikleri görülür. Yağmur damlaları yeryüzüne indiğinde arzı ihya ettiği gibi Kur’an’ın nur kelimeleri ve onların lâhûtî manaları gönüllere nüfus edince, insana hakiki
1 2

Fatır Sûresi, Âyet 28 Hadis Buhâri 3 Maide Sûresi Âyet, 3

- 10 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hayatın manevi zevkini tattırır. Gerçek İslâm kitaba inkiyat, sünnete ittibadır. Saadet asrını haliyle, kaliyle yaşamaktır. Hakiki müslümanlık da budur. Hak ehli olan usûlü va’z eder gayeyi gösterir. Hak aşığı ise evvela usulü bulur, sonra gayeye ulaşır. Şeriat-ı garra ve sünnet-i seniyyeyi bihakkın yaşamak nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesiyle mümkündür. O da manevi bir yola sülük etmekle elde edilir ve de lazımdır. On dört asırdan beride böyle olagelmiştir. Günümüzde de buna şiddetle ihtiyaç vardır. Böylece müslümanlar Kur’an-ı Mübinde ve sünnet-i seniyyede tarif edilen izzet ve şereflerine kavuşabileceklerdir. Biiznillah ehlullahın sohbetiyle mürde ve gafil gönüller bahar günleri gibi yeşerir ve hayat bulur. Onun içindir ki Allah’ın velileri ölmez diridirler. Onlar Allah’ın Hayy ismine mazhar olmuşlardır. Bu veli kullar dar-ı dünyadan berzah alemine imanlı olarak geçiverirler. O veli kullar ki dünya zevkini ehline, ahiret zevkini yine ehline bırakıp Allah ile beraber olmuşlardır. Onlar cennet ve cehennemi unutup ancak Allah için ibadet ederler. O’nunla bulundukları an iki cihanda cennet, O’ndan ayrı oldukları an iki cihan da cehennem olur. Ancak O’nu bilirler. Başkalarına gaib olan onlar tarafından bilinmiştir. Vücudları bir yerde iken gönülleri arşta, kürside sohbette bulunurlar. Onlar vücudlarıyla miraç etmezler. Fakat ruhlarıyla miraç ederler. Cenab-ı Hakk’ı gözleriyle görmezler, fakat esrarıyla müşahede ederler. Onlar dinar ve dirhemsiz ağniya, taleb-i ilimsiz ümeradırlar. Onların akvâli, nebevi; ef’ali, melekî; ahlâkı ilâhîdir. Onlar iki cihan nurunun maiyyetinde gönüllü kurbanlardır. Hakiki zakir ve veliyyi kamil, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerine müstenit İslâm dininin cihan şumul vahdet akidesini bihakkin taşıyan onu bizzat yaşayan ve tatbik
- 11 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

eden zattır. Onun için ariflerin sohbeti aynî ibadet ve tevhiddir. Bu makam velilerin hali olup, kesret aleminde vahdet müşahede eden evliyayı muhakkıkîn bu sermedi zevki söze sığdırmak, tarif etmek için hususi bir lisanla konuşmuşlardır ki onun adına tasavvuf denir. İslâm ve hakikat bilgisi, saadet ve selamet yolu, huzur ve beka duygusudur. Bu kitap buna ermenin usûlünü gösterir. Her işde usûl vüslâtın miftahıdır. Vasıl olamayış usûlü bilmeyiştendir. Yani vüsulsuzlük usûlsüzlüktendir. Tevfik ve hidayet Allah’tandır.

Seyyid Muhammed Hikmet Tuzkaya Erenköy-İstanbul Yevmü’l Cuma 1994

- 12 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ÂDABIN MAHİYETİ

Edeb aklın dışından, huzur ise içinden görünüşüdür. Ehlullah indinde edeb mâfevkini çok görmemek mâdûnunu tahkir etmemektir. Hâlıkından ötürü mahlûkatı sevmek ve hürmet eylemek lazımdır. Herkesi haliyle hoş görüp Hâlik’ının hatırı için mahlûka merhamet edip onları sevmektir. Yaratılışta her mevcudun bir kıymeti vardır, takdir edip kadrini bilmekle mükellefiz. Hüsnü zan etmekle memuruz. Zira Hâlik’a hüsn-ü zandan yüksek bir ibadetle ibâdet olunmamıştır. İnsanın esas kıymeti edebiyle ölçülür. İnsanlara hüsnü zan etmek ahlâk-ı hamîdenin başıdır. İnsanlara su-i zan etmek ise ahlâk-ı zemîmenin başıdır. Cenab-ı Allah hadis-i kudside buyuruyor ki: “Yine Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayete göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Azîz ve Celîl olan Allah buyurur ki: Ben kulumun zannı indindeyim (iradem kulumun beni anlayışına göre, taalluk eder). Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraber bulunurum. O beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu bu sûretle anarım. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse ben de onu cemaat efradından daha hayırlı bir cemiyet içinde yâd ederim. O kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir
- 13 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım.”4 İslâm dini, iman, ilim, amel, ihlas ve cihad üzerine müesses bir dindir. Sâliki olan insanlara tevhidi hakikiyi, iç ve dış temizliği ile hakk’a ibadet-i adl ve ihsan üzere muameleyi güzel ahlâk ve edeble hüsn-ü muaşereti, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmayı, yakınlarına şefkat ve merhameti, vatan ve milletine karşı sadakat ve fedarkarlığı ve bütün bunlardan asıl gaye olan Allah’a vuslatın çare ve yollarını kamil manada gösteren tek dindir. İslâm dini insanı insan etmekle hikmet ve ahlâki fazileti esas kabul etmiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v): “İslâm güzel ahlâktır” buyurmuştur.5 Yüce dinimizde ahlâk-ı hamidenin, terbiye ve edebin mevkii yüksektir. Edeb ve ahlâkda en yüksek olanınız; imanda en kâmil bulunanızdır. Resul-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Ben ancak güzel ahlâkı ve yüksek edebi tamamlamak için gönderildim” buyuruyor.6 Allahu Teala şöyle buyuruyor:

‫ﯾَﺎ اﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا ﻗُﻮا اﻧْ ُﺴَ ُﻢْ واَھْﻠﯿ ُﻢْ ﻧَﺎ ًاو ُﻮد َﺎ‬ ‫َ ﻔ ﻜ َ ﻜ ر َﻗ ُھ‬ ‫َﻨ‬ ‫َﯾﮭ‬ َ‫اﻟ ﱠﺎ ُ وَاﻟْﺤِﺠَﺎر ُ ﻋَﻠﯿْﮭَﺎ َﻠﺌِﻜ ٌ ﻏَﺎ ٌ ﺷِﺪَا ٌ َﺎ ﯾَﻌ ُﻮن‬ ‫َة َ ﻣ َﺔ ِﻠ ظ د ﻟ ْﺼ‬ ‫ﻨس‬ َ‫اﻟﻠﮫَ ﻣَﺎ اَﻣَﺮ ُﻢْ وﯾَﻔْﻌُﻮنَ َﺎ ُﺆْﻣَ ُون‬ ‫َھ َ َﻠ ﻣ ﯾ ﺮ‬ ّ
“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız,
4 5

Hadîs-i Kutsi, Buhâri,Tevhid: 15 Hadis, Ramûz-ül Ehâdîs 6 Hadis, Müsned, 2/381, Muvatta:Hüsnü’l hulk:8

- 14 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.”7 İbni Kayyim-i Cevziyye bu âyete şöyle mana vermiştir: “Ey iman edenler nefsinizi ve ehlinizi edeb öğrenerek ve edeb öğreterek cehennem ateşinden koruyunuz. ”Âyet-i kerimenin şerhinde ise şöyle buyurmuştur: “Demek oluyor ki edeb-i saadete ermek ve korktuğunuz sonsuz elemli cehennem ateşinden selamete kavuşmak da güzel huylarla bezenmiş olmamıza bağlıdır. Ve esasen cennet, seçilmiş ve sevilmiş insanların mukafat yeri; Cehennem ise, aşırı giden, ahlâk ve fazilet yoksullarının ceza diyarı değil mi?” Fahr-i kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i nebevilerinde: “Evladın ana ve baba üzerindeki hakkı: ona güzel bir isim vermek, helal ve temiz süt emzirmek, en üstün terbiye ve edeble yetiştirmektir. ” buyuruyor.8 Muhterem Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.): “Çocuklarınızı üç haslet üzerine bilhassa terbiye ediniz. Peygamber sevgisi, ehl-i beyt sevgisi, ve birde onlara Kur’anı Kerim okumayı ve ezberlemeyi öğretiniz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in lafzına hamil hükümleriyle amil ve hikmetiyle kâmil olanlar kıyâmet gününde kimsenin himayesi olmayacağı anda Allah-ü Teala’nın taht-ı himâyesinde ve arşının gölgesinde olurlar”, buyuruyor.9 Peygamberi sevmenin onun yolunda yürümeyi temin edeceği, ehlullahı sevmenin onların halini örnek alarak öğütlerini tutmayı, onlara hürmet etmeyi telkin edeceği aşikardır. İlim ve bilginin ulviyeti edeble bilinir. Amelde, ilim ve irfanla kabule şayandır. Ve insan, güzel amelleriyle dünya ve ukba muradına nail olur. Demek oluyor ki edebe
7 8 9

Tahrim Sûresi, Âyet 6 Hadis, Münâvî Feyzül Kadir Hadis, Münâvî Feyzül Kadir

- 15 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ve yüksek terbiyeye mukarrin olmayan bilgi, hiçden ibarettir, sahibini kurtaramaz. Ulu kişi, arif bir insan, Rabbına karşı edebini bırakırsa mutlaka helâk olur. Hangi kimse âdab-ı şer’iye ve sünnet-i seniyeden birini ihlal etmişse; o bu hareketiyle bir mekruh işlemiştir. Mekruhatı itiyat eden, zamanla harama yeltenir. Haramı irtikab eden kimseden de hak ve hakikat yolunda ebediyen hayır gelmez. Bize faidesiz çok bilgiden ziyade edeb ve yüksek terbiye lazımdır. Ahlâkın en mükemmeli, edebin en üstün yeri dinde olan edebdir. Bir müslüman için gâye olan mertebeye ulaşmak ancak yaratanın emirlerine itaat ve Hazret-i Muhammed’in edeb ve sünnetine ittiba ve iktida iledir. İmam-ı Rabbani (k.s.) buyuruyor ki: “Ey din kardeşlerim, bizim ve sizin üzerinize lazım olan şeyin birincisi: Ehl-i Hak âlimlerinin anladıkları şekilde kitab ve sünnetin müktezasına göre akaidimizi tashih etmektir. Eğer bizim ve sizin anlayışımız evliyaullahın anlayışlarına uymazsa muteber değildir. Zira, nice dalalet ve bid’atte bocalayan kimseler vardır ki, batıl hükümlerini kitab ve sünnetden aldıklarına itikat etmişlerdir. ” İkincisi: Helal, haram, farz, vacip olan ahkâm-ı şer’iyyeyi bilmelidir. Üçüncüsü: Bildiğinin müktezasıyla amel etmelidir. Dördüncüsü: Sofiyye-i kiram kaddesallahü esrarehüm hazeratına has olan tezkiye ve tasfiye yolunda, sahih akaid üzerine sülük etmeli. Akaid-i sahiha olmadıkca ahkâm-ı şer’iyeyi bellemenin faydası yoktur. Onları bilip, öğrenmedikçe de amelinden menfaat görmez. Bu dörd rükün ki: Sağlam itikat(akide-i sahiha), şer-i şerifi bilme, ilim ile amel ve tezkiye-i nefsdir. Bu dörd
- 16 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

erkanla beraber, mâlayani kabilinden olan şeylerin de terki lazımdır. Peygamber-i Zişan (s.a.v.) Efendimiz: “Lüzumsuz söz ve fiili terk eylemek insanın müslümanlığının güzelliğine delildir”, buyurmuştur. 10 Edeb şu esaslar üzerine bina edilir: 1- Her türlü zan ve şüpheden ari, dalâlet ve bid’attan hali, burhan ve hüccetlerle kavi bir imanla hakka bağlanmak. 2- Halis bir niyete sahip olmak, şeriat ilmini bilmek, bildikleriyle de amel etmek. 3- Cenab-ı Hakk’a sevgili bir kul olmanın yolu ancak onun emirlerini tutmak, nehiylerinden kaçmak ve habibine ittiba etmekle mümkündür. 4- Farz ibadetlerini muhafaza edip nafile ibadetleri çoğaltmak. 5- İlmiyle amil alimlerle edebte Resul-ü Kibriyaya tam taabi olmuş mübarek insanlar ile sohbet etmek ve öğütlerini tutmak. Ahlâkı bozuk fasık alimlerden son derece kaçmak. 6- Her iş ve edebten asıl maksat ve gayenin Hakk rızası olduğunu bilmektir. Kişi Cenab-ı Allah ile olan işini sıdk üzerine kurmalıdır. Bu sıdk işin hem özü hem de usuludur. Hakk ehli olan edebi vaaz eder sonra gayeyi gösterir. Hakk aşıkı olan edebi bulur. Sonra gayeye varır. Bir çoklarının vusülden mahrum olmaları usulu bilmemelerindendir. İnsana lazım olan bir çok edebler vardır; Nefsin terbiyesi ise her edebin esası ve temelidir. Bu tam olmadıkca diğer edebler birer riyakarlıktan ibaret kalır.

10

Hadis, Tirmizî, Zühd: 11, İbn Mace, Fiten:12

- 17 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

NEFİS VE EDEB

Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

‫وَﻣَﺎ اﺑَ ﱢ ُ ﻧَﻔْﺴﻰ اِن اﻟ ﱠﻔﺲَ َﺎَ ﱠﺎر ٌ ﺑِﺎﻟﺴﱡﻮءِ اﱠﺎ‬ ‫ِﻟ‬ ‫ﱠ ﻨ ْ ﻟ ﻣ َة‬ ‫ُ ﺮئ‬ ٌ ‫ﻣَﺎرَ ِﻢَ ر ّﻰ اِ ﱠ ر ّﻰ ﻏَ ُﻮ ٌ َﺣﯿ‬ ‫ﺣ َﺑ ن َﺑ ﻔ ر ر ﻢ‬
“(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” 11 Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Âgâh olunuz, cismin içinde bir lokmacık et (parçası) vardır ki o iyi olursa bütün cesed iyi olur, o bozuk olursa bütün cesed bozulur. İşte o (et parçası) kalbdir.12 İnsan kendi nefsini tezkiye etmeye evvela ciddi bir şekilde niyet etmelidir. Kendi ayıbımızı görmek başkasının ayıbını görmeye perde olmalıdır. Kişinin kendi kusurunu düzeltmedikten sonra diğerlerinin kusurlarını söylemeye ne hakkı vardır nede selahiyeti. Edebli olmaya niyet eden kimse evvela kendi ile uğraşır. Zira biz önce nefsimizi ve ehlimizi ateşten korumak mecburiyetindeyiz. Bu ilahi mecburiyeti bilip amel ettiğimiz gün hepimiz birer birer kendiliğinden felaha ereriz. Yakını bırakıp uzağa gitmeyelim başkasıyla uğraşıp nefsimizi ve ehlimizi terk etmeyelim. Her kişi kendi yuvasının ıslâhına, ihlâsına,
11 12

Yusûf Sûresi, Âyet 53 Hadis, Buhâri, İman: 39

- 18 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ahlâkına çalışırsa bütün yuvalar saadet bulup huzurlu ve neşeli olur. Tekâmülde usül budur. Kendimizi düzeltirsek herkes düzelir. Doğru çalışalım, tenkitte kendimizle uğraşalım, iyilerle düşüp kalkalım, sabırlı olalım. Nefsinde edeb arzu eden kimsenin şunları mutlaka yapması lazımdır. 1- Mâlâyaniyi terk etmek, faidesi olmayan şeyle meşgul olmamak. Edebin güzelliği bununla başlar. 2- Hatalarına bir daha işlememek kasdıyle halisane tevbe etmek. 3- Kul haklarını eda etmek, helalleşmek, suizanı bırakıp insanlara hüsnüzan etmek. 4- Kalbi ALLAH muhabbetiyle dolu bulundurmak, mal hırsına, mevki hırsına kapılmamak. Hülâsa, sabırlı olmak, metin olmak, halis olmak ve alemlere rahmet olanın yolunda yürümek. Allah’ın boyası ile boyanıp, büyüklerin halleriyle hallenmek, edeb yolunda yegane usuldür. Cenab-ı Hak buyuruyor:

‫ﻦ َﮫ‬ ُ ‫ﺻﺒْﻐﺔَ اﻟﻠﮫِ وَﻣَﻦْ اَﺣْﺴَ ُ ﻣِﻦ اﻟﻠﮫِ ﺻﺒْﻐﺔً وَﻧَﺤْ ُ ﻟ‬ َ ِ ّ َ ‫ﻦ‬ ّ َ ِ ‫ﻋ ﺪ ن‬ َ ‫َﺎﺑِ ُو‬
“Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz (deyin)”.13 Mükerrem olarak yaratılan insanoğlunun kerameti etle kemik külçesinden ibaret olan cismiyle değildir. Onun, diğer varlıklara karşı yücelik ve üstünlüğü ruhen yükselmek ve edebiyle kemâle ermekle olacaktır.
13

Bakara Sûresi, Âyet 138

- 19 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Nefsine dön ve onun faziletlerini ikmale çalış. Çünkü sen sadece cisminle değil ruhunla da insansın. Bu günkü beşeriyetin bütün sıkıntı ve ızdırabı, içine düşdüğü tüm çile ve felaketlere sebep, manevi boşluk, ahlâk ve edeb düşüklüğüdür. İlahi disiplin ve vicdani mesuliyet tanımayıp başıboş gezen kitle ve toplulukların âtisinden saadet ve terakki beklemek hayal peşinde koşmak olur. Bugünkü dünyamızda bunun misalleri sayılamayacak kadar çoktur. Ahlâkı yıkılmış bir milletin hiç bir şeyi sağlam kalmamıştır. Bu, inkarı kâbil olmayan bir hakikattır. Tarihde güzel isim yapmış, asırlar boyu insanlık alemine önderlik etmiş büyük milletlerin en üstün vasıfları; mazbut bir ahlâk ve sağlam bir kararektere sahip olmalarıdır. Şerefli ecdadımızın diğer eserleri yanında bilhassa öğülmeye değer mirasları da yüksek İslâm ahlâkı olmuştur. Eğer bırakılan bu kutsi mirastan evlad ve ahfâd olarak bizler, haz ve nasip alabildiysek bahtiyarız. İnsanı mertebei kemâle vâsıl eden, Cenab-ı Hakk nezdinde izzet ve hürmete mazhar kılan, halk içinde sevilip sayılmaya liyakat kazandıran ahlâk ve edeb olduğuna göre dünyaya gelmekteki aksal gayemiz kesbi kemal ve seyri cemâl içindir. Edebin en faydalısı dinin hakikatlarını bilmek, dünyanın geçici zevklerine aldanmamak ve marifetullah tahsil etmektir. Edeb insan için mutlak bir fazilet kaynağıdır. İnsanlık ancak onunla kâimdir. Eğer Ademoğlunun edebten nasibi yoksa kamil insan değildir. İnsanla hayvan arasındaki fark edebtir. Edeb ile insan-ı kamil olmada üzerimize lazım olan, evvela hakikat alimlerinin fehm ettiği (anladığı ) şekilde kitap ve sünnetin muktezası veçhile itikadımızı tashih etmektir. Eğer fehmimiz ve düşüncemiz ehli hakkın anlayışına muvafık olmazsa kıymeti yoktur. Zira nice dalalet ve bidatta koşmakta olan kimseler vardır ki batıl
- 20 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hükümlerini ve zanlarını senetsiz te’villerle kitap ve sünnetten aldıklarını iddia etmişlerdir. Helal, haram, farz, vacib, hayır, şerr gibi İslâmi ahkâm-ı esasiyeyi bilmek lazımdır. Bu bilgilerle, sıdk ve itina ile, ihlasla amel etmek icab eder. Hal, edeb istikamet ve ilim cihetlerinden her vechile ehlullah nezdinde terbiye görmek lazımdır. Herkesin istidadına göre faydalı ilim tahsili tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalb için bu şarttır. Bu olmazsa benliğe düşülür, feyizsiz kalınır. Edeb yolunda bu esaslara hakkıyla riayet edilmedikçe gerçek manada yetişme mümkün olamaz. Bunlardan birinin eksik oluşu insanı tehlikeye düşürür. İlahi emre müstenid ilerleme yolu ancak bu esaslara riayet ve ihtimamla muhafaza edilir ve insanlık şeref ve saadetine bunlarla erilir. Mâlâyani: faidesiz ve luzümsuz sözdür. Bu kalbi ifsad eder. Gönüle kasved verir. İnsanın şerefini düşürür. Onun için ehli hak “hikmetsiz kelam zillettir, ibretsiz nazar boşdur” derler. Tekellümde tasarruf(az konuşmak) edebtendir. Edeb bir tac imiş nûr-u hudâdan Her kim ki giydi ol tacı kurtuldu her belâdan Lisan kalbin tercümanıdır. Sözde ya maddi yada manevi bir faide veya zaruret olmadıkça konuşmamalıdır. Afât-ı lisan çoktur. Gıybet, nemime (kovuculuk), yalan, iftira, istihza v. s. gibi. Bunlar ahlâka sığmaz insana yakışmaz, söyleyeni yakar. Lüzumsuz söz söylemektense sukût etmek insanlık vakarına daha uygundur. Her hikmetin başı sukût olduğuna hükema ittifak etmişlerdir. Kelâmın fızza ise sükût et ki olsun zeheb
- 21 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Kemal ehli, Kemâlatı sükût ile buldular hep Hülâsa; hikmetsiz, lüzumsuz, faidesiz sözde nedamet, sükût da ise selamet vardır. Yerinde sükut etmeyi bilmek, söz söylemekten daha mahirâne bir harekettir. Bir hadise karşısında insan için ya sükut vardır, ya söz. Sen o anda hangisi hayırlı ve muâfık ise onu ihtiyar et. Zira Hadîsi şeriflerde:” Sukût ahlâkın başıdır. Kemalin, kelamının altındadır, buyuruluyor. Bir şeyin ne olduğunu bilmek için, ne olmadığını bilmek lazımdır. Kaidesine göre söz adâbına uymayan, kardeşliği, muhabbeti sarsan, edebi bozan ve İslâma yakışmayan afât-ı lisandan sakınmak gerekir. İstihza: Bir kimseyi hafif görmek, eğlence yapmak ve alay etmektir. Cenab-ı Hakk buyuruyor ki:

ْ‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا ﻟَﺎ َﺴْﺨَﺮْ ﻗَﻮْ ٌ ﻣِﻦْ ﻗَﻮْمٍ ﻋَﺴﻰ اَن‬ ‫م‬ ‫ﯾ‬ ‫َﻨ‬ ‫َﯾﮭ‬ ‫ﯾَ ُﻮ ُﻮا ﺧﯿْﺮًا ﻣﻨْ ُﻢْ وﻟَﺎ ِ َﺎ ٌ ﻣِﻦْ ِﺴَﺎءٍ ﻋَﺴﻰ اَنْ ﯾَ ُ ﱠ‬ ‫ﻜﻦ‬ ‫ﻜ ﻧ َ ِ ﮭ َ ﻧﺴ ء ﻧ‬ ِ‫ﺧﯿْﺮًا ﻣﻨْ ُ ﱠ وَﺎ ﺗﻠْﻤِ ُوا اﻧْ ُﺴَ ُﻢْ وﻟَﺎ ﺗ َﺎﺑَﺰُوا ِﺎﻟْﺎﻟْﻘَﺎب‬ َ ‫ﺑ‬ ‫َ ِ ﮭﻦ َﻟ َ ﺰ َ ﻔ ﻜ َ َﻨ‬ َ‫ﺑﺌﺲَ اِﺎﺳْﻢ اﻟْ ُﺴُﻮ ُ ﺑَﻌْﺪ اﻟْﺎﯾﻤَﺎنِ وَﻣَﻦْ َﻢْ ﯾَﺘﺐْ َُوﻟﺌِﻚ‬ ‫ﻟ ُ ﻓﺎ‬ َ ‫ِْ ﻟ ُ ﻔ ق‬ ‫ھﻢ ﻈ ﻤ ن‬ َ ‫ُ ُ اﻟ ﱠﺎﻟِ ُﻮ‬
“Ey mü’minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.”14 Bu âyet-i celileden:
14

Hucurat Sûresi, Âyet 11

- 22 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

1- İnsanların yek diğerine hüsnü muaşeret ve edeble muamele etmeleri icab ettiği. 2- Dostluğu kardeşliği ihlal edecek her türlü muameleden sakınmaları gerektiği. 3- Kişi mü’min kardeşini kendi nefsi gibi gözetip kendine layık görmediği bir şeyi ona da layık görmemesi lazım geldiği. 4- Bir kimsenin gerek yanında gerekse gıyabında sevmediği bir sözü söylemenin caiz olmadığı. 5- Eğer böyle bir şey yapmışsa derhal tevbe etmesi icab ettiği anlaşılır.Aksi halde zalimlerden olacağı anlaşılmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

‫واِ َا ﻟَ ُﻮااﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا ﻗَﺎُﻮا اﻣ ﱠﺎ واِذَا ﺧﻠَﻮْا اِﻟﻰ‬ َ َ ‫َﻨ ﻟ َﻨ‬ ‫َذ ﻘ‬ َ‫ﺷﯿَﺎﻃﯿﻨِ ِﻢْ َﺎﻟُﻮا ا ﱠﺎ ﻣَﻌَ ُﻢْ اﱠ َﺎ ﻧَﺤْ ُ ُﺴﺘَﮭْﺰِ ُن‬ ‫ﮭ ﻗ ِﻧ ﻜ ِﻧﻤ ﻦ ﻣ ْ ؤ‬ َ
“(Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (mü’minlerle) sadece alay ediyoruz, derler.”15 Cenab-ı Hak buyuruyor:

َ‫اِن اﱠﺬﯾﻦَ اَﺟْﺮَ ُﻮا َﺎ ُﻮا ﻣِﻦ اﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا ﯾﻀْﺤَ ُﻮن‬ ‫َﻨ َ ﻜ‬ ‫َ ﻟ‬ ‫ﻣ ﻛﻧ‬ ‫ﱠ ﻟ‬ َ‫)92( واِذَا ﻣَ ﱡوا ﺑِ ِﻢْ ﯾﺘَﻐَﺎﻣَ ُون‬ ‫َ ﺮ ﮭ َ ﺰ‬
“Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi. Onlarla karşılaştıklarında kaş göz hareketiyle alay ederlerdi.” 16
15 16

Bakara Sûresi, Âyet 14 Mutaffifin Sûresi, Âyet 29-30

- 23 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Görülüyor ki, bir mü’min kardeşini her ne suretle olursa olsun fakirdir, zayıftır, cahildir veya kusurludur diye alay eden bir mü’minin dünyada ve ahirette muhakkak istihza (alay) olunacağını bu âyet-i kerime işaret buyuruyor. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: İslam garib geldi garib gidecektir. O gariblere müjdeler olsun. 17 Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

‫ﺪه‬ ُ َ‫وﯾْ ٌ ﻟِ ُﻞ ُﻤَﺰةٍ ُﻤَﺰةٍ )1( اﱠﺬى ﺟَﻤﻊَ َﺎﻟًﺎ وَﻋَ ﱠد‬ ‫َ ﻣ‬ ‫َﻟ‬ َ ‫َﻞ ﻜﱢھ َ ﻟ‬
“ Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! . O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.” 18 Hümeze: Eliyle, kaşıyla, gözüyle, müstehziyane işaret etmektir. Yahut bir kimseyi sevmediği lakabıyla çağırmaktır. Lümeze: Lisanıyla zemmetmektir. Yahut iki kimse arasında sözcülük, koğuculuk etmektir. Hülâsa, bir insanı ta’n etmek ve ayıbını açığa çıkarmakla gıybet etmek Allah tarafından büyük bir azap ve helâka davet eder. Her ikisinde de mü’min kadeşlerine hakaret mevcud olduğundan ve insanlar arasındaki intizam ve bağlılığı bozacağından bu gibi kötü ahlâk üzere hareket edenleri Cenab-ı Hak büyük bir Helâk ile tehdit buyurmuştur. İnsan nefesini kibrit-i ahmerden kıymetli bilmeli, nefesini zayi etmeyerek işe yarayan şeylere sarf etmelidir. İkincisi: Halkın ayıbına bakmamalı ve görmemelidir.

17

Hadis, Müslim,İman:232, Tirmizi, İman: 13 İbn Mace, Fiten: 15, Ebu Davud, Rikak: 42 18 Hümeze Sûresi, Âyet 1-2

- 24 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Üçüncüsü: Ne kadar terakki ederse etsin kendini en aşağı bilmelidir. Şah-ı Nakşıbendi (k.s) hazretlerinin vasiyetlerinde buyurulmuştur ki: “Bir sâlik sülûkunde en yüksek mertebeye vasıl olsa dahi, kendi nefsini fir’avundan yüz derece aşağı görmesi lâzımdır: Eğer böyle bilmezse sülûkünde nasibi yoktur.” Nitekim Sultan-ı Enbiya (s.a.v.) Efendimiz: “Üç şey vardır ki kurtuluştur (münciyat), üç şey de vardır ki helâk edicidir (mühlikat)” buyurmuşlardır. 19 Münciyat: Gizli ve aşikarda Allah’dan korkmak, rıza ve gadab halinde Hakk’ı söylemek, zenginlikde, fakirlikde iktisada riayet etmektir. Mühlikat: İttiba-ı heva (nefsin arzularına tabi olmak) ve şuhhu-u mutâ (hasisliği tabiat edinmek) dir. Ve icab-ül mer’i bi nefsihi (kişinin kendini ve ibadetini beğenmesi)dir. Bu üçüncü hal hepsinden fenadır. Cenab-ı Hak hepimizi münciyatına uygun mühlikâtından uzak olan ameller işlememize muvaffak buyursun. Âmin Mübtedilere bidayette ameline itimat, vehim ve hayal arıza olur. Bu vehimden ancak halkın amellerini halk edenin Cenab-ı Feyyaz-ı mutlak olduğunu keşif nuru hasıl olursa kurtulur. Sâlike marifetullah nasib olursa amelinin azlığına, çokluğuna bakmaz.

19

Hadis, Acluni, Keşfü’l Hafa:2661

- 25 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Su-i zan, tecessüs: Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣﻨُﻮا اﺟﺘﻨ ُﻮا ﻛَﺜﯿﺮًا ﻣِﻦَ اﻟ ﱠ ﱢ اِ ﱠ‬ ‫ﻈﻦ ن‬ ‫ْ َ ِﺒ‬ َ ‫َﯾﮭ‬ ْ‫ﺑَﻌﺾَ اﻟ ﱠﻦﱢ اﺛْ ٌ وَﺎ ﺗَ َ ﱠ ُﻮا وَﺎ ﯾَﻐﺘﺐْ ﺑَﻌ ُ ُﻢ‬ ‫ﻈ ِ ﻢ َﻟ ﺠﺴﺴ َﻟ ْ َ ْﻀﻜ‬ ْ ‫ﺑَﻌﻀًﺎ اﯾُﺤ ﱡ اَﺣَ ُ ُﻢْ اَنْ َﺎْ ُﻞَ ﻟَﺤْﻢَ اَﺧﯿﮫِ ﻣَﯿ ًﺎ‬ ‫ْﺘ‬ ‫ﯾﻛ‬ ‫ْ َ ِﺐ ﺪﻛ‬ ٌ ‫ﻓَﻜَﺮھ ُ ُﻮ ُ َا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ اِن اﻟﻠ َ ﺗَ ﱠا ٌ رَﺣﯿ‬ ‫ﻢ‬ ‫ِ ْﺘﻤ ه و ﺗﻘ ّ ﱠ ّﮫ ﻮ ب‬
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”20 Zan şeytan tarafından kuruntu yolu ile gelen bir haldir ki mü’minin bundan uzak olması lazımdır. Hasan Basri hazretlerinin âdeti, hiç bir kimseyi kendisinden aşağı görmez ve hiç bir su-i zanda bulunmazdı. Fakat bir gün Dicle kenarında abdest almaya vardığında orada bir erkekle bir kadının birşeyler yeyip içtiğini gördü ve su-i zanna kapılarak içinden şöyle geçirdi; “Acaba bunlar kimler içki içip günah mı işleyecekler?” Kendisi bu minval üzere iken nehre kazaen iki kişi düştü. Su-i zann ettiği kişi hemen yardım için nehre atladı ve boğulmak üzere olan iki kişiyi de kurtardı. Hasan Basri’ye dönüp “Ya seyidi, niçin kalbine sahip olmazsın bu kadın anam, içtiğimiz de sudur.” dedi. Hazret hemen hatasını anladı ve o kişiden özür diledi ve su-i zan ettiğinden dolayı da Allah’a
20

Hucurat Sûresi, Âyet 12

- 26 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

tevbe etti. Bir daha mahlukattan hiçbir mahluku kendisinden aşağı görmemeye ahd eyledi. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Müslümanların ayıplarını kusurlarını araştırmayın. Zira mü’minlerin kusurlarını araştıran kimseleri velev ki evlerinin içinde olsun onları Allah-u Teala rüsvay edinceye kadar kusurlarına tâbi olurlar.21 Yani başkalarının kusurunu araştıranın kendi kusurları araştırılır. Başkalarını ayıplayayım derken kendi rüsvay olur. Binaenaleyh başkalarının ayıbını arayan kendi ayıbını arar. Gıybet: Âyet-i kerimede “Birbirinizi gıybet etmeyin çekiştirmeyin” buyuruluyor. Rasulullah (s.a.v.) ‘den gıybetin neden ibaret olduğu sorulduğunda cevaben: “Gıybet mü’min kardeşinin sevmediği bir sözü arkasından söylemendir. Eğer isnad ettiğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun ve eğer isnad ettiğin şey onda yoksa bühtan ve iftira etmiş olursun”, buyurmuşlardır. Gıybet edilen kimse kendi hakkında söyleneni işitince incinir. İşte bu incinme ve üzülme gıybetin haram olmasının sebebi hikmetidir. Hucurat suresi, ayet 12’nin tefsirinde Kadi Beyzâvi’nin beyanı veçhile, gıybet eden kimsenin işlediği fenalığı Cenab-ı Hak bir kaç veçhile temsil buyurmuştur. 1) Gıybeti ölü etine benzetmekle bunun en başta gelen kötülüklerden biri olduğunu bildirmiştir. 2) Gıybeti sevip ona mübtela olan kimseleri şiddetle men için muhabbet kelimesi ile ifade buyurmuştur. Çünkü bu kadar kerih bir şeyi insanlar seve seve nasıl yapabilirler? Demek gıybet eden kimseyi korkutmaktır.
21

M. Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili c.6 s.4473

- 27 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

3) Gıybeti; gıybet eden kimsenin ölü kardeşinin etini yemeyi teşbih buyurmakla bunun insana layık olmayan çok kötü bir mâsiyet olduğunu beyan edip ve bunu yapanları şiddetle azarlamıştır. Hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Din kardeşini ayıp şeylerden biriyle ayıplayan kimse o ayıbı bizzat kendisi yapmadıkça ölmez. “22 Diğer bir hadisi şerifte: “Gıybetten hazer ediniz. Zira gıybetin bir kısmı zinadan eşeddir.” 23 Başka bir hadîsi şerifte: “Gıybet edenler dinleyenler günahta beraberdirler.”24 buyuruluyor. Fena İsnad; söz atmak: Bir hadis-i şerifte: “Bir kimse diğer bir kimseyi fisk-u fücur ile isnad edemez. İsnad etmesi halinde o fisk-u fücur veya küfür, isnad edilen kişide yoksa isnad eden kimsenin söyledikleri kendi üzerine döner.”25 Buna göre bir mü’mine haksız yere, fena bir iş veya küfür isnad eden kimsenin tevbe ve istiğfar ederek söz attığı kimse ile helalleşmesi lazımdır. İsnad ettiği söz velev ki o kimsede mevcut olsa bile yine İslâm adâbı icabı bir mü’minin kusurunu teşhir ve ilan etmek ve bu suretle ona eza vermek de haramdır. Amma bir insan ki diğer mazlum mü’minleri aldatıyorsa onun şerrinden mü’minleri korumak amacıyla hile ve şerrini söylemek caizdir. Yalnız bir kusur görüldüğünde hüsn-ü niyetle nasihata muktedir ise ve sözü müsbet tesir edecekse münâsib bir şekilde nasihatta bulunmak icab eder. Bir kusura karşı şiddetli hareket etmek kabahatli kimsenin hiddetini ve cürümde israrına artırır ki bundan kaçınmak lazımdır. Nitekim bir âyet-i kerimede:
22 23

Hadis, Münâvî Feyzül Kadir Muhtar-ul ehâdis-ün Nebeviyye h.no.396 24 M.Sami Ramazanoğlu Musâhabe 5 25 Hadîs, Buhâri, Ebu Davud, Sünne: 15

- 28 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

‫ﻓَ ُﻮﻟَﺎ ﻟ ُ ﻗَﻮﻟًﺎ ﻟﯿﻨًﺎ ﻟَﻌَﻠ ُ ﯾﺘَﺬَ ﱠ ُ اَوْ ﯾَﺨْﺸﻰ‬ ‫ﻘ َﮫ ْ َﱢ ﱠﮫ َ ﻛﺮ‬
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.”26 Yine bir Buhâri hadis-i şerifinde İbn-i Ömer’den rivayetle: “Bir müslüman diğer bir müslümanın din kardeşi olup o müslüman kendi kardeşine zulüm ve eza etmez, zulüm ve eza eden kimseye de onu teslim etmez. Kim bir müslümanın gam ve kederini giderirse Allah’da kıyamet gününde o kimsenin gam ve kederini giderir. Ve kim ki bir müslümanın kusurunu örterse Allah’da kıyamet gününde onun kusurlarını örter buyurulur. ”27 Yine Buhâride Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayetle: “Allah Teala’ya ve ahiret gününe iman eden bir kimse misafirine ikram ve ihtiram etsin ve Allah Teala’ya iman eden kimse ya hayır söylesin ya da süküt etsin buyuruluyor. ”28 Kötü söz sövmek, küfr etmek, insanın iyi amellerini silip götürdüğü gibi şeref ve itibarını da düşürür. Çok büyük günahtır, azaba düçar eder. Bilhassa çocuklarımızı küçük yaşlarında, sıkı bir murakebe altında bulundurarak terbiye-i ahlâkiyyelerine dikkat ve ihtimam ederek kendilerine fena söz söylemek, sövmek ve küfr etmek gibi lisan afetlerinden korumak başta gelen vazifemizdir. Öfke ve gadap anında ağızından bir kelime-i küfür çıkan kimsenin hemen hiç vakit geçirmeden sıdk-u ihlas ile tevbe etmesi îmanını hatta nikahını yenilemesi icab eder. Öfke, gadâb: insanı bir anda helâka sevk edebilir. Nitekim bir Hadîs-i şerifte: “Sirkenin balı ifsad ettiği gibi gadab da imanı ifsad eder. 29
26 27

Ta’ha Sûresi, Âyet 44 Hadîs Buhâri,Mezalim: 3, Müslim, Birr: 58 28 Hadîs, Buhâri, Edeb: 31, İbn Mace, Edeb: 4 29 Keşfül Hafâ,1804

- 29 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Yani insanın lütuf, şefkat, merhamet ve hilim gibi güzel sıfatlarını giderir. Bir anda bir musibet neticesi dilinden bir kelime-i küfür çıkacak olursa o zamana kadar işlediği güzel amelleri hep birden heba olur, yanar. Tevbe etse de mahv olan amelleri artık geriye dönmez. Gadap yani öfke iki sebepten dolayı olur: Harici sebebler ve dahili sebebler. Harici Sebepler: Arzumuza göre vuku bulmayan hadiselerdir. Dahili Sebepler: İçimizdeki meşru ve gayri meşru arzuları körükleyen ve çok defa bizi helâka sürükleyen nefsimizdir. İşte bu en büyük düşman olan nefsimizle mücahede ederek ibâdet ve taatla onun salâhına gayret etmemiz lazımdır. Yalan, Kizib: Yalan hakikatın hilâfına söz söylemektir. Hadis-i şerifte: “Yalandan hazer ediniz zira yalan ile iman cem olmaz”. 30 “Yalan söyleyen mel’undur”. 31 “Yalan insanın yüzünü karartır” iki şahsın arasını ifsade çalışmak da kabir azâbını intac eder. Hataların en büyüklerinden biride dilin yalanıdır. Keza, âyet-i celilede Cenab-ı Hak yalancıları lânetle anmaktadır:

ْ‫ﻓَﻤَﻦْ َﺎ ﱠﻚ ﻓﯿﮫِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ َﺎءَكَ ﻣِﻦ اﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻓَ ُﻞ‬ ‫ﻘ‬ َ ‫ﺟ‬ َ ‫ﺣﺟ‬ ْ‫ﺗَ َﺎﻟَﻮْا ﻧَﺪعُ اﺑﻨَﺎءﻧَﺎ وَاﺑ َﺎءَ ُﻢْ و ِﺴَﺎءﻧَﺎ و ِﺴَﺎءَ ُﻢ‬ ‫ْ َ ْ َ َ ْﻨ ﻛ َﻧ َ َﻧ ﻛ‬ ‫ﻌ‬ ‫واﻧْ ُﺴﻨَﺎ وَاﻧْ ُﺴَ ُﻢْ ُﻢﱠ ﻧﺒﺘَ ِﻞْ ﻓَﻨَﺠْ َﻞْ ﻟَﻌﻨﺖَ اﻟﻠﮫِ ﻋﻠَﻰ‬ َ ّ َْ ‫ﻌ‬ ‫ََ ﻔ َ َ ﻔ ﻜ ﺛ َ ْ ﮭ‬ ‫ﻦ‬ َ ‫اﻟْﻜَﺎذِﺑﯿ‬
30 31

Keşfü’l Hafâ, 1919 M. Esad Erbili, Kenzül İrfan

- 30 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.32 Gerek mü’minleri aldatmak gerekse şahsi bir menfaat için yalan söylemek en kötü sıfatlardandır. Mü’min’e asla yalan yakışmaz.” Yalanın caiz olduğu yerler: 1) Karı koca arasındaki anlaşmazlığı düzeltmek ve aralarını bulmak için söylenen yalan. 2) İki mü’min arasındaki anlaşmazlığı, dargınlığı, soğukluğu gidermek ve iki tarafı teskin ve teselli edip gönüllerini almak için söylenen yalan. 3) Harp esnasında düşmana yalan söylemek caizdir. Zira mü’minlerin hayatı bahis mevzudur. Hadis-i şerifte “Harb hiledir”. Buyurulmuştur 33 Lânet: Bir mü’mine veya mahlukata “lânet olsun” demek katiyyen caiz değildir. Buhâri, hadis-i şeriflerinden birinde: “Her kim ki bir mü’mine lânet ederse o lânet tıbkı o mü’minin katli mesabesindedir. Ve her kim ki mü’mine küfür ile iftira ederse bu da o mü’minin katli mesabesindedir.”34 buyuruluyor. Yani, bir mü’mine lânet eden kimse sanki o kimseyi öldürmüşcesine ahiretde azab görecektir. Keza bir mü’mine küfür isnad ederek iftira eden söz atan kimsede o mü’min-i öldürmüşcesine azaba çarptırılacaktır.

32 33

Ali İmran Sûresi, Âyet 61 Hadîs, Müslim, Cihad: 18, Buhari,Cihad: 157 34 Buhari

- 31 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Diğer bir hadîs-i şerifte: “Lânet ediciler kıyamet gününde şefaat olunmazlar,” buyuruluyor. 35 Lânet demek, rahmeti ilahiyeden uzak, mahrum olan demektir. Buna göre hiç bir mü’min hakkında lânet etmek asla caiz değildir. Zira her mü’min mutlaka Rahmet-i İlahiyeye mazhardır. Başka bir hadis-i şerifde: “Lânet eden kavmin söylediği lânet sözü kendisine iade olunur”. 36 Buna göre lânet sözünü dile almaktan son derece sakınmalıdır. Değil insanlara, hayvanlara cansızlara bile lânet etmek yasaktır, mezmumdur. Hiç bir mü’mine belâ veya beddua etmek caiz değildir. Eğer muhatabı sükût eder cevap vermezse belâ söyleyene döner. Şu halde kızgınlık halinde bile karşısındakinin salâhına dua etmelidir. Mâlâyani (lüzumsuz söz): İnsanların başına gelen belâların çoğu dilindendir. Dili muhafaza etmek lazımdır. Buhâri’de bir hadis-i şerifte: “Allah Teala’nın kullarından bazısı, hakkın rızasına muvafık bir söz söyler o söze kendisi de dikkat etmez. Halbuki Allah-u Teala o söz sebebiyle o kimsenin derecesini yükseltir. Ve kullarından bazısı da rıza-i ilahiye muhalif olarak gadâbı İlahiye mücib bir söz söyler ve hem de söylediği söze zerre kadar ehemmiyet vermeyerek laubali olarak söyler. Halbuki Allah-u Teala o kimseyi söylediği o fena söz sebebiyle cehennemin dibine indirir” buyuruluyor.37 Mü’minler söyledikleri sözleri velev ki latife olsun laubali olarak söylemeyip sonunu teemmül ederek söylemeleri icab eder.

35 36

Riyâzus-sâlihîn Hadîs, Ramûz-ül Ehâdîs 37 Hadîs Buhâri

- 32 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Râmuz’daki bir hadis-i şerifte: “İnsanların ekserisinin Kıyamet gününde günahları dillerinden çıkan mâlâyani sözdendir ve yine her duyduğu sözü söylemek günah olarak insana kâfidir” buyuruluyor 38 Hikmetin başı sükût olduğunda hükema ittifak etmişlerdir. Bu hususta, Fudayl-i İyaz (k.s) buyuruyor ki: “Dili tutmak, hacca gitmek, hudud’da nöbet beklemek ve Cihad etmekten daha zordur.” Büyükler buyuruyorlar ki; “Eğer sözün gümüş ise sükûtun altındır”. Abdullah İbn-i Mübarek buyurur ki: “Bunun manası şöyledir: Cenab-ı Hakka ta’at ile kelam gümüşten ise, masiyyetten sükût de altındır. Masiyyetten sakınmak taat ve amelden efdaldir.” Dil kalbin tercümanıdır. Zelleden selameti kalbin sebatını istilzam eder. Zünnûn-ı Mısrî (k.s.) ’ye sormuşlar ki, “Nefsini en ziyade muhafaza eden kimdir?” Cevaben: “Dilini en ziyâde kim tutarsa odur” demişlerdir. Büyükler, dili yırtıcı aslana benzetmişlerdir; eğer aslanı bağlamazsanız üzerinize hücum eder. Hz. Ebu Bekir (r.a.) nefsini konuşmaktan men etmek için ağızlarına küçük bir taş koyarlarmış. Ehl-i hikmet demişler ki: “Allah-u Teala Hazretleri her şey için bir kapı yapmıştır. Dil için iki sıralı iki kapı yapmıştır. (birincisi dudaklar, ikincisi dişler) Zira dilin muhafazası çok güçtür. Bazı salih kimseler dillerini lüzumsuz sözden muhafaza için nefislerini cezaya tabi tutmuşlar her bir mâlâyani söz için iki rekat namaz kılmayı kararlaştırmışlardır. Bu nefse kolay gelmiş. Bu defa da mâlâyani kelime için bir gün oruç tutmayı kararlaştırmışlar. Bu da kolay gelmiş ve yine mâlâyani söylemekten kurtulamayınca bu defa her lüzumsuz söz için fakirlere bir miktar para vermeyi va’ad
38

Hadis, Ramûz-ül Ehâdîs

- 33 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

etmişler. Nihayet parayı vererek mâlâyaniden kurtulmaya muvaffak olmuşlar. Ne mutlu, elhamdulillah. ” Dili muhafaza etmeye dair bazı hadis-i şerifler: “Cenab-ı Hakk’ın en çok sevdiği amel dili mâlâyaniden hususiyle yalan ve gıybetten, sövmek küfr etmek gibi nehy olunan şeylerden hıfz eylemektir. ” 39 “Sadakaların en faziletlisi mâlâyaniden ve haram olan sözlerden dili muhafaza eylemekdir” 40 “İnsanoğlunun başına gelen günahların ekserisi lisanındandır. ” 41 “Hikmet ondur. Dokuzu uzletde (yalnızlıkta) biri de sükûtdadır. Yani mâlâyaniden dili muhafaza eylemektir. ”42 “Haram şeylerden sakınan oruçlunun sükutu tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, amel ve ibadeti muzaaf (artırıcı, katlanıcı) olur. ”43 “Söylemeye şer’i lüzum olmazsa sükut etmek, alimleri tezyin eder, cahillerin ayıbını örter. ”44 “Sükut ahlâk-ı hamidenin başıdır”45 Mâlâyaniden sükut eden zat her iki alem de tehlikelerden kurtuldu demektir.”46 “Selameti arzu edenler dillerini muhafaza etsinler. ”47 “İnsanın İslâmiyetinin güzelliğine delil, lüzumsuz söz ve işi terketmesidir. ”48

39 40

Buhari, Tirmizi Kenz-ül Ummal 41 Kenz-ül Ummal 42 Kenz-ül Ummal 43 Deylem-i Müsned 44 Deylem-i Müsned 45 Deylem-i Müsned 46 Keşfül Hafâ 47 Buhari, Tirmizi 48 Hadîs, Münâvî Feyzül Kadir

- 34 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Çok söyleyenlerin hataları çok olur. Hataları çok olanların ise günahları çok olur. Günahları çok olanlara da kıyamet gününde lâyık olan azaptır”49 “Cehennem ehlinin ekserisi dilleri yüzünden azaba müstehak olanlardır. Diğer günah ehli bunun yarısını teşkil eder” buyuruluyor. 50 Hangi şey ki adâb-ı muaşerete muhaliftir, o aynı zamanda şeriat-ı İslâmiyye’ye de muhaliftir. Halbuki şeriat emirlerinden her bir emir karşılığı Cennet’te bir makam vardır. O makama ancak bu amel ve edeble vasıl olunur. Mahşerde böyledir. İnsanlar dünyada ettikleri her kötü hareket ve fena işin mukabilinde bir güçlük ve felaket göreceklerdir. Şu halde, bilcümle ahval ve ef’alimizin hesabını vereceğimiz o dehşetli günde selâmetimiz, bugünkü istikametimizle alakalıdır. Ahiretin ekin tarlası sayılan bu dünyada ne ekersek, unutmayalım ki orada onu biçeceğiz. Ve iş görecek olan da iyi huy ve güzel ameldir. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuşlardır:

َ‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣُﻮا ا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ وَ ُﻮﻧُﻮا ﻣﻊَ اﻟ ﱠﺎدِﻗﯿﻦ‬ ‫َ ﺼ‬ ‫َﻨ ﺗﻘ ّ ﻛ‬ ‫َﯾﮭ‬
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” 51 Sadıklarla beraber olanın iyiliğinden ve iyi olacağından şüphe edilmez. Kişi arkadışının meşreb ve mezhebi üzerinedir. Ehli mâna ve erbâb-ı irfanla beraber otur. Hem yiğit olasın ve hemde oradan atâ ve izzet bulasın.

49 50

Hadîs, Tabarâni el evsad, Feyzül Kadir İhyâ Ulumiddin c.3 51 Tevbe Sûresi, Âyet 119

- 35 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Allah-ü Teala buyurmuşlardır ki:

ْ‫ﻟﱠﺬﯾﻦَ اَﺣْﺴ ُﻮا اﻟْ ُﺴْﻨﻰ وَزﯾَﺎد ٌ وَﺎ ﯾَﺮْھ ُ ُ ُﻮھَ ُﻢ‬ ‫ِ َة َﻟ َﻖ وﺟ ﮭ‬ ‫َﻨ ﺤ‬ ‫ِﻠ‬ َ‫ﻗ َ ٌ وﻟَﺎ ذﻟ ٌ اُوﻟﺌِﻚَ اﺻْ َﺎبُ اﻟْﺠﻨﺔِ ُﻢْ ﻓﯿﮭَﺎ َﺎﻟِ ُون‬ ‫ﺧ ﺪ‬ ‫َﱠ ھ‬ ‫َ ﺤ‬ ‫َﺘﺮ َ ِﱠﺔ‬
“Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de zelil olurlar. İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” 52 Görülüyor ki muhterem kardeşlerim, yücelik, büyüklük, izzet ve şeref ne mal iledir, ne kal (söz) iledir, ne sâl (yıl, yaş) iledir ve nede şan ve nam iledir. Ancak ve ancak edeb ve kemâl iledir. “Nefsinde edeb arzu eden kimse mâlâyâniyi terk ederek, hatalarına hâlisâne tevbe edip kul haklarını eda edip kalbini hak muhabbetiyle doldurması lazımdır” denilmiştir. Hatalarına halisane tevbe etmek demek şerden hayra dönüşdür. Tevbe günahdan sevaba geçiştir. Tevbe karanlıkdan nura çıkıştır. Tevbe yıkanıştır. Tevbe Hakka rücudur. Tevbe:İşlemiş olduğu bütün günahlara pişman olup bir daha yapmamak niyetiyle Allah’tan af ve mağfiret taleb etmek. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor;

...‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا ُﻮﺑُﻮا اﻟَﻰ اﻟﻠ ِ ﺗَﻮْﺑﺔً ﻧ ُﻮ ًﺎ‬ ‫ِ ّﮫ َ َﺼ ﺣ‬ ‫َﻨ ﺗ‬ ‫َﯾﮭ‬
“Ey Îman edenler! Nasuh tevbesiyle sizde Allah’a tevbe ediniz.” 53
52 53

Yunus Sûresi, Âyet 26 Tahrim Sûresi; Âyet:8

- 36 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ْ‫و ُﻮ ُﻮا اﻟَﻰ اﻟﻠﮫِ ﺟَﻤﯿﻌًﺎ اﯾﮫ اﻟْ ُﺆْﻣ ُﻮنَ ﻟَﻌﻠﱠ ُﻢ‬ ‫َﻜ‬ ‫َ ﱡ َ ﻤ ِﻨ‬ ّ ِ ‫َﺗ ﺑ‬ ‫ﺗْ ﺤ ن‬ َ ‫ُﻔﻠِ ُﻮ‬
“Ey Mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki, felah bulasınız.” 54 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Günahlarına tevbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.”55 “Bir kimse kalben ve lisanen istiğfara devam ederse; Cenâb-ı Allah o kimsenin üzüntülerini sevince, darlığını genişliğe çevirerek umulmadık bir taraftan kendisini rızıklandırır.” 56 Bu itibarla tevbe etmek edebdendir. Zira beşer de şerre meyil olabilir. Bundan kurtulmak için tevbe kapısından geçip felaha dahil olmak icab eder. Gerek gizlide gerek açıkta işlenilen bilcümle günahlara, kabahatlere suç ve masiyetlere tevbe edilmelidir. Tevbenin sahih olabilmesi için zihinde şu üç marifetin teşekkül etmesi lazımdır: 1- İşlediği günahları Cenab-ı Hakkın bildiğini bilmek. 2- Günah işlediği vakit, kendisinin ismetden hali kaldığını idrak etmek. 3- Günahı terk edince ferahlandığını hissetmek. Tevbenin kabul olabilmesi için şu üç şartın yapılması icab eder: 1- Nedamet: işlediği günaha işlediğinden dolayı pişman olmak.

54 55

Nur Sûresi; Âyet:31 Ebu Davud, İbn Mace 56 Hadîs Kenz-ül Ummal

- 37 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

2- İ’tizar: İşlediği günahdan dolayı Cenab-ı Hakk’a ve taallûku olan mahlukâta karşı özürünü beyan etmek, afv dilemektir. 3- Tecrid: İşlediği günahdan bir daha işlememek üzere uzaklaşmakdır. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Tevbe ve istiğfarla büyük günahlar affolunduğu gibi mükerreren işlenen küçük günahlar da büyük günah olarak yazılır.”57 Tevbenin devamının temini için şu üç hakikatı bilmesi lazımdır: 1- İşlediği günahını büyütmek 2- Tevbesini töhmetlemek, o günaha karşı bu tevbeyi az görmek, tevbede ısrar etmek. 3- Hulki özürlerini talep etmek, noksanlarını ikmale gayret etmektir. Tevbenin hakikatının sırları da üçtür: 1- Takvasını izzetten temizlemek kendini en iyi bilmemek. 2- Günahını nisyandan halâs etmek, suçunu unutmamak. 3- Daima ettiği tevbesine de tevbe etmek. Tevbenin esrarının letaifi de şunlardır: 1- İşlediği günahı cinayet gibi büyük günah olarak bilmek. 2- Cenab-ı Hakk’ın bu meseledeki murad-ı ilahisini anlamak. Cenab-ı Hakk’ın kulunu günahıyla terbiye kılmasında iki mana vardır.

57

Buhari, Muslim.

- 38 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

1- Kulun Hak celle ve ala hazretlerinin kazasında izzetini, sırrında ihsanını, özürünü kabulde, kerem-i mafiretinde fazlını kulun bilmesidir. 2- Hakk’ın kulu üzerindeki adlini, hüccetini ikame edip kul günah işlediği takdirde hücceti ile ikâb etmesidir. Tevbe yapan kimse nasuh tevbesi gibi bütün zerreleri titreyerek salâha meyl ettiğini ve bir daha işlememeye azmi cezm ve kasdeyleyerek tevbe etmelidir. Nasuh’un tevbesi şöyle olmuştur: Vaktiyle Nasuh isminde, köse, kadına benzer, bir adam vardı. Saçlarını uzatarak kadın elbisesi giydi ve kendisine hizmet ehli bir kadın süsü vererek kadınlar hamamına gitti. Hamamda hem tellaklık vazifesini ifa ediyor hem de bu kadınları seyretmek şenaetini irtikab ediyordu ve çok iyi hizmet ettiğinden dolayı da herkes ondan memnundu. İyi kalbli bir hatun olduğunu söylüyorlardı. Kendisi de bu halinden memnun olmakla beraber vakit vakit irtikab ettiği günahın büyüklüğünü düşünüyor ve tevbe etmek istiyordu. Fakat bir türlü tevbeye yanaşamıyordu. Nefsin gayrı meşru arzusu akla, hayaya galip geliyordu. Bununla beraber Allah korkusu da içini zaman zaman dağlıyordu. Birgün, zamanın hükümdarının kızının düğün hamamı olacaktı. Beldenin bütün mükellef hanımları Nasuh’un bulunduğu hamama geliyorlardı. Bütün memleket hanımlarını seyredecekti. Düğün hamamı başladı. Derken hükümdarın kızının çok kıymetli olan yüzüğü hamam içerisinde kayboldu. Önce sathî bir arama yapıldı, bulunamadı. Sonra saray erkânı tarafından, “Hamamın bütün kapıları sıkıca kapatılsın, hiç kimse dışarı bırakılmasın, bütün hanımların mahrem yeri bile aranacaktır!” emri verildi. Bu sırada Nasuh elindeki işi bırakıp bir köşeye çekildi, başını kurtarma çaresini düşünmeye başladı. Kendisi köse bir erkekti. Bunca
- 39 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

zamandır kadın kıyafetinde çok büyük ailelerin mahremi esrarı olmuştu. Nasuh yüzüğü almamıştı fakat kendisininde aranması icab ediyordu. Bu muayenede erkek olduğu meydana çıkacaktı. Bunun vereceği rezalet, hayasızlık ve edebsizlik endişesine ve kendisini iyi kalpli bir hâtun tellâk bilenlerin bu muayeneden sonraki hayretini infialini ve hücumlarını düşündükçe aklı oynuyordu. Elbette bu iş onun kafasına mâl olacaktı. Şimdi kime iltica edecekti? İşte, ta evvelinden beri vâkıf olan yalnız Hazret-i Allah’tı. Vakit vakit onun havfi içini dağlıyordu. Fakat bugün zevkininde günahınında âşikar olacağı bir anda hiç kıpırdayamayacak şekilde yakalanmıştı. Nasuh tevbeye baş vurdu. Aman, ya Rabbi bir daha yapmam, aman ya Rabbi beni halâs et. Aman, ya Rabbi beni rüsvay etme. Tevbeler olsun, diye yalvararak gözyaşı dökerken yüzük bulundu haberi ortalığa yayıldı. Herkes memnun ve mesrur oldu, Nasuh da terler içinde hamamdan çıktı, tevbesinde kararlı oldu. Artık bundan sonra meşru ve hayırlı işlerle uğraşmaya başladı. “Bir kimse Cenâb-ı Allah’ı zikreder de korku ve dehşetten göz yaşları yere dökülürse Cenâb-ı Hakk, kıyamette onu azaba uğratmaz.” 58 Din-i celil-i İslâmdaki vüs’ati, nizamlardaki hakkaniyeti, tekâmüldeki sonsuz mükafatı beyan için şu hadis-i şerif beşeriyete ne büyük kurtuluş yolu açmaktadır, ve de nasıl insani saadet ve huzur deryasına gark etmektedir. “Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir.” Elhamdülillah. 59 Nefsin arzuları, heva ve hevesleriyle biraz az dost ol. Çünkü, seni Allah yolundan ayıran odur. İnsan kendi nefsini ıslah ve terbiye etmeye ciddi bir şekilde
58 59

Hadis, Tirmîzi, Buhari Ebu Davud, İbn Mace

- 40 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

çalışmalıdır. Nefsani arzularına hakim olamayan insanlar, hayatta çok büyük bir çile ve musibetlerle karşılaşırlar. Zira bütün şer ve rezaletlerin menbaı odur. Nefsin mezmum sıfatları üç şekilde mütalâa edilir. 1- Nefsin behîmi sıfatları vardır. Aşırı şehvet, hudutsuz zevk ve eğlence, fuhuş, sefahat, ölçüsüz yemek, içmek, ihtiras, menfaatperestlik, tul-i emel, cehalet ve Hak’dan gaflet gibi. 2- Nefsin vahşet ve yırtıcı sıfatları vardır. Öfke, azgınlık, tecavüz, kin, buğz, zulüm, merhametsizlik, saygısızlık, söz ve nasihat dinlememek, şımarıklık gibi. 3- Nefsin şeytani sıfatları vardır. Hile, hud’a aldatmak, kibir, gurur, hased, riya, ahde vefasızlık, sözünde durmamak, hıyanet, iki yüzlülük gibi. Bütün bunlar tedaviye muhtaç, manevi ve derunî hastalıklardır. İslâm hastanesinde hâzik tabib Hz. Muhammed (s.a.v.)’e teslim olup, O’nun Kur’an-ı Hakim vasıtasıyla vereceği reçetelerdeki müessir ilaçlara devam ve sebat etmedikçe ruhen sıhhat bulmamıza imkan yoktur. Şehveti, hırsı, gadâbı terk etmek mertliktir. Peygamberlik damarıdır. Bu mertliği gösterenler, kalplerini tasfiye, nefislerini te’dip ve terbiye edenler de Rabbanî sıfatlar zuhura gelir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Kalbi îman ve ibâdet nuruyla aydınlatıp, kalbî sıkıntılardan kurtulmak. İslâm nimetinin kadrini bilerek Allah’ın emirlerini harfiyen tutup, nehy ettiği haramlardan sakınmak. Geçmişde işlemiş olduğumuz bütün günahlara tevbe ederek Allah’a dönmek, bir daha onları işlememeye gayret etmek. Kendimiz için sevdiğimiz şeyi, bütün din kardeşlerimiz içinde sevmek. Kendimize yapılmamasını istediğimiz bir
- 41 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hareketi kimseye karşı yapmamak. Gönül kırmamak, kimsenin hatırını rencide etmemek. Allah’ın bizim için taksimi olan helal ve temiz rızka kanaat edip, kimsenin mal ve servetine göz dikmemek. Rabbimizin üzerimizde bulunan sayısız nimetlerine karşı şükr edip nankörlük etmemek. İlmin, servetin, sıhhatın hakkını vermek. Allah’ımızı ve sevgili Peygamberimizi evladımız, ailemiz ve nefsimizden daha çok sevmek, yüce tutmak. Ecdadımızın kutsal emanetlerine karşı vefakar ve muhafazakar olmak. Her yerde ve her işimizde Mevlamızı anmak, O’nun nusret ve inayetinden kuvvet alıp ismini dilimizden, fikrini gönlümüzden bırakmamak. Millet ve vatan aşkını, umumun menfaatini, şahsi işlerimizden mutlaka üstün tutmak. Çocuklarımıza İslâm ve imanı küçükten aşılamak, istikamet ve karekterleri üzerine titremek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Agâh olunuz; herbiriniz çobansınız, ve sürülerinizden 60 mes’ulsünüz.” İlim ve irfana layık olduğu değeri verip, milletimizin önüne ışık tutacak münevver, ahlâkı mazbut âlim ve ârif kişiler yetiştirmek. Hülâsa olarak, bütün ef’al ve hareketlerimizde büyük kurtarıcımız, tek halâskârımız Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizi rehber edinmektir. Bilmeliyiz ki, herkes kendi sürüsünden mes’üldür. Devlet reisinden mahalle bekçisine kadar. Yakını bırakıp uzağa gitmeyelim. Bir serçe kadar yok muyuz, yuvamızı mamur edelim. Bir arı kadar değilmiyiz hazırlığımızı tamamlayalım. Bir karınca
60

Hadis, Buhâri, Nikah: 81, Tirmizi, Cihad: 27, Müslim, İmare: 20

- 42 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

himmetine sahib değilmiyiz ahiret tedarikini görelim, kendimizi düzeltelim. O zaman herkes düzelir. Olduğumuz gibi görünelim, göründüğümüz gibi olalım, felah buluruz. Ruhumuz ham dururken, suretimizin zîneti ve lüksü ile ömrümüzü öldürmeyelim. Unutmayalım ki bir gün muhakkak Rabbımızın huzuruna varacağız. Burada şunu kuvvetle ve katiyetle söyleyebilir ve temin ederiz ki: bu günkü insanlık âlemi, şu saydığımız esaslarla amel etsin, şu ahlâk ve edeb kaidelerini kendinde tatbike koyulsun, herşey yoluna girecek ve beşeriyet içinde bulunduğu derin ızdırablardan biiznillah kurtulacaktır. Bütün buhranlar hal yoluna girecek. Saadet güneşi ufkumuzda doğacaktır. Efendi bilmiş ol ki; edeb, insanın bedeninde ruhtur. Efendi, edeb Allah adamlarının gözünün ve gönlünün nurudur. Adem, alem-i süfliden değil, alem-i ulvidendir. Yani beden ile haaki ise de ruhuyla eflakîdir. Bunu anla. Şu dönen feleğin dönüşündeki letafet de edebdendir. İman nedir diye akıldan sordum. Akıl kalbimin kulağına eğilerek “Îman edebtir” dedi. O edeb manzumesinin bazı satır ve beytleri şunlardır: İlahi emirlere imtisal, nehiylerden ictinab. Ahlâk-ı hamide, zikre devam, mahlukata şefkat ve merhamet, sükun-i kalb hulus-i niyet, muhabbetullahi kesb, amel-i salihaya devam, havf ve reca arasında bulunmak. Zâhir ve bâtını isyanla mülevves etmemek. Taatıyla sevinmek, cürmünden dolayı mahzun olmak. Mevlaya tevekkül ve itimad etmek, nimete şükür, kazaya rıza, belâlara sabır, sıdk ile kulluk, hasenatı Hak’dan, seyyiatı nefsinden bilmek. Allah’ın verdiğine kanaat etmek. İslâm ve imanın şartlarına sadık kalmak, günahta ısrar etmemek ve tevbeye mülazemet eylemektir.

- 43 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

EDEBİN FAZİLETİ

İslâm dini fazilet ve edeb dinidir. Hidayeti neşreder dalâleti ise izale eder. İslâm dini haiz olduğu nâssa müstenid muazzam kudret ve nüfusuyle insaniyetin mekârim-i ahlâk ile ahlâklan-masını sinelerin ruus ve rezailden asûde ve mâsun kalmasını emir ve talim eder. Nefisleri ahlâk-ı hâmide ile terbiye edip kötülüklerden muhafaza eder. Allah (c.c.) buyurmuştur:

ِ‫وَﻣَﺎ ﺧﻠَﻘﺖ اﻟْﺠِ ﱠ َاﻟْﺎﻧﺲَ اﻟﱠﺎ ﻟﯿَﻌ ُﺪُون‬ ‫َ ْ ُ ﻦ و ِ ْ ِ ِ ْﺒ‬
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”61 İbn Abbas (r.a.) bu ayete “illa li ya’rifun” marifetime ersinler diye de mana vermiştir. Muhyiddin Arabî ise, gayemiz kesb-i kemal seyr-i cemaldir. Yani dünyada kemale erip ahirette cemalullahı müşahe etmektir, buyurmuştur. İns ü cin peygamberi iki cihan güneşi alemlerin seyyidi Peygamber Efendimiz (s.a.v) mekârim-i ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiştir. İslâm dininde namaz, oruç ve cümle ibadetler dini birer vazife olduğu gibi fezaile riayet, insanlara tatlı söz ve güler yüz göstermek de en mühim vazifelerdendir. İslâm dininde insan, hakka ibadet etmekle mükelleftir. İslâm mahluka karşı da bir çok vazifeleri emir ve tavsiye eder.
61

Zariyat Suresi, Âyet 56

- 44 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Allah’a ta’zim, mahlukuna şefkat islâm ahlâkının esasıdır. İslâm dini Allah’a, peygambere, nefse, ebeveyne, evlad ve iyale ve bütün insanlığa karşı ifası gereken ahlâki vazifeleri öyle beyan etmiştir ki, bunların dışında bir hakikat aramak muhali temenni etmek ve beyhude yorulmaktır. Nefislerin arınıp temizlenmesi hususunda İslâm dini muhtelif terbiye usul ve yolları tertib eder. Bu usül ve yollardan bazılarıyla nefislerin terakkisi ahlâkın güzelleşmesi ve akılların olgunlaşması temin olunur. İslâmdaki ibadet, sadaka, emanet, ahde vefa, vâdinde durmak, sabır, secaat, hakkı kabul etmek, hilim, tevazu, yardımlaşma gibi faziletler bu cümledendir. Diğer bir terbiye usûlüyle de cemiyetin sıyaneti ve hüsnü nizamı temin olunur. Umûmun menfaatine ait bütün hususları yapmak, ferdin cemiyete karşı yapmak mecburiyetinde olduğu bütün vazifeler bu kısma girer ki ukûbet ve cezalarda bu cümledendir. Felah ancak nefislerin cümle kötülüklerden temizlenmesiyle mümkün olacağından İslâm dini bu hususa fazlasıyla ehemmiyet vermiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

‫ﻗَﺪْ اﻓﻠَﺢَ ﻣَﻦْ زَ ّﯿﮭَﺎ )9( وﻗَﺪْ َﺎبَ ﻣَﻦْ َ ّﯿ َﺎ‬ ‫دﺳ ﮭ‬ ‫َ ﺧ‬ ‫ﻛ‬ َْ
“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”62 İslâm dininin ahlâka ait emir ve talim ettiği vazifelerin hepsine birden Âdab-ı diniyye veya İslâm adabı denir. Diğer dinlerin hiç birinde âdab bahsi böyle müstakil bir
62

Şems Sûresi, Âyet 9-10

- 45 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bahis ve mevzû olarak ele alınmamışdır. Peygamber Efendimiz (s. a.v) bir hadis-i şeriflerinde “İmanın kemâli güzel ahlâktır, buyurmuştur. 63 İnsana lazım olan bir çok edebler vardır ki, bunları şöyle sıralayabiliriz. Allah’a karşı edeb Peygambere karşı edeb İslâmın kutsal saydığı şeylere karşı edeb Nefsine karşı edeb Ana-babaya karşı edeb Akraba ve komşularına karşı edeb Aile’de edeb Umuma karşı edeb Allah’a karşı edeb Allah’a hâlisane ve layıkı veçhile ibadet etmekdir. Allaha karşı edeb amele ve kavle göre ikiye ayrılır. Allah’a karşı olan edebin amele ait olan kısımları: 1. Allahın emirlerine ve nehiylerine ittibâ, ibadet ve taatda ihlas 2. Allah’a yaklaşmanın sebeb ve vesilelerini bilmek 3. Nefsi emmareye karşı cihad. Allah’a karşı edeb, kulun amellerini murakabe ve nefsini muhasebe etmesidir. Nitekim âyet-i kerimede, mü’minlerin kıyamet gününde muhasebeye çekilmeden önce henüz dünyada iken kendilerini nefis muhasebesine tabi tutmaları emir ve tavsiye olunur.
63

Hadis Deylemî Müsned

- 46 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Halıka karşı olan edebin kavle ait olan kısmı ise, akl-ı selim, kalb-i halim sahibinin yani müslümanların, Cenab-ı Hakk’a karşı olan hitaplarında daima güzel tabir ve sözleri kullanmalarıdır. İbadet: Allah’ın emirlerini tam bir teslimiyetle, harfiyen yerine getirmek ve kulluk vazîfesini îfâ edip şükrünü edâ etmek. İhsan: Herkese iyilik yapmak ve Allah’ı görür gibi ibâdet etmektir. Hidayet-i hakikiye nail olmak; bu duygu ve sûrur içinde bulunmaktır. Bütün hayatını bu inanca göre tanzim etmek, her an Allah ile beraber olup surûra ermektir. İhlas: Samimi ve halis bir niyetle Allah’ın rızâsını istemek ve buna hiçbir şeyi karıştırmamaktır. Daima ihlas üzere ol. Her an sana halkın değil Hâlikin nazar etmekte olduğunu düşün. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

َ‫اﱠﺎ ﻋﺒَﺎدَكَ ﻣﻨْ ُﻢ اﻟْ ُﺨْﻠَﺼﯿﻦ‬ ‫ِ ﮭُ ﻤ‬ ِ ‫ِﻟ‬
…..“Ancak içlerinde ihlas sahibi kullarım müstesna” 64 Peygamber-i Zîşan Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Dininde ihlâs üzere ol, az amel seni ihyâ eder.” 65 Hasan-ı Basrî Hazretlerinden rivayet ediliyor ki: Allah’ın Rasûlü buyurmuştur ki: Cenâb-ı Hakk ferman ediyor: “İhlas, benim sırlarımdan bir esrardır, onu kullarımdan sevdiklerimin kalblerine koyarım.” 66 İlim okumak tohum, amel etmek ziraat, bunların suyu ise ihlastır.
64 65

Sâd sûresi, Âyet: 83 Ebû Nuaym Hilye 66 Hadîs-i Kutsî, Kazvîni

- 47 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İnsanlar görmesin diye ameli terk etmek riyâdır, insanlar görsün diye amel etmek te şirktir, ihlas ise; Allah’ın seni bu felâketlerden korumasıdır. Elhubbu fillâhi ve’l buğzu fillâhi minel iman: Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek imandan bir şûbedir.”
67

Tahdis-i nimet: Cenâb-ı Hakk’a karşı, vermiş olduğu nîmetlerin şükrünü edâ edebilmek için, kul âzamî derecede ubûdiyyet vazifesini îfâ etmekle mükelleftir. Takva: Allah’tan en çok korkan, takva sahibidir. Kader: Kula ezelde takdir edilen şeylerin Allah’tan geldiğine inanıp, teslim olması. Tevhid: Lisanen ikrar ve kalben tasdîk ile İslâm’ı tesis eden iki cümle-i şerîfedir. Lâilâhe illallah İslâmın etemmi; Muhammedürrasûlüllah mütemmimidir. Biri ikrarı vahdet diğeri ise tasdik-i risalettir. Hakk: Doğru, gerçek. Vâcib ve lâzım olan. Mutlak Hak, kendi zât-ı ile var olan hakiki mevcuttur ki, her hak olan mevcûd da hakikatini O’ndan alır. Buna göre sözlerin en doğrusu ve en hak olanı “Lâilâhe illallah, Allah’tan başka ilah yoktur.” sözüdür. Çünkü gayr-ı için değil Allah’ın zâtı için bu söz ezelî ve ebedî olarak doğrudur ve haktır. Sıddîkler ise O’ndan başka hiçbir şeyi görmezler. Bunun için O’nun varlığına ve kudretine yine O’nu şahit ve delil gösterirler. Teslim ve itikat: Allah’ın takdîrine teslîmiyetle râm olmak, sıdk ve ihlasla gönülden tasdîk ederek Cenâb-ı Hakka inanmak ve iman etmektir.
67

Buhari, İman: 1, Ebu Davud, Süne: 2

- 48 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Tefekkür: Cenâb-ı Allah’ın kâinatta yaratmış olduğu şeyleri düşünmek. Allah’a tevekkül: Her kim Hakk’a tevekkül ederse Allah ona kâfî ve nâfidir, en çok menfaat verendir. Sebebe tevessül tevekküle mâni değildir. Râsûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine bir a’rabî gelerek ‘Yâ Muhammed (s.a.v.) ! Devemi bağlayıpta mı Hakk’a tevekkül edeyim; yoksa bırakıpta mı tevekkül edeyim?” diye sorduğunda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, “Evvelâ deveni bağla sonra Hakk’a tevekkül et,” buyurdular. Huşû: Cenâb-ı Hakk’ın haşyeti ilâhiyesinden gelen, manevî bir zevktir. Bu da ibadetin âdabına riayet etmekle zuhûr eder. Recâ: Mü’min me’yûs ve mahzûn olmayıp Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden ümîdini kesmemelidir. Nitekim Cenâb-ı Allah hadis-i kutsî’de, “Rahmetim gadâbımı geçmiştir.” buyurdu. Şükür: Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu âzâ ve cevahiriyeni, mâ-hulika lehu, sarf etmektir. Yani, Allah’ın sana verdiği cesette görünen veya görünmeyen bütün uzuvlarını, Yaratanın rızası yolunda kullanmandır. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor; “Şükrederseniz, ben de nimetimi ziyade ederim.” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor; “İman iki şûbedir: Bunların birisi; günahların işlenmesinden sakınmak için sabırdır, diğeri; itaat-i ilâhiyeden ibaret olan şükürdür.” Şükrün üç şûbesi vardır: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, cihad etmek, abdest almak gibi bedene taallûk eden bedenin şükrü; Kur’an okumak, istiğfar etmek, salât u selâm getirmek, dua etmek, Allah’ın emrini tebliğ etmek gibi lisana taallûk eden lisanın şükrü;
- 49 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bunlardan daha mühim olan kalbin şükrü vardır ki, bir lahza gaflete düşmeden Allah’ı zikretmektir. Bu da kalbin zikridir. Sabır: Sabır üç nev’îdir: 1. Belâlara sabır: Allah (C.C.) ’dan gelen belâ ve musibetlere ancak sabretmekle muvaffak olunur. Sıkıntı ve meşakkatlere karşı sabredemeyen helâk olur gider. 2. Mâsiyetlere sabır: Bir mü’min kendisini, günahlar karşısında ancak sabırla koruyabilir. Sabır ve tahammülü olmayan günahlara dalar gider. 3. İbadete sabır: Bir müslüman ancak sabır etmekle ibadet yapabilir. İbadet ve taatı olmayanın sabrı da yok demektir. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır. Cenâb-ı Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor: “Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir.” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, “Sabredenler zafere ulaşır.”, “Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir.”, “Sabır ve tahammül, rahatlık ve sevincin anahtarı olduğu gibi, dünyaya rağbet etmeyip kanaat etmekte zenginliktir.” buyurmuşlardır.

- 50 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Peygambere karşı edeb Cenâb-ı Hak (C.C.) şöyle buyurmuştur:

‫ﯾ ْ ِ ﻜ ّﮫ‬ ُ ‫ُﻞْ اِنْ ﻛﻨ ُﻢْ ﺗُﺤ ﱡﻮن اﻟﻠﮫَ ﻓَﺎﺗﺒِﻌُﻮﻧﻰ ُﺤﺒﺒْ ُﻢُ اﻟﻠ‬ ‫ُ ْﺘ ِﺒ َ ّ ﱠ‬ ‫ﻗ‬ ْ ٌ ‫وﯾَﻐْﻔِﺮْ َ ُﻢْ ذ ُﻮﺑَ ُﻢْ َاﻟﻠ ُ ﻏَ ُﻮ ٌ َﺣﯿ‬ ‫ﻟﻜ ُﻧ ﻜ و ّﮫ ﻔ ر ر ﻢ‬ َ
“Rasûlüm de ki, Eğer Allah’ı (C.C.) seviyorsanız bana uyunuz ki Allah’da (C.C.) sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

68

1) Rasulü Ekrem (s.a.v.)’in her kavli ve fiilini başkalarının kavline ve fiiline tercih etmek. 2) Peygamber Efendimizin davet ve emirlerine halisane bir şekilde icabet etmek. 3) Ehli beytine ve cümle sahabelerine hürmet ve tâzimde bulunmak. Allah tarafından getirdiği şeylere mütabaat edip hükmüne razı olmak. 4) Sözleri, amelleri, zâhiren ve bâtınen ona uymak ve onu kendisi için en güzel numune addetmek. Cenâb-ı Hak (C.C.) şöyle buyurmuştur:

‫ﻣَﻦْ ﯾﻄﻊِ اﻟ ﱠ ُﻮلَ ﻓَﻘَﺪْ ا َﺎعَ اﻟﻠﮫَ وَﻣَﻦْ ﺗَﻮَّﻰ ﻓَ َﺎ‬ ‫ﻟ ﻤ‬ ّ ‫َﻃ‬ ‫ُ ِ ﺮﺳ‬ ‫اَرْﺳﻠﻨَﺎكَ ﻋﻠﯿْ ِﻢْ ﺣَﻔﯿﻈًﺎ‬ ‫ََ ﮭ‬ َْ
“Her kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur. Ve her kim yüz çevirirse
68

Âl-i İmran Sûresi, Âyet 31

- 51 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

(aldırma), çünkü seni onların üzerine muhafız göndermedik. ” 69 Allah-ü Teâla Hazretleri, Rasûlüne itaatı, kendisine yapılan itaatinin aynısı kıldı. Bu sevgi ve hürmeti birbirinden ayırmamak lâzımdır. Cenâb-ı Hak (C.C.) şöyle buyuruyor:

َ‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا اَﻃﯿ ُﻮا اﻟﻠﮫَ واَﻃﯿﻌُﻮا اﻟ ﱠ ُﻮل‬ ‫ﺮﺳ‬ َ ّ ‫ﻌ‬ ‫َﻨ‬ ‫َﯾﮭ‬ ‫وُوﻟِﻰ اﻟْﺎَﻣْﺮِ ﻣﻨْ ُﻢْ َﺎِنْ ﺗﻨَﺎزَﻋ ُﻢْ ﻓﻰ ﺷَﻰءٍ ﻓَ ُ ﱡو ُ اﻟَﻰ‬ ِ ‫ْ ﺮد ه‬ ‫ِ ﻜ ﻓ َ ْﺘ‬ ‫َا‬ ِ‫اﻟﻠﮫِ وَاﻟ ﱠ ُﻮلِ اِنْ ﻛﻨ ُﻢْ ُﺆْﻣ ُﻮ َ ﺑِﺎﻟﻠﮫِ وَاﻟْﯿَﻮْم اﻟْﺎﺧِﺮ‬ ِ ّ ‫ُ ْﺘ ﺗ ِﻨ ن‬ ‫ّ ﺮﺳ‬ ‫ذﻟِﻚَ ﺧﯿْ ٌ واَﺣْﺴَ ُ َﺎْوﯾﻠًﺎ‬ ‫َﺮ َ ﻦﺗ‬
“Ey iman edenler Allah’a ve rasulüne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şey hakkında ihtilâfa düşerseniz onu Allah’a ve Peygamberine dönderin, o hususta Kur’an-ı Kerîm’e ve sünnet-i seniyyeye müracaat edin. Eğer Allah’a ve Âhiret gününe inanıyorsanız bu sizin için hem hayırlı hem de netice îtibarıyla daha güzeldir.”70 Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayete göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, hiç biriniz ben, ona anasından, babasından ve çocuklarından daha sevgili olmadıkca iman etmiş olamaz.” Hazret-i Ömer (r.a) bu hadisi şerifi işittikten sonra: “Ya Rasulallah sen bana canımdan başka her şeyden daha sevgilisin” demişti. Rasulullah: “Ya Ömer, canından da sevgili olmalıyım” buyurması üzerine Hazret-i Ömer:
69 70

Nisâ Sûresi, Âyet 80 Nisa Sûresi, Âyet 59

- 52 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Canımdan da daha sevgilisin” deyince, “İşte şimdi oldu ya Ömer” buyurdu.”71 Kadı-ı İyaz, bu hadisin şerhinde şöyle buyurmuştur: “Peygamber (s.a.v)’i sevmek, onun sünnetine tâbi olmak, onun getirdiği şeriata sahip çıkmakla ve malını, canını bu uğurda feda etmekle mümkündür. Hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Sünnet-i seniyeme tabi olmayan benden değildir.”72 Sünnet-i Peygamberî Sünnet; Peygamber (s.a.v.) Efendimizin, Allah’ın emirlerine uygun hareket etmek maksadıyla seçip yaşadığı hayat nizâmı ve gittiği yol; sözleri, işleri ile terkettikleri veya uygun gördükleri amellerdir. Sünnet, herhangi bir müslümanın kendisinden müstağnî kalamayacağı bir kaynaktır. İslâmî ahkâmın (hükümlerinin) anlaşılması sünnete bağlıdır. Hadis ise sünnetin esası ve temelidir. Hadis-i şerif; Kavlî, fiîlî ve takrîri olmak üzere üçe ayrılır. Hadis-i kudsi de, kavlî olana dahildir. Sünnet ise vahyin bir çeşit sözden çıkarılan manası olduğundan dolayı vahiydir. Fakat lafz olarak vahiy vasfına sahip değildir. Bu sebebden O’na vahy-i gayr-i metluv (okunmayan vahiy) denilmiştir. Mefhar-ı kâinat Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz buyurdular: “Evet, size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar Allah’ın (C.C.) Kitab’ı ve benim sünnetimdir.” 73

71 72

Hadîs, Buhari Hadîs, Buhari, Muslim 73 Hadîs, Ebû Davud

- 53 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Ehl-i Beyte Muhabbet: Hz. Peygamberi (s.a.v.)’in kendisi ile beraber, kızı Hz.Fâtıma validemiz, damadı Hz.Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (R.A.)’dan müteşekkil zevat-ı kiram hazretleridir. Peygamberi Zîşan (s.a.v.) Efendimizin sülâlesi tâhiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyesinin menbaı ve muhafızı ve bîhakkın sünnete ittiba ve O’nu idame ettiren, mümtaz ve şerefli seyyid mü’minlerdir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır: “Şefaat-i mahsûsam (Özel şefaatim) ümmetimden ehl-i beytime muhabbet edenler içindir.” 74 Malum ola ki, ehl-i beyte gerçek muhabbet onların hâliyle hallenip süluk ettikleri yola tabi olmaktır. Yoksa sadece ‘Seviyorum’ demek boş sözden ibarettir. Şefaat: Âhirette günahkar ümmetin, af ve mağfiret olunmaları ve mü’minlerinde terfi-i derecat etmeleri için Peygamberân-ı izâm, sahabe-i güzin, evliya-yı kiram hazerâtının, Cenâb-ı Allah’a niyaz ve istirhamda bulunmaları. Nebî-i muhterem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır: “Şefaatim ümmetimin büyük günahları içindir. 75 “Kabrimi ziyaret eden kimseye şefaatim vacib olur” 76 İslam’ın Kutsal Saydığı Şeylere Karşı Edeb Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

74 75

Süyutî, El-Camiü’s-sağir. Hadis, Tirmizi, Kıyamet: 11, İbn Mace, Zühd: 37 76 Hadîs İbni Hacer el metâlibul âliye, 1,371.

- 54 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

‫اِن اﻟﻠ َ َﺎْ ُ ُ ُﻢْ اَنْ ُﺆَدﱡوا اﻟْﺎَ َﺎ َﺎتِ اِﻟﻰ اَھْﻠِﮭَﺎ واِ َا‬ ‫َذ‬ ‫ﻣﻧ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﱠ ّﮫ ﯾ ﻣﺮﻛ‬ ‫ﺣَﻜَﻤ ُﻢْ ﺑﯿْﻦ اﻟﻨﱠﺎسِ اَنْ ﺗَﺤْ ُ ُﻮا ﺑِﺎﻟْﻌَﺪْلِ اِ ﱠ اﻟﻠ َ ﻧِﻌِ ﱠﺎ‬ ‫ن ّﮫ ﻤ‬ ‫ﻜﻤ‬ َ َ ‫ْﺘ‬ ‫ﯾَﻌ ُ ُﻢْ ِﮫ اِ ﱠ اﻟﻠﮫَ ﻛَﺎنَ ﺳَﻤﯿ ًﺎ ﺑَﺼِﯿﺮًا‬ ‫ﻌ‬ ّ ‫ِﻈﻜ ﺑ ن‬
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.77 İslam’ın her kutsal saydığı şey müslümanlara emanettir.Her emaneti korumak ihanet etmemek, mü’minler üzerine görevdir. Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’i ezberleyip unutmamak da, Müslümanlara hep birer emaneti ilâhiyedir. Emin olan kişilere emanet tevdî edilirse ehil olan insanlarda emaneti zâyî etmez.

77

Nisâ Sûresi, Âyet 58

- 55 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Nefsine karşı edeb Allah-u Teâla buyuruyor ki:

‫وَﻣَﺎ اﺑَ ﱢ ُ ﻧَﻔْﺴﻰ اِن اﻟ ﱠﻔﺲَ َﺎَ ﱠﺎر ٌ ﺑِﺎﻟﺴﱡﻮءِ اﱠﺎ‬ ‫ِﻟ‬ ‫ﱠ ﻨ ْ ﻟ ﻣ َة‬ ‫ُ ﺮئ‬ ٌ ‫ﻣَﺎرَ ِﻢَ ر ّﻰ اِ ﱠ ر ّﻰ ﻏَ ُﻮ ٌ َﺣﯿ‬ ‫ﺣ َﺑ ن َﺑ ﻔ ر ر ﻢ‬
(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.78 Nefsi emmare yaratılanın en cahili, en büyük düşman olup yaşı kemâle ermemiş yollarda oynayan tıfıl bir çocuk gibidir. Arzu ve gayreti kendi nefsini helâk etmek içindir. Nefsin en büyük emeli nimetler veren Hz. Allah’a (C.C.) isyan ve kendisine düşman olan şeytana da itaattir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hz.’leri “Gerçek mücahid nefs-i emmaresi ile cihad eden kimsedir.” buyurmuşlardır. 79 Edeb, kalbi ve vücûdu kötülüklerden men ederek, islâmi ahlâk ile ahlâklanmaktır. Artık böyle bir kimseden ne kötü ve ayıp bir iş ve ne de şeref ve haysiyyetini düşürecek bir hal vaki olur. O kimse mümtaz bir mü’min ve örnek bir insandır. Söylerse doğru söyler, va’ad ederse ifâ eder. Kendisine emanet edilirse hıyanet etmez. Elinde her türlü imkân ve fırsat mevcut olduğu halde hiç bir kötülüğe yanaşmaz, kötü bir işi görürse yerine göre onu eliyle, diliyle kalbiyle def etmeye çalışır Allah’ın sevdiklerini sever, yerdiklerini yerer, faziletli insanlarla hemhal olur, sefihlerden uzak durur. Böylece, bakılması memnu olan şeylere bakmak, yalan söylemek ve yalan dinlemek gibi
78 79

Yûsûf Suresi, Âyet 53 Tirmizi, Fedailü’l cihad: 2, Müsnedu İbn Hanbel: 6/20-22

- 56 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

âzâya müteallik fenalıklar ile hased, kin, bâtılda ısrar, fenâlığı gizlemek gibi kalbe ait kötülüklerden çekinerek, halis bir müslüman yani örnek bir insan olmuş olur. Nefse karşı edebin hülâsası: Nefsin ilimle tehzîbi (temizlenmesi, ziynetlenmesi) Salih amellerle te’dibi (edeblenmesi) yüksek ve ulvi fikirlerle te’lîfi esaslarında toplanır. İnsanlık için yegâne çıkar yol bu ahlâk ile ahlâklanmak ve bu edeb ile edeblenmektir. Temenni edelim ki, beşer kendini bu ahlâk ve âdâba uydursun; bütün sapık fikirler bir anda eriyecek, asırlardır beşeri huzursuz bırakan terakkiden alıkoyan zümre ve hizb mücadeleleri bir anda sona erecek ve dünyada hakikaten bir cennet hayatı yaşanacaktır. Kâzimu’l ğayz: Gadabı hazmetmek veya yenmek demektir. Gadab; Hiddet, öfke, dargınlık. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur:

َ‫اﱠﺬﯾ َ ﯾﻨْﻔِ ُﻮنَ ﻓِﻰ اﻟ ﱠ ﱠاءِ وَاﻟ ﱠ ﱠاءِ َاﻟْﻜَﺎﻇِﻤﯿﻦ‬ ‫ﻀﺮ و‬ ‫ﺴﺮ‬ ‫َﻟ ﻦ ُ ﻘ‬ ‫اﻟْﻐﯿﻆَ َاﻟْﻌَﺎﻓﯿﻦَ ﻋَﻦ اﻟﻨﱠﺎسِ َاﻟﻠﮫُ ُﺤﺐ اﻟْ ُﺤْﺴِﻦ‬ ‫و ّ ﯾِ ﱡ ﻤ‬ ِ ‫َْ و‬
O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. 80 Gadabda beş büyük felâket vardır: 1. İnsanın küfrüne sebeb olur. İmansız gitmesiyle de bütün ameli mahvolur. 2. Allah-u Teâlâ azze ve celle’nin gadâbına, helâkına maruz kalmak tehlikesi vardır. 3. Gadabda adavet husûle gelir. Gadablanan kişi düşman kazanır, onun korkusundan huzur ve rahatı kaçar.

80

Al-i İmran Suresi, ayet: 134

- 57 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

4. Gadab anında iradesini kaybeden insan şiddete başvurur ve neticede cinayete bile sebebiyet verir. Hapishanelerdeki alel ekser mahkumlar, öfkelerinin kurbanı olmuşlardır. 5. Hülâsa gadab; insanoğlunun aklını başından alır, imanını ifsad eder, helakına sebep olur ve o kimse imansız olarak yıkılıp gider. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri buyuruyorlar ki: “Sirkenin balı ifsad ettiği gibi, gadab da imanı ifsad eder.” 81 Yani merhamet, lütüf şefkat ve hilim gibi evsaf-ı cemilesini zevale erdirir. Gadabı yenmenin beş büyük faidesi vardır : 1. Cennetin kendisine müheyya kılınması. 2. Gadabı terkeden kimseye cennette hûru’l ıyni beğenmesi kendi arzusuna bırakılması. 3. Cenâb-ı Hakk, gadab ve öfkesini yenen insanlar için, cemi yaratılmışlar huzurunda muhayyer kılıp ona; “Hangi hûriyi dilerse onu alsın.” denilir. 4. Allah-u Teâla Hazretlerinin, hıfz ve emanında rahmeti ilâhiyesine nâil ve mazhar olur. 5. Cenâb-ı Hakk gadabını yutan veya muhafaza eden kimseye muhabbet eder. Peygamberi Zîşan (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır: “Kendi gadabını def edenlerden Cenâb-ı Allah azabını ref eder.”82 Gadabın en ehveni geç gelip çabuk geçenidir. En zararlısı da tez gelip zor geçenidir. Gadab başlıca tekebbür, hırs, riyaset, mansıb, ucûb, enaniyet ve haset gibi sebeblerle husûle gelir.

81 82

Hadîs, Deylemî Müsned Hadis Kenzül Ummal

- 58 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Gadabın sebeblerinden biride kibirdir. Lâyık olan, tevazu edip öfkeyi yenmektir. Diğer sebebi de cehalettir. Cahil insan tehevvürü bir mertlik, dilaverlik, bir cür’et ve hüner zanneder. Gadab noksan akıldan zuhûr eder, kalbde bir marazdır. Nitekim gadab hâli, hasta ve yaşlılarda sağlıklı insanlardan daha fazla zuhûr eder. Ayrıca kadınlarda da asabî hâl daha çok görülmektedir. Bir gün Peygamber-i Zîşan (s.a.v.) Efendimize bir arbî gelir ve “Hüsn-ü hulk (güzel ahlâk) nedir.” Diye sorar. Efendimiz (s.a.v.) “Gadablanmamak” buyurur. Arabî bu suali Efendimiz’e (s.a.v.) sağından, solundan, arkasından gelerek mükerreren sordu. Nihayet Peygamberi (s.a.v.) Efendimiz, “Gadablanmamaktır dedik ya !” buyurdular.83 Mütekebbire tekebbür: Kibirlenmek Allah’ın mü’min kulları üzerinde sevmediği bir vasıftır. Ancak büyüklük taslayana sen de kibirli davranabilirsin. Ana babaya karşı edeb
Allah (C.C.) buyuruyor:

‫وَوﺻﯿﻨَﺎ اﻟْﺎﻧْﺴَﺎ َ ﺑِ َاﻟِﺪَﯾﮫِ ﺣَﻤﻠﺘ ُ ُﻣﮫُ وھﻨًﺎ ﻋَﻠﻰ‬ ْ َ ‫َ ﱠ ْ ِ ن ﻮ ْ ََ ْﮫ ا ﱡ‬ ‫وھْﻦٍ وﻓﺼَﺎﻟﮫُ ﻓﻰ ﻋَﺎﻣﯿْﻦِ اَ ِ اﺷْ ُﺮْ ﻟﻰ وﻟِ َاﻟِﺪﯾْﻚَ اﻟَ ﱠ‬ ‫َﻮ َ ِﻰ‬ ‫َ ن ﻜ‬ ُ َِ َ ُ ‫اﻟْﻤَﺼﯿ‬ ‫ﺮ‬
“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte
83

Hadis Buhâri 2000

- 59 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.”84 Ana babaya karşı edeb, in’am ve ihsan etmekte toplanır. Şu kısımlara ayrılır: 1) Şeriata uygun olan emir ve nehiylerine, bilhassa edebe, hayaya, iyi yol ve gidişe, güzel huy ve muaşerete, temizlik, iffet, namus ve emanet gibi ahlâkı faziletlere ait olan emirlerini tutmak, onlara eziyet veren hatırlarını kıran ve gadaplarını davet eden şeylerden üf bile demeksizin sakınmak. 2) Anne baba huzurunda edeb ve sükûn ile oturmak, onlara karşı tevazu kanatlarını açmak. 3) İhtiyarlıklarında veya zarurete düşdüklerinde daima onlara in’am ve ihsanda bulunmak. 4) Vefatlarından sonra onlar için dua ve istiğfarda bulunmak, ahidlerini yerine getirmek, dostlarına ikram etmek. Akraba ve komşulara karşı edeb Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki:

ِ‫وَاﻋ ُ ُوا اﻟﻠﮫَ وَﺎ ُﺸْﺮِ ُﻮا ﺑِﮫ ﺷﯿًْﺎ وﺑِﺎﻟْ َاﻟِﺪَﯾْﻦ‬ ‫َ َ ﻮ‬ ‫ْﺒﺪ ّ َﻟ ﺗ ﻛ‬ ِ‫اِﺣْ َﺎﻧًﺎ وﺑِ ِى اﻟْ ُﺮْﺑﻰ وَاﻟﯿﺘَﺎﻣﻰ َاﻟْ َ َﺎﻛﯿﻦِ َاﻟْﺠَﺎر‬ ‫و‬ ‫و ﻤﺴ‬ َْ ‫ﺴ َﺬ ﻘ‬ ِ‫ِى اﻟْ ُﺮْﺑﻰ َاﻟْﺠَﺎر اﻟْﺠﻨﺐِ وَاﻟﺼﱠﺎﺣ ِ ﺑِﺎﻟْﺠﻨﺐِ َاﺑْﻦ‬ ‫ِﺐ َ ْ و‬ ُُ ِ ‫و‬ ‫ذ ﻘ‬ َ‫اﻟ ﱠﺒﯿﻞِ وَﻣَﺎ ﻣﻠَﻜﺖْ اﯾْ َﺎ ُ ُﻢْ اِ ﱠ اﻟﻠﮫَ ﻟَﺎ ُﺤِ ﱡ ﻣَﻦْ ﻛَﺎن‬ ‫َ َ َ ﻤ ﻧﻜ ن ّ ﯾ ﺐ‬ ‫ﺴ‬ ‫ُﺨ َﺎًﺎ ﻓَ ُﻮرًا‬ ‫ﻣ ْﺘ ﻟ ﺨ‬
84

Lokman Sûresi, Âyet 14

- 60 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”85 Ebû Şüreyh radiyallahu anh'den şöyle dediği rivayet olunmuştur. Nebî Sallallahu aleyhi ve sellem (arka arkaya üç kere yemîn ederek) Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz! Buyurdu. (Mecliste hazır bulunanlar tarafından): Yâ Resûlallah! Bu iman etmiş olmayan kimdir? Diye soruldu. Resûli Ekrem: Kim olacak, şu komşusunun zulmünden, şerrinden emîn olmayan kişi, diye cevab verdi.86 Sıla-i Rahim: Hısım, akraba ve mü’minleri ziyaret etmek, kusur ve hatalarını görmemek, alâkayı kesmeyip devam ettirmektir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Sıla-ı rahim ömrü uzatır. Gizlice verilen sadaka Cenâb-ı Hakk’ın gadabını söndürüp rızasını kazandırır.”87 Sıla-i Rahim vaciptir, terki ise mesûliyeti mûcibtir. Bu hususta mü’min hiç olmazsa anne ve babasının hısım ve akrabasını yakınlık derecesine göre ziyaret etmelidir. Karşılıklı sohbet ve görüşmeler esnasında selâm, iltifat veya yardım, hizmet ve muavenet, gönüllerini almak gibi onlara iyilik ve ihsanda bulunmak İslâm’ın vecîbelerindendir. Peygamber-i Zîşan (s.a.v.) Efendimiz:

85 86

Nisa Sûresi, Âyet 36 Hadîs, Buhâri, Edeb:29, Müslim, İman: 73 87 Hadîs, Tirmîzi

- 61 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Sıla-ı rahîmi kesen, akraba ile bağını koparan ve anaya babaya isyan eden de büyük günahkârlardandır.” 88 Rasûlüllah (s.a.v.) buyuruyor; “Cenâb-ı Hakk azze ve Celle buyuruyor ‘Ben Rahmân’ım. Şu sıla-i rahîm için, kendi ismimden bir isim yapıverdim. Şüphesiz sıla-i rahîmin hukûkuna riayet eden bir kimseyi hedefine ulaştırırım. Bu sıla-i rahîmi kesen bir kimseyi de mahrum ederim.”89 Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Kur’an-ı Kerîminde buyuruyor ki;

‫اِن اﻟﻠ َ َﺎْ ُ ُ ِﺎﻟْﻌَﺪْلِ َاﻟْﺎِﺣْﺴَﺎنِ وَاﯾﺘَﺎئِ ِىﺎﻟْ ُﺮْﺑﻰ‬ ‫ذ ﻘ‬ ‫و‬ ‫ﱠ ّﮫ ﯾ ﻣﺮ ﺑ‬ ْ‫وﯾﻨْﮭﻰ ﻋَﻦ اﻟْﻔَﺤْ َﺎءِ َاﻟْﻤﻨْﻜَﺮِ َاﻟﺒَﻐْ ِ ﯾَﻌِ ُ ُﻢْ ﻟَﻌﱠ ُﻢ‬ ‫ِ ﺸ و ُ و ْ ﻰ ﻈﻜ َﻠﻜ‬ ََ ‫ﻛﺮ ن‬ َ ‫ﺗَﺬَ ﱠ ُو‬
“Muhakkak ki Allah, adâleti iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” 90 Âişe radiya'llahu anha'dan rivayete göre, Nebî (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Cibrîl hiç durmaz komşu hakkına hürmet olunmasını bana vasiyyet ederdi. (Bu vasiyyet bir derece tevalî etmişti ki) hatta ben yakında (Allah'ın emriyle komşuyu) komşuya mirascı kılacak sandım.” 91 Komşuya ikram: En yakın komşundan başlayıp diğerlerine de hürmet ederek güler yüzle karşılayıp onlara taltif ve ikramda bulunarak gönüllerini almak. Davete icabet: Davete icabet vaciptir. Müslümanlarla beraber olmak İslâm’ın emridir. İman kardeşliği olan yerde
88 89

Hadîs; Buhârî, Tirmîzi Hadîs; Buhârî, Müslim 90 Nahl Sûresi, Âyet: 90 91 Hadis, Buhâri, Edeb: 28

- 62 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

sevgi, ülfet, muhabbet, huzur, sürûr ve saadet zuhur eder; gaye ve arzûlar tahakkuk eder ve hedefe ulaşır. İstemeden vermek: İsteyipte vermek her insanın kârı; istemeden vermek ariflerin hâlidir. İstiksar: Başkalarının az bir iyiliğini çok görmek. İhtigâr: Yaptığı iyiliği az ve küçük görmek. Beşaret: Müjdeleyip sevindirici haber vermek. Beşaşet: İnsanlara karşı tebessüm ve güleryüzlü olmak. Tevazû: Alçak gönüllü mahviyet sâhibi olmak, hiç kimseyi hor ve hakir görmemek. Ademoğlu topraktan yaratılmıştır. Tevazû sahibi ol ki, Allah mütevazi ve mahviyet sahibi olanları çok sever ve yüceltir. Her kim kendisini kıymetli bilirse onun tevazudan nasibi yoktur. Peygamber-i Zîşan Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Bir kimse Allah için mütevazi olursa, Cenâb-ı Hak onu insanlar arasında yüceltir.”92 Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz bir hadisi şerifinde buyurdular ki: “Kötü komşudan Allah’a sığının ki, o sizden hayır görürse setr eder, şer görürse ifşa eder. ”93 Aile’de edeb Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyor ki: "Evlenin, çoğalın, ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim"94 İslâm dininde nikah müessesiyle kadının tabi haklarına tam bir muvaffakat verilmiştir. Zevc ve zevcenin birbiri
92 93

Hadis Tirmizi İhyâ Ulumiddin c.2 94 Kütüb-ü Sitte

- 63 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

üzerine hukuk ve vazifeleri vardır. Zevciyyet hukuku, erkeğin güzel muâmele ve muâşerete riâyeti, ehline infâkı ve onları himaye etmesidir. Zevcenin vazifesi de şeriata uygun emirlerde itaatıdır. İslâm’da aile hayatının esası karşılıklı yardım ve merhametden ibaretdir. Zevcin en mühim vazifesi hayrı tavsiye yani irşaddır. İslâm âdâbına göre aile saadeti şu esaslara bağlıdır: 1) Kadının erkeği aile reisi olarak tanıması ve bunu dînî bir akide olarak kabul etmesi. 2) Yaşantılarında, fikir ve ahlâklarında, İslâm-i Âdab ve esâsa uygunluk. Mâişette mülâyim olmak: Bir mü’min, aile efrâdının rızkını temin etmek için haramlardan kaçınıp, helâlinden kazanmalıdır. Bu helâl kazançtan da bir kısmını hayır yollarına infak etmelidir. Tesmiye etmek: İsim koymak. Çocuklarımıza mümkün olduğu kadar İslâm büyüklerinin güzel isimleri konulmalıdır. Peygamberi Zîşân Efendimiz (s.a.v.) “Bir kişinin üç erkek çocuğu olurda birinin ismini “MUHAMMED” koymazsa bana ezâ etmiş olur.” buyurdular.95 Mürid hiç bir zaman zengin olmak için değil, ancak sünnet ve muhafaza-i iffet için evlenmelidir. Bunda da gücünün yettiği kadar kifâyet miktarıyla yetinmelidir. Zevcesi takatının fevkinda şeyler teklif ederse o zevcesini muhayyer kılmalı benim takatım bu kadarına müsâit, (fazlasını istersen ayrılmakta serbestsin) demelidir. Cenab-ı Hak, kadınların muhayyerliği hakkında şu âyet-i inzal buyurdu:

95

Hadis Hakim Müstedrek

- 64 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

َ‫ﯾَﺎ ا ﱡﮭَﺎ اﻟﻨﺒِ ﱡ ُﻞْ ِﺎَزْوَاﺟِﻚَ اِنْ ُﻨ ُ ﱠ ُﺮِدْن اﻟْﺤَﯿﻮة‬ َ ‫ﻛ ْﺘﻦ ﺗ‬ ‫َﯾ ﱠ ﻰ ﻗ ﻟ‬ ‫اﻟﺪﻧﯿَﺎ وَزﯾﻨﺘَ َﺎ ﻓﺘَﻌَﺎﻟﯿْﻦَ ُﻣ ﱢﻌْ ُ ﱠ وُﺳَ ﱢﺣْ ُ ﱠ ﺳَ َا ًﺎ‬ ‫َ ﮭ َ َ ا َﺘ ﻜﻦ َا ﺮ ﻜﻦ ﺮ ﺣ‬ ْ‫ﱡ‬ ‫َﻤﯿﻠًﺎ‬ ‫ﺟ‬
“Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.”96 Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizde, ezvacı tahirâtı muhayyer kıldılar. Evvela, Hz. Aişe (r.a.) dan başladılar. Hz. Aişe, “Allah’ı ve Resulünü isterim” dediler ve diğer ezvâcı tâhirat (r.a.) hüma da Allah’ı ve Rasûlünü istediler. Cenab-ı Hak bunları senâ etti ve:

ْ‫َﺎﯾَ ِ ﱡ ﻟَﻚَ اﻟ ﱢﺴَﺎ ُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْ ُ وﻟَﺎ اَنْ ﺗﺒَ ﱠ َ ﺑِﮭِ ﱠ ﻣِﻦ‬ ‫َ ﺪل ﻦ‬ َ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ ء‬ ‫ﻟ ﺤﻞ‬ َ‫اَزْوَاجٍ وﻟَﻮْ اَﻋْﺠﺒَﻚَ ُﺴ ُ ُ ﱠ اﱠﺎ ﻣَﺎ ﻣﻠَﻜﺖْ َﻤﯿ ُﻚَ وَﻛَﺎن‬ ‫َ َ ﯾ ﻨ‬ ‫َ ﺣ ْﻨﮭﻦ ِﻟ‬ َ ‫اﻟﻠ ُ ﻋَﻠﻰ ُ ﱢ ﺷَﻰءٍ رَﻗﯿﺒًﺎ‬ ْ ‫ﻛﻞ‬ ‫ّﮫ‬
“Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler.” buyurdu.97 İradenin bir şartı da mübaha meyl etmemekdir. Zira bu vaktin ziyanıdır. İmam-ı Gazali Rahimehullah İhyada zikr etmiştir ki, müridin iptida halinde nefsini izdivaçla meşgul etmesi doğru değildir. Zira bu sülûke manidir. Çünkü, zevce ile ünsiyet Cenab-ı Hakk’dan uzaklaşmağa sebeb
96 97

Ahzab Sûresi, Âyet 28 Ahzab Sûresi, Âyet 52

- 65 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

olur. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin kesreti nikahı bu meselede mü’minler için ölçü değildir. Sultan-ı Enbiya’nın kalbini hiçbir şey Cenab-ı Hakk’dan alıkoyamazdı. Hakiki müridliğin şartı mârifetullah zuhur edinceye kadar evlenmemektir. Ancak bu şehveti galip olmayanlar içindir. Eğer şehvet galib olursa, çok oruç tutmak lazımdır. Eğer oruçla da şehvetini yenemezse o vakit nikah evlâdır. İslâm dininin adâb kısmı da, hiç bir dinde mevcud olmayan, nâssa müstenid âlemşümûl mânâda en mükerrem varlık olan insana yakışır ve yaraşır şekilde, gâyet ince nezaket kaidelerini hâvi ve kabil-i tatbik bir terbiye mecmuasıdır. İffet: Nâmus, hayâ, edeb demektir. Her mü’min ve mü’minenin takvâ ve kıymetini artıran lütf-i İlâhîdir. İffet sâhibi müslüman nefsin arzûlarını men ederek helâle râzı olup haramlardan kaçınır.

Umuma karşı edeb Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Allah kulunun üzerinde nimetinin eserini görmek ister.” 98 Hazreti Ali efendimiz bu hadîs-i şerif-i şöyle şerh etmiştir:“ Şu zümrelerin üzerinde nimetin eseri bulunur. 1. Ülemâyı âmilîn: İlmiyle amel edip, dünyâ menfaati gözetmeksizin, hakkı söyleyip insanları irşâd eden âlim; 2. Ümerâyı âdilîn: Makam mansıp gözetmeksizin, insanlara eşit muâmele eden, adâletli idareciler.
98

Tirmizi, edeb 54

- 66 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

3. Ağniyâyı şâkirîn: Kur’an’a ve sünnete göre ihtiyaç sahibi kimseleri gözetip Allah’ın kendisine verdiği maldan bol bol infak eden zengin kimse. 4. Fukarâyı sâbirîn: Allah’ın vermiş olduğu nîmetlere şükredip, hâline sabreden ve Ümmet-i Muhammed’e duâ eden fakir. Eğer bu dört zümre yani Ulemâyı âmilîn, ümerâyı âdilîn, ağniyâyı şâkirîn ve fukarâyı sâbirîn üzerlerindeki nimetin eserlerini muhafaza ederlerse, mü’minler bu zümrelere hürmet, itaat, hizmet ve ikrâm etmekle mükelleftirler. Yok eğer bu dört zümre arz üzerinde tefessüh eder, şirâze bozulursa, bunları düzeltecek Mücâhidi Sâlihin’lere ihtiyaç vardır. Mücâhidi Sâlihin: Allah için yiğit ve cesur olur. Korkulu anlarda îman kuvveti ile cesâretini muhâfaza eder. Şecâatlidir, Hakk yolunda canını fedâ eder; vazîfesi olmayan işe de karışmaz. Adâlet: Dünyada her kim olursa olsun insanlara Allah’ın emrettiği şekilde âdil olarak davranıp haklarını vermektir. “El’adlü esâs’ül mülk” “Adâlet mülkün temelidir.” Adâlet zulüm etmemek, hak sâhibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmektir. Mülk kelimesi ise İslâm karargâhı demektir. Yâni adâlet hürriyetin baş şartıdır. Hürriyet olacaksa adâlet de olması lâzımdır. Hürriyet adâletle devam eder. Bir devlette adâletsizlik oldu mu, insanlar mahvolur, anarşi zuhur eder. Bir cemiyetin yönetimine hâkim olmanın şartı adâletle hükmetmektir.Adâlet, dünyada her kim olursa olsun insanlara Allah’ın emrettiği şekilde âdil olarak davranıp haklarını vermektir.
- 67 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Adâlet uygulamada müsbet ve menfî olmak üzere iki türlüdür. Müsbete karşı adâlet hak sâhibine hakkını vermektir. Menfiye karşı adâlet ise haksız olanların karşısında durup cezâlandırmaktır. Gerçek adâlet-i İlâhiyenin tam mânasıyla tecellî etmesi için, Hâkimi Mutlak Allah; müdde-i’yi Umûmiyesi de Rasûlullah olan Haşr’e ve Mahkemeyi kübrâya lüzum vardır ki, haklı olan mükafâtını görsün, suçlu ise cezâsını çeksin. Fukâraya, küçüklere, hayvanâta ve hastalara merhamet etmek: Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir Hadîs-i Şeriflerinde “Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” buyurdular. 99 Eytamı gözetmek: Yetimlere, kol kanat germek Sehl İbn-i Sa'd es-Sâidî radiya'llâhu anh'den rivâyete göre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Ben, yetim işine bakan kimse ile berâber Cennet'te şöyle bulunacağız!" buyurmuş ve şahâdet parmağıyla orta parmağını biraz açarak işâret etmiş (ve ashabına göstermiş) dir. 100 Afüv: Mü’min, mahlûkata karşı merhametli olmalı, insanların hatalarını araştırmayıp affetmelidir. Fahr-i Cihan Peygamberi (s.a.v.) Efendimiz “İntikama kâdir olduğu halde kendine zulmedeni affeyleyen kimseyi Cenâb-ı Allah kıyâmet günü affeder.”101 Îsar: Kendisi muhtaç olduğu halde başkalarına yardım etmektir. İhtiyârı ile iftigâr: Yoksul ve fakîr kimselerin tevâzû ve alçak gönüllü olması. Mecbur olmayan şeylerde insanın kendi isteğine bırakılması.
99

Hadîs Tirmîzi Hadîs Buhâri 1838 101 Hadîs Kenzül Ummal
100

- 68 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Kanâat: İslâm Dîni’nde Kanâat; Mü’min çalışacak, bulunduğu hâle râzı olacak ve elde edemediği şeylerden müstağnî bulunacak, kimseden bir şey beklemeyecek, helâlinden kazanmaya gayret edecek ve gayr-ı meşrû kazancı da arzû etmeyecek. Peygamberi Zîşan (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır: “Cenâb-ı Hakk’ın verdiği rızka kanâat eden mü’min cennete girer.” 102 “Kanâat tükenmez bir hazînedir.” 103 İslâm örfüne göre kanâat ; Halkın elindeki nîmet ve mala tamah etmemek, aç gözlü olmayıp, nasîbinden fazlasına göz dikmemek, Allah’ın (C.C.) verdiği nîmetlere kanâat edip hamdetmektir. İslâh-ı zâtül-beyn: İnsanların aralarındaki kırgınlığı kaldırarak, onları barıştırmak. Cenâb-ı Hakk Âyeti Kerîmede şöyle buyuruyor:

‫ا ﱠ َﺎ اﻟْ ُﺆْﻣ ُﻮنَ اِﺧْﻮ ٌ َﺎﺻْﻠِ ُﻮا ﺑﯿْﻦَ اَﺧَﻮﯾْ ُﻢْ َا ﱠ ُﻮا‬ ‫َ ﻜ و ﺗﻘ‬ َ ‫َة ﻓَ ﺤ‬ ‫ِﻧﻤ ﻤ ِﻨ‬ َ‫اﻟﻠﮫَ ﻟَﻌﱠ ُﻢْ ُﺮْﺣَﻤُﻮن‬ ‫ّ َﻠﻜ ﺗ‬
“Mü'minler, muhakkak ki, kardeştirler. Artık kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz ve Allah'tan korkunuz, tâ ki siz rahmete nâil olasınız.” 104 İmâmetül ezâ: İnsanlara eziyet veren şeyi kaldırmak; Yolda ki bir taş dahi olsa. Bu da imandan bir şubedir. Buhâri ve Müslim’de buyurulur ki “Gerçek müslüman odur ki, müslümanlar onun elinden ve dilinden emin olan kimsedir.” 105
102 103

Hadîs, Tirmîzi Hadîs, Deylemî, Müsned 104 Hucûrat Sûresi :10

- 69 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Yine Buhâri’de buyurulur ki “İki kişi arasındaki düşmanlığı izâle ve ıslah etmek sadakaların efdalidir.” 106 İnfak: Fakir, fukara ve yoksullara yardım etmek. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorki: “Gerçekten tasadduk, Cenâb-ı Hakk’ın gadâbını söndürür ve insanı saâdete götürür, son nefeste îmansız gitmekten muhâfaza eyler.” 107 “Yâ Bilâl ver ve doyur, mallarının noksan olacağından korkma. Cenâb-ı Hakk eksikliğini tamamlar.”108 Evet, İslâm âdab-ı muâşereti ve buna ait hükümler bir kerre tetkik olunsun, görülür ki; yardımlaşma, ülfet, dostluk, kardeşlik, birlik, bağlılık, sulh, selamet, afiv, kerem, sabır, hâyâ tevâzû, hüsn-ü zann ve daha bunun gibi nice güzel hasletler, sırf islâma mahsus fazilet ve mefhumlardır. İslâm adâbının baş taraflarda saydığımız ana hatlarından başka pek çok şûbeleri vardır: Selam âdabı, ziyaret adâbı, toplantı adâbı, konuşma adâbı, seyahat ve yolculuk adâbı, uyku adâbı, oturma adâbı, giyinme adâbı, sofra adâbı, tarikat adâbı, müridin şeyhiyle olan adâbı, müridin nefsiyle olan adâbı, meşihat adâbı. Selam adâbı Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

‫واِذَا ﺣ ّﯿ ُﻢْ ﺑﺘَﺤﯿﺔٍ ﻓَﺤﱡﻮا ِﺎَﺣْﺴَﻦَ ﻣﻨْﮭَﺎ اَوْ ُ ﱡوھَﺎ اِ ﱠ‬ ‫ن‬ ‫رد‬ ِ ‫َ ُﯿ ﺘ ِ ِ ﱠ َﯿ ﺑ‬ ‫اﻟﻠﮫَ ﻛَﺎنَ ﻋَﻠﻰ ُ ﱢ ﺷَﻰءٍ ﺣَﺴﯿﺒًﺎ‬ ْ ‫ﻛﻞ‬ ّ
105 106

Hadîs, Buhâri, Müslim Hadîs, Buhâri 107 Hadis Tirmizi 108 Hadis Camiu’s Sagir

- 70 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.”109 Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: Abdullâh b. Amr (i'bni'l-Âs) radiyallâhu anhümâ'dan: Şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e biri: "İslâm’da güzel şey hangisidir?" diye sordu. "Yemek yedirmen ve tanıdığına, tanımadığına selâm vermendir." cevâbını verdiler.110 Herşeyden önce birbirleriyle karşılaşan iki müslümandan birinin diğerine her iki alemde de selâmet ve saâdet sizin üzerinize olsun, Allah size ömür ve afiyet ihsan buyursun, Allah’ın selamı, nusreti, muvaffakiyyeti ve emniyeti sizin üzerinize olsun manasında olan Esselamü Aleyküm hitabıyla selam vermesi İslâm âdabındandır. İslâmda selam vermek için dostluk ve tanışıklığın uzun zamandan beri devam ediyor olması şart değildir. Bir müslüman, bildiği olsun veya olmasın rastladığı her müslüman kardeşine selam vermesi gerekir. Kendisine selâm verilen zât da o selamı, ya daha güzel bir selam ile alır veya benzeriyle iktifa eder. “Ve aleykümselam” veyahut ve “aleykümselam verahmetullahi ve berekatüh” gibi. İslâmda selamlaşma o kadar mühimdir ki bir müslüman diğer bir müslüman ile yolda giderken aralarında ağaç gibi bir engel zuhur etse hem ayrılırken hem de tekrar buluşurken biri diğerine selam verir. Yalnız başına bu kaide bile İslâmda karşı tarafı düşünmenin ne kadar esaslı ve mühim bir gaye olduğunu izaha kafidir. Selam âdâbını hülâsa olarak şöylece sıralayabiliriz. Selamlaşan iki kimsenin selam alıp verme seslerini birbirinin duyması
109 110

Nisa Sûresi, Âyet 86 Hadîs Buhâri 12

- 71 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

lazımdır. Bir müslüman tanısın tanımasın rastladığı bir müslüman kardeşine selam vermekle mükelleftir. İslâmda selamın hükmü selâmı vermek sünnet, verilen selâmı almaksa vâciptir. Vesâitte gitmekte olan, yaya yürüyene selam verir. Yaya yürüyen, oturana selam verir. Sayısı az olan yolcular, sayısı çok olan yolculara selam verir. İslâmdaki bu ülfet ve muhabbet hiç bir din ve şeriatta yoktur. Elhamdülillah ! İfşâ-i Selam: Tanıdığın ve tanımadığın her müslümana selâm vermek. Ziyaret adâbı Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

َ‫اِن اﻟ ﱠﻔَﺎ َاﻟْﻤَﺮْوةَ ﻣِﻦْ ﺷَ َﺎﺋِﺮِ اﻟﻠﮫِ ﻓَﻤَﻦْ ﺣَﺞ اﻟﺒﯿﺖ‬ ْ َْ ‫ﱠ‬ ّ ‫ﻌ‬ َ ‫ﱠ ﺼ و‬ َ‫اَوِاﻋﺘَﻤَﺮَ ﻓﻠَﺎ ﺟﻨَﺎحَ ﻋﻠَﯿﮫِ اَنْ ﯾﻄﱠﻮ َ ﺑِﮭِﻤَﺎ وَﻣَﻦْ ﺗﻄَﻮع‬ ‫َ ﱠ‬ ‫َ ﱠف‬ َْ ُ َ ْ ٌ ‫ﺧﯿْ ًا َﺎِن اﻟﻠﮫَ ﺷَﺎﻛِ ٌ َﻠﯿ‬ ‫ﺮﻋ ﻢ‬ ّ ‫َﺮ ﻓ ﱠ‬
Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.111 Cenâb-ı Hakk Hadîsi Kudsisinde: Benim için birbirlerini sevenlere, benim için ziyaretleşenlere, benim için birbirlerine ikramda bulunanlara ve benim için birbirlerine itimad edip dost

111

Bakara Sûresi, Âyet 158

- 72 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

olanlara, benimde muhabbetim tahakkuk etmiştir. Müjdesini vermiştir.112 Ziyaret edilecek yerlerin başında muhakkak ki beytullah (Kâbe) gelir. Derece itibarıyla sonra Ravza-i Mutahhara ve Mescid-i Aksâ gelir. Kişinin anasını babasını, ilmiyle âmil âlimleri, Allah dostlarını ziyaret etmesi de ziyaret âdabındandır. Hastaları ziyaret de islam edebindendir. İnsanların birbirini ziyâreti, muhabbet sebeblerinin en kuvvetlisi dostluk bağlarının en sağlamı muhabbetin devamının en mühim âmiridir. Ziyareti terk etmek, dostluğun kayıp olmasına muhabbetin kesilmesine sebeb olur. Bu sebebledir ki islâm dini ziyâret adâbını ve buna ait örnek kaideleri vaaz etmiştir. Bir kimse bir eve veya bir odaya girmek için herşeyden önce sahibinin iznini almak mecburiyetindedir. Sonra güler bir yüzle selam vererek girer. Şâyet evde sahibi bulunmazsa veya ev sahibi tarafından girmesine izin verilmezse eve girmek caiz olmaz. Teessüre kapılmakta îcab etmez. Hem hâne sahibi hem de misâfir birbirinin hukûkuna âzamî derecede riâyet etmelidir. Henüz buluğa ermemiş çocuklar ile hizmetçiler şu üç vakitte yani sabah namazından önce, kaylûle vaktinde ve yatsı namazından sonra ebeveynlerinin odasına ancak müsaade ile girebilirler. Bu üç vaktin dışında evin çocukları ve hizmetçiler izinsiz girebilirler. Fakat baliğ olmuş iseler her vakit girmek için izin almaları lazımdır. Annenin, babanın, ailenin, en samimi ve teklifsiz olduğu bir kimsenin dahi odasına girerken müsaade ve izin taleb etmek İslâmdaki ziyaret adâbının en başta gelen kaidesidir. Ziyaret âdâbı hasta için olursa, hastalığın vehametine ait korku ve vehim hâsıl etmemekle hülâsa olunur. Bu sebebledir ki hasta üç günden sonra ziyaret edilir. Hastanın
112

Hadîs, Tirmîzi

- 73 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

yanında teselli edecek sözler söylenir, endişe verecek sözlerden kaçınılır. Toplantı adâbı Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Kur’an-ı Mübînde şöyle ferman buyuruyor:

َ‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣُﻮا ا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ وَ ُﻮﻧُﻮا ﻣﻊَ اﻟ ﱠﺎدِﻗﯿﻦ‬ ‫َ ﺼ‬ ‫َﻨ ﺗﻘ ّ ﻛ‬ ‫َﯾﮭ‬
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.113 Resûlullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Allah'ın bir sınıf melekleri vardır ki,onlara seyyahun denir. Bunlar arz üzerinde ehl-i zikri (Zikir meclislerini) ararlar, melekler Azîz ve Celîl olan Allah'ı zikreden bir cemâat bulunca biribirlerine: Aradığınıza geliniz, diye seslenirler. Ehl-i zikri dünyâ semâsına kadar kanatlarıyla kuşatırlar. Cenâb-ı Hakk onları pek iyi bildiği halde meleklere: - Kullarım ne söylüyorlar? Diye sorar. Onlar da: -Seni tesbîh ve tekbîrle anarak, Sana hamd-ü senâ ediyorlar, diye cevab verirler. Cenâb-ı Hakk: - Bu kullarım Beni gördüler mi ? Diye sorar.- Hayır,Yâ Rab seni görmediler, derler.-O kullarım ya beni görselerdi nasıl olurlar? Buyurur.- Onlar seni görselerdi ibâdet,istiğfar,zikir ve tesbîhleri daha fazla olurdu, derler. Cenâb-ı Hak:Benden ne diliyorlar? Diye sorar. Melekler:- Cennet istiyorlar, diye cevab verirler. Cenâb-ı Hakk:- Onlar Cennet'i gördüler mi? - Hayır, onlar Cennet'i görmediler.Ya onlar Cennet'i görselerdi?- Eğer görselerdi, Cennet'e
113

Tevbe Sûresi, Âyet 119

- 74 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

karşı arzuları daha fazla olurdu. Cenâb-ı Hakk: - O kullarım niçin bana sığınırlar ? Melekler:- Cehennemden sana sığınırlar ! - Cehennemi gördüler mi?- Hayır Ya Rabbî görmediler.- Ya görselerdi nasıl olurlardı? - Ondan daha çok kaçınırlardı, korkuları daha çok olurdu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak meleklere: - Ey melekler! Sizi şâhid kılarım ki, ben bu zikreden kullarımı mağfiret ettim, buyurur. Meleklerden birisi: - O zikredenlerin arasında filân kişi vardı ki, o, zikredenlerden değildir; bir hâcet için oraya gelmiş oturmuştu, der. Cenâb-ı Hak: - O mecliste oturanlar şakî olmaz, cevâbını verir. 114 Topluluk adâbına riâyet etmek şahıslar arasındaki dostluk ve samimiyetin artmasına, anlaşmazlık ve çekemezlik gibi hallerin giderilmesine sebeb olur. Şöyle hülâsa olunabilir; temiz giyinmek, güzel koku sürünerek sohbet meclislerine gelmek, güler yüzlü olmak, mâlayâni konuşmamak, söz hakkı olmadıkca sükût etmek, meclise sıkıntı vermemek, oturanlar tarafından yer gösterilirse oraya, gösterilmezse en geniş gördüğü yere oturmak, iki kişinin arasına oturmak lazım gelirse mutlaka o iki zatın izin ve müsaadelerini rica etmek, meclise girene yer vermek, ev sahibi için misafirlerini uğurlamak edebtendir. Toplantıda ayrı olarak ve gizli şekilde konuşup görüşmemek, toplantıda imkan nisbetinde öksürmemeye gayret etmelidir. Bu gibi hususlar islâmdaki toplantı adâbının başlıca kaideleridir. Meclislerde toplananlara sıkıntı vermemek hususu hadîsi şeriflerde mükerreren buyurulmuştur. Müdârâtın-nâs: Herkesle hoş geçinmek, edeb ve sulh üzere bulunmak. Meşrû bir sûrette ve iyi bir netîce için yapılan müdârâ makbuldür.
114

Hadîs, Buhâri ve Müslim

- 75 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Hüsn-ü muâşeret: Mü’minlerin sünneti seniyye dâiresinde birlik ve berâberlik içinde İslâm kardeşliğini en güzel münâsebetlerle yaşamasıdır. Tenzîlünnâs-i menâzileh: Herkesin kadir ve kıymetine göre itibar etmek. Semmül hıyâtı maal ahbâbu meydânun Hudrul cinânu maal a’dayu nîrânun (Kişi iğnenin deliğin de olsa da Allah dostlarıyla bir olunca orası meydan olur, Allah düşmanlarıyla cennet gibi bahçelerde olsa bile orası nîran olur.) Konuşma adâbı Nebiyy-i Mükerrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:Şu dört sıfat her kimde bulunursa hâlis münâfık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münâfıklıkdan bir haslet kalmış olur. Söz söyleyince yalan söyler, emanete ihanet eder, vaad ettiğinde vaadinden döner, husûmet zamânında da hakdan ayrılır. 115 Konuşma adâbı şöyle hülâsa edilir. Dünya ve ahirete faidesi olmayan sözü söylememek. Acele ile huzursuzluğa sebebiyet verebilecek meseleleri konuşmamak. Hakkı îzah, batılı iptal, hikmeti neşir, ni’meti zikir için hâcet ve zarûret olanı söylemek. Başkasının sözünü kesmemek. Herkes ile mertebesine göre konuşmak, avama havas gibi, havasa avam gibi hitab etmemek. Bilhassa üç şeyden yani; yalandan, gıybetten, koğuculuktan sakınmak. Medh etmede, hakka tecavüzde, zemde israf etmemek.
115

Hadîs,Buhâri

- 76 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Büyüklerin huzurunda yüksek sesle ve fazla konuşmamak; edebli olmak. Söz söylerken güzel söylemek, latîfe yapmak, şiddeti terk etmek, yer ve zamana uygun olarak konuşmak gerekir ki, kalplerdeki kin, düşmanlık ve buğz bertaraf olsun. Nitekim âyet-i kerîmede:

َ‫واِذْ اَﺧَﺬﻧَﺎ ﻣﯿ َﺎقَ ﺑَﻨﻰ ِﺳْ َاﺋﻞَ َﺎﺗَﻌ ُ ُونَ اِﱠﺎ اﻟﻠﮫ‬ ّ ‫ا ﺮ ﻟ ْﺒﺪ ﻟ‬ ‫ْ ﺜ‬ َ ِ‫و ِﺎﻟْ َاﻟِﺪﯾْﻦِ اِﺣْﺴَﺎﻧًﺎ وَ ِى اﻟْ ُﺮْﺑﻰ وَاﻟﯿ َﺎﻣﻰ َاﻟْ َﺴَﺎﻛﯿﻦ‬ ‫ْ َﺘ و ﻤ‬ ‫ذ ﻘ‬ َ ‫َﺑ ﻮ‬ ‫و ُﻮُﻮا ﻟِﻠ ﱠﺎسِ ﺣُﺴﻨًﺎ وَﻗﯿﻤُﻮا اﻟ ﱠﻠﻮةَ وَاﺗُﻮا اﻟ ﱠﻛﻮ َ ُ ﱠ‬ ‫ﺰ ة ﺛﻢ‬ ‫ﺼ‬ ‫ْ َا‬ ‫َﻗ ﻟ ﻨ‬ َ‫ﺗَﻮﻟﯿ ُﻢْ اﱠﺎ َﻠﯿﻠًﺎ ﻣﻨْ ُﻢْ واَﻧ ُﻢْ ُﻌْﺮ ُﻮن‬ ‫َﱠ ْﺘ ِﻟ ﻗ ِ ﻜ َ ْﺘ ﻣ ِﺿ‬
“Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” buyurulmaktadır116 İdhâlis surûr-i alel mü’mini: Mü’minin gönlünü sevindirip mesrûr etmek. Seyahat ve yolculuk adâbı İslamda sefer Batıni ve zahiri olmak üzere iki kısımdır: 1- Batıni sefer Kişinin Hakk yolunda yapmış olduğu seferlerdir. Hacc ve umre için Beytullaha, ziyaret için Medine-i Münevvereye, Mescidi Aksaya yapılan seferler
116

Bakara Sûresi, Âyet 83

- 77 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bunlardandır. Ayrıca sâlikın seyri sülük yolundaki Allah’a olan seferi de Batınî seferlerdendir. Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’daki şu Âyeti bunun delilidir

ِ‫و َﺎلَ ا ّﻰ ذَاھ ٌ اِﻟﻰ ر ّﻰ ﺳﯿَﮭْﺪﯾﻦ‬ َ ‫َﺑ‬ ‫ِﺐ‬ ‫َﻗ ِﻧ‬
"Ben Rabbime gösterecek". 117 gidiyorum. O bana doğru yolu

2- Zahiri sefer Kişinin siyasi, ticari ailevi ve ictimai sebeblerden dolayı uluslararası ve şehirler arası yapmış olduğu seyahatlardır. Bu seyahatın da kendine has adab ve kuralları vardır. Peygamber-i Zîşân Efendimiz buyuruyor ki: “Sefere çıkın ki sıhhat bulursunuz ve rızkınız artar.” 118 İslâmiyette vakti boşa geçirmek yoktur. Bu cümleden olmak üzere lüzumsuz ve menfaatsiz seyahatler de yoktur. Her türlü rezâlet ve gayri meşru fiiller için ihtiyar olunan seyahatları islâm hoş görmez. Boşa sarf edilen her dakikanın ve her kuruşun üzerinde memleket ve ümmetin hakkı vardır. İslâmiyette yolcu, yolculuk müddetince İslâm adâbına riâyet eder. Seyahata çıkmadan önce borçlarını öder. Emanetlerini sahiblerine iade eder. Nafakası üzerine lâzım olanların nafakalarını temin eder. Yol için helâl para hazırlar. Yola çıkmadan önce sünnet olan iki rek’ât sefer namazı kılar. Yol için “Evvelen refîk, sümme tarîk” kaidesince kendisine uygun salih bir arkadaş bulur ve yola revân olur. Ailesine, dostlarına, arkadaşlarına vedâ eder. Üç istiğfâr, üç salavât-ı şerîfe, bir fâtiha, kısa yolculukta yedi; uzun yolculukta yetmiş âyet-el kürsî ve sefer duasını
117 118

Saffat Sûresi, Ayet 99 Hadîs Kütüb-i Sitte

- 78 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

okuyarak yola çıkar. Yolculuğunu selâmetle ve sıhhatla başarmak için Cenab-ı Hakk’dan yardım taleb eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Üç kişi sefere çıktığı vakit içlerinden birini emir tâyin etsinler.”119 Seyahata üç kişi veya daha fazla kişiyle çıkılıyorsa yol emîri seçilir. Uyku adâbı Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:

َ‫و ُﻮ اﱠﺬى ﺟَ َﻞَ ﻟَ ُﻢُ اﻟﯿْﻞَ ﻟِ َﺎﺳًﺎ وَاﻟ ﱠﻮْمَ ﺳُ َﺎﺗًﺎ وَﺟَ َﻞ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻌ ﻜ ﱠ ﺒ‬ ‫َھ َ ﻟ‬ ‫اﻟ ﱠﮭَﺎ َ ُ ُﻮرًا‬ ‫ﻨ ر ﻧﺸ‬
Sizin için geceyi örtü ve uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur.120 Hadis-i Şerifte ise; Hüzeyfe İbni'l-Yemân radiya'llahu anh'den şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî (s.a.v) gece yatağına girince (sağ) elini (sağ) yanağının altına kordu. Ve: "Bismike'llahümme emûtü ve ahyâ' = Allah'ım! Sen'in adını anarak ölürüm ve dirilirim (uyurum, uyanırım)" der idi. Uykudan kalkınca da: "El-Hamdü li'llâhi'llezî ahyânâ ba'de mâ emâtenâ ve ileyhi'n-nüşûr = O Allah'a hamd ederim ki beni öldükten sonra dirilten O'dur. Öldükten sonra (ba's için) dirilmemiş de (böylece) O'na âitdir"121 İslâmiyette uyku esnasında edeb ve terbiyeye aykırı olabilecek hallerde bulunmak nehy olunmuştur. Bu cümleden olmak üzere yatağa çıplak yatmak yoktur. Uykuya yatmadan önce dişler temizlenir ve
119 120

Hadîs, Sünen Ebû Dâvud Furkan Sûresi, Âyet 47 121 Hadis Buharî 2144

- 79 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

abdest alınır. Abdesti varsa yenilemek nur üstüne nurdur. Kıbleye karşı ayaklar uzatılmaz ve yatağın yönü buna göre tertiblenir. Kıbleye karşı sağ tarafa yatılır. Yatmadan yedi Âyet-el Kürsi veya üçer defa ihlas, felak ve nâs sureleri okunur ve dua edilir. Uykudan kalkar kalkmaz besmele çekmek, dişleri misvakla temizlemek, abdest almak ve ancak bundan sonra herhangi bir şeye dokunmak olabilir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Benim gözlerim uyur, lâkin kalbim uyumaz. (Yani zikrullahtan bir an gâfil olmaz.)122 Oturma adâbı Oturulacak yerin güzel ve temiz olması İslâm adâbındandır. Esasen hadîs-i şerifte “Temizlik Îmandandır” buyurulmuştur 123 Müslüman fikren, ruhen ve bedenen temiz insandır. Temizlik üçe ayrılır. Vücud temizliği: bu su ile olur. Fikir temizliği:güzel, meşru faideli eserleri okumakla yada dinlemekle olur. Ruh temizliği ise Kur’an okumak, İstiğfar etmek, zikr etmek ve İslâmi emirlere tam riâyetle olur. Müslüman bu üç temizliği örnek olacak şekilde nefsinde cem etmiş kişidir. Nefside, ehli ve cemiyeti için faideli ve lüzümlü bir uzuvdur. Giyinme adâbı Allah (c.c) Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:

122 123

Hadis Buhâri, Müslim Hadîs, Buhâri

- 80 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ْ‫وَر ﱠﻚَ ﻓَﻜ ﱢﺮْ )3( وﺛ َﺎﺑَﻚَ ﻓﻄَ ﱢﺮ‬ ‫َ ِﯿ َ ﮭ‬ ‫َﺑ َﺒ‬
“Ve Rabbini büyüklük ile an. Ve elbiseni temizle.” 124 Muhammed İbnu Yahya İbnu Hibban anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden biri bolluğa erince iş elbisesinden başka bir de cum'a elbisesi edinirse üzerine (bir vebal) yoktur." 125 Güzel ve temiz giyinmek İslâm adâbındandır. Erkeğin kadın, kadının erkek elbisesi giyinmesi İslâmda kabih addedilmiştir. Bazı gafil ve perişan adı müslümanların halini görüpte İslâma dil uzatmak nasipsizlerin, nesepsizlerin ve gayri meşru yaşayanların kârıdır. Yoksa insan ismine layık her ferd, İslâmın uluvvu himmetini, kadri bâlasını anlayacak fıtratdadır, ve fıtrat üzere yaratılmıştır. İslâm bütün fazilet ve adâbı kendisinde cem etmiş bir dini celildir. Onun hakiki sâlikleri de bütün bu meziyetlere sahiptirler. “Her yaptığın işte maksûdun Hakk’a yaklaşmak olsun. ” “Geçirilen her dakikanın hesabını mutlaka Allah’a vereceğiz.”

Sofra adâbı Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

‫وَﻛُﻮا َاﺷْﺮ ُﻮا وﻟَﺎ ُﺴْﺮ ُﻮا اِﻧ ُ َﺎ ُﺤ ﱡ‬ ‫ُﻠ و َﺑ َ ﺗ ِﻓ ﱠﮫ ﻟ ﯾ ِﺐ‬ ‫ﻦ‬ َ ‫…اﻟْ ُﺴْﺮِﻓﯿ‬ ‫ﻤ‬
124 125

Müddesir Sûresi, Ayet 3-4 Ebu Davud ve İbnu Mace

- 81 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“...Yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” 126 Resûlullâh (s.a.v): "Hiç bir kimse kendi elinin emeğini yemekten daha hayırlı, bir lokma yememiştir. Allâh'ın Peygamberi olan Dâvud aleyhi's-selâm da kendi elinin emeğini yerdi" buyurmuştur. 127 Hakk Teala hazretleri yeryüzünde mevcut olan rızıkların helal olanlarından yemeyi insanlara mübah kılmıştır. Fahri razinin beyanı vechile taâm yemekte hüküm dörttür 1- Nefsini ölümden kurtarmak için yemesi “farzı ayn” dır 2- Nefsini zafiyet gibi zarardan muhafaza için yemesi “vacib”tir 3- Misafirin sıkılmaması için onunla birlikte yemesi “sünnet”tir 4- Kişinin bunlardan hariç yemesi de “mübah”tır İslam dini insan hayatının bütün merhalelerini bir bir tanzim etmiştir. Yemek ihtiyacı insanlar için zaruridir. İslam yeyip içmenin adablarını şöyle hülasa eder: Kazanç muhakkak helal olmalı, nisab miktarına ulaşmışsa zekatı verilmeli, yeyip içerken israf edilmemeli, Allahın bize rızık olarak verdiği nimetlerde fakir ve fukaraların da hakkı olduğu unutulmamalı . Yemeye besmele ile başlayıp sağ elle kendi önünden yemeli.Yemenin miktarında sünnet olan acıkmadan yememeli tam doymadan sofradan kalkmalı. Sokaklarda, umuma açık yerlerde yemek, içmekten sakınmalıdır. Ev sahibi ise misafirleri sofradan kalkıncaya kadar eşlik
126 127

Arâf Suresi, Âyet 31 Hadis Buhari

- 82 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

etmelidir. Ev halkına helalinden getirdiği rızkın amel defterine sadaka olarak yazılacağını bilmelidir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Sol elle yemek yemeyiniz,çünkü şeytan sol eliyle yer ve içer.128 Hz. Enes (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) Sa'd İbnu Ubâde'nin yanında ekmek ve zeytinyağı yemişti. Sonunda şöyle bir dua buyurdu:“Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizden ebrarlar yesin, üzerinize melekler salatu selam getirsin ve Allah (c.c) da sizin isminizi kendi kurbundaki melekler yanında zikretsin. 129 Ebû Dâvud'un Hz. Câbir (r.a)'den kaydettiği diğer bir rivâyette şöyle denir:"Ebû'l-Heysem bir yemek hazırladı, Resûlullah (s.a.v) ve Ashâbını (r.a) dâvet etti. Hz. Peygamber yemekten kalkınca: "Kardeşinizi mükâfaatlandırın!" buyurdu. Ashâb: "Mükâfaatı da ne?" diye sordular. Efendimiz: "Kişinin evine girilip yemeği yendi, içeceği içildi mi ev sâhibi için dua edilir. İşte bu onun mükâfaatıdır" cevabını verdi." 130

Tarîkat Âdâbı Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

…‫...ﻟِ ُ ﱟ ﺟَﻌﻠﻨَﺎ ﻣﻨْ ُﻢْ ﺷِﺮْﻋﺔً وَﻣﻨْ َﺎﺟًﺎ‬ ‫َ ِﮭ‬ ‫ﻜﻞ َ ْ ِ ﻜ‬

128 129

Hadis, Müslim, İbn-i Mâce Ebû Dâvud 130 Hadîs Ebû Dâvud

- 83 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

...Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik...131 Fahri Râzi tefsiri Kebîrinde “Şir’adan murad şeriattır.Minhac’dan maksat nurlu bir yoldur oda tarikattır”der. Şah-ı Nakşibendi (k.s) buyuruyor ki:“Tarikat ve hakikat şeriat’ın hadimleridir.” Tarikatın birinci şartı: Kalbi Allah’tan gayrisinden tamamen temizlemektir. İkincisi: Namazda tahrîme makamına kaim; mecrasına cari olan kalbin zikrullah ile istiğrakıdır. Üçüncüsü: Cenab-ı Hakk’ın muhabbetinde tamamen fâni olmakdır. Dördüncüsü: Zaruret olmadıkça konuşmamaktır. Zîrâ Afât-ı lisan pek çoktur; gıybet, nemîme, hümeze, lümeze, kizib, iftirâ, istihzâ gibi. Müride lazım olan, zaruretinden gayri dünyadan alakasını kesmesidir. Evvela kalbini, mal ve makam sevgisinden temizlemeye çalışmalıdır. Çünkü mal ve câh insanı Hak’dan uzaklaştırır. Bir müridin yanında, halkın kabul ve reddi müsavi olmadıkça, tarîkde bir şeye nail olamaz. Hatta mürid için en zararlı şey “Halk beni sevip bana hürmet ediyor mu?” diye düşünmektir. Bu fikirde olan müridin henüz iradesi sabit ve sahih olmamıştır. Eğer mürid mal ve câh sevgisinden kurtulduysa, yine de dünyada zâhid olmanın kendisinde tevlid edebileceği riya ihtimali baki demektir. Çünki halk zâhidler için mütevazi olup ellerini öperler ve onlarla teberrük ederler. Böylece zâhid de halkın ikbal ve teveccühünden hoşlanır da kendini bu âfetten kurtaramazsa onun telefinden korkulur.

131

Mâide Sûresi,Ayet 48

- 84 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Şeyh Muhammed Mağribi (k.s) buyururlar ki: “Bir kul üç menzili kat etmedikçe seyr-i ilâllaha ayağını koymak sahih olmaz. Bu menzillerden biri; Dünya nimetlerini, ikincisi; Ahiret nimetlerini gönülden çıkarmak, üçüncüsü de; Kemiklerini kıracak derecede bir belâ ile imtihan olsa dâhi, Cenab-ı Hakk’dan râzı olmakdır. Ancak bu mertebeden sonra mübtedi mürid, tarik da seyr-i ilâllaha başlar”. Tarikat edeblerinden biri de; öyle itikad etmeli ki kendinin tariki eşref tarikidir. Eğer böyle itikat etmezse müridin nefsi başka bir tarika meyl eder. Halbuki Nakşî tarikinden şereflisini bulamaz. İmam-ı Gazalî rahimahullah hazretleri buyururlar ki: “Ulûm-ü Zahirenin tahsilin den sonra tarik-i sofiyye’ye ikbal eyledim. Tariki ilahiyyeye sâlik olanlar ancak sofiyyedir”. Sofiyye’nin sîretleri ve tarikleri ahsen, ahlâkları güzel ahlâkdır. Eğer farazâ, bilcümle, ukalâ, hükemâ ve ulemâ ittifak ederek, ehl-i tarîkin sîret ve ahlâklarını tebdile uğraşsalar, asla ona muvaffak olamazlar. Zira, sofiyyenin bütün harekat ve sekenâtı, zahiren ve batınen mişkâtı nübüvvet nurundan alınmıştır. Yeryüzünde nübüvvet nurunun ötesinde bir nur yoktur ki, o nur ile ziyâlanmasın. Bunun için Şeyh Ebü’l Mevâhib Muhammed Şâzelî rehimehullah buyurdu ki, “Bir kimse sofiyye’nin adâbı ile teeddüb etmezse edîb olamaz. ” Tarîkat adâbı ise şöyle mülâhaza edilir. Kötü arkadaştan kaçınmalı. Fakat sâlik bundan evvel kendi fena huylarından sıyrılması icabeder. Asilerin yüzüne bakmak dâhi basar-ı basîreti perdeler, kalbe kasvet verir. Ehl-i salâh ise bunun aksinedir. Bu sebeple küffar yüzüne bakmadan, şarap içilen, gadab edilen yerlerde ve zalimlerin kabirleri olan mevkilerde de her türlü mâsiyet işlenen mekanlarda
- 85 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bulunmakdan sizleri tahzir ederim. Şâyet yolunuz bir zaruretle oralara düşerse koşarak geçmenizi tavsiye ederiz. Adâb-ı tarîkdan biri de, kendi zamanındaki salihler zikr olunursa, tenkid etmeyip hayırla yâd etmelidir. Kendi nefsi için başkalarından gelen noksan işlere isyan etmeyip, tahammül etmeli ve zararlarına ve fukaralığa sabır etmelidir. Eğer bu hallerde razı olmazsa, maâzallah maksûdu elinden gider ve tarîkdan yüz çevirir. İmam-ı Şâzeli (k.s) buyururlar ki: “Bir müridin kalbinde şehvet olursa melekût ve marifet kapısının açılması muhaldir. Nefsâni hazzına talip ve meyl olan mürid yalancıdır. Eğer bir mürid ahvâline riâyetten ve kalbini muhafazadan gaflet ederek marifetullaha işaret ederse o mürid kezzabdır. Eğer bir mürid medh ile zemmin, kabul ile reddin arasında fark gözetirse ve bununla da Marifetullahı iddia ederse ona inanılmaz. Cüneyd-i Bağdadi (k. s) buyurdular ki: “Eğer zikr olunan alametler olmasaydı, herkes sülûk davası yapardı. Zîra Cenâb-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde habibine hitaben:

ْ‫وﻟَﻮْ َ َﺎ ُ َﺎَرَﯾﻨَﺎﻛَ ُﻢْ ﻓﻠَﻌَﺮﻓﺘَ ُﻢْ ﺑِﺴﯿﻤﯿ ُﻢْ وَﻟﺘَﻌْﺮﻓ ﱠ ُﻢ‬ ‫ﮭ َ ِ َﻨﮭ‬ ‫َ ﻧﺸ ء ﻟ ْ ﮭ َ َ ْ ﮭ‬ ْ‫ﻓﻰ ﻟَﺤْﻦ اﻟْﻘَﻮْلِ وَاﻟﻠ ُ ﯾَﻌَ ُ اَﻋْ َﺎﻟَﻜُﻢ‬ ‫ّﮫ ْﻠﻢ ﻤ‬ ِ
“Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. Allah işlediklerinizi bilir.” buyurdu.132 Tarikat edeblerinden biri de, günahlardan tevbe etmek lazımdır. Zira tarikat temizdir, kazurat ile mülevves olanı
132

Muhammed Sûresi, Âyet 30

- 86 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kabul etmez. Gerek gizli ve aşikar her türlü zelleden tevbe etmek lazımdır ve eğer üzerinde kul hakkı varsa, vermeli eğer alacaklı öldüyse veresesine ödemelidir. Böyle yapmazsa bu tarikden kendisi için istediği kapı açılmaz. Adâbı tarikden biri de, mürid geçirdiği vakitleri muhasebe etmeli, sabah olunca, gece Hakk’a yarar ne iş yaptığını, akşam olunca da gündüz rızây-ı bârîye muvafık ne ameller işlediğini düşünmeli, zâyî olan vakitler ve hataları için derhal, lisan-ı müftekir ve kalb-i münkesir ile istiğfar ederek Cenab-ı Hakk’dan hıfzını ve mağfiretini istemelidir. Adâbı tarikden biride, kibir ve ucûbü terk etmelidir. Ebû Ali Ruzbâri (k.s) buyurdu ki: “Senin fevkinde olan kimseye hücum etmen sırf levm dir. Senin dengine hamle etmek sûi edeb dir. Mâdûnuna hücum etmek de acizlikdir, kişinin ucbu, aklının fesadının aslıdır. ” Cenab-ı Hak Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’inde buyurur ki:

‫ا‬ ُ‫ﺗﻠْﻚ اﻟ ﱠارُ اﻟْﺎﺧِﺮ ُ ﻧَﺠْﻌُﮭَﺎ ﻟﱠﺬﯾﻦَ َﺎ ُﺮﯾﺪُونَ ﻋ‬ ‫ُﻠﻮ‬ ‫َة َﻠ ِﻠ ﻟ ﯾ‬ ‫ِ َ ﺪ‬ َ‫ِىﺎﻟْﺎَر ِ وﻟَﺎ َﺴَﺎدًا وَاﻟْ َﺎﻗﺒﺔُ ﻟﻠْﻤ ﱠﻘﯿﻦ‬ ‫ﻌ ِ َ ِ ُﺘ‬ ‫ْض َ ﻓ‬ ‫ﻓ‬
“Şu ahiret yurdunu (cenneti), biz yeryüzünde ne bir zulüm ne de bir fesad istemeyen kimselere veririz. İyi akıbet (Cennet, Allah’ın razı olmadığı şeylerden) 133 sakınanlarındır.” Aliyy’ül-Havvâs (k.s) buyurdu ki: “Bir haslet vardır ki, o hasleti kul kendine tahsis ederse, Cenab-ı Allah Azze ve Celle indinde ve mahlukat yanında herkesden aşağıdır o haslet ise kişinin nefsini ilimde ve salâhda akranından
133

Kasas Sûresi Ayet 83

- 87 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

yüksek bilmesidir. Eğer bu kimsenin üzerinde Cenab-ı Hakk’ın fazlı olmasaydı, hali onlardan daha kötü olurdu. Hatta kendi halinin bir fasıkdan daha güzel olduğuna îtikad ve tahatturdan bile sakınmalıdır. Nerede kaldı ki; Kendini ehl-i hayır ve salâhdan fazla beğenmek ? Velhasıl nâsı tahkir etmek, tedavi kabul etmez büyük bir hastalıktır. Adâb-ı tarikden biri de, her namaz vakti yaklaştıkca zâhir ve bâtın kusurlarını araştırıp, kibir, hased, gıybet, mekr, hubb-ü dünya gibi sıfat-ı hâbise ve ef’al-i kabihadan temizlenmek için namaza kıyamdan evvel tevbe ve istiğfar etmek lazımdır. Luzûmuttahâre: Dâima abdesli bulunmak. Kalb-i selim ve beden-i tahir ile Rabb’ına münacat et ki meleklerin de o namaza dühûlu mümkün olsun. Zira melekler, hazreti hüdanın kapısında dururlar, eğer namaz kılan kimsede bâtın-ı maraz bulunursa o namaza dühûl etmezler. Ebû Bekr-i Kettani Rahimehullah buyurur ki: “Bir mürid kalbinde iki arzuyla sabaha dahil olursa, ben o şahısdan uzağım. Bu iki şeyden biri me’asi, diğeri malın hemmi (kaygısıdır). Sâlikin rabbi huzurunda kalbi selim ile durup cesedi ile beraber kalbininde namaz kılması lazımdır. Kalbinde Allah’ın sevmediği bir illet bulunarak namaz kılan bir kimse kalbi selim ile huzuru ilahiye durmuş değildir. Ancak bu kişinin durumu şeriat noktayı nazarında hadd-i şer’îden kurtulmuş olur, o da namazı kıldığı için. İşte namazın zahirine önem veripte bâtınının ihmal edenin hali budur. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
- 88 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ْ‫اﱠﺎ اَنْ َ َﺎءَ اﻟﻠ ُ َاذْ ُﺮْ ر ﱠﻚَ اِذَا ﻧَﺴﯿﺖَ وَ ُﻞْ ﻋَﺴﻰ اَن‬ ‫ﻗ‬ ‫ِﻟ ﯾﺸ ّﮫ و ﻛ َﺑ‬ ‫ﯾَﮭْﺪﯾَﻦِ ر ّﻰ ِﺎﻗْﺮبَ ﻣِﻦْ ھﺬَا َﺷَﺪًا‬ ‫ر‬ َ َ‫ِ َﺑ ﻟ‬
“Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Allah'ı zikr et ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir."de.”134

Adâbı tarikden biri de, huzuru ilahiye tekarrubu derecesinde ayıplarını düşünmeyi artırmaktır. Halbuki bazılarının ilim ve ameli arttığı nisbette nefslerinde kemal davaları da artar. Ehlullahın ilimleri ise kalb ve ruhlarındadır. Bunların ilimleri arttıkca tevazuları da o nisbette artar. Ehl-i zâhirin ilimleri çoğaldıkca, kalplerinde zulmetde çoğalır. Selefde geçen ulemanın ilmi artarsa havfi ilahi de o nisbette artardı. Bunun için hadîsi şerifte varid olmuştur ki: “Cennette birtakım saraylar vardır. Dışından içi, içinden de dışı görünür. Allah-ü Teala onları, daima hakkı konuşan kelam sahibine, ihtiyaç sahibini doyuranlara ve oruç tutanlara bütün insanlar uykuda iken gece namaz kılanlara hazırladı.”135 Sözün yumuşağı takdim kılındı; buda tevazua işarettir. Sonra it’am-ı taâmda kereme işâretdir. Bunlardan sonra salatı ve sıyamı zikr ettiler. ” Adâbı tarikden biri de, sülûk devam ettiği müddetce nefsine çokca muhalefetdir. Makamı kemale vasıl olunca nefsine hayır ile emr eder. O vakit Cenab-ı Hakk’ın sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. Bu mertebeye gelince nefsine muvafakat caiz olur.

134 135

Kehf Suresi, Ayet 24 Kütub-i Sitte.

- 89 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Şeyhül İslâm Zekeriyya (k. s) (şerhi münferice)’de beyan eder ki: “Ulema, ‘muhalefeti nefs’ ilmin başı demişlerdir. ” Şeyh Abdülkadir Cebeli (k. s)’de: “Efdal-û â’mal, nefsine ve arzuya muhalefetdir ve masivadan ırâz ile beraber Allah-ü Teala Hazretlerine Teveccühün devamıdır” buyurdular. Adâbın şartından biri de makâmâtı tarikde seyr-i ilallahtır. Bakabillah makamına varıncaya kadar makamattan hiç bir makamda durmamakdır. Leylanın çadırına vasıl olmadığı müddetce sâlikin seyri cisim ile olur. O zaman ruh cisme tabi olur. Vüsulunden sonra sâlikin seyri ruh ile olur. O zaman cisim ruha tabi olur. Bu yüzden bazan da sâliklerden o arife talebe olmuş, henüz salih olmamış birini arif üzerine takdim ederler. Zira sâliki, ibâdette çok mücahede eder görürler. Arif ise amelini göstermeye yaklaşmaz. Arifin ‘kalbî ameline’, Cenab-ı Haktan başkası müttali olamaz. Onun için arifin amelinin zerresini kantarlar çekemez. Şeyh Aliy-y’ül-Havas (k. s): “Halkın çoğu nefs ile seyr ederler, lâkin bunlardan bazısı seyrini bilir, bazısı bilmez” dediler. Şeyh İbrahim Dussûki (k. s) buyurdular ki: “İki nefesin hiç olmazsa biriyle zikrullah ile meşgul olmayan evladlar benim evladım değildir. ” Ehl-i tasavvuf üç tabaka dır. Birincisine mürid-i talip denir, sahibi vakittir. İkincisine müridi mütavassıt denir, Sahib-i haldir, üçüncüye müridi müntehi denir, sahibi nefesdir. Ehli hal katında eşyanın efdalı enfası saymaktır. Mübtedi mürid sülûk de kendinin vücudunu ve amelini görür muradını talepde zahmet çeker.
- 90 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Mutavassıt ise, adâb menzillerine talib olmakla beraber hali mütelevvindir. Yani bir tecelliden diğer tecelliye geçmekten ibaretdir. Müntehiye vasıl olan mürid ise seyri sülûkünü tamamlamıştır. Zira müntehi, kavim indinde keşfi hakikinin devamından ibaretdir. Zira, Cenab-ı Hakk’a yakınlık sebebiyle kendisinden itminân-i kalb hasıl olmuştur. Ahvalinde tegayyür olmadığı gibi, zahmet ve meşakkatlerinin de kendisinde tesiri olmaz. Müntehinin makamı sahf (uyanıklık hali) ve temkindir. Onun için şiddetde, rahatda, men’de, atâda, cefada, vefada icabet hali müsavi olur. Yemesi, yememesi; uyuması, uyumaması gibidir. Nefsani hazlarda fani hukuku bâkidir. Zahiri halk ile bâtını hak iledir. bu ahvalin cümlesi nebiyyi Zişan (s.a.v.) Efendimizin ahvalinden ve ashâb-ı kiramın hallerinden menkuldur. Sultan-ı Enbiya (s.a.v.) Efendimiz gârı Hırâda tehalli ettiler. Sonra halk ile oldular. Ashab-ı Suffede temkin üzre olduklarından ümera, vüzera oldular. Eshab-ı Suffe’ye de halkla ihtilat zarar ve tesir etmedi. Şeyh İbrahim Ed-Dussûki (k. s) buyurdular ki: “Tarikatta nefsini teşhir edip, tarikatın hakkını vermeyen ve bizi istihza edenlerin hasmı Cenab-ı Hakk’dır. Bu tarikde hıyanet yapan kimse fayda görmez. Bizim sözlerimizle ittihaz etmeyen bize yaklaşmasın ve bizi levm etmesin, tarika fenalık etmesin, yaptığını ihlas ile yapsın ki, halas ola. Tarikımızı zem edip bulandırmasın. İyi bilin ki bu emirler benim değildir. Rabbimizin emirleridir. Eğer ahdinizi bozarsanız, bu ahd Allah’ın ahdidir. Bizim size ihtiyacımız yoktur. ” Buyurdular. Fahri Alem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri çok vakit aç olurlar, mübarek karınlarına taş bağlarlardı. Bilhassa gece namazlarında, o derece kıyamda dururlardı ki, mübarek
- 91 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ayakları şişerdi. Ekâbir-i sahâbe (r.a.)’da, Rasulullah (s.a.v.)’e ittiba ederlerdi. Ebu Bekri Sıddîyk (r.a.) teneffüs ettiği vakitte ağızından pişmiş ciğer kokusu gibi koku gelirdi. Bu mübarek zat malının hepsini Fisebilillah infak etmiştir. Ömer bin Hattab (r.a.) hak yolunda çok zahmet çekti. Hatta esvabını deri parçalarıyla yamardı başının sarığı bir bez parçasından ibaretdi. Osman-ı Zinnûreyn (r.a.) ayakta olduğu halde, her gece Kur’anı Kerim-i Hatm ederdi. Hz. Aliyyel mürteza (r.a.) Sahabe-i kiramın zahidlerinden ve mücahidlerindendi. Feth edilen beldelerin çoğunu bu mübarek zât feth etmiştir. İşte bu zikr ettiğimiz havâss-ı sahabe rıdvanullahı aleyhim ecmain hazratı Resulullah (s.a.v) Efendimiz Hazretlerinin akrabaları oldukları halde, bunların içtihadlarını, zühdlerini, açlıklarını şeriat ve hakikate ne derece ehemmiyet verdiklerini iyi bilmeli ve bizim halimizle onların halini kıyaslamalıyız. Eğer bu muhterem zevâta iktida etmek istersek onların halleriyle hallenmemiz lazımdır. Ancak bu yolda olursak şeriat denizinde hakîkat cevherini bulabiliriz. Adâbı tarikden biride, halkın gösterdiği hürmet ve iltifata da teklif ettikleri câh ve mansıba iltifat etmemektedir. Ancak Cenab-ı Hakkın emirlerine riâyet etmektir. Hâlık-ı zülcelâli herşey üzerine tercih ve isrâr etmedikce mârifetullah nûru, bir kalbten bir kalbe girmez. Ebu Abdullah ibn-i Menazil rahimehullah: “Eğer bir kulun kendisinden riyasız, şeksiz bir nefes “Allah” lafz-ı sahih olduysa, dehrin âhirine kadar (dünyanın sonuna kadar) o kula yeter” buyurdu. İttibâ: Kitab ve sünnete tâbî olmak, itaat etmektir.
- 92 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İstikâmet: Hattı hareketi doğru ve namuslu, diyaneti İslâmiyeden ayrılmamak. İktisat: Her hususta îtidâl üzere bulunmak, lüzûmundan fazla veya noksan sarfiyattan kaçınmak, vasattan ayrılmamaktır. İnsaf: Haklı veya haksız olduğunda istikâmetten ayrılmayıp doğruyu söylemek, merhametli olmak. Teennî: Bir işe ihtiyatlı ve düşünerek başlamak. Teennî rahmânîdir; acele etmek şeytânîdir. Tedbir: Bir şeyde muvaffak olmak için daha evvel yapılan hazırlık. Ehemmi mühimme tercih: Çok kıymetliyi kıymetli olana tercih etmek. Ezâya tahammül: İnsanın başına Allah’tan gelen her musîbete sabır ve tahammül etmesidir. Teksîr-i ihvan: İhvan kardeşinin adedini onları incitmeden rıfk ile edebe riâyet ederek çoğaltmaya gayret etmeli. Sebat etmek: Îman ve islâmiyete hizmette Allah’a ibâdet ve tâatta sabit ve berkarar olmak. Savaşta düşman karşısında sebat etmek, sözünde durmak, ahde vefâ etmek herhangi bir işte sıdk-ı ihlasla onu sonuna kadar devam ettirmek. Töhmet yerinde bulunmamak: Gayr-ı meşrû kötülük işlenen yerlere gitmemek. Şâyet gidecek olursa o kimsenin izzet ve şerefi nâmus ve haysiyeti zedelenir. İnsanlar arasında bunlara itibâr edilmez hor ve hâkir olur. Mesâlihi celbetmek: Herhangi bir maslâhatı, dünyeviyye ve uhreviyye için gerek ilmî gerekse ticârî meseleleri mü’minlerle karşılıklı görüşmekte fayda ve menfaat vardır.
- 93 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Hilm: Allah’ın kuluna bahşâyışıdır. Doğuştan olan yumuşak huyluluktur. Şiddete tahammül, sıkıntıya sabır, eziyetlere katlanmaktır. İtibarlı olmak: İnsanlar arasında şerefli ve haysiyetli söz sâhibi olmak, her şeyden ibret almak. İlim: İlim bizâtihî hâdi değildir. Vahyin irşâdına muhtaçtır. Hakkın tevfiki ile ilim ya vehbî, ya da kesbî olur. Vehbî olan nâdirdir. Kesbî olan çoktur. O da niyet, azim, çalışmak ve hizmetle elde edilir. Bunda da usûl lâzımdır. En güzel usûl de ihlâs ve istikametten ayrılmamaktır. Gayret: Dikkatle ve sebatla çalışmak. Din, îmân, vatan ve nâmus gibi kıymetlere tecâvüz edenlere karşı müdâfa etmek veyâ harekete geçmek için gayreti dîniyye ve cesâreti medeniyye vasfına sâhip olmak lâzımdır. Gıpta: İmrenmektir. Mü’min kimsenin güzel bir hâlin kendisinde de olmasını arzu etmesidir. Mü’min islam ahlakıyla edeplenmeli. Ey ihvanı din kemale ermek istiyorsan okunan bu vasıflarları kendine şiar edin. Halis ol salâh bulasın, Salih ol ki halas olasın.

- 94 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Müridin Şeyhiyle olan Adâbı

İbn-i Hâcer-i Heytemi buyurdu ki: teberrük için ayrı ayrı şeyhlere inabe etmekde bir sakınca yoktur. Fakat sülûk için olursa mahzurdan salim değildir. Mürid şeyhinin terbiyesinde, gassal elindeki ölü gibi olmalıdır. Eğer şeyhin hali o müridi cezb etmezse, verâ ve takvâda, şeri’at ve hakikatın ahkamına daha ziyade arif olanı arasın. Eğer evsaf-ı hakıkıyye ile mevsuf bir şeyhe evvelce intisab ettiyse, ikinciyi aramak ve ona intisab haram olur. Eğer mürid şeyhin huzur ve gıyabında su-i edebde bulunursa, feyzine mani olur. Nûru zulmete ve hicaba, manevi uzaklığa ve zarara tebeddül eder. Öyle ki, şeyhin ta’bında tagayyür bulunsun, bulunmasın müsavidir. Nitekim, nakl olundu ki, İmam-ı Züfer rahımehullah abdest alıyordu. İmam-ı A’zam rahımehullah, İmam-ı Züfer’in üzerine geldi. İmam-ı Azamın talebesi İmam-ı züfer ta’zîmen ayağa kalkmadı. Bu sebebden İmamı Züferin mezhebte rivâyeti zayıf oldu. Halbuki mumaileyh İmam-ı A’zam’ın en yakın ashabından idi. “Adâb”da beyan olduğuna göre, mürid için başlıca lazım olan şartlardan biri: Kalbinde şeyhin ef’ali üzerine itiraz etmemesidir. Böyle bir durumda kalırsa te’vil etmeli, değilse nefsinde olan kusuruna haml etmelidir. Hazret-i Musa ile Hızır aleyhisselam kıssasına iktidaen, şeyhe itiraz çok çirkindir. Mu’teriz ma’zur olamaz. İtirazdan neş’et eden hicabın ilacı yoktur. Bu i’tirazın
- 95 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

zararı, mürid üzerine cari olan feyzin kapanmasıdır. Ey kardeş, devası olmayan bu derdden çok sakınmalısın. Şartlardan biri de: Mürid, kendi halini şeyhine arzetmelidir. Zira, şeyh tabib gibidir. İlacı onun elindedir. Şeyhin keşfi var diye güvenerek ahvalini izharda lakayd kalmamalıdır. Çünkü keşif bazan televvün eder, bazan da hata eder. Evliya katında hatây-i keşfî, hatây-i içtihadî menzilesindedir. Şu kadar var ki, hatây-i keşfî, sahih olsa bile onunla amel edilemez. İstişâre: Pişman olmamak için herhangi bir meseleyi en güzel şekilde büyüklerle müşâvere etmek. Cenâb-ı Hakk Âyeti Kerîmesinde şöyle buyuruyor:

ْ‫َاﱠﺬﯾ َ اﺳْﺘَ َﺎ ُﻮا ﻟِﺮ ﱢ ِﻢْ وَاﻗَﺎ ُﻮا اﻟ ﱠﻠﻮةَ واَﻣْﺮ ُﻢ‬ ‫و ﻟ ﻦ ﺠ ﺑ َﺑﮭ َ ﻣ ﺼ َ ُھ‬ َ‫ُﻮرى ﺑﯿﻨَ ُﻢْ وَﻣِ ﱠﺎ رَزﻗ َﺎ ُﻢْ ﯾﻨْﻔِ ُﻮن‬ ‫َ ْ ﮭ ﻤ َ ْﻨ ھ ُ ﻘ‬ ‫ﺷ‬
“Ve o kimseler için ki Rablerine icabette bulundular, namazı dosdoğru kıldılar. Onların işleri, aralarında istişâre iledir. Kendilerini merzûk ettiğimiz şeylerden infakta bulunurlar.”136 İstihâre: Yapılacak herhangi bir işin sonunda mahrum olmamak için, sâlih bir kişinin, o iş hakkında rüyâya yatması. Peygamber-i Zîşan Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “İşlerinde istihâre edenler, zarara uğramazlar; istişare edenler de pişman olmazlar. Yaşantılarında israf etmeyip îtidalli olanlar fakru zarûrete düşmezler.”137 İhtirâm: Büyüklere karşı tâzim hürmet ve saygı göstermek.
136 137

Şûra Sûresi 38. Hadîs, Kenzü’l ummal

- 96 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İstirşâd: Hakk yolu taleb etmek. İrşad: Velî bir zâtın, bir kimsenin hidayete ermesine vesîle olması ve ona Hakk yolu göstermesi. Müride lazım olan şartlardan biri de: Şeyhin emrettiği şeyleri tevil etmiyerek ve geciktirmeyerek yapmalıdır. Zira, tevil ve gecikdirme manevi kesintiye sebeb olabilir. Şartlardan biri de: Şeyhin telkin ettiği zikri, teveccüh ve mürakabe ile amel edip, terk ettirdiği evradı bırakması iktiza eder. Zira, feraset-i şeyh Cenab-ı Hakk’ın nurundandır. Şartlardan biri de: Mürid nefsini yaratılmışların cümlesinden hakir görüp, nefsi için bir kimsenin üzerinde hak görmemelidir. Her hususda şeyhine son derece hürmet ve ta’zimde (telkin ettiği zikirde, kalbini tamirde, gafleti ve havatırı tardda) kusur ve hıyanet etmemelidir. Şartlardan biri de: Zât-i ehadiyyetten başka, dünyevi ve uhrevi bir arzusu olmamalı, hatta halden, makamdan, fena ve bakada bir muradı olmalıdır. Eğer hakdan başka bir arzusu olursa, o mürid nefsinin kemaline ve ahvaline talibtir. Şartlardan biri de: Mürid şeyhinin emrine mut’i ve münkad olmalı, hülafaya ve kendisinden kıdemli olan müridâne itaat etmelidir. Her ne kadar kendinin ilmi ve ameli, onların ilim ve amelinden fazla dahi olsa. Hiç kimseye gadâb etmemelidir. Çünkü gadap zikrin nurunu söndürür. Münazara, mubahasa ve cidali terk etmek lazımdır. Münazara, nisyanı keder ve kaygıyı arttırır. Şâyet bir gadab vaki olur veya biriyle mübahasa ederse istiğfar etmelidir ve o kimseden özür dilemelidir. Her ne kadar kendisi haklı dahi olsa, bir kimseye hakaret nazarıyla bakmamalı, belki gördüğü kimseye Hızır (a.s.) veya bir veliyullah sanıp ondan dua taleb etmelidir.
- 97 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Adâbdan biri de: Şeyhinin sevmediği ve tab’an kerih gördüğü şeylerden kaçıp, şeyhinin hüsnü ve hilmine mağrur olup da sevmediği şeyleri irtikab etmemelidir. Bir de müridin, keşif ve rüya vakıalarının tabirine muttalı olmaması evladır. Eğer ıttıla’ı zahir olursa rüyasını şeyhine arz ile talebsiz cevabına intizar etmelidir. Şeyhe bir kimse bir meseleden sual ettiğinde, mürid, şeyhin huzurunda cevaba girişmekten kaçınmalıdır. Bir de, şeyhin meclisinde sesini kısarak konuşmalıdır. Zira ekabir indinde yüksek sesle konuşmak su-i edebdir. Şeyh ile olduğu zaman sözünde ve fiilinde laubali olmamalı ki, bu inbisat müridin kalbinden şeyhin intişamını izale eder, füyuzattan mahrum olur. Bir de, ketmi vacip olan şeyin esrarını muhafaza etmekdir. Lakin Cenab-ı Hak’kın ihsan ettiği küşufat ve hallerden hiç birini şeyhinden gizlememelidir. Bir de, nasın yanında şeyhin sözlerinden nakl etmemeli, ancak halkın anlayabileceği ve akıllarının erebileceği kadar söylemelidir. Bir de şeyh müridi kabul edince, seve seve ve rağbetle hizmet etmeli ki, o mürid için şeyhin indinde kabul tam husule gelsin. Şeyh, müride bir şey telkin ettiğinde, devamlı, olarak onunla meşgul olmalı ve kalbine hayır ve şer havatır getirmemelidir. Adâbdan biri de: gayrın selamını şeyhine emaneten tahmil etmemelidir ki, bu da sû-i edebdir. Bir de şeyhin meclisinde insanların dikkatını celbedecek hal ve hareketlerden kacınmalıdır. Huzurunda farzlardan gayri namaz kılmakla meşgul olmamalı, şeyhi kılarsa birlikte kılmalıdır. Bizi Allah-ü Teala edeblendirdi. Hem de terbiyemizi ne güzel yaptı! Aynı zamanda nezdinden bize bol bol rızık ihsan etti.
- 98 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Müridin nefsiyle olan adâbı Şeyh Abdülvehhab Şâ’rani Hazretleri (Nefahat’ül Kudsiyye)sinde İbrahim Desûkî (k.s)den naklen buyururlar ki: “Bir mürid hafiyen Allah’ıyla muamelesinde sadık olursa Cenab-ı Hak (azze vecelle) o müridi gizli ve aşikar olan şeylere vasıl kılar. Akisdan salim olursa nüküsden salim olur. Eğer bir mürid, nazif ve şerif olmazsa, o benim evladım değildir; sulbümden dahi olsa. Bir mürid, tarika, dine, zühde, verâ ve kıllet-i ta’ama riâyet ederse, o benim evladımdır. ” Yine İbrahim Desûki (k.s) buyuruyor ki: “Müridin amelden farzını, vacibini ve nafileyi edada, eksik ve yanlışlık yapmaması için gerekli farzı ayn ilimleri öğrenmesi vacibdir. Fesahat ve belâgat ile iştigal doğru değildir. Çünkü matlubuna mani olur. Mürid-i sadıkın alameti, şeriatta ve hakikatta münakaşa ve cidalı terk etmekdir. ” Yine buyurdu ki: “Sadık müridin alamet ve şartındandır ki, tarika ilk girişinde, nefsinden ve hazlarından alakasını kesip, vasata razı olmalıdır. Zira bunlarsız felah ve matlubuna ermek mümkün olmaz. Ancak zafer, hazzı terk, ezaya sabır, şer ve hayra tahammül ile mümkündür” Yine buyurdu ki: “Sadık mürid, bedeni ve kalbiyle amel eder. Az konuşur. Zamanımızın müridleri şakşakayı alıb, ameli terk ettiler” (lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyilâzim) Ve yine buyurdu ki: “lokmada helalını aramalıdır. Dili haramda oldukça ameli vefa etmez. Ameli harama bulaşmış olan dilini temizleyemez. ”
- 99 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Sadık müridin alametlerinden biri de: Nâsın kendisini tezkiye etmesine iltifat etmez. Belki nefsini teftiş ile tezkiyeye dikkat eder.” Yine buyurdu ki: “Müridin sadakati malum olmak için ölçü şudur. Cenab-ı Hak’ka vasıl eden yol, sadık müridin cildini ifna eder, ciğerini yaralar, cesedini zayıf kılar, uykusunu kaçırır, kalbini hasta eder ve gönlünü eritir. Sadık müridin sermayesi, muhabbet ve teslimiyyettir. İnadlık asasını, muhalefet sevdasını bırakıp, şeyhin emri altında sükunettir. Tarika muhabbet ve şeyhine teslimiyeti artan mürid, tarikde kalmaktan emin olur. ” Mürid, ihvanında zahir olan kusurlara bakmaz ve sebkat eden kusurlarını nazar-ı itibara almaz. Eğer ihvanının böyle bir kusuruna bakıp çok görürse, bir gün o hale kendisinin de düşdüğünü görmek ihtimali vardır. Arifler demişler ki: Bir mürid ki, nâsın ayıplarından biri kendisine münkeşif olursa, böyle olan keşif şeytanidir. Bir kimse halkın kusurunu görüp de onun kötü yolda olduğuna hamle-derse, o kimsenin nef’ı az olur, sırrı da harab olur. İhvanına karşı müridin adâbındandır ki, cenab-ı Hakdan kendisine bir fütuhat olacağı vakitde nefsine ve ihvanına infak etmelidir. Müridin edebinden biri de, hayırlı vakitlerde, seher vakti, Cum’a gecesi, Bayram ve Kadir geceleri gibi mübarek gecelerde, ihvanını ikaz edip dua etmelidir. Müride layık olan ihvanından evvel uyanıp ibâdet ederse hiç bir suretle nefsini onlardan efdal görmesin. Hatta onların uykusunu kendi ibâdetinden üstün ve halis görsün. Zira uyuyana kalem cari olmaz. Her meşakkatli amelde ihvanından ileri gitmesi müridin vazifelerindendir. İhvanın biri diğerine zulüm edince, mazlumu zalimin elinden
- 100 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kurtarmak ve sabır tavsiye ederek teselli etmek de vazifelerindendir. Müridin edebinden biri de: kalbinde kardeşlerinden birine karşı bir değişiklik olduysa, onu gidermeye çalışsın ve din kardeşine daima hüsnüzanda bulunsun, su-i zandan sakınsın. Bir de gece kalkdığında ihvanı için mağfiret ve duayı unutmamalıdır. Yazıcı melek de dua eder. Bir de ihvanının mühim ihtiyaçlarını ve hizmetlerini ifayı, nafile ibâdete takdim etmelidir. İhvanından birine veya şeyhine su-i edebde bulunduysa, derhal nedâmet ederek kusurunun affını mütezellilane istemeli ve ben size zulm ettim diye itirafla beraber Cenab-ı Hak’ka karşı da istiğfar etmelidir. Müridin edeblerinden biri de, ihvanına sünneti tavsiye etmelidir. İhvanını ma’sıyette görürse, nasihat etmeli ve o ma’siyetten kurtarmağa çalışmalıdır. İmam-ı Şafi’î (r.a.) buyurdular ki: “bir kimse din kardeşine gizlice nasihat ederse onun nasihatı halis olur. Eğer aleni nasihat ederse, onu rezil ve ona hakaret etti demekdir. ” Hz. Ömer’ül-Faruk (r.a.)’ın Şamda bir dostu varmış. Şam’dan gelen bir kimseye onu sormuş. O da şeytanın kardeşidir deyince. Hz. Ömer (r.a.) o adamı azarlamış ve: “Sus, çok büyük günah mı işledi?” demiş bunun üzerine şu mektubu yazmış: “Bismilla-hirrahmanirrahim, “Hâmîm, bu kitabın, indirilişi aziz, alim olan günah bağışlayan, tevbe kabul eden, azabı şiddetli olan ihsan sahibi Allah’dandır ki, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur, dönüş ancak O’nadır” bu mektubu alan arkadaşı okuyunca ağlamış ve tevbe etmiş. Ebu’d Derda (r.a.) buyurdular ki: “Eğer ihvanın halinde bir değişiklik görürsen, hali değişti diye onu terk etme. ” Zira; ihvanlarda beşerdir, bazan düşer, bazanda kalkar.
- 101 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Eğer ihvanına bir keder ve afet isabet ederse onu bırakmamalı, kurtarmak için gayret etmelidir. Bir zamanlar birbirini çok seven iki ihvandan biri yolunu şaşırıp günaha dalmıştı. Bu hali görenler, diğerine: Bu kardeş yolunu şaşırdı, hala onu bırakmayacakmısın? O, cevaben dedi ki: “İhvanlık böyle günde belli olur. Onun elinden tutup, eski haline gelmesi için ona dua etmezsem benim arkadaşlığım neye yarar? Ezasına katlanıp onun kusurlarını af ile, doğru yola gelmesine yardım etmem lazımdır. ” demiş ve arkadaşlığa vefanın ne demek olduğunu güzelce belirterek onlara bir ders vermiştir. Arif-i Şa’rani (k. s) Hukuk-u İslâm adlı kitabında der ki: İhvanın zellesi için yetmiş kadar mazeret ve ihtimal bulmalı ve eğer kalbi o mazeretleri kabul etmezse, o zaman kendi nefsini levm ederek: “Ey nefis, muannid sensin” demelidir. Musannif rahımehullah buyurur ki: “Şimdi öyle bir zamandayız ki, bizden yetmiş türlü iyi amel sadır olsa da, bir tek fasid amel muhtemel olsa, yetmiş iyi ameli bir tarafa atarlar da bir tek muhtemel olan fasid ameli dillerine dolarlar ve tahkir için bunu bir fırsat sayarlar ve ganimet bilirler. Bu ise şeytan aleyhilla’nenin teşvikidir. ” Cenab-ı Hak buyuruyor:

ِ‫اﱠﺬﯾﻦَ اِذَا اﺻَﺎﺑﺘْ ُﻢْ ُﺼﯿﺒ ٌ َﺎﻟُﻮا ا ﱠﺎ ﻟِﻠﮫِ وَا ﱠﺎ اﻟﯿﮫ‬ ْ َِ ‫َ َ ﮭ ﻣ َﺔ ﻗ ِﻧ ّ ِﻧ‬ ‫َﻟ‬ ‫ر ﻌ ن‬ َ ‫َاﺟِ ُﻮ‬
“O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.”138 Sultân-ı Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri buyurdular ki: “Bir kul, Allah için kardeşiyle karşılıklı muhabbete
138

Bakara Sûresi, Âyet 156

- 102 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

muvaffak olduysa Cenâb-ı Hak o kimseye Cennette bir derece halk eder.” 139 İbni Mübarek (k.s) buyurur ki: “Asıl fütüvvet, ihvanın zellesini affetmekdir. ”

139

Hadis, Münâvî Feyzül Kadir

- 103 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

MEŞİHAT ÂDABI

Muhakkıkîn katında şeyh üç kısımdır. Sohbet şeyhi, zikir şeyhi, Hırka şeyhidir. Şeyhe layık olan niyyeti halis olmak ve halkın kendisine tabi olmasına muhabbet etmemektir. Zira insanın cibilliyeti bundan hoşlanır. Nitekim sallahü aleyhi vesellem efendimiz buyurdular ki, “dağ yerinden ayrıldı derse inanın, fakat bir kimse ahlâkını değiştirdi derlerse inanmayın” Çünkü insan ne huyda yaratıldıysa onu terk edemez, müstesnası pek azdır.140 Şeyh irşad olmak için kendisine gelen bir kimseye hemen zikir telkininde bulunmamalı, ve onun sıdkının zahir olması için teenniyle davranmalıdır. Bir müddet onu tecrübe ettikten sonra talibin istidadına göre talimi tarikat tarif eder. Eğer Cenab-ı Hak o kimseye istidad vermemişse zikir telkin etmek caiz değildir. Hoca Ubeydullah ahrar (k. s) buyurdu ki, bir şeyh ki, evvel nazarda müridin istidadını bilemez ve hangi hal ve makama varacağını anlamazsa ona şeyhlik caiz değildir. Şeyhlik adâbından biri de; Şeyh için müridin malından tenzih lazımdır. Müridin malından bir şeyde tama’ı olmamalı ve mala mülke asla iltifat etmemelidir. Müridin hizmetiyle de alakanmamalıdır. Zira makam-ı irşad her makamın fevkindedir. Sadık bir mürid gelir de malının tamamını infak etmek isterse, şeyh ona izin vermemelidir.
140

Hadis, Münâvî Feyzül Kadir)

- 104 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Cüneyd-i Bağdad (k. s)nın yanına bir mürid geldi. Malının cümlesinden sıyrılmak istedi. Cüneyd (k. s) onu men ettiler. Vaktaki o müridde hal ve kuvvet hasıl oldu, o vakit buyurdu ki: “Evvelce senden emin değildim, eğer şimdi malının cümlesini tasadduk etmek istersen sana bir şey lazım gelmez.” Eğer sadık müridin himmeti âlî olursa bu uğurda malının cümlesini tasadduk caizdir. Ebu Bekr’i Sıddîk ve Ömer-ül Faruk (r.a) hümanın yaşayışlarına bakılırsa meşihat adâbından biri de, (İsâr) dır. Yani infak edip dağıtmaktır. Şeyhin infak ehli olması müridin sadakatını artırır. Bu hali gören müridin hüsnizannı artar töhmet akideleri çözülür. Feyz kapısı müride kapanmaz. Şeyhin vazifelerinden biri de, emri bil ma’ruf yani (iyiliği emretmek) ve nehy-i anil münker yani (kötülükten nehy etmek) tir. Müstehabbat ve mekruhat şeyhin nefsinde tahakkuk etmediği takdirde, bunların biri ile emr etmesi,veya nehy etmesi şeyh için layık değildir. Çünkü kendi nefsinde olmayan şeyle emr etmenin tesiri olmaz. Risali-i Kuşeyri’de zikr edildiğine göre; Hallac-ı Mansur (k.s)’a fakirlikten sual olunmuş. Cevab vermeden hemen evine girmiş ve çıkmış, ondan sonra fakirliği tarif etmiş. Demişler ki, “Ya şeyh, önce niçin cevab vermedin?” deyince: “Önce bir miktar paraya malikdim. O vakit benim fakirlik hakkında sohbet etmem yerinde olmaz diye eve girdim. Malik olduğum miktarı tasadduk ettim, şimdi fakirlikten bahsetmek benim için mübah oldu” demişlerdir. Meşihat adâbından biri de, tarikin zayıflarına rıfk ile muamele etmek lazımdır. Müridin halinde ülfeti terk ve nefse muhalefet gibi hallerde, kadir olamadığını ve zafını görürse müsamaha eder. Tarikden red etmez. Bu gibi müridlere ruhsat ile ameli emr eder. Onu meşakkatli riyazattan men eder ki, sü’adâ zümresinden nefret etmesin.
- 105 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

O müridi lütuf ve kerem ile sü’adâ ile oturtup, onlarla sohbet ve ünsiyet sebebiyle muhabbet hasıl olur ki, ibâdet ve mücahedeye tahammül edebilsin. Meşihate müteallik vazifelerden biri de, müride telkin-i zikr ettiği vakitte, müridin kalbinde olan hicabların zevaline niyyet etmelidir. Müridin kalbine hal ve varidatın vürudu niyetiyle teveccüh etmemeli ki, belki o halde tahammül edemez ve müridin karşısında oturur ki, İsti’dâd ve kâbiliyetine göre müridin kalbinde hal ve feyz intiba eder. İsti’dâd’lı müridin süratle sülûkünu men ile isti’dâdını gölgeleyip sülûkunu tehir ederse, daha ahsen ve evla olur. Şeyhe layık olan zaruret olmadıkça dizlerinin üzerine edeb ile oturmaktır ve edeb ile tekellüm edip, mâlâyâniden ve heva ve hezelden ârî olarak fuzulî sözlerden tevakki etmek lazımdır. Şeyh, müride hitabında, Cenab-ı Hakk’dan fehim ve idrak taleb eder. Eğer şeyh gadab ederse, mürid bunda bir mana murad olunduğunu teemmül etmelidir. Şeyh Muhammed Ma’sûm (k.s) gadab ettiği zaman (Yahribullahu beyteke) buyururlardı. Bunun manasını soranlara “Cenab-ı Hakk enaniyetinin harab etsin demektir” derlerdi. Ali İbn-i Hamid der ki; Seriyy-i Sakatî (k.s) yi ziyarete gittim kapısında durdum: Allahım, beni senden meşgul eden kimseyi sen kendinle meşgul etki, beni bıraksın” dediğini işittim bu dua bereketiyle Cenab-ı Hakk bana tevfikinı ihsan etti de, Haleb’den kırk kere Hacc’a gittim. Nitekim Âyet-i Kerimedeki (Fahla’na’leyk)den murad; “Dünya ve Ahiretten muhabbetini çıkar.” demektir. Şeyhe layık olan müridin kelamına müsamaha yapmamak ve itiraz da etmemektir ki, Mürid de her taraftan yeis ve inkisar hasıl olmasın. Eğer bir mürid’de masiyet zahir olursa, Şeyh ona işaret ve kinaye ile nasihat eder ki,
- 106 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Şeyhin muhabbeti müridin kalbinden zail olmasın. Yalnız Müridin itikadı sadık olursa, Şeyh masiyetini sarahatan zikr ederek itab eder. Şeyhe lazım olan hâl galebesiyle zahir amelleri terk etmemektir. Belki salih amellerle evkatını muhafaza etmek lazımdır. Yoksa “amele ihtiyacım yoktur” diye tehayyül etmemelidir. Çünkü zahirde evkatını zai etmek batınında tehavün ve keselâ husule getirir. Tarikatı Nakşibendiye’nin itikatı ehli sünnet velcemaat itikadıdır. Ubudiyetin ve huzurun devamında tariklerin hepsi birdir yalnız fark surettedir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz Hazretlerine tabi olmadan sünnetine ittiba etmeden devam-ı ubûdiyet ve huzur mümkün değildir. Şeyhe layık olan nefsinin hukukunda insanlara müsamahakar davranmalıdır, yani tazim ve hürmet gözetmemelidir. Fakat müride layık olan hizmetini ifada kusur etmemektir.”Ben Şeyhime şöyle hizmet ettim.” Diye hatırına bir şey getirmemeli ve bütün hallerde zahir ve batınından gaflet etmemelidir. Şeyh müridi bazan keyiflendirir, bazan da kederlendirir. Müridin bütün esrarına muttali olur. Rüyalarını ve hallerini dinler, fakat makamatta bildiği şeylerin hepsini izhar etmez. Bazan da teşvik için izhar eder ki Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine şükrünü artırsın. Allah (C.C.) buyuruyor

ْ‫واِذْ َﺎَ ﱠنَ ر ﱡ ُﻢْ ﻟﺌِﻦْ ﺷَﻜَﺮ ُﻢْ َﺎَزﯾﺪ ﱠ ُﻢْ وﻟﺌِﻦْ ﻛَﻔَﺮ ُﻢ‬ ‫ْﺗ‬ ََ ‫ْﺗ ﻟ َﻧﻜ‬ َ ‫َ ﺗ ذ َﺑﻜ‬ ٌ ‫اِ ﱠ ﻋَ َاﺑﻰ َﺸَﺪﯾ‬ ‫ن ﺬ ﻟ ﺪ‬

- 107 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.”141 Şeyh için bu hal evvelki halinden güzeldir” demek caiz olur. Bir halde daimi kalmak uzaklık ve hicabdır. Havf ve reca de edeb müsavidir. Bu tarikde kalbin inkisarı ve aczi gerektir. Şeyhe layık olan Hakk’tan gayriye, hâle ve makama teveccüh etmemektir. Bunlardan hiçbirini arzu etmez. Ancak Cenab-ı Hakk’ı murad eder. Nitekim Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerinden ahval, makam ve mükâşefeden sorulmuş, buyurmuşlar ki:” Ben (lâ) kelimesiyle cümlesini nefyettim. Şimdi maksud ve matlubum hakk Teala’dan başka yoktur. Ancak zat-ı ilahi kaldı.” Talibe layık olan mükaşefette zahir olan şeylerin hepsini nefyetmeli, dünya ve ahirette yalnız maksûdu, ehadiyet sıfatıyla mevsuf olan vahid-i kahhar Cenab-ı Hak azze ve celle olmalıdır. Allah (C.C.) buyuruyor:

‫ُ ﮭر‬ ُ ‫ُﻞْ ا ﱠﻤَﺎ اﻧَﺎ ﻣُﻨْﺬِ ٌ وَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ِﻟﮫٍ اﱠﺎ اﻟﻠﮫُ اﻟْﻮَاﺣِﺪ اﻟْﻘَ ﱠﺎ‬ ّ ‫ا ِﻟ‬ ‫ر‬ َ ‫ﻗ ِﻧ‬
“(Resûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan Allah'tan başka bir tanrı yoktur.” 142 Hafız habibullah der ki: “Hoca Muhammed Bâki (k.s)’nin yanına halvette iken izinsiz girdim. Maksadım bir rüyamı söylemekti. Hoca (k.s) buyurdu ki: (Ya Hafız benim indimde ne hal var ne makam var !) hemen çıktım fakat ahval ve zikirden bende bir şey kalmadı, belki kalbimden zikir de zail oldu” Mürid şeyhin kerem ve lûtfuna itimad
141 142

İbrahim Sûresi, Âyet 7 Sad Sûresi âyet, 65

- 108 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

etmemeli, hatta bir yabancı gibi korku ve edeb ile hizmet etmesi lazımdır. Fakat zamanımızda böyle müridlerin bulunması, kibrit-i ahmerden daha nadirdir. Himmet: Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevî yardımıyla, birisine himâye veya yardım etmesidir. Bu, Allah’ın himmet sâhibi olan velî kullarının, arz üzerinde bulunan bütün insanlara şefkât ve merhametleri îcâbı, dünyâ ve âhiret saâdetlerini kazanabilmeleri için fî-sebîlillah muâvenet ederler. Hiç kimseden de menfaatleri karşılığı hiçbir şey beklemezler; niyet ve arzûları da Hakk rızâsı içindir. Ârif-i billah: Mürşidi kâmil, Hakk’ın nûru ile Cenâb-ı Hakk’ı bilen evliyâsıdır. Rikkat-i Kalb: Allah’ın nazarı mü’minlerin kalbinedir. Tecellîside mü’minlerin sadrınadır. Kalb, nazargâhı ilâhîdir. Mü’mini kamilde rikkat-i kalb, yufka yürek, acıma hissi, merhamet duygusu ve şefkat ile dopdolu olan bir gönül vardır. Sohbet-i şeyh zikirden ahsendir. Amma edebe ve hukuka riâyet edilirse. Fakat edebe ve hukuka riâyet edilmediği takdirde zararı faydasından çoktur. Eğer mürîdin kalbinden şeyhin hürmeti sâkıt olacağını şeyh bilirse, o müridi yanından uzaklaştırmalıdır. Şeyh üzerine vacib odur ki müridi, şeriat ve ibâdetle meşgul etsin. Râzi rahimehullah der ki:”Mürşid olan şeyh daimi surette evliyaullah içinde mestûrdur. Bu sebeple avamdan mahfî olacağı daha açıkdır. Bunları ancak bâtın erbabı bilir. Nitekim hadîs-i kutside Cenab-ı Hak, (Velisini ondan başkasının bilemeyeceğini başkalarından gizlediğini) beyan buyurmuştur. Kümmelîn (evliyaların seçilmişleri) mertebesine yükselememelerinin sebebi, tâliblerin sıdkının azlığındandır.
- 109 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Râzî rahimehullah yine buyurdu ki:”Malik ibni Dinâr (k.s)’a bir adam: “dün gece seni cennette gördüm” salına salına gidiyordun” demiş. Mumâileyh cevaben: “Şeytan seninle benden başka maskara edecek kimse bulamamış mı ki:” buyurmuş ve ilave etmiş: “Cenab-ı Hak bizi bu fena zamanda yerin dibine batırsa müstehakız.” Demiştir. Yine Rahimehullah buyururlar ki: “Bu asırda meşihat davası yapan kimselerin çoklarının sohbeti semmi katildir (öldürücü zehirdir). Yalnız Cenab-ı Hak’dan ilham ile yahut ehli tarikden sadıkların şehadeti ve sıdkının emmaresi zâhir olursa, onunla musahabet de fayda olur. İzinsiz şeyhliğe başlayan kimsenin ifsâdı, islahından çok olur. Bu gibi şeyhlere Kuttâ-ı târik-ı (yol kesici) günahı yazılır. Böylelerinden kaçınmak lazımdır. Çünkü bunlarda, insan kılığında şeytanlık vardır ki onu bilmek çok zordur. Babadan veya dededen miras, müteşeyyih evlatlarla, ilimsiz ve amelsiz şeyh kisvesine bürünmüş kimselerle musâhabet (sohbet etmek) caiz değildir. Her kim ki, Cenab-ı Hak ile “Sıdkım hâlısdır, Hakiki rütbeye erdim” diyerek şeriat-ı garraya tabi olmazsa ve tekalifi şer’iyye’nin kendinden sakıt olduğunu iddia ederse, iyi bilsin ki, böyle olan kimseler zındıktır. Böyleleriyle ünsiyetten sakınıp bunların sohbetinden derhal uzaklaşmak lazımdır. Böyle echel müteşeyyih müsvetteleri bilmelidirler ki, şeriat, hakikat tohumunun kabuğudur. Kabuk yardım etmezse tane nema bulmaz ve büyümez. Halbuki, ehl-i hakikat ittifak ve ittihad ettiler ki, bir hakîkat ki, şeriat o hakikatı red ederse, o hakikat değildir;zındıkadır. Her kim ki tekalif-i ilahi ipini boynundan atarsa bâtıla ve dalalete düşer. Cüneyd-i Bağdadî (k.s) buyurdular ki: “Bir kimse havada bağdaş kurup otursa dahi iltifat etmeyin ancak şeriat ve sünnet üzere ise o başkadır.
- 110 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Şeyh Rabb’ıyla ünsiyet için kendine özel bir vakit ayırmalıdır ve huzurun kuvvetlerinden kendisi için husûle gelen hâle itimat etmemelidir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz Hazretleri buyurdular ki:” Benim için bir vakit var ki, ben o vakitte Cenab-ı Hakk ileyim. Başkalarıyla meşgul olamam”.143 Huzûr halinin istimrârı, zâhir ve bâtında (masivallahü Tealayı ) terke kuvvet husûle getirir. Sonra nefsinde, yine adetine rücû eder. Buna binâen şeyh kendisinde olan temkin hâlini her gün teftiş etmezse aldanmış olur. Şeyh muhyiddin (k.s) buyurdu ki: “Çok şeyhleri gördüm ki, kendi hallerini teftiş etmedikleri için kendi mertebelerinden düşmüşlerdir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de buyurdu:

‫اِن اﻟْﺎﻧْﺴَﺎنَ ﺧُﻠﻖ ھُﻮﻋًﺎ )91( اِذَا ﻣﺴﮫُ اﻟ ﱠ ﱡ ﺟَ ُو ًﺎ‬ ‫َ ﱠ ﺸﺮ ﺰ ﻋ‬ ‫ِ َ َﻠ‬ ِ ‫ﱠ‬ ‫)02( واِذَا َﺴﮫ اﻟْﺨﯿْ ُ ﻣ ُﻮ ًﺎ‬ ‫َ ﻣ ﱠ ُ َ ﺮ َﻨ ﻋ‬
Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise cimri kesilir.”144 Bu âyette Cenab-ı Kibriya, nefisde olan her rezaili cem etmiştir ve şunuda izhar etmiştir ki, nefsin hilkatında mevcut olmayan faziletleri, nefsin kazanmasını izhâr buyurmuştur. Öyle ise nefsi terbiye etmek lazımdır ve nefsin cibilliyetinden korunmak vacibdir vesselam. Ve yine (k.s) buyurdu ki: “Şeyhe mahsus bir zâviye ister ki kendisinden başka gerek mürid ve gerekse başkası girmemelidir. Yalnız yanında olan havâs girer. İkinci bir
143 144

Keşfül Hafâ Meariç Sûresi, Âyet 19-21

- 111 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

zâviyede eshabı ile içtima etmek için lazımdır.Kendi esrâr ve harekâtını izhar etmemek şeyh için vacibtir. Resulullah (s.a.v) bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular: “Bir kimse Kur’an okur İslâm fıkhını bilirde, sonra sultandan bir menfaat olur amacıyla sultanın kapısına varırsa, kaç adım attıysa o adımlar kadar cehennem’e adım atmıştır.”145 Bir mürid, tarika ilk adımını attığında dünyadan ve helalinden, zühd etmesi lazım gelir. Şüpheliden ve haramlardan sakınmalıdır. Zira haram ve şüpheli şeylerden, avâmın bir kısmı da kaçınır. Nerede kaldı ki, sâdât-ı kirâm, tarîkına sülük eden sakınmasın. Muvaffak olan için bu kadar kâfidir. Nas içinde manevi mertebe ruhani hal ve keramet iddia edenlerin, bizce ölçü mi’yarı belli olmuştur. Kim Allah ve O’nun Rasulüne daha çok edeb ve itaatte bulunuyorsa ancak o kimse kamil mü’mindir. Ya Resulullah senin gibi dayanak ve desteği olunca; ümmette gam, keder kalır mı? Kaptanı Nuh olan geminin, denizin dalgalarından korkusu olur mu? Cananın kapısında sailliği, dünya saltanatına değişmem. Çünkü bu kutsi kapı sayesinde kişi,fazilette fezaya erişir. Ey zuhuru ile hayata gençlik getiren Efendim; yeryüzü senin barigahına saha olduğu için kıymet kazanmıştır. Semalar, senin karargâhına damını öpebildiği için ulvîdir.Yedi cihet, senin nurunla aydınlanmıştır. Türk, tacik, arap senin kölendir.Cihanda hayat güneşini parlattın, köleleri efendilik mertebesine yükselttin. O’nun medhiyelerini bu uslübla ebediyyete kadar devamlı, durmadan söylesem yüzlerce kıyamet geçer. Ben sözlerimle haşa ki Efendimi medh edemem. Ancak
145

Hadîs, Deylemî Müsned

- 112 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

O’nu senâ etmekle sözlerimi kıymetlendirip değerlendirdim. Sad bin Hişam Fahri Kâinatın dârı ahirete intikalinden sonra, Hazreti Aişe (r.a)’ye Resulullah’ın edeb ve ahlâkından sormuştu. Hazreti Aişe (r.a) validemiz cevaben: “Siz hiç Kur’an-ı Kerim okumadınız mı? - Okudum - Resulullah’ın edeb ve ahlâkı Kur’an’dan ibarettir” Evet o, edeb ve ahlâkı Kur’an âyetlerinden almıştı. Mevlayı Müteâlimiz onun ahlâkını Kur’an’da medhediyor. Cenab-ı Hak Hazretleri: “Sen,şüphesiz pek büyük bir ahlâk üzerindesin”buyuruyor. Allah kelâmı ile edeb ve ahlâkı tebcil edilen bir peygambere ümmet olmak şerefine mâlikiz. Elhamdulillah... Peygamber-i Zîşan Efendimiz buyuruyor ki: “Beni Rabb’im terbiye etti de edebimi ne güzel eyledi” Şu halde bizim salâh ve felahımız onun ahlâk ve edebini bilip ona uymakla olacaktır.Burada bilmünasebe Cenab-ı Peygamber Efendimizin güzel ahlâklarından bir nebze bahsedelim: Resulü Ekrem Efendimiz (s.a.v): “İnsanların en şecaatlisi, en adili, en iffetlisi idi. İhsan ve keremde nebatlara can veren sabâ rüzgarına benzerdi. Altın ve gümüş yanında sabahlamaz; fakirlere, muhtaçlara dağıtırdı. Cenab-ı Hakkın lûtfettiği dünyalıktan ancak ehline yetecek kadarını alırdı. Hayatı boyunca istiyeni mahrum etmemiş, el uzatanı boş çevirmemiştir. Yoksulları terslemezler; “Velev ki yarım hurma ile de olsa nefsinizi ateşten koruyunuz” buyururlardı. O’nun cömertliği şöyledir. Şahadet kelimesinin (Lâ) sından başka, ömründe bir şey
- 113 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

isteyene (Lâ) yani yok demedi. Evet demesiyle de lûtüf ve ihsanı coşardı. Sahâvet: Cömertlik, ihtiyaç sâhiplerine infak ve ihsânda bulunmak. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

‫ﻟﯿﺲَ ﻋﻠﯿْﻚَ ُﺪﯾ ُﻢْ وَﻟﻜِ ﱠ اﻟﻠ َ ﯾَﮭْﺪى ﻣَﻦْ ﯾَ َﺎ ُ وَ َﺎ‬ ‫ﺸء ﻣ‬ ‫ﻦ ّﮫ‬ ‫َ ْ ََ ھ ﮭ‬ ِ‫ﺗﻨْﻔِ ُﻮا ﻣِﻦْ ﺧﯿْﺮٍ ﻓِﺎﻧْ ُﺴِ ُﻢْ وَ َﺎ ﺗﻨْﻔِ ُﻮنَ اِﱠﺎاﺑْﺘِ َﺎءَ وَﺟﮫ‬ ْ ‫َ َﻠَ ﻔ ﻜ ﻣ ُ ﻘ ﻟ ﻐ‬ ‫ُ ﻘ‬ َ‫اﻟﻠﮫِ وَ َﺎ ﺗﻨْ ِ ُﻮا ﻣِﻦْ ﺧﯿْ ٍ ﯾُﻮ ﱠ اﻟﯿْ ُﻢْ وَاﻧ ُﻢْ َﺎ ﺗﻈﻠَﻤُﻮن‬ ْ ُ ‫َ ﺮ َف َِ ﻜ َ ْﺘ ﻟ‬ ‫ّ ﻣ ُ ﻔﻘ‬
“Hayır olarak harcadığınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızâsını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa karşılığı size tam olarak ödenir ve aslâ haksızlığa 146 uğratılmazsınız.” Muhtelif Âyet-i Celîlelerde ve Hadîsi Şeriflerde yapılan iyilik, infâk ve ihsânın hiçbir zaman karşılığının zâyî olmayacağı beyan olunmuştur. Dünyâda Allah için ihlasla verilen hayır ve hâsenâtın mükâfât ve semeresinin, âhirette mutlakâ görüleceği ve mü’minlerin mahrum bırakılmayacağı bildirilmektedir. Peygamber Zîşan Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: “Cenâb-ı Allah kerîm’dir, kerem sâhiblerini, âl-i cenab ve cömertleri sever. Denî ve düşük tabiatta bulunanlardan ikrâh eder.”147 “Cömertlik ve ihsan; Cenâb-ı Allah’ın azim sıfatlarının büyüklerindendir.”148
146 147

Bakara Sûresi; Âyet: 272 Hadîs, Tirmîzi 148 Câmi-ûs-sagîr

- 114 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bir kimsede sehâvet sıfatı varsa ki o ne güzel haslettir. Cenâb-ı Hakk onları sıkıntılardan kurtarır ve ummadıkları yerden merzûk eder. Server-i enâm aleyhis’salâtü ve’s-selâm Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: “Velev ki bir hurmanın yarısı da olsa, sadaka vermekle kendinizi Cehennem ateşinden koruyun. Ona da mâlik değilseniz, insanların gönüllerini mesrur edecek güzel bir sözle de olsa onları sevindiriniz.”149 Sadaka, yapılan iyilik ve hayrın adıdır. Sadaka vasfına sâhip olan herşey, hatta bir yarım hurma veyâ güzel bir söz de başlı başına bir iyilik ve insanı Cehennemden koruyan bir kalkandır. Bu sebeble hayrın azı çoğu değil, iyilik olarak yapılmış olması esastır. Yapılan hiçbir iyilik de küçük görülmemelidir. İnsanı Cehennem azâbından koruyacak olan yaptığı hayır ve hasenâtıdır. Şu halde yapılan iyiliklerin ihlaslı bir niyetle Allah için yapılmış olması da şarttır. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: “Gerçekten tasadduk, Cenâb-ı Hakk’ın gadâbını söndürür ve insanı saâdete ulaştırıp sû-i hâtimeden muhâfaza eyler.”150 Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Mü’min kimsenin sadakası, ömrün artmasını gerektirdiği gibi, sû-i hâtimeden muhâfaza eder.” buyurmuştur.151 Peygamber Efendimiz aşırı hürmet ve ta’zimi hoş görmezler, çok zaman elini öptürmeye müsaade etmezler, bir toplantıya geldiklerinde bulundukları yere otururlar, ayağa kalkarak ta’zimde bulunulduğun da yüzleri kızarır,
149 150

Hadîs, Buhârî, Müslim Hadîs Müslim, İbn-i Mâce 151 Hadîs Tirmîzi, Ahmed bin Hanbel

- 115 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

pek memnun olmazlardı. En büyük şiarları tevazû idi. Bir acûze bir iş için müracaat etse işini bitirinceye kadar onunla yakından alakalanırlar;” Müslüman kardeşinin işini görüp, yardım edene Allah yardım eder; sıkıntıdan kurtaranı, Allah kıyamet gününde sıkıntıdan kurtarır; ayıbını örtenin Allah ayıbını örter” buyururlardı. Herkese layık olduğu kıymeti verir, hakkı olan iltifatı yaparlardı. Akraba ve yakınları ziyaret ederler. Misafirlerine bizzat hizmeti vazife bilirlerdi. Dilin afetleri: Sükûtu tercih etmek sükûttan istifade etmektir. Hakikat Tâlibi zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Arkadaşı veya tanımadığı bir kimse ona bir şey sorduğu zaman kifâyet mikdarı cevap verir. Dilin afetleri çoktur. Gıybet: Kardeşinin arkasından o duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek şeyler söylemek. Nemime: İki kişi arasında laf götürüp getirmek. Hemz: Fesad çıkaracak söz söylemek. Lemz: Ayıplamak, gözüyle, kaşıyla işaret edip birbirinin aleyhinde fısıldamak. Kizb: Yalan söylemek. İstihza: İnsanları alaya almak, eğlence konusu yapmak. Dinin bazı hükümlerini yalanlamak, bazı kimseleri medihde ileri gitmek güzel konuşmak suretiyle arkadaşlarına sitem ederek onların arkasında kendini gösterme arzusunda bulunmak dilin afetlerindendir. Bilinmelidir ki, mâsiyetten sakınmak bütün ibâdetlerden efdâldir. Bu manada büyükler: “Ey insan dilini tut ki seni sokmasın çünkü sahib olmassan o bir yılandır. Kabirlerinde dili yüzünden ölen nice insanlar vardır. Nice kahramanlar onun karşısına çıkmaktan korkarlar.” Demişlerdir. Susmak selamettir. Asıl olanda budur. Yoksa insan düşünmeden söylediği bir sözden her zaman pişmanlık duyabilir. İnsan bir konu üzerinde konuşmaya mecbur edilirse şeriatın emir ve yasaklarını dikkate alarak konuşmalıdır. Yerine göre sükut etmek Allah’ın kullarının özelliklerindendir. Yerine
- 116 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

göre konuşmak nasıl bir fazilet ise hataya düşmemek içinde sükut etmek de aynı şekilde bir fazilettir. Yeri geldiği zaman gerçeği meydana koymak en şerefli hasletlerden birisidir. Bir münkere mâni olmak için ister kendisinden çekinilen ister bir iyiliği umulan kimseye hakkı söylemek için konuşmak güzel haslettir. İbn-i Abbas (r.a) dilini tutarak: “Ya hayır söyleyerek hayra nail ol, yahut şerri söylemekten sakın selamet bul demiştir. Dili muhafaza etmek her yerde ve her zaman en mühim işlerdendir. Çünkü dil kalbte bulunanların tercümanıdır. Dilin hatadan uzak kalması ise kalbe bağlı kalmasıyla mümkündür. Bazı büyükler demişlerdir ki: “Sükûtu ganimet bilmeyen ve sükûtun faziletini anlamayan kimse konuştuğu zaman boş ve lüzumsuz şeyler konuşur. Onun için dili muhafaza etmek gerekir. Sözünde tefekkür: İnsanoğlunun günahlarının ekserisi lisanındandır. Belâlar insana, lisanından gelir. Buna göre her kim sözlerini tefekkür ederek ve düşünerek söylerse, kurtuluşa erer. Hizmetin güzelliği edeb iledir. Her kim veliler mertebesine ermek isterse helal lokma yeye, dünya ve ahirete düşkün olmaya, Allah’tan başkasına bel bağlamaya. Allah’ın zatından başka hiçbir şeyi murad etmemeli, dünya ve ahiret müridin muradı olmamalıdır. Yine mürid makam, fenâ, beka gibi şeylerle meşgul olmayıp nefsini temizlemeye ve hallerini sünnet-i seniyyeye uyarak düzeltmeye çalışmalıdır. Bunun için de mürşidin emir ve irşadı karşısında gassal elindeki meyyit gibi olmalıdır, şeyhin sözünü reddetmemelidir. Kendi bildiği doğru bile olsa. Ayrıca bilmeli ve şöyle inanmalıdır ki, şeyhin hatası müridin doğrusundan hayırlıdır. Halıka isyanda mahluka itaat caiz olmadığını da bilmelidir. Mürşidi sormadıkça mürid hiçbir şeyi ona tarif etmeye, anlatmaya
- 117 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kalkışmamalıdır. Şeyhin halifelerinin ve onların hizmetlerini gören ve kendilerinden önce tarikata girmiş ve şeyhe sadakatle bağlı müridlerin emirlerini de yerine getirmelidir. Zahiren diğer müridlerin amellerinden kendi ameli fazla bile olsa kendine bu sebeple varlık vermemelidir. İhtiyacını şeyhinden başkasına açmamalıdır. Eğer şeyhiyle aynı yerde bulunmuyorsa ve çok zaruret içinde kalmışsa ancak cömert ve müttaki bir salihden yardım istemelidir. Gadab etmekden sakınmalıdır. Çünkü gadab yani öfke zikrin nurunu söndürür. Şeriatı layıkıyla bilen ve hakikata ermiş bir mürşidi buldu ise onu terketmesi haramdır. Mürid mürşidine bedenî, malî ve kalbî hizmetinin âdab ve şartlarına riayet ederek yapacağı hizmetinde kusur etmemeğe çalışır. İster onun huzurunda olsun, ister ondan ayrı bulunsun her zaman edebini muhafaza etmelidir. Eğer edebini nuhafaza etmezse bereketinin zevaline, nurunun zulmete çevrilmesine, kalbinin perdelenmesine ve manen uzak düşmesine sebep olur. Mürşid, beşeri tabiat ve merhameti icabı müride olan muamelesini ister değiştirsin, ister değiştirmesin bir şey farketmez. Bunlar müridin, mürşidin huzurunda ve gıyabında riayet etmesi gereken adâbın topluca ve kısaca izahıdır. Diğer bazı edebler de bunların içindedir. Bunlar ilahi terbiye ile elde edilir. Zevkine varmakla hakikatleri anlaşılır ve gizli olan şeyler de kendisine zuhur eder. Allahu Teala cümlemizi bu edeblerle en güzel şekilde terbiye etsin. Bu edeblere riayet sayesinde bizleri de aksal gayemiz olan menzil-i maksudumuza kavuştursun. Kâinatta abes hiç bir şey yoktur ve bütün kemâlat edebledir. Nitekim hazreti Ahmet er-Rufâî: “Her zerrede bir nur ve her katrede bir zuhur vardır. O da edebe riâyet etmek ile elde edilir,” buyurmuştur.
- 118 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bahaeddin-i Şah-ı Nakşibendî (k.s.) buyurmuştur:
Men vasale illa bil edeb Men sakate illa bi’t-terkil edeb

(Kim Hakka ulaşmışsa ancak edeble ulaşmıştır. Kim de makamından düşmüşse, ancak edebi terk etmesindendir.) Şeyh Abdülkadir Geylanî Hazretleri buyurdu ki: “Ey ihvan-ı din! Biz Cenab-ı Hakk’a kıyamü’ l-eyl (geceleri namaz kılmakla), sıyamu’n-ehar (gündüzleri oruç tutmakla) ve tedrisi ilim ile vasıl olmadık. Lâkin Cenab-ı Allah’a kerem, tevazü ve selâmet-i sadr ile vasıl olduk. İnsanları mevlasından ayıran dünya sevgisi ve nefstir. Dünyaya muhabbetten ziyade azam hicab yoktur. Terakkide kerem ve sehavet esastır. Tevazu ise sâlikin manen yükselmesine sebebtir. Bu iki şey tamam olunca selâmet-i sadır ile de kalbden mâsiva zail olup sâlik mevlasına vasıl olur” . Şeyh İbrahim Dussûkî Hazretleri buyurdular ki: “İki nefesin hiç olmazsa biriyle zikrullah ile meşgul olmayan mürid benim evladım değildir.” Ey ihvan-ı din: Lisanına sahip ol. Lisanın seni ejderha olup sokmasın. Kabirde lisanı yüzünden nice maktul vardır ki- şecaatlı olan kimseler dahi korkularından yanlarına varamazlardı. Elhasıl sükutta selâmet vardır. Ademi sükûtte nedamet olduğu gibi. İnsan bir konu üzerinde konuşmaya mecbur edilirse şeriatın emir ve yasaklarını dikkate alarak konuşmalıdır. Yerine göre sükût etmek Allah dostlarının özelliklerindendir. Yerine göre konuşmak nasıl fazilet ise hataya düşmemek için sûküt etmek de aynı şekilde İslâm edebindendir. Yeri geldiği zaman gerçeği meydana koymak
- 119 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

en şerefli hasletlerden birisidir. Bir münkere mani olmak için ister kendisinden çekinilen ister bir iyiliği umulan kimseye Hakk’ı söylemek için konuşmak güzel haslettir. Her halinde vuslata ulaşmak için yegane istinatgâh, insanın aksal gayesi, Allah’a kavuşmak arzusu, teslimiyet ve edebledir. Sâlikin riayet etmesi gereken edebler çoktur. Bir meselede ülema arasında ihtilaf olmuş ise ahvat olanla amel etmelidir. Mesela, alimlerden birisi bir gıda maddesi hakkında helaldir demiş, diğer bir alimde mekruhtur demiş ise ikincisinin sözü ile amel edip o gıda maddesini yememesi lazımdır ki şüpheliden kurtulmuş olsun. En mühim meselelerden biride şudur ki: Sâlik seyr-i sülûkunu tamamlayıp kemâle erinceye kadar nefsine, nefsinin isteklerine muhalefet etmelidir. Şeyhu’l-İslâm Zekeriyye’l Ensârî (k.s) Şerhi Münferice’de der ki: “Ulema, nefse muhalefet etmek ibadetin başıdır demişlerdir.” Seyri sülûk tamamlanıpta kemale erdiği zaman nefsin istekleri Hak rızası doğrultusunda olur, o zaman muhalefet etmeğe lüzum kalmaz. Sâlikin edeblerinden biri de gönlünü mal ve dünya sevgisinden temizlemelidir. Zira bir kalbde iki sevgi birleşemez, masivâ sevgisinin bulunduğu kalbe Allah sevgisi girmez. Allah sevgisinin yerleştiği kalbe de masivâdan hiç bir şeyin sevgisi yaklaşamaz. Bir kimsenin kalbine Allah sevgisi yerleşmedikçe de o kimse manevi terakkide asla yol alamaz. Ebû Nuaym İsbihanî’nin hılyesinde Urve b. Zübeyr (r.a), Hazreti Aişe (r.anha)’dan nakline göre, Hz.Aişe buyuruyor ki: “Bir defa yeni bir gömleğim vardı da onu giymiştim. Hoşuma gitti, ona bakmaya başladım. Bunu gören (babam) Ebû Bekir (r.a) buyurdu ki: Neye bakıyorsun, muhakkak ki Allah-ü Teala şu anda sana rahmet nazarı ile bakmıyor. Bende: ey
- 120 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

baba bu nedendir? Dedim. Buyurdu ki: bilmiyormusun, bir kul dünya zîneti hoşuna gider de onunla ucbe düşerse o dünya zînetini terk edene kadar Allah azze ve celle o kula buğz eder. Hz. Aişe (r.anha) der ki: “O gömleği hemen çıkarıp tasadduk ettim. Babam da buyurdu ki: “Ola ki bu sadakan senin o günahını affettirir”. Ümmetin en büyüğünden peygamberlerden sonra en yüksek kulluk rütbesine ermiş bulunan Hz.Ebû Bekir (r.a)’dan bu rivayet gösteriyor ki; Allahu Teala’nın sevmediği dünya zînetlerini kullarının sevmesini de sevmiyor. Şu hale göre sâlikin yolunu kesen en büyük mania dünya ve dünya zînetlerinin sevgisidir. Bundan şiddetle hazer etmek lazımdır. Bir kimse tarıkata girer de bununla beraber Cenab-ı Hakk’ın rızasından başka bir şeye iltifat ederse o kimse tarikatle istihza ediyor demektir. Ehlullah buyuruyor ki: Allahu Teala ve tekaddes hazretleri ile adab-ı zahirenin başlıcaları şunlardır; Evvela mürid daimi surette evâmir-i şer’iyye (şeriatın emirleri) ile kaim (amel eder) olup ve devamlı taharet üzere abdestli bulunmalıdır. Bununla beraber; Kalbin Tahareti: Allahu Tealanın gayrisinden berîdir. Sırrın Tahareti: Rü’yet ve müşahededir. Ruhun Tahareti: Haya ve heybettir. SadrınTahareti: Reca ve kanaattır. Batnın Tahareti: Helal yemek ve iffettir. Elin Tahareti: Vera ve ictihaddır. Ma’siyetin Tahareti: Hasret ve nedamettir. Lisanın Tahareti: Zikir ve istiğfardır. Taksirin Tahareti: Havf ve hatemedir. Ehlullah buyurmuşlardır ki, kadın hayız halinde iken temiz olmadığı için namazdan ve diğer ibadetlerden men
- 121 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

edilmiştir. Mâsiyet ve günah necasetine bulaşmış olan kimse de ibadetlerinin Hak Teala tarafından kabul olunmamasından korkmalıdır. Sâlikin dilinden hiç istiğfar eksik olmamalıdır. Her türlü hatasından, gafletinden meydana gelen günah kirlerini tevbe ve istiğfar ile hemen temizlemeye çalışmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin ahlâkı ile müteallik edebleri ile müeddeb olmalıdır. Evliyaullah hazaratı hep böyledirler. Evliyaullahın huzurunda yüksek sesle konuşmamalı, onlar konuşurlarken sözlerinin arasına girilmemeli, ancak bir şey sorduklarında cevabı verilmelidir. Evliyaullahın kerih gördükleri kerih görülmeli, istihsan edip güzel gördükleri de güzel görülmeli ve onların hanelerinde elbiselerine, eşyalarına bakılmamalıdır. Onların huzurlarında, “Başka bir şeyhe gitsemde feyz alsam” diye hâtırdan bir şey geçirmemelidir. Zira bu, perişanlığa sebeb olabilir. Hülâsa; insan tab’ında olan nefsanî şeylerin tamamından ictinab etmelidir. Ey sâlik, kalbinde Hak’dan başka hiç bir şey bulundurma, daima Hak ile ol. Gaflete yol verme. Sâlike sülûk esnasında elvan ve eşkâle (renklere ve şekillere ) bakmak, hatta kitab mütalaa etmek dahi (hal zamanına göre) havatır verir. Şeyh ile sohbetten saadet-i maiyyet-i ruhani husule gelir. Cem’iyyet ve huzur melekesi, bereketi ile huzûr-u tam hasıl olur. Tarikatın birinci şartı, kalbi mâsivadan (Allah’dan başka herşeyden) temizlemektir. İkinci şartı, namazda tahrime tekbiri ne ise tarikatta kalbin zikri odur. Binaenaleyh kalb Allah’ın zikrine müstağrak olmalıdır. Üçüncü şartı, Allah’ın muhabbetinde tamamen fâni olmaktır. Allah sevgisi sâlikin benliğini sarmalıdır. Mühim olan şartlardan biri de, zaruret olmadıkca konuşmamalıdır.
- 122 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İftira, istihza, yalan, nemime, gıybet, hemz ve lemz gibi afetleri çoktur. Lisan kalbin tercümanıdır. Lisanın günahlardan salim olması: Kalbin itminana kavuşmasını sağlar. Edeb şartlarından biri de sâlik her nefesini en kıymetli sermaye bilmeli ve hiç bir nefesini boşa harcamamalı, her nefesini Allah’ın zikri ile, Allah Teala’nın rızasını tahsil etme yolunda harcamalıdır. Edeblerin en mühimi olan ve asla unutulmaması lâzım gelen ikisi de şunlardır. 1) Sâlik, tarikatda ne kadar ilerlerse ilerlesin kendini yolun başında bilmelidir. 2) Sâlik, kendi nefsini herkesten aşağı görmelidir. Bu iki edebe riayet edilmediği taktirde Allah korusunmühlikâttan olan ucbe düşülmesi tehlikesi ve korkusu vardır. Ahkâm-ı şeriyyeye güzelce riayet ederek amel ettikten sonra riayet edilmesi lazım olan bazı prensibler vardır. Seyr-i sülûkte o prensiblere riayet edilmeksizin yol almak müyesser olmaz. O prensibler şunlardır: Yeyip içmeyi azaltmak, orucu çok tutmak, Kur’an-ı Azimüş’anı manasını düşünerek okumak, Allah-ü Teala’yı devamlı zikr etmek, gece namazı kılmak, salihler ile sohbet, tefekkür, uzlet, az uyumak. Aslında bu prensibler ahkam-ı şeriyyenin dışında olan şeyler değildir. Ne var ki, sâlikin içine düşmüş olduğu gaflet neticesinde unutup, ihmal ettiği bu vazifelerini yerine getirerek Allahu Teala’ya takarrub edecektir. Burada yeri gelmişken şunu da hatırlatmadan geçmeyelim. Ashab-ı kiram ve selef-i sâlihin hayatlarında bu zikredilenleri ve daha fazlasını tatbik ediyorlardı. Edeb envar-ı ilahiyeden bir taçtır. Onu başına koyda istediğin yere git. İnsanı mahbube’l-kulub eden edebdir.
- 123 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Seyyid Aliyyi Havvas Hazretleri mescidinin önüne gelir, içeride kimse yoksa cemaati bekler, onlarla beraber girerlerdi. Sebebi sorulunca: “Bizim gibilerin huzur-u ilahiyeye yalnız girmesi su-i edebdir.” derdi. İmam-ı Şa’râni der ki: “Bir gün farkında olmadan tesbihime bastım. Bu halime üzüntümden adeta eridim . Çünkü ben o tesbihle Hakk’ı zikreder, evradımı okurdum. Ashab-ı Rasülullah, Peygamberimiz (s.a.v) Efendimizin huzurunda adeta başlarının üzerinde uçacak bir kuş varmış gibi edeb ve vakarla bulunurlardı. Enbiya ve evliyalar nice meşakkatler ve musibetler çektikleri halde, “Mevlaya karşı su-i edebdir”diye katiyen hallerinden şikâyet etmezlerdi. Şedaid: Âfat, meşakkatli haller, şiddetli musibetlerdir. Peygamberi (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır: “Vallahi ben cümlenizden ziyade Cenâb-ı Allah’ı (C.C.) bilirim ve cümlenizden ziyade ondan korkarım.”152 Hilaf-i edeb küçük bir hata zuhurunda senelerce gözyaşı döker, istiğfarda bulunurlardı. Allah’ın haklarına riayet et Allahda sana riayet eder. Her an Allah’dan kork. O’nu her an yanında bulursun. Sıkıntılı zamanlarında Allah’ı nasıl hatırlıyorsan, rahatlık zamanında da Allah’ı unutma. Marifetullah’a ermeye çalış. Yani Allah’ı tanımaya çabala. Tek muradın Allah olsun. Yardım isterken ancak Allah’tan iste. Dünyada başını ne gelecekse hepsi hakkında kalem kırılmıştır. Eğer bütün insanlar Allah’ın senin için yazmadığı bir şeyle sana fayda vermek için bir araya gelseler buna güç yetiremezler. Aynı şekilde sana zarar vermek için bütün insanlar bir araya gelseler Allah o zararı senin için yazmamışsa yine sana zarar veremezler. Eğer yakînen sadakate ermek, her yaptığını sadıklara mahsus
152

Hadîs, Buhârî, Müslim

- 124 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kalbi yakınlıkla yapmaya gücün yetiyorsa derhal yap. Eğer bunu yapamıyorsan istemediğin sabırda senin için rahatlık vardır. Bil ki, Allah’ın yardımı sabırladır. Ferahlık sıkıntıdan sonra gelir. Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Yapmak isteyenlere bu kadar tavsiye yeter. Şüphesiz ki, Allah dilediğini hidayete erdiren, dilediğini dalâlete düşüren ve dilediğini mutlaka yapandır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

َ‫رﺑﻨَﺎ َﺎ ُﺰغْ ﻗﻠُﻮﺑ َﺎ ﺑَﻌْﺪَ اِذْ ھَﺪَﯾﺘﻨَﺎ وھﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪﻧْﻚ‬ ُ َ َ َْ ‫َﱠ ﻟ ﺗ ِ ُ َﻨ‬ ‫َھ ب‬ ُ ‫رَﺣْﻤﺔً ا ﱠﻚَ اﻧﺖَ اﻟْﻮ ﱠﺎ‬ ْ َ ‫َ ِﻧ‬
“(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.”153 O halde edeb, zımnen ve tebean zikr olunanların dışında istikamette ve güzel ahlâktadır. Edeb şimdiye kadar saydığımız ahidlerin hepsine vefadır. Yani Allah’ın ahidlerine ve insanların ahidlerine vefa göstermektir. Adalete, işlerin hepsinde vasat halli olmaya devamlılık göstermektir. Allahu Teala Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

‫ِ ﱠﮫ‬ ُ ‫َﺎﺳﺘَ ِﻢْ ﻛَﻤَﺎ ُﻣِﺮتَ وَﻣَﻦْ َﺎبَ ﻣَﻌَﻚَ وَﺎ ﺗَﻄْﻐَﻮْا اﻧ‬ ‫َﻟ‬ ‫ﺗ‬ ْ ‫ا‬ ‫ﻓ ْﻘ‬ ٌ ‫ﺑِ َﺎ ﺗَﻌْﻤُﻮ َ ﺑَﺼﯿ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻤ َﻠ ن‬
“O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”154
153 154

Al-i İmran Sûresi, Âyet 8 Hud Sûresi:112

- 125 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bu işlerin en çetinidir. Ebu Ali el-Sulemî, Peygamberimiz (s.a.v)’i rüyada görmüş ve sormuş: “Sizden Hud Sûresi benim saçlarımı ağarttı”, dediğiniz rivayet olundu. Ya resulallah o sureden sizin saçlarınızı ağırtan nedir? Pegamberlerin kıssaları ve ümmetlerin helâkimidir? Buyurdular ki; -Hayır, fakat emr olunduğun gibi istikamet et (dosdoğru ol) sözüdür.” İstikamet beştir: 1- Lisanın zikir ve senâ üzerine istikameti 2- Nefsin haya ile beraber taat üzere istikameti 3- Sırrın tazim ve vefa üzerine istikameti 4- İstikametlerden biri de edebdir. 5- Bu vasat yolla hadden tecavüz etmenin zararını bilmekle işte bu hadden tecavüz ile cefanın arasındaki haddi korumaktır. Münâvi, “Rabbim beni te’dib etti” hadisinin şerhinde şöyle diyor: “Yani, bana nefs riyazetini zâhir ve bâtın ahlâkın güzelliklerini öğretti. Edeb nefs için hasıl olan güzel ahlak ve kazanılmış ilimlerdir. –Te’dibimi de güzel yaptı- demek, bana beşerden hiç kimseye verilmeyen şeylerden lütfetmesiyle bunu yaptı demektir. Rabbi onu ubudiyet âdabıyla tedib etti. Edeb aklın sûretidir. O halde senin aklını nasıl dilersen öyle şekillendir. Fazilet akıl ve edeb iledir, haseb ve neseb ile yani (soy sopla) değildir. Çünkü edebini terk eden kimse nesebini zayi eder. Kimin aklı saparsa aslı da sapar. Hüsn-ü edeb nesebin çikrinliğini örter. İlim edeb ile anlaşılır. Amel ilim ile salah bulur, amel ile matluba nail olunur.
- 126 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Ebû Hafs el-Nişaburi’l-İrakî geldiğinde, ona Cüneyd geldi ve onun ashabını başı ucunda emirlerine riayet eder bir vaziyette durduklarını gördü. Ona: “Ashabını meliklerin edebiyle edeblendirmişsin dedi!” O da: hayır dedi, fakat zâhirdeki hüsn-ü edeb bâtındaki hüsn-ü edebin göstergesidir. Ârif bin Abdusselam şöyle anlatır: “Ayağımı kâbe cihetine uzattım. Âriflerden biri bana geldi ve şöyle dedi: Şüphesiz sen ehl-i ilimdensin, ancak edeb ile otur, yoksa ismin yakınlar divanından silinir”. Sırri-i Sakati diyor ki: Bir gece mihrabda ayağımı uzattım, bana şöyle nida olundu: Meliklere karşı böyle oturuyor musun? Ben de dedim ki: Senin izzetine yemin ederim ki, bir daha ebediyen ayağımı uzatmam.” Ve ayağımı gece ve gündüz uzatmadım. Bir görüşe göre edeb: Söz ve fiil olarak beğenilen şeyi kazanmaktır. Başka bir kavilde ise meklârim-i ahlâkı almak ve öğrenmektir. Güzel görülen şeylerle birlikte durmaktır. “Edeb, güzel görülmüş şeylerle birlikte durmaktır”, sözünün manası, Allah’a karşı gizli ve açıkta edebli olursan bu takdirde acemî olsan bile bir edib olursun. Harîriden nakledildiğine göre o şöyle dedi: “Yirmi seneden beri yalnız başıma oturduğum vakit ayağımı uzatmadım. Çünkü Allah ile birlikte edeb daha evladır”. Yahya b.Muaz’dan nakledilen görüşte ise şöyle denildi: “Arif, bilgisiyle birlikte edebini terkettiği zaman helâk olanlarla birlikte helâk olmuş demektir. Yahya b. Muaz’dan nakle göre ise: Kim Allahu Teala’nın edebiyle edeblenirse Allah’ın muhabbet ehlinden olur. İbn-i Mübarekten nakledildiğine göre: Bizim çokça ilme muhtaç olmaktan daha ziyade edebe ihtiyacımız vardır.
- 127 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İbni Ata, birgün arkadaşları yanında ayağını uzattı ve şöyle dedi: ”Ehl-i muhabbet yanında edebi terketmek edebdir denilir”. Cüneyd’den nakledildiğine göre: “Muhabbet sahih olduğu zaman edebin şartları düşer. Ebu Osmandan nakledilende ise: ”Muhabbet sahih olduğu zaman muhabbet eden kişi üzerine edebe bağlı kalması te’kid kazanır.” Sevrî’den nakledildiğine göre de: ”Vakit için edebli davranmayan kimsenin vakti hiddetli olur”. Ebû Nasr’dan şöyle nakledilmiştir “Edeb üçtür: 1- Dünya ehlinin edebi, bunlar; Fesahat ilimleri, meliklerin isimlerini ve arabın şiirlerini ezberleme gibi edeblerdir. 2- Din ehlinin edebi. Buda nefislerin riyazeti, dış uzuvların terbiye edilmesi ve hadleri hıfz etmek ve şehvetleri terk etmek gibi edeblerdedir. 3-Ehl-i Husûsun edebi, bu da; Kalbleri temizleme, sırlara riayet etme, ahidlere vefa ve vakti hıfz etme, hatıra gelen şeylere az iltifat, taleb mevkilerinde, huzur vakitlerinde ve kurbiyet makamlarında hüsn-ü zan gibi edeblerdir. Feraset:Ahkâm-ı hamîdeden biri de ferasettir. Bu, hatıra gelen bir şeydir ki, îmanın kuvvetinden neşet eder, kalb üzerine hucum eder ve kendisine zıd olan şeyleri yok eder. Kurayşi Ebû Said’den naklettiği hadis-i şerifte Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Mü’minin ferasetinden sakının. Zira kalbindeki nûr-u ilahi ile bakar da esrarınızı keşf eder.” 155 Feraset, kalblerdeki şeylere muttali olmaktır. Bir kavle göre ise yakînin keşf edilmesi ve gaybın gözle
155

Hadîs, Tirmizi

- 128 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

görülmesidir. Başka bir görüşte ise kalbte parıldıyan kendileriyle manaların idrak edildiği bir takım nurların yükselmesidir. Feraset insanın duruş, şekil ve renkleri ile ahlâk-ı faziletleri ve rezileleri üzerine istidlâldır. Nitekim Allahu Teala’nın şu kavlinde olduğu gibi:

‫اَوْ ﻛﻈُ َﺎتٍ ﻓﻰ ﺑَﺤْﺮٍ ُ ﱢﻰﱟ ﯾَﻐْﺸﯿ ُ ﻣَﻮْ ٌ ﻣِﻦْ ﻓَﻮ ِﮫ‬ ‫ْﻗ‬ ‫ﮫ ج‬ ‫ﻟﺠ‬ ‫َ ُﻠﻤ‬ ٍ‫ﻣَﻮْ ٌ ﻣِﻦْ ﻓَﻮﻗِﮫ ﺳَ َﺎ ٌ ﻇُﻤَﺎ ٌ ﺑَﻌ ُ َﺎ ﻓَﻮقَ ﺑَﻌﺾ‬ ْ ْ ‫ْ ﺤ ب ُﻠ ت ْﻀﮭ‬ ‫ج‬ ‫ِ ّﮫ َﮫ‬ ُ ‫اِ َا اَﺧْﺮَ َ ﯾَﺪ ُ َﻢْ ﯾَﻜَﺪْ ﯾَﺮﯾﮭَﺎ وَﻣَﻦْ َﻢْ ﯾَﺠْﻌَﻞ اﻟﻠ ُ ﻟ‬ ‫ﻟ‬ ‫ج َه ﻟ‬ ‫ذ‬ ٍ‫ُﻮ ًا ﻓَﻤَﺎ ﻟ ُ ﻣِﻦْ ُﻮر‬ ‫َﮫ ﻧ‬ ‫ﻧ ر‬
“Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.”156 Feraset iki nevidir. Biri, hatırdan hâsıl olan, sebebi bilinmeyen tüluattır. Bu, ilhamdan kaynaklanmaktadır. Biri de uyanıklık veya uyku halinde ilham ile hasıl olan varidattır. Burada maksat, “Çünkü o Allah-ü Teala’nın nuruyla bakar” sözünün karinesiyle bilinmesidir. Yani Allahu Tealanın nuruyla aydınlanmış kalbinin gözüyle görür. Kalbin nurlanmasıyla da feraset sahih olur. Gözünü haramlardan sakınan ve nefsini şehvetten men eden ve bâtınını mürakebe ile tamir eden, helal kazanıp helal yemeye çalışan kimsenin feraseti hata etmez.

156

Nur Sûresi, Âyet 40

- 129 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İbni Ata diyor ki: “Bazı evliyanın bazı gayblara muttali olması caizdir. Bundan dolayı nurun hasıl olması için gözü haramlara bakmaktan men etmeyi şart kıldılar. Çünkü kul bakışını serbest bıraktığı zaman uzunca nefesini kalbinin ayinesine alır. Onlarda onun nurunu yok ederler. Allahu Tealanın şu kavlinde olduğu gibi:

‫ُﻠ ﻤ ِ ُ ْض‬ ُ ‫ﺳﺒْﺤَﺎن اﱠﺬى ﺧَﻠﻖ اﻟْﺎَزْوَاجَ ﻛﱠﮭَﺎ ﻣِ ﱠﺎ ﺗُﻨْﺒﺖ اﻟْﺎَر‬ ََ ‫ُ َ ﻟ‬ َ‫وَﻣِﻦْ اﻧْ ُﺴِ ِﻢْ وَﻣِ ﱠﺎ َﺎﯾَﻌﻠَ ُﻮن‬ ‫َﻔ ﮭ ﻤ ﻟ ْﻤ‬
“Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim.”157 Şah-ı Kirmani, keskin ferasetli idi. Onun feraseti hata etmezdi. O şöyle derdi: “Gözünü kim haramlardan yumar, sakındırır, nefsini şehvetlerden tutar. bâtının mürakebenin devamı ile zâhirini sünnete tabi olmakla kâmil eder, helal yemeyi alışkanlık haline getirirse onun feraseti hata etmez. Ahmet b. Asım da diyor ki: “Ehlüllah ile oturup kalktığınızda, sıdk ile oturup kalkınız. Çünkü onlar kalblerinize vakıftırlar. Sizin kalblerinize girerler ve çıkarlar siz ise onun farkında olmazsınız. Kalbinize sahip olursanız, safa bulursunuz.” Ebû Hafs anlatıyor ki: “Hiç bir kimse için feraset iddia etme hakkı yoktur. Fakat başkasından olan ferasetten sakınır. Çünkü peygamberimiz (s.a.v) “Mü’minin ferasetinden sakınınız”, dedi. “Feraset gösteriniz” demedi. Ferasetten sakınma mahallinde olan bir kimsenin, feraset davasında bulunması nasıl sahih olur.

157

Yasin Sûresi, Âyet 36

- 130 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Zübeyr’den nakledildiğine göre: “Bağdad’ın mescidinde fakirlerden bir cemaat ile birlikte idim. Bana birkaç gün birşey getiren olmadı. Ben de havasdan bir kimseye gittim ki ondan birşey isteyeyim. Onun gözü bana ilişince dedi ki: “Hacetin’i Allah biliyor mu, bilmiyor mu? Ben de dedim ki: Tabi biliyor. O da: “Sus ve onu hiç bir mahluka açma dedi. Ben de döndüm ve çok geçmedi ki, bize yeterinin üstünde bir şeyle kapılar açıldı.” Edeb ve tefekkür:Ahlâk-ı hamidelerden biri de, kişinin nefsi hakkında tefekkürüdür. Acaba o bir masiyetle mi muttasıftır? Ki ondan tevbe etsin. Veya masiyete maruz kalacak durumda mı dır? Ki ondan kaçınsın veya masiyetle muttasıf değil midir? Ki Allah’ın yardımı üzerine şükr etsin. Ahlâk-ı hamidelerden biri de, taatlarda düşünmektir. Acaba onlardan bir şeyi terk mi etti, yoksa ihlal mi etti. Onlardan fevt edileni, ihlal edileni tedarik ve telafi etsin, onların terk edilmesinden sakının. Taatten hasıl olan şeyden dolayı Allahu Teala’nın tevfiki üzerine şükretsin. Hülâsa olarak tefekkür ya masiyetler hakkında olur veyahut her günün sabahında yedi uzvu, hatta bedeninin hepsini hesaba çeker. Eğer bir masiyete bulaşmışsa, tevbe eder ve pişman olur. Niyetine masiyet ve günah işlemeyi koyan kişinin bundan kurtulabilmesi için tefekkür ederek hakka yönelirse Allah’ın lütfü ilahisi de umulur ki, kendisine yetişir. Ve tevbe istiğfar eder o kötülükten kurtulur.Taatlardaki tefekküre gelince, evvela farzlara bakar ki onları nasıl ikmâl etmiştir. Veya onların noksanlarını nafilelerle nasıl tamamlamıştır? Sonra her bir uzvu Allah’ın sevdiği, razı olduğu şeylere sarf edip etmediği hakkında teftiş eder. Şehvet, gadab, cimrilik, kibir ve benzerleri gibi mahalleri kalb olan kulu helâk edici sıfatlarda tefekküre gelince, yukarıda zikri geçen mühlîkat hakkında teemmül
- 131 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

etsin ve kalbini imtihan edip yoklasın, alâmetlerle şahid getirsin ve nefsin mühlîkattan uzaklaştığı iddiasına iltifat etmesin, sonra yukarıda geçenlerle onun ilacına baş vursun. Tevbe, pişmanlık, sabır, şükür gibi münciyata tefekküre gelince, her gün kalbinde Allahu Teala’ya yaklaştıran bu sıfatlardan onu kurtuluşa erdiren şeylerde tefekkür etsin. Onlardan bir şeye muhtaç olduğu zaman bilsin ki, onlar birtakım hallerdir. Onlardan başkası semere vermez. İlimler’de ancak tefekkürle semere verirler. Bunda işlerin en menfaatlisi tedebbür ve tefekkürle Kur’an tilavetidir. Tefekküre muhtaç olduğu âyeti defalarca yüz kere olsa dahi tekrarlar ve bir tek gecede dahi olsa teemmülde durur. Çünkü, Kur’an’dan her bir kelimenin altında sayılamayacak kadar sırlar vardır. Hadisler de böyledir. Çünkü Rasûlu Ekrem (s.a.v) cevami’ül, kelim ile geldi. Onun kelimelerinden her biri hikmet denizlerinden bir denizdir. Şayet âlim onu hakkıyla teemmül etse, ömrü boyunca onda nazarı ve düşüncesi kesilmez. Tefekkürün yolu işte budur. Layık odur ki, mübtedi vaktini bu fikirlerle kaplasın, ta şerefli makamlara ulaşmış olsun. Bu tefekkür sair ibadetlerden efdal olmasıyla birlikte matlub ve maksadın sonu olmayıp sıddîkların matlub ve maksadlarından perdelenmiştir. Sıddîkların matlubu ise, Allah’n celâl ve cemalinde kendisinden geçecek şekilde müstağrak olmaktır. Vahid-i Hak’da fena bulmak (kendinden geçmek) ise maksad ve matlubların en yücesidir ve bâtınının mamur kılınmasıdır. Hülâsa olarak, ibadetlerle zâhirin tamiri kişinin iç huzurunu sağlamaz ve semere vermez. Bâtını münciyatla tamiri ise lika (kavuşmak) için hazırlıklı olma meyvesı verir. Tarik-i Hakk’a sâlik olmak isteyenlere beşer aklı kâfi gelmediğinden, talibi matluba ulaştıracak bir mürşid-i kâmil ve müeddib-i hazik (mâhir terbiyecinin) rüsumu
- 132 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hakkında, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz hazretleri: “Beni Allahu Teala terbiye buyurdu ve terbiyemi güzel eyledi”, buyurmuşlardır. Ayrıca (men sebete nebete) demekle de, sebat edenin muvaffak olacağına işaret edilmiştir. Ashâb-ı güzinden Avf ibni Mâlik (r.a) buyururlar ki: “Bir kaç kişi Rasûlullah (s.a.v) efendimizin yanında idik. Bize hitaben: Allah ve Rasûlüne biat etmez misiniz? Buyurdular. Biz de: Ya Rasûlallah sana biat etmedik mi? dedikse de kelâm-ı şeriflerini tekrarladılar. Biz de elimizi uzatarak: Ne üzerine biat edelim? diye sorduk. Buyurdular ki: Allah’a ibadet edesiniz, şirkten sakınasınız, beş vakit namazı kılasınız, hak sözü dinleyip itaat edesiniz ve kimseden birşey istemeyesiniz. Râvi der ki: Cemaat o akd ve biata o kadar ehemmiyet verdi ki, birinin at üzerindeyken elinden bir şeyi düşse kimseden alıvermesini istemedi. Mürid, mürşidinden sırrını saklamayıp, buyurduğu emirden başka şeyle ve telkin ettiği zikirden gayri zikirle meşgul olmaya, bulunduğu tariki en hayırlı tarik itikad edip, adâbına riayette ihtimam ede. Açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa, sükûnete ve halkdan uzlete devam ede. Cüneyd-i Bağdadî, sülûkden fayda tahsili için sekiz şart koşmuştur. 1- Daima abdestli olmak 2- Halvete devam 3- Oruca devam 4- Sükûnete devam 5- Zikre devam 6- Hayır ve şer bütün havatıratı gidermek 7- Temiz itikad ve tam bir teslimiyet ile kalbini mürşide bağlamak 8- Allah’a ve mürşidine itiraz terk edip kabz ve bastı Hâlık’tan bilerek teslimiyet göstermektir.
- 133 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Mürid, halvet ve inkiyad vaktinde kimseye kapı açmamalı, sohbet ve ziyaretten son derece sakınmalıdır. Necmeddin-i Kübra der ki: “Aynayı düşünelim. Onun yapacak âlât ve esbab hazır olsa da ustası olmasa o ayna vücud bulmaz. Kezalik, Cüneyd-i Bağdadî’nin dediği gibi, müridde yedi şart bulunsa da mürşidine rabt-ı kalb olmazsa o müridin kalbi safâ bulamaz, yani matlubu hasıl olmaz. Efendimiz (s.a.v) Hazretleri ibtidai hallerinde, Hak ve ünsiyet için halktan ayrılıp Hira Dağında inzivaya çekilirlerdi.. Talib, mücahede va azimet yoluna teveccüh etmeli, müsade ve ruhsat tarafını tutmamalıdır. Zira terakkiden kalır. Haklı dahi görünse müridin üstazına itirazı haramdır. Ahkâm-ı şeriata hıyanet eden, esrar-ı ilahiye emin olamaz, yani layık olamaz. Kerahetten keramet zuhur etmez. İmam-ı Ali (k.s) Efendimiz buyurdular ki: “Kulları Hakk’a götüren bütün yollar kapalıdır, ancak Rasûlullah (s.a.v)’in izi üzerine gidenler müstesnadır”. Kâmil olan insanlar herşeyi yerli yerinde yaparlar. Tarik-i Hak, mücahede ve muzâyaka yoludur. Yoksa tarik-i müsaade ve rahat yolu değildir. Zira seferdir. Seferse ateş azabından bir parçadır. Adaba riayet etmeyenin sohbete hakkı yoktur. Vecd alameti şudur ki, ne nefsini ne meclisini, ne de söylediğini bilmez ve işitmez ola. Dilini gıybetten, kötü sözlerden ve bilhassa faydasız sözlerden sakına. Zira zikrullahın yeri olan kalb ve dil mâlâyani sözlerle kirlenmemeli ki zikrullahdan mahrum olmasın. Cenab-ı Allah buyurmuştur ki: “Bir kul benim zikrimle meşgul olmasından dolayı kendi ihtiyaçlarını taleb etmeyi unutursa ben, o kuluma kendisi istemezden evvel nimetlerimi ihsan ederim.”158
158

Hadîsi Kudsî, Tirmizi

- 134 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Ebû Mûsâ (el-Eş'arî) radiyallâhu anh'den: Şöyle demiştir: "Yâ Resûlallah, müslümanların hangisi efdaldir?" diye sual ettiler. "Müslümanlar; dilinden, elinden selâmette kalandır." cevabını verdiler.”159 Ebû Bekir (r.a) da çok zaman mübarek ağızlarına çakıl taşları koyar: “Bunlar benim fazla konuşmama mani olurlar”, derlerdi. “Dilini boş ve lüzumsuz sözlerden koruduğun gibi, gözlerini mübah olan şeylere bakmadan dahi o derece korumak lazımdır”, denilmiştir. Allah dostları, sözlerinde sadık olmakla beraber yalandan son derece sakınırlar ve “Günah olarak insana her duyduğunu nakl etmesi kâfidir”, derlerdi. Nefislerini temizleyip, ahlâk-ı hasene ile tezyin ederlerdi. Nefisleriyle mücahede edip, açlığa, susuzluğa ve sair buna benzer şeylere sabr ederler, kimseye su-i zan etmezler ve hakaret gözüyle bakmazlardı. Nefsin hoşlandığı kötü yerlere gitmekten ve arzularına uymakta son derece sakınırlardı. Cûd ve sehâ, bezl ve ata sahibidirler. Yani çok cömert olup iki cihanı kalblerinden çıkarırlar, ödünç para isteyen ihtiyaç sahiblerine geri almamak niyyeti ile verirler . Yolda bir şey düşürseler (ister para ister kıymetli mal) dönüp almazlar, ancak düşen şeyin zayi olma ihtimali olursa, orada bir müddet beklerler, ilk geçen bir fakire “Bunu al” diye emrederler, bu suretle düşen malı geri alıpda kendi mallarına katmazlar ve ayrılırken de arkalarına dönüp bakmazlardı. Fakr ve zillet, meskenet, huzû, huşu ve tevazu sahibi olarak daima ve her işte adaleti gözetirlerdi. Münkirlerle oturmazlar, onlardan giyecek,yiyecek ve para kabul etmezlerdi. Vazifelerini tam vaktinde ifa ederlerdi. Yarın
159

Hadîs Buharî 11

- 135 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kaygısıyla evlerini bakkal dükkanına çevirmezlerdi. Hatemi Es’am Hazretlerine, birisi geçimini nasıl temin ettiğini sormuş, cevaben buyurmuşlar ki: Allah (C.C.) buyuruyor:

ِ‫ُﻢ اﱠﺬﯾ َ ﯾَﻘُﻮُﻮنَ َﺎﺗﻨْﻔِ ُﻮا ﻋَﻠﻰ ﻣَﻦْ ﻋﻨْﺪَ َ ُﻮل اﻟﻠﮫ‬ ّ ِ ‫ِ رﺳ‬ ‫ھُ ﻟ ﻦ ﻟ ﻟ ُ ﻘ‬ ‫ﺣ ّﻰ ﯾﻨْﻔﻀﱡﻮا وﻟﻠ ِ ﺧَﺰَاﺋِﻦ اﻟ ﱠﻤ َاتِ َاﻟْﺎَرضِ وَﻟﻜِ ﱠ‬ ‫ﻦ‬ ْ ‫ُ ﺴ ﻮ و‬ ‫َِّﮫ‬ َ َ ‫َﺘ‬ َ‫اﻟْﻤ َﺎﻓِﻘﯿﻦَ ﻟَﺎﯾَﻔْﻘَ ُﻮن‬ ‫ﮭ‬ ‫ُﻨ‬
“Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.”160 Ma’rûf-u Kerhî Hazretleri de bir imama iktida ettiler. Namazdan sonra imam efendi, bunlar tasavvuf ehli oldukları için hususi bir gelirleri yoktur, düşüncesiyle mûmaileyhe “Nereden yersiniz?” diye sorunca cevaben: “Yazık, senin arkanda kıldığım namaza! diyerek, namazı iade edeyim buyurmuştur. Adâbına göre bir müddet uzlet et. Zamanın durumunu ve ihvanını iyi tanı, onlara lâyık oldukları şekilde muamele et. Halk ile çok düşüp kalkma. Yalnızlığı ganimet bil, Allah’dan gelecek füyuzata kendini arzeylemek, her an onu gözetlemek suretiyle bütün uzuvlarını lüzumsuz işlerden muhafaza et. çünkü Allah’ın sana her gün nazarı vardır. O teveccühü gözet, ehl-i dünya arasına karışma. Onlardan yüz çevir, onlara kırıcı olmayan, güzel, idare yollu sözler söyleyerek kendini onlardan uzak tut, muhasebeye çekilmeden evvel kendi kendini sorguya çek. Büyük ceza gününden önce onu (nefsini) layık olduğu kadar cezalandır.
160

Münafikûn Sûresi, Âyet 7

- 136 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Lezzetleri gideren ölüm gelmeden önce salih amellerle hazırlık yap. Edeb ve Temizlik: Bir mürid-i sadıkın her an şeriatın emirlerini yerine getirmek ve sünnet-i seniyyeye ittiba gayreti içinde olması lazımdır. Mürid her zaman abdestli bulunmağa gayret etmelidir. İmam Nişaburî Hazretleri edebleri şöyle özetlemiştir. Kalb Temizliği: Kalbin Allah’dan başka herşeyden temizlenip nurlanması. Sırrın Temizliği: Müşahade ehli olmak bundan sonra başlar. Sadrın Temizliği: Bu da her an reca ve kanaat hasletlerine sarılmakla olur. Ruhun Temizliği: Haya ve vekarı muhafaza ile olur. Batnın Temizliği: Helal lokmaya dikkat etmekle ve iffetli olmakla kazanılır. Bedenin Temizliği: Azami şekilde İslâmın emrettiği gibi cesedi ve cesedin ihtiyaçları olan elbiseleri temiz tutmanın yanında, şehvetleri terkedip heva ve hevesleri kırmakla olur. Sonundan korkmak: Cenab-ı Hak’tan halis bir niyetle ümidini kesmemekle olur. İki Elin Temizliği: Haramlardan sakınmak ve hayra koşmakla olur. Masiyetten Temizlik: Günahlardan üzüntü ve pişmanlık duymakla olur. Dilin Temizliği: Zikir ve istiğfara devam etmekle olur. Selef-i salihîn gibi olmaya, onlar gibi hayra koşmaya hazır olmak.

- 137 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

BATINİ EDEBLER

Gafillerin düşüncelerinden, duygularından kalbi muhafaza etmek. Bunlar ister hayır olsun ister şer. Gafillerin hangi ameli olursa olsun bu yolun sâlikine hicab olmakta müsavidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimizin adâbı iyi tetkik edilirse bu neticeye varılır. Allah dostları buna riayet etmişlerdir.Onların meclislerinde bulunduğun zaman kalbine sahib ol. Meclislerinde bulunduğun müddetçe nafile ibadetlerle meşgul olma. Onlarla beraber namaz kılarken dikkat et, onlar konuşurken konuşma. Onlar sana sormadıkça birşey söyleme. Eğer seni Allah’a vasıl edeceğine inandığın şeyhinin huzurunda bir başka şeyhin terbiyesine girmek sevdasına tutulmuşsan bu senin tefrikaya düşmene sebeb olur. Özet olarak şunu bilmelisin ki, insan tabiatına uymayacak herşeyi terk et, mürşidlerin huzurunda su-i edebte bulunmak yolu uzatır, feyzi keser. Bunun için kalbini muhafaza et, hakka bütün varlığınla dön.
KÜN MAALLAH VE LA TÜBÂLÎ (Her an Allah ile beraber ol.)

Gaflet sana yol bulmasın. Ne güzel söylemişler: “Hak’dan gafil olduğun anda gizli küfür içindesin”. Bu da zor fark edilir. Eğer bu hal üzere devam edersen İslâm ile arana bir çukur kazmış olursun. Gafillerin havatırına maruz kalmak, bir sürü şekillere resimlere bakmadan lüzumsuz kitabları okumaktan gafillerle arkadaşlık etmekten hasıl
- 138 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

olur. Sâlike gerekir ki, gafillerle arkadaşlık etmeye mücahede ehli olan bir şeyhin sohbetine devam ile huzur ve saadete nail olursun. Huzura erenin Hakk’a rıza ve teslimiyeti artar. Rıza ve teslimiyet ise ibadet ve ubudiyetin kemalidir. Müslümanlığın kemali teslimiyettir. Teslimiyet ehli olanın boynuna lânet halkası vurulsa bile Hakk’ın kazası olması bakımından buna da rıza gösterir. İmana ve İslâma rıza gösterdiği gibi. Çünkü sadık kul Hakk’ın kazasına razıdır. Kendi takdirini yazmak kulun elinde değildir. Sadık bir talib mekruh işlediği vakit nefsine köle olmuştur. O anda uyanıp istiğfar ederse Rabb’ın kulu olur. Her işin esası da budur. Bunun için ey sâlik; her an O’na kul ol. Nasıl Rabb’in her an senin Rabbin olmakta devam ediyorsa sen de yalnızca O’na kul olmaya devam et. Büyükler demişlerdir ki, insanların seni methetmeleri ile zemmetmeleri arasında fark görüyorsan dikkat et, nefse esir olmuşsundur. Bütün tarikat büyükleri bu noktada ittifak ederler. Adbülkerim Ceylî de el-Esfar’ında derler ki: “Akıl ve idrak sahibi insanın kendi içindeki emredici olan nefs-i natıka zikir anında Allah’ın huzurunda olduğunu kabul ederek O’na yönelir. O durumdan kurtulup Allah ile halvet âdâbına riayet ile teveccüh ve murakabe sayesinde zulmanî sıfattan kurtulur ve mele-i âlâya yükselir. İmam-ı Rabbanî Hazretleri buyurdular ki:”Benden sâdır olan ilimler velâyet sınırlarının dışında olup nübüvvet nuruna mensubdur. İkinci bini, Rasûlü Ekrem’in isr-i pâkine uyarak yeniledim. Çünkü bu, alimlerin ilminin ve evliyanının mârifetlerinin ötesindedir. Şu görünen ilimler bu ilme nisbet edilirse kabuk oldukları görülür. Cenab-ı Hakk bize şeriatına esas kıldığı ilmin özünü öğretmiştir. Bizim ilmimiz, zat ve sıfat ilminin özüdür. Allah onu bize nasip etmiştir.”
- 139 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İmam-ı Rabbanî buyurdular ki:” Nakşibendiye, Kadiriye ve diğer silsile meşayıhının makamâtının cümlesine vasıl oldum. Bundan önce Hazret-i Hızır alehisselamın ruhaniyetinden ilm-i ledünne nail oldum. Bunların cümlesi bize Allah’ın bir lütfü olarak hasıl olmuştur”. İmam-ı Rabbanî Hazretleri buyurdular ki: “Tarikattan maksad şeriat ilimlerinde ilerleyip burhandan kurtularak keşfe geçmektir. İlmel-yakîn delilleri görmek aynel-yakın Hakk’ın delil ile bilindiğini bildikten sonra müşahade yani fenafillahtır. Hakkal-yakîn ise yakîne erenin aradan çıkmasından sonra Hakk’ın müşahedesidir. Buna bekabillah denir.Cenab-ı Hakk bunu: “Böyle bir kulu benimle işitir, benimle görür”, kudsî hadîsiyle beyan buyurmuştur. İmam-ı Rabbanî Hazretleri buyurdular ki:”Sufiyenin ilimlerinin ve marifetlerinin seyr-i sulüklerinin sonu şeriat ilimlerinden başka birşey değildir. Bunun etrafında bir çok ilim vardır.Fakat bir yere kadardır. Ondan sonra biter. Şeriat dünya ve ahiret saadetine kefil olmuştur. Hiçbir murad ve maksut yoktur ki onu tahsilde şeriattan başka bir şeye muhtaç olunsun. Tarikat ve hakikat ise şeriata hizmet ederler. Tarikat ve hakikatı tahsil etmek, şeriatı iyi anlamak içindir. Aradaki fark şudur: Ulemanın ilimleri nazaridir ve delile dayanar, bizimki ise keşfe dayanır ve zaruri ilimlerdir. İmam-ı Rabbanî yine buyurdular ki: “Kalbin selameti Allah’dan başkasına yönelmemektir. Kalbin ilacı ise oradan masiva muhabbetini temizliyeci olan cila ile yani Resulü Ekrem (s.a.v)’e ittiba cilasıyla cilalanmaktır”.Tevhid hakkında buyurdular ki: ”Tevhid iki kısımdır: a- Tevhid-i şuhûdî b- Tevhid-i vucûdî.
- 140 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bilinmesi lazım gelen Tevhid-i Şuhudîdir. Fena bahsi bundandır.Tevhid-i şuhudî, akıl ve şeriata muhalif düşmez. Tevhid-i vucudî ise akıl ve şeriata muhalif düşer. Şu misal bunu açıklamak içindir; Güneş doğup da yıldızlar görünmez olduğu zaman birisi, gökyüzünde güneşden başka bir şey yoktur, dese bu söz doğrudur. Aklî ve şer’i ölçülere muhalif düşmez. Çünkü böyle bir kimse gözlerinin zaafından dolayı o anda ancak güneşi görebilmektedir. Şâyet gözleri güneşle beraber yıldızları da görecek kadar keskin olsaydı yıldızları da görecekti. Eğer güneş doğmadan gökte güneş vardır dese, bu söz hem akla hem şeriata muhalif olur. Meşayih-i kiramın tevhid konusundaki sözlerini, şuhudî kısmına yüklemek lazımdır ki şeriata muhalif düşmesin. Tevhid-i vücudî ilmel yakîn mertebesindedir. Burası da hayret makamıdır. Hallac’ın, “enel hakk”, Beyazid’in “sübhanî” sözleri buraya girer. Çünkü bu sözleri söylerken aynelyakîn makamında idiler. Burayı geçip de hakkalyakîn makamına vasıl oldukları zaman bunları söylemekten sakındılar. Müceddit hazretleri, vücudî-hakk Peygamberimizin Peygamberliği ve Allah katından getirdiği hakkında buyurdular ki: “Hakk’ın varlığının ve birliğinin, Muhammed (a.s)’ın Allah’tan getirdiğinin delile ihtiyacı yoktur. Bunlar üzerinde nazariyatla ve fikir yürütmekle meşgul olmak, gözde ve kalpte hastalık bulunduğu müddetçe devam eder. Kalb hastalıktan kurtulup gözden perde kalkınca her şey meydana çıkar. Meselâ, safra hastalığına mübtela bir kimse, bu rahatsızlığı devam ettiği müddetçe balın tatlı olduğuna dair delil arar. Şaşı bir kimse, biri iki görür . Böyle bir kimse mazurdur. Çünkü bir hastalığa tutulmuştur. Ne denilse kulağına girmez. Onun delil kabul etme yolu dardır. Delil yolu ile varılacak olan yakîne varması mümkün değildir. Bunun için kalbindeki
- 141 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hastalığı tedaviye çalışıp, yakîn derecesindeki bir iman-ı elde etmesine çalışmak lazımdır. Safra hastalığına mübtela bir kimsenin, safra illetini yok etmeye çalışmak balın tatlı olduğuna delil kabul ettirmekten daha önemlidir. Binaenaleyh önce hastalığı gidermeğe çalışmak lazımdır. İşte nefs-i emmare de bizzat şeriatın hükümlerini inkâr eder. Zaten tabiatı buna müsaiddir. Delil arayan kimsenin vicdanı içinde bir inkarın mevcudiyetinden dolayı bu kimse hükümlerin gerçek olduğuna yakînen inanamaz. Bunun için de nefsi tezkiye lazımdır. Nefsi aradan çıkarmadan yakîne erdirmek mümkün değildir. Bu sebeple Allahu Teala:

‫ﻗَﺪْ اﻓﻠَﺢَ ﻣَﻦْ زَ ّﯿﮭَﺎ )9( َﻗَﺪْ َﺎبَ ﻣَﻦْ َ ّﯿ َﺎ‬ ‫دﺳ ﮭ‬ ‫و ﺧ‬ ‫ﻛ‬ َْ
kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”161 İmam-ı rabbanî hazretleri yine buyurdular ki: Vusül için iki yol vardır. Cezbe ve sulük, bir diğer ifadeyle tezkiye ve tasfiye. Sulükden önce gelen cezbe matlup değil, tezkiyeden evvel yapılan tasfiyede matlup değildir. Sulük tamamlandıktan sonra gelen cezbe matlubdur. Cezbe ile yapılan tasfiye sâlikin sulükunu kolaylaştırmak içindir. Çünkü sulük yapılmadan matluba erilmez. Birçok menziller kat edilmeden mahbubun cemali görülmez. İlk cezbe ikincisine göre suret hükmünde kalır. Hakikatte aralarında münasebet yoktur. Bu yolun sonunun başında toplanmış olması demek, sonunun ne olacağını başında görülmesi demektir. Yoksa sonunun başında tahakkuk etmesi mümkün olmadığı gibi, beşer takatının,da üstündedir.
“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.Onu

161

Şems Sûresi, Âyet 9-10

- 142 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İSLAM KARDEŞLİĞİ ADÂBI

İslam kardeşliği, müminlerin birbirinde fani olmasıdır. Buna da “fenâ’fil ihvan” denir. Kemalâta ermenin ilk mertebesi de budur. Allah’ın Rasûlü (s.a.v) buyurmuştur: “Kişi dostunun dini üzeredir. Binaenaleyh, sizden herhangi biriniz kiminle dostluk yaptığını iyice düşünüp tetkik etsin.
162

Sadâkat: Doğrulukta kalben ihlâslı ve samimi olmak, İslâm kardeşliğinde ise sebat ve vefâdır. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

ِ‫ﻣِﻦ اﻟْ ُﺆْ ِﻨﯿﻦَ رِ َﺎ ٌ ﺻَﺪ ُﻮا ﻣَﺎ َﺎھَﺪُوا اﻟﻠﮫَ ﻋﻠﯿﮫ‬ ْ ََ ّ ‫ﻋ‬ ‫ﺟ ل َﻗ‬ ‫َ ﻤ ﻣ‬ ‫ﻓَﻤﻨْ ُﻢْ ﻣَﻦْ َﻀﻰ ﻧَﺤﺒ ُ وَﻣﻨْ ُﻢْ ﻣَﻦْ ﯾَﻨﺘﻈِﺮُ وَ َﺎ ﺑَﺪُﻮا‬ ‫ﻣ ﱠﻟ‬ َْ ‫ْ َﮫ ِ ﮭ‬ ‫ﻗ‬ ‫ِﮭ‬ ‫ﺗﺒْﺪﯾﻠًﺎ‬ َ
“Mü’minlerden öyle erler var ki, Allah’a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip, o yolda canını vermiştir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) 163 değiştirmemişlerdir.” İslâm dîni üç temel üzerine tesis edilmiştir: Hakikat, doğruluk ve adâlet: Hakikat, azâlar üzerinde; Adâlet, kalbler üzerinde;
162 163

Hadîs. Ebu Davud, Tirmizi Ahzab Sûresi:23

- 143 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Doğruluk da akıllar üzerinde tahakkuk eder. Mü’minler, bu güzel hasletleri kendilerine şiar edinip yaşayarak gâye ve arzûlarına mazhar olurlar. Doğruluk üç kısımdır; Tevhidde, ibadette ve mârifette doğruluk, Tevhidde doğruluk, bütün mü’minler içindir. İbadette doğruluk, ilim ve takvâ ehli içindir. Mârifette doğruluk, yeryüzünde velâyet sahibi, kutbu’laktâb olan seçilmiş ârifler içindir. Peygamberimiz (s.a.v.): “Doğruluk hayra, hayır da cennete götürür. Muhakkak ki, mü’min kişi doğru söylerse Allah katında doğru olarak yazılır. Yalan, fısk ve fücura sürükler, isyan ve günah da cehenneme sürükler. Muhakkak yalan söyleyen kimse Allah katında, çok yalan söyleyen kişi olarak kaydedilir”, buyurur.164 Kulun Allah’a yöneldiği en güzel hâli doğruluktur. Allah’a (C.C.) karşı en kötü durumu da, yalan söylediği anıdır. Şu halde, doğruluğu kendine binek, Hakk’ı kendine kalkan et, Allah’ı da gönlünde zikret ve O’na yönel. Edinilecek dost, mutlaka bir çok haslet ve vasıflara sahip biri olmalıdır. Allah (c.c) buyurur ki:

ِ‫و َﺴﺘَﺠﯿﺐ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا وَﻋَﻤُﻮا اﻟ ﱠﺎﻟِﺤَﺎت‬ ‫ِﻠ ﺼ‬ ‫َﻨ‬ ُ ْ ‫َﯾ‬ ٌ ‫وﯾَﺰﯾﺪ ُﻢْ ﻣِﻦْ ﻓَﻀﻠِﮫ َاﻟْ َﺎﻓِ ُونَ ﻟَ ُﻢْ ﻋَﺬَا ٌ ﺷَﺪﯾ‬ ‫ب ﺪ‬ ‫ْ و ﻜ ﺮ ﮭ‬ ‫َ ُھ‬

164

Hadîs, Buhârî ve Müslim

- 144 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Allah, iman edip iyi işler yapanların tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara da şiddetli bir azap vardır.”165 Sohbet ve arkadaşlığını istediğin bir kimsede beş haslet bulunmalıdır: 1) Akıllı olması 2) Güzel ahlâklı olması 3) Fâsık olmaması 4) Takva sahibi olması 5) Dünyaya fazla düşkün olmamasıdır. Bil ki, İslâm kardeşliği (uhuvvet) iki şahsın arasındaki manevi bağdır. Arkadaşının senin üzerinde malda, nefsde, dilde ve kalpte hakkı vardır. Onu affetmek ona duada bulunmak, ona karşı ihlaslı olmak, vefakâr olmak, kolaylık göstermek, tekellüf ve teklifi terk etmek vazifendir. Bu vazifelerden kısaca bahsedelim. Birinci hak: Maldadır. İki kardeşin hali iki elin durumu gibidir; birisi diğerini yıkar. Allah’ın Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) iki kardeşi el ve ayağa değil iki ele benzetmiştir. Çünkü iki el aynı hedefte yardımlaşmakta oldukları gibi kardeşler de yardımlaşırlar. Kardeşler aynı maksatta kardeşlik yaptıkları zaman kardeşlik de tahakkuk eder. Onlar bir yönden bir kişi gibidirler. Böyle olmaları onları sıkıntıda da genişlikte de ortak olmalarını gerektirir. Malda ve halde müşterek olurlar. Özellikle nefsin tercihi ortadan kalkar. Arkadaşlarla beraber malda takip edilen yol üç mertebeye ayrılır. 1) O mertebelerin en küçüğü, arkadaşın yardım bakımından, kölen ve hizmetçin yerinde sayıp, malın fazla
165

Şûra Sûresi, Âyet 26

- 145 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kısmından onun ihtiyacını gidereceksin. Onun ihtiyacı göründüğü zaman senin de ihtiyacından fazla malın varsa o istemeden vermelisin. Onu istemeğe mecbur etmemelisin. Eğer onu istemeğe mecbur edersen ona karşı hata etmiş olursun. 2) İkinci derece, onu kendi nefsinin yerine koyacaksın. Malında onunla ortaklığa razı olacaksın. Onu kendi nefsinin yerine koyacaksın ki malının yarısını ona vermeğe nefsin razı olsun. Hasan-ı Basrî (r.a) buyurdu: Bizden evvelki müslümanların herhangi birisi peştemalını ortadan ikiye böler bir kısmını kardeşine verirdi. 3) Üçüncü derece ki, derecelerin en yücesidir. Kardeşini kendi nefsine tercih etmen ve onun ihtiyacını kendi ihtiyacından evvel görmendir. Bu derece sıddıkların derecesidir. Derecelerin en son varılanıdır. Kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etmen de bu derecenin meyvelerindendir. Nitekim rivâyet edildi ki, dervişlerden bir cemaatin meliklerden birine ihbarı yapıldı. Melik, boyunlarının vurulmasını emretti. O gurubun içinde Ebû Hasan en-Nurî de vardı. Bu zat bütün arkadaşlarından evvel celladın önüne çıktı. Tâ ki ilk öldürülen kendisi olsun. Bilâhare kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda dedi ki: “Ben şu lahzada kardeşlerimi hayat bakımından nefsime tercih etmek istiyorum”, Onun böyle yapması diğer arkadaşlarının kurtuluşuna da vesile olmuştur. Bir hadis-i şerif: “Kötü zandan sakınınız. Çünkü zan konuşmanın en yalanıdır.”166 Kötü zan insanı tecessüse ve hakkında zan edilen adamı diğer duyarlarla kontrol altına almaya davet eder. Halbuki Allah’ın Rasûlü (s.a.v) bir hadis-i şerifinde: “Tehassus (duyu organlarıyla başkasını murakebe etmek) ve tecessüs
166

Hadîs Müslim ve Buhâri

- 146 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

(başkasının gizli taraflarını araştırıp meydana çıkarmak için çaba sarf etmek) etmeyiniz. Aranızdaki bağları koparmayınız. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” 167 Tecessüs: başkasının hakkındaki haberleri düşünmek ve araştırmak demektir. Tahassüs: Göz ve kulak ile başkasını murakebe etmek demektir. Madem ki Allah’ın yüce Rasûlü (s.a.v) bu hareketleri yasaklamıştır. O halde mü’minlerin ayıplarını örtmek, onların ayıplarından gafil kalmak ve bilmezlikden gelmek iyi kimselerin ahlâkındandır. Mü’minin güzel ahlâkını söylemek, kötü ahlâkını örtbas etmek hususundaki kâmil mertebe ve dereceye Cenab-ı Hakk’ın, Peygamber-i Zişanın lisanından varid olan bir duada bu sıfatlarla sıfatlanılması senin için en büyük delildir. Nitekim denildi: “Ey iyiliği izhar eden ve kötülüğü örten Allah…” Allah nezdinde en makbul kul Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış olan kuldur. Çünkü Cenab-ı Hak ayıpları şiddetle örten, günahları mübalâğalı bir şekilde affeden, kulun kusurlarından vaz geçendir. İhvanın kusur ve kabahatlarını teenni ile kendisine ikaz sadedinde söylemek kardeşlik vazifesidir. Hadis-i Şerif: “Her kim ki kardeşinin ayıbını örterse Allah da dünya ve ahirette onun ayıbını örter.” 168 Başka bir hadis-i şerifte şöyle varid olmuştur: “Müslüman kardeşinin ayıbını örten bir kimse, sanki diri diri gömülen bir kız çocuğunu diriltmiştir.”169

167 168

Buhari,Nikah:45,Edep:57-58 Müslim,Birr:28 Hadîs, İbn-i Mace- Müslim ve Buhâri 169 Hadîs, Ebû Davud, Nesei ve Hakîm

- 147 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Başka bir hadisi şerif: “Kişi herhangi bir konuşmayı yaparken dönüp etrafına bakınırsa, onun o konuşması emanettir, (İfşası haramdır).”170 Allah’ın Rasûlü (s.a.v) bir hadis-i şerifinde mü’minlere şöyle hitab ediyor: “Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinizi kıskanmayın. Aranızdaki sevgi ve muhabbeti kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Çünkü müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımlarından mahrum etmez. Onu mahcub etmez. Müslüman kardeşini tahkir etmek, şer babında kişiye yeter de artar”171 Ebû Umame el-Bahili’nin rivayet buyurduğu hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın Rasûlü biz bir birimizle mücadele ederken çıkageldi. Bu durumumuzu müşahede eden Rasûl-i Ekrem (s.a.v) kızarak buyurdu: Ey ashabım! Mücadeleyi, hayrı az olduğu için bırakınız. Mücadeleyi bırakınız. Çünkü o arkadaşlar arasında düşmanlığı körükler.“172 Hasan-ı Basrî (r.a) buyurmuştur: ”Bin kişinin sevgisi için bir kişinin düşmanlığını satın alma .” İbni Abbas, Allah’ın Rasûlünden rivayet ediyor ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:” Sakın kardeşinle mücadele etme! Ona, yerine getiremeyeceğin bir sözü de verme.” 173 Arkadaşlık, kötü şeyler söylemeyi iktiza ettiği gibi, sevimli şeylerin söylenmesini gerektirir. Belki sevimli şeyler söylemek, daha güzeldir. Çünkü sûkut ile kanaat eden bir kimse kabir ehline arkadaş oluyor. Zira insanlar,
170 171

Hadîs-i Ebû Davud ve Tirmizi Müslim, Birr:23,24 Buhari, Edep:57,58 172 Hadîs, Tabarâni 173 Hadîs,Tirmizi

- 148 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

birbirinden faydalansınlar diye arkadaş edinirler. Binaenaleyh, kişiye düşen vazife, diliyle arkadaşına kendisini sevdirmek, arkadaşı tarafından sevilen durumları araştırıp, sormaktır. Meselâ: Arkadaşında peyda olan bir hal sebebiyle meşgul olmak, sıhhatinin durumunu sormak gibi… arkadaşının hoşlanmadığı bütün durumlarını lisan ve fiilleriyle hoşlanmadığını arkadaşına belirtmesi gerekir. Arkadaşının hoşuna giden bütün hallerini diliyle belirtip onunla hoşlanmakta ortak olduğunu bildirmesi lazımdır. Arkadaşlığın manası, kolaylıkta ve zorlukta, sıkıntıda ve genişlikte bütün durumları paylaşmak demektir. Nitekim Allah’ın Rasûlü (s.a.v) buyurmuştur: “Sizden herhangi biriniz arkadaşını sevdiği zaman ona: - Seni Allah rızası için seviyorum, diye haber versin”.174 Allah’ın Rasûlü (s.a.v) buyurmuştur: “Ya Ebû Hirra ! Sana komşu olanla iyi komşuluk yap. Bu takdirde hakiki Müslüman olursun. Sana arkadaşlık yapanın arkadaşlığını güzel yap. Bu takdirde hakiki mü’min olursun.”175 Dikkat edilsin ! Allah’ın Rasûlü bu hadis-i şerifde arkadaşlığın mükafatını iman olarak zikretmiştir. İslâmı da komşuluğun mükâfatı olarak göstermiştir. Zira iman fazileti ile İslâm fazileti arasındaki fark, tıpkı komşusunun hakkını yerine getirmekteki zorluk ile arkadaşlığın hakkını yerine getirmekteki zorluk arasındaki fark gibidir. Çünkü arkadaşlık daimi bir şekilde mütenasib ve yakın durumlarda bir çok hakları istemekdir. Arkadaşlığın hukukundan birisi de öğretmek ve nasihat etmektir. Unutulmasın ki, arkadaşının ilme muhtaç olmaklığı, hiçbir zaman mala muhtaç olmaklığından daha az değildir. Eğer sen ilmen zenginsen faziletinden onun ihtiyacını gidermelisin. Din ve
174 175

Hadîs, Ebû Davud, Tirmizi Hadîs, Tirmizi ve İbni Mace

- 149 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

dünya için ona menfaatlı olanla onu irşad etmelisin. Eğer sen ona öğrettiğin ve irşad ettiğin halde, o ilmin isteğiyle hareket etmezse, bu sefer ona nasihat etmek sana gerekir. Yaptığı çirkin hareketleri terk ettiği takdirde faideleri ona zikr edeceksin. Onu dünya ve ahiret meselelerinde uyaracaksın. Bütün bunları o çirkin fiilinden vazgeçsin diye yapmalısın. Onun ayıplarına dikkatini çekmelisin, kötüyü onun gözünde kötü göstermeli, iyiyi de kendisine iyi göstermelisin. Fakat bunları yaparken hiç kimsenin bunlara muttali olmamasına dikkat edeceksin. Zira cemaat huzurunda yapılan tenkidler, azarlamaktan ve rezil etmekten başka bir şey değildir. Gizlice yapılan tenkidler ise, şefkat ve nasihattır. Çünkü Allah’ın Rasûlü buyurmuştur: “Mü’min mü’minin aynasıdır.”176 Allah’ın peygamberi (s.a.v) buyurmuştur: “Her kim ki, arkadaşı kendisinden özürünün kabulünü isterse, o da onun özürünü kabul etmezse, sultan yardakçılarının zulmen tacirlerden aldıkları vergiden dolayı yüklendikleri günah gibi, günah yüklenmiş olur.”177 Başka bir hadis-i şerifte: “Mü’min geç kızar, çabuk razı olup barışır.”178 Dikkat edilirse, Allah’ın Rasûlü: “Mü’min kızmaz” dememiştir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

َ‫اﱠﺬﯾ َ ﯾﻨْﻔِ ُﻮنَ ﻓِﻰ اﻟ ﱠ ﱠاءِ وَاﻟ ﱠ ﱠاءِ َاﻟْﻜَﺎﻇِﻤﯿﻦ‬ ‫ﻀﺮ و‬ ‫ﺴﺮ‬ ‫َﻟ ﻦ ُ ﻘ‬ َ‫اﻟْﻐﯿﻆَ َاﻟْﻌَﺎﻓﯿﻦَ ﻋَﻦ اﻟﻨﱠﺎسِ َاﻟﻠﮫُ ُﺤﺐ اﻟْ ُﺤْﺴِﻨﯿﻦ‬ ‫و ّ ﯾِ ﱡ ﻤ‬ ِ ‫َْ و‬
“O muttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların
176 177

Hadîs, Ebû Dâvud Hadîs, İbni Mâce, Ebû Dâvud 178 Hadîs, Irakî, Tirmizi

- 150 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.”179 Cenab-ı Hak, “Mü’minler öfkesizdir.” dememiştir. Çünkü tabii olarak insanın yaralanıp elem duymaması mümkün değildir. Belki insanoğlu elem duymasına rağmen ona karşı sabır gösterip, mütehammil olabilir. Bu bir dereceye kadar varır. Nasıl ki, yara ile elem duymak bedenin tabiatı ise, öfkenin sebeplerinden elem duymak da kalbin tabiatlarındandır. Bunu kalpten söküp atmak mümkün değildir. Ancak iman sayesinde onu zapt-u rapt altına almak, iyi tanımak ve onun hilafına çalışmak mümkündür. Çünkü insan ister ki, öfkelendiğinde intikam almak ve karşılık vermek suretiyle yüreğini rahatlatsın. Nitekim şair buyurmuştur: “Eğer kusuruyla kabul etmezsen, hiçbir dost edinemezsin. Hangi kişidir ki,dört başı ma’mur olsun, tam temiz bulunsun?”. Vefânın manası, sevgide ölünceye kadar sebat etmektir. Ölümden sonra da dostunun evlât ve dostlarına aynı sevgiyi devam ettirmektir. Zira sevgi ancak âhiret için istenir. Eğer ölümden evvel sevgi kesilirse, o sevgiden elde edilen amel yanar. O mevzuda yapılan sa’yu gayret boşa gider. Bunun için Allah’ın Rasûlü (s.a.v), Allah tarafından kıyamet gününde arşın gölgesine alınan yedi sınıfın arasında Allah için sevişenleri de saymıştır. Selefden biri şöyle buyurdu: Ölümden sonra gösterilen azıcık vefakârlık, hayatta iken gösterilen çok vefakârlıktan daha hayırlıdır. Bunun için rivayet ediliyor ki:“Cenab-ı Peygamber (s.a.v), huzuruna gelen bir ihtiyar kadına ikramda bulundu. Rasûlullah’tan: Ya rasulullah, neden bu kadına bu kadar ikram ediyorsun? diye sorulduğunda buyurdular ki: Bu kadın, Hatice

179

Âl-i İmran, Âyet 134

- 151 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

zamanında bize gelip gidiyordu. Abdin keremi dindendir.”180 Kişi, kendi nefsinin daha faziletli olduğunu gördüğü zaman, arkadaşlarını hakir telakki etmiş olur. Böyle bir anlayış ise bütün müslümanlar için kötü bir davranıştır. Nitekim, Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur: “Müslüman kardeşini hakir görmek bir mü’min için şer bakımından yeter de artar” 181 Her yapacağı iş hususunda arkadaşlarıyla müşavere edip onların işaret ettiklerini kale almak, arkadaşlığın icabı olarak terk edilmesi gereken tekellüf ve gösterilmesi lâzım olan kolaylığın tamamlanmasındandır. Cenab-ı Hakk buyurmuştur:

َ‫ﺎ َﻠﯿﻆ‬ َ‫ﻓﺒِﻤَﺎ رَﺣْﻤﺔٍ ﻣِﻦ اﻟﻠﮫِ ﻟِﻨﺖَ ﻟَ ُﻢْ وﻟَﻮْ ﻛﻨﺖَ ﻓ‬ ‫َ َ ّ ْ ﮭ َ ُْ ﻈ ﻏ‬ َ ْ‫اﻟْﻘﻠﺐِ ﻟَﺎﻧْﻔ ﱡﻮا ﻣِﻦْ ﺣَﻮﻟِﻚَ ﻓَﺎﻋ ُ ﻋﻨْ ُﻢْ وَاﺳﺘَﻐْﻔِﺮْ ﻟَ ُﻢ‬ ‫ﮭ‬ ْ ‫ْﻒ َ ﮭ‬ ْ ‫َﻀ‬ َْ ‫َﺷَﺎوِر ُﻢْ ﻓِﻰ اﻟْﺎَﻣْﺮِ َﺎِذَا ﻋَﺰَﻣﺖَ ﻓﺘَﻮَ ﱠﻞْ ﻋَﻰ اﻟﻠﮫِ اِ ﱠ‬ ‫ْ َ ﻛ َﻠ ّ ن‬ ‫ﻓ‬ ‫ْھ‬ ‫و‬ َ‫اﻟﻠ َ ﯾُﺤﺐ اﻟْﻤﺘَﻮَﻛﱢﻠﯿﻦ‬ ُ ‫ّﮫ ِ ﱡ‬
“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” 182

180 181

Hadîs Hâkim Hadîs Müslim 182 Ali İmran Suresi, Ayet 159

- 152 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Rivayet ediliyor ki: Allah’ın Rasûlü (s.a.v), nezdinde oturan herkese mübarek yüzünden bir nasip veriyordu.183 Rasûlullah’a kulak veren herkes zannederdi ki, Rasûlullah’ın nezdinde kendisinden daha faziletli bir kimse yoktur. Hatta Rasûlullah’ın meclisi, dinlenmesi, konuşması, zarif soruları ve teveccühü kendisinin yanında oturan zâta oluyordu. Habibullah’ın meclisi haya, tevazû ve emanet meclisiydi. Rasûlullah, arkadaşlarının yüzüne gülüp tebessüm etmek bakımından arkadaşlarının konuştuklarına kulak vermek ve onları benimsemek yönünden insanların en üstünü idi. Ashab-ı kiram, Rasûlullah’ın nezdindeki tebessümleri sevgiden ibaretti. Bu hususta Rasûlullah’a uymakta, ona tazim ve hürmette azami derecede gayret ederlerdi. Arkadaşlarının konuşmasına kulak verip onun kelimelerinden sürurlanıp ve tasdik edecek şekilde onu dinleyip konuşmasından memnuniyetini izhar etmelisin. Onların konuşmasını mücadele ve itiraz etmek suretiyle kesmemelisin. Eğer konuştukları esnada senin acil bir işin baş gösterirse onlardan özür dileyerek konuşmalarını kesebilirsin. Onlardan hoş görmediklerini dinlemekten kulağını tıkamalısın. Arkadaşlarının arkasında yürüyen bir kimsenin yürüyüşü ile yürümemelidir. Arkadaşlar kendisini ne kadar öne verirlerse, o kadar öne geçmeli, kendisini ne kadar yaklaştırırlarsa o kadar yaklaşmalı, arkadaşları geldiğinde, onlara hürmet etmeli, ancak onlar oturduğu zaman o da mütevazi bir şekilde oturmalıdır. İttihad tahakkuk ettiği zaman, bu hakların bir takımı hafifleşir. Arkadaşın önünde ayağa kalkmak, arkadaştan özür dilemek ve arkadaşı övmek gibi. Çünkü bütün bunlar sohbetin haklarındandır. Bunların zımnında bir nevi yabancılık ve
183

Tirmizi

- 153 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

külfet vardır. İttihad ve beraberlik tahakkuk ettiği zaman külfet tamamen ortadan kalkar. Kendi nefsini yürüttüğü gibi ancak arkadaşını yürütür. Çünkü bu zahiri edebler, batın edeblerinin ve kalbin temizliğinin alametlerindendir. Ne zaman ki, kalbler tasfiyeye kavuşursa artık içindekilerinin izharı için tekellüf göstermeğe ihtiyaç kalmaz. Bakışı halkın sohbetine doğru olan bir kimse, bazen eğri bazende doğru hareket eder. Fakat Halık’a doğru olan bakış sahibi zahir ve bâtında istikametten ayrılmaz. İç alemini Allah’ın sevgisi ve ondan ötürü halkın sevgisiyle süsler. Zahirini de Allah için ibadet, halk için hizmetle süslendirir. Böyle yapmak Allah için yapılan hizmet nevilerinin en alâsıdır. Zira bunlara ancak güzel ahlak ile yetişilebilir. Kişi güzel ahlakıyla gece ibadet, gündüz oruç tutan ve daha fazlasını yapan salihler derecesine yükselir.

- 154 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

KARDEŞLİĞİN FAZİLETİ

Bil ki, ülfet, muhabbet ve sevgi güzel ahlâkın meyvesidir. Ayrılmak ise kötü ahlâkın semeresidir. O halde güzel ahlâk, ulfet, muhabbet ve sevgi, anlaşma ve birleşmeye vesile olur. Kötü ahlâkın neticesinde, fitne fesat ve huzursuzluk zuhur eder. Ne zaman ki kök(soy) güzel ise meyvesi de güzel ve tatlı olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de: “İnsanların cennete girmesine vesile olan takva ve güzel ahlâktır,” buyurmuştur.184 Üsame bin Şureyk der ki: “Allah’ın Resulünden sordum: İnsanoğluna verilen şeylerin en hayırlısı nedir? Allah’ın Rasulü (s.a.v) “Güzel Ahlâktır” buyurdu.185 Başka bir hadis-i şerif: “Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”186 Başka hadis-i şerifte ise şöyle denilmiştir: “İnsanoğlunun terazisine konan en ağır şey güzel ahlaktır”187 Başka bir hadis-i şerif: “Ey Ebû Hureyre! Güzel ahlâka yapış ve ondan ayrılma. Ebû Hüreyre (r.a): Ey Allah’ın Rasulü güzel ahlâk nedir? Rasulullah (s.a.v): Sen sıla-i rahmini kesen bir kimsenin sıla-i rahmini kesmeyeceksin, sana zulm edeni affedeceksin, seni mahrum edip vermeyene vereceksin.”188
184 185

Hadîs, Tirmizi, Hakim Hadîs, İbni Mace 186 Hadîs, Ahmed b. Hanbel, Beyhakî ve Hakim 187 Hadîs Ebu Davud ve Tirmizi 188 Hadîs, Beyhakî. Şuabil- Îmanda

- 155 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İyi ahlakın meyvesi, vahşetin ortadan kalkması, sevgi ve dostluğun onun yerini almasıdır. Dal güzel oldukca verdiği meyve de güzel olur. Nasıl böyle olmasın ki, ülfet ve muhabbeti övmek hususunda çok hadisler rivayet edilmiştir. Hele Allah için sevişenlerin arasındaki bağ, din ve Allah sevgisi olursa bu husus hakkında kifayet eder derecede âyet, hadis ve eserler varid olmuştur. Cenab-ı Hak, ülfet nimeti ile halka büyük nimetini izhar ederek buyurmuştur:

‫واﻟﻒَ ﺑﯿْﻦَ ﻗُﻮﺑِ ِﻢْ ﻟَﻮْ اﻧْﻔَﻘﺖَ َﺎ ﻓِىﺎﻟْﺎَرْضِ ﺟَﻤﯿ ًﺎ‬ ‫ﻌ‬ ‫ََﱠ َ ُﻠ ﮭ َ ْ ﻣ‬ ٌ ‫ﻣَﺎ اﱠﻔ َ ﺑﯿْ َ ﻗﻠُﻮﺑِ ِﻢْ وَﻟﻜِﻦ اﻟﻠﮫَ اﻟﻒَ ﺑﯿﻨَ ُﻢْ اﻧ ُ ﻋَﺰﯾ‬ ‫ﺰ‬ ‫ﱠ ّ َﱠ َ ْ ﮭ ِ ﱠﮫ‬ ‫َﻟ ْﺖ َ ﻦ ُ ﮭ‬ ٌ ‫َﻜﯿ‬ ‫ﺣ ﻢ‬
“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”189 Başka bir âyeti celilede:

‫وَاﻋﺘﺼِ ُﻮا ﺑِﺤﺒْﻞِ اﻟﻠﮫِ ﺟَﻤﯿﻌًﺎ وَﺎ ﺗَﻔَﺮﻗُﻮا َاذْ ُ ُوا‬ ‫َﻟ ﱠ و ﻛﺮ‬ ّ َ ‫َْ ﻤ‬ ْ‫ﻧِﻌْﻤﺖ اﻟﻠﮫِ ﻋَﻠﯿْ ُﻢْ اِذْﻛﻨ ُﻢْ اَﻋْ َاءً َﺎَﻟﻒَ ﺑﯿْﻦَ ﻗُﻮﺑِ ُﻢ‬ ‫َ َ ّ َ ﻜ ُ ْﺘ ﺪ ﻓ ﱠ َ ُﻠ ﻜ‬ َ‫َﺎﺻﺒَﺤ ُﻢْ ﺑﻨِﻌْﻤَ ِﮫ اِﺧْﻮَاﻧًﺎ وَﻛﻨ ُﻢْ ﻋَﻠﻰ ﺷَﻔَﺎ ُﻔْﺮةٍ ﻣِﻦ‬ َ ‫ﺣ‬ ‫ُ ْﺘ‬ ‫ﻓَ ْ ْﺘ ِ ﺘ‬ ْ‫اﻟ ﱠﺎرِ َﺎﻧْﻘَﺬَ ُﻢْ ﻣﻨْﮭَﺎ َﺬﻟِﻚَ ﯾﺒ ﱢﻦُ اﻟﻠ ُ ﻟَ ُﻢ اﯾَﺎ ِﮫ ﻟَﻌﱠ ُﻢ‬ ‫ﻨ ﻓَ ﻛ ِ ﻛ ُ َﯿ ّﮫ ﻜ ْ ﺗ َﻠﻜ‬ ‫ْﺪ ن‬ َ ‫ﺗَﮭﺘَ ُو‬
189

Enfal Sûresi, Âyet 63

- 156 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” 190 Allah’ın Rasulü başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: “Mü’min bir kimse sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen bir kimsede ise hayır yoktur”.191 Diğer bir hadiste, dinde tahakkuk eden kardeşliğin medh-ü senası şöyle yapılmaktadır: “Herhangi bir kimse ki, Allah onun için hayır murad ederse ona salih bir dost nasib eder. O unuttuğu zaman salih dostu ona hatırlatır ve ikaz eder. Hatırladığı zaman yardımda bulunur”. 192 Başka bir hadis: “İki Müslüman kardeş buluştukları zaman onların durumu tıpkı iki elin haline benzer. O ellerin her biri diğerini yıkamaktadır. İki mü’min biraraya geldiğinde muhakkak ki Cenab-ı Hak her birine arkadaşından hayır nasip eder.”193 Bu söz üzerine Allah Rasûlünden ashab-ı kiram sordu: “Ya Rasulallah, onların vasıflarını bize söyle (ki bizde onlardan olmaya çalışalım). Rasulullah (s.a.v): Onlar Allah yolunda sevişenler, Allah için bir arada oturanlar ve Allah için biri diğerini ziyaret edenlerdir.194

190 191

Ali İmran Sûresi, Âyet 103 Hadîs, Ahmed b. Hanbel, Taberâni ve Hâkim 192 Hadîs, Ebu Dâvud 193 Hadîs, Deylemî Müsned 194 Hadîs, Nesei Sünen-i Kübra’da

- 157 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Başka bir hadis-i şerifte buyuruldu: “İki kimse Allah için birbirlerini sevdikleri takdirde, arkadaşını en fazla seveni Allah daha fazla sever”195 Allah yolunda kardeş olan iki kişiden birisinin makamı diğerinin makamından daha yüksek olduğu zaman öbürü de onunla beraber, onun makamına yükselir. Nasıl ki zürriyetler ebeveynlerine (eğer dindar iseler) aile efradının (dindarlık şartıyla) birisi diğerine iltihak ediyorsa, öylece mertebece eksik olan kardeş mertebece yüksek olan kardeşe iltihak eder. Çünkü Allah yolunda elde edilen kardeşlik, doğum yoluyla gelenden az değildir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

ْ‫َاﱠﺬﯾﻦَ اﻣ ُﻮا وَاﺗﺒَﻌﺘْ ُﻢْ ُ ﱢﯾ ُ ُﻢْ ﺑِﺎﯾﻤَﺎنٍ اﻟْﺤَﻘ َﺎ ﺑِ ِﻢ‬ ‫َ ْﻨ ﮭ‬ ‫ﱠ َ ﮭ ذر ﱠﺘﮭ‬ ‫َﻨ‬ ‫وﻟ‬ ٍ‫ُرﯾﺘَ ُﻢْ وَﻣَﺎ اﻟﺘﻨَﺎ ُﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَﻤﻠِ ِﻢْ ﻣِﻦْ ﺷَﻰءٍ ُ ﱡ اﻣْﺮِئ‬ ‫ْ ﻛﻞ‬ ‫َﮭ‬ ‫ََ ْ ھ‬ ‫ذ ﱢﱠ ﮭ‬ ٌ ‫ﺑِﻤَﺎ َﺴﺐَ رَھﯿ‬ ‫ﻦ‬ َ‫ﻛ‬
”İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.”196 Cenab-ı Peygamber (s.a.v) de bir kutsî hadisinde:” Muhakkakki Allah buyuruyor: Benim muhabbetim, benim için birbirini ziyaret edene hak oldu. Benim için sevişenlere benim muhabbetim hak oldu. Benim için yek diğerine hediye verenlere muhabbetim gerekli oldu ve yine

195 196

Hadîs, İbni Hibban ve Hâkim Tûr Sûresi, ayet: 21

- 158 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

muhabbetim, benim için birbiriyle yardımlaşanlara hak oldu,” buyurdu.197 Allah kıyamet gününde şöyle der: Benim celâlim için birbirini sevenler nerededirler. Bugün onları arşın gölgesinde gölgelendiririm. Öyle bir gün ki gölgemden başka gölge yoktur”. 198 Başka bir hadisde buyurulur ki: “Yedi sınıf insan vardır. Allah onları arşın gölgesinden başka gölge bulunmadığı günde arşın gölgesinde gölgelendirir. 1- Adaletle hükmeden devlet başkanı 2- Allah’a ibadet eden genç mü’min 3- Camiden çıktığı zaman camiye dönünceye kadar kalbi cami ile bağlı bulunan kimse 4- Allah için toplanıp Allah için ayrılanlar 5- Tenha bir yerde Allah’ı zıkredip Allah korkusundan ağlayan kişi 6- Soylu ve güzel bir kadın zinaya davet ettiğinde, “ben Allah’dan korkuyorum” diye karşılık veren mü’min 7- Sadaka verdiğinde sol eli sağ elinin infak ettiğini bilmeyecek kadar onu gizleyen kişi.”199 Başka bir hadis-i şerifte buyuruluyor: “Bir kişi Allah yolunda başka bir kişiyi sevdiğinden ve onunla bir araya gelip sohbet etmesini arzuladığından dolayı ziyaret ederse arkasından bir melek kendisine şöyle seslenir: Sen güzel iş yaptın, senin adımların da güzeldir ve Cennet te senin için güzel oldu”.200

197 198

Ahmed b. Hanbel, Tirmizi Müslim, Birr:38,Tirmizi, Zühd;53 199 Hadîs, Müslim, Buhâri 200 Hadîs,Tirmizi, İbni Mâce

- 159 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Başka bir hadis-i şerif: “Bir zat, Allah yolunda bulunan bir kardeşini ziyaret etti. Cenab-ı Hak o zatın yolunda bir meleği bekletti, melek ona: Nereye gidiyorsun? O: Filan kardeşimi ziyarete etmeyi irade ediyorum dedi. Melek: Onun yanında bir ihtiyacın mı vardır? O: Hayır, dedi. Melek: Sana iyilik yaptığı için mi gidiyorsun? O: Hayır, dedi. Melek: Ya niçin gidiyorsun? O: Ben onu Allah yolunda seviyorum da ondan gidiyorum, dedi. Melek: Muhakkak Cenab-ı Hak beni sana gönderdi ve sana haber veriyor ki, o ademi Allah için sevdiğinden Allah da seni seviyor ve sana Cennet’i vacip kılmıştır”.201 Başka bir hadis-i şerifte: “İman kulpunun en kuvvetlisi Allah yolunda sevmek ve Allah yolunda buğz etmektir”.202 İşte bunun için, kişinin Allah için buğz ettiği düşmanlarının olması farzdır .Nitekim Allah için sevdiği dost ve ihvanlarının olması farz olduğu gibi. İsa (a.s) buyurdu: “Günahkârlara buğz etmek suretiyle kendinizi Allah’a sevdiriniz. Onlardan uzak durmak suretiyle Allah’a yaklaşınız. Allah’ın rızasını günahkârlara kızmakta arayınız. Havariyyûn Hz. İsa’dan; Ey Allah’ın emriyle gelen ruh! O halde biz kimlerle oturalım? diye sordular. Hz. İsa:” Görünüşü size Allah’ı hatırlatan, konuşması amelinizi artıran, ameli sizi ahirete daha fazla iten bir kimseyle oturunuz,” buyurdu. Geçmiş haberlerde rivayet ediliyor ki, Cenab-ı Hakk kulu ve Peygamberi Musa (a.s)’ya şöyle vahyetti: Ey İmran’ın oğlu! Uyanık ol! Nefsin için arkadaş ara. Her dost ve arkadaş ki benim sevgim üzere sana yardımcı olmazsa bil ki, o senin düşmanındır.”

201 202

Hadîs, Müslim Ahmed B. Hanbel Müsned 4/216

- 160 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ALLAH’IN PEYGAMBERİMİZİ KUR’AN İLE EDEBLENDİRMESİ

Resûlullah (s.a.v) çokça yalvarır, çokça yakarır ve şöyle güzel dua ederdi: “Ey Allah’ım! Benim yaradılışımı ve ahlâkımı güzelleştir.” 203 Cenab-ı Hakk da onun duasını va’d-i ilahisini yerine getirmek için kabul buyurdu. İşte va’di ilahisi:

َ‫و َﺎلَ ر ﱡ ُ ُ ادْ ُﻮﻧﻰ اَﺳﺘَﺠﺐْ ﻟَ ُﻢْ اِنﱠ اﻟﱠﺬﯾﻦ‬ ‫ْ ِ ﻜ‬ ‫َﻗ َﺑﻜﻢ ﻋ‬ َ‫َﺴﺘَﻜﺒِ ُونَ ﻋَﻦْ ﻋﺒَﺎدَﺗﻰ ﺳﯿَﺪْﺧُﻮنَ ﺟَﮭ ﱠﻢَ َاﺧِﺮﯾﻦ‬ ‫َﻨ د‬ ‫َ ُﻠ‬ ِ ‫ﯾ ْ ْﺮ‬
“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”204 Cenab-ı Hak onun üzerine Kur’an’ı indirdi ve onu Kur’an ile edeblendirdi. Zira onun ahlâkı Kur’an’dır. Hişamın oğlu Said der ki: “Aişe validemizin huzuruna girdim. Resulullahın ahlâkını kendisine sordum. Buyurdular: “Sen Kur’an’ı okumuyor musun?” Ben: “Evet okuyorum.” Aişe validemiz: “Rasulullahın ahlâkı Kur’andır,” buyurdular. Ancak Kur’an onu şu âyetlerin benzerleriyle edeblendirmiştir:

َ‫ُ ِ اﻟْﻌَﻔْﻮَ واْ ُﺮْ ِﺎﻟْ ُﺮفِ واَﻋْﺮضْ ﻋَﻦِ اﻟْ َﺎھِﻠﯿﻦ‬ ‫ﺠ‬ ِ َ ْ ‫َﻣ ﺑ ﻌ‬ ‫ﺧﺬ‬
“(Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”205
203 204

A.Bin Hanbel, Müsned 1/404, 6/68-155 Gaafir Sûresi, ayet: 60

- 161 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

‫اِن اﻟﻠ َ َﺎْ ُ ُ ِﺎﻟْﻌَﺪْلِ َاﻟْﺎِﺣْﺴَﺎنِ وَاﯾﺘَﺎئِ ِىﺎﻟْ ُﺮْﺑﻰ‬ ‫ذ ﻘ‬ ‫و‬ ‫ﱠ ّﮫ ﯾ ﻣﺮ ﺑ‬ ْ‫وﯾﻨْﮭﻰ ﻋَﻦ اﻟْﻔَﺤْ َﺎءِ َاﻟْﻤﻨْﻜَﺮِ َاﻟﺒَﻐْ ِ ﯾَﻌِ ُ ُﻢْ ﻟَﻌﱠ ُﻢ‬ ‫ِ ﺸ و ُ و ْ ﻰ ﻈﻜ َﻠﻜ‬ ََ ‫ﻛﺮ ن‬ َ ‫ﺗَﺬَ ﱠ ُو‬
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım

etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”206

ِ‫َﺎ ﺑﻨَ ﱠ اَ ِﻢِ اﻟ ﱠﻠﻮةَ واْ ُﺮْ ِﺎﻟْﻤَﻌْ ُوفِ َاﻧﮫَ ﻋَﻦ‬ ْ ‫ﯾ ُﻰ ﻗ ﺼ َﻣ ﺑ ﺮ و‬ ِ‫اﻟْﻤﻨْﻜَﺮِ َاﺻﺒِﺮْ ﻋَﻠﻰ ﻣَﺎ اﺻَﺎﺑَﻚَ اِ ﱠ ذﻟِﻚَ ﻣِﻦْ ﻋَﺰْم‬ ‫ن‬ َ ْ ‫ُ و‬ ‫ﺎﻣ ر‬ ِ ‫اﻟُْ ُﻮ‬
“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”207

َ ِ‫وﻟَﻤَﻦْ ﺻﺒَﺮَ وَ َﻔَﺮَ اّﺬﻟِﻚَ ﻟَﻤِﻦْ ﻋَﺰْم اﻟُْ ُﻮر‬ ‫ِ ﺎﻣ‬ ‫َ ﻏ ِﻧ‬ َ
“Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.”208

ً‫ﻓﺒِ َﺎ ﻧَﻘﻀِ ِﻢْ ﻣﯿ َﺎﻗَ ُﻢْ ﻟَﻌ ﱠﺎ ُﻢْ وَﺟَﻌﻠﻨَﺎ ﻗُﻮﺑَ ُﻢْ َﺎﺳﯿﺔ‬ َ ِ ‫َ ْ ُﻠ ﮭ ﻗ‬ ‫َ ﻤ ْ ﮭ ﺜ ﮭ َﻨ ھ‬ ‫ﺎ ﻣِ ﱠﺎ ُ ﱢ ُوا‬ ‫ُﺤَﺮ ُﻮن اﻟْﻜِﻢَ ﻋَﻦْ ﻣَ َاﺿِﻌِﮫ و َﺴُﻮا ﺣ‬ ‫َﻈ ﻤ ذﻛﺮ‬ ‫َﻧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﯾ ﱢﻓ َ َﻠ‬
205 206

Araf Sûresi, Âyet 199 Nahl Sûresi, ayet; 90 207 Lokman Sûresi,Âyet 17 208 Şura Sûresi, Âyet 43

- 162 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ْ‫ﺑِﮫ وَﺎﺗَ َالُ ﺗ ﱠﻠ ُ ﻋَﻠﻰ َﺎﺋِﻨﺔٍ ﻣﻨْ ُﻢْ اﱠﺎ ﻗَﻠﯿﻠًﺎ ﻣﻨْ ُﻢ‬ ‫ِﮭ‬ ‫ﺧ َ ِ ﮭ ِﻟ‬ ‫َﻟ ﺰ َﻄِﻊ‬ َ‫ﻓَﺎﻋ ُ ﻋﻨْ ُﻢْ وَاﺻْﻔَﺢْ اِن اﻟﻠ َ ﯾُﺤﺐ اﻟْ ُﺤْﺴِﻨﯿﻦ‬ ‫ﱠ ّﮫ ِ ﱡ ﻤ‬ ‫ْﻒ َ ﮭ‬
“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.”209 Başka bir âyet:

‫وَﺎ َﺎ َﻞِ اُوُﻮااﻟْﻔﻀْﻞِ ﻣﻨْ ُﻢْ َاﻟ ﱠﻌﺔِ اَنْ ُﺆْ ُﻮا ُوﻟِﻰ‬ ‫ﯾ ﺗ ا‬ َ‫ِﻜ و ﺴ‬ َ ‫َﻟ ﯾ ْﺗ ﻟ‬ ِ‫اﻟْ ُﺮْﺑﻰ َاﻟْ َﺴَﺎﻛﯿﻦَ َاﻟْ ُ َﺎﺟِﺮﯾﻦَ ﻓﻰ ﺳَﺒﯿﻞ اﻟﻠﮫ‬ ّ ِ ‫و ﻤﮭ‬ ‫و ﻤ‬ ‫ﻘ‬ ‫ّﮫ ﻜ و ّﮫ‬ ُ ‫وﻟﯿَﻌْ ُﻮا وﻟْﯿﺼْﻔَ ُﻮا اﻟَﺎ ُﺤ ﱡﻮنَ اَنْ ﯾَﻐْﻔِﺮَ اﻟﻠ ُ ﻟَ ُﻢْ َاﻟﻠ‬ ‫َ ْ ﻔ َ َ ﺤ َ ﺗ ِﺒ‬ ٌ ‫ﻏَ ُﻮ ٌ َﺣﯿ‬ ‫ﻔ رر ﻢ‬
“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”210

َ‫وَﺎ َﺴﺘَﻮِى اﻟْ َﺴَﻨ ُ وﻟَﺎ اﻟﺴﯿﺌ ُ اِدﻓﻊْ ِﺎﻟﱠﺘﻰ ھِﻰ‬ ‫ﺤ َﺔ َ ﱠﱢ َﺔ ْ َ ﺑ‬ ْ ‫َﻟ ﺗ‬ ٌ ‫اَﺣْﺴَ ُ َﺎِ َا اﻟﱠﺬى ﺑَﯿﻨَﻚَ وﺑﯿْﻨ ُ ﻋَ َاو ٌ َﺎَﻧ ُ وﻟِ ﱞ ﺣَﻤﯿ‬ ‫ْ َ َ َﮫ ﺪ َة ﻛ ﱠﮫ َ ﻰ ﻢ‬ ‫ﻦﻓذ‬

209 210

Maide Sûresi,Âyet 13 Nur Sûresi, Âyet 22

- 163 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”211

َ‫اﱠﺬﯾ َ ﯾﻨْﻔِ ُﻮنَ ﻓِﻰ اﻟ ﱠ ﱠاءِ وَاﻟ ﱠ ﱠاءِ َاﻟْﻜَﺎﻇِﻤﯿﻦ‬ ‫ﻀﺮ و‬ ‫ﺴﺮ‬ ‫َﻟ ﻦ ُ ﻘ‬ َ‫اﻟْﻐﯿﻆَ َاﻟْﻌَﺎﻓﯿﻦَ ﻋَﻦ اﻟﻨﱠﺎسِ َاﻟﻠﮫُ ُﺤﺐ اﻟْ ُﺤْﺴِﻨﯿﻦ‬ ‫و ّ ﯾِ ﱡ ﻤ‬ ِ ‫َْ و‬
“O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”212

‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣﻨُﻮا اﺟﺘﻨ ُﻮا ﻛَﺜﯿﺮًا ﻣِﻦَ اﻟ ﱠ ﱢ اِ ﱠ‬ ‫ﻈﻦ ن‬ ‫ْ َ ِﺒ‬ َ ‫َﯾﮭ‬ ْ‫ﺑَﻌﺾ اﻟ ﱠﻦﱢ اﺛْ ٌ وَﺎ ﺗَ َ ﱠ ُﻮا وَﺎ ﯾَﻐﺘﺐْ ﺑَﻌ ُ ُﻢ‬ ‫ْ َ ﻈ ِ ﻢ َﻟ ﺠﺴﺴ َﻟ ْ َ ْﻀﻜ‬ ‫ﺑَﻌﻀًﺎ اﯾُﺤ ﱡ اَﺣَ ُ ُﻢْ اَنْ َﺎْ ُﻞَ ﻟَﺤْﻢَ اَﺧﯿﮫِ ﻣَﯿ ًﺎ‬ ‫ْﺘ‬ ‫ﯾﻛ‬ ‫ْ َ ِﺐ ﺪﻛ‬ ٌ ‫ﻓَﻜَﺮھ ُ ُﻮ ُ َا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ اِن اﻟﻠ َ ﺗَ ﱠا ٌ رَﺣﯿ‬ ‫ﻢ‬ ‫ِ ْﺘﻤ ه و ﺗﻘ ّ ﱠ ّﮫ ﻮ ب‬
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”213 Resulullahın, Uhud muharebesinde başı yaralandıkları zaman mübarek yüzünün üzerine kan akmaktaydı. Bir taraftan kanını silerken, diğer taraftan şöyle şikâyette bulunuyordu: “Acaba peygamberlerinin yüzünü kana
211 212

Fussilet Sûresi, Âyet 34 Al-i İmran Sûresi, Âyet 134 213 Hucurat Sûresi, Âyet 12

- 164 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

boyayan bir kavim, nasıl felaha kavuşacaktır.? Halbuki o peygamber kendilerini Rablerinin yoluna davet ediyor, onun bütün yaptıkları bundan ibarettir”. 214 Bunun üzerine Cenab-ı Hak bir âyeti celilesini, peygamberini bu sözden dolayı edeblendirmek için inzal buyurdu.

ْ‫ﻟﯿﺲَ ﻟَﻚَ ﻣِﻦ اﻟْﺎَﻣْﺮِ ﺷَﻰ ٌ اَوْ ﯾ ُﻮبَ ﻋﻠﯿْ ِﻢْ اَوْ ُﻌَﺬﺑَ ُﻢ‬ ‫ََ ﮭ ﯾ ﱢ ﮭ‬ ‫ْء َﺘ‬ َ َْ َ‫َﺎ ﱠ ُﻢْ َﺎﻟِﻤُﻮن‬ ‫ﻓِﻧﮭ ﻇ‬
“Ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur yahut (müslüman olsunlar da) tevbelerini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin diye (Allah Bedir'de size yardım etti). Çünkü onlar zalimdirler.”215 Bu gibi ilahi te’dibler, Kur’anda sayılmıyacak kadar çoktur. Bu te’dip ve tezhibin ilk hedefi Hazret-i Muhammeddir. Sonra ondan nur, bütün insanlık alemine feyezan eder. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerimle Peygamberini edeblendirmişdir, o da Kur’anın adâbını kabul etmiş ve onunla halkı edeblendirmiştir. Bu sırra binaen, peygamber-i Zîşan buyuruyor: “Mekarimi ahlâkı (ahlâkın iyisini) tamamlamak için gönderildim.”216 Bundan sonra Cenab-ı Peygamber; insanları güzel edeblere ve ahlâka teşvik buyurdu. Sonra Cenab-ı Hak, Habib-i Edibi Muhammed Mustafa’nın ahlâkı kemale vardığı zaman onu medh-u sena ederek buyurdu:

ٍ‫وا ﱠﻚَ ﻟَﻌَﻠﻰ ﺧُﻠﻖٍ ﻋَﻈﯿﻢ‬ ُ ‫َِﻧ‬
214 215

Hadîs-i Müslim Ali İmran Sûresi, Âyet 128 216 Muvatta, Hüsnü’l-hulk:8,İbn Hanbel,2/381

- 165 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”217 Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Şanı yücedir. Kullarına vermiş olduğu nimetleri sayılmayacak kadar çoktur. Sonra Cenab-ı Hakk’ın umumi lutfuna, büyük faziletine dikkat et ki, nasıl veriyor ve verdiğini nasıl övüyor. Peygamberi güzel ahlâk ile süsleyen o, sonra lütfundan vermiş olduğu ahlâkı peygambere izafe ederek buyurdu: “Muhakkak sen ahlâkça çok yüksektesin.” Sonra Rasulullah halka belirtti ki: “Cenab-ı Hak, mekarimi ahlâkı (ahlâkın iyisini) sever, ahlâkın düşüğüne buğz eder.”218 Hz.Ali (r.a) diyor ki: “Müslüman bir kişiye şaşıyorum ki, Müslüman kardeşi bir ihtiyacı için kendisine geldiğinde o ihtiyaç sahibine yardım etmek suretiyle kendini nasıl hayrın ehli olarak görmüyor? İnsan yapacağı iyilikten sevab beklemez ve yapmadığı takdirde herhangi azabdan korkmaz bile. Yine de güzel ahlâka dayanarak iyilik etmesi insanlık icabıdır. Çünkü böyle yapması kurtuluş yoluna insanı iletir.” Bunları söyledikten sonra Hz.Ali’ye zatın biri dedi ki: “Sen bunun böyle olduğunu Rasulullahtan dinledin mi?” Hz.Ali (r.a): “Evet ! dinledim!, hatta bundan daha hayırlısını da dinledim. Şöyleki Rasulullah’a Tayy kabilesinin esirleri getirildiği zaman, esirler arasında ayağa kalkan bir cariye şöyle dedi: “Ya Muhammed! Ne olursun, beni serbest bırak! Arab kabilelerine gülünç olmayayım, çünkü ben kavmin efendisinin kızıyım, benim babam himayesindeki insanları korur, esirleri bırakır, açları doyurur, yemek yedirir, selamı yayar ve hiçbir ihtiyaç sahibini mahrum çevirmezdi. Ben Hâtem-i Tai’nin kızıyım”
217 218

Kalem Sûresi 4 Hakim, Tirmizi

- 166 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Bu sözleri işiten Rasulullah (s.a.v) şu karşılığı verdi: “Ey cariye! Bu saydığın sıfatlar gerçekten mü’minin sıfatlarıdır. Eğer senin baban Müslüman olsaydı biz ona rahmet okuyacaktık. Ey ashabım! Cariyeyi serbest bırakınız ! Çünkü onun babası ahlâkların güzellerini seviyormuş, Cenab-ı Hak da ahlâkların güzellerini sever.” Bu esnada sahabilerden Niyar’ın oğlu Ebû Bürde ayağa kalktı ve dedi ki: “Ey Allah’ın Resulu ! Demek Allah ahlâkların güzelini sever.” Resulullah (s.a.v): “Benim nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim, cennete ancak ahlâkı güzel olan kimse girecektir.” 219 Güzel muaşeret, iyilik yapmak, yumuşaklık göstermek, hayır ve hasenatta bulunmak, yemek yedirmek, selâmı yaymak, müslüman hastayı ziyaret etmek, müslümanın cenazesini teşyi etmek, her komşusuna güzel muamele etmek, ihtiyar müslümana hürmet göstermek, yemeğe davet edildiğinde icabet etmek ve bundan dolayı duada bulunmak, müslümanı affetmek, insanların arasında ıslahat yapmak, cömert olmak, şerefli olmak, müsamahalı olmak, evvela selam vermek, öfkeyi yutmak, halkı affetmek, İslâmın haram ettiği oyun ve batıllardan kaçınmak, haram teganniden, lehv aletlerinin tamamından kaçınmak ve her türlü telli aleti çalmaktan sakınmak, her hileli işten, gıybet, yalan, cimrilik, başkasının arasını bozmak, başkasına zahmet vermek, kovuculuk yapmak, müslümanların arasını bozmak, sıla-i rahimi kesmek, kötü ahlâk, kibir, gurur, gevezelik, fahiş konuşmak, müstehcen olmak, kindar olmak, haset etmek, fal bakmak, zulüm, tecavüz ve adaletsizlikten sakınmak, güzel ahlâk cümlesindendir. Enes (r.a) der ki, Allah’ın Rasulü bizi her güzel nasihata davet etti ve her güzel nasihatı bize emir buyurdu. Hiçbir
219

Hadîs Tirmizi

- 167 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

ayıp veya hile veya çirkinlik bırakmadı ki, bizi ondan sakındırmasın ve onu bize yasaklamasın. Bütün bunların yerine şu âyet yeter:

‫اِن اﻟﻠ َ َﺎْ ُ ُ ِﺎﻟْﻌَﺪْلِ َاﻟْﺎِﺣْﺴَﺎنِ وَاﯾﺘَﺎئِ ِىﺎﻟْ ُﺮْﺑﻰ‬ ‫ذ ﻘ‬ ‫و‬ ‫ﱠ ّﮫ ﯾ ﻣﺮ ﺑ‬ ْ‫وﯾﻨْﮭﻰ ﻋَﻦ اﻟْﻔَﺤْ َﺎءِ َاﻟْﻤﻨْﻜَﺮِ َاﻟﺒَﻐْ ِ ﯾَﻌِ ُ ُﻢْ ﻟَﻌﱠ ُﻢ‬ ‫ِ ﺸ و ُ و ْ ﻰ ﻈﻜ َﻠﻜ‬ ََ ‫ﻛﺮ ن‬ َ ‫ﺗَﺬَ ﱠ ُو‬
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor”220 Muaz (r.a) der ki: Rasulullah (s.a.v) bana vasiyet ederek buyurdu: “Ey Muaz, sana Allah’ın takvasını, doğru söylemeyi, sözüne sahip olmayı, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti terk etmeyi, komşuluk hakkını korumayı, yetime rahmet etmeyi, yumuşak konuşmayı, selam vermeyi, güzel amel de bulunmayı, dünyada tûl-i emeli kısaltmayı, imanın eteğine yapışmayı, Kur’an’da anlayışlı olmayı, ahireti sevmeyi, hesaptan kaçınmayı ve merhamette tevazuda kanatları germeyi tavsiye ediyorum. Hâkime sövmekten veya herhangi bir doğruyu yalanlamaktan veya herhangi bir günahkara itaat etmekten, adil idareciye isyan etmekten veya herhangi bir araziyi ifsad etmekten seni sakındırıyorum.Sana her taşın, her ağacın, her toprağın yanında Allah takvasını vasiyet ediyorum, her günah için bir tevbe ihdas etmeni tavsiye ediyorum.”221 Birru teavun: Birr; pak tertemiz, günah işlemeyen, amel-i sâlih yapan, in’am ve ihsan sahibi. Teavun ise,

220 221

Nahl Sûresi, Âyet 90 Hadîs Ebu Nuaym-beyhaki

- 168 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

hayırlı olan işlerde birbirine iyilikle muavenet edip yardımlaşmaktır. İşte böylece Cenab-ı Hak, kullarını edeblendirdi ve onları ahlâkların güzellerine ve edeblerin iyilerine davet etti.

- 169 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

HADÎSLERLE PEYGEMBER EFENDİMİZ’İN GÜZEL AHLÂKI

Râvi diyor ki: “Allah’ın Resulü (s.a.v.), insanların en halimi, en şeceatlısı,en adili, en afifi idi. Mübarek eli, cariyesi olmayan veya nikâhında bulunmayan veya mahremi olmayan hiç bir kadının eline değmemiştir.222 Rasulullah insanların en cömertiydi.223 O’nun yanında hiç bir dinar ve hiç bir dirhem akşamlamazdı.224 Eğer onun elinde fazla bıir mal olsa ve verecek bir kimseyi bulamazsa ve gece de gelirse, onu muhtaç olan kimseye vermedikçe evine gelmezdi.225 Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu nimetlerden ancak bir senelik nafakasını alırdı. Onu da elindeki malın en kolayı olan hurma ve arpadan alırdı,diğerlerini Allah yoluna harcardı. Kendisinden herhangi bir şey istenildiği zaman muhakkak verirdi.226 Sonra senelik nafakasına döner, fakirleri nefsine tercih ederdi. Hatta eline yeni birşey geçmezse senesi dolmazdan evvel yeniden nafakaya muhtaç olurdu.227 Ayakkabılarını pençeletirdi. Elbisesini yamalardı. Aile efradının ihtiyacında hizmet yapardı.228 Onlarla beraber yemeklik et doğrardı.229 Hayaca insanların en ilerisi idi. Mübarek
222 223

Hadîs, Ebû Şeyh, Müslim, Buhari, Tirmizi Hadîs Taberani 224 Hadîs Ebû Davud 225 Hadîs, Müslim, Buahri 226 Hadîs, Tayalisi, Dâremi 227 Hadîs Tirmizi,Nesei, İbni Mace 228 Hadîs Ahmed 229 Hadîs Ahmed

- 170 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

gözünü hiç kimsenin yüzünde durdurmazdı.230 Gerek hür, gerekse kölelerin davetine icabet ederdi.231 Bir yudum süt veya bir tavşanın budu olsa dahi hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.232 Ve hediyeden yerdi. Fakat sadaka yemezdi233 Bir cariyenin veya fakir bir kimsenin davetine icabet etmekten geri kalmazdı234 Rabbinin ahkâmı için kızardı. Fakat nefsi için kızmazdı235 Hakkı infaz ederdi. Velevki, hakkı infaz etmek, onun nefsine veya ashabına zarar getirse dahi... Kendisine müşriklerden, müşriklere karşı yardım görmesi teklif edildiği zaman, beraberindekilerin adedini çoğaltmak için bir tek insana muhtaç olduğu halde bu teklifi kabul etmedi. Ve buyurdu: “Ben hiç bir zaman Allah’a ortak koşan bir kimseden yardım istemem.”236 Resûlullah bir ara açlıktan dolayı karnının üzerine taş bağladı. Neyi hazır bulursa onu yer, bulduğunu geri çevirmez, helal olan bir taamdan sakınmazdı.237 Arka arkaya üç gün hiç bir zaman buğday ekmeğinden doya doya yemiş değildi. Bu durumu, Allah’a mülaki oluncaya kadar devam etmiştir. Bu durum, fakirliğinden veya haşa cimriliğinden değil di. Başkalarını nefsine tercih etmekli-ğinden ileri gelmekteydi.238 Velime davetine icabet eder,239 hastaları ziyaret eder ve cenazelerde bulunurdu. 240 Düşmanlarının arasında nöbetçisi
230 231

Hadîs,Buhâri, Müslim Hadîs Tirmizi, İbni Mace, Hakim 232 Hadîs Buhâri 233 Hadîs Müslim, Buhâri 234 Hadîs Nesei, Hakim 235 Hadîs Tirmizi 236 Hadîs Müslim 237 Hadîs Müslim 238 Hadîs İbni Mace 239 Hadîs Taberani 240 Hadîs Tirmizi, İbni mace, Hakim

- 171 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

olmaksızın tek başına gezerdi.241 Tevazu bakımından insanların en ilerisi idi. Sözü uzatmaksızın insanların en beliği, güler yüzlülük yönünden insanların en güzeliydi.242 Dünya işlerinde onu korkutup ürkütecek hiç bir şey yoktu.243 Bulduğunu giyerdi. Bazan Yemende imal edilen bir kürk giyerdi. Bazan şemle tabir edilen bir elbise, bazen yünden yapılmış bir cübbe giyerdi.244 Mübahlardan neyi görürse onu giyerdi.245 Sağ elinin (bazan da ) sol elinin serçe parmağına gümüş yüzük takardı. 246 Bir hayvana bindiği zaman, bineğin terkisine kölesini veya başka bir kimseyi alırdı.247 Eline geçen bineğe binerdi. Bazan ata, bazan deveye, bazan kızıl bir katıra, bazan merkebe binerdi. Bazan yayan, yalınayak, abasız, sarıksız ve kalensüvesiz yürürdü.248 Medine’nin en uzak yerlerinde olsa dahi hastaları ziyaret ederdi. Güzel kokuları severdi249 Kötü kokuları sevmezdi250 fakirlerle otururdu.251 252 Miskinlerle yemek yerdi. Ahlâkında fazilet ehli olan kimselere ikramda bulunur, şeref ehliyle yakınlık peyda eder, kendilerine ihsanda bulunurdu.253 Akrabalarına sılayı rahim yapar, fakat onlardan daha üstün olan kimseye onları tercih etmezdi.254 Hiç kimseye cefa vermezdi.255 Özür
241 242

Hadîs Taberani Hadîs Dehhak 243 Hadîs Müslim, Buhâri 244 Hadîs Tirmizi 245 Hadîs Ahmed 246 Hadîs Buhâri 247 Hadîs Müslim, Buhâri 248 Hadîs Müslim 249 Hadîs Müslim, Buhâri 250 Hadîs Müslim, Buhâri 251 Hadîs Müslim, Buhâri 252 Hadîs Nesei 253 Hadîs Nesei 254 Hadîs Buhâri 255 Hadîs Tirmizi

- 172 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

dileyenin özürünü kabul ederdi.256 Şaka eder fakat hakikati söylerdi.257 Kahkahasız gülerdi.258 Mübah oyunları görür, yasaklamazdı.259 Rasulullah (s.a.v) konuşma bakımından insanların en fasihi, kelam bakımından en tatlısı idi. Ve buyururdu ki: “Cennettekiler orada Muhammed (a.s) lügatıyla konuşurlar.260 Rasulullah az konuşurdu. Konuştuğu zaman fazla uzatmazdı. Mübarek konuşması ipe dizilmiş inci taneleri gibi intizamlıydı.261 Aişe Validemiz. (r.a) der ki:“Sizin arka arkaya sürekli konuştuğunuz gibi Resûlullah konuşmasında arka arkaya konuşmazdı. Onun konuşması azdı. Siz ise kelamları konuştukça konuşuyorsunuz.262 Ashab-ı Kiram derler ki:“Resûlullah herkesden daha veciz konuşur ve Cebrail (a.s) böyle konuşmayı ona Allah tarafından getirmişdi. Fakat vecizlikle beraber istediği bütün manaları konuşmasına sığdırırdı.263 Kelimelerin manalarını derleyici konuşmalar yapardı.264 Gür sesliydi. Nağme bakımından insanların en güzeliydi.265 Uzun zaman sükût eder, ancak ihtiyaç anında konuşurdu.266 Münkeri (kötü sözü) söylemezdi. İster normal anında ister öfkeli anında olsun, hak sözden başkasını konuşmazdı.267 İyiliğin gayrisini konuşan bir kimseden yüz çevirirdi.268 Kerih
256 257

Hadîs Hakim Hadîs Ebu Davud, Tirmizi 258 Hadîs ahmed 259 Hadîs müslim, Buhâri 260 Hadîs Taberani 261 Hadîs Hâkim 262 Hadîs Taberani 263 Hadîs Müslim, Buhâri 264 Hadîs Dare Kutni 265 Hadîs Tirmizi, Nesei 266 Hadîs Tirmizi 267 Hadîs Ebu Davud 268 Hadîs Tirmizi

- 173 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

gördüğü nesneleri konuşmak mecburiyetinde kaldığı takdirde kinaye yoluyla tabir ederdi. 269 Sustuğu zaman yanında oturanlar konuşmaya başlardı. Yanında münakaşa olmazdı.270 Ciddiyet ve nasihatla vaaz ederdi. 271 Bazı zamanda mübarek ön dişleri görününceye kadar tebessüm ederdi.272 Resûlullah (s.a.v) sarığın altında takke giydiği gibi bazan da sarıksız takke giyerdi.273 Bazan da külahını başından çıkarır, önünde sütre yapar, öylece namaza kalkardı. Bazan da başında sarığı olmadığı takdirde mübarek başına ve alnına mendilimsi bir şey bağlardı.274 Allah’ın Resûlu (s.a.v) insanların en cömertiydi.275 Mübarek ramazanda esen rüzgar gibiydi. Hiç bir şeyi yanında tutmazdı. Hazret-i Ali, Resûlullah’ı vasıflandırırken şöyle derdi. Vermek bakımından insanların en cömerti, huzur bakımından da insanların en genişi, lisan yönünden insanların en doğrusu, sözüne sahip çıkmak yönünden insanların en sadığı, tabiatça insanların en yumuşağı ve muaşeretçe insanların en şereflisi idi. İlk olarak kendilerini gören, heybetinden korkardı. Onunla marifet yönünden ihtilat eden onu severdi. 276 Resûlullah’ı öven der ki: “Ne ondan evvel ne de ondan sonra, ona benzer kimseyi görmedim. İslâmiyete muhalif olmaksızın kendisinden istenilen şeyi mutlaka verirdi.277 Bir gün birisi Resûlullah’a gelip ihtiyacını arz etti ve ondan birşeyler istedi. Resûlullah da ona iki dağ arasını dolduracak bir
269 270

Hadîs Buhâri Hadîs Tirmizi 271 Hadîs Müslim 272 Hadîs Müslim, Buhâri 273 Hadîs Müslim, Buhâri Enes’den 274 Hadîs Buhâri 275 Hadîs Müslim, Buhâri 276 Hadîs Tirmizi 277 Hadîs Müslim, Buhâri

- 174 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

koyun sürüsü bağışladı. O zat, kavminin yanına dönünce onlara dedi ki: Teslim olunuz! Çünkü Muhammed fakr-u zaruretden korkmayan bir kişinin cömertliğiyle veriyor. Resûlullah’dan hiç bir şey yoktur ki, istensin de Resûlullah da hayır desin.278 Resulullaha bir ara doksan bin dirhem ganimet getirildi. Onu bir hasırın üzerine döktü, sonra kalkıp fakir ve fukaraya taksim etti. Her gelip isteyeni boş çevirmedi. Ta ki doksan bini bitirinceye kadar... Bir kişi gelip Resulullahtan bir şeyler istedi. Buyurdu ki: Benim nezdimde bir şey kalmadı. Fakat git, benim adıma borç et. Eğer bir şeyler gelirse onu öderiz. Bu manzara karşısında Hazret-i Ömer: Ey Allahın Resulü! Senin güç yetiremediğini Allah sana yüklememiştir, dedi. Bu söz karşısında, gelen kişi (Resulullah’a) şöyle dedi: Ey Allahın Resulu! Allah yolunda infak et. Arşın sahibi olan Cenab-ı Hak’kın seni fakir bırakacağından korkma. Bu söz üzerine Resulullah tebessüm etti ve mübarek yüzünde sevgi alametleri belirdi.279 Mekke’de Kureyşliler kendisinden peygamberliğine dair bir alamet (mucize) istediği zaman, parmağıyla işaret edince ay ikiye ayrıldı.280 Allah Resulünün parmakları arasından su akmıştır. Askerler susamış oldukları halde o mübarek sudan içtiler., bütün ordu ondan aynı zamanda abdest de aldı, yine de su bitmedi.281 İçinde su bulunmayan Tebük pınarına ve başka bir zamanda da Hudeybiye kuyusuna Allah Resulünün abdest suyu döküldü. İkisi de kaynayarak doldular. Bin kişilik ordu kana kana Tebük çeşmesinden içti. Hudeybiye kuyusundan ise, bin beş yüz kişilik bir ordu kana kana
278 279

Hadîs Müslim, Buhâri Hadîs Buhâri 280 Hadîs Müslim, Buhâri 281 Hadîs Buhâri ve Müslim

- 175 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

içmiştir. Halbuki bu hadiseden önce Hudeybiye kuyusunda su denen bir şey yoktu.282 Allahın Resulu (s.a.v) Hattabın oğlu Ömer (r.a) ya dörtyüz süvariye bir devenin çökerek işgal ettiği yer kadar bir yer tutan hurma yığınından azık vermesini emir verdi. Hazreti Ömer, dörtyüz süvarisinin hepsine azık verdiği halde hurmalar yine de bitmedi.283 Allah Resulü (s.a.v) bir avuç toprak alarak kocaman bir düşman ordusunun gözüne serpti. Hepsinin gözüne (Peygamberin bir mucizesi olarak) toprak giriverdi ve gözleri görmez oldu. Kur’an bu hadiseyi bir âyet-i celilesinde şöyle beyan buyurmaktadır:

َ‫ﻓَﻢْ ﺗَﻘﺘﻠُﻮ ُﻢْ وَﻟﻜِ ﱠ اﻟﻠﮫَ ﻗﺘﻠَ ُﻢْ وَﻣَﺎ رَﻣﯿﺖَ اِذْ رَﻣﯿﺖ‬ َْ َْ ‫ﻦ ّ ََ ﮭ‬ ‫َﻠ ْ ُ ھ‬ ‫وَﻟﻜِﻦ اﻟﻠﮫَ رَﻣﻰ وﻟﯿﺒﻠِﻰَ اﻟْ ُﺆْ ِﻨﯿﻦَ ﻣﻨ ُ ﺑﻠَﺎءً َﺴﻨًﺎ اِ ﱠ‬ ‫َِ ُ ْ ﻤ ﻣ ِ ْﮫ َ ﺣ َ ن‬ ّ ‫ﱠ‬ ٌ ‫اﻟﻠﮫَ ﺳَﻤﯿ ٌ ﻋَﻠﯿ‬ ‫ﻊ ﻢ‬ ّ
“(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, mü’minleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”284 Cenab-ı Hak peygamber-i zişanı Muhammed Aleyhisselamı göndermek suretiyle kehanet iptal olunup sona erdi ve ortadan kalktı.285 Allahın Resulü kendisine mimber yapıldığı zaman hutbe okumak için mimbere çıktı. Daha önce sırtını dayayıp hutbe okuduğu hurma kütüğü inledi, öyle ki ; Ashab-ı Kiramın hepsi deve sesine benzer

282 283

Hadîs Müslim Hadîs Ahmed 284 Enfal Sûresi, Âyet 17 285 Hadîs El-Haraiti

- 176 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

bir inleyişi kütükten işittiler. Bunun üzerine Allahın Resulü gelip kütüğü okşadı ve böylece sükûnet buldu.286 Bir mü’minin mertebe-i kemali din ve şeriat adâbına ittiba ve riayeti kadardır. Ahsen-i takvim üzere, akıl, irfan gibi nimetlerle bezenmiş olduğu halde her bakımdan mükemmel olarak yaratılan biz insanlar,nereden geldiğimizi, niçin geldiğimizi, yaratılışımızdaki hikmetin ne olduğunu ve kimin huzuruna varacağımız düşünür, ebedi saadet ve sermedi tecelliyata nail olmaklığımız için Resül-u Kibriyaya ittiba edersek, rıza-ı Bariyi tahsil ile umduğumuza mazhar ve korktuğumuzdan emin olarak Rabbımıza kavuşuruz.

286

Hadîs Buhâri

- 177 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İHVAN-I DİNE NASİHAT

Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

‫ا ﱠ َﺎ اﻟْ ُﺆْﻣ ُﻮنَ اِﺧْﻮ ٌ َﺎﺻْﻠِ ُﻮا ﺑﯿْﻦَ اَﺧَﻮﯾْ ُﻢْ َا ﱠ ُﻮا‬ ‫َ ﻜ و ﺗﻘ‬ َ ‫َة ﻓَ ﺤ‬ ‫ِﻧﻤ ﻤ ِﻨ‬ َ‫اﻟﻠﮫَ ﻟَﻌﱠ ُﻢْ ُﺮْﺣَﻤُﻮن‬ ‫ّ َﻠﻜ ﺗ‬
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.”287 Gerçekten mü’minler bir köke, bir asla bağlıdırlar ki, o da ebedi saadet hayatını tahakkuk ettiren imandır. Mü’minlerin haklarını korumak ve menfaatlerini gözetmekteki din kardeşliğinizi, Allah’tan korkarak yapın. Kardeşlik olan yerde, şefkat, muhabbet ve merhamet vardır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

ٍ‫َاﻟْ ُﺆْﻣ ُﻮنَ َاﻟْ ُﺆْﻣ َﺎ ُ ﺑَﻌ ُﮭﻢْ اَوﻟِ َﺎ ُ ﺑَﻌﺾ‬ ْ ‫و ﻤ ِﻨ و ﻤ ِﻨ ت ْﻀ ُ ْ ﯿ ء‬
“Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin velileridir...”288 Yani mü’minler tevhidde birleşmek suretiyle hem dünya hem de âhiret işlerinde birbirlerinin yardımcılarıdır. Şüphesiz ki dinî bağlılık, temeli toprak olan ailevi akrabalıktan daha kuvvetlidir. İslam’da karabet (akrabalık) üç şekilde tahakkuk eder.
287 288

Sure-i Hucûrat, Âyet 10 Tevbe Sûresi, Âyet 71

- 178 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

1- Din karabeti 2- Kan karabeti 3- Sıhriyet karabeti Kan karabeti baba tarafına taalluk eder. Sıhriyet karabeti ise, aile tarafına taalluk eder. Eğer iki tarafta dinen bağlılık yoksa bunların her ikisi de izafîdir, kabire kadardır, kabirden öteye gidemez. Amma din karabetine gelince yani iman kardeşliği; ulvîdir, kutsidir, melekidir, imani ve islamidir. Hayatta, mematta, haşirde ve neşirde daimidir. Din karabeti yani dinen akrabalık diğer iki akrabalığın fevkindedir. Kan karabeti ve sıhriyyet karabetiyle yakın olan kişiler birbirlerine din karabetiyle de bağlıysa nûrun alâ nurdur. Cenâb-ı Hakk sadıklarla beraber olmayı şu emr-i ilâhisiyle ferman buyurur:

َ‫ﯾَﺎ ا ﱡ َﺎ اﻟﱠﺬﯾﻦَ اﻣُﻮا ا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ وَ ُﻮﻧُﻮا ﻣﻊَ اﻟ ﱠﺎدِﻗﯿﻦ‬ ‫َ ﺼ‬ ‫َﻨ ﺗﻘ ّ ﻛ‬ ‫َﯾﮭ‬
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.”289 Peygamber-i Zîşan (s.a.v) Efendimiz ise: Allah için salihleri sevmek ve Allah için fasıklara buğz etmek farzdır. 290 Kur’an-ı Kerim; sadık bir dosttan mahrum kalmanın hüzün ve hüsranını da şu âyet-i kerimede ne kadar açık olarak beyan buyurur:

ٍ‫ﻓَﻤَﺎ ﻟﻨَﺎ ﻣِﻦْ َﺎﻓِﻌﯿﻦَ )001( وﻟَﺎ َﺪﯾﻖٍ ﺣَﻤﯿﻢ‬ ‫َ ﺻ‬ ‫ﺷ‬ َ
“Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var. Ne de yakın bir dostumuz.”291
289 290

Tevbe Sûresi, Âyet 119 Buhari İman:1 291 Şuarâ Sûresi, Ayet 100-101

- 179 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Allah için sadık bir dost kazanmak hem dünya, hem de ahiret için mühim ve elzemdir. Tefsirlerin beyanına göre kıyamet gününde hasenesi ve seyyiesi eşit (müsavi) olan bir mü’min huzûr-u ilâhiye celb edilir. Allah (c.c): “Kulum bir hasene getir de seni cennetime koyayım,” buyurur. Kul da kederli bir halde anasına, babasına, kardeşlerine, gider ve halini arzeder. Her kime gittiyse; benim de bir haseneye ihtiyacım var, ne olacağım belli değil, derler ve vermezler. Bir haseneye ihtiyacı olan kul kederli bir halde huzûr-u ilâhiye celbedilir. Allah (c.c) bildiği halde sorar: Ne oldu kulum, bir hasene vermediler mi. Kul da vermediler yâ Rabbenâ der. O zaman; “ey kulum benim için dünyada sadık bir dost kazanmadın mı, ona git” buyurur. Kul da senin için sâdık bir dostum vardı ya Rabbenâ der. Bir haseneye ihtiyacı olan kul gider, dünyada iken Allah için dost olduğu kardeşini mahşerde bulur ve hâlini arzeder. O’da, ey kardeşim bugün benim de ne olacağım belli değil, madem ki sen bir haseneyle kurtulacaksın verdim, tek sen kurtul der. Haseneyi aldıktan sonra Allah (c.c) kulunu tekrar huzûr-u ilâhiyesine celb eder. Bildiği halde sorar, ne oldu yâ kulum, o da mesrur bir halde, ya Rabbenâ kardeşim bana merhamet etti de bir hasene verdi, der. Cenab-ı Hakk celle ve âlâ hazretleri bugün fezerü’l ekber günüdür, kul olduğu halde o sana merhamet edip acıyor, ben erhamerrâhimîn olan Allah azîmuşşanım, seni de onu da affettim, girin cennetime, buyurur. Peygamberimiz (s.a.v), sadık dostun önemini şöyle beyan buyurur: Salih ihvana kardeş olmak, insanın saadet alametindendir.292

292

Münavi-Künüzü’l Hakâik

- 180 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Ey ihvan-ı din, malumunuz olsun ki, islam kardeşliği tüm kardeşliklerin fevkindedir. Peygamberlerden sonra en faziletli insan olan Hz. Ebû Bekir Sıddik (r.a) Efendimize Hz. Ali kerremallahuveçhe Efendimiz sordu:“Her zaman bize tekaddüm ediyorsunuz bu üstün fazileti kazanmanıza sebep nelerdir? Ebu Bekir Sıddik (r.a) buyurdu ki: 1) İnsanları iki kısım gördüm bir kısmı dünya’ya talib diğer bir kısmı da ahiret’e talib ben ise mevla’ya talibim. 2) Müslüman olduğum günden beri doyasıya yemek yemedim. Marifetullah (Allah’ı bilmek) zevki bana dünya taâmından daha lezzetli geldi. 3) Müslüman olduğum günden beri kanasıya su ve şerbet içmedim. Muhabbetullah (Allah’ı sevmek) zevki bana dünya şerbetlerinden daha lezzetli geldi. 4) Müslüman olduğum günden beri dünya ve ahiret işleriyle karşılaştığım zaman dünyayı terkedip hep ahiret amellerini tercih ettim. 5) Rasûlullah (s.a.v)’e mülazemet ettim. Onunla velevki gârı sevr (sevr mağrası)’de dahi olsa herzaman beraber olup feyz aldım. Ey ihvânı din! Mâlumun olsun ki hazreti Ebû Bekir Efendimizin yukarıda zikr ettiğimiz az yiyip içmesi yirmiotuz gün değil bir ömür boyu devam etmiştir. Hicaz beldesinin sıcak günlerinde böyle yapması nefis terbiyesine ne kadar itina ettiğini göstermektedir. Bu ne sabır! Hele tasaddukda yiyeceğinin birini yiyor ikisini infak ediyordu. Dine hizmet etmek ancak ve ancak bütün İslâm alemindeki müslümanların aynı gaye etrafında birleşip aynı duygularla Ümmet-i İslâm’ı ve şeriatlarını her türlü tehlikeden korumak ve zafere ulaştırmakla mümkündür. Müslümanlar kendi aralarında Allahu Teâlânın emrettiği
- 181 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

şekilde birleşmiyor ve Allah’ın gösterdiği yolun haricinde bir yol takip ediyorlarsa, Allah muhafaza buyursun zilletin çukuruna yuvarlanmış demektir. Bu takdirde dinlerinin düşmanlarına boyun eğmek, onların kabzasına düşmek ve istibdatları altında yaşamak mecburiyetinde kalırlar. Hazreti Ömer (r.a) şöyle buyuruyor. “Gece kaim, gündüz saim olan, malını mülkünü tasadduk eden ve harplerde kahramanca çarpışan bir kimse, eğer sevdiğini Allah için sevmiyor ve buğz ettiğine de Allah için buğz etmiyor ise, yaptıklarından hiç bir fayda göremez. Hadisi Şerifte: “Sizden herhangi biriniz şahsı için arzuladıklarını mü’min kardeşleri için de arzulamadıkca, iman etmiş olamaz.” buyurulmuştur.293 Yine bir hadisi şerifte: “Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek imandan bir cüzdür.”294 Şu halde şer-i şerif’e uygun şekilde birbirlerine acımak,birbirlerini sevmek, birbirleriyle yardımlaşmak, İslâmiyetin haklarını korumak, ve İslâm dinini insanlara tebliğ etmek, bütün müslümanların üzerine vacipdir.Ve bu bakımdan mü’minler tek vücûd gibidirler. Nefsimi yed-i kudretinde tutan Cenab-ı Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Ve birbirlerinizi sevmedikce (Kâmil) mü’min olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim mi, onu yaptığınız takdirde sevişirsiniz! Aranızda selamı yayınız, buyuruluyor.295
293 294

Hadis Tirmizi, Kıyame:59., Buhari, İman:7,Müslim, İman:71 Hadis, Ebû Dâvud 295 Müslim, İman:93,Ebu Davud, Edep:131,Tirmizi, İstizan:1

- 182 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Peygamberimiz sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz, bizleri diğer taraftan Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin şu hadis-i kudsileriyle müjdeliyor: Benim için sevişenlere, benim için ziyaretleşenlere, benim için birbirlerine ikramda bulunanlara ve benim için birbirlerine itimad edip dost olanlara, benim de muhabbetim tahakkuk etmiştir.296 Allah-u Teala şöyle buyurdu:

َ‫َﺎ ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ واَﺻﻠِ ُﻮا ذَا َ ﺑﯿﻨِ ُﻢْ وَﻃﯿﻌُﻮااﻟﻠﮫ‬ ّ ‫ﻓ ﺗﻘ ّ َ ْ ﺤ ت َ ْ ﻜ َا‬ َ‫وَ َ ُﻮﻟ ُ اِنْ ﻛﻨ ُﻢْ ُﺆْ ِﻨﯿﻦ‬ ‫رﺳ َﮫ ُ ْﺘ ﻣ ﻣ‬
“...O halde siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.”297 Yani; Allah’tan korkun ve Allah’ın gadabını celb edecek anlaşmazlıklardan sakınarak, aranızdaki hoşnutsuzlukları izale edin. Birbirinize muhalefet ettiğiniz takdirde elbetteki aranızda anlaşmazlık ve mücadele zuhûr edecek ve maksat hasıl olmayacaktır. Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyuruyor ki: “Birbirinize hased etmeyiniz, birbirinizi helâka sürüklemeyiniz, birbirinize buğz etmeyiniz. Ey Allahın kulları kardeş olun.”.298 Hakk Teâla Hazretleri şöyle buyuruyor:

َ‫وَﻃﯿ ُﻮا اﻟﻠﮫَ وَ َ ُﻮﻟ ُ وﻟَﺎﺗﻨَﺎزَﻋُﻮا ﻓﺘَﻔْﺸﻠُﻮا وﺗَﺬھﺐ‬ َْ َ َ َ َ َ ‫َا ﻌ ّ رﺳ َﮫ‬ َ‫رﯾ ُ ُﻢْ َاﺻﺒِ ُوا اِ ﱠ اﻟﻠﮫَ ﻣﻊَ اﻟ ﱠﺎﺑِﺮﯾﻦ‬ ‫ﺤﻜ و ْ ﺮ ن ّ َ ﺼ‬
296 297

Hadîs, Tirmîzi Enfal Sûresi, Âyet 1 298 Hadis, Buhâri, Edep:57,Müslim, Birr:24

- 183 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü 0 Allah sabredenlerle beraberdir.”299 Allah-u Teala, mü’minlerin kendi aralarında niza ve ihtilâfa düşmelerini men etmekte, böyle bir tehlikenin vukûunda şu iki neticenin zuhur edeceğini bildirmektedir. 1- Bu hâlin başarısızlık, zaaf, soğukluk ve korku husûle getirmesi 2- Bu yüzden kuvvet ve azametin, şevket ve selâbetin elden gitmesi Şu halde, ancak kalbler ve gâyeler birleştiği zaman, nusret ve selâmete ulaşıp, dilekler kemâliyle tahakkuk eder. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kendisinde şu üç haslet bulunan kimse imanın lezzetini tadar: 1- Allah-ü Teala Hazretleri ve Rasulullah (s.a.v) kendisine herşeyden daha sevgili olması 2- Sevdiği kimseyi yalnız Allah için sevmesi 3- Allah’ın lütfuyle küfürden kurtulduktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak kadar kerih görmesidir.”300 Hak Teala Hazretleri mü’minlere şöyle buyurur:

ِ‫وﺗَﻌَﺎو ُﻮا ﻋﻠَﻰ اﻟﺒِ ﱢ وَاﻟ ﱠﻘْﻮى وَﺎ ﺗَﻌَﺎوﻧُﻮا ﻋﻠَﻰ اﻟْﺎﺛْﻢ‬ ِ َ َ ‫َﻟ‬ ‫َ َﻧ َ ْ ﺮ ﺘ‬ ِ‫َاﻟْ ُﺪْوَانِ َا ﱠ ُﻮا اﻟﻠﮫَ اِ ﱠ اﻟﻠﮫَ َﺪﯾﺪُ اﻟْﻌِﻘَﺎب‬ ‫و ﺗﻘ ّ ن ّ ﺷ‬ ‫و ﻌ‬
...İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.301
299 300

Enfâl Sûresi, Âyet 46 Hadis, Buhâri 301 Mâide Sûresi, Ayet 2

- 184 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İşte bunun içindir ki, Hak Teâlâ Hazretleri insanların günde beş defa mescidlerde bir araya gelmelerini ve haftada bir defa camide ve cumada toplanmalarını,senede iki defa bayram münasebeti ile bir mekanda cem olmalarını ve ömürlerinde bir defa hac vesilesiyle bütün beldelerden gelip Beytullah’ın etrafında birleşip Arafatta hep birlikte vakfeye durmalarını emretmiştir. Hak Teâlâ Hazretleri, insanları Kur’an’a ve resulünun sünnetine ve din kardeşliğinin ihya ettiği hakikatları korumak, söz ve kalp birliği ile Muhammed ümmetinin bütün fertlerinin haklarını emniyet altına almak suretiyle, kendisinin bilinmesi, ubudiyetin tahakkuku ve rububiyet haklarının yerine getirilmesi için yaratmıştır. Böyle birbiriyle yardımlaşmak ve anlaşıp birleşmekteki asıl gâye de budur. Saadet-i Dâreyn: Mü’minin dâr-ı dünyadan, dâr-ı bakaya kâmil imanla sefer etmesidir. İki cihan; dünya ve âhiret saadetidir. Dünya saadeti, ibadet ve taatla, Allah’ın rızasını kazanmak, surûr ve huzûra kavuşup, mesut ve bahtiyar olmaktır. Ahiret saadeti ise büyük saadet, saadet-i ebediyedir. Dünya âhiretin ekin tarlasıdır. Dünyada ne ekersen, âhirette onu biçersin. Dünya fanidir ama beka bu fanilikte kazanılır. Bekanın tohumu faniliktedir. Faniyi fenaya veren, bâkiyi de kaybeder. Dünyanın maddesi fanî ise de, manası hayatiyeti bâkidir. Cenâb-ı Hak, dünyayı da âhireti de mü’minler için halk etmiştir. Dünya mü’minler için imtihan mahallidir. Onlar ne bahtiyar mü’minlerdir ki, bu dâr-ı fanî de, imtihan-ı ilâhîyi kazanıp, saadet-i ebediyeye nail olmuşlardır.
- 185 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

Nitekim Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Keriminde şöyle buyuruyor:

‫ُﺴْﻘَﻮْنَ ﻣِﻦْ َﺣﯿﻖٍ ﻣَﺨ ُﻮمٍ )52( ﺧﺘَﺎﻣ ُ ِﺴْ ٌ َﻓﻰ‬ ‫ِ ُﮫ ﻣ ﻚ و‬ ‫ْﺘ‬ ‫ر‬ ‫ﯾ‬ َ‫ذﻟِﻚَ ﻓﻠْﯿﺘﻨَﺎ َﺲ اﻟْﻤُﺘ َﺎ ِﺴُﻮن‬ ‫َ َ َ ﻓ ِ َﻨ ﻓ‬
Kendilerine mühürlü hâlis bir içecek sunulur. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.302 Peygamber-i Zîşân (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Dünya mü’minin cehennemi; kâfirin cennetidir.”303 Yani mü’min dünyada, ne kadar sayısız nimete gark olsa, yine cennete nisbetle cehennemdedir. Bir kâfirde dünyada, ne kadar belâ ve musibetlere dûçâr olsa, cehenneme nisbetle cennettedir. Dünyada gayr-ı müslimlerin görüp görecekleri, yiyip içmeleri, gezip tozmaları, konuşup görüşmeleri, hep dünya içindir. Dünya onlar için nefsanî arzularını tatmin edici bir eğlence mahallidir. Âhirette ise, onlara, akılları durduracak, elîm bir azab vardır. Ey bâr-i hudâ bi hakkı hestî Şeş çîz me râ meded firistî İman û emân tendürüstî İlm û amel û ferah-i destî ALLAH’ım! Varlığın hakkı için senden altı şey istiyorum. Bize bunları lutfet. 1- Bize iman ver, imanda sebat etmeye muvaffık kıl. Zümre-yi sıddıkiyne dahil eyle.
302 303

Mutaffifîn Sûresi, Ayet 25-26 TirmîziZühd:16,İbn Mace, Zühd:3

- 186 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

2- Bizi emn-ü emanda daim eyle. Her türlü tehlike ve günahlardan muhafaza buyur. Mü’min olarak likâna kavuştur. 3- Seninle her an beraber olmak arzusu ile ibadet için sıhhatlı bir beden,şükreden bir lisan, zikreden diri kalp ihsan et. 4- Senin rızan için bize menfaat veren zahirî ve bâtıni ilm-i ledün bahşet. Ancak bahşettiğin ilim ve ubudiyet zevki ile bizi mağrur etme. 5- Bizleri sıdk ve ihlasla islâm yolunda amel-i salih işlemeye muvaffak kıl. 6- Bizleri mukarrebûnun vasfına mazhar kıl, şu vasıfları da bizlere lutfeyle. * Derya misali cömertlik * Güneş misali merhamet * Toprak misali tevazu * Gece misali kusurları örtmek * Gassal elinde meyyit misali teslimiyet * Olduğumuz gibi görünmek * Göründüğümüz gibi olmak Ya ilahe’l-alemin ve ya erhamerrahimîn. Bizi ahlâk-ı Muhammediyye ile tahalluk eden, Sünen-i Muhammediyye ile mütesennin olan, adab-ı Muhammediyye ile teeddüb eden, şeriatı garra-ı Ahmediyye ile müteşerri olan zümre-i sıddîkîne ilhak eyle. Âmîn. Yarab! Tevfik ve hidayet sendendir.

َ‫َاﺧِ ُ دَﻋْﻮﯾ ُﻢْ اَن اﻟْﺤَﻤْ ُ ﻟﻠﮫِ رب اﻟْﻌَﺎﻟَﻤﯿﻦ‬ ‫ﺪ ِّ َ ﱢ‬ ِ ‫ﮭ‬ ‫و ﺮ‬
Son duamız şudur
- 187 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

“...Bütün hamdler mahsustur.”

âlemlerin Rabbı olan

Allah'a

- 188 -

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

189

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

LÜGATÇE
A ACUZE: İhtiyar kadın ADAB: Edebler AFAT: Afetler AFÜV: Af, affetmek AHLÂK-I HAMİDE: Güzel ahlâk AHSEN: En güzel AHVAL: Haller AKVAL: Sözler ÂMİL: Amel eden ÂRİ: Arınmış, beri ÂSUDE: Keder ve sıkıntıdan uzak, mutlu ATA: Vermek AVAM: Halk AZİMET: Yola çıkış B BAST: Manevi manada genişlik, rahatlık, hoşluk, açılma BATIN: İç, yüz, derun BATIN-I MARAZ: Kalbin manevi hastalıkları BEKA: Sonsuzluk, ölümsüzlük BELİĞ: Veciz konuşan BERİ: Beraat etmiş, arınmış, temizlenmiş BEZL: Cömertlik BİD’AT: Dinde olmadığı halde dine mal edilmiş şeyler BÜRHAN: Delil C E EFDAL: En faziletli EHADİYET: Birlik EHL-İ MANA: Mana erleri, maneviyat sahipleri EHLULLAH: Allah’ın bazı sırlara erdirdiği kimseler, veliler ELVAN: Renkler ENVAR: Nurlar ERBAB-I İRFAN: Marifet ehli EVAMİR-İ Şer’i: Şer’i emirler EVKAT: Vakitler EVRAD: Virdler EZVAC-I TAHİRAT: Peygamberimizin hanımları F FACİR: Büyük günah işleyen FAKR: Fakirlik hali D DALÂLET: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma DÂREYN: İki cihan, dünya ve ahiret DUN: Alçak DÜÇAR: Müptela CAH: Makam CARİ: geçerli, akan CEM ETMEK: Toplamak CEZM: Kesinlik Cibilliyet: Maya, tıynet, huy CİDAL: Mücadele etmek CÛD: Cömertlik

190

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

FANİ: Geçici, ölümlü FASİH: Güzel konuşan FENA: geçicilik, ölümlü FESAHAT: güzel konuşma kabiliyeti FEVK: üst seviye FEZAİL: faziletler FIDDA: gümüş FÜZUYAT: feyizler G GASSAL: Ölü yıkayıcı GAYB: Görünmeyen, bilinmeyen H HALAS: Kurtuluş HALVET: Yalnızlık HAMAKAT: Ahmaklık HAML: Yükleme HASENE: Güzellik, iyilik HASLET: Huy HAVF-ÜL HATEME: Nefeste iman getiremeden bu dünyadan göçme korkusu HAZER: Korkutma HEMM: Yığma, biriktirme HEVA: Hevesler, nefsi arzular HIFZ: Muhafaza, ezberleme HILİM: İnce hikmetler HİCAB: Perde, örtü HİLAF-I EDEB: Edebe aykırı HİLKAT: Yaratılış HİTAB-I ŞER’İ: Şer’i emirler HULEFA: Halifeler HUDU: Sessizlik, sükunet HÜCCET: Delil HÜSN-Ü MUAŞERET: Etrafıyla güzel muamelede bulunma

HÜSN-Ü NİYET: İyi niyet HÜSN-Ü ZAN: Güzel zanda bulunma, güzel yorum ve tevilde bulunma HUŞU: Allah’a karşı korku ve sevgiyle boyun eğme, bu duyguyla meydana gelen hal İ İCTİMA: Toplanma, bir araya gelme İCTİNAB: Kaçınma İFFET: Namus İFSAD: Bozulma bozma İFTİTAH: Başlangıç İHLAL: Bozma, zarar verme İHSAN: İyilik İHTİFA: Gizlenme isteği, gizleme isteği İHTİMAM: İncelik ve hassasiyet gösterme İHVAN: Kardeşler İHTİYAR: İstek, irade seçmek İKTİDA: Uymak İKTİFA: Yeterlilik İKTİSAB: Kazanma İKTİZA: Gerekme, lazım gelme İLLET: Hastalık İLM-İ LEDÜN: Sır ilmi, maneviyat ilmi İNKİSAR: Kırılma, kırılmış İNKİŞAF: Gelişme İNKİYAT: Bağlanma, boyun kırma İNTAC: Çıkma İNTİKAL: Ulaşma, ulaştırma İNTİZAR: Bekleme İRTİKAB: İşleme, yapma

191

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

İSMET: Masumluk, günah işleme hali İSTİDLAL: Delil getirme, delil kabul etme İSTİĞRAK: Gark olma, bir şeyin içinde erime, yok olma hali İSTİHZA: Alay etme, küçük görme İSTİMRAR: Geçmek (zaman için) İTAB: Azarlama İTMAM: Tamamlama İTMİNAN: Mutmain olma, mânen doyma İTTİBA: Tabi olma İTTİHAT: Birleşme İYAL: Aileler İZHAR: Açıklama, açığa çıkarma K KABİH: Kötü görme, kötü KABZ: Manevi yönden tıkanma, katılaşma, kararma KAİM: Yerine konan, ikame edilen KATRE: Damla KAVL-İ LEYYİN: Yumuşak söz KAYLULE: Gündüz ve bilhassa kuşluk vakti uyuyan uyku KAZURET: Pislik KEMALET: Olgunluklar KEREM: İkram, cömertlik KESBİ KEMAL: Olgunluk kazanmak KESR: Kırmak KETM: Gizlemek KILLET-İ TAAM: Yemeği az yemek KIYAM-I LEYL: Gece ibâdeti KİBRİD-İ AHMER: Altın, altın yapan sihirli madde

KİFÂYET: Yeterlilik KUTTA-İ TARİK: Bilhassa tarikatta yol kesen kimseler KÜMMELİN: Kamiller L LEVM: Kötüleme LİKA: Kavuşma, mülakat hali M MAASİYET: İsyan, günah MADUN: Aşağıdakiler, altındakiler MEFEVK: Üsttekiler, üstündekiler MAHBUB: Sevgili MAHFİ: Gizli MAKSUT: Maksat, kast edilen MAKTUL: Öldürülen MALÂYÂNİ: Anlamsız şeyler, boş şeyler MAMUR: İmar edilen MANİA: Engel MASİVA: Allah’tan gayri olan her şey MASİYET: Günahlar MATLUB: Taleb edilen MEDİH: Medhetme MEKR: Hile MEKRUHAT: Mekruhlar MENZİL: Konaklanan, oturulan, hedef seçilen yer MESKENET: Miskinlik MESTUR: Gizli MEVSUF: Sıfatlanmış MEYYİT: Ölü MEZMUM: Kötülenmiş

192

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

MUANNİD: İnatçı MUATTAL: Atıl kalmış MUHAL: Gerçekleşmesi mümkün olmayan MUHASAMA: Hasımlık MUHİBB: Seven, muhabbet duyan MUKARİN: Yakın MUKAYYET: Kayıtlı, bağlı MUKTEZA: İktiza eden, gereken MUMAİLEYH: Aadından bahsedilen, ismi geçen MUSAHABET . Sohbet, sohbet etme MUTASAVVER: Tasavvur edilen MUTEBER: İtibar edilen, geçerli MUTİ’: İtaatli MUTTALİ: Farkına varan MUTTASİF: Sıfatlanmış MÜBAHASE: Bahsetmek MÜBTEDİ: Başlangıçta olan MÜCAHEDE: Uğraşmak, cihad etmek MÜEDDEB: Edeblenmiş MÜHLİKAT: Felakete götüren MÜKAŞEFE: Keşif hali MÜLEVVES: Kirli, pis MÜNAZAA: Ayrılık çıkarma, tefrika yapma MÜNCİYAT: Kurtuluşa götüren MÜNEZZEH: Tenzih edilmiş MÜNKER: İnkar eden MÜSAVİ: Eşit MÜSTEĞRAK: Gark olmuş, manevi olarak bir şeyin içinde erimiş MÜSTEHZİ: Alay eden, küçük gören MÜSTENİT: Dayanan

MÜŞAHEDE: Şahid olma, görme MÜTEHALLİK: Ahlâklanma MÜTEHAMMİL:Yüklenmiş MÜTEŞERRİ’: Şeriata uyan MÜTEŞEYYİH: Yalancı şeyh MÜTEZELLİLANE: Zillete düşmüş bir halde MÜYESSER: Kolaylaştırma N NAS: İnsan, insanlar NASS: Kur’an hükümleri NAZAR: Bakış NECASET: Pislik NEDAMET: Pişmanlık NEFY: Silmek, yok etme NEMA: Gelişme NEMİME: İki kişi arsında laf getirip götürmek NESEB: Soy NİSYAN: Unutmak Ş ŞECAAT: Yiğitlik ŞİAR: İşaret, alamet ŞÜBEHAT: Şüpheli şeyler T TAB’: Yaratılış TAHKİR: Hakaret etmek TASFİYE: Temizleme, saflaştırma TA’ZİM: Büyükleme, ululama TEBCİL: Yüceltme, saygı gösterme TEBEAN: Tabi olarak TEBEDDÜL: Değişme

193

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

TE’DİP: Edeblendirme TEDRİS-İ İLİM: İlim öğrenme TEEMMÜL: Düşünme TEGAYYÜR: Değişme TEHALLUK: Ahlâklanma TEHZİB: Süsleme TEKALİF: Teklifler TEKARRÜB: Yaklaşma TEKAYYÜT: Kayıtlandırma, bağlama TELAFİ: Karşılama, dengeleme TELEVVÜN: Renklenme, renkten renge girme TEMKİN: Mekan tutma, sabit yer tutma TERAKKİ: Gelişme TEVAZU: Alçak gönüllülük TEVECCÜH: Yönelme TEVFİK: Muvaffak etme TEVKİR: Ağır başlılık TEZANDUK: Zındıklaşma TEZKİYE: Temizleme, pisliğini atma TEZKİYE-İ KALB: Kalbi temizleme işi TEZKİYE-Yİ NEFİS: Nefsi temizleme işi TEZYİN: Süsleme TİLAVET: Okuma, Kur’an okumak TÖHMETLEMEK: Suçlamak U UBUDİYYET: Kulluk UCB: Kişinin fazla ibâdetinden dolayı kendine güvenmesi, kendinde varlık hissetmesi UKBA: Ahiret

UKDE: Düğüm, halli zor mesel ULVİ: Yüce UZLET: Yalnızlık V VASIL: Kavuşma, ulaşma VAZAİF: Vazifeler VECD: Şiddetli dini duygu ve heyecan hali VEHBİ: Hibe olarak bolca verilen şey VEKAR: Ağır başlılık VERA: Takva VİKAYE: Koruma VUSLAT: Kavuşma Y YAKİN: Doğru ve kuvvetli bilme Z ZAHİR: Görünen ZAİL: İzale olan, kaybolan ZAMİR: İç, yüz, batın ZEHEB: Altın ZELLE: Kusur, küçük kusur, hata ZEMİME: Kötü şeyler ZEMM: Kötülemek ZEVAL: Yok olma, zeval bulma ZIMNEN: Üstü kapalı olarak ZİLLET: Hor ve hakir olma ZUHUR: Görünme

194

This document was created by Print2PDF http://www.software602.com

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->