P. 1
Bir Bilene Soralim

Bir Bilene Soralim

4.78

|Views: 10,938|Likes:
Yayınlayan: islamimedya
Fikh...
Fikh...

More info:

Published by: islamimedya on Mar 16, 2008
Telif Hakkı:Public Domain

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/31/2011

pdf

text

original

B R B LENE SORALIM

Îmân Allahü Teâlânın Varlı ı slâmiyyet Sapık Fırkalar Ehl-i Sünnet 'tikâdı Bid'at ve Bid'at Ehli Kaza ve Kader Küfür-Günah Mezheb ve Mezheb Taklidi Kur'ân-ı Kerîm Okumak ve Teganni Mevlid Okumak Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri Kur'ân-ı Kerîme Hürmet lim Ö renmek Kur'ân-ı Kerîmin Fazîleti Kur'ân-ı Kerîmi De i tirmek Abdest Mest Özürlü Olmak Gusül Teyemmüm Necasetten Taharet Namâz Vaktleri Ezân ve kâmet Namazın art ve Rükünleri Seferîlik (Yolculukta Namâz) Namazın Vâcipleri Sevde-i Sehv Secde-i Tilâvet Namazın Sünnetleri Dua ve Tesbîh Namazı Bozanlar ve Bozmıyanlar Namazın Mekruhları Câmi Adâbı Cemâatle Namâz Mesbûk Cum'a ve Bayram Namazları Kaza Namazları Nafile Namâzlar Yedi Köprü lim Köprüsü Pi manlık Köprüsü E kiyalar Köprüsü Belâlar Köprüsü Sebebler Köprüsü Îhlâs Köprüsü ükür Köprüsü

1. C LD

Zekât Vermek Zekât Nisâbı Zekât Malı Zekât Kime Verilir? Zekât Nasıl Verilir? Vekil Tayin Etmek U ur Sadaka-i Fıtır Orucu Bozanlar Orucu Bozmıyanlar Oruc Kazası Oruç Keffâreti Oruc Fidyesi Oructa Niyyet ve Oruc Vakti Oruca Ait Mes'eleler Hac Kurban Adak Yemin Akika Halâl Harâm Kul ve Hayvan Hakkı Nikâh-Evlenme Veresiye Satı Toptan Alı -Veri car Alı -Veri e Ait Mes'eleler Mahzurlu Satı lar Emâneti Kaybetmek Ödünç Câiz Satı lar Ölüm-Cenâze-Defîn Kabristan Kabir Suali Kabir Ziyareti Çe itli Mes'eleler Namaz Oruclarda Niyyet Orucu Bozmıyan eyler Oruc Kazası2 Fitre Faîdeli lim lim Sahipleri lim ve Cehalet lim Meclisinin Fazileti yi Kötü Sohbetler Alimin Kıymeti Evliyayı Tanımak lim, Amel ve Îhlâs Kur'ân-ı Kerîm Kur'ân-ı Kerîme Hürmet Kur'ân-ı Kerîme Anlamak Mevlit Okumak Sevâbdır

2. C LD

mân ve Küfr Nam az Seferîlik Zekât Kur'ân-ı kerim Hac Kurban Çe itli Meseleler-1 Çe itli Meseleler-2 Çe itli Meseleler-3 Çe itli Meseleler-4 Çe itli Meseleler-5 Çe itli Meseleler-6 Çe itli Meseleler-7 Çe itli Meseleler-8

3. C LD

NAS HATLER

NAS HATLER

Dostluk Kötülerle arkada lık Arkada a kar ı vazifemiz Allah sevgisi Salih müslüman Allah için sevmek Gençli in kıymetini bilmek Zamanın Kıymetini bilmeli Kom u hakki Ana-babaya itaat Akrabayı ziyaret Sıla-i rahm Çocukları terbiye etmek Çocuk terbiyesi Kul hakkı Hakkı tavsiye Nasihatin ehemmiyeti Nasihat nasıl olmalıdır Yedi altın ö üt Güzel ahlâk Peygamberimizin güzel ahlâkı Ahlâklı olmak yi geçinmek Ahlâk nasıl de i ir? Az yemek ve az uyumak Az uyumak Az yemenin fazileti Çirkin söz Az konu mak Dilin faide ve zararları Dilin âfetleri Alay etmek Münazara Münaka anın zararı Gıybet âfeti Gadap Hased

NAS HATLER

Teganni Nedir? Kelime-i Tevhidin Fazileti Salevat-ı erîfenin Fazileti stigfar stigrafın Ehemmiyeti Duanın Ehemmiyeti ve Edebleri Cum'anın Fazîleti ncildeki Ellibin Hata Bugünkü nciller Allah Kelâmı De ildir ncil ve Hıristiyan Din Adamları ncil Hakkında Hıristiyanlar Ne Diyor Hıristiyanlı ın çyüzü Dinde Kolaylık Niçin Geri Kalmı ız? Niçin Geri Kaldık? Muazzam Saray Cennetlik Olmak çin Yusuf Kandehlevi Re it Rıza

Dünya sevgisi Cömertlik Makam sevgisi Övmek ve ögünmek hlâs nedir? hlasın fazileti Büyüklenmek Tevazu Günahlara pi manlık Sabır Ni'metlerin kadrini bilmelidir Hastalık Allah'tan korkmak

1. C LD
MAN
SUAL: Âdem aleyhisselâma indirilen hükümler ile imdiki hükümler aynı mıdır? CEVAP Âdem aleyhisselâma indirilen hükümlerle imdiki hükümler de i iktir. mana ait hususlar aynıdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.2, M.67; C.3, M.22; Kitâb-üt-tevhîd s. 194) SUAL: Câmi'ye gusl abdestsiz girilmiyece ine göre turistlerin durumu nasıl oluyor? CEVAP Bu çe it hükümler müslümânlar içindir. Kâfirlere önce îmâna gelmesi teklif edilir. mansız kimsenin abdestine, namazına i'tibar edilir mi? Yalnız, turistlerin camileri kirletmemelerine dikkat olunmalıdır. ( bni Âbidîn c.3, s. 383) SUAL: Hanımım cehaletinden kızdı ı zaman veya bilmeden elfâz-ı küfrde bulunuyor. Küfre dü en mürted oldu una göre ne yapmam lâzımdır? CEVAP Zevceye emr-i ma'ruf yapmak ve her sabah ak am tecdid-i imân ve nikâh duasını okumak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.29; Hadîka c.1, s. 195) SUAL: Bazıları (Fosil artıklarından canlılar meydana gelmi tir) diyerek Âdem aleyhisselâmı inkâr ediyorlar. Bunlara ne demeli? CEVAP Onlara fosil artıklarının nereden geldi i sorulsa cevap veremezler. Ayın, güne in, dünyanın ve di er gezegenlerin kendiliklerinden var oldu unu kabul etmek cahilliktir, ahmaklıktır. Bunların bir yaratıcısının bulundu unu inkâr etmek akıl ve insaf sahiplerinin i i de ildir. (Tefsîr-i Kurtûbî c.2, s.190; c.4, s.310)

SUAL: Bir insan, ömrünün ilk senelerinde akıllı, son zamanlarında deli olsa kıyamet günü muamelesi nasıl olacaktır? CEVAP Deli, dini emirlerle mükellef de ildir. Deli olmadan önceki vaziyeti ne ise ona göre muamele edilir. manlı ise, imanlı, de il ise, imansız muamelesi yapılır. (Mîrât-ül-usûl s.326) SUAL: mân nedir, mü'min kime denir? CEVAP Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" söylediklerinin hepsini be enip kalbin kabul etmesine, ya'ni inanmasına ( mân) denir. Böylece inanan insanlara, (Mü'min) denir. (Kitâb-üt-tevhîd. s. 373; Hadîka c.1, s.279,280; El-kavl-ül-fasI s.9) SUAL: mânı ve küfrü bilmemek özr olur mu? CEVAP Bugün îmânı ve küfrü tanımak ve ibâdetleri do ru yapmak için cahillik özr olmaz. Ö renmesi lâzımdır. (Mir'ât-ül-usûl s.344) SUAL: Hergün sabah ve ak am okunması gereken tecdidi imân duası nasıldır? CEVAP Düâ udur: (Allahümme innî ürîdü en üceddidel îmâne vennikâha tecdiden bi kavli lâilâhe illallah Muhammedün resûlullah.) Birgivî Vasıyyetnâmesi; bnî Âbidîn c.1,s.29) SUAL: Herkes için zarurî lâzım olan îmânı ö rendikden sonra ne yapmak icap eder? CEVAP mân edenlerin, farzları yapıp, haramlardan kaçınması lâzımdır. Her mü'min, Peygamberimizi "sallallahü aleyhi ve sellem" malından ve canından daha çok sever. Bu sevgisinin bir alâmeti, sünnetleri yapıp, mekruhlardan kaçınmakdır. Bir mü'min bütün bunlara tâbi' oldukdan sonra, mubahlarda da, ne kadar ona uyarsa, o derece kâmil ve olgun bir müsliman olur. Allahü teâlâya o derece yakın ve sevgili olur. (Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.178,193,232) SUAL: Müslüman olmak için ne gibi formalite lâzımdır? CEVAP Müslüman olmak için hiçbir formaliteye, müftîye, imâma gitme e lüzum yokdur. Kalbi ile îmân etmekle ve ahkâm-ı islâmiyyeyi ö renmek ve yapmakla olur. mân etmek için, (Kelime-i ehâdet) söylemek ve bunun ma'nasmı bilmek lâzımdır. Bu kelimenin ma'nasını bilmek ve inanmak da, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin bildirdi i eyleri ö renip bilmekdir ve bunlara inanmakdır. (Kimyâ-i Se'âdet s.106,107; Kitâb-üt-tevhîd s.393; Hadîka c.2.,s.279,280) SUAL: mânda ayrılık olurmu? Bütün peygamberlerin bildirdi i îmân aynı mı idi? CEVAP mânın aslı, temeli birdir, îmân edilecek eylerde ayrılık olmaz. Bütün peygamberler "Aleyhimüsselâm" aynı îmânı bildirmi lerdir. (Kitâb-üt-tevhîd s.194; erh-ı Mekâsid c. 2, s.173) SUAL: Bir kimse anne ve babasının îmânla gidip gitmedi ini bilmemektedir. Onlara Kur'ân-ı Kerim okumasında mahzur var mıdır? CEVAP manlı öldü ü elbette kesin olarak bilinmez. Bilinmedi i için dua edilir, Kur’an okunur. Tenbîh-ül-gâfilindeki hadîs-i erîfde buyuruldu ki: (Kur'ân-ı Kerîm okuyanın ana-babası kâfir olsalar bile, azâbları hafifler.) SUAL: (Gazetenizi tanımadan önce de ben namaz kılıyordum. Gazetenizi tanıdıktan sonra, sebebini bilemiyorum, namazlarımı hiç kaçırmama a, daha dikkatli kılma a ba ladım. Haramlardan daha çok kaçma a ba ladım. Mekruhları bile i leme e korkuyorum. Kısacası imânımın kuvvetlendi ini hissediyorum. Halbuki benim arkada larım, imânı kuvvetlendirmek için ( man bilgilerini devamlı okumak, insanların, hayvanların, bitkilerin, yıldızların ve di er

maddelerin hikmetlerini ara tırmak, Allanın varlı ını çe itli delillerle isbat eden bilgileri okumak lâzımdır.) diyorlardı. O bilgileri okudu um zamanlar, imanım kuvvetlenmek öyle dursun, ibâdetlerimde bir so ukluk hâsıl oluyor, sanki bir üphe ve tereddüte dü üyordum. Sormak istedi im u: Yukarıda bahsetti im iman bilgilerini okumak gerçekten imanı kuvvetlendiriyor da bana mı zararı oluyor?) CEVAP Her eyin hikmetini ara tırma a kalkmakla, Allahü teâlâyı çe itli delillerle isbat etmek için u ra makla insanın imânı kuvvetlenmez. Belki de imânı gittikçe zayıflar, maazallah insan zındık olabilir. Çünkü, hikmetini bilmedi imiz çok ey vardır. Allahü teâlâyı delillerle isbat etmekle devamlı u ra mak da tehlikelidir. spat edemedi i yerler gelince üphe hâsıl olur. Bir kocakarıya demi ler ki, (Falanca âlim Allahı 99 delille isbat etmektedir). htiyar kadın da (O âlimin 99 üphesi mi varmı da isbat etme e kalkmı ) diye cevap verir. Bunu söylemekle Allahü teâlânın varlı ını, birli ini isbat etmemeli, demek istemiyoruz. Bu bilgilerle devamlı me gul olmamalı diyoruz. Hadis-i erifte, Allahü teâlâya, kocakarı gibi delil aramadan inanmamız bildirilmi tir. Bir insan Allahü teâlâya inandıktan sonra, O'nun sıfatlarını iyice ö renmelidir. Amentü'deki esasları ö rendikten sonra, fıkıh ilmi ile, ilmihal bilgileriyle u ra mak, bu bilgileri iyi ö renmek lâzımdır. Ö rendi i fıkıh bilgisiyle âmel etmek lâzımdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bildi iyle amel edene, Allahü teâlâ bilmedi ini ö renmeyi nasip eder.) lmihal bilgilerini ö renip amel eden kimsenin imanı kuvvetlenir. manın kuvvetli olmasının alâmeti, namazı dosdo ru kılmak, di er ibâdetleri noksansız yapma a çalı mak, haramlardan ve mekruhlardan kaçmaktır. Bildirdi iniz hususlar, imanınızın kuvvetli oldu unu göstermektedir. ( bni Âbidîn c.1, s.29) SUAL: Bir tefsirde Hârut ile M arut isimli iki mele in günah i ledi i yazılıdır. Ba ka bir kitapta ise, meleklerin günah i lemedi i, bunların iftira oldu u yazılıdır. Hangisi do rudur? Hangi tefsir kitabını tavsiye edersiniz? CEVAP Hârut ile Mârût cin taifesinden idi. Meleklere imân, imânın altı esasından biridir. Melekler günah i lemez. Bu bakımdan ikinci kitabın yazdı ı do rudur. Tefsir okumak büyük ilim istedi i ve kıymetli tefsirler de arabî oldu u için hiç bir tefsir kitabını tavsiye edemiyoruz. (Tefsîr-i eybzâde c. 1, s.361; Tefsîr-i Kurtubî c.2, s. 50) SUAL: mânın kuvvetli oldu u nasıl anla ılır? CEVAP Bir kimse, dinimize uygun ekilde ibâdet yaptı ı halde, günahım çok, ibâdetlerim beni kurtarmaz diye dü ünürse, îmânının kuvvetli oldu u anla ılır. Bu îmânımı son nefesime kadar devam ettirebilir miyim diyerek korkan kimsenin îmânının kuvvetli oldu u anla ılır, îmânının devam edece inden üphe etmemelidir. (Mektûbât-ı c.1, 191,266) SUAL: mân mahlûk mudur, ya'ni sonradan mı yaratılmı tır? CEVAP mân, Allahü teâlânın hidayeti olması bakımından mahlûk de ildir. Fakat kulun tasdik ve ikrar etmesi bakımından mahlûktur. (Kitâb-üt-tevhîd s.385) SUAL: (Bazı arkada larla konu uyoruz. Bu devirde fıkıh ve itikad bilgisine lüzum yoktur, îmân bilgilerine, Allahın varlı ını izaha ihtiyaç vardır, diyorlar. Hattâ eski slâm âlimleri imdi olsaydı, fıkıh bilgisinden bahsetmez, îmân bilgileri üzerinde dururdu, diyorlar. Bana bu fikir tuhaf geldi. Din yalnız, îmân bilgisi midir? imdi mâm-ı Gazali hazretleri olsaydı, ahlâk bilgilerinden, kalb hastalıklarından, çarelerinden, günahlardan, isti fardan, dualardan bahsetmiyecek miydi? Maalesef bahsetmezdi diye cevap verdiler. Allah vardır diyen herkes, lüzumlu amel bilgilerini biliyorlar mı?) CEVAP Namazdan, oruçtan haberi olmayan birçok kimse, Allah vardır diyor. Hattâ Yahudiler, Hıristiyanlar Allaha inanıyorlar. Buna ra men hakikati bulamıyorlar. Din bir bütündür. Meselâ fıkıh bilgilerini bilmeyenler, haram i ler. Haram i leyen kimsenin kalbi kararır. Kalbi kararan kimse, dinin hükümlerine ehemmiyet vermeme e ba lar. Maazallah sonunda imansız göçüp gider. Hep Allahü teâlânın varlı ını isbat ile u ra mak insanı üpheye götürür. Do ru itikadı ö rendikten sonra, haramları bilmek ve onlardan kaçmak, farzları bilip yapmak lâzımdır. Ahlâk bilgilerini de ö renip iyi bir insan olmak

lâzımdır. Eski slâm âlimleri olsaydı, böyle yazardı demek o kıymetli âlimlere iftira olur. Bir bütün olan dini parçalamak çok kötüdür. Tâbiri caiz ise, îmân, ruh gibidir. Yalnız ruha ihtiyaç var deyip de kolları bacakları kesmek, gözü çıkarmak, kula ı sa ır etmek, dili koparmak, böbre i dala ı çıkarmak, sonra da bize lâzım olan ruh demek ne kadar abes olur. Ku a çevirmek bunun yanında çok hafif kalır. ( bni Âbidîn c.1,s.29; Rıyâd-un-nâsıhîn s.317; Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.266; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.377) SUAL: Hazret-i Vah î hakkında malumat verir misiniz? CEVAP Hazret-i Hamza'yı ehid etti ine bilâhare pi man olan Vah î, Medine'ye Resûlullahın yanına gelip dedi ki: —Yâ Resûlallah, bir kimse Allaha ve Resulüne dü manlık etse, en kötü, en çirkin günahı i lese, sonra pi man olup temiz îmân etse, Resûlullahı canından çok sevici olarak huzuruna gelse, bunun cezası nedir? Resûlullah buyurdu: — mân eden, pi man olan afvolur, bizim karde imiz olur. —Yâ Resûlallah, ben îmân ettim. Pi man oldum. Allahü teâlâyı ve onun Resulünü her eyden çok seviyorum. Ben Vah î' yim. Resûlullah, Vah î adını i itince, Hazret-i Hamzanın parçalanmı hâli gözü önüne geldi. A lama a ba ladı: — Git seni gözüm görmesin, buyurdu. Vah î öldürülece ini anlayarak kapıya yürüdü. Eshâb-ı kiram kılınca sarılmı i aret bekliyordu. Vah î son nefesimi alıyorum derken, Cebrail aleyhisselâm geldi. Allahü teâlânın u emrini bildirdi: "Ey sevgili peygamberim. Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana dü man etme e u ra makla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu afvediyorum. Sen amcanı öldürdü diye Vah iyi niçin afvetmiyorsun? O pi man oldu. imdi sana inandı. Ben afvettim, sen de afvet!" Herkes "Öldürün" emrini beklerken, Resûlullah buyurdu: —Karde inizi ça ırınız! Karde sözünü i itince saygı ile ça ırdılar. Resûlullah Vah î'ye afvoldu unu müjde eyledi: —Fakat seni görünce dayanamıyorum, üzülüyorum, bana görünme! buyurdu. Resûlullahı üzmemek için bir daha yanına gelmedi. Mahcup ba ı önünde ya adı. Vah î müslüman olduktan sonra bütün evliyadan yüksek oldu. Hadîs-i erifte buyuruldu ki: (Mi'râc gecesi, Hamza ile Vah iyi kolkola birlikte Cennete girerken gördüm.) Hazret-i Vah î'nin harblerde büyük kahramanlıkları görüldü. Yemâme muharebesinde, Halid ibni Velid kumandasındaki askerlerden iki bin ki i ehid olup bozulma a ba larken, Vah î hazretleri, Hazret-i Hamza'yı ehid etti i kılınç ile, kahramanca saldırıp Müseyleme-tül kezzabı öldürdü. Bunu gören müslümanlar hücum edip, zafer elde edildi. Resûlullahın vaktiyle Hazret-i Vah î'yi Yemâme tarafına göndermesinin, büyük mucize oldu u böylece meydana çıktı. Yermük Gazasında da Rumlara kar ı çok kahramanlıkları görüldü. Eshâb-ı kiramın hepsi, sahabi olmayan velîlerin hepsinden daha yüksek idi. Eshâb-ı kiramın hepsini sevmekle ve hepsine saygılı olmakla emr olunduk. Hiç birine dil uzatmamız, kötü bilmemiz do ru de ildir. Hazret-i Hind de müslümanlıkla ereflendi i için onu da di erleri gibi çok sevmemiz lâzımdır. (El-isâbe c.3, s.631; Kısas-ı Enbiyâ, Buhâri, Mekkenin fethi) SUAL: Allah mekândan münezzeh oldu u halde, Aya giderken Rus astronotunun (Gökte tanrıyı göremedim) demesinin sebebi nedir? Ya'ni biz, hâ â Allah gökte mi diyoruz da onlar Allahı gökte arıyorlar? CEVAP Allahı gökte sanmak, Hıristiyanların bâtıl inanı larından ileri gelmektedir. Yine onlardan çıkan efsanelere göre, gök tanrısından bahsedilir. Allahı gökte zannedenler yalnız Hıristiyanlar de il, Arap yarımadasında kendilerine müslüman diyen ba'zı sapık kimseler, Kur'ân-ı kerîme kafalarına göre ma'na verdikleri için Allahü teâlâyı Ar ta (Gökte) zannetmi lerdir. Hıristiyanı, sapı ı böyle dü ününce, Rus astronotunun da böyle konu ması tuhaf kar ılanmaz. Feza, Allahü teâlânın Ar ına göre çok küçük ise de, insanlara göre çok büyüktür. Fezada öyle yıldızlar vardır ki, uzaklı ı Ay gibi dünyaya bir karı de ildir. I ı a gem vurulup da gidilse yine insanın

ömrü kâfi gelmez. Güne e ve güne ten büyük yıldızlara ı ık sür'atinden daha fazla gitme imkânı olsa bile, kavurucu sıcaklıklarından dolayı yakla ılması mümkün de ildir. Fezada ı ıkları senelerdir gelmeyen yıldızlar vardır. Aya gitmekle sanki gökleri fethetmi gibi konu mak ne kadar abestir. Aya gitmek basit bir ey de il ise de, ölüme çare bulmu gibi bir zafer de ildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehdir. Peygamber aleyhisselâm, milyarlarla ifade edilemiyen masafeyi birkaç saniye içinde almı tır. I ı a gem vurma tâbiri bile, bu hızın yanında deryada damla gibi bile de ildir. Bu bakımdan Peygamberimizin hızı, ı ık hızı ile mukayese bile kabul etmez. Peygamberimizin bu büyük mu'cizesine Mi'râc denir. SUAL: ( u anda on sekiz ya ındayım. Küçükken Kur'ân-ı kerîm ö rendim. Namaz kılma a ba ladım. Muhitin ve kötü arkada ların te'siri altında kalarak buhranlar geçirdim. Namazı bir ara terk ettim. Yine de Allaha, Peygamberine, haram ve helâllara inanıyorum. Fakat kar ıma sanki bir hayalet çıkıyor, bana vesvese veriyor, ( nandıkların yalan!) diyor. Ben (Hayır sen yalan söylüyorsun, ben ölüme, âhirete inanıyorum) diyorum. Vesvese beni zayıf noktalarımdan avlama a, yenme e çalı ıyor. (Acaba bo a mı ibâdet ediyorum?) dedirtiyor. Namazlarımı bazan kılıyor, bazan kılamıyorum. Günlerim böyle hayalî mücadele içinde geçiyor. manım tehlikededir. Ne yapmam lâzımdır) CEVAP Karde im, sizdeki vesvese bir çok kimsenin ba ına gelmi tir. Sizin ya ınızda, muhitin, kötü arkada ların te'sirinde kalarak, ibâdetlerde gev eklik gösterenler oluyor. Bekçisiz olan meyveli a açları sallayıp meyveleri dü ürmek isteyenler bulunur. Meyveli a açlar ta lanır. Hırsız bo eve de il, hazine bulunan yerlere girer, îmân gibi kıymetli hazinenin dü manı eytandır. eytan kötü arkada lar vâsıtasıyle îmânı çalma a çalı ır. Kötülerden, uzak durmalıdır. bâdetleri aksatmamalıdır. Yalnız kalınca da hayâl kurmamalıdır. Bo durmamalı, bir eyle me gul olmalıdır. Gazetemizin hediye etti i mu'teber kitapları okuma a devam etmelidir, îyi insanlarla birlikte olmalıdır. Vesveseye hiç ehemmiyet vermemelidir. Ben inanıyorum demelidir. Lâhavle'yi çok söylemelidir. Çok geçmeden bu çe it vesveselerden kurtulmanız mümkündür. (Mek. Rabbani c.1, M.96,203,273) SUAL: mân etmek için ne yapmak lâzımdır? CEVAP mân etmek çok kolaydır, îmân etmek için, bir yere para veya mal vermek, zor bir i yapmak, birisinden izin almak, birisine günah çıkarttırmak gibi hiç bir ey yapmak lâzım de ildir. Hattâ îmânlı oldu unu kimseye bildirmek, belli etmek bile lâzım de ildir, mân (Amentü) de bildirilen altı esası ö renip, bunlara kalbinden, gizlice inanmak demektir. mân eden, Allahü teâlânın emirlerine teslim olur, seve seve yapar. Böylece müslüman olur. Kısacası her mü'min müslümandır. Her müslüman mü'mindir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.266; Hadîka c.1, s.279,280; Kitâb-üt-tevhîd s.393) SUAL: Bir arkada , münaka a eden kimsenin îmânının tamam olmıyaca ına dair bir hadis-i erif okumu . Ben de günahların îmânla de ildir, okudu un gibi sahili bir hadis varsa, bir te'vili, bir tefsiri vardır, dedim. Münaka a hakkındaki hadis-i erifin îmânla olan münasebeti nedir? CEVAP Umumî kaide udur: (Amel îmândan bir parça de ildir.) Ya'ni insan günah i lemekle dinden çıkmaz, mânla ibâdetlerin, varlı ı, yoklu u yönünden de il, parlaklı ı yönünden münasebeti vardır. Meselâ haramlardan kaçıp ibâdetleri yapan kâmil bir kimsenin îmânı bin vatlık bir ampul gibi parlarsa, haram i leyen ve ibâdet etmiyen kimsenin îmânı bir mum ı ı ı parlar. Hem parlaklı ı çok azdır, hem de sönmesi kolay olur. Kuvvetli yanan bir ate i söndürmek kolay olmadı ı gibi, kuvvetli îmâna sahip kimsenin îmânı da kolay sönmez. bâdetler îmânın muhafazası için çok lüzumludur. Arkada ınızın bahsetti i hadis-i erif öyledir: (Haklı olsa bile, münaka adan vazgeçmedikçe ki inin îmânı tamam olmaz.) Burada (Tamam olmaz) dan maksat, eksik olur demek de il, kâmil îmân sahibi olmaz demektir. Kâmil insanınki gibi bin vatlık ı ık vermez demektir. Münaka a hakkında daha ba ka hadis-i erifler vardır. Münaka a dostların dostlu unu azaltır, dü manların dü manlı ını arttırır. Münaka a dinimizde yasaklanmı tır. Hadis-i erifte, (Allahü teâlânın en çok bu zetti i kul, mücadelede iddet gösterendir.) buyuruldu. Mücadele ve münaka a kazanılmaz. Kin ve nefret do urdu u için, her zaman kaybedilmi demektir. Münaka anın zararı çok oldu u için hadis-i erifte münaka acının îmânının tam olmıyaca ı bildirilmi tir.(Hadîka c.1, s.282; erh-ı Akâid; erh-ı Mevâkıf; Nuhbet-ül-le'âlî)

ALLAHÜ TEÂLÂNIN VARLI I
SUAL: (Kom umuz bir hoca var. "Allah her yerdedir, diyor. Camide, evde vardır. Fakat sokakta nasıl vardır bilemiyorum" diyor. Allah dünyayı nur gibi, ı ık gibi mi kaplamı tır. Bir çok ki iye sorduysam da tatmin edici bir cevap alamadım. Mes'elemizin halli nedir?) CEVAP Sualinizin izahı pek kolay de ildir. Herkes altından kolay çıkamaz. Kom u hocanızın itikadı yanlı tır. Allah her yerdedir demek, Allaha mekân ittihaz etmek demektir ki asla caiz de ildir. Allah mekândan münezzehtir, her yerde hazır ve nazırdır demelidir. Allah dünyayı nur gibi, ı ık gibi kaplamı tır demekte yine mekân tâyin etmek demektir ki asla caiz de ildir. Allahü teâlâ, kâinatla ne biti iktir, ne içindedir, ne dı ındadır. Ya nasıldır? Bu sualin cevabını âlimler mâm-ı Rabbani Hazretlerine sual etmi lerdir. Cevabı Mektûbat kitabının ikinci ve üçüncü ciltlerinde uzun uzun anlatılmı tır. Burada birkaç cümleyle izah etmek zordur. Allahü teâlâ, kâinatın ne içinde, ne dı ındadır. çinde dı ında olmak, biti ik ve ayrı olmak gibi eyler, var olan iki ey arasında dü ünülebilir. Halbuki Allah vardır, âlem hayal ve vehim mertebesinde yaratılmı tır. Hayal mertebesindeki âlemin var görünmesi, Allahü teâlânın kudreti ile devamlı oluyor. nsan bir hayâl kursa, hayâlinde çe itli i ler yapsa, insan kurdu u hayalin içindedir, dı ındadır, biti iktir, ayrıdır gibi bir ey söylenemez. Hayâl gerçekte yok ki böyle söylenebilsin. Yine insan rüya görür. Rüya gören insan, rüyasının ne sa ındadır, ne solundadır. Ne de biti iktir. Rüya Allahü teâlânın kudreti ile devam etse, insan rüyayı gerçek zannedebilir. Yer, içer, hattâ rüyasında rüya bile görür. Bir ipin ucuna küçük bir demir parçası ba layıp, öteki ucundan tutarak çeviririrsek, dönen demir kar ıdan daire eklinde görünür. Görünen demire nokta-i cevvale, görünen daireye de, daire-i mevhume denir. Dairenin bu nokta ile hiç ilgisi yoktur. Noktanın hiç bir cihetinde de ildir. Daire hâsıl olunca bu nokta sınırlanmamı tır. Nokta, dairenin sa ında, solunda, önünde, arkasında denilemez. Daire için böyle eyler ancak onun gibi vehim mertebesinde bulunan varlıklar için söylenebilir. Görünen bu daire mecazdır. Fakat hakikat kaybolmu , mecaz görünmü , tanınmı tır. Üçüncü bir misâl daha verelim. Hindistanda me hur bir hikâye vardır. Hokkabazlar pâdi âhın kar ısında, oyun yaparken, göz boyamakla, aynada bahçe ve a açlar gösterirler. Hakikatte bulunmayan bu a açları, büyüyerek meyve verdiklerini gösterirler. Meyveleri koparıp sultana ve seyircilere verirler. E er oyun yaparken hokkabazlar öldürülürse, görünen oyunlar, Allahü teâlânın kudreti ile, o halde kalır, yok olmazlarmı . Sultan da bu hokkabazları, oyun esnasında öldürtüyor. Bu a açların uzun müddet kaldı ı, meyvelerini herkesin yedi i söylenmektedir. Bu hikâye, do ru veya yanlı olması bir yana, misâlimizi aydınlatması bakımından caziptir. te dünya, yıldızlar, gezegenler, Cennet ve Cehennem ve her varlık, hayâl, vehim mertebesinde yaratılmı tır. Allahü teâlânın kudreti ile devam etmektedir. Allah ile kâinatın yakınlı ı, uzaklı ı, insanın hayal ve rüyaya olan alâkasına benzemektedir. nsan hayâlin urasında, rüyanın burasındadır, denemez. te Allahü teâlâya da böyle mekân tâyin edilemez. (Mektûbât-ı Rabbani c. 1, M.31,41,266; c.3, M.68) SUAL: (Hep Allah korkusundan bahsediliyor. Allahtan korkmayan ta olur deniliyor. Allahı niye korkulacak bir varlık gibi gösteriyorlar da, Allahın sevilmesi gerekti i söylenmiyor), diyenler oluyor. Ne cevap verelim? CEVAP Zaman zaman biz de (Allahtan korkmak de il, onu sevmek lâzım) diyenlere rastlıyoruz. nsan, sevdi i eylerin elden çıkmasından korkar. Bir eyi ne kadar çok seviyorsa, onu kaybetmekten de o kadar çok korkar. Bir kimse aldı ı bir e yayı ne kadar çok seviyorsa, sevgisi nisbetinde de ona zarar gelmesinden korkar. Bir insan evlâdını ne kadar çok seviyorsa ona zarar gelmesinden de o kadar korkar. Bir âlimi sevmek gibi büyük bir ni'mete kavu an kimse, onun sevgisini kaybetmekten, yahut onun kendisini sevmesini bırakaca ından çok korkar. Bütün sevgilerin ba ında ise, Allah sevgisi gelir. Bize sonsuz ni'metler veren Allahü teâlâyı sevmek ni'metinden mahrum kalmaktan insan çok korkar. Bu korku sevgiliyi kaybetmekten ileri gelen bir korkudur. Hâ â, zâlimin zulmünden duyulan korkuya benzetilemez. te Allahü teâlâyı sevebilmek ve sevgisini kaybetmemek için çok korkmak lâzımdır. Bundan dolayı (Sizin en akıllınız Allahtan en çok korkandır.) buyurulmu tur. Bu ise, (Sizin en akıllınız Allahı en çok seveninizdir.) demektir. nsan sevdi i bir dostunu gücendirmekten, kalbini

kırmaktan çok korkar. Her müslümanın dostu ve sevgilisi de Allahü teâlâdır. O'nu gücendirmekten çok korkmak lâzımdır. Onun için de O'nun emirlerine uymak, yasak ettiklerinden kaçmak lâzımdır. Bu da ancak, O'nu seven insanlarla bulunmakla mümkün olur. O'nun dü manları ile gezen kimsenin kalbi kararır. Allah sevgisi, dolayısiyle Allah korkusu kalmaz. Netice, Allah sevgisinden mahrum kalmamak için Allahtan çok korkmak lâzımdır. (Tefsîr-i Beydâvî c.2, s.453) SUAL: Hem Allah, ötelerin ötesinde deniyor, hem de her eyden daha yakın, mii'min kulunun kalbindedir, deniyor. Hem yakınlık, hem uzaklık nasıl oluyor? CEVAP Ötelerin ötesinden maksat, Allahü teâlâ, insanın dü ündü ü her eyden uzaktır. Dü ünülen her eyi o yaratmı tır ve mahlûkdur. O halde, Allahü teâlâ her türlü dü üncenin ötesindedir. Akıl kendisini yokdan var edeni anlamaktan âcizdir. Allahü teâlânın, insanları görmesi, i itmesi bakımından ise, yakınların yakınındadır. (Mektûbât-ı Rabbani c.2, M.258)

SLÂM YET
SUAL: (Kıyamet alâmetlerinden olan güne in batıdan do masını ba'zıları, slâmiyyetin batıdan inki âfı olarak te'vil etmektedir. Do ru mudur?) CEVAP slâm âlimleri, bahsetti iniz ekilde te'vil etmemi lerdir. slâm âlimlerinin bildirmedi i ekilde hadisi eriflere ba ka ma'na vermek do ru de ildir. Herkes kendine göre bir ma'na verirse din de i ir. SUAL: (Dinde ikrah yoktur) ne demektir? CEVAP Harbde esir alınan gayri müslimlerin müslüman olması zorlanamaz. sterlerse zimmî olurlar. Zimmî, islâm memleketinde gayri müslim vatanda demektir. Gerek zimmîler ve gerekse eman ile gelmi olan gayri müslimler, müslüman olma a zorlanamaz. Zimmîlere eziyet etmek, kalblerini kırmak haramdır. (Fetâvâ-i Hayriyye) de siyer kısmında diyor ki: (Müslümana yasak olan zimmîye de yasaktır. Yalnız içki ve domuz onlara yasak de ildir.) (Dürrül-muhtar) be inci cildde diyor ki: (Zimmîye ya'ni gayri müslim vatanda a zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha fenadır.) Zimmî, müslüman olursa cizye veremez. (Behçet-ül-fetavâ) da zimmîyi de gıybet etmenin haram oldu u yazılıdır. Zimmîye sö en, ta'zir olunur, cezalandırılır. te (Dinde zorlama yoktur) diye bunlara denir. ( bni Âbidîn c.5, s.263) SUAL: (Ekte gönderdi im Dilek Duası neyin nesidir?) CEVAP Gönderdi iniz Dilek Duası denilen yazıda deniyor ki: (Bu dua 1884'de birinin eline geçti. Eline geçen ahıs yedi kimseye gönderince hemen zengin oldu. Ba ka birinin eline geçti. nanmadı ı için yaktı. Kendi evi yandı. Bir kadın buldu. Yedi kopya da ıtmadı ı için çocu u öldü. Bu bir aka de ildir. Dört gün içinde ne olaca ını göreceksiniz. Bâtıl inancınız olmasa da inanın. Çünkü inanmayan biri oldu da hayatını kaybetti. Elinizde tutmayın. Sizin gönderdi inizden kimsenin haberi olmasın. Bu dilek zinciri Zellanda'dan gelmi tir.) Hıristiyanların bu saçma hurafelerine çe itli cevaplar çok verilmi tir. slâmiyyeti yıkma a çalı an Hıristiyan misyonerleri böyle akla gelmedik hurafeler uydurarak müslümanları kandıracaklarını zannediyorlar. Bugüne kadar birçok okuyucumuz bu saçma sapan yazıları bize göndererek inanma ihtimali bulunanları ikaz etmemizi istemi lerdir. Nedense daha çok hanımları tercih ediyorlar. lim ve ciddiyetten uzak bir yazıdır. Her okuyucumuz eline böyle bir yazı geçince yırtıp atmalıdır. Gazetemize gönderenleri biz yırtıp atıyoruz. SUAL: Edille-i er'iyye ne demektir? CEVAP

slâmiyette Edille-i er'iyye denilen dört delil vardır. Bunlar, Kitap ya'nî Kur'ân-ı Kerîm, Sünnet ya'ni Hadis-i erifler, cma-i ümmet ya'ni Eshâb-ı Kirâm'ın veya onlardan sonra gelen slâm âlimlerinin bir konudaki hükümleri ve Kıyas-ı fukaha ya'ni bir müctehidin Kitap ve Sünnetten çıkardı ı hüküm. Bunun gibi dinî terimleri iyice ö renebilmek için Seâdet-i Ebediyye isimli ilmihâl kitabını okumanız uygun olur. (Mirât-ul-Usûl, bni Âbidîn) SUAL: (Lise üçüncü sınıftayım. Okudu um bir kitapta " slâm dü üncesi', "Kur'ân dü üncesi" gibi tâbirler geçmektedir. Mahzuru var mı?) CEVAP " slam dü üncesi", "Kur'ân dü üncesi" gibi tâbirler, yurtdı ındaki sapık yazarların kitaplarında çok geçmektedir. Bu kitaplar Türkçeye çevrilince Türkiye'de ba'zı kimseler de bilerek bu tâbirleri kullanmaktadır. slâmiyyet, Allahü teâlânın hak dinidir. Kur'ân-ı kerim Allahü teâlânın kelâm-ı kadimidir. Bunlara dü ünce denmez. Dü ünme, zihinden geçirme, göz önüne getirme, bir neticeye varmak maksadıyla inceleme, muhakeme etmek gibi ma'nalara gelir. Bütün bunlar insan mahsûlüdür. slâm dü üncesi yerine, slâm dini, Kur'ân dü üncesi yerine, Allahü teâlânın kelâmı demek lâzımdır. Bu sapık fikirler, slâmı insan dü üncesi zanneden yabancılara aittir. Bu bakımdan ne idi i bilinmeyen yabancı yazarların din hakkındaki böyle yazılarını okumamak veya ihtiyatla okumak lâzımdır. Aslında bunların fikirlerine ihtiyâç yoktur. Zengin kütüphanelerimiz vardır. Din hususunda yabancılara özenmek do ru de ildir. SUAL: Dinde ırk ve köle ayrımı var mıdır? CEVAP slâmiyette zenci, beyaz, köle, efendi gibi ayrım yoktur. Meselâ Peygamberimizin kölesi Zeyd bin Harise hazretleri, Mu' te harbinde slâm ordusunun kumandanı idi. Kur'ân-ı kerîmde hiç bir sahabinin ismi geçmedi i halde köle olan Zeyd'in ismi geçmektedir. Hâ â köle diye Zeyd'e kıymet verilmeseydi, Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı kerîminde över miydi? slâmiyyette oldu u gibi, di er sistemlerde de âmir durumundaki kimse habe î bir köle de olsa ona itaat edilmesi lâzım olur. Hiyerar i her sistemde vardır. Olmazsa her yerde anar i olur. slâmiyyette insanlar köle olarak do muyordu. Harbde esir alınanlar köle oluyordu. Bunlar da çe itli vesilelerle âzad ediliyordu. Dost-dü man herkesin bildi i gibi, slâmiyette köle âzad etmek büyük sevaptır. Oruç keffareti için köle azat etmek emredilmi tir. slâmî emirlere uyunca köle kalmaz. imdi Avrupa'da, Asya'da, Rusya'da ne köleler var. Onları âzad edecek keffaret sistemleri de yok. Ak ama kadar bir çavdar ekme ine çalı an insan az de ildir. Önce onlar hürriyete kavu malıdır. Kölenin kumandan oldu u hangi sistemde vardır? Allah indinde insanlar, bir tara ın di i gibi e ittir. Ancak iyi insanlar, kötülerden kat kat üstündür. yinin üstün olmasına da kim itiraz edebilir? Bir insan her sahada üstün olmaz veya olmayabilir. Ba'zı kimseler ba'zı i lerde ehil ve söz sahibidir. daima ehline tevdi edilmelidir. (Nehcuvâni tefsiri c.2, s.343) SUAL: Dinde zorluk yoktur ne demektir? CEVAP Kur'ân-ı kerîmde (Allahü teâlâ, sizlere kolaylık istiyor, güçlük istemiyor) buyurulmaktadır. (Dinde zorluk yoktur) demek, (Allahü teâlâ kolaylık emretmi tir) demektir. Yoksa herkes, ho una giden eyleri yapsın, nefsine zor gelen eyleri yapmasın, ibâdetleri, kolay ve keyfine göre de i tirsin demek de ildir. Dinimizin emirlerinde zorluk yoktur. Kalbi kararmı olanlara zor gelir. (Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.494,570; Tefsîr-i Kurtubî c.1, s.301) SUAL: (Allah, niçin Kur'ânı ilk önce göndermedi de çe itli peygamberlere çe itli kitaplar gönderdi? Niçin daha önce kendi gönderdi i dinlere uymayı yasaklıyor?) diyenlere ne cevap verelim? CEVAP Allahü teâlâ, 100 küçük kitap ile dört büyük kitap göndermi tir. Bu kitapların hepsindeki itikad aynıdır. Ya'ni Allaha, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhıret gününe, ya'ni öldükten sonra dirilmeye, hayır ve errin Allahtan oldu una inanmak her dinde aynı idi. De i iklik yoktu. Amel de ise, insanların bünyelerine, ya ama tarzlarına, co rafî artlara, iklime göre de i ti i için dinlerdeki amelî bilgiler farklı olmu tur. slâm dini kıyamete kadar bakî olaca ı için Allahü teâlâ birçok de i iklikleri mutlak müctehid olan büyük islâm âlimlerine, din imamlarına bırakmı tır. nsanların, ya ayı artlarına ve bünyelerinin durumlarına göre istedi i din imamına tâbi olması serbesttir. Zaman de i tikçe örf ve

adetlerdeki de i ikliklere göre hüküm verirler. bâdette de i iklik olmaz. (Mektûbât-ı Rabbani c.2, M.67, C.3, M.22; Kitâb-üt-tevhîd s.194; erh-ı Mekâsid c.2, s.173; Mecelle ve erhi 39.madde ve erhi) SUAL: Sünnet nedir, Be enmiyen ne olur? CEVAP Allahü teâlâmn açıkça bildirmeyip, yalnız Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" yapılmasını övdü ü yâhud devam üzere yapdı ı, yâhud yapılırken görüp mâni' olmadı ı eylere (Sünnet) denir. Sünneti be enmemek küfrdür. Be enip de yapmamak suç de ildir. (Mir'ât-ül-usûl s.277; Ni'met-i slâm; bni Abidîn c.1,s.73, c.3.s.282) SUAL: Ef âl-i mükellefin nedir ve kaçdır? CEVAP Allahü teâlânın emr ve yasaklarının hepsine (Ef âl-i mükellefin) dendi i gibi (Ahkâm-ı islâmiyye) de denir. Ef âl-i mükellefin sekizdir: Bunlar, farz, vacib, sünnet, müstehab, mubah, haram, mekruh ve müfsiddir. (Mir'at-ül-usûl s.277; Ni'met-i slâm) SUAL: Bazıları ( slâmiyette çok ey haramdır. Dünyada zevk alma diye bir ey yoktur. Zevkten mahrum olarak ölüp gideceksiniz.) diyorlar. Bunlara nasıl bir cevap vermeliyiz? CEVAP slâmiyette çok ey de il, pek az ey haramdır. Haram olması da insanların menfaati içindir. nanmıyanlar, nefslerinin zevklerine aldanarak inkâr ediyorlar. Zevklerinden ba ka ey dü ünemedikleri için hakikati göremiyorlar. Halbuki asıl zevk, ebedî zevk slâmiyettedir. slâmiyet, hiç bir zevki yasak etmemi tir. Zevklenmenin zararlı hale sokulmasını yasaklamı tır. O halde aklı olan kimse, zevklerini, Allahü teâlânın gösterdi i yoldan temin eder. slâmın güzel ahlâkı ile süslenir. Herkese iyilik eder. Kendisine kötülük edenlere iyilikle kar ılık verir. yilik edemezse, hiç olmazsa sabreder. Yıkıcı olmaz, yapıcı olur. Bölücü olmaz, birle tirici olur. Riyakar olmaz, samimi, ihlâslı olur. Böylece kendisi, zevk içinde hem rahata, huzura kavu ur. Hem de âhıretin sonsuz acı azaplarından kurtulur. Görüldü ü gibi, bütün rahatların, huzurların, saadetlerin ba ı, îmân etmekte, müslüman olmaktadır. (Mektûbât-ı Rabbani c.l, M.191,190,249; bni Abidîn c.3,s.244) SUAL: Babamla fen ilmini ö renme hususunda anla amıyoruz. Babam, (Fen ilmini herkesin ö renmesi lâzım de ildir. htiyâcı olanlar ö renmelidir.) diyor. Ben de (Be ikten mezara kadar herkesin ilim ö renmesi lâzımdır) diyorum. Fen ilmi, din ilmine dahil midir, de il midir? Babam mı haklı, yoksa ben mi haklıyım? CEVAP Nasreddin Hocanın dedi i gibi, siz de haklısınız, babanız da... Bütün aklî ilimler, ya'ni fen ilimleri ve tecrübeye dayanan ilimler ile naklî ilimler, din ilimleri içindedir. Ya'ni fen, islâmî ilimlerin bir koludur. Fen dinden ayrılmaz. Bu bakımdan dinî, fennî, ahlâkî demek yanlı tır. Çünkü din, hem fenni, hem de ahlâkı içine almaktadır. Namaz kılmak nasıl dinin emri ise, modern harb vâsıtalarını yapmak, tıp ilmi gibi fenne ve tecrübeye dayanan ilimleri ö renmek dinimizin emridir. limleri tasnif ederken, slâmî ilimler, aklî ve naklî ilimler diye ayrılır. Hacca gidemiyecek kadar fakir kimsenin, hac bilgilerini ö renmesi farz olmadı ı gibi, mesle i ba ka ey olan birisinin tıp ve atom bilgilerini ö renmesi farz olmaz. Herkese kendi mesle inin ilmini ö renmesi farzdır. Fen ilminin farz olması bakımından siz haklısınız. stisnasız herkese farz olmaması bakımından da babanız haklıdır. lim ö renmek kadın erkek herkese farzdır. Hangi ilim olursa olsun, erkek olsun kadın olsun, farz olan bir ilmi ö renirken haram i lememelidir. Meselâ fakir bir kimse, ilim ö renmek için para çalamaz. Ders çalı mak için namazı bırakamaz. Haram i lemeden lüzumlu ilimleri ö renmek lâzımdır. ( bni Abidîn c.1,s.29,30; Fetâvâ-i Hindiyye c.5.s.377) SUAL: (Arkada larımdan ba'zısı, biz fenne, müsbet ilme ve akla inanırız. Görülmeyen eylere inanmayız. Melek, cin gibi eyler var olsaydı görürdük, diyorlar. Daha ba ka eyler de diyorlar). Fenne uygun cevabınızı bekliyoruz. CEVAP Yirminci asırdan, fenden azıcık haberi olan kimsenin böyle konu ması çok tuhaftır. Kulak, belli uzaklıktaki, belli frekanstaki sesleri duyar. Göz, ı ık olmadan ve belli büyüklükten daha küçük olanı

göremez. Bulundu umuz odanın içinde çe itli sesler bulundu u halde, bir radyo olmadan i itemeyiz. Biz, i itemiyoruz, göremiyoruz diye odanın içinde bulunan sesi inkâr etmemiz bilgisizlik, cahillik olmaz mı? Fransa'dan gelen insanlar, Paris'te Eyfel kulesinin bulundu unu söyleseler, biz görmedik diye görenleri yalanlamamız, Eyfel kulesi diye bir ey olmadı ını iddia etmemiz, hiç uygun olur mu? Bugün e yalarda, yiyecek ve içecek eylerde birçok mikroplar bulunmaktadır. Bir mikroskop olmadan bunları göremeyiz. Kimisi o kadar küçük ki, mikroskopla bile görülmez. Mikrop denilen canlıları, aletsiz, çıplak gözle göremiyoruz diye, mikrop diye bir ey yok diyebilir miyiz? Fen, görülmeyen eyi inkâr etmez. slâmî ilimler, aklî ve naklî ilimler diye ayrılır, îmân ve ibâdet bilgileri, naklî ilme dayanır. Akla ve tecrübeye dayanan fen ilimleri, naklî ilimlere yanlı diyemez. Tersine, (Bugünkü fen, cin ve mele in varlı ını anlamakta âciz kalmı tır.) denirse do rudur. Eskiden (Atom bölünemez) deniyordu. Daha sonra bölünebildi i anla ıldı. Eskiden tecrübede hatâ edildi i için, neticesi de yanlı olmu tu. Fen bilgileri tecrübeye dayanır, îmân bilgileri, tecrübe alanına girmez. Bu bakımdan fen bilgileri ile, îmân bilgilerinin do ru veya yanlı lı ı ölçülemez. Peygamberler ve evliyadan bir çok zat, mele i ve cinni görmü lerdir. Kur'ânı Kerîm ve hadis-i eriflerle cin ve mele in vâsıfları bildirilmi tir. Akıllı bir kimse, canlı ve cansız varlıklara bakarak, bunların tesadüfi olmadı ını, bir yaratıcının eseri oldu unu anlar. Akıl, göz gibidir, slâmiyet de ı ık gibidir. Ya'ni insanın aklı, gözü gibi zayıf yaratılmı tır. Gözümüz, maddeleri, cisimleri karanlıkta göremiyor. Allahü teâlâ, görme aletimizden faidelenmemiz için, güne ı ı ını yaratmı tır. Güne in ve çe itli ı ık kaynaklarının nuru olmasaydı, gözümüz i e yaramazdı. Tehlikeli cisimlerden, zararlı yerlerden kaçamaz, faideli eyleri bulamazdık. Evet gözünü açmıyan veya gözü bozuk olan, güne ten faidelenemez. Fakat bunların güne e kabahat bulma a hakları olmaz. Aklımız da, yalnız ba ına maneviyatı, faydalı, zararlı eyleri anlıyamıyor. Allahü teâlâ, aklımızdan faydalanmamız için, peygamberleri, islâmiyet ı ı ını yarattı. Peygamberler, dünya ve âhırette rahat etmek yolunu bildirmeseydi, aklımızla bulamazdık. Aklımız i e yaramaz, tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdık. Aklı az olanlar, Peygamberlerden istifade edemez, dünya ve âhıret saadetinden mahrum kalırlar. SUAL: Müslüman nasıl olmalıdır? CEVAP Mektûbâtdaki hadîs-i erîfde buyuruluyor ki: (Allahü teâlânın emirlerini büyük bilmek ve O'nun yaratdıklarına acımak lâzımdır.) Demek ki, Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak lâzım oldu u gibi, insanların haklarını gözetmek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.170) SUAL: slâm ni'metlerinin elden çıkmasına sebep olanlar kaç kısımdır ve nasıl çalı ırlar? CEVAP ki kısımdır: Birinci kısımdakiler küfrlerini, dü manlıklarını açıklıyan kâfirler olup, bunlar bütün kuvvetleri ile, bütün propaganda vâsıtaları ve siyâsî oyunları ile, slâmiyyeti yıkma a u ra ıyorlar. Müslimânlar, bunları biliyor ve onlardan üstün olma a çalı ıyor. kinci kısımda olanlar kendi akılları ile keyiflerine ve ehvetlerine uygun bir ekle çevirme e u ra ıyor. Müslimânlık ismi altında, yeni, uydurma bir din kurmak istiyorlar. Hile ve yalanlar ile, sözlerini isbat etme e, yaldızlı yaltakçı yazılar ile, müslimânları aldatma a çalı ıyorlar. Böylece Müslimânlık dini, yava yava bozularak, bu kâfirlerin istedikleri, plânla tırdıkları gibi ba ka ekle dönüyor. SUAL: Garblıların, fende, tecrübede, san'atda, i'mâr ve terfih vâsıtalarında bulduklarını ö renmek, yapmak bunlardan istifadeye çalı mak caiz midir? CEVAP Bunlar slâmiyyetin emridir. Nitekim Hadîs-i erifde öyle buyuruldu: (Hikmet "ya'nî fen ve san'at" mü'minin kayb etti i mâlıdır. Nerde bulursa alsın!) SUAL: Din nedir? CEVAP

Allahü teâlânın, Cebrail aleyhisselâm ismindeki melek vâsıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdi i, insanların, dünyâda ve âhıretde rahat ve mes'ud olmalarını sa lıyan, usûl ve kaidelerdir. (Ta'rîfât s.72,73) SUAL: bâdet etmek ne demektir? CEVAP Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavu mak ve sevâb kazanmak niyyetiyle, farzları, sünnetleri yapma a, haramlardan ve mekruhlardan kaçma a, ya'ni ahkâm-ı islâmiyyeyi yerine getirme e ibâdet etmek denir. (Ta'rîfât s.97; Mir'ât-ül-mekâsid s.63; bni Âbidîn c.1, s.72) SUAL: (Azrail aleyhisselâmın, iki ayrı ehirde bulunan iki insanın canını aynı anda alması mümkün mü, diyenler var. Cevap bekliyorum.) CEVAP Azrail aleyhisselâmın kudretinden üphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden üphe etme e kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklü ünü bilen kimse, sebebini bilmese de slama teslim olup Allanın her eye gücü yetebilece ine inanması lâzımdır. Bugün bir dü me ile bir veya birkaç ehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm mele i de ruhları bundan daha tez almaktadır. brahim aleyhisselâm, ölüm mele ine sual etti ki: — Ey ölüm mele i, eceli gelen insanların bir kısmı do uda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çe itli yerlerinde sava olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun? Ölüm mele i öyle cevap verdi: — Allahın izniyle onların ruhlarını ça ırırım, derhal avucumun içinde oluverirler. slâm âlimlerinden biri buyuruyor ki: (Dünya ölüm mele i için küçük bir le en gibidir. Oradan eceli gelenlerin ruhlarını alır.) Süleyman aleyhisselâm, ölüm mele ine sual etti: — nsanların ruhlarını kimini genç ya ta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir? Ölüm mele i dedi ki: Bana eceli gelenlerin listeleri verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Ba ka i e karı mam. Ölüm mele i gelip, Süleyman aleyhisselâmın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakma a ba ladı.Sonra çıkıp gitti. O zat Süleyman aleyhisselâma sual etti: — Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan? — Ölüm mele iydi. — Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgâra emret, beni Hindistan'a götürsün. Zatın bu iste i derhal yerine getirildi. Ölüm mele i ikinci defa Süleyman aleyhisselâmm yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti: — Geçen geli inde yanımdaki zata niçin öyle bakmı tın? — imdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan'da almam emredilmi ti. Ömrü biterken hâlâ burada bulunmasına hayret edi imden öyle bakmı tım. (Kimyâ-i Se'âdet s.871; Mektûbat (Yahya Müniri) 76. mektub) SUAL: ( slâmiyet terakkiye (ilerlemeye) mânidir, yalnız ibâdet dinidir.) diyenlere ne cevap verelim? CEVAP Bir iddiada bulunan iddiasını ispatlamakla mükelleftir. spatlayamazsa müfteri olur. Güne balçıkla sıvanamadı ı gibi, slâmiyetin ilme, fenne verdi i kıymet de inkâr edilemez. slâmiyetin terakkiye mâni oldu unu söyleyenler ilimden, islâmiyetten haberi olmayan câhil kimselerdir. (Tefsîr-i Kurtûbi)

SAPIK FIRKALAR
SUAL: (Ba'zıları ehl-i kıble tekfir edilmez diyerek itikadı bozuk yabancı sapıkları hakikî müslüman gibi övüyorlar. Ehl-i kıble ne demektir?) CEVAP

mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Cehenneme girecekleri bildirilmi olan yetmi iki bid'at fırkası Ehl-i kıble oldukları için, bunların hiç birine kâfir dememelidir. Fakat bunların dinde inanması zarurî lâzım olan eylere inanmıyanları ve ( slâmiyet)'den her müslümanın i itti i, bildi i eyleri, te'vilini bilmeden red edenleri kâfir olur.) (C. 3. M.38) Görüldü ü gibi, Kur'ân-ı kerîmde ve hadis-i eriflerde açıkça bildirilen ve müslümanların asırlar boyunca inandı ı bir eye uymayan söz ve i te bulunan bir kimse, bütün ömrünce namaz kılsa, her ibâdeti yapsa da (Müslimân) olamaz. Bid'at ehl-i, tevatür ile zarurî olarak ö renilen din bilgilerinden birine inanmazsa, buna, (Lâilâhe illallah ehli) denmez. Böyle kimsenin îmânı gider. ( bni Abidin S.377) mâm-ı Â'zam Ebu Hanife ile mâm-ı afiî hazretleri, (Ehl-i kıble tekfir edilmez.) buyurdular. Bu sözün ma'nası, Ehl-i kıble olan, günah i lemekle kâfir olmaz demektir. Zarurî olan ve tevatür ile bildirilmi olan din bilgilerinde ictihad caiz olmadı ı için, böyle bilgilere inanmayan, sözbirli i ile îmândan çıkar. (Milel-nihal) tercümesi S.69.) Bid'at ehlini ehl-i kıble diye sevmek haramdır. Çünkü (Fetâvâyül-Haremeyn) kitabındaki hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Bid'at sahibine hürmet eden kimse, slâmiyyeti yıkma a yardım etmi olur.) SUAL: (Bizim burada mu'cizeleri inkâr eden sapık bir grup türedi. Hem "Herkes yalnız Kur'âna göre amel etmelidir." diyorlar, hem de Kur'ân-ı kerîmin mu'cize oldu unu inkâr ediyorlar. Ayrıca, "Kur’ân varken hadis dahil hiç bir kitaba lüzum yoktur." diyorlar. Hadis-i eriflerin tamamını, tasavvufu, bütün evliyaları ve mezhepleri inkâr ediyorlar. “Namazlar, iki vakitte iki rek’ât olarak kılınmalıdır.” Diyorlar. lme ehemmiyet vermiyorlar. "Âlim-câhil herkes Kur'ân-ı aynı seviyede anlar." diyorlar. Onlardan biri, "Bizler ate çiyiz" diyor. Acaba kendilerine inananları Cehennem ate ine götürmek için mi ate çiyiz diyorlar?) CEVAP Herkes Kur'ân-ı kerimden kendi anlayı ına göre mâna çıkardı ı için, 72 sapık fırka meydana çıkmı tır. Âlimler toplulu undan ayrılanlar, sapılmı lardır. "Kur'ân varken ba ka kitaba lüzum yoktur" demek, "Anayasa varken kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere lüzum yok" demekten daha cahilliktir. SUAL: Bir kimse, Eshâb-ı kiramdan birini, meselâ Hazreti Mu'aviveyi (radıyallahü anh) sevmeyip lanet etse, fekat di er bütün sahabeyi sevse dînen hükmü nedir? CEVAP O kimse Ehl-i sünnetden çıkmı dır. Artık sünnî de ildir. (Mektûbât-ı Rabbani; Nuhbet-ül-Ie'âlî s.2,3; Savâ'ık-ul-muhrika s.3; ifâ-ı erif sonunda) SUAL: (Gazetenizde çıkan Kandehlevinin Çirkin ftirası isimli yazınızı kesip kitabı kupon kar ılı ı okuyucularına da ıtarak birçok okuyucunun Hazret-i Ömere bu zetmesine sebep olan gazeteye gönderdim. Cevaplarında, kitabı tercüme eden zatın dikkatinin çekildi ini ve yeni yapılacak baskılarda bu konunun tashih edilece ini bildirdiler. Hayat-üs Sahabe isimli bu kitaptaki çirkin iftirayı gösterip ikaz edenleri de istismar etmekle suçluyorlar. Kitabın o kısmı çıkarılmak veya tashih edilmek üzere yeniden nesr edilmesi mahzurlu de il mi?) CEVAP Hindli Kandehlevi, (Tebli -i cemaat) isimli vehhâbî te kilâtına mensup bir mezhepsizdir. Birçokları, mezhepsizli in, vehhâbili in ne oldu unu bilmiyorlar. Hadis kitaplarından hadis nakleden herkesi, muhaddis, allâme zannediyorlar. Müfessir olmayanın tefsir yazma a kalkması, dini tahrif oldu u gibi, muhaddis olmayan kimselerin hadis-i erifleri kendi anlayı larına göre açıklaması da, cahillik ve mezhepsizliktir. Hak mezhebe tâbi olan bir âlim, mezhep imamının ictihadlarını esas alarak açıklamalarda bulunur. Mezhepsiz Kandehlevinin (Hadislerle Müslümanlık) ismi ile de tercüme edilen bu kitabında, hadisi erifleri, belli bir mezhebe göre de il, kendi anlayı ına göre açıklamaktadır. Hadisi eriflerin hepsi, bir eczanedeki fâideli ilâçlar gibidir. ifa arıyan bir kimse nasıl önce doktora gider. Hastalı ına uygun reçeteyi alır. Sonra da eczaneye gidip, eczacı tarafından reçetede yazılı ilâçlar kendisine verilirse, dinini ö renmek isteyen bir müslümanın da muhakkak bir mezhepde olması, namazını, abdestini,

orucunu o mezhep imamının bildirdiklerine uygun olarak ö renip yerine getirmesi lâzımdır. 4 Hak mezhep olan Hanefi, afiî, Hanbeli ve Maliki, itikatda bir olup, Kur'ân-ı Kerîmden, onun açıklaması olan hadîsi eriflerden ibâdetlere ait bazı hususlarda farklı içtihatta bulunmu lardır. Do rudan do ruya Kur'ân-ı kerîm mealleri ile ve hadîsi erif ile insanın slâmiyeti tam olarak ö renmesi mümkün olamamaktadır. lmihâl kitaplarını okumak, ona göre ibâdetlerini yapmak lâzımdır. Asrımızda moda haline gelen mezhepsizli e kaymakdan yüce Allaha sı ınırız. (Âbidîn c.1, s.29; Fetâvâ-i Hindiyye c.5. s.377; Berîka c.1, s.98)

EHL- SÜNNET T KÂDI
SUAL: mâm-ı Rabbâni hazretleri, (Kalbinde zerre kadar imânı olan, Cehennemde sonsuz kalmıyacaktır.) buyurmaktadır. mânda azalıp ço alma olmadı ına göre, zerreden maksat nedir? CEVAP mân edilecek eylerde azalıp ço alma olur. lim ve ihlâsla ibâdetler yapılınca kuvvetlenir, parlaklı ı artar. Zerre kadar demek, çok az bir parlaklı ı olan iman demektir. Zerre kadar imânı olanlar, Cehennemde sonsuz kalmıyacaktır. SUAL: Ehl-i sünnet itikâdı nedir? CEVAP Hadis-i erifte, ümmetin 73 fırkaya ayrılaca ı, birisi hariç di erlerinin Cehenneme gidece i,.Cennete gidecek tek fırkanın Peygamber aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kirâmın yolundan giden fırka oldu u bildirilmi tir. tikatda ayrılık olmaz. slâm âlimleri, Hadis-i erifler ve icma ile hâsıl olan hükümleri sistemle tirmi lerdir. Bu sisteme Ehl-i sünnet vel cemaat dendi i bütün mu’teber kitaplarda yazılıdır. Sonradan çıkmı de ildir. Tek do ru olan islâm itikadının adıdır. (Milel-Nihâl s.34; Nuhbetül-le’âlîf s.2,3) SUAL: Eshâb-ı kirâmı kötülemek câiz midir? CEVAP üslümanlar, Eshâb-ı kirâmın tamamını severler. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshâbım konu ulurken dilinizi tutunuz!) (Ümmetimin en kötüsü, Eshâbıma dil uzatma a cesaret edenlerdir) (Eshâbıma dil uzatanlara, onlara sö enlere Allah la’net eylesin!) (Eshâbımı incitmekte Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü bilmeyiniz! Onları seven, beni sevdi i için sever. Onlara dü manlık eden, bana dü manlık etmi olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de Allahü teâlâya eziyet etmi olur ki, buna azap eder.) Bu hadis-i eriflerin hepsi mâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât isimli kıymetli kitabında vardır. Ne idi ü belli olmayan kitapları almak uygun de ildir. Yine hadis-i erifte buyuruldu ki: (Eshâbım arasında fitne olacaktır. 0 fitnelere karı anları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine afv ve ma fıret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karı an Eshâbıma dil uzatarak Cehenneme gireceklerdir.) (Savâ’ık-ul-murika s.3; Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: (Bir gazetede, E ’ari ûlemasına göre, amel îmândan cüzdür, deniyor. E ’ari er Ehl-i sünnet de il midir? Ehl-i sünnetin ba lıca prensipleri nelerdir?) CEVAP E ’ariler de Ehl-i sünnettir. Ehl-i sünnete göre amel, îmândan bir cüz (parça) de ildir. Ya’ni insan günah i lemekle kâfir olmaz. Yalnız namaz konusunda sözbirli i hâsıl olmadı. Ba’zı sapık mezheplere göre, amel imândan bir cüzdür. Bahsetti iniz gazetenin, sapık mezheplerle Ehl-i sünneti birbirine karı tırdı ı anla ılmaktadır. mâmı A‘zam hazretleri, di er sapık mezheplerden farklı olarak Ebl-i sünneti öyle bildirmi tir: 1- eyhaynı (Ya’ni Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömer’i) ümmetin en üstünü tutmak, 2- ki damadı (Ya’ni Hazret-i Osman ile Hazret-i Ali’yi) sevmek

3- Kadere (Ya’ni hayrın ve errin Allahü teâlâdan oldu una) inanmak. Allahın yaratmasıyle meydana geldi ine, kul iyilik isteyince Cenab-ı Hakkın yaratıp râzı oldu una, kötülük isteyince yaratıp razı olmadı ına inanmak, 4- Mest üzerine meshi câiz görmek, 5- Günah i leyenlere kâfir dememek. Bu be i’tikad ile, Ehl-i sünnet di er, sapık mezheplerden ayrılmaktadır. (Akâidî Nesefiyye; Fıkh-ı Ekber; Miftâh-ul Cenne; Rıyâd-un nâsıhîn s.168,169) SUAL: (Kö enizde birkaç gün Saray’lara devam ettiniz. Daha önce de göklerden ve yıldızların esrarından bahsettiniz. Bu yazıları okuyup, bu muazzam hâdiseleri inceleyen fen adamları ve hatta lise talebeleri, gerek insan vücudundaki ve gerekse kâinattaki nizamın tesadüfi olmadı ını hiç bir tereddüde mahal kalmadan bir yaratıcının varlı ını anlar ve bilir. Bu anlaması imân de il midir?) CEVAP Evet, Allahü teâlânın var oldu unu anlamakta, aklın, felsefî ve tecrübi ilimlerin yardımı büyüktür. Fakat bunların yardımı ile Allahü teâlâya inandıktan sonra O’nun bildirdi i eylerin her biri için akla, felsefeye ve tecrübî ilimlere danı mak do ru olmaz. Çünkü akıl ile tecrübe ve felsefe yolu ile elde edilen bir çok bilgiler zamanla de i mekte, yenileri bulununca eskileri atılmaktadır. Anatomi, astronomi gibi ilimleri inceleyen kimsenin imanı mevcut ve do ru ise, fen bilgileri bu kimsenin imânının kuvvetlenmesine sebep olur. Fen ilimleri ile kâinattaki nizâmın tesadüfi olmadı ını ve bir yaratıcının bulundu unu anlamak ve bilmek imân de ildir. ( mân) demek; Resülullahın, Allahü teâlâ tarafından getirdi i bilgilere inanmak demektir. nanılması lâzım bilgiler, tecrübeye uygun ise inanır, tecrübe ile isbat edemeyince inanmaz veya üpheye dü erse, o zaman tecrübesine inanmı olup, Resûlullaha inanmamı olur ki, böyle îmân olmaz. Çünkü îmân parçalanmaz, az ve çok olmaz. Din bilgileri, felsefe ile ölçülme e kalkı ılırsa, bu sefer filozofa inanılmı olup, Peygambere inanılmı olmaz. Saray diye bahsetti imiz insan vücudundaki akılları durduran hâdiseler, mevcut îmânı kuvvetlendirir, îmânı olmayan kimsenin de îmân etmesine sebep olabilir. Bu muazzam hâdiseleri ö renen kimsenin imanı yoksa, bu i lerin tesadüfi olmadı ına, bir yaratıcının bulundu una inanır. Bu yaratıcının sıfatlarını ve iman edilecek bütün hususları ö renir ve inanırsa o zaman iman etmi demektir. Îmânın sahih, makbul ve mu’teber olması için ba’zı artları vardır. Bunlar: 1— mânda devamlı ve sabit olmak. Üç sene sonra müslümanlıktan çıkaca ım derse, o andan itibaren müslümanlıktan çıkmı tır. 2— Havf ve reca arasında olmak. Allahü teâlânın azabından korkmalı ve rahmetini ümit etmelidir. Bir kimse, ben muhakkak Cennetli im diyerek, Allahü teâlâdan korkmazsa veya ben çok günahkârım Cehenneme gidece im diyerek Cenab-ı Hakkın rahmetinden ümidini keserse imân nûru söner. 3— Can bo aza gelmeden imân etmek Can bo aza gelince âhıret i leri mü ahede edilir. 0 zaman bütün gayr-i müslimler hakikatı görünce hemen îmân ederler, ama kabul olmaz. Çünkü îmân gaybidir. Ölmek üzere iken Cenneti Cehennemi görünce (Demek ki âhıret varmı , iman ettim) demek mu’teber olmaz. Fakat bu anda bile mü’minin yaptı ı tevbe kabul olur. 4— Güne batıdan do madan önce îmân etmek Âhır zamanda dünya yörüngesinden çıkıp ba ka bir yörüngeye girdi i zaman güne batıdan do up do udan batacaktır. 5- Gaibi yalnız Allahü teâlânın bildi ine inanmak Gaibi yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de onun bildirdikleri bilir. Melekler, cinler ve peygamberler de gaibi bilemez. Fakat Allahü teâlânın bildirdi i sâlih bir kulu da bilebilir. 6— Zaruretsiz ve kasten îmândan bir hükmü reddetmemek Küfrü icap ettiren söz veya ba ka eyleri kullanmamalıdır. Kısacası tahkiri icap eden eyi ta’zim, ta’zim icap eden eyi tahkir ederse îmân dairesinden çıkar. 7— Dinde zaruri bir eyde üphe ve tereddüt etmemek Acaba namaz farzm mıdır, kumar haram mıdır. Kur’ kerim kelâm-ı ilâhi midir? gibi bir hükümde üphe eden kimse, îmândan çıkar.

Me hur bir harama helal, me hur bir helâla haram demek îmândan çıkma a sebeptir. 8— tikadını lsi slâm dininden almak Tarihçilerin, felsefecilerin, fencilerin bildirdi i ekilde de il, Muhammed aleyhisselâmın bildirdi i ekilde iman etmek lâzımdır. 9— Hubbi fihlâh, bu d-ı fillâh üzere olmak Sevgi ve bu zu yalmz Allahü teâlâ için ohnalıdır. 10— Ehl-i sünnet vel cemaata uygun itikad etmek Ehl-i sünnet olabilmek için unlar lâzımdır: 1) Kur’ân-ı kerimin kelâm-ı ilâhi oldu una inanmak. 2) Kendi îmânından üphe etmemek. 3) Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiç birine dil uzatmamak. 4) Cennette mü’minlerin Allahü teâlâyı görece ine inanmak. 5) Fıskı bilinmeyen her îmâmın arkasında namaz kılmak. 6) Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek. (Dinde bilinmesi zaruri lâzım olan eylere inanmıyanlar mü’min de ildir.) 7) Ameli îmândan parça bilmemek. (Günah i leyen kimseye kâfir dememek.) 8) Mest üzerine meshin dinden oldu unu kabul etmek. 9) yilik ve kötülü ün, hayır ve errin Allahü teâlânın takdiri ile oldu una inanmak 10) Mir’acın ruh ve beden ile oldu una inanmak, efa’ate inanmak, Kabr azabının ruh ve bedene olaca ına inanmak. SUAL: Tek kurtulu yolu olan ehl-i sünnet vel cemâ’at mezhebinin i’tikâdının, di er dalâlet fırkalarından belli ba lı farkları nelerdir? CEVAP Belli ba lı farkları unlardır: 1— Kadere, hayr ve errin Allahü teâlâdan oldu una inanmak, 2— Mest üzerine meshi câiz görmek, 3— Büyük günah i liyenlere kâfir dememek, 4— Allahü teâlânın sıfatları hakkında ileri geri konu mamak, 5— Eshâb-ı kirâm hakkında, hayr ve iyilikden ba ka söz söylememek. (Rıyâd-un-nâsıhîn s.96; Akâidi Nesefiyye; Fıkh-ı Ekber; Miftâh-ul-cenne) SUAL: Lâzım olan îmân nasıl olmalı ve nerden ö renilmelidir? CEVAP Herkese önce lâzım olan ey, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitâblarında bildirdikleri gibi, bir iman ve i’tikâd edinmekdir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın yolunu bildiren, Kur’ân-ı kerîmden murâd-ı ilâhiyyeyi anlıyan, hadis-i eriflerden murâd-ı peygamberiyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyâmetde kurtulu yolu, bunların gösterdi i yoldur. Allahın Peygamberinin ve onun Eshâbının yolunu kitâblara geçiren, de i tirilmekden ve bozulmakdan koruyan, (Ehl-i sünnet) âlimleridir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.193,266; Hadika c.1, s.279) SUAL: Her mü’mine önce lazım olan nedir? CEVAP Her mü’mine önce lâzım olan, birinci farz olan ey, îmânı, farzları, harâmları ö renmekdir. Bunlar ö renilmedikçe müslimânlık olamaz. Îmân muhafaza edilemez. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. (Mektûbât-ı Rabbâni c.1, M.19329) SUAL: Kamil îmân demekte mahzur var mıdır? îmân azalıp ço alır mı? CEVAP man, hâsıl olunca zâten kâmildir. Çünkü îmânda azlık çokluk olmaz. Îmânın kendisi az veya çok olmaz. Azhk çokluk îmânın parlaklı ında, belli olmasındadır. Amentü’de bildirilen altı esasa, ya’ni

Allaha, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, âhiret gününe (öldükten sonra dirilme e) ve hayır ve errin Allahü teâlâdan oldu una inanan mü’mindir. Bunlardan birine inanmayan mü’min de ildir. Server-i âlem olan Muhammed Aleyhisselâmın Peygamber olarak bildirdi i eylerin akla ve— tecrübeye danı maksızın tasdik etmek, inanmak îmânın aslıdır Akla uygun oldu u için tasdik ederse, aklı tasdik etmi olur. Resülu tasdik etmi olmaz. Veyahut Resûlü aklı ile birlikte tasdik etmi olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. timat tam olmayınca îmân olmaz. Çünkü iman parçalanmaz. Akıl, Resülün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil selim oldu u anla ılır. nanılması lâzım ey için, tecrübi ilimlere danı ıp, tecrübeye uygun ise inanır, tecrübesine ile isbat edemeyınce, inanmaz veya übheye dü erse, o zaman tecrübesine inanmı olup Resüle inanmamı olur ki, böyle inanmaya îmân denmez. Çünkü îmân parçalanmaz, az ve çok olmaz. Îmân, Resûl-i Ekrem Efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak bütün insanlı a getirdi i ve bildirdi i emirlerin ve yasakların hepsine itimat ve itikad etmektir. Bu emirlerin, yasakların herhangi birine inanmamak veya üphe etmek küfürdür Çünkü Resûle inanmamak veya itimat etmemek, ona yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur. Kusuru olan ise Peygamber olamaz ( kfâr-ülmülhidîn s.13,119; Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.15,108 c.2,s.268 Kitâb-üt-tevhîd s.209,393,396) SUAL: Bir din görevlisi (Namaz kılmayan kâfirdir.) diyor. Halbuki bizim ö rendi imize göre, ameller, îm3andan bir parça de ildir. Ya’ni namaz kılmâyana kâfir denmez. Din görevlisi (Namaz kılmayanın kâfir oldu una dair hadis vardır Âlimler, kâfir olmaz demi se de bizim için hadis mühimdir.) dedi. Böyle bir hadis var mıdır? CEVAP Dinimizde dört delil vardır. Kur’ân-ı kerim,Hadis-i erif, cmâ ve Kıyâs-ı fukaha. Biz Kur’ân-ı kerîm ve hadis-i eriflerden ibâdetlere dair hüküm çıkaramayız. Bir kasabın göz ameliyatı yapması nasıl mümkün de ilse, bizim gibi câhillerin Kur’ân-ı kerimden ve hadis-i eriflerden hüküm çıkarması da mümkün de ildir Kur’ân-ı kerimi açıklayabilecek seviyede bir müfessir olabilmek için yalnız Arabca bilmek kafi de ildir Bir çok ilim dalında mütehassıs olmak lâzımdır. Bugün Kur’ân-ı kerimden hüküm çıkarıyorum diyenlere inanmamalıdır. slâm âlimlerinin kitaplarından nakil yapmayıp, kendi kafasına göre hüküm verenlere aldanmamalıdır. Kasap belki gözden eder, fakat cahil hoca dinden eder ve ebedi felâketimize sebep olabilir. Farzları yapmayan ve haramları i leyen bir kimse kâfir olmaz. Ancak, haram i leye i leye, kalb kararır, iyilik yapamaz olur. Îmânın gitmesi kolayla ır. Îmânı muhafaza edebilmek için haramları öldürücü zehir bilmek, farzları, sünnetleri, müstehapları yapma a çalı mak lâzımdır. Din görevlisinin bahsetti i hadis-i erif (Îhya)’da vardır. Fakat açıklaması bizim bildirdi imiz ekildedir.( Rıyâd-unnâsıhîn s.168,169, Berîka c.1,s.98; bni Abidîn c.1,s.105; Mevdûat-ül-ulûm Tefsîr ilmi bahsi; Hucce-tüllah-i alel’âlemin s.775)

B D’AT VE B D’AT EHL
SUAL: Biliyorsunuz Adana’da bilhassa bizim köyde erkeklerin hemen hepsi alvar giymektedir. Köyümüze gelen bir hoca alvar giymek bid’attır. Peygamberimiz hiç alvar giymemi tir, dedi. alvar giymek bid’at oldu una göre biz imdi günah mı i liyoruz? CEVAP Evet alvar giymek gözlük kullanmak gibi bid’attır. Fakat ibâdette de il, âdette bid’at oldu u için günah olmaz. Yani âdet olan yerde alvar giymekte mahsur yoktur. Âdet olmayan yerlerde giymemelidir. (Hadîka c.1, s.143;berîka c.1, s.133)

SUAL: Her memleketin âdet olarak yaptıkları insanlara faydalı olan eyleri kullanmak onlara benzemek midir?
CEVAP Bazı kimseler, (Bir kavme benzeyenin onlardan olaca ı) hakkındaki hadis-i erîfi bildirerek ceket, gömlek giymeyen, kıravat takmayan, masada yemek yemiyen ve bunları yapanlara Allah’tan korkmadan kâfir diyen kimselere aldanmayı ınıza memnun olduk. bni Âbidinde bildirildi i gibi, her memleketin âdet olarak yaptıkları insanlara faydalı olan eyleri kullanmak, günah de ildir. Ceket, gömlek, kıravat gibi eyler, âdete ba lı mübah eylerdir. Otobüse binmek, deterjan kullanmak, ütü yapmak da keza gömlek giymek gibi âdete ba lı mübah eylerdir. Kâfirlere benzemek, onların ibâdet olarak yaptı ı ve kâfirlik alâmeti olan eyleri yapmak, be enmek mezkür hadis-i erîfîn hükmüme

girdi ini, mu’teber kitaplar yazmaktadır. Gömlek dü manı câhillerin, (Birle elim, toplanalım birlik rahmettir) diyerek sapıklıkta birle tirme e kalkmaları, birle mek de il bölücülüktür. Do ru tekdir, yanlı çoktur. Cahillerin kendi kafalarından anladıkları eyler din de ildir. Dinin ne oldu unu, bid’atin neye dendi ini, sapık mezheplerin zararlarını mâm-ı Gazâli, mâm-ı Rabbânî gibi büyük slâm âlimleri bildirmi tir. Din adamı geçinen, kendilerinden olmayan kimselere kâfir diye hücum eden, mezhep ayırımı veya mezhepsizlik yapan, ran’daki zulüm rejimini öven, münevver Müslümanlara söven, dini kendi anlayı ına uyduran, Müslümanlar arasında bölücülük yapan kimselerle birle me e kalkmak dine ve vatana ihanettir. üphesiz topluluk rahmettir, bölücülük fitnedir. Birle me hakta, do ruda olur. (Hadîka c.1,s.143; Berîka c.1,s.133) SUAL: Ya ve evlilik günlerini tebrîk etmek ve hediyele mek câiz midir? Milâdî takvime göre yapılmasında mahzur var mıdır? CEVAP Bunlar âdettir, zararlı eyler de ildir. Muhabbeti artırır. Bunları yaparken slâmiyetden dı arı çıkmama a dikkat etmelidir. SUAL: (Do um günü münasebetiyle tebrikle mek, sohbet etmek, çay içmek, yemek gibi âdetler uygun mudur, yoksa Hıristiyan âdeti midir? CEVAP Peygamber aleyhisselâm, kendi do um gününde, (biz buna Mevlid diyoruz,) Eshab-ı kirâmla toplanır, sohbet ederdi. Do um günlerini kutlamak Hıristiyanlardan bize geçmi de ildir. Pasta üzerine mum koymak Hıristiyanlardan geçmi tir. Mum koymadan yapılan toplantı ve tebrikle melerde hiç mahzur yoktur. Hıristiyanlar, yemek yiyor, su içiyor diye bizim bunları yapmamamız mı lazımdır? Hıristiyanların dinî bayramları, yortuları, Noelleri taklid edilmez . lme ait her eylerini taklid etmek dinimizin emridir. Çünkü hadis-i erîfte buyuruldu ki:

( lim mü’minin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alması lazımdır.)
Hikmet (ya’ni fen ve san’at), mü’minin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alsın! Kısacası, Hıristiyanların ibâdet olarak yaptı ı eyleri yapmamalıyız. lme ait olan eyleri almamız dinimizin emridir. (En-ni’met-ül-kübrâ s.8; erh-ül-mevâhib c.1, s.140) SUAL: (Bir kavme benziyen ondandır) diyerek ka ık ve çatal kullanmak mahzurlu mudur? CEVAP Kâfirlerin kullandıkları eyler ikiye ayrılır: birisi âdet olarak yapdıkları eylerdir ki, bunlardan harâm olmıyanları, insanlara faideli olanları yapmak ve kullanmak günah de ildir. Ayakkabı giymek, çatal ka ık kullanmak, âdete ba lı eyler oldu u için mubâhtır. kincisi ibâdet olarak yaptıkları eylerdir. Bunları yapan ve kullanan kâfir olur. Mesela kiliseye gitmek, puta tapmak v.s. gibi. (Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.108; bni Âbidîn c.5 s.481 ve namazda Kıraat bahsi; Birgivî Vasıyyetnâmesi) SUAL: mam-Rabbani hazretleri (Bid’at sahibi ile konu mak, kâfirle arkada lık etmekden kat kat daha fenâdır.) buyurmu dur. Sebebi nedir? CEVAP Bid’at ehli müsliman kabul edildi i için, onun yaptı ı hareketler Müslümanlık zannedilebiir. Kâfir bilindi i için ondan sakınmak kolay olur. (Fetâvâ-i Harameyn 4. fetva) SUAL: Bid’at i leyen imamın ardından namaz kılınır mı? CEVAP Küfrü gerektiren bid’at iki çe ittir. 1- ’tikâdda bid’at ise ve küfrü gerektiriyorsa böyle imâmların arkasında namaz kılınmaz. Çünkü, i’tikadda küfrü gerektiricek özr yoktur. 2- Fiilî bidât küfrü gerektiriyorsa, zarûret zemanlarında özr olur. Zaruretsiz olursa özr olmaz. Böyle imâmların arkasında namaz kılınmaz. (Fetâvâ-i Harameyn s.35; bni Âbidîn c.1, s.377) SUAL: bâdetler sahîh oldu u halde kabûl olmıyabilir mi? CEVAP

bâdetler sahîh oldu u halde kabûl olmıyabilir. Meselâ günâhlardan sakınmıyan müslimanların ibâdetleri sahîh olsa da , kabûl olmaz. Nitekim, mu’teber kitâblarda bildirilen bir hadis-i erîfde öyle buyruldu: (Bid’at sâhiblerinin ibâdetleri kabûl olmaz.) (Hadîka c.1, s.133)

SUAL: (Âlim oldu u söylenen bir zat, Peygamber aleyhisselâm zamanında olmayıp sonra çıkan her eyin, bid’at oldu u için haram oldu unu söyledi. Sözünü isbat için Suudi Arabistan’da ka ıkla yemek yenmedi ini söyledi. Kahve, çay ve benzeri eylerin bid’at oldu u için, vücuda zarar verdi i için, lüzumsuz yere kullanıp israf oldu u için haramdır, diyor. Bu hususta âyet ve hadîs okudu bir bilene sorup ikna edici vesîkalı cevabınızı bekliyoruz.)
CEVAP Çok kimseler, ibâdette bid’at ile âdette bid’atı ayırmadıkları için mübahlara da haram diyorlar. (Hadika)nın 143. sayfasında buyuruluyor ki: (Un ele i ve ka ık gibi eyler zamanı saâdette yok idi. Sonradan meydana çıktı. Böyle Allahü tealâyâ ibâdet etmek ve sevab kazanmak niyeti olmaksızın meydana çıkarılan eylere (Âdette Bid’at) denir. Bunlar sapıklık olarak bildirilen bid’atlerden de ildir. Kahve içmek âdette bid’attir. Âdette bid’ate haram denilemiyece ini Cumhur-ı ulema bildirmi tir). Zerkanî ( zziyye) kitabını açıklarken, çay, kahve benzeri eyler hakında Alî Echürî hazretlerinden u nakli yapmaktadır: (Tütün içmek aklı giderir veya zarar verirse yahut nafakası vâcip olanın nafakasını terke veya namazın vaktini kaçırma a sebep olursa, bu kimseye haram olur. Ba kalarının içmesi haram olmaz.) Buna göre, kahve ve çay gibi eyleri vücuda zarar vermiyecek kadar içmek haram de ildir. Çay, kahve, benzeri eyleri içmek israf de ildir. sraf, az olsun, çok olsun malı harama sarfetmek, yemek, içmek ve giyinmekte, ihtiyaçtan fazlasını harcetmek israftır. Çay, kahve ve benzeri eyler ihtiyâçtır. mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: ( htiyâç maddelerini lüzumu kadar kullanmak sünnettir. Ne ’elenmek ve ferahlanmak için kullanmak da câizdir.) Çay, kahve ve benzeri eylere alı mı kimsenin bunları ihtiyâcı kadar içmesi israf olmaz. Nafaka temin etmek lâzım oldu u gibi ihtiy3acı olan bu eyleri de temin etmek lâzımdır. Fakir bir kimsenin, nafakadan kesip me rubat içmesi israf oldu u halde, alı tı ı için, çay, kahve ve benzeri eyleri içmesi israf olmaz. Sigara da böyledir. Her eyin ço u zarardır. Bir tıp dergisine göre, çayın faidelerinden ba’zıları unlardır: “Vücudun büyük kısmına iyi gelen çay, kalbin kolay çalı masını sa lamakta ve sinir sistemi üzerinde de iyi etkileri bulunmaktadır. Çayda yüksek miktarda (Florid) bulunmaktadır. Bilindi i gibi florid di lerin korunmasında büyük te’siri vardır. Bu bakımdan çayın di sa lı ında ehemmiyeti büyüktür. Çayda B kompleks vitaminleri, ribovlamin, pantothenic asit, niacin, thiamine vitamin B2, folik asit bulunmaktadır. A zın sıhhati için, gözlerin iyi görmesini sa lamak için demli çay içmek gerekir.” (The Lancet Tıp Dergisi) ( bnî Âbidîn c.5, s.288)

KAZA VE KADER
SUAL: (Eceli ile ölmemeli) veya (ecelim gelmeden öldürdün beni) demek caiz midir? CEVAP Do ru itikada göre, öldürülen kimsenin o anda eceli gelmi tir. Ömrü ortadan kesilmemi tir. Herkesin eceli bir tanedir. Ecel gelmeden insan ölmez. Ecel gelmeden ölüm olmaz. (Tefsîr-i Kebîr c.17, s.182). SUAL: Benim yedi ya ında bir o lum vardı. Tedavi görürken öldü. Dostlarımdan bazıları diyorlar ki, (O lun eceliyle ölmü tür.) Ba’zıları da, (O lun yanlı tedaviden ölmü tür.) diyor. Hangisi do rudur) CEVAP

Bütün ölümler ecel gelince vuk’u bulur. Ecelsiz ölüm olmaz. Kiminin ölümüne hastalık sebep olur, kiminin ölümüne kur un sebep olur. Kimininkine bir i ne sebep olur. (Tefsîr-i Kebîr c.17, s.182). SUAL: (Ömür uzar mı) isimli yazınızda, (Ecel-i kaza)’nın de i ece ini, fakat (Ecel-i müsemma)’nın de i miyece ini yazdınız. Ecel-i müsemma da de i ir.) CEVAP Kaza ve keder konusu bir çok âlimin bile sapıtmasına sebep olmu tur. Bu hususta nakli esas almadan yazı yazmak asla do ru olmaz. Biz, (Ecel-i müsemma)’nın de i miyece ini, Allâme Ahmed bin Süleyman bin Kemal Pa a Hazretlerinin (Levh-il-mahfuz ve ümmül-kitab) isimli risâlesinden aldık. Bu risale, Tam lmihal Se’âdeti ebediyye’de mevcuttur. Kolayca bulmanız mümkündür. Ayrıca bu konu, mâm-ı Rabbânî Hazretlerinin (Mektûbat) isimli kıymetli eserinde (217.) mektubunda da bulunmaktadır. Mektûbat kitabı, (Müjdeci Mektuplar Tercümesi) adı altında tercüme edilerek hlâs A. . yayınları arasına alınmı tır. 217 mektubu okuyabilirsiniz. SUAL: Bir arkada ım var. Yanında ba kaları maldan mülkten, arabadan bahsedince (Ya Rabbi bana da verseydin bunların yanında küçük dü meseydim) diyormu . Sonra da tevbe ediyormu . Bu arkada a bir cevap veremedim. CEVAP Her âlimin üstünde bir âlim oldu u gibi, her zengin üstünde de bir zengin vardır. Malı az olan kimse, cemiyette küçük sayılmaz. Dertsiz insan olmaz. Malı çok olanın belki derdi daha çok olur. Ya’ni mal, muhakkak bir üstünlük ölçüsü olamaz. Takdire râzı olmalıdır. Râzı olmayınca hem ele bir ey geçmez, hem de üzüntüsü yanımıza kalır. Mal, iyi yolda harcanırsa bir de eri olur. Kötü yolda harcanırsa vebali vardır. nsan ahlâkı sayesinde de er kazanır. SUAL: Birisi, (Ben i te buradayım, i te kar ıya geçtim. Her ey, insanın elindedir) dedi. Bu sözler irk olur mu? CEVAP nsanların hareketleri üçe ayrılır: 1- Tabiî (fizik) hareketleri, meselâ suya basınca batmak, fizik hareketidir. 2- radî hareket, nefes almak gibi. 3- htiyârî hareket, konu mak gibi. Tabiî hareketler, insanın elinde de ildir. Sudan a ır olan her cisim gibi insan da suda batar. te ben batmıyorum diyemez. Ta ın suya batması, ta ın istemesi ile olmadı ı gibi, insanın batması da arzusu ile de ildir.

râdî hareketler de insanın elinde de ildir. nsan nefes almak istese gücü yetmez. Bir insanın gözüne i ne uzatsak ister istemez gözünü yumar. Gözleri kapama elinde olmaz. O anda gözlerini kapamak iradesi kendili inden hasıl olur. Tıpkı suda batmak gibi.
htiyâri hareketleri insan isterse yapar, istemezse yapmaz. Yürümek ve konu mak gibi. nsanın elinin titremesi ile, istekle kaldırılması arasında fark vardır. Titreme e insanın kudreti karı madı ı halde, yürümek, konu mak gibi ihtiyarî hareketleri insanın kudretinin yetmesi, hareketlerinde mes’uliyete sebep olmakta, sevap ve günah i lemektedir. Kul, râde-i cüzîyyesini kullanmakta serbesttir. nsan irâdesini iyili e kullanırsa Allahü teâlâ iyili i yaratır, kötülü e sarfederse, kötülü ü yaratır. Allahü teâlâ, kul irade etmeden de yaratırsa da, ihtiyârî olan i leri yaratma a kulun iradesini sebep kılmı tır. Kul, irâde-i cüz’iyyesinde serbest oldu u için ihtiyârî hareketlerinden mes’ul olmaktadır. Eskiden mu’telize denilen bir fırka vardı. (insan kendi bütün i lerini kendi yaratır.) derler ve yaratmada Allahü teâlâya ortak ko arlardı. Bugün ba’zıları bu sapık fırka gibi inanıyor. râde-i cüz’iyye kuldandır. Hareketi yaratan ise Allahü teâlâdır. mânın altı esasından biri olan (Hayır ve er Allah’tandır.) sözünün ma’nası budur. (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, M.67; Kimyâ-i Se’âdet s.802) SUAL: (Kader mevzuu beni çok dü ündürüyor Alınyazısı hiç de i mez mi? Ba ımıza geleceklerin önceden yazılı olması, bizim günah veya sevap i lememize te’sir etmez mi?) CEVAP Kader; ileride yaratılacak eyleri, Allahü teâlânın ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde takdir edilen eyin zamanı gelince meydana çıkmasıdır. Biz kendimiz için, Allahü teâlânın ne diledi ini bilemeyiz. Zamanı gelince kadere uygun olarak yaratmaktadır. Allahü teâlâ insana irâde-i cüziyye vermi dir.

nsanlar bu irâde-i cüziyyelerini kullanarak günâh veya sevâb i ler. Günah veya sevab i leyece ini elbette Allahü teâlâ ezelde biliyordu. Zaten bilmeyen ilâh olamaz. Fakat Allahü teâlânın bilmesi onu i liyen için bir kötülük de ildir. Tembel bir talebenin dersinden zayıf alaca ını ö retmenin bilmesi, o talebe için kötülük olmaz. Ö retmen talebeye kötülük yaptı denemez. Talebe kendi arzusu ile çalı mamı tır. Günah i leyen insan da, kendi iradesi ile günâh i lemi ve kar ılı ında da ate de yanacakdır. Her eyin Hâlıkı Allahü teâlâdır. Tabii ki, kul bir i i yapmadan önce Allahü teâlâ bilir. Bu bilme kul için bir kötülük de ildir. Kaza ve kader imânın artıdır. (günah i liyece im ezelde yazılmı ise, çalı mam fayda vermez) diyerek emirleri terk etmek ve yasakları da yapmak do ru de ildir. Böyle dü ünceleri kalbe getirmemeye çalı malıdır. (Kâmûs; levh-il-mahfûz risâlesi; Mektûbât-ı Rabbânî; râde-i Cüz’iyye risâlesi) SUAL: Ömür uzar veya kısalır mı? Kur’ânda (Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) buyuruldu u halde, tavsiye etti iniz yayınların birbirinde, uzayıp kısalaca ı yazılır. Bu Kur’âna ters dü müyor mu? CEVAP Âyet-i kerimelerin mâ’nalarını tefsirlere bakarak veya hakikî slâm âlimlerinin kitaplarını okuyarak ö renmek lâzımdır. Müfessirlerden ba kası Kur’ân-ı kerîmi anlıyamaz. Evet ecel gelince gecikmez. Fakat ecel hâsıl olmadan önce, sadaka ile, duâ ile, amel-i sâlih ile ömür uzar. Zira Fâtır süresinde (herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması hep yazılıdır.)buyurulmaktadır. Ra’d sûresinde ise (Allahü teâlâ,diledi ini siler, diledi ini de i tirmez. Ümmül kitab ondadır.) buyurulmaktadır. Bu âyet-i kerimede levh-i mahfuz bildirilmektedir. Levhi mahfuzda de i iklik olur. nsanın i ine göre, ömrü ve rızkı de i ir. yiler kötü, kötüler iyi olarak de i ebilir. Böylece biri ölümüne yakın iyi i ler yaparak son nefeste imân ile gidebilir. Bir ba kası da kötü amel i leyip îmânsız gidebilir. Kader, Allahü teâlânın olacak eyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan eyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Kader maa bordrosu gibidir. Kaza ise bu maa ın da ıtılmasıdır. Kaza-i muallak, levh-i mahfuzda yazılıdır. E er o kimse, iyi amel yapıp,duası kabul olursa, o kaza de i ir. Hadis-i erifte buyuruldu ki; (Kader, tedbir ile, sakınmakla de i mez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur.) Duanın belâyı def etmesi de kaza ve kaderdendir. Havanın oksijen gazı, canlının hücrelerindeki gıda maddelerini yakıp ısı meydana gelmesine sebep oldu u gibi, dua da, Allahü teâlânın merhametinin gelmesine sebep olur. Yine bir hadis-i erîfte buyuruldu ki: (Kaza-i muallâkı hiç bir ey de i tiremez. Yalnız dua de i tirir ve ömrü, yalnız, ihsân, iyilik artırır.) Bir kimseye takdir edilen belâ, kaza-i muallâk ise, ya’ni bu kimsenin dua etmesi de, takdir edilmi ise dua eder, kabul olunca, belâyı önler. Ecel-i kazayı iyilik etmek geciktirir. Fakat ecel-i müsemma de i mez. Ecel-i kaza, meselâ bir kimse, e er iyi i yaparsa ömrü altmı sene, yapmazsa kırk sene diye takdir edilmesi gibidir. Vakit tamam olunca eceli bir an gecikmez. Birinin üç gün ömrü kalmı iken akrabasını Allah rızası için ziyaret etmesi ile ömrü otuz seneye uzar. E er akrabasını terk ederse aksi vuk’u bulur. (Levh-ilmahfûz Risâlesi; Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.217) SUAL: Gazetenizde insanların açlıktan ölmiyece i yazılmı tı. Fakat Afrika’da veya ba ka bir yerde açlıktan ölen insanların bulundu unu i itiyoruz. Bu nasıl oluyor?) CEVAP Allahü teâlâ herkesin ömrü takdir etti i gibi, rızkını da takdir etmi tir. Ömür azalıp ço almayaca ı gibi, O’nun takdir etti i rızk da azalmaz, de i mez. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Hiç kimse mukadder olan rızkını bitirmeyince ölmez. Ölüm ma’lumumuz olmadı ı için sıhhatimi koruma a, hastalı ımızı tedaviye lüzum vardır. Bunun gibi mukadder olan rızık da ma’lumumuz olmadı ı için, çalı ıp kazanmamız lâzımdır. Açlıktan ölenler, ömürleri ve rızıkları tamam oldu u için ölmektedir. (Mektûbât-ı Rabbânî C.1, s.217; levh-il-mahfûz risâlesi) SUAL: (Kaza kader konusunu ba’zı kitaplardan okudum. Fakat iyi anlamadım. Hem hayır er Allahtan diyoruz. Hem de hayır yapınca sevap, er kazanınca günaha giriyoruz. Basit ekilde açıklamanızı istiyorum.) CEVAP

Hayır ve er Allahtandır. Kulun istedi i her ey, o da irade ederse, dilerse meydana gelir. Kullar, kendilerine ihsân edilmi olan (irâde-i cüz’iyye) lerini kullanarak, iyilik yaratılmasını isteyen sevap, kötülük yaratılmasını isteyen günah kazanır. Allahü teâlâ, insanların istekli i lerini onların iradeleri ile yaratılmasını ezelde dilemi tir. lerin, insan iradesi ile yaratılması, ezeldeki ilâhi irade ile yaratılması demektir. Kaza kader konusunu öyle bir misâlle anlatalım! Bir bakkal, arapla süt satmaktadır. arap isteyen mü teriye bakkal, arabın zararlarını, sütün faidelerini anlatır. Mü teri arapta ısrar ederse, bakkal arabı verir, sütü isterse sütü verir. arabı isteyip alan kimse, içip içip iyice sarho olup ba ını elektrik dire ine çarparsa kabahati bakkala bulması haksızlık olur. te Allahü teâlâ, insanları iyilik ve kötülük i lemede serbest bırakmı tır. Sadece serbest bırakmakla kalmamı , iyili in faidelerini, kötülü ün zararlarını da bilmi tir. Artık dileyen Allahın emirlerine uyarak ebedi saadete kavu ur. Dileyen de emir dinlemezse ebedi felakete maruz kalır. (Mektûbât-ı Rabbânî; erh-i Akâid; Nuhbet-ül-le’âli s.12; kitâb-üt-tevhîd s.308) SUAL: Kul, kendi irâdesiyle iyilik ve kötülük yapabilir mi? CEVAP Allahü teâlâ, hâtırlatmazsa, kimse iyilik ve kötülük yapma ı irâde, arzû edemez. Kulun irâdesinden sonra O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istedi i her ey, o da irâde ederse, dilerse meydana gelir. Yalnız onun diledi i olur. yilik ve kötülük yapma ı, çe itli sebeplerle hatırlatmaktadır. Merhamet etti i kulları kötülük yapmak irâde edince, O irâde etmez ve yaratmaz.iyilik yapmak irâde ettikleri zemân, O da irâde eder ve yaratır. Böyle kullardan hep iyilik meydana gelir. Gazâb etti i dü manların kötü irâdelerinin yaratılmasını, O da irâde eder ve yaratır. Bu kötü kullar, iyilik yapmak irâde etmedikleri için bunlardan hep fenâlık hâsıl olur. (Kitâb-üt-tevhîd s.286, 287; erh-i Akâid) SUAL: nsanlar irâde-i cüz’iyyelerini nasıl kullanırlar? CEVAP nsanlar, bir âlet, bir vâsıtadır. Kâtibin elindeki kalem gibidir. u kadar var ki, kendilerine ihsân edilmi olan irâde-i cüz’iyyelerini kullanarak, iyilik yaratılmasını isteyen, sevâp, kötülük yaratılmasını isteyen, günâh kazanır. Allahü teâlâ, istekli i lerini onların irâdeleri ile yaratmasını ezelde dilemi tir. lerin insan irâdesi ile yaratılmasını, ezeldeki ilâhî irâde ile yaratılması demektir.(Kitâb-üt-tevhit; erh-i Akâid) SUAL: ( manının altı artına inanıyoruz. Altıncı art olan hayır ve errin Allahtan oldu una da inanıyoruz. Ba’zısı “Kaderimmi ” diyor. Kaderi suçlamaya kalkıyor. Hayır ve er Allahtan oldu una göre, hattâ bir ayette (Diledi imizi hidayete kavu turur, diledi imizi dalâletle bırakırız) buyuruldu una göre, insanların iyilik ve kötülük i lemesinin ne mânası kalır diyenlere nasıl cevap verece iz? Kaderi anlayaca ımız ekilde açıklamanızı istiyoruz.) CEVAP Âlemlerin yaratanı, her eyi her eyi yaratmadan önce biliyordu. Her eyin iki türlü varlı ı olur. Biri ilimde varlık, di eri hariçte maddeli varlıktır. mâm-ı Gazâli hazretleri bunu öyle bir misâlle anlatmı tır: (Bir mühendis mimar, yapaca ı bir binanın eklini, her yarini önce zihninde tasalar. Sonra zihindeki bu resmi, kâ ıda çizer. Sonra bu plânı mimara ustalara verir. Bunlar da bu plâna göre, binayı yapar. Kâ ıttaki plân binanın ilimdeki varlı ı demektir ve zihinde tasavvur edilerek çizilen ekildir. Buna (ilmi, zihnî hayâlî vücut) isimleri verilir. Kereste, ta , tu la ve harçtan yapılan bina da hariçteki varlıktır. Mühendis mimarın zihninde tasarruf etti i ekil, ya’ni bu ekle olan bilgisi, binaya olan kaderidir.) Usta, plândaki ölçülere göre binayı yapmamı sa, demir ve harç gibi lüzumlu maddeleri kullanmamı sa o bina çöker. Bina çökünce kabahat, plânı çizen mimar mühendise bulmak haksızlık olur. Allahü teâlâ, isanlara ( râde-i cüz’iyye) ihsân etmi tir. Bu irâdelerini kullanarak, sevâp iyilik yaratılmasını isteyenler, sevap, kötülük yaratılmasını isteyenler günah kazanır. Allahü teâlâ insanların istekli i lerini onların irâdeleri ile yaratılmasını ezelde dilemi tir. lerin insan irâdesi ile yaratılması, ezeldeki ilâhî irâde ile yaratılması demektir. Mimar mühendisin plânına uymayan ustanın binası çöktü ü gibi, Allahü teâlânın peygamberleri vâsıtasıyla gönderdi i plânına (emir ve yasaklarına) uymayan insan kendi eliyle felâketini hazırlamı demektir.

Kader, ileride yaratılacak eyleri, Allahü teâlânın ezelde bilmesidir. Yarataca ı eyleri bilemiyen ilâh olmaz. Allahü teâlâ, Nisa Sûresi 78. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki: (Ey insan, sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsânı olarak, ni’meti olarak gelmektedir. Her dert ve belâ da, kötülüklerine kar ılık olarak gelmektedir. Hepsini yaratan gönderen Allahü teâlâdır.) Görüldü ü gibi, hayrı da erri de Allahü teâlâ göndermektedir. yili e lâyık olmadı ımız halde ihsân ederek ni’metler göndermektedir. Büyük belâlara müstehak oldu umuz halde, yine merhamet ederek çok az dert ve müsibet göndermektedir. (Nuhbet-ül-le’âlî s.12, Kitâb-üt- tevhîd s.286) SUAL: Ba’zı kimseler Türkiye’de sigortacılı ın geli memesinin kadercili e, ya’ni halkın kadere inanmasına ba lıyorlar. Kadere inanmakla sigortacılı ın ne alâkası vardır? CEVAP Kadere inanmakla sigortacılı ın bir alâkası yoktur. Vâsıtasının ba ına bir kaza gelirse, daha az zarar etmesi için sigorta ettirmesiyle kadere inanmanın bir alâkası yoktur. SUAL: Bir kimse yaralanıyor. Hastaneye kaldırılırsa kurtarılabiliyor. Kaldırılmazsa ekseriye ölüyor. Bunlar da takdirle midir? CEVAP Her ey takdirledir. Doktor ve ilâç bulmak da takdire ba lıdır. Allahü teâlâ takdirine göre sebepler yaratmaktadır. Bir yeri kesilen insanın eceli gelmedi ise damarı ba lanır, ilaç verilir. Ölmez. Eceli gelmi ise damarı ba layacak biri bulunamaz. Kanı akar, mikrop kapar ölür. Yüre i çok bozuk olan a ır hastaya, ölmek üzere olan bir ba kasının sa lam yüre i takılıp takılmamasına ecelin gelip gelmemesine ba lıdır. Kalbin de i tirilmesi de hastayı muhakkak iyi yapmıyor, çoklarının ölmesine sebep olmaktadır. (Levh-il-mahfûz risâlesi; Kitâb-üt-tevhîd s.306) SUAL: (Kaza ve kaderden bahstmeyin deniyor. Alın yazısı deniyor. Bazıları soruyor, ma’dem benim ba ıma gelecek eyler, Cennet ve Cehennemlik oldu um yazılı. Benim sevâb veya günah i lemem neye te’sir eder? Bunun levhi mahfuzda yazılı olmasının az da olsa, aklen izahı mümkün de il mi? kinci sual, gelmi ve gelecek bütün eylerin levh-i mahfuzda yazılması alken mümkün müdür?) CEVAP Kaza ve kaderin Allahü teâlâ tarafından oldu una inanmak, îmânın altı artından birisidir. Birçok âlimler, bu mevzuda ifrat ve tefrite dü mü lerdir. Kimisi, insan, rüzgarın önündeki kuru yaprak gibidir. ledi i amellerden mes’ul de ildir, demi . Kimisi, kul, kendi fiillerinin hâlıkıdır diyerek Kaderiyye ve Cebriye gibi sapık mezhepler zuhur etmi tir. Ehli sünnet ise itraf ve tefrite sapmıyan orta yoldur. Allahü teâlâ’nın, bir insanın Cennetlik ve Cehennemlik oldu unu bilmesi, kulun fiillerine tahakküm de ildir. Te bihte hatâ olmasın. Bir astronomi âlimi (astronom), güne in bir sene içinde ne zaman do up, ne zaman bataca ını hesaplıyarak takvime yazsa, güne takvimde bildirilen saatlerde do up batacaktır. imdi kim diyebilir ki, astronom, takvime yazdı ı için güne , o saatte do up batıyor? Görüldü ü gibi astronomun güne in d up batmasını önceden bilmesi güne in hareketine te’sir etmemektedir. te Allahü teâlânın, bir kulun Cennnetlik veya Cehennemlik oldu unu ezeli ilmi ile bilmesi, kulun fiillerine cebri bir müdahale degildir. Nitekim Seyyid Abdulhakim Efendi hazretleri buyurmu tur ki (Kader, ilm-i tekatdümdür, cebr-i tahakküm de ildir.) Ya` kader, Allahü teâlâ’nın ni ezeli ilmi ile bilmesidir, cebrî tahakküm de ildir. Cenâb-ı Hak, kâmil sıfatlarla muttasıftır. Kulların ba larına gelecek i leri bilmeyen zâta ilâh denir mi? kinci süalin cevabı öyledir: Levh-i mahfuzun mahiyeti açıkça bildirilmemi tir. Ancak aklen de izahı mümkündür. Meselâ, bir insanın beyninde, gezdi i ehirler gördü ü her ey, okudu u ilimler mevcuttur. Bunların hepsi, ufacık beyne nasıl sı mı tır? Meselâ Fâtihayı oku deseler okuruz. Bo az köprüsü nasıl deseler anlatırız. Bütün bunları teyp gibi muhafaza eden beyne nasıl sı maktadır? Bütün dünyayı gezsek, beyin, gördüklerinin hepsinin resmini çeker. Beyindeki bu i leri görürken, Levh-i mahfuzda olmu ve olacak eylerin yazılı olması acaip de ildir. Allahü teâlâ için güç bir ey yoktur. Levh-i mahfuz, herkesin alın yazısının bulundu u levhadır. Herkesin alının yazısının ne oldu u, yaptı ı i ten anla ılır. Cennetlik olanlar, ibâdetle, îmânla, hizmetle ereflenmi tir. Cehennemlik olanlar hem îmânsızdırlar, hem de dîne dü manlık ederler. (Kazâ ve Kader; Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.217)

KÜFÜR-GÜNAH
SUAL: O lana, kıza, hanıma “yedi iniz haram” demekle insan kâfir olur mu? CEVAP O lana, kıza, hanıma “yedi iniz haram demekle insan kâfir olmaz.( bni Âbidîn c.3. s.282) SUAL: Hindli profesör, mirâcı inkâr ediyordu. imdi onu savunanlar Hindli reformcuyu haklı çıkarmak için (Peygamberimiz Allah ile mirâcda, sessiz, harfsiz konu tu u, gözsüz olarak gördü ü, akla, mantı a ve ilme aykırıdır) diyorlar. Bunlara nasıl bir cevap verelim? CEVAP Batıyı yanlı anlıyan bu zihniyet, mu’cizeleri inkâr veya te’vil etmi lerdir. Hindli profesör, ayın ikiye yarılma mu’cizesi de te’vil etmi . (O zaman zelzele olmu tu) demi tir. Mu’cizeler ola anüstü hallerdir, akılla izâhı mümkün olmayabilir. Mi’rac hâdisesi, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i erîflerde bildirilmektedir. slâm âlimleri, bu iki kayna ın ı ı ı altında mi’râcın ceset ile birlikte vuku buldu unu bizlere nakl etmi lerdir. Dini bir mes’elenin aklen izahı mümkün olmasa da ona inanmak mecburiyetindeyiz. Allahü teâlâ, her eye kadirdir. Allaha inanan bir kimsenin mu’cizeyi inkâr etmesi çok tuhaftır. Bir insan rü’yâda gözü yumuk oldu u halde bir çok yerleri görür. Yatakta yattı ı halde, çe itli yerlere yürüyerek veya bir vâsıta ile gider. Hiç a zını açmadı ı, dilini oynatmadı ı halde, konu ur. Kısacası, gözsüz görür, dilsiz konu ur, kulaksız dinler, ayaksız yürür. Rü’ya hakikat için bir misâldir. Allahü teâlâ için zor bir ey yoktur. (Mektûbât-ı Rabbânî) SUAL: Allaha inanmayan, irk ko an kimse sonradan tevbe etse, tevbesi kabul olur mu? Ba’zı hocalar (Allah irkten ba ka günahları affedebilir) âyeti kerimesini delil olarak gösterip, Allah’a irk ko mu kimsenin tevbesinin kabul olmıyaca ını söylüyorlar. Do rusu nedir? CEVAP Allah’a irk ko an tevbe ederse tevbesi kabul olur. Tevbe etmeden, irk üzere, yani mü rik olarak ölen kimseyi Allah affetmez. Ölmeden tövbe edeni Allahü teâlâ afveder. (ibni Âbidîn c.3, s.284) SUAL: nsanın atasının maymun oldu u yolundaki nazariyeler çürültüldü ü halde hâlâ niye iddia edenler ve dergilerine yazanlar çıkıyor? CEVAP Hazret Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar, daima haklın kar ısına bâtıllar çıkmı tır. yi ve kötü karı ıktır. yiler iyilik yapmak isterken, kötüler de kötülük yapma a çalı ıyorlar. Hak-Batıl mücadelesinde, hak ehlinin yanında bulunanlara ne mutlu. lk insan, topraktan yaratılan Âdem aleyhisselâmdır. Maymunu ve di er canlıları da yaratan Allahü teâlâdır. Bir talyan profesörü de, ( nsanlar maymundan de il, ayıdan türemi tir) diyerek öyle bir iddiada bulunmu tu: ( nsanların maymundan de il, ayıdan geldiklerine dair üç delilim vardır. 1-Ayı, yavrusunu döverken, insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır. 2-Ayı, di isiyle yavrular ından ayrı yerde yatar. Halbuki maymunlar hep beraber yatarlar. 3-Oyuncakçı dükkanına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller ceddimizin ayıdan geldi ini göstermektedir.) talyan profesörü, ceddinin maymundan de il ayıdan geldi ini böyle iddia etmi se de,maymundan geldi ini söyleyenler gibi, nazariyesini asılsız oldu u meydandadır. lmî hiçbir de eri yoktur. Bütün insanların Âdem aleyhisselâmdan geldi ini, Âdem aleyhisselâmın da topraktan yaratıldı ını Cenâb-ı Hak, Kur’ânı kerimde haber vermektedir. Hıristiyanlar ve Yahudiler de, insanların Âdem aleyhisselâmdan geldiklerine inanırlar. Maymun veya ayıdan geldi ini söyleyenler, hiçbir dine inanmıyan münkirlerdir. SUAL: Hıristiyanların her yaptı ını yapmak onlara benzemek olur mu? CEVAP Hıristiyanların her yaptı ını yapmak, onlara benzemek olmaz. Onlar yo urtla pekmez yiyor diye, bizim de yememiz, onlar meyve suyu içiyor diye bizim de içmemiz onlara benzemek olmaz. Onlar, kutsal saydıkları günde tebrikle meleri, bizim bayramlarda veya mübarek günlerde tebrikle memize

mâni de ildir. Onların, sâ aleyhisselâmın do um günü kabul ettikleri zamanlarda tebrikle meleri, bizim Peygamber aleyhisselâmın do um günlerini kutlama a mâni de ildir. Bunun gibi çocukların ya günlerini, mum söndürmeden, kullanmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn namazda kıraat bahsi) SUAL: Allahü teâlânın emirlerine ehemmiyet vermemek ne demektir? CEVAP Allahü teâlânın emirlerine ehemmiyet vermemek iki çe ittir: Birincisi, inanılmadı ı için ehemmiyet verilmez ki çok tehlikelidir. kincisi, inandı ı halde, tembellikten, gafletten, câhillikten emirlere uyulmaz. nanılıp da emirlere uyulmamak imânı yok etmezse de, emirlere her zaman isyân imânsızlı a sebeb olur.( bni Âbidîn C.3, S 292; Mektûbât-ı Rabbânî C.1, M.270) SUAL: Üç cumayı terk eden kâfir olur diyenler var. Do ru mu? CEVAP Üç defa özürsüz cum’a namazını terk etme e gayret etmelidir. Çünkü kalbin kararmasına sebep olur. Üç cum’ayı terk eden kâfir olmaz ise de terk etmeme e çalı malıdır. (Rıyadun-nâsıhîn s.166, 179) SUAL: Câmi resmi bulunan kâ ıtları, hürmet edilmesi icap etti i için belden yukarı mı koymak lâzımdır? CEVAP Câmi ve kâbe resmi gibi hürmet edilmesi icap eden kâ ıt, mendil, seccade gibi eyleri yere atmak, belden a a ı koymak uygun de ildir. (Hadîka C. 2, S.633) SUAL: Kâbe resmi veya mübarek isimler yazılı seccadenin üzerine, basma gibi bir bezle kapayıp namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kapalı olsada basmak uygun olmaz. Üzerine basmamak artıyla namaz kılınabilir. Ya’ni secde edilen yerde ise ve üzeri de kapalı ise mahzuru yoktur. (Hadîka C. 2, s. 633, Berîka s. 1227) SUAL: Ba’zı Müslümânların (yukarıda Allah ahid), veya (Allah gökte görüyor) dediklerini i itiyoruz. Bunlar mahzurlu de il midir? CEVAP Allahü teâlâ, mekândan münezzehtir. Böyle söylemek çok tehlikelidir. nsanı dinden çıkarma a kadar götürür. (Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.217, 266) SUAL: u i i yaparsam kâfir olayım diye yemin eden kimse, o i i rızası ile yapınca kâfir olur mu? Kâfir olmazsa ne yapması lâzımdır? CEVAP Yemin niyyetiyle söyleyince ve yemini bozdu u zeman kâfir olmaz. Yemin kefareti vermesi lâzım olur. u öyle de ilse kâfir olayım demek maazallah çok tehlikelidir. Böyle sözleri söylemekten çok sakınmalıdır. (Mültekâ; Dürer c.2, s.39, 40) SUAL: Ba’zı kimseler çocuklarını korkutmak için (öyle yapma Allah baba kızar) diyorlar. Allah baba demek câiz midir? CEVAP Hıristiyanların teslis inancına göre, üç tane tanrı vardır. Bunlardan birisine de baba Allah diyorlar. Hıristiyan romanları ile, Hıristiyan filmlerinin te’siri altında kalan insanlar, bilmeden böyle konu uyorlar. Allahü teâlâ, ihlâs sûresinde kendisinin do madı ını, do urmadı ını bildirmektedir. Allah baba demek gibi tehlikeli sözlerden kaçmak lâzımdır. Allah baba demek küfürdür. SUAL: Allah ve ilâh yerine tanrı ismini kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP

lâh yerine tanrı kelimesini kullanmakta mahzûr yoktur. Allah yerine tanrı kelimesi kullanılmaz. Fekat, bizim tanrımız Allah demek câizdir. ( erh-ı mevâkıf s.541) SUAL: Filmlerde, piyeslerde slâm büyüklerini temsil etmek câiz midir? CEVAP Ta’lim ve islâma hizmet maksadı ile yapılan filmlerde câiz ise de, onların hürmetsizli ine sebep olabilecek bütün hareketler çok tehlikeli oldu u için, bunun gibi eylerden sakınmak lâzımdır. SUAL: Piyeslerde Eshâb-ı kirâm ekline girmek veya herhangi bir papazı temsil etmek câiz midir? CEVAP Zaruret olmadı ı için câiz de ildir. SUAL: Piyeslerde papas kılı ına girmek, Ebû Cehli temsil etmek, elfâz-ı küfrde bulunmak câiz midir? CEVAP Bunlar zarûret olmadı ı için câiz de ildir. SUAL: Televizyonda gösterildi i gibi Hazret-i Mevlânâ semâ âyinleri düzenler, rakseder ve döner miydi? CEVAP Mevlânâ Celâleddin-i Rumî hazretleri, evliyânın büyüklerinden olup asla raksedip, dönmemi tir. Semâ âyini diye bir ey düzenlememi tir. Allahü teâlâyı sesli olarak bile zikretmemi tir. Bunu Mesnevisinde anlatmaktadır. [Molla Câmî’ (Mesnevi) erhi; Âbidîn Pa a (Mesnevi) erhi] SUAL: Âyin yapan ki iler, e ilip birbirlerinin ellerini öper gibi yapıyorlar. Böyle bir do ru mudur? CEVAP Müsefaha ederken birbirbirlerinin elini öper gibi e ilmek uygun de ildir. (Berîkâ s. 1334) ey

SUAL: Hazret-i Mevlânâ ney çalmı mıdır? Mevlânâ müzesinde ney ve kaval gibi bir çok musikî âletleri vardır. Hazret-i Mevlânâ bunları çalıyor muydu?) CEVAP Hazret-i Mevlânâ, ney ve ba ka çalgı çalmamı tır. Mesnevi’nin birinci beyti öyle: Dinle neyden nasıl anlatıyor, ayrılıklardan ikâyet ediyor. Ney, Yüksek derecelere eri mi , kâmil Müslüman demektir. Bunlar, her an Allahü teâlânın rızasını ararlar. Ney, Farsçada, yok demektir. Bu kâmil insanlar da kendi varlıklarından yok olmu lardır. Ney denilen çalgı, içi bo bir çubuktur. Neyden çıkan sesler, onu çalandan hâsıl olmaktadır. Kâmil insanlar da, kendi varlıklarından bo alıp kendilerinden, Allahü teâlânın ahlâkı ve sıfatları zâhir olmaktadır. Ya’ni afvedici, merhametli, ayıpları örtücü gibi güzel ahlâka sahip olurlar. Ney, kalmı , kalem demektir ki, burada kâmil insan kastedilmektedir. Kalemin harekti ve yazması kendili inden olmadı ı gibi, kâmil insanın hereketleri de, sözleri de Allahü teâlânın ilhâmı iledir. Mevlânâ müzesini gezenler, söyledi iniz gibi orada çe itli çalgı âletleri görürler. Hepsinin tarihlerine bakılırsa Mevlânâ hazretlerin vefatından çok sonra getirilmi tir. Kendilerine mevlevî denilen bazı câhiller, ney’i çalgı zannederek ney, dümbelek çalgı çalm lar, dans edip dönmü lerdir. bâdete haram karı tırarak slâmiyyete leke sürmeye çalı mı lardır. Çaldıkları ney, kaval gibi çalgıları Hazret-i Mevlânânın türbesine koymu lardır. imdi buraya gelen ziyaretçilerin bir kısmı, bu çalgıları Hazret-i Mevlânânın çaldı ını zannetmektedir. Mesnevî erhlerini okuyanlar, hakikatı ö renir, câhillere aldanmamı olurlar. [Molla Câmî’ (Mesnevi) erhi; Âbidîn Pa a (Mesnevî) erhi] SUAL: Evimizin kıble istikametindeki duvarında dinî levhalar asılıdır. Namaz kılmakta mahzur var mıdır?

CEVAP Levhalar duvarda belde yukarı ise mahzuru yoktur. Hürmet edilmesi lâzım olan dinî levha, dinî yazı, câmi ve Kâbe resmi gibi eyleri belden a a ıya koymamalıdır. Kıble istikametindeki yazı ve levhalar, hû ûya mâni oluyorsa, di er duvarlara asılmalıdır. (Hadîka c.2, s.603) SUAL: (Akrabalarımıza ziyarete gidince ba’zan evlerinde yatıyoruz. Duvarda dinî levhalar bulunuyor. çinde Kur’ân-ı kerîm bulunan kütüphane bulunuyor. Böyle odalarda yatmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Hadîka c.2, s.603) SUAL: Yatak odasına besmele, Kâbe resmi gibi dinî levhalar asmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Hadîka c.2, s.603) SUAL: Kötülük yapan bir adama kızarak (Kâfir) dememizde mahzur var mıdır? CEVAP Müslümana kâfir demek asla uygun de ildir. Söyleyenin küfründen korkulur. (( kfâr-ül-mülhidîn) SUAL: Küfr nedir, kâfir kime denir? CEVAP Muhammed aleyhisselâmın sözlerinden birine bile inanmama a veyâ iyi ve do ru oldu unda üphe etme e (Küfr) denir. Böyle inanmayan kimselere de (Kâfir) denir. (Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.108; bnin Âbidîn c.1, s.284; Hadîka c.1, s.279, 280; kfâr-ül-mülhidîn) SUAL: Bir kimse, lâ ilâhe illâllah dedi i, namaz kıldı ı halde, zarurî olarak bilinmesi gereken din bilgilerinden birisini inkâr ederek Ehl-i sünnetden ayrılsa buna ehli kıble denir mi? CEVAP Buna ehl-i küfr denir. Çünki kâfir olmu dur. ( kfâr-ül-mülhidîn) SUAL: Bir kimse haramdan verdi i sadakadan sevâb umsa, alan fâkir de haramdan oldu unu bilerek (Allah râzı olsun) dese ne olur? CEVAP kisi de kâfir olur. ( bni Âbidîn, Hayvan Zekâtı sonu; Birgîvî Vasıyyetnâmesi) SUAL: Ezan ile alay eden kâfir olur mu? CEVAP E er ezan sünnete uygun olarak okunuyorsa, alay eden kimse kâfir olur. ( bni Âbidîn c.3, s.283) SUAL: Bir insan bilmeden küfre dü erse nikâhına zarar gelir mi? CEVAP Her sabah ak am tecdidi Îmân ve nikâh düâsını okumak lâzımdır. Cehâlet özr de ildir, suçdur. ( bni Âbidîn c.1, s.29) SUAL: Müslümana ( eytan gibi adam) demek mahzur var mıdır? CEVAP Evet mahzur vardır. (Hadîka c.2, s.239, 240) SUAL: eytan ezeli dü manımız, Yunanlılar ezeli rakibimiz demekte mahzur var mıdır? CEVAP Ezelî kelimesi ma’nâsı bakımından yalnız Allahü teâlâ için kullanılır uzun zaman ve eski ma’nâsı mahlûklar için de kullanılır. (Kâmûs)

SUAL: Ba’zan kızıp, (Bize her ey haramdır) diyorum. Küfrü icap ettirir mi? CEVAP Küfrü icap ettirmez. ( bni Âbidîn c.3, s.282) SUAL: Bir kitapta veya gazetede küfrü icap ettiren bir sözü, bir cümleyi okuyunca, be enmedi imiz halde küfrü icap ettirir mi? CEVAP Be enilmeyen, razı olmayan sözü duymakla, okumakla küfür icap etmez. (Mektûbât-ı Rabbânî c.1, s.266) SUAL: Birine e eko lu e ek demek küfre sebep olur mu? CEVAP Küfr olmaz. Fakat Müslüman a zına argo kelimeler, kötü sözler almamalıdır. Kötü söz insanın kendi de erini dü ürür. Onun için atalarımız (kötü söz sahibinindir.) demi lerdir. (Dürer c.2, s.76) SUAL: (Allahü teâlâ izin verirse bu sene hacca gidece im. âfiî mezhebini taklit ediyorum. Abdestimin bozulmaması için Hanefi mezhebini taklid etmem telfık olur mu? CEVAP Zaruret olunca telfık olmaz. Telfık, zaruretsiz, ihtiyâçsız mezheplerin kolay yerlerini almak demektir. âfiîler hacda kadınlara dokunmamak için ne tedbir alıyorlarsa, ne yapıyorsa onu yapmak lâzımdır. Mezhepler Allahü teâlânın rahmeti oldu u için ihtiyâç ve zaruret hallerinde, kendi mezhebine yapması güç olan eyi, ba ka bir mezhebi taklid ederek yapması câizdir. SUAL: Ya rabbî rahmetini esirgeme diye düâ etmek de mahzur var mıdır? CEVAP Birgîvî vasiyetnâmesinde böyle düânın küfr oldu u bildirilmektedir. Allahü teâlâ’nın, esirgeme, cimrilik sıfatı yoktur. SUAL:Bizi ihyâ ettiniz demekte bir mahzur var mıdır? CEVAP Mahzurludur. (Kâmûs)

MEZHEB VE MEZHEB TAKL D
SUAL: ( âfiî mezhebini taklid ediyorum. Tu la ile teyemmüm edebilir miyim ve bir teyemmümle kaç vakit namaz kılabilirim?) CEVAP âfiî mezhebinde teyemmüm yalnız toprak ile yapılır. Hanefîde ise toprak, ta ve kireç sıvalı duvar ile de teyemmüm yapılır. âfiî mezhebini taklid etti inize göre tu la ile teyemmüm edemezsiniz. âfiî mezhebinde bir teyemmüm ile yalnız bir farz namaz kılınır. Hanefî mezhebinde ise müteaddit farz namaz kılınır. SUAL: ( âfiî mezhebinde yatsıyı gece yarısından sonra kılmanın câiz oldu unu ve câiz olmadı ını söyleyen âlimlerin bulundu unu yazmı tınız. Bu hususta bir kitap ismi ve bir âlim ismi söyler misiniz?) CEVAP mâm-ı Rabbânî hazretleri, (Mektubat) kitabının birinci cilt 29. mektubunda, ( âfiî mezhebinde gece yarısından sonra yatsıyı kılmak câiz de ildir.) buyuruyor. Câiz oldu unu söyleyen âlimler de vardır. Bu bakımdan yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmak uygun olmaz. Ya’ni mecbur kalmadıkça yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmamalıdır.

SUAL: (Kıyamete yakın Hazret-i Mehdînin gelece i ve mezhebleri ilga edip kendisinin bir mezheb kuraca ı ve bu mezhebinin Hanefî mezhebine çok yakın olaca ı hakkında bilgi okudum. Mezhebleri kaldırmasındaki hikmet nedir?) CEVAP Hazret-i Mehdî, mezhebleri kaldırmayacaktır. Müslümanlık unutulacak, mezheblere uyan kalmayacaktır. Hazret-i Mehdî fıkıh kitaplarını okuyarak ictihâd edecek, ictihadı Hanefî mezhebine uygun gelecek ve onun mezhebi yayacaktır. (Tahtavî Durr-ül muhtâr hâ iyesi; el-futuhât-ülslâmiyye 2/298) SUAL: Dört hak mezhebin itikada imamı kimdir? Hanefîlerin imâmı, mâm-ı Matüridi de il

mi?

CEVAP tikada ayrılık olmaz. mâm-ı Mâtüridi, sadece Hânefîlerin de il, di er hak mezheplerin de imâmı sayılır. mâm-ı E âri, sadece di er üç hak mezhebin imâmı oldu u gibi Hanefîlerin de imâmı sayılır. ki imâm arasındaki ba’zı farklı hükümler itikadı zedeleyecek durumda de ildir. Bu iki imâm, mevcut itikadî hükümleri sistemle tirmi lerdir. mâm-ı Mâtüridi, mâm-ı a’zam hazretlerinin talebesi zincirinin bir halkasıdır. mâm-ı E ’ari ise mâm-ı âfiî hazretlerinin talebesi zincirinin bir halkasıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.51) SUAL: (Hanbeli mezhebi hangi hallerde taklid edilir? Hanbeli mezhebini taklid ederken hangi hususlara dikkat etmek lâzımdır? CEVAP (El-fıkh-u alel mezâhib-il-erbe’a) kitabında diyor ki: (Hanbeli mezhebinde seferde, hastalıkla, kadının emzikli veya müstehaza olmasında, abdesti bozan özürlerde, abdest ve teyemmüm için me ekkat çekenlerde ve a’ma ve yer altında çalı an gibi, namaz vaktini anlamakta âciz olanın canından, malından ve namusundan korkanın ve ma’i etine zarar gelecek olanın iki namazı cem etmeleri câiz olur. ki namazı cem etmek demek, ikindiyi takdim ederek, ö le vaktinde ö le ile birlikte kılmak veya tahir edrek, ikindi vaktinde, ikindi ile birlikte kılmak veya ak am ile yatsıyı da, böyle takdim veya tehir etmektir. Sabah namazı hiçbir zaman cem edilemez. Cem ederken, ö leyi ikindiden ve ak amı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken, cem etmeyi niyyet etmek ikisini arda arda kılmak ve abdestin, guslün, namazın, Hanbelî mezhebindeki farz ve müfsitlerine uymak lâzımdır. Uyulması lâzım olan artlar unlardır: 1-A ız ve burun içi, bedenin dı ından sayıldı ı için gusûlde buraların da yıkanmı olması arttır. 2-Abdest alırken mâm-ı a’zam hazretlerindeki artların dı ında, niyet edilmesi ve istincanın abdestten önce yapılması arttır. 3-Abdestte a ız ve burnun içi de yıkanmı olmalıdır. 4-Ba ın tamamı meshedilmi olmalıdır. Kulaklar ba a dahil oldu u için bunlar da meshedilmelidir. 5- Abdest tertip üzerine alınmı olmalıdır. 6-Muvalât, ya’ni abdest uzuvları birbiri pe ine yıkanmı olmalıdır. 7-Mahrem veya namahrem kimselerin cildine hailsiz olarak dokunmak abdesti bozar. Bunların büyük küçük, ölü diri olması fark etmez. 8-Kendi seveteynine dokunmak abdesti bozar. 9-Uykunun bütün halleri abdesti bozar. 10-Namazda Fâtiha-i erife okumak, ta’dili erkâna riayet ve iki tarafa selâm vermek farzdır. 11-Beden, elbise ve namaz kılınan yer de az da olsa necaset bulunmaktadır. SUAL: (Telsiz ba ındayım. Namaz kılmak için ayrılamıyorum. Ö le ve ikindi nemazlarını nasıl kılmalıyım?) CEVAP Namazı er’i özürsüz kazaya bırakmak haram oldu u için o vaktin sadece farzını kılarsınız. Buna da imkân olmazsa, Hanbelî mezhebini taklid ederek ö le ile ikindiyi cem ederek kılarsınız. (El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe’a c.1, s.483) SUAL: âfiî mezhebini taklid ediyorum. Yatsı namazını gece yarısından sonra kılsam, kıldı ım namaz eda mı, kaza mı olur?

CEVAP Taklid edilen hususlarda tamamen o âlimin hükümlerine göre amel edilece i için kılınan namaz kaza olur. (Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.29) Kaza olmaz diyen âlimlerde vardır. SUAL: (Hicri 4. asırdan sonra ictihad kapısının kapandı ını, müctehid gelmedi ini mu’teber kitaplardan ö rendik. Fakat mâm-ı Gazâli ve mâm-ı Rabbânî hazretleri gibi müctehidler geldi ine göre durumun izahı nasıldır?) CEVAP Dördüncü asırdan sonra mutlak ictihad kapısı kapanmı tır. Ya’ni dörthak mezheb gibi bir mezheb kuracak müctehid gelmemi tir. Ulema (müctehidler) yedi tabakaya ayrılmı tır. Birinci tabaka hariç, zaman zaman di er tabakalardan müctehidler gelmi tir. Meselâ bni Âbidîn ve eyhulislâm Mustafa Sabri Efendi 7. tabakadan müctehid idi. Çe itli tabakalardan müctehid gelmi ve gelebilirse de, yeni bir mezheb kuracak müctehid gelmemi tir ve gelmiyecektir. stisna olarak Hazret-i Mehdî âhir zamanda geldi inde dört hak mezheb tamamen unutulmu olaca ı için, kendisi ictihadda bulunacak ve ictihadı Hanefî mezhebine uygun gelecektir. Mu’teber kitaplarda böyle yazmaktadır. (Hucce-tüllah-i alel’âlemîn s.775) SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Bazen abdest alırken kolumu yıkarken niyyeti hatırlıyorum. Abdestim oluyor mu? CEVAP âfiî mezhebine göre gusûl ve abdestte niyet farzdır. Niyetsiz gusûl ve abdest sahih de ildir. Ancak, niyet demek, yaptı ı i in ne oldu unu bilmek demektir. Bu bakımdan kolunuzu yıkarken veya aya ınızı yıkarken veya gusûl ve abdest aldıktan sonra niyyeti hatırlamanız gusûl ve abdestin sıhhatine mâni de ildir. Bir kimse, ne yaptı ını farkedemiyecek kadar dalgın ise, ancak o zaman niyet etmemi oldu u için guslü veya abdesti sahih olmaz. Gusl eden veya abdest alan kimsenin ben ne yaptı ımı hatırlamıyorum demesi mümkün olabilir mi? (El-fıkh-u alel-mezâhib-ilm erbe’a) SUAL: Mezheb de i tirmek hangi hallerde caîz olur mu? CEVAP Sebepsiz veyâ sırf kolaylık olsun diye mezheb de i tirmek câiz de ildir. Ancak kendi mezhebinin yaygın olmadı ı bir yerde bulunan kimsenin, meselâ Hanbeli mezhebinde bulunan bir kimsenin Türkiye’de yerle di ini dü ünelim. Mezhebinin hükmlerini kendisi bilmiyorsa, Hanefî mezhebinin hükmlerini kolayca ö renmesi mümkün olaca ı için, Hanefî mezhebine geçmesi câiz ve lâzım olur. ( bni Âbidîn c.3, s.190, 191). SUAL: Kerâmet nedir, evliyâ ve evliyâlık taslıyanı bilmek mümkün müdür? CEVAP Evliyâyı, evliyâlık taslayan yalancılardan ayıran farkların en açı ı, bütün söz ve hareketlerinin dine uygun olmasıdır. Evliyânın yanında bulunanlarda Allah sevgisi kuvvetlenir, haramlardan so ur. Fakat bugün dünyada böyle sâlih kimseler yok gibidir. Hakîkî parayı bilmeyen kimse kalpını ele geçirince, hakikîsinden ayırması kolay olmaz. Bundan istifade eden yalancılar, sa da solda atını rahatça oynatabilmektedir. Bunları iyi tanıyabilmek için, dinimizi iyi bilmek lâzımdır. Sözü ve harketi dine uygun olmayan kimse, sâlih Müslüman bile olamaz. (Ta’rîfât s.123, 110; Nuhbet-ül-le’âlî s. 72; erh-ı Mekâsid kerâmet bahsi). SUAL: Ortaköy’deki bir kiliseye felçli, dilsiz, âmâ gibi hastalar gidip iyile ip geldi i söylenmektedir. Papasın okudu u suyu içen ifaya kavu uyormu . Bu hal müslümanların itikadını bozmasından korkuyoruz. Papasın okumasında ifa olur mu? CEVAP Kilisede ne olup bitti ini bilmiyoruz. Yukarıda bildirildi i gibi, papaslar sihir yapabililer. Van’da bulundu um seneler, Seyyid Fehim hazretlerinin medfun bulundu u köye gitmi tim. Hakkında anlatılan menkıbeyi burada anlatmak yukarıdaki suale cevap olabilir: Seyyid Fehim hazretleri, talebeleri ile van gölü kıyısında giderken, gölde bulunan (Ahtamar) adasındaki Ermeni kilisesinden bir papas çıkarak su üstünde yürüme e ba lar. Talebeler bunu görünce birkaçının hâtırına unlar gelir:

(Allahın dü manı dedi imiz papas, su üzerinde yürüyor da, Allahü teâlânın sevdi i kulu bildi imiz, seyyid hazretleri, acaba neden yürümeyip, dola ıyor?) Seyyid hazretleri bu dü ünceyi anlayıp, mübârek ayaklarındaki nalınları eline alıp çarpar nalınlar birbirine çarptıkça papas suya batar, bo azına kadar gelince, bir daha çarpar, papas batıp bo ulur. Bu kerâmeti ile papasın sihirini bozduktan sonra buyurur ki: (Papas, sihir yaparak su üstünde gidiyordu. Böylece sizin imânınızı bozmak istiyordu. Nalınları çarpınca sihir bozularak battı. Müslümanlar sihir yapmaz. Allahü teâlâdan kerâmet istemekten de hayâ ederler.) Bu menkıbe, sualinize cevap olabilir. Gerçekten papaslardan harikalar görülüyorsa sihir demektir. Cinlerin Müslüman ve kâfir olanları vardır. Papasların, sihir ile sar’a hastalıklarını da tedavi ettiklerini duyduk bu tedavi i inin Müslümanlıkla bir alâkası yoktur. Bir meslek gibi bu i i yapıyorlarmı .

KUR'ÂN-I KERÎM OKUMAK VE TEGANN
SUAL: Yatalak bir hastamız var. Üstü ba ı temiz de ildir. Yanında Kur'ân-ı kerîm okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.570; Hadîka c.2, s.444) SUAL: Ba'zıları insan öldükten sonra Kur'ân okunmaz diyor. CEVAP nsan ölünce necis olur. Kur'ân-ı Kerîm ölünün yanında de il, kar ısında ve sessiz okunur. mâmı Mâlik, mâm-ı Ahmed ve mâm-ı âfi'î Hazretlerine göre, insan ölünce necis olmaz. Kur'ân-ı Kerimi, Allah rızası için okuyup sevabını meyyitin ruhuna hediye etmek sünnettir, ( bni Âbidîn c.1, 138,573) SUAL: (Kur'ân-ı kerîmi okuyup ezberlemek veya mukabele dinlemek için banda almakta mahzur var mıdır? Bu bantlara da hürmet gerekir mi?) CEVAP Kur'ânı-ı kerîmi, benzerini i iterek ö renmek veya ezberlemek niyyetiyle teyp ve plâ a alınınca, bunlara da, Mushaf-ı erîfe oldu u gibi hürmet etmek, bunlara ba ka ey doldurmamak, yükse e koymak, abdestsiz tutmamak, Hıristiyanlara ve fâsıklara vermemek, ba ka eyler bulunan bant ve plâk arasına koymamak, oyun ve e lence yerlerinde çalmamak lâzımdır. Kur'ân-ı kerîmi dinlemek için kullanılan teyp, hiç bir zaman günah i lenen yerlere götürülmemeli, bununla haram olan çirkin eyler çalınmamalıdır. Çalgı çalmakta kullanılan teyplerin Kur'ân-ı kerîm dinlemek için de kullanılması, arkı söyleyen fâsık bir hafızın okudu u Kur'ân-ı dinlemek gibi caiz de ildir. Kur'ân-ı kerîm alınmı bantlar, Mushaf-ı erîf gibi kıymetli tutulmalıdır. Bunlara saygısızlık asla caiz de ildir. Yalnız bunları dinlemek hafız dinlemek gibi olmaz. Tam benzerini dinlemek olur. Kur'ân-ı kerîmi dinlemek sevabı hâsıl olmaz. (Er-risâle fi kirâat-il âonograf s.15) SUAL: Ayetel kürsî âyet oldu u için besmele çekilmez diyorlar. Yalnız e'uzü okunur diyorlar. CEVAP Ayetleri okurken de e'uzü besmele okumak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.544) SUAL: Motorla hızlı giderken okudu um duaların durak yerlerinde duramıyorum. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Moto-sikletle hızlı gitmenize lüzum yoktur. Moto-siklet kazası daha çok oluyor. Kaza yapma ihtimali daha kolaydır. Bilhassa kı ın ve kaygan yerlerde kullanmak mahzurlu olabilir. Hızlı gitmekle do ru okumak arasında fazla bir münasebet yok. Ba'zı insanlar iki i i aynı anda yapamazlar. Motosikleti sürerken aklı motoru kullanma a verince di er i leri dikkatle yapmak mümkün olmaz. Okuma a ehemmiyet veren kimse, motosikletin idaresinde güçlük çekerse okumayı bırakmalıdır. Daha kısa eyleri okumalıdır. Çünkü kısa eyler dikkati da ıtmaz.

SUAL: Teganni hakkındaki yazınızı okuduk. Teganninin ehemmiyetini anladık ama Arapça bilmedi imiz için teganninin nasıl oldu unu anhyamadık. Biraz daha açıklıyamaz mısınız? CEVAP Her ilimde kullanılan muayyen kelimeler vardır. Bunları bilmedikçe anlamak zordur. Teganni, sesi güzelle tirmek niyyetiyle, perde yapmak na me yapmak, ırlamak demektir. Türkü okur gibi, arkı söyler gibi na me yaparak okumak haramdır. Ba'zıları sesini güzel görünsün diye ma'nanın de i mesini dü ünmeden, çekilmeyecek yerlerde uzun uzun çekiyorlar. Tecvid ilmini bilmeyen kimsenin yüksek sesle Kur'an-ı Kerîm okuması uygun de ildir. Tecvid ilmini bilip de, tecvide uymadan okumak da uygun olmaz. (Mektûbât-ı Rabbani C.3, M.72; Halebî-yi Sagîr s.252; bni Âbidîn C.5, s.272; ir'a-tül-islâm s.62) SUAL: Yatakta Kur'ân-ı kerîm okurken ayakları uzatarak mı, yoksa bükerek mi biti tirmelidir? CEVAP Yorgan üstüne örtülmü olarak ve bacaklar biti ik vaziyette saygılı bir vaziyette hangi ekilde rahat ve huzurlu olunuyorsa o ekilde okumalıdır. Ayakları toplayarak okumak daha uygun olur. ( ir'atül-islâm s.59,350,351; Halebî-yi Kebîr s.496) SUAL: Teganni hakkındaki yazılarınızdan çok memnun olduk. Ben bir kaç makamla Kur'ân okuyorum. Bizim yaptı ımız makamı Kur'âna uydurmaktır. Yoksa Kur'ânı makama uydurmak de ildir. Ma'nâ de i meden makamla na me yaparak Kur'ân okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Makam ve na me demek, ma'nâyı de i tirerek okumak demektir. Ma'nâyı de i tirmeden, ya'ni musikî makamı yapmadan güzel ses ile okumak lâzımdır. Na me yapılınca sesler titrer, tecvid ile okunmu olmaz, ma'nâ de i ir. (Halebiyi sagîr) de buyuruluyor ki: (Kur'ân-ı kerîmi na me ile, ya'ni musikî perdelerine uydurarak okumak, harfleri bozmaz ise âlimler mekruh demi tir. Zira fâsıkların na melerine te ebbühtür. E er harfler de i irse haramdır.) S. 252 Görüldü ü gibi ma'nâ de i mese bile mekruh oluyor. Na me yaparak okumak uygun de ildir. (Halebîyi Sagîr s.252; Mektûbât-ı Rabbani C.3, M.72; bnî Âbidîn C.5, s.272) SUAL: Âhir zamanda Kur'ân-ı Kerîmin mizmarlardan çalınaca ına dair hadis-i erif okudum. Mizmar nedir? Kur'ân bu mizmardan nasıl okunur? CEVAP Mizmar, düdük ve bütün çalgı aletlerine denmektedir. Teyp, gramafon, radyo gibi aletlerden çalgı çalınmaktadır. Çalgı çalınan aletlerle Kur'ân-ı Kerîm okumamalıdır. Meselâ teybe Kur'ân-ı Kerîm alınırsa, o teyple çalgı çalmmamalıdır. Kaseti yüksek yere koymalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.366; Kırk Hadis 39. hadis; Kamus tercemesi c.2, s.364) SUAL: Otobüsde giderken müzik çalınıyor. Bu sırada Kur'ân-ı Kerîmi yüzünden okumamda mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yokdur. Bilâkis sevâb olur. Müzi i i itmemi olur. Ancak Kur'ân-ı kerîmi fâsıklar yanında okuyup fitneye sebep olmamalıdır. (Berîka s.1189,1190) SUAL: Kur'ân-ı kerimi güzel ses ile okumak emredildi i halde neden teganni ile okumak haramdır? CEVAP Teganni, musikî perdelerine uymak için harfleri uzatmak demekdir. Teganni ırlamakdır. Sesini hançeresinde tekrarlayıp çe itli sesler çıkarmakdır, na me yapmakdır. Kur'ân-ı kerîmi na me yapmadan, tecvîd ile, güzel ses ile okumalıdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.3, M.72; Dür-ül-muhtâr c.5, s.270)

MEVL D OKUMAK

SUAL: (Ramazanda mukabele okumu tum. Çıkarken ba'zıları cebime bir miktar para koydular. Ara sıra nıevlid okuyorum. Para veriyorlar. Ba'zı hocalar bu paraları almak haramdır diyorlar. Hattâ bir gazetede de haram oldu u yazıldı. Bu paraları ne yapmam lâzımdır? Vesikalı yazarsanız ikna olmamız ve ikna etmemiz kolayla ır.) CEVAP Kur'ân-ı kerîm ve Mevlid okumak için ücret alma ı caiz gören hiç bir slâm âlimi yoktur. (Bey ve ira) risalesinde buyuruluyor ki: (Para ile Kur'ân-ı kerîm ve ba ka eyler (Mevlid) okutmak haramdır. Bu parayı fakirlere sadaka verip, sevabını ölüye ba ı lamalıdır. Ücretle yalnız Kur'ân-ı kerîm, din dersi ö retmek, imamlık, müezzinlik caiz görülmü tür). (Hadika) ve (Berika) kitaplarının son sahifelerinde buyuruluyor ki: (Hafız pazarlık etmeden, Allah rızası için, hatim, cüz veya Mevlid okursa, okutanın hediye etti ini alması caiz olur. tiraz ederse aldı ı haram olur.) mâm-ı Zahidi (Hâvi) kitabında buyuruyor ki: (Hatim okutmak için, hafıza, kırkbe dirhemden az hediye vermek caiz de ildir.) ( bni âbidin) S.cild 249. sahifede buyuruyor ki: ( bâdet olan vazifeleri, ücret art etmeden kabul edip i e ba lamalı, sonra i veren ne verirse almalıdır. Bu kadar para verirsen yaparım, vermezsen yapmam demek bâtıl olur. Ücreti alması haram olur.) Hafızlar, çok veren ile az vereni ayırt etmemelidir. Ayırt ederse para kazanmak için hafız olmu demektir. Bu ise haramdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kur'ân-ı kerîm okuyunuz! Fakat bunu geçim vâsıtası yapmayınız!) Bu vesikalardan anla ıldı ına göre, ücret kar ılı ı, para ile Kur'ân-ı kerîm okumak haramdır. Fakat hafız istemedi i halde cebine veya eline verilen para ve hediyeler haram de ildir. Anlattı ınıza göre size verilen para hediyedir. Kullanmanızda mahzur yoktur. Kur'ân-ı kerîmi ve Mevlidi teganni etmeden okumanız lâzımdır. SUAL: (Cenaze kalktıktan sonra bir eve hoca gelip mevlid okuyor. Hoca giderken ev sahibi hocaya bir miktar para veriyor. Mahzuru var mıdır? Ailece tartı ıyoruz. Bir neticeye varamadık.) CEVAP Hoca pazarlık etmedi i için ne verilirse almasında mahzur yoktur. Hediye olur. (Hadîka ve Berîka son sahifeleri) SUAL: Zamane mevlidhanları diyor ki (E er kocası müsaade ederse her kadın, cum'a namazına gelmelidir. Hattâ mevlid dinlemek için erkeklerin bulundu u camilere devam etmelidir.) Bunlar günâh de il midir? CEVAP Kadınların, erkeklerin bulundu u camilere gelmeleri günâhdır. ( bni Âbidîn c.1, s.380) SUAL: Mevlid okumak için ücret almak caiz midir? CEVAP Caiz de ildir. Ancak Kur'ân-ı kerîm ö reten hocaya hediyye vermek lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5, s.34,35; Hadîka ve Berîka son sahifeler)

KUR'AN-I KERÎM TEFS R
SUAL: (Bir gün zmir'e gitmi tim. Bir caminin giri kapısına yakın bir kara tahtaya öyle yazmı lar: (Hergün bir âyet ve bir hadis). Hemen altına da bunların tercümelerini yazmı lar. En altındaki not da öyle: (Allahın kitabı ile Peygamberin hadislerini okuyarak hayatınıza yön verip uurlu bir müslüman olun. lk müslümanların hayret verecek derecede yükselmelerinin sırrı buradadır. Yani Kitap ve Sünnetin ı ı ında hareket etmek...) (Kendim bir din adamı olarak bu ifadeyi uygun bulmadım. Kitap ve Sünnetten slâm âlimlerinin bildirdiklerine uygun hüküm çıkarmam mümkün de il. Ben imamken bu i i yapmam mümkün de il. Cemaata bu nasıl teklif edilir? Hergün bir ayet ve hadis tercümesinin mahzuru var mıdır? CEVAP slâm âlimlerinin bildirdiklerine göre, Âyet-i kerîmeler kısa ve tam tercüme edilemez. Müfessir kudretindeki islâm âlimleri, âyet-i kerîmeleri tercüme de il, uzun tefsir ederek açıklama a çalı mı lardır. Sonra her âyet-i kerîmenin her hak mezhebe göre ba ka bir açıklaması bulunabilir. Bu

bakımdan Âyet Meali diye herkesin kendi anladı ını yazması do ru de ildir. Hadîs-i erifleri de gerçek slâm âlimlerinin kitaplarından açıklamalı olarak yazılmazsa yine mahsurlu olur. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1, s.37) SUAL: Kur'ânda (Ve ercülekim) kelimesini ba'zıları (liküm) olarak okuyorlar. Böyle okununca ayakları yıkamayıp mesh kâfidir, diyorlar. Mezkûr âyet nasıl okunur? CEVAP slâm âlimleri nasıl okumu sa öyle okunur. Nasıl anlamı larsa öyle anlanır. Nasıl amel etmi lerse öyle amel edilir. slâm âlimlerine uymayanlar bid'at ve sapık yoldadır. Bütün hakiki islâm âlimleri ayaklarını yıkamı lardır. Hiç bir islâm âlimi çıplak ayaklara meshi caiz görmemi tir. slâm âlimleri, yalnız ayaklara giyilen mest üzerine meshi caiz görmü lerdir. (Bedayı) SUAL: Âyet-i kerîme tercemesi olur mu? CEVAP Âyet-i kerîmeler, kısa ve tam terceme edilemez. slâm âlimleri âyet-i kerimeleri terceme de il, uzun tefsir ederek açıklama a çalı mı lardır. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1, s.37) SUAL: Tefsir okuyarak fıkıh da ö renmek daha iyi de il midir? CEVAP Farzı ayn olan fıkh kitâblarını bırakıp nafile olan tefsir okumak caiz de ildir. Zâten, bizim gibilerin tefsirden fıkh bilgisi ö renmesi imkânsızdır. slâm âlimlerinin hazırladı ı ilmihâl kitâblarını okumalıdır. (Fetâvâ-i Hindîyye c.4, s.373; Berîka s.1297; Hucce-tüllah-i alel'âlemin s.776; bni Âbidîn c.1, s.29) SUAL: (Kadınlar arasında mukabele okunmaktadır. Mukabele okuyan hanım, bir kaç âyet okuyor, ma'nasını açıklıyor. Sonra okuma a devam ediyor. Tekrar açıklama yapıyor, tekrar okuma a devam ediyor. Böyle mukabele okumakta mahzur var mıdır?) CEVAP Bahsetti iniz ekilde mukabele okunmaz. imdi Kur'ân-ı kerîmi tefsir edebilecek müfessirin bulundu unu bilmiyorduk. Yalnız Arapça bilen Kur'ân-ı kerîmi tefsir edemez. Müfessirlerin tefsir etti i tefsirleri bile okumak için bir çok bilgiye ihtiyaç vardır. Günümüzde tefsire de il, ilmihâl bilgilerine ihtiyaç vardır. (Mevdûât-ül-ulûm c.1, s.455; Fetâvâ-i Hindîyye c.5, s.373; bni Âbidîn c.1, s.29; Berîka s.1297; Hucce-tüllah-i alel'âlemin s.776) SUAL: (Gazetenizin yayınlarını ve kupon kar ılı ı verdi iniz kitapları be eniyorum. Ancak ba'zıları, (Neden hadîs kitapları, tefsir kitapları vermiyorlar.) diyorlar. Ben bir cevap veremedim. Cevabınızı bekliyorum.) CEVAP Tefsir ve hadîs ilmi, yüksek ilimlerdir. Eskiden bile bu ilimleri bilen, pek az insan var idi. Bugün bu ilimleri tam olarak bildi ini kim iddia edebilir. Tefsir kitaplarını anlayabilmek için, otuz sene durmadan çalı ıp, yirmi ana ilmi ve bu yirmi ana ilmin kolları olan seksen ilmi iyi ö renmek lâzımdır. Fakat, bizim gibi, ana ilimleri okumayanlar, din ö renmek için, Kur'ân tercümesi, tefsir, hadîs okuma a kalkı ırsak, bunları kavrıyamayız. Yanlı anlamakla, dinimizi, îmânımızı da kaybederiz. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmi iki fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlı ma'nâ anladıkları için sapılmı lardır. Âlimler sapıtınca, bizim gibi câhillerin tefsirden, hadîsten ne anlayabilece ini dü ünmek lâzımdır. Yüzme bilmeyen bir kimsenin, denize açılması, bizim gibilerin tefsir ve hadîs okuyup âmel etme e çalı masından daha hafiftir. Kılıç, dü manı kesmek için iyi bir vâsıta ise de, kılıç kullanmasını bilmiyen kimse, sallayarak kendisini kesebilir. Tefsir ve hadîs ilminin inceliklerini bilmeyen insan ise, dalâletten dalâlete yuvarlanarak îmânını kaybedebilir. Kur'ân-ı kerîmden âlimin birisi abdestin farzını dört, birisi altı, bir di eri de yedi olarak ictihâd etmi tir. (Fâtihasız namaz olmaz.) Hadîs-i erifinden âlimin birisi, imâm arkasındaki cemaatin da Fatiha okumasının farz oldu unu bildirmi , ba ka bir âlim ise, cemaatin Fatiha okumasını uygun bulmamı tır. Hadis kitaplarını okuyucuların eline vererek, (Oku, bununla âmel et!) dersek, okuyucunun dü ece i felâketleri tahmin etmek mümkün müdür? Hadîs kitaplarını okuyucularına verenler, bu durumu çok dikkatli dü ünmeleri lâzımdır. hlâs A. ., lüzumlu itikad, âmel ve ahlâk bilgilerini hakikî slâm âlimlerinin tefsirlerinden, hadîs ve fıkıh kitaplarından derleyerek hazırlamı , okuyucularımızın istifadelerine sunmu tur. Kanunlar, tüzük ve yönetmelikler dururken, herkese "Anayasaya göre hareket edeceksiniz!" demek ne kadar abes ise, tefsir ve hadîs kitaplarını okuyucuya verip (Al bununla âmel et!) demek,

daha abestir. (El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a; Usûl-ü Serahsi c.1, s.133; Mevdûât-ül-ulûm c.1, s.455; El-münkızü Anid-dalâl s.3; Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.377) SUAL: Dinimi do rudan do ruya asıl kaynak olan Kur'ândan ö renmek istiyorum. Bunun için bana en mu'teber Kur'ân tercümesini veya tefsir kitabını bildirmenizi istiyorum. CEVAP Her ilmin, her san'atın ustaları, mütehassısları bulunur. Kimya ilminden haberi olmayan kimsenin, ( lâçları ben imâl etmek istiyorum.) demesi, bisiklet bile süremiyen insanın (Kaptanlık veya pilotluk yaparım.) demesi abes olmaz mı? slâm âlimlerinin bildirdiklerine göre, Kur'ân-ı kerîmin tercümesi olmaz. Yapılan tercümeler çok zararlıdır. Tefsir ilmi de kolay de ildir. Her âyetin çok tefsiri vardır. Hepsini Allahü teâlâdan ba ka kimse bilmez. Birkaç âlim tefsir ilmini biliyorsa, di er insanların, farz-ı ayn olan fıkıh bilgilerini ö renme i bırakıp nafile olan tefsir okuması caiz de ildir. Çünkü tefsir ile vaaz ve kıssa ö renilir. Tefsir okumak, Kur'ân-ı kerîmi ba tan sona ezberlemek gibi farz-ı kifayedir. Ya'nî cenaze namazı kılmak gibidir. Birkaç ki i kılınca di erlerinden bu farz sakıt olur, dü er. Fakat ibâdetler ve muamelât için lâzım olan fıkıh bilgilerini ö renmek ise farz-ı ayndır ya'ni her müslümana farzdır. En az helâlden ve haramdan ikiyüz bin mes'eleyi ezberlemek lâzımdır. Kâfi derecede ilmihâl bilgisine sahip olabilmek için en az be yüz bin mes'ele ö renilmelidir. Kendisine lâzım olmayan, fakat di er insanlara lâzım olan fıkıh bilgilerini ö renmek, Kur' ân-ı kerîm ezberlemekten daha iyidir. Te.fsir ile vakit geçirmek do ru de ildir. Lüzumlu fıkıh bilgilerini ö rendikten sonra evliyaların söz ve hal tercümelerini de ö renmek müstehaptır. Bunları okumak kalbde ihlâsı arttırır. Fıkıh bilgilerini, derin slâm âlimleri âyet-i kerime ve hadis-i eriflerden çıkarıp fıkıh kitaplarına yazmı lardır. Bizim gibi câhillerin tefsirden fıkıh bilgisi ö renmesi imkânsızdır. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmi iki fırkanın âlimleri Kur'ân-ı kerîmden ve tefsirden yanlı ma'nâ çıkardıkları için sapıtıp dalâlete yuvarlanmı lardır. Âlimler sapıtınca, bizim gibi, Türkçe yazılmı bir eseri dahi do ru dürüst anlamaktan âciz olanların tefsir okuma a çalı ması ne kadar abes olur. lkokula giden bir talebenin yüksek matematik ilmini ö renmek istemesine benzer. Son zamanlarda dinde de i iklik yapmak isteyen yabancı yazarlar, bu konuya da el uzatmı lar, gençli in sapıtmasına, büyüklerine kar ı isyan etmesine ve kendi vatanına dü man olmasına sebep olmu lardır. mâm-ı Gazali ve mâm-ı Rabbânî hazretleri gibi hakikî islâm âlimlerinin ve bunun gibi kıymetli islâm âlimlerinin kitaplarından toplanmı ilmihâl kitaplarını okumak lâzımdır. Bey-davi tefsiri en kıymetli tefsirlerden oldu u halde, ilmihâl kitapları mevcutken bu kıymetli eseri dahi tavsiye edemeyiz. Gazetemizin tavsiye etti i eserler, lüzumlu din bilgileri yanında ihtiyaç duyulan di er bilgileri de nakletti i için bir insana kâfidir. (Fetâvâ-i Hindîyye c.5, s.377; bni Âbidîn c.1, s.29; Hadîka C.1, s.324; Berîka s.1297; Hadâik-ul-verdiyye s.3) SUAL: (Tefsir okumanın mahzurlarını yazdınız. Bugün birçok insanlar tefsir yazıyorlar. Falancanın otuz cilt tefsiri vardır diyorlar. Herkesin Kur'ândan anladı ı tefsir mi oluyor? Tefsir için lüzumlu artlar var mıdır, nelerdir? CEVAP Tefsir, beyan etmek ve ke â etmek demektir. Bildirmek ve açıklamaktır. Tefsir, bir mâna vermektir. Tevil, çe itli mânalar arasından birisini seçmektir. Kendi görü ü ile tefsir, caiz de ildir. Tefsir rivayet ile yapılır. Resûlullah'tan "sallallahü aleyhi ve sellem" ve Eshâb-ı kirâm'dan gelen haberlere, âlimlerin tefsirlerine ve tefsir ilminin usûlüne bakmadan ve Kurey lügatini bilmeden ve hakikatile mecazî dü ünmeden mücmel, mufassal ve umumi veya husûsi olanları birbirinden ayırmadan ve âyet-i kerîmelerin indirilme sebeblerini ve nasih, mensuh olduklarını ara tırmadan verilen mânayı Allah kelâmı olarak söylemek nasıl do ru olabilir? Tefsir, Kelâm-ı lâhiden, Murad-ı lâhiyi anlamak demektir. Kendili inden verilen mâna; do ru olsa bile, me ru yoldan çıkarmadı ı için hatâ olur. Verdi i mâna yanlı ise, kâfir olur. Hadis-i erifte "Kur'ân-ı Kerîm'e kendi görü üne göre mâna veren, Cehennemde azap görecektir" buyuruldu. Müfessirin, onbe mühim ilmi bilmesi lâzımdır. Bu onbe ilmi bilen kimselerin Kur'ân-ı kerîmden çıkaraca ı ma'nalara tefsir denmez. Te'vil denir. Çünkü bu ma'nalarda kendi görü ü bulunur. Bu görü ü, kitaba, sünnete ve icmaya uygun olmazsa fasittir, bozuktur. Bugün dünyada bu ilimleri bilen insan yok gibidir. (Mevdûât-ül-ulûm c.1, s.455; Ta'rîfât Tevil ve tefsir maddeleri; Berîka s.1297; Ke kül; Hadîka c.2, s.239-241) SUAL: (Ba'zı kimselerin Kur'ândan yaptıkları tercüme ve tefsirleri dinliyoruz. Kendilerinin mi, yoksa slâm âlimine mi aittir bilmiyoruz. Elimde bir Kur'ân meali var. Yazarı kendi kafasına göre mi tercüme etmi , yoksa mu'teber bir tefsirden mi almı tır?

CEVAP Bir insan önce lüzumlu bilgileri ö renmelidir. Kur'ân-ı kerîm kısa veya uzun tercüme edilemez. slâm âlimleri tefsir ve te'villerini yapmı lardır. Tefsir okumak farz de ildir. Önce farz olan bilgileri ö renmek lâzımdır. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1, s.37; Berîka s.1297; Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.377; bni Âbidîn c.1, s.29) SUAL: (Gazetenizi uzun zamandan beri takip ediyorum. Hep slâm âlimlerinden nakil yapıyorsunuz. Ya'ni islâm âlimlerinin Kur'ândan anladıklarını yazıyorsunuz, imâm-ı Azam Ebu Hanife, mâm-ı Rabbani insan da siz insan de il misiniz? Kur'ânı onlar anlar da sizler anlıyamaz mısınız? Kur'ân kolay anla ılsın diye Arapça indirilmi tir. Arapça bilen herkes Kur'ânı anlar. Bütün misalleri Kur'ândan vermek lâzımdır. Millî airimiz onun için (Kur'ândan alıp ilhamı.) demi tir. Her zaman Kur'ândan yazmanızı bekliyoruz.) CEVAP Muhterem karde im, biz her zaman Kur'ân-ı kerîmin açıklamasını naklediyoruz. Kur'ân-ı kerîm büyük bir ilimdir. Ancak onu, o ilmin mütehassısları anlar. Her Arapça bilenin Kur'ân-ı kerîmi anlaması mümkün de ildir. Türkçe bilen bir hukukçu, bir tıp kitabını okusa da anlaması kolay de ildir. Bir doktor, bir apartmanın plânını çizemez. Bir mimar-mühendis, kimyagerlikten anlamaz. Bir fizik profesörü, terzilikten anlamaz, kendi ceketini bile dikemez. Her san'atın, her ilmin ö renilmesi için uzun yıllar ömür harcayarak ihtisas yapması lâzımdır. Kabiliyetsiz bir kimse çok çalı sa da her i te mütehassıs olamaz. Bir kasabın, (operatör doktor insan da, ben insan de il miyim) diyerek hastaları ameliyat etme e kalkması bircinnettir. Arapça bilen bir kimsenin, ( mâm-ı A'zam insan da ben insan de il miyim) diyerek, Kur'ân-ı kerîmden, hadis-i eriflerden mâna çıkarma a kalkması, kasabın hastaları ameliyat etme e kalkmasından daha fecidir. Kur'ân-ı kerîm, uçsuz bucaksız büyük bir okyanus gibidir. nsanlar da o deryanın ortasında bulunan bir gemideki yolcular gibidir. Yolcuların, (Kaptanda insan, biz de insanız, u gemiyi istenilen sahile çıkarabiliriz) demeleri elbette çok abestir. Tecrübeli kaptan bile, elinde pusulası ve di er lüzumlu aletleri olmasa, istenilen rotayı takip ederek arzu edilen limana gidemez. te insanlar, gemideki yolcular gibidir. Bir kaptan olmadıkça istenilen limana gidemezler. Kaptan, mâm-ı A'zam gibi slâm âlimleridir. Yolcuların kaptana tâbi olmaları gibi, insanlar mâm-ı A'zam gibi bir slâm âlimine tâbi olmadıkça Kur'ân-ı kerîme göre amel etmi sayılamaz. (Mevdûât-ül-ulûm c.1, s.455; Hadîka c.2, s.339) SUAL: Dinimizi, do rudan Kur'ândan ve hadîsden ö renmek olur mu? CEVAP Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i eriflerden islâmiyeti ö renme e u ra ırken, yanlı anlamak veya übhe etmek insânın îmânını giderir. slâmiyyet, do ru olarak, ancak, Ehl-î sünnet âlimlerinin kitâblarından hazırlanmı olan ilmihâllerden ö renilir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.377; bni Âbidîn c.1, s.29) SUAL: mrân sûresinin 54., enfâl sûresinin 30.âyet-i kerîmesinde mekr-i ilâhiden bahsedilmektedir. Mekr aldatmak anlamına geldi ine göre Allahü teâlânın aldatması nasıl olur? CEVAP Tefsir kitâbları okunarak hikmeti ö renilir. Cenâb-ı Hak, kâfirlere mekr yapmı dır. Meselâ, Bedrde oldu u gibi, dü manların gözüne müslimânları çok gösterir. Kâfirlere ve islâmiyyete uymayanlara mal, mevki, evlât gibi dünya nimetlerini bol vermesi ve arzularına kavu turması da mekri ilâhidir. Onlara iyilik zan olunursa da, azmalarına, ta kınlıklarına yardım etmektedir. (Tefsir-i Kurtubî c.4, s.98) SUAL: Cenâb-ı hak, Kur'ân-ı Kerîmin bir çok yerinde kendisini (Ben) olarak de il, (Biz) olarak bildiriyor, sebebi nedir? CEVAP Kur'ân-ı kerîmin bir çok yerinde (Bir) oldu unu bildiren Allahü teâlâ, büyüklü ünü, her eye mâlik ve hâkim oldu unu bildirmek için (Ben) yerine (Biz) diyor. Biz kelimesi geçen yerleri, (Her eyin mâliki, hâkimi olan Ben) olarak anlamalıdır.

KUR'ÂN-I KERÎME HÜRMET
SUAL: çinde âyet-i kerîmeler bulunan namaz kitabı cepte olarak helaya girmekte mahzur var mıdır? CEVAP Girilmesi uygun de ildir. (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.119)

SUAL: Sandalyeye oturup yüzünden Kur'ân-ı kerîm okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Kur'an-ı kerîm, belden a a ı olmadıktan sonra mahzuru yoktur. (Hadîka c.2, s.444) SUAL: Bir arkada ım, mu'teber bir kitapta duvarların ve yerdeki halıların üzerine Allahü teâlâ'nın ismini veya Kur'ân-ı Kerîmin Âyetinden bir parçayı yazmanın caiz olmadı ını okumu . Camilerin duvarlarında mübarek isimler yazılıdır. Bu nasıl oluyor? Cami ve Kabe resmi bulunan seccadelere basmakta mahzur var mıdır' CEVAP (Hadîka) ikinci cild, 633. sahifesinde buyuruluyor ki: (Üzerinde yazı, hattâ bir harf bulunan kâ ıdı, örtüyü, seccadeyi yere koymak, yere sermek tahrimen mekruhtur. Bunları her ne için olursa olsun kullanmak ve yere sermek, hakaret etmek olur.) Buradan arkada ınızın okudu u kitabın do ru oldu u anla ılmaktadır. Demek ki ba'zı âlimler, duvara yazı yazılmasını caiz görmü lerdir. Caiz görmeyenlerde olmu . Fakat bütün âlimlere uyabilmek için duvarlara Kur'ân-ı Kerîm ve Allahü teâlâ'nın ismi yazılmaması daha münasip olur. Yazılması da caizdir. Fakat yere, halı ve seccade üzerine mübarek yazıları ve Kabe ve cami gibi mübarek resimleri sermek asla do ru de ildir. Cami ve Kabe resmi bulunan seccadeleri ayak altına sermemeli, duvara asmalıdır. SUAL: Kur'ân-ı kerim okurken, bir ara dünya kelâmı konu up sonra okuma a ba larken yine E'üzü besmele çekmesi lâzım mıdır? CEVAP Âlimlerin ço una göre, (Este'izü billah) demesi kâfidir. ( bni Âbidîn c.1, s.544) SUAL: Mektubumun üzerine islâm harfleriyle besmele veya ba ka âyet yazmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mektubunuzun üzerine ve hattâ içine asıl harfleriyle besmele veya ba ka âyet yazmak, hürmetsizli e sebep olma ihtimaline binaen uygun de ildir. Mübarek yazılar yerde sürünmemelidir. (Hadîka c.2, s.633) SUAL: Abdestsiz kimsenin Kur'ân-ı kerîmi elbisesinin parçası ile veya bir havlu ile tutmasında mahzur var mıdır? CEVAP Abdestsiz olanın eli ile mushafı tutması caiz olmadı ı gibi, elbisesinin kolu a ızı ile de tutması caiz de ildir. Havlu elbiseden ayrı oldu u için onunla tutmakta mahzur yoktur. (Berîka s.1227) SUAL: Üzerinde âyet-i kerîme yazılı 500 liraya abdestsiz dokunulur mu? CEVAP Âyet-i kerîme yazılı herhangi bir kâ ıdın âyet kısmına abdestsiz dokunmamalıdır. O kâ ıdı belden a a ı kovmamalıdır. (Berîka s.1227) SUAL: Kur'ân-ı Kerîmi ve öpülmesi caiz olan ki ilerin ellerini öperken alna de dirmekte mahzur var mıdır? CEVAP Kur'ân-ı Kerîmi ve öpülmesi caiz olan ki ilerin ellerini öperken alna de dirmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.6, s.383) SUAL: Türkçe Kur'ândan Kur'ân-ı Kerîm ö renebilir miyiz? CEVAP Kur'ân diye bahsetti iniz lâtin harfleriyle yazılmı metinleri, ne kadar özel i aret olursa olsun, aslına uygun okumak imkânsız denecek kadar zordur. Arapçada SE sesine yakın üç harf vardır. ZE sesine yakın yine üç harf vardır. Hepsinin telâffuzu ayrı ayrıdır. Lâtin harfleriyle yazılı Kur'ân denilen metinleri okumak, yanlı lıklara sebep olu:r. Ma'na bozulunca namaz fasit olur. Bu bakımdan Türkiye Gazetesi Çocuk Dergisinin verdi i kasetlerle Kur'ân ö renmek daha kolaydır. Bir bilenden ö renmeniz ise daha iyidir. Bahsetti iniz kitaptan Kur'ân ö renilmez. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1, s.37) SUAL: Hayızlı bir kadının okunan Kur'ân-ı Kerîmi dinlemesi caiz midir?

CEVAP Dinlemesinde mahzur yoktur. (Bedayı' c.1, s.33) SUAL: Çok yıpranmı , yırtılmı Kur'ân-ı kerîm var. Bunu yakmakta mahzur var mıdır? CEVAP Eskimi istifade edilmez hâle gelmi mushafları, çürüyüp toprak oluncaya kadar açılmayaca ı emin olan yerdeki topra a gömmek lâzımdır. Böyle bir yer bulunamazsa yakıp külünü gömmek veya külünü denize, nehre koymak lâzımdır. (Berîka s.1368; ir'a-tül- slâm s.81) SUAL: (Âyet ve hadis mealleri yazılı gazete ve kitap üzerinde mektup yazmakta, elini kolunu koymakta mahzur var mıdır?) CEVAP Hürmet etmek lâzımdır. Hürmete muhalif harekette bulunmamalıdır. Di er sualinizin cevabı da öyle: Cambaz ipte oynarken dü üp ölürse, seyredenler de günaha girerler. Seyirci olmasa cambaz ipte oynamazdı. Tehlikeli oyunları seyretmek uygun olmaz. ( ir'a-tül-islâm s. 78) SUAL: Kur'ân okurken parma ı tükürükle ıslayıp açmakta mahzur var mı? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Kur'ân-ı kerîm arasına çiçek koymakta mahzur var mıdır? CEVAP Kur'ân-ı Kerîm arasına çiçek koymakta mahzur yoktur. Hürmetsizlik sayılmaz. ( ir'a-tül-islâm s.78) SUAL: (Üzerinde âyet yazılı parayı, bir kâ ıdı cebimizde ta ımakta mahzur var mıdır?) CEVAP Abdestsiz ayet-i kerimeye el sürülmemelidir. Belden yukarı olan ceplerde ta ımakta mahzur yoktur. (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.119) SUAL: Dua okumak, yazmak ve üstte ta ımak caiz midir? CEVAP lâçlara ifa veren Allahü teâlâ oldu u gibi, dualara da te'sir kuvvetini veren Allahü teâlâdır. Dilerse ifasını verir. Duaların te'sir edebilmesi için Ehl-i sünnet i'tikâdında olmak ve haramlardan kaçmak lâzımdır. (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.119; Mevâhib-i ledünniye c.2, s. 176; Tıbbinnebevi s. 165; Teshîl-ül-menâfi' s.197) SUAL: Kibrit eklinde küçük Kur'ân-ı kerîmi almakta mahzur var mıdır? CEVAP Kur'ân-ı kerîmi okunamayacak kadar küçük harflerle yazmak, böyle küçük Kur'ân-ı kerîmi almak günahtır. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1, s.37) SUAL: slâm harfleri bulunan bayram tebriklerini tanıdıklara göndermekde mahzur var mıdır? CEVAP Birkaç bakımdan mahzurlu olabilir. Besmele gibi mübarek yazılar yerlerde sürünürse mahzurlu olaca ı için böyle tebrikleri kullanmamalıdır. ( ir'a-tül-islâm s.78-80) SUAL: Çok küçük harflerle yazılı Kur'ânı altın bir muhafaza içinde kolye olarak kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kur'ân-ı Kerîmi, okunamıyacak kadar küçük yazmak, ona hakaret olur. Böyle Kur'ânları almak, ta ımak, altın muhafaza içinde boyununa takmak günâhdır. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.1,s.37; ir'a-tülislâm s.78)

L M Ö RENMEK
SUAL: (Kendimize lüzumlu ilimleri ö renmek için her çe it kitabı okumamız gerekir) diyorlar. Bunun mahzuru yok mudur? CEVAP

çinde hiç yanlı bulunmıyan kitâblardan lüzumlu bilgiler ö renilir. Bir kitabın yanlı ı ve do rusu biliniyorsa, o kitabı okuma a lüzum yok. Bilinmiyorsa o kitabı okumak çok tehlikelidir. 'tikadlarımızı bozabilir. Do ruyu, yanlı dan ayıracak kadar bilgisi olmayanların her kitabı okuması çok tehlikelidir. En tehlikeli eserler, kendi görü lerine göre yazılan din kitablarıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdı ı kitapları veya onların do ru yapılan tercümelerini arayıp, bulmak ve okumak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.29; Mektûbât-ı Rabbani c.2, M.60; Fetâvâ-i Hindiyye c.4, s.377) SUAL: Hangi bilgileri lüzumu kadar ö renmek farz-ı ayndır? CEVAP Kelâm, fıkh ve ahlâk bilgilerini lüzumu kadar ö renmek ve çoluk çocu una ö retmek her müslimâna farz-ı ayndır. Bunu yapmıyanlar büyük günâh i lemi olur, Cehenneme giderler. Tecrübî ilimleri ö renmek ise farz-ı kifâyedir. ( bni Âbidîn c.1, s.29; Menhel-ül-vâridîn c.1, s.68) SUAL: Bir kimse, benim Kur'ân-ı kerîmimi kimse okumasın diyebilir mi? Böyle bir Kur'ân-ı kerîmi okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Evet bir kimse, kendine ait olan bir Kur'ân-ı kerîmi (Kimse okumasın) diyebilir. Böyle Kur'ân-ı kerîmi sahibinden izinsiz okumak mahzurludur.

KUR'ÂN-I KERÎM N FAZ LET
SUAL:Âdem aleyhisselâma ilk gelen nedir? CEVAP Besmeledir. SUAL: Mü'minler sırat'dan ne yardımı ile geçecekler? CEVAP Besmele ile... SUAL: Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîme ne ile ba ladı? CEVAP Besmele ile... (Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.15) SUAL: Dükkânı besmele ile açmak günâh mıdır? CEVAP Dükkânı besmele ile açmak ve kapatmak lâzımdır, günâh de ildir. ( bni Âbidîn c.1, s.6-7) SUAL: Hoca besmeleyi okur, çocuk da besmeleyi söyledi i zeman ecri nedir? CEVAP Hadîs-i erîfde öyle buyuruldu: (Hoca çocu a besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocu un ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için sened yazdırır.) SUAL: Besmelenin ma'nâsı nedir? CEVAP (Her var olana, ona yaratmakla iyilik etmi olan Allahü teâlânın yardımı ile bu kitabı yazabiliyorum, okuyabiliyorum, bu yeme i yiyebiliyorum, bu suyu içebiliyorum... Arifler, O'nu ilâh olarak tanıdı. Alemler, O'nun merhameti ile rızık buldu. Günah i liyenler, O'nun rahmeti ile Cehennemden kurtuldu) demekdir. (Tefsîr-i eyhzâde c.l s.22) SUAL: Cehennemde azâb yapan ondokuz melekden kurtulmak için ne yapmalıdır? CEVAP Ondokuz harf olan besmeleyi (Bismillâhirrahmânirrahîm ) çok okumalıdır. SUAL: Kur'ân-ı Kerîmin anahtarı nedir? CEVAP Besmele-i erîfdir. SUAL: Cennet da'vetiyesinin imzası nedir? CEVAP

Besmeledir. SUAL: Levh-i mahfuzda, ilk yazılan nedir? CEVAP Besmeledir. (Tefsîr-i eyhzâde c.1, s.15) SUAL: Ha r sûresinin sonunu sabah veya ak am okumanın çok sevap oldu unu yazdınız. Camilerde imâm veya müezzin okursa cemaat da okumu sayılır mı? CEVAP Evet cemaat da okumu sayılır.

KUR'ÂN-I KERÎM DE

T RMEK

SUAL: Resimli Kur' ân, Türkçe Kur' ân gibi sözler i itiyoruz. Kur' ân ne demekdir, böyle kitablara Kur' ân demek caiz midir? CEVAP Allahü teâlânın melek ile indirdi i kelimelerin, harflerin ve mâ'nâların toplamı Kur'ândır. Böyle olmıyan kitablara Kur'ân denmez. Bu kitâblara Kur'ân diyen müslümânlıkdan çıkar. (Mir'ât-ül-usûl s.15) SUAL: Kur'ân-ı kerîmi okudukdan veya düâ ettikden sonra sübhane rabbike âyeti kerîmesini, rabbina seklinde okumanın daha sevâb oldu unu söylüyorlar. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirdi i ekilde mi okumak efdaldir, yoksa âyet-i kerîmeyi de i tirerek okumak mı efdaldir? CEVAP Bu âyet-i kerîmeyi mezkûr yerlerde okumak islâm memleketlerinde yapılagelen bir sünnetdir. Bunu (sübhane rabbina) eklinde de i tirmek Kur'ân-ı kerime el uzatmak oldu u gibi, sünnet-i seniyyeye de tecavüz etmek olur. (Fetâvâ-i Hayriyye s.5) SUAL: brahim Sûresi 41. Âyet-i kerîmesi (Rabbena firli) diye ba ladı ı halde, bir Elifba'da (Rabbi firli) diye ba lamaktadır. Âyeti de i tirmenin mahzuru yok mudur? CEVAP Âyet-i kerîmelerin harfi de i tirilemez. Âyet olarak o ekilde okunmaz. A'raf sûresinin 15.âyet-i kerimesinde (Rabbi -firli) bulundu u için düâ olarak Rabbena firli yerine rabbi firli diye okumak caiz olur. Fakat sübhane rabbike âyetini, sübhane rabbina eklinde dua olarak da okumak büyük suçtur.

ABDEST
SUAL: Kendili inden çıkan tenya ve oksiyür solucanları abdesti bozar mı? CEVAP Her çe it solucan büyük olsun küçük olsun abdesti bozar. (Halebî-yi Sagîr s.61) SUAL: Ayak parmaklarımın arasında mantar var. Abdestten sonra ayaklarımı iyice kuruladı ım halde bir müddet sonra yine ya lıklar? rastlıyorum. Bu ya lı ın mantardan çıktı ını zannediyorum. Bu ya lık abdesti bozar mı? CEVAP Bozar. Devamlı ise özür sahibi olur. ( bni Âbidîn c.1, s.139) SUAL: Aya ımdaki mantarlardan mütevellid aya ım ba'zan kanıyor. Aya ım kanar zanniyle mestlerimi giyemiyorum. Giymemde mahzur varmıdır. CEVAP Giymekte mahzur yoktur. E er kanadı ı anla ılırsa abdest bozulur. (Ankaravî ve Yahya efendi Fetvaları) SUAL: Ge irmek suretiyle gelen az bir yemek parçası abdesti bozar mı? CEVAP Ge irmek suretiyle gelen az bir yemek parçası abdesti bozmadı ı gibi namazı da bozmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.93)

SUAL: Kâ ıt veya kumar oynamakla abdest bozulur mu? CEVAP Kâ ıt veya kumar oynamakla abdest bozulmaz. Fakat, tekrar abdest almak müstehaptır. (Ebüssü'ûd Efendi Fetvaları) SUAL: Namaz kıldıktan bir müddet sonra çorabımı çıkarınca aya ımdaki yaranın kanayıp abdestimin bozuldu unu gördüm. Namazımı iade etmem lâzım mı idi? CEVAP Zannı galibe göre amel edilir. Namazdan sonra bozuldu u zannediliyorsa namazı iade etmez. Namaz içinde bozulmu oldu u zannı kuvvetli ise namazını iade eder. (Hadîka sonu) SUAL: htiyâca binaen âfi'î mezhebini taklid ediyorum. Namahrem kadınlara dokununca abdestin bozuldu unu biliyorum. Bir kimse hanımına veya hanımı kocasına hailsiz dokununca abdesti bozulur mu? CEVAP Evet, taklit ettikleri için abdestleri bozulur. Kadın taklid etmiyorsa onun abdesti bozulmaz. (Hulâsat-üt-tahkik s.23) SUAL: Abdest alırken suyu israf etmemek için, her seferde muslu u kapatmak gerekir mi? CEVAP Muslu un azar azar akmasında mahzur yoktur. ( bni Âbidîn Abdest bahsi) SUAL: A ız dolusu kusuntu necis midir? Abdesti bozar mı? CEVAP A ız dolusu kusuntu necistir. Az olarak gelirse necis olmaz, abdesti de bozmaz. SUAL: (Ba'zan ben, ba'zan hanım hasta oluyor. Birbirimize yardım ederek abdest aldırmamız art mıdır? Ya'ni ben hanıma abdest aldırmak için yardım etme e mecbur muyum? CEVAP Karı kocanın birbirlerine abdest aldırmaları vâcib de ildir. Biri hasta olunca di eri, öbürü hasta olunca berikinin yardım etmesi iyi olur. (Halebî) de buyuruluyor ki: (Abdest alamıyan kimseye, mâm-ı A'zam'a göre hatır ile veya para ile ba kasının abdest aldırması müstehabdır. mameyne göre yardımcı veya para bulamazsa teyemmüm eder. mâm-ı A'zâm hazretlerine göre, abdest aldırması art de ildir. mkân olursa bütün âlimlere uyabilmek için paralı parasız bir yardımcı bulma a çalı malı, bulunmadı ı zaman teyemmüm etmelidir. ( .Abidîn c.1, s. 196) SUAL: Annem abdest alamıyacak kadar hastalandı ı zaman, babamın ona abdest aldırması lâzım olur mu? CEVAP Abdest alamıyacak ve gusledemiyecek kadar hasta olan kimse, para ile dahi bir yardımcı bulamazsa, teyemmüm eder. Kadın ile kocasının biribirine abdest aldırmaları vâcib de ildir. Biribirine yardım ederek abdest aldırmaları iyi olur. ( bni Abidîn c.1. s.156) SUAL: Elektrikli su ısıtıcısı ile ısıtılan su ile gusûl abdesti almakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Abidîn c.1, s.90) SUAL: (Kahvede satranç ve tavla oynayıp sonra gidip nemaz kılıyoruz. Ba'zıları abdest almak lâzımdır diyorlar. Tavla oynamakla abdest bozulur mu? CEVAP Ebussuud Efendi, fetvasında buyuruyor ki: (Satranç ve tavla oynamak abdesti bozmaz. Elini yıkaması ve abdest alması evlâdır. Oynamamak din ve dünya saadetidir.) SUAL: Abdestli iken a zın içi kanasa, abdest bozulur mu? CEVAP A zından kan dı arı çıkmadıkça abdest bozulmaz. (Halebi-yi Kebîr s. 131: Habebî-yi Sagîr s.63; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.10)

SUAL: Aya ımdaki mantarlardan dolayı ve i icabı takunya bulamadı ım için sa aya ımı kurulayıp çorabımı giydi im icin müvâlât sünneti terk edilmi oluyor mu? Ya'ni abdestim mekruh oluyor mu? CEVAP Özürle sünneti terk etmek caizdir. (Dürer-ül-Hükkâm c.1, s.76) SUAL: Güne yanı ı sebebiyle meydana gelen yaradan çıkan renksiz su, necis midir ve abdesti bozar mı? CEVAP Necis de ildir, abdesti de bozmaz. (Merâkıl-felâh s.48) SUAL: Hamamda dolu kurnadan abdest almak caiz midir? CEVAP Hamama giren kimse, kurnayı dolu görse, içine necaset bula tı ını bilmedikçe, o su ile abdest alabilir. ( bni Abidîn c.l, s.134-135) SUAL: Kadının ba ını açmakla abdesti bozulur mu? CEVAP Kadın ba ını açmakla abdesti bozulmaz. ( htiyar c.l, s.ll) SUAL: Güne te ısınan sudan abdest almak ve gusletmek caiz midir? CEVAP Güne te ısınan su ile abdest almak, gusletmek caizdir, sahihdir. Ancak tenzihen mekruh olur. ( bni Abidîn c.1, s.121; Tahtâvî c.2, s. 102) SUAL: Aya ında mesh bulunan abdestli bir kimse, yata a abdestli girebilmek için ne yapması lâzımdır? CEVAP Yata a abdestli girmek için, Abdestli oldu u halde, mestleri çıkarınca sadece ayakları yıkamak kâfidir. Di er uzuvların zaten abdesti vardır. Ayakları yıkadıktan sonra mestler tekrar giyilirse 24 saat daha devam eder. (Hidâye c.1, s.17; Nîmet-i slâm c.1,s. 164) SUAL: Ayak parmaklarımın arasındaki mantarlardan çıkan sıvı, çok olmadı ı için renkli mi, renksiz mi oldu unu bilemiyorum. Yapı kan olan bu sıvı abdesti bozar mı? CEVAP Hastalık ile meydana gelen sıvı, renksiz olsa dahi abdesti bozar. Devamlı ise, özür sahibi olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.10; Halebîyi Kebîr s.131) SUAL: Deri altına enjektörle verilen ilâç, dı arı çıkınca abdest bozulur mu? CEVAP Yalnız ilâç çıkarsa bozulmaz. lâçla birlikte kan, irin de çıkarsa bozar. (Merâkıl-felâh s.48; Halebîyi Kebîr s.131) SUAL: (Abdest alıp namaz kıldım. Sonra abdestimin olup olmadı ından üphe ettim. Böyle üpheli namaz olur mu? CEVAP Abdest aldı ını bilip, sonra bozuldu unu hatırlamayıp üphe ederse abdesti var kabul edilir. Abdesti bozuldu unu bilip, sonra abdest alıp almadı ında üphe ederse abdest alması lâzım olur. Anlattı ınıza göre namazı abdestli kılmı sınız. (Halebî-yi Sagîr s.71) SUAL: Ayak parmaklarımın arasını sol elimin küçük parma ı ile de il de, kolayıma geldi i için sol elimin ba parma ıyle hilâllıyorum. Müstehap yerini buluyor mu? CEVAP Müstehap yerini bulur. Fakat kitapların bildirdi i gibi sol elin küçük parma ı ile hilâllamak daha uygundur. ( htiyar c.1, s.8; Halebî-yi Kebîr s.23) SUAL: Ayak parmaklarının arasında mantar olup ya lı merhem süren kimsenin, merhemin altına su geçmedi i için zarar vermezse yıkaması lâzım oldu unu yazmı tınız. Benim kolumda

romatizma var. Ya lı ya sız merhem sürüyorum. Fakat iyice ovuyorum. Ovulmu hâli abdeste ve gusle mani midir? CEVAP Merhemin iyice ovulmu hali abdeste ve gusle mani de ildir. SUAL: Kadınların misvak kullanmasında mahzur var mıdır? CEVAP Kadınların misvak kullanmasında mahzur yoktur. Sakız çi nemeleri misvak yerine geçer. ( bni Âbidîn c.1, s.78; Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.373) SUAL: Di çekildikden sonra çıkan kanı yutmakta mahzur var mıdır? CEVAP Tıbben mahzurludur, kanamayı arttırır. A ızdan dı arı çıkmadıkça abdesti bozmaz. ( htiyar c.1, s.9; Halebî-yi Kebîr s.131; Tahtâvî s.48) SUAL: Evde keserle odun falan kırarken elimiz i iyor. Delince beyaz bir su akıyor. Abdesti bozar mı? CEVAP Hastalıktan meydana gelen renksiz sıvı abdesti bozar. Bu da öyledir, abdesti bozar. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.10 Merâkıl-felâh s.48) SUAL: Arkasız sandalyeye oturarak uyumak abdesti bozar mı? CEVAP Arkasız sandalyeye temkinli oturup uyumakla abdest bozulmu olmaz. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.12; Fetâvâ-i Hâniyye c.l, s.41) SUAJL: Mestin içindeki ayak kanarsa abdest bozulmu olur mu? CEVAP Kan vücudun neresinden çıkarsa çıksın abdest bozulur. (Ni'met-i slâm Abdesti bozanlar bahsi; Halebî-yi Kebîr s.131; Merâkıl- felah s.48) SUAL: Abdestin ilk sünneti nedir? CEVAP Helaya girerken ve abdeste ba larken besmele çekmektir. ( htiyar c. 1, s.8; Cevhere c. 1, s.6) SUAL: Ba'zıları heladan çıktıktan sonra 15-20 dakika bekleyip ondan sonra abdest almak lâzımdır diyorlar. Böyle bir ey var mı? Heladan çıkar çıkmaz abdest almakta mahzur var mıdır? CEVAP Herkes için böyle bir ihtiyâç olmaz. Gençlerin ço u için bekleme e lüzum kalmayabilir. Pamuk fitil kullanınca da bekleme e lüzum kalmaz. Ba'zılan için belki yarım saat beklemek, yürümek, öksürmek icab edebilir. (Ni'met-i slâm c.1, s.55; Merâkıl-felâh s.24) SUAL: Burun delikleri nezle iken kapalı durumdadır. Guslederken su gitmedi i için, nezle olmak özür oluyor mu? CEVAP Me akkat olmayan miktarını yıkamak kâfidir. Ya'ni suyun gitti i yere kadar yıkanır. (Cevhere c.1, s.12; Halebî-yi Kebîr s. 46-47) SUAL: Takunyadaki abdest suyu müsta'mel su hükmünde midir? Ya'ni bir ba kası, takunyayı yıkamadan onunla abdest alabilir mi? CEVAP Müsta'mel su, yere dökülüp sıçrayandır. Sıçramıyan müsta'mel de ildir. Nalın üzerindeki abdest suyu müsta'mel de ildir. Takunyayı yıkamadan onunla abdest alınabilir. ( bni Âbidûı c.1, s. 13-4) SUAL: So an do rarken gözüm sulandı, ya akdı. Abdestim bozuldu mu? CEVAP Hayır, bozulmadı. (Merâkıl-felâh s.48; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.10; Halebî-yi Kebîr s.131) SUAL: Abdest suyunun içine gaz veya benzin damlasa suyun üç vasfından, renk, koku, tadından biri de i ti ine göre bu su ile abdest almak caiz midir? CEVAP

Elbette caizdir. Gaz ve benzin necs de ildir. Necaset karı ıp da üç vasıfdan birisi de i irse bu su ile abdest alınmaz. (Cevhere c.1, s.16) SUAL: Bir kimse abdest alırken bilmeden kuru yeri kalsa abdesti sahih olur mu? CEVAP Bir kimse abdest alırken kuru yer kalmadı ına kanaat getirinceye kadar yıkamı sa abdesti sahih olur. Çünki Cenâb-ı Hak insanların kanaatlarına göre muamele eder. Tersine hiç kuru yer kalmadı ı halde, kuru yer kaldı zan eden kimsenin abdesti sahih olmaz. (Halebî-yi Sagîr s.71) SUAL: Ba'zıları abdest suyu içilir diyorlar. Abdest uzuvları kirli olsa da içilir mi? CEVAP Abdest uzuvları temiz olsa da abdestte kullanılan su içilmez. Bu su ile abdest alınmaz, içilmesi ve hamur yapılması mekruhtur. Abdest suyu ile sadece necaset temizlenebilir. ( htiyar c.1, s.15-16) SUAL: Abdestte kullanılan su necis midir? Bu su ile ne yapılır, ne yapılmaz? CEVAP Abdestte kullanılan suya müstamel su denir. Bu su ile tekrar abdest alınmaz. çilmez. Yere dü tükten sonra elbiseye el ayasından fazla bula ırsa burayı yıkamak gerekir. ( htiyar c.2, s.15-16) SUAL: Abdest alırken misvak ne zaman kullanılır? CEVAP Misvak, abdest alma a ba larken kullanılır. mâm-ı a’zam Hazretlerine göre, misvak abdestin sünneti oldu u için, bir abdestle be vakit namaz kılınsa her namaz misvaklı abdestle kılınmı sayılır. mâm-ı âfı'î hazretlerine göre ise, misvak, namazın sünnetlerindendir. Her namaza ba larken misvak kullanılır. Misvak, a ız, di ve mide sa lı ı bakımından da önemlidir. Muntazam misvak kullanan kimsenin di leri çürümez. Bir çok mikroplar a ız yolu ile vücuda girdi i için a ız temizli i önemlidir. Bu bakımdan misva ı, yatarken kalkarken kullanmalıdır. Abdestin ba ında misvak kullanmayı unutan kimse, abdesten sonra da kullanabilir. A zı yıkarken parmakla di leri temizlerken misva a niyyet edilirse, sünnet eda edilmi olur. Ayrıca misvak kullanmak ise müstehaptır. ( bni Âbidîn c. 1, s. 78) SUAL: Bir kitapta " mâmın abdesti bozulmakla cemaatin de abdesti bozulur, bozulmaz diyenin arkasında namaz kılınmaz" diyor. Yazıldı ı gibi midir? CEVAP fâdede bir yanlı lık olsa gerektir. Baskı hatâsı olabilir. mâmın abdesti bozulmakla cemaatin abdesti bozulmaz. SUAL: Bende bulunan tenya ve oksiyür, gayri muayyen vakitlerde dı arı çıkmaktadır. Oksiyürlerin ba'zan çıktı ını hissedemiyorum. Abdesti bozar mı ve özürlü sayılır mıyım? CEVAP Tenya denilen solucanlar ve oksiyür denilen kıl kurtları çıkınca abdesti bozarlar. Kıl kurtlarının çıktı ı hissedilince bozulur. Hissedilmez veya görülmezse abdest bozulmu sayılmaz. Namaz vakitlerinde bile gelse abdesti bozar, özürlü sayılmaz. Özürlü sayılabilmek için devamlı çıkması lâzımdır. Kan, irin, idrar, mezi gibi sıvılar da böyledir. Devamlı akarsa özürlü sayılır. Bir namazın farzını kılacak kadar kesilirse özür sayılmaz. (Halebî-yi Sagîr s.62; Feth-ul-kadîr c.1, s.159) SUAL: Abdestte kolları yıkarken elleri de yıkamak farz mıdır? Ya'ni eller kollara mı dahildir? (ihtiyaca binaen afıî mezhebini taklid edenler için soruyorum.) CEVAP Evet eller kollara dahildir. afiî mezhebindeki bir kimse veya afiî mezhebini bir ihtiyaca mebni' taklid edenler, kolları yıkarken elleri tekrar yıkamaları farzdır. Ba larken elleri yıkamaları kifayet etmez. Çünkü âfiî'de tertip farzdır. (Kifâyet-ül-Ahyâr s.20,22) SUAL: A zı veya burnu kanayan kimse, kan durduktan sonra abdest alsa, a ız veya burnundan kuru kan artıkları çıksa, bu kimsenin abdesti bozulur mu? CEVAP Yıkaması farz olan yere bula mayınca abdesti bozulmaz. (Bedayı c.1, s.24) SUAL: Helanın lavabosunda abdest almak mecburiyetinde kalıyoruz. Abdest dualarını yava ça okumakta mahzur var mıdır? CEVAP

Mahzur yoktur. (Hadîka c.2, s.312) SUAL: SUAL: Abdestimi devamlı aklımda tutabilmem için ne yapmam lâzımdır? CEVAP Abdesti devamlı akılda tutma a lüzum yoktur. Abdest aldı ını bilip, sonra bozuldu unda üphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozuldu unu bilip, sonra abdest aldı ında üphe ederse, abdest alması lâzım olur. (Halebî-yi Sagîr s.71) SUAL: Abdest üstüne abdest almaya ba'zıları mekruh diyor. Ba' zıları müstehap diyor. Hangisi do rudur. CEVAP Abdest alıp namaz kıldıktan sonra, tekrar abdest almak iyidir. Hadis-i erifte (Abdest üzerine abdest almak nur üstüne nur gibidir) buyurulmu tur. Fakat abdest aldıktan sonra namaz kılmadan, ibâdet etmeden tekrar abdest almak mekruhtur. ( bni Âbidîn c.1, s.81) SUAL: Mızraklı lmihâlde abdest alırken gargara yapmanın mekruh oldu u yazılı. Ba ka mu'teber kitaplarda ise abdestin edeplerinden oldu u bildirilmektedir. Hangisi do rudur? CEVAP Gargara a ızda çalkalamak demektir. Suyu bo azda hareket ettirmek ise abdestin edeplerindendir. kisi de do rudur. Demek ki gargara yapmadan bo aza suyu ula tırmak abdestin edeplerindendir. (Feth-ul-kadîr c.1, s.22,23; bni Âbidîn c.1, s.78,79) SUAL: Abdestte ka ların ve bıyı ın altındaki deriyi ıslatmak farz mıdır? CEVAP Ka ların, sakalın ve bıyı ın altındaki görünmeyen deriyi ıslatmak sünnettir, farz de ildir. Bunların üzerini yıkamak farzdır. Kıllar seyrek olup altlarındaki deri görünüyorsa, deriyi yıkamak, ya'nî ıslatmak farz olur. (Halebî-yi Kebîr s.23; htiyar c.1, s.8) SUAL: Sülük, tahtakurusu, sivrisinek gibi ha ereler kan emse abdest bozulur mu? CEVAP Sülük, çok kan emerse bozar. Çünkü, doyup da dü tükten sonra kan akarak cildin üzerine yayılır. (Halebî-yi Sagîr s.63) SUAL: Bir sebep yokken gözden ya çıksa abdesti bozar mı? CEVAP Gözde a rı varsa bozar. A lamak bozmaz. SUAL: Yüzümdeki sivilceleri sıkınca içinden beyaz katı bir madde çıkıyor. Bu beyaz katı madde abdesti bozar mı? CEVAP Sivilceden çıkan beyaz katı madde abdesti bozar. (Halebî-yi Sagîr s.63; Merâkıl-felâh s.48; Halebî-yi Kebîr s. 131; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s. 10) SUAL: Belediye otobüsünde dayanarak bir an uykuya dalıp uyanıyoruz. Abdestimiz bozulmu oluyor mu? CEVAP Dayanarak uyumak abdesti bozar. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.10 Fetâvâ-i Hâniyye c.1, s.41) SUAL: Abdest aldıktan sonra (Hayrını gör!) diyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Ciddî söyleniyorsa mahzuru olmaz. SUAL: afiî mezhebinde yalnız elin içi mi nâmahreme dokununca abdesti bozuluyor, dı ı de ince bozulmuyor mu? CEVAP Elin içi de, dı ı da dokunsa abdest bozulur. (Hülâsat-üt-tahkik s.23) SUAL: Abdest dualarının arapçasını bilmeyen kimse, Türkçelerini |okusa, bir mahzuru var mıdır? CEVAP

Abdest dualarının Arapçasını bilmeyen kimse, Türkçelerini okuması faydalı olur. Fakat namazda selâmdan önce Türkçe dua okunmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.325) SUAL: afiî mezhebine göre, köpe e dokunan kimsenin abdesti bozulur mu? CEVAP Bozulmaz. Ancak köpek necis oldu u için de di i yeri bir kere bulanık su ile (toprakla), altı kere de temiz su ile yıkamak lâzımdır. (Kifâyet-ül-Ahyâr c.1, s.13) SUAL: Hasta oldu u için veya ba ka bir sebeple su ile gusledemiyen kimse, ne yapar? CEVAP Teyemmüm eder. Sebep ortadan kalkınca su ile gusleder. (Bedâyı C.1, s.46)

MEST
SUAL: Aya ıma sürdü üm merhem, katı ya hükmünde oldu una göre altına su geçmiyor demektir. Aya ımı temizliyerek yıkamak mı lâzımdır. CEVAP Yaraya zarar vermezse yıkamak lâzımdır. Zarar verirse yarayı mesh etmek farzdır. ( bni Abidîn c.1, s.204) SUAL: Mestin hususiyeti ortadan ne zaman kalkar? CEVAP Aya ın üç parma ı sı acak kadar yırtı ı bulunan bir mest üzerine mesh edilmez. Mukim için 24 saat sonra, o meste mesh edilmez. (Merâkıl-felâh s.80; Halebî-yi Kebîr s.113; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.47) SUAL: Mestin biri ayaktan çıkmakla ikisi de çıkmı sayılır mı? CEVAP Mestin birisi ayaktan çıkınca öteki de çıkmı sayılır. (Merâkıl-felâh s.80; Halebî-yi Kebîr s. 113) SUAL: Fermuarlı ve ba lı mestlerden hangisi uygundur? CEVAP kisi de uygundur. SUAL: Mestlerimde ufak bir yırtık olsa hemen diktiririm. Benim böyle sık sık mest tamir ettirdi imi gören ayakkabı tamircisi bana (Sen niye böyle her zaman sökükleri diktiriyorsun? Yoksa sen afiî mezhebinden misin?) dedi. Ben ona bir cevap vermedim. Acaba afiî mezhebinde mestte hiç yırtık olmayacak mı? CEVAP Evet, afiî mezhebinde mestte hiç yırtık olmaması lâzımdır. Bir parmak kadar az yırtık bile olsa mesh caiz olmaz. (Kifâyet-ül-Ahyâr c.1. s.120) SUAL: Mest nelerden yapılır? CEVAP Mest, aya ın yıkaması farz olan yerini örten su geçirmez giyecektir. Mestin bir saat yol yürüyünce, ayaktan çıkmayacak ekilde sa lam ve aya a uygun olması lâzımdır. A açtan, madenden mest olmaz. Deriden, lâstikten, naylondan ve çe itli kuma lardan mest olur. (Me'ârif-üs-sünen c.1, s.333; bni Âbidîn c.1, s.173) SUAL: Çoraptan mest olur mu? CEVAP Tabanı ile ayak üstü veya yalnız tabanı deri kaplanmı çorap üstüne veya sert olup yürürken a a ı dü meyen çorap üzerine mesh câizdir. (Me'ârif-üs-sünen c.1, s.346) SUAL: Mestlere sünnet üzere mesh nasıl yapılır? CEVAP Mestlere sünnet üzere mesh etmek için, sa elin ya be parma ı, sa mest üzerine, sol elin parmakları da sol mest üzerine, boylu boyunca yapı tırılıp, ayak parmakları üzerine gelen ucundan, baca a do ru çekilir. El ayaları meste de dirilmez. De dirilirse mesh yine câiz olur, fakat sünnet üzere olmamı olur. (Halebî-yi Kebîr s.110; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.46,47)

SUAL: Mest üzerine kan ve idrar bula ırsa, temiz bezle silmekle temizlenmi olur mu? CEVAP Akıcı necaset mest üzerinde olsa da ancak yıkamakla temizlenir. Mest üzerindeki katı necaset olursa, o makla, silmekle temizlenir. (Dürer c.1. s.46) SUAL: Abdest alırken ba ına kaplama mesh ettikten sonra kalan ya lıkla mestlere mesh edilir mi? CEVAP Kaplama meshden kalan ya lıkla mesh edilmez. (Halebî-yi Kebîr s.110) SUAL: Abdest alıp daha mestlere mesh vermeden çocuk mestlerimin üstüne su dökse mest yerine geçer mi? CEVAP Evet herhangi bir su mest üzerine dökülmekle, ya mur ya makla, mesh yerine geçer. Niyet lâzım olmaz. (Halebî-yi Kebîr s.110; Mecma'ul-enhür c.1, s.471) SUAL: Bir mestteki yırtık ne kadar olursa mesh caiz olmaz? CEVAP Aya ın üç parma ı sı acak kadar yırtı ı bulunan bir mest üzerine mesh etmek caiz de ildir. Ya'ni mesh caiz olmayan yırtık, üç parma ın ucu de il, üç parma ın bütünü görünecek kadardır. (Merâkılfelâh s.80; Habeî-yi Kebîr s.113; Dürr-ül-müntekâ c,l, s.47) SUAL: Bir mestin çe itli yerlerinde bir parmak girecek kadar sökük ve yırtık olsa, kaç tanesi meshe mâni olur? CEVAP Bir mestin birkaç yerinde, küçük yırtıklar, sökükler varsa bunlar toplanınca üç parmak olursa, buna mesh caiz olmaz. Demek ki parmak girecek kadar üç yırtık varsa mesh edilmez. Bir mestte iki parmak, di er mestte de iki parmak görünecek kadar yırtık olsa, bunlara mesh edilebilir. Çünkü üç parmak iki mest için de il, bir mest içindir. (Merâkıl-felâh s.80; Halebî-yi Kebîr s.113)

ÖZÜRLÜ OLMAK
SUAL: kindileri asr-ı sânide kılan özürlü bir kimse, abdestini asr-ı evvelde alsa, bu abdestle ikindi namazını kılabilir mi? CEVAP Asr-ı evvelde alınan abdestle asr-ı sânide ikindi namazını kılmak caiz ise de, asr-ı sânide abdest alıp hemen kılmak daha iyidir. (Dürer c.1, s.44; Merâkıl felah s.95Feth-ul-kadir c.1,s.195) SUAL: Özrümü insanların yanında kontrol edemiyorum. Her namaz kılarken özrümü kontrol etmem lâzım mıdır? CEVAP Müsait yer bulup kontrol etmek lâzımdır. SUAL: htiyaç halinde afiî mezhebini taklid ederek seferde namazları takdim ve tehirle kılabilir miyiz? CEVAP Seferi olan kimse, seferde ve yolculuk müddetince ihtiyaç halinde afiî mezhebini taklid ederek ö le ile ikindiyi, ak am ile yatsıyı takdim ve tehir ederek kılabilir. Takdim ve tehir edebilmesi için namazlarını afiî mezhebine uygun kılmalıdır. Abdesti de buna uygun olmalıdır. ( bni Âbidîn c.2, s.51; Mîzân-ûl-kübra c.1, s.52; Hulâsat-üt-tahkik s.23) SUAL: Devamlı idrar kaçıran kimse, abdestli iken helaya gidip bir miktar daha bevletse abdesti bozulur mu? CEVAP Aynı yerden özürlü oldu u için abdesti bozulmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.204) SUAL: (Kolumdan devamlı kan aktı ı için özürlü durumdayım. Abdestli iken burnumdan da kan gelse abdesti bozar mı?) CEVAP

Burun sizde özür yeri olmadı ı için kan gelince bozulur. Kol sizde özür yeri oldu u için buradan akan kan abdesti bozmaz. Burun özür yeri olsaydı, koldan çıkacak kan abdesti bozardı. ( . Âbidîn s.204)

GUSÜL
SUAL: Göze takılan lens gusle mâni midir? CEVAP Göze takılan lens gusle mâni de ildir.. Çünkü gözün içini yıkamak farz de ildir. ( bni Âbidîn c. 1, s. 103) SUAL: Sigaranın di lerde bıraktı ı katran gusle mâni midir? CEVAP Sigaranın di diplerinde meydana getirdi i katran, sıvı ya lara dahildir. Gusle mâni de ildir. Yıkanınca boyası kalırsa kına gibidir, yine gusle mâni de ildir. SUAL: (Bende sedef hastalı ı var. Ayaklarımda kabuklar te ekkül ediyor. Gusûlde ve abdestte bu kepekleri kaldırmak lâzım mıdır?) CEVAP Kaldırmak lâzım de ildir. Gusle ve abdeste mâni olmaz. (Ni'met-i slâm) SUAL: Guslden sonra bir yerde kuru kalsa, yeniden gusl abdesti almak gerekir mi? CEVAP Guslden sonra bir yerde kuru kaldı ı anla ılırsa orayı yıkamak kâfidir. Tekrar gusl abdesti alma a lüzum yoktur. (Hadîka sonu) SUAL: Hanefî ve afi'î mezhebine göre vedi ve mezi necis midir, guslü icap ettirir mi? CEVAP Hanefîye göre vedi ve mezi necistir, guslü icap ettirmez. afıîye göre her ikisi de temiz olup guslü gerektirmez. (Bedâyi c.l s.60) SUAL: Banyo ve helamız aynı yerdedir. Burada abdest almamızda, abdest duası okumamızda ve gusletmemizde mahzur var mıdır? CEVAP Ba ka çare olmadı ı için gusledilir ve abdest alınır. Abdest duaları da yava ça okunur. (Hadîka c.2, s.312) SUAL: Tra olmak ve tırnak kesmeyi guslden sonra mı yapmak lâzımdır? CEVAP Tra olmayı ve tırnak kesmeyi guslden sonra yapmak münasip olur. ( bni Âbidîn c.5, s.275) SUAL: Elime zamk sürmü tüm. Sonra guslettim. Bir vakit namaz kıldıktan sonra elimdeki zamkı gördüm. Daha önce gazetenizde yazdı ınıza göre sadece zamkı kazıyıp altını yıkadım. Fakat namazımı iade etmem gerekir mi? CEVAP Evet, sadece zamkı kazıyıp altını yıkamak kâfidir. Fakat kıldı ınız namazı kaza etmeniz lâzımdır. (Cevhere c.1, s.12; Merâkıl-felâh s.56; bni Âbidîn c.1, s.104) SUAL: Saçlarıma ya lı boya sürüldü. Yıkanmı tım. Ya lı boya gusle mâni olur dediler. Ya lı kısmı makasla kestim. Guslum sahih oldu mu? CEVAP Makasla kesilen kısımları yıkamakla gusl sahih olur. ( bni Âbidîn c.1, s.104; Merâkıl-felâh s.56; Cevhere c.1, s.12) SUAL: Gusl abdesti alırken burnumdaki damarın çatlaklı ı sebebiyle kan akıyor. Kan akınca gusl abdesti bozuldu una göre ne yapmam lâzımdır? CEVAP Kan akmakla gusl abdesti bozulmaz. Ya'ni tekrar gusl icap etmez. Ancak bu ekilde alınan gusl abdestiyle namaz kılınmaz. Ayrıca, namaz abdesti alınca namaz kılınabilir. (Feth-ul-kadîr c.1, s.33,53; Bedâyi c.1, s.36)

SUAL: Bir kimse gusl abdesti aldıktan birkaç saat veya birkaç gün sonra, bir yerinde ya lı boya gibi su geçirmeyen bir maddenin bulundu unu görse, kuru kalan yeri yıkamak kâfi gelir mi? CEVAP Kuru kalan yeri yıkamak kâfi geiir. O guslle namaz kılmı sa onları da kaza eder. ( bni Âbidîn c.1, s.104—105) SUAL: Gusl abdesti alırken eûzü besmele çekmekte mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. Hattâ kelime-i ehadet bile getirilebilir. (Feth-ul-kadîr c.1, s.50) SUAL: Kula ımın biri hiç duymuyor. Duyan kula ımın zarı da deliktir. Devamlı u ultu yapıyor. Doktor (Kula ına hiç su kaçırma) dedi. Gusl abdesti yerine teyemmüm etsem olur mu? CEVAP Guslederken su geçirmeyen kulak pamukları vardır. Eczanelerde bulunur. Kula ın içini yıkamak lâzım de ildir. Pamu u çıkardıktan sonra ya parma ınızla kuru kalan yer varsa oraya sürmeniz kâfidir. (Feth-ul-kadîr c.1, s.50; Bedayı c.1, s.34) SUAL: Gusl imkânı bulamıyan kimse, teyemmüm etse, fakat abdest alma imkânı olsa, (su bulunsa) abdest almasına lüzum var mıdır? CEVAP Teyemmüm eden kimse, o teyemmümle namaz kılabilir. Abdesti bozulursa, su da mevcutsa su ile abdest alır. Su yoksa abdest için tekrar teyemmüm eder. (Dürer c.1, s.29) SUAL: Guslederken konu makta mahzur var mıdır? CEVAP Guslederken konu mamak sünnettir. htiyaç yokken konu mamalıdır. (Berîka c.2, s.370) SUAL: Di aralarında yemek artı ı kalıp altına su gitmese gusl sahih olur mu? CEVAP Kâdîhân kitabında bildiriliyor ki: (Di arasında, yemek artı ı bulunursa, gusl tamam olmaz. Bunu çıkarıp altını yıkamak lâzımdır.) Mecmua-i Zühdiyye'de buyuruluyor ki: (Gerek az, gerek çok, di lerin arasında kalan yemek kırıntısı, katı hamur gibi olup da, suyu geçirmezse gusle mâni olur.) (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.104) SUAL: Ba'zan sabah kalkınca gözkapaklanmda biraz çapak oluyor. Abdeste ve gusle mâni midir? CEVAP Çapak, abdeste ve gusle mânidir. Yıkarken çapakları temizlemek lâzımdır. Su ile temizlemek mümkün de ilse, ak amdan çapak ilâcı sürmek lâzımdır. (Ibni Abidîn c.1, s.103)

TEYEMMÜM
SUAL: Vücudum felçli oldu u gibi ellerimin parmaklan da tutmuyor. Teyemmümü nasıl yapabilirim? CEVAP Ellerinizin avuç ayaları ile teyemmüm edilen yerlerde i ne ucu kadar dokunulmadık yer kalmamalıdır. E er de medik yer kaldı ında çok üphe ederseniz birisi size teyemmüm ettirmelidir. Sizi evde bırakıp gittiklerine göre eve geldiklerinde size teyemmüm ettirirler. Hanbelî mezhebini taklid ederek ö le ile ikindiyi ak am ile yatsıyı birle tirerek kılabilirsiniz. SUAL: Hasta oldu u için veya ba ka bir sebeple su ile gusledemiyen kimse, ne yapar? CEVAP Teyemmüm eder. Sebep ortadan kalkınca su ile gusleder. ( htiyar, c.1 s.12)

SUAL: Annem hastadır, Kendi ba ına abdest alamıyor. Ben yardım edersem abdest alabiliyor. Ben bulunmadı ım zaman veya yardım edemedi im zaman kendi teyemmüm ederek namazlarını kalmasında mahzur var mıdır? CEVAP Annenizin bir yardımcısı varken teyemmüm etmesi caiz olmaz. Siz bulunmadı ınız saatlerde anneniz, mâm-ı Ahmed hazretlerini taklid ederek ö le ile ikindiyi, ak am ile yatsıyı cem ederek kılar. Anneniz, paralı veya parasız bir yardımcı bulamadı ı zaman teyemmüm etmesi caiz ve lâzım olur. (Halebî) SUAL: Babam romatizmalı kalb hastasıdır. Mütehassıs müsliman doktor babamın kat'iyyen yıkanmamasını söyledi. Namazlarını da ayakta kılamıyor. Guslü icap ettirecek bir hal zuhur etti inde, teyemmüm etmesinde bir mahzur var mıdır? CEVAP Böyle bir doktorun ıslatılmaması lâzımdır dedi i bir yer, yara gibi olur. Yine fıkıh kitaplarında bildiriliyor ki: Hastanın, abdest ve gusl ile veya hareket etmek ile, hastalı ın artaca ı veya iyi olması uzayaca ı, kendi tecrübesi ile veya mütehassıs ve açıkça günah i lemiyen müslüman bir doktorun söylemesi ile anla ılırsa, teyemmüm eder. ( bni Âbidîn c.1, s.156) SUAL: (Teyemmüm edebilmek için niyyet edip yüzü ve iki kolu mesh etmek lâzımdır. Teyemmüm ederken yüzde el de medik yer kalsa teyemmüm sahih olur mu? Yüzü ve kolları mesh nasıl olur? CEVAP ki kolu dirseklerinden yukarı sıvalı olarak, iki elin içini temiz topra a, ta a, toprak veya kireç sıvalı duvara sürüp, en az üç parma ı de mek üzere, iki avucu ile yüzünü bir kerre mesh etmek, ya'ni sı amak lâzımdır. Eli yüzün i ne ucu kadar yerine de mezse teyemmüm kabul olmaz. ( bni Âbidîn). Yüzü tam mesh edebilmek için, avuçlar açık ve dört parmak birbirlerine yapı ık ve iki elin iki er uzun parmaklarının uçları birbirine de mi olarak, avuç içleri saç kesimine konup, çeneye do ru yava ça indirilir. Parmaklar yatay vaziyette alnı, göz kapaklarını, burnun iki yanını ve dudakların üzerlerini ve çenenin yüz kısmını iyice sı amalıdır. Bu esnada avuç içleri de yanakları sı ar. ki avucu tekrar topra a sürüp birbirine çarparak, tozu topra ı silkeledikten sonra, önce sol elin dört parma ının içi ile, sa kolun alt yüzünü, parmak ucundan, dirse e do ru sı ayıp sonra, kolun iç yüzünü sol avuç içi ile, dirsekten avuca kadar sı amalıdır. Sonra yine böyle sa el ile, sol kol sı anır. El ayasını topra a sürmek lâzımdır. Topra ın tozun elde kalması lâzım de ildir. ( bni Âbidîn Teyemmüm babı). SUAL: Teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra, suyu bulmak imkânı hâsıl olsa namazı iade etmem icap eder mi? CEVAP Namazını iade etmez. (Merâkıl-felâh s.67,68)

NECASETTEN TAHARET
SUAL: drar ve alkol gibi kaba necasetli bir elbiseyi kuru temizleyiciye vermekle necaset temizlenmi olur mu? CEVAP Kuru temizlemede temizlenmi olmaz. Ancak yıkanmakla temizlenir. (Ni'met-i slâm c.1, s.208; Halebî-yi Sagîr s.74; Dürer c. 1, s.44) SUAL: Kuru temizlemeye verdi imiz temiz elbiseler, ba kalarının necasetli elbiselerine karı arak kirlenmi olur mu? CEVAP Kirlenmi olmaz. SUAL: Tükenmez kalemlerin içinde alkol vardır zannı ile namaz kılarken çıkarıyorum. Do ru mu? CEVAP Tükenmez kalemlerin içinde alkol yoktur. Alkol bulunan keçeli kalemler olsa bile, bunları namaz kılarken ta ımakta mahzur yoktur. u kalemde alkol vardır diye zan ile hüküm verilmez. (Dürr-ülmuhtâr istinca sonu; El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a; E bâh; Ma'füvât)

SUAL: Mentol, etil alkol müdür? Mentollü e yaları kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mentol etil alkol de ildir. Necis olan yalnız etil alkoldür. Mentollü e yaları kullanmak caizdir. SUAL: Metil alkollü urupları içmekte mahzur var mıdır? CEVAP Metil alkol, necis olan etil alkol de ildir. Metil alkolün kimyadaki adı da alkoldür. Bu, necis olan alkol de ildir. SUAL: Elbiseme idrar bula mı tı. Kuruyunca nereye bula tı ını anlıyamadım. Tahmin etti im yeri yıkayıp namaz kıldım. Namazdan sonra bula tı ı yeri hatırladım. Tekrar yıkadım. Namazı iade etmem gerekir mi? CEVAP Namazı iade etmeniz gerekmez. (Hadîka sonunda yazılıdır) SUAL: Vücuda idrar, kan veya alkol bula sa, bula an yeri temiz bir bez ile birkaç defa silmekle orası temizlenmi olur mu? Yoksa yıkamak mı lâzımdır? CEVAP Silmekle temizlenmi olmaz, yıkamak lâzımdır. (Dürer c.1, s.44) SUAL: Elbisenin çe itli yerlerine azar azar necaset bula sa, hepsinin toplamı bir dirhemi geçerse yine yıkamak farz mıdır? CEVAP Evet hepsinin toplamı bir dirhemi geçerse yıkamak farz olur. Bir dirhem kadar ise yıkamak vâcib olur. Bir dirhemden az ise yıkamak sünnet olur. Dirhem, dört gram ve seksen santigram [4,10 gram] dır. (Dürer c.1, s.46) SUAL: Necaset bula an tahta yıkamakla temizlenmi olur mu? Yoksa içine necaset girdi i için temizlenmez mi? CEVAP Necaset bula an tahta yıkamakla temiz olur. (Dürer c.l, s.44 htiyar c.1, s.33) SUAL: Namazda secdede iken küçük çocu um üstüme bindi. Üstü necasetti idi. Mahzuru var mıdır? CEVAP Çocuk kendili inden kuca a oturur, sırta binerse üstü kirli de olsa namaza mâni de ildir. Kirli, ya'ni necasetli çocu u sırta sararak namaza durunca namaz sahih olmaz. Çocu un üstünde ba ında necaset yoksa namaza mâni olmaz. ( bni Âbi-dîn c.1, s.269) SUAL: Elime kan bula mı tı. Yakınlarda su da yoktu. Birkaç defa emip tukurdum. Temiz oldu mu? CEVAP Evet, emip tükürmekle temiz olur. ( htiyar c.1, s.32) SUAL: Alkollü pomad kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yokdur. Namaz kılmadan önce orayı yıkamalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.140,216) SUAL: Kolonyanın içine tuz koymak suretiyle kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kolonyaya tuz katılınca alkolü gitmez. Kolonya dökülen yerleri namaza dururken yıkamak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.216) SUAL: Ba'zı yaralara tentürdiyot kullanıyoruz. çinde alkol vardır. Yıkasak yaraya zarar vermi oluruz. Ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Piyasada alkolsüz tentürdiyotlar vardır. Meselâ Mersol alkolsüz bir tentürdiyottur. Adına Amerikan tentürdiyotu da diyorlar.

SUAL: Alkol veya ba ka necis bir madde ile karı ık bir boya ile ev badana edilse, buna kar ı namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Necasete kar ı namaz kılınmaz. Fekat, necaset bula mı bir eye kar ı kılmak caiz olur. ( bni Âbidîn c.1, s.216; E bâh) SUAL: Necaset sirke ve süt ile temizlenir mi? CEVAP Sirke ile temizlenir. Süt ile temizlenmez. ( bni Âbidîn c.1, s.205) SUAL: Toprak, çini ve benzerlerinin üzerindeki necaset kuruyunca temiz olur mu? Temiz su ile tekrar ıslanınca yine necis olur mu? CEVAP Toprak, çini ve benzerlerinin üzerlerindeki necaset kuruyunca temiz olur. Temiz su ile ıslanınca tekrar necis olmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.207) SUAL: Yalnız süt emen bir bebe in idrarı temiz midir? CEVAP Necistir. Fakat afiî mezhebinde kaba necaset de ildir. ( bni Âbidîn c.1, s.212) SUAL: Yolda rastlanan temiz oldu u zannedilen suyla abdest alınır mı? CEVAP Yolda rastlanan bir suyun temiz oldu u çok zannedilirse, bu suyla abdest alınır. Hattâ, su az ise, buna necaset karı tı ı iyi bilinmedikçe bununla abdest alınır. Ya'ni temiz kabul edilir. bâdetler, fazla zan edilmekle, temiz ve do ru olur. Fakat itikad çok zan ile do ru olamaz. yi bilinmekle do ru olur. ( bni Âbidîn c.1, s.231) SUAL: (Yolculukta yanımdaki insanlara kolonya döküyorlar. Ba' zan ne kadar sakınırsam sakınayım, benim de üzerime bula ıyor. Kolonya alkol oldu u için böyle kolonyalı elbise ile namaz kılmak mecburiyetinde kalıyoruz. Ne yapmalıyız? CEVAP htiyaç için hazırlanan karı ımdaki iki maddeden biri temiz ise ve necis olanın yerine temizini kullanmakta güçlük var ise karı ım temiz kabul edilir. mâm-ı afiî hazretlerine göre, ispirtolu ilâçlar, kolonya gibi karı ımları kullanmakta mahzur yoktur. (El-fıkh-ü-alel-mezahibil-erbea) Güçlük oldu u zaman zaif kaville amel etmek caizdir. (Hadîka) Bu bakımdan böyle karı ımlar elbiseye dökülürse namaz kılmak caiz olur. Hiç ihtiyâç yokken zaif kaville amel etmemelidir. SUAL: Almanya'da patronum bana bir elbise hediye etti. Onun verdi i elbiseyi temiz kabul edip namaz kılabilir miyim? CEVAP Gayr-i müslimlerin elbiseleri temiz kabul edilir. ( bni Âbidîn c.5) SUAL: Mestin üzerine bula mı sıvı necaset ıslak bezle silmekle temiz olur mu? CEVAP Mest gibi deriden yapılmı ey, emici de ilse, üzerindeki sıvı necaset, ıslak bezle silmekle temizlenir. E er emici ise, üzerinden, su akıtarak temizlenir. ( bni Âbidîn c.1. s.206) SUAL: Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset bula sa, sonra da bu yeri bulamasa, zannetti i yeri yıkasa temiz olur mu? Namazdan sonra ba ka yer oldu u anla ılsa namazı iade eder mi? CEVAP Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset bula sa, bu yeri bulamasa, zannetti i yeri yıkasa temiz olur. Namazdan sonra meydana çıksa namazı iade etmez. (Hadîka sonunda yazılıdır) SUAL: Müslüman veya Hıristiyanın içerek bıraktı ı sudan abdest almakta mahzur var mıdır. CEVAP Müslümanın veya Hıristiyanın içerek bıraktı ı artık su ile abdest almakta mahzur yoktur. (Merâkılfelâh Ha iyesi s.17; Ni'met-i slâm c.1, s.33)

SUAL: Bakkaldan iki yumurta almı tım. Ezan okununca camide cebime koydu um yumurtalarla namaz kıldım. Sonra yumurtayı pi irmek için kırınca kanlı oldu unu gördüm. Namazı iade etmem gerekir miydi? CEVAP Tabiî olarak kapalı yerde yumurtanın içinde kan bulunursa namaza mâni olmaz. Yumurta cepte kırılır, kan cebe bula ırsa necistir (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.47; bni Âbidîn c.1, s.269) SUAL: Küçük bebekler üzerine seccade sererek namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Seccade temiz ise mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.270) SUAL: Güvercin üstüme pisledi. Onunla namaz kılmamda mahzur var mıdır? CEVAP Güvercin ve serçe gibi eti yenen ku ların pisli i temiz kabul edildi i için namazın sıhhatine mâni de ildir. (Feth-ul-kadîr c.1, s.177) SUAL: Necaset bulunan yere girerken besmele çekmek mekruhtur. Köydeki helaların ço u necasetli oldu una göre girerken besmele çekmekte mahzur var mıdır? CEVAP Necaset bulunan helalara girerken besmele çekmek mekruh olur. ehirdeki helalar umumiyetle temiz oldukları için girmeden önce besmele çekmek abdestin sünnetlerindendir. (Me'ârif-üs-sünen c.1, s.77) SUAL: (Ba'zı helalara gitti imiz zaman, musluktaki suyun devamlı damladı ını görüyoruz. Bu su damlayıp üzerimize sıçrarsa pis olur mu? CEVAP Temiz yere damlayınca sıçrayan temiz kabul edilir. Devamlı damladı ı için yer temiz kabul edilir. (Dürer c.1, s.47) SUAL: Temiz lavabodan üstümüze sıçrayan abdest sulan necis midir? CEVAP Necis de ildir. (Dürer c.1, s.47) SUAL: Yumurta kırılıp üzerime bula tı. Necis midir, yıkamadan namaz kılınır mı? CEVAP Yumurta kanlı de ilse necis de ildir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.47; bni Âbidîn c.1, s.269)

NAMAZ VAK TLER
SUAL: Gündüzlerin uzadı ı günlere sabah namazına kalkmak zor oluyor. Uyandı ımız zaman çok az bir vakit kalıyor. Helaya gidip abdest alıp namaz kılana kadar güne do uyor. Teyemmüm etsek olur mu? CEVAP Su var iken teyemmüm edilmez. Vakit dar ise, helaya gidilmez. Abdest alırken uzuvlar üç defa yıkanınca vakit çıkacaksa, bir defa yıkanır. Sabah namazının sünnetini kılınca farzı kılarken güne do acaksa, sünneti, farzı kazaya bırakmamak için terkedilir. Yalnız iki rek'at farzı kılınır. ki rek'at farzı sünnet üzere kılarken yine güne do acaksa, namaz içindeki sünnetler terkedilir. Meselâ Sübhaneke okunmaz. Zamm-ı sûreler kısa okunur. Rükû ve secdelerde tesbihler üç kerre de il bir defa söylenir. Salli ve barik okunmaz. Farz namazı kazaya bırakmak haram oldu u için bahsedilen sünnetleri, haram i lememek için terketmek lâzım olur. Hela ihtiyâcı varken abdest alıp namaz kılmak mekruhtur. Fakat farzı kazaya bırakmak haram oldu u için, haram i lememek için, iki zarardan daha hafifi tercih edilir. Ya'ni sıkı ık halde namaz kılınır. ( htiyar c. 1, s.20; Uyûn-ül-besâir c.1, s.116,135; bni Âbidîn c.1, s.104-105) SUAL: Bu sene yatsı ezanı, 1982 yılına göre 10 dakika önce okunuyor. msak vakti de 15 dakika sonraya alındı. Geçen seneki takvimlere göre hareket etmekte mahzur var mıdır? CEVAP 1982 senesinin takvimlerine göre hareket etmek ihtiyatlı olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.l, s.51; Resâil-i bni Nüceym s.16)

SUAL: Sabah namazı i saatine geliyor. Ne yapmamız uygun olur? CEVAP Sabah namazı, imsak vaktinin bitiminden güne do uncaya kadar devam eder. Bu saatlerde kılmalıdır. (Dürer c.1, s.50-51; Hidâye c.1, s.23) SUAL: Yatsı namazını gece yarısından sonra kılmanın mekruh oldu u bildirilmektedir. Gece yarısı nasıl hesap edilir? CEVAP Ak am namazının giri i ile sabah namazının giri i arasındaki vaktin ortasıdır. SUAL: Yatsı ezanı okunmadı zannıyle ak am namazını kıldım. Sonra yatsı ezanının okundu unu ö rendim. Kıldı ım ak am namazı oldu mu? CEVAP Eda niyyetiyle kaza, kaza niyyetiyle eda caizdir. Siz ak amı eda niyyetiyle kıldınız. Halbuki o kaza oldu. Caizdir. Ak amın vakti çıkmadı ı halde, siz çıktı zannederek o günkü ak amı kaza etseniz vakit çıkmadı ı için eda olmu olur. ( bni Âbidîn c.1, s.283; Feth-ul-kadîr c.1, s.233) SUAL: Yatsı namazının vakti ne zamana kadardır? CEVAP Yatsı namazının vakti, sabah namazının ba lamasına kadardır. Fakat gece yarısından sonra kılmak mekruhtur. Gece yarısı, ak am namazının ba laması ile sabah namazının ba laması arasındaki vaktin yarısıdır. (Hidâye c.1, s.24; Dürer c.1, s.51) SUAL: Yatsı, 1982 yılına göre 10 dakika önce okunmaktadır. Yatsıyı hemen kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Namaz vakitlerinde ihtiyata riayet etmelidir. Bir namazı vakti girmeden kılmak sahih de ildir. Fakat vakit girdikten on dakika sonra kılmakta mahzur yoktur. Her namaz vakti girince, ihtiyaten birkaç dakika sonra kılmalıdır. Yatsı 1982 yılına göre 10 dakika önce okunuyorsa, 10 dakika sonra kılmak ihtiyata daha muvafıktır. 20 dakika daha geç kılınırsa mâm-ı A'zama da uyulmu olur. (Resâil-i bni Nüceym s.16; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.51; Usûl-i Serahsi c.1, s.101) SUAL: (Namaz kıldıktan sonra bazen ezan okunuyor. Namazın iadesi gerekir mi?) CEVAP Vakit girmedikçe namaz olmaz. Siz namazı kıldı ınızda vakit girmi se namazınız sahihtir. Sadece ezan sünneti noksan olur. (Usûl-ü Serahsi c.1, s.102) SUAL: Namaz kılınması günah olan vaktler ne zamandır? CEVAP Namaz kılması tahrimen mekruh (günah) olan vaktler üçtür. Bu vaktlerde ba lanan farzlar sahih olmaz. Nafileler sahih olsa da tahrimen mekruh olur. Bu üç vakt; 1- Güne do arken, 2- Güne tepede iken, 3- Güne batarken. Güne batarken yalnız o günün ikindisi kılınır. (Hidâye c.1, s.25; Dürer c.1, s.53; Halebî-yi Sagîr s.118-119) SUAL: Kaza namazı hangi vakitlerde kılınmaz? CEVAP Kaza namazı kılınmayan üç vakit unlardır. Güne do arken, batarken ve tepede iken. Güne do duktan 50 dakika sonraya kadar ve ö le ezanı okunmadan yirmi dakika önceye kadar kılmamalıdır. Güne batarken batacak kadar sararma a ba layınca kaza namazı kılınmamalıdır. (Hidâye c.1, s.25; Dürer c.1, s.53) SUAL: (Sabah namazını kılmadan di er vakitleri kılmakta mahzur var mıdır? Di er vakitleri kılmak için sabah namazını kılmak art mıdır? CEVAP Tertip sahibi olmayan, ya'ni kazası çok olan kimse, sabah namazını kaza etmeden di er namazları kılabilir. Önce sabah namazını kaza etmesi art de ildir. Hangi vaktin farzı olursa olsun, bir an önce kaza edilmesi arttır. Namazları kazaya bırakmadan vaktinde kılma a çalı malıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.480)

EZAN VE KÂMET
SUAL: Evinde namaz kılan kimse ezan ve ikâmet okur mu? CEVAP Evinde yalnız veya cemaatle vakit namazı kılan, ezan ve ikâmet okumaz. Çünkü camide okunan ezan ve ikâmet evlerde de okunmu sayılır. Fakat okumaları efdal olur. SUAL: Mahalle camiinde cemâatle namaz kılındıktan sonra, birisi yalnız namaz kılsa ezan ve kamet okur mu? CEVAP Mahalle camiinde, vakit namazı cemâatle kılındıktan sonra, yalnız kılan kimse ezan ve ikâmet okumaz. ( bni Âbidîn c.1, s.371) SUAL: kâmet getirirken el ba lamakta mahzur var mıdır? CEVAP kâmet getirirken el ba lamak mekruhtur. ( bni Âbidîn c. 1, s.260) SUAL: kâmet getirilirken ba parmaklarını öpüp gözlerine sürüyorlar. Bunun aslı var mıdır? CEVAP Ezan okunurken, ikinci (E hedü enne Muhammeden resûlullah) söylenince iki ba parma ın tırnaklarını öptükten sonra, iki göz üzerine sürmek müstehaptır. Bunu bildiren hadis-i erîf, (Merakılfelâh) da yazılıdır. kâmet okunurken böyle yapılmaz. Ba'zıları yanlı olarak ikâmet okunurken yapıyorlar. SUAL: Ba'zı kimseler, müezzin ikâmet getirirken ba parmaklarının tırnaklarını öperek gözlerine biniyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Bunu ikâmette de il, ezan okunurken yapmak müstehaptır. Bunu yaparken (Gözüm seninle rû en olsun Ya Resûlallah) denir. (E hedü enne Muhammeden Resûlullah) denirken yapılır. (Merakılfelâh) SUAL: Evde kaza namazı kılarken veya yolculukta sırf kendim için yava ça ezan okudu um zaman ellerimi kulaklarıma koymam gerekir mi? CEVAP Yava ezan okurken eller kulaklara konmaz. Ancak yüksek sesle okurken elleri kulaklara koymak sünnettir. Yava okuyanın ellerini kulaklarına koyması sünnet de ildir.(Tebyîn; Me'ârif-iis-sünen; Bahr-ür-râ'ik) SUAL: kâmet getirirken ceket dü melemenin mahzuru var mı? CEVAP Mahzuru yoktur. ( ir'a-tül-islâm s.117) SUAL: kâmeti ezana benzeterek uzun uzun okumakta mahzur var mıdır? CEVAP kâmet, çabuk çabuk okunmalıdır. Ezan gibi uzatılmamalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.258) SUAL: Ezan bitmeden namaza ba lanabilir mi? CEVAP Ezan sünnettir. Sünneti sebepsiz terk etmemelidir. Sabahleyin vakit girdi i halde ezan okunmamı sa, bir i imiz de var ise, kendimiz ezanı okuyup namazı kılabiliriz. (Dürer c.1, s.54: Merâkıl-felâh s.103) SUAL: Cami yakın oldu u halde müezzininin sesi duyulmuyor. Duyulmasa da okun mu sayılır mı? CEVAP Muezzinin sesini evden duymak lâzım de ildir. Ezan okunmu kabul edilir. (Fetâvâ-i Hindiyye)

NAMAZIN ART VE RÜKÜNLER

SUAL: Sabah namazına kalktım. Abdestimi aldım, Namaza dururken saate baktım. Güne in do masına bir dakika var, Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Saate yataktan kalkar kalkmaz bakmak lâzımdır. Vaktin durumuna göre müstehablar, sünnetler tcrkedilebilir. Meselâ helâya gitme ihtiyâcı varken, helaya gidince farzı kaçırma tehlikesi varsa, helaya gitmeden abdest uzuvlarını bir kerre yıkamalıdır. Bir kerre yıkamak da farzı kaçırma a sebep olacaksa farz olan uzuvları bir kerre yıkamalıdır. Ya'ni yüz, kol ve ayakları yıkamalı ve ba a mesh etmelidir. Böyle zamanda Sabah namazının sadece farzı kılınır. Farzın içindeki sünnetlerde vakit dar ise terk edilir. Hatta çok dar ve farzı kaçırıp haram i lememek için vacibler bile terk edilebilir. Bütün bunlar, nâma zın ehemmiyetini ve haram i lemenin zararını göstermektedir. SUAL: (Ben felçli bir gencim. Sabah kalkınca beni tekerlekli bir sandalyeye oturturlar. Ak ama kadar orada kalırım. Benim tekerlekli iskemlede ima ile namaz kılmamda mahzur var mıdır?) CEVAP Sandahede oturarak kılmamalıdır. Çünkü sandalyede oturmak için zaruret yoktur. Sandalyeye oturtulabilen kimse, yere de oturtulabilir veya yere yatırılabilir. Kıbleye karsı uzatılmı sedir üzerinde, ayaklarını sarkıtmadan oturamıyan hasta sırt üstü yatarak kılar. Ayaklarını kıbleye uzatır. Ba ı altına yastık koyar. Yüzü kıbleye karsı olur. Veya kıbleye kar ı sa veya sol yanı üzerine yatar. Rükü ve secdeleri, ba ı ile ima eder. Sa lam iken kılmadı ı namazları hasta iken teyemmüm ve ima ile kaza etmek caizdir, iyi olunca tekrar kılması lâzım olmaz. ( bni Âbidîn) Hanbeli mezhebinde, hastalıkta, abdest ve teyemmüm için me akkat çekenlerde iki namazı cem etmek caiz otur. (El-fıkh-ü alel mezahîb-il-erbe'a) Buradan anla ıldı ına göre ihtiyâç hâsıl olunca Hanbelî mezhebini taklit ederek ö le ile ikindiyi, aksam ile yatsıyı bir arada kılmanız mümkün olur. SUAL: âfii bir mâm, Hanefilere, Hanefî hir mam etmelidir? CEVAP âfiilere namaz kıldırırken nelere dikkat

Her imâmın kendi mezhebinin artlarına dikkat etmesi arttır. Arkasında ba ka mezhep mensuplarının bulunaca ını dü ünerek onların da artlarına riayet efmesi iyi olur.

SUAL: ( mâm, Fâtiha-i erifeyi okurken abdesti bozulsa, yerine geçen ahıs, kaldı ı yerden mi, yoksa ba tan mı devam eder?) CEVAP Ba tan veya kaldı ı yerden devam etmesi caizdir. SUAL: (Kıble duvarına hangi eyleri kokmak uygun de ildir?) CEVAP Zihni me gul edecek her eyi koymak mekruhtur. ( bni Âbidin c. 1, s. 439) SUAL: Kıble hangi istikamettedir? CEVAP Dünyanın neresinde bulunulursa bulunulsun, kıble istikameti Kabenin bulundu u istikamettir. Meselâ Yemende bulunanlar için kıble kuzey istikametindedir. Hindistan için batı istikametindedir. Orta Afrika için do u istikametindedir. Rusya için güney istikametindedir ( bni Âbidîn c.1, s.286; htiyar C.1, s.46) SUAL: Kıbleyi bilmeyen kimse, ara tırıp namaz kılsa, daha sonra kıldı ı cihetin kıble olmadı ı anla ılsa namazı iade etmesi lâzım mı? CEVAP Kıble'yi bilmeyen kimse kendisi ara tırır, zannına göre karar verdi i cihete do ru kılar. Sonradan yanlı oldu unu anlasa bile namazını iade etmez. Çünkü kıble ve namaz vakitleri fazla zan ile kabul olur. Kıble cihetini bilmeyen kimse, bilene sormadan veya kendi ara tırmadan kıble cihetine do ru namaz kılarsa, kıbleye rastlamı olsa bile namazı kabul olmaz. Kıbleyi ara tırıp da zan ile karar verdi i cihete do ru kılmazsa, rastladı ını anlasa bile tekrar kılması lâzım olur. Bunun gibi, abdestsiz

oldu unu veya elbisesinin necis oldu unu veya vakit girmedi sanarak namaz kılan ve sonra bu zannının do ru olmadı ını anlayan tekrar kılar. ( htiyar c.1, s.47) SUAL: Bazı yerlerde namazın farzlarının yedisi dı ında be i içinde, bazılarında da altısı içinde altısı dı ında yazılı. Hangisi do rudur? CEVAP Namazın farzlarının yedisi dı ında be i içinde diyenlerle, altısı içinde altısı dı ında diyenler hatâ etmiyorlar. ftitah tekbiri namazın içinden sayılırsa, içindekiler altı olur. Dı ından sayılırsa dı ındakiler yedi olur. kisi de aynıdır. (Mecma'ul-enhür c.1, s. 79) SUAL: Saç, tamamen veya kısmen alnı kapatsa bu ekilde secde sahih olur mu? CEVAP Alın yere de melidir. (Mecma'ul-enhiir c.1, s.97; bni Âbidîn c.1, s.335) SUAL: Erkeklerdeki takkenin, alnın üzerine gelmesi secdeye mâni' midir? CEVAP Secdeye mâni'dir. Alnın çıplak olarak secde yerine de mesi gerekir. Ba'zı âlimler de mekruh oldu unu bildirmi lerdir. (Ibni Âbidîn c.1, s.335) SUAL: Eller, kulaktan ayrılırken (Allahü ekber) deme e ba lanıp göbek altına ba larken bitirilir. Halbuki bizim ö rendi imiz, eller kaldırılırken tekbir alınır, kulak memesinde biter. CEVAP bni Âbidînde bildirdi imiz ekilde tarif edilmektedir. Avnca Türkçe (Nimet-i slâm) kitabının (Namaz fiillerinin tertibi) bahsinde bildirdi imiz ekilde tarif etmektedir. (Ibni Âbidîn c.1, s.322) SUAL: Namazda dudakları kıpırdatmadan veya kendisi de i itmiyecek kadar Fatiha ve zamm-ı sûreleri okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Kendisi i itemiyecek kadar okumak, kıraat okumak sayılmaz. Namazda kıraat farz oldu u için okudu unu kendisi i itmelidir. (Dürer c.1,s.82) SUAL: Namazda niyyetin kalb ile yapılması art mıdır? CEVAP Namazda niyyetin kalb ile yapılması dört mezhebte de farzdır. âfıîde a ız ile söylemek sünnettir. Fakat niyyet ederken namazın farzlarını hatırlamak lâzımdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.186; bni Âbidîn; El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a) SUAL: Uydum Hasan Efendiye diye niyyet etmi tim. Namazdan sonra baktım ki, mâm Hasan Efendi de il, bir ba kası imi . Niyyetim sahih oldu mu? CEVAP E er imâm Hasan Efendi olsaydı, niyyetiniz sahih olurdu. Fakat, imâm Hasan Efendi olmadı ı için niyyetiniz sahih de ildir. Böyle niyyet etmemeli, (Uydum hazır olan imâma) demelidir. mâm kim ise ona uyulmu olur. Böyle yanlı lıklardan da kurtulmu olunur. (Dâmâd c.1,s.111) SUAL: (Çalı tı ımız i yerinde namaz kılan arkada larımız var. saatinde, i yerinde, bir kö ede, yahut fabrikanın dı ındaki bir çimenlikte, urada, burada, bir karton parçası üzerinde namazlarını kılıyorlar. Fakat Alınanlar, namaz kılanlarla alay ediyorlar. Bu adam yatıp yatıp kalkıyor, delirmi mi) diyorlar. Almanların alaylarına maruz kalarak böyle namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Almanlar alay ediyorlarsa, onların gözü önünde kılmamak uygun olur. Fakat onlar görecek de alay edecek diye namazı bırakmak da olmaz. Kö ede bucakta, kısa bir sûre okuyarak tezce kılmalıdır. SUAL: Aynı camide birinci cemâatten sonra cemâatler te kil edilip namazlar kılınsa, imâm mihrapta veya arkada bir yerde durarak namazı kıldırsa, ezan ve ikâmet icap eder mi? CEVAP Mahalle camilerinde cemâatle namaz kılındıktan sonra sonradan yapılan cemâatlerde imâm mihrapta bulunursa, ezan ve ikâmet okunmaz. mâm mihrapta durmazsa, ezanı ve ikâmeti cemâat duyacak kadar sesle okunur. ( bni Âbidîn 1/371)

SUAL: Kumar oyunundan kalkıp namaz kılan kimsenin namazı sahih midir? CEVAP Kumar oyunundan kalkıp namaz kılan kimsenin namazı sahihtir. Fakat haram isleyenin ibâdetlerine sevap verilmez. Ya'ni âhirette, niçin namaz kılmadın, diye sual edilmez. Niçin günah i ledin, diye sual edilir. Günah i ledi i için namazları sahih olsa da makbul olmaz. Duaları kabul olmaz. Do ru kılınan namaz, insanı bütün kötülüklerden alıkor. E er namaz, bir insanı bütün kötülüklerden alıkoymuyorsa, o namaz do ru kılınmıyor demektir. Namaz ile kötülükler birbiriyle mücadele eder, ya namaz galip gelerek bütün kötülükler yok olur. Yahut kötülükler, insanı namaz kılmaktan alıkor. Bunun için namazı do ru kılma a çalı malıdır. (Hadîka c.1,s.132; Ebüssü'ûd Efendi Fetvaları; Rıyâd-ûn-nâsıhîn s. 164) SUAL: Ak am namazını yıldızlar görününceye kadar geciktirmemekten maksat, ezandan ne kadar zaman sonrasına kadardır? CEVAP Ak am namazını yıldızlar görününceye kadar geciktirmek caiz de ildir. Bu vakit a a ı yukarı ezan okunduktan sonra yarım saat kadardır. (Hindiyye, bni Âbidîn) SUAL: ftitah tekbirine ne zaman yeti ilir? CEVAP mâm fatihayı okuyana kadar cemâate uyan kimse, iftitah tekbirine yeti mi sayılır. mâm Fatihayı bitirip zamm-ı sûre'ye ba ladı ında imâma uyan kimse iftitah tekbirine yeti mi sayılmaz. Cemâate yeti mi olur. (Fetâvâ-i Hindiyye) SUAL: Kalben bir namaza, dil ile de ba ka bir namaza niyyet etsek böyle niyyet olur mu? Meselâ ö le namazının farzını kılma a ba larken kalben ö lenin farzını kılaca ımı biliyorum. Fakat dil ile dalgınlıkla ikindinin farzını kılma a diye niyyet ediyorum. Böyle niyyet edilince namaz sahih olur mu? CEVAP bâdetler yapılırken, yalnız a ız ile söyleme e niyyet denmez. Kalb ile niyyet edilmezse, âlimlerin hepsine göre namaz sahih olmaz. Niyyette mu'teber olan kalbin iradeye biti ik amelidir. Kalbe muhalif ise dil ile söylemenin itibarı yoktur. Bir kimse ö le namazım diyece i yerde, yanlı lıkla a zından ikindi namazı çıkıverse niyyet kâfidir. ( bni Âbidîn Namazda Niyyet bahsi) Bu ifadelerden anla ıldı ı gibi, kalb ile yaptı ınız niyyet kâfidir. Dil ile ba ka türlü söyleme e itibar edilmez. Bu bakımdan niyyeti daima kalb ile yapmalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s. 71,72) SUAL: Tertip sahibi olmayan bir kimse, ikindiyi henüz kılmadan ak am ezanı okunsa hangisini önce kılması lâzım? Ö leyi kılmadan ikindi ezanı okunsa hangisini önce kılar? CEVAP Önce ak amı kılar, sonra ikindiyi kaza eder. Ö leyi kılmadan ikindi okunursa, imdi ikindi asr-ı evvelde okundu u için, mâm-ı Â'zâm hazretlerine göre henüz ikindinin vakti girmedi i için asr-ı evvelde ikindi okunsa bile ö leyi kılmayan ö le namazını kılar. Asr-ı sani vakti girdikten sonra da ikindiyi kılar. Ya'ni hemen ö leyi kılıp arkasından da ikindiyi kılamaz. ( bni Âbidin c.1,s.482) SUAL: Yatsı namazını ne zamana kadar kumalıdır? CEVAP Yatsı namazını gecenin yarısına kadar kılmalıdır. Sabah Namazının giri ine kadar bekletilirse mekruh olur. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.29) SUAL: Teknolojinin çok ileri oldu u bir dönemde ak amı kıldıktan sonra uçak ile batıya gidince güne i görse, güne batınca ak amı tekrar kılar mı? CEVAP Ak amı kıldıktan sonra, uçak ile batıya gidince, güne i görse, güne batınca ak amı tekrar kılar. Çünkü vakit esastır. ( bni Âbidîn c.1,s.241) SUAL: Ay'a müslüman bir astronot gitse, Kıbleyi nasıl tâyin eder? CEVAP Ay'da bulunan kimse için, yer küresinin bulundu u cihet kıbledir. Bu ciheti tayin edemezse tahmin etti i istikamete do ru kılar. ( htiyar c.1,s.46)

SUAL: stanbul camilerinde pusulanın sapma açısı 32 dereceden fazladır. Ba'zıları on dereceyi bulmaktadır. Mahzuru var mıdır? CEVAP Namaz kılarken Kâbenin binasına de il, Kâbenin bulundu u cihete dönmek kâfidir. Âlimlerin, sâlihlerin namaz kılmı oldukları târihî camilerin mihraplarının bu hudut içinde bulundukları muhakkaktır. Ya'ni stanbul'daki tarihî camilerin sapma açısı kadar kâbe istikametinden sapmakta mahzur yoktur. ( htiyar c.1,s.46; Mecma'ul-enhür c.1,s.83; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.83)

SEFER L K (YOLCULUKTA NAMAZ)
SUAL: (Sefer için niyyete lüzum olmadı ı söyleniyor. Gazetenizde ise niyyetin lüzum etti ini yazdınız. Hangi kitapta yazmaktadır?) CEVAP Fıkıh kitaplarının hepsinde yazmaktadır. Meselâ (Nimet-i slâm) kitabının (Salât-ı misafir) bahsinde diyor ki: (Sefere niyyet olmayarak vatanından ayrılan kimse, dünyayı dola sa misafir sayılmaz.) Elmada 'a gitmek üzere, Ankara-Yozgat otobüsüne binen kimse, yolda uyudu u için Elmada 'da inemeyip gözünü açtı ı zaman Yozgat'a gelmi olsa yine seferi olmaz. Yozgat'tan Elmada 'a gelmek üzere yola çıksa seferi olur. ( bni Âbidîn c.1,s.526) SUAL: Yolculuk yaparken otobüste namazı nasıl kılmalıdır? CEVAP Ücretle binilen vasıtayı durdurmak mümkün olmazsa, inerek namazını kılmalı, sonra ba ka bir vâsıta ile yoluna devam etmelidir. Esasen vâsıtaya binerken namaz vakitlerinde durması için pazarlık yapmalıdır. Vâsıtayı durdurmak imkânı olmazsa veya vâsıtadan inmekte bir mahzur varsa, oturup kıbleye dönerek namazını kılması caiz olur. (Halebî-yi Sagîr s.128) SUAL: Orhangazi'den stanbul'a gitmek üzere çıkan kimse kaç kilometre gittikten sonra seferi olur? Seferi olunca hangi namazları iki rek'at olarak kılar? CEVAP Orhangazi'nin kenar evlerini çıkar çıkmaz seferi olur. Sadece dört rek'atlı farzları iki rek'at olarak kılar. Ak amı yine üç kılar. Vakit müsait ise sünnetleri kılar. Müekked sünnetler seferi iken gayri müekkede eklini alır. Seferi iken sünnetleri terk etmek günah olmaz. ( bni Âbidîn c.1,s.527) SUAL: Seferi olan kimse, evde veya camide, yalnız veya arkada ları ile cemâatle namaz kılsalar ezan ve ikâmet icap eder mi? CEVAP Seferi olan, camide veya evde yalnız olarak veya cemâatle namaz kılarken ezan ve ikâmet okur. Çünkü camide, okunan ezan, onun namazı için sayılmaz. ( htiyar, bni Âbidîn) SUAL: Misafir, seferden dönerken mukim oldu u yere ne kadar yakla ırsa misafirlikten çıkar? CEVAP Bir kimse, üç günlük yola gitmek niyyetiyle bulundu u yerin kenar evlerinden çıkınca misafir olur. Dönü te misafir oldu u yere gelinceye kadar misafir sayılır. Kenar evlerin yanına kadar gelince mukim olur. (Mecma'ul-enhür c.1,s.160,162) SUAL: afiî mezhebinde seferi olan kimse dört rek'atlı namazları nasıl kılar? CEVAP afiî mezhebinde seferi olan kimse muhayyerdir. Ya'ni isterse dört rek'atlik farzları iki rek'at kılar, isterse dört kılar. Fakat Hanefiler, seferde iken dört rek'at farzları iki rek'at olarak kılmaları lâzımdır. Kılmamaları günah olur. (Mizân-ül-Kübrâ c.1,s.170; bni Âbidîn c.1,s.525) SUAL: (Yirmi ya ında bekârım. Erzincan vatan-i aslim idi. stanbul' da temelli ikamete karar verdim. Böylece vatan-i aslim stanbul oldu. Ankara'da evlenece im. Ankara'da evlenince vatan-i aslim Ankara mı olur?) CEVAP Hangisinde devamlı kalacaksanız vatan-ı asliniz orası olur. Mektubunuzdan anladı ımıza göre stanbul'da devamlı kalmak istiyorsunuz. Vatan-ı asliniz de stanbul olur.

SUAL: Dayımın o lunun babasının vatan-i aslisi Kayseri'dir. Annesi stanbul'a gelince dayımın o lu dünyaya gelmi . O lunu stanbul'daki dayısının yanına bırakarak Sivas'a gitmi . Dayımın o lunun vatan-i aslisi neresidir? CEVAP Çocu un do du u yer vatan-i aslisi olur. Babasına ba lı olmaz. Dayınızın o lunun vatan-i aslisi stanbul'dur. ( bni Âbidîn c.1,s.532; Dâmâd s.106) SUAL: (Sivas'da do duktan altı sene sonra babamla birlikte stanbul'a yerle tik. stanbul'da ilkokulu bitirdikten sonra talebelik sebebiyle çe itli vilâyetlerde bulundum. Vatan-i aslim neresidir?) CEVAP Vatan-i asliniz do du unuz yer olan Sivas'tır. ( bni Âbidîn c.1,s.532; Dâmâd c.1,s.166; Dürer c.1,s.135) SUAL: (Vatan-i ikamette otururken vatan-ı süknada çocu umuz oldu. Çocu umuzun vatani aslisi do du u yer olan vatan-ı süknası mıdır?) CEVAP Vatan-ı sükna, insanın u radı ı yer olup, onbe günden az kalmak için niyet edilen, yahut yarın çıkarım diyerek senelerle oturulan yerdir. Böyle yerde do an çocuk, vatan-ı süknada do mu sayılmaz. ( bni Âbidîn c.1,s.532; Halebî-yi Kebîr s.544; Feth-ul-kadîr c.1,s.16) SUAL: Her hafta Vandan Bingöl'e gidip geliyorum. Her hafta gidece imi bildi ime göre, memuriyet sebebiyle ikâmet etti im Van' da da seferi olur muyum? CEVAP Hayır, Van'da seferi olmazsınız. Sefere çıkılınca seferi olunur. Bilmek ve tahminle seferi olunmaz. Niyyetle fiil bir arada olunca seferi olur. (Bedayı' c. 1, s. 104; Halebî-yi Kebîr s.544; bni Âbidîn c.1, s.532) SUAL: Babamın vatan-i aslisi Kırıkkale'dir. Annem do um yapmak üzere Ankara'ya gitmi . Ben de Ankara'da do mu um. Bir hafta Ankara'da kaldıktan sonra tekrar Kırıkkale'ye gelip büyümü üm. Vatan-i aslim neresidir? CEVAP Her ne kadar Ankara'da dünyaya gelmi seniz de vatan-i asliniz Kırıkkale olur. Kırıkkale'de do mu sayılırsınız. (Halebî-yi Kebîr s.544; bni Âbidîn c.1, s.532; Bedayı' c.1, s.104) SUAL: Arkada ımın babasının vatan-i aslisi Sivas'tır. Arkada ım Sivas'ta do duktan bir hafta sonra Babası çocu unu da alıp stanbul'a temelli yerle mi ler. Arkada ımın vatan-i aslisi neresidir? CEVAP Arkada ınız her ne kadar Sivas'ta do mu ise de vatan-i aslisi stanbul'dur. ( bni Âbidîn c.1, s.532; Bedayı' c.1, s. 103; Halebî-yi Kebîr s.544) SUAL: Seferi bir kimse 3-4 gün kaldı ı bir ehirde afiî mezhebini taklid ederek takdim ve tehir edebilir mi? CEVAP Bir ihtiyaç olmadan afiî mezhebini taklid ederek namazları takdim ve tehirle, ya'ni ö le ile ikindiyi ö le vaktinde veya ikindi vaktinde, ak am ile yatsıyı ak am veya yatsı vaktinde kılabilmek için bir ihtiyaç hâsıl olması lâzımdır. Gerek yolculukta ve gerekse seferde ihtiyaç hâsıl olmadan takdim ve tehir ile namaz kılmak uygun olmaz. Çünkü, kolay hükümleri toplama a telfık denir ki, caiz olmaz. Yolculukta trenle giden bir kimse, tren içinde namazlarını istenildi i ekilde kılamazsa, tren durdu u zaman takdim ve tehirle namaz kılması uygun olur. Seferde bir ehirde bulunurken, bir ihtiyâç yokken ba ka bir mezhebi taklid ederek takdim ve tehirle namaz kılmak caiz de ildir. (Mizân-ül-kübrâ c. 1, s.173) SUAL: Bir kitapta okudum. (Seferi olmak için niyete lüzum yoktur. Niyet mukim olmak için lâzımdır. 95 kilometre uzaklı a gitmek için sefere çıkan kimse, köyünden çıkar çıkmaz seferi sayılır.) diyor. Niyyetin lâzım oldu unu biliyorduk. Do rusu nasıldır? CEVAP Seferi olmak için niyet lâzımdır. Üç günlük yola gitme e karar verip sefere çıkmak niyettir. Ayrıca gitme e niyet ediyorum demesine lüzum yoktur. Fakat bir kimse 60 km.lik mesafeye gitmek için bir

otobüse binse, otobüste uyuyup 150-200 km.lik mesafeye gitse bile yine seferi olmaz. Çünkü buraya gelme e niyet etmemi tir. Buraya gelmi ken 60 km. ilerideki ehre bir i için gitse, yine seferi olmaz. Dönerken ilk çıktı ı yere gelmeye niyet ederse, dönü te seferi olur. ( bni Âbidîn c.1, s.526; Feth-ulkadîr c.2, s.3,10) SUAL: (Büyükada'da oturuyorum. Büyükada ve di er adalar müstakil bir karye midir? Ya'ni Büyükada'dan Ankara'ya gitmek üzere hareket eden bir kimse, adayı çıkar çıkmaz mı seferi olur, yoksa Pendik'ten sonra mı seferi olur?) CEVAP Büyükada'dan ayrılınca seferi olur. Büyükada ve di er adalar, müstakil karye hükmündedir. Seferi olmak için kilometre hesabını da Büyükada'dan itibaren hesaplamak lâzımdır. Diyelim ki Büyükada ile zmit 110 km. ise zmit'e Büyükada' dan giden kimse seferi olur. (Mecma'ul-enhür c.1, s.160; Dürr-ülmüntekâ c.1, s.160; Bedayı' c.1, s.93) SUAL: Adapazarı'nda çalı ıyorum. Do du um yer olan ve ebeveynimin oturdu u Amasya'ya 15 günden az olmak üzere gidiyorum. Amasya'da seferi olur muyum? CEVAP Sualiniz eksiktir. Vatan-i aslinizi bildirmemi siniz. Meselâ Adapazarı'nda evlenmi seniz vatan-i asliniz Adapazarıdır. O zaman ebeveyninizin yanına da gitseniz seferi olursunuz. ( bni Âbidîn c.1, s.532) SUAL: Seferi olan kimse, evde veya camide, yalnız veya arkada ları ile cemâatle namaz kılsalar ezan ve ikâmet icap eder mi? CEVAP Seferi olan, camide veya evde yalnız olarak veya cemâatle namaz kılarken ezan ve ikâmet okur. Çünkü camide okunan ezan, onun namazı için sayılmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.371) SUAL: Seferide kazaya kalan vitir namazının kazası yine vâcib midir? CEVAP Seferide kazaya kalan vitir namazım kaza etmek vâcibdir. ( bni Âbidîn c.1, s.488) SUAL: Seferde kazaya kalan namazı mukim iken, iki mi, yoksa dört rek'at olarak mı kılmak lâzımdır? CEVAP Seferde kazaya kalan ö le, ikindi ve yatsının farzları mukim iken de yine iki rek'at olarak kaza edilir. Sabah, ak am ve vitir aynen kaza edilir. (Mültekâ ve erhi, Mecma'ul-enhür c.1. s.164; Dürrül-müntekâ c.1, s.164; Usûl-ü Serahsi c.1, s.45) SUAL: kindi namazının son rek'atine yeti en seferi kimse, mâmın seferi oldu unu zannederek iki rek'at kılsa, sonra imâmın mukim oldu unu ö rense ne yapması lâzımdır? CEVAP Zan ile amel olunmaz. Seferi oldu u bilinmeyen imâmın mukim oldu u anla ılır. mâm da seferi zannederek iki kılmak caiz olmaz. Vakit çıkmamı sa iade etmesi, vakit çıkmı sa kaza etmesi lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.486,542) SUAL: kindi namazının son rek'atine yeti en seferi kimse, imâmın mukim oldu unu zannederek dört rek'at kılsa, sonra imâmın seferi oldu unu ö rense ne yapması lâzımdır? CEVAP Kasten dört rek'at kılmadı ı için mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.517) SUAL: Vatan-i aslisi Eski ehir olan bir kimse, Erzincan'da evlense, sonra zevcesi ölse veya bo asa, yerle memek niyyetiyle halen Erzincan'da otursa vatan-i aslisi neresidir? CEVAP Vatan-i aslisi yine Erzincan'dır. ( bni Âbidîn c.1, s.532) SUAL: Yolda meskûn olmayan yerde do mu , bekâr, âkil bali ve hiç bir yere yerle memi kimsenin vatan-ı aslisi olur mu? CEVAP Vatan-i aslisiz müslüman olmaz. Do du u yere yakın olan meskûn yer, vatan-i aslisidir. ( bni Âbidîn c.1, s.532)

SUAL: Memur bir kimse, Eski ehir'de do sa, orada evlense, sonra hep kalmak niyyetiyle stanbul'a yerle se, bilâhare memuriyet sebebiyle stanbul'dan ayrılıp Erzincan'a gitse, vatan-i aslisi neresi olur? CEVAP Memur kimsenin, tâyin olma ihtimali bulundu u müddetçe, niyeti mu'teber olmadı ı için vatan-ı aslisi Eski ehir'dir. ( bni Âbidîn c.1, s.532) SUAL: Vatan-ı aslî ne zeman bozulur? CEVAP Bir kimsenin evlendi i yer, yeni vatani aslîsi olur. Do up büyüdü ü yer, vatan-ı aslî olmakdan çıkar. Yâhud devamlı yerle mek, hep orada kalmak niyyeti ile bir yere yerle ilince evlenilen yer vatan-ı aslîlikden çıkar. ( bni Âbidîn c.1, s.532; Halebî-yi Kebîr s.544; Dâmâd c.1, s.166) SUAL: Vatan-ı aslî ne demekdir? CEVAP Bir kimsenin do up büyüdü ü, evlendi i veya hep orada kalmak niyyetiyle yerle di i yerdir. ( bni Abidîn c.l, s.532; Bedayı' c.l, s.103; Halebî-yi Kebîr s.544) SUAL: Seferi imâma uyan mukim bir kimse, imâm selâm verdikten sonra secde-i sehvi icab eden bir ey yapsa, secde-i sehv gerekir mi? CEVAP mâm ile kılarken, cemâ'atdan biri, hatâ yaparsa secde-i sehv yapmaz. mâm selâm verdikden sonra kalan rek'atleri tamamlarken secde-i sehvi gerekdiren bir ey yaparsa, o zaman secde-i sehv yapar. ( bni Abidîn c.1, s.499; Halebî-yi Kebîr c.1, s.466) SUAL: Mukim iken kazaya kalan namazlar, seferde iken iki rek'at olarak mı kılınır? CEVAP Mukimken kazaya kalan namazlar, ister seferde olsun, ister mukimken olsun dört rek'at olarak kaza edilir. Ak am namazı kâsredilmez. (Dâmâd c.1, s.164; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.164) SUAL: Misafir imâma uyan mukim, ilk te ehhütde salevatları okur mu? CEVAP Okumaz. (Dâmâd c.1, s.163; bni Abidîn c.1, s.530, 531) SUAL: Misafir, Cum'a namazında âhir zuhur namazını kaç rek'at olarak kılar. CEVAP ki rek'at olarak kılması lâzımdır. ( bni Abidîn c.1, s.542) SUAL: Ba'zı namazların vaktini kaçırıyorum. Ne tavsiye edilir? CEVAP A a ıdaki üç eye mâ'ni olan her eyi terk etmek lâzımdır. Bu üç eye de sarılmak lâzımdır. 1 — Namazları vaktinde kılmak, 2 — Haramlardan sakınmak, 3 — Helâl kazanmak. Dü man kar ısında bile namazı vaktinden sonraya bırakmamalıdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.37; M.Mâsum Fârukî Mektûbât c.2, M.110; hyâ-ul-ulûm Helâl Kazanma bahsi) SUAL: Seferi veya mukim oldu una karar veremiyen kimse namazlarını nasıl kılar? CEVAP Seferi olmak için üç günlük yola gitme e niyet etmek lâzımdır. Seferi oldu unda üphe eden mukimdir. Dört kılar. ( bni Abidîn c.1, s.526)

NAMAZIN VAC BLER
SUAL: Fâtiha'dan önce besmele okumak vâcib midir? CEVAP

Namaz haricinde Fâtiha-i erîfeden önce E'ûzü besmele çekmek vâcibdir. Namaz içinde, Sübhaneke'den sonra E'ûzü besmele çekmek sünnettir. Fâtiha-i erife dua niyyetiyle namaz haricinde okunursa besmele çekmek vâcib olmaz. ( bni Abidîn c.1, s.5) SUAL: Vitirde kunut dualarını okumadan önce tekbir alırken ba lı olan elleri, yanlara saldıktan sonra mı, yoksa hiç salmadan mı kaldırmak lâzımdır? CEVAP Elleri yana salmadan kaldırılır. (Nimet-i slâm) SUAL: Hu u ile namaz kılmak için ne yapmalıdır? CEVAP Namazda mânasını biliyorsanız, okudu unuzu dü ünmek iyi olur. Kendini Rabbinin huzurunda dü ünmek ve o huzurda nasıl olması gerekiyorsa öyle bulunmak çok iyidir. Kendinin son namazı oldu unu, son amelinin bu oldu unu, yahut kendini sırat üzerinde dü ünüp kendini toparlamak, kibriya, azamet ve celâli huzurunda, kendini kartal pençesindeki serçe, yahut efendisinden kaçmı , yakalanıp tekrar efendisinin huzuruna götürülmü köle gibi bilmek, yahut her an ni'metleri içinde bulundu u, her an kendisine muhtaç oldu u hakiki ni'met sahibinin huzurunda nasıl durulursa öyle durmak, hiç olmazsa general kar ısına çıkan bir erin halet-i ruhiyesinde bulunmak namazda kalbi toparlamaya yardım eder. Dünyaya önem vermemek, i lerini mes'ele ve dü ünce vesilesi yapmamak, geldi i gibi gider, ne olduysa öyle olur gibi dünya hakkında ho görülü olup namazda hep Rabbi ile olmak mühimdir gibi inançlar çok fâideli olur. (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: Vitir namazı hangi vakte kadar kılınır? CEVAP Vitir gece namazıdır. Sabah Namazının giri ine kadar kılınır. (Hidâye c.1, s.24) SUAL: Birinci rek'atte Kul e'ûzü bi-Rabbinnas'ı okuyunca ikinci rek'atte hangi sûreyi okumam lâzımdır? CEVAP Birinci rek'atte Kul e'ûzü bi-Rabbinnas okununca, ikinci rek'atte tekrar aynı sûreyi okumalıdır. Çünkü tersine okumak daha kerihtir. Dalgınlıkla Kul e'ûzü bi-Rabbinnas'ı okuma a ba layan kimse, üç âyet okuduktan sonra rükua gider. kinci rek'atte kalan üç âyeti okuması da uygundur. ( bni Âbidîn c.1, s.364) SUAL: Namazda sûreleri tertip üzere okumamakta mahzur var mıdır? CEVAP Kur'ân-ı Kerîmi Mushaftaki sıra ile okumak her zaman vâcibdir. ( bni Âbidîn c. 1, s.364)

SECDE- SEHV
SUAL: mâm, secde-i sehv yaptıktan sonra cemâate uyan cemâat sevabına kavu ur mu? CEVAP mâm, secde-i sehv yaptıktan sonra, cemâate uyan kimse, cemâat sevabını alır. SUAL: Secde-i sehv yapılan namazı sonradan iade etmek icap eder mi? CEVAP Sehv secdeyi gerektiren bir hata yapılınca, secde-i sehv ile namaz tamam olur. O namazı tekrar iade etmek icap etmez. ( bni Âbidîn c.1, s.495) SUAL: Secde-i sehvi gerektiren birkaç hareket için bir secde-i sehv yapmak kâfi mi? CEVAP Birkaç hata için yalnız bir secde-i sehv yapmak kâfi gelir. ( bni Âbidîn c.1, s.506,507) SUÂL: Namazda dü ünmek, farzı veya vacibi geciktirirse, secde-i sehv lâzım olur deniyor. Buradaki dü ünmekten maksat nedir? CEVAP Namazda dü ünmek, farzı veya vacibi geciktirirse, secde-i sehv lâzım olur. Fazla okudu u salevât ve dua sünnet olarak de il, dü ünce ve dalgınlık sebebi oldu u vakit, vacibin gecikmesi, secde-i sehvi icap ettirir. Ba ka bir namazı kılıp kılmadı ını veya dalgınlıkla dünya i lerini dü ünürse, bir rüknün gecikmesine sebep olsa bile secde-i sehv lâzım olmaz. Kaç rek'at kıldı ını a ırıp, namaz içinde

dü ünmesi, sonraki rüknün veya vacibin bir rükün zamanı kadar gecikmesine sebep olursa, bu arada âyet ve tesbih okusa bile, secde-i sehv lâzım olur. Namaz içindeki farzlara rükn denir. Bir âyet okumak, rükû ve iki secde, son rek'atte oturmak birer rükündür. ( bni Âbidîn c.1 s.507) SUAL: Dört rek'atlık bir namazda ikinci rek'atta oturdu umuz zaman tehiyyattan sonra salli barikleri okuyup selâm verdikten sonra, iki rek'at mı kılmamız lâzımdır? CEVAP Selâm verir vermez hatırlamı sanız, hemen kalkıp iki rek'at daha kılıp secde-i sehv ile namazı bitirirsiniz. ( bni Âbidin c.1, s.505) SUAL: Vitrin üçüncü rek'atinde tekbiri ve kunut dualarını okumayı unuttum. Selâm verir vermez aklıma geldi. Secde-i sehv yaptım. Namazım sahih oldu mu? CEVAP Secde-i sehv ile namazınız sahih olmu tur. ( bni Âbidîn c.1, s.504) SUAL: Ba'zan namaz kılarken üç mü kıldım, be mi kıldım bilemiyorum. Bazan da imâmla kıldı ım namaz olmamı sa diyerek (En son kılmam gereken ö le namazının farzını kılma a) diye niyyet ediyorum. E er kıldı ım namaz kabul olmamı sa bu onun yerine geçer mi? Kabul olmu sa, bu kıldı ım en son kazamın yerine geçer mi? CEVAP Üç mü, dört mü kıldım diye namaz içinde üphe ederse, zannı hangi tarafa kuvvetli ise, öyle hareket eder. Hiç bilemiyorsa az kıldı ını kabul eder. Ya'ni üç mü, dört mü bilmiyorsa üç rek'at kıldı ını kabul ederek namazını tamamlar. Sonunda secde-i sehv yapar. Bahsetti iniz ekilde niyyet caiz de ildir. ( bni Âbidîn c.1, s.503,505) SUAL: Namaz içinde âyet veya tesbih okurken kaç rek'at kıldım diye dü ünen kimse, secde-i sehv yapması lâzım olur mu? CEVAP? Namaz içinde kaç rek'at kıldı ını dü ünen kimse, sonraki rüknün veya vacibin bir rükn zemanı kadar gecikmesine sebeb olursa, bu arada âyet ve tesbih okusa bile, secde-i sehv lâzım olur. Namaz içindeki farzlara (rükn) denir. Bir âyet okumak, rükû' ve iki secde son rek'at da oturmak, birer rükndür. ( bni Âbidîn c.1, s.498) SUAL: Namaz içinde bir sünneti terk etmek mekruhdur. Mekruh olan namazı da iade etmek lâzım oldu una göre, sünnetlerden birisi sehven terk edilse, namazın iadesi gerekir mi? CEVAP Namaz içindeki sünnetleri, özürsüz, ya'ni kasten terk edilirse iadesi îcâb eder. Sehven olursa bir ey lâzım gelmez. Vâcibleri sehven terk ederse, yine iade lâzım olmazsa da secde-i sehv icâb eder. ( bni Âbidîn c.1, s.307) SUAL: Secde-i sehv nerelerde ve nasıl yapılır? CEVAP Namazın vaciplerinden birini unutarak yapmıyan veya tehir eden, yahut bir farzı ve vacibi vaktinden önce veya sonra yapan secde-i sehv eder. Secde-i sehv yapmak için, bir tarafa selâm verdikten sonra, iki secde yapıp oturur ve namazı tamamlar. ki tarafa selâm verdikten sonra veya hiç selâm vermeden de secde-i sehv yapılır. Cemâatin a ırmaması için imâmın yalnız bir tarafa selâm verdikten sonra secde-i sehv yapması uygun olur. ( bni Âbidîn c.1, s.498; Mecma'ul-enhür c.1, s. 148; Dürr-ül-müntekâ c.l, s.148) SUAL: Bir kimse dördüncü rek'ate oturup, selâm vermeden aya a kalkınca, daha secde etmeden be inci rek'ate kalktı ını hatırlasa, ne yapar? CEVAP Hemen oturur ve oturmayı geciktirdi i için secde-i sehv yapar. ( bni Âbidîn c.1.,s.501) mi? SUAL: Secde-i sehv yapmak gerekirken unutup yapılmazsa, o namazı iade etmek gerekir

CEVAP Secde-i sehv yapmak icap etti i halde unutup yapmayan kimse, o namazı iade etmez. (Bedayı c.1, s.167)

SUAL: Namazda birinci veya ikinci rek'atta okumamız lâzım olan zamm-ı sûreyi, üçüncü rek'atta okusak namaz sahih olur mu? CEVAP Namaz sahih olur, fakat zamm-ı sûre, yerinde okunmayıp geciktirildi i için secde-i sehv lâzım olur. (Bedayı c.1, s.171) SUAL: Dört rek'atlık bir namazda ikinci rek'atta tehiyyat okurken borcunu dü ünüp dalgınlıkla salevatları da okusa, secde-i sehv lâzım gelir mi? CEVAP Evet secde-i sehv lâzımdır. (Halebî-yi Sagîr s.206) SUAL: Dört rek'atlı bir namazın birinci te ehhütünde tahiyyatı okuduktan sonra, acaba dördüncü rek'atin te ehhüdü mü diye bir rükün miktarı dü ündükten sonra hiç bir ey okumadan aya a kalkınca secde-i sehv lâzım olur mu? CEVAP Secde-i sehv lâzım olur. (El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a Namazın vacipleri bahsi) SUAL: Dört rek'atlı farzların son iki rek'atinde zamm-ı sûre ko makta mahzur var mıdır? Unutularak ko ulursa secde-i sehv gerekir mi? CEVAP Secde-i sehv gerekmez. ( bni Âbidîn c.1, s.343) SUAL: Son te ehhütte salli ve bariki okurken okumadı ımı zannederek tekrar okuyorum. Bende bu sık sık vaki oluyor. Secde-i sehv gerekir mi? CEVAP Secde-i sehv lâzım olmaz. (Feth-ul-kadîr c.1, s.453) SUAL: Üç veya dört rek'atlik bir farz namazın ilk tehiyyatı okunduktan sonra yanılarak Allahümme salli âlâ Muhammed denilince secde-i sehv gerekti i, bundan daha az okumalarda gerekmedi i söylenmektedir. Böyle midir? CEVAP Ba'zı kitaplarda birkaç kavil zikredilmekte, müftabih olan, yani fetva verilmi kavil belirtilmemektedir. Okuyucular da ne yapaca ını a ırmaktadır. mâm-ı A'zâma göre, birinci tehiyyattan sonra az bir ey okumak da secde-i sehvi gerektirir. Meselâ Allahümme demek. Allah demek, hattâ al demek bile secde-i sehvi gerektirir. Yalnız Allah derken Allahü ekber denerek aya a kalkılırsa secde-i sehv gerekmez. Demek ki tehıyyattan sonra az bir ey okumak secde-i sehvi icap ettirmektedir. (Dürer c.1, s.151; Dâmâd c.1, s. 148; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.148) SUAL: Unutarak üç secde yapılsa secde-i sehv gerekir mi? CEVAP Evet. (Halebî-yi Kebîr s.455) SUAL: ( mâma birinci rek'attan sonra yeti mi tim. mâm sa a selâm verirken aya a kalktım. Baktım imâm secde-i sehv yapıyor. Ne yapaca ımı a ırdım. mâma uymak vacip oldu u için tekrar inip onunla secde-i sehv yapayım dedim. Sonra bundan vazgeçerek namazımı kıldım. Ne yapmam lâzımdı?) CEVAP mâm iki tarafa selâm verinceye kadar kalkmayıp, mâm secde-i sehv yapınca onunla birlikte secde etmelidir. ( bni Âbidîn) SUAL: Vitri kılarken kunut dualarını okumadı ını tehiyyatta hatırlayan kimsenin ne yapması lâzımdır? CEVAP Vitri kılarken üçüncü rek'atteki tekbiri ve kunut dualarını unutan kimse, tehiyyatta hatırlamı sa secde-i sehv yapar. (Hidâye c.1, s.51; htiyar c.1, s.73; Dürer c.1, s.151) SUAL: Sünnet namaz kılarken yapılan hatalardan dolayı secde-i sehv gerekir mi? CEVAP

Farz olsun, nafile olsun, farz veya vacibin tehirinde ve vacibin terkinde, unutarak olursa secde-i sehv gerekir. ( htiyar c.1, s.73; Hidâye c.1, s.51; Dürer c.1, s.151) SUAL: (Dördüncü rek'ata oturup be inci rek'atin secdesine vardıktan sonra yanıldı ını hatırlayan kimse altıncı rek'ati de tamamlayıp secde-i sehv yapar. Farz eda edilmi , iki rek'ati de nafile olmu olur.) diye bildirilmektedir. Ba ka bir kitapda ise (Nafilelerin iftitah tekbiri vâcibdir Bunun terki isaedir. Farz namazı nafile ile birle tirmek de isaedir.) ibaresi ile yukarıdaki ibare arasında bir tenakuz yok mudur? CEVAP Farz ile nafileyi özürsüz birle tirmek isaedir, günahtır. Unutarak be rek'at kıldıktan sonra altıya tamamlamak lâzımdır. Farz ile nafile isteyerek birle tirilmemi tir. Seferî olan kimse, iki rek'at kılaca ı yerde kasten dört kılarsa günaha girmi olur. Farz ile nafileyi özürsüz birle tirmi olur. Unutarak kılarsa günah olmaz. (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.527; bni Âbidîn c.1, s.501)

SECDE- T LÂVET
SUAL: Tilâvet secdesi nerede ve nasıl yapılır? Kur'ân-ı Kerîmde kaç yerde tilâvet secdesi vardır? CEVAP Kur'ân-ı Kerîmde, ondört yerde, secde âyeti vardır. Bunlardan birini okuyanın veya i itenin mânasını anlamasa da, bir secde yapması vâcibdir. Namaz kılması farz olan kimselerin tilâvet secdesini i itince secde yapmaları vâcib olur. Tilâvet secdesi yapmak için, abdestli olarak, kıbleye kar ı ayakta durup elleri kulaklara kaldırmadan, Allahü ekber diyerek secdeye yatılır, üç kere sübhane rabbiyel a'lâ denir. Sonra Allahü ekber diyerek aya a kalkınca secde-i tilâvet tamam olur. (Merâkılfelâh Ha iyesi s.260; Mültekâ s.22,23; bni Âbidîn c.1, s.513) SUAL: Tilâvet secdesinde selâm verilir mi? CEVAP Selâm verilmez. Secdeden sonra aya a kalkılır. ( bni Âbidîn c.1, s.515) SUAL: Cemâatle namaz kılarken imâm, kra sûresini sonuna kadar, yani secde âyetini de okudu. Birkaç ki i namazdan sonra tilâvet secdesi yaptı. Di erleri yapmadı. Yalnız veya cemâatle namaz kılarken secde âyeti okununca ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Yalnız namaz kılarken, secde âyetini okuyan kimse, hemen ayrıca bir secde yapıp aya a kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki-üç âyet sonra namazın rükû' una e ilirse ve tilâvet secdesine niyyet ederse, namazın rükû veya secdeleri, tilâvet secdesi yerine geçer. Cemâatle kılan ise, imâm secde okuyunca, imâmın okudu unu i itmemi olsa da imâmla birlikte, ayrıca bir rükû ve iki secde yapar. Cemaatin rükûda niyyet etmesi lâzımdır. Namazdan sonraya da bırakabilir. ( bni Âbidîn c.1, s.518; 519; Merâkıl-felâh Ha iyesi s.261)

NAMAZIN SÜNNETLER
SUAL: Dört rek'atlık namazı 8-9 dakikada kılıyorum. Mahzuru var mı? CEVAP Mahzuru yoktur. Aksine bahsetti iniz ekilde dikkatlice (Ta'dili erkan üzere) kılmak daha iyidir. Vakit dar olmadı ı müddetçe yava kılmakta mahzur yoktur. SUAL: Yatsıyı ve vitiri kılıp yatıyorum. Sahura kalkınca da teravihi kılıyorum. Mahzuru oluyor mu? CEVAP Teravih, yatsının son sünnetinden sonra ve vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da kılınabilir. Sabah namazına kadar kılınabilir. Evde teravih kılan, camide cemaatle kılandan az sevap alır. Bir mazeret bulunmadıkça camide cemâatle kılmalıdır. SUAL: mâma üçüncü rek'atta yeti ip Sübhanekeyi okumu sonra aya a kalkınca tekrar Sübhaneke okuması gerekir mi? CEVAP ise, imâm selâm verdikten

Gerekir. Çünkü namazı tamamlarken okumalar ba tan olaca ı için, ya'ni birinci rek'attan ba lanaca ı için Sübhanekeyi tekrar okumak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.2,s.478) SUAL: Teravih namazı kılarken, iki veya dört rek'atte bir salevat okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Her dört rek'atten sonra dört rek'at namaz kılacak kadar oturup salevat veya tesbih yahut Kur'ân-ı kerîm okumak lâzımdır, sünnettir. ki rek'at aralarında oturulmaz. Ba'zı yerlerde salevâtı makamla okuyorlar. Makamla okurken ba'zı yerlerde yanlı lık oluyor ve ma'na de i iyor. Sonra dört rek'at namaz kılınacak kadar oturulmuyor. Dört rek'at kadar oturulma sünneti terk edilmemelidir. (Mültekâ, teravih bahsi) SUAL: (Namazda selâmdan sonra "Allahümme entesselâm..." dan sonra nasıl isti far edilir?) CEVAP (Merâkılfelâh) da namazı bozanlardan önce deniyor ki: (Namazdan sonra herkes üç kerre esta firullah der.) Selâm verince isti farın nasıl okunaca ı mâm-ı Evzâiden sual edildi. O da (Üç kerre Esta firullah denir.) buyurdu. (Me' aric-ün-nübüvve S.438) Bunu yalnız müezzinin yüksek sesle okuması bid'attır. (El- bdâ S.59) SUAL: mâmın içinden "rabbena lekel hamd" demesinde mahzur var mıdır? CEVAP mâmın da içinden "rabbena lekel hamd" demesinde mahzur yoktur. (Halebî-yi Sagîr s.318) SUAL: Namazda siyah takke mi giymeli, yoksa renkli ba lıklar mı tercih edilmeli? CEVAP Siyah takke uygundur. Bununla beraber her renk takke ile namaz kılmak caizdir. ( bni Âbidîn c.5, s.481) SUAL: Kıyamda ayakları ne kadar açmalıdır? CEVAP Namaz kılarken kıyamda ayakları dört parmak kadar açmak sünnettir. Daha fazla açmamalıdır. Rükûya inerken sol aya ın topu unu sa aya ın topu unun yanına getirerek birle tirmelidir. Secdeden tekrar kıyama kalkarken yine ayakları dört parmak kadar açmalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.299,320; Dürr-ül-muhtâr c.1, s.320; Halebî-yi Kebîr s.315) SUAL: Peygamberimizin namazdan önce safları düzeltmesi için de nek kullandı ı do ru mu? CEVAP Peygamber aleyhisselâmın namazdan önce safların düzgün olması için de nekle i aret etti i olurdu. (Mecma'ul-enhür c.1, s.109; bni Âbidîn c.1, s.382) SUAL: "Rabbena lekel hamd" yerine "Rabbena ve lekel hamd" demekte mahzur var mıdır? CEVAP "Rabbena lekel hamd" yerine, "Rabbena ve lekel hamd" demekte mahzur yoksa da, me hur olan birincisi söylenmelidir. (Mecma'ul-enhur c.1, s.96) SUAL: Ben Türkiye Gazetesi okudu um için, ba'zı kimseler benim hareketlerimi âdeta ölçü kabul ediyorlar. Namaz kılarken celse ve tehiyyatlarda ellerimi uylu un üzerine koyunca parmaklarımı kapatıyorum. Ba'zıları açmak lâzımdır diyor. Do rusu nasıldır? CEVAP Parmakları açmak ve kapatmak uygun de ildir. Hâli tabiîsine bırakmak lâzımdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.266; bni Âbidîn c.1, s.319) SUAL: Rükûya inerken ayak topuklarını birle tirmeyen imâmla namaz kılan kimse, imâm bu ayak birle tirme sünnetini terk etti i için, namazını iade etmesi gerekir mi? CEVAP Namazı iade etmek gerekmez. ( bni Âbidîn c.1, s.307,318)

SUAL: Ba'zı kitaplarda fatihadan önce besmele çekmek vâcibdir diye yazılıdır. Biz sünnet biliyorduk. Do rusu nasıldır? CEVAP Müftabih olanı, fatihadan önce besmele çekmek sünnettir. ( bni Âbidîn c.1, s.320,329) SUAL: Namaz içindeki sünnetlerden biri terk edilince o namazı iade etmenin hükmü nedir? Meselâ; ba ı açık namaz kılan o namazı iade etmesinin hükmü nedir? CEVAP Namaz içindeki müekked sünnetlerden biri terk edilirse o namazı iade etmek sünnettir. Kazası olan kimsenin, böyle namazların yerine kaza kılması daha mühimdir. Ba ı açık kılınan namazı iade etmek de sünnettir. ( bni Âbidîn c.1, s.307,318) SUAL: Camilerde ba'zı ahıslar takkelerinin üstüne sarık sarıyorlar. Bunun mahzuru var mıdır? Ba'zıları da takke yahudi âdetidir diyorlar. CEVAP Namaz kılarken ba ı takke ile kapatmak sünnettir. Takkenin üstüne sarık sarmak ise müstehaptır. Peygamber aleyhisselâm Mekke'yi feth etti i gün hutbe okurken mübarek ba ında siyah takke vardı. Ayrıca takkenin üstüne sarık sarılı idi. Peygamberimizin sarı ının siyah oldu u (Marifetname)de yazılıdır. Sarı ın ucunu iki küre i arasına iki karı uzatırdı. imdi fitne tehlikesi olan yerde sarık sarmak uygun de ildir. ( bni Âbidîn c.1,s.431, c.5, s.481; Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.330) SUAL: (Rabbenalekel hamd denmesi Hazret-i Muaviye'nin sünneti diyorlar do ru mudur? Namazdaki sünnet nasıl bir insanın sünneti olur? Namaza herkes sünnet ilâve edebilir mi?) CEVAP Peygamber aleyhisselâm cemaatle namaz kılarken (Sem' iallahü limen hamideh) ya'ni (Allah, kendisine hamdedenin hamdini i itir, kabul eder) deyince, Hazret-i Muaviye, bundan çok duygulanmı , a ka gelerek (Rabbena lekel hamd), ya'ni (Rabbimiz sana hamd olsun) demi . Peygamberimiz de bunu men etmedi i için, sünnet olarak kalmı tır. Namaza veya di er ibâdetlere ilâve yapmak, çıkarmak bid'attir. Dinde de i iklik yapılmaz. Peygamberimizin emri dindir. ( bni Âbidîn c.2, s.334; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.74) SUAL: (Sütununuzda birkaç defa, (Rükûa e ilirken sol aya ın topu u, sa ayak yanına getirilir, secdeden kıyama kalkarken açılır) diye yazdınız. Bunun namazın sünnetlerinden oldu unu bildirdiniz. Fakat rükûda topuk kemiklerini birbirine birle tirmenin sünnet oldu u hangi kitapta ise yazmadınız. Kitap isminin bildirilmesini rica ediyorum. Birkaç ilmihâle baktımsa da bulamadım.) CEVAP Bu hususu yazmayan ilmihâllerin tam olmadı ı anla ılmaktadır. Rükûda topuk kemiklerini birbirine birle tirmenin sünnet oldu u (Halebî-i Kebîr)'de yazılıdır. Sahife 315 Topukları kıyamda, birbirinden dört parmak eni kadar uzak, rükûda, kavmede ve secdede biti ik tutmak sünnettir. Topukları biti tirmenin sünnet oldu unu (Dürr-ül muhtar) da yazmaktadır. (1/321) SUAL: afiî mezhebindeyiz. Buna göre, te ehhüdde sa elimizi kapalı tutmakta ve i aret parma ımız ile i aret etmekte mahzur var mıdır? Rükû ve secdelerde ayak topuklarımızı birle tirmek lâzım mıdır? CEVAP aret etmekte mahzur yoktur ve ayak topuklarını birle tirmek lâzım de ildir. Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.312) SUAL: Vitirin üçüncü rek'atinde zamm-ı sûre okunduktan sonra, iki el, iki yana salıverilmeden, do ruca kulaklara kaldırılarak (Allahüekber) denir. Halbuki biz, eller iki yana salındıktan sonra tekbir alınaca ını ö renmi tik. Resulümüz Cehennemde ümmetinin yandı ını görünce takatsiz kalarak iki elinin yana dü tü ünü okumu tuk. CEVAP (Nimet-i slâm) kitabında Vitir bahsinde ellerin salıverilmeden kaldırılaca ı bildirilmektedir. SUAL: Namaza, ayaklarımı 20 cm. açıklıkta duruyorum. Sonra dört parmak kadar açılması lâzım oldu unu hatırlayıp ayaklarımı dört parmak kadar biti tiriyorum. Mahzuru var mı? CEVAP

Namaza ba larken ayaklar dört parmak açıklı ında durmalıdır. ( bni Âbidîn c. 1, s.299) SUAL: Iftitah tekbirini alırken ellerin parmaklarını açmak mı, kapatmak mı lâzımdır? Parmakların açılması veya kapatılması nedir? CEVAP ftitah tekbirini alırken parmaklar açılmaz ve kapatılmaz. Tabiî halinde tutulur. Elleri kıbleye kar ı açmak ve parmakları tabiî halinde tutmak sünnettir. (Dürr-ül-muhtâr c.1, s.319) SUAL: Camide otuz ki ide bir ki i tehiyyatta parmak kaldırıyor. Hangisi do rudur? CEVAP (Dürr-ül-muhtâr) da (Otururken, el parmakları ile i aret edilmez. Fetva da böyledir.) buyurulmaktadır. Tehiyyatta parmak kaldırmanın sünnet, mekruh ve hattâ haram oldu unu söyleyen âlimler vardır. (Berika), (Hadîka) ve ( bni Âbidîn) de sünnettir, bid'attır, haramdır, denilen bir eyi yapmamak lâzım oldu u bildirilmektedir. Bu bakımdan parmak kaldırmak uygun de ildir. SUAL: (Peygamberimizin nalın ile namaz kıldı ı yazılıdır. Nalın ile nasıl namaz kılınır? CEVAP Nalın, Türkiye'de olanlar gibi a açtan yapılmı takunyalarde ildir. Peygamberimizin nalın-ı erifleri deriden idi. Çorap gibi idi. Bunun için yalınayakla namaz kılmamalıdır. (El-vefâ bi ahvâl-iI-Mustafâ s.572) SUAL: Salli ve Barik'ten sonra dua niyyetiyle okunan âyetleri, Kur'ân-ı kerîmdeki sırasına göre mi okumak lâzımdır? Ya'ni önce Rabbena âtinâ, sonra Rabbicalnî, sonra Rabbena firli'yi mi okumak lâzımdır? CEVAP Bildirdi iniz sıra ile okumak iyi olur. ( bni Âbidîn c.1, s.364) mi? SUAL: Rükû ve secdelerde topuklar birle tirilirken ayakların parmak kısmı da birle tirilir

CEVAP Rükû ve secdelerde sadece ayak topukları birle tirilir, ayakların parmak kısmını birle tirme e lüzum yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.321)

SUAL: Camiye girip biraz oturduktan sonra veya hiç oturmadan, farz veya sünnet herhangi bir namaz kılmakla (Tehiyyetül mescid) namazı kılınmı olur mu? Aynca tehiyyetül mescid diye niyyet etme e lüzum var mıdır? CEVAP Camiye girince iki rek'at namaz kılmak sünnettir. Buna (Tehiyyetül mescid) denir. Camiye girince, farz veya nafile bir namaz kılınırsa tehiyyetül mescid de kılınmı olur. Kılınan namazlara ayrı tehiyyetül mescid diye niyyet etme e lüzum yoktur. Camiye girince kılınan herhangi bir namaz, (tehiyyetül mescid) yerine de geçti i için farz kılarken tehiyyetül mescid olarak da ayrıca niyyet etmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.456) SUAL: Sünnetleri evde kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Sünnetleri evde kılmakta mahzur yok idi. Evde kılınması daha evlâ idi. Fakat bugün çok kimselerin evi camiye uzaktır. Sünneti evde kılınca cemâate yeti mesi zordur. Camiye ko arak gitmek de uygun de ildir. Sonra sünnet ile farz arasında bir ey okumamak, konu mamak lâzımdır. Yolda insanlarla bir eyler konu ulabilir. Bu bakımdan da evde sünnet kılınması münasip olmayabilir. Sabah namazının sünnetini evde kılmak uygun olur. Çünkü kılınırsa cemâate yeti mek mümkün olur. Vitri de evde kılmak daha uygun olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.113) SUAL: Vazifem icabı ak am namazını geç kılıyorum. Keza ö leyi de ikindi okundu okunacak bir zamanda kılıyorum. Namazlarım oluyor mu? CEVAP Ö leyi kılarken ikindi okunursa veya ikindinin vakti girerse, ö leyi eda etmeli, ikindiyi asr-ı sanide kılmalıdır. Böylece hem ö le namazı eda edilmi olur. Hem de mâm-ı A'zâma da uyulmu olur. Asr-ı evvelde ikindi ezanı okunduktan sonra ö leyi kılıp hemen asr-ı sâni olmadan ikindiyi kılmamalıdır. Asrı sâniyi beklemelidir. Ak amı geciktirenler de yatsıyı imdi okunan vakitten yarım saat kadar sonra

kılmaları uygun olur. Böylece bütün imamlara da uyulmu olur. (Merâkıl-felâh s.95; Feth-ul-kadîr c.1, s.196; Halebî-yi Kebîr s.226) SUAL: Her zaman günde be vakit namaz kılamıyorum. Bazan ö leyi, bazan ikindiyi kılamıyorum. Di er kıldı ım namazlar kabul oluyor mu? Ya'ni ya hep veya hiç mi? CEVAP bâdetler birbirine ba lı de ilse de, birbirlerinden ayrı da sayılmazlar. Ya'ni namaz kılmayan oruç tutmamalıdır denemez. Dört vakit kılıyorum, be vakit kılmadı ım için hiç birisini yapmıyayım denemez. Ne kadar yapabilirse o kadarı yapılır. Allahü teâlânın emirlerinden birini yapıp da di erini yapmamak uygun olmaz. mkân nisbetinde hepsini yapma a çalı malıdır. Bununla beraber hepsi yapılamıyorsa, hepsi de terk edilmemelidir. SUAL: Son rek'atte Rabbena âtina... âyetinden sonra ba ka bir dua okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Rabbena âtina'dan sonra ba ka dua okumakta mahzur yoktur. Meselâ, Rabbicalnî... veya Rabbena firlî... diye ba layan âyetleri okumak münasip olur. Peygamber aleyhisselâmın namazda selâm vermeden önce Sübhâne rabbike... âyetini okudu u mu'teber kitaplarda yazılıdır. Yalnız bu âyeti Sübhâne Rabbinâ eklinde okuyarak âyeti de i tirmemelidir. Rabbike' deki KE, Peygamber aleyhisselâma hitaptır. Ya'ni Sübhâne rabbike demek, (Bütün insanların üstünde, akılların ermedi i kemâlâtın, üstünlüklerin sahibi olan senin gibi bir peygamberi yaratan, yeti tiren Rabbin, her ayıptan münezzehtir.) demektir. Halbuki, (Sübhâne rabbinâ) demek, (Bizim Rabbimiz, biz günahı çok, âsî kulların yaratanı, yeti tireni her ayıptan münezzehtir.) demektir. Allahü teâlâyı tenzih ve sena ederken, birinci misâlde oldu u gibi, kendi bildirdi i ekilde de ilde, ikinci misâlde oldu u gibi, de i ik ekilde övmek en azından edepsizlik olur. (Fetâvâ-i Hayriyye s.5; Mevâhib-i ledüniyye) SUAL: Namaza ba larken iftitah tekbiri nerede ba layıp nerede biter? Burada ba'zı imamlar, tekbiri kulaklarda bitiriyor, ba'zıları elleri ba layınca bitiriyor. Do rusu nasıldır? CEVAP Namaza ba larken, erkekler iki eli kaldırır. Ba parmak uçları kulak yumu a ına de er. Eller kulaktan ayrılırken (Allahü ekber) deme e ba lanıp, göbek altına ba larken bitirilir. (Ni’met-i slâm; bni Âbidîn c.1, s.322) SUAL: Takkesini unutan kimsenin cemâatle namazı kaçırmamak için, takkesiz kılması mı uygundur, yoksa takkesini alıp gelerek münferit olarak kılması mı uygundur? CEVAP Takkesini alıp gelerek birkaç ki iyle cemâatle kılmalıdır. Haram i lenerek farz yapılmadı ı gibi, mekruh i lenerek sünnet yapılmaz. Ya'ni cemâatten meydana gelecek sünnet her ne kadar çok fazla ise de, takkesiz kılmakla i lenen mekruhun kusurunu kapatamaz. Haramlardan ve mekruhlardan kaçmak, farzları ve sünnetleri i lemekten daha mühimdir. ( bni Âbidîn c.1, s.104; Uyûn-ül-besâir c.1, s.135)

DUA VE TESB H
SUAL: Duaya el kaldırırken, bazı imamlar, iki eli aynı anda kaldırıyor, bazıları ise önce sa eli, sonra sol eli kaldırıyorlar. Hangisi do rudur? CEVAP ki eli aynı anda kaldırmalıdır. (Hısn-ul-hasîn) SUAL: Sapık bir kimsenin, meselâ bir mezhebsizin, sapıklıkdan kurtulması için düâ etmek caiz midir? CEVAP Kâfir bir kimsenin bile hidâyete kavu ması, imân sahibi olması için düâ caizdir. SUAL: Namazdan sonra nasıl dua etmeli? Bize bir dua yazın, her zaman namazlardan sonra o ekilde okuyalım? CEVAP Hadis-i erifte, (Be vakit namazdan sonra yapılan dua kabul olur) buyuruldu. Fakat dua uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalıdır. Duayı yalnız namazlardan sonra veya belli zamanlarda yapmak ve belli eyleri ezberleyip iir okur gibi dua etmek mekruhtur.

Ya Rabbi! Günahlarımızı rahmetinle afvet, ölülerimizi ma firet eyle, ya ıyanlarımıza hayırlar ihsan et. Riyadan, nifaktan, ikaktan, her türlü hastalıktan, kazadan, belâdan, tembellikten, acizlikten, zelil olmaktan, zulüm etmekten ve zulüm görmekten, cimrilikten, müsriflikten, azdıran zenginlikten ve azdıran fakirlikten, eytan ve nefsin errinden, dü manın galebesinden, kötü huydan, bid'at i lemekten, dalâlete dü mekten, halis olmayan amelden, her çe it günahtan, küfre girmekten, ölürken gelecek fitnelerden, kabir azabından dinimize dünyamıza zarar verecek i lerden sana sı ındık, bunlardan bizleri koru, Ya Rabbi! Ya Rabbi! Bize sarsılmaz bir îmân, güzel bir ahlâk, ükredici bir kalb, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, salih evlât, dünya ve âhırette güzellik ihsanet! Ana ve babamızı ma firet eyle! Ya Rabbi! Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyânın, ehl-i beytin, eshâb-ı kiramın ve bütün evliyâ-i kiramın sevgisini ve sevgine kavu turacak amel ve i leri nasip eyle! Ya Rabbi! Dinine severek hizmet etmeyi, kul borçlarını ödemeyi ve ehit olarak ölmeyi nasip eyle! Afganistan'daki ve bütün dünyadaki müslümanlara yardım eyle! Sevdiklerine dost, sevmediklerine dü man eyle! Bize hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak göster! Ya Rabbi! Devletimizi, milletimizi payidar eyle! Bu vatanı bizlere bırakan ecdadımızın ruhunu ad eyle! Memleketimize hizmetleri geçmi ve Allah için harb etmi dedelerimize rahmet eyle! Yurdumuzu her çe it dü mandan koru! Dualarımızı kabul eyle! Çünkü sen her eye kadirsin!...(Âmin!) Buna benzer duaları asıllarına uygun olarak okumak daha iyidir. Duanın sonunda Peygamberimize salâvat okunur. "Sübhâne rabbike" âyetini de okumak iyidir. SUAL: El ile tesbih çekerken a ırıyor, otuz mu, otuz üç mü çekti imi bilemiyorum. Otuz kabul etmemde mahzur var mıdır? CEVAP El ile tesbih çekerken a ıran kimse tesbih ile çekmelidir. Otuz iki mi, otuz üç mü diye tereddüt edince 32 çekti ini kabul etmelidir. Ya'ni az çekti ini kabul ederek otuz üçe tamamlamalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.438) SUAL: Namazdan sonra ayet-el kürsîyisi okuduktan sonra tesbihe üflemek bid'at midir? CEVAP Peygamber aleyhisselâm birkaç defa tesbihe üfledi i için bid'atttir denemez. Hafifçe üflenebilir. SUAL: (Rabbena âtinâ) ya (birahmetike ya erhamerrahimin)i eklemek lâzım mıdır? CEVAP (Rabbena âtinâ) âyet-i kerîmesi dua olarak okunur. Ayet olarak okunmaz. Âyet-i kerîmenin sonunda (Birahmetike..) Yoktur. Onun için okumamak uygun olur. Okunursa, hadis-i erifte bulunan dualar arasında oldu u için mahzuru yoktur. Evlâ olanı okumamaktır. (Dâmâd c.1, s.96) SUAL: Camilerde ba'zı kimseler ve ba'zı imamlar tesbih çekerken dudaklarını hiç kıpırdatmıyorlar. Hatmi tehlili de böyle kalbden söylemekte mahzur var mıdır? CEVAP Camilerde namazdan sonra çekilen tesbihi olsun, hatmi tehlili olsun kendi i itecek kadar bir ses ile söylemek lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.315; Dürer c.1, s.82) SUAL: Otuzüçlük tesbihle tesbih çekmekte mahzur var mıdır? CEVAP Otuzüçlük tesbihin mahzuru yoktur. llâ doksandokuz olacak diye bir art yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.437) SUAL: Namazdan sonra ve ba ka zamanlarda yapılan duaları kalbden mi yapmak uygundur, yoksa kendi nefsi i itecek kadar bir sesle mi okumalıdır? Sessiz okuyunca daha uygun oldu unu hissediyorum. Ba'zı kimseler, tesbihleri de kalbden çekiyorlar. CEVAP Duaları, kendi nefsi i itecek kadar okumak lâzımdır. Tesbih çekerken de kendi nefsi i itecek kadar bir sesle okumalıdır. Dudakları kıpırdatmadan tesbihleri sessiz çekmek, duaları sessiz yapmak uygun olmadı ı gibi, yüksek sesle ba ıra ba ıra söylemek de uygun de ildir. Namazda okudu u kadar ya'ni, kendi nefsi i itecek kadar okumak lâzımdır. Namazda kendi nefsi i itecek kadar okumazsa namaz sahih olmaz. Bunun ölçüsü de, namaz kılarken bu kimsenin sa ındaki ve solundaki kimse dikkatle

dinleyince bu kimsenin okudu unu duyabilmelidir. Bundan daha fazla okursa yüksek sesle okuyor demektir. (Dürer c.1, s.82 Dürer Ha iyesi c.1, s.80) SUAL: Tesbihim olmadı ı zaman, müezzin tesbihleri komut etti inde ikinci komuta kadar fazladan zarar gelmez diye, okuyabildi im kadar okuyorum. Belki kırk, belki de elli bile oluyordur. Bunun mahzuru var mıdır? Keza haftada be bin kelime-i tehlili okumak için dakika usulü okuyorum. Meselâ, bir dakikada okudu umu hesap ediyorum. Dakikada yüz okumu sam ben elli kabul ediyorum. Böyle tahmini tesbih çekmekte mahzur var mıdır? CEVAP Tesbih çekmek ibâdettir. bâdette de i iklik olmaz. Otuzüç çekilmesi emredilmi se o kadar çekilir. Kasten bir fazla veya bir eksik çekilmez. Kelime-i tehlil de böyledir. Kasten bir fazla çekilmez. Ba ka zaman da istenildi i kadar çok tesbih çekilebilir. Fakat belli yerlerde bildirilen miktarlardan fazla veya a a ı çekilmez. ( bni Âbidîn c.1, s.356; Tahtâvî Merâkıl-felâh Ha iyesi s.170)

NAMAZI BOZANLAR VE BOZMAYANLAR
SUAL: Namaz kılarken yerde serili halının markasına bakıp ne yazdı ını anladım. Namazım bozuldu mu? CEVAP Bir yazıya bakıp anlamak bozmaz. Anlayınca mekruh olur. Bakmayıp gözüne rastlarsa mekruh olmaz. SUAL: Erkeklerin saçı alna gelirse secdeye mani olur mu? CEVAP Secdeye mani olmaz. SUAL: Üç ka ımak namazı bozuyor. Bir seferde üçten fazla ka ımak da bozar mı? CEVAP Namaz kılarken bir rükünde eli üç kere kaldırmak bozar. Bir kaldırı ta üç defa ka ımak bozmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.420) SUAL: Somyemin üstündeki yata ım serttir. Üzerinde namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: ehir içi, ehirler arası veya milletler arası telefon çalınca namazı bozup cevap vermekte mahzur var mıdır? CEVAP Namazı a a ıdaki sebeplerin haricinde bozmak haramdır: a) Yakla an yılanı öldürmek için, b) Kaçan hayvanı yakalamak için, c) Sürüyü kurttan kurtarmak için, d) Ta an tencereyi ate ten ayırmak için, e) Kıymeti 3,7 gram gümü ten az olmayan, kendinin veya ba kasının malını zayi olmaktan korumak için, f) Abdest ve yel sıkı tırmasından kurtulmak için, g) Ba ka mezhepte namazı bozan bir eyden kurtulmak için. mdat diye ba ıran bir kimseyi kurtarmak için ve kuyuya dü ecek âmâyı, yanacak, bo ulacak kimseyi kurtarmak için, yangını söndürmek için farz olsun, nafile olsun her namaz bozulur. Ana, baba, dede ve nine ça ırınca farz namazı bozmakta mahzur yok ise de ihtiyâç yok ise bozmamalıdır. ( bni Âbidîn, Namaza yeti me babı) SUAL: Birinci rek'atta kıraati ya'ni Fâtiha-i erife ile zamm-ı sûre okumayı unutan kimse, ikinci rekâtta hatırlasa ne yapması lâzımdır? CEVAP Kıraat farzdır. Terkedilince namazın iadesi lâzımdır. ( htiyar c.1, s.50) SUAL: Namaz kılarken dü en takkeyi iki el ile alarak giymek namazı bozar mı? CEVAP ki elin bir hareketinin namazı bozaca ını söyleyen âlimler bulundu u için, dü en takkeyi bir el ile hemen alıp ba a koymak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1, s.420,431)

SUAL: Namazda sessiz okumakla kıraat yerine gelir mi? CEVAP Namazda kendi i itecek kadar okumalıdır. Dil hareket etmeden içinden okumakla kıraat yerine getirilmi olmaz. (Dürer c.1, s.82) SUAL: Bir rükn'da üç defa eli kaldırıp bir yerimizi ka ımak namazı bozar mı? CEVAP Bir rükn'da üç defa eli kaldırıp ka ımak namazı bozar. Bir kaldırı ta aynı yeri üç-dört defa ka ımak namazı bozmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.420) SUAL: Namazda iken a zımda daha önce yedi im ekerin tadını duydum. Namazı bozdu mu? CEVAP Namazda daha önce yenilen ekerin tadını duymak, hattâ onu tükrükle yutmak namazı bozmaz. Namaz kılma a giderken a zı yıkamak, çalkalamak iyidir. ( bni Âbidîn c.1, s.419) SUAL: ftitah tekbirini kulakta bitiren kimse, o anda namaza ba lamı sayıldı ına göre ellerini ba lamak için yaptı ı hareket namazı bozar mı? Çünkü iki elin bir hareketi namazı bozar diyen âlimler vardır. CEVAP ftitah tekbiri kulakta ba layıp göbekte biter. Namaz içinde iki elin bir hareketi en azından merkruhtur. (Ni’met-i slâm; bni Âbidîn c.1, s.420) SUAL: Namazda birinci veya ikinci rek’atte, Fâtiha’yı okuduktan sonra unutup elleri salıverdikten sonra zamm-ı sûreyi okurken elleri tekrar mı ba lamak lâzımdır? Yoksa fazla hareket yapmamak için eller yanda mı zamm-ı sûreyi okuma a devam etmelidir? CEVAP Fazla hareket yapmamak için zamm-ı sûreyi eller yanda okumalıdır. ( bni Âbidîn c.1, s.420) SUAL: Kadınlar için, namaz kılarken örtülmesi gereken uzuvların ne kadarı açık kalınca namaz bozulur? CEVAP Dörtte birisi açık kalırsa bozulur. Meselâ ayak bir uzuvdur. Dörtte birisi, meselâ topu u açık kalırsa namaz bozulur. (Cevhere c.l, s.60; Hîdâye c.1, s.28) SUAL: Cum'a günleri cami avlusunda hasır olmayınca gazete seriyoruz. Gazetede küçüklü büyüklü foto raflar oluyor. Mahzuru var mıdır? CEVAP Foto raf secde yerine gelmezse mahzuru olmaz. ( bni Âbidîn c. 1, s.435) SUAL: Bir âlimi dü ünerek a lamak namazı bozar mı? CEVAP Dü ünmesi âhiret içinse bozmaz. Onun ahsı için, veya dünyalık için dü ünüp a larsa namazı bozulur. ( bni Âbidîn c.1, s.418) SUAL: Namaz kılarken, kedi önümüzden geçerse namaz bozulur mu? CEVAP Namaz kılanın önünden kedi geçmekle namaz bozulmaz. ( bni Âbidîn c. 1, s.428) SUAL: Namazda Rabbenalekel hamd mi yoksa Allahümme rabbena ve lekel hamd mi demek lâzımdır? CEVAP Me hur olan Rabbena lekel hamd'dir. Böyle okunmalıdır. (Dâmâd c.1, s.96) SUAL: Namaz kılarken önüme gelen çocu u elimle itmekte mahzur var mıdır? CEVAP Çocu u bir el ile itmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1. s.428)

SUAL: Kadın namaz kılarken alnı çıplak olarak yere de mesi lâzım mıdır? Ba örtüsü alnı kaplarsa, bu ekilde yapılan secde sahih olur mu? CEVAP Kadının alnı çıplak olarak yere de mese de secde sahih olur. Ancak alnı açık olarak secde yapması daha uygundur. SUAL: Susam danesini namazda çi neyip yutmakta mahzur var mıdır? CEVAP Di arasında kalmı , nohuttan küçük bir eyi yutmak namazı bozmaz. A zında kalmı ufak bir eyi üç kerre çi neyerek veya eriterek yutmak namazı bozar. ( bni Âbidîn c.1, s.418) SUAL: Namazda, secdede iki aya ını yerden kaldırmakta mahzur var mıdır? CEVAP Secdede iki aya ını yerden bir rükün miktarı kaldırmanın namazı bozaca ı, (Mızraklı lmihal)in, (Namazı Bozan eyler) bahsinde yazılır. Ba'zı âlimler de mekruh demi tir. SUAL: Namazda iken kapı açıldı. Unutarak kafamı sa a çevirerek gelen kimseye baktım. Namazım bozuldu mu? CEVAP Yüzünü, dolayısıyla ba ını sa a, sola çevirmek namazı bozmaz ise de mekruhtur. Elinde olmayarak çevrilince, bir rükün devam ederse namaz bozulur. Onun için sa a veya sola bakınca hemen döndürülürse namaz bozulmaz. Gözleri ile etrafa bakmak ise tenzihen mekruhtur. ( bni Âbidîn c.1, s.421) SUAL: Tegânni'yi anlatırken müezzinlerin (Raabbenaâlekelhamd) demeleri bozar, diye yazmı tınız. Halbuki bunu söylemenin sünnet oldu u yazılıdır. CEVAP (Rabbena lekel hamd) demek sünnettir. Rab derken râb diye uzatmak (kolay anlamanız için birkaç a harfi koyalım;) Rab yerine raab demek namazı bozar. Çünkü Rab, lâh demektir. Râb ise, üvey baba demektir. Mâna de i ti i için bozulur. Namaza çok ehemmiyet vermeli, dikkatli ve tecvid üzere okuma a gayret etmelidir. (Dâmâd c.l, s.99; Dürr-ül müntekâ c.1, s.99) SUAL: Bir rükünde üç defa esneyince üç defa a zı el ile kapatmak namazı bozar mı? CEVAP Üç defa eli a za götürmek namazı bozar. Bir rükünde iki defadan fazla eli hareket ettirmemelidir. ( bni Âbidîn c.1, s.420) SUAL: Namazda öksürmek namazı bozar mı? CEVAP Özürsüz öksürmek, öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. bozmaz.(Hidâye c.1, s.42; Dürer c.1, s.102; bni Âbidîn c.1, s.415,416)

Kendili inden

olursa

NAMAZIN MEKRUHLARI
SUAL: (Libya'dan biri geldi. "Hasır üzerine secde etmek lâzımdır. Halı üzerine secde edilmez, mekruhtur. Osmanlılar zamanında camilerde halı yoktu." dedi. Halı üzerinde secde etmek mekruh mudur?) CEVAP Secdenin toprak üzerine yapılması evlâdır. Ancak so uktan ve sıcaktan korumak yahutta elbiseyi tozdan korumak maksadıyla herhangi bir sergi serilmesinde mahzur yoktur. Sırf topra a secde etmemek için sergi sermek mekruh olur. slâm âlimlerinin ço una göre, halı, posteki gibi bir ey üzerine secde etmekte mahzur yoktur. mâm-ı Mâlik hazretlerine göre, halı, posteki gibi yer cinsinden olmayan bir ey üzerine secde edilmesi mekruhtur. mâm-ı A'zam ve di er imamlara göre mekruh de ildir. Keten, kenevir ve pamuk gibi yer cinsinden olan sergiler üzerinde namaz kılmakta hiç mahzur yoktur. (Halebî-yi Kebîr s.287; Mecma'ul-enhür c.1, s.98; Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.70) SUAL: Pirinç veya bu day çuvalları üzerine secde etmek mekruh mudur? CEVAP Çuvallar temizse mahzuru yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1, s.70)

SUAL: Camiye temiz girmek için bölgemizde çorapları çıkarıp giriyorlar. Namazı da çorapsız kılanlar var. Çorapsız namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Çıplak ayakla namaz kılmak mekruhtur. Camiye temiz girmek için kirli çorabı çıkarmak uygun ise de, çıplak girmek uygun de ildir. Çorapları kirli olan yanında temiz çorap ta ımalıdır. Namazdan namaza o temiz çorabı giymelidir. (Tergîbüssalât; bni Âbidîn; Hadîka ve Berîka sonu) SUAL: Namaz kılarken pantolonun ütüsüz olması mekruh mudur? CEVAP Namaz kılarken iyi, temiz ve güzel elbise ile kılmak lâzımdır. Ütülü pantolonla namaz kılmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn) SUAL: Çorapsız namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Hür olan müslüman kadınların avuç içlerinden ve yüzlerinden ba ka her yerleri avrettir. Ellerin üstü de avrettir. Namaz kılarken ve soka a çıkarken buraları örtmeleri farzdır. (Ellerin üstü ve ayaklar avret de ildir) diyen âlimler de vardır. Fakat bütün âlimlere uyabilmek için elleri ve ayakları da örtmek lâzımdır. Meselâ aya ının dörtte biri açık olan kadının namazı kabul olmaz. Bunun için ayaklara çorap giymek veya uzun entari ile örtmek lâzımdır. Ellerin üstünü de örtecek kadar uzun kolluk veya geni ba örtüsü ile namaz kılmalıdır. Eldiven giyerek ellerin üstünü örtmek uygun olmaz. Çünkü ellerin çıplak olarak yere de mesi lâzımdır. (Mecma'ul-enhür c.1, s.81; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.81; Cevhere c.1, s.60; bni Âbidîn c.1, s.438) SUAL: (Namaz kılarken zihnimi toparlıyamıyorum. Fikrim çok da ınık. Kalb huzuru ile namaz kılamıyorum. Fikir da ılmasının sebebi ve çaresi nedir? Lütfen açıklanmasını rica ediyorum.) CEVAP Mü'min, Allahtan korkup rahmetinden ümidini kesmemesi ve hatâlarından dolayı utanması lâzımdır. Mü'min, namazda bu sıfatlardan ayrılıyorsa fikri da ınık ve vesvese mevcut demektir. Görmek dü ünmeye sebeptir. Bu bakımdan insanı me gul edecek eyleri gözün gördü ü yerlerden kaldırmalıdır. Namazı lo bir karanlıkta kılmalıdır. Nakı lı seccade yerine düz olanlar tercih edilmelidir. Kıble duvarı sade olmalı, herhangi bir resim asılı olmamalıdır. Hep secde yerine bakmalıdır. Dünyanın faidesiz eylerine dü kün olanlar yukarıdaki zahiri sebepleri yerine getirse de fâidesi olmaz. Çünkü daha namaza ba lamadan vesveseler kendisini kaplamı tır. Böyle kimse namaza dururken Allahın huzuruna durdu unu, bu huzurda gafil olmanın tehlikesini dü ünmeli ve kıyametin korkunç manzarasını hatırlamaldıır. Kalbi me gul eden dünyevî istek ve arzulardır. Nefse ceza verip bunlardan kurtarmak lâzımdır. Ebu Talha hazretleri, bahçede namaz kılarken bir ku daldan dala konup namazını a ırtınca, koca bahçesini sadaka olarak verdi. Namazının noksanına keffaret olsun diye böyle yaptı. Nefsi çe itli ekilde cezalandırarak kalbi toparlama a çalı malıdır. Tam huzura kavu amıyorum diye mücadeleyi bırakmamalıdır. Bir bardak dolu zeytinya ına ne kadar su konursa o kadar zeytinya ı dökülür. Çünkü zeytinya ı, suya göre hafif oldu u için suyun üstüne çıkar. kisi birle mez. Dünya sevgisi ile âhıretin kalbdeki himmeti, zeytinya ı ile su gibidir. Bardak su ile dolu olunca, zeytinya ı orada bulunmaz. Dünya sevgisi kalbi kaplamı sa vesveseden kurtulmak mümkün olmaz. Dünya sevgisi ne kadar azsa, kalb huzuru o kadar fazlala ır. Demek ki, kalbi toparlayabilmek için dünyanın faidesiz eyleri pe inden ko mamalıdır. lim ve ihlâsla amel etme e çalı malı, göze çarpan ve kalbi me gul eden eyleri ortadan kaldırmalıdır. SUAL: Birinci rek'atte hlâs, ikinci rek'atte unutarak Kevser sûresini okumak mekruh mudur? CEVAP Unutmak özürdür, mekruh olmaz. ( bni Âbidîn c.1, s.364; Tefsîr-i Kurtubî c.3, s.431) SUAL: Namazda bir sûreyi okurken bir âyeti sehven atlansa namaz bozulmu olur mu? CEVAP Atladı ı âyetten önce veya sonra üç âyet okunmu sa namaz sahihtir. ( bni Âbidîn c.1, s.364) SUAL: Yeni bir pantolon aldım. Paçaları çok uzundu. Paçaları yaptırmadan namaz kılmam icap etti. Paçalarını sıvayarak namaz kıldım. Bir zaman da gömle in kolları uzundu. Onları da

sıvayarak namaz kıldım. Ba'zıları namazın mekruh oldu dediler. Mekruh olup olmadı ının bildirilmesi. CEVAP Uzun pantolonun paçalarını topu a kadar sıvamakta mahzur yoktur. Uzun olan gömle in kollarını da bile e kadar sıvamak mahzurlu de ildir. Daha fazla sıvamak mekruhtur. (Ni'met-i slâm) SUAL: Paçaları yere de en pantolonla veya pijama ile namaz kılmak mekruh mudur? CEVAP Mahzur yoktur. E er paçalar çok uzunsa topuklara kadar kıvrılabilir. (Ni'met-i slâm Namazın mekruhları 11.si) SUAL: mâm bir ki i ile namaz kılarken, o ki inin sa ına, yahut imâmın soluna, yahut imâmın tam arkasına durarak namaz kılsam mekruh olur mu? CEVAP mâm bir ki i ile namaz kılarken, o ki inin sa ına veya imâmın soluna veya imâmın arkasına durup namaz kılmak mekruh olmaz. mâm bir ki i ile namaz kılarken, o bir ki iden yarım ayak ileride solda durur. mâm bu bir ki iyle namaz kılarken kapıdan giren kimse, imâmın tam arkasına durur. mâmın sa ındaki ahıs, bir adım geriye atarak yeni gelen ahısın yanına durmu olur. Uygun ekli böyledir. (Mecma'ul-enhür el, s.109; Dürr-ül-müntekâ c.1,s. 09; Cevhere c.1, s. 77; Dürer c.1, s.87; Bedâyı c.1, s.158) SUAL: Erzurum'daki ba'zı camilerde, müezzin, kendine mahsus oldu u söylenen bir yerde tek olarak veya ba'zan yanına bir ki i alarak cemâatten ayrı namaz kılıyorlar. Bunun mahzuru yok mudur? CEVAP Öndeki safta bo yer varken, arkadaki safta durmak mekruhtur. Hattâ safta yer yok iken, saf arkasında yalnız durmak mekruhtur. Bahsetti iniz mekruh Türkiye'nin hemen her yerinde i lenmektedir. (Dürer c.1, s.109; Mecma'ul-enhür c.1, s.125; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.125) SUAL: Bütün namazlarda aynı sûreleri okuyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP mâmın aynı namazların aynı rek'atlerinde, aynı âyetleri okuma ı âdet edinmesi mekruhdur. Yalnız kılanlar için de, her namaz için böyledir denildi. Arasıra ba ka âyet okumalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.364) SUAL: Dört rek'atli farz namazların son iki rek'atinde zamm-ı sûre okumak mekruh mudur? CEVAP Farzların üçüncü ve dördüncü rek'atlerinde zamm-ı sûre okunsa da olur, okunmasa da olur. ( bni Âbidîn S.343) SUAL: Kadın kadına imâm olabilir mi? CEVAP Kadının kadına imâm olması mekruhtur. (Merâkıl-felâh s.166) SUAL: Evimizin kıble istikametindeki duvarında dinî levhalar asılıdır. Namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Levhalar duvarda belden yukarıda ise mahzuru yoktur. Hürmet edilmesi lâzım olan dinî levha, dinî yazı, cami ve Kabe resmi gibi eyleri belden a a ıya koymamalıdır. Kıble istikametindeki yazı ve levhalar, hû ûya mâni oluyorsa, di er duvarlara asılmalıdır. (Bedâyı c.1,s.38; Hadîka c.2,s.633) SUAL: Hu u içinde namaz kılmak için ne yapmak lâzımdır? CEVAP Hu u içinde do ru namaz kılabilmek için, do ru bir itikada sahip olmak, haramlardan kaçıp farzları, sünnetleri, müstehapları yapmak lâzımdır. Do ru namaz kılabilmek için günah i lememe e çok gayret sarfetmelidir. Kur'ân-ı kerîmde, do ru kılınan namazın bütün kötülüklerden alıkoyaca ı bildirilmektedir. Demek ki, do ru namaz kılan kimse, bütün kötülüklerden uzak kalır. Bütün kötülüklerden uzak kalan kimse, do ru namaz kılıyor demektir. Do ru namaz kılabilmek için helâli haramı, bid'atı sünneti, lüzumlu ilimleri bilmek lâzımdır. Haramlardan, mekruhlardan kaçamayan

kimsenin kalbi selâmette olamaz. Kalbi kararmı kimse de hu û içinde namaz kılamaz. (Mektûbât-ı Rabbani; bni Âbidîn c.1,s.431; Tefsîr-i Kurtubî c.13, s.347) SUAL: Mu'teber kitabın birisinde ( mâmın farz kıldırırken kıraeti ve tesbihleri sünnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur.) buyurulurken, ba ka mu'teber bir kitapta ise ( mâm için ise cemâatin haline göredir) buyuruluyor. Bu iki ifadeyi nasıl birle tirebiliriz? CEVAP Her iki ifade de do rudur. mâmın sünnetlerden fazla okuması uygun de ildir. Çünkü cemâatin içinde hastalar, ihtiyarlar, yolcular ve i i acele olanlar olabilir. Bunun için sünnetten fazla okumak tahrimen mekruhtur. Cemâatin içinde hastalar ve özürlülerin oldu u biliniyorsa imâm sıkıntı vermemek için sünnetten de kısa okuyabilir. Meselâ, sabah namazında uzun sûre okumak sünnet iken, böyle hallerde kısa sûre ile namaz kılınır, ikinci kitaptaki ifade bunu bildirmektedir. ( bni Âbidîn c.1,s.379) SUAL: Pijama ile namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkılmayacak elbise ile namaz kılmak mekruhtur. Ba ka elbisesi yoksa mekruh olmaz. En iyi elbise ile namaz kılmalıdır. Pijama ile namaz kılmak mekruh de ildir. Bol pijama ile namaz kılmak dar pantolonla namaz kılmaktan iyidir. ( bni Âbidîn c.1,s.230; Halebî-yi Kebîr s.349) SUAL: Kısa kollu elbise ile arazide namaz kılmak mekruh mudur? CEVAP Kısa kolla namaz kılmak mekruhtur. Fakat zaruret olunca mahzuru yoktur. (Mecelle 21. madde; Usûl-ü Serahsi c.1, s.117) SUAL: Namaz kılarken çocuklar ba'zan gürültü ediyor. Susmaları için namaz içindeki tekbirleri biraz yüksek sesle okumam mekruh olur mu? CEVAP Mekruh olmaz. Fakat çocukların namaz kılanı a ırtmıyacak kadar az gürültülerine mâni olmamak lâzımdır. (Mecma'ul-enhür c.1,s.126; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.126; bni Âbidîn c.1,s.438) SUAL: mâmın sünnetten fazla okuması mekruh olur. Meselâ tesbihleri üç defa okuması sünnetken be kere okuması mekruh olur. Son te ehhüdde Rabbena Atina ile di er duaları okumasında mahzur var mıdır? CEVAP Rabbena Atina ile di er duaları okumak imâm dâhil herkes için müstehap oldu u için imâmın okuması mekruh olmaz. (Mecma'ul-enhür c.1,s.101; Dürr-ül-müntekâ c.1, s.101) SUAL: Ba'zan ikindi namazını, sıkı ık olan abdestimi tazeledikten sonra kılınca, kerahat vakti giriyor. Kerahat vakti girmeden kılarsam, abdestim sıkı ık oldu u için mekruh oluyor. Uygun olanı hangisidir? CEVAP kindiyi özürsüz kerahat vaktine bırakmak tahrimen mekruhtur. Abdestin sıkı tırması özürdür. Ya'ni vakit geçirmeden abdesti tazeleyip namazı kılmalıdır. Sıkı ık abdestle kılmamalıdır. Vakit çıkmak tehlikesi gibi bir husus varsa ancak o zaman sıkı ık abdestle namaz kılınır. ( bni Âbidîn c.1,s.431) SUAL: Mekruh vaktde kılınan namazın kazası icâb eder mi? CEVAP Namazı vakti içinde geciktirmek tahrimen mekrûhdur. Vakti çıkmadan evvel, mekruh vaktde de olsa namazı kılmak farzdır. adesi lâzım gelmez. ( bni Âbidîn c. 1,8.249,250,307) SUAL: Allerjik nezle oldu um için bilhassa sabah namazlarında burnum akmaktadır. Camide halıya dökülmemesi için silmek icap ediyor. Mekruh oluyor mu? CEVAP Namazda faideli hareketin zararı olmaz, Meselâ eli ile alnındaki teri silmek veya burnundaki akıntıyı silmek mekruh de ildir. Yalnız bir rükünde eli üç kerre kaldırmamalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.431) SUAL: Namaz kıldıktan sonra cemaattan ba'zıları imâma elini gö süne koyarak Allah kabul etsin diyor. Merhaba derken de eli gö se koyan oluyor. Bir mahzuru var mıdır? CEVAP

Eli gö se koyarak merhaba demek, selâm vermek bid'attir. Namaz kıldıktan sonra Allah kabul etsin denmez. Allah mübarek etsin denir. (El-ibdâ' s.362; Berîka s.1364; bni Âbidîn c.5, s.244) SUAL: Fıtık, felçli veya herhangi bir hastanın sandalyeye oturarak namaz kılması caiz midir? CEVAP Sandalyeye de il, yere oturarak kılmalıdır. Oturarak kılamazsa yatarak kılar. Hıristiyanlara benzememek için sandalyede kılınmaz. Tahrimen mekruh olur. ( bni Âbidîn c.1,s.338; Câmi'urrümûz s.69) SUAL: Zaruretsiz zifiri karanlıkta namaz kılmak caiz midir? CEVAP Mekruhdur. SUAL: Bir farz namazı sebepsiz iade etmekte mahzur var mıdır? CEVAP Eda edilen bir namazı sebepsiz iade etmek, hadis-i erifle men olunmu tur. ade etmek yerine, en evvel veya en sonra kazaya kalmı bir farz namazı kaza etmek lâzımdır. ade için sebepten maksat, farzları ve vâcibleri terk etmek veya mekruh i lemek demektir. ( bni Âbidîn c.1,s.486) SUAL: Unutarak ba lıksız namaza duran kimse, namazda hatırlasa, namazını bozup ba lı ını giymesinde mahzur var mıdır? CEVAP Ba lıksız namaz kılmak mekruhtur. Namazı özürsüz bozmak ise haramdır. Haram i lememek için namazı bozmamak lâzımdır. SUAL: Herhangi bir sebeple yatsı namazı gece yarısından sonraya kalsa, mekruh vakitte kılındı ı için, mekruh i lememek için sünnet terk edildi ine göre, yatsının sünnetlerini kılmamız mekruh olur mu? CEVAP Mekruh olmaz. Yalnız nafile kılmak mekruh olan iki vakt vardır. Sabahtan yeri a ardıktan, güne do uncaya kadar, sabah namazının sünnetinden ba ka nafile kılınmaz. kindiyi kıldıktan sonra ak am nemazından önce nafile kılmak Hanefi mezhebine göre mekruhdur. Gece yarısından sabah namazına kadar yatsının ilk ve son sünneti dahil her çe it nafile kılmak mekruh de ildir. (Merâk-ıl-felâh s.100) SUAL: (Ba'zıları namaz kılarken gözlüklerini çıkarıyorlar. Ba'zıları da çıkarmıyorlar. Gözlük secdeye mâni midir?) CEVAP Secdeye alnı koymak farzdır. Burunla beraber koymak vâcibdir. E er gözlük alnın yere de mesine mâni ise secde sahih olmaz. Burnun yere de mesine mâni ise mekruh olur. Gözlüklü kimse alın ve burun yere iyi de sin diye ba ını bastırma a kalkarsa gözlü ü kırılabilir. Bu bakımdan, gözlüksüz kılmak münasiptir. (Halebî-yi Kebîr 282) SUAL: Ba'zı kimseleri gördüm. Paralarını çıkararak Namaz kılıyorlar. Sebebini sual ettim. (Namaz mekruh olmaması için öyle yapıyoruz) dediler. Ba'zıları da çoraplarının içine koyarak yalınayakla kılıyorlar. Cepte bulunan resmin namaza zararı olur mu? CEVAP bni Hacerî Mekkî Hazretleri fetvasında buyuruyor ki: (Mendil gibi, para gibi eyler üzerinde canlı resmi bulunmasının zararı yoktur. Çünkü canlı resmini, hürmet olan yerde kullanmak caiz de ildir, hürmet edilmeyen eyler üzerinde caizdir.) bni Âbidin'de Namazın mekruhları kısmında beden ve elbisede bulunan resim örtülü olursa, namazın mekruh olmadı ı bildirilmektedir. Namaz içinde ve namaz dı ında cepte resim ta ımanın hiç mahzuru yoktur. SUAL: Hangi halde namaza durmak mekruhtur? CEVAP Küçük ve büyük abdesti sıkı tırırken ve yel zorlarken namaza durmak mekruhtur. Yel zorlamasından maksat, gelip geçici olan de il, huzura mâni olandır. ( bni Âbidîn c.1,s.431)

SUAL: Namazda sesle Kur'ânı okuyunca gözlerimi kapıyorum. Gözlerimi açınca zihnim da ılıyor, ba'zan a ırıyorum. Namazda göz kapamanın mahzuru var mıdır? CEVAP Namazda gözleri yummak tenzihen mekruhtur. Zihni da ılmaması için yummak mekruh olmaz. Namaz haricinde sesli Kur'an-ı kerîmi gözleri açık okuyarak alı ma a çalı malıdır. ( bni Âbidin c.1,s.434) SUAL: Üzeri delikli nakı larla örgülü takke ile erkeklerin nemaz kılması mekruh mudur? CEVAP Caizdir. ( bni Âbidîn c.1, s.431) SUAL: Etamin üzerine i lenen kanaviçe, artı i aretine benziyor. Bu i areti salibe, ya'ni haça benzetiyorlar. Böyle i lemeli seccadeler üzerinde namaz kılmak caiz midir? CEVAP Mezkûr i lemeli seccadelerde namaz kılmak caizdir. Haç ekli de canlı resmi gibidir. Resim veya haç, basılan, oturulan veya dayanılan eyde ise namaz mekruh olmaz. E er, namaz kılan kimsenin aya ı altında, oturdu u yerde ise namaz kılmak yine caiz olur. Haç eklini hatıra getirmemelidir. ( bni Âbidîn c.1,s.436) SUAL: Aynaya kar ı namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzûr yokdur. Kalbi me gul eden her eye kar ı namaz kılmak mekrûhdur. ( bni Âbidîn c.1,s.440) SUAL: Namazı mekruh edecek vâsıfta üzerimde resim varken, unutarak namaz kıldım. Vakti çıktıktan sonra hatırladım. Bu namazı iade etmem icâp eder mi? CEVAP Namaz mekruh olarak ifâ edilmi tir. adesi icâp etmez. ( bni Âbidîn c.1,s.307,486) SUAL: lmihâllerden okudu umuza göre, ba ı kapalı kılma a ehemmiyet vermeden ba ı açık kılmak mekruhtur. Ehemmiyet vererek ba ı açık kılmak da mekruh mudur? CEVAP Evet, her iki halde de ba ı açık kılmak mekruhtur. ( bni Âbidin c.1, s.431) SUAL: Namaz kılarken dü üncelere dalmanın mahzuru var mıdır? CEVAP Namaz kılarken akla gelen dü üncelerden sıyrılma a ve gafletle kılmama a çalı malıdır. ( htiyar c.1,s.48) SUAL: hlâs sûresini, birinci rek'atte okuduktan sonra, ikinci rek' atte Tebbet okunur mu? CEVAP hlâs sûresini birinci rek'atte okuduktan sonra, ikinci rek' atte Tebbet okunursa mekruh olur. ( bni Âbidîn c.1, s.364) SUAL: Birinci rek'atte hlâs sûresini okuyup, ikinci rek'atte Tebbet sûresini okuma a ba layınca mekruh oldu u hatırlanırsa Kul e'uzu birabbil felakı'yi okusak olur mu? CEVAP Birinci rek'atte hlâs sûresini okuyup, ikinci rek'atte Tebbet sûresini okuma a ba layınca hatırlanırsa, Kul e'uzü birabbil felakı'yi okumamalıdır. Ya'ni Tebbete devam etmelidir. Unutularak Tebbete ba lanıldı ı için mekruh olmaz. (Tefsîr-i Kurtubî c.3,s.431; bni Âbidîn c.1,s.364) SUAL: Uzuvları belli etmeyen kot pantolonla namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Uzuvları belli etmeyen kot pantolonla mahzur yoktur. (Umdet-ül- slâm) SUAL: Namazda kalbime vesvese geliyor. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Bir insana, namazda veya namaz dı ında kötü dü ünceler gelebilir. Dü ünmeme e çalı malı, tevbe, isti far etmeli, Allahü teâlâdan yardım dilemelidir.

SUAL: Kısa kolla veya sıvalı kolla namaz kılıyoruz. Bildi imiz gibi Adana'da sıcaklar fazladır. Böyle namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kısa kollu gömlekle ve gömle in kolları sıvalı olarak namaz kılmak mekruhtur. Namaz kılarken ceket gibi uzun kollu bir ey giymelidir. (Ni'met-i slâm Namazın Mekruhları 11.si.) SUAL: Kadın oldu um için cemâat olmadan babamla aynı hizada annem veya ben namaz kılsam mahzuru olur mu? CEVAP Aynı imâma uymayan bir kadının, erkekle bir hizada namaz kılmaları mekruhtur. (Halebî-yi Kebîr s.521; bni Âbidîn c.1,s.387) SUAL: Delikleri geni örülmü dantel takke ile veya bir parmak sı acak kadar yırtık takke ile namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.431) SUAL: Çocu a oyuncak bebek almı tık. Kom umuz günahtır, namaz kılarken görününce namaz bozulur, dedi. Resmin namaza mahzuru nedir? CEVAP Canlı resmi, namaz kılanın önünde, sa veya sol hizasında göbekden yukarıda asılı ise tahrimen mekruhtur. Arkasındaki duvarlarda veya tavanda ise tenzihen mekruhtur. Basılan, oturulan ve dayanılan eyde ise mekruh olmaz. Oyuncak bebek almakta mahzur yoktur. (Hadîka c.2,s.603; Merâkıl-felâh; bni Âbidîn c.1,s.435) SUAL: Farz namaz kılabilmek için, Fâtiha-i erîfeden ba ka iki sûre bilmek kâfi midir? CEVAP Farz namaz kılabilmek için, Fatiha-i erîfeden ba ka bir iki kısa sûre daha bilmesi lâzımdır. Meselâ, Kevser sûresi ile îhlâs sûresini bilen farz namazları kılar. Fakat (Her zaman aynı Jnamazlarda aynı sûreleri okumak mekruhtur.) diyen âlimlere de uyabilmek için iki-üç sûre daha fazla ö renip ara sıra de i ik okumak iyi olur. ( bni Âbidîn c.1,s.300,364) SUAL: Bir erkek namaz kılarken hemen yanına mahrem veya [namahrem kadın otursa namazı mekruh olur mu? CEVAP Bir erkek namaz kılarken hemen yanına mahrem veya nâmahrem bir kadın otursa, namazı mekruh olmadı ı gibi halvet de olmaz. SUAL: Camiye geldi imde takkemi unuttu umu hatırladım. Cami önünde takke satılıyordu. Evde takkem oldu u için bir daha almak israf olur diye almadım. sraf haram oldu u için ya'ni haram i lememek için mekruh i lemeyi uygun buldum. Yaptı ım do ru mudur? CEVAP Takkesi olanın bir takke daha alması israf de ildir. mâm-ı A'zam hazretlerinin kırk tane sarı ı oldu u bildirilmektedir. Kötü yolda sarfedilen para israftır. Hayra ne kadar çok verilirse verilsin israf olmaz. Bir takke daha alsaydınız israf olmazdı ama belki masraf olurdu. Takkesiz kılınan namazın iadesi uygundur. ( bni Âbidin) SUAL: (Misafir oldu um bir evde, yatsı namazında imâm olan arkada , zamm-ı sûre olarak Kevser sûresi ile Kafirun sûresini okudu. kinci rek'atte ise Nasr sûresi ile Kadr sûresini okudu. Böyle bir rek'atte pe pe e iki sûre okunur mu?) CEVAP Bir rek'atte iki veya daha fazla sûre okunabilir. ( bni Âbidîn 1/364) SUAL: (Namazda veya namaz haricinde esneme ihtiyâcı duyan kimse nasıl hareket eder?) CEVAP ( bni Âbidîn) namazın mekruhları bahsinde buyuruyor ki: Esnemek, midenin dolu olmasından ve bedenin a ırla masından meydana gelir. Bu da eytandandır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Esnemek eytandandır. Biliniz esnerse mümkün oldu u kadar a zını kapatsın!)

Namazda esneme e ba lamadan önce dudak ısırılarak esnemeye, ya'nî a zın açılmasına ma'nî olunur. A ız açıldıktan sonra elin dı ı ile örtülür. Namazda esnerken dudaklarını di lerinin arasına alarak a zını kapaması mümkün iken böyle yapmayıp el ile bez ile kapamak mekruhtur. Bahr kitabında diyor ki, (çünkü namazda zaruretsiz a zı kapamak nehyedilmi tir.) Esnemeyi def etmek mümkün olursa zaruret yok demektir. Namazda iken ayakta sa el ile, di er yerlerde sol el ile kapanmalıdır. Peygamberler esnemez. Bunu hatırlayarak esnemeyi giderme e çalı malıdır.

CAM ADABI
SUAL: Camide konu mak do ru olmadı ı halde, birisi bize bir ey söylüyor. Cevap vermesek olmaz. Ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Camiye girince itikâfa niyyet etmelidir. O zaman konu makta mahzur olmaz, ( bni Âbidîn namazın mekruhları sonunda; Feth-ul-kadîr c.1,s.367) SUAL: Camilerde dünya kelâmı konu mak, insanın iyiliklerini yedi ine göre, camide ihtiyâç halinde konu mak, so uk geliyor pencereyi kapatın, ön safta bo yer var doldurun, balkonda yer var oraya çıkın, gibi sözler dünya kelâmı saydır mı? CEVAP Camide ma'lâyanî olmayan sözler söylemek dünya kelâmı sayılmaz. Ya'ni ihtiyâç halinde konu makta mahzur yoktur. En iyisi camiye girerken itikâfa niyyet edilirse hep ibâdet etmi , namaz kılmı gibi sevap yazılır. tikâf demek, bir müddet câmiye girip orada kalıp ibâdete niyyet etmek demektir. tikâf, kendini bir müddet camiye hapsetmek demektir. ( bni Âbidîn namazın mekruhları sonunda; Feth-ul-kadîr c.1,s.367) SUAL: (Camide yiyip içmenin, uyumanın ve konu manın uygun almadı ını yazdınız. 'tikafa niyyet edenin bunları yapmasının nahzurlu olmadı ını bildirdiniz, 'tikaf nedir, nasıl niyyet edilir, nahiyeti hakkında bilgi vermenizi istiyoruz.) CEVAP 'tikâf, müslüman bir kimsenin niyyet ederek, az veya çok bir müddet camide kalması demektir. Her zaman i'tikaf etmek, sünneti müekkededir. Ramezan-ı erifin son on gününde daha efdaldır. 'tikafı terketmek, be vakit namazın sünnetlerini terk etmek gibidir. Bir kimse camiye i'tikafa niyyet ederek girmelidir. Girince (Tehıyyetül mescid) namazı kılmalıdır. Camiye girince kılınan herhangi bir namaz, tehıyyetül mescid yerine geçer. Meselâ ak am namazının farzını kılma a ba larken, tehıyyetül mescide de niyyet edilirse, ak amın farzı ile tehıyyetül mescid de kılınmı olur. Tehıyyetül mescide de niyyet edildi i için, sevabı daha fazla olur. 'tikafın en az müddeti (Camide kalma zamanı), mâmı Muhammede göre, az bir zamandır. âfiîlere göre, kelime-i tevhid söyliyecek kadar kısa bir müddettir. Her zaman camiye girerken i'tikafa niyyet etmeli, girince, kaza namazı kılarken, tehıyyetül mescide de niyyet etmelidir. 'tikaf eden yiyip içebilir, konu abilir. Peygamber Aleyhisselâm her Ramezân-ı erifin son on gününü i'tikaf ile geçirirdi. 'tikaf eden kimse, camide bulundu u müddetçe hep namaz kılmı gibi sevap kazanır. Bir islâm âlimi buyuruyor ki: ( 'tikafa giren kimse, büyük bir zâtın kapısına oturup "isteklerini vermedikçe buradan ayrılıp gitmem" diye yalvarıp a lıyan kimseye benzer. 'tikaf eden Allahii teâlânın camisinde "Beni afvetmedîkçe buradan gitmem") demek istemektedir. Bu bakımdan camiye girerken i'tikafa niyyet etmeyi unutmamalıdır. Camiye devam etmenin ehemmiyeti buradan da anla ılmaktadır. Dünya evliyadan hali de ildir. Mütteki bir âlim ile namaz kılmak Peygamber ile namaz kılmak gibi oldu u hadîs-i erifle bildirilmi tir. Camiye ve cemaate devam eden kimse, böyle sayısız ni'metlere kavu ur. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Toplulukda rahmet vardır. Müslümanlarla tanı mak, sevi mek, müsafaha etmek, büyük bir ni'mettir. Camilerde bilmediklerimizi ö renebilece imiz gibi, bilmeyenlere de örnek olabiliriz. (Hadîka c.1,s.318; bni Âbidîn c.1, s.445,456, c.2,s.l28,135; Berîka el afetleri) SUAL: Camide ayakkabıları arkaya koymak mekruh oldu una göre, naylon torba içinde ön tarafa koymamızda mahzur var mıdır? CEVAP Camiye, sırf müslümanların ayakkabılarını çalmak için gelenler oldu u bir gerçektir. Ayakkabım çalınır mı diye endi e ile namaz kılmak mekruhtur. Bunun için ayakkabıları öne ve sa a de il, sol

tarafa koymanın sünnet oldu u (Berîka) kitabının sonunda yazılıdır. Camide vazifeli olanların müsaade etmedi i yerlere koymamalıdır. SUAL: yerimizin bir odasını mescit olarak kullanıyoruz. Abdestsiz girip oturmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mescit olarak kullanılan odalara abdestsiz girip oturmak uygun olmaz. Fakat, bir ey için abdestsiz girip çıkılabilir. (Dürer) SUAL: (Camide arka tarafta a ır okunursa, öndekiler arkaya do ru mu dönmesi lâzımdır? Kıbleye karsı durmakta mahzur var mıdır) CEVAP Her iki ekil de caizdir. Fakat a ır (Kur'ân-ı Kerim) okuyana do ru dönerek dinlemek daha efdaldir. SUAL: (Ankara skitler camisinin içine bir buzdolabı koymu lar. Giren çıkan içiyor. Bir de mevlitlerde verilen eker, erbet v.s. yi camide yiyip içmek ve konu mak caiz midir? CEVAP tikâfa niyyet edilmeden camide bir ey yiyip içmek ve konu mak caiz de ildir. ( bni Âbidîn namazın mekruhları sonu; Berîka sonu) SUAL: Camiye girip biraz oturduktan sonra veya hiç oturmadan, farz veya sünnet herhangi bir namaz kılmakla (Tehiyyetül mescid) namazı kılınmı olur mu? Ayrıca tehiyyetül mescid diye niyyet etme e lüzum var mıdır? CEVAP Camiye girince iki rek'at namaz kılmak sünnettir. Buna (Tehiyyetül mescid) denir. Camiye girince, farz veya nafile bir namaz kılınırsa tehiyyetül mescid de kılınmı olur. Kılınan namazlara ayrıca tehiyyetül mescid diye niyet etme e lüzum yoktur. Camiye girince kılınan herhangi bir namaz, (tehiyyetül mescid) yerine de geçti i için farz kılarken tehiyyetül mescid olarak da ayrıca niyyet etmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.445,456, c.2,s.128,135; Berîka el-âfetleri) SUAL: Cemâate yeti mek için ko arak camiye gitmekte mahzur var mıdır? CEVAP Cemâate yeti mek için ko a ko a yürümek uygun de ildir. SUAL: Camide namaz kılanların önünden geçmek caiz midir? CEVAP (Kırda ve büyük veya küçük camilerin her yerinde, namaz kılanın önünden, yakın olsun, uzak olsun, kadın veya erkek veya köpek geçerse, namazı hiç bozulmaz. Kırda ve büyük camide ayaklar ile secde yeri arasından, küçük mescitte ve odada ise, ayakları ile kıble duvarı arasından geçen, günaha girer. Kıble duvarı ile, arka duvarı arası, 20 (yirmi) metreden az olan mescide, küçük denir.) Bu ifadelerden anla ılaca ına göre, caminiz küçük mescit sınıfına dahil ise, namaz kılanların önünden geçmek günahtır. Büyük camilerde ise yalnız ayakla secde yeri arasından geçmek günahtır. ( bni Âbidîn c.1,s.467,468)

CEMÂATLE NAMAZ
SUAL: Hanefî imâm arkasındaki afiî, sabah namazının farzında kunut duasını okuması imkânsızdır. Ne yapması lâzımdır? CEVAP Kunut duasını okuma a fırsat olmadı ı için imâma tâbi olur, okumaz. SUAL: mâm, namazdan sonra aya a kalkarak mı, yoksa kalkmadan mı yüzünü cemâate dönderir? CEVAP Her ikisi de caizdir. SUAL: (Bir veya birkaç büyük günah i ledikten sonra tevbe edip sâlih müslüman olan kimse imâm olabilir mi? Halk bu kimsenin i ledi i günahları biliyorsa durum de i ir mi?) CEVAP

Günaha tevbe eden, o günahı hiç i lememi gibi olur. Fakat o ahsın, günahını hatırladıkça içinin sızlaması ve her hatırlayı ta tevbe-isti far etmesi lâzımdır. Günahına tevbe edip sâlih müslüman olan kimsenin imâm olmasında mahzur yoktur. E er, arkasındaki cemâat, bu imâmın günahlarını ve eski çirkin i lerini biliyorlarsa, kendisinden nefret edilen bir kimsenin bilen ahıslara imâm olması mekruhtur. ( bni Âbidîn c.1,s.366,377) SUAL: 19 ya ında bir kızım. Babam imâm oluyor. Evde namaz kılıyoruz. Ba'zan a abeyimle annem de cemâate katılıyor. Yer olmadı ı zaman babamın yanına dursak mahzuru olur mu? CEVAP Cemâatle namaz kılan erkek, aynı imâma uyan herhangi bir kadınla, bir rükün miktarı bir hizada durursa ve aralarında kalın perde veya parmaktan kalın bir direk yahut bir insan sı acak kadar açıklık yoksa, erke in namazı bozulur. Bir safta kadın kılınca, yalnız iki yanındaki ve tam arkasındaki üç erke in namazı bozulur. Arkasındaki erkek dokuz ayaktan uzak ise, bunun namazı bozulmaz. Babanızla cemâaatle namaz kılarken tam babanızın arkasında durmanız lâzımdır. Annen de cemâate dahil olursa, sizin sa ınıza durması lâzımdır. Anneniz babanızın arkasına durursa siz onun sa ına durursunuz. A abeyin de cemâate dâhil olursa o, babanızın sa ına yarım ayak kadar geriye durur. Siz kadın oldu unuz için yine arkada durursunuz. Babanızla ve a abeyinizle aynı hizada durursanız hem babanızın, hem de a abeyinizin namazı bozulur. (Halebî-yi Kebîr s.521; bni Âbidîn c.1, s.380) SUAL: mâm, dördüncü rek'ate kalkmayı unutarak otursa, cemâ' atin ne yapması lâzımdır. CEVAP Cemâ'at kalkar, imâmı da (sübhanalah) diyerek ikaz eder. (Merâkıl-felâh Ha iyesi s.169) mi? SUAL: Bir erkek içinde mahrem akrabaları veya hanımı olmayan kadınlara imâm olabilir

CEVAP Bir erkek, içinde mahrem akrabaları veya hanımı bulunmayan kadınlara imâm olamaz. Halvet olur, ya'nî günah olur. E er kadınların içinde bir tane mahrem akrabası veya hanımı varsa halvet olmayaca ı için imâm olması caiz olur. (Dürer c.1,s.91; Halebî-yi Kebîr s.521) SUAL: Bir hanım kocası ile namaz kılarken imamın neresinde durması lâzımdır? CEVAP Bir hanım, kocası ile cemaatle namaz kılarken, erkekler gibi bir hizada durmaz. mâmın arkasında durması lâzımdır. Anne, karde kız gibi mahrem akrabalar da imâmın arkasında durması lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1,s.381; Dürer c.1,s.91) SUAL: Bir parma ım kesiktir. mâm olmamda mahzur var mıdır? CEVAP Bir parma ının yarısı veya tamamı kesik olan kimse Özürlü sayılmaz, imâm olmasında mahzur yoktur. SUAL: Hanefînin âfıîye, âfiînin Hanefîye imâm olmasında mahzur var mıdır? CEVAP Mezhep farkı iktidaya mâni de ildir. Ya'ni Hanefînin âfıîye imâm olması, âfiînin Hanefîye imam olması, birbirlerine uymalarında hiç mahzur yoktur. Ancak kuvvetli kavle göre, imâm olan zat, kendisine uyan insanların mezheplerindeki guslü icap ettiren, abdesti bozan hükümlere de dikkat etmesi lâzımdır. Ba ka bir kavle göre de dikkat etmemi bile olsa yine namaz sahih olur. Bu bakımdan cemâat asla terk edilmemelidir. (Hulâsat-üt-tahkik s.12,13; bni Âhidîn c.1,s.378; Merâkıl-felâh: Uyûn-ül-besâir c.2,s.217) SUAL: Her imâmın arkasında namaz kılınır mı? CEVAP Açıktan günah i ledi i bilinmeyen imamların arkasında namaz kılınır. mamların itikadî hatâları bilinmiyorsa arkalarında namaz kılınır. ( bni Âbidîn c.1,s.376) SUAL: Kâbeye arkasını dönmemek için imâm, yüzünü cemâate dönmese mahzuru olur mu? CEVAP

mâm yüzünü cemâate dönmezse mekruh olur. Çünkü mü'mine dönmek Kâbeye dönmekten evlâdır. mâmın yarım dönmesi iyidir. Hem yüzünü cemâate dönmü olur, hem de arkası kıbleye gelmi olmaz. Arkası kıbleye gelse de caizdir. (Hadîka, Muhammed Ba dadi s.46; Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.312) SUAL: Ramazanda bir evde cemâatle teravih kılıyoruz. Evde yalnız kadınlar oluyor. Sadece imâm erkektir. Mahzuru oluyor mu? CEVAP Cemâatteki hanımların içinde imâmın, annesi, bacısı, halâsı, teyzesi veya hanımı yahut bir erkek bulunursa namaz kılınabilir. Bunların hiç biri yoksa halvet olaca ı için, imâm bu yabancı kadınlara imâm olamaz. (Dürer c.l,s.91; bni Âbidîn c.1,s.381) SUAL: Evde babamla annem namaz kılarken nasıl durmalıdır? CEVAP Aynı imâma uymayan bir erkekle bir kadının bir hizada kılmaları mekruhtur. Babanız imâm olursa annenizin arkada durması lâzımdır. E er aynı hizada dururlarsa, aralarında kalın bir perde yahutta dokuz ayaklık bir açıklık yoksa erke in namazı bozulur. ( bni Âbidîn c.1,s.381; Halebî-yi Kebîr s.521) SUAL: Camideki cemâate gitmeyip hep evde çoluk çocukla cemâatle namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Evde cemâatle kılmak, yalnız kılmaktan kat kat efdal ise de, bir özür olmadan camiye gitmemek bid'atten, kerahatten hâli de ildir. Hadis-i erifte ancak münafıkların cemâatle namazı terk edece i bildirilmi tir. Bilhassa yatsı ve sabah namazlarını cemâatle kılmak münafıklara a ır gelece i buyurulmu tur. Münafıklık alâmetinin üstümüzde olmaması için özür hali hariç, muhakkak cemâate devam etmeliyiz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( nsana kötülük bakımından, müezzinin ezanını duyup, cemâate gitmemek yeti ir.) Görüldü ü gibi, hiç kötülü ümüz bulunmasa bile, cemâate gitmeme kötülü ü kötülük olarak kâfi gelmektedir. Cemâatin fazileti ise pek büyükdür. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Müttekî bir âlim ile namaz kılan, peygamber ile kılmı gibidir.) (Uyûn-ül-besâir c.1,s.135; Halebî-yi Kebîr s.402; bni Âbidîn c.1,s.376) SUAL: Camideki safların birbiri arasında efdaliyet var mıdır? CEVAP Safların efdali birinci saftır. Sonra sırasıyle ikinci, üçüncü ve di er saflar gelir. mâma yakın olmanın fazileti pek büyüktür. Ba ka bir rivayette ise, imâmın arkasında bulunan, sa tarafındakilere çok, sol tarafındakilere daha az, di er saflarda olanlara öndekilerden daha az namaz sevabı verilece i bildirilmi tir. ( bni Âbidîn c.1,s.382) SUAL: Bir odada cemâatle namaz kılınırken, aynı namazı kılmı bir kimsenin orada oturmasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur vardır. Odayı terketmesi evlâ olur. E er abdesti var ise, ö le ve yatsı namazlarının farzını onlarla birlikte cemâatle kılması iyi olur. Nafile olur. ( bni Âbidîn c.1,s.479,480) SUAL: Ankara'da ba'zı camilerin bodrumlarında ayrı bir mecsit var. mâmı gören veya sesini i iten cemâatten biri görülmeyen katlarda namaz kılmak sahih olur mu? Yalnız hoparlör konuyor. Ba'zı müezzinler, "apartmanın katlarında da olsa, hoparlörle irtibat sa landı ı için imâma uymak sahih olur" diyorlar. CEVAP mâmı görüp i itse bile, arada kayık geçecek kadar nehir veya araba geçecek kadar yol bulunursa, imâma uymak sahih olmaz. mâmı veya cemâatten birini görme e ve sesini duyma a elveri li penceresi olmayan duvar arada bulunursa imâma uymak sahih olmaz. Ba ka kattaki imâm veya imâmı i iten cemâatten biri, görülmeyen apartman katlarında namaz sahih olmaz. Hoparlör ile irtibat sa lanmı olmaz. Bir ehrin bütün camilerine hoparlör koyup bir camideki imâma uymaları sahih olmadı ı gibi, bir apartmanın katlarındaki cemâati görünmeyen imâma uymak sahih olmaz. Bir zaman yazarın birisi, (Ankara radyo evindeki bir imâma Türkiye'deki bütün vatanda ların uyarak namaz kılmasını) teklif etmi ti. Fıkıh kitaplarına bakmadan din hakkında konu mak uygun olmadı ı gibi, cami yaparken de, fıkıh kitaplarına bakmadan rastgele yapmak uygun olmaz. ( bni Âbidîn c.1,s.394)

SUAL: Hangi imamların arkasında namaz kılınmaz? CEVAP (Nûr-ül-îzâh) erhi ha iyesinde bildirildi ine göre a a ıda yazılı altı artdan biri bulunmayan imâmın arkasında kılınan namaz kabul olmaz. 1 — Müslimân olmak, Ebû Bekr Sıddîk ve Ömer Fârûkun halîfe oldu una inanmıyan, mi'râcı, kabr azabını inkâr eden, imâm olamaz. 2 — Bulu ya ında ya'ni bulu a ermi olmak lâzımdır. 3 — Akıllı olmak. Serho ve bunak imâm olamaz. 4 — Erkek olmak. Kadın, erkeklere imâm olamaz. 5 — Hiç olmazsa, Fâtiha-i erife ile bir âyeti do ru okuyabilmek. Bir âyeti ezberlememi olan ve ezberlese de, tecvit ile okuyamıyan, na me yapan kimse, imâm olamaz. 6 — Özrsüz olmakdır. Özrü olan, özrü olmayanlara imâm olamaz. Ebüssü'ûd efendi fetvasına göre, fâsıklann, günâh i ledi i bilinen imamların arkasında namaz kılmamalıdır. Namazın artlarına ehemmiyet vermiyen imamların da arkasında namaz kılınmamalıdır. Mezheb farkı, imâm olma a mâni de ildir. Ancak Hanefîler, kendilerine göre abdestsiz olan afıîlerin arkasında, âfiîler de kendi mezheblerine göre abdestsiz oldu u bilinen Hanefî imamların arkasında namaz kılmamalıdır. Kılarlarsa da zayıf kavle göre caizdir. Bu devirde zayıf kaville amel edilir. (Merâkıl-felâh s.156; bni Âbidin c.1,s.387; Uyûn-ül-besâir c.1,s.217; Hulâsat-üt-tahkik s.12) SUAL: Küçük veya büyük camilerde imâmla veya imâmın arkasındaki safla üç saflık bo meydan bulundu u halde arkaya saf olmakta mahzur var mıdır? CEVAP Küçük camilerde arada cemâat olmasa da geride uymak caiz olur. Büyük camilerde ise olmaz. Küçük câmilerde bir ki i de yalnız ba ına arkada durursa mekruh olur. Bir kenarı yirmi metre olan cami büyük cami demekdir. ( bni Âbidîn c.1,s.383,434; Dürer c.1,s.l06) SUAL: Bir ki i imâmın arkasında nasıl durur? CEVAP Bir ki i imâmın sa yanında hizasında durur. Aya ının topu u imâmın topu undan ileri olmazsa namazı sahih olur. (Merâkı-felâh s. 166) SUAL: mâmın arkasında saflar nasıl te ekkül eder? CEVAP Saf yapılırken ilk ki i imâmın arkasında durur, ikincisi birincisinin sa ına, üçüncüsü soluna, dördüncüsü ikincinin sa ına, be incisi üçüncünün soluna... olarak durur. Di er saflar da böyle te ekkül eder. Sa dan ba lanarak saf yapılmamalıdır. (Dürer c.l,s.87; Halebî-yi Kebir s.521; Merâkıl-felâh s.167) SUAL: mâmın yüksek sesle namazda kıraat okumasında bir mahzur var mıdır? CEVAP mâmın namazda, ihtiyâcdan fazla yüksek sesle okuması, namazı bozmaz ise de haramdır. Arkadaki cemâ'atin imâmın okudu unu duyması art de ildir. (Dürer, c.1,s.80) SUAL: Cemâ'at bir ki i olsa imâm, selâmdan sonra cemâ'ate yüzünü döner mi? O bir ki i hanımı veya annesi gibi bir kadın olsa yüzünü dönmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Her iki hâlde de cemâ'ate dönmese de olur. SUAL: mâm açıktan Fatiha veya zamm-ı sûreleri okurken imâma uyan kimsenin sübhanekeyi okuması gerekir mi? CEVAP Sübhanekeyi okumaz, imâmı dinler. (Tefsîr-i Kurtubî c.7,s.353) SUAL: Yazılarınızdan teganni yapmanın, ya'ni Kur'ân-ı kerîmi, türkü söyler gibi okumanın haram oldu unu ö rendik. Böyle teganni yapan ve ba ka kusuru olmayan imâmla ö le ve ikindi namazlarını cemâatle kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP

Gündüz namazları sessiz okundu una göre mahzuru yoktur. Teganni yaparken ma'nasının bozuldu unu herkesin bilmesi zordur. Meselâ, Kevser sûresini okurken ma'na bozulabilir de, ihlâs sûresini okurken ma'na bozulmayabilir. Bir yerde teganni yapar da, ma'na bozulmayabilir. Bu bakımdan u imâm kel, öteki kör diye bahane bulup camiden kaçmak uygun de ildir. Birlik ve beraberli in teessüsü için tecessüsü bırakmak lâzımdır. cabında zayıf kavillerle de amel ederek birli i sa lama a çalı malıdır. (Hadîkâ, fitne bahsi) SUAL: Bir arkada ın farz kıldı ını görerek o'na uydum. Namaz bitince (Ben namazı kendim için kıldım) dedi. Benim o'na uymam sahih oldu mu? CEVAP Sizin uymanız sahih olmu tur. mâmın erkeklere imâm olma ı niyyet etmesi lâzım de ildir. (Hadîkâ c.1,s.!48) SUAL: yerimizin mescidinin kapısı kıble istikametindedir. Kapıdan içeri girince namaz kılanlarla kar ıla ıyoruz. Cemâatle namaz kılınırken kapıdan girip cemâatin önünden geçerek imâmın yanına durdum. Cemâatin önünden geçti im için günaha girdim mi? CEVAP Küçük cami ve mescitlerde namaz kılanın önünden geçen günaha girer. Cemâat namaza dururken dı arıdan gelebilecekleri dü ünerek bir ki inin geçece i kadar yer bırakmaları lâzımdı. Bir kenarı yirmi metreden büyük olan camilerde ve kırlarda namaz kılanın önünden geçmek günah olmaz. E er secde etti i yer ile durdu u yer arasından geçerse yine günah olur. ( bni Âbidîn c.1,s.426,427) SUAL: Cemâatle ikindi namazını kıldım. mâmın hâl ve hareketlerini be enmedi im için ikindiyi iade ederken birkaç arkada (sen imâm ol) dediler. mâm oldum. Böyle içi rahat etmeyen kimsenin namazını iade etmesinde mahzur var mıdır? CEVAP mâm'ın namazının caiz olmayaca ına zan ile hüküm verilemez. Kat'i olarak bilmek lâzımdır. Zan ile tekrar kılınırsa nafile olur. kindiden sonra kıldı ınız için nafile zaten caiz de ildir. Nafile kılana iktida edenlerin (uyanların) namazları da sahih olmaz. Kaza etmeleri lâzım olur. mâmın nafile kıldı ını bilmeyenlerin namazları sahih olur. mâm ise, söylemedi i için günaha girer. (Mecelle 4.Madde; bni Âbidîn c.1,s.480) SUAL: Cemâatle namazın ehemmiyetini srarla yazmanızdan sonra günde dört vakit cemâate gidiyorum. Ancak ikindiyi asr-i sanide kılmak, asr-ı evvelde kılmaktan evlâ oldu u için, ya'ni ikindiyi asr-ı sanide münferit kılmak, asr-ı evvelde cemâatle kılmaktan evlâ oldu u için ikindi namazına cemâate gitmiyorum. Böyle yapmamda bir mahzur var mıdır? CEVAP Birlik ve beraberli e muhtaç oldu umuz devirde, ikindiyi asr-ı evvelde cemâatle kılmak, asr-ı sanide münferit kılmaktan evlâdır. Cemâate gitmeyi her müslüman kendisine büyük vazife bilmelidir. (Bedâyı' c.1,s.125;) SUAL: Hapishanedekiler, Cum'a günü Cum'a namazı kılamıyorlar. Ö le namazını cemâatle kılmalarında mahzur var mıdır? CEVAP Özür ile Cum'a namazı kılamıyanların ö le namazını ehirde cemâatle kılmaları mekruhtur. Özürsüz Cum'a kılmayanın, Cum'a kılınmadan önce ehirde ö le kılması haramdır. ehir demek vilâyet demek de ildir. Muhtar veya Jandarma bulunan köyler ehir hükmündedir. (Mecma'ul-enhür c.1,s.165,170; bni Âbidîn c.1,s.548) SUAL: Ö le namazı gibi sessiz okunan namazlara imâma sonradan uyan bir kimsenin, sübhaneke okuması lâzım mıdır? CEVAP mâm sessiz okuyorsa sübhaneke okumalı ve imâm selâm verdikten sonra okumalar ba tan oldu u için sübhanekeyi yine tekrar okumalıdır. mâm sesli okurken sübhaneke okunmaz. mâmı dinlemek vâcibdir. Sübhaneke okumak sünnettir. (Tefsîr-i Kurtubî c.7,s.353; bni Âbidîn c.1,s.401; Dürer c.1,s.80) SUAL: (Yakınımızdaki bir cami imâmı, rükû ve sücud tesbihlerini üçten fazla söylüyor. mâmın üçten fazla söylemesi mekruh oldu una göre böyle bir imâmın camiine gitmekte mahzur var mıdır?)

CEVAP mâmın tesbihleri üçten fazla söyledi ini bilmek zordur. mâm yava yava üç defa söyleyene kadar biz 9 defa söyleyebiliriz. Bu bakımdan bizzat kendisi söylemedikçe kafi olarak bilmek zordur. Hattâ bilinse bile birlik ve beraberli e muhtaç oldu umuz devirde cemâati terk etmemek lâzımdır. Bir kimsenin yanlı namaz kıldı ını söylemek fitneye sebep olabilir. Ancak tanımadıklara de il, söyleyince sözümüzü dinleyeceklere emr-i ma'ruf yapılır. Emr-i ma'ruf yapıyorum diye herkesin yanlı ını söylemek do ru olmaz. Birkaç ki i arasında umumî olarak söylenebilir. öyle yapılıyor, öyle yapılması lâzımdır gibi. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.29; Hadîka fitne bahsi) SUAL: mâmın cemâate dönmesi art mıdır? CEVAP Mü'mine hürmet, Kâbeye hürmetten önce gelir. Cemâat bir ki iden fazla olursa, mâmın namazdan sonra kıbleye kar ı oturması mekruhtur. lk safta imâma kar ı namaz kılan yoksa, cemaata kar ı oturmalıdır. (Mektûbât-ı Rabbani c.l,M.312) SUAL: Gazetenizi yeni tanıdım. Cemâatin ehemmiyeti ve fâsık oldu u kafi olarak bilinmeyen bir imâmın arkasında namaz kılınmasını konu edilen yazınızı okudum. Çok do ru yazmı sınız. Allah razı olsun. Ancak cemaata gidemiyecek kadar özrü olanlar hakkında bir ey yazmamı sınız. Meselâ benim bir aya ım topaldır. Her zaman cemâate gitmem ve yeti mem mümkün olmuyor. Aya ım topal oldu u için ma'zur sayılamaz mıyım? CEVAP Cemâatle namaz kılma a farz diyen âlimler bulundu u gibi, vâcîb diyen âlimler de çokdur. Irak âlimlerine göre vacibi, özürsüz bir kerre bile terk etmek günâh olur. Terketmeyi âdet haline getirmek sözbirli i ile günahdır. Bu bakımdan özürsüz cemâat terk edilmemelidir. Cemâate gitmemek için özür sayılan ba'zı hususları bildirelim: l— Hasta, 2— Felçli, 3— Bir aya ı kesik olmak, 4— Yürüyemiyecek kadar ihtiyar olmak, 5— Âmâ olmak. 6—Ya mur, 7— Çamur. 8— Çok so uk, 9— Karanlık. 10— Gece için çok rüzgâr, 11— Malın çalınma veya telef olma korkusu. 12— Can tehlikesi. 13— Abdest sıkı tırması. 14— Yolcunun nakil vâsıtasını kaçırma korkusu. 15— Hastaya bakmak, 16— Fıkıh bilgisini ö renme i kaçırma korkusu, 17— mâmın bid'at sahibi oldu unu kat'i olarak bilmek. Bir kimse, yukarıda bildirilen özürlerden dolayı cemâat için camiye gitmezse günaha girmez. E er özrü gitme e mâni de ilse yine cemaata gider. Herhangi bir sebeple cemâati kaçıranlar, evinde hanımı veya çocukları ile cemâat olmalıdır. Cemâatsiz namaz kılmama a gayret etmelidir. ( bni Âbidîn c.1,s.371; htiyar c.1,s.57; Feth-ul-kadîr c.1,s.300; Ni'met-i slâm c.2,s.217) SUAL: (Cemâatle namaz kılarken imâm, kra sûresini sonuna kadar, yani secde âyetini de okudu. Birkaç ki i namazdan sonra tilâvet secdesi yaptı. Di erleri yapmadı. Yalnız veya cemâatle namaz kılarken secde âyeti okununca ne yapmamız lâzımdır?) CEVAP Yalnız namaz kılarken, secde âyetini okuyan kimse, hemen ayrıca bir secde yapıp aya a kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki-üç âyet sonra namazın rükû' una e ilirse ve tilâvet secdesine niyyet ederse, namazın rükû veya secdeleri tilâvet secdesi yerine geçer. Cemâatle kılan ise, imâm secde okuyunca, imâmın okudu unu i itmese de, imâmla birlikte, ayrıca bir rükû ve iki secde yapar. Cemâatin rükûda niyyet etmesi lâzımdır. Namaz dı ında sonraya da bırakabilir. ( bni Âbidîn, Merâkıl-felâh)

MESBUK
SUAL: Ak am namazının ikinci rek'atine yeti en kimse, imâmın birinci rek'atte okudu u sûreyi duysa, imâmın birinci rek'atte okudu unu mu okumak lâzımdır, yoksa her hangi bir sûre okunsa olur mu? CEVAP Herhangi bir sûre okunsa olur. ( bni Âbidîn c.1,s.401) SUAL: Camide ba'zan ö le namazının farzının ikinci rek'atine yeti iyorum. Daha ben namazı bitirmeden imâm duaya ba lıyor. Son sünneti kılmadan imâmla birlikte dua etmem de mahzur var mıdır? CEVAP

Farz ile sünnet, sünnet ile farz arasında, konu mak ve dua etmek uygun de ildir. Bunun için namazı bitirdikten sonra tesbihleri çekip ondan sonra dua etmeniz uygun olur. (Dürr-ül-muhtâr c.1,s.4S7; Merâkıl-felâh) SUAL: mâma sonradan yeti en mesbûk, imâm sa a selâm verince aya a kalkıyor. mâm secde-i sehv yapıyor. Mesbû un secde-i sehv yapması lâzım mıydı? CEVAP Mesbûk, imâmla birlikte secde-i sehv yapmalıdır. Bunun için imâmın sol tarafına da selâm vermesini beklemelidir. mâma tâbi olmak vâcibdir. (Halebî-yi Kebîr s.462) SUAL: Mesbûk imâma dördüncü rek'atin tehıyyatında yeti se, imâm ile birlikte ettehıyyatü ile salevâtları okur mu, yoksa sessiz mi durur? CEVAP mâm ile birlikte yalnız ettahıyyatüyü okur. Salli ve bari i okumaz. ( bni Âbidîn c.1,s.400) SUAL: mâma sonradan yeti ip mesbûk olan kimseye uyulup namaz kılınabilir mi? CEVAP Mesbûk olana uyulmaz. ( bni Âbidîn c.1,s.390,400)

CUMA VE BAYRAM NAMAZLARI
SUAL: Cum'a namazının eda artlarından birisi bulunmadı ı için, Cum'a günü ö le nemazı için imâma uyulup namaz kılınabilir mi? CEVAP Cum'a namazını kaçıran kimse, o günkü ö le namazını kılar. Eda artlarından biri bulunmazsa, böyle Cum'anın kabul olması übhelidir. Bunun için Cum'anın son sünnetinden önce (Âhır zuhur) namazı kılınmaktadır. Bu dört rek'atı kılarken (Üzerime farz olan son ö le namazını kılma a) diye yahut (Vaktine yeti ip de kılmadı ım son ö le namazının farzını kılma a) diye niyyet etmelidir. E er eda artlarından birisinin bulunmadı ı kat'i ise o günkü ö le namazı eda niyyetiyle kılınmalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.541; Bedayı' c.1,s.265,269) SUAL: (Cum'a günü âhır zuhur namazı ile son iki rek'ate nasıl niyyet etmeliyiz?) CEVAP Âhır zuhur namazını kılarken (Üzerime farz olan kılmadı ım son ö le namazını kılma a) diye veya (Kılmadı ım son ö le namazının farzını kılma a) diye niyyet edilir. Son iki rek'ati kılarken de vaktin son sünnetine niyyet edilir. ( bni Âbidîn c.1,s.541; E i'at-ül-leme'ât c.1,s.505) SUAL: Cum'a namazı kılınıncaya kadar kadınlar bekliyor, ondan sonra ö le namazlarını kılıyorlar. Beklemeleri lâzım mıdır? CEVAP Beklemelerine lüzum yoktur. Vakt girdikden sonra kılabilirler. ( bni Âbidîn c. 1,s.549) SUAL: Âhır zuhur namazına nasıl niyyet edilir? Ba'zıları kılınmaz diyorlar. CEVAP Cum'a namazının son sünneti ile vaktin sünneti arasında (Âhır zuhur) ya'ni (Son ö le) namazı kılma a niyyet ederek, ayrıca dört rek'at kılmalıdır. Bu dört rek'atı kılarken (Üzerime farz olan) diye eklemelidir. (Üzerime son farz olan kılmadı ım Ö le namazını kılma a) diye niyyet etmek iyidir. Zira Cum'a kabul olmu ise, bu namaz, kaza namazı yerine geçer. Ömründe hiç kaza namazı olmayan kimsenin namazlarını kaza etmesi mekruh de ildir. htiyatla ameldir. ( bni Âbidîn Cum'a bahsi) SUAL: Devamlı cemâatle namaz kılıyorum. Fakat bayram günlerinde camiye gitti im halde iki vakti yalnız kılmak mecburiyetinde kaldım. Bu iki vakitte de te rik tekbirini söylemeyi unuttum. imdi söylesem veya gelecek sene kurban bayramında söylesem olur mu? CEVAP Konu tuktan sonra veya camiden çıktıktan sonra te rik tekbirleri getirilmez. Unutmak özr sayılır. Önümüzdeki bayramda kaza edilmez. Bayram günlerindeki bir namaz kazaya kalırsa, o namazı yine bu senenin Bayram günlerinden birinde kaza edince te rik tekbirini de söyler. ( bni Âbidîn c.1,s.563)

KAZA NAMAZLARI

SUAL: Kaza namazlarını kılarak ödedi ini zanneden kimse, yine kaza kılma a devam etse mahzuru var mıdır? CEVAP Cenâb-ı Hak insanların zannına göre muamele edecektir. Namaz kazası kalmadı ını zanneden kimsenin kaza namazı kılma a devam etmesi gerekmez. Kerahatinden übhelendi i namazları, pek uygun olmayan imamların arkasında kıldı ı namazları kaza etmesinde mahzur yoktur. Teheccüd, ku luk, evvabin gibi namazları kılarken, kazası olan kimse, kaza namazına da niyyet ederse, hem kazası ödenmi .olur, hem de adı geçen nafile namazların sevabına kavu ulur. ( bni Âbidîn c.1,s.542) SUAL: Sabah namazını ba'zan güne do duktan bir saat sonra kılıyorum. Ne diye niyyet ederek kılmam lâzımdır? CEVAP Sabah namazı güne do duktan sonra kazaya kalmı olur. Ö leye yarım saat kalıncaya kadar sünnetiyle birlikte kaza edilir. Ö leden sonraya bırakılırsa artık sünneti kaza edilmez. Sebebsiz namazı kazaya bırakmak büyük günahtır. Bahsetti iniz ekilde kazaya kalan sabah namazını kılarken, (Bugün kazaya kalan sabah namazının sünnetini veya farzını kılma a) diye niyyet edilir.( bni Âbidîn c.1,s.487) SUAL: Kazası olan zuhru âhiri nasıl kılar? CEVAP Seâdeti Ebediyye'de kaza kılmanın ehemmiyetinde uzun yazılıdır. SUAL: Zaruretsiz senelerce namaz kılmıyan kimse, ben sefere de çıkmı tım diyerek ba'zı namazlarını kasrederek iki rek'at olarak kaza etmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Hepsini dört rek'at olarak kaza etmelidir. Namaz kılma a ba ladıktan sonra seferde namazı kazaya kalırsa, onu geciktirmeden kasrederek, ya'ni dört rek'atlı farzları iki olarak kaza eder. (Dâmâd c.1,s.164) SUAL: Yatsının son sünneti yerine vitiri kaza ederken dikkati çekiyor. Ne yapmak lâzımdır? CEVAP Vitir kazası kılarken çifte vitir kılmak, bildirdi iniz gibi, dikkati çekiyorsa, vitir kazası yerine sabah namazının farzı kaza edilebilir. (Nevâdir-i fıkhıyye) SUAL: Farz kazası olan tesbih namazı kılabilir mi? CEVAP Farz kazası olanların tesbih namazı kılmaları uygun de ildir. (Fütûh-ul gayb ha iyesi s.323) SUAL: Vaktin Sünnetleri yerine kaza kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Hanefî mezhebinde oldu u gibi, afiî mezhebinde de farz namaz kazası olanın sünnetler yerine kaza kılması gerekir. Ancak sabah namazının sünneti vacibe yakın müekked bir sünnet oldu u için sünnet niyyetiyle kılmalıdır. (Nevâdîr-i fıkhıyye) SUAL: (Müdmerat) kitabında, kazası çok olan kimsenin, vaktin sünnetleri yerine kaza namazı kılınması icabetti i yazılıymı . Müdmerat mu'teber midir? CEVAP Müdmerat, Kuduri kitabının erhidir. Kıymetli bir fıkıh kitabıdır. Yusuf bin Ömer yazmı tır. SUAL: Günde bir vakit namazım kazaya kalıyor. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Namaza çok ehemmiyet vermeli, bir vaktini dahi kaçırmamalıdır. Namaz kıldıran i yerlerini tercih etmelidir. SUAL: (Gazetenizi okuyor, istifade ediyoruz. Gazetenizin tavsiye etti i yayınlarını da okuyoruz. Farzın ehemmiyeti bildiriliyor. Binlerce nafilenin bir farzın yerini tutamıyaca ı yazıldı. Ba'zıları, (Farzların noksanlıklarını nafile tamamlıyacaktır. Meselâ bir adamın be günlük kaza namazı varsa, o miktar da nafile namazı varsa bunun yerine geçecektir.) diyorlar. CEVAP

Farz ile nafile arasındaki fark için, ( mâm-ı Rabbani hazretlerinin ilim hazinesi Mektûbât isimli eserinde buyuruluyor ki: nsanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavu turacak i ler, farzlar ve nafileler olmak üzere ikiye ayrılır. Farzların yanında nafilelerin hiç kıymeti yoktur. Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibâdet yapmaktan daha fâidelidir. Hangi nafile olursa olsun, ne kadar hâlis niyyet edilirse edilsin, ister namaz, oruç, ister ba ka nafileler olsun, hep böyledir. Hattâ farzları yaparken, bu farzın sünnetlerinden bir sünneti ve edeblerinden bir edebi gözetmek de, böyle çok fâidelidir. Hazret-i Ömer, sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra cemâate baktı. Birini göremedi. Buyurdu ki: — Filân kimse cemâatte yoktur. —O kimse gecenin çok saatlerinde uyumaz. Belki imdi uykuya dalmı tır, dediler. Hazret-i Ömer, buyurdu ki: — E er bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemâatle kılsaydı daha iyi olurdu. Bundan anla ılıyor ki: Bir edebi gözetmek ve tenzihi olsa da bir mekruhtan sakınmak çok fâidelidir. Tahrimi olan mekruhtan sakınmanın fâidesini artık dü ünmelidir. Evet bu nafile i ler, farzları gözetmek ile ve haramlardan, mekruhlardan sakınmak ile birlikte yapılırsa elbette daha güzel, çok güzel olur. Fakat böyle olmazsa pek zararlı olur. Meselâ, zekât olarak az bir parayı bir müslüman fakire vermek, nafile olarak da lar kadar altın sadaka vermekten, hayrat, hasenat ve yardım yapmaktan kat kat daha iyidir, kat kat daha çok sevabtır. Zekât miktarı bu az parayı verirken bir edebi gözetmek, meselâ akrabadan bir fakire vermek, (akrabaya verildi i için), nafile iyiliklerden kat kat daha fâidelidir. Bundan anla ılıyor ki, yatsı namazını gece yarısından sonra kılmak ve böylece gece namazı sevabını da kazanmayı dü ünmek çok yanlı tır. Çünkü yatsıyı gece yarısından sonra kılmak mekruhtur. (Gece yansı, ak am namazının giri i ile, sabah namazının giri i arasındaki zamanın yansıdır.) Mekruh yalnız olarak söylenince tahrimen mekruh demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın bir kulunu sevmemesi, onun fâidesiz eylerle u ra masından anla ılır.) Bir farzı yapmayıp da, bir nafile ibâdeti yapmak da, bo una u ra maktır. Bunun için ne ile vakit geçirdi imizi incelemeliyiz! Yapılan nafile hac bile olsa dikkat etmelidir! Nafilenin kıymeti farzın yanında hiç gibidir. Okyanus yanında bir damla kadar bile de ildir. Nafilenin kıymeti, sünnetin yanında bile böyledir. Sünnet de farzın yanında, okyanus yanında bir damla su gibidir. Aradaki büyük farkı iyi anlamalıdır. Çok kimseler bunu bilmedi i için, farzları bırakıp nafilelerin yayılmasına çalı ıyorlar. Bu kötü hallerin zulmeti ile günahlar, bid'atler ço aldı. (Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur. Bu kimse kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul etmez.) Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin yazdı ı bu hadis-i erifi Abdulhak-ı Dehlevî açıklarken buyuruyor ki: (Bu haber, farz borcu olanların, sünnetlerinin ve nafilelerinin kabul olmayaca ını göstermektedir. Sünnetler farzları tamamlar demek, farzlar yapılırken, bunların kemallerine sebep olan bir ey kaçırılırsa, sünnetler kılınan farzın kemal bulmasına sebeb olur. Farz borcu olanın kabul edilmeyen sünnetleri bir i e yaramaz.) mâm-ı Beyhekî buyuruyor ki: (Yapılan farzların içindeki sünnetler noksan kalırsa, nafilelerle bu noksanlar tamamlanır. Yapılmamı farzların yerine nafileler geçmez.) Özürsüz kaçırılan farzların yerini hiç bir nafile tamamlamaz. Sünnet de nafile demektir. (Mektûbât-ı Rabbânî c.2,M.87, c.1,M.29, 59,96,123; Fütûh-ül-gayb Ha iyesi s.323) SUAL: Birkaç günlük veya birkaç vakit kaza namazı kılarken her vakit için ayrı ayrı ezan okumak mı lâzımdır, yoksa bir kere okumak kâfi gelir mi? CEVAP Birkaç vakit veya birkaç günlük kaza namazı kılarken bir defa ezan okumak kâfi gelir. Fakat her namaz için ayrı ayrı ikâmet okumalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.261) SUAL: (Evde kaza namazı kılarken veya yolculukta sırf kendim için yava ça ezan okdu um zaman ellerimi kulaklarıma koymam gerekir mi? CEVAP Yava ezan okurken eller kulaklara konmaz. Ancak yüksek sesle okurken elleri kulaklara koymak sünnettir. Yava okuyanın ellerini kulaklarına koyması sünnet de ildir. (Me'ârif-üs-sünen c.1, s.197; Tebyîn ezan bahsi; Bahr-ür-râ'ık c.1, s.260)

SUAL: Camide kaza namazı kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Namazı kazaya bırakmak günahtır. Günahını açıklamak da uygun de ildir. Fakat günümüzdeki birçok insanın kaza namazı oldu u için kaza kılmak abes kar ılanmaz. SUAL: Bir günlük kaza namazını pe pe e kılarken her namazdan önce ezan okumak ve her namazdan sonra âyetel-kürsîyi okuyup tesbih çekmek gerekir mi? CEVAP Kaza kılarken yalnız bir defa ezan okuyup sonunda âyetel-kürsîyi okumak kâfidir. Ya'ni her namaz için ayrı ayrı de il, hepsi için bir defa ezan ve sonunda tesbih çekmek kifayet eder. Her namaz için kamet getirilir. Kadın için ezan ve kamet yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.257) SUAL: Sabah namazını vaktinde kılamadım. Güne do du. Nasıl olsa kazaya kaldı diye ö leden sonra kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Geciktirme günahı pek büyüktür. Ö le vaktine yarım saat kalıncaya kadar sünneti ile birlikte kaza edilmelidir. ( bni Âbidîn SUAL: stihare namazı kılarken kazaya da niyyet edilse mahzuru olur mu? CEVAP Nadiren yapılan ibâdetlerde kazaya niyyet edilmez. SUAL: (Farz namaz kazası olanın nafile kılamıyaca ı hangi kitapta yazmaktadır?) CEVAP Hemen her kitapta yazmaktadır. Meselâ Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin (Fütuhül-gayb) isimli kitabındaki hadis-i erîf öyledir: (Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez.) SUAL: Be vaktin farzından herhangi birisini kılınca, sahih ve kabul oldu undan çok übhe etsem ve böyle übheli kıldı ım namazlar çok olsa, bunları iade etmek veya kaza etmek gerekir mi? CEVAP Kılınan bir namazın sahih veya kabul olmasında übhe edilince, kazası olan kimse, (Vaktine yeti ip de kılmadı ım son... namazının farzını kılma a) diye niyyet etmelidir. Ondan önce kılmadı ı bir namazı kaza etmi olur. E er son kıldı ı namaz kabul olmamı sa, bu kıldı ı eda olur. ( bni Âbidîn c.1,s.541,542) SUAL: Senelerce kaza borcum vardır. Ne kadarının seferde kaldı ını bilmiyorum. Hepsini dört rek'at olarak kaza etmemde mahzur var mıdır? CEVAP Kasden dört kılınmadı ı için mahzuru yoktur. SUAL: Kazası çok olan kimsenin sünnetler yerine kaza kılmasında mahzur var mıdır? CEVAP "Namazı, er'i özürsüz, vaktinden sonra kılmak, büyük günahdır. Kaza etmekle bu günah afvolmaz. Ayrıca tevbe veya hac etmek de lâzımdır." (Dürr-ül muhtar c.1, s.286) "Bir namazı, dü man kar ısında kılmak mümkin iken, terk etmek yediyüz büyük günâh i lemek derecesindedir." (Câmi'ül fetâvâ). "Farz veya vâcib bir namaz, ancak iki özürle kazaya bırakılır: l— Dü man kar ısında olmak, 2— Seferdeki kimsenin, hırsızdan, yırtıcı hayvandan, selden, fırtınadan korkmasıdır. Bunları oturarak, herhangi bir tarafa dönerek veya hayvan üzerinde îmâ ile de kılamadı ı zaman, kazaya bırakabilir. Bu iki sebeple kazaya bırakmak, uyku ve unutmak sebebi ile kaçırmak günah olmaz." (Dürr-ül-muhtâr) Bütün fıkıh kitablarında (Terk edilmi namaz) denilme-mekte, (fâite), ya'nî (kaçırılmı namaz) denmektedir. Çünki, bir müslüman namazlarını terk etmez. Ancak yukarıda bildirilen bir özür ile kaçırabilir. Bu bakımdan kaçırılan namaz sayısı az olur. Bilindi i gibi terk edilmi namaz sayısı ise seneleri bulmaktadır. Kaçırılmı namaz ile terkedilmi namazın kazası aynı de ildir.

KAÇIRILAN NAMAZLARIN KAZASI:

Namazları, fevt etmek, ya'nî kaçırmak, ya'nî, yukarıda bildirilen bir özürle kazaya bırakmak günâh olmadı ı için, bunların kazalarını, sünnetleri ve di er nafileleri kılacak kadar geciktirmek günah de ildir. Hanefî mezhebinin hükmü öyledir: "Be vakit namazın sünnetlerini ve hadis-i erifle övülmü olan, Duha, Tesbih, Tahiyyetül mescid... gibi namazları kılmak, fevt edilen (kaçırılan) kaza namazlarını kılmaktan evlâdır." ( bni Âbidîn, Halebi v.s.) Di er üç hak mezhebde ise hüküm ba kadır. âfiîde kaçırılmı namazı olanın sünnet kılması haramdır. Maliki ve Hanbelîde ise kaza kılması evlâdır. afiî, Mâliki ve Hanbelî mezheblerinde bir kimsenin terk edilmi namazı olmaz. Çünki, namazı özürsüz terk etmek Hanbelîde küfr oldu u için, namazı terk eden kimse mürted olarak öldürülür, müslüman mezarlı ına konmaz, da ba ında bir yere kuyulanır. afiî ve Malikîde ise, had cezası olarak kılıçla katledilir. Hanefîde ise, namazı terk eden habs edilir. Veya namaz kılıncaya kadar dövülür. "Vacibi geciktirmemek için sünnet terk edilir." ( bni Âbidîn S.316 ve 450) "Bir kimse, imâma, ikinci rek'atine yeti irse, sünneti terk ederek imâma uyar. Çünki, sabah namazının sünneti (vacib ayarında çok kuvvetli bir sünnet olmasına ra men) cema'atten hasıl olan 27 farz sevabından birisine bile yeti emez." ( bni Âbidîn) "Bir hâkim vazifesini yapmak için, bir talebe din dersini kaçırmamak için sabah namazının sünnetinden ba ka sünnetleri terk edebilir.' (Dürrül muhtar, bni Âbidîn) Buna benzer bir ibare Türkçe Nimet-i slâm kitabında da vardır. Demek ki, bir farz bir özre mebni terk edilebildi i gibi, bir sünnet de terk edilebilmektedir. "Vâcib dînin bildirdi i özrlerle terk edilir. O halde, sünnet dînin bildirdi i özrlerle elbet terk edilir." ( bni Âbidîn S. 433) " mâm sabah namazını kıldırma a ba larken gelen kimse, caminin dı ında veya içerde, direk arkasında sünneti kıldıktan sonra imâma uyar. Böyle cema'atten ayrı bir yer bulamazsa hemen imâma uyar. Çünki cemâ'atle namaz kılınırken, yalnız olarak namaza ba lamak mekruhtur. Mekruh i lememek için sabah sünneti terk edilir." (Dürrül muhtar). "Mekruh i liyerek sünnet yapılmaz." ( bni Âbidîn). "Büyük âlim bni Nüceyme soruldu ki, bir kimsenin kazaya kalmı namazları olsa, sabah, ö le, ikindi, ak am ve yatsının sünnetlerini bu namazların kazalarına niyyet ederek kılsa, bu kimse sünnetleri terk etmi olur mu? Cevabında, sünnetleri terk etmi olmaz. Çünki be vakit namazın sünnetlerini kılmakdan maksat, o vakit içinde, farzdan ba ka bir namaz daha kılmakdır. Sünnet yerine kaza kılmakla sünnet de yerine getirilmi olur. Kaza borcu olanların, her namaz vakti, o vaktin farzından ba ka namaz kılarak sünneti yerine getirmesi için kaza kılması lâzımdır. Çünki çok kimse, kaza kılmayıp sünnetleri kılıyor. Bunlar Cehenneme gidecekdir. Halbuki sünnetlerin yerine kaza kılan Cehennemden kurtulur." (Nevadir-i fıkhıyye fi-mezheb-il eimmet-il hanefıyye). "Be vakit namazın sünnetlerini oturarak kılmak caizdir. Çünki, bu sünnetler nafile namazdır." (Cevhere) "Nafile, farz ve vâcib olmıyan ibâdet demektir. Bütün sünnetlere nafile denir." (Tahtâvi). Hazret-i Ali "radıyallahü anh"ın rivayet etti i hadis-i erîfde buyuruluyor ki: "Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan, nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur. Bu kimse kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez." (Fütuhul gayb 48. makale). Hadîs-i erife i'tiraz mümkün mü? Abdülkadir-i Geylâni hazretleri, aynı makalede buyuruyor ki: "Farz borcu varken sünnet ile me gul olmak ahmaklıktır. Farz borcu olanın sünnetleri kabul olmaz. Kaza borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya borçlunun hediyye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Kaza borcu varken sünnet kılan kimse, sultan da'vet etti i halde, gitmeyip onun hizmetçisiyle vakit geçiren kimse gibidir. Mü'min bir tüccara benzer, farzlar onun sermayesi, nafileler ise kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kazanç elde edilemez. " (Fütuh-ul gayb 48. makale). "Sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti deniz yanında bir damla su gibi bile de ildir. (Mektûbât c.1,s.260. mek.).

TERK ED LEN NAMAZLARIN KAZASI:

FARZ VE VÂC B Ç N SÜNNET TERK ED L R

MEKRUH

LEMEMEK Ç N SÜNNET TERK ED L R

SÜNNET YER NE KAZA KILMAK:

SÜNNET NAF LE NAMAZ DEMEKT R:

FARZ KAZASININ EHEMM YET :

Farzlar, bir duvar gibidir. Sünnetler ise duvar üzerine vurulan süs gibidir. Hiç duvar yapılmadan süs olur mu? Seyyid Abdülkadir-i Geylâni hazretlerinin ifadesiyle farz borcu varken sünnet kılma a çalı an kimse (duvarı yapmadan süs vurma a, badana yapma a çalı an kimse gibi) ahmaktır. Zengin bir kadına hac farz oldu u halde, yanında kocası veya mahremi olmadan üç günlük yola gidemez. "Bir kimse, senelerce namaz kılsa, fakat hangilerinin ilk ve son sünnet oldu unu bilmese, hepsini farz niyyet ederek kılsa, hepsi kabul olur. Çünki sünnetlere farz diye niyyet edilirse sünnet kabul olur." (Fetavâ-i kübra S.26). Sünnetlere sünnet diye niyyet etmenin art olmadı ına bir kaç vesika daha verelim: "Be vaktin sünnetleri, nafile niyyetiyle veya yalnız namaza niyyet ile sahih olur." (E bah). "Be vakit namazın sünnetleri ve teravih namazı, aslında nafile namazdır. Bunları kılarken, yalnız namaza diye niyyet yeti ir." (Dürer). "Camiye girince farz, sünnet ve herhangi bir namaz kılınırsa, tahiyyetül mescid de kılınmı olur. Kılınan namazlara tahıyyetül-mescid diye de ayrıca niyyet etme e lüzum yoktur." ( bni Abidîn ve Nurulizah). "Tatarhaniyye'de kazaya kalmı namazı olup olmadı ını bilmiyen kimsenin ö le, ikindi ve yatsının sünnetlerinde zamm-ı sûre okuması daha iyi olur, buyuruldu. Bundan maksat, sünnetlere kaza niyyet etmesi ve zammı sûre okuması daha iyi olur demektir.' (Uyun-ül-besair S.103).

HARAM

LEMEMEK Ç N FARZ TERK ED L R:

NAF LE NAMAZLAR
SUAL: Tavsiye etti iniz kitaplarda (Son rek'atta oturmayıp be inci rek'atin secdesini tamamladıktan sonra hatırladı ise, farz namazı nafile ekline döner.) ifadesinden o namazın iade edilece ini anlıyorum. Anladı ım do ru mudur? CEVAP Evet do rudur. ( bni Abidîn c.1,s.503) SUAL: Seferde iken yatsı namazını kıldım. Teravihi kılmamı tım. Bir camide teravih kılındıktan sonra vitri cemâatle kıldım. Teravihi kılmadı ım için vitrim sahih oldu mu? CEVAP Teravih kılmayan da vitri cemâatle kılabilir. (Merâkıl felâh Ha iyesi s.211; Dâmâd c.1,s.137; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.137) SUAL: Tesbih namazını ve di er nafile namazlarını cemâatle kılmak caiz midir? CEVAP Teravih namazı hariç, tesbih namazını ve di er nafile namazları cemâatle kılmak mekrûhdur. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.288) SUAL: Yatsı namazını ve vitri kıldıktan sonra, cemâatle yatsı namazını kılanlara rastlıyorum. Bunlarla yatsı namazının farzını tekrar cemâatle kılmakta mahzur var mı? CEVAP Nafile olarak kılınmı olur. Bir yerde cemâatle namaz kılınırken orada oturmak uygun olmaz. Onun için abdestli bulunup hemen cemâatle birlikte o namazı kılmalıdır. Abdesti yoksa onların yanından uzakla malıdır. Ö le ile yatsı namazını kıldıktan sonra cemâat olursa, nafile olarak tekrar kılınır. Sabah ve ikindinin farzından sonra nafile kılmak mekruh oldu u için, bu namazları kılmı olan, tekrar kılmamalıdır. (Halebî-yi Kebîr s.511; Dürer c.1,s.121; Merâkıl-felâh s.245) SUAL: O günkü sabah namazını kılmayıp ku luk vakti kaza etmek üzere camiye giren kimse, hem kazaya kalmı sabah namazının sünnetine, hem tahıyyetül mescid namazına, hem de ku luk namazına niyyet etse, böyle üç niyyetli namaz sahih midir? CEVAP Sabahın sünnetini kaza edince tehıyyetül mescid de kılınmı olur. Ayrıca tehıyyetül mescide de niyyet edilince sevabının çok olaca ı bildirilmi tir. (Merâkıl-felâh s.215) SUAL: Üç rek'atlik namazda, unutarak dördüncü rek'ate kalkan kimse, secdeyi de yapdıktan sonra hatırlasa, rek'ati be e mi temâmlar? CEVAP

Be e temâmlamaz, dörde temâmladıktan sonra selâm verir. Namaz nafileye döndü ü için farzı tekrar kılması lâzım olur. ( bni Âbidîn c.1,s.501) Gözümüze nur verir, Gönüile sürur verir, nsana huzur verir Türkiye okumalı. Bir gün tükenir takat, Gözlerin olur sakat, Hemen al, deme fakat, Türkiye okumalı. Kötülükten kaçarak, Hakka kucak açarak, lim irfan saçarak, Türkiye okumalı. Arif olan görüyor, Herkes gönül veriyor Geç kalsa özleniyor Türkiye okumalı.

YED KÖPRÜ
Hakikî mü'min, sâlih müslüman olarak ya ayıp imanla ölmek için yedi köprüyü geçmek lâzımdır. Bu köprüler, ilim, pi manlık, e kıya, belâ, sebep, ihlâs ve ükür köprüleridir. Her köprü nasıl geçilir izaha çalı alım!

L M KÖPRÜSÜ
limsiz bir ey olmaz, îlim ö renmek herkese farzdır, ilim, hakikî bir rehberdir, ilim ba lara taçtır, herkes ona muhtaçtır. Do ru ibâdet yapabilmek, hakkı bâtıldan ayırmak, her sahada ilerlemek için ilim ö renmek arttır. lmi bugün bir âlimden ö renmek kolay olmadı ına göre, herkes bir âlimden ö renemiyece ine göre, hakikî islâm âlimlerinin yazdıkları mu'teber kitapları okuyarak ö renmek lâzımdır. Alimin ibâdet edene üstünlü ü, Peygamber aleyhisselâmın insanlara olan üstünlü ü gibidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Âlimin yüzüne bakmak, gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz kılarak bir sene ibâdet etmekten daha kıymetlidir.) (Âlimin uykusu, câhilin ibâdetinden hayırlıdır.) Âlimin uykusu bile ibâdettir. Câhil,ibâdet ediyorum diye bid'at i leyebilir, günaha ve küfre dü ebilir. Hakkı söyleyece im diye fitneye sebep olabilir. Onun için (Câhil ile bal yeme, âlim ile ta ta ı.) demi lerdir. lmi a aca benzetirsek, ibâdet bu a acın meyvesi gibidir. A aç olmadan meyve olmaz. Fakat meyvesiz a acın az da olsa kıymeti vardır. Odun olarak istifade edilebilir. Bunun için ilmiyle âmil olmayan âlimi muma benzetirler. Ba kalarını aydınlattı ı halde, kendisini yakıp bitirir. Herkesin tevhid ilminden do ru itikadı bilecek kadar ö renmesi ve namaz-oruç gibi ibâdetler için lüzumlu ilimleri bilmesi farzdır. Herkese her ni'meti gönderen yalnız Allahü teâlâdır. Her eyi var eden ancak O'dur. Her varlı ı her an varlıkta durduran hep O'dur. Allahü teâlâ birdir, orta ı ve benzeri yoktur. Bütün noksan sıfatlardan beridir. Kullardaki bütün iyi sıfatlar O'nun lütf ve ihsanıdır. Hayatımız, aklımız, bilgimiz, gücümüz, i itmemiz, söyleyebilmemiz hep O'ndandır. lim köprüsü me akkatli ise de, hedefe ula abilmek için geçilmesi arttır. hlâssız ve ibâdetsiz bu köprü geçilmez.Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kim ö ünmek, sefihlerle mücadele etmek ve halkın teveccühünü kazanmak için ilim ö renirse, Allah onu Cehenneme sokar.) Peygamber aleyhisselâm, mi'rac gecesi Cehennemdekilerin ço unun fakirler oldu unu görmü tü. Bu fakirlerin, mal-para fakiri de il, ilim fakirleri oldukları bildirilmi tir. O halde, Allahü teâlânın emir ve yasakları ö renilip, ilmiyle âmil olma a çalı ılırsa Allahın izniyle bu köprü geçilmi olur.

P MANLIK KÖPRÜSÜ
lim köprüsünü geçen kimse, günahlarına pi man olup tevbe etmesi lâzımdır. Tevbe etmeyen ibâdetlerinde muvaffak olamaz. Çünkü günahların yükü, a ırlı ı, peri anlı a sebep olur. Her günah bir ba , bir engeldir. Bu ba ları koparıp engelleri a arak iyilik yapmak zordur. Günahlar kalbi karartarak her türlü hayra mani olurlar. Bir kimse de hayra ko ma arzusu yoksa, günahlarla ba lanmı demektir. Geçmi günahlara tevbe edip bir daha i lememe e azmetmedikçe, yapılacak ibâdetler makbul sayılmaz. Günahlara pi man olmak ve hakkına tecavüz etti i kimselerin rızasını almak farzdır. Tevbe, Allahü teâlânın gazabından korkarak rızasına kavu mak için, daha önce i ledi i günahları bir daha i lememe e azmetmektir. Tevbenin do ru olabilmesi için dört art vardır: 1- Bir daha günah i lemiyece ine kesin olarak karar vermek. 2- lemedi i de il, i ledi i günahlara tevbe etmek. lemesi muhtemel olan günahlardan da Allahü teâlâya sı ınmak. 3- Tevbe etti i günahı tekrar yapacak güçte olmalıdır. Meselâ e kıyalık yapıp da felçli olan kimsenin, artık e kiyalık yapmıyaca ım demesi abes olur. stese de yapamaz. Fakat yalan, iftira gibi günahları i leyebilir. Yapabilece i günahlara tevbe etmelidir. 4- Tevbe, sırf Allahın rızasına kavu mak ve gazabından kurtulmak için yapılmalıdır. Dünyevi gayelerle yapılan tevbe makbul de ildir. Meselâ insanların korkusundan dolayı tevbe etmi olmamalıdır. Midesi a rıdı ı için içkiyi bırakan kimse içkiyi bırakmı sayılmaz. Midem iyi olsaydı içerdim, diye dü ünen kimse tevbe etmi de ildir. Tevbe demek, pi man olmak demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Günahlara pi manlık, tevbedir.) Bu pi manlık Allah rızası için olmalıdır. Bir kimse kasden günah i lemedikçe, yanılarak i ledi i günahlar afva u rar. Tekrar günah i leme korkusu, geçmi günahlara tevbe etme e mani de ildir. Tevbeyi bin kerre bozsak da yine tevbe etmeliyiz. Günahlar üç kısımdır: 1- Namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi kazası farz olan günahlar. Bunlar için tevbe edip ilk fırsatta kaza etme e çalı malıdır. 2- çki içmek ve faiz yemek gibi günahları bir daha yapmamak için tevbe etmelidir. 3- nsanların hakkıyle alâkalı günahlar. Bu günahlar, mal, can, namus ve gıybet hususunda olabilir. Ba kasının malı alınmı sa, sahibi belli ise derhal verip helâlla malıdır. Sahibi ölmü veya bilinmiyorsa yapılan bütün hayır ve hasenatın sevabı üzerinde kul hakkı bulunanlara ba ı lanmalıdır. Biri gıybet edilmi se, gıybet edildi i söylenerek halâllik dilemelidir. Yaptı ı gıybeti söylemek daha büyük bir fitneye sebep olacaksa, onun bizden razı olması için Allahü teâlâya çok yalvarmalıyız! Bu köprü, a ılması güç, bir an önce geçilmezse daha büyük zararlara sebep olan bir köprüdür. Gecikmesi çok tehlikelidir. Günahla kalb kararır, pi man olup tevbe etmedikçe kalb temizlenmez. E er günahlarımız bizi korkutmuyor, ibâdet etme e zaman ve zemin bulamayıp do ru yola gelemiyorsak, kalbimiz kararmı demektir. Hiç bir günahı küçük görmemelidir. Küçük günahlar devamlı i lenince büyük günah olur. Günahlar insanı küfre kadar sürükleyebilir. Her gün tevbe ve isti far etmelidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sizin hayırlınız, günahı çok oldu u halde, ümitsizli e dü meyip çok tevbe eden ve Allaha yönelip ona yalvaranınızdır.) Günahlarımızı teker teker dü ünerek a lamalıyız. Kırık kalble Allahü teâlâya dua etmeliyiz! (Ey Rabbim, kaçak kulun, aciz kulun, günahkâr kulun, kapına geldi. Senden afv ve ma firet diliyor. Günahlarımı afvet, ömrümün kalan kısmında sana isyan etmekten beni koru! Çünkü her ey senin kudretindedir.) diye dua ve tevbe etmelidir. Bu köprüyü de geçmek için kaide: (Günahta nasıl acizlik gösteriyorsan tevbede de acizlik gösterme!)

E KIYALAR KÖPRÜSÜ
E kiyalar köprüsünde insanı soyup so ana çevirecek dört e kiya bulunmaktadır: Bunlar, dünyanın fâidesiz me galesi, kötü arkada , eytan ve nefsdir. Dünyanın fâidesiz eyleri geçicidir. yilikler âhıret içindir. Ebedî olanı geçici olana tercih etmelidir. Dünyanın fâidesiz eylerinden yüz çevirip Allah sevgisiyle dolmalıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:

(Kalbi yalnız Allah sevgisiyle dolu olan bir âlimin kıldı ı iki rek'at namaz, bu sevgiden mahrum olanların, ömrü boyunca yapacakları ibâdetlerden hayırlıdır.) Allah'a ba lanmak için uzun emelden, imkânsız olan muradlardan, hayâl pe ine dü mekten uzak durup, insanı me gul edecek fâidesiz dü üncelerden uzak durmak lâzımdır. Allah sevgisinden ba ka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır. Allah sevgisine götürecek eyleri sevmek Allah sevgisindendir. Allahü teâlâ, dünyanın Allah için olmayan her eyine dü mandır. E er Allahı seviyorsan, O'nun sevmediklerine dü man olmalısın! Allah'ı seven kimse, dünyanın haramlarından zevk almaz. Çünkü haram, necis bir ölü gibidir. Haramlar ate gibidir, hattâ ate ten daha yakıcıdır. Âhıret ate inin iddetini dü ünen insan, haram ate ine elini uzatmaktan son derece kaçar. Zehirli necaset süslü bir pasta haline getirilse, altın tabak içine konsa, içinde zehir ve necaset bulunan pastayı, bilen birisi onun süsüne, cilasına aldanmaz. Ate ten daha tehlikeli bilerek yemez. Fakat pastanın içinde ne oldu unu bilmeyen tatlıya dü kün birisi, hırsla saldırır, oburca yer. Hattâ, bu çok ho görünen pastayı yemedi i için arkada ını ayıplar, onu budalalıkla suçlar, i te haram eylere kar ı, basiretli ki ilerle, gafillerin tutumu böyledir. Alkolik olan kimseler, arap içmeyenleri böyle ayıplarlar. Gafil ki i yeme i zevk için oburca yer. Basiretli ki i, yeme i Allah yolunda yürüyebilmek için kuvvet kazanmak maksadıyle yer. Köprüdeki ikinci e kıya kötü arkada tır. Kötü arkada , eytan ve nefisten daha zararlıdır. Hadis-i erifte (Ki inin dini arkada ının dini gibidir.) buyuruldu. Kötü bir arkada ı düzeltmek için onunla dü üp kalkmaya çalı ırsan sen onun bir kusurunu düzeltmeye çalı ırken o senin on güzel eyini bozar. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Diline sahip ol, bildi in iyi eyleri yap, bilmedi ini yapma, kendi i inle me gul ol, âlemin i ine karı ma!) Tanımadı ımız ki ilerden zarar görmeyiz. Ne zarar görmü sek tanıdı ımız kötü kimselerden görmü üzdür. Bunun için kötü arkada tan arslandan kaçar gibi kaçmalıdır. yi arkada la da ziyarette ifrata gitmemelidir. Çünkü Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Aralıklı ziyaret et ki, muhabbet fazla olsun!) Bu köprüdeki üçüncü e kıya eytandır. eytanın errinden kurtulabilmek için onun hilelerini bilmek lâzımdır. Nasıl ev sahibi uyanıkken eve hırsız giremezse, eytan da Uyanık kimselere hile yapamaz. lim köprüsünü geçen kimse, eytanın yaptı ı hileleri bilir, ona göre tedbirini alır. Köprüdeki dördüncü e kıya nefistir. Nefis o kadar ahmaktır ki, her istedi i kendi zararınadır. Çok zararlı bir dü mandır. çtedir. çteki yara gibi tedavisi zordur. Nefs, aynı zamanda insanın binek atıdır. Nefis çok beslenirse çok azar, ele avuca sı maz, azgın bir atın sürücüsünü yere attı ı gibi yere vurur. Çok zayıflatılırsa bu da kötüdür. Onunla hayırlı i ler yapılmaz. Gemle idare edilebilecek kadar beslenmelidir. Yükünü a ırla tırmalı, ya'ni Allah için olan i lerde gece gündüz çalı malı, Allah adamlarının sohbetinde bulunma a çalı malıdır.

BELÂLAR KÖPRÜSÜ
Allahü teâlâya ibâdet ederek hedefe ula mayı önleyen sebepleri ortadan kaldırmak lâzımdır: 1- Rızık ve geçim derdi gafilleri do ru ibâdet etmekten alıkor. Her canlının rızkını Allahü teâlâ verir. Sebeplere yapı arak rızık için çalı malıdır. Hem çalı malı hem de Allahü teâlâya tevekkül etmelidir. Tevekkül, dinin bildirdi i bütün tedbirleri aldıktan sonra neticeyi Allahtan beklemektir. Rızık hususunda tevekkül edenlerin imanı kuvvetlidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (E er Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp ak am tok dönen ku lar gibi sizi de rızıklandırırdı.) 2- Çe itli kuruntular, insanın gönül huzuru ile ibâdet etmesini önler. nsanı huzursuz eden kuruntulardan kurtulmanın çaresi, yine gerekli tedbirleri aldıktan sonra i in neticesini Allaha bırakmaktır. Çünkü biz bir eyin neticesinin iyi mi kötü mü olaca ını bilemeyiz. Hayır zannetti imiz çok ey erle neticelenebilir, er zannetti imiz çok ey hayırla neticelenebilir. Bir taksi alsam benim için çok iyi olacaktır deriz. Taksiyi alınca çoluk çocuk bir uçuruma yuvarlanabiliriz. Muhakkak u i im olsun diye ısrar etmemelidir. Hayırlıysa olsun demelidir. Bir âbid, eytanı görmek için Allaha dua eder. Duası kabul olur. eytan bunu görünce (E er yüz senelik ömrün olmasaydı seni imdi öldürürdüm) diyerek gözden kaybolur. Abidde önce dünyadan muradımı alayım sonra tevbe ederim, nasıl olsa Allah tevbeleri kabul eder diyerek ibâdeti bırakır, sefahat âlemine dalar. Hak yolundan ayrılıp felâkete dü er. Tevbe etme e fırsat bulmadan ölüp gider. 3- Mâruz kalınan felâketler insanın ibâdet etmesini engelleyebilir. Bir hastalık, bir belâ gelince ba ırıp ça ırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çâresi Allah'ın takdirine razı olmaktır. 4- Mâruz kalman musibetlerin ve çekilen zahmetlerin getirece i peri anlıktan kurtulmanın tek çâresi sabretmektir. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bu dünya zahmet ve belâ âlemidir. Bu dünyaya gelen bu musibetlere mâruz kalacaktır. Bir kimsenin ana-baba, karde , evlât veya dostlarından biri ölür, çe itli hastalıklara mâruz kalır, iftiraya

u rayabilir, malını mülkünü kaybedip iflâs edebilir. Bu felâketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, do ru dürüst ibâdet edemez. Dünya ve âhıret hayatını kazanmak isteyenin, açlı a, insanların kötülemesine ve çe itli musibetlere sabretmesi lâzımdır. Kim Allah'tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Eyyüp aleyhisselâmın sabrı dillere destan olmu ve Allahü teâlâ onu sabrından dolayı övmü tür. Allahü teâlâ, sabredenleri sevdi ini ve ecirlerinin hesapsız ödenece ini bildirmi tir. Bir anlık sabır büyük hayırlara kavu turur. Sabır, eri mek istenen eylerin anahtarıdır. Her hayra sabırla ula ılır. Mukadder olan ey ba a gelir, e er sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez ba rılır, ça ırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Allahü teâlâ kudsî hadiste buyurdu ki: (Kim benim takdirime razı olmaz, belâlara sabretmez, nimetlerime ükretmezse, kendine ba ka bir ilâh arasın!) Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara maruz bırakır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dünyada en çok musibete mâruz kalanlar Peygamberler, âlimler, veliler, sehidlerdir.) Allahü teâlânın gönderdi i belâ ve sıkıntılara sabrederek gö üs germek büyük ni'mettir. Sabredemiyen felâkete duçar olur ve BELÂLAR KÖPRÜSÜ'nden geçemez. Sabredenlerden olmamız için Allahü teâlâdan yardım talep etmeliyiz!

SEBEPLER KÖPRÜSÜ
Dört köprüyü geçtikten sonra önümüze havf ve reca köprüsü geliyor. Ya'ni Allahtan korkmak ve rahmetinden ümidini kesmemek lâzım gelen köprü. Allah korkusu niçin lâzımdır? Allah korkusu günah i leme e mâni olur. nsanın nefsi kötülü e ve günah i leme e meyyaldir. Büyük bir korku olmadıkça nefsi gemlemek mümkün olmaz. Salihlerden birisinin nefsi günah i lemek ister. Çok sıcak hususî bir banyoya gider. Su o kadar sıcak ki, bu zatın elini yakar. Sıcakta fazla duramaz bayılır. Kendini hemen dı arı atar. Bir müddet sonra kendine gelir. Sonra nefsine der ki: (Sıcaklı a dayanamadın, Cehennem ate ine nasıl dayanacaksın? Dayanamıyaca ın bir cezaya kendi elinle çarptırılmak istemen ahmaklıktır.) Allah korkusu olmazsa nefs, yaptı ı ibâdetlerle övünür. bâdetlerindeki noksanlık ve kusurları göremez. Abdullah ibni Mübarek hazretleri nefsine derki: (Alimlerin söyledi ini söyler, münafıkların yaptı ını yaparsın. Bu hâlinle bir de Cenneti istersin.) Allahü teâlâdan korkup rahmetinden de ümidini kesmemelidir. Ümid, Allaha ibâdet etme e vesile olur. Nefse ibâdet a ır gelir. Nefse bu çektiklerinin kar ılı ını on misliyle, yedi yüz misliyle hattâ daha fazlasıyle verilece i bildirilirse, nefse o zaman hayırlı i ler o kadar a ır gelmez. Ho landı ı eye kavu mak için her sıkıntıya katlanır. in sonunda para alaca ını ümit eden hamal, a ır yükleri sıcakta terleyerek, so ukta ü üyerek seve seve götürür. Hasat zamanı mahsûl alaca ını ümit eden Çiftçi, bütün sene so uk Sıcak demeden çalı ır. Ömrünün son kısmını rahat geçirmek için yurt dı ına giden i çilerimiz, yabancıların kahrını seve seve çekmektedir, i te nefse, Cennette akla gelmeyen sayılamıyacak kadar çok ni'metlerin bulundu u, iman edip salih amel i leyenlerin bu ni'metlere kavu acakları anlatılırsa ibadetler kolay gelir. Bu köprünün iki yanında tehlikeli iki yol vardır. Birisi (yeis) yolu, yani Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesme yolu, öbür tarafındaki yol da, (güven) yolu, ya'ni Allahü teâlânın azabından emin olma, korkmama yolu. Bu iki yol da çok tehlikelidir. Bu yolda yürüyenlerin ayakları kayıp derhal uçuruma yuvarlanırlar. Orta yol ise (Havf ve reca) yoludur. Ya'ni Allahtan korkup, rahmetinden de ümidini kesmeme yolu. Bu yol, korku ile karı ık sevgi ve ümid yoludur. nsan, kendi acizli ini dü ünerek, Allahü teâlânın azabının çok çetin ve çok iddetli oldu unu iyi bilmelidir. nsan dünyada hiç bir eyine güvenmemelidir. Ne ilmine, ne ibâdetine, ne soyunun yüce olmasına, hasılı hiç bir faziletine güvenmemelidir. Allahü teâlâ, seksen bin sene ibâdet edip yeryüzünde secde için ba ını koymadı ı yer bırakmayan blis'i bir emrini yerine getirmedi i için ebedi olarak kovdu. Seksen bin yıllık ibâdetini yüzüne çarptı. Allahü teâlâ, bir zelle yüzünden Adem aleyhisselâmı Cennetten çıkardı. Hazret-i Adem yıllarca felâketlere katlandı. (Zelle, do rular içinde en do ruyu bulamamak demektir. Peygamberler günah i lemezler.) Nuh aleyhisselâm, ufak bir söz yüzünden Allahü teâlânın sert hitabına mâruz kaldı. Utancından kırk yıl, ba ı e ik gezdi. Allahın dostu brahim aleyhisselâm da bir zellesi yüzünden uzun müddet a ladı. Cebrail aleyhisselâm gelip dedi ki: - Niçin bu kadar a lıyorsun? Hiç dost dostu cezalandırır mı? brahim aleyhisselâm öyle cevap verdi:

- Yaptı ımı dü ündü üm zaman dostlu u unutuyorum. sm-i â'zamı bilen, her duası kabul olan, bakınca ar ı gören âlim ve âbid bir evliya olan Bel'âm-ı Bâurâ, bir günaha meyletti i için ermi lik sıfatı alındı, imansız olarak öldü.Dâvûd aleyhisselâm da bir zelle yüzünden o kadar a ladı ki, gözya larından otlar bitti. Allahü teâlâya dua ederken (Ya Rabbi, gözya larımı görüyorsun) dedi. Cenâb-ı Hakkın cevabı öyle oldu: - Ey Dâvud, yaptı ını unutur, gözya larını hatırlarsın. Dâvud aleyhisselâm kırk yıl daha a lamı tır. Yunus aleyhisselâm, zelle sayılacak bir öfkesi yüzünden Allahü teâlâ onu deniz altında kırk gün balı ın karnında hapsetti. Peygamberimiz öyle dua ederdi: (Allahım, azabından afvına, öfkenden rızana, senden sana sı ınırım). Ey karde im, peygamberin hâli böyle olunca bizim hâlimiz nasıl olur? O halde Allahın azabından emin olmamak ve ondan korkmak lâzımdır. Ne kadar çok günahkâr olursak olalım, yine Allahtan ümit kesmiyelim! Çünkü Allahın rahmeti boldur. Eshâb-ı kehfin köpe ini bile Cennete koyacaktır. Zâlimlerin errinden ma araya giden mü'minlerin pe ine dü en bir köpe e Rabbimiz böyle muamele ederse, ömrünü dine hizmet etmekle geçiren mü'minlere ne yapmaz? O halde günahımız çok diye Allanın rahmetinden ümidimizi kesmiyelim!

HLÂS KÖPRÜSÜ
A ılması güç be köprüyü geçmi bulunuyoruz. ledi imiz amelleri, yaptı ımız ibâdetleri yok olup gitmesinden korumamız lâzımdır. E er ibâdetlerimize riya, ucb gibi bir âfet karı ırsa amellerimiz heba olur. Hadis-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Ben ancak, ihlâs ile, benim için yapılan amelleri kabul ederim.) ( hlâs, yalnız Allah rızası için yapmak demektir. Çok âmel yapıp da kabul olmazsa hiç kıymeti yoktur. Az da olsa ihlâslı ve devamlı ameller makbuldür. O halde, her i te niyyetimizi düzeltmemiz lâzımdır. Meselâ hafızlar; ( nsanlar, ne kadar cömert, ne kadar hayırsever, desinler) diye çe itli hayır ve hasenatta bulunmu sa, harbe giden kimse; ( nsanlar, ne kahraman insan, vatanını ne kadar da seviyor, desinler) diye dü manla çarpı ıp ölmü se, hadis-i erifle bildirildi i gibi, hepsi de bu i lerin hakîkî mükâfatına kavu amazlar. Bir kimse, insanların takdirini kazanmak için, yaptırdı ı çe menin ta ına (Falanca u kadar milyon yardım etmi tir.) diye yazdırmı sa, yaptı ı hayırlar bo a gitmekle kalmaz, riyanın iddetli azabına duçar kalır. E er ba kalarını hayra te vik için ismini yazdırırsa riya olmaz. Bir kimse, bir hükümdarın iltifatına mazhar olmak için, hükümdarın en çok sevdi i bir hizmette muvaffak olması lâzımdır. Bu kimse, hükümdarı bırakıp da onun bir hizmetçisi veya kölesinin bir hizmetini yapsa, hükümdarı memnun etmi sayılmaz. E er hükümdar, hizmetçilerine yardım edenleri seviyorsa, sırf hükümdarın ho nutlu unu kazanmak için hükümdarın kölelerine hizmet etmesi lâzımdır. Bu misâlde oldu u gibi, Allahın kulları beni sevsin diye onları memnun etmek bo a gayrettir. Fakat sırf Allahın rızasını kazanmak için, Allanın kullarına yardımda bulunmak ise çok kıymetli bir i tir. Bir kimsenin altın bir vazoyu yüz liraya satması, onun ahmaklı ını, cahilli ini gösterir. te yapılan bir hayra kar ılık Allahü teâlânın verece i sevaplar kar ısında, kulların o kimseyi övmesi, milyonların, milyarların yanında bir kuru kadar de eri yoktur. Böyle bir kula Allahü teâlâ, öyle derse: (Ey insano lu, mutlak kudret sahibi ben oldu umu bildi in halde, yaptı ın iyiliklere kar ılık, benim bilmem ve seni mükâfatlandırmam yetmiyormu gibi bir de insanların bilmesini ve seni övmelerini istiyorsun. Bu vefasızlık de il mi? Kimin rızasını kazanmak için o hayırları yapmı san git, kar ılıklarını onlardan al!) Evet Allahü teâlâ böyle hitap ederse ne yapaca ız? Bütün insanlar bizi be ense, el üstünde tutsa, fakat Allahü teâlâ, be enmese ne kıymeti vardır? Tersine, bütün insanlar bizden nefret etse, Allahü teâlâ razı olsa ne zararı olur? Bununla beraber, Allahü teâlânın sevdi i, be endi i kimseleri di er insanlar da sever. Hedefi yalnız Allah rızası olan ki iler, dünya ve âhırette rahat ederler. Yapılan ibâdetleri riya gibi, ucb de yok eder. Ucb, ki inin kendini be enmesi, yaptı ı ibâdetleri be enmesi, yapılan hayırlı i leri kendinden bilmesidir. Ucba dü en kimse, Allahın lütuf ve ihsanını dü ünemez. (Bunu ben yaptım, ben olmasaydım bu olmazdı. Ben müdür olsam, bakan olsam, öyle yapardım) demek ucb olur. Riya ile ucb farkına varılmadan amellere girer, onları ifsat eder. Salih bir zat, mü terisine yeni bir elbise satar. Mü teri birkaç gün sonra elbisede kusur görüp sâlih zata getirince, sâlih zat a lama a ba lar. Mü teri bunun a ladı ını görünce, (Ben kusurunu kabul ediyorum, hakkımı helâl ettim, yeter ki sen a lama) der. Sâlih zat der ki, (Ben elbisenin kusurlu çıkmasına a lamıyorum. Elbiseye dikkatle baktı ım halde kusursuz olarak verdi imi

zannediyordum. Halbuki kusurlu imi . Ya Rabbimize gönderdi imiz ameller kusurlu çıkar da yüzümüze çarpılırsa ne yapaca ız diye a lıyorum.) Süfyan-ı Sevrî hazretleri, bir zatın evine misafir olur. Yemekte tabak lâzım olur. Ev sahibi o luna seslenir: (O lum ikinci hacdan gelirken aldı ım taba ı getir!) Bunun üzerine Süfyan-ı Sevrî hazretleri (Bu sözünle yaptı ın her iki haccı da ifsat ettin) diye buyurur. Hadis-i erifte, (Kulun i ledi i ameller kabul olursa, Allahın sayısız ni'metlerine kar ılık kabul edilir. Fakat kulun günahları açıkta kalır. Allahü teâlâ, dilerse günahları da afveder.) buyurdu. Ne kadar çok ibâdet yapılsa ve bunlar da kabul olsa, yine kul, ibadetiyle Cennete giremez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hiç kimse kendi ameline kar ılık Cennete girme e hak kazanamaz) Yine Hadis-i erifte bildirildi ine göre, kulun parlak bir amelini götüren melekler birinci gö e gelince, oradaki vazifeli melek, (Götürün bu ameli sahibinin yüzüne çarpın, o gıybet ederdi. Gıybet edenlerin ameli buradan geçmez.) kinci gökteki melek, Allah rızası için yapılmayan amelleri geçirmez. Üçüncü kattaki melek, kibirlilerin amellerini geçirmez. Dördüncü kattaki ucb edenlerinkini geçirmez. Be inci kattaki hasetçilerinkini geçirmez. Altıncı kattaki merhametsizlerinkini geçirmez. Yedinci kattaki melek, mürailerin amelini geçirmez. Yedi kat gö ü geçen amel bile, huzur-i ilâhî'ye varınca rıza-ı ilâhi kastedilmedi i için geri çevrilir. O halde her i te ihlâsa çok önem vermeliyiz!

ÜKÜR KÖPRÜSÜ
Bundan önceki altı köprüde, ilim ö rendik, günahlarımıza pi man olup tevbe ettik. E kiyaların elinden kurtulduk. Belâlara güzelce sabrettik. Allahü teâlâdan korkup rahmetinden ümidimizi kesmedik. Riyadan, ucubdan kaçarak, sırf rıza-i ilâhi için ihlâsla ibâdet yaptık. imdi bu muazzam ni'metlere kar ılık Allahü teâlâya ükretmeliyiz, O'na olan minnet borcumuzu ödeme e çalı malıyız! Ni'metler, ükredilirse devamlı olur, artar. ükredilmezse yok olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ni'met vah i hayvanlar gibi kaçar. Onu ükür ba ı ile ba layınız!) Allahü teâlâ ise ( ükrederseniz ni'metimi artırırım.) buyurmaktadır. Ni'met nedir, ükür nasıl olmalıdır? Ni'met iki kısımdır: 1- Dünyevî ni'metler. (Faydalı olacak eylerin verilmesi ve zararlı olacak eylerin defedilmesi. Vücut sa lı ı ve yenip içilecek eylerden tad alabilme duygusu.) 2- Dinî nimetler. (Allahın kuluna hidayet verip imansızlık, bid'at, sapıklık ve di er günahlardan korunması.) ükür, Allahın verdi i ni'metleri yerinde sarfetmek, gizli açık Allaha itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Ki i, Rabbinin verdi i ni'metleri günaha vâsıta kılarsa ükretmemi olur, nankörlük etmi olur. Bir hükümdar, hizmetçilerinden birisine çok de er verse, ona saray yaptırsa, emrine de hizmetçiler tahsis etse sarayını çe itli ni'metlerle doldursa, bu ni'metlere kar ılık günde sadece bir saat hükümdara hizmet edece ini, di er saatlerinde serbest olup istedi ini yapabilece ini söylese, hizmetçi hükümdara ayırdı ı bir saati, di er hizmetçilerin elindeki bir parça ekme i almak için yalvarmakla geçirse, hükümdar buna ne der? Elbette (Bu hizmetçi, yaptı ım ikramın de erini takdir edemeyecek kadar a a ı, cahilin birisidir. Bunu kapımdan kovun) diyecektir. te âlimler, ilimlerini dünyalık mukabili sattıkları, di er insanlar da nefslerine uydukları zaman bu hizmetçinin durumuna dü erler. Dünya sevgisini, Allah sevgisinden üstün tuttukları için hakir olurlar. Ni'metlerin en büyü ü salih müslüman olmaktır. En küçü ü ise, mâlâya'ni sözlerden uzak durmaktır. Verilen bu ni'metler elden çıkarsa büyük felâket olur. Çünkü en acı ve en güç ey, sevildikten sonra itibardan dü mek, yakınlıktan sonra kovulmak ve vuslattan sonra ayrılıktır. Ey karde im, Allah sana müslümanlı ı nasip etti ine göre, Onun yanında itibar sahibisin. Ona yakınsın. Bu ni'metlerine ükretmezsen itibardan dü er, kapısından koyulabilirsin. Allahü teâlâ bize o kadar çok ni'met verdi ki saymamız mümkün de il. Ni'met bolla tıkça ükretmek zorla ır. nsan ni'metin bollu una ma rur olarak ükrünü unutur. Süfyân-ı Sevrî hazretleri çok a lardı. Sebebini sorduklarında buyurdu ki: - Günahım çok, fakat günahlarım için a lamıyorum. Son nefeste imansız gitmek felaketi yanında, günahlar saman çöpü kadar kalır. Son nefeste imansız gitmekten korkuyorum. Evliyaların en çok korktukları nokta budur Allahü teâlâ, Belâm-ı Bâûrâ'ya sayısız ni'met ve keramet vermi ti. Bu ni'metlere kar ı ükretmedi i için imansız gitti ini Allahü teâlâ haber vermektedir. Bir defa nefes alıp vermesek ölürüz. Bu hava ni'metine günde kaç kerre ükrediyoruz? Bedavadan elde etti imiz için ükrü aklımıza bile gelmiyor. Rahat nefes alabilmenin kıymetini bilebilmek için astım hastası olmak mı lâzımdır? Bir astımlı rahat nefes alabilmek için, bakarken kör olan bir âmâ görebilmek için, konu urken lal olan konu abilmek için, kolları varken kopan, ayakları sa lamken felçli olan, duyarken sa ır olan, tekrar eski ni'metlerine kavu abilmek için bütün varlıklarını verme e hazırdırlar. Bu ni'metlere sahip olan insanların ükredebilmeleri için, bu ni'rnetlerden yoksun

olmaları mı lâzımdır? Akıl nimetini dü ünün, akılsız kimsenin hâlinden ibret almak ve Rabbimizin verdi i dinî ve dünyevî nimetlerine her an ükretmek lâzımdır. ükretmeyip akıbetinden emin olmak felâkettir. Süfyan-ı Sevrî hazretleri buyurdu ki: (Akıbetinden emin olanın arifli i silinir.) Hazret-i Ali buyurdu ki: (Nice ki iler vardır ki, nail oldukları nimetler, onları aldatır, felâketine sebep olur. Böyle kimseler hakkında söylenen iyi sözler onları fitneye götürür. Demek ben büyük insanmı ım der. Kendisine Bey, Efendi, üstâd denmesinden ho lanır. Küçük bir kusurlarının söylenmesine tahammül edemezler, günahlarının gizli kalmasına ma rur olurlar.) Sözün özü, hak yolda olabilmek için üç ey mutlaka lâzımdır: lim, amel ve ihlâs. limsiz amel olmaz, amelsiz ilim fayda vermez. hlâssız yapılan ibâdetlerin hiç bir de eri yoktur. limsiz ihlâs da fitneye ve felâketlere sürükler. Dört ki inin haline a ılır: 1- Akıllıdır, âlim de ildir. 2- Alimdir, ilmiyle amel etmez. 3- lmiyle amel eder, ihlâslı de ildir. 4- hlâslıdır, akıbetini dü ünmez. Bu yedi köprüyü geçip Cennete vâsıl olana ne mutlu...

B R B LENE SORALIM 2. C LD
ZEKAT VERMEK
Ramazan ayında nafile ibâdetlere verilen sevap ba ka aylarda yapılan farzlar gibi ve bu ayda yapılan bir farz ba ka aylarda yapılan yetmi farz gibi oldu u için, zekâtı Ramazan ayında vermek bir âdet halini almı tır. Zekât, fakirlerin hayatını, ihtiyâçlarını, cemiyetin tekeffül eylemesi, garanti etmesi demektir. (Bir ehrin bir kö esinde, bir müslüman, açlıktan peri an duruma dü se, ölse, ehirdeki zenginlerden birinin, az bir zekât borcu kalsa onun ka'tili olur.) Zekât, müslümanlar arasında bir nevi sigorta te kilâtıdır. Kur'ân-ı kerîmde çok yerde zekât namazla birlikde bildirilmi tir (Namaz kılın, zekât verin) emri zekâtın ehemmiyetini göstermektedir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermiyenlerin, namazı, orucu, haccı, cihâdı ve imânı yoktur.) Dinimizde imân, amelden bir parça de ildir. Ya'ni günah isleyen, farzı yapmayan kimse kâfir olmaz. Hadis-i erifte (imânı yoktur) buyurulması, zekât vermeyi vazife bilmez, farz oldu una inanmaz, vermedi i için üzülmez, günaha girdi ini bilmezse o zaman imânı yoktur demektir. Senelerce zekât vermiyenlerin, zekât borçları birikerek bütün malını kaplar. Malı kendinin sanıp müslümanların o malda hakkı oldu unu hatırına bile getirmez. Kalbi hiç sızlamaz. Bu mala sımsıkı sarılmı tır. Böyle müslüman olarak tanınan kimselerden imânını kurtaran pek nâdir olur. Zekât, Kur'ân-ı kerîmin 32 yerinde namazla birlikte emredilmektedir. Ayet-i kerimelerde buyuruluyor ki: (Malı, parayı biriktirip, zekâtını, müslüman fakirlere vermiyenlere çok acı azap müjdele!) (Zekâtı verilmeyen mallar, paralar, Cehennem ate inde kızdırılıp, sahiplerinin alınlarına, bö ürlerine, sırtlarına mühür basar gibi bastırılacaktır.) Dünyanın çabuk geçip, gidici malı, parası, seni aldatmasın! Bunlar senden önce, ba kalarının idi. Senden sonra da ba kalarının olacaktır. Cehennemin iddetli azabını dü ün! Zekâtını ayırıp vermedi in o mal, u runu vermedi in o bu day, hakikatte zehirdir. Malın hakiki sahibi Allahü teâlâdır. Zenginler onun vekilleri, fakirler de onun akrabası demektir. Vekillerin, Allahü teâlânın borcunu fakirlere vermesi lâzımdır. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahü teâlânın ihsan etti i malın zekâtını vermiyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını sanıyorlar. Halbuki kendilerine kötülük yapmı oluyorlar. O malları, Cehennemde azap aleti olacak, yılan eklinde boyunlarına sarılıp, ba tan aya a kadar onları sokacaktır.) Kıyamete ve Cehennem azabına inanan zenginlerin, mallarının zekâtını, tarlalarının, meyvelerinin u runu vererek, bu azaplardan kurtulmaları lâzımdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mallarınızı zekât ile koruyunuz! Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz! Belâları dua ve tazarru ile kar ılayınız!) Son hadis-i erifi Peygamber aleyhisselâm eshâbına beyan ederken bir nasranî oradan geçiyordu. Hadis-i erifi duyunca gidip malının zekâtını verdi. Kendi kendine, (E er do ru söylüyorsa orta ımdaki malıma bir zarar gelmez. Ben de o zaman ona imân eder, müslüman olurum. E er dedi i gibi çıkmazsa kılıcımla onu öldürürüm.) dedi. O sırada, Mısır'a ticaret için gitmi olan orta ının

bulundu u kafileden bir mektup aldı. Mektupta (Hırsızlar yolumuzu kesti, mallarımızı, develerimizi ve yanımızda bulunan her eyi aldılar) diye yazılı idi. Nasranî, (Mallarınızı zekât ile koruyun) sözünün do ru olmadı ını zannederek Peygamber aleyhisselâmı katletmek niyyetiyle kılıcını ku andı. O sırada orta ından bir mektup aldı. Mektupta (Ben kafilenin önündeydim. Devemizin aya ı incindi. Bir handa kaldım. Kafile ileri gitti. Onları e kıyalar soydu. Ben bütün malımla emniyet içindeyim. Bizim için üzülecek bir durum yoktur) diye yazılı idi. Nasranî mektubu okuyunca (Demek o hak peygambermi , sözü do ru çıktı) diyerek Peygamber aleyhisselâmın huzuruna giderek müslüman oldu. ( nsan öldü ü zaman ameli kesilir. Ancak üç eyden kesilmez, 1- Sadaka-i câriye, 2Faidelenilen ilim, 3- Kendisine dua edecek sâlih bir evlât.)

ZEKAT N SABI
SUAL: (Hanımımın 60 gram altın bilezi i var. ki çocu uma, babaanneleri 20' er gramdan 40 gram altın hediye etti. Çocuklar küçük oldu u için altınları istedi imiz gibi kullanma tasarrufuna sahibiz. 100 gram altınımız oldu una göre, zekâtını nasıl verece iz? CEVAP Hanımın altını hanımındır. Çocukların altınları çocuklarındır. Hiç birisini tasarruf hakkınız yoktur. Çocuklar âkil bali oluncaya kadar size verme e, hediye etme e salâhiyetleri olmadı ı için onlara ait altınları kullanamazsınız. Sadece muhafaza edebilirsiniz ve çocu un ihtiyacı için harcıyabilirsiniz (Feteva-i Bezzâziyye c.6,s.236,237) Hanım bileziklerini size hediye ederse o zaman kullanabilirsiniz. Herkes kendi malını tasarruf hakkına sahiptir. Üç ki inin altınları toplanarak zekât nisabı hesaplanmaz. Herkesin kendisine ait en az 96 gram altını bulunmalı ki zekât nisâbına mâlik olsun. Ya'ni ne hanımın altınına, ne de çocukların altınlarına zekât vermek icap etmez. (Feth-ul-kadîr c.2,s.113) SUAL: Çocu uma 125 bin liralık altın kolye aldım. Kolye çocu un kendisinindir. Buna zekât dü er mi? CEVAP Altın, de erine göre de il, a ırlı ına göre nisaba dahil edilir. 125 bin liralık altın için üç sene önce zekât verilirken bu sene nisap miktarına ula amıyor. Fakat ba ka altınları veya ticaret malları da varsa nisaba dahil edilir. Altının ayarı ne olursa olsun 96 gram veya daha fazla ise zekât verilmesi gerekir. E er 125 bin liralık altın 96 gramdan fazla ise zekât dü er. Zekâtı herkes kendi verir. ( bni Abidîn c.2,s.31) SUAL: Geçen sene 200 bin liram vardı. Nisabı a ıyor dediler. Bir sene dolunca zekâtını vereyim dedim. Fakat bu sene aynı para zekât nisâbına eri miyor. Yine zekâtını vermem lâzım mı? CEVAP Zekât vermeniz lâzım de ildir. (Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr ha iyesi c.1,s.389: Bedâyı' c.2,s.51) SUAL: Gümü nisâbına göre zengin sayılan kimse, zekât verse farz sevabı alır mı? CEVAP Farz sevabına kavu ur. SUAL: Elimizdeki paranın zekât nisabından fazla veya az oldu unu nasıl hesaplayaca ız? 24 ayar altına göremi hesaplayaca ız? CEVAP Piyasadaki altın liraların en dü ük de erde olanının gramına göre hesaplanır. Piyasadaki liralar 7,2 gramdır. De eri bu rakama bölünür. Bir gramın fiatı bulunur. Bulunan rakam 96 ile çarpılınca zekât nisap miktarı çıkar. Meselâ piyasada en dü ük altın liranın Hamit oldu unu kabul edelim. Fiatının da 21.600 lira oldu unu kabul edelim. Fiatını 7,2'ye bölersek üç bin lira imi . 96 ile çarparsak 288 bin lira bulunur. Bu kadardan fazla ticaret malı, altını veya parası olan kimsenin zekât vermesi lâzımdır. (Dürrül-müntekâ c.1,s.205; Dâmâd c.1,s.205; Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr ha iyesi c.1,s.407; Me'ârif-üssünen c.5,s.175; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s,179; Merâkıl-felâh s.390; bni Âbidîn c.2,s.28) SUAL: Borçlu kimsenin nisap miktarı altını olsa zekât vermesi gerekir mi? CEVAP Borçlu kimsenin önce borcunu ödemesi farzdır. Borcunu dü tükten sonra, yine nisap miktarı altını kalırsa, zekât vermesi gerekir. Nisap miktarından az altını kalırsa, zekât vermesi gerekmez. (Tarikat-ı Muhammediyye s.106, bni Âbidîn 2/38)

SUAL: Ne kadar malın zekâtı verilir? CEVAP 96 gram altın de erinden fazla olan para ve ticaret e yasının zekâtı verilir. (Bedâyı' c.2,s.20; Feth-ul-kadîr c.2,s.166; Mecma'ul-enhür c.1,s.207; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.207) SUAL: Ev in aatı için borçlarımız var. Zekât nisabından dü ebilir miyiz? CEVAP Evet, zekât nisabından dü ülür. (Mecma'ul-enhür c.1,s.193; Mevkûfât c.1,s.140) SUAL: Ba'zı alacaklarımız var. Amma kat'i de il. Nisaba dahil edilir mi? CEVAP Yalnız kat'i alacaklar zekât nisâbına dahil edilir. (Dürr-ül-müntekâ c.1,s.195; Mecma'ul-enhür c.1,s195) SUAL: (Fakir durumdayız. Hanımımın 150 gram bilezi inden ba ka bir eyi yoktur. Zekâttan dü mesi için bir ya ındaki çocu umuza bileziklerin yarısını hediye etse, sonra da o bilezikleri kullansa olur mu? CEVAP Bilezikleri çocu a hediye edince bilezik çocu un olur. Annesi o bilezikleri kullanamaz. En uygunu, annesi, bileziklerin yarısını size hediye etsin, siz de o bileziklerin kullanılmasına müsaade edersiniz mes'ele halledilmi olur. (Fetâvâ-i Bezzâziyye Hibe bahsi c.6,s.236,237) SUAL: (Yarım milyon lira de erinde altın suyuna batırılmı boynuma taktı ım kordonum vardır. Zekâtını nasıl vermem lâzımdır?) CEVAP Altın miktarı yandan az olan, ya'ni 12 ayardan dü ük olan karı ımın zekâtı kıymeti ile hesap edilir. 12 ayardan fazla olan karı ımlar altındır. Zekâtları üzerinden hesap edilir. Meselâ bir kimsenin 20 kg. 14 ayar ve 20 kg. da 24 ayar altını olsa, l kg. altın zekât vermesi lâzımdır. Bu bir kg. altının hepsini 14 ayardan vermesi caiz ise de fakirin menfaatini dü ünerek daha yüksek ayardan vermesi iyi olur. ( bni Âbidîn c.2,s.30,31) SUAL: Ticâret mallarının zekâtı, rayiç maliyet bedeli üzerinden mi, yoksa ilk dükkâna giri maliyet bedeli üzerinden mi hesap edilir? CEVAP Bir malın ilk dükkâna giri maliyet bedeli on bin lira oldu u halde, bugünkü rayiç maliyet bedeli otuz bin lira ise, otuz bin lira üzerinden hesap edilerek zekât verilir. Maliyet demek, bugün için rayiç olan alı fiatı demektir. ( htiyar c.1,s,m,112; Hidâye c.1,s.74; Feth-ul-kadîr c.2,s.167,168; Bedayı' c.2,s.21; Me'ârif-üs-sünen c.5,s.171) SUAL: Bu sene kaç lira parası olan veya kaç liralık ticaret malı olan zekât vermesi lâzımdır? CEVAP 96 gram altının de eri kadar malı veya parası olan kimsenin zekât vermesi lâzımdır. (Bedayı' c.2,s.20; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.178; Feth-ul-kadîr c.2,s.166; Mecma'ul-enhür c.1,s.207; Dürr-ülmüntekâ c.1,s.207; bni Âbidîn c.1,s.27; Me'ârif-üs-sünen c.5,s.1717) SUAL: Hisse ve tahvil senetleri her sene zekâta katılır. Fakat benim hisse aldı ım irket, ne hisse senetlerimizin kârını veriyor, ne de hisse senetlerimizi geri alıyor. Bu durumda mezkûr hisse senetleri nisaba dahil edilir mi? CEVAP flas eden veya borcunu inkâr eden kini e gibidir. Ele geçmedikçe nisaba dahil edilemezler. ( bni Âbidîn c.2,s.35; Mecma'ul-enhür c.1,s.195)

ZEKÂT MALI
SUAL: Dü ünde hediye edilen altınların zekâtını kadın mı yoksa kocası mı verir? CEVAP Altınların kime ait oldu u bilinmiyorsa, kocası kendi hissesini hanımına hediyye eder. Hanımının altınları nisâb miktarına varıyorsa, hanım zekâtını verir.

SUAL: Hanımımın 100 gram altın bilezi i vardır. Fakat biz fakir kimseyiz. Zekâttan dü ebilmek için hanımım bana 10 gramını hediye etse mahzuru olur mu? CEVAP Zekâttan dü ebilmek için hile yapmak mâm-ı Muhammede göre tahrimen mekruhtur. Sizin gibi dinen zengin sayılan kimselerin zekâttan dü ebilmek için bahsetti iniz kurtulu yolunu araması mâm-ı Ebu Yusuf'a göre caizdir. (Mülteka zekât bahsi) Görüldü ü gibi müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.) SUAL: Yirmi sene önce ticâret niyyetiyle on bin liraya aldı ım arsa, bugün bir milyon lira etmektedir. Zekâtını verirken alı fiatına göre mi hareket etmemiz lâzımdır? CEVAP Bugünkü rayice göre takdir edilen de eri üzerinden zekât vermek îcâb eder. ( htiyar c.1,s.111,112; Hidâye c.1,s.74; Feth-ul-kadîr c.2.,s.167,168; Bedayı' c.2,s.21; Me'ârif-üs-sünen c.5,s.171) SUAL: A ızda bulunan altın di , zekât nisâbına dahil edilir mi? CEVAP Dahil edilmez. ( bni Âbidîn c.2/4) SUAL: Bir ine i olup da birkaç litre süt alan kimse bunun zekâtını verir mi? CEVAP Bir ine in zekâtı olmaz. (Cevhere c.1,s.151) SUAL: (Nisaba mâlikim. Nisâb miktarı paramın üzerinden bir sene geçti. irket kendilerinde bulunan hisseme kar ılık 200 bin lira kâr verdi. Bu iki yüz bin liranın da zekâtını vermem lâzım mıdır? CEVAP Ele geçen kârın veya ba ka paranın da zekâtını vermek lâzımdır. ( bni Âbidîn zekât bahsi) SUAL: Bir fakirde senetli alaca ım var. ki senedir veremiyor. Zekât nisâbına katılır mı? CEVAP Senetli alacaklar, fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince geçmi yılların zekâtı da verilir. ( bni Âbidîn c.2,s.35; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.195; Mecma'ul-enhür c.1,s.195) SUAL: Bir mü terimde alaca ım vardır. Veremiyor. Bu parayı zekât nisâbına dahil etmem gerekir mi? CEVAP Senetli alacaklar fakirde de olsa nisaba katılır. Ele geçince geçmi yılların zekâtı da verilir. Ya'ni bir kimsenin elindeki malı ile alacakları ancak zekât nisâbına ula ıyorsa, sadece elindeki paranın kırkta birini zekât olarak verir. Diyelim ki, be sene sonra alacaklarını almı sa, bu paranın be senelik zekâtını da o zaman verir. ( bni Âbidîn c.2,s.35; Dürr-ül-müntekâ c.1,195; Dâmâd c.1,s.195) SUAL: Birkaç ine im var. Günde iki bin liradan fazla süt alıyorum. Sütten aldı ım paralar zekât nisâbına dahil edilir mi? CEVAP Ticaret için kullanılan her ey zekât nisâbına dahil edilir. Zengin kimsenin bir tavu u olsa, bir yumurtasını satsa, o da nisaba dahil edilir. (Hidâye c.1,s.74,75; Cevhere c.1,s.160; Mevkûfât c.1,s.148; Dürer c.1,s.181; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.170,180) SUAL: Zînet için kullanılan elmas, zümrüt ve inciden zekât verilir mi? CEVAP Zinet olarak kullanılan elmas, zümrüt ve inciden zekât verilmez. Altın ve gümü kullanılsa da zekâtları verilir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.172; Merâkıl-felâh s.391)

zinet olarak

SUAL: Ticaret maksadıyla aldı ımız arsa ticaret e yasına girer mi? Zekâtı nasıl verilir? CEVAP Her nesne ticâret niyyeti ile alınıp satılsa, ticâret e yasına girer. 39 koyunun zekâtı verilmedi i halde, ticâret niyyetiyle alınan be koyunun zekâtı verilir. E er arsa, elindeki zekâta tabiî di er mallar

ile nisaba mâlik ise, bunun alı -de erinin kırkda birini zekât olarak verir. ( htiyar c.1,s.112; Merâkılfelâh s.391; bni Âbidîn c.2,s.31; Bedayı' c.2,s.20) SUAL: Nezretdi im malı zekât olarak versem, nezr borcundan da kurtulur muyum? CEVAP Bu malı nezr olarak vermek lâzımdır. Ayrıca zekâtı da vermek icâb eder. (Mecma'ul-enhür c.1,s.193; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.193) SUAL: Erkeklere altın yüzük haram oldu una göre nisâb mikdarına dâhil edilir mi? CEVAP bni Âbidîn, mal zekâtını anlatırken buyuruyor ki: (Altın ile gümü ün, oniki ayardan ziyâdesi, para olarak kullanılsın, kadınların süsü gibi halâl olarak kullanılsın, erkeklerin altın yüzük takması gibi haram olarak kullanılsın, ev, yiyecek, kefen satın almak için saklansın, hep zekâtı verilecekdir.) ( bni Âbidîn c.2,s.30) SUAL: Emvâl-i bâtına zekâtını anlıyamadım. Ne demektir?) CEVAP (Zekât mallarından altın, gümü ve ticâret e yasına "Emvâl-i bâtına" denir. Zekât hayvanları ile topraktan elde edilen mallara "Emvâl-i zahire" denir) (Bedayı' c.2,s.35; Mebsût c.2,s.199; bni Âbidîn c.2,s.37 Ahkâm-üs-sultâniyye s.129; Bahrür-râ'ık c.2,s.248) SUAL: Zekât hesabında altının ve ticâret e yasının alı fiatı mı, yoksa satı fiatı mı esas alınacaktır? CEVAP O günkü alı fıatına göre hareket edilir. Daha önce ucuz alınmasına bakılmaz. ( bni Âbidîn c.2,s.31) SUAL: (Hanımının altın kaplanmı bir kordonu vardır. Zekâtını nasıl vermem lâzımdır?) CEVAP Bir halkasındaki altın miktarı kuyumcuda tesbit edilir. Kaç halka varsa böylece altın miktarı bulunur. Bulunan altın miktarı, varsa ba ka altınlarla hesap edilip kırkta biri zekât olarak verilir. ( bni Âbidîn) mi? SUAL: Ticaret niyyetiyle yeti tirilen balık, ipekböce i ve kümes hayvanlarının zekâtı verilir

CEVAP Bunlar ticâret malı oldu u için kıymetleri üzerinden zekâtları verilir. ( htiyar c.1,s.112; Merâkılfelâh s.391; bni Âbidîn c.2,s.31; Bedayı' c.2,s.20)

SUAL: Bir kimsenin ev bahçesi çok büyük olup geçimini temin etti i gibi artanı ile ticâret yapsa, yine u runu vermesi gerekir mi? CEVAP "Ticâret malının u ru de il, zekâtı verilir. Ticâret niyyeti ile yeti tirilen mahsulün u ru verilir, ayrıca zekâtı da verilmez. ( bni Âbidîn c.2,s.49,50; c.3,s.55)

ZEKÂT K ME VER L R
SUAL: Verece im zekât miktarı 30 gram altın tutuyor. Hepsini bir fakire veya on fakire yermemde mahzur var mıdır? CEVAP Fakirin hiç olmazsa, bir günlük ihtiyacını kar ılayacak kadar vermek müstehabtır. Borcu olmayan ve çoluk çocu u bulunmayan fakire, nisâb miktarı ya'ni 96 gram altın veya malını nisâb miktarına tamamlayacak kadar zekât vermek mekruhtur. Çoluk çocu u olan fakire, bunların herbirine bölünce, nisâb miktarı dü meyecek kadar çok zekât vermek caizdir. (Merâkıl-felâh) SUAL: Zekât, derne e, vakfa verilebilir mi? CEVAP

Zekât, fakirin hakkıdır. Hiç bir derne e, vakfa do rudan verilemez. Ancak Ehl-i Sünnet bir fakire vermek lâzımdır. Bu fakîr dilerse aldı ı zekâtı, dine hizmet eden bir yere hediyye edebilir. (Makâlât s.235; Tefsîr-i Kurtubî c.8,s.170; Bedayı' c.2,s.43) SUAL: Salih olmayan kötü kimselere zekât verilse kabul olur mu? CEVAP Kıraç yere ekin ekilirse, bire ancak üç be alınabilir. Fakat sulak, verimli topra a tohum atılırsa daha çok mahsûl alınır. Salih olmayan Müslümana zekât verilince, zekât vermemenin azabından kurtulursa da, sevablarına kavu amaz. Zekât verirken her bakımdan lâyık olanı aramalıdır ( hyâ-ululûm c.1,s.206; bni Âbidîn c.2,s.68) SUAL: Zekât kimlere verilmez? CEVAP Anaya, babaya ve dedelerin, ninelerin hiçbirine ve kendi çocuklarına ve torunlarına zekât verilmez. Kadın kocasına, koca kadınına ve gayri müslime ve zengine zekât verilmez. Kendi memleketinde zengin ise de, bulundu u yerde yanında mal kalmamı olan ve çok alaca ı varsa da, alamayıp muhtaç kalan kimseye zekât vermek caizdir. (Bedayı' c.2,s.46,49; Feth-ul-kadîr c.2,s.206; bni Âbidîn c.2,s.62; Dâmâd c.1,s.221)

SUAL: Zekâtı kaç ayar üzerinden vermek lâzımdır? CEVAP Zekâtı altın hükmünde olan en dü ük ayar üzerinden verilmesi caizdir. Ancak en yüksek ayar üzerinden verilmesi çok iyi olur. Oniki ayardan dü ük altın, altın hükmünde de ildir. ( bni Âbidîn c.2,s.31) SUAL: Daha evvel zekâtlarımı vermi tim. imdi ö rendi ime göre verdi im zekâtlar dînimize uygun de ilmi , Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Zengin olan tekrar dinin emr etti i ekilde verir. mkânı olmıyan iskat yapması için vasiyyet eder veya kendisi devir yaparak verir. ( bni Âbidîn c.2,s.68) SUAL: Ticâret e yası olarak, kuma , ceket vesaire var. Bunların zekâtını e yadan ayırıp vermek mi gerekiyor, yoksa altın olarak vermek mi lâzımdır? CEVAP Her iki ekilde de verilir. ( bni Âbidîn c.2,s.12,22; Mevkûfât c.1,s.148) SUAL: Zekâtını vermek üzere babam bana bir miktar para verdi. Ben bu parayı harcadım. Kendi paramdan aynı miktarını dine uygun olarak zekâtını verdim. Babamın zekâtı verilmi sayılır mı? CEVAP Babanızın zekâtı verilmi sayılmaz. E er babanız, hiç para vermeden, sizi vekil tâyin edip, (Benim zekâtımı dine uygun ver) deseydi sizde kendi paranızdan verseydiniz, babanızın zekâtı verilmi olurdu. Verdi iniz para kadar babanızdan para alabilirdiniz. ( bni Âbidîn c.2,s.12; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.171) SUAL: (Bir kimse, zekâtını ve fıtrasını tesbit ettikten sonra, tesbit edilen miktardan fazla verse mahzuru olur mu? CEVAP Fazla verilen miktarı nafile olur ve çok sevabtır. Yalnız malı ve zekât miktarını tesbit etmeden tahmin üzerine fazla verilirse hepsi nafile olur. SUAL: (Zekât verirken zekâtımdır diye söylemek art olmadı ı için bir kilo baklavanın içine zekât miktarı altınları koyup kom u bir fakir kadına verdim. Zekât vermi oldum mu?) CEVAP Zekâtı bizzat fakirin eline vermek lâzımdır. Çok az bir ihtimal bile olsa, o kadın baklavayı bir ba kasına hediye edebilir, kaybedebilir. Zekâtı fakir eline aldıktan sonra ba kasına verse, kaybetse mahzuru olmaz. Sizin yaptı ınız ekilde zekât verilmi olmaz. Ya yeniden vermeniz lâzımdır, yahut o

-

ZEKAT NASIL VER L R

fakir kadını bulup size verdi im baklavanın içinden altın çıktı mı, diye sual edip çıktı dedikten sonra onu size hediye ettim derseniz o zaman kerahaten caiz olur. SUAL: (Kızım evlenip bizden ayrıldı. Kocası da fakirdir. Kızıma zekât verebilir miyim?) CEVAP O ula ve kıza zekât verilmez. Damadınıza zekât verebilirsiniz. ( bni Âbidîn c.2,s.68) SUAL: ki bin tavu um var. Bunlardan 3,5 milyon liralık yumurta alıyorum. Tavuktan satıyor, 400 bin lira alıyorum. Masrafım iki milyon tutuyor. Yeni aldı ım civcivlere 2 milyon lira veriyorum. Böyle devri daim oluyor. Tavukların zekâtını nasıl verece im? CEVAP Nisaba malik olduktan itibaren bir kameri yıl sonra, mevcut olan tavukların ve mevcut olan paranın ve yumurtaların ve civcivlerin zekâtları kırkta bir nisbetinde verilir. Bir sene tamam olmadan evvel yapılan masraflar zekâta dahil edilmez. (Bedâyı' c.2,s.22; Câmi'ur-rümûz s.86; Feth-ul-kadîr c.2,s.119) SUAL: Bir kimse, nisap miktarında olup, ya'ni dinen zengin sayıldı ı için zekâtını bir fakire verse, fakir de bunun durumunu dü ünerek zenginin verdi i u ur ve zekâtı tekrar zengine hediye etse, zengin zekât vermi sayılır mı? CEVAP Herkes malını istedi i kimseye hediye edebilir. Zekâtını aldı ı adama da hediye edebilir. Zekât niyyet edilerek fakire verildikten sonra yerini bulmu tur. (Bedâyı' c.2,s.39; c.6,S.118) SUAL: (Civatacıyım. Zekâtımı verirken binlerce civatayı tek tek saymam lâzım mıdır? CEVAP Satın alırken nasıl hesap edilirse, zekât hesabı da Öyle yapılır. (Dâmâd c.1,s.207) SUAL: Zekât taksitle ödenir mi? CEVAP Zamanında hesab edilerek ayrılıp, sonra peyderpey ödenebilir. (Bir yıl içinde tamamı verilmelidir.) (Bedâyı' c.2,s.51; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.170) SUAL: Zekât ile fitre karı tırılıp verilebilir mi? CEVAP Verilebilir. ( bni Âbidîn c.2,s.78) SUAL: Zekât vakti gelmeden Önce verilirse, zekât vakti gelince o ahıs fakîr olsa verdi i zekât ne olur? CEVAP Nafile olur. Çünkü zekâta ait mal veya paranın üzerinden bir sene geçmemi tir. Verilen zekâtın farz olabilmesi için üzerinden bir sene geçmesi lâzım idi. Vakti gelmeden önce birkaç senenin zekâtı verilebilir. (Nimet-i slâm). (Mülteka zekât bahsi). SUAL: Zekâtı vaktinden önce vermek caiz midir? CEVAP Caizdir. (Bedâyı' c.2,s.50; Mültekâ zekât bahsi) SUAL: Kuma ların zekâtı nasıl verilir? CEVAP Ticâret e yasının kıymeti alı fiatı üzerinden hesap edilir. (Merâkıl-felâh s.391; Bedâyı' c.2,s.21) SUAL: Çocuk için ayrılan altının veya kâ ıt paranın zekâtı, anne veya babası tarafından verilmesi lâzım mıdır? Yani çocu un paraları Ebeveynin zekât nisabına dâhil edilir mi? CEVAP Çocu un, parasının, malının ve altının zekâtı verilmez. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.178) SUAL: Kuyumcuyum. Altın olarak kaç ayardan zekâtımı vermeliyim. Elimde muhtelif ayarda altınlarım var. CEVAP

Hepsinin zekâtım 12 ayardan vermek caizdir. Fekat daha yüksek ayardan vermek daha âlâ ve daha makbuldür. (Bedâyı' c.2,s.18; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.179; Hâniyye) SUAL: Nisâb miktarını dolduran çe itli ayardaki altının zekâtı hangi ayardan verilir? CEVAP Zekâtı altın hükmünde olan en dü ük ayar üzerinden verilmesi caizdir. Ancak en yüksek ayar üzerinden verilmesi çok iyi olur. Oniki ayardan dü ük altın, altın hükmünde de iIdir. (Bedâyı' c.2,s.18; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.179; Hâniyye c.1,s.349; bni Âbidîn c.2,s.12,22) SUAL: Malı zekât niyyetiyle ayırıp fakire verirken zekât oldu unu söylemek art mıdır? Meselâ hediyemdir dense, borcumdur dense zekât verilmi olur mu? CEVAP Zekât söylemek art de ildir. Hediyemdir dese de caizdir. Fakat borcumdur demek olmaz. SUAL: Dükkânımızdaki malların ba'zılarının hakiki kıymeti bilinmemektedir. Kimi çok eskiden alınmı , kimi yıpranmı . Zekât vermek için tahmini bir hesap caiz olur mu? CEVAP Hakiki kıymeti bilinmedi i zeman, galip zan ile amel edilmesi caiz olur. ( bni Âbidîn c.2,s.31) SUAL: Çe itli ayarda altınlarımız var. Zekâtını hangi ayardan vermek gerekiyor? CEVAP Endü ük ayardan verilebilirse de, daha yüksek ayardan vermek daha makbuldür. 12 ayardan dü ük olanlar altın hükmünde de ildir. ( bni Âbidîn c.2,s.30) SUAL: Ticâret mallarının zekâtını aldı ımız fiat üzerinden mi, yoksa bugünkü rayiç üzerinden mi vermek lâzımdır? CEVAP Bugünkü rayiç maliyet bedeli üzerinden hesap etmeli, ya'nî fakirin lehine hareket etmelidir. ( htiyar c.1,s.111; Bedâyı' c.2,s.21; Merâkıl-felâh s.391) SUAL: Fakire verilen zekât, nisâb miktarını a arsa, fakir zengin oldu u için zekât vermesi icap eder mi? CEVAP Fakir aldı ı zekâtla zengin olursa, zenginli i bir sene devam ederse, onun da zekât vermesi lâzım olur. (Bedâyı' c.2,s.50; bni Âbidîn c.2,s.4; htiyar c.1,s.99; Mültekâ s.28) SUAL: Verece im zekât miktarı 5 gram altın tutmaktadır. stanbul' da bir fakirde 5 gram altın alaca ım vardır. Zekâtımı fakire verip, fakiri borçtan kurtarmak istiyorum. Ancak fakire zekâtımı verince, fakir alaca ımı vermezse diye dü ünüyorum. Fakiri borçtan kurtarmak için zekâtımı nasıl vermeliyim? CEVAP stanbul'da bulunan fakir veya zengin güvendi iniz birisine mektup yazarak durumu anlatırsınız. O zât, borçludan fakire giderek (Zekâtınızı almak ve diledi im gibi tasarruf etmek üzere beni vekil ettin mi?) der. Fakir de (Vekil ettim) derse, be gram altınınızı bu vekile zekât niyyetiyle verirsiniz. Bu vekilin her türlü tasarrufa yetkisi oldu u için, fakirin sizdeki borcuna kar ılık be gram altını size verir veya gönderir. Böylece hem zekât yerini bulmu olur, hem de fakir borçtan kurtulmu olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.6,s.436)

VEK L TÂY N ETMEK
SUAL: Baba o lunu zekât vermesi için vekil tayin edebilir mi? CEVAP Baba, zekât vermesi için o lunu vekil tayin edebilir. ( bni Âbidîn c.2,s.11) SUAL: Zekâtını vermek üzere babam bana bir miktar para verdi. Ben bu parayı harcadım. Kendi paramdan aynı miktarını dine uygun olarak zekâtını verdim. Babamın zekâtı verilmi sayılır mı? CEVAP

Babanızın zekâtı verilmi sayılmaz. E er babanız, hiç para vermeden, sizi vekil tâyin edip, (Benim zekâtımı dine uygun ver) deseydi, siz kendi paranızdan verseydiniz, babanızın zekâtı verilmi olurdu. Verdi iniz para kadar babanızdan para alabilirdiniz. ( bni Âbidîn c.2,s.12) SUAL: Bir kimse, zekâtını vermek için bir kimseyi vekil etse, vekil de ara tırma yaparak zekâtı verse, sonradan zekât verilen kimse, zekât alma a caiz olmayan birisi oldu u anla ılsa zekât verilmi sayılırını? CEVAP Vekil, zekât verirken ara tırıp soru turmu sa zekât verilmi sayılır. Ara tırıp soru turmadan verip, sonradan yanıldı ı anla ılırsa tekrar zekât vermesi lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.171; bni Âbidîn c.2,s.11) SUAL: Seyyidlere zekât verilir mi? CEVAP Bugün seyyidlere zekât verilebilir. (Dürr-i Yekta, 178; Ahmed Tahâvi Emâli erhi) SUAL: (Kimlere zekât vermek daha efdaldir?) CEVAP Zekâtı, fakîr olan karde e ve hala, amca, dayı ve teyze gibi yakın akrabaya vermek daha sevabtır. Yakınları muhtaç iken, ba kalarına verirse sevabı olmaz. ( mdâd-üI-Fettah) Zekâtı ba ka ehre göndermek mekruh ise de, akrabaya veya kendi ehrinde fakir müslüman bulunmazsa, ba ka ehre göndermek caizdir. Zekâtı borcu olana vermenin, fakire vermekten daha iyi oldu u (Bezzaziye) fetvasında yazılıdır. Malını israf edene, haramda kullanana zekât vermek lâyık de ildir. (Dürr-i Yekta) SUAL: Zekât vermek için umumî vekil olan kimse, kendisinin zekât vermesi caiz olmayan kimselere, meselâ anne ve babasına vekâleten zekât verebilir mi? CEVAP Vekil oldu u için vermesinde mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.2,s.12) SUAL: Zekât alma artlarına haiz olan bir kimsenin zekât istemesinde bir mahzur var mıdır? CEVAP Dînen fakir olan kimsenin verilen zekâtı almasında mahzur yoktur. Verilmeden istemek sadaka istemek gibi haram olur. (Dürr-ül-müntekâ c.1,s.226; bni Âbidîn c.2,s.69) SUAL: (Ben zenginim. Hanımım fakirdir. Hanım bana vekâletini verse, onun adına zekât alabilir miyim?) CEVAP Alabilirsiniz. ( bni Âbidîn c.2,s.12,22)

U UR
SUAL: (Seâdet-i Ebediyyede, kira ücretinin yüksek oldu u yerlerde u runu mal sahibi verir. Kira dü ük olan yerlerde ise u runu kiracı verir deniyor. Kiranın yüksek veya dü ük olmasının ölçüsü nedir?) CEVAP Bu tarladan mal sahibi veya kiracı hangisi daha çok gelir elde ediyorsa, u runu o verir. ( bni Âbidîn c.2,s.50) SUAL: Meyve ve sebzelerin, pamuk, çay, tütün ve zeytinin u ru verilir mi? Zeytine çok masraf yapılıyor. Onda bir mi, yoksa yirmi de bir mi vermek icab eder? CEVAP Hepsinin u ru verilir. Sulama masrafı yapılmadıkça u runu onda bir vermek lâzımdır. Budama ve ilaçlama gibi masraflar yirmide bir verme i gerektirmez. ( bni Âbidîn c.2,s.50) SUAL: (Daha önce, erke in zevcesine zekât veremiyece ini yazmı tınız. Fakat, Nimet-i islâm kitabının zekât bahsinin 525. sayfasında, fakir olan zevceye zekât verilece i yazılıdır. Bu hususun açıklanması nasıl olur? CEVAP

mâm-ı A'zam hazretlerine göre, koca karısına, karı da kocasına zekât veremez. mâmeyne göre ise kadın kocasına zekât verebilir. (Mülteka zekât bahsi) Hanımı zengin olsa bile, bunun nafakasını vermek kocasına farzdır. Fakat kadın kocasına bakma a mecbur de ildir. Bu bakımdan mâmeyne göre, kadın bakma a mecbur olmadı ı kocasına zekât verebilir. mâm-ı A'zam hazretlerine göre ise, her ne kadar kadın kocasına bakma a mecbur de ilse de, verilen zekât yine ev içinde belki kadının ihtiyâçları için harcanaca ından kadın kocasına zekât veremez. (Nimet-i slâm)'ın bildirdi iniz sayfasına baktık. Orada öyle denilmektedir. (Zenginin, fakir olan zevcesine dahi zekât verilir.) Buradaki zenginden maksat, kocası de il, ba ka zenginlerdir. Ya'ni herhangi bir zencin, zengin olan bir kimsenin, fakir hanımına zekât verebilir. ( bni Abidîn c.2,s.64) SUAL: (Memlekette çay bahçemiz var. Çayı yeti tirirken ve toplarken ba'zı masraflar yapıyoruz. Mahsûlün zekâtını verirken bu masrafları dü mek lâzım mıdır? Masraflar dü ülürse kaçta kaç dü ülür?) CEVAP mâm-ı A'zam hazretleri buyuruyor ki: (Her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl topraktan alındı ı zaman, onda birini veya kıymeti kadar altın veya gümü ü, müslüman fakirlere vermek farzdır.) Hayvan gücü ile veya dolap ile, motor ile sulanan yerlerdeki mahsûl elde edilince, yirmide biri verilir. Çay için böyle bir sulama mevzu bahis olmadı ı için, hayvan, tohum, âlet, gübre, ilâç ve i çi masrafları dü ülmez. Yalnız hayvan, dolap veya motorla sulamadan dolayı u ur onda bir de il, yirmide bir verilir. Toprakdan alınan mahsûlün zekâtına u ur denir. Borcu olanın da u ur vermesi lâzımdır. Balın, pamu un, çayın, tütünün, zeytinin onda bir u ru verilir. U ru verilmeyen mahsûlü yemek haramdır. Yedikten sonra da u runu vermek lâzım gelir. Mahsûlün onda birini fakîr müslümana vermeden önce yemek haramdır. E er ölçü ile çıkarıp, ölçü ile yedikten sonra, yedi inin de u runu hesap edip verirse, önce yemi oldu u helâl olur. ( mâd-ülislâm S.225; bni Abidîn c.2,s.50,51) SUAL: U ru ne zaman vermelidir? CEVAP U ru henüz mahsûlü satmadan vermelidir. ( bni Abidîn c.2,s.53) SUAL: Patatesin u ru verilir mi? CEVAP Hanefî mezhebine göre patatesin u ru verilir. Para ile sulandı ına göre, u runu 1/20 nisbetinde vermek lâzımdır. Çıkan patatesin, henüz ortaklar tarafından taksim edilmeden önce yirmide birisi verilebildi i gibi, ortaklar kendi hisselerini aldıktan sonra u urlarını vermeleri de caizdir. ( bni Abidîn c.2,s.50,53) SUAL: Kaç kg balın uçru verilmesi lâzım olur? CEVAP Az olsun, çok olsun çıkan balın u runu vermek gerekir. (Kitâb-ül-harac s.76; bni Abidîn c.2,s.49; htiyar c.1,s.114) SUAL: Kaç kg. hububatı çıkanın u ur vermesi lâzım olur? CEVAP U ur vermek farzdır. Topraktan alınan mahsûlün zekâtına u ur denir. Borcu olanın da u ur vermesi lâzımdır. mâm-ı A'zam buyuruyor ki: (Her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl topraktan alındı ı zaman onda birini veya kıymeti kadar altın veya gümü ü müslüman fakirlere vermek farzdır.) ( htiyar c.1,s.113; Mültekâ s.32; bni Abidîn c.2,s.49) SUAL: U ru verilmiyen malın mislini satın alıp vermek veya geçmi senelerinkini aynı maldan vermek caiz midir? CEVAP Ya o malın yüzde onunu veya de erine tekabül eden altın lira vermek lâzımdır. Misli alıp verilmez. Fekat, o seneki mahsûlünden geçmi senelerin u runu verebilir. O caizdir. ( bni Abidîn c.2,s.22)

SUAL: U ra tâbi mahsûllerimizi fabrikaya verdik. Mahsûllerin bir kısmının parasını verdiler. U r verirken parasını aldı ımız mahsûlün mü yoksa bütün mahsûlün mü u runu vermemiz gerekir? CEVAP Mahsûlün tamamının u runu vermek lâzımdır. ( mâd-ül-islâm s.225; bni Âbidîn c.2,s.49) SUAL: Mahsûlü salma su ile suluyoruz. Ancak sulama suyuna ücret ödüyoruz. Bu ücret ödeme i i, suyu, hayvan, motor veya dolap gücü ile sulamaya girer mi? Ya'nî u runu onda bir mi, yoksa yirmide bir mi vermek icâp eder? CEVAP U runu yirmide bir vermek icâb eder. (Me'ârif-üs-sünen c.5,s.203; Hidâye c.1,s.78) SUAL: Babam u r vermiyor. Ben onun yerine versem olmaz mı? CEVAP Olmaz. Çünkü niyyet mühimdir. Mal sahibinin niyyet ederek vermesi lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.170,171; Bedayı' c.l,s.40; Feth-ul-kadîr c.2,s.113) SUAL: Bir kimse evinden uzakta bulunan tarlasındaki meyve ve sebzeleri muhtelif zamanlarda yese, bacılarına ikram etse bunların u runu verir mi? CEVAP Ya her defasında topladı ının kıymetini hesâb ederek verir. Veya hepsinin kıymetini toptan hesâb ederek u runu altın veya gümü olarak verir. ( mâd-ül-islâm s.225; Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr Ha iyesi c.1,s.420) SUAL: Evimizin bahçesinde ceviz a açları vardır. Cevizleri satıyoruz. U ru verilir mi? CEVAP Bahçe mahsûlünün u ru verilmez. Satılınca nisâb miktarını geçince, altın olarak kırkda biri zekâtı verilir. ( bni Âbidîn c.2,s.52) U r, zekât gibi de ildir. Fakirin de mahsûl varsa borçlu da olsa u runu vermesi lâzımdır. Toprakdan çıkan mahsûlün, çıktı ı zeman onda birini veya kıymetini altın veya gümü olarak vermesi farzdır. Tehir etmesi günâh olur. ( bni Âbidîn c.2,s.49; Mültekâ s. 32; htiyar c.1,s.113; Me'ârif-üssünen c.5,s.202) SUAL: U r için ayrılan bu dayın tamamı satılsa, misli kadar ba ka bu day verilebilir mi veya altın ve gümü verilebilir mi? CEVAP Misli veya altın, gümü verilebilir. ( bni Âbidîn- c.2,s.41) SUAL: U ru verilmesi gereken sebzelerin önceden yenilen miktarını tahmini olarak hesap edip, u runu vermek uygun mu? CEVAP Zannı galip ile yapılan tahmin mu'teber olur. ( mâd-ül-islâm s.225; Bedayı' c.2,s.63) SUAL: Bu dayın u runu bu day olarak de il de kıymetini vermek de mahzur var mıdır? CEVAP Evet, kıymetini altın veya gümü olarak vermekte mahzur yoktur. (Bedayı' c.2,s.41; bni Âbidîn c.2, s.22) SUAL: Ha ha bitkisinin tohumundan, afyonundan ve kabuklarından istifade edilmektedir. U runu hangi kısmından vermek lâzımdır? CEVAP e yarayan, para eden kısımlarının hepsinin u ru verilir. Bunların u ru, kıymetleri üzerinden verilir. Meselâ hepsi satılıp 100 bin lira etmi se, onda biri, ya'ni 10 bin lirası u ur olarak verilir. ( bni Âbidîn c.1,s. 50) SUAL: U ru verilen bir mal, stok olarak seneye kalsa, tekrar u runu vermek gerekir mi? CEVAP U ru bir kerre verilir. Tekrar vermek gerekmez. ( bni Âbidîn c.2,s.49,50)

SADAKA- FITIR

SUAL: Bir kimsenin alaca ı kadar borcu olsa, fitre vermesi gerekir mi? CEVAP Önce borcunu ödemesi lâzım olur. ( bni Âbidîn c.2,s.71) SUAL: (Fitre için bir miktar un ayırmı tım. Dükkânıma münasip bir fakir geldi. ( u torbadaki unu evine götür.) dedim. Te ekkür ederek alıp götürdü. Ba'zıları (Bu fitremdi, aldın kabul ettin mi demen lâzımdı) diyorlar. Fitreyi verirken bu fitremdir deme e hacet var mıdır?) CEVAP Niyyet kâfidir. Bu fitremdir deme e hacet yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.78) SUAL: Misafir olan kimse nisaba mâlik ise fıtra vermesi gerekir mi? CEVAP Gerekir. (Uyûn-ün-besâir c.1,s.233; Dâmâd c.1,s.226) SUAL: Fıtra nisabı hesâb edilirken ihtiyâç e yasından bahsedilmektedir. htiyâç e yası nedir? CEVAP htiyâç e yası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çama ır, evde kullanılan e ya ve âletler, binecek vâsıtası, meslek kitâbları ve ödiyece i borçlardır. (MerâkıI-felâh s.394; Hidâye c.1,s.82; Dâmâd c.1,s.226; bni Âbidîn c.2,s.73) SUAL: Bir kimsenin ödemesi gereken 100 bin lira borcu olsa, elinde de 100 bin lira mevcut parası bulunsa fıtra vermesi gerekir mi? CEVAP Fıtra vermesi gerekmez, borcunu ödemesi gerekir. (Feth-ul-kadîr c.2,s.218; Dâmâd c.1,s.226; bni Âbidîn c.2,s.73) SUAL: Sadaka-ı fıtır kimlere verilmelidir?? CEVAP Fakirlere verilmelidir. Salih olanlar tercih edilir. (Dürer c.1,s.196) SUÂL: Di er üç hak mezhebde de fıtra nisâb mikdarı aynı mıdır? CEVAP afiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheblerinde, bir günlük yiyece i olanın fıtra vermesi farzdır. (Me'ârifüs-sünen c.5,s.301) SUAL: Bu sene verilmesi gereken fıtra mikdarı nedir? CEVAP Fıtra mikdarı her sene de ime z. Fıtra olarak, yarım sâ' bu day veya bu day unu veya bir sa' arpa veya hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sâ' ölçek yerine 1750 gram bu day vermek ihtiyatlı olur. Fıtranın de eri altın veya gümü olarak da verilir. (Me'ârif-üs-sünen c.5,s.305; Fetâvâ-i Kâdîhân c.1,s.278) SUAL: Fıtra vermek kimlere vâcibdir? CEVAP htiyâcı olan e yadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan her hür müslimânın, Ramezân bayramının birinci günü sabahı, tan yeri aydınlanırken, Fıtra vermesi vâcib olur. (Merâkıl-felâh s.394; Feth-ul-kadîr c.2,s.218; Dâmâd c.1,s.226; bni Âbidîn c.2,s.72) SUAL: Fıtrayı ne zaman vermek lâzımdır? CEVAP Ramezân-ı erîfde, Ramezândan önce ve bayramdan sonra vermek de caizdir. Fekat bayram nemâzından önce verilince, sevabı daha çok olur. âfiîde Ramezândan önce verilemez. Mâlikî ve Hanbelî'de ise bayramdan sonra vermek lâzımdır. Bayramdan önce verilmez. (Bedayı' c.2,s.74; Me'ârif-üs-sünen c.5,s.300,314) SUAL: Fıtra nisâbına katılacak malın ticâret malı olması art mıdır? CEVAP

Fıtra ve kurban nisabı hesabına katılacak malın ticâret için olması art olmadı ı gibi, elinde bir yıl kalmı olması da lâzım de ildir. (Halbuki zekâtda elinde bir yıl kalması ve ticâret için olması artdır. Kadınların zîneti hâricdir. Nisabı bulursa zekâtı gerekir.) Bayramın birinci günü sabah nemâzı girdi i ânda, nisâb mikdarı kadar mala malik olanın fıtra vermesi vâcib olur. O ândan sonra nisaba kavu anın fıtra vermesi vâcib olmaz. ( bni Âbidîn c.2,s.72; Feth-ul-kadîr c.2,s.218; Merâkıl-felâh s.394) SUAL: (Fıtra verirken "fıtramı alıp kabul ettin mi" deme e lüzum var mıdır? Hediyemdir dese veya hiç bir ey demeden verse fıtra verilmi olur mu? Bir fakire, daha önce ayırdı ı fıtra miktarı unu göstererek unu al evine götür, çolu un çocu unla ye, dense fıtra verilmi olur mu?) CEVAP Hediyemdir dese veya hiç bir ey demese de fıtra verilmi olur. ( u unu götür) demekle de, fakir unu alıp götürünce fıtra verilmi olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.171; Uyûn-ül-besâir c.1,s.221) SUAL: Âmâ bir dilenci, 15 ya larında bir çocukla gidiyor. (Allah rızası için), (Resulullah hürmetine) diyerek sadaka topluyor. Böyle söyleyenlere sadaka vermekte mahzur var mıdır? CEVAP (Hadika) da dil âfetlerinde diyor ki: (And vererek, meselâ (Allah a kına) diyerek bir kimseden dünyalık ey istemek caiz de ildir. Hadis-i erifte bunların, mel'un oldukları bildirildi.) (Allah hakkı için unu yap) denirse bunu yapmak lâzım olmaz. Ya'ni yapmamak günah olmaz ise de, taat, hattâ mubah olan eyleri yapmak iyi olur.) SUAL: (Yazılarınızda hep niyyetin ehemmiyetinden bahsediyorsunuz. Sadaka verirken nasıl niyyet etmeli ve sadakayı kimlere vermeli? Fakirin de sadaka vermesi lâzım mıdır?) CEVAP Kendisine ve bakması vâcib olanlara lâzım olandan fazla malı bulunan kimsenin sadaka vermesi müstehabtır. Bakması vâcib olan kimsesi muhtaç iken, bunun sadaka vermesi günahtır. Sıkıntıya sabredemiyecek kimsenin, kendi muhtaç oldu u malı, parayı sadaka vermesi uygun de ildir, harama yakın mekruhtur. Çorak bir yere tohum atılırsa bo a gider. Kıraç ve kumlu bir topra a tohum atılırsa çok az mahsûl alınır. Sulak ve mümbit bir topra a tohum atılırsa, bire on, bire elli ve hattâ daha fazla mahsûl alınır. Allahü teâlâ, verece imiz sadakaya kar ı, bire on, bire yedi yüz ve hattâ daha fazla verece ini bildirmektedir. Tohumu ekmek için iyi toprak arandı ı gibi, sadakayı verirken de ehlini bulmak iyi olur. Her isteyene sadaka vermek uygun olmaz. Bankada yüzbinleri bulunan birçok dilenciye rastlanmı tır. Muhtaç olup da istiyemiyen salih bir fakire verilen sadakanın sevabı elbette çok fazla olur. Hele dine ihlâsla hizmet etmeye çalı an müesseselere yardım etmek çok büyük sevabtır. Dine hizmet ediyorum diye bid'at ve sapıklı ı yayanlara yardım etmenin vebali büyüktür. Sadaka veren kimsenin sadaka sevabını, Resûlüllah Efendimize, ana ve babasına, üzerinde hakkı bulunanlara ve bütün mü'minlere gönderme e niyyet etmesi iyi olur. Kendi sevabı hiç azalmadı ı gibi, hepsine de ayrı ayrı, hep o kadar sevab verilir. Bize böyle büyük ihsanlarda bulunan Allahü teâlâya ne kadar ükretsek azdır. ( bni Âbidîn c.2,s.69,70; Feth-ul-kadîr c,3,s.65,66; Tarîkat-ı Muhammediyye s.108; Tefsîr-i Kebîr c.14,s.8)

ORUCU BOZANLAR
SUAL: (Ev ha ereleri için mayi bir ilâçla evi ilaçladım. lâcın kokusunu ister istemez teneffüs ettim. Oruç bozulur mu?) CEVAP lâç az olursa bozulmaz. Sigara dumanı gibidir. Böyle i leri ak amdan sonra yapmak daha uygundur. SUAL: Tuz yemek orucu bozar mı? Azı bozar, ço u bozmaz diyorlar. Bize öyle bir ölçü verin ki, o ölçü ile orucu ne bozar, ne bozmaz bilelim! CEVAP öyle umumî bir ölçü verilebilir. A ızdan giren hemen her ey orucu bozar. ster deva veya gıda olsun, ister olmasın hepsi bozar. Ta , toprak, odun ve her çe it maden parçası yutulursa dahi oruç bozulur, kazası lâzım gelir, fakat keffaret gerekmez. Kil veya kilermeni denilen toprak yenirse hem kaza, hem keffaret lâzım gelir. Az tuz yemek, hem kazayı, hem de keffareti icap ettirdi i halde, çok tuz

yemek sadece kazayı icap ettirir. Âdet olmadı ı için çok tuz yenmesi toprak hükmündedir. A ızdan ba ka yerden vücuda giren çok eyler de orucu bozar. Fakat keffaret gerekmez. Meselâ; vücuda saplanıp içeride kaybolan bir odun parçası, bir demir parçası, bir kur un, i ne vurulmak, kula a ve burna ilâç damlatmak orucu bozar ve yalnız kaza lâzım olur. (Mevkûfât c.1,s.162; Feth-ul-kadîr c.2,s.253; bni Âbidîn c.1,s.97; Bedâyı' c.2,s.94; Dürer c.1,s.205) SUAL: Sahur yeme ini, takvimlerdeki saatden 5-10 dakika daha uzatsak mahzuru var mıdır? CEVAP Hiç uzatılmaz. Sahurla sabah nemâzının vaktleri birdir. Bu vakt ile oruca ba lamak lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1 s.51) SUAL: (Astım hastalarına kriz gelince bir alete takılan tablet seklinde bir ilâcın gazı teneffüs ettiriliyor. Hasta kriz gelince bunu teneffüs ediyor. Orucu bozar mı? CEVAP Gıda veya deva olan yahut keyf veren bir ey a ızdan mideye sokmakla oruç bozulur. Bahsetti iniz gaz deva için verilmektedir. Keyf veren sigara dumanı gibidir. Mideye gidince oruç bozulur. Kaza lâzım olur. (Merâkıl-felâh) SUAL: Bo aza ya mur veya kar kacsa oruç bozulur mu? CEVAP Oruç bozulur, yalnız kaza lâzım olur. (Mültekâ s.36; htiyâr c.2,s.103; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.100)

c.1,s.133;

bni

Âbidîn

SUAL: Sakızla çiklet aynı mıdır? Bunları çi niyenin orucu bozulur mu? CEVAP Çikletle sakız ayrıdır. Çiklet çi niyenin orucu bozulur. Çi nenmi sakızı çi nemek orucu bozmaz ise de mekruhdur. Erke in ise her zaman sakız çi nemesi mekruhdur. (Mültekâ s.36; htiyar c.1,s.134; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.100; bni Âbidîn c.2,s.103) SUAL: Ta yutmak orucu bozar mı? CEVAP Orucu bozar. Yalnız kaza lâzım gelir. ( bni Âbidîn c.2,s.103; Bezzâziyye c.4,s.99)

htiyar c.l,s.!33; Fetâvâ-i

SUAL: Vücuttaki herhangi bir yaraya konan ilâç beyne veya sindirim yollarına sızarsa, meselâ deri altına a ı yapılırsa oruç bozulur mu? CEVAP Oruç bozulur, yalnız kaza gerekir. (Mültekâ s.36; htiyar c.1,s.132; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.98,99; bni Âbidîn c.2,s.108; Mecma'ul-enhür c.1,s.241) SUAL: Di im çok a rıdı ı için morfinle di çektirdim. Orucum bozuldu mu? CEVAP Morfin orucu bozar. Yalnız kaza lâzım olur. (Mecma'ul-enhür c.2,s.245,246; bni Âbidîn c.2,s.98) SUAL: Kula ıma ilâç damlattım. Orucum bozuldu mu? CEVAP Kula a ilâç damlatmak orucu bozar. (Merâkıl-felâh s.368; Dâmâd c.1,s.241,245) SUAL: Kolonya orucu bozar mı? CEVAP Kolonya koklamak orucu bozmazsa da mekruhtur. Kolonyayı burna çekmek orucu bozar. Yalnız kaza lâzımdır. ( bni Âbidîn c.2,s.102; Merâkıl-felâh 361; Diirer c.1,s.207) SUAL: Tedavi niyyetiyle arıya sokturdum. Orucum bozuldu mu? CEVAP Arı kendili inden sokarsa, sakınmak mümkün olmadı ı için oruç bozulmaz. Fakat tedavi niyyetiyle sokturulunca oruç bozulur. Yalnız kaza lâzım gelir. (Mecma'ul-enhür c.1,s.240,245; Dürer c.1,s.202,205)

SUAL: Yıkanırken kula a, abdest alırken bo aza su kaçsa oruç bozulur mu? CEVAP Kula a su kaçarsa oruç bozulmaz. Fekat abdest alırken hatâ ile bo aza su kaçsa oruç bozulur. Yalnız kaza lâzım olur. (Dürr-ül-müntekâ c.1,s.245; Merâkıl-felâh s.362) SUAL: Kula a ve di çukuruna ilâç koymak orucu bozar mı? CEVAP Kula a konan ilâç orucu bozar, sadece kaza lâzım olur. Fekat di çukuruna konan ilâç orucu bozmaz. (Dâmâd c.1,s.241,246; Merâkıl-felâh s.368; Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr Ha iyesi c.1,s.450) SUAL: stiyerek veya istemiyerek a ız dolusu kusmak orucu bozar mı? CEVAP Zorlayarak a ız dolusu kusarsa oruç bozulur, sadece kaza lâzım olur. stemiyerek a ız dolusu kusmak ise orucu bozmaz. (Merâkıl-felâh s.362)

ORUCU BOZMAYANLAR
SUAL: drar çıkmaması için pamuk fitil koymak orucu bozar mı? CEVAP Hanefi mezhebinde bozmaz. afiî'de bozar. (Fetâvâ-i Fıkhiyye c.2,s.73; Mevkûfât c.1,s.164) SUAL: Çalı tı ımız yer çok sıcaktır. Demir döküm kısmıdır. Yazın oruç tutarken ba'zı arkada lar, so uk suda ba larını yıkıyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Serinlemek niyyetiyle ba ını yıkamak mekruhtur. Hiç de ilse bu i i yaparken oruçlarına yardımcı olmasına niyyet etmelidir. (Mevkûfât c.1,s.165; Bedayı' c.2,s.107; Merâkıl-felâh s.373) SUAL: Arı sokması orucu bozar mı? CEVAP Bozmaz. (Dâmâd c.1,s.240,245; Dürer c.1,s.202,205) SUAL: Bayılan bir kimseyi ayıltmak için a zına su akıtılsa orucu bozulur mu? CEVAP Orucu bozulur. Yalnız gününe gün kaza etmek lâzım olur. Keffaret gerekmez. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.202; Hidâye c.1,s.88) SUAL: Abdest aldıkdan sonra veya a zı yıkadıktan sonra kalan ya lı ı tükürük ile yutmak orucu bozar mı? CEVAP Bozmaz. ( htiyar c.1,s.133; Merâkıl-felâh s.361) SUAL: Ba kalarının içti i sigara dumanı gelerek a za girse oruç bozulur mu? CEVAP Bundan sakınmak mümkün olmazsa bozulmaz. Sakınmak mümkün iken sakınmazsa, sigaranın dumanı a zına, burnuna girerse oruç bozulur. ( bni Abidîn c.2,s.97,103; Mevkûfât c.1,s.l64) SUAL: (Her sene Ramazan'ın ilk günleri vücudumda iddetli a rı olur. Viks ile o unca geçer. Viks ile o mak orucu bozar mı?) CEVAP (Merâkılfelâh) erhinde, Tahtâvî diyor ki: (Ba ve gövdedeki yaraya konulan ilâcın sıvı olsun, katı olsun, beyne ve hazım yoluna gitti i iyi bilinirse, oruç bozulur.) Tentürdiyotun ya sürünmenin ve sürme çekmenin orucu bozmayaca ı ( bni Âbidîn)'de yazılıdır. Buradan anla ılıyor ki, viks ve bütün merhemler vücuda sürülmekle oruç bozulmaz. (Merâkıl-felâh s.368; bni Âbidîn c.2,s.116) SUAL: Ramazanda, di leri di macunuyla fırçalamakta mahzur var mıdır, orucu bozar mı? CEVAP Oruçlu iken di leri di macunuyla fırçalamak mekruhtur. Macunlarda tat ve koku bulundu u için, orucun bozulma tehlikesi vardır. ( bni Âbidîn c.2,s.112)

SUAL: Bo aza sinek kacsa oruç bozulur mu? CEVAP Bozulmaz. (Dürer c.1,s.202, Mevkûfât c.1,s.164; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.203; bni Âbidîn c.2, s.97) SUAL: Yutmadan yeme in tadına baktım ve kolonya kokladım, orucum bozuldu mu? CEVAP Oruç bozulmaz ise de mekrûhdur. (Mevkûfât c.1,s.164; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.199; Dürer c.1,s.207) SUAL: ehirlerarası otobüs yolculu unda otobüste çok sigara içtiler. Ba kalarının içti i sigaranın dumanı bo azıma gitti. Orucum bozuldu mu? CEVAP Sakınmak mümkün olmadı ı için oruç bozalmaz. (Mevkûfât c.1,s.l64; bni Âbidîn c.2,s.97,103) SUAL: Gece sahura kalkamadım. Uyandı ımda sabah ezanı okunuyordu. Oruca niyyet ettim. Ö leden sonra orucumu bozdum. Kaza mı, keffaret mi lâzımdır? CEVAP Niyyeti fecirden önce yapmadı ı için yalnız kaza lâzımdır. (Merâkıl-felâh s.363; bni Abidîn c.2,s.103,110) SUAL: Otobüste giderken üzerime kolonya döküp kokladım. Orucum bozuldu mu? CEVAP Kolonya koklamak orucu bozmaz ise de mekruhtur. (Mevkûfât c.1,s,164-, Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.199; Dürer c.1, s.207) SUAL: Di im a rıdı ı için di çukuruna ilâç koydum. Tadını bo azımda hissettim. Orucum bozuldu mu? CEVAP Oruç bozulmaz. (Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr Ha iyesi c.1,s.450) SUAL: Gözlerim a rıyordu. lâç damlattım. Orucum bozuldu mu? CEVAP Göze ilâç damlatılmakla oruç bozulmaz. (Tahtâvî Dürr-ül-muhtâr Ha iyesi c.1,s.450; Merâkılfelâh s.361) SUAL: Kan aldırmak orucu bozar mı? CEVAP Bozmaz. (Dürer c.1,s.201,202; htiyar c.1,s.131; Feth-ul-kadîr c.2,s.256) SUAL: Yutmadan yeme in tadına bakmak orucu bozar mı? CEVAP Orucu bozmaz ise de mekruhdur. (Mevkufât c.1,s.164; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.199; Dürer c.1,s.207)

ORUÇ KAZASI
SUAL: Orucu bozup yalnız kaza icap ettiren hususlar nelerdir? CEVAP Orucu bozup yalnız kaza gerektiren eylerden bazıları unlardır: 1- Hatâ ile bozularak. Meselâ abdest alırken bo azına su kaçmak. 2- Bo azına kar, ya mur kaçmak, 3- Tehditle, zorla orucu bozulmak. 4- Taharetlenirken içeriye su kaçmak. 5- Burnuna sıvı ilâç koymak. 6- Burnuna kolonya çekmek. 7- Öd a acı ve anber ile tütsülenip dumanını çekmek. 8- Ba kasının içti i sigara dumanını isteyerek çekmi olmak. 9- Kula ın içine ya ve ilâç damlatmak. 10- Derideki yaraya konan ilâcın içeriye girmesi.

11- Vücudun herhangi bir yerine i ne ile ilâç ırınga etmek. 12- steyerek, zorlayarak a ız dolusu kusmak. 13- Di i kanayan veya di çektiren kimsenin a zındaki kanı yutması. Veyahut tükrükle müsavi (e it) miktarda karı ık kanı yutmak. 14- Uyurken a zına su akıtmak. 15- Bo azına huni ile bir ey akıtmak. 16- Ramazanda sabaha kadar niyyet etmeyip, sonra bir ey yiyip içmek. 17- Fecr oldu unu, ya'ni imsak vaktinin bitti ini bilmeden yiyip-içmek. 18- Güne battı zannederek orucu bozmak. 19- Geceden di leri arasında kalan nohut kadar eyi yutmak. Nohuttan küçük ise bozmaz. 20- Oruçlu oldu unu unutarak yiyip içtikten sonra orucum bozuldu zannederek yiyip-içme e devam etmek. E er orucunun bozulmadı ını bildi i halde, yiyip içme e devam ederse keffaret de lâzım gelir. 21- htilâm olduktan sonra orucunun bozuldu unu zannederek yiyip içmek. Bozulmadı ını bilerek yiyip içerse keffaret de gerekir. 22- A rıyan di ini morfin vurdurarak çektirmek zorunda kalan kimse, orucu bozuldu u için yiyip içerse sadece kaza icap eder. 23- Seferde iken ikamete niyyet edip sonra yiyip içmek. 24- Mukim iken sefere çıkınca yiyip içmek. 25- Uyku halinde bir ey yemek. Geni tafsilât, ilmihal kitaplarında yazılıdır. ( bni Âbidîn c.2,s.97; Feth-ul-kadîr c.2,s,254; ihtiyar c.1,s.131; Ni'met-i slâm) SUAL: Ramazanda oruca niyyetli iken sefere çıktım. Sıca a dayanamam diyerek orucumu bozdum. Kaza mı lâzımdır, keffaret mi? CEVAP Yolculuk, orucu bozma ı mubah yapmaz. Sefere çıkan kimsenin o gün orucu bozmaması vâcibdir. Bozması helâl olmaz. E er bozarsa yalnız kaza lâzım olur. Yolculuk, oruca ba lamama ı mubah yapar. Orucu bozdu unuz için tevbe ve isti far etmeniz ve o günü kaza etmeniz gerekir. ( bni Âbidîn c.2,s.122,123; Feth-ul-kadîr c.2,s.273) SUAL: (Abdest alırken hatâen bo azıma su kaçtı. Orucum bozuldu u için ben de yiyip içtim. Kaza mı lâzımdır, keffaret mi?) CEVAP Hatâen oruç bozulunca yalnız kaza lâzım olur. Böyle kaza lâzım olacak ekilde oruç bozulunca yiyip içme e devam edilirse keffaret lâzım olmaz. Yalnız kaza lâzım olur. SUAL: Ramezândan kazaya kalan orucu tutarken kasden bozulsa keffaret gerekir mi? CEVAP Keffâret lâzım gelmez. Adak ve nafile oruçları bozunca da keffaret gerekmez. (Mevkûfât c.1,167; bni Âbidîn c.2,s.122,123) SUAL: Hasta bir kimse, oruç tuttu u zeman hastalı ı artacaksa, oruç tutmayıp, iyi olunca kaza etse bir mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yokdur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.207; Feth-ul-kadîr c.2,s.272) SUAL: Di i a rıdı ı için morfinle di diyerek yiyip içse yalnız kaza mı gerekir? CEVAP Evet. (Mecmâ'ul-enhür c.1,s.241) çektirmek zorunda kalan kimse, orucum bozuldu

SUAL: Üzerinde kaza borcu olan kimse, Ramazanda sefere çıkarsa hangisini tutması lâzımdır? CEVAP Kaza orucunu tutması lâzımdır. Çünki seferde oruç tutmak farz de ildir. Ramazandan sonra kaza eder. (E bâh oruç bahsi; bni Âbidîn c.2,s.116,124) SUAL: Unutarak orucumu yedim. Bozulmadı ı halde, bozuldu zannederek yeme e devam ettim. Kaza mı lâzımdır, keffaret mi?

CEVAP Yalnız kaza lâzımdır. (Mecmâ'ul-enhür c.1,s.243; Dürr-ül-müntekâ c.1s.243) SUAL: Hastalı ım sebebiyle birkaç kerre kustum. Kendili inden kusmak orucu bozmuyormu . Ben bozuldu zannederek yiyip içtim. Kaza mı lâzımdır, yoksa keffaret mi? CEVAP Bozuldu unu zannetti iniz için kaza lâzımdır. Bozulmadı ını bile bile yiyip içseydiniz keffaret de lâzım olurdu. (Dürr-ül-müntekâ c.1,s.243; Merâkıl-felâh s.362) SUAL: Ramezândan oruç kazası olan kimse bunları pe pe e tutması gerekir mi? CEVAP Pe pe e tutması gerekmez. Fekat oruç tutulması sünnet veya müstehab günlerde tutularsa daha uygun olur. Meselâ Muharremin dokuzuncu ve onuncu günü birlikde oruç tutmak sünnetdir. Her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri oruç tutmak ise müstehabdır. ( bni Âbidîn c.1,s.124; htiyar c.1,s.135) SUAL: Bir aylık geçinecek kadar parası olan bir fakir, kı ın kaza ederim diyerek, ramazan orucunu tutmıyarak çiftçilik yapsa günaha girer mi? CEVAP Dîni bir özrü olmadan ramazan orucunu tutmıyarak kazaya bırakmak büyük günâhdır. ( bni Âbidîn c.2,s.115; Behcet-ül-fetâvâ)

ORUÇ KEFFARET
SUAL: Orucu bozup hem kaza, hem keffaret icap ettiren hususlar nelerdir? CEVAP Orucu bozup hem kazayı, hem de keffareti gerektiren hususlardan bazıları unlardır: 1- Ramazan ayında oruçlu oldu unu bildi i halde ve fecr a armadan evvel niyyetli iken faideli bir ey yiyip içmekle, ya'ni gıda veya deva olarak yenilmesi âdet olan veya zevk ve keyf veren bir eyi a ızdan mideye sokmakla oruç bozulur. 2- Çiklet çi nemek. ( ekerli oldu u için orucu bozar. Sakız gibi de ildir.) 3- Sigara içmek. 4- Kan aldırmak, gıybet etmek gibi orucu bozmadı ı iyi bilinen bir eyden sonra, orucu bozuldu sanarak bile bile yemek. 5- Ramazanın bir gününde, kaza lâzım olan bir eyi yaparak orucunu bozan kimse, ba ka gününde de bu eyi kasten yine yaparsa keffaret de lâzım olur. 6- A zına giren karı, ya muru, doluyu yutmak. 7- Çi et yemek. 8- Kurumu et, pastırma yemek. 9- Bu day tanesini ve kavrulmu yahut ba a ından taze çıkarılmı arpa tanesini yemek. 10- Susam tanesini veya o kadar ba ka bir eyi dı arıdan alıp yemek. 11- Yenmesi âdet olan topra ı, kili veya çamuru yemek. (Yenmesi âdet olmayan toprak yenirse sadece kaza lâzım gelir.) 12- Az tuz yemek. 13- Misvak kullandıktan sonra orucun bozuldu unu zannederek yiyip içmek. 14- Oruçlu oldu unu unutarak yiyen kimse, oruçlu oldu unu hatırladıktan sonra orucu bozulmadı ını bildi i halde, yine yiyip içerse orucu bozulur. Hem kaza hem de keffaret lâzım olur. ( bni Âbidîn c.2,s.102; Feth-ul-kadîr c.2,s.253; htiyar c.1,s.131; Ni'met-i slâm) SUAL: Birkaç oruç keffareti ile birkaç oruç kazam var. Tevbe etmem kâfi midir? CEVAP Eski keffaret borçlarınız için bir keffaret orucu tutmanız kâfidir. Ayrıca oruç kazalarınızın hepsini de ödemeniz lâzımdır. Tevbe etmeniz kâfi de ildir. Ne kadar oruç borcunuz varsa hepsini kaza etmeniz gerekir. (Bedâyı' c.5,s.96) SUAL: Keffaret orucu nedir? CEVAP Ard arda altmı gün oruç tutmaktır. Altmı gün sonra tutmadı ı veya tutamadı ı her gün için birer gün daha kaza orucu tutmak lâzımdır. Ard arda altmı gün oruç tutamıyacak kadar ihtiyar veya devamlı hasta olan kimse, altmı fakiri bir günde iki kere doyurması lâzımdır. Veya bir fakiri her gün iki kerre doyurmak üzere altmı gün yedirmek lâzımdır. (Feth-ul-kadîr c.2,s.276; bni Âbidin c.2,s.109)

SUAL: Ramazanda nefse uyarak orucu bozucu bir harekette bulundum. Bu yaptı ım hareket, yalnız kazayı icap ettiriyormu . Yine nefsime esir olup nasıl olsa keffaret icap etmiyor diye aynı hareketi i ledim. Kaza mı lâzımdır, keffaret mi? CEVAP Ramazanın bir gününde, kaza lâzım olan bir ey yaparak orucunu bozan kimse, ba ka gününde de bu eyi kast ile yine yaparsa keffaret de lâzım olur. (Mecmâ'ul-enhür c.1,s.240; Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.205) SUAL: Hasta oldu um için orucumu tutamadım. Doktorlar iyi olmamdan ümitlerini kestiler. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Zengin iseniz her gün için bir fıtra miktarı bu day veya un veya kıymeti kadar altın veya gümü parayı bir veya birkaç fakire vermeniz lâzımdır. Ramazanın ba ında veya sonunda hepsini bir fakire de verebilirsiniz. leride hastalıktan kurtulursanız yine orucunuzu kaza etmeniz lâzımdır. (Tefsîr-i Kurtûbi c.2,s.288; Dâmâd c.1,s.249; Merâkıl-felâh s.376) SUAL: Ba'zıları (Herkes ömründe bir defa keffaret orucu tutmalıdır) diyorlar. Böyle bir ey var mıdır? CEVAP Böyle bir sözün aslı yoktur. Keffaret borcu olan keffaretini yerine getirir. Fakat keffaret olup olmadı ında übhe edenin keffaret orucu tutması iyi olur. (Bedâyı' c.2,s.89) SUAL: Keffaret orucu borcu olan, önce kazasını tutup sonra keffaretini tutsa olur mu? CEVAP Kazası keffaretten sonra yapılır. Fakat di er kazalar keffaretten önce de olur. ( bni Abidîn c.2,s.117; Feth-ul-kadîr c.2,s.261; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.97) SUAL: Keffâret orucunu tutarken, 50 gün tutdukdan sonra hastalandım. yi oldukdan sonra 10 gün daha tutsam keffaret borcumu ödemi sayılır mıyım? CEVAP Keffaret orucu, hastalık sebebiyle veya ba ka bir özrle bozulursa yeniden altmı gün tutmak lâzım olur. (Merâkıl-felâh s.375) SUAL: Kaza ve keffaret ne demekdir? CEVAP Kaza gününe gün oruç tutmakdır. Keffaret ise, bugün köle azâd etmek mümkün olmadı ından ard arda altmı gün oruç tutmak demekdir. Keffaret, ramezân orucunu bile bile bozmanın cezasıdır. (Merâkıl-felâh s.375; bni Âbidîn c.2,s.109) SUAL: Birkaç Ramezânda birkaç keffareti olan kimse her keffâreti için 60 gün oruç tutması mı gerekir? CEVAP Hepsi için bir keffaret kâfidir. Yalnız keffaret ödedikden sonra yeni bir keffâreti gerektirecek hâl vuku bulursa, yeniden 60 gün oruç tutması lâzım olur. ( bni Âbidîn c.2,s.110; Merâkıl-felâh s.367; Feth-ul-kadîr c.2,s.261) SUAL: Oruçlu oldu unu unutarak yiyip içen kimse, oruçlu oldu unu hatırladıktan sonra oruç bozulmadı ını bildi i halde, yine yeme e devam ederse ne lâzım gelir? CEVAP Hem kaza, hem keffaret lâzımdır. (Ni'met-i slâm, Orucu Bozanlar babı; Mecmâ'ul-enhür c.1,s.240,241) SUAL: Keffâret orucunu tutarken, ya'ni ard arda altmı gün oruç tutarken, araya Kurban Bayramı girse tutulan keffaret caiz olur mu? CEVAP Kurban Bayramı'nın her dört günü oruç tutmak haramdır. Haram i liyerek farz eda ve kaza edilmez. Bu bakımdan keffâreti bayram günlerine rastlıyan kimse, tekrar pe pe e altmı gün oruç tutması gerekir. (Merâkıl-felâh s.375; Ibni Âbidin c.2,s.110)

SUAL: Yanlı hesâb edilerek keffaret orucu Ramezâna isabet etse, ya'nî 58 gün oruç tutduktan sonra son iki günü ramezâna rastlasa, keffaret caiz olur mu? CEVAP Keffaret caiz olmaz. Yeniden pe pe e altmı gün oruç tutması lâzımdır. Bu bakımdan keffaret oruçlarına Ramezâna ve bayramlara rastlamıyacak ekilde ba lamalıdır. a'banın sonunda altmı günü temam olmazsa, üç günlük yola gitme e niyyet ederek vatanından çıkar. Ramezân'ın birinci günü, keffaret orucuna niyyet ederse keffâreti caiz olur. Çünki, E bah'da bildirildi ine göre, müsâfire Ramezân orucunun edası farz de ildir. Kaza etmesi caizdir. Bu ekilde keffaret borcu olmıyan veya herhangi bir dîni özrü bulunmıyan müsâfirin Ramezân orucunu seferde iken de tutması iyi olur. (E bâh; bni Âbidîn c.1,s.2S9; Me'ârif-üs-sünen c.6,s.7; Merâkıl-felâh s.375) SUAL: Bir kadın fecrden önce niyet etti i Ramazan orucunu özürsüz bozsa, ö leden sonra da oruç tutmamayı mubah kılan bir özrü, muayyen hastalı ı zuhur etse, bozdu u oruç için kaza mı lâzımdır, yoksa keffaret mi? CEVAP Hem kaza, hem keffâaret lâzım olur. Çünkü özürsüz bozmu tur. Sonradan zuhur eden özür, keffâreti ortadan kaldırmaz. (Feth-ul-kadîr c.2,s.262) SUAL: Oruç keffâreti için 60 günlük parayı alan ahıs, kırk günlü ünü kendisi yese 20 günlük parayı da ba ka bir fakire verse, keffaret parasını veren ahsın bundan haberi olmasa, keffaret ödenmi olur mu? CEVAP Ba kasına da verebilirsin diye izin vermesi lâzımdır. zin verilmemi ise caiz olmaz.( bni Âbidîn c.2,s.118,119) SUAL: Oruç keffaretini alan ahsın, her gün ara vermeden yemesi mi lâzımdır? Ara verdi i günler olursa sonradan onları yese olur mu? CEVAP Keffaret orucu tutarken ara verilmez. Fakiri doyurmak arka arkaya olması art de ildir. Bir gün yer bir gün yemiyebilir. zin almı sa ba kalarına da yedirebilir. ( bni Abidîn c.2,s.109; Bedâyı' c.2,s.76)

ORUÇ F DYES
SUAL: Keffareti olup da 60 gün oruç tutamıyan ihtiyar kimse, altmı günlü ünü bir fakire bir günde toplu verse olur mu? CEVAP Olmaz. Sadece bir günlü ünü vermi olur. Aç olan altmı fakiri bir günde iki kerre doyurmak lâzımdır. Bir fakiri her gün iki defa doyurmak üzere altmı gün yedirmek de olur. (Merâkıl-felâh s.376; bni Abidîn c.2,s.116, c.3,s.60) SUAL: Oruç tutamıyacak kadar ihtiyar olan bir zengin, hergün için verilmesi gereken fıtra miktarını ramezânın ba ında veya sonunda hepsini topdan bir fakire verebilir mi? CEVAP Verebilir. ( bni Abidîn c.2,s.60,61)

ORUÇTA N YYET VE ORUÇ VAKT
SUAL: (Sahurda (Bugünkü oruca) diye mi, yoksa (Yarınki oruca) diye mi niyyet edilmelidir? Niyyet ne zaman ve nasıl yapılmalıdır?) Orucun farzı üçtür: 1- Niyyet, 2-Niyyeti ilk ve son vakti arasında yapmak, 3-Orucu bozan eylerden sakınmak. Ramazanda her gün ayrı ayrı niyyet etmek lâzımdır. Toptan niyyet olmaz. Niyyetin ilk vakti, ak am ezanı okurken ba lar. Bu bakımdan niyyeti iftar açarken yapmak daha münasip olur. Niyyet ettikten sonra da sahurdan önce yemek yenir. Niyyetin son vakti ö le ezanına bir saat kalıncaya kadardır. Ak amdan niyet etmeyen ve niyyeti unutan kimse ö leye bir saat kalıncaya kadar niyyet edebilir. Ramazan ve nafile oruçlarda niyyet bu zamana kadar yapılır. Kaza ve keffaret oruçlarında fecrden sonra niyyet yapılmaz. Bu bakımdan ak amdan niyyet etme e

alı mak en isabetli yoldur. Niyyet demek, yarın oruç tutma a kalbinden karar vermek, demektir. Ak am saati kurarken, sahura kalksam da kalkmasam da oruç tutaca ım diye hatırından geçiren kimse oruca niyyet etmi olur. Bugün ve yarın demesine de il, hangi günkü orucu tutmaya karar vermi se mühim olan odur. Önünde tutaca ı gün varken, daha sonraki gün için niyyet edilmez. Ak am iftarı açarken yarınki oruca niyyet edilir. Sahurda da yarınki oruca diye niyyet edilmesinde mahzur yoktur. Sahurda tutaca ı günü dü ünerek bugünkü oruca diye niyyet etmekte mahzur yoktur. Güne do duktan sonra tutmakta oldu u gün için bugünkü oruca diye niyyet edilir. Niyyet ederken, bugün veya yarın kelimelerini söylemek de il, tutaca ı veya tutmakta oldu u orucu dü ünmek lâzımdır. SUAL: Ba'zıları keffaret orucu bir oruçtur. 60 gün için bir niyyet etmek kâfidir diyorlar. Her gün ayrı ayrı niyyet etmek mi lâzımdır? CEVAP Bir niyyet kâfi de ildir. Her gün için ayrı ayrı niyyet etmek lâzımdır. Hattâ fecrden sonra niyyet edilse sahih olmaz. Yeni ba tan keffarete ba lamak lâzım olur. (Merâkıl-felâh s. 353; htiyar c.1,s.126; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.97; Mültekâ s.35) SUAL: (12 parmak barsa ımdan hastayım. Günde altı ö ün yemek yemem lâzımdır. Oruç tutamadı ıma göre, bu oruçları ne zaman tutmam lâzımdır?) CEVAP yi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yemelidir. Zengin ise, her gün için bir fıtra, ya'ni 1750 gram bu day veya un veya kıymeti kadar altın veya gümü parayı, bir veya birkaç fakire verir. Ramazanın ba ında veya sonunda toptan hepsi bir fakire de verilebilir. Sonradan kuvvetlenirse, Ramazan oruçlarını ve kaza oruçlarını tutar. Fidye vermeden ölürse, iskat yapılması için vasiyyet eder. Fakir ise fidye vermez. Dua eder. Böyle hasta veya ihtiyar kimse, sıcak veya so uk mevsimde tutamıyorsa, uygun gelen mevsimde kaza eder. Zekât verecek kadar zengin olmayan kimse fakir kabul edilir. ( bni Âbidîn c.2,s.119) SUAL: Ramazanda bazı günler, bozulma ihtimalini dü ünerek keffaret olmasın diye fecrden sonra niyyet edilse mahzuru olur mu? CEVAP Bütün Ramezân boyu fecrden sonra niyyet edilse de mahzuru yoktur. Fakat sebebsiz geciktirmek lüzumsuzdur. (Merâkıl-felâh s.353; htiyar c.1,s,126; Mültekâ s.35; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.97) SUAL: Ramazân orucuna niyyet ederken, Ramazân orucu demeyip yalnız oruç dense niyyet sahih olur mu? CEVAP Yalnız oruç tutma a niyyet ettim demek sahihdir. Hattâ nafile oruç demek de câizdir.(Merâkılfelâh s.353; htiyar c.1,s.126; Mültekâ s.35; Fetâvâ-i Bezzâziyye c.4,s.97; bni Âbidîn c.2,s.85,86) SUAL: Sâ'at veya takvimlerin yanlı olma ihtimali dü ünülerek iftarı ak am nemâzından sonraya bırakmakda mahzur var mıdır? CEVAP ftarı nemâzdan önce yapmak müstehab ise de, bir ibâdeti bozulmak übhesinden kurtarmak için müstehab terk edilerek önce nemâzı kılmak ve sonra orucu bozmak ihtiyata daha muvafık görülmü dür. ( bni Âbidîn. c.2,s.114) SUAL: Uyandım baktım ki sahur vakti çıkmı , sabah ezanı okunuyor. Niyyetlenmek için yemek yemem lâzım mıdır? Bir seferinde de güne do dukdan sonra uyandım. O günkü orucu tutmam gerekir mi? CEVAP Sahur vakti çıkdıkdan sonra yemek yenmez. Yenirse o günkü orucu kaza etmek lâzımdır. Niyyet etmek için yemek yimek gerekmez. Sahurdan sonra, güne do dukdan sonra da niyyet edilmesi caizdir. Hatta ö le ezanına bir saat kalıncaya kadar niyyet edilebilir. afiî'de ise fecrden sonra niyyet edilmez. Bu bakımdan niyyeti ak amdan yapmak daha uygun olur. (Merâkıl-felâh s.369; Dürer c.1,s.204) SUAL: Keffaret orucu tutuyorum. Sahura kalkmak niyyetiyle saati kurdum. O saatda uyanamadım. Baktım sabah ezanı okunuyor. Bu orucuma niyyet etmi oldum mu? CEVAP

E er saati yarın oruç tutmak niyyetiyle kurmu sanız orucunuz sahihtir. Niyyet kalb i idir. Yarın oruç tutaca ınızı aklınızdan geçirmi seniz niyyet etmi siniz demektir ( bni Âbidîn c.1,s.72; Dürer c.1,s.62,197,198) SUAL: Minarenin ı ıkları yanınca hemen Ramezân orucumu açtım. Ben orucumu açtıktan sonra baktım ki minarenin ı ıkları tekrar sönmü . Câmi'ye gittim. Müezzine sordum. Yanlı lıkla minarenin ı ıklarını yaktı ını söyledi. Benim orucum bozuldu mu? CEVAP Vakt girmeden iftar edildi i için oruç bozulmu dur. Ancak kasden bozulmadı ından keffâret lâzım olmaz. Gününe gün kaza gerekir. Güne batdı zannederek iftar eden kimsenin de orucu bozulur, yalnız kaza gerekir. (Merâkıl-felâh c.1,s.163) SUAL: Bildi iniz gibi, bu seneki takvimlerle geçen seneki takvimler arasında ba'zı vakitlerde 10-15 dakika kadar fark vardır. Bu seneki takvimlerde yazan imsak vaktine ne kadar kala, yiyip içmeyi bırakmalıdır? CEVAP htiyatlı hareket etmek için imsak yazan vakitten 15 dakika önce yiyip içmeyi kesmelidir. msak yazan vakitten itibaren de sabah namazı kılınır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.51) SUAL: (Namazların ve orucun vakitlerini takvimden anlamak caiz oldu unu gazetenizden ve kitablarınızdan ö renmi bulunuyoruz. Piyasada bulunan takvimlerin iki kısım oldu unu, bunların bildirdikleri namaz vakitlerinin birbirine uymadıklarını i itiyoruz. Bu haber do ru mudur? Do ru ise, Türkiye Gazetesi Takvimi bunlardan hangi kısımdadır? Türkiye Gazetesi Takviminden namaz ve oruç vakitlerini sıhhatli olarak ö renebilir miyiz?) CEVAP Bilhassa imsak vakitleri bakımından iki kısım takvim arasında 15 dakika fark bulunmaktadır. Birinci kısımdaki takvimlerde imsak vakti 15 dakika sonradır. Bu takvimlerde bildirilen imsak zamanlarında sabah namazı kılma a ba lamalı, oruca bu zamandan 15 dakika evvel ba lamalıdır. Türkiye Gazetesi Takvimi bu birinci kısımdandır. Avrupa'daki muhtelif hükümetlerde çıkarılan takvimlerdeki slâm Merkezinin (Namaz Vakitler) ismi ile çıkardı ı takvimin her sahifesinde (Oruç vakti bildirdi imiz imsak vaktinden 15 dakika evvel ba lamaktadır) cümlesi yazılıdır. kinci kısım takvimlerde yazılı olan imsak vakitleri 15 dakika evveldir. Bu takvimlerde yazılı olan imsak vakitlerinde oruca ba lanmalı, sabah namazını bundan 15 dakika sonra kılmalıdır. Bu suretle ihtiyatlı hareket edilmi olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.1,s.51) SUAL: Güne do duktan sonra kaza orucuna niyyet ettim. Orucu tuttuktan sonra niyyeti fecirden önce yapmam lâzımdı, dediler. Tuttu um oruç ne oldu? CEVAP Tuttu unuz oruç nafile oldu. Çünkü nafile oruca ö le namazına bir saat kalıncaya kadar niyyet edilebilir. (Mültekâ) SUAL: ftarı acele etmek, sahuru geciktirmek sünnettir. Aceleden maksat, nedir? CEVAP Bahr ve bni Âbidînde bildirildi ine göre, acele etmek, yıldızlar görülmeden önce iftar etmek demekdir. ( bni Âbidîn c.2,s.114) SUAL: Kaza ve keffâret oruclannda niyyetin son vakti ne zamandır? CEVAP Bu oruçlara niyyet, fecre kadardır. Fecrden sonra niyyet edilemez. Fecr, yimek, içmek vaktinin sona erdi i, ya'nî imsak vaktinin bitti i zamandır. (Merâkıl-felâh s.353; bni Âbidîn c.2,s.85,86) SUAL: Ramazân orucu ile nafile oruçlarda niyyetin son vakti ne zamanda? CEVAP Dahve vaktine kadardır. Dahve vakti, oruç müddetinin yarısıdır ki, ö leden bir sâ'at kadar evveldir. Bu vaktden sonra niyyet edilirse sahih olmaz. ( bni Âbidîn c.2,s.85; Mültekâ s.35; htiyar c.1,s.126)

ORUCA A T MES'ELELER
SUAL: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir? CEVAP

Allahü teâlâ, insanlara gücünün yetmiyece i i leri emretmez. Bizim yapaca ımız ibâdetin kendisine hiç faidesi yoktur. Yapılmasını emretti i i lerde sayısız hikmetler, insanlar için çe itli faideler vardır. Her ibadeti yapmamayı mubah kılan ba'zı özürler vardır. Oruç tutmamayı mubah kılan özürlerden ba' zıları unlardır: 1- Hasta hastalı ının artmasından veya iyi olmasının gecikmesinden yahut iddetli a rı gelmesinden veya hastabakıcı, hastalanarak, onlara bakamayıp helak olmalarından korkar ise, oruç tutmayıp sonra kaza eder. Sa lam kimse, hasta olaca ını çok zannederse, oruç tutmayıp sonra kaza eder. Çok zannetmek, kendi tecrübesi ile yahut tâbib-i müslim-i hazıkın haber vermesi ile anla ılır. 2- Güçlü bir kimsenin tehdit ederek, (oruç tutarsan u uzvunu keserim, malını yok ederim, i kence ederim) diyerek cebren oruç tutturmazsa, o kimse i in ciddiyetine binaen oruç tutmaz, sonra kaza eder. 3- Zehirli hayvan sokan kimse, ilâç alarak orucunu bozar. Ramazan'da sonra kaza eder. 4- Susuzluktan hastalanıp ölmesi muhakkak olan herkes, orucunu bozup sonra kaza eder. 5- Hamile veya sütveren (emzikli) kadın zayıf ise, oruç tutmayıp iyi olunca kaza eder. 6- Misafir ya'ni üç günlük mesafeye gitmek için yola çıkan kimse, orucunu ertesi gün bozabilir ve ramazandan sonra kaza eder. Oruç tutması kendisine zarar vermezse misafirin de oruç tutması iyi olur. 7- Özürlü kadın, özrü gecikinceye kadar oruç tutmaz. Ramazanda tutamadı ı oruçları kaza eder. 8- Oruç tutamıyacak kadar pek ya lı kimse, oruç tutmaz. Zengin ise tutamadı ı oruçların fidyesini verir. Oruç tutmama ı veya ba lanmı bir orucu bozmayı mubah kılan daha ba ka özürler vardır. lmihâl kitaplarında tafsilâtlı olarak bildirilmi tir. ( htiyar c.l,s,134,135; bni Âbidîn c.2,s.115; Dâmâd c.l,s.248; Dürr-ül-müntekâ c.l,s.248; Dürer c.l,s.209) SUAL: Kutuplara ve Ay'a giden müslümanlar orada seferi de illerse Ramazan ayında oruç tutmaları lâzım mı? Nasıl oruç tutarlar? CEVAP Kutuplara ve Ay'a giden müslümanın da, seferi de ilse, Ramazan ayında gündüzleri oruç tutması lâzımdır. 24 saatten daha uzun günlerde saatle ba lanıp saatle bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan bir ehirdeki müslümanların zamanına uyar. (Usûl-ü Serahsi c.1,s.100; Dâmâd c.1,s.71; bni Âbidîn c.1,s.242) SUAL: (13 ya ında bünyesi çok zayıf bir kızım. Oruçlu oldu um zaman, ba ım dönüyor, halsiz ve takatsiz dü erek hasta oluyorum. Bu halim, orucumu kazaya bırakma a özür te kil eder mi?) CEVAP Müslüman bir doktor, oruç tutamıyaca ınızı bildirirse, kazaya bırakarak sıhhat bulunca tutmanız caiz olur. ( htiyar c.l,s.l34) SUAL: Ramazanın giri i ile di er arabî ayların ba langıcını hesab veya ba ka usûllerle tesbit etmek mümkün müdür? CEVAP Ramazanın giri i ile di er arabî ayların ba langıcını hesab ile veya ba ka usûllerle tesbit etmek mümkündür. Hangi usûlle olursa olsun, ayın ba langıcı kat'i olarak hesaplansa bile, dinimizce Ramazan ayı ve orucun ba laması için kâfi de ildir. Bu bakımdan ayın gözetlenmesi vâcibdir. Çünki, bni Âbidîn, kıble tâyinini anlatırken buyuruyor ki: (Ramazan-ı erifin birinci gününü anlamakta takvimlere güvenmemelidir, buyuruldu. Çünki oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" (hilâli görünce oruca ba layınız!) buyurdu. Halbuki hilâlin do ması, görmekle de il, hesapladır ve hesap, sahih olup, hilâl, hesabın bildirdi i gece do ar. Fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca hilâlin do du u gece de il, görüldü ü gece ba lamak lâzımdır. Çünki dinimiz böyle emir buyurmaktadır.) Hilâl do du u geceden önceki gecelerde, hiç bir yerden görülmeyece i için, Ramazan-ı erîf, hesapla bulunan günden önce ba layamaz. O gün veya bir gün sonra ba lar. O halde oruca takvimle hesapla de il, hilâli görmekle ba lanır. Ramazanın ba langıcını tesbit etmek için, hilâl denilen gökteki ayı görmek veya görülmezse, aban ayını otuz güne tamamlamak lâzımdır. Yani hava bulutlu olup da, hilâl do du u halde, görülmezse, abanın otuzundan sonra Ramazan ba lıyor demektir. Bulutlu havada, erkek veya kadın âdil bir müslümanın (yeni ayı gördüm) demesi ile Ramazan oldu una hükmedilir. Bulutsuz havada ise, birçok müslümanın söylemesi ile kesinlik kazanır.

abanın otuzuncu gecesi veya yirmidokuzuncu gecesi, bir ehirde hilâl görülünce, bütün dünyada oruca ba lamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl, gelecek gecenin hilâlidir. Yirmidört saatden daha uzun günlerin bulundu u memleketlerde, oruç saat ile ba lanıp, saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan bir ehirdeki müslümanların zamanına uyulur. Yukarıdaki ifadelerden anla ılaca ı gibi, aban ayının yirmi dokuz ve otuzuncu günleri ibâdet oldu u için gökte Ramazan hilâlini aramamız lâzımdır. Bununla beraber, Diyanetin veya ba ka ilgililerin bildirecekleri günde oruca ba lar ve yine bildirecekleri günde orucu bozarız. htiyata riayet etmek için her sene iki gün kaza orucu tutmamız uygun olur. SUAL: ( abanın son günü oruç tutmakda mahzur var mıdır?) CEVAP aban ayı, 29 veya 30 gün çeker. aban 29 çekerse, ondan sonraki gün Ramazan demektir. aban veya Ramazan oldu u bilinmeyen güne yevm-i ek ( ek günü) denir. aban mı, Ramazan mı belli olmayan bir günde oruç tutmak mekruhtur. Böyle üpheli bir günde, (Yarın Ramazan ise oruç tutma a, de ilse iftar etme e) eklinde niyyet eden kimse, oruç tutmu olmaz. Çünkü oruca niyyet ederken kat'iyyet lâzımdır. Böyle tereddütle oruca karar verilmi olmaz. aban ayının tamamını oruçlu geçiren veya son üç gününde oruçlu bulunan kimse için ek günü oruç tutmak efdaldir. ek gününde nafile oruç tutmakta mahzur yoktur. Fakat yarın oruca niyyet edip (Ramazan ise farz orucu, de ilse nafile oruç tutmu olurum) diye niyyet edilmemelidir.(Mülteka ve Nimet-i slâm) (Merâkıl-felâh s.354; bni Âbidin c.2,s.89) SUAL: Senenin her günü oruç tutmak caiz midir? CEVAP Caiz de ildir Fıtra bayramının birinci günü ve kurban bayramının her dört günü oruç tutmak haramdır. Ayrıca mekruh olan oruçlar da vardır. Muharremin yalnız onuncu günü oruç tutmak, yalnız cumartesi günleri oruç tutmak, Nevruz ve Mihrican günleri oruç tutmak, bütün sene hergün oruç tutmak ve konu mamak artı ile oruç tutmak mekrûhdur. (Nevruz, Martın yirmi birinci günüdür. Mihricanda Eylülün yirmibirinci günüdür.) (Me'ârif-üs-sünen c.6,s.144; Merâkıl-felâh 350) SUAL: Ba'zıları diyor ki, (bu uzun ve sıcak günlerde oruç tutmayıp kı ın kısa günlerde kaza edilince keffâret lâzım olmaz. Bir günâhı olursa bana aitdir.) Buna ne denir? CEVAP (Günâhı bana aitdir.) demekle günâh i liyen kimse o günâhdan kurtulmaz. Behcet-ül-fetâvâda böyle söyliyen kimselerin iddetli ta'zir edilerek cezalandırılmasının gerekti i bildirilmekdedir. Bu bakımdan böyle kimselerin sözlerine inanmamalı, dîni bir özr yokken orucu zamanında tutmalıdır. SUAL: (Oruç tutmak insanı zaîfletir) diyorlar. Do ru mudur? CEVAP Bugünkü tecrübeler göstermi dir ki, oruç, zaîfleri kuvvetlendirir, zihinleri açar. Allahü teâlâ fâideli eyi emreder. Zararlı eyi emr etmez. SUAL: (Ramazan yakla maktadır. abanın son günü oruç tutmanın mekruh oldu u söyleniyor. Hattâ Ramazan ayını ondan bir gün veya iki gün evvel oruç tutarak kar ılamanın men edildi ine dair hadis-i erif oldu unu söylüyorlar. Ben abanın tamamını oruç tutarak geçiriyordum. Yevm-i ek nedir? Oruç tutmamda mahzur var mıdır?) CEVAP Yevm-i ek ( ek günü), abanın 29'undan sonra gelen gün demektir. aban 29 veya 30 gün çeker. 29 çekerse ondan sonraki Ramazan demektir. Ya'ni aban veya Ramazandan oldu u bilinmeyen, übheli gün demektir.. Bildirdi iniz hadis-i erif do rudur. ek günü, Ramazan-ı erife niyyet ederek oruç tutmak mekruhtur. ek gününde (Ramazan ise oruç tutmaya de ilse iftar etmeye) eklinde niyyet eden kimse oruç tutmu olmaz. Ramazan haricinde nafile oruç tutan kimse de (Yarın bir davet çıkarsa yerim, çıkmazsa oruç tutarım) diye niyyet ederek oruç tutarsa, oruç tutmu sayılmaz. Zira oruçlarda niyyet ederken kat'iyyet lâzımdır. Böyle tereddütle oruca karar verilmi olmaz. aban ayını tamamen oruçlu geçiren veya son üç gününde oruçlu bulunan kimse için ek günü oruç tutmak efdaldir. ek gününde nafile oruç tutmakta da mahzur yoktur.( ir'a-tül-islâm s.195; Bedâyf c.1,s.78) SUAL: Bir kadının özrü sabah ezanı okunurken sona erse, yiyip içmesinde mahzur var mıdır? CEVAP

Bir ey yiyip içmez. Oruçlu gibi durması vaciptir. ( bni Âbidîn c.2,s.106) SUAL: Ramazanda yiyip içme yerlerini i letmek günah mıdır? CEVAP Evet, günâhdır. SUAL: El briz kitabında okudu uma göre, Kadir gecesi Ramazan ayının dı ında da vâki oluyormu . Halbuki mâm-ı Rabbani hazretlerinin Mektûbât'ında okudu uma göre, Ramazan ayında vâki oluyor. El briz mu'teber bir kitap de il midir? CEVAP Müslümanlar için mâm-ı Rabbani hazretleri senettir. El briz'i, ümmi, yani okur-yazar olmayan bir zatın yazdırdı ı söylenmektedir. çinde ba ka hatâlar da vardır. Kadir gecesi Ramazan ayının dı ında vâki olmaz. SUAL: Fakir oldu um için ba'zıları bana fitreleri ile oruç fidyelerini verdiler. Bunları ba ka fakirlere vermem de mahzur var mıdır? CEVAP Kendi ihtiyacınız azsa ba ka fakirlere vermek daha efdaldir.

HAC
SUAL: (Hacca gidip, haccı kabul olan insanın bütün günahlarının afvolaca ını söylüyorlar. Her günah silinir mi?) CEVAP Kul hakkı ve namaz, oruç, zekât gibi kaza borçları afvolmaz. Vaktinden sonraya bırakma günahları afvolur. SUAL: Hacdan gelen kimsenin hac mevlüdü okutması lâzım mıdır? CEVAP Hac mevlüdü diye bir ey yoktur. SUAL: Vazifeli olarak hacca gitmem ihtimali var. Fakat kadınlara dokunmak haram oldu u için haram i leyerek farz yapılmıyaca ına göre, farzı terk etmem mi lâzımdır? CEVAP Haram i leyerek farz yapılmaz demek, farzı haram i lemeden yapmalıdır demektir. Yoksa farzı terketmelidir demek de ildir. Hacca gidince kadınlara karı mamalı, gecenin geç saatlerine kadar beklemeli ve çok uzaklardan tavaf etmelidir. Harama ehemmiyet vermeden kadınlara dokunarak tavaf edilmez. Suudî Arabistan Hükümeti istese bu i e bir çâre bulabilir. Ya kadın ve erkekler için ayrı saatler tesbit edebilir veya erkek ve kadınlara mahsus otobüs duraklarındaki kenarları demirli yollar gibi, kadın ile erkek arasını ayıran perdeler yapılabilir. ( bni Âbidîn c.1,s.105; Uyûn-ül-besâir s.135) SUAL: (Fakir oldu um halde Mekke'de çalı an o lumu görme e gidece im. Umre yapıp gelece im. Ba'zıları umre yapana hac farz olur diyorlar. Umre yapınca hac farz mı olur?) CEVAP Umre yapana hac farz olur sözünün aslı yoktur. Mekke'ye hac zamanında gitmeyene hac farz olmaz. (Feth-ul-kadîr c.2,s.317; Dürr-ül-muhtâr c,2s.138,139) SUAL: Hacca gitti imde kesilen kurbanların buldozerlerle gömüldü ünü gördüm. Halbuki israf haramdır. Süûd hükümeti neden bu etleri frigorifik vagonlarla buzhanelere götürmüyorlar? srafa sebeb olmamak için hacda kurban kesilmese olmaz mı? CEVAP Süûd hükümeti vehhâbidir. Bunlar, Ehl-i sünneti mü rik bildikleri için kestiklerini yemeyip gömüyorlar. Hacda bulunan kimse seferi oldu u için bayram kurbanı kesmesi vâcib de ildir. Kârin ve mutemetti hacıların ükür kurbanı kesmeleri vâcibdir. (Bedayi c.2,s.174) SUAL: Ticaret niyyetiyle veya herhangi bir ey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri, ihrâmsız geçerek Hareme girmeleri caiz midir? CEVAP Bu kimselerin Hareme, ya'ni Mekke-i Mükerremeye girmeleri haramdır. Bu kimseler geri mikâta gelip ihrama girmesi lâzımdır. hrama girmezse kurban kesmek lâzım olur. (Mizan-ül-kübra c.2,s.34; Bedayi' c.2,s.164; Feth-ul-kadîr c.2,s.335)

SUAL: Süûd hükümeti gelen hacı adaylarından ayakbastı parası alıyorlar. Bu parayı almak haram de il midir? CEVAP Ayakbastı parası almak müslimânlara haramdır. ( bni Âbidîn c.2 .c.2 s.144, 145; c.3, s.249) SUAL: Hacda kesilen kurbanların israf oldu u bilinmektedir. Kârin ve mutemetti hacıların ükür kurbanı kesmeleri vâcibdir. srafa sebeb olmamak niyyetiyle müfrid hacı olma a niyyet edince ükür kurbanı kesmek vâcib olmaktan çıkar mı? Yahut kârin ve mutemetti hacıların israfı önlemek niyyetiyle ükür kurbanı kesmeyip Zilhiccenin 7, 8, ve 9. günleri ve bayramdan sonra 7 gün daha oruç tutmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kârin ve mutemetti hacılar, israfa sebeb olmamak niyyetiyle vâcib olan ükür kurbanını kesmemeleri için müfrid hacı olma a niyet edince ükür kurbanı kesmek vâcib olmaz. Müfrid hacı olma a niyyet etmezse Zilhiccenin 7,8, ve 9. günleri ile bayramdan sonra 7 gün daha oruç lâzımdır. Seferi olan hacılar, bayram kurbanını kesmeleri vâcib de ildir. ( bni Âbidîn c.2,s.181,193) SUAL: Hacca giden bir kom umuz anlattı. [Medine'de namaz kılıyormu . Cami çok kalabalıkla mı , kadın erkek karı mı . Birisi kalkıp kadınlarla birlikte namaz kılınamıyaca ını ba ıra ba ıra söylemi . Ba ka birisi de (Buralar mübarek yerlerdir olur olur, namazınızı kılın) demi . Namaz kılındı. Benim içime übhe dü tü ü için bilâhare namazımı iade ettim.] CEVAP Hiç bir yerde caiz de ildir. Haramı mübarek yerlerde i lemek daha büyük haramdır. (Halebî-yi Kebîr s.521) SUAL: Hacda tavaf ederken çok kalabalık oluyor, kadın erkek birbirine dokunuyor, dokunmaları zaruret oldu u için haram olmuyor mu? CEVAP Farz ile haram çakı ınca, ya'nî farzı eda ederken haram i lemek mecburiyeti olunca, haram i lememek için farzı terk etmek lâzımdır. Meselâ, zengin olan hanefi bir kadının hacca gitmesi farzdır. Hacca yalnız gitmesi ise haramdır. Mahremi bulunmadı ı müddetçe farzı eda etmek niyyetiyle, haram i liyerek yalnız ba ına hacca gidemez. Bunun gibi farz olan tavafı yapabilmek için erkeklere dokunarak, haram i liyerek tavaf yapamaz. Kalabalık olmadı ı zamanlarda, gece yarısında veya ne zaman tenhâ olursa o zaman tavaf etmesi lâzımdır. ( bni Âbidîn c.1,s.105; c.2,s.145; Uyûn-ül-besâir c.1,s.135) SUAL: Hacıların M inada kestikleri kurbanlar kurban bayramında kesilmesi gereken kurban mıdır? CEVAP Hayır, Kıran ve temettü' hac yapan kimsenin ükr kurbanı kesmesi vâcibdir. Fekat Kurban Bayramında kesilmesi gereken kurbanı, hacılar seferi oldukları için kesmeleri vâcib de ildir. ükr kurbanını ise kesmeleri vâcibdir. (Bedayı' c.2,s.172,174; c.5,s.63)

KURBAN
SUAL: ahitlerle, me ru olarak bayram oldu u anla ılıp, bayram namazı kılındıktan, kurban kesildikten sonra arefe oldu u anla ılırsa, namaz ve kurban kabul olur mu? CEVAP ahitlerle, me ru olarak bayram oldu u anla ılıp bayram namazı kılındıktan, kurban kesildikten sonra arefe oldu u anla ılırsa, namaz ve kurban kabul olur. Zanna göre hareket etmenin misallerini ço altmak mümkündür. Bu misallerin hepsi kendine mahsus misallerdir. Burada zanna göre hareket ediliyor, urada da edilir diye bir kaide yoktur. Fakat bir kimse, kıbleyi ara tırdı ı halde yanlı bir istikâmete do ru namaz kılsa namazı sahih oldu u gibi, zekât verirken gerekli ara tırma yaptı ı halde zekât verdi i kimsenin kendi evlâdı oldu u anla ılsa zekât verilmi kabul edilir eklinde bir misal vermekte mahzur yoktur. Bir kimse dört rekât kıldı ını kabul ederek bir rek'at daha kılar. Secde-i sehv ile namazı tamam olur. Halbuki be rek'at namazı kasden kılsa kabul olmaz. Burada mühim olan dinin emrine uymaktır. Muhakkak dört kılmak de ildir. Muhakkak Kâbeye kar ı kılmı olmak de ildir. Muhakkak zekâtı zekât alma a müstehak olanlara vermi olmak de ildir. ( bni Âbidîn c.1,s.500; c,2,s.94; htiyar c.1,s.47)

SUAL: Kurban olmayacak hayvan vasıfları nelerdir? CEVAP Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemiyen, di lerinin yarısı yok olan, gözünün, kula ının veya kuyru unun ço u, ön veya arka bir aya ı kesilmi olan ve çok zayıf olan bir hayvan kurban olmaz. ( bni Âbidîn c.5,s.205; Bedâyı' c.5,s.71) SUAL: Ba'zı hocalardan i itiyoruz. Kurban bayramında vâcib olan kurbanı kestikten sonra etini kendisi yiyerek fakirlere vermiyen kimsenin kurbanının sahih olmadı ını söylüyorlar. (Allah için kurban, küp için kavurma olmaz) diyorlar. Meselâ ben her ne kadar kurban nisabına malik isem de çoluk çocu um muhtaç durumdadır. Onlar için kavurma yapsam kurbanım sahih olmaz mı? CEVAP Kurbanda vâcib olan kanın akıtılmasıdır. Etin üçte birini eve, üçte birini zengin olsun fakir olsun kom ulara, üçte birini de fakirlere vermek müstehabtır. Vâcib de ildir. Hepsini eve bırakmakta hiç mahzur yoktur. Hele çoluk çocu u muhtaç ise bunlara vermesi çok efdaldir. Kurban etini fakirlere da ıtmak sadakadır. Zengin kom uya kurban eti vermek hediyedir. Hadis-i erîfte buyuruldu ki: (Kendisi veya çoluk çocu u muhtaç iken veya borcu var iken, verilen sadaka kabul olmaz. Borç ödemek, sadaka ve hediye vermekten daha mühimdir.) Kurban etinin hepsini evinizde bırakmanızda hiç mahzur yoktur. Ama, kendiniz muhtaç de ilseniz kom uları ve fakirleri sevindirmek için bir miktar et vermeniz iyi olur. Mü'mini üzmek haram oldu u gibi, mü'mini sevindirmek de çok sevabtır. (Bedâyı' c.5,s.64; htiyar c.5,s.20; bni Âbidîn c.5,s.208) SUAL: (Biz kurbanın etinin bir kısmını kendimiz yiyorduk. Siz gazetede hepsini fakirlere sadaka olarak vermek lâzımdır, diye yazmı sınız. Bizim kurbanlarımız olmadı mı?) CEVAP Kurban eti ile alâkalı yazımızın yanlı anla ılmı oldu u görülüyor. Adak olarak kesilen hayvanın etinden kesen yiyemez. Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanın etinden yiyemez ve zekât vermesi caiz olmayanlara yediremez. Anasına, babasına, evlatlarına, kocasına veya hanımına, fakir olsalar da yediremez. Kendi yer veya bu saydı ımız kimselere yedirirse, yenilen etin kıymetini fakirlere sadaka verir. Akrabasından ve evinde bulunanlardan zekâtını vermesi caiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse adak sahibi, bunların kıymetini fakirlere verir. Kurban bayramında kesilen kurbanda vâcib olan kanın akıtılmasıdır. Etin üçte birini eve, üçte birini zengin olsun, fakir olsun kom ulara, üçte birini de fakirlere vermek müstehabtır, vâcib de ildir. Hepsini eve bırakmakta da mahzur yoktur. Hele ev halkı muhtaç ise bunlara vermesi çok efdaldir. Kurban etini fakirlere da ıtmak sadakadır. Zengin kom uya kurban etini vermek hediyedir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kendisi veya çoluk çocu u muhtaç iken veya borcu var iken, verilen sadaka kabul olmaz. Borç ödemek, sadaka ve hediye vermekten daha mühimdir.) ( bni Âbidîn c.3,s.68,69, Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.294,295) SUAL: Kurban hayvanını yüzmek için i irmekte mahzur var mıdır? CEVAP Yüzmek için kurban hayvanını i irmekte mahzur yoktur. SUAL: Kom umuzun keçisi da da gezdi inden do urdu u yavru ceylana benzemektedir. Bu yavrudan kurban olur mu? CEVAP Kurbanlık hayvanlar bellidir. Deve, sı ır ve davardır. Ba ka hayvanlardan kurban olmaz. Eti yenmek ba ka eydir. Kurban olması ba ka eydir. Tav anın da, horozun da etleri yenir, fakat kurban edilmezler. Geyikten, ceylandan kurban olmaz. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.297) SUAL: Daktilo, teyp, hesâb makinası gibi eyler kurban nisâbına dahil edilir mi? CEVAP Bir san'at erbabının san'at aletlerinin birer tanesi ihtiyâcıdır. Nisaba dahil edilmez. ( bni Âbidîn c.2,s.64,65) SUAL: Baba ile o lu, mutfakları aynı veya ayrı ise, kestikleri kurbanın etini tartarak mı payla maları lâzımdır? CEVAP

Mutfakları aynı da olsa, ayrı da olsa tartarak veya aralarına deri yahut bacak koyarak payla maları lâzımdır. Payla tıktan sonra biri di erine hepsini hediyye edebilir. ( bni Âbidîn c.5,s.209; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.301; Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.315) SUAL: (Babam bu sene kendine kurban kesmi se, öbür seneye anneme keserdi. Ondan sonra en büyük çocu a, sırayla bir sene bir çocuk için kurban keserdi. imdi diyorlar ki, aile reisi kim ise, kurbanı o keser. Ben altı nüfusluyum. Hanımım da çalı mıyor. Malî durumum iyi de ildir. Her sene böyle sıra ile mi kurban kesmem lâzımdır?) CEVAP Kurban kesmek herkese vâcib de ildir. Âkil bali olan bir müslümanın ihtiyacından fazla nisab miktarı malı varsa kurban kesmesi vâcib olur. Nisab miktarı demek 96 gram altını veya de eri kadar malı bulunmak demektir. Bu kadar malı bulunmayana kurban kesmek vâcib olmaz. Size kurban kesmek vâcib de ildir. Çocuklarınızın ve hanımınızın kendine ait nisab miktarı malı olmadı ına göre onların da kurban kesmesi vâcib olmaz. Hele çocuklarınız bulû a ermemi se zengin bile olsalar kurban kesmeleri vâcib de ildir. Fakir kimse de isterse kurban kesebilir. ( htiyar c.5,s.16; Cevhere c.2,s.241; Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.314) SUAL: Borçlunun kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP Borçları dü üldükten sonra kurban nisâbına mâlik olursa kurban kesmesi lâzım olur. ( bni Âbidin c.2,s.71) SUAL: Kurban nisâbına mâlik olan bir kimse üç günlük yola (ya'ni 108 km'den uzun bir yere) gitse, yine kurban kesmesi vâcib olur mu? CEVAP Seferi oldu u için kurban kesmesi vâcib olmaz. E er keserse vâcib sevabı alamaz, nafile sevabı alır. (Fetâvâ-i Hin-diyye c.5,s.293) SUAL: Bir ya ını doldurmu iki toklu (koyun) adayan kimse, bunun yerine ikisinin de erinde büyük bir koç kurban kesebilir mi? CEVAP ki hayvan kurban etmesi lâzım olur. Bir koçun de eri ikisinden fazla olsa bile, bir koç kurban edilemez. ( bni Âbidîn c.2,s68,70) SUAL: Koyun adayan bir kimse, bunun yerine keçi kurbân edebilir mi? CEVAP Koyun adayan bir kimse, bunun yerine keçi kurban edebilir. ( bni Âbidîn c.3,s.70) SUAL: Bir kadın kendisi kurban kesmeyi bilmedi inden bir erke e kestirmek için nasıl vekâlet vermesi lâzımdır? CEVAP Kurban satın alırken (Bayram günü kesmesi vâcib olan kurbanı alma a) niyyet etmelidir. Bunu keserken tekrar niyyet etmesi art de ildir. Satın alırken hiç niyyet etmese de olur. Fakat keserken veya kesecek olanı vekil ederken (Allah rızası için bayram kurbanını kesme e seni vekil ettim.) diye söylemesi ve kalbinden niyyet etmesi lâzımdır. E er kurbanı ba kasına aldıracaksa, etini de ba kası yiyecek veya da ıtacaksa o zaman vekile (Allah rızası için bayram kurbanını alma a, kesme e veya kestirme e, etini kendin yeme e ve yedirme e ve istedi in gibi da ıtma a seni vekil ettim.) demesi lâzımdır. (Bedayı' c.5,s.67,71) SUAL: Bir kimsenin adak kurbanı var. Nasıl vekâlet verecektir? CEVAP Vekâlet verirken bayram kurbanını ve adak kurbanını ayrı ayrı zikrederek vekâlet vermelidir. (Bayram kurbanını ve adak kurbanımı...) (Bedâyı' c.5, s.67; bni Âbidîn s.5,s,198) SUAL: Kurbanlık koyun aldım. Arabadan indirirken aya ı incindi. Topallama a ba ladı. Fakat rahat yürüyebiliyordu. Hattâ topal aya ına da basabiliyordu. Fakat topalladı ı belliydi. Topal hayvandan kurban olmaz dediler. Ben de kesmi tim. Bu vasıftaki koyunu kesmekle vâcib kurbanı kesmi sayıldım mı, sayılmadıysam ne yapmam lâzımdır? CEVAP

Topal olup yürüyemiyen koyundan kurban olmaz. Fakat anlattı ınız vâsıftaki koyun aya ı incinip yürüyebildi ine göre topal sayılmaz. Vâcib yerine gelmi tir. (Dürer c.1,s.369) SUAL: Fakirim, kurban kesmek istedim. Kurban etmek niyyetiyle bir koyun aldım. Allah için kurban edeyim dedim. Ba'zıları fakirler kesti i kurbanın etinden yiyemez dediler. Do rusu böyle midir? CEVAP Kurban nisabına malik olmayan fakir, kendi malı olan hayvanını kurban etmeyi niyyet ederse veya kurban niyyeti olmayarak hayvan satın alıp, sonra kurban etmeyi niyyet ederse bunları kesmesi vâcib olmaz. Keserse nafile olur. Etinden yiyebilir, fakirlere verdi i et sadaka olur. Fakir, hayvanı kurban etmek niyyetiyle ve belli üç gün içinde satın alırsa veya herhangi bir zamanda, herhangi bir hayvanı veya u hayvanı Allah için kurban edeyim derse, adak olur ve bayramın ilk üç günü içinde kesmesi vâcib olur. Etinden kendi yiyemez ve zekât vermesi caiz olmayan kimseler de yiyemez ve zenginlere de yediremez. (Bedâyı' c.5, s.61,62; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.391; bni Âbidîn c.5,s.204) SUAL: Babam fakirdi. Ölmeden önce bıraktı ı maldan kendisi için kurban kesmemizi vasiyet etti. Bu kurbanı ne zaman kesmemiz lâzımdır? Ben fakirim, babam için kesece im kurbanın etinden yiyebilir miyim? CEVAP Vasiyyet edilen kurban, bayram günleri kesilir. Bunun etinden kesen fakir olsa da yiyemez. Hepsini fakirlere vermesi lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5,s.207; Bedayı' c.5,s.72) SUAL: Annem öldü. Vasiyyeti yoktur. Annem için kurban kesmemizde ve etinden yememizde mahzur var mıdır? CEVAP Ölü için belli üç günde kurban kesilirse, kesen zengin de olsa etinden yiyebilir. Ölü için kurban kesilip sevabı ölüye hediye edilmelidir. Peygamber aleyhisselâm için de kurban kesmek çok sevâbtır. (Hidâye c.1,s.132; Feth-ul-kadîr c.2,s.65) SUAL: Dört hisse olarak bir ine i kurban ettik. Ba ını, ci erini ve ayaklarını yüzerken isteyen fakirlere sadaka verdik. Geri kalanını payla tık. Böyle payla mada mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.202,209; Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.301; Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.315) SUAL: Alacaklarım borçlarımdan daha çoktur. Kurban kesebilir miyim? CEVAP Kurban bayramı günü dînen zengin sayılan kimse kurban keser. Zengin sayılmıyorsa kesmez. (Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.314,316) SUAL: Gebe olup olmadı ı bilinmeyen hayvanı kurban etmek caiz midir? CEVAP Gebeli i fark edilmiyen hayvanı kurban etmek caizdir. (Cevhere c.2,s.244) SUAL: Kurbanın kazası nasıl olur? CEVAP Bir kurbanın kıymetini, altın veya gümü olarak Ehl-i sünnet bir fakire vermek suretiyle kazası yapılır. (Hidâye c.4,s.54) SUAL: Nisap miktarına malik bir kimse, belli üç günde kurban kesecek parası yoksa, ödünç alarak kurban kesmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Kurban nisabına malik bir kimsenin bayramın üç gününde kurban kesecek parası yoksa, ödünç alarak kurban kesmesinde mahzur yoktur. Ya'nî vâcib sevabını alır. Kurban nisabına mâlik oldu u halde, kurban kesecek parası yoksa, ödünç alması lâzım de ildir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.293) SUAL: (Ma'lumunuz kurban arefe günü kesilmez. Vacib olmadan önce kesildi inden dolayı adak sayıldı ı için etinden kendisi yiyemiyor. Bir kimse kurban zannederek herkes gibi kurban kesse, hesap edince Arefe günü oldu u anla ılsa ne yapması lâzımdır?)

CEVAP Birçok kimse, bulutlu bir havada kıblenin u taraf oldu unu zannederek o tarafa do ru kılsalar, bilâhare kıblenin o tarafta olmadı ı anla ılsa, namaz kıbleye do ru kılınmı sayılır. Birçok insan tarafından bayram oldu u zannedilerek Arefe günü kesilen kurbanlar da kurban edilmi hükmündedir. Sahibi de yer, zenginlere de verebilir. Bayram namazı kılınmadan önce o memleketteki ilgililer kat'i olarak o günün bayram olmadı ını bildirmi lerse, o zaman bayram günü tekrar kurban kesmek lâzım olur. Arefe günü kesti i kurbanın etinden yiyemez, ( htiyâr c.1,s.47; bni Abidîn c.1,s.289) SUAL: Kurban etmek niyetiyle alınan ve bayram günü yavrulayan inek kurban edilirini? CEVAP Yavrusu da kesilip peynir mayası yapılırsa kesilmesi caiz olur. Yavruyu anasız bırakarak do ru de ildir. Bu bakımdan kurban olarak erkek hayvan almak iyi olur. (Cevhere c.2,s.244) SUAL: Gebe oldu u anla ılan inek kurban edilir mi? CEVAP Yavrusundan istifade etmek niyetiyle gebe oldu u anla ılan hayvanı kurban etmek caizdir. Yavru ölü çıkarsa le olur. (Cevhere c.2,s.244) SUAL: Yedi ki ilik kurban ortaklarından biri veya birkaçı fâsık ise, mahzuru olur mu? CEVAP Ortakların fâsık olmasında mahzur yoktur. Fakat sâlih olmaları daha iyidir. Ortaklar arasında, gayri müslim veya çocuk var ise mahzurludur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.304) SUAL: Ortaklardan biri, bu senenin kurbanına, di erleri de geçen senenin kurbanına niyyet etseler, bu kurban olur mu? CEVAP Geçen senelerin kurbanı kesilmez. Böyle niyyet edenin niyyeti geçerli olmaz, bâtıl olur. Kurbanın eti sadaka olarak da ıtılır, bu seneki kurban niyyet edenin niyyeti sahihtir. Fakat etinden yiyemez. Etin hepsini sadaka vermek lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.295) SUAL: Kurban Bayramında kurban etmek üzere bir inek almı tım. ki arkada biz de ortak olalım dedi. Bunların ortak olması caiz mi? CEVAP Satın alındıktan sonra ortak olmak sahih olmaz. Satın alınmadan önce ortak olmalıdır. Bir kimse, kurban için sı ır alırken, altı ki iyi de buna ortak edece ini niyyet ederse, buna sonradan ortak olmaz caiz olur. (Feth-ul-kadîr c.8,s.430; bni Âbidîn c.S,s.201) SUAL: Daha önce (Her hisseye ba veya bacak veya deri konursa tartmadan da payla ılabilir.) diye yazmı tınız. Bir ine in dört aya ı, bir ba ı ve bir derisi oldu una göre, yedi ki ilik kurban ortaklarının her birine altı parçayı verince yedinci ki i açıkta kalmaktadır. Yedi ki iye pay verebilmek için deriyi parçalamak mı lâzımdır? CEVAP Yedincisinin benzeri olmadı ı için hepsi birbirinden farklı demektir. Deriyi kesmek icap etmez. Böyle payla makta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.209; Mecmu'a-i Zühdiyye c.1,s.315) SUAL: Ölüler için kesilen kurbanın etini de tartmak lâzım mıdır? CEVAP Ölüler için kesilen kurban etini tartma a lüzum yoktur. E er ortaklar arasında birkaç diri var ise, o zaman dirilerin paylarının belli olması için tartmak gerekir. ( bni Âbidîn c.5, s.209; Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.315) SUAL: Yedi ki i bir inek aldık. Etlerini parçalayıp göz kararı ile bölü üp helâlla tık. Ba'zıları böyle kurban olmaz dediler. Vâcib yerini buldu mu? CEVAP Vâcib, kan akıtılması ile yerini bulmu tur. Et, tartılarak müsavi a ırlıkta payla ılmazsa faiz olur. Taksimi mümkün olan bir ey de ortak olanların hisselerini hiç kimseye hediye etmeleri caiz de ildir. Her birine et ile birlikte deri veya bacak da verilirse tartmadan payla maları caiz olur. ( bni Âbidîn c.5,s.209; Mecmû'a-i Zühdiyye c.1, s.315; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.301) SUAL: Bu seneki vâcib olan kurbanı kesmiyen kimse, gelecek sene kesse olur mu?

CEVAP Bayram kurbanını veya adak kurbanını bayramın üçüncü günü ak amına kadar kesmiyen kimse kurbanı satın almı sa canlı olarak kendini veya kıymetini altın veya gümü olarak fakirlere verir. E er satın almamı ise, orta derecede bir kurban de erini fakirlere verir. Böylece cezadan kurtulur ise de, kurban kesmek sevabına kavu amaz. Demek ki, gelecek sene kesmek olmuyor. (Mecmû'a-i Zühdiyye c.1,s.316; Fetâvâ-i Hindiyye c.4,s.54) SUAL: Bir kurban kesip sevabını ölmü tanıdıkların hepsine ba ı lansa her birine aynı derecede sevâb verilir mi? CEVAP Bir kurban kesilince hâsıl olan sevâb kadar her meyyite sevâb verilir. Ya'ni her biri kurban kesmek sevabına kavu ur. Fatiha okumak da böyledir. Hattâ Fatiha okumak sevabı kurban kesmek sevabından daha çokdur. (Feth-ul-kadîr c.3,s.65; Hidâye c.1,s.132) SUAL: Nezir olarak kesilen hayvanın etinden kimler yiyemez? CEVAP Zengin ve kendisi yiyemez. Zekât vermesi caiz olmayanlara yediremez. Yani, anasına, babasına çocuklarına, kocasına, hanımına fakir olsalar da yediremez. ( bni Âbidîn c.5,s.210)

ADAK
SUAL: Bütün ihtiyaçlarımı tedarik eden babam, benim için bir o lak kesti, nezrim yerine geldi mi? CEVAP Akıl-bali olan bir kimsenin kendi ibadetini kendisi yapması lâzımdır. Babanız veya bir arkada ınız size bir miktar para hediye eder. Siz veya vekil tâyin edece iniz bir kimse bu para ile hayvan alıp keser. O lak alınırsa, bir ya ını doldurmu olmalıdır. Kesilen hayvanın etinden siz ve zengin dostlarınız yiyemez. E er, (Keçiden, koyundan bir hayvan kurban edece im) demi seniz, Kurban Bayramında kesmeniz lâzımdır. (Bedâyı' c.5,s.90) SUAL: (Annem, o lum okulu bitirip aldı ı ilk maa ıyla bir o lak kesece im, diye adakta bulundu. Böyle adak olur mu? CEVAP Böyle adak olmaz. Herkes kendi mülkünden adaması lâzımdır. (Bedâyı' c.5,s.90) SUAL: Adak hayvanı kesilince, sadece adayan mı, yoksa ev halkının tamamı mı yiyemez? CEVAP Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanını yiyemez ve zekât vermesi caiz olmayanlara yediremez. Anasına, babasına, evlatlarına, kocasına veya karısına, fakir olsalar da yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir. Akrabasından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi caiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse adak sahibi, bunların kıymetini fakirlere verir. ( bni Âbidîn c.3,s.70) SUAL: Bir arkada ıma üniversite imtihanını kazanırsan sana bir ayakkabı alaca ım dedim. Arkada ım imtihanı kazandı. Fakat ayakkabı alacak durumum yoktur. Va'dimi gerçekle tirmem art mıdır? CEVAP Va'detmek borç de ildir. Bununla beraber va'dedilen dinen mahzurlu de ilse ve imkânlar müsaitse va'dedileni yapmak lâzımdır. Müslüman, sebebsiz va'dinden dönmemelidir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.291) SUAL: Ada ını yerine getirmek sünnet midir, farz mıdır? CEVAP Farz oldu unu söyleyen âlimler varsa da ekseri ulema vâcib oldu unu bildirmi lerdir. ( bni Âbidîn c.3,s.67) SUAL: akadan bir arkada a ( u i i yaparsan Allah rızası için bir koç kesece im) dedim. Arkada o i i yaptı. Benim koç kesmem lâzım mıdır? CEVAP

Nezirde, niyyetsiz, dü ünmeden ve aka olarak söylemek, niyyetli, isteyerek, ciddî ve dü ünerek söylemek gibidir. Ya'ni akası da ciddidir. Bir koç kesmeniz lâzımdır. Hattâ (Bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun) diyece i yerde (Bir ay oruç tutmak) diye a zından çıksa, bir ay tutması lâzım olur. ( bni Âbidîn c.3,s.66) SUAL: Bir kimse (Nezrim olsun) dese fakat adadı ını söylemese bir ey icap eder mi? CEVAP Neyi adadı ını söylemese ve niyyet etmese, yemin keffareti vermesi lâzım olur. Yemin keffareti için on fakire, bütün bedeni örtecek kadar bir kat çama ır verilir veya on fakiri bir gün iki kerre doyurur. ( bni Âbidîn c.3,s.67) SUAL: Bir kimse, (Hastam iyi olursa, Allah rızası için oruç tutaca ım) dese, kaç gün oldu unu söylemese hastası iyi olunca kaç gün oruç tutması lâzımdır? CEVAP Bir kimse, (Allah rızası için oruç tutayım) dese, kaç gün oldu unu söylemese, yalnız nezre niyyet etse, bu orucu nezir olur. Üç gün oruç tutar. Hem nezir, hem yemin olmasını niyyet ederse, hem yemin, hem adak olur. Bu orucu bozarsa, hem kaza hem de yemin keffareti lâzım olur. ( bni Âbidîn c.2,s. 124,125, c.3,s.69,71) SUAL: Bir kimse ( u bin lirayı, Be ikta 'taki fakire bu seneki Ramazan ayının üçüncü günü verece im.) dese, o fakir ölse, ba ka bir fakire Ramazan ayından önce veya sonra verse mahzuru olur mu? CEVAP O bin lirayı de il ba ka bin lirayı, Ankara'daki bir fakire Ramezân ayından önce veya sonra verse caiz olur. Bildirdi i artları gözetmesi lâzım de ildir. Fakat paranın miktarını de i tiremez. ( bni Âbidîn c.3,s.70) SUAL: Bir ada ın yapılabilmesi için lüzumlu olan artlar nelerdir? CEVAP Be art vardır: a) Ada ın farz-ı ayn veya vâcib cinsinden olması lâzımdır. b) Ba lı ba ına bir ibâdet olması lâzımdır. Abdest almak adanmaz. Namaz kılmak adanır. c) Adak günah olmamalıdır. Meselâ ( u i im olursa falancanın malını çalayım) denmez. d) Yapması kendine farz olan bir eyi adamak sahih olmaz. Hacca gitmemi bir zenginin hacca gidece im demesi gibi. e) Nezredilen eyin mülkündekinden çok olmaması ve ba kasının malı olmaması lâzımdır. Meselâ bin lirası olan yüz bin lira sadaka vermek adarsa, bin lira vermesi lâzım olur. Be altını olan kimse, bu altınları vermeyi nezretse, e er altınlar helak olursa, nezir sakıt olur. Ba ka altın bulup vermesi gerekmez. Nezrederken (Falancanın ine ini kesece im) demek olmaz. ( bni Âbidîn c.3,s.66; Bedayı' c.5,s.83; htiyar c.4,s.99; Dürer c.2,s.43) SUAL: u i im olursa, bir hayvan kesece im diye adakda bulundum. Fakat imdi, koyun mu keçi mi diye hayvanın cinsini hatırlamıyorum. Kurban Bayramında veya ba ka bir zamanda keserim deyip demedi imi de hatırlamıyorum. Hangi hayvanı ne zaman kesmem lâzımdır? CEVAP Adakda âdete uyulur. Hayvan dendi mi stanbul'da koyun anla ılır. Yâ'ni bir yerde kurban bayramında kesilmesi âdet olan hayvan anla ılır. Hangi zaman kesece ini hâtırlamıyan kimse ihtiyaten Kurban bayramında kesmesi lâzımdır. (Bedayı' c.5,s.85; bni Âbidîn c.5,s.257) SUAL: Bir kimse, bir kurban kesmeyi nezredip, kurban mı yoksa adak mı dedi ini hatırlamasa, nasıl hareket etmesi lâzımdır? CEVAP Halk arasındaki teamüle bakılır. Bu ise kurbandır. Kurban bayramında kesmesi lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5 s.204; Bedayı'; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.294,295) SUAL: Dile im olursa, bir deve kurban kesece im, dedim. Burada deve bulamadı ını için bir inek kesip kom ulara da ıttım. Daha sonra bir hocaya sordum, olmaz dedi. Bir ya ında bir dana alarak onu da kestim. Ba ka bir hocaya sordum. (Dana dört hissedir, bir dana daha kesmen lâzımdır.) dedi. Ada ım yerine geldi mi? CEVAP

E er mektuptaki gibi (Bir deve kurban kesece im) demi seniz, Arefe veya kurban bayramında kesmi olmanız lâzımdır. (Bir deve kesece im) demi seniz, istedi iniz zaman kesebilirsiniz. nek kesmekle adak yerine gelmi olur. Bir ya ındaki danadan kurban olmaz. ki ya ında olması lâzımdır. ki ya ına girince de yedi hisseye kadar kesilir. Dört hisse diye bir ey yoktur. ( bni Âbidîn c.2,s.22) SUAL: ( u i im olursa sevabı, mâm-ı Rabbani hazretlerine olmak üzere, bir koç kesmeyi nezretmemde mahzur var mıdır?) CEVAP Hiç mahzuru yoktur. Çok iyi olur. Böyle dileklerin kabul oldu u çok görülmü tür. (Feth-ul-kadîr c.3,s.65; Bedayı’ c.5,s.70) SUAL: Adak hayvanının etini bir fakire verdikten sonra, fakir, bu etten zenginlere ve adak sahibine verse mahzuru var mıdır? CEVAP Zenginlere vermesinde mahzur yoksa da adak sahibine vermesi caiz de ildir. ( bni Âbidîn c.5,s.204; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.295)

YEM N
SUAL: (Arkada ımın bir kızı vardı. Kom usu istedi. Kesinlikle vermiyece ini söyliyerek büyük bir yemin etti. Yüzüne bakmam, evime koymam demi ti. Kız aynı gençle evlendi. Üç tane de çocukları var. Babası hâlâ kızın yüzüne bakmıyor. Kızının yüzüne bakabilmesi için ne yapmalıdır?) CEVAP Sualinizde arkada ınızın nasıl yemin etti ini yazmamı sınız. Vallahi mi dedi, yeminim olsun mu dedi, Allah hakkı için mi dedi, her hangi bir eyi art ko tu mu? Bunları bilmeden cevap vermek isabetli olmaz. E er, (Kızım falancayla evlenirse kızımın yüzüne vallahi bakmam.) dediyse, kız da o kimseyle evlenmi se, babası kızın yüzüne bakarak yemini bozmu olur. Yemin keffareti vererek bu i i tatlılıkla halletmi olur. Yemin keffareti için, on fakire, bütün bedeni örtecek kadar, bir kat çama ır verir veya on fakiri bir gün iki kere doyurur. Bunları yapamıyan üç gün ardarda oruç tutar. ( bni Âbidîn c.3,s.58,60,61) SUAL: Bir müslümanın Kur'an hakkı için diyerek etti i yeminlere inanmamakta mahzur var mıdır? CEVAP Bir müslümanın etti i yemine inanmamak haramdır. Yalan söylüyorsun demektir ki hiç uygun de ildir. SUAL: Yemin olan eyleri bozunca ne yapmak lâzımdır? CEVAP Haram i lemek, ibâdet yapmamak için yemin eden hemen yeminini bozmalıdır. Yeminini bozanın yemin keffareti vermesi lâzım olur. Yemin keffareti on fakire, bütün bedenini örtecek kadar bir kat çama ırdır veya on fakiri bir gün iki kerre doyurmaktır. Bunları yapamıyan kimse, üç gün ardarda oruç tutar. ( bni Âbidîn c.3,s.60) SUAL: Ya a ve nefse yemin edilir'mi? CEVAP (Mülteka) ve (Dürrül-muhtar) kitaplarında diyor ki: (Yemin yalnız Allahü teâlânın isimleri ile olur. Ba ka eylerle yemin olmaz. Canın için, ba ın için gibi yemin etmek haramdır. Kur'ân için, Kabe için, Peygamber için diyerek yemin olmaz.) Bu ifadelerden anla ıldı ına göre, ya a ve nefse yemin edilmez. ( bni Âbidîn c.3,s.47) SUAL: (Üniversite imtihanlarını kazanırsam koyundan keçiden kesip e dost ile yiyece im) dedim. Böyle söylemem nezir midir' CEVAP Evet, nezirdir. ( bni Âbidîn 3/67) SUAL: Hangi eyler yemin olur, hangi eyler yemin olmaz?

CEVAP Allahü teâlânın isimleri ile yemin olur. Vallahi, billahi, tallahi diye söyleyince yemin olur. Kur'ân için diyerek yemin olmaz. Kur'ân hakkı için demek yemin olur. Allah için yemin ediyorum demek yemin olur. Ahdim olsun, yeminim olsun, nezrim olsun demek de yemin olur. E er unu yaparsam kâfir olayım diye küfre sebep olan eyleri, yemin niyyetiyle söylerse, kâfir olmaz yemin etmi olur. Bir kimse, (Kâfir olayım ki ben zekiyim) dese, o kimse ister zeki olsun, ister olmasın kendi rızası ile, kâfir olmu olur. Böyle konu mamalıdır. Küfre dü en kimse hemen îmânını tazelemelidir. E er bunu yapdıysam Allahın gazabı üzerime olsun demek yemin olmaz. Allah hakkı için demek yemin olur. Yemin ederken in allah derse, yemin olmaz. Do ru sanarak çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemin etmek çok çirkin olur. arkılarda, temsillerde yemin etmek böyledir. Allah a kına diyerek bir kimseden dünyalık istemek caiz de ildir. Bir kimse (Allah için unu yap) dese, onun dedi ini yapmamak günah olmaz. Fakat mubah olan eyleri yapmak iyi olur. ( bni Âbidîn 1/46; Dürer ve Gurer 2/38; Bedâyi 3/4) SUAL: Bir kimseyle konu mama a yemin eden kimse, telefonla konu sa yemini bozulur mu? CEVAP Telefonla da konu ulunca yemin bozulmu olur. ( bni Abidîn 3/772) SUAL: Mal satarken do ru olarak yemin etmekte mahzur var mıdır? CEVAP Bir malı a ırı ö mek ve do ru olarak da yemin etmek do ru de ildir. Do ru yemin ederse, az bir ey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Alı -veri te vallahi böyledir, vallahi öyle de ildir diye yemin edenlere ve san'at sahiplerinden yarın gel, öbür gün gel diye sözünde durmayanlara yazıklar olsun!) (Malını yemin ederek be endiren kimseye kıyamet günü merhamet edilmiyecek, acınmayacaktır.) (Yalan yere yemin ederek, birinin malını alan kimse, kıyamet günü, Allahü teâlâyı gazaplı görecektir.) (Îmân sahibi, her kabahati yapabilir, fakat hıyanet yapamaz ve yalan söyliyemez.) (Kimyâ-i Se'âdet s.275) öyle olmazsa, unu yapaca ım" dese ve o i öyle olmasa durum SUAL: Bir kimse "Bu i ne olur? CEVAP O i olmadıktan sonra yapaca ını yapması gerekmez. ( bni Abidîn c.3,s.68) SUAL: Yeminini bozan kimse, yemin keffaretini nasıl verir? CEVAP Bir köle âzâd eder. Veya on fakire, bütün bedeni örtecek kadar, bir kat çama ır verir veya on fakiri bir gün iki kerre doyurur. Bir fakiri, on gün, her gün iki kerre doyurmak da olur. On fakire bir gün her birine bir kerre veya bir fakire on gün, her gün bir kerre yarım sâ' (ya'ni 1750 gram) bu day veya un veya ekmek, yâhud bu de erde kuma , ba ka mal, altın, gümü para vermek de olur. Bir fakire on günlü ü, bir günde verirse, hepsi bir günlük olur. On fakirin her birine bir günde yüzlerce sâ' verilirse, yine bir yemin keffareti olur. ( bni Âbidîn c.3,s.60) SUAL: Kitâblarda yazıldı ı ekilde... yemin keffareti vermek zor oluyor. Kolay bir ekli yok mudur? CEVAP Yemini bozmak kolay olmadı ına göre, keffaretinin kolay olması nasıl istenir? slâm âlimleri bunun da kolayını bulmu lardır. Zekât alması caiz olan, güvenilir birisine, o günkü piyasaya göre on günlük yiyecek ve giyecek parası verip, (Bununla her-gün yiyecek, giyecek, mal al! Yâhud hergün satın alaca ın mala, bu paradan da kat!) denir. O da böyle yapar. ( bni Âbidîn c.3,s.60) SUAL: "Vallahi Eshâb-ı kiramı seven be vakit namazı geçirmez" demekle yemin keffareti icap eder mi? CEVAP

(Vallahi Eshâb-ı kiramı seven be vakit namazı geçirmez) demekle yemin keffareti icap etmez. Eshâb-ı kiramı seven kimse, onların yolundan gider. Bunların en mühimlerinden biri de namazı kazaya bırakmamaktır.

AK KA
SUAL: (Akika hayvanı yerine bedelini tasadduk etmek, akika kesmek yerine geçer diyorlar. Muhakkak kurbanlık vasfı olan bir hayvan mı kesmek lâzımdır?) CEVAP Bedelini tasadduk etmek akika kesmek yerine geçmez. SUAL: Akika hayvanı çocuk bali olduktan sonra da kesilebilir mi? CEVAP Akika hayvanı, çocuk bulu a erdikten sonra da kesilebilir. ( bni Âbidîn c,5,s.213; Bedayı' c.5,s.69) SUAL: Erkek çocuk için iki akika hayvanı kesmek lâzımdır. Bir tane de kesilse mahzuru olur mu? CEVAP Fakîr ise bir tane de kesebilir. SUAL: Akika bedeli tasadduk edilmedi ine göre, farz olan ilim ne rine verilmesi caiz midir? CEVAP Akika müstehabtır. lim ne retmek farzdır. Farz müstehaba tercih edilir.

HALÂL HARAM
SUAL: (Hakikî hıristiyanların, meselâ papasların müslümanlı a uygun olmayan kestikleri hayvan yenir mi?) CEVAP Hakikî hıristiyanlann hıristiyanlı a uygun kestiklerini müslümanların yemesi caizdir. ekilde

SUAL: Hamurla yapı tırılan kese kâ ıtlarını sobada yakmak caiz midir? CEVAP Hamurla yapı tırılan kese kâ ıtlarını sobada yakmak caizdir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5, s.339,341) SUAL: Domuz kesilmi bir bıçakla koyun kesilse, o koyun murdar olur mu? Domuz eti kesilen bıçakla, koyun eti kesiliyor. Böyle eti yıkayıp yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Domuz kesilen bıçakla koyun kesilirse murdar olmaz. Bıça ı yıkadıktan sonra koyun eti kesmelidir. Mekruha dahi ehemmiyet vermeyen kimsenin îmânı gider. ( bni Âbidîn) SUAL: Benim atı geçersen veya u bilmeceyi çözersen sana u kadar para verece im demek caiz midir? CEVAP Her ey ile yarı etmek ve bilmece çözmek halâldir. Bunları kumar ile yapmak haramdır. Sen kazanırsan ben sana verece im, ben kazanırsam sen bana vereceksin demek kumar olur. ( bni Âbidîn c.5, stibra bahsi) SUAL: çini temizlemeden balık yenir mi? CEVAP Balıklar küçük olsun, büyük olsun içini temizlemeden pi irip yemek caiz de ildir. (Fetâvâ-i kübrâ c.2,s.29) SUAL: Dükkânda kumar aletlerini satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Vardır.

SUAL: Bizim ev sahibi Almanya'dadır. Evin önündeki bahçeden izinsiz meyvalarını yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Mektup yazarak müsadesi alınması münasip olur. SUAL: Üzüm sirkesi bozulup arap olursa, arap oldu u nasıl anla ılır? CEVAP Üzüm suyundan arap olur. araptan sirke olur. Sirke bozulup arap olmaz. SUAL: Satranç oynamakta mahzur var mıdır? CEVAP Müslümanın oyunla vakit geçirmesi do ru de ildir. ki günü e it olup ilerlemiyen müslüman ziyanda oldu u için santraçla vakit geçirmesi uygun de ildir. SUAL: Aldı ımız bir eyin necis olma ihtimalini dü ünmemiz lâzım mıdır? CEVAP Satılan herhangi bir gıda maddesinin veya bir i edeki sıvının içindeki necis madde oldu u etiketinde yazmıyorsa veya âdil bir kimse bunun içinde necis madde vardır diye bildirmemi se veya bizzat kendimiz görmemi sek, böyle gıda maddelerini yiyip içmemiz caiz olur. Kasaptan aldı ımız kıymanın içine merkep eti karı tırılsa, bilmedi imiz müddetçe böyle eti alıp yememizde mahzur yoktur. (E bah erhi) Böyle eylerden sakınmanın vesvese, kuruntu ve faidesiz oldu u (Kimya-i Seâdet) te yazmaktadır. SUAL: Kasaptan et almakta mahzur var mıdır? CEVAP Nasıl kesildi i bilinmeyen sı ır, davar ve kümes hayvanlarını yemek caizdir. Nasıl kesildi i ara tırılmaz. ( hyâ-ul-ulûm c.2,s.80; Uyûn-ül-besâir; bni Âbidîn c.5) SUAL: Besmelesiz kesilen hayvanı yemek neden haramdır? CEVAP Besmelesiz kesilen veya kendili inden ölen hayvan ile kaplumba a, yılan gibi hayvanları yemek haramdır. Niye haramdır diye sorulmaz. Din ne emrediyorsa, hikmeti bilinmese de o hükme inanmak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5, Zebâyıh bahsi) SUAL: Salyangoz yenir mi? CEVAP Yenmez. ( bni Âbidîn 5/195) SUAL: Evlerde bula ık sulan kanalizasyona karı ıyor. Mahzuru var mı? CEVAP Zaruret oldu u için bula ık sularının kanalizasyona karı masının mahzuru olmadı ına cevaz verilmi tir. SUAL: Vakit geçirmek için oyun oynamakta mahzur var mıdır? CEVAP Müslüman iyi ihsan demektir. yi insan da vaktini bo eylerle, oyunlarla geçirmez. Faydasız olan her oyunu bırakmak lâzımdır. (Mektûbât-ı Rabbani C.1,M.73,123) SUAL: Krem kullanmak caiz midir? CEVAP çinde domuz ya ı oldu u bilinmeyen bütün kremleri kullanmak caizdir. (Ebüssü'ûd Efendi Fetvaları) SUAL: Havalar kötü demekte mahzur var mıdır? CEVAP Havalar kötü demekde mahzur yoktur. SUAL: Horoz dö ü türmekte mahzur var mıdır?

CEVAP Horoz dö ü türmek haramdır. (Mektûbât-ı Dehlevi M.85 bni Âbidîn c.5, s.252-253) SUAL: Gümü ten tu ra eklinde rozet takmak caiz midir? CEVAP Gümü ten yapılmı tu ra eklinde rozet takmak caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.229) SUAL: Koç yumurtaları yenir mi? CEVAP Koç yumurtası denilen koç husyelerini yemek haramdır. ( bni Âbidîn c.1, s.135; Bedâyı' c.5,s.61) SUAL: Tüylerinin kolay yolunması için tavu un içini temizlemeden kaynar suya atmak caiz midir? CEVAP Ucuz veya ekonomik oluyor diye le yenir mi? Ebüssü'ûd Efendi fetvasında, tüylerinin kolay yolunması için tavu un içini temizlemeden kaynar suya atılmasının caiz olmadı ı bildirilmektedir. Fakat ılık suya atmakta mahzur yoktur. SUAL: Sokak elektriklerinin gece yanması israf olur mu? CEVAP Sokak elektriklerinin gece yanması israf olmaz. Karanlıkta yolların bulunması ve hırsızlı ın önlemesi gibi faideleri vardır. SUAL: Foto raf çekmekte mahzur var mıdır? CEVAP Müstehcen olmayan foto rafları çekmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.238) SUAL: Pipo içmek sigara içmek gibi mubah mıdır? CEVAP Pipo içmek, sigara içmek hükmündedir. ( bni Âbidîn c,5,s.292;,Hadîka c.1, s.143) SUAL: Kravat takmak caiz midir? CEVAP Dört parmak geni li i kadar bir kravat takmak caizdir. (Fetâvâ-i Ali Efendi c.1,s.183) SUAL: Umumi hamamlara gitmek uygun mudur? CEVAP Kadınlar da, erkekler de umumî hamamlarda gerekli ekilde tesettüre riayet etmedikleri için, böyle hamamlara gitmek do ru de ildir. (Zevâcir c.1,5.105) SUAL: Bir kız veya kadının a abey, dayı, baba gibi mahremlerinin yanında ba ı ve kolları açık durması caiz midir? CEVAP Bir kız veya kadının a abey, dayı, baba gibi mahremlerinin yanında ba ı ve kollarının açık durması caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.235) SUAL: Gıda içinde ölmü karıncayı yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Gıda içinde ölmü olan karıncayı yemek uygun de ildir. Mekruhtur. ( ir'a-tül-islâm s.251) SUAL: Bo zamanlarda çalgı çalarak vakit geçirmek uygun mudur? CEVAP Bo zamanlarda çalgı ile vakit geçirmek uygun de ildir. Bo zamanlarınızı fâideli i ler yaparak de erlendirmeniz uygun olur. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.73; Ebüssü'ûd Efendi Fetvaları; Kırk Hadîs 39. Hadîsi) SUAL: Almanya'da çalı tı ımız fabrikanın herhangi bir âletini yetkilisinin izni olmadan hususî i imizde kullanmak caiz midir? CEVAP

Çalı tı ınız fabrikanın yetkilisinin izni olmadan herhangi bir âleti hususi i inizde kullanmanız caiz olmaz. (Mecelle 96. madde) SUAL: Mızraklı lmihâldeki hadis-i erifte mumu üfleyerek söndürmemeli diye yazılı. Ne mahzuru vardır? CEVAP lim adamları, yanan mumu üfleyerek söndürünce, söndürdükten sonra çıkan gazlar teneffüs edilirse vücuda zarar verir demi lerdir. Vücuda zarar verecek eyleri yapmamak uygun olur. Keza lo bir karanlıkta aynaya bakılınca aynanın arkasında bulunan sırların yüzdeki parlaklı a te'sir etti ini söylüyorlar. Bu bakımdan Mızraklı lmihâl gibi kıymetli bir kitapta ne yazıyorsa hikmetini bilmesek de uymak uygun olur. Her ilmin kendisine has hususiyetleri vardır. Herkes her ilimde mütehassıs olmadı ı için bir mütehassısın bildirdi i eylere (aklım almıyor) demek uygun de ildir. SUAL: Müslümanlardan veya kâfirlerden ayakbastı parası almakta mahzur var mıdır? CEVAP slâm memleketlerinde, kâfirlerden gönül rızasıyle de olsa, caiz olmayan bir yol ile mallarını almak caiz de ildir. Meselâ Meryem Anayı ziyaret için Kudüse gelen turistlerden ayakbastı parası almak caiz de ildir. Keza müslüman hacılardan Mekke' ye geldikleri için ayakbastı parası almak da haramdır. ( bni Âbidîn c.1,s.247,249) SUAL: Kolonya satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kolonya satmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidînc.5,s.292) SUAL: Büyük bir evlâd, annesini veya bir erkek, hanımını emmesi haram mıdır? CEVAP ki buçuk ya ını geçmi çocukların annelerini emmeleri uygun de ildir. Çocukların babasının da aynı ekilde uygun de ildir, haramdır. (Beydâvî tefsiri c.2,s.254; Nikâye Farisi erhi, Tefsîr-i Kurtûbi c.14,s.65; htiyar c.2,s.117-118; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.355) SUAL: pekböce i kozasını satıyoruz. Sattı ımız kimseler, bu kozaları fırınlayarak veya kaynar suya atarak veyahut daha ba ka usulle öldürüyorlar. Bu kozaları satmakta mahzur var mıdır? CEVAP pek böce ini öldürmek için güne e koymak caiz oldu u için satılmasında mahzur yoktur. Nasıl öldürüldü ü bizi ilgilendirmez.(Berîka. El âfetleri bahsi) SUAL: Bir arkada a falanca seçimi kazanırsa sana u kadar para verece im dedim. O ahıs secimi kazandı ve parayı verdim. Bu kumar mıdır, haram mıdır? CEVAP Haram de il, caizdir. Çünki, her ey ile yarı ve bilmece çözmek helâldir. Bunları kumar ile yapmak haramdır. Kumar, iki tarafın mal vermesini art etmekdir. Ya'ni sen bilirsen, ben sana verece im, ben bilirsem sen bana vereceksin, diyerek sözle mek kumar olur. art bir taraflı olursa kumar olmaz. ( bni Âbidîn c.5,s.257; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.324) SUAL: Ölüye kırkıncı günü, elliüçüncü günü mevlid okutulup sadaka veriliyor. Bunun aslı var mı? CEVAP Müslümanlıkta böyle bir ey yoktur. Ölüler için sadaka ve di er hayratı belli günlerde yapmak Müslümanlara hristiyanlardan sirayet etmi tir. Ölü için yapılacak hayırları 40 veya 53. gün veya gecelerine bırakmak, bo ulmak üzere olan birine, (Sen bekle, ben kırkıncı gün gelece im.) deme e benzer. Gerekli hayır ve hasenatı bir an önce yapmalı, geciktirmemelidir. (Muhammedi Ma'sum-i Fârûkî Mektûbât-ı c.1,M.11) SUAL: Ölünün kırkıncı ve ellinci günlerinde helva da ıtılıyor, kabr ba ında yeniyor, mevlidciler bunları yiyip okuyorlar, bunlar caiz midir? CEVAP Bunlar dinimizde yokdur bid'atdır. (M.Ma'sum-i Fârûkî Mektûbât c.1,M.11; bni Âbidin c.1,s.603)

SUAL: Bir yeme e iki müslümandan birisi pis dese, pis mi kabul edilir? CEVAP ki müslümandan birisi bir yeme e pis dese, di eri de pis de ildir dese, temiz kabul edilir. ( bni Âbidîn c.1,s.233) SUAL: Dö en hayvanı bu dayın bir yerine idrarını yapsa, herhangi bir parçasının yıkanmasıyla geri kalanlar temiz olur mu? CEVAP Dö en hayvanı bu dayın bir yerine idrarını yapsa, herhangi bir parçası yıkansa, geri kalanlar temiz olur. (Hadîka sonu) SUAL: htiyar bir kadının üç günden uzun bir yola tayyare veya otobüs ile mahremsiz gitmesi caiz mi? CEVAP htiyar bir kadının, üç günden uzun (108 kilometreden fazla) bir yola tayyare ile, otobüs ile mahremsiz gitmesi caizdir. Ancak vâsıtanın içinde fâsık olmayan, ya'nî sâlih ya lı bir kimseye icap etti i zaman ilgilenmesi için tenbihte bulunmak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5,s.235) SUAL: Su içinde kendili inden ölen balık yenir mi? CEVAP Kendili inden ölen hayvanlar yenmez. Balık da su içinde kendili inden ölürse yenmez. Fakat bir insan tarafından sudan çıkarılıp su dı ında ölünce yenir. Dinimiz balı ın kesilmesini emretmemi tir. Hattâ besmelesiz tutulsa da yenmesini haram etmemi tir. ( htiyar c.5,s.15,16) SUAL: Fırıncıların ekme e yapı tırdı ı kâ ıt etiketi yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Ekme e yapı ık kâ ıt etiketi yemekte mahzur yoktur. stanbul'da etiket yüzünden birçok ekme i yemeyip attıkları için etiketlerin kaldırılması dü ünülmü tü. Ufacık kâ ıt parçasını yemek mahzurlu olmaz. SUAL: Köyümüzdeki avcılar, av yakalayamadıkları zaman, köye gelince bir a aca horozu ba layıp tüfekle vuruyorlar. Böyle vurulmu horozu yemekte mahzur var mı? CEVAP Horoz av hayvanı de ildir. ayet böyle vurulursa ölmeden önce kesmek lâzımdır. (Bedâyi, bni Âbidîn c.5,s.193) SUAL: ( üphe ve vesvese beni bir kurt gibi kemirmektedir. Namaz kılarım. Acaba abdestim var mıydı diye üpheye dü erim. Helaya girmi bir ibrikle abdest alamam. Çocuklar üzerinde yürüdü ü için evdeki halıyı pis kabul ederek abdest aldı ım çıplak ayakla üzerine basmam. Guslederken elimdeki tas su kabının içine dü se suyu kirlendi kabul ediyorum. Ceketim yere, çamura dü se sanki her yeri necis oldu zannedip tamamını yıkamadıkça içim rahat etmiyor. Ceket de yıkanınca ceketlikten çıkıyor. Abdest aldıktan sonra acaba u uzvumu yıkamı mıydım diye üpheye dü üyorum. Namazı üç mü, dört mü kıldım diye içime bir üphe dü üyor. Kirli yer yıkayınca acaba temiz oldu mu diye devamlı yıkama a çalı ıyorum. Lokantalardaki yemekler temiz mi, margarinlerde necaset, domuz ya ı var mı gibi dü ünceler beni huzursuz ediyor. Bunların çaresi var mıdır?) CEVAP Sizin sualiniz sırada beklerken bir hanım okuyucu telefon etti. Diyor ki: (45 ya ındayım. Asabi rahatsızlı ım var. Abdestte elimi üç defa yıkamak istedi im halde, temizlenmedi zannı ile 50-60 defa yıkadı ım oluyor. Bu hal beni bitiriyor. Bitkin dü üyorum. N'olur benim derdime bir çare...) Gerek sizin, gerek hanım okuyucumuzun vesvesesi çok ileri derecededir. Vesvese eytandandır. Abdest aldırmak istemez. Ki i abdest alınca (fazla yıkattırayım da mekruh yapayım) diye durmadan vesvese verir. (Olmadı yeni ba tan) diye talimat verir. Dinî hükümler iyi bilinirse vesvese te'sir edemez veya çok zayıflar. Vesvesenin en iyi çaresi dinî hükümleri iyi bilmektir. Dinimiz kolaylıklar, ruhsatlar dinidir. Meselâ, abdest aldı ını bilip, sonra bozuldu unda üphe ederse, abdesti var kabul edilir. Yeniden abdest almasına lüzum kalmaz. Abdest aldıktan sonra her yerini yıkayıp yıkamadı ında üphe ederse, yeniden abdest almak veya üphelendi i yeri yıkamak lâzım de ildir. Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset gelse, bu yeri bulamasa, zannetti i yeri yıkasa temiz olur. Hattâ namazdan sonra necasetli yer meydana çıksa, kıldı ı namazı iade etmez. Ya

ayak ile necasetli kuru halı üzerinde yürünse ayaklar necis olmaz. (Abdest alırken ba ıma mesh ettim mi, abdestim var mı, elbisem temiz mi, iftitah tekbirini söyledim mi) gibi bir üphe, ilk defa de il de, her zaman vâki oluyorsa, yeniden abdest alma a, ba ını mesh etme e, elbisesini yıkama a lüzum yoktur. Namazını bozmaz, tamamlar. Bir kimse, kıbleyi ara tırıp karar verdi i cihete do ru kılsa, namazdan sonra kuzey istikametine veya ba ka istikamete do ru kılmı oldu unu anlasa, ya'ni yanlı oldu unu görse, kıble istikametine do ru kılınmı gibi sahihtir, namazını iade etmez. Bu misaller insanın aklına tuhaf gelebilir. Fakat dinin emri böyle oldu u bilinirse teslim olmaktan ba ka çare kalmaz. Bir mal satarken malımızın bütün kusurlarını saysak, alıcı da (Öylece kabul ediyorum) derse, yapacak ba ka eyimiz kalmaz. bâdetimizi bilen Allahü teâlâ da, (Kulum, bildirdi im esaslara göre ibâdetini yaptı. Kıbleyi ara tırdı ı halde, yanlı istikamete kılmı ise de, kıble istikametine kılmı gibi kabul ettim.) diye buyurursa artık bizim yapacak eyimiz kalmaz. Allahü teâlâ ibâdetimi bu haliyle de kabul ettikten sonra mes'ele kalmamı tır. Namazı üç mü kıldım, dört mü kıldım diye tereddüt edince dinin hükmünü hatırlayıp ona göre hareket etmek lâzımdır. Kuvvetli zannı hangi tarafta ise öyle hareket eder. ki tarafa da kuvvetli zannı yoksa, az kıldı ını kabul ederek namazını tamamlar. Sonunda secde-i sehv yapar. Her yanlı lı ın nasıl tedavi edilece i bilinirse vesveseye lüzum kalmaz. Bir uzvu iki mi, üç mü yıkadı ını bilmeyen kimse bir daha yıkayıp bırakır. 50-60 defa yıkamasına sebep kalmaz. Üçten fazla yıkanırsa mekruh olur. Irmakda dahi abdest alırken suyu fazla kullanması israf olur. Abdest aldıktan sonra üzerinde ya lık görse, idrar mı, su mu diye übhe etse, zaman zaman böyle üphe ediyorsa, eytanın vesvesesi oldu u anla ılır ve abdesti tazelemez. Buradaki vesveseyi önlemek için bir miktar su serpmelidir. Bir ya lık görünce benim serpti im su demelidir. O ya lık idrar bile olsa, idrar oldu u bilinmedi i için, orayı yıkama a ve yeniden abdest alma a lüzum yoktur. Elbisenin, suyun temizli inde vesvese etmek gösteri yapma a yakla ır, nefsin ho una gider ve eytanı sevindirir. Bunun için vesveseden kaçmalıdır. Yeme in, etin, margarinin necis ve haram oldu u bizzat görülürse veya âdil bir kimsenin haber vermesi ile anla ılırsa ancak o zaman yenmez. Bunun haricinde hiçbir yemek, et ve margarin gibi eyler asla haram ve necis olmaz. Bunları sorup ara tırmak lâzım de ildir. Yenmesinde hiçbir mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.29, 232, 506; Hadîka sonu; htiyar c.1,s.47; h-yâul-ulûm c.2,s.80) SUAL: (Gazetenizden çok fâideli bilgiler ö reniyorum. Yirmi yıldır va'az ve dinî konferansları kaçırmam. Samimi olarak söylüyorum. Gazetenizde yayınlanan bilgileri hiç bir vaazda duymadım. Her vaiz, yetmi iki çe it faiz bulundu unu, en hafifinin çok büyük haram oldu unu söyler. Mübalâ asız Ankara'nın bütün camilerine gittim. Her din görevlisi, (Faizden kaçının) der, fakat faiz çe itlerinden bahsetmezler. Faizin çe itlerini bilmeden faizden kurtulmak nasıl mümkün olur? Samimi oldu um din görevlilerine faiz çe itlerini sordum, hepsi de bilmediklerini itiraf ettiler. Biz faiz çe itlerini kimden ö renece iz? Siz biliyorsanız, Allah rızası için Nasihat kö esinde yazsanız da, benim gibi merak edecekler ö rense çok iyi olmaz mı? CEVAP Merak ve iste inizde haklısınız. Haram yiyenlerin duası ve ibâdetleri kabul olmaz. En iddetli haram da faizdir. Ödünç alıp vermede de faiz vardır. Alı -veri bilgilerini bilmeyen faiz yer de haberi olmaz. Maalesef, (faizler artıyor) diye çı ırtkanlık yapanlar faiz çe itlerini, alı -veri bilgilerin (bey ve irâ ilmini) bilmekten mahrumdurlar. Alı -veri bilgilerini ve faiz çe itlerini tafsilâtlı olarak Tam lmihâl (Seâdet-i Ebediyye) isimli kıymetli eserden ö renmeniz mümkündür. Hacıbayram'da, Ba lum Kitabevi'nde bulabilirsiniz. ( bni Âbidîn c.1,s.29; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.377; Hadîka; Rıyâd-unnâsıhîn) SUAL: Hangi i leri yaparken sa dan ba lamalıdır? Evden çıkarken hangi ayakla çıkmak uygundur? CEVAP (Hadîka) da, el âfetlerinde buyuruluyor ki; Temiz i leri yaparken sa dan ba lamak müstehabdır. Ayakkabı ve elbise giyerken, mescide, eve ve odaya girerken, heladan çıkarken, yemek yerken ve su içerken sa dan ba lanır. Bunun gibi eylerin zıddı yapılırken soldan ba lamak müstehabdır. Mü'minin evi, bir ilim ö renme ve ibâdet yeri oldu u için, evden soka a çıkarken, bu niyyetle sol ayakla çıkmak müstehabdır. SUAL: Av hayvanlarının içini doldurup manken gibi süs olarak kullanmak uygun mudur? CEVAP

Süs olarak kullanmak lüzumsuzdur. Kullanmamalıdır. Resimden daha mahzurludur. ( bni Âbidîn c.1,s.436) SUAL: Ramazanda hava bulutlu olup Ramazan otuza tamamlansa, birkaç gün sonra otuzuncu günün bayram oldu u anla ılsa bayram günü oruç tutarak haram i lenmi olur mu? CEVAP Ramazan'da hava bulutlu olup ay görülmese, Ramazan otuza tamamlanır. Birkaç gün sonra otuzuncu günün bayram oldu u anla ılsa, bayram günü oruç tutmak haram oldu u halde, o gün oruç tutmak haram olmamı olur. Ramazan'dan bir gün kabul edilir. ( bni Âbidîn c.2,s.94) SUAL: Foto rafla resim ayrı mıdır? Caiz olan hangisidir? CEVAP Foto raf, resimden ayrıdır. Foto raf çekmek, aynadaki görüntüyü sabitle tirmek gibi olup her zaman caizdir. Fakat resim çizmek mecburiyet olmadıkça caiz de ildir. ( bni Âbidîn c.5,s.238; Hadîka el âfetleri) SUAL: Bir kimse, birisinin arkasından aleyhte konu urken, konu ma bu gıybettir desek, o da konu sa yine bana günah olur mu? CEVAP Gıybetin insanlar arasındaki zararı büyüktür Bir yerde gıybet olunca, mümkünse gıybete mâni olmalıdır. E er güzellikle mâni olunmazsa, çıkıp gitmelidir. Çıkıp gitmek de fitneye sebep olursa, gıybet edenin gıybetinden razı olmamalı, ne dedi, nasıl oldu u gibi sualler sormamalı, dinlemiyormu gibi hareket etmelidir Bir kimsenin hakkında konu urken, onun kapının arkasında dinledi ini kabul etmelidir. Arkasından konu ulan ahıs duydu u halde üzülmezse gıybet olmaz. E er konu mamızı be enmemi se, razı olmamı sa gıybet olur. ( bni Âbidîn c.5,s.262,263) SUAL: Bir kimseye falancayla senin aleyhinde öyle konu tuk desem uygun olmaz. Onunla nasıl helâlla mam lâzımdır? CEVAP O kimseye, gıybetin mahiyetini söylemek mahzurlu ise, gıybeti bildirmek art olmadı ı için kendisiyle helâlla ma a geldi inizi söylersiniz. Yalvarıp yakarıp helâlla ma a çalı ırsınız. Mahzuru olmazsa hediye verirsiniz. Ne suretle olursa olsun helâlla ma a çalı malıdır. ( hyâ-ul-ulûm c.3,s.153; bni Âbidîn c.5,s.263) SUAL: Ana-babamızın arkasından konu uyor, gıybetini yapıyoruz. Acaba bu konu malarımız di er insanları gıybet etmemiz gibi günah oluyor mu? Günah oluyorsa ne yapmalıyız? CEVAP Ana-babanın arkasından aleyhte konu makta gıybettir, günahtır, helâlla mak lâzımdır. Ana-baba hakkı çok mühim oldu u için onları üzmekten çok sakınmalıdır. Hizmetlerinde kusur etmemelidir. Haklarını helâl etmesi için yalvarmalıdır. Dilimiz durmuyor gıybetinizi ediyoruz, hakkınızı helâl edin, etmezseniz hâlim çok kötü olur gibi sözler söyleyerek gönüllerini alma a çalı malıdır. Ana-baba hakkını helâl etse de gıybet etmek günah oldu u için tevbe etmeli, Allahü teâlâdan da afv dilemelidir. ( hyâ-ul-ulûm c.3,s.153; bni Âbidîn c.5,s.262,263; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.362) SUAL: Katı ilâçların terkibinde mahzurlu bir ey oldu u bilinmiyorsa veya içinde afyon oldu u biliniyorsa kullanılmasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.355; bni Âbidîn c,5,s.295) SUAL: Dilenmek ne zaman caiz olur? Dilenen herkese sadaka ve zekât vermekte mahzur var mıdır? CEVAP Bir günlük yiyece i bulunan kimsenin dilenmesi haramdır. Hiç yiyece i bulunmayanın da, sa lam, çalı acak, ticaret edecek halde ise, yiyecek, içecek veya bunları almak için para istemesi, dilenmesi haramdır. Bunun varlı ını bilerek, istedi ini vermek de haramdır. Ancak istenmeden verileni alması caizdir. Aç veya hasta olanın yiyecek istemesi lâzımdır. Bir günlük yiyece i olup da çalı abilecek haldeki kimse, ilim ö renmekle veya ö retmekle me gul ise yiyecek istemesi caiz olur. Parasını harama sarfedene ve israf edene sadaka verilmez. Camide cemaat arasında dola arak dilenmek haramdır.

Görüldü ü gibi, slâmiyette, eli aya ı tutup da çalı abilenlerin dilenmesi haramdır. Zekât, çalı amıyacak derecede hasta veya sakat olanlara veya çalı ıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ, böyle fakirleri, milletin içinde kırkta bir olarak yaratmı tır. Bunlara zekât veren zengin bir müslüman, hem dinî ibâdetlerini yaparak Allahü teâlânın rızasını kazanır, hem de sosyal yardım yapmı olur. Hem de malını, servetini fakirlerin haklarından ve tecavüzlerinden korumu olur. Zenginler, servetin kırkta birini muhtaçlara verecek olursa, müslüman memleketlerde, fakirli in istismarı önlenmi olur. Zekât ve sadakalar, hep sosyal yardım olup, ekonomik felâketleri önlemek için birer tedbirdir. Fakir, ihtiyâcından fazla ve nisâbdan az zekat alabilir. Nafakasından fazla, fakat nisâb miktarından az malı olana fakir denir. Maa ı kaç lira olursa olsun, evini idarede güçlük çeken her memur, fakir sayıldı ı için zekât alabilir.( bni Abidîn c.2,s.69,70; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.349) SUAL: Bir sâlih müslümanın bir organı, meselâ kalbi, günahkâr birisinin kalbine takılınca, âhırette bu günahkâra azap yapılırken, sâlih müslümanın kalbine de azap yapılacak mı? CEVAP Kıyamet günü herkes, öldü ü zamandaki ekli, boyu ve organları ile mezardan kalkacaktır. Herkesin kuyruk sokumu kemi i de i meyecek, ba ka organları bu kemik üzerine yeniden yaratılacak, ruhlar, bu yeni bedenlerini bulup tealluk edeceklerdir. nsanın organları dünyada da de i ir. Kırk ya ındaki insanın eti, derisi, saçları ba kadır. Çocuklu unda bu deriler ba ka idi. Fakat o hep aynı insandır. Çünkü insan ruh demektir. Beden de i se de ruh de i mez. nsanın parmak izi de hiç de i mez. Hiç bir insanın parmak izi, ba kasının parmak izine benzemez. Bir insanın çe itli ya lardaki bedenleri ba ka oldukları gibi, aynı boy ve ekilde, fakat ba ka zerrelerden yapılmı bir bedenle mezardan kalkacaktır. Bunun için, göz ve yürek naklinin mahzuru yoktur. Onlar çürüyüp toprak olacaktır. (Kimyâ-i Se'âdet s.80; Ahmed ibni Kemâl'in Levh-il-mahfûz risalesi) SUAL: Alkolsüz ilâç bulunmadı ı zaman alkollü ilâcı kullanmak caiz olur mu? CEVAP Alkolsüz ilâç bulunmazsa ve alkollü ilâcın ifa verece i kat'i ise zaruret olaca ı için caiz olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.355; bni Âbidîn c.5,s.289,295) SUAL: Abdest alırken muslu u devamlı açık tutmak israf olur mu? CEVAP Abdest almak için vakf edilmi olan su abdestin ba ından sonuna kadar devamlı akarsa israf olmaz. SUAL: Bir kimsenin namaz kılıp kılmadı ını takip etmek su-i zan olur mu? CEVAP Sebepsiz takip su-i zan olur. Mühim bir sebeb için takip caiz olur. ( hyâ-ul-ulûm c.3,s.150; Berika s.759,760) mi? SUAL: Namazı kerahat vaktine veya kazaya kalacak kimseyi uykudan uyandırmak gerekir

CEVAP Fitneye sebeb olmıyacaksa, uyandırmamak mekruh olur. E er vaad ettiyse o zaman uyandırmamak harâm olur. Uyandırmak bir fitneye sebeb olacaksa, uyandırmamak günâh olmaz.

SUAL: Bazı ilâçların içinde yenmesi haram olan herhangi bir madde bulundu u söylense, fakat üzerinde yazmasa, bu ilâçları kullanmamızda mahzur var mıdır? CEVAP lâcın içinde yenmesi, içmesi haram olan maddenin bulundu u görmekle veya görenden i itmekle yahut üzerinde yazılı olmakla anla ıldı ı zaman kullanmak haram olur. Bu üç yoldan biri ile anla ılmadı ı zaman neden yapıldı ını ara tırmakla me'mur olmadı ımız için kullanmakta mahzur yokdur. (Dürer c.1,s.311; bni Âbidîn c.5,s.220,221; hyâ-ul-ulûm c.2,s.80; Uyûn-ül-besâir) SUAL: Ba'zı esansları alkolde eritip me rubatların içine koydukları i itilmektedir. Me rubat içmekte mahzur var mıdır? CEVAP çinde alkol oldu u bilinmedikçe me rubat içmek caizdir. (Uyûn-ül-besâir; bni Âbidîn c.5,s.220,221; hyâ-ul-uIûm c.2,s.80)

SUAL: nsan necaseti veya kanalizasyon ile sulanan sebzeleri yemek uygun mudur? CEVAP Kanalizasyon suları renk ve koku bakımından su evsafını kaybetmi ise böyle kanalizasyon suları ile sulanmı sebzeleri yemek uygun olmaz. Umumiyetle kanalizasyonlar renk ve koku bakımından suya evsafını kaybettirdikleri için la ım suları ile sulanan sebzeleri yemek uygun olmaz. Fakat insan necaseti evsafını kaybetmedi i için bunlarla sulanan sebzeleri yıkayıp yemekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.124) SUAL: A abeyim haram kazançları ile veya çalarak kesti i tavu un etinden bizim çocuklara da yedirse, bizim çocuklara o et haram olmaz mı? CEVAP Tavuk kesip pi irildikten sonra a abeyinizin mülkü olur. Ba kasının o etten yimesi caiz olur. Günahı a abeyinize olur. Birkaç haram para karı ınca yine böyledir. Ya'ni günahı o adama olur. O paradan hediye alana günah olmaz. (Hadîka c.2,s.720; Dürr-ül-muhtâr zekât bahsi; Cevhere zekât bahsi) SUAL: Hayzlı halde iken kesilen tırna ı ve dökülen saçları gusl abdesti alırken yıkamak gerekir mi? CEVAP Hayzlı iken tırnak kesmek caizdir. Hayzlı iken dökülen saçları ve kesilen tırna ı yıkama a lüzum yokdur. ( bni Âbidîn c.1,s.103, c.5,s.275) SUAL: Hayvanlarda sun'î tohumlama caiz midir? CEVAP Caizdir. SUAL: Dost ve arkada lara hediyye götürmekte mahzur var mı? CEVAP Hediyele mek sünnetdir. Dostlara eli bo gitmek, de irmene bu daysız gitme e benzetilmi dir. (Dürer c.2,s.217; bni Âbidîn hibe bahsi) SUAL: On ki iyiz. Her ay be er bin lira koyarak 50 bin lirayı kur'a çekerek birimiz alıyoruz. Her ay kur'a birimize çıkıyor. On ay sonra kur'a bitiyor. Böyle bir i lemde mahzur var mıdır? CEVAP Mahzurludur. ( bni Âbidîn c.1, imamlık seçimi bahsi) SUAL: Küçük çocu um vardır. Çocu umun kendisine ait parası ile ona lâzım olan eyleri alabilir miyim? CEVAP Alınabilir, mahzuru yoktur. (Fetâvâ-i Bezzâziyye c.6, Hibe bahsi) SUAL: Hamamların hâli ma'lumdur. Günah i lemeden yıkanmak mümkün de ildir. Emrim altındakiler, söz dinlemeyip gidiyorlar. Mâni olamadı ıma göre, günahları da onlara ait oldu una göre, pe lerini bırakayım mı? CEVAP Pe lerini bırakmak, müsaade etmek demektir. Devamlı emr-i ma'ruf ve nehy-i münker yapmak vazifemizdir. Emr-i ma'ruf neticesi bir gün gitme i bırakırlar. Kat'iyyen razı olmamak ve pe lerini bırakmamak lâzımdır. (Tatlılıkla yılan bile deli inden çıkar.) buyurulmu tur. (Kimyâ-i Se'âdet emr-i ma'ruf bahsi) SUAL: Çocuk sünneti için belli bir gün ta'yini var mıdır? CEVAP u günde sünnet edilmeli diye bir ey yoktur. Haftanın herhangi bir gününde sünnet edilebilir. Çocuk bulû a ermeden her ya da sünnet edilebilir. Yedi ile on iki ya en iyi sünnet zamanıdır. ( bni Âbidîn c.5,s.478) SUAL: Müsliman kadınlar kimlere kar ı süslenebilir? CEVAP Müsliman kadınların, kocasından ba ka, erkek veya yabancı insanlara süslenmeleri caiz de ildir. Altın ve gümü gibi zînetlerini yabancılara göstermeleri haramdır. (Mektûbât-ı Rabbânî c.3,M.41)

SUAL: Bizim Avanos'ta ekmek hamurunun katı olması için ayakla çi neniyor. Mahzuru var mıdır? Un ve bu day çuvalları üzerine oturmakta mahzur var mı? CEVAP Hamur ate te pi ip ekmek haline gelmedikçe üzerine basmakta mahzur yoktur. Ya'ni hamurun ayakla çi nenmesi günah de ildir. Un ve bu day da ekmek olmadı ı için üzerine basmakta ve oturmakta mahzur yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.339,341) SUAL: (Zengin bir kimsenin her zaman yeni veya eski elbise giymesinin mahzuru var mıdır? CEVAP Peygamber aleyhisselâm, eski elbiseli birisine (Malın yok mu?) buyurdu. O zat, malının çok oldu unu söyleyince, Resulullah öyle buyurdu: (Allahü teâlâ, mal verince ni'metlerinin eserini üzerinde görmelidir.) Ba ka bir hadis-i erif ise öyledir: (Allahü teâlâ, kuluna verdi i ni'metleri görmesini sever.) Görüldü ü gibi, Allahü teâlâ, elbisenin yeni, güzel ve temiz olmasını sever. Bunları ni'meti göstermek için giyeni sever. Kibir için, övünmek için, gösteri için onun bunun gözüne girmek için giyineni ise sevmez. Allahü teâlânın verdi i ni' metleri gizlemek uygun de ildir. lim ni'meti de böyledir. lmini saklayanları sevmez. ( bni Âbidîn c.5,s.223) SUAL: Dü ünde davul zurna çalıyordu. Birisi oynadı. Mubah dedi. Oyunda neleri çalmak mübahdır? CEVAP (Tatarhaniyye) fetva kitabında diyor ki: (Ba kalarını hicveden, müstehcen olan ve ehveti tahrik eden iirleri teganni ile, yani ses dalgaları ile okumak her dinde haramdır) Hacca gidecek olanın, Kabe, Hac, Mekke, Medine arkılarını dinlemesi, askerlerin harb, kahramanlık arkılarını dinlemesi mubah hattâ sevab olur. Dü ün, ziyafet, sünnet, bayram ve sefer dönü ü gibi sevinilmesi lâzım olan yerlerde helâl olan ses ile ne 'elenmek mubahtır. Muharebelerde askerin moralini kuvvetlendirmek için, bando, müzika çalmak ve bunlara sulh zamanında da hazırlanmak, dü ünlerde davul ve def çalmakta mahzur yoktur. Günahları, kusurları, azabları anlatan kasideleri, ilâhileri dinleyerek üzülmek, tevbeye sebep olursa sevabtır. Ba'zı slâm âlimleri kalbi hasta olan gençlerin toplanarak ilâhi söylemelerini uygun görmemi lerdir. Mubahları sık sık i lemek, abes olur, bo yere zaman harcamak olur. Zamanı bo yere öldürmek ise haramdır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine mubah olan sarkıları mırıldanmak günah de ildir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.266; Hadîka kulak âfetleri bahsi; Tarîkat-ı Muhammediyye s.140; bni Âbidîn c.5,s.34) SUAL: Gazetenizi bir senedir okuyorum. Belçika'da ortaokula devam ediyorum. Burada ba'zıları haram, kötü bir ey de ildir. Kötü olsa hiç Kâbeye mescid-i Haram denir mi? diyorlar. Haram, mahrem, namahrem ne demektir? CEVAP Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde yapılmasını açıkça emretti i eylere (Farz) denildi i gibi, yapmayınız diye açıkça men ve yasak etti i eylere (Haram) denir. Mahrem, erkekler için, evlenmesi haram olan anne, bacı, karde kızları gibi evlenmesi ebedî haram olan kadınlara denir. Kadınlar için de, baba, birader, o ul gibi evlenmesi ebedî haram olan erkeklere denir. Namahrem, evlenmesi haram olmayan kadın veya erkeklere denir. Mescid-i harama giren kimse, idama mahkûm olsa bile, orada öldürülmesi haram oldu u için böyle denmi tir. (Kamus c.4,s.230, c.2,s.1285) SUAL: stanbul'a geldi imde bir arkada da gördüm. Adına kefir diyorlar. Sütle karı tırılarak mayalanıyor. Süzülerek ayranı içiliyor. Tadı oldukça keskindir. Ba'zı hastalıklara iyi geldi i söyleniyor. Bu kefiri içmekte mahzur var mı? CEVAP Bahsetti iniz kefir, bira gibi haramdır. (Feth-ul-kadîr c.5,s.81; bni Âbidîn c.5,s.396) SUAL: Eni temin kazancında haram vardır. Sofrasına otururken besmele çekersem küfre dü erim diye korkuyorum. Besmele çekmesem olur mu?)

CEVAP Eni tenizin yeme ini yerken besmele çekmekte mahzur yoktur. Domuz eti gibi aslı haram olana besmele çekilmez. Haram para karı arak alınmı yemekleri yerken besmele çekmekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.7) SUAL: Ba'zı margarinlerde domuz ya ı var mıdır? CEVAP Margarinler vücud sıcaklı ında erimedikleri için damar sertli ine sebep oldu u söylenmektedir. E er tıbbî yönden zararı kat'i olarak tesbit edilirse, dinen de yenmesi o zaman mahzurlu olur. Üzerinde yazmadı ı veya koyan bizzat söylemedi i yahut âdil bir kimse söylemedi i müddetçe içinde domuz ya ı vardır diye iddia edilemez. Hattâ domuz ya ı olsa bile, bilinemedi i için yiyenlere günahı olmaz. Margarin ya ı, nebatî ya lardan ve balık ya ından imâl edilmektedir. Domuz ya ı sıvı olmadı ı için kullanılmıyor. Mubahlar zan ile haram olmaz. Domuz ya ı oldu u kafi olarak biliniyorsa o zaman haram olur. Margarinler tamamen hazmedilemedi i için vücuda zararı olmaktadır. Ba ka ya varken vücuda zararı olan bir eyi kullanmak uygun sayılmaz. Pahalı da olsa, bulmak mümkün ise uygun olan ya ları kullanmalıdır. ( bni Abidîn c.5,s.220,221; Dürer c.1,s.311; hyâ-ul-ulûm c.2,s.80) SUAL: Çok mal kazanmak niyyetiyle çalı mak günah mıdır? CEVAP Çok sevâb kazanmak için, çok mala ihtiyaç vardır. Çok mal kazanmak için de çok çalı mak lâzımdır. slâmiyete uygun yapılan kazanç dünyaya sarılmak olmaz. Âhıret olur. (Mevkûfât c.2,s.201) SUAL: Evdeki çe meler akmadı ı zaman içmek, abdest almak gibi ev ihtiyâcı için cami avlusundaki adırvandan su almak caiz mi? CEVAP Caizdir. SUAL: Etrafı çevrili olmayan bir bahçemiz var. Arılar gelip bir a aca konmu . Bir kilo kadar bal da yapmı lar. Birisi bu arıları görmü , kovan getirerek arıları alma a gelince haberimiz oldu. Arıları adama vermek istemedik. Adam, (Arı bulanındır) dedi. (Balı sizin olsun, arıyı ben götüreyim) dedi. Biz de razı olduk. Arının sahibi belli olmadı ına göre, arı o adama helâl olur mu? Sonra oradaki balı bizim yememiz helâl olur mu? CEVAP Arılar bulanındır. Bal ise bahçe sahibinin olur. (Mevkûfât c.1,s.366; Mecelle madde: 1243,1249,1255) SUAL: Erkek çocuklara ipek giydirmek, çocukları kıbleye ayakları gelecek ekilde yatırmak ve künye takmak uygun mudur? CEVAP Erkek çocuklara ipek giydirmek, ayaklarını kıbleye kar ı yatırmak, altın veya gümü ten künye takmak uygun de ildir. Günahı takanlara olur. (Mevkûfât c.2,s.204,205; Halebî-yi Kebîr s.28) SUAL: Bir arkada , zehirli bir ot gösterdi. Bunu yemek haramdır, dedi. Haram oldu u için bunu cebe koyarak namaz da kılınmaz, dedi. Hattâ tütün yapraklarını cebe koyarak namaz kılınmaz dedi. Afyon da böyledir dedi. Do ru mudur? CEVAP Uyu turucu katı maddelerin aklı giderecek kadar fazla miktarını kullanmak haramdır. Az miktarda ilâç için kullanmak günah de ildir. Esrar, afyon, morfin ve eroin gibi. Bunlar ot olarak temiz oldu u için, namaz kılarken cepte bulunmaları namazın sıhhatine mâni olmaz. Çünkü ottur, necis de ildir. Bunlar ilâç için az miktar kullanılır, fakat keyif için kullanılmaz. Kafein, nikotin, tein, bunlar otun kendisi de il, ottaki etkili maddelerdir. Bu otlardaki etkili madde saf olarak kullanılırsa vücut için zararlıdır. Etkili maddesi kafein olan kahve, etkili maddesi nikotin olan tütün ve etkili maddesi tein olan çay, necis ve haram de ildir. Bu bakımdan otun kendisi ile zararlı olan etkili maddesi karı tırılmamalıdır. Ya'ni tein uyu turucu madde diye çaya necis veya haram denmez. Di er otlar da böyledir. ( bni Âbidîn c.3,s.276) SUAL: Gitti imiz yerlerde gıybet ediliyor. Çirkin görüyor, be enmiyorum. Susun demekte fitneye sebep olma ihtimali var. Orayı terk etmem de dedikodulara sebep olacaksa, onların gıybetlerini be enmeden orada kalmamda günah var mıdır? CEVAP

Zaruretler haramları mubah kılar. Zaruret ba ka çare bulamamak demektir. Gıybet edenleri te vik edici söz söylememelidir. Sahi mi, öyle mi der gibi bakmamalıdır. Konuyu kapatma a, ba ka bir konu açma a çalı malıdır. lk fırsatta da orayı terk etmelidir. " nsan eti yenen yerlere" de mümkün mertebe gitmeme e gayret etmelidir. (Mecelle madde: 21, Dürer-ül-hükkâm c.1,s.76) SUAL: Yakın akraba evlilikleri neticesinde sakat çocukların meydana geldi ini gazetelerden ve tıp dergilerinden ö reniyoruz. Amca ile dayı ve hala ile teyze kızları ile evlenmekte dinimizce bir mahzur var mıdır? CEVAP Yakın akraba ile evlenmemek sünnettir. Bahsetti iniz kızlar ile evlenmek caiz ise de mekruhtur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bunların çocukları zaîf, hastalıklı olur.) Bir zaruret olmadıkça sünnete uyarak yakın akraba ile evlenmemelidir. Süt karde ile de evlenmemelidir. Evlenmesi mekruh olan yakın akraba ile sakat çocuk olma ihtimalini dü ünerek de il, dînin emri oldu unu dü ünerek evlenmemelidir. Çünkü dinin emrinde bilinmedik daha birçok hikmetler vardır. (Kimyâ-i Se'âdet s.242) SUAL: (Esanslarda alkol veya domuz ya ı var mıdır?) CEVAP Esans, alkolsüz olur. Domuz ya ı katılmaz. Üzerinde alkol oldu u yazılmıyorsa kullanılmasında mahzur yoktur. Esansı alıp da kimyagere tahlil için götürülmez. Zan üzerine hüküm yürütülmez. Gazozlar da böyledir. ( bni Âbidîn c.5,s.220,221; Dürer c.l,s.311; hyâ-ul-ulûm c.2,s.80) SUAL: pek halı, ipek seccade, ipek abdest havlusu kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Dürer c.1,s.313; bni Âbidîn c.5,s.226) SUAL: Bir yardım sandı ımız var. Üyelerinden birisine yardım edilebilir mi? CEVAP Ancak üyelerin dı ındaki fakirlere yardım edilir. Üyelerden birisine yardım edilmesi caiz de ildir. Üyelere ancak faizsiz ödünç verilir. (Bedâyi c.6,s.221) SUAL: Ba'zı sabunlarda domuz ya ı oldu u söyleniyor. Kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Domuz ya ı veya necasetli herhangi birya , sabun yapılınca temiz olur. Bütün kimyevi de i meler böyledir. Necis toprakla yapılan testi ve küp gibi eyler fırından çıkınca temiz olur. ( bni Abidîn c.1,s.210) SUAL: Tezekle ısıtılan fırında pi irilen ekme i yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Necaset yanınca külü temiz oldu u için mahzuru yoktur. ( bni Abidîn c.1,s.210) SUAL: (Midye yemekte mahzur var mıdır?) CEVAP Midye yememelidir. (Diirer c.1,s.281) SUAL: Kendi aramızda memur veya i çi yardım sandı ı kuruyoruz. Ödünç verirken faizle veriyorlar. Faizle borç almamak artı ile, di er me ru i lerinden istifade etmek için böyle sandıklara üye olmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: (Emekli Sandı ından borç para almamızda mahzur var mıdır? CEVAP Emekli Sandı ından herkes borç para alma a kalkarsa, Emekli Sandı ı lüzumlu yatırımları yapamaz. Zaruret olmadıkça borç para almamalıdır. (Bahr-ür-râ'ik) SUAL: Alı kanlık hâline getirmemek artı ile ba'zı oyunlarla vakit geçirmek mâlâyânî ile i tigâl sayılır mı? Bedene ve zihne faidesi olur mu? CEVAP

Ba'zı faidesiz oyunlarla vakit geçirmek, mâlâyânî ile i tigâldir. Bedeni ve zihni faidesiz oyunlarla yıpratmamalıdır. Müslüman faidesiz oyunlarla vaktini öldürmemelidir. Âhırette ömrümüzü nerede geçirdi imiz, nefesimizi nerelerde tüketti imiz sorulacaktır. ( bni Âbidîn c.5,s.252,253) SUAL: Bakkal kendisinde olmayan bir eyi kom u bakkaldan alıp bize veriyor. Bunun mahzuru oluyor mu? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. (Cevhere; Bey Bahsi) SUAL: Ba kasının tarlasındaki yemlik gibi yenecek otları toplamakta mahzur var mıdır? CEVAP Sahibinin izni varsa veya izin verece i biliniyorsa bir mahzur yoktur. (Mecelle Madde: 96) SUAL: Bir ö retmen, talebesinin kalem ve silgi gibi eylerini kullanabilir mi? CEVAP Kullanmamalıdır. (Mecelle Madde:96) SUAL: (Bo vakitlerimde avcılık yapıyorum. Bir av köpe im var. Av köpe i beslemekte mahzur var mıdır? Üzerime de iyor. Avcılık yapmakta mahzur var mıdır?) CEVAP Av veya koyun köpe ini eve koymamak üzere beslemekte mahzur yoktur. Hanefî mezhebinde köpek elbiseye dokununca, dokundu u yeri pis etmez. Usûlüne uygun avcılık yapmakta mahzur yoktur. (Müslim c.6,s.156; htiyar c.1,s.19) SUAL: Arkada ım bana emanet olarak para bıraktı. Birkaç gün gelmeyince parayı çalı tırayım da birkaç lira kazanayım, dedim. Kazandım da. Emanet parayı kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Emanet parayı kullanmak caiz de ildir. Kazandı ı ey haram olur. Kazandı ını fakire vermesi lâzım olur. Ödünç olarak alınsaydı, kullanılırdı. (Hadika c.2,s.445) mi? SUAL: Almanya'da ateistler var. Onlarla dö ü sek ve dü en sigaralarını içsek hakları geçer

CEVAP Hiç kimsenin malı hiç kimseye helâl olmaz. Dövmek ve sö mekle de hakları geçer. Bunun için hiç kimsenin malına canına, ırzına tecavüz etmek asla caiz de ildir. Müslüman her yerde iyi örnek olmalıdır. ( bni Âbidîn c.3,s.247) SUAL: Ba'zı kadınlar bana hediye veriyorlar. Kendi malları olup olmadı ını bilmiyorum. Kocalarının izin verip vermedi ini bilmiyorum. Hediyelerini almamda bir mahzur var mıdır? CEVAP Su-i zan caiz de ildir. Almanızda mahzur yoktur. (Tefsîr-i Beydâvî c.2,s.452) SUAL: Ayakta sigara içmek, çekirdek yemek, eker gibi ufak tefek eyleri yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Ayakta sigara içmenin mahzuru yoktur. Zaruretsiz ayakta ve sokakta bir ey yiyip içmemelidir. ( bni Âbidîn c.5,s.295; Hadîka c.1,s.142; Dürer c.2,s.381) SUAL: Le olarak ölen bir keçinin boynuzundan bıçak sapı yaptırdım. Bu bıçak cebimde oldu u halde namaz kılmamda mahzur var mıdır? Boynuz da le hükmünde midir? CEVAP Le in kemikleri, boynuzu, tüyü, kılı satılıp kullanılabilir. (Merâkıl-felâh s.89) SUAL: Eti yenmiyen hayvanların derilerini çe itli i lerde kullanmakda mahzur var mıdır? CEVAP Domuzdan ba ka eti yenmiyen hayvanlar besmele ile kesilince veya avlanınca derileri temiz olur. Le in derisini de daba ladıktan sonra satmakta mahzur yoktur. (Merâkıl-felâh s.89)

SUAL: Altın, platin veya ba ka madenlerden yapılan yüzükleri gümü ile kaplatarak kullanmakta mahzur var mıdır? Ta lı yüzük uygun mudur? CEVAP Gümü kaplatılmı altın, demir ve ba ka madenlerden yüzükleri kullanmak ve her ta tan yüzük ta ı yapmak caizdir. (Mevkûfât c.2,s.205) SUAL: Saçı topuz yapmakta mahzur var mıdır? CEVAP Saçların topuz yapılması hadis-i erifle men edilmi tir. (Müslim Sahihi c.6,s.169) SUAL: Erzurum'da mezbaha artıkları, kan ve pislikler bir çaya akıyor. Bu çay ile sulanan sebzeleri yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.1, s.222) SUAL: Dövü horozlarına alkol ırınga ediyorlar. Yara alınca ölmesin diye kesiyorlar. Yenmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Sokakta necaset yiyen tavuk gibidir. Yenebilmesi için üç gün bekletilmeden önce kesilmemelidir. ( bni Âbidîn c.1,s.223 c.5,s.216-217) SUAL: Midye yenmez. Fakat, cebe koyarak namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur ( bni Abidîn; namazın artları) SUAL: Tülbent saçları belli edecek kadar ince olursa mahzuru var mıdır? CEVAP Umdet-ül slâm kitabında diyor ki; ( nce olup içindeki uzvun ekli veya rengi görünen kuma yok demekdir.) Bu bakımdan ince tülbent mahzurludur. SUAL: Dinî sualleri cevaplandıran bir kitapta ( bâdet ayrı, haram ayrıdır. Haram i leyenin ibâdetine zarar gelmez. Meselâ tesettürsüz gezen bir kadının namazı kabul olur. Oruçlu bir kimse, orucunu arap ile açsa ibâdetine zarar gelmez. Haram i lemenin, arap içmenin günahı ayrıdır.) diyor. Bana biraz tuhaf geldi. Do rusunu açıklamanızı bekliyorum. CEVAP Haram i leyenin ibâdeti sahihtir. Fakat kabul olmaz. Hadis-i erifte (Bid'at i leyenin orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) buyuruldu. Ya'ni ibâdetleri sahih olur, fakat sevab verilmez. Ba ka bir hadis-i erifte (Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul etmez.) buyuruldu. Âlimler, bu hadis-i eriflerden, yapılan ibâdetin sahih olaca ı, fakat sevab verilmiyece ini bildirmi lerdir. Günah i leyen kimsenin tuttu u oruç sahih ise de, orucun sevabından mahrum kalır. Ahırette niçin oruç tutmadın diye de il, niye günah i ledin diye sorulacaktır. (Hadîka c.1,s.132) SUAL: Tanıdıklarımıza din kitabı veriyorum. ( imdi bu kitabı alır okursam haramı helâli ö renirim, yine yapınca daha çok günaha girerim) diyor. Camiye vaaza git deyince de yine (Haramları ö reniyoruz, fakat riayet edemiyoruz, daha fazla günaha girmemek için ö renmek istemiyoruz) diyorlar. Akrabamız oldu u için yılda bir iki defa evlerine gidince iyi eyler söylememe razı olmuyorlar. Onların kötülüklerine kalben razı olmamam kâfi midir? CEVAP Haramları ö renmemek, câhil kalmak insanları mes'uliyetten kurtarmaz. Ö renme imkânı varken ö renmemek büyük günahtır. Yarın âhirette (Ben bunun günah oldu unu bilmiyordum demek mazeret de ildir, onlara kalben razı olmamak) kâfidir. ( bni Âbidîn c.1,s.29; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.373) SUAL: (Günah olmayan fıkraları anlatarak ve aka yaparak ho vakit geçirmekte mahzur var mıdır?) CEVAP Ho vakit geçirirken bo vakit geçirmemelidir. aka yapmak mubah ise de, çok aka yapmaktan sakınmalıdır. Çok aka insanın vakarını giderir. Hazret-i Ömer buyurdu ki:

(Çok gülenin heybeti az olur. aka eden küçümsenir. Çok konu an çok hatâ eder. Hatâsı çok olanın hayası az olur. Hayası az olanın Allah'tan korkusu az olur.) Ömer bin Abdülaziz hazretleri buyurdu ki: (Allahü teâlâdan korkun ve akadan çok sakının! Çünkü aka kin do urur ve kötülü e götürür.) Yine buyuruldu ki: (Her eyin bir tohumu vardır. Dü manlı ın tohumu da akadır. aka dostlu u keser, kalbleri karartır. aka ile akıllı kimseler a a ılanır, akılsızlar alaya alınır. Bunlar ise günahtır.) akayı meslek haline getirmeden, do ru söyleyerek, kalb kırmayarak yapılan az akalarda mahzur yoktur. Peygamber aleyhisselâmm bütün ömründe yaptı ı akalar üçü, be i geçmez. Yürümekten yorulan bir kimsenin, beni deveye bindir demesine kar ılık, peygamber aleyhisselâm buyurdu ki: (Seni deve yavrusuna bindireyim.) O ahıs, deve yavrusunun kendisini ta ıyamıyaca ını dü ünerek, ben deve yavrusunu ne yapayım dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki: (Her deve bir devenin yavrusu de il midir?) Bunun gibi ( htiyar kadınlar Cennete girmez) buyurdu. Genç olarak gireceklerini bildirdi. Fazla heybetli olan kimsenin, heybetini yumu atmak için ara sıra aka yapmasında mahzur yoktur. aka yaparken kat'iyyen yalan söylememelidir. Misalleri anlatmak için mubah fıkraları anlatmakta mahzur yoktur. ( ir'atül- slâm s.340) SUAL: Moto-sikletle giderken ekmekleri motorun heybesine koymamda mahzur var mıdır? CEVAP Moto-sikletin, merkebin, atın heybesine ekmek koyup da, motorun ve hayvanın üstüne binmekte mahzur yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.339,342) SUAL: Hanımla iyi geçinmek ve ona iyi i ler yaptırabilmek için gücüm yetmedi i halde, ba'zı eyler alaca ımı söylemem yalan olur mu? Yalan hangi hallerde söylenebilir? CEVAP Harbde ve di er zamanlar, dü manların zararından korunmak için, iki ki iyi barı tırmak için birinden di erine iyi söz getirmek, hanımı idare etmek için, iki müslümanın, kadın ile erke in arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın bir sırrının, bir aybının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur. Ölmemek için le yeme e benzer. ( ir'a-tülislâm s.320) SUAL: (Ayak ayak üstüne koyarak oturmak günah mıdır?) CEVAP Günah olmaz. Büyüklerin yanında böyle oturmak edebe aykırı oldu u için münasib de ildir. Peygamber aieyhisselâm kızının yanında bile aya ını uzatmazdı. Allahü teâlâ ve hafaza melekleri bizi gördü ü için yalnızken de çirkin i ler yapmamalıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Yalnız iken de Allahü teâlâdan haya ediniz.) (Berîka, Kalb afetlerinin 36.sı) SUAL: Dama, dokuz ta , tavla v.s. oynamakta mahzur var mıdır? CEVAP Kıymetli zamanlarımızı oyunlarla geçirmek do ru de ildir. (Feth-ul-kadîr c.8,s.451; Dürer c.2,s.381) SUAL: Arkada edinmek niyyetiyle tavla ve di er oyunları oynamakta mahzur varmıdır? CEVAP Vardır. (Feth-ul-kadîr c.8,s.451; Dürer c.2,s.381) SUAL: Kasamı kilitlemeyi unuttu um bir zamanda kızım ile annesi benden habersiz ve izinsiz kasamdan para alarak ev için ba'zı e yalar almı lardır. Benden izinsiz almaları günah olmaz mı? CEVAP Kasayı kilitlemeli, ba kalarının günaha girmesine sebep olmamalıdır. Mümkün olan tedbiri almayan da günaha girer. Evini açık bırakıp giden kimsenin evine hırsızlar girse, ev sahibi lüzumlu tedbiri almadı ı için günaha girer. Kızınızla annesi parayı evinize harcadı ına göre, siz de razı olursanız mes'ele kalmaz. Onlar da günaha girmemi olurlar. Kızınız ile annesinin bir daha günaha

girmemeleri için, ya kasayı kilitli tutmanız yahut onlara harcama izni vermeniz lâzımdır. (Mecelle 96. madde; Mektûbât-ı Rabbani c.3,M.41; Kimyâ-i Se'âdet s.820) SUAL: On ya larında bir kızım var. Mahremsiz olarak Manisa'dan stanbul'a göndermemizde mahzur var mıdır? CEVAP Baliga olmamı gösteri li kız da kadın gibidir. Mahremsiz sefere çıkamaz. ( bni Abidîn c.1,s.708) SUAL: Dilenmek haram oldu una göre, bir kimseden bir sigara istemekte mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. Alan kimse fakîr ise sadaka olur, zengin ise hediye olur. SUAL: Helâl kazanmanın ehemmiyeti nedir? Bu husustaki hadis-i erifler nelerdir? CEVAP Kendini ve aile efradını ba kalarına muhtaç etmemek için helâl yollardan kazanmak dinimizin en büyük ibâdetlerinden biridir. Çok ibâdet etmekten daha üstündür. Ancak (Çalı mak büyük ibâdettir) deyip de, do ru îmân etmiyen, farz ibâdetleri yapmıyan ve haramlardan kaçmayan kimsenin çalı ması makbul sayılmaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Helâl kazanmak için sıkıntı çekenlere Cennet vâcib olur.) (Ba'zı günahlar vardır ki, onlara ancak, helâl kazanmak için çekilen üzüntü ve yorgunluklar keffaret olur.) (Bir müslüman helâl kazanıp, kimseye muhtaç olmaz ve kom ularına, akrabasına yardım ederse, kıyamet günü, ayın ondördü gibi parlak, nurlu olacaktır.) (Allahü teâlâ, san'at sahibi mü'mini sever.) (En helâl ey, san'at sahibinin kazandı ıdır.) (Helâle, harama dikkat ederek çalı ıp kazanan kimseyi, Allahü teâlâ çok sever.) (Be vakit namazı kıldıktan sonra, çalı ıp helâl kazanmak, her müslümana farzdır.) Helâl kazanmakla alâkalı hadis-i erif çoktur. Birkaçını yazmakla iktifa ettik. ( hyâ-ul-ulûm c.2,s.75; Kimyâ-i Se'âdet) SUAL: Deli ve felçli kimse ile halvet olur mu? CEVAP Evet. (Kurtubî c.14,s.228; Dürer c.1,s.244) SUAL: Erke in ve kadının ellerine kına yakmaları caiz midir? CEVAP Kına süs olarak ellere yakılmaktadır. Kadın için caiz, erkek için caiz de ildir. Kadın, altın bilezik ve altın yüzü ünü yabancı erkeklere gösteremedi i gibi, bu kınalı ellerini de göstermesi caiz de ildir. (Mektûbât-ı Rabbani c.3,M.41) SUAL: Serçe parma ının tırna ını uzatmanın ve bu tırna a kına veya boya sürmenin dinde yeri var mıdır? CEVAP Bunların dinde yeri yoktur. SUAL: Çayın artıklarını, posa kısmını helaya dökmekte mahzur var mıdır? CEVAP Mekruhtur. Çöp tenekesine dökülmelidir. (Ebüssü'ûd Efendi fetvaları) SUAL: nanmadıkları halde evde e lenmek için kahve falına bakıyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Falcılık dinimizde yoktur. Mâlâyâni ile me gul olmak da zaten caiz de ildir. SUAL: (Madeni dü meler küfleniyor. Küflenmemesi için altın suyuna batırmak iyi oluyor. Altın israf olur mu diye dü ünüyorum. Böyle yapmamın mahzuru var mı?) CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.225) SUAL: Kadın özürlü hasta iken mukabele dinleyebilir mi? CEVAP

Mukabele dinleyebilir. Fakat camiye giremez. Dua niyyetiyle Fatiha'yı okuyabilir. ( bni Âbidîn c.1,s.195) SUAL: Çan eklinde çalan saati kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Hiç bir mahzuru yoktur. SUAL: übheli eylerden kaçmak lâzım oldu u bildirilmektedir. übheli eyler, bir kimsenin bilgisizli i sebebiyle helâl veya haram oldu u eyler midir? CEVAP Din bilgilerinin her tarafa yayıldı ı bir yerde bir hususun dindeki hükmünü bilmemek özür de ildir. O ey haram ise, bilinmedi i için übheli olursa da kullanılması yine haram olur. Ba kasının verdi i bir. eyi bilmemek özürdür. Böyle übheli eyi kullanmak caiz olur. (Menâfi-ud-dekâik s.283; Hussâmi s.156) SUAL: Bir akrabam büyük bir günah i liyor. Ben de onun yeme ini yemiyorum. Bana kızıyor, fakat niçin yemedi imi bitmiyor. Yeme ini yememde mahzur var mıdır? CEVAP cap edince günah i leyenin de yeme i yenir. Günahı günah i leyene olur. Akrabayı kızdırarak aranızın açılmasına sebep olmak uygun de ildir. ( hyâ-ul-ulûm c.2,s.17; Mektûbât-ı Rabbani c.1, M.265; Hadîka, fitne bahsi; Feth-ul-kadîr c.8,s.448) SUAL: Kötü hava artları demekte mahzur var mıdır? CEVAP Kötü hava demekte mahzur yoktur. SUAL: Âhıret için öbür dünya demekte mahzur var mıdır? CEVAP Öbür âlem ma'nasında öbür dünya demekte mahzur yoktur. Fakat âhıretin, bu dünyaya benzetilmemesi için âhıret kelimesini bırakıp her zaman öbür dünya tâbirini kullanmamalıdır. SUAL: Ke fetmek yerine icad etmek demekte mahzur var mıdır? CEVAP Ke fetmek; bulmak demekdir. câd etmek; yaratmak demektir. Her kelimeyi yerinde kullanmalıdır. (Kamus c.2,s.45, c.3,s.719) SUAL: Ba'zı kibirlilere kar ı kibirlenirsem fitne çıkma ihtimali vardır. Her eye ra men sevap kazanabilmek için böyle kimselere kibirlenmemde mahzur var mıdır? CEVAP Dinimizde öyle bir kaide vardır. ki zarardan azı tercih edilir. Ba ka bir kaide haram i liyerek farz yapılmaz. Mekruh i leyerek sünnet yapılmaz. Kibirliye kar ı kibirlenmek sevabtır diye kibirlenerek fitneye sevep olmak haramdır. Sünnet i lemek niyyetiyle, mekruh korkusu gelen bir i ten uzak durmalıdır. Mecbur kalmadıkça, zaruret olmadıkça kibirli insanlarla görü mek uygun de ildir. (Mecelle Madde: 27,29) SUAL: Bir arkada a bir hediye vermi tim. Bana lâzım oldu. Geri almamda mahzur var mıdır? Arkada vermek istemezse günaha girer mi? CEVAP Hediye, mevcut ve mâ'lum bir eyi birine kar ılıksız vermektir. Belli bir kar ılık isteyerek de verilebilir. Hediyeyi kabul etmek sünnettir. Alaca ını borçluya hediye eden, artık bunu geri isteyemez. Hediye veren hediyesini geri isteyebilirse de, örf ve âdete uygun de ildir. Bir ihtiyâç, bir zaruret halinde istenebilir. Ancak verilen hediyenin o ahısta mevcut bulunması lâzımdır.Hediye helak olmu sa veya kendi mülkünden çıktı ise, ya'ni satmı veya ba ka birisine hediye etmi se, hediye veren hediyesini geri alamaz. Hediye alan kimse, kar ılık olarak, az bir ey hediye verirse, birinci kimse hediyesini geri alamaz. (Bedâyı' c.5,s.118; htiyar c.3,s.51; Mecelle Madde: 833,835,847) SUAL: Otobüste otururken ya lı kimseler geliyor. Bunların nasıl bir insan olduklarını bilmiyoruz. Hırsız mı, yankesici mi bilmiyoruz. Bunlara yer vermekte mahzur var mıdır? Zenginlere hürmet gerekir mi? CEVAP

Bir kimseye, yankesici mi, hırsız mı diye su-i zan etmek caiz de ildir. Dinimiz, ihtiyarlara hürmet etme e büyük ehemmiyet vermi tir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir genç, bir ya lıya, ya ından dolayı hürmet ederse, onun ya ına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.) Bu dünya, (Etme, bulma) dünyasıdır. Bugünün gençleri, yarının ihtiyarlarıdır. htiyar olmasak bile, ya lılara hürmet etmek dinimizin mühim emirlerindendir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Büyüklerimizi saymıyan, küçüklerimize acımayan bizden de ildir.) (Ya lılarımıza hürmet ve ikram, Allahü teâlâya saygıdandır.) (Müslüman, güçsüzlere, hastalara, ya lılara ve küçüklere merhamet eder.) Ziyaretlere, ya ına hürmeten büyüklerden ba lamalı, bir ey verme e ise küçüklerden ba lamalıdır. htiyara hürmet ederken zengin fakir ayırmamalıdır. Zengine zenginli i için hürmet edilmez. Hadisi erifte buyuruldu ki: (Zengine, zenginli inden dolayı tevazu edenin, dininin üçte ikisi gider.) slâm âlimleri, malından dolayı zengini yüceltenin, fakirli inden dolayı yoksulu a a ılayanın lanete müstehak oldu unu bildirnıi lerdir.( ir'a-tül-islâm s.394) SUAL: Kötülük edene beddua etmek uygun mudur? CEVAP Ba kaları bize kötülük de yapsa onlara beddua etmek asla uygun de ildir. Peygamber aleyhisselâm (Ben lanet etmek için gönderilmedim) buyurmaktadır. Biz de müslüman oldu umuza göre O'nun yolundan, O'nun yolunu bize anlatan slâm âlimlerinin bildirdi i yoldan gitmemiz lâzımdır. Kötülük edenlere dahi iyilikle mukabele etmeliyiz. Kar ımızdakiler yaptıklarından utanırlar. Atalarımız ne buyurmu lar: (Kötülük her ki inin kârıdır, iyilik ise er ki inin kârıdır.) Belki (Kötüler utanmayı ne bilsinler?) denecek olursa, ( yilik et, at denize, balık bilmezse, Halik bilir) buyurmu lardır. Biz daima ve herkese kar ı iyilik etme e çalı malıyız! (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.170; Rıyâd-un-nâsıhîn s.416) SUAL: ("Sadaka Vermek" isimli yazınızda Çoluk çocu un ihtiyâcını ba kalarına sadaka vermenin do ru olmadı ını yazdınız. Halbuki biz biliyorduk ki, hayra verilmek de mal israf olmaz. Sonra îsâr nerde kaldı? Sahâbe-i kiramdan harbde vefat ederken birisi su ister, tam ona su verilece i sırada bir ba kası su diye iniler. Beriki, bana verme, su diye inliyene götür der. Ona su verme e gidince ba ka yerden bir ses duyulur. Su su demektedir. Beriki de suyu öbür karde ine götürmesini söyler. Ona su verme e gidince bakar ki, ölmü . Di erlerine bari vereyim diye onların yanına gelince onların da ehit olduklarını görür. te müslüman muhtaç oldu u bir eyi almayıp, muhtaç olan din karde ine bırakandır. Cevabınızı bekliyorum.) CEVAP nsana lâzım olan eylerde îsâr yapılır. bâdetlerde îsâr yapılmaz. Meselâ, camide birinci safdaki yerini ba kasına vermek, namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu ba kasına îsâr etmek caiz de ildir. Bir kat elbisesi olan, onu muhtaç olan birine verip de kendisi çıplak kalamaz. Tarikat-i Muhammediyye kitabında sadaka vermekte de israf oldu unu bildirmektedir. Sabit bin Kays radıyallahü anh, bir günde be yüz a acının hurmalarını toplayıp hepsini sadaka vererek evi için hurma bırakmayınca, (Hepsini vermeyiniz) âyet-i kerîmesi geldi. Muaz bin Cebel radıyallahü anh'ın bir hurma a acı vardı. Hurmalarını toplayıp hepsini sadaka verip kendine bir ey bırakmayınca hemen (Fakat israf etmeyin) âyet-i kerîmesi geldi. Bir o lan, Resulullah Efendimize gelip ba'zı lüzumlu eyleri istedi. Peygamberimiz onların hiç birisinin bugün kendisinde bulunmadı ını bildirince, çocuk, gömle ini istedi. Hemen mübarek arkasından gömle ini çıkarıp verdi. Gömleksiz kaldı. Ezan okunduktan sonra cemaat, her zaman oldu u gibi Resulullahı beklediler. Gelmeyince merak ettiler. Birkaçı evine gidip gömleksiz oldu undan gelemedi ini anladılar. O zaman (Ey Habibim, kendine kalmayacak ekilde da ıtma!) âyet-i kerîmesi geldi. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kendisi veya çoluk çocu u muhtaç iken veya borcu var iken verilen sadaka kabul olmaz. Borç ödemek, sadaka ve hediye vermekten daha mühimdir.) Hattâ, brahim bin Edhem buyurdu ki, (Borcu olan kimse, ya lı ve sirkeli yemek yememelidir.) Borcundan çok malı olmayan veya çoluk çocu u sıkıntaya sabredemedi i halde, bunların ihtiyâcını kar ılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadı ı halde kendisi muhtaç olan kimsenin sadaka ve ödünç vermesi israf olur. Netice olarak, bir kimse kendisi ve çoluk çocu u sabredebilirlerse bütün malını sadaka vermesi caiz olur. Kendisi veya çoluk çocu u sabredemezse, sadaka vermesi mekruh olur, hattâ ba'zı âlimlere göre hiç kabul olmaz. Demek ki, sadaka verebilmek için borcu olmayacak, kendisi ve çoluk çocu u

sabredebilecek. Bu artlar olmadan çoluk çocu unu peri an edecek kadar sadaka vermek do ru de ildir. (Tarîkat-ı Muhammediyye s.103,108) SUAL: Helada konu makta mahzur var mıdır? CEVAP i biter bitmez oyalanmadan çıkmalıdır. (Berîka Zaruret olmadıkça helada konu mamalı. c.2,s.370) SUAL: çinde âyet-i kerîmelerin aslı bulunan Namaz Kitabı cebte olarak helaya girmekte mahzur var mıdır? CEVAP Evet mahzurludur. (Berîka c.2,s.1227) SUAL: Ezan okunurken helaya girmekte mahzur var mıdır? CEVAP htiyâç halinde ezan okunurken de helaya girilmekte mahzur yoktur. (Berîka c.2,s.362) SUAL: Ba'zıları eli gö se koyarak selâmla ıyor. Mahzuru var mıdır? CEVAP Ba sallayarak, eli gö se koyarak selâmla mak günahtır. (El-ibdâ' s.362; Berîka s.1363) SUAL: Ö le vakti biraz uyumalıdır, diyorlar. Bunun hakkında bilgi verilmesini istiyoruz. CEVAP Gün ortasında bir parça uyumak sünnettir. Buna kaylûle denir. Kaylûlenîn vakti, gündüzün ortası olup güne in tepe noktasına yakla tı ı zamandır. Ya'ni ö le ezanından yarım saat önce, yarım saat kadar uyumak, gece kalkıp fâideli bir i te çalı anlar için sünnettir. Hadis-i erifte kaylûlenin enbiyânın ve evliyanın güzel ahlâkından oldu u, ikindiden sonra uyumanın ise tembellik oldu u bildirilmi tir. ( bni Âbidîn, Bey-i fâsid bahsi) SUAL: Devlet adamları gelince hayvan kesmekde bir mahzur var mıdır? CEVAP Gelene yedirmek için keserse mahzuru yokdur. Çünki, müsâfire ziyafet vermek, aleyhisselâmın sünnetidir. ( bni Âbidîn c.3,s.70) SUAL: Ba ım keldir. Peruk takıyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. nsanın güzel görünmesi müstehabtır. SUAL: (Bir hastalıktan kurtulup ba ka bir hastalı a yakalanıyoruz. Çoluk çocuk da hastadır. Daha önce tedavi olmanın ehemmiyeti hakkında bir yazı yazmı tınız. Çe itli doktorlara gitmi sem de gözle görülür bir ifaya kavu amadım. Peygamber aleyhisselâmın eshâbı tıka basa yemez ve temizli e dikkat ettikleri için hasta olmazlardı. Demek ki dinimizin emirlerine tam uyamıyoruz. Hastalı ımı ona buna söylemekte mahzur var mıdır? Meselâ soranlara (elhamdülillah hastayım) desem mahzuru olur mu? Hastalık, dîne uymayı ımızdan mı, yoksa günahlarımızın çoklu undan mı olmaktadır?) CEVAP Temizli e dikkat eden, az yemek yiyen insanlar da hasta olabilir. Ba'zı hastalıklar irsidir. Anababadan tevarüs edilir. Mikroskobik canlıların yaptı ı ate li hastalıklar vardır. Ba kalarından bula ır. Bazı hastalıklar hava kirlili inden meydana gelir. Ev veya i yerindeki huzursuzluk, insanın sinirlerini bozar. lâçların bir çok yan tesirleri vardır. Bilgisiz ekilde ilâç kullanmak da yeni hastalıkların zuhuruna sebep olabilir. Kısacası, bu cemiyette ya adı ımız müddetçe, hastalıktan kurtulmak kolay olmaz. Bu bakımdan salih doktorlarla devamlı irtibat halinde bulunmalıdır. Hastalık için üzülmek yersizdir. Üzüntünün çe itli zararları olur. Hastalanmamak için bütün tedbirleri almalıdır. Yine hastalık gelirse sevabından mahrum kalmamak için sabretmesini bilmelidir. Hadis-i eritte buyuruldu ki: ( üphe edilen altını, ate le muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ insanları dert ile, belâ ile imtihan eder. Ba'zısı, belâ ate inden hâlis olarak çıkar. Ba'zısı da, bozuk olarak çıkar.) Hastalı a sabrederek, oturarak kılınan namaz, sa lam olarak ayakta kılınan namazdan daha kıymetli oldu u bildirilmi tir.

brahim

Günahlarımız çoktur. Hastalıkların günahlarımızın afvına sebeb olması mümkündür. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sıtma hastalı ı, insanın günahlarının hepsini temizler. Dolu tanesinde toz olmadı ı gibi, sıtmalının günahı kalmaz.) sâ aleyhisselâm buyurdu ki: (Hasta olup, musibete, felâkete u rayıp da, günahları afvolaca ı için sevinmeyen kimse, âlim de ildir.) Sıhhatin hep yerinde olması, Allahü teâlâyı unutma a ve haram i leme e sebeb olabilir. Allahü teâlâ merhamet etti i kullarını, dert ile, hastalık ile, gafletten uyandırır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mü'minlerde, üç eyden biri bulunur: Kıllet, illet ve zillet.) Ya'nî fakirlik, hastalık ve itibarsızlıktan birisi mü'minde bulunur. Firavun'un kendisine tapınılmasını istemesine sebeb, dört yüz sene ya amı olması ve bir kerre ba ının a rımamasıdır. Bir kerre hastalansa veya ba ı a rısaydı o saygısızlık hatırına gelebilir miydi? slâm âlimleri buyuruyor ki: (Kırk gün içinde, mü'mine muhakkak bir üzüntü veya bir hastalık veya korku veyahut malına ziyan gelir.) Hastalı ı herkese bildirmek uygun de ildir, mekruhtur. Yalnız faidesi olacaklara meselâ doktora anlatmak ve aczini bildirmek için söylemek mekruh olmaz. Fakat önüne gelene söyleyip hâlinden ikâyetçi olmamalıdır. (Kimyâ-i Se'âdet) SUAL: Kütüphaneden kitap alıyoruz. Gecikince gecikme cezası olarak bir miktar para alıyorlar. Bu para faiz olur mu? CEVAP Gecikme parası faiz olmaz. Ancak Müslüman va'dinde sadık olmalıdır. Bir mazereti olmadan geciktirmesi caiz olmaz. ( bni Âbidîn c.4,s.174) SUAL: Gündüz ve gece elektrik ı ı ında aynaya bakmakta mahzur olmadı ı halde, lo karanlıkta bakmaktaki mahzur nedir? CEVAP Lo karanlıkta aynaya bakılınca, aynanın arkasındaki bir madde yüzdeki parlaklı ı gideriyor. Tecrübe ile sabit bir hususdur. SUAL: Dünya i lerinde meselâ, odun alırken Allahü teâlâdan yardım istemekte ( yi odun almayı rast getir.) diye dua etmekte mahzur var mıdır? CEVAP Yemek yimek, odun almak, dünya i i ise de, yemek yiyerek yapaca ı hizmetler için kuvvet kazanmayı Allahü teâlâ'dan istemek, odun alarak ü üyüp hastalanmamak için Allahü teâlâya dua etmek, âhıret i i olur. Ya'ni müslümanın bütün dünya i leri böyle niyyetlerle âhıret i i olur. O'nun için (Ya Rabbi bana iyi bir ev ver, iyi bir odun almayı rast getir. bâdetlerimi bu yüzden rahat yapabileyim.) diye dua etmek iyi olur. ( bni Âbidîn c.5,s.254; c.1,s.74) SUAL: iir yazmakta mahzur varmıdır? CEVAP iir yazmak mubahdır. Güzel eyler yazılırsa sevâb, kötü eyler yazılırsa günâh olur. ( bni Âbidîn c.1,30; Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.377) SUAL: Estetik ameliyat caiz midir? CEVAP Tabiî olan bir ekli zînet maksadiyle ameliyyatla de i dirmek caiz de ildir. Fakat nefreti mucip ekli düzeltmek lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5,s.261; El-halâl vel-harâm) SUAL: Organ nakil için, ölüye narkoz tatbik edilse acı duyar mı? CEVAP Narkozun te'siri muvakkattir. Te'siri geçince ölü acı duymaya ba lar. E er ölüden alınan organ, iyi bir insana verilecekse, ölü bu acıya katlanır. Hattâ acı ona zevk verir. SUAL: Kollarımda a rı var. Sa a veya sola yatamıyorum. Sırtüstü ve yüzü koyun yatıyorum, mekruh oluyor mu? CEVAP

Hasta kimse, istedi i ekilde yatabilir. Ya'ni yüzü koyun ve sırt üstü yatması mekruh olmaz. Hasta kimse namazı da ayakta kılamıyorsa oturarak kılar. Oturarak da kılamıyorsa, yatarak kılar. (Dürer c.1,s.127; Feth-ul-kadîr c.1,s.457; Merâkıl-felâh s.234) SUAL: iirin iyi ve kötü tarafları nelerdir?) CEVAP Nasihat, hikmet, Allahü teâlânın ni'metleri bulunan, mü' minleri öven iirleri, ilâhileri, mevlidleri teganni etmeden okumak sevabtır. Tarihî iirleri okumak ve yazmak ise mubahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( iirin ba'zısı hikmettir.) çinde hikmet bulunmayan, ahlâka aykırı iirler yazmak ve okumaktan sakınmalıdır. iiri ölçülü yazabilmek,kâfıye uydurabilmek için icabında yalan yanlı eyler de yazılabilir. iirle me gul olmak mubahtır. Mubahla fazla me gul olmak makbul de ildir. nsanın fâideli eylerle me gul olması daha iyidir. Bir hikâye ve romanda vaaz ve nasihat bulunsa da, daha çok mubah hâdiseler anlatılır. Mubah hâdiseleri vezinli, kafiyeli iir haline getirme e çalı mak ömrü bo a harcamak demektir. Ömür kıymetlidir. Kıymetli yerlerde harcamalıdır. Hikâyeden de maksat, ibret ve nasihattir. Ba ıbo kimselerin hayat hikâyelerini anlatmak da makbul de ildir. Hikâye ve romanda hikâyenin safhaları ibret verici olmalı, hakkı ö renme ve ona uyma arzusu do malı, kötülüklerden kaçma hissi galip gelmelidir. Böyle hikâyeler nazım eklinde olursa mahzuru olmaz. Dam ba ında saksa an misali, di er hikâyeler nazım eklinde veya nesir eklinde de olsa makbul sayılmaz. Bo konu mak, bo eylerle me gul olmak bile vebaldir. Hele edebe aykırı olan söz ve yazıların vebali daha büyüktür. nsanları do ru yola sevk eden, ibret verici hâdiseleri anlatmak ve yazmak übhesiz çok iyidir. ( bni Âbidîn c.1,s.32) SUAL: Ara tırmaların neticesinde naylon olanlar hariç, piyasadaki kıldan yapılmı fırçaların hemen tamamının domuz kılından imal edildi ini ö rendim. Bunları kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Di fırçası hariç, elbise, boya, sakal, badana fırçalarının zaruret halinde kullanılmasına cevaz verilmi tir. ( bni Âbidîn c.1,s.138) SUAL: Gazetelerden okudu umuza göre, Amerika gibi bazı devletlerde eroin iptilâsı gün geçtikçe gençli i sarmaktadır. Eroine Türk gençli inin daha az, yabancıların ise daha çok müptelâ olmasının sebebi ne olabilir? Bu alı kanlık nasıl önlenebilir? CEVAP Allah'a inanan hakikî Türk gençli i, anar iye yana madı ı gibi, eroin zehirine de yana mamaktadır. Çünkü Allah korkusu, her türlü kötülü ü i lemeye mânidir. Dinimiz, vücuda ve insanlı a zararlı olan eyi yasaklamı tır. Eroin içen mükâfatlandırılsa bile, müslüman eroin gibi hiç bir zehire elini sürmez, îmânı olmayan kimse, huzursuz kimse demektir. Böyle bir kimse de huzura kavu abilmek ümidiyle gücünün yetti i her eyi yapma a çalı ır. Her bataklı a ayak basar, her bası ta biraz daha batar. Bizim kanaatimiz böyledir. Fakat Amerikalı Kriminoloji mütehassısı profesörün görü ü ise öyledir: (Gençler, hazır paraya sahip olunca, dünyadaki her tadı tadma a çalı ır. Tadacak ba ka ey bulamayınca hayat onu sıkma a ba lar. Uyu turucu kaçakçısı, böyle zengin çocuklarını bulur. Gençler bunu da tadmak ister. Tadınca mutlu oldu unu zanneder. Daha fazla mutlu olmak için daha kuvvetli zehir alma a çalı ır. Bunlar da daha fazla parayı icap ettirdi i için, hırsızlıklar, soygunlar ba lar. Eroine alı anda çılgınlıklar ba lar. Artık arsenik içmi gibi olur. Hayatta olmak onu rahatsız eder. Sonunda solu u mezarda alır.) Bazı Profesörler, eroin alı kanlı ını zengin olma a ba lamaktadır. Halbuki ne kadar zengin çocu u vardır ki eroini görmedi i gibi belki adını bile duymamı tır. Eroin alı kanlı ını önlemek için en te'sirli yol, dinî ve ahlâki e itimdir. Ondan sonra zabıta tedbirleri gelir. SUAL: Bir hastamızın ameliyatı için kan satın almamız icâb ediyor. Fakat insandan ayrılan her eyi satmak haram oldu una göre kan satın almamız caiz olur mu? CEVAP Kanı satmak haram olur. Bir zaruret olunca kan satın almak caiz olur. mkânı varsa kam satmamalı, hediye etmeli ve kanı hediye olarak almalı, parasını hediye etmelidir. (Uyûn-ül-besâir c.1,s.119; bni Âbidîn c.4,s.215; Mecelle 21.madde)

SUAL: Et nakli caiz midir? CEVAP Zaruret olunca caiz olur. (Uyûn-ül-besâir c.1,s,119; bni Âbidîn c.4,s.215; Mecelle 21. madde) SUAL: Ba'zı hikâye ve romanlarda, esir olan kadınları yakınları namuslarına halel gelmesin diye öldürüyorlar. Bir kimse böyle bir zamanda hanımını, kızını kendisinin öldürmesi uygun olur mu? CEVAP Dü mana esir olan kadınları yakınlarının öldürmesi do ru de ildir. O kadınları i kence ile öldürecekleri tahmin edilse bile yine öldürmek caiz de ildir. Suçsuz insanı öldürmek asla caiz de ildir. Dü manlar öldürmeden ben öldüreyim demek, do ru de ildir. Dü manın öldürdü ü kimseler ehit olur. (Hadîka c.2,s.426) SUAL: (Yüzünü gören cennetlik) veya (Yüzünü gören hacı oluyor) deniyor. Böyle söylemekte mahzur var mıdır? CEVAP Her ikisini de söylemek caiz olmaz. Çünkü bunları söylemek yalan olur. Yalan söylemek ise haramdır. Kim olursa olsun görünce hacı olunmaz. Yahut Cennetlik olunmaz. Peygamber aleyhisselâmı bile gören kimsenin îmânı yok ise Cennetlik olamaz. aka olarak veya mecaz olarak da böyle eyleri söylememelidir. SUAL: Bir kimsenin parası, me ru ve gayrime ru yollardan elde edilmi olsa, bunun parasını alıp kullanmamızda mahzur var mıdır? CEVAP çinde me ru kazancı da oldu u için kullanmanızda mahzur yokdur. Tamamı gayri me ru oldu u biliniyorsa almamak lâzımdır. (Hadîka c.2,s.720; Cevhere, zekât bahsi; Dürr-ül-müntekâ, zekât bahsi) SUAL: Çok az yemek suretiyle günde 5-6 sefer yemek yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Sünnet ekli öyledir: Doymadan sofradan kalkmalı ve acıkmadan sofraya oturmamalıdır. Sofra haricinde yemek yememelidir. Su ve me rubat her zaman içilebilir. (Mevkûfât c.2,s.200,201; ir'a-tülislâm, yeme in sünnetleri bahsi) SUAL: Köye akrabaların yanına gidiyoruz. U r vermediklerini biliyorum. Kazançlarının ço unun haram oldu unu da biliyorum. Onların yemeklerini yiyebilir miyim? CEVAP Günahı onlaradır. Fitne çıkarıp harama sebep olmamak için mülklerinden yemekte mahzur yoktur. (Hadîka c.2,s.720; Cevhere, Zekât bahsi) SUAL: Yemek yerken çatalı ekme e batırmakta mahzur var mıdır? CEVAP Ekme e çatal batırmak hürmetsizliktir. Yemekte çatalı ekme e batırmayı âdet hâline getirmemelidir. (Fetâvâ-i Hin-diyye c.5,s.339,340) SUAL: Gunyetüt-tâlibîn kitabında Peygamberimizin altın yüzük taktı ı bildirilmektedir. Altın yüzü ün erkeklere takılması hadis-i erifle men edildi ine göre, Peygamberimizin takmasının hikmeti nedir? CEVAP Mevâhib-i ledüniyyede bildirildi ine göre, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" önceleri altun yüzük takarlardı. Eshâb-ı kiramın altın takmasını men ettiler. Kendileri sonra gümü yüzük yaptırıp vefatlarına kadar bunu takdılar. ( bni Âbidîn c.5,s.229) SUAL: Yüzük takmak günah mıdır? CEVAP Dört hak mezhebe göre erkeklerin altın yüzük takmaları haramdır. Gümü den ba ka, di er madenleri de yüzük olarak kullanmak caiz de ildir. 4,8 gramı geçmiyen gümü yüzük takılması caizdir. (Dürer c.1,s.312,313; bni Âbidîn c.5,s.229) SUAL: Erkeklerin romatizma için bakır bilezik takmaları caiz midir?

CEVAP Caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.229) SUAL: Mekruh nedir? CEVAP Peygamber aleyhisselâmın be enmedi i ve ibâdetin sevabını gideren eylere (Mekruh) denir. Meselâ, abdest alırken üçden eksik veya üçden ziyâde yıkamak mekrûhdur. ( bni Âbidîn c.1,s.70; c.1,s.439) SUAL: Halâl nedir? CEVAP Yasak edilmi olmıyan, yâhud yasak edilmi ise de, dînin özr, mâni' ve mecbûriyyet tanıdı ı sebeblerden birisi ile yasaklı ı kaldırılmı olan eylere (Halâl) denir Bütün mubahlar halâldir. Meselâ iki müslimânı barı tırmak için yalan söylemek halâl olur. (Ni'met-i islâm c.1,s.5; Kamus Tercemesi c.3,s.1245) SUAL: Farz ve haram nedir? CEVAP Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde, yapılmasını açıkça emr etdi i eylere, ya'nî emrlere (farz) denir. Yapmayıız diye açıkça men' ve yasak etdi i eylere (haram) denir. Meselâ namaz kılmak farzdır. arâb içmek haramdır. ( bni Âbidîn c.1,s.70; Kamus Tercemesi c.2,s.1285; c.4,s.234, Mir'ât-ülmekâsid s.73) SUAL: Limon, portakal gibi meyvelerin kabuklarında alkol bulundu una göre limonu kabu u ile çaya koymak, portakal kabu undan reçel yapmak haram mıdır? CEVAP Alkol te ekkül etmiyen bir meyva yokdur. Bunlardan meyvalara, ekme e, dinîmiz izin vermi dir. Dinîmizin yasak etdi i alkol içilmez. (Hadîka c.2,s.720; E bâh) SUAL: Bir baba, zekât, ü ür gibi enirleri yerine getirmezse, evlâdı babasının ekme ini yiyebilir mi? CEVAP Babanın kazancı islâmiyyete uygun de ilse, kazancı kendisine haram olur. Evlâdına haram olmaz. (Hadîka c.2,s.720; E bâh, Hazar ve ibâhe bahsi, Cevhere, Zekât bahsi) SUAL: Sofrada üç be çe it yemek bulundurmak israf mıdır? CEVAP sraf de ildir. Müsafıre ikram etmek ise sünnetdir. SUAL: Bugünkü hıristiyanlarla mûsevîlerin kestikleri yenir mi? CEVAP E er hıristiyanlıklarını ve mûsevîliklerini muhafaza ediyorlarsa, ya'nî kitâb ehli sayılıyorlarsa bo azladıkları hayvan yenir. Onlann da mürted olanlarının, komünist veya mason olanlarının kestikleri yenmez. (Dürer c.1,s.277; Fetâvâ-i Hindiyye) SUAL: Nazar diye bir ey var mıdır? Nazar için mavi boncuk takmak ve kur un dökmek caiz midir? CEVAP Nazar hakdır. Bakan kimsenin önce bu boncu u görür niyyetiyle takarsa caiz olur. Mavi boncukdan ifa beklenmez. Kur un dökmenin caiz oldu u Fetâvâ-yi Hindiyye'de yazılıdır. ( bni Âbidîn c.5,s.232; e.5,s.275, Fetâvâ-i Hindiyye) SUAL: Bir çok kazanç yolları varsa da, dînî kitâb yazıp rızkımı te'min etmek istiyorum. Çok sevâb olur mu? CEVAP Geçinmek için dilenmek, dînî kitâb yoluyla kazanç sa lamakdan, daha iyidir. Dînî eser, hizmet etmek niyyetiyle ne redilirse, geçinecek kadar ücret alınırsa günâh olmaz. (Hadîka ve Berîka son sahifeleri)

SUAL: Okumak için belli bir ücret kar ılı ı kira ile kitâb alınıyor. Bu caiz olur mu? CEVAP (Hulâsa) da diyor ki, (Dinlemek için hafızı ve okumak için kitabı kiralamak caiz de ildir.) ( bni Âbidîn c.5,s.35) SUAL: (Beni çok huzursuz eden bir durumu sormak istiyorum. Bebek mamalarında ve margarinlerde domuz ya ı varmı . Domuz ya ı olmasa bu ya lar donmazmı . Zeytinya ı gibi akıcı olurlarmı . Do du umdan beri bana domuz ya ı mı yediriyorlar? Günerden beri bunun te'sirinde kalarak huzurum kaçtı. Bir dostumun söyledi ine göre, bunları bir gazete yazmı . Hattâ stanbul'da çok konu an bir hoca, (Avrupa usûlü mamaları çocuklarınıza yedirdiniz, Avrupa usûlü ya lar yediniz. te onun için çocuklar size âsi oldular) demi . Dinden kopmaya bunların te'siri var mıdır? KuIIandı ımız merhemlerde domuz ya ı var mıdır? Bula ıklarda kullandı ımız deterjanlarda da domuz ya ı varmı . En kısa zamanda cevap vererek bizleri bu sıkıntıdan kurtarmanızı rica ediyorum. Ayrıca, Hanımım da Kur'ân Kursu ö rencisi oldu u için bu çe it suallerle kar ıla ıyor. Mü külümüzün hallini sabırsızlıkla bekliyoruz. Bir sualim daha var. Organ naklinin mahzuru var mıdır?) CEVAP nsanları übheye dü üren ayiaları ortaya atanların bir maksatları yoksa, bu hareketleri düpedüz cahilliktir. Kendim margarin fabrikasında bir müddet bulundu um için biliyorum. Margarinin nasıl yapıldı ını iyice tetkik ettim. Bitkilerden çıkan ya ların ve balık ya larının hidrojenlenerek katıla masından margarin ya ları meydana geliyor. Ya'ni sıvı ya lardaki oleik asit gibi çok karbonlu büyük moleküllerin, nikel katalizörü ile hidrojen verilerek doyurulması ile meydana gelir. Oleik asit, stearik asit haline dönerek katı ya olur. Bunların böyle oldu unu bir lise talebesi bile bilir. Türkiye'deki istisnasız bütün margarinleri, yemekte, dinen bir mahzur yoktur. Ancak devamlı yenirse sıhhî yönden mahzurludur. Çünkü margarinler vücut sıcaklı ında erimiyorlar. Mide ve barsaklarda ta parçaları gibi katı kalıyorlar. Güç hazmediliyorlar. Bir ey (MI ) ile haram olmaz. Bir kimse, margarine domuz ya ı katıldı ını bizzat kendisi görmedikçe veya etiketinde yazmadıkça veya âdil bir kimse, (Ben gördüm) diye haber vermedikçe, margarin yemekte dinen hiç bir mahzur yoktur. Mamaların, merhemlerin, kremlerin durumu da aynıdır. Bula ık deterjanlarına domuz ya ı de il, herhangi bir ya da konmaz. Ya , kir çıkarmadı ı gibi iyice kirletir. Bu ayiaları çıkaran kimselerin gerçekten çok câhil oldukları anla ılmaktadır. Halkı übheye dü üren böyle ayialar çıkarmak haramdır. Ma'lum gazetelerden biri, (Sabunlar, domuz ya ı karı ık maddelerle imâl ediliyor) diye yazdı ı zaman cehaletlerine hayret etmi tim. Çünkü necasetli bir ya veya domuz ya ı sabun yapılınca temiz olur. Bütün kimyevî de i meler böyledir. Necasetten hâsıl olan amonyak gazının meydana getirdi i nisadır cismi temizdir. arap, sirke yapılınca temiz olur. Bu ayiacılar, sirkenin araptan yapıldı ını bilseler, belki millete sirke de yedirmezler. Bahsetti iniz hocanın, (Avrupa usûlü mama)'ya veya ya a böyle hücum etmesi dinî bilmedi inin alâmetidir. Hadis-i erifle bildiriliyor ki, fen ilmi, mü'minin kaybetti i malıdır, nerede bulursa alması lâzımdır. Her ne kadar mama, anne sütünün yerini tutmazsa da, sıhhate uygun vitaminli mamalar gayet iyidir. Bir çok hayatî ilâçların patentini Avrupa'dan alıyoruz. Avrupa usûlü ilâç diye kullanmamak ahmaklıktır. O hoca, hastalanıp ate ler içinde yatarken antibiyotikli bir ilâç verilirse, ekme in karnı doyurdu u gibi, o ilâç da hastayı ifaya kavu turaca ı bilinse, ilâcı alıp, kullanmıyacak mıdır? Avrupa'nın fennini alıp kullanmak, onlardan daha yüksek seviyeye çıkmak dinimizin emridir. Avrupa usûlü diye fennî bulu ları kabul etmemek, slâmiyete aykırıdır. Avrupa'nın dininden ba ka, insanlı a faideli olan her eyini almak lâzım oldu unu bütün mu'teber din kitabları bildirmektedir. slâm âlimlerinden nakil yapmayıp kafasına göre konu anların, cadde ortasına devirdi i çamları ilim ile kaldırma a çalı mak lâzımdır. Organ naklinde mahzur yokdur. ( hyâ-ul-ulûm c.2,s.80; b-ni Âbidîn c.1,s.210) SUAL: ( hlas A. .nin yayınlarından olan bir kitabta (Dondurma yememelidir) diye yazılıdır. Dondurma yemek günah mıdır?) CEVAP Dondurma yemek caizdir, günah de ildir. Dinimiz, insanın sıhhatine zararlı olan eyleri yemeyi, kullanmayı yasaklar. Çok sıcak eyler gibi çok so uk eyler de vücuda zararlıdır. Sıfır derecedeki so uk bir ey 36,5 derecedeki bir vücuda girerse elbette çok zararlı olur. Fakat dondurma a ızda eritilerek yenirse, zararı bir dereceye kadar önlenmi olur. Bu hususta Cerrahpa a Tıp Fakültesi Çocuk Sa lı ı Ana Bilim Dalı Kürsüsü Ö retim Üyesi Prof.Dr. Özdemir lterin gazetelere verdi i beyanat kısaca öyledir:

(Dondurma sütten yapıldı ı için, so uk tehlikesi yanında, mikropların sütte çok kolay üremesiyle gıda zehirlenmelerine de yol açabilir. Çocuklarda yüksek ate , iddetli mide, ba ırsak krampları ve ba'zan da sinir sisteminin uyarılmasına ba lı olarak havalelere sebeb olan dondurmanın az miktarda ve eritilerek, en önemlisi de temiz oldu una inanılan yerden yenilmesi gerekir. Kolalı ve di er içecekler, so uk olarak tüketildiklerinden (Akut gastrit) dedi imiz mide nezlesine yol açarlar. Bu karın a rısı ve kusma ile kendini gösterir. Mide ve ba ırsak sisteminin hareketini yava lattı ından sindirim bozukluklarına, i tahsızlıklara ve bu zeminde mikropların kolaylıkla yerle ip üremesine yol açarlar. Ba ırsak enfeksiyonlarının sık sık ortaya çıkmasına sebeb olan bu içecekler birden ve so uk olarak alınınca a ırı miktarda potasyum ihtiva ettiklerinden ishale sebep olur.) Mütehassıs doktorun beyan etti i gibi, fazla so uk eyler vücut için zararlıdır. Zararlı olan eyleri de yiyip içmemek lâzımdır. SUAL: Kom umuzla bahçelerimiz biti ik. Kom umuz, bahçemizin bir kısmını sahiplendi. Oraya meyva a açları dikti. A açlar büyüdü. imdi meyve veriyorlar. Kom umuzdan yerimizi mahkeme kanalı ile aldık. A açların meyvesini yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Kom unuzun rızası olmadıkça caiz olmaz. ( bni Âbidîn c.5,s.121,122) SUAL: Bir kimse çe itli firmaların mallarını satmakla onlardan prim alması caiz olur mu? CEVAP Prim almakta bir mahzur yoktur. (Bahr-ür-ra'ik) SUAL: Ba'zı ayakkabıcılar, reklâm olsun diye, Ahmet, Mehmet gibi mübarek isimleri terliklerin içine yazıyorlar, bunları koparmadan giymekte ve böyle isimleri yazmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mübarek isimleri ayakkabı veya terlik içine yazmak hürmetsizlik olur. Yazanın ve giyenin îmânının gitmesinden korkulur. ( bni Âbidîn c.5,s.268) SUAL: (Burada ba'zıları kaynamı yumurta yiyorlar. Yıkanıp yıkanmadı ını bilmiyoruz. Yumurtayı yıkanmadan kaynatıp veya tavaya kırarak yemekte mahzur var mıdır? Yumurtayı boyamakta mahzur var mıdır? CEVAP Yumartayı yıkamadan kaynatmakta ve tavaya kırıp pi irdikten sonra yemekte mahzur yoktur. Yıkanması efdaldir. Herhangi bir eyi boyamakta bir mahzur yoktur. Hıristiyanların âdet olarak yaptıklarını da yapmakta, elbiselerini ve ayakkabılarını giymekte mahzur yoktur. Çünkü Peygamber aleyhisselâm papas ayakkabısı giymi tir. Peygamber aleyhisselâmın kolları dar bir Rum cübbesi giydi i (Buharı) ve (Müslim) de bildirilmektedir. Bu hadis-i erife istinaden gayri müslimlerin giydi i elbiseleri giymekte mahzur olmadı ı bildirilmi tir. (Mirkâtül-Mefatih C.4, S.416) Yumurtayı boyamak gayri müslimlerin ibâdet olarak yaptıkları bir âdet olmasaydı, boyamanın hiç mahzuru olmazdı. Fakat gayri müslimler, yumurtayı ibâdet niyyetiyle boyamaktadırlar. Yumurta bayramı yapmaktadırlar. Bunun için yumurtayı boyamak mekruh olur. Gayri müslimlere benzemek niyyetiyle olursa haram olur. Nevruz günü boyanırsa küfür olur. ( bni Âbidîn C.5, S.481) SUAL: (Eni temin kazancının ço u haramdır. Onunla alı veri yapmak ve hediyesini kabul etmekte mahzur var mıdır?) CEVAP (E bah) erhinde buyuruluyor ki: (Kazancının ço u haramdan olanın verdi i malın haramdan oldu u yakîn olarak, kesin olarak bilinmedi i zaman, bu malını satın almak haram olmaz, mekruh olur. Malının ço u helâl olanın hediyesi alınır ve yenir. Malının ço u haram ise helâl diyerek verdi i alınır. SUAL: ( çkili lokanta i leten bir arkada ım var. Ara sıra bana hediye olarak kebab gönderiyor. Yememde mahzur var mıdır?) CEVAP Malının ço u helâl olanın hediyesi alınır ve yenir. (E bah erhi S. 147) Lokantada sadece içki satılmadı ı için gönderilen hediyyeyi almanın mahzuru yoktur.

SUAL: Günah i lenen yere gitmekte mahzur var mıdır? CEVAP Mecbur kalınmadıkça günah i lenen yerlere gidilmemelidir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.213,265) SUAL: Ba'zıları sinemaya gitmek, radyo dinlemek, televizyon seyretmek haramdır diyorlar. Do ruluk payı var mı? CEVAP Radyoda, sinemada ve televizyonda ahlâkî, edebî, tarihî, co rafî, biyolojik, kültürel v.s. gösteri ve konferansların dinlenmesi çok faidelidir. Bunlara haram demek dine iftiradır. SUAL: Esrar, afyon, eroin gibi maddelerin azı da ço u da haram de il midir? Zira ço u sarho eden eylerin azının da haram oldu una dair hadis-i erif vardır. CEVAP Ço u sarho eden eylerin azının da haram olması sıvı içkiler içindir. Uyu turucu katı maddelerin aklı giderecek kadar fazla miktarlarını yemek haramdır. Az miktarda ilâç için kullanmak günah de ildir. Esrar ve afyon gibi otların aslı temizdir, mubahtır. Vücuda zarar verecek miktarları haramdır. Tıka basa yemek yemenin haram olması gibidir. ( bni Âbidîn c.5,s.294) SUAL: (Tavu un tüylerini kolay yolabilmek için kaynar suya koymakta mahzur var mıdır? Sıvı pekmezimizin içine fare dü tü. Bir küp pekmezi dökmemiz mi lâzımdır?) CEVAP Ebussuud Efendi fetvasında, ( bni Âbidîn) ve (Bahr) de buyuruluyor ki: (Kaynamıyan sıcak suda bırakılan içi bo altılmı tavu un yalnız derisi necis olur, yolunup içi bo aldıktan sonra, üç kerre so uk su ile yıkanınca her yeri temiz olur.) Kaynar su, 100 derecenin üstündeki sudur. 100 derecenin altındaki su kaynar su de ildir. (Halebî) de buyuruluyor ki: (Katı ya içine fare dü erse, fareye temas edilen ya atılır. Geri kalan ya temiz olur. Sıvı ya a fare dü erse, hepsi pis olur.) (Dürrül-muhtâr) necaset bahsinde buyuruluyor ki: (Necaset karı mı sütü, balı, pekmezi temizlemek için, biraz su ile karı tırıp su uçuncaya kadar kaynatılır.) SUAL: Taze boza olunca içiyorduk. Fakat bir gazetede haram oldu unu okuduk. Bozada alkol var imi , do ru mudur? CEVAP Boza içmek helâldir. Bozada, hamurda ve meyvelerde alkol vardır. Bu alkol dinimizin yasak etti i, haram kıldı ı alkol de ildir. Bu bakımdan boza içmekte, meyve ve ekmek yemekte mahzur yoktur. Alkol olarak imal edilenlerin damlasını dahi içmek haramdır. Ebussuud Efendiye birkaç defa bozanın helâl olmadı ı sorulmu . Bir defasında (Sarho etmezse, içmesi haram de ildir. Suyu dahi fâsıkların usulüyle içmek mahzurludur.) buyurmu . Bir defasında da (Eve götürüp çocuk çoluk ile boza içmek helâl mıdır?) diye sual edilince, (Helâl hemen bu mu kaldı. Gidip fâsıklardan alaca ı yerde, kendi evinde pi irmesi iyi olur.) buyurmu tur. Bu ifadelerden, Ebusuud Efendi zamanında bozayı fasık insanların imal etti i için çar ıdan alınması pek münasip görülmemi tir. Fakat bozanın kendisi için mekruh bile denmemi tir. SUAL: Kasabın kesti i etlerden üzerine sıçrayanlar necis midir? Etlerin üzerinde kan oldu u halde kıyma yapıyoruz. Mahzuru var mıdır? CEVAP Dalak, ci er ve etlerin üzerinde bulunup akmayan kanlar temizdir. Kesilmi bir hayvanın etindeki kanlar temizdir. Etleri keserken üstümüze sıçrayanlar necistir. Sıçramayıp et üzerinde kalanlar temiz oldu u için, böyle etleri kıyma yapmakta mahzur yoktur. (El-Bedâyi us- Sanayi c.5/61) SUAL: Bula ık suları kanalizasyona gitti i için, yemek artıklarını ve ekmek kırıntılarını soka a ve çöp tenekelerine atıyorlar. Mahzuru nedir? CEVAP Yeme i artırıp dökmek israftır. sraf ise haramdır. Ekmek kırıntılarını da atmak israftır. Zaruret oldu u için bula ık sularının kanalizasyona gitmesi haram de ildir. (Tarîkat-ı Muhammediye s.106) SUAL: Her çe it balık yenir mi? Bunda ölçü nedir? Meselâ, yunus balı ı, yılan balı ı, balina, midye yenir mi? Besmelesiz tutulan balık yenir mi?

CEVAP Her çe it balık eti helâldir. Balık eklinde olanlar yenir. Yunus balı ı, yılan balı ı, balina gibi balıklar yenir. Deniz ha aratı yenmez. Midye, istiridye, yengeç, stakoz yenmez. Balık suretinde olmayan deniz aygırı, deniz hınzırı gibi hayvanlar yenmez. Besmelesiz kesilen hayvanı ve besmelesiz tutulan av hayvanını, kitapsız kâfirlerin kesti i ve avladı ı hayvanı yemek haram oldu u halde tuttukları balı ı yemek haram de ildir. Besmelesiz tutulan balı ı da kim tutarsa tutsun yemek haram de ildir. Ancak besmele çekilmesi uygun olur. (Bedâyi c.5/35; htiyar c.5,s.10) SUAL: Doyduktan sonra yemek uygun olmadı ına göre, tabakta az bir miktar yemek kalmaktadır. Bunun dökülmemesi için doyduktan sonra bu miktar yeme i de yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Ekmek ve yemek artıklarını dökmek israftır. Dökülmemesi için yenmesinde mahzur yoktur. Doyduktan sonra tıka basa yemek mahzurludur. Tıka basa yenince, vücuttaki organlar daha çok çalı arak daha çok yıpranmaktadır. Vücudumuza zarar verecek kadar tıka basa yememeliyiz. Her türlü israftan da kaçınmalıyız. (Tarîkat-ı Muhammediyye s.106) SUAL: Ba'zıları (zâlim felek) gibi sözler kullanılıyorlar. Bir mahzuru var mıdır? CEVAP Bu sözler mahzurludur. Felek diye yer gök gibi cansız eylere deniyorsa, bunlara zâlim demek ma'nâsızdır. Yok hâ â yaradan kasdediliyorsa çok tehlikelidir. Böyle sözler söylemekten kaçınmalıdır. (Huccet-ül-bâliga; Kitâb-üt-tevhîd s.65) SUAL: Ba'zı kimseler (Panik yarattı), (Eser yarattı) gibi ifâdeler kullanıyorlar. Bunlar mahzurlu de il midir? CEVAP Yaratmak yalnız Allahü teâlâya mahsusdur. Mecaz olarak da kullanmamak lâzımdır. (Huccet-ülbâliga; Kitâb-üt-tevhîd s.65) SUAL: Üzüm suyu pastörize edilince bir de i ikli e u ruyor mu? çilmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Pastörize demek, üzüm suyunun bir iki defa eksi 50-60 derecedeki so u a girmesi demekdir. Bu kadar so ukda bira mayası ölür. Bakteriler 15-20 derecede ancak faaliyet gösterirler. Buzdolabında faaliyet gösteremezler. Bu bakımdan içilmesinde mahzur yokdur. SUAL: Gücü yeten çocu un, kadının kesti i yenir mi? CEVAP Kadının, çocu un ve cünüb olanın kesti ini yimek caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.189; Mevkûfât c.2,s.!96; Dürer c.l,s.278) SUAL: Ev tav anının yenmesi caiz midir? CEVAP Her çe it tav anın yenmesi caizdir. (Bedâyı'; Kitâb-ül-ir âd; Dürr-ül-muhtâr c.5,s.195) SUAL: Ba'zı Amerikan sigaralarının ve puro tütünlerinin (yıkandı ı) söyleniyor. çilmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Kimyevî de i me e u radı ı için mahzuru yokdur. arap ile muamele yapıldı ı

SUAL: imdi evlerin kanalizasyonu bula ık ve abdest suları ile karı maktadır. Ne yapmak lâzımdır? CEVAP Zaruret oldu u için mahzuru yokdur. SUAL: Mezar ta ı dikmek caiz oldu una göre ta üzerine mübarek isimler, iir, fatiha yazmak, resmini koymak da caiz midir? CEVAP Bunlar uzun zamandan beri yapılıyorsa da kötü bir bid' attir, caiz de ildir. Ancak mezar ta ına, mevtanın ismi ile ölüm târihinin yazılmasına cevaz verilmi dir. ( bni Âbidîn c.1,s.601,602)

SUAL: Mezar ta ı dikmek caiz midir? CEVAP Vehhâbîlere göre caiz de ilse de, Ehl-i sünnete göre caizdir. Vehhâbîler, mezar ta ı dikmek günâh diye mübarek insanların mezarlarını dümdüz ettiler, futbol sahasına çevirdiler. Hattâ Peygamber aleyhisselâmın kabr-i eriflerini de yıkma a te ebbüs etmi lerse de müslümanlardan korktukları için vaz geçtiler. ( bni Âbidîn c.1,s.601) SUAL: Makbuz mukabili toplanan parayı, kendi parası ile karı tırmasında bir mahzur var mıdır? CEVAP O i in vekili sayıldı ı için, karı tırmasında bir mahzur yokdur. SUAL: Ecnebiden getirilen elbiseler yıkanmadan giyilebilir mi? CEVAP Ecnebiden gelen elbiseler, kullanılmı da olsalar, yıkanmaları icâb etmez. Fâsıkların ve gayr-i müslimlerin çama ırları temiz kabul edilir. ( bni Âbidîn c.5,s.221) SUAL: Kucakla mak caiz midir? CEVAP Kucakla mayı âdet hâline sokmak do ru de ildir. Sevgi bildirmek için nadir zamanlarda olursa caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.244) SUAL: Ölü veya diriden bir hasta için organ naklinde mahzur var mı? CEVAP (Yeni ölen birinin kalbini veya ba ka organlarını diri insana takmak caizdir. Müslüman mütehassıs tabibler, bir hastanın ölümden kurtulması için, kan, diriden veya ölüden organ naklinden ba ka çare olmadı ını bildirdikleri zaman, bunu yapmak caiz olur. Din ayrılı ı gözetilmez.) (Uyûn-ul-besâir c.1,s.119; Mecelle 21. madde) SUAL: Bir kimse haram para ile cami yapdırsa ne olur? CEVAP Haram para ile cami yaptırmak, kirli elbiseyi idrar ile yıkama a benzer. Ya'ni daha çok pislenir. Haram para ile cami yapdırmak icab ederse bir mikdar da helâl para karı tırılmalıdır. Haram ile helâl karı ınca mülk olur. Her ne kadar tayyib (temiz) olmasa da kullanılması caiz olur. (Hadîka c.2,s.720; bni Âbidîn, Hayvan zekâtı sonu) SUAL: Zaruret olmadan, birinden bir ey istemek veya ücretsiz olarak ona i gördürmek günâh mıdır? CEVAP Zaruret olmadan bir ey istemek haram oldu u gibi, ücretsiz olarak ba kasına i gördürmek de haramdır. ( bni Âbidîn c.2,s.69) SUAL: Bir insanın parçasını zaruretsiz kullanmak haram oldu una göre, iki veya iki buçuk ya ından sonra süt emmiyen ve her çe id yiyece i yiyebilen bir çocu u emzirmek caiz midir? CEVAP Zaruret olmadı ı için caiz de ildir.

KUL VE HAYVAN HAKKI
SUAL: Gazetenizden dünyada hak sahihlerinin haklarını ödemedikçe veya onlarla helâlla madıkça, âhırette iyilikler alınıp hak sahibine verilece ini ve iyili i ve sevabı alman kimselerin müflis durumuna dü üp Cehenneme gidece ini ö rendim. Bilinen ve bilinmeyen hak sahihlerinin haklarını ödemek için ne yapmamız lâzımdır? Mal ile, beden ile, dil ve fikir ile yapılan hayırları üzerimdeki kul haklarına kar ılık hediye etsem kul haklarından kurtulmam mümkün müdür? CEVAP Sahibleri biliniyorsa, kul haklarını hemen ödemek lâzımdır. Yahut helâlla malı, ona iyilik ve dua etmelidir. Hak sahibi, hakkı olan ölmü ise, ona dua ve isti far edip,çocuklarına vârislerine verip

ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları ve vârisleri bilinmiyorsa borç miktarı parayı veya malı, fakirlere sadaka olarak verip sevabını hak sahibine niyyet etmelidir. Bugün kul hakkı olmayan insan yok gibidir. Meselâ hadis-i erifte, müslümanın müslümana üzücü bir bakı la bakmasının bile helâl olmadı ı bildirilmi tir. Su-i zan, gıybet, hanımını veya di er insanları üzmek kul haklarına girer. Âhırette, kazandı ımız sevablar bu kul haklarına verilip iflâs durumuna dü memek için, hak sahihlerinin haklarını dünyada ödemek lâzımdır. Hak sahibleri veya vârisleri bilinmiyorsa, hayır müesseselerine hediye etti imiz parayı, gerçek fakire verilen sadakayı, ödünç verdi imiz paraları, bir arkada ın evini ta ımak veya hayır i lerinde beden ile çalı mak gibi, yaptı ımız hizmetlerin sevabını, insanlı ın dünya ve âhıret saadeti için yazdı ımız kitapların, yaptırdı ımız hayır eserlerin sevabını üzerimizde bulunan kul haklarına kar ılık hediye etmek lâzımdır. Kısacası yaptı ımız bütün iyiliklerin sevabını hak sahihlerine hediye etmeliyiz. Cenâb-ı Hak, o kadar merhamet sahibidir ki, biz sevablarımızı hak sahihlerine verdi imiz için o sevablardan bizi mahrum bırakmıyor. Aynı sevabı bize de veriyor. Yine hadis-i erifte, bir kimse sadaka verirken sevabını ana ve babasına hediye etse, aynı sevaba kendisinin de kavu aca ı bildirilmi tir. Bu bakımdan yaptı ımız her iyili in sevabını kul haklarına, ana babamıza, arkada larımıza, bütün müslümanlara hediye etmeliyiz. Kâfirlere bile hakkımızı hediye etmeliyiz. Veren el, alan elden üstündür. Daima hediye, sadaka vesâir iyi eyleri verici olmalıyız. ( hyâ-ul-ulûm, Gıybet bahsi; Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.66,87) SUAL: Bir müslümanın Kıyamete kadar devam edecek bütün haklarını müslim ve gayri müslim herkese helâl etmesi uygun mudur? CEVAP Uygundur. Müslümanlar, insanlara ba ı ladı ını fazlasıyla alacaklardır. Herkese iyilik yapmayı bir ni'met bilmelidir. (Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.66,87; hyâ-ul-ulûm, Gıybet bahsi) SUAL: (70 km. bir sür'atle Tercana giderken bir vâsıtanın önünden fırlayan bir tavuk bizim arabanın önüne dü erek çi nendi. Oralarda kimseler bulunmadı ı için sahibini bulup helâlla amadık. Kastımız olmadan tavu u çi nemekle bir mes'uliyetimiz olmu sa, nasıl kurtulmak lâzımdır?) CEVAP Ölen hayvan olub, kastınız da bulunmadı ı için mes'ul de ilsiniz. SUAL: Zenginim, küçük çocu umun paralarını kendi ihtiyâçlarım için harcayabilir miyim? CEVAP Harcayamazsınız. E er fakir olsaydınız kullanmanız caiz olurdu. ( bni Âbidîn c.5,s.250; Uyûn-ülbesâir) SUAL: Bir kadın, kocasının izni olmadan onun malını harcasa günâha girer mi? CEVAP Büyük günâh olur. Fakat, bir mü'min kendine sâdık ve emîn olan hanımını bu büyük günâhdan kurtarmak için, malını istedi i ekilde sarf etmesine önceden izn vermelidir. Koca da, izinsiz hanımının malını kullanamaz. (Mecelle Madde: 96) SUAL: Çocukları terbiye için yüzlerine vurmak caiz midir? CEVAP Hiçbir sebeble, hiçbir canlının yüzüne vurmak caiz de ildir. ( bni Âbidîn c.5,s.276; c.1,s.243) SUAL: Hayvanları terbiye için dövmekde bir mahzur var mıdır? CEVAP Hayvanları dö mek caiz de ildir. Dö mek terbiye için olur. Hayvanın aklı olmadı ı için, dö mekle terbiye edilmez. (Berîka s.1218) SUAL: Cehenneme müstehak olan kadın, dört erke i de beraberinde götürecekmi . Kocasını, babasını, karde ini ve o lunu. Bu dört erkek, bu kadının hangi hallerinden mes'uldür? CEVAP Fitneye sebeb olmamak artı ile muktedir olabildi i bütün günâhlarına mâni olmazsa mes'ul olurlar. SUAL: Mirasçılardan biri veya birkaçı, di erlerine (Biz hisselerimizi size hediye ettik) deseler olur mu? Hisseler ayrıldıktan sonra mı hediye etmek daha uygundur?

CEVAP Hisseler belli olduktan sonra hediye etmek daha uygun olur. Belli olmadan da hediye edilir. (Mevkûfât c.1,s.362; Mecelle madde 1045 ve sonrakiler) SUAL: Fare, akrep gibi hayvanları öldürmek caiz oldu una göre, bunları yakarak öldürmekde mahzur var mıdır? CEVAP Her canlıyı yakmak mekrûhdur. Öldürülmesi vâcib olan hayvanları öldürmek için ba ka çare bulunmadı ı zaman yakarak öldürülmesine cevaz verilmi dir. (Berîka s.1218) SUAL: Mutfakda karıncalar var. Bunları öldürmekde mahzur var mıdır? CEVAP nsana ve yemeklere zarar veren karıncaları, eziyyet etmeden ve suya atmadan öldürmek caizdir. (Berîka s.1218) SUAL: Evdeki sinekleri ilâçla veya naylon sinekliklerle öldürmek caiz midir? CEVAP Her iki ekilde de öldürmekte bir mahzur yokdur. (Berîka s.1218; Hadîka, el afetleri bahsi) SUAL: Böcek kolleksiyonu yapmakda mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yokdur. (Hadîka) SUAL: Akvaryum eklinde süs balı ı bulundurmak caiz midir? CEVAP Caizdir. (Hadîka) SUAL: Bir kimse, devamlı ikazlarına ra men hanımının çe itli günahlarına mâni olamazsa ne yapması lâzımdır? CEVAP Günahlarından razı olmamak ve emr-i ma'rufa devam etmek icâb eder. (Mektûbât-ı Rabbânî) SUAL: Evdekiler (Hakkımızı helâl etmeyiz) diye yemin ettiler. Ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Hakkı geçenlerin gönlü alınır. Yemin keffareti vermekle bu i kolayca halledilir. (Mektûbât-ı Rabbânî c.2,M.66,87; hyâ-ul-ulûm Gıybet bahsi) SUAL: Kadın, kocasını ismi ile ça ırsa günâh olur mu? CEVAP Kadın kocasını devamlı ismiyle ça ırırsa, büyük günâh olur. ( bni Âbidîn c.5,s.269) SUAL: Ba'zan yazılarınız hakkında öyledir, böyledir diye konu uyoruz. Bu konu malarımız gıybet oluyor mu? Gıybet oluyorsa hakkınızı helâl etmenizi istiyoruz. CEVAP Konu malarınızın gıybet olup olmadı ını bilemem. Gıybet, bir müslümanın gizli bir kusurunu arkasından söylemektir. Müslümanlı ı yanlı anlatanların ve yazanların bu iftiralarını söylemek lâzımdır. Bunlar gıybet olmaz. u halde yazdı ımız yazılar, müslümanlı a aykırı ise, yanlı yazdı ımı söylemeniz, bildirmeniz gıybet olmaz. Konu malarınız gıybet ise haram i lemi oldunuz. Ben size ve müslim ve gayri müslim bütün insanlara hakkımı helâl ettim. Ben hakkımı size helâl etmekle siz günahtan kurtulmu olmuyorsunuz. Meselâ bir kimse hırsızlık etse, mal sahibi davacı olmasa bile, hakkında âmme davası açılır. Gıybet edilen hakkını helâl etse bile, gıybet eden günah i ledi i için ayrıca tevbe ve isti far etmesi lâzımdır. Her müslüman, dinli dinsiz tefriki yapmadan herkese hakkını helâl etmesi çok iyidir. Ahırette Cenâb-ı Hak, rahmeti çok bol oldu u için, hak sahiblerindeki hakkından kat kat daha fazla sevab verir. Allahü teâlâ böyle kullarını takdir eder. Her müslüman daima afvedici olmalıdır. ( bni Âbidîn c.5,s.262,263; Hadîka c.2,s.218; Berîka s.999; Rıyâd-un-nâsıhîn s.499)

SUAL: (Gazetenizin tavsiye etti i bir kitabtaki hadis-i erifte (Bir kimse, sevmedi i birisine belâ, sıkıntı geldi i için sevinirse, Allah bu kimseye de bu belâyı verir) buyurulmaktadır. Fâsıklara, sapıklara ve gayri müslimlere sevinmek de bu hadis-i erife dahil midir?) CEVAP Evet dahildir. Kâfire bile gelen belâya sevinmek do ru de ildir. Daha ölmeden dünyada iken bu belâya duçar olur. Müslümanlıkta zâlim hariç, insanlara gelen belâya sevinmek, oh iyi oldu demek caiz de ildir. Fakat müslüman da olsa zâlim kimseye belâ gelirse sevinmek caiz olur. Zâlim Ebu Cehil ölünce Peygamberimiz sevinmi , ükür secdesinde bulunmu tur. Bir zâlim ölünce sevinmenin caiz olması, mazlumların zulümden kurtulması içindir. Zâlime bir belâ gelirse, belki ibret alır da zulümden vazgeçebilir. SUAL: Sa lı ında rızasını almak mümkün olmayınca, vefatından sonra varislerinden izin alınarak göz nakli için gözünden tırnak büyüklü ünde parça almak uygun olur mu? CEVAP Daha önce organ naklinin uygun oldu u bildirilmi ti. ifâ verece i kafi ise her çe it organ naklinde mahzur yoktur. Sebebsiz yere ölünün çe itli organlarını kesmek uygun olmaz. (Uyûn-ül-besâir c.1,s.119; Mecelle 21.madde) SUAL: Arkada ın çakma ını alıp sakladım. Birkaç gün sonra verdim. Kaybettim diye korkuyordu .Bir mü'mini sevindirdi im için çok sevaba girdim mi? CEVAP Birinin malını, parasını aka olarak dahi alıp saklamak haramdır. Böylece ba kasını üzmü oluyorsunuz. Ba kasını üzmek, eziyet etmek haramdır. (Mecelle Madde:96; Berîka c.2,s.493; Hadîka c.2,s.445) SUAL: Üç karde iz. Babamızdan miras kalan meyve bahçesindeki meyveleri di er karde lerimden habersiz yiyebilir miyim. Bahçeye gelen yabancılara verebilir miyim? CEVAP Di er karde lerinizin rızaları ve haberleri olmadan bir tane bile yenmesi, ba kalarına verilmesi do ru de ildir. ( bni Âbidîn) SUAL: (Hayvanları dö mekte, öldürmekte ve yakmakta mahzur var mıdır? Hayvanların hakkını ödemek için ne yapmak lâzımdır?) CEVAP Gayri müslim vatanda a zulüm etmek, müslümana zulmetmekten daha fenadır. Hayvana zulüm ve i kence etmek, gayri-müslime zulm etmekten daha fenadır. nsana ve yemeklere zarar veren karıncaları, eziyet etmeden veya suya atmadan öldürmekte mahzur yoktur. Fare, akrep gibi zararlı hayvanları her zaman öldürmek caizdir. Kuduz köpe i ve yırtıcı hayvanları, kesmek, vurmak veya zehirliyerek öldürmek caizdir. Hayvanları dö mek caiz de ildir. Dö mek terbiye için olur. Hayvanın aklı olmadı ı için terbiye edilmez. Öldürülmesi lâzım olan hayvanı, ba ka çare bulunmadı ı zaman yakarak öldürme caiz olur. Hiç bir sebeble hiçbir canlının yüzüne vurmak caiz de ildir. Hayvanlarla helâlla mak mümkün olmadı ı için, onlara kar ı daima iyi muamele etmelidir. Bir hayvana eziyet edilmi se, tevbe etmeli, pi man olmalı, bir daha hiç bir hayvana eziyet etmemeli, eziyet edilen hayvana iyi muamele etmeli, sevip ok amalıdır. (Berîka, El afetleri s.1218; Dürr-ül-muhtâr; c.5 Ta'zir bahsi) SUAL: Köyümüzün camisini kirleten güvercinler var, yuva yapmı lar. Çıkaramıyoruz. Öldürmekte mahzur var mıdır?) CEVAP Camiyi kirleten ku ları çıkarmak mümkün olmazsa, öldürüp eti yenir. Eziyet veren hayvanlar her yerde öldürülebilir. (Berîka, El afetleri s.1218; Hadîka, El afetleri) SUAL: Bir kimse senelerce hakkını helâl etti ini söylese, yıllardan sonra basit bir eye üzülerek hakkını helâl etmedi ini söylese, evvelki helâl etmi oldu u haklardan sonraki haklar mı kalır? CEVAP Helâl etmedi ini söyledi i zamandaki sözüne ve niyyetine bakılır. Ya'ni o andaki sözü ve niyyeti, eski haklarını da helâl etmemek ise, haklarını helâl etmemi olur. Bu bakımdan kul hakkından çok korkmak ve sık sık helâlla mak lâzımdır. (Uyûn-ül-besâir, 1.kaide erhi)

SUAL: Bana hakkı geçen insanlar ile helâlla mak istiyorum. Fekat, duyulaca ından utanıyor, bir fitneye sebep olaca ından korkuyorum. Ne yapmalıyım? CEVAP Hediyye eklinde verip topdan helâlla mak iyi olur. (Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.66) SUAL: Bir kimseyi dedesi veya ninesi büyütmü se bunların hakkı nasıl ödenir? CEVAP Hak ödemek, onların rızalarını almak ve helâla makla olur. Anne ve babaya yapılan hürmet gibi onlara da hürmet ve hizmet yapmak lâzımdır. Di er suallerinizin cevabı da öyle: Zaruret olunca Kur'ân-ı kerimin meali bildirilir. Bu arada tercümelerin, tefsirin yerini tutamıyaca ı açıklanır. Kıyametin hangi gün ve hangi saatte kopaca ını aramakla mükellef de iliz. (Riyâd-un-Nâsihîn, Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: Ekin biçerken, bicer-dö erin eksozundan çıkan kıvılcım, tarla sahibinin mahsûlünün bir kısmını yaktı. Bunu benim ödemem gerekir mi? CEVAP Bir kasıt olmadıkça ödemek gerekmez. SUAL: Hayvanları Öldürmekte mahzur var mıdır? CEVAP Kedi, köpek ve di er hayvanları zararı yoksa öldürmek do ru de ildir. Zararı olan hayvanı ise i kence yapmadan, ate te yakmadan veya suya bo durmadan uygun bir ekilde öldürmelidir. (Berîka ve Hadîka, el âfetleri) SUAL: Av hayvanını, meselâ tav anı uyurken de il de, uyandırıp kaçarken vurmalı deniyor. Uyurken vurmakta mahzur var mıdır? CEVAP Uyurken av hayvanının vurulmayaca ına dair bir hüküm bulundu unu bir kitabta okumadım. SUAL: Kuzular ve hayvanlar karı masın diye kulaklarını keserek çe itli i aretler yapmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kesmemeli, boya ile veya i aret olarak bir ey, bir numara ba lamalıdır. SUAL: Bekârım, hususî banyolara gidince çama ırlarımı da yıkadı ım oluyor. Mahzuru var mıdır? CEVAP Su sarfetmek üzere hamama gidilmi tir. Âdet üzere su sarfedilir. Bu bakımdan çama ırlarınızı yıkamakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s. 1-2-3) SUAL: Akrep, yılan, fare gibi zararlı hayvanları ne ekilde öldürmek uygun olur? CEVAP Zararlı hayvanları ate e atmamak ve suda bo mamak artıyle kolaya gelen herhangi bir usûlle, ilâç ile, ta ile, silâh ile öldürülebilir. (Berîka s.1218) SUAL: (Yakmak Allaha mahsustur. Hiç kimse canlıyı yakamaz) deniliyor. Do ru mudur?) CEVAP Muhammed Hadimi Hazretleri, (Berika) isimli eserinde el âfetlerini anlatırken buyuruyor ki: ( nsana ve yemeklere zarar veren karıncaları eziyet etmeden ve suya atmadan öldürmek caizdir. Her canlıyı yakmak mekruhtur. Zarar veren kediyi, kuduz köpe i ve yırtıcı hayvanları keskin bıçakla kesmek, vurmak ve zehirlemek caizdir. Öldürülmesi vâcib olanı ba ka çâre bulunmadı ı zaman yakarak öldürmek caiz olur.) Gördü ünüz gibi, biz slâm âlimlerinin kitabından alarak yazıyoruz. Kendimize ait dü ünceleri yazmıyoruz. Dinde ahsî dü üncelerin yeri yoktur.(Berîka s.1218) SUAL: (Hayvanları ate te yakmak ve suda bo mak günah oldu una göre, bahçemizi sularken bahçede bulunan çe itli böcekler, karıncalar suda bo ulup ölüyorlar. Mahzuru var mıdır?

CEVAP Maksadınız karıncaları ve di er hayvanları öldürmek de il, bahçeyi sulamak oldu u için mahzuru yoktur. çinde karınca bulunan odunu yere vurup silkeledikten sonra yakmak caizdir. (Berîka, el âfetleri, s.1218) SUAL: On ya ındaki büyük çocu uma dayısı bir kazak hediye etti. Fakat bu kazak büyük çocu uma olmadı. Yedi ya ındaki küçük çocu uma oluyor. Küçük çocu uma vermek isteyince büyük çocu um razı olmadı. Ne yapmalıyım? CEVAP Çocukları üzmemelidir. Büyükten kaza ı satın alıp küçü e giydirmelidir. Büyü e de parasıyla bir kazak alınırsa ikisi de sevindirilmi olur. Sualiniz basit gibi görünüyorsa da, çocukların huzursuzlu u bir ailenin huzursuzlu una sebeb olur. SUAL: Balık oltasına canlı solucan takmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Berîka, el afetleri s.1218) SUAL: Bir müslümanın Kur'ân hakkı için diyerek etti i yeminlere inanmamakta mahzur var mıdır? CEVAP Bir müslümanın etti i yemine inanmamak haramdır. Yalan söylüyorsun demektir ki, hiç uygun de ildir. ( bni Âbidîn c.5,s.263) SUAL: Bir kimse annesini ismi ile ça ırsa, meselâ Ay e Hatun dese, Babasına Ali Efendi dese, koca hanımını, hanım kocasını ismi ile ça ırsa bir mahzuru olur mu? CEVAP (Anayı, babayı ve kadının kocasını, isimleri ile ça ırması, tahrimen mekruhtur, büyük günahtır. Ta'zim ile, saygı anlatan kelimeler ile ve yanına giderek ça ırmaları lâzımdır. Uzaktan yüksek sesle ça ırmamalıdır.) Erke in, hanımını ismi ile ça ırmasında mahzur yoktur. bni Âbidîn c.5,s.269 SUAL: Bir arkada zorla ( u çakma ını bana hediye et!) dedi. Epey ısrardan sonra verdim. Ona helâl olur mu? CEVAP Zoraki hediye sahih olmaz. Fakat hakkınızı helâl etmeniz iyi olur. (Berîka c.2,s.409)

N KÂH — EVLENME
SUAL: Evlenecek kimselerin 33 farzı sırası ile bilmesi art mıdır? CEVAP Evlenecek kız ve erke in 33 farzı sırası ile bilmesi art de ildir. Meselâ îmânın artlarını sayamayan kız ve erke e öyle denir: Allahın varlı ına ve birli ine, meleklere, kitaplara, peygamberlere, Âhıret gününe (Öldükten sonra dirilme e), hayrın ve errin Allah'dan oldu una inanıyor musun? diye sorulur. Evet inanıyorum derse mes'ele kalmaz. ( bni Âbidîn, Kâfirin nikâhı bahsi sonu) SUAL: nsan hanımına, dil alı kanlı ı ile anam, bacım, kızım demesiyle talâk vaki olur mu? CEVAP nsan hanımına, dil alı kanlı ı sebebiyle, anam, bacım, kızım demesiyle talâk vaki olmaz. ( bni Âbidîn) SUAL: Talâk niyyeti olmadan hanımına "git" demekte mahzur var mıdır? CEVAP Talâk niyyeti olmadan hamına "git" demekte mahzur yoktur. ( bni Âbidîn, kinâi lafızlar) SUAL: Tıp dergilerinde okudu uma göre, çok et yemek mahzurlu imi . Dinimizde de çok fazla et yemenin kalbi kararttı ını okumu tum. Çok etten maksat nedir? CEVAP Tek taraflı beslenmek mahzurludur. Kırk gün devamlı yemek uygun de ildir.

SUAL: Köye giderken yola dü mü bir domates, bir elma, fındık ve bunlara benzer eyler bulunca israf olmasın diye alıp yiyorum. Kendim zengin oldu um ve bir fakir bulup da veremedi im için, fakire de bunları vermek de uygun olmadı ı için yememde mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Mevkûfât 1/359) SUAL: Bir kitabta haramda ifa olmadı ını okumu tum. Hastalı ım sebebi ile koç yumurtası yememde mahzur var mıdır? CEVAP Bugün piyasada çok çe itli ilâçlar var. Hastalarımızı ilâçla tedavi etmeliyiz. E er ilâç olmazsa, haram bir eyin ifası kat'i olarak biliniyorsa, ancak o zaman mubah olur. ( bni Âbidîn 4/113 s/249 Bedayi c.5s.61) SUAL: arkı ve türkü söylemekte mahzur var mıdır? Hangi çalgıları ne zaman çalmakta mahzur yoktur? CEVAP Siyer-i kebîr erhinde, sıkıntısını gidermek niyyetiyle, içinde günah olmayan arkı ve türkü söylemenin günah olmadı ı bildirilmektedir. ( bni Âbidîn) dördüncü cildde, ahidli i kabul edilmiyenleri anlatırken buyuruyor ki: (Sıkıntısını gidermek için kendi kendine arkı söylemek günah de ildir. Vaaz ve hikmet bulunan iir dinlemek caizdir. Çalgı olarak, yalnız kadınların dü ünlerde def çalması caizdir.) (Hadîka) da el âfetleri bildirilirken buyuruluyor ki: (Harbde, hac yolunda ve askerlikte davul ve benzeri aletleri çalmak caizdir.) Mekteblerde, millî siyasî toplantılarda ve bayramlarda bando, müzika çalmak da caizdir. ( bni Âbidîn c.5,s.381, c.5,s.34; Siyer-ül-kebîr c.1,s.53) SUAL: Televizyonda gösterildi i gibi Hazret-i Mevlâna, semâ âyinleri düzenler, rakseder ve döner miydi? CEVAP Mevlâna Celâleddin-i Rumî hazretleri, evliyanın büyüklerinden olup asla raksedip dönmemi tir. Semâ âyini diye bir ey düzenlememi tir. Allahü teâlâyı sesli olarak bile zikretmemi tir. Bunu Mesnevisinde anlatmaktadır. (Âbidin pa a erhi, Mevlâna Cami erhi) SUAL: Dü ünde davul zurna çalmak caiz midir? CEVAP Evet, dü ünde davul zurna caizdir, (Îbni Âbidîn c.5,s.34) SUAL: slâm nikâhını yapmadan sadece Belediye kayıt i lemlerinin kâfi oldu u söyleniyor. slâm nikâhına da lüzum yok mudur? CEVAP Kanuna uygun evlenmiyen suç i lemi olur. Dört mezhebe veya dört mezhebden birine göre nikâh yapmıyan ise günâh i lemi olur. Müsliman suç ve günâh i lememelidir. Belediye i lemlerini yaptırmalı, sonra da dinî nikâhı yaptırmalıdır. (Hadîka 1/143) SUAL: Habis i lerle hayatım geçerken Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli kitâblarını bulup okumak nasîb oldu. Bu mübarek kitablar sebebiyle i ledi im bütün günahlara tevbe ettim. Evlenmek istiyorum. Fekat Kur'ân-ı Kerîm meallerinde okudu uma göre habis olan, tayyib olana lâyık de ilmi . Tayyib olanla evlenmem mümkin de il midir? CEVAP Tevbe eden, hiç günah i lememi gibidir. Ne mutlu size, hidâyete kavu mu sunuz. Tayyib olmu sunuz. Temiz bir kızla evlenmenizde hiç bir mahzur yokdur. Bizlerin meal okumadan önce ilmihâl kitabı okumamız lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.377) SUAL: ki bayram arası nikâhta bir mahzur var mıdır? CEVAP ki bayram arasında nikâhın hiç mahzuru yoktur. Peygamber aleyhisselâm Âi e validemizle iki bayram arasında nikâhlanmı lardır. Fakat, ( ki bayram arasında nikâh olmaz) sözü nereden çıktı denilebilir. Bir kı günü bayram namazı Cum'a gününe rastlamı tı. Peygamber aleyhisselâm bayram namazını kılıp Cum'a namazı için tekrar gelince, nikâh hazırlı ı içinde olanları görüp ( ki bayram arası nikâh yoktur.) buyurdu. Maksadı, kı ın bayram namazı ile Cum'a namazı arasında vakit az

oldu undan nikâhla me gul olunca, Cum'ayı geciktirme ihtimâli üzerine böyle buyurmu tur. Nikâhı geni bir zamanda yapmak lâzım oldu u anla ılmaktadır. Yoksa iki bayram arasında nikâh olmaz diye bir ey yoktur. Zira iki bayram arası olmayan gün yoktur. Herhangi bir gün, ya Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki gündür, yahutta Kurban Bayramı ile Ramazan Bayramı arasındaki gündür. ( bni Âbidîn c.2,s.262) SUAL: Evlenirken çok miktarda ba lık vermi tim. Üzerimde mehr-i müeccel kaldı mı? CEVAP Zevcenin gönlünü yapıp, mehrinin tamamını helâl ettirmek ho olur. ( bni Âbidîn c.2,s.366)

VERES YE SATI
SUAL: Taksitle mal almakta mahzur var mıdır? CEVAP Paranın bir miktarını pe in ve geri kalanını müsavi miktarlarda taksitle ödemek için yahut pe insiz hepsini belli zamanlarda müsavi taksitlerle ödemek için sözle erek satın almak caizdir. Para temin edip pe in almak daha iyidir. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.243,398; bni Âbidîn, Bey-i Fâsid bahsi; Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.142) SUAL: On bin liralık bir malı, altı ay va'deyle 12 bin liraya satmakta mahzur var mıdır? CEVAP On bin liralık bir malı, altı ay (vade ile) taksitle, on iki bin liraya satmakta mahzur yoktur. Ancak pe in fiyatından, taksitle satı sırasında hiç bahsetmemek lâzımdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.136; Bedayı' c.5,s.158; htiyar c.2,s.4,5) SUAL: Köyümüzde bakkalın birisi unun kilosunu pe in olarak 50 liraya satıyor. Ba ka bir bakkal da veresiye 60 liraya satıyor. Veresiye satandan 60 liraya un almakta mahzur var mıdır? CEVAP Veresiye 60 liraya satan adam, pe in 50, veresiye 60 lira demiyorsa alıp satmakta mahzur yoktur. Bir mala aynı anda iki fiat söylenmez. Ya'ni pe in 50, veresiye 60 lira denmez. Veresiye pazarlıkla pe in fiatı konu ulmadan 60 liraya, hattâ 70 liraya da almakta mahzur yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.136; Bedayı' c.5,s.158; htiyar c.2,s.4,5) SUAL: Parası ve altını olup, pe in alma imkânına sahip olan bir kimsenin, bir malı taksitle alması uygun olur mu? Bu kimsenin borcunu taksitle ödemesinde bir mahzur var mıdır? CEVAP Mevcut parası olan kimsenin taksitle mal almasında mahzur yoktur. Borcunu taksit zamanlarında ödemesi lâzımdır. Ödünç alınan borcu ise, parası olunca hepsini derhal ödemesi lâzımdır. (Dürer-ülhükkâm c.1,s.398; Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.142)

TOPTAN ALI VER
SUAL: Manavlık yapıyorum. Mü teri fiat ve cinsleri ayrı olan meyvalardan birkaç tane alıp hepsini bir kese kâ ıdına dolduruyor, böylece ne kadar verece iz diyor. Kandırmak veya kandırılmak ihtimali olur. Galip zan ile uygun bir fiat istemekte mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Telefon numarasını alıp satmakta veya kiraya vermekte mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur, ( bni Âbidîn c.4,s.15) SUAL: Be yüz sandık domatesin satı ında e it ebatta sandıklar oldu undan on tanesini tartıp bulunan ortalama a ırlı ın be yüz sandı a te mil edilerek satı yapılması uygun olur mu? CEVAP Kasa hesabı satılır, alınır. (Dürer c.2,s.147)

SUAL: (Bakkaldan be lik (Be kg.lık) zeytin ya ı alıyoruz. Halbuki içinde be kilo ya yok. Mahzuru var mıdır? CEVAP Paket, kutu içinde ölçmeden alınan eyler miktarı yazılı olsa bile toptan satı demektir. Be lik o malın adıdır. Böyle alı veri te mahzur yoktur. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.346; Dürer erhu Gürer c.2,s.147)

CAR
mı? SUAL: Mukavelemiz dolmadı ı halde ev sahibi kirayı artır diyor. Artırmamamda mahzur var

CEVAP Ev sahibinin anla mayı tek taraflı olarak bozup istedi i fazla parayı vermek mecburiyetinde de ilsiniz. Ancak, ev sahibiyle iyi geçinmek için anla ma a ve onu razı etme e çalı manız uygun olur. ( bni Âbidîn c.5,s.4) SUAL: cara verilen yerin bedeli kısmen mal ve kısmen de para olarak alınabilir mi? CEVAP Evet. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.776)

SUAL: 8 bin lira kira ile oturuyorum. Ev sahibine ayda 10 bin lira taksitle, 8 bin lirası kiraya mahsup olmak üzere diki makinamı sattım. Mahzuru oldu mu? CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.7) SUAL: Bir tarlayı icara alırken, bir daha ki sene aynı tarlaya daha kıymetli bir mahsûl sırası gelece ini bildi i için (Seneye de bana icara vermek artıyla) dese, bu ekilde pazarlık yapmakta mahzur var mıdır? CEVAP ki seneli ine anla malıdır. ( bni Âbidîn c.5,s.29)

ALI -VER E A T MES'ELELER
SUAL: Un satan bir adama, 100 Kg. bu day verip kar ılı ında 68 Kg. un almakta mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. (Dürer c.2,s.182; Hidâye c.4,s.46; Mevkûfât c.2,s.6) SUAL: Bir teneke yemeklik bu dayı, bir teneke tohumluk bu day ile de i tirmekte mahzur var mıdır? CEVAP Vasıfları ba ka oldu u için pe in satı caizdir. Birisi veresiye olursa faiz olur. (Dürer C.2.S.182; Hidâye c.4,s.46) SUAL: Açık artırma ile mal almakta mahzur var mı? CEVAP Müzayede ile alı uygundur. (Dürer-ül-hükkâm) SUAL: (Alaca ımızı icra yolu ile alırken yaptı ımız zarurî masrafları da almamızda mahzur var mıdır?) CEVAP Mahzur yoktur. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.76, c.3,s.89)

MAHZURLU SATI LAR
SUAL: Kendi imal etti imiz malların ba'zılarında iyi, bazılarında kötü malzeme kullanıyoruz. Hepsini aynı fiattan satmamızda mahzur olur mu? CEVAP

Çürük i yapmak, bunu gizlemek haramdır. (Kimyâ-i Se' âdet s.275) SUAL: Köylerde deterjan satıyorum. Satı a ba lamadan önce "Deterjan alanlar arasında kur'a çekip bir çizme hediye edece im." diyorum. Köyden ayrılırken kur'a çekip bir ki iye çizme veriyorum. Bu ekildeki satı , dinen caiz oluyor mu? CEVAP Caiz olmaz. (Hindiyye 3/164; bni Âbidîn, bey-i fâsid bahsi) SUAL: Fâsık, zâlim, içki satan kimselerden ihtiyaç ve zaruret olmadıkça alı -veri yapmakta mahzur var mıdır? CEVAP Açıktan günah i leyen, zulmeden, içki satan kimseler ile ihtiyaç ve zaruret olmadıkça alı -veri yapmak uygun de ildir. htiyaca binaen alı -veri yapılınca, alı -veri ten artan parayı kullanmakta mahzur yoktur. (Hadîka c.2,s.738) SUAL: Kazancında haram olan kimse ile alı -veri caiz midir? CEVAP Malının ço unun helâl oldu u sanılan kimsenin verdi i hediyeyi almak ve onunla alı -veri etmek caizdir. ( bni Âbidîn c.2,s.9; Hadîka sonu) SUAL: Satın aldı ımız mallarda ba'zı kusurlar çıkıyor. Biz de kusurlarını söylemeden satarsak mahzuru olur mu? CEVAP Kusurlu alınan malları sahibine bildirilirse, geri alır veya daha ucuz satabilir. ayet geri almazsa, günaha girer. Siz de bu malın kusurunu saklıyarak satamazsınız. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: (Satılan bir eyin kusurunu gizlemek helâl de ildir. O kusuru bilip söylemek de kimseye helâl de ildir.) Çok kimse malının kusurunu söylemez. Söylemesi çok sevap oldu u gibi, gizlemesi de günahtır. Hile ile rızk artmaz. Hile yapan kimsenin malında bereket olmaz. Ansızın bir felâket gelerek yok olabilir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ticarete hıyanet karı ınca bereket gider.) Bereket, az malın çok faidesi olmak, çok i e yaraması demektir. Az bir mal bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine sebeb olur. Bereketli olmayan çok mal, sahibini dünya ve âhırette felâkete sürükler. Her san'atta hile yapmamak farzdır. Çünkü çürük i yapmak ve gizlemek haramdır. Bir malı aldatarak satmak, hıyanet ve dolandırıcılık olur. Alı -veri te bir kimseye zarar vermek zulüm olur. Zulüm ise haramdır. Her müslüman kendisine yapılmasını istemedi i bir eyi, yerlilere, yabancılara, turistlere de yapmamalıdır. ( hyâ-ul-ulûm c.2,s.63; Kimyâ-i Se'âdet s.275) SUAL: Bonoların el de i tirmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Bir kimse, mal satmak veya kira, ödünç vermek kar ılı ı alacaklı olunca, borçlusu bir senet, ya'ni bono hazırlayıp, bu kimseye veriyor. Bu kimse, bonoyu, borçlu oldu u ba ka birisine verirse, buna olan borcunu; bonoyu hazırlamı olana havale etmi oluyor. Bu havale sahihtir. Bonoyu hazırlamak, ileride yapılacak havaleyi, önceden kabul etmek oluyor. Fakat, bu bonoyu alan üçüncü ahıs da, bunu bir alacaklısına, 4. cü ahsa verince bunu da yine bonoyu hazırlamı olana havale etmi oluyor. Bu ikinci havale caiz de ildir. Çünkü bono elden ele dola tıkça, alacaklılar de i iyor. Ödeyecek olan birinci ahıs hiç de i miyor. Havalenin tekrar havalesinde ise, ödeyecek ahısların de i meleri lâzım oldu u için, bir tüccarın bonosunun havale olarak (3 cü ahıstan sonra) elden ele dola masının sahih olmadı ı anla ılmaktadır. ( bni Abidîn c.4,s.289,291) SUAL: Bir kimse ile (Sen benim evimde kirasız otur. Ben de senin falanca yerdeki tarlanı ücretsiz ekeyim.) diyerek bir anla ma yapılsa, uygun olur olur mu? CEVAP Evin kirası kar ılı ı olarak tarlayı kiralamak caizdir. Evim kirasız denmez. Evimin kirasına kar ılık tarlanı kiralıyorum denir. Böyle bir anla ma yapılırsa mahzuru yoktur. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.676; bni Abidîn c.5,s.3) SUAL: A açtaki meyveyi nasıl satmak uygun olur? CEVAP

A açta belirmemi olan meyve satılmaz. A acın verece i meyveyi oluncaya kadar yerinden ayırmamak artı ile, olmadan satın almak fâsidtir, ya'ni haram olur. Bir a acın tam belirmi meyvesini yiyecek halde olmasa bile satmakta mahzur yoktur. Mü teri hemen toplar. A açta kalmasını isterse alı veri fâsid olur. ( bni Abidîn c.4,s.38) SUAL: Karpuzcu kesmece karpuz diyor. Tatsız çıkanlarını mü teriye vermiyor. Böylece kendisi bir miktar zarar ediyor. Halbuki kendisi kesmece diye almamı tı. Böylece kesmece diyerek satması uygun mudur? CEVAP Kavunu, karpuzu tatlı olmak artı ile almak, fâsidtir, caiz de ildir, haramdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.137) SUAL: Dükkânda kumar aletlerini satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Vardır. (Dürer c.2,s.169) SUAL: ki arkada mü terek bir inek aldık. Sütünü bir gün o alıyor, bir gün ben alıyorum. Caiz midir? CEVAP Haramdır, faiz olur. (Rıyâd-ün-nâsıhîn s.338) SUAL: Mal alıp satarken tartıda hâzır olmazsak bir mahzuru olur mu? CEVAP Kendinin veya vekilinin tartması, ölçmesi lâzımdır. Miktarı belli olmıyan malı almak ve satmak caiz de ildir. (Mevkûfât c.2,s.56; Dürer c.2,s.!45) SUAL: Kadın veya erkek bir insanın nelerini satmak caiz de ildir? CEVAP Bir insanın kılını ve her uzvunu, bevlini, necasetini satmak bâtıldır. Caiz de ildir. (Bedayı' c.5,s.145; Dürer c.2,s.171,172) SUAL: Tarladaki yoncamızı daha biçmeden satıyoruz, mahzuru var mıdır? CEVAP Biçmeden satmak bâtıldır. Caiz de ildir. Keza henüz a açta te ekkül etmemi olan meyveyi de satmak bâtıldır. ( bni Âbidîn c.5,s.38,109,110) SUAL: Mu'teber kitablarda okudu uma göre, alı -veri bilgisini (bey' ve irâ ilmini) bilmiyen kimse faiz yer. Biz bu ilmi bilmedi imiz için senelerce fâsid alı -veri te bulunduk. Emanet olarak bırakılan paraları izinsiz kendi paramıza karı tırdık. imdi ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Tevbe etmek lâzımdır. übheli kazançlarınızın tevbesinin tamam olması için imkân oldu u kadar hakikî müslüman fakirlere sadaka vermeli veya Allah yolunda çalı anlara yardım etmelidir. Cenâb-ı Hak kalbinize, ihlâsınıza göre sevabını ihsan eder, afv eder. (Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.66; bni Âbidîn c.1,s.29) SUAL: Parça kuma ın kilo ile satın alınıp satılmasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.4,s.181)

EMANET KAYBETMEK
SUAL: Fırına verdi imiz patatesli pideleri, fırıncı ba ka birisine vermi . Bize peynirli pide kalmı . Fırıncı bunları da siz alın, dedi. Biz de alıp yedik. Ne yapmamız lâzımdı? CEVAP Peynirli pidelerin sahibi biliniyorsa, gidip helâlla malı. Sahibi belli de ilse, yiyen için bir mahzuru yoktur. Fırıncı yanlı verdi i için günahı ona ait olur. (Mektûbât-ı Rabbani c,2,M.66,87; Mecelle 770. madde ve erhleri)

SUAL: Üç arkada tahsil kredisi almak için müracaat ettik. kimiz üçüncü arkada ın evrakını kastımız olmadan zayi ettik. Biz kredileri aldık. Üçüncü arkada alamadı. Bu arkada , (Benim evrakımı kaybetti iniz için kredilerinizi bana vereceksiniz.) diyor. Biz de evrak masrafı olan iki bin lirayı ödeyelim dedik. Kastımız olmadı ı için evrak masraflarını dahi vermememiz mi gerekir? CEVAP Emânet güvenilen insana verilir. Emânete hıyanet etmek, kendi malı gibi korumamak haramdır. Bu bakımdan emanetçi, emâneti kendi malı gibi muhafaza etti i halde, kaybeder veya çaldırırsa tazmini icab etmez. Ya'ni bedelini ödemez. Mesle i emanetçi olanlar ise, emânet mal zayi olunca öder. (Dürer-ül-hükkâm c.2,s.419)

ÖDÜNÇ
SUAL: Bir arkada Ankara'dan telefon etti. Telgrafla on bin lira ödünç göndermemi söyledi. Telgraf masrafını ondan alsam veya o bana on bin liradan fazla para verse faiz olur mu? CEVAP Ödünç verme masraflarını âdete göre, ödünç veren veya alandan herhangi birinin ödemesinde mahzur yoktur. Telgraf masrafını vermesinde ve hattâ daha fazla vermesinde mahzur yoktur. Ödünç verirken bir menfaat art koymak faiz olur. art koymadı ı halde, öderken ayrıca bir ey vermek caizdir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.103; bni Âbidîn c.4,s.174) SUAL: htiyâç yokken ödünç almakta mahzur var mıdır? CEVAP htiyaç yokken istenmez. Ödünç istemek ancak lâzım olunca caiz olur. Lâzım olmak üç türlüdür: 1— Nafaka ve örtünecek kadar çama ır parası için, 2— Evi olmayan kimsenin ev almak veya ev kirası için, yahut so uktan korunmak için elbise almak için, 3— Bulundu u makam ve vazifesi icâbı âdete uygun giyinebilmek için ödünç istenir. Ancak böyle ihtiyâcı olan kimselere ödünç verilir. htiyâcı olmayana, malını lüzumsuz yerlere veya harama harcayana, zâlimlere, fâsıklara ödünç verilmez. Ba kasına ödünç vererek kendini sıkıntıya dü ürmek do ru de ildir Nisaba malik olmayan kimsenin kurban kesmek için ödünç istemesi caiz de ildir. (Hadîka c.2,s.429) SUAL: Bir kimse ile (Bana 100 bin lira ödünç ver. Evimde ücretsiz otur. Evden çıkaca ın zaman paranı veririm. Çıkmadı ın sürece sen eve kira vermemi olursun, ben de parana faiz vermemi olurum.) diyerek "ipotek" esasına dayalı anla ma yapıyoruz. Dinen mahzuru var mıdır? CEVAP Ödünç verilen paradan herhangi bir ey istifade edilirse faiz olur. Adına faiz denilmese de faiz olur. Sen adama 100 bin lirayı vermeseydin, adam seni evinde kirasız oturtur muydu? Böyle anla ma olmaz. ( bni Âbidîn c.4,s.174; Hadîka c.2,s.639) SUAL: (Birisi benden bir miktar borç para aldı. Uzun zaman geçmesine ra men vermedi. Kasten vermiyorsa ne olacak?) CEVAP Herkese ödünç vermek do ru de ildir. Zâlimlere, fâsıklara ödünç verilmez. htiyâcı olmayana, malını lüzumsuz yerlere, harama harcedene ödünç verilmez. Ba kasına ödünç vererek, kendini sıkıntıya dü ürmek do ru de ildir. Sizden ödünç alan kimse, ihtiyâç içinde ise helâl etmek çok iyi olur. Kasten vermiyorsa yine helâl etmek çok sevab olur. Ahırette mükâfatı çok olur. Kâfir bile olsa herkese hakkını helâl etmek çok sevâb olur. (Tenbîh-ul-gâfilin; Tarîkat-ı Muhammediyye s.106) SUAL: htiyâç yokken ileride ihtiyâç olacak dü üncesiyle ödünç almakta mahzur var mıdır? CEVAP htiyâç yokken veya ihtiyâç zuhur etmeden ödünç para alınmaz. (Tarikat-ı Muhammediyye s.106) SUAL: Bir taksim var. Arkada ın birisi bir haftalı ına istedi. stanbul'a varıp gelece im dedi. Ben de elli bin lira ödünç verirsen vereyim dedim. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzurludur. ( bni Âbidîn c.4,s.174; Hadîka c.2,s.639)

SUAL: Arkada ım bana, sen zenginsin, bana u kadar ödünç ver dedi. Ben de bir kebap yedirirsen vereyim dedim. Mahzuru var mıdır? CEVAP Hediye almak, ziyafet istemek artıyla Ödünç vermek faiz olur. ( bni Âbidîn c.4,s.174; Hadîka c.2,s.639) SUAL: Gecen sene arkada tan 10 bin lira ödünç almı tım. Bu sene verirken 12 bin lira verdim. ki bini ne diye sordu. Hediyemdir dedim. Mahzuru var mı? CEVAP art koymadı ı halde, öderken ayrıca bir ey fazla vermek caizdir. (Mektûbât c.l,m.102; bni Âbidîn c.4,s.174; Hadîka c.2,s.640) SUAL: Kom udan kilo ile ödünç tuz almı tım. Kilo ile tuz ödünç almak caiz de ilmi . Ölçerek almalıymı . Kom um ile helâlla tım. Oldu mu? CEVAP Haram, helâlla mak ile helâl olmaz. Tevbe edip, bir daha dînimize uygun ödünç alma a çalı malıdır. SUAL: Kom udan e it a ırlıkta olmıyan ekmekleri ödünç olarak alıp veriyoruz. Sonunda helâlla sak olur mu? CEVAP Ödünç olmaz. Hediyye eklinde olmalıdır. ( bni Abidîn C.4.S.187) SUAL: Parası varken halâl yemek niyyetiyle ödünç almak ve bir zaman sonra borcunu ödemek caiz olur mu? CEVAP Malı übheli olan bunu yapar. Bu niyyet ile ve bir an önce ödemek artı ile caiz olur. ( bni Abidîn c.2,s.69,70) SUAL: Kom udan ya , eker gibi eyleri göz kararı ile ödünç alıp vermek caiz olur mu? CEVAP Caiz olmaz. Ölçmek artdır. ( bni Abidîn c.4,s.172; Feth-ul-kadîr c.6,s.157) SUAL: Tuzu tartarak ödünç alıp vermek caiz midir? CEVAP Tuzu tartarak de il, hacimle ölçerek ödünç alıp vermek lâzımdır. Samimi olanların ödünç istiyenlere hediye etmesi daha münasip olur. (Feth-ul-kadîr c.6,s.157) Süslerine bakarak Türkiye okuyorum. Gözümden ya akarak Türkiye okuyorum. Can içinde can gibi Damarımda kan gibi Unutulmaz an gibi Türkiye okuyorum.

CA Z SATI LAR
SUAL: pekböce i kozasını satıyoruz. Sattı ımız kimseler, bu kozaları fırınlayarak veya kaynar suya atarak veyahut daha ba ka usulle öldürüyorlar. Bu kozaları satmakta mahzur var mıdır? CEVAP pek böce ini öldürmek için güne e koymak caiz oldu u için satılmasında mahzur yoktur. Nasıl öldürdü ü bizi ilgilendirmez. (Berîka) SUAL: Bir kimse mektubta malını u kadar liraya sattı ını birisine bildirse, o da mektubu okuyunca kabul ettim dese, alı -veri sahih midir?

CEVAP Bir kimse bir malını, u kadar liraya sattı ını birisine mektubla bildirse, o da, mektubu okuyunca "Kabul ettim" derse veya kabul etti ini mektubla bildirse alı -veri sahih olur. (Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.3; bni Âbidîn c.4,s.10) SUAL: 1400 liralık bir masayı pazarlık yaparak 1300 veya daha a a ıya almakta mahzur var mıdır? CEVAP 1400 liralık masayı pazarlıkla 1300 veya daha a a ıya almanızda hiç bir mahzur yoktur. (Kimyâ-i Se'âdet s.281) SUAL: Be ya ındaki çocu umun eline pusula ve para vererek bakkala gönderiyorum. Bakkal ba'zan paketlerin üzerine fiatını yazıyor, ba'zan da ayrı bir kâ ıda verdi i eylerin ismini ve fiatlarını yazıyor. Çocu u kandırma ihtimali oldu u için bunları evde tartmak gerekir mi? CEVAP Fazla bir noksanlık görülmüyor ise, tartma a lüzum yoktur. A ırlıkları dü ünülmeden her birini "götürü" satın almalıdır. Böylece ikinci bir alı veri yapılmı , birinci akit feshedilmi olur. Bakkal paketlerin üzerine yazmazsa veya ba ka bir kâ ıda yazmamı sa, tekel maddeleri gibi fiatları aynı de ilse, miktarları bilinmiyorsa, çocu un yaptı ı böyle alı veri uygun olmaz. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.346; Sedayı' c.5,s.135,153,155,207; Bey' ve îrâ Risalesi s.34) SUAL: Simitçi, simidini meydanlı a bırakıp gitmi , bazıları simidin parasını bırakıp simit alıp gidiyorlardı. Ben de parasını bırakıp simit aldım. Mahzuru var mıdır? CEVAP Bu devirde simitini veya ba ka malını ortaya koyup gitmek pek do ru de ildir. Az da olsa parasız simit alan çıkaca ı gibi, oradaki paraları da alan çıkabilir. E er böyle bir simitçinin rızası oldu u ma'lum ise, ya'ni âdet edinmi se mahzuru yoktur. Adeti de ilse rızası yok demektir. Rızasız birisinin malını almak do ru de ildir. ( bni Âbidîn c.4,s.123) SUAL: Orta ım yokken tartarak çe itli malzeme alıyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP Orta ınız size inandı ı için ortak olmu tur. Sizin oradan alı veri yapmanıza rızası var demektir. (Mevkûfât c.1,s.362) SUAL: Her malzemenin fiatını bilerek 10500 liralık malzeme aldım. Satıcıya 500 lirasını alma dedim. O da almadı. Mahzuru var mıdır? CEVAP 500 lira satıcının yaptı ı bir ihsandır. Mahzuru yoktur. (Kitâb-ül-harac s.53; bni Âbidîn c.4,s.51) SUAL: (Türkiye'de bir âdet vardır. Sabah satı larında siftah ettim, etmedim, deniyor. Siftah etmeyince de veresiye verilmiyor. lk alı veri in mutlaka pe in olması mı lâzımdır? Dinimizde böyle bir ey var mıdır?) CEVAP Dinimizde böyle bir ey yoktur. SUAL: Ayakkabıcıya vasıflarını söyleyerek bana öyle bir ayakkabı yap, dedim. Üç bin liraya yaparım dedi. Parayı pe in verdim. Birkaç gün sonra, karde im, ölçü ve tarifini bildirerek bana da bir ayakkabı yaptır, dedi. Parasını ayakkabıları alınca veririm dedim. Razı oldu. Ayakkabılar hazır diye haber göndermi . Kendiminki güzel olmu . Fakat karde iminki hem dar geldi, hem de istedi i evsafta olmamı . Ben bunu almam, dedim. Ayakkabıcı, ben bunu kime satabilirim, alma a mecbursunuz, dedi. Almadan çekip gelirken, arkamdan, parasını pe in alsaydım, bunu bana yapamazdın, dedi. E er haksızsam ayakkabıcının parasını vereyim. CEVAP Ayakkabı, elbise gibi ısmarlamada âdet olan eylerde zaman söylenmezse veya bir aydan az söylenirse ısmarlama i i sahih olur. Ismarlamada para pe in de verilebilir. Malı teslim alınca da verilebilir. Mü teri tarife uygun bulmazsa kabul etmeyebilir. Ayakkabı istedi iniz vâsıfta olmadı ı için siz haksız de ilsiniz. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.656, Feth-ul-kâdîr c.6,s.243) SUAL: Vakıflar Genel Müdürlü ü'nün dükkân veya arazisini satın almakta veya kiralamakta mahzur var mıdır?

CEVAP Mahzur yoktur. (Fetâvâ-i Hayriyye) SUAL: Okulumuzun kantini var. Sene ba ında herkesten para toplanıyor. Sene sonunda ana para ile kârını alıyoruz. Mahzuru oluyor mu? CEVAP Kârına ve zararına ortak olundu u için mahzuru yoktur. (Dürer c.2,s.320) SUAL: Kuyumcuların erkeklere mahzurlu olan zinet e yalarını satmasında mahzur var mıdır? CEVAP Satılması caiz olur. (Mevkûfât c.2,s.3,4; Dürer c.2,s.142) SUAL: Kurba a ve yengeç gibi hayvanları, gayr-i müslimlere satmak veya ecnebilere ihraç etmek caiz midir? CEVAP Domuz hâriç, di erlerini satmak, ihraç etmek caizdir. (Redd-ül-muhtâr c.4,s.215,103,104, c.5,s.289) SUAL: Kitablarda arapçıya üzüm satılması caizdir deniliyor. Caiz demek sevâb mı demektir? CEVAP Caiz kelimesi cümledeki ma'nâya göre de i ir. Burada caiz demek mekrûhdur ma'nâsına gelmektedir. Umumiyetle yapılmaması daha uygun eylere caiz denir. ( bni Abidîn c.4,s.103, c.5,s.292) SUAL: Bir müslümanın gayri müslimlere midye, salyangoz ve kurba a gibi hayvanları satması, ihraç etmesi caiz midir? CEVAP Caizdir. (Redd-ül-muhtâr c.4,s.103,104,215; c.5,s.289) SUAL: Kapora alıp vermek caiz midir? CEVAP Akidden sonra caizdir. (Dürer-ül-hükkâm c.1,s.398; Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.142) SUAL: Fiatları belli olan eyleri yiyip icdikten sonra, borcunu sorup ödemek caiz midir? CEVAP Gazoz, çay, yemek gibi fıatları belli olan maddeleri yiyip içdikten sonra, borcunu sorup ödemek caizdir. (Hadîka c.2,s.727; Dürer-ül-hükkâm c.1,s.99; bni Abidîn c.4,s.50) SUAL: Henüz akıl ve bali olmamı bir çocu un velisi, eline yazılı kâ ıt ve para vererek bir ey aldırması caiz midir? CEVAP Caizdir. SUAL: Televizyon yayınlarını be enmedi im için televizyonumu satmak istiyorum. Televizyon alacak birisine satmamda mahzur var mıdır? CEVAP erâb yapana üzüm satma a benzer, caizdir. ( bni Âbidin c:4,s.103; c.5,s.250,251,292) SUAL: Üzerindeki etikete göre mal alıp parasını oraya bırakmak caiz olur mu? CEVAP Fiatı etiketinde görüp parayı bırakmak veya vermek caizdir. ( bni Âbidîn c.4,s.123) SUAL: Telefon sıramı, ya'ni telefon hakkımı ba kasına satabilir miyim? Bunun gibi uzun bir kuyrukta iken ön sıradaki bir kimse, hakkını yeni gelen birisine satabilir mi? CEVAP Hak satılmaz, caiz de ildir. Fera edilmesi ise caizdir. Ya'ni hak ba ı lanır, devredilir. ( bni Âbidîn c.4,s.15)

SUAL: Taksim var, satmak istiyorum. Ba'zı yerlerini ta'mir ettirdim. Satarken alıcıya ta'mir ettirdi imi söylemesem mes'ul olur muyum? CEVAP Sorunca yalan söylemek suç olur. Taksiyi o haliyle satmakda mahzur yokdur. ( hyâ-ul-ulûm; Kimyâ-i Se'âdet s.275) SUAL: Amerika'da bulunuyorum. Burada irketler, belli bir tarihe kadar üzerindeki fiattan hisse senedi satıyorlar. Ayrıca bir daha vermemek artı ile belli bir miktar mukavele ücreti alıyorlar. E er senetler satı tarihinde üzerinde yazılan fiattan daha fazla de er kazanırsa o senetleri alıp yüksek fiatla satabiliyoruz. Fiatı dü erse almıyoruz. Fakat mukavele parası yanıyor. Bu ekilde satı caiz midir? CEVAP Hak ve senet satılmaz. Mal mevcut ise (Bey) satı ı denir. Mevcut de ilse (selem) satı ı denir. irketlerin çıkardı ı senetlerde de eri yazılı oldu u için satılması caizdir. Ancak üzerindeki de er ile satılması arttır. E er daha fazla veya daha noksan satılırsa veya Veresiye satılırsa faiz olur. Dar-ül harbde, müslümanın, kâfirin rızâsını almak artı ile her ekilde para, mal ve menfaat sa laması caizdir. ( bni Âbidîn c.3,s.249, c.4,s.4,15,203; Bedayı' c.5,s.185,236,237) SUAL: Birisini vekil tâyin ederek (Bu malı kaça satarsan sat, ben senden elli bin lira isterim. Fazlasına satarsan üstü senin olsun) dese, 60 bine satsa mahzuru olur mu? CEVAP Mahzuru yoktur. (Bahr-ur-râ'ik) SUAL: Bakkaldan ay ba ına kadar veresiye çe itli eyler alıyoruz. Meselâ on kalem e ya alıyoruz. Hepsi ne etti diyoruz. 1500 lira diyor ve deftere yazıyor. Her birinin ayn ayrı fiatını bilmedi imiz için mahzuru olur mu? CEVAP Her eyin fıatını ayn ayrı bilmek lâzımdır. Bakkal yanlı toplayabilir. Eksik de toplayabilir, fazla da toplayabilir. Müslümanlıkta aldanmak ve aldatmak yoktur. (Bedayı c.5,s.156;Feth-ul kadir c.5,s.55; Fetâvâ-i Hindiyye c.3,s.3; bni Âbidîn 4/109) SUAL: Bir satıcının tezgâhında elli çe it mal var. Ne alırsan yüz lira diyor. Almakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. (Kitâb-ul haraç s.53; bni Âbidîn c.5,s.2S6) SUAL: Un fabrikasına 100 kg. bu day götürüyoruz. Bundan 68 kg. un, 32 kg. kepek çıkar deniyor. De irmenci ba ka undan bize 68 kg. un verse mahzuru olur mu? CEVAP 100 kg.lık bir çuval bu dayla, 68 kg.lık bir çuval unu takas suretiyle de i mek eklindeki alı veri te mahzur yoktur. (Mevkûfât c.2,s.6) SUAL: Satıcıdan alınan bir malı, satıcının dükkânından çıkmadan satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Hayır, mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn)

ÖLÜM—CENAZE—DEF N
SUAL: Cumartesi günü ö leden önce ölen kom umuzu, Pazar günü defnettik. Pazar günü saat dokuza kadar gözlerinden çok ya akıttı. Havlu ile sildik. Havlu sırılsıklam ya oldu. Burnu da aktı. Yata ı da ya oldu. Bu neye alâmettir? CEVAP Ölü gözünden ya çıkmaz derler. Fakat biz de bir ölünün gözünden ya akıttı ına ahit olduk. Ölü mü'min ise terlemesi ve gözya ı akıtması hayra alâmettir. SUAL: Kahvede otururken cenazeyi görünce hemen kalkıp ona kar ı dikelerek saygı duru unda bulunmakta mahzur varmıdır? CEVAP

Cenazeyi görünce gidip hiç olmazsa kırk adım ta ımalıdır. Dikilmek saygı olmaz, tahrimen mekruhtur. ( bni Âbidîn c.1,s.597; Merâkıl-felâh s.332) SUAL: Cenazeyi tabut ile mezara koymakta mahzur var mıdır? CEVAP Cenaze kadın olursa, tabutu ile birlikte mezara konması uygun olur. ( bni Âbidîn c.1,s.599) SUAL: Telkin bid'at mıdır? CEVAP Telkin bid'at de il, sünnettir.( bni Âbidîn) SUAL: Bir kimse ölünce cenazesi için ezan okunur mu? CEVAP Bir çocuk dünyaya gelince kula ına ezan ve ikâmet okunur. Ölünce cenazesi için ezan okunmaz. ( bni Âbidîn c.5,s.568) SUAL: Cenaze namazı kılarken ayakkabıları çıkarmak gerekir mi? CEVAP Umumiyetle, ayakkabılar necis oldu u için çıkarmak lâzımdır. SUAL: Cenaze namazında selâm verdikten sonra mı gerekir? CEVAP Sa a selâm yerirken sa , sola selâm verirken sol kolu indirmelidir. (Bedâyi) kolları salmak

SUAL: Tanımadı ımız kimselerin cenaze namazlarını kılmak için mü'min olup olmadıklarını ara tırmak icap eder mi? CEVAP Musallaya getirilmi bir cenazenin mü'min olup olmadı ını ara tırmanız icap etmez. Hüsn-i zan ederek oraya gelmi müslümanlarla birlikte namazını kılarsınız. (Dürer 1. s.162) SUAL: Cenaze namazından sonra nutuk söyler gibi konu ma yapanlar oluyor. Bunun mahzuru olur mu? CEVAP Böyle yapmak bid'attır. mâm-ı Rabbani hazretleri vefat edince, bid'at i lenmesin diye, çocukları cenaze namazından sonra hemen kabre koymu lar ve kabre koyduktan sonra düâ okumu tur. (Zübdet-ül-makâmât s.294) SUAL: Cenaze için yüksek sesle a lamak ve matem tutmak caiz midir? CEVAP Ölü için yüksek sesle a lamak, matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perde ve rozetler, i aretler asmak, matem i aretleri, resimleri ta ımak caiz de ildir.( bni Âbidîn c.1,s.598; Merâkıl-felâh s.332) SUAL: Cenazeyi görünce, oldu u yerde ona kar ı dikilip beklemek günâh mıdır? CEVAP Tahrimen mekrûhdur. Müslimân âdeti de ildir. ( bni Âbidîn c.1,s.597,598; Merâkıl-felâh s.332) SUAL: Babam, annem için, zemzem suyu ile yıkanmı kefen getirdi. Buru uk oldu u için ütüledik. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.1,s.580,581; Merâkıl-felâh s.316; Halebî-yi Kebîr s.582) SUAL: Birisi için hazırlanan kefen ba kası için kullanılır mı? CEVAP Evet, ba kası için kullanmakta mahzur yoktur. (Dürer c.1,s.l62; Dürr-ül-müntekâ c.1,s.182) SUAL: Camiye namaz için gidince cenaze namazına da rastlıyoruz. Mevtanın kimli ini ara tırmadan kılınmazmı . Biz kılıyoruz, mahzuru var mıdır? CEVAP

Yahudi ve hıristiyanlar camiye cenaze getirmiyorlar. Yalnız müslümanlarla, müslüman olup olmadı ı bilinmiyenlerin cenazesi gelmektedir. Bu cenaze müslüman de ilse diye su-i zan etmek do ru de ildir. Cenaze müslümansa namaz kılmanın büyük sevabı vardır, de ilse, kılınan namazın mevtaya hiç bir fâidesi olmaz. Biz namaz kılmakla zarara girmi olmayız. Ya'ni, zan üzerine kat'i hüküm verilemez. (Mecelle madde: 4; Dürer c.1,s.162) SUAL: Cenaze namazı hangi hallerde cami içinde kılınır? CEVAP Ya mur, fırtına ve hastalık gibi özürlerle, cenaze namazı camide kılınabilir. Fakat cenaze camiye sokulmaz. (Dürer c.1,s.165; bni Âbidîn c.1,s.593) SUAL: Cenaze namazının farzı kaçtır? CEVAP Cenaze namazının farzı ikidir: 1— Dört kere tekbir getirmek, 2— Ayakta kılmaktır. (Dürer c.1,s.161; bni Âbidîn c.1,s.583) SUAL: Cenaze namazına geç yeti en, meselâ, üçüncü tekbirde yeti en kimse, namazı nasıl kılar? CEVAP Cenaze namazına üçüncü tekbirde yeti en kimse, imâmla birlikte tekbir getirerek namaza ba lar. Bu tekbire iftitah tekbiri olarak niyet eder. mâm selâm verdikten sonra, kaçırdı ı tekbirleri birbiri arkasında söyleyip, bir ey okumadan selâm verir. Dördüncü tekbire yeti emiyen namazı kaçırmı olur. (Feth-ul-kadîr c.2,s.88; bni Âbidîn c.1,s.587) SUAL: Câmi'den çıkan ba'zı kimseler cenaze namazını kılmıyorlar. Bunlar vebal altına girmiyorlar mı? CEVAP Cenaze namazı kılmak, cenazeyi yıkamak ve defnetmek farzı kifâyedir. Bir kısmı bu vazifeleri yaparsa di erlerinden bu mes'uliyet kalkar. Cenaze namazı kılınırken gitmemeli, farz sevabına kavu abilmek için namazını kılmalıdır. (Bedayı' c.1,s.311; Merâkıl-felâh s.318) SUAL: Cenaze namazını ba'zıları ayakkabıları ile kılıyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Cenaze namazını kılanın elbise, ayakkabı ve bastı ı yer necis ise namaz sahih olmaz. Üst yüzü temiz olan ayakkabı çıkarılarak üzerine basılmalıdır. Ayakkabı temiz ise, ayakkabıyı çıkarma a lüzum yoktur. Bu bakımdan ayakkabının üstünü temiz tutma a gayret etmelidir. (Merâkıl-felâh s.319) SUAL: Kahramanmara 'ta cenazeleri kabre koyduktan sonra, kerpiç veya hasır yerine dört parmak kalınlı ında beton levhalar konuyor. Çimento fırınlandı ı için mekruh olmuyor mu? CEVAP Beton levhalar, vücuda temas etmedi i için mahzuru yoktur. (Mizân-ül-kübrâ c.1,s.197; bni Âbidîn c.1,s.600) SUAL: Vefat eden kimseyi çok so uk veya çok sıcak su ile yıkamakta mahzur var mıdır? Ölü, verilen selâmı veya okunan Kur'ân-ı kerîmi i itir mi? CEVAP Canlıya eziyet veren ey, ölüye de eziyet verir. Bunun için çok so uk ve çok sıcak su ile yıkanmaz. Kabir yanında Kur'ân-ı kerîm okununca meyyit sesi i iterek rahat eder. Hadis-i erîfde buyruldu ki: "Bir kimse kabristandan geçerken, onbir kerre ihlâs sûresi okuyup, sevabını meyyitlere hediyye ederse, kendisine ölüler adedince sevâb verilir." SUAL: Cenaze namazını kılmadan önce tanıdı ımız mü'min bir kimse için "Bu ahsı nasıl bilirsiniz?" diye soruluyor. Ne dememiz lâzımdır? CEVAP yi biliyoruz denir. SUAL: Cenaze için salevât okumakta mahzur var mıdır? CEVAP

Cenaze oldu unu bildirmek için minarelerde salavât okunması, mu'teber kitablarda yazılı de ildir. Bid'attir. Diyanet leri Ba kanlı ının bunu kaldırması takdire ayandır. ( htiyar c.1,s.43) SUAL: Cenaze namazına geç yeti en nasıl hareket eder? CEVAP Namaza geç yeti en biraz bekler, imâm herhangi bir tekbiri getirirken beraber tekbir getirip namaza ba lar. Bu tekbire ( ftitah) tekbiri olarak niyyet eder. imâm selâm verdikten sonra kaçırdı ı tekbirleri biribiri arkasında söyleyip bir ey okumadan selâm verir. (Feth-ul-kadîr c.2,s.88; bni Âbidîn c.1,s.587) SUAL: Cenaze namazı nasıl kılınır? CEVAP Dört tekbirin yalnız birincisinde eller kulaklara kaldırılır. ki el ba lanınca sübhaneke okunur. (Ve celle senaüke) de ilâve edilir. Fatiha okunmaz. kinci tekbirden sonra, te ehhüdde okunan salevât okunur. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası okunur. Dördüncü tekbirden sonra sa a ve sonra sola selâm verilir. Cenaze duasını bilmeyen kimse, (Rabbena âtina) yi okur. Dua niyyetiyle Fâtiha'yı da okumak olur. (Merâkıl-felâh s.320; htiyar c.1,s.95; Dürer c.1,s.163) SUAL: Meyyiti yıkadıktan sonra ba ına, gö süne bir eyler yazıyorlar? Ne yazılıyor? Bu yazıyı kalemle mi yazmak lâzımdır? CEVAP Meyyitin ba ına, kefenine kalem ile yazı yazmak caiz de ildir. Çünkü meyyitin kanı ile, irini ile bula ır. Bu bakımdan meyyitin kefenine yazı yazmak hürmetsizlik olur. Fakat meyyitin alnına ve gö sü üzerine kalem ile yazmayıp, gaslden sonra parmak ile, Kelime-i tevhid ve Besmele yazmak, yazı yazar gibi yapmak caizdir. (Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.12; bni Âbidîn c.1,s.607) SUAL: Cenaze namazını sebepsiz kılmasam günaha girer miyim? CEVAP Cenazeyi yıkamak, kefenlemek, namazını kılıp defnetmek farz-ı kifâyedir. Birkaç ki i kılınca di erlerinin üzerinden bu mes'uliyet kalkar. Ya'ni di erlerine günah olmaz. Fakat cenaze namazı kılmak farz oldu u için çok sevâbtır. Sebebsiz kaçırmamalıdır.(Merâkıl-felâh s.318; Bedayı' c.1,s.311) SUAL: zmir'de ölüleri defnedecek mezar bulmak zorla maktadır. Ba'zıları, ölüler yakılmalıdır diyorlar. Bu zaruretten dolayı ölüleri yakmakta mahzur var mıdır? CEVAP Müslüman olsun, kâfir olsun kimsenin ölüsü yakılmaz. Müslim veya gayrî müslim vatanda ların diri iken incitilmeleri haram oldu u gjbi, ölülerini de incitmek do ru de ildir. ( bni Âbidîn, Tefsîr-i Azizi, abese sûresi tefsiri) SUAL: Cenaze namazlarını ö le veya ikindi namazından sonra kılıyorlar. Ba ka vakitlerde kılıp, defnetmekte mahzur var mıdır? CEVAP Günün her vaktinde cenaze namazı kılmak caizdir. Be vakit namazdan sonraya bırakmak art de ildir. Namaz kılması mekruh olan üç vakitte cenaze namazının da kılınmasının mekruh oldu unu söyleyen âlimler de vardır. ( bni Âbidîn c.1,s.607; Merâkıl-felâh s.330) SUAL: Cenaze namazından sonra ayakta dua ediliyor. Mahzuru var mı? CEVAP Cenaze namazından sonra ayakta dua etmek mekruhtur. (Zübdet-ül-mâkâmât s.294; Fetâvâ-i Bezzâziyye'den naklen) SUAL: Cenaze namazını cami içinde kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Cenaze camiye sokulmaz. Ya mur, fırtına ve hastalık gibi bir özürle cenaze namazı camide kılınabilir. Özürsüz cemaatın bir kısmı da olsa, cami içinde cenaze namazı kılınmamalıdır. Hepsi dı arıya çıkmalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.592; Merâkıl-felâh s.327)

KABR STAN

SUAL: Belediye mezarlı ı kaldırmak istese, tanıdıklarımızın kemiklerini ba ka bir yere nakletmemizde mahzur var mıdır? CEVAP Zaruret olunca nakil caizdir. (Mecelle 21.madde; Merâkıl-felâh s.337) SUAL: Ölüyü, altın, gümü veya ba ka kıymetli maden yüzük ile veya aynı madenlerle kaplanmı di ile defnetmek uygun mudur? CEVAP Ölüyü zînet e yası ile, kıymetli mal ile gömmek do ru de ildir.( bni Âbidîn 1/594, Mizân-ulkûbrâ) SUAL: Mezarlıktaki ye il ve kuru otları biçip kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mezarlıktaki ye il otları koparmak mekruhtur. Kuru otları koparmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn 1.s.606) SUAL: Kabristandaki meyveleri kimler yiyebilir? Kavak a açlarını kimler kesip kullanabilir? CEVAP Mezarlıkta bulunan a aç, orası mezarlık yapılmadan önce dikilmi ise toprak sahibinin mülkü olur. A acı ve meyveleri diledi ine verir. Sahipsiz toprak üzerine mezarlık yapılmı ise, a açlar ve meyvalar önceden gelen âdete göre kullanılır. A açlar, mezarlık yapıldıktan sonra yeti mi ise, bunları diken biliniyorsa, bunları ve meyvalarını fakirlere sadaka olarak verir. A açlar kendiliklerinden yeti mi ise, a açlar satılıp parası mezarlı ın ihtiyaçları için kullanılır. (Ke f-ün-nûr s.16; Merâkıl-felah s.337) SUAL: Mezarlıktaki otları yolup yerine çiçek dikiyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mezarlıktaki ye il otları, dalları koparmak mekruhtur. Kuru otları koparmakta mahzur yoktur. Kabir üzerine çiçek dikmek iyidir. ( bni Âbidin c.1,s.606)

KAB R SUAL
SUAL: Kabrde ve kıyâmetde ilk suâl neden olacakdır? CEVAP Kabrde ilk suâl taharetden, bevl sıçratmasından olacakdır. Kıyâmetde ise önce îmândan, sonra namazdan sorulacakdır. (Nuhbet-ül-le'âlî s.116,125; bni Âbidîn c.1,s.572; erh-ı Mekâsıd c.2,s.220) SUAL: Kimlere kabr suâli olmaz? CEVAP Kâfirlere kabr suâli olmaz. Mü'minlerden de dokuz kimseye suâl olunmaz. ehîd, dü man kar ısında nöbetde iken ölen, kolera gibi bula ıcı bir hastalıkdan ölen, böyle hastalıklar yayıldı ı zaman kaçmayıp sabrederek ba ka sebeblerden ölen, sıddîklar, bali olmıyan çocuklar, cum'a günü veya gecesi ölen müslümanlar, her gece Tebâreke sûresini ve Secde sûresini okuyanlar ve ölüm hastalı ında üç ihlâs sûresini okuyanlara kabr suâli olmaz. ( bni Âbidîn c.1,s.571,572; Nuhbet-ülle'âlî s.116,117) SUAL: (Kabirde ne gibi sual sorulacaktır? Ö renirsek zorluk çekmeyiz.) CEVAP Kabirde herkese sual sorulmaz. Herkese ayrı sualler sorulaca ı da bildirilmi tir. Umumiyetle Rabbin kim, Peygamberin kim, Dinin ne, Kitabın hangisi, Kıblen neresi, Itikadda ve amelde mezhebin hangisi?., gibi sualler sorulaca ı Seâdet-i Ebediyye kitabında bildirilmektedir. Bu suallerin cevabını ö renen bir münafık, bir dinsiz, yârın kabirde aynı ekilde cevap vermesi mümkün de ildir. Dinin emretti i ekilde ya ayan sâlih müslümanlar, kabirde ne sorulaca ını bilmese de Münker ve Nekîr denilen sual meleklerine bülbül gibi cevap verir. Her gece (Teba-reke) sûresini okuyan müslümanlara kabir suali olmaz. ( erhi-Mekasıd c.2,s.220; bni Âbidîn c.1,s.572; Amentü erhi s.142)

KAB R Z YARET
SUAL: Mezarlıkda Kur'ân-ı kerim okunmaz deniyor, okunması caiz midir?

CEVAP Vehhâbîler ve onların yolunda giden selefîler, mezârlıkda Kur'ân okunamıyaca ını, Kur'ânın mezârlıkda okunmak için indirilmedi ini söylüyorlar ise de caiz ve çok sevâbdır. Nitekim mu'teber kitâblarda bildirilen bir hadîs-i erîfde öyle buyurulmaktadır: "Bir kimse, kabristandan geçerken, on bir kerre hlâs sûresi okuyup sevabını meyyitlere hediyye ederse, kendisine ölüler adedince sevâb verilir." mâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri de buyurdu ki: "Kabristana girince, Fatiha, Kul-e'ûzüler ve hlâs surelerini okuyunuz! Sevabını meyyitlere gönderiniz! Sevabı hepsine vâsıl olur." (Etfâl-ül-müslimin; hyâ-ul-ulûm c.4,s.497) SUAL: Kabr ziyaret etmek ve evliyanın kabrlerinden bereketlenmek caiz midir? CEVAP Müslimânların kabrlerini ziyaret etmek sünnetdir. Ölümü hatırlamak, ölüden ibret almak için kabr ziyaret etmek ve evliyanın kabrlerinden bereketlenmek müstehâbdır. (Dürer-üs-seniyye s.2; Elbesâir s.224; El-habl-ül-metîn s.12; El-mesâil-ül-müntehabe s.12; bni Abidîn c.1,s.604) SUAL: (Annem öldü. Ba ına gelmeyen acısını bilemez. Haftada bir annemin mezarına gidip Kur'ân-ı kerîm okuyorum. Kadınların gitmesinde mahzur var mıdır?) CEVAP Bir fitneye sebep olmamak ve örtülü bulunmak artı ile ara sıra kadınların da kabir ziyaretine gitmeleri caizdir. (El-fıkhu alel-mezâhib-il-erbea), el-Habl-ül-metîn s.17, bni Abidîn c.1,s.604) SUAL: Kadınlar kabr ziyaretine hiç gidemez mi? CEVAP Ba ı örtülü olarak ba'zan gidebilirler. (El-habl-ül-metîn s.17; bni Abidîn c.1,s.604) SUAL: Kabristan geçerken Fatiha ve hlâs gibi sûreler abdestsiz okunabilir mi? CEVAP Abdestsiz Kur'ân-ı kerîme dokunulmaz. Abdestsiz, bildirdi iniz sûreler ve di erleri okunabilir. Abdestli okumak daha faziletlidir. (Bedâyı' c.1,s.33) SUAL: Kabir ziyaret edilirken ba ka kabirlere basmakta bir mahzur var mıdır? CEVAP Kabir ziyaret ederken, ba ka kabirleri çi nemek, kabir üzerine oturmak mekruhtur. ( bni Abidîn, Ke f-ün-nûr s.16) SUAL: Kabristandan geçerken verdi imiz selâmı yine kendimizin almasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. 11 ihlâs okunarak sevabı mevtalara ba ı lanmalıdır. (El-habl-ül-metîn s.12; htiyar c.1,s.175) SUAL: Kabirde yüz kıbleye gelecek ekilde mevtanın sol ayak ucuna oturulması lâzım gelirken gazetenizde kıblenin arkaya bırakılması bildirildi. Kıbleye arkasını dönüp oturmak en azından Kâbeye hürmetsizlik olur. CEVAP Büyük slâm âlimi, mâm-ı Gazali Hazretleri ( hyâ-ül-ulûm) kitabında buyuruyor ki: (Kabir ziyaret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin yüzüne karsı oturup selâm vermek müstehabtır. Kabre el yüz sürülmez, öpülmez.) ( hya) kitabının Türkçe tercümeleri de yapılmı tır. Son ciltte kabir ziyareti bahsinde bulmanız mümkündür. Me hur fıkıh âlimi bni Âbidin Hazretleri, (Dürr-ül-muhtar)'a yaptı ı be ciltlik (Redd-ül-muhtar) isimli ha iyesinde kabir ziyaretinde buyuruyor ki: (Kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin ayak tarafında ayakta durmak efdaldir.) mâm-ı Birgivî Hazretleri de (Etfâl-ül Müslîmin) kitabında ( hya) kitabındaki nakli yapmaktadır. slâm âlimleri böyle buyururken biz bu hükümlerin aksini nasıl nakledebiliriz? Acaba siz bildirdi iniz hükmü hangi kitaptan aldınız? Sizin bildirdi iniz husus, mu'teber kitaplarda yoktur. Sebepsiz kıbleyi arkaya almak uygun de ildir. Fakat namazdan sonra imamın yüzünü cemaate döndürüp arkasının kıbleye gelmesinin mekruh olmadı ı yine ( bni Âbidin)'de yazmaktadır. mâmın cema'ate yüzünü döndürmemesi mekrûhdur.

SUAL: Ak am kabristandan geçerken selâm vermekte, Fatiha okumakta mahzur var mıdır? Burada ba'zı hocalar, (Ak am Fatiha okunmamalıdır. Zira Fatiha okununca ölüler aya a kalkıp rahatsız olurlar.) diyorlar. Böyle bir ey var mı? CEVAP Hâtem-i Asam hazretleri buyuruyor ki: (Kabristandan geçen kimse, onları dü ünmezse ve dua etmezse, kendine ve onlara hıyanet etmi olur.) (Etfâl-ül-müsli-mîn) Dahhâk hazretleri de buyuruyor ki: (Cumartesi günü güne do madan önce kabir ziyaret edeni meyyit tanır. Bu, Cum'a gününün faziletini göstermektedir.) (Etfâl-ül-müslimîn) Ak amdan sonra, gece kabir ziyaretinde mahzur yoktur. Fakat gece insan korkabilir. Yahut gece kabirde dola mak yanlı anla ılabilir. Bunun gibi sebeplerle gündüz ziyaret etmek iyidir. Fâtiha-i erife okununca ölüler rahatsız olmaz. Aksine çok memnun olurlar. ( hyâ-ul-ulûm c.4, s.481). SUAL: Sünnet olan kabir ziyaretinden maksat nedir? CEVAP Ölümü hatırlamak ve ölüden ibret almak için kabir ziyaret edilir. Sâlihlerin, velîlerin kabirlerinden bereketlenmek, ya'ni istifade etmek müstehabtır. bret almak için meyyitin çürüdü ü, yanaklarının, dudaklarının döküldü ü, a zından pis sular aktı ı, karnının i ip patladı ı, içine kurtların, böceklerin doldu u dü ünülür. Böylece kendisinin de aynı hallere dü ece ini aklına getirir. Kimseye kötülük yapma a çalı maz. yi bir müslüman olarak ya amaya çalı ır. ( hyâ-ul-ulûm c.4, s.497) SUAL: Kabir ziyaretinde dua ederken elleri açmakta mahzur var mıdır? CEVAP Kabir ziyaretinde dua ederken elleri açmakta mahzur yoktur. ( hyâ-ul-ulûm c.4, s.497). SUAL: Kabir ziyaret ederken nasıl durulur? CEVAP Kabir ziyaret ederken kıbleyi arkada bırakmalıdır. Meyyitin yüzüne kar ı ayak tarafında ayakta durmak lâzımdır. Meyyite selâm vermek müstehabtır. ( hyâ-ul-ulûm c.4, s.497; El-habl-ül-metîn s. 16) SUAL: Kabir ziyaretinde neler okunur? CEVAP mâm-ı Ahmed bin Hanbel buyurdu ki: (Kabristana girince Fatiha, Kul-eûzüler ve hlâs surelerini okuyunuz. Sevabını bütün meyyitlere gönderiniz. Sevabı hepsine vâsıl olur.) Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse kabristandan geçerken, onbir kerre ihlâs sûresi okuyup sevabını meyyitlere hediye ederse, kendisine ölüler adedince sevab yazılır.) ( hyâ-ul-ulûm c.4, s. 499).

ÇE TL MES'ELELER
SUAL: Ba'zı kimselerin, Sokullu Mehmet Pa a'nın aleyhine konu tuklarını, yazı yazdıklarını görüyoruz. Bu zat hakkında biraz ma'lumat verir misiniz? CEVAP Osmanlı sadrazamlarının en me hurlarındandır. Kanuni Sultan Süleyman Han, kinci Selim Han ve Üçüncü Murat Han zamanlarında on be sene kadar sadr-ı azâmlık ya'nî ba bakanlık yapmı tır. Birçok hayır eseri yaptırmı tır. Azapkapı camiini de yaptırmı tır. Bir meczup tarafından ehid edilmi tir. Eyyüpte eyhülislâm Ebüssüûd Efendinin kabri yanındaki türbesindedir. Devletine milletine çok hizmet etmi , mübarek ve mücahid bir zat idi. (Kâmus-ul-Alâm c.6) SUAL: Bizler birinci Mahmut Han zamanında 1743-1746 yıllarında sadrazamlık yapan Hassen Pa anın torunlarıyız. Ba'zı ansiklopedilerde "Sadrazam Esseyyid Hassen Pa a" diye geçiyor. Gerçekten Hassen Pa a seyyid mi idi? Bunu ara tırmamız uygun mudur? CEVAP Bakabildi imiz ansiklopedilerde Sadrazam Hassen Pa a'nın "Seyyid" oldu u yazılıdır. Sülâlenizin kimden geldi ini ö renmenizde mahzur yoktur.

SUAL: Okudu umuz ba'zı kitaplarda Kavalalı Mehmet Ali Pa a' nın, Yedi Sekiz Hasan Pa a'nın ve Osman Bey'in okur-yazar olmadıkları yazılıdır. Pa alı a yükselmi bir kimsenin okur-yazar olmaması mümkün müdür? CEVAP Her kitaba inanmak do ru de ildir. Her üçü de okur-yazar ve bilgili insanlardı. SUAL: Ku beslemekte mahzur var mıdır? CEVAP Bülbül ve kanarya gibi ku ların telef olmaması için beslemekte mahzur yoktur. Posta hizmetleri gördürmek veya eti için güvercin beslemekte de mahzur yoktur. Ba ka sebeblerle bir ku u kafese koyup hapsetmek do ru de ildir. (Hadîka c.2,s.640,641) SUAL: Bir Müslüman nasıl olmalıdır? lk önce neyi ö renmeli? Müslüman di er insanlara nasıl örnek olmalıdır? CEVAP Müslüman, ba kalarının huzurunu kaçırıcı harekette bulunmaz. Bir mes'eleyi diline dolayıp karga aya sebep olmaz. Eshâb-ı kiramın her birisi örnek insandı. Sahabeyi örnek alan Müslüman, Allah'ın emirlerine ve devletinin kanunlarına itaat eder. Allah'ın emirlerine uymayan günahkâr olur, kanunlara uymayan suç i ler. Hakiki ve olgun bir müslüman ise ne günah ne de suç i ler. Müslüman denince akla iyi insan gelmelidir. Çünkü Müslüman, vatanını, milletini ve bayra ını sever. Herkese iyilik eder. Gayri müslimlere, turistlere, kâfirlere de hiç kötülük yapmaz. Hiç kimsenin mal, can ve ırzına dokunmaz. Kendisi kötülük yapmadı ı gibi, ba kalarının da kötülük yapmasını istemez. Güzel güzel nasihat eder. Dereye yuvarlanmakda olan bir insanın kolundan tutup, (dü eceksin ahmak) diyerek kafasına vurmaz. Güzellikle onu ikna etme e çalı ır. Kötü yoldaki her insan, uçurumun önünde durmaktadır. Bununla münaka a edip onun uçuruma yuvarlanmasına sebep olmanın vebali büyüktür. Yahudi, hıristiyan ve di er din sahiplerini, uçuruma yuvarlamak için de il, ellerinden tutarak güler yüz göstererek, gerekirse para vererek ebedî felâkete sürüklenmesini önlemek lâzımdır. Biz insanları zorla do ru yola getirmek mecburiyetinde de iliz. çkinin zararını güzellikle anlatırız. Kabul edene te ekkür ederiz. Kabul etmeyene de kızıp ba ırmayız. Çünkü bizim vazifemiz kızmak, ba ırmak de il, hakkı, do ruyu en güzel ekilde anlatma a çalı maktır. Müslüman'a ilk önce lâzım olan ey, ehl-i sünnet itikadına uygun bir itikâd edinmekdir. tikad do ru olmazsa bütün amelleri bo a gider. Bir hıristiyan'ın içkiyi bırakıp bırakmaması o kadar mühim de ildir. mânı olmayan bir kimsenin u veya bu günahı i lemesi mühim midir? îmânı olmayan kimseye günah i liyorsun diye hücum etmek akıl kârı de ildir. çki ve tesettür konusunda ortalı ı velveleye vermek, fitne çıkarmaktan ba ka i e yaramaz. Dini yalnız Allah rızası için anlatmak ba ka, onu ahsî ve siyâsî emellerine alet etmek ba kadır. Biz her yönüyle din simsarlarından uzak olmalıyız. (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: yi insan nasıl olur? CEVAP Her zaman oldu u gibi hakkı tavsiye ederken de çok yumu ak olmak lâzımdır. Müslüman, iyi insan demektir. Elinden, dilinden kimseye zarar gelmeyen insan demektir. Anasını, babasını üzmeyen, misafire ikram eden kimse demektir. Müslüman, kendisiyle konu ulma a hasret çekilen, kimsenin ayıbını görmeyen, kendi kusurlarının düzelmesi için u ra an, insanlardan gelen sıkıntılara gö üs geren iyi insan demektir. Yanlı hareket ederek, çok konu arak, lüzumsuz hareketlerde bulunarak müessif bir hâdiseye sebeb olmamalıdır. Her yanlı i in, her günahın sonunda tevbe ve isti far etmek lâzımdır. slâm ahlâkı kitabının Kötü Ahlâk ve lâçları bahsini, Küfr bahsine kadar olan kısmını çok okumak, ezberlemek lâzımdır. Oradaki hadis-i eriflerde buyuruyor ki: ( bâdetlerin en kolayı ve çok fâidelisi, az konu mak ve iyi huylu olmaktır.) ( yi huylu olan, dünya ve âhıret saadetlerine kavu ur.) (Kendinden uzakla anlara yakla mak, zulmedenleri afvetmek, kendini mahrum edenlere ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) yi huylu kimse, kendisine darılana iyilik yapar. hsanda bulunur. Malına, haysiyetine, bedenine zarar vereni afveder. Kötülük edene iyilik yapmak iyi huyların en üstünü olup, kâmil insan, iyi insan olmanın alâmetidir. Böyle hareketler dü manları dost yapar. Herkes insandır ama, müslüman iyi insan demektir. Toprak gibi olmalıdır. ununla kar ıla mayalım denilen insan de il, sevilen, aranılan insan olma a çalı malıdır. slâm ahlâkı kitabını yanımızdan eksik etmemeliyiz! (Berika)

SUAL: Kütüphane alçak olursa veya masanın gözlerinde kıymetli kitaplar olursa, belden a a ı bulundu u için mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Çocuklara namaz belli bir ya ta mı farz oluyor, yoksa bulu a erince mi? CEVAP Çocuklara namaz, bulu a erince farz olur. Umumiyetle erkek çocuklar 12-15 ya larında bulu a ererler. Buna iklimin ve beslenmenin te'siri olur. Meselâ Yemendeki bir çocukla. Norveçteki çocu un bulu a ermeleri arasında çok fark olur. Kız çocuklar erkek çocuklara göre daha erken bulu a ererler. Bu bakımdan bütün dünya için belli bir ya bulu ya ı olarak gösterilemez ( bni Âbidîn c.l,s.235) SUAL: Abdesti sıkı ık durumda olan kimse, yata a abdestli girebilmek niyyetiyle yatıp, gerekli duaları okusa, sonra abdestini bozup gelip yatsa, yata a abdestli girmi ve abdestli uyumu sayılır mı? CEVAP Sayılır. yata a abdestli girmekte, ya'ni birinci yatı tadır. SUAL: Misafir olarak gitti imiz evde, evin küçük çocu u bize eker tutuyor, meyve getiriyor. Babasının, annesinin rızasının olup olmadı ını bilmiyoruz. Annesi babası gelince (benden habersiz niye bunları verdin) diye çocuklarını bizim yüzümüzden azarlayabilir mi? Biz de küçük çocu un ikram etti ini almamız da mahzur olur mu? CEVAP Çocuklar, anne ve babalarının rızaları ile getirmi sayılırlar. Bu bakımdan mahzuru yoktur. ( bni Âbidîn c.4,s.505) SUAL: Karton kutu içindeki pastörize sütleri içmekte sıhhî yönden bir mahzuru var mıdır? CEVAP Karton kutu içindeki sütleri içmekte sıhhî yönden mahzuru yoktur. SUAL: Ölen tavu un karnından çıkan kabuklu ve kabuksuz yumurtalar yenir mi? CEVAP Yenir. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5,s.339) SUAL: mâm-ı Gazali hazretlerinin Hüccet-ül islâm ilmihâlinde okudu uma göre, "Yata a girince öyle yat, unları oku, sonra istedi in tarafa dönerek, istedi in ekilde uyu!" denilmektedir. stedi imiz ekilde meselâ, yüzükoyun yatmamızda mahzur var mıdır? CEVAP (Mubah olan tarafa dön, mubah olan ekilde uyu!) demektir. Ya'ni yata a girince sa tarafa, sol tarafa yatmakta mahzur yoktur. Yüzükoyun yatmak ise uygun de ildir. ( ir'ât-ül-islâm s.351) SUAL: Gazetenizdeki "Dünya müminlere cehennem, kâfirlere ise cennettir" sözünü anlayamadım. Bakıyorum, buradaki kâfirler çok huzursuzlar. Kimi huzur için içki içiyor, kimisi kumar oynuyor. Gittikçe huzurları bozuluyor. Dine ba lı müslümanlar ise, hiç bir kötü alı kanlıkları bulunmadı ı için gayet huzur içindedirler. Bu sözün açıklanmasını rica ediyorum. CEVAP Dünya'nın mü'minlere cehennem, kâfirlere ise cennet sözü do ru oldu u gibi, mü'minlerin dünyada kâfirlerden daha huzurlu ya adı ı da do rudur. Mü'mine dünyanın cehennem olması Cennete nisbetledir. Cennette mü'minler, gözlerin görmedi i, kulakların duymadı ı, akla ve hayale gelmeyen büyük ni'metlere kavu acaklardır. Hiç bir sıkıntı görmeyeceklerdir. Cennetin sonsuz ni'metleri kar ısında dünya hayatı, mü'minler için bir zindan, bir cehennem azabı gibi gelecektir. Kâfirler için Cehennem azabı o kadar iddetli olacaktır ki, dünyadaki en iddetli i kence bile onlar için çok hafif gelecektir. Bunun için dünya mü'min için Cehennem, kâfirler için Cennet denmi tir. (Tefsîr-i Kurtubî c.15,s.43; Mektûbât-ı Rabbani c.2,M.99) SUAL: Bir arkada , zehirli bir ot gösterdi. Bunu yemek haramdır, dedi. Haram oldu u için bunu cebe koyarak namaz da kılınmaz, dedi. Hatta tütün yapraklarını cebe koyarak namaz kılınmaz dedi. Afyon da böyledir dedi. CEVAP

Zehirliyen ve sarho eden otları yemek haramdır. Üzerinde ta ımakta mahzur yoktur. Çalgı aletlerinin kendileri haram de ildir. Bunları çalmak haramdır. Cebe mızıka koyarak veya zehirli ot koyarak namaz kılmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn C.3.S.176) SUAL: Ba ı açık su içilirse eli ba a koymak bid'at midir? CEVAP Bid'attir. SUAL: Terzilik yapıyorum. Mü teriden büyük küçük kuma artıkları kalıyor. Bunları mü teriye vermem gerekir mi? CEVAP Böyle eylerde âdet mu'teberdir. Kuma ların i e yaramıyanları kullanılır, i e yarayanları mü teriye verilir. ( bni Âbidîn c.4,s.181) SUAL: Pazardan sebze alırken çürüklerinden koyma demekte mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. Hattâ muhayyer bile almak caizdir. (Dürer ve Gurer 2/160) SUAL: Bir ey alacaktım. Yanımda bozuk yoktu. Bozuk olsaydı, alırdım, dedim. Arkadı ım çıkarıp 100 lira verdi. imdi bozuk param var. Arkada ımın parasını vermem gerekir mi, yoksa onu bana hediyemi vermi oluyor? CEVAP Al, sarf et diye verilip de, hediye oldu u söylenmemi se, o para ödünç olur. lk fırsatta sahibine vermek lâzımdır. ( bni Âbidîn 4/171) SUAL: Fıkıh kitaplarında geçen (Gösteri li kız), en az kaç ya ındadır? CEVAP Yedi ya ve daha fazla olanlar gösteri lidir. Yedi ya ından küçük olup da yedi ya ından büyük görünüyorsa gösteri li hükmündedir. ( bni Âbidîn c.1,s.809) SUAL: Bir kimse'nin, ömrünün son yıllarında ba kalarının mezarını açıp çıkarmaması için altın di lerini ölmeden önce çektirmesi uygun olur mu? CEVAP Çok uygun olur. Altın aynı zamanda zinet e yası oldu u için, zinet e yası ile gömülmemi olur ki, çok iyidir. ( bni Âbidîn c.1,s.594) SUAL: Üzerinde âyet-i kerîme yazılı para cüzdan içinde kapalı olarak cepte ta ınabilir mi? CEVAP Âyet-i kerîmeye hürmet etmeli, belden a a ı koymamalıdır. (Fetâvâ-i Hindiyye c.5) SUAL: Zamanın de i mesiyle hükümler de i ir mi? Teknik ilerledikçe Kur'ân-ı kerîmin yeni bir tefsire ihtiyâcı var mıdır? CEVAP Zamanın de i mesiyle, âdete dayanan hükümlerin de i ebilece i Mecelle'nin 39. maddesinde bildirilmi tir. Fakat Nass ile bildirilen hükümler hiç bir zaman de i mez. Namaz, oruç, zekât gibi nasla bidirilen hükümler de i tirilemez, azaltıp ço altılamaz. Haram i leyenler ço alır, haramlar âdet haline gelirse helâl olmazlar. Mubah olan âdetlerde ve fen bilgilerinde zamana uyulur. Teknikte ilerliyenlere ayak uydurulur. Din bilgilerinde, ibâdetlerde zamana uyulmaz, imân bilgileri, din bilgileri zamanla de i mez. Kur'ân-ı kerîmin de yeni bir tefsire ihtiyâcı yoktur. Ancak teknikten de istifade edilerek açıklanabilir. Bugün elektri in mahiyeti henüz bilinmemekle beraber, yaptı ı birçok i ler bilinmektedir. Tellere hiç zarar vermeden içinden büyük bir kuvvetin geçti i bilinmektedir. Hadis-i erifte eytanın damarlarda dola tı ı bildirilmi tir. Elektrik bilinmeden önce bunun izahı zordu. eytanın damarlarda dola masını akılla izah mümkün mü? Mahiyeti bilinmeyen elektrik tellerden geçerek büyük i ler yaptı ı görülmektedir. Maddî olarak görülmeyen ve manevî olarak zararları olan eytanın damarlarda dola ması, elektri in tellerde dola masına benzetilebilir. zahı kolayla ır. (Tavdih-ül-kavâid-ilfıkhıyye s.108) SUAL: Ölen kimsenin adak hayvanını vârislerinin kesmesi lâzım mıdır? CEVAP

Adak hayvanını kesmeden vefat eden kimse, vasiyet etmi se, varislerinin adak hayvanını ölünün malından kesmesi lâzımdır. ( bni Âbidîn) SUAL: Bir kimse (Ben vefat edince beni sâlih kimseler yıkasın veya falanca zat yıkasın) diye vasiyet etmesi uygun olur mu? CEVAP Uygun olur. ( bni Âbidîn) SUAL: Okudu umuz ba'zı târih kitapları, ilk insanların ilimden, fenden haberi olmayan çıplak vah î kimseler oldu unu bildiriyor. Bu konular gazetelerde, filmlerde i leniyor. Yazının ise M.Ö. 2 bin yılında bulundu u söyleniyor. Âdem aleyhisselâma, ondan sonra gelen peygamberlere kitaplar gönderildi. Okur-yazarlı ı olmayan kimseleri kitap gönderilmesinin hikmeti nedir? CEVAP Târih kitapları bize ölçü olamaz. Hele Milattan önceki hâdiseleri anlatan câhil ve gayri müslim tarihçilerin nazariyelerini ilim gibi kabul etmek do ru de ildir. Müslümanlar, Kur'ân-ı kerîme ve slâm âlimlerinin Kur'ân-ı kerîmden ve hadis-i eriflerden çıkardı ı hükümlere inanır. Bugün Asya ve Afrika çöllerinde veya Amerika ormanlarında vah îce ya ayanlar bulundu u gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit ya ayanlar vardı. Bundan dolayı, ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için vah î denemez. Âdem aleyhisselâm ile ona îmân edenler, ehirlerde ya ıyordu. Okuma yazma biliyorlardı. Demircilik, iplik yapmak, kuma dokumak, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san' atları vardı. Âdem aleyhisselâm be yüz ya ında iken peygamber oldu. Bin yıl ya adı. Allahü teâlâ kendisine 10 kitap gönderdi. Bu kitaplarda îmân edilecek eyler, çe itli dillerde lügatlar, her gün elli vakit namaz kılmak, gusül abdesti almak, oruç tutmak, le , kan, domuz yimemek, birçok san'atlar, tıb, ilâçlar, aritmetik, geometri gibi eyler indirilmi ti. Altın üzerine para dahi basmı , maden ocakları i letilip aletler yapılmı tı. Nuh aleyhisselâmın gemisinin, ate yanarak, kazanı kaynayarak, ya'ni buharla hareket etti ini Kur'ân-ı kerîm açıkça bildiriyor. Her peygamber en medenî, en kâmil insandı. Evrimle erek insanların bu hale geldiklerini söylemek ya koyu bir cehalettir veya hak dinleri inkâr mânasını ta ır. (Hûd sûresi 40.âyeti. Elmâlılı tefsiri c.4,s.2783) SUAL: Beyaz altın, altın hükmünde midir? CEVAP Beyaz altın içinde ba ka maden olan altın demektir. E er karı ım miktarı çok ise, ya'ni altının ayarını 12'den a a ı dü ürürse altın hükmünden çıkar. ( bni Âbidîn c.2,s.30) SUAL: Tasavvuf ilminde deli ne demektir? CEVAP Dine hizmet için dünya kâr ve zararını dü ünemiyen kimsedir. (Mektûbât-ı Rabbani c.1,M.313) SUAL: Lisan ö renmeye hangi ya a kadar devam etmelidir? CEVAP Be ikten mezara kadar devam etmelidir. Ancak mesle i icabı lisana ihtiyâcı yoksa kıymetli ömrünü lisân ö renmekle geçirmesi uygun olmaz. Bir ihtiyâç varsa elbette ö renmelidir. SUAL: Bir Arkada tan emaneten tra makinasını aldım. Kazaen elimden dü erek kırıldı. Arkada ım hakkını helâl etti. Buna ra men makinayı ödemem gerekir mi? CEVAP Emânet alınan ey kazaen kırılırsa ödemek icab etmez. Hele hakkını da helâl etmi se mes'ele kalmaz. Durumunuz müsait ise yeni bir makine alıp hediye etmeniz muhabbetinizin artamasına sebep olur. (Mecelle, madde 768) SUAL: Bir kimsenin dolabını izinsiz karı tırmakta mahzur var mı? CEVAP Kimsenin özel e yası karı tırılamaz. (Mecelle, madde 96) SUAL: Baba evlâdını reddedebilir mi? CEVAP Baba, âkil ve bali olan o lundan mes'ul olmayı reddedebilir. Fakat varis olmasını reddedemez. Ayrıca hediyesini, ziyarete gelmesini ve tevbesini reddedemez. E er evlâdı insanlı ın saadeti için,

slama hizmet için çalı ıyorsa mâni olamaz. Evlâdına lüzumlu bilgileri ö retmekten kaçınamaz. (E bah ve Uyûn-ul-besâir; Mizân-ul kübrâ) SUAL: Baba evlâdından ne zamana kadar mes'uldür? CEVAP Baba o lundan âkil ve bali oluncaya kadar mes'uldür. Ya'ni sadece bulu a ermesi kâfi de il, akıllı da olması lâzımdır. Kız çocu undan ise, evleninceye kadar mes'uldür. Kız çocu u evlendikten sonra kocası mes'ul olur. Kocası ölür veya bo arsa tekrar babası mes'ul olur. ( bni Âbidîn; Mizan-ulkübrâ 583) SUAL: Hayvan keserken besmelenin tamamını söylemekte mahzur var mıdır? CEVAP Hayvan keserken "Bismillâhi Allahü ekber" denir. ( htiyar c.5,s.10) SUAL: Bir kısım kitaplar Peygamber aleyhisselâmın ana, baba ve dedeleri arasında mü'min olmayan hiç kimse bulunmadı ını yazmaktadır. Ba'zı kitaplar ise Peygamber aleyhisselâmın dedelerinden olan brahim aleyhisselâmın babası Âzer'in kâfir oldu unu söylüyorlar. Do rusu nedir? CEVAP Peygamber Efendimiz öyle buyurmaktadırlar: (Her asırda, her zamanda ya ıyan insanların en iyilerinden, seçilmi lerinden dünyaya getirildim.) (Benim ruhum ve cesedim, mahlukların en iyisidir. Benim silsilem, ecdadım en iyi insanlardır.) (Benim dedelerimin hiç biri zina yapmadı. Allahü teâlâ beni tayyip (temiz), iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birisinin iki o lu olsaydı, ben bunlann en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum.) Bu hadis-i eriflerden anla ıldı ına göre, Peygamberimizin ana, baba ve bütün dedeleri temiz birer mü'min idi. Büyük slâm âlimi mâm-ı Busayri, Kaside-i Hemziyye'de Peygamberimizi överken buyuruyor ki: (On en iyi insanın, anaları, babaları de hep iyi idi. Allahü teâlâ, mahlûkları arasında, O'nun için en iyi anaları, babaları seçti.) Kur'ân-ı Kerimde, üarâ sûresi 219. âyetinde (Sen, ya'ni senin nurun, hep secde edenlerden dola tırılıp sana inkılâp etmi , ula mı tır), buyurulmaktadır. slâm âlimleri bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken buyuruyorlar ki: (Bütün ana ve babaları mü'min idi.) Peygamberimizin anne ve babaları, Peygamber aleyhisselâmın dininde birer mü'min idi. Eskiden peygamberler muayyen memleketlere gönderilirdi. Yahya aleyhisselâm bir bölgede iken, sa aleyhisselâm ba ka bir bölgede idi. Bir peygamber di er peygambere inanmayı yasaklamamı tı. Bütün peygamberler aynı îmânı bildirmi lerdir. smail aleyhisselâm Yakup aleyhisselâmın amcası oldu u halde, Bakara sûresi 133. âyetinden smail aleyhisselâmın Yakup aleyhisselâmın babası oldu u anla ılmaktadır. Demek ki, Kur'ân-ı Kerîmde amcaya baba da denmektedir. Arabî lügatlarda amcalara baba denildi i tefsir kitaplarında yazılıdır. Peygamberimizin kâfir olan amcası Ebu Lehebe ve müslüman amcası Hazreti Abbasa (Baba) dedi ini kitaplar haber vermektedir. Her millette, her lisanda, her zaman amcalara, üvey baba ve kayın pederlere ve yardımı dokunan hamiyetli kimselere "Baba" denilmesi âdet halindedir. Âzer, brahim aleyhisselâmın hem amcası, hem de üvey babası idi. Fetâvâ-i Hayriyye'nin sonunda buyuruluyor ki: (Âzer, brahim aleyhisselâmın amcasının adıdır. Babasının ismi Taruh'tur.) slâm âlimleri, kâfir olan Âzerin brahim aleyhisselâmın amcası oldu unu, Arabların amcaya baba dedikleri için Kur'ân-ı Kerîmde de amcaya baba denildi i bildirmi lerdir. (Riyâd-un Nasibin, 339; bni Âbidîn; Ukûd-ud-Dürriye c.2,s.395; Tefsîr-i Mazhari; Buharı; Tirmüzi; Zerkâni Mevâhib-i Ledûnniyye erhi; el-Kavl-ül-fasI 395) SUAL: Peygamber aleyhisselâmın soyundan oldu u bilinen kimselere, hürmet etmek gerekir mi? Ya'ni kötü olanlarına da hürmet gerekir mi? CEVAP Bir insan, sevdi i kimselerin çocuklarını da, sevmesi lâzımdır. Bir müslüman, Peygamber aleyhisselâmın soyundan gelen iyi kötü bütün torunlarını sevmesi lâzımdır. slâm âlimleri

Peygamberimizin soyundan gelenlere hürmet etmeyi kendimize farz bilmemizi söylemi lerdir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Benim evlâdımın iyilerini, Allah rızası için kerîm tutunuz! Onlara hürmet ediniz! yi olmayanlarına da benim için hürmet ediniz!) Büyüklerden birisinin küçük bir kızı vardı. Kız oyuncak bebeklerin her birine birer isim takmı tı. Babası bu oyuncak bebekleri ate e atarken kızı feryat ederek (Baba unu ate e atma, o seyyiddir) (Ya'ni Peygamberimizin soyundandır) dedi. Babası oyuncak bebek oldu u için hiç aldırmadan ate e attı. Bu zat rü'yâda Resûlullahı gördü. Resûlullah efendimiz, kızgın bir halde bu zata (Benim Ehl-i beytime bu hürmetsizli i nasıl yaptın?) diye sitemde bulundu. Alim korku ile uyanıp tevbe ve isti far etti. Bundan sonra Peygamber Efendimizin soyundan gelenleri çok aziz ve erefli tuttu. Onlara hürmeti kendine farz bildi. (Riyâd-un-Nâsihin 339; Resâil-i bni Âbidîn c.1,s.5) SUAL: Ba'zıları kadınlar peruk takarak çe itli i ler yapabilir diyorlar. Peruk takmakta mahzur var mıdır? CEVAP Peruk takarak soka a çıkmak, zaruret olmadıkça do ru olmaz. Zaruret derecesinde bir i olursa, açlıktan ölecek kimsenin ölmeyecek kadar le yemesi gibi, sadece o i müddetince peruk kullanılabilir. Zaruret, ba ka çare bulamamak demektir. Bir farzı bile yapabilmek demektir. Bir farzı bile yapabilmek için haram i lenmez. Meselâ, zengin bir kadının hacca gitmesi farzdır. Yanında kocası veya nikâh dü meyen kimse olmadan yalnız ba ına hacca gitmesi haram olur. Bir farzı yapabilmek için haram i lenemiyece i gibi, bir sünneti yapabilmek için de mekruh i lenmez. Bir zaruret olmadıkça peruk takılmamalıdır. Her ihtiyâç zaruret de ildir. Kira ile ev tutabilen kimsenin faizle ev yaptırması zaruret de ildir. Zaruretin ne oldu u Seâdet-i Ebediyye kitabında uzun uzun izah edilmi tir. (Hadîka, c.2,s.579; bni Âbidîn c.5,s.238; Fetâvâ-i Kûbrâ c.1,s.74; Uyûn-ul-besâir c.1,s.119) SUAL: Bize ders veren, ilim ö reten, hocalık yapan kimselere nasıl davranmalıyız? CEVAP Âlimler buyuruyor ki. ( lim talebesi, ilme ve ilim ö reten üstadına hürmet etmedikçe, ö rendi i ilmin faidesini göremez.) (Hazret-i Ali'nin (Bana ilimden bir harf ö retenin kölesiyim) buyurması hocaya hürmetin ehemmiyetini göstermektedir. Bir harften maksat, ilimden bir mes'eledir. mâm-ı afiî hazretleri, bir çobanı görünce aya a kalkmı . Yanındakiler, (Bu çobana hürmetinizin sebebi nedir?) diye sual etmi ler. O da (Bu zat bana kitaplarda bulamadı ım ilimden bir mes'eleyi ö retti i için, ya'ni benim hocam oldu u için hürmet ediyorum.) buyurmu tur. Do ru yolu bulmamıza sebep olanlara, bize çok lüzumlu ilimleri ö retenlere gösterilecek hürmetin ehemmiyetini idrak etme e çalı malıyız!) (Riyâd-un-Nâsihin; hya-ul-Ulûm) SUAL: Ba kasının tarlasındaki yemlik gibi yenecek otları toplamakta mahzur var mıdır? CEVAP Sahibinin izni varsa veya izin verece i biliniyorsa bir mahzur yoktur. (Mecelle 96. madde) SUAL: Kötü kimselere acımak mı, yoksa bu zetmek mi lâzımdır? CEVAP Kötülere acımak, kötü hareketlerini de be enmemek lâzımdır. (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: Kendisinden büyük olan karde inin ve akrabasının elini öpmekte mahzur var mıdır? CEVAP htiyâç olunca mahzur yoktur. ( bni Âbidîn 5/264) SUAL: Bir meyve bahçesindeki meyvaları olgunla tıktan sonra götürü usûlü ile satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Meyveler a açtan toplandıktan sonra götürü usûl ile satılmasında mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.4,s.38) SUAL: (Ödünç alman 100 Kg. kok kömürü yerine 100 Kg. veya daha fazla odun kömürü vermekte mahzur var mıdır?) CEVAP Razı olunca mahzuru yoktur. Borçlu, kok kömürünü odun kömürü ile satın almı olur.

SUAL: (Zaman zaman gazetenizde vatan sevgisinin îmândan oldu una dair hadis-i erif nakledilmektedir. Ba'zı kimseler bunun hadis olmadı ını söylüyorlar. Bu hadis hangi kitapta vardır? Vatanı sevmenin îmânla alâkası nedir?) CEVAP Ba'zı kimseler, slâm âlimlerinin kitaplarında nakledilen hadis-i eriflere mevzu diyorlar, inanmıyorlar. Onlar islâm âliminin ne demek oldu unu bilmeyen din câhilleridir. Bir islâm âliminin kitabında bir hadis-i erif bildirilmi se buna inanmamız lâzımdır. (Vatan sevgisi, îmândandır) ibaresinin hadis-i erif oldu unu (Mesnevî) bildiriyor. Vatanı olmayan müslüman, yabancıların idaresi altında ya ar. stedi ini konu ma, yazma ve dini yayma hürriyetinden mahrum kalır. slâm dini, vatanı korumak için yapılan harbe (cihad) adını vermi tir. Çihadda ölenler ehid, kalanlar gazi unvanını almı lardır. Bir müslümanın vatanını sevip onun u runda ölmesi büyük fazilettir. Vatanı olmayan kimsenin dini de elinden gider. Afganistan bunun canlı misâlidir. Afganlılar vatanlarını kurtarmak için cihad ediyorlar. Vatanı olmayan kimsenin dini, namusu, malı, hürriyeti nasıl muhafaza edilebilir? Her ne ekilde olursa olsun, yıkıcılara, bölücülere yardım edici hareketlerde bulunulmamalıdır. Afganistan'dan ibret alınmalıdır. SUAL: Tütün ekip satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.5,s.298) SUAL: Namaz kılarken dü ünceye dalmanın mahzuru var mıdır? CEVAP Namaz kılarken akla gelen dü üncelerden sıyrılma a ve gafletle kılmama a çalı malıdır. (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: Helada konu makta mahzur var mıdır? CEVAP Zaruret olmadıkça helada konu mamalı, i i biter bitmez oyalanmadan çıkmalıdır. (Berîka, dil âfetleri) SUAL: Bo vakitlerimde avcılık yapıyorum. Bir av köpe im var. Av köpe i beslemekte mahzur var mıdır? Üzerime de iyor Avcılık yapmakta mahzur var mıdır?) CEVAP Av veya koyun köpe ini eve koymamak üzere beslemekte mahzur yoktur. Hanefi mezhebinde köpek elbiseye dokununca, dokundu u yeri pis etmez. Usûlüne uygun avcılık yapmakta mahzur yoktur. ( bni Âbidîn) SUAL: Bir müslümanın Kıyamete kadar devam edecek bütün haklarını müslim ve gayri müslim herkese helâl etmesi uygun mudur? CEVAP Uygundur. Müslümanlar, insanlara yaptıkları iyiliklerinin kar ılıklarını kat kat fazlasıyla alacaklardır. Herkese iyilik yapmayı bir ni'met bilmelidir. (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: ("Gençlik buhranı ve çaresi" psikoloji ödevi olarak istendi. Hiç bir yerde bulamadım. Birkaç kelime yazarsanız çok memnun olurum.) CEVAP Türkiye ve dünyadaki gençlik buhranları, anar i sebepleri incelenirse, millî ve manevî de erlerden yoksunluk görülür. Bir kimse slâm ahlâkına sahipse, buhranlı olması için sebep kalmaz. Türk genci, dedelerinin sa lam vücutlu, iyi ahlâklı, çalı kan ve ilerici oldu unu bilirse, sapıkların ve câhillerin yalanlarına aldanmaktan kurtulaca ı için, din ve dünya i lerinde üstün ba arılara kavu arak huzur içinde ya ar. Bir genç, tabiatı ve kendini inceliyerek, Allahü teâlânın kudretini ve kendi acizli ini azda olsa anladıktan sonra, hakiki slâm âlimlerinin kitaplarından Muhammed aleyhisselâmın hayatını ve güzel ahlâkını da ö renirse, îmânı kuvvetlenir. Ahlâk bilgisi ö renerek, iyi ve kötü huyları, faideli ve zararlı i ieri anlar. yi i leri yapıp, dünyada olgun ve kıymetli bir insan olur. leri kolaylıkla hâsıl olur. Gençlik buhranı, gençlik problemi diye bir ey kalmaz, rahat ve huzur içinde ya ar. Kendine, ailesine, vatanına ve milletine faideli insan olur. Milleti onunla iftihar eder.

Anar iden uzak, iyi ahlâklı ve yukarıda bildirilen güzel hasletlere sahip olabilmek için slâm âlimlerinin kıymetli sözlerinden derlenen Seâdet-i Ebediyye kitabını, slâm Ahlâkı kitabını ve Türkiye Gazetesini devamlı okumak lâzımdır. SUAL: Dü ünde, ziyaretlerde ve hastalara çiçek götürmekte mahzur var mıdır? CEVAP Ba'zıları çiçek getirilmesini ister. Bunlara çiçek götürmek, kitap götürmekten daha makbule geçer. Çiçek götürmenin mahzuru yoktur. nsanlara ihtiyâcı olan veya ho larına giden hediyeleri almak daha münasip olur. SUAL: Bir gayri müslim ölünce ( nna lillah) âyet-i kerîmesini okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Ruh hakkında "Ruh bedenin ne içindedir, ne biti iktir, ne ayrıdır, yalnız onu varlıkta durdurmaktadır." diye yazdınız. Ölen insan için (Ruhunu teslim etti) diyoruz. Buna göre ruh bedenin içinde de il midir? CEVAP Ruh hakkında yazdı ımız yazı, bizim görü ümüz de il, mâm-ı Rabbani hazretlerinin bildirdi i hükümdür. Ölüm, ruhun bedene olan ba lılı ının sona ermesidir. Ruhun bedeni ayakta tuttu u bilinmektedir. Fakat nasıl oldu u bilinmemektedir. Televizyon içinde bizzat o adamlar vardır denemez. Televizyonu kapatsak veya kırsak, görüntüsü görünen insanlara bir zararı olmaz. Amerikalıların 1979 senesinde elde ettikleri (Seyyah mermileri) hedefi tıpkı mütehassıs bir pilot gibi arayıp bulan mekanik beyin sistemi ile mücehhezdir. (Akıllı füzeler) ismi de verilen bu mermiler, çe itli hedeflere fırlatılmakta, içinde bir pilot varmı gibi, muhtelif istikametlerde dola arak, radarlardan kaçmakta ve arzu edilen hedeflere ula maktadır. Teknik ilerledikçe bundan daha mükemmellerinin de yapılması mümkündür. Bir mermi, bir füze içine girilmeden de idare edilip istenilen hedefe gönderilirken, ruhun bedeni nasıl idare etti ini bilmek kolay de ildir. mâm-ı Rabbani hazretlerinin bildirdi ine göre, ruh, bedeni ayakta tutuyor. Fakat içinde ve dı ında olmayarak tutuyor. Anla ılması çok güç mes'eledir. E er bilmemiz lâzım olsaydı dinimiz bize bildirirdi. Bildirilen kısmı da yazdık. Ruhun teslim edilmesinden maksat, ruhun bedenle münasebetinin kesildi i anlatılmaktadır. Pusulayı biliyoruz. Bir eksen etrafında dönebilen bir mıknatıs çubuktur. Dünyanın manyetik te'siri altında kuzeygüney mıknatıslık hususiyeti kaybolursa, dünyanın manyetik te'siri bu çubukta görülmez. Bütün bu misaller, ruhun bedenle olan münesebetiyle bir benzetme kurulabilirse de, ruhun bedene olan kat'i münasebetini izah edemez. SUAL: Gazetenizin hediye verdi i (Kıyamet ve Âhiret) kitabında, ameli güzel olan kimselerin amellerinin merkep ve katır eklinde olaca ı gibi bir ifâde vardır. Ameli güzel olan e ek, katır sekline mi girecektir? CEVAP nsanın kendisi de il, sâlih amelleri binek eklinde olacaktır. nsan bu amellerine binerek gidecektir. Ameli güzel olmayanlar yaya kalacaktır. Bu binekler e ek, katır, deve gibi olacaktır. Aynı kitabın aynı sahifesindeki hadis-i erîfde buyuruluyor ki: ( ki ki i bir deve üzerinde, be ki i ve on ki i bir deve üzerinde ha r olunur.) Demek ki iyi ve güzel amellerimiz âhırette binek eklinde olacaktır. Bine in ekli çe itlidir. E ek, katır, deve gibi. SUAL: Haftada be bin kelime-i tehlil çekiyorum. Ba'zan saymadan tahminen 6-7 bin çekiyorum. Ba'zanda sayarak 6-7 bin çekiyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP Tahminen çekmek do ru de ildir. Fakat sayarak 6-7 bin çekmekte mahzur olmadı ı gibi, büyük sevab olur. Zekâtta da böyledir. Kimse malını saymadan tahminen u kadar kuma ım var, u kadar unum var diyerek çok zekât verse zekât vermi sayılmaz. Fakat zekât miktarını tesbit ettikten sonra ne kadar çok verirse, çok sevab olur. SUAL: Be ya ındaki bir çocuk, be ya ındaki ba kasının bir çocu una bir hediye verse ne yapmaları lâzımdır? CEVAP Hediye zararlı bir ey de ilse müsaade etmelidir. Velisinin izni ile verdirerek ihsan sahibi olma a alı tırmalıdır.

SUAL: Bali olmamı on ya ındaki bir çocu un bize verdi i hediyeyi almamızda mahzur var mıdır? CEVAP Velisinin izni ile almakta mahzur yoktur. SUAL: Kehribardan, gümü ten yapılan te bihleri kullanmakta mahzur var mıdır?, CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: (Bir mü terim iki kaset getirip doldurmamı söyledi. Birini doldurdum. Dolan kaseti aldı. (Ötekini alma a gelince ikisinin de parasını veririm) dedi. Bir daha gelmedi. Rastladı ım zaman (Parayı getir bantını al) diyorum. (Peki peki) diyor gelmiyor. Bendeki bandını kullanabilir miyim? CEVAP Sizdeki bantını kullanabilir, hattâ bir ba kasına da satabilirsiniz. Mal sahibi gelince farkını ödersiniz. SUAL: Pusulalı seccade aldım. Pusulasına itibar ederek namaz kılabilir miyim? CEVAP Her ehrin ayar durumu ba kadır. O ayara getirdikten sonra itibar edilir. Ancak pusula da bozulabilir. ki tane pusula bulundurmak daha isabetli olur. SUAL: Çocukların sünnet yarasının çabuk kapanıp iyile mesi için elektrikli havya ile damar uçları yakılarak kan akması durduruluyor. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: Gece yarısını her zaman hesap etmemiz zordur. Pratik bir usûl var mıdır? CEVAP Gece yarısı güne in batması ile do ması arasındaki vaktin yansı kabul edilirse her ehirde takvimlerde ö le vaktini gösteren rakam gece yarısı sayılabilir. Meselâ Samsun'da 23 Temmuz günü ö le 12.45 ise, o günün gece yarısı gecenin 12,45'idir. (ya'ni 0,45'dir.) Gece yarısı güne in batmasıyle sabahın girmesi arasındaki vaktin yarısı olarak hesap edilince bu saatten bir saat çıkarılır. Ya'ni Samsun'da 23 Temmuzda gece 11.45 olur. Ya'ni 23.45'dir. A a ı yukarı pratik olarak böyle hesap edilir. SUAL: htiyâç olunca ine i öküz gibi çifte ko uyoruz. Mahzuru olur mu? CEVAP ne i öküz gibi çifte ko makta mahzur yoktur. nek süt hayvanıdır. Öküz gibi kuvvetli olmaz. htiyâç halinde ko ulabilir. SUAL: Hattatlar, leylek eklinde besmele yazıyorlar, mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzurludur. SUAL: Spiral kullanmak caiz midir? Caizse gusle mani midir? CEVAP Caizdir. Gusle mani de ildir. Doktorlar, ba'zı insanlar için mahzurlu olabilece ini söylüyorlar. Kullanan insan, mahzurunun olup olmadı ını kendisi tesbit edebilir. SUAL: Ablamın kızının kızları ve a abeyimin o lunun kızları bana mahrem midir? CEVAP Evet onlar size mahremdir. SUAL: Elleri arkaya ba lamakta mahzur var mıdır? CEVAP Tenhada olursa mahzuru yoktur. Ba lamamalıdır. Adete uymak iyi olur, edep olur. SUAL: âfiîde ne zaman namazlar cem edilir?

CEVAP afiî mezhebinde seferde ve ya murda iki namazı cem etmek caizdir. (Fetâvâ-i Remlî c.1,s.273; El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a c.1,s.483) SUAL: Bir gayr-i müslim müslüman olunca bütün günahları afvolur mu? CEVAP Kur'ân-ı kerîmde, El Furkan sûresi, 70. âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki: (Îmân edip tevbe eden ve sâlih ameller i leyenlerin günahlarını sevablara çeviririm. Allahü teâlâ günahları afvedici, acıyıcıdır.) (Hadîka C.1,S.228) Hazret-i Vah î müslüman olup, Peygamber aleyhisselamın yanına geldi. Peygamber aleyhisselâm Vah î radıyallahü anh'ı görünce, gözü önüne Hazret-i Hamza'nın parçalanmı hâli gelip, a lama a ba ladı. (Git, seni gözüm görmesin!) buyurdu. Hazret-i Vah î korkudan titrerken, Cebrail aleyhisselâm gelerek Allahü teâlânın öyle buyurdu unu bildirdi: (Ey sevgili peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana dü man etme e u ra makla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu afvediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vah îyi niçin afvetmiyorsun? O pi man oldu. imdi sana inandı. Ben afvettim. Sen de afvet!) Herkes, öldürülme emrini beklerken, Peygamber aleyhisselâm, (Karde inizi ça ırınız!) diye buyurdu. Karde sözünü i itince, saygı ile ça ırdılar. Peygamber aleyhisselâm, Hazret-i Vah îye afvoldu unu müjdeledi. Yukarıdaki âyet-i kerîme ile bu hâdise, bir gayrî müslim, îmân etmekle ereflenince bütün günahlarının afvedildi ini ve günahları kadar da sevap kazandı ını bildirmektedir. Îmânın ne kadar kıymetli oldu u buradan da anla ılmaktadır. (Buhârî-yi erif; El-isâbe c.3,s.631) SUAL: Evlâtlık aldı ım çocu a, mecaz olarak bu benim o lum demekte mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. Hakiki ma'na anla ılacak ekilde söylememelidir. Mecaz olarak söylenmezse ba kasının çocu unu kendi evladı olarak ilan etmek çok günahtır. (Tefsîr-i Kurtûbî) SUAL: Bazı arkada lar (Dünyaya ben kendi iste imle gelmedi im için, dini hükümlerden mes'ul olmam) diyorlar. Onlara ne cevap vermelidir? CEVAP Bir insanın dünyaya gelmesi ve ölmesi elinde de ildir. (Ben do mak istemiyordum, ölmek de istemiyorum) demesi manasızlık ve mantıksızlık olur. Acıkan kimse, ben acıkmak istemiyorum demesi de akılsızlık olur. stese de istemese de acıkacaktır. Bütün i ler, irademizin dahilinde de ildir. Bir köle, efendisine, (Ben köleli i istemiyorum, onun için senin hizmetini yapmam) diyemez. Bu bakımdan (Dünyaya ben kendi iste imle gelmedi im için, dinî hükümlerden mes'ul olmam) denemez. Böyle söyleyen arkada a unları söyleyebilirsiniz: Günah yapaca ın zaman Allanın rızkını yeme! Rızkını yiyip de O'na isyan uygun olur mu? Allaha ibâdet etmiyerek âsi olmak istiyorsan onun mülkünden çık! Mülkünde olup da O'na isyan etmek lâyık olur mu? Ölürken ölüm mele ine gücün yeterse (Canımı alma) de! Öldükten sonra Cehenneme götürürlerse (Ben gitmek istemiyorum) de! Kim dinler? O halde her eye mâlik olan kudret sahibi Allahü teâlaya isyan etmek kula yakı maz. (Usûl-ü Serahsi c.l,s.l00) SUAL: Tenasüh nedir. Böyle bir eyin aslı var mıdır? CEVAP Tenasüh diye, insan ruhunun, kendi bedenine gelmeden önce, ba ka bedene tealluk etmesine deniyor. Böyle bir eyin aslı yoktur. Ya'ni tenasüh diye bir ey yoktur. (Fetâvâ-i Harameyn s.7; bni Âbidîn c.3,s.272) SUAL: Bir icmayı, daha sonra gelen âlimlerin icması de i tirebilir mi? CEVAP Fıkıh bilgisinin dört kayna ına (Edille-i er'iyye) denir. Bunlar, Kitab, Sünnet, cma ve Kıyastır. cma, Selef-i salihin'in sözbirli ine denir. Eshâb-i kirama ve bunlardan sonraki asırda gelen müctehid âlimlere (Selef-i salihin) denir. cmayı inkârın küfür oldu u bildirilmi tir. Bu bakımdan selef-i salihinin icmasına kar ı gelinmez, de i tirilmez. (Dürr-ül-muhtâr, Kadılık bahsi; Mir'ât-ül-usûl s.228) SUAL: ri yarı oldu um için bir seferde üç bardak su içiyorum. Her barda ı bir nefeste içmekte mahzur var mıdır? CEVAP

Pe pe e içilirse mahzuru yoktur. Suyun vücuda zarar vermemesi için yava yava ve süzerek içmelidir. ( ir'a-tül-islâm s.280) SUAL: Menkıbenin birinde Hazret-i Alinin namaz kılarken aya ındaki oku çıkardıkları halde haberi olmuyor. Ba ka bir menkıbede ise, Peygamber aleyhisselâmın kendisine eski hırkasını mı, yoksa yenisini mi verece ini dü ünüyor. ki menkıbe arasında bir tezat yok mudur? CEVAP nsanın her hali aynı olmaz. Zamanlar, vak'alar ayrı olunca tezat olmaz. SUAL: Allahü teâlânın ve Peygamber aleyhisselâmın isimlerini söylerken ta'zim ifade eden bir kelime kullanmak farz mıdır, sünnet midir? CEVAP Allahü teâlânın ismini söyleyince, i itince ve yazınca her defasında (Sübhanallah), (Tebarekallah), (Celle-celâlüh) veya (Teâlâ) gibi saygı sözlerinin birini söylemek, yazmak vâcibdir. Resûlullahın ismini i itince salevât söylemek ise, ömründe bir kerre vâcibdir. Her i itince söylemek sünnettir. (Bezzaziyye) de, Kitabül kerahiyyenin ibâdet faslında diyor ki: (Kitapta devamı yok.) SUAL: Nezle olan sabretse de sevab kazanamaz diyorlar. Aslı var mıdır? CEVAP Böyle bir eyin aslı yoktur. Her zahmete sabreden sevab kazanır. SUAL: Üniversite imtihanlarına hazırlanıyorum. Tahsil yapmazsam meslek sahibi olmam zor. Fakirim, Din kitablarını da çok seviyorum, hangisine a ırlık vermem uygun olur? CEVAP Bütün kuvvetinizle imtihanlara hazırlanmanız uygun olur. Dininizi korumak için, istikbalinizi kurtarmak arttır. Çünki, (fakirlik küfre sebep olur.) buyurulmu tur. Bir insan isterse din ve dünya i lerini beraber yürütebilir. Dinimizin emir ve yasaklarına uyanın dünya hayatı da çok düzenli olur. imdilik namazınızı kılar, orucunuzu tutar ve lüzumlu din bilgilerini ö renirsiniz. Ö renmez, hasta olursanız farzları da yapmanız zorla ır. (Risâle-i Ku eyrîyye c.2,s.545) SUAL: Hazret-i Ebu Bekirin, vücudunun çok büyük olması ve Cehenneme girecek insanların yanmaması için dua etmesi, yalnız günahkâr müslümanlar için midir, yoksa gayri müslimler de dahil midir? CEVAP Gayri müslimler de dahil, bütün insanlar için dua etmi tir. SUAL: Gazetenizde kuponla ba'zı kitaplar hediye ediyorsunuz. Gazetenizin verdi i, verece i kitaplar hakkında biraz bilgi verilmesini rica ediyoruz! CEVAP Gazetemizin kupon ile verdi i kitapların ba'zıları unlardır: l— FÂ DEL B LG LER: Bu kitabın içinde altı tane kitap vardır: l— Fâideli Bilgiler: Ahmed Cevdet Pa a tarafından te'lif edilmi tir. Lüzumlu fâideli bilgileri ihtiva etmektedir. 2— Ehl-i Sünnet 'tikâdı: Tek do ru yolun ne oldu unu ve dalâlet fırkalarını bildiren özlü bir eserdir. 3— mâm-ı A'zam Ebû Hanîfe: mâm-ı Â'zam hazretlerinin üstünlü ünü ve menkıbelerini anlatmaktadır. 4— Vehhâbilik ve Vehhâbîler: Vehhâbîlik hakkında mu'teber kitaplardan toplanmı kıymetli bir eserdir. 5— Din Adamı Bölücü Olmaz: Din adamı olarak ortaya çıkan Mısırlı Re it Rıza isimli birinin, hak mezheblerin kaldırılmasını hedef alan iftiralarına kar ı, hakîkî slâm âlimlerince verilen kıymetli cevapları ihtiva etmektedir. 6— Do ruya nan, Bölücüye Aldanma: Dinde reform yaparak, dini kendi kafalarına uydurmak isteyen birkaç din câhilinin sinsice saldırılarına kar ı, slâm âlimlerinin kitaplarından toplanan de erli cevaplardır. 2— HAK YOLUN VES KALARI: Altı eser bir aradadır, l— Hak Yolun Vesikaları: Abdullah Süveydî hazretlerinin iîler arasındaki ayrılı ın giderilmesini bildiren (Hucec-i kat'iyye) kitabının tercümesidir. 2— Redd-i Revâfıd: mâm-ı Rabbani hazretlerinin iîler hakkındaki incelemesini ihtiva eden ilmî bir eserdir. 3— Tezkiye-i Ehl-i Beyt: Ehl-i Beytin üstünlü ünü bildirmekte ve Hüsniye isimli kitaptaki iftiralara cevap vermektedir. 4— Birle elim ve Sevi elim: slâmiyyeti içten yıkmak isteyen, Eshâb-ı kiramın büyüklerine saldıran ve bu suretle bölücülük yapanlara kar ı, slâm âlimlerinin kitaplarından nakiller yapılarak lüzumlu cevapların verildi i, birle memiz ve sevi memiz lâzım geldi ini bildiren kıymetli bir kitaptır. 5— mân ile Ölmek

çin Karde im, Ehl-i Beytle Eshâbı Sevmelisin: Ehl-i Beyti ve Eshâb-ı kiramı sevmenin ehemmiyetini bildirmektedir. 6- Eyyühel-Veled tercemesi. Imâm-ı Gazali hazretlerinin bir nasihatidir. 3— HERKESE LÂZIM OLAN MÂN: Dokuz eser bir aradadır: l— Herkese Lâzım Olan mân: Evliyanın büyüklerinden mevlânâ Halid-i Ba dadî hazretlerinin îmânın esaslarını bildiren kıymetli bir eserdir. 2— . Yahya Münirî hazretlerinin kıymetil bir mektubu 3— Allah Vardır ve Birdir: Allahü teâlânm varlı ını ve birli ini çe itli vesikalarla bildiren bir eserdir. 4— Müslümanlık ve Hıristiyanlık 5— Kur'ân-ı kerîm ve nciller: Kur'ân-ı kerîmle bugünkü incilleri ilmî ekilde inceleyen bir kitaptır. 6— Peygamberimiz ve mu'cizeler: Peygamber aleyhisselâm ile mu'cizelerini anlatan kıymetli bir kitaptır. 7— slâm dini ve di er dinler: slâmiyyeti ve di er dinleri vesikalarla anlatan bir kitaptır. 8— Peygamberlik nedir: Peygamberli in ne oldu unu ve nasıl inanılaca ını bildiren kıymetli bir eserdir. 9— Bir Din câhiline Cevab: slâmiyyeti bilmeyip yanlı anlatan din câhillerine verilen kıymetli cevapları ihtiva etmektedir. 4- SLÂM AHLÂKI: Üç eser bir aradadır: l— slâm Ahlâkı: yi bir müslümanın nasıl olması icap etti ini anlatan çok ehemmiyetli bir kitaptır. 2— Cennet Yolu lmihâli: Mızraklı lmihâl de denir, îmân ve itikâd, ibâdet ve slâm ahlâkından bahseden kıymetli bir din kitabıdır. 3— Ey O ul lmihâli: Çocukların bile kolayca anlıyabilece i özlü bir ilmihâl kitabıdır. 5— ESHÂB-I K RAM: çinde üç kitap vardır, l— Eshâb-ı kiram: Peygamber aley-hisselâmın faziletli arkada larının üstünlüklerini ve onlara dil uzatanların felâkete dü tüklerini bildiren kıymetli bir eserdir. 2— Müslümanların ki Göz Bebe i: Hazret-i Ebû Bekr ile Hazret-i Ömer'in üstünlüklerini ve dine hizmetlerini anlatan de erli bir kitaptır. 3— slâmda lk Fitne: Müslümanların arasına ilk fitneyi sokanları anlatmaktadır. 6— KIYAMET VE ÂHIRET: çinde iki kitap vardır: l— Kıyamet ve Âhıret: mâm-ı Gazâlî hazretlerini, kıyamet hallerini bildiren bir eseridir. 2— Müslümana Nasihat: Müslümanların yabancıların sapık fikirlerine aldanmamaları için nasıl inanmaları gerekti ini bildiren mühim bir eserdir. 7— MÜJDEC MEKTUPLAR TERCEMES : Büyük slâm âlimi mâm-ı Rabbani hazretlerinin kendi zamanındaki tanınmı din ve fen adamlarına yazdı ı kıymetli mektupların toplanmı hâli olup, Kur'ân-ı kerîmden ve hadis-i eriflerden sonra en kıymetli din kitabı oldu u bildirilen müstesna bir eserdir. 8— NAMAZ K TABI: Abdest, gusûl ve namaza ait bütün hükümleri anlatan, namaz sûrelerini ve Türkçe açıklamaları bildiren, her müslümana lâzım olan bir ilmihâl kitabıdır. 9— SEÂDET- EBED YYE: Altı yüze yakın slâm âliminin eserlerinden bal misâli süzülerek meydana getirilen günümüzün en kıymetli eserlerindendir. Bu eserlerden ba ka, mâm-ı Gazâlî hazretlerinin dünyaca me hur ( hyâ-ul ulûm)u, Altı parmak adıyla me hur (Peygamberler Tarihi), (Osmanlı Padi ahları), (Modern Matematik) kitapları yayınlarımız arasındadır. SUAL: Gazetenizi severek okuyorum. Bir arkada , gazetemizdeki ( efaat Ya Resûlallah) isimli bir iiri göstererek böyle söylemek do ru de ildir. Çünkü ( efaat edicilerin efaati onlara faide vermez) diye bir âyet-i kerîme bulundu unu söyledi. Ben de (Bir Bilene Soralım) sütununa yazarız. Bilenin cevabına göre hareket ederiz, dedim. Cevabınızı bekliyoruz. CEVAP Evet, Kur'ân-ı kerîmde böyle bir âyet-i kerîme vardır. Bu âyet-i kerimenin efaat yapılaca ını gösterdi ini, slâm âlimleri bildirmektedir. Arabî bilen bir kimse, Kur'ân-ı kerîmden ma'na çıkarma a kalkı ırsa, böyle yanlı ve hattâ ters ma'na çıkarıp, do ru yoldan kayar. Kendini gerçek müslüman zannederek do ru müslümanlara leke sürme e çabalar. Arabîyi bir çok kâfirler iyi bildikleri halde Kur'ân-ı Kerîmi anlıyamadıkları için îmânla bile ereflenememi lerdir. Müddessir sûresinin 48.âyet-i kerîmesini slâm âlimleri, ( efaat etmelerine izin verilenler, kâfirlere efaat ederlerse, efaatleri onlara faide vermez.) diye açıklamı lardır. Böyle oldu unu bildiren hadis-i erifler (Tefsir-i Mazharî) de yazılıdır. Çe itli hadis-i eriflerde Peygamber aleyhisselâmın mü' minlere efaat edece i bildirilmi tir. Bunlardan ba'zıları unlardır: (Ümmetimden Ehl-i beytimi sevenlere efaat edece im) hadis-i erifini Hatib-i Ba dadî bildiriyor. (Ümmetimden büyük günah i liyenlere efaat edece im.) Müsned-i mâm-ı Ahmed bildiriyor.

(Esbabıma dil uzatanlardan ba ka herkese efaat edebilirim.) Deylemî (Müsned) de bildiriyor. (Kıyamet günü, mezardan önce çıkan ben olaca ım ve önce efaat eden ben olaca ım.) hadîs-i erifi Mektubat-ı Rabbânî'de bildirilmektedir. ( efaatıma inanmıyan, ona kavu amaz.) ( ir'atülislâm erhi (Sünnetimi elinden kaçıran kimseye (Ya'ni do u ta malik oldu u îmânını bırakana, müslüman olmayana) efaatim haram oldu.) hadîs-i erifi Ahmed ibni Kemal Efendinin Kırk Hadis kitabında açıklanmaktadır. (Kabrimi ziyaret eden kimseye efaat etmek bana vâcib oldu.) (Buhari, Müslim) de bildirilmektedir. efaatle alâkalı hadis-i erifler çoktur. (Milel-Nihal) kitabı, S.67'de diyor ki: (Resûlullahın efaat edece ine ve kiramen kâtibin meleklerine ve Cennetteki rü'yete inanmıyan kimsenin arkasında namaz kılınmayaca ı (Hülâsa) da yazılıdır.) slâm âlimleri bildiriyor ki, kıyamet günü, her peygamber efaat edecektir. Sonra ehidler, sonra sâlihler, sonra Kur'ân-ı kerîmi tecvid ile teganni etmeden ve Allah rızası için okuyan hafızlar ve küçük çocuklar efaat edecektir. Böyle oldu unu bildiren hadis-i erifler, (Kurtubî tezkiresi) muhtasarında ve (Birgivî vasiyetnamesi) nde yazılıdır. Bu beyanlardan sonra ( efaat ya Resûlallah) demenin mahzuru olmadı ı bilakis lâzım oldu u anla ılmaktadır. SUAL: Birkaç çocu umuz var. Babaları i iyle me gul oldu u için çocukların terbiyesiyle ilgilenemedi. Ben de fazla bir ey bilemedi im için çocukları istenildi i gibi yeti tiremedik. Ne yapmamız lâzımdır? CEVAP Çocukların terbiyesi de mühim vazifelerden birisidir. Hiç bir baba, i im var diye çocuklarını terbiye etmekten kaçamaz. ini bahane edemez. Çalı ması i de, çocukları terbiye etmesi i de il midir? Anne ve baba imkânları nisbetinde çocuklarının terbiyelerinden mes'uldür. Dinimizin temeli, îmânı, farzları ve haramları ö renmek ve ö retmektir. Gençlere bunlar ö retilmedi i zaman, slâmiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, Müslümanlara, benim emirlerimi, bildiriniz. Ö retiniz, diyor ve yasak etti im haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor. Evlâd, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her ekli alabilir. Küçük iken hiçbir ekle girmemi tir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz topra a hangi tohum ekilirse onun meyvesi hâsıl olur. Çocuklara îmân, Kur'ân ve Allahü teâlâ'nın emirleri ö retilir ve yapma a çalı ılırsa din ve dünya saadetine ererler. Bu saadette anaları babaları hocaları da ortak olur. E er bunlar ö retilmez ve alı tırılmaz ise bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalı ın günahı ana, baba ve hocalarına da verilir. Allahü teâlâ Tahrîm sûresinin altıncı ayetinde (Kendinizi ve evlerinizde ve emrlerinizde olanları ate den koruyunuz!) buyuruyor. Bir babanın, evlâdını, Cehennem ate inden koruması, dünya ate inden korumasından daha mühimdir. Cehennem ate inden korumak da, imânı, farzları ve haramları ö retmekle ve ibâdete alı tırmakla, dinsiz ve ahlâksız arkada lardan korumakla olur. Bütün dinsizliklerin ve fenalıkların ba ı, fena arkada tır. O hâlde, her Müslümanın en mühim vazifesi, evlâdına slâmiyeti ve Kur'ân-ı Kerîmi ö retmektir. Evlâd büyük nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse elden gider. Bunun için (Pedagogie) yani çocuk terbiyesi, slâm Dinin'de, çok kıymetli bir ilimdir. (Kimyâ-i Se'âdet s.444; hyâ-ul-ulûm c.3,s.67) SUAL: Ya Rabbi, bana rahmet kapısını aç, demekte mahzur var mıdır? CEVAP Rabia-ı Adviyye hazretleri, böyle dua eden birisine (Allahü teâlânın rahmet kapısı imdiye kadar kapalı mı idi de, imdi açılmasını istiyorsun?) demi tir. Rahmetin çıkı kapısı her zaman açık ise de, giri kapısı olan kalbler, herkeste açık de ildir. Bunun açılması için dua etmek lâzımdır. Bu ma'nada dua etmekte mahzur yoktur. (Rıyâd-un-nâsıhîn s. 171) SUAL: Bizim mahalledeki camide her sabah namazından sonra cemâ'at birbiriyle müsâfeha ediyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Bayram günleri camilerde müsâfeha ederek bayramla mak ve namazlardan sonra âdet etmeden, ara sıra müsâfeha etmek caizdir. ( bni Âbidîn) be inci cildde istibra kısmında buyuruyor ki: (Camide her namazdan sonra birbiri ile müsâfeha etmek bid'attir, acemlerin âdetidir.)

SUAL: Ekin biçerken, biçer-dö erin eksozundan çıkan kıvılcım, tarla sahibinin mahsûlünün bir kısmını yaktı. Bunu benim ödemem gerekir mi? CEVAP Bir kast olmadıkça ödemek gerekmez. SUAL: Kadınlar ev içinde ve ev dı ında çalı ma a mecbur mudur? CEVAP Kadınların ev içinde ve ev dı ında çalı ma a mecbur olmadı ına dair ( bni Âbidîn) de kâfi ma'lûmat vardır. Fakat kolay bulmamız ve kolay anlamamız için HLÂS A. .nin dokuz numaralı yayınının 542. sayfasında ( slâmiyyet ve Kadın), ve 709. sayfada ( slâmiyyetde Kesb ve Ticaret) yazısının son sayfasını (713. sayfayı) okumanız iyi olur. bni Nüceym hazretleri, (Bahr-ür-râık) kitabında diyor ki: (Erke in hanımına nafakayı temlik etmesi, ya'ni eline vermesi farzdır. Hanımın aldı ı nafaka mülkü olur. Bunu satabilir. Memleketin âdetine göre, kadına lâzım olan gıda, elbise ve ev e yasının hepsi nafakaya dahil olur. Erke in bunları getirmesi lâzımdır. Lâzım olan eylerin kadında bulunması, bunların nafakadan dü mesine sebep olmaz. Kadın kendi malını kullanma a zorlanamaz. Kullanırsa kocası bunların parasını hanımına öder. Her eyi erke in getirmesi lâzımdır. Kadını çalı ıp kazanma a zorlaması haramdır.) SUAL: Camide otururken bir kadın, ben Hanefîye göre amel ediyorum. Fakat di er mezheblere de uyarak daha fazla sevâb kazanıyorum, dedi. Böyle bir ey yapmanın mahzuru var mıdır? CEVAP Hanefî mezhebine göre amel eden bir kimse, di er üç mezhebin kavilleri ile de amel etmesi müstehabtır, iyidir. Fakat di er mezheblerin hükümlerini bilmek çok zordur. Fakat bilinenlerle amel etmek iyidir. Meselâ hanefî bir erkek, yabancı bir kadına dokununca veya bir kadın yabancı bir erke e dokununca yeniden abdest alması müstehabtır. (Mizân-ül-kübrâ c.1,s.42) SUAL: Gazetenizde, slâm alimleri, beni srail peygamberlerine benzetilerek ö üldü. Halbuki ba'zısı, böyle bir övmenin caiz olmadı ını, bu hususta bildirilen hadislerin uydurma oldu unu söyledi. Açıklamanızı bekliyorum. CEVAP (Ümmetimin âlimleri, srail o ullarının Peygamberleri gibidir) hadîs oldu unu mâm-ı Yâfi'î, (Ne r-ül-mehâsin) kitabında ilmin kıymetini anlatırken bildiriyor. Birçok kitâblar da, meselâ mâm-ı Rabbani hazretlerinin (Mektûbât)ının, üçüncü cildinin yüzyirmibirinci mektubunda ve (Letâif-ül-minen) kitabı ba ında açıkça yazılıdır. Abdülganî Nablüsînin (El-hâmilü fil-fülk) kitabında da yazılıdır. Bu kitâb, Süleymâniyye kütübhânesinin (Es'ad efendi) kısmında (3606) numarada vardır. Peygamber aleyhisselâm, Miraca giderken Musa aleyhi selâmla görü tü ünde, yukarıdaki hadis-i erif hakkında ma' lumat istiyor. Peygamberimiz de mâm-ı Gazali hazretlerini ça ırıyor. Musa aleyhisselâm, mâm-ı Gazali hazretlerine soruyor: — Adın ne senin? — Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazali. — Ben sana sadece ismini sordum, sen baban ile dedenin isimlerini söylemekteki maksadın nedir? — Cenâb-ı Hak, sana (Ya Musa elindeki nedir?) diye sordu u zaman sen âsâ deyip bırakmadın. Âsâ ile ne i yaptı ını anlattın. Maksadın Cenâb-ı Hak ile yaptı ın sohbette fazla bulunmak. Ben de senin gibi u'lül azm bir peygamberle daha fazla sohbette bulunabilmek için ta dedemin ismini de söyledim. (Tefsîr-i Rûh-ul-beyân c.2,s.568)

NAMAZ
Bütün ibâdetler rıza-i ilâhiye kavu mak için bir vâsıtadır. Namaz da bir ibâdet oldu u halde di er ibâdetlerden farklı olarak gaye olmu tur. Bu bakımdan namazın oruçla da irtibatı vardır. Oruç tuttu umuz bu ayda, namazı da do ru kılma a çalı malıyız! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Dininizin ba ı namazdır.) (Edeb ve erkânına riayet edilerek kılınan namaz, Allahü teâlânın ho nut oldu u bütün amellerin en efdalidir. Yer ve gö ün nurudur. Bedenin kuvveti, rızkın bereketidir. Duanın kabulüdür. Ölüm mele i ile insan arasında efaatçidir. Kabirde ı ık, Münker ve Nekir'e cevaptır.

Kıyamet günü gölgedir. Cehennem ate ine siperdir. Sıratı yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtarıdır. Cennette ba a taçtır.) (Hırsızların hırsızı, namazından çalandır. Ya'ni namazın erkânını tamamiyle eda etmeyen, rükû ve secdelerini hakkıyle yerine getirmeyendir.) (Mü'min kul, namazını eda ederken, o namazın rüku ve secdelerini ve di er rükünlerini iyi tamam eylerse, o namaz nurlu olur. Melekler o namazı gö e çıkarırlar. O namaz da sahibine hayır dua ederek der ki: "Allahü teâlâ, beni muhafaza etti in gibi, seni muhafaza etsin!" Namazı güzel tamam eylemezse o namaz karanlık olur. Melekler be enmeyip bu namazı gö e iletmezler. Namaz da kendini kılana beddua ederek der ki: "Beni zayi etti in gibi, Allahü teâlâ da seni zayi etsin!" Kötülükler yayıldı ı zaman islâmın emirlerine yapı an ve be vakit namazı cemaatle kılanın amel defterine her gün yüz ehid sevabı yazılır.) Namaza durmak istenince, önce dünya dü üncelerini, Allahü te'âlâdan gayri her eyi hatırından çıkarıp, Rabbimizin azametini göz önüne getirme e çalı mak lâzımdır. Namaz âlemlerin Rabbinin huzuru ve Peygamber Efendimizin mi'râcı olunca, ona çok ehemmiyet vermek gerekir. Hadis-i erifte (Namazın ancak gönül hazır oldu u yeri yazılır, di eri yazılmaz.) buyuruldu u için, namazları cemaatle kılma a devam etmelidir. Çünkü cemaatten her birinin gönlü hazır oldu u yerler toplanırsa, belki bir kâmil namaz olup Allahü teâlânın dergâhına yükselir veya cemaatten birinin namazı kabul olursa, onun hürmetine di erlerinin de namazı kabul olur. mâm-ı Gazâlî hazretleri, (Hangi namaz, gönül hazır olmayarak gafletle kılınırsa, rahmetinden ziyâde cezası yakındır.) buyurmaktadır. O halde Allahü teâlânın gördü ünü bilerek dikkatle, edeb ve artlarına uyarak kılma a çalı malıdır. bni Abbas hazretleri buyuruyor ki: (Mânasını dü ünerek huzur ve hu u ile kılınan iki rek'at namaz, gafil kalb ile ak amdan sabaha kadar kılınan namazdan daha hayırlıdır.) Hetam-i Esam hazretleri öyle buyuruyor: (Vakit yakla ınca sünnete uygun ekilde güzelce abdestimi alırım. Namaz kılaca ım yere gider, oraya otururum. Aklımı ba ıma toplar sonra namaz için aya a kalkarım. Kâbeyi iki ka ım arasına, Sırat'ı ayaklarımın altına, Cenneti sa ıma, Cehennemi soluma alır, Azrail aleyhisselâmı tepemde kabul ederek ömrümün son namazını kılıyorum derim. Korku ve ümit ile huzur-u Rabbül âlemine dururum. A ır a ır ve mânasını dü ünerek Kur'ân-ı kerimi okurum. Tevazu ile rükû'ya gider, hu u ile secdeye kapanırım. Namazımı ihlâs ile kılarım. Ondan sonra da acaba kabul oldu mu diye korku içinde hareket ederim.)

ORUÇLARDA NÎYYET
Orucun farzı üçtür. 1- Niyyet etmek, 2- Niyyeti ilk ve son vakti arasında yapmak, 3- Tan yerinin a armasından güne in batmasına kadar, orucu bozan eylerden sakınmaktır. Niyyetin yeri kalbdir. Bütün niyyetleri kalb ile yapmalıdır. Kalb, hazır olmadan dil ile niyyet etmek sahih olmaz. Aksine bir kimse, ö le namazını kılarken, kalben de ö leyi kıldı ını dü ünerek dil ile de ikindi namazına niyyet etse, niyyeti sahih olur. Kalbi hazır olmadan dil ile söylemek sahih olmaz. Bütün âlimler, kalb ile niyyet edilmesini art ko mu lardır. Ba'zı âlimler de kalb ile niyyet ettikten sonra dil ile de niyyet edilmesinde mahzur görmemi lerdir. Alimlerin hepsine uyabilmek için kalb ile niyyet etmelidir. Kalb ile niyyet demek, hangi namazı kıldı ını, hangi orucu tuttu unu bilmek demektir. Orucun ikinci farzı, niyyetin ilk ve son vaktini bilmektir. Bir gün evvel güne in batmasından, oruç günü dahve zamanına kadar kalb ile niyyet edilmi olmalıdır. Dahve vakti, oruç müddetinin yarısıdır ki, ö leden bir saat kadar evveldir. Bir kimse, sahura kalkamasa, güne do duktan sonra uyansa, ö leye bir saat kalıncaya kadar niyyet ederse, niyyeti sahih olur. Bir kimse, gece yatıp ö le ezanı okununcaya kadar uyuya kalsa uyandıktan sonra niyyet etse niyyeti sahih olmaz. Nafile oruca niyyet vakti de Ramazan orucu gibidir. Ramazan orucuna her gün için ayrı ayrı niyyet etmek lâzımdır. Niyyetin ilk vakti, bir önceki gün güne in batmasından sonra ba lar. Bunun için ak am iftar ederken yarınki Ramazan orucuna da niyyet edilmesi münasip olur. Her ak am iftar ederken yarınki Ramazan orucuna da niyyet etmelidir. Ba'zıları niyyet ettikten sonra yemek yenmez diyorlar. Böyle bir eyin aslı yoktur. Niyyet edilsin veya edilmesin imsak vakti bitinceye kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Ramazan ve nafile oruçlarda niyyetin son vakti dahve zamanına, ya'ni ö leye bir saat kalıncaya kadar oldu u halde kaza ve kefaret oruçlarında fecre kadar niyyet edilir. Fecrden sonra niyyet edilmez.

Bunun için bütün oruçlara bir gün önce ak am vakti iftar edilirken niyyet edilmelidir. Oruç için sahura kalkılması da niyyet demektir. Çünkü niyyet yapaca ı i in ne oldu unu bilmek demektir. Sahura kalkan kimse, yarın oruç için yemek yedi ini biliyorsa niyyet etmi olur. Bir kimse, kaza orucuna fecrden sonra, ya'ni sabah namazının vakti girdikten sonra niyyet etse niyyeti sahih olmaz. O gün oruç tutarsa nafile olmu olur. Bozarsa kazası lâzım gelir. Çünkü ba lanılmı bir ibâdet yarı bırakılmaz. Nafile oruç için, yarın u i öyle olursa oruç tutarım, olmazsa tutmam diye iki niyyetli bir oruç sahih olmaz.

ORUCU BOZMAYAN EYLER
1- Ramazan-ı erifte veya kaza, keffaret, adak ve nafile oruçlarda oruçlu oldu unu unutarak yiyip içmek. 2- htilâm olmak. 3- Tentürdiyot ve ya sürünmek ve sürme çekmek. (Bunların rengi, kokusu tükrükte, idrarda belli olsa bile orucu bozmaz.) 4- Gıybet etmek. (Gıybet orucu bozmaz ise de sevabına mânidir.) 5- stemiyerek a ız dolusu kusmak. 6- steyerek, zorlayarak biraz kusmak. 7- Kula ına su kaçmak. 8- A zından, burnundan, bo azına toz, duman ve sinek kaçmak. 9- Oksijen gazı tüpü île sun'î hava verilmek. 10- Ba kalarının içti i sigaranın dumanı sakındı ı halde a zına burnuna girmek. 11- A zını yıkadıktan sonra, a zında kalan ya lı ı tükrük ile yutmak. 12- Gözüne ilâç koymak. 13- Di çukuruna ilâç koymak. (Tadı bo azında duyulsa bile bozmaz.) 14- Yutmadan yeme in tadına bakmak. 15- Çiçek ve kolonya koklamak. 16- Di leri arasında sahur vaktinden kalan nohuttan küçük eyi yutmak. 17- Gelen kusuntunun geri gitmesi. 18- Orucu bozma a niyyet edip de bozmamak. 19- Di çektirmek. 20- Di çıkartınca gelen kanı tükürmek. Yahut tükrükten az ise yutmak da orucu bozmaz. 21- Arı sokmak.

ORUÇLUYA MEKRUH OLAN EYLER
1- Herhangi bir eyin tadına bakmak. 2- Sakız çi nemek, (Çiklet sakız gibi de ildir, orucu bozar) 3- Serinlemek için yıkanmak. (Çünkü böyle bir hareket ibâdet hususunda ıstırap göstermek demektir.) 4- Zayıf dü me ihtimali varken kan aldırmak.

ORUÇ KAZASI
Arka arkaya oldu u gibi, ayrı ayrı günlerde de, bir gün için, bir gün oruç tutmaktır. Aralıklı tutarken, araya ba ka Ramazan gelirse önce Ramazanı tutmalıdır. htiyâr olup, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kazaya kalmı oruçlarını tutamıyacak kimse ve iyi olmasından ümit kesilen hasta zengin ise, her gün için bir fıtra miktarı, ya'ni 1750 gram bu day veya un veya kıymeti kadar altın veya gümü para, bir veya birkaç fakire vermelidir. Ramazanın ba ında veya sonunda toptan hepsini bir fakire de verebilir. Sonradan kuvvetlenirse, Ramazan oruçlarını ve kaza oruçlarını tutması lâzımdır.

ORUÇ KEFFARET NED R?
Keffaret, Ramazan ayının hürmet perdesini yırtmanın ya' ni Ramazan orucunu bile bile bozmanın cezasıdır. Oruç kefareti için ard arda altmı gün oruç tutmak lâzımdır. Altmı gün sonra tutmadı ı

orucu da tutması lâzımdır. Ramazan günü özürsüz bir orucu bozmanın cezası altmı gün, bir gün kazası ile 61 gün oluyor. Bunun için keffarete halk arasında 61 denmektedir. Birkaç Ramazanda keffaretleri olan veya bir Ramazanda iki gün keffareti olan kimse, birinci keffareti yapmamı ise, ikisi için yalnız bir keffaret yapar. Birinci keffareti yapmı ise, ikinci keffareti de ayrıca yapması lâzımdır. Keffaret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebi ile bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden altmı gün tutmak lâzım olur. Bayram günlerinde bozmazsa, yine yeniden ba laması lâzımdır. Kadınlar özür sebebiyle bozunca, yeniden ba lamaz. Özrü bitince geri kalan günleri tutarak, altmı ı tamamlar. Devamlı hasta veya çok ya lı olup altmı gün oruç tutamıyan kimse, altmı fakiri bir gün doyurur. Aç olan altmı fakiri, bir günde iki kere doyurmak lâzımdır. Bir fakiri, her gün iki defa doyurmak üzere altmı gün yedirmek olur. Altmı fakirin her birine 1750 gram bu day veya un, yahut bunların kıymeti kadar ekmek, ba ka mal veya altın, gümü vermek veya bunları bir fakire altmı gün vermek de caiz olur. Doyurmak için kâ ıt para da verilir. Oruç tutabilen kimsenin fakirleri doyurmak suretiyle kefaretten kurtulma a çalı ması caiz de ildir. Müslüman kimse, câhillerin sözüne aldanarak orucunu bozmamalıdır. Oruç insanı hasta yapmaz. Oruç, zayıfları kuvvetlendirir, zihinleri açar. Allahü teâlâ, faideli eyi emreder, zararlı eyi emretmez.

ORUÇ ÇE TLER
Farz ve vacip oruçlardan ba ka sünnet olan oruçlar da vardır. Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günleri oruç tutmak sünnettir. Her arabî ayın 13. 14 ve 15. günleri oruç tutmak müstehaptır. Kurban Bayramı arefesinde oruç tutmak da müstehaptır. Muharremin yalnız onuncu günü, Cumartesi günleri oruç tutmak mekruhtur. Ramazan Bayramı'nın birinci günü, Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak haramdır.

F TRE
Dinimiz, cemiyet düzeninin sa lanması, insanların birbirini sevebilmesi ve yardımla maları için zekât, sadaka vermeyi ve hediyele meyi emretmektedir. Farz olan zekâtı verdikten sonra, bedenin sıhhat ve afiyete, mal ve evlâdın da berekete, âhırette büyük sevaplara kavu abilmek için sadaka vermelidir. Bilhassa mübarek günlerde ve Ramazan ayında verilmesi daha iyi olur. Bir kimse, bütün insanların i ledi i kadar ibâdet etse, bir kimseye fayda temin etmek gibi olamaz. Demek ki insanlara yardım etmek büyük sevaptır. Sadaka-i fıtır, ya'ni fitre, ba'zı âlimlere göre vacib, ba' zılarına göre de farzdır. Hadis-i erifde buyuruldu ki: (Oruç tutanın orucunu, bo ve fuhu sözlerden temizlemek için sadaka-i fıtr lâzım oldu.) Fitre vermek her ne kadar belli bir nisaba mâlik olanlara vâcib ise de durumu müsait olan fakirlerin de vermesi iyi olur. Çünkü fitre, oruç tutan kimsenin bo ve fuhu sözlerini temizler. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Fıtr zekâtı, sizin zenginlerinize, Allahü teâlânın tezkiyesidir. Ama fakir olanlarınız verirse, Allahii teâlâ ona daha ço unu verir.) (Ramazan-ı erif orucu, gökle yer arasında asılıdır. Ancak fıtır zekâtı ile yukarıya çıkarılır.) htiyâcı olan e yadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazan Bayramının birinci günü sabahı fitre vermesi vâcibdir. Ramazan içinde, hattâ Ramazandan önce de vermesinde mahsur yoktur. Bir ki inin fitresi, bir fakire veya birkaç fakire verilebildi i gibi, bir fakire birkaç ki inin fitresi de verilebilir. Fitre nisâbına mâlik olana zengin denir. Bunun fitre vermesi vâcib, zekât alması ise haram olur. Çalı amıyan fakîr akrabasına yardım etmesi vâcib olur. Fitre olarak 1750 gram bu day veya bu day unu veya 3500 gram arpa veya bu miktar hurma veya kuru üzüm verilir. Bunların kendisi verilebildi i gibi, kıymeti altın veya gümü olarak da verilebilir. Bir özrü sebebiyle oruç tutamıyan kimsenin de fitre vermesi lâzımdır. Evliya hanımlardan Hazret-i Rabia, çok oruç tutardı. Bir defasında bir hafta kadar hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlı ı iyice iddetlendi. Nefsine eziyet etti ini dü ünürken, birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi. Hazret-i Rabia yeme i alıp yere koydu. Mum getirme e gitti. Gelince bir kedinin yeme i dökmü oldu unu gördü. Su barda ını alma a gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak dü üp kırıldı. Hazret-i Rabia (Yâ Rabbi bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, Fakat

acizli imden sabredemiyorum) diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı. Bir ses duyuldu. (Ey Rabia, istersen dünya ni'metlerini üstüne saçayım. ster benim gamımı alayım. Çünkü benim gamım ile dünya bir arada bulunmaz.) Bu sözü i itince dünyanın kötü eylerinden tamamen kesildi. Ve öyle dua etti: (Yâ Rabbi, beni kendinle me gul eyle ve senden alıkoyacak i lere beni bula tırma!)

FA DEL L M
akîk-ı Belhî hazretleri, talebesi Hatim-i Esama sordu: - Kaç senedir benden ilim tahsil ediyorsun? - Otuz üç senedir. - Neler istifâde ettin? - Sekiz ey istifade ettim. - Ben ömrümü sizin yolunuzda, sizlerin tâlim ve terbiyenizde harcadım. Sen ise sadece sekiz ey istifâde etti ini söylüyorsun! - Evet Üstadım, do rusunu isterseniz sekiz ey istifâde ettim. - Nedir bu sekiz ey? - Birincisi) halka baktım, herkes kendine bir arkada , bir dost seçmi . Herkesin dostu, kabre kadar arkada oluyor. Definden sonra çekip geliyor. Dü ündüm, ben öyle bir dost bulmalıyım ki, devamlı arkada ım olsun, kabirde de beni yalnız bırakmasın. Böyle bir arkada ise ancak sâlih amel olurdu. Ben de onu seçtim. - Güzel seçmi sin. Di erlerini de söyler misin? - kincisi, halka baktım, ço u nefsi hevâsına esir olmu . Halbuki Kur'ânı kerîmde, nefsini hevâ ve hevesden alıkoyan kimsenin yerinin Cennet oldu u bildirilmektedir. Kür'ân-ı kerîmin hak oldu unu bildi im için nefsi emmâreye muhalefet ettim. Ona esir olmadım, onunla mücadele edip Hakkın emrine boyun e mek mecburiyetinde bıraktım. Nefsim kötülük i leyemez hâle geldi. - Allah seni mübarek etsin! Üçüncüsünü de söyle! - Üçüncüsü, halka baktım, dünyanın fâidesiz me galesi içine bo ulmu , didinip duruyorlar. Bir ey kazandık zannederek onunla seviniyorlar. Halbuki Kur'ân-ı kerîmde, insanların kazandıkları ne kadar çok olursa olsun tükenece i, fakat Allahın indindekilerin ise bakî oldu u bildirilmektedir. Senelerdir kazandıklarımın tükenmemesi için, âhıret azı ı olarak hep bâki kalmak üzere Allahın indine emanet ettim. Ya'ni dine hizmet eden müesseselere ve di er hayır hasenata verdim. - Çok güzel etmi sin, dördüncüyü de söyle! - Dördüncüsü, halka baktım, kimisi erefi akrabasının çoklu unda görüyor, kimisi kibirlenmekle eref sahibi olaca ını zannediyor, kimisi sülâlesi ile iftihar ediyor. Halbuki Kur'ân-ı kerîmde en ereflilerin, takva sahibleri oldu u bildirilmektedir. Ya'ni bütün haramlardan kaçarak Allahın emrine uymaktır. (Takva sahibi kimse, Allahın emirlerine uydu u için günah i lemez. Devletinin kanunlarına uydu u için suç i lemez. Vatanını, milletini, bayra ını sever. Herkese iyilik eder. Kimseye zararı dokunmaz. Din ve fen bilgilerini ö renerek insanlı ın saadeti için çalı ır.) Ben de takva sahibi olmayı seçtim. - Çok güzel yapmı sın. Be inciyi de söyle!.. - Be incisi, halka baktım, ba'zısı mal ve makam sevgisi yüzünden birbirine haset ve bu zediyorlar. Halbuki Kur'ân-ı kerîmde taksimatın ezelde sabit oldu unu ve bunu kimsenin de i tirme e gücünün yetmiyece ini bildi im için hiç kimseye haset etmedim. Hak teâlânın taksimatına razı oldum. Kimseye bu zetmeden helâlinden kazanma a çalı dım. - Ne iyi yapmı sın ve ne iyi söylüyorsun. Altıncısını da söyle! - Altıncısı, halka baktım, ba'zıları nefsânî garaz ve eytanî vesveseler yüzünden birbirine dü manlık ediyor. Halbuki Allahü teâlâ, " eytan sizin dü manınızdır." buyuruyor. eytanı kendime dü man bildim. Onun hilesine dü meme e çalı dım. Allahın emrine uyarak do ru yolda yürüme e gayret ettim. - Güzel etmi sin ey Hatim. Yedinciyi de söyle! - Yedincisi, halka baktım. Ba'zısı dünyevî ihtiyâçlarını kazanmak için nefsine esir dü erek haram ve üpheli eylerden kaçamıyorlar. Allahın benim de rızkımı tekeffül etti ini bildim. Bu bakımdan harama el uzatmadım. Rızkımın helâl yoldan gelmesine çalı dım. Yaratılı gayeme uygun olarak kulluk vazifeme devam ettim. - Güzel etmi sin. Sekizinciyi de söyle ey Hatim! - Sekizincisi, halka baktım. Kimi malına mülküne, kimi mesle ine, kimi san'atına, kirni bile ine güveniyor. Kimi diplomasına, kimi o luna kızına, kimi kendine bırakılan mirasa güveniyor. Hâsılı herkesin güvendi i bir ey vardır. Halbuki Kur'ân-ı kerîmde, tam bir tevekkül ile Allaha güvenip

dayanan kimseye Rabbimizin kâfi gelece i bildirilmektedir. Sebeplere sarılarak tam bir tevekkül ile Allaha itimat edip O'na güvendim. O bana kâfi gelir. O ne güzel bir vekildir. - En güzelini yapmı sın ey Hatim. Allah seni muvaffak etsin. Hakikaten dört kitapta mevcut olan ilim ve marifetin bu sekiz temel üzerinde bulundu unu gördüm. Bu sekiz usûl ile amel eden kimse dünya ve âhıret saadetini kazanmı olur. Allah seni mübarek kılsın ey Hatim. (Bu menkıbe, mâm-ı Gazali hazretlerinin (Eyyühel Veled kitabından) kısmen özet ve erhle alınmı tır.)

L M SAH PLER
Bildirilmi tir ki, bir kimse ilim sahibine giderse, ondan duyaca ı bilgileri ö renemese bile yedi ikrama kavu ur: 1— lim ö renenlerin faziletine nail olur. 2— lim sahibinin yanında kaldı ı sürece, günahlardan ve hatalardan salim kalmı tır. 3— Evinden çıkı ından itibaren, üzerine rahmet iner. 4— Âlimin yanında oturdu u zaman, âlimlere inen rahmetten kendisine de nasip olur. 5— Dinleyici oldu u sürece, kendisine iyilik yazılır. 6— Melekler, orada bulunanlardan memnun oldu u için, meleklerin ikramına da kavu ur. 7— Attı ı her adım günahlarına keffaret olur ve derecesi yükselip iyili i artar. Bundan ba ka Allahü teâlâ, ona yedi ikramda daha bulunur. 1— lim meclisinde bulunmayı ona sevdirir. 2— Âlime tâbi olanlara verilen ecir gibi ona da ecir verilir. 3— lim meclisindeki bir ki i ba ı lanırsa, di erleri de bunun efaatına kavu ur. 4— Fasıkların, kötülerin meclisine gitmekten kalbi so ur. 5— lim talebelerinin yoluna girmi olur. 6— Rabbimizin dünyadaki cenneti sayılan ilim meclisine girdi i için maddi geçimi güzel olur. Yine buyuruldu ki, âlimin yüzüne, Kâbeye ve Mushafa bakmak ibâdettir. O halde ilim meclisinin hiç bir faydası olmasa ve orada hiç konu ulmasa bile, akıllı kimseye dü en oraya gidip âlimin yüzüne bakması büyük bir ni'mettir. Dini sohbet yapılan bir meclis, binlerce kötü meclislerde bulunmanın günahına keffaret olur. Bir kimse, âhırette, dünyadaki sevdi i kimselerle birlikte olaca ı hadis-i erifle bildirilmi tir. O halde dünyada, sapık kimselerden kaçıp, hakiki din âlimleri ile beraber bulunmak, onları sevmek veya sevenleri sevmek, böyle kıymetli kitapların yayılmasına sebep olmak büyük ni'mettir, fırsatı kaçırmamak lâzımdır.

L M VE CEHALET
lim, do ruyu, iyiyi, güzeli bulma a yaradı ı gibi, cehalet de do ru yoldan çıkma a sebepdir. O halde ilim ö renmek, faideli ilim ö renmek lâzımdır. Çünki ilim ö renmek, kadın erkek, her müslümana farzdır. Hadis-i erifde buyuruldu ki: (Bir kimse, Din ilmi talebi ile bir yola dü erse, Allahü teâlâ, Cennet yollarından birini ona kolayla tırır.) lim, kuvvettir, koldur, Cennete giden bir yoldur. lim, gurbette, arkada , halvette sırda tır. lim, iki cihanda felahtır, dü mana kar ı silâhtır. nsan için hayadır, gözler için ziyadır. Din ilimi talebi için evinden çıkana melekler kanatlarını açar, ku lar, hayvanlar, balıklar ve bütün mâhlukat onun için dua ederler. Peygamberlik derecesinden üstün bir derece yoktur. (Alimler, peygamberlerin vârisleridir) hadis-i erifi, ilmin yüksek erefini göstermektedir. slâm dinini yaymak için ilim ö renirken ölen kimsenin Cennette peygamberlere ancak bir derece farkı oldu u hadis-i erifle bildirilmektedir. Buyuruldu ki: (Yâ alim ol, ya talebe, ya dinliyen ol, Sakın dördüncüsü olma, helak olursun.)

L M MECLÎS N N FAZ LET
Hadis-i erifde buyuruldu ki:

(Allahü teâlânın yer yüzünde gezen melekleri vardır. Dinden bahs eden bir topluluk gördükleri zaman arkada larını ça ırıp derler ki: — Gelin aradı ınız burdadır. Gelip rahmetle onları ku atırlar. Allahü teâlâ, meleklere sorar: — Kullarımı ne halde bıraktınız? — Sana hamd, tesbih ve zikr ediyorlardı. — Benden ne talep ediyorlardı? — Cenneti istiyorlardı. — Cenneti görmü ler mi? — Hayır görmediler. — Ya görselerdi, ne yaparlardı? — Cenneti görselerdi, daha çok isterlerdi. — Neden korkuyorlar, neden korunmak istiyorlar? — Cehennem ate inden... — Cehennem ate ini görmü ler mi? — Hayır görmediler. — Ya görselerdi? — Onu görselerdi daha fazla korkar, daha fazla kaçarlardı. — Ey meleklerim, sizi âhid tutuyorum. Ben onları ba ı ladım. Melekler dediler ki: — Onların içinde birisi ilim ö renmek veya ibâdet niyyetiyle de il, bir i için gelmi ti, o da mı afv edildi? Allahü teâlâ buyurdu: — (Onlar öyle bir cemaat ki, onlarla oturan kimse akî olmaz.) Yani kâfir olmaz. Hepsini afv ettim. O halde, bu büyük müjdeye kavu mak için, birkaç ki i bir araya geldi mi, mu'teber kitablardan zaruri din bilgilerini okumalı, faideli hizmet edebilmek için ne yapmak lazımsa ondan konu malı, sohbet etmelidir. Rivayet edilir ki Allahü teâlâ, insanları yaratmadan önce unları yazmı tır: (Bir kimse salihlerin amelini i lese, fakat kötü kimselerle arkada lık yapıp, onlarla dü üp kalksa, amellerini günah yazar o kötü kimselerle diriltirim. Bir kimse de kötü amel i lese, fakat salihlerle arkada lık etse, onları sevip sohbetlerinde bulunsa günahlarını iyili e çevirir, salihlerle ha rederim.)

Y -KÖTÜ SOHBETLER
Bildirilmi tir ki, on sınıf insanla oturanın, Allahü teâlâ tarafından on eyi artar. 1— Zenginlerle oturanın maddeye, dünyaya ra beti artar. 2— Fakirlerle oturanın ükrü ve takdire rızası artar. 3— Krallarla oturanın kalbi katıla ır, kibri artar. 4— Yabancı kadınlarla oturanın cehaleti ve hafifli i artar. 5— Mahalle çocukları ile oturanın alaya alınması artar. 6— Fâsıklarla (açıktan günah i liyenlerle) oturanın günaha meyli ve tevbeyi geciktirme huyu artar. 7— Sâlihlerle oturanın sevap i leme e, günahdan kaçma a meyli artar. 8— Alimlerle oturanın ilmi artar. 9— Bid'at ehliyle oturanın Ehl-i sünnete dü manlı ı artar. 10—Mücahidlerle oturanın cihad sevgisi artar. Denildi ki, üç çe it gülü , Allahü teâlânın gazabına sebep olur: Din sohbeti yapılan mecliste gülmek, cenazede ve mezarlıkta gülmek. Üç çe it uyku da yine gazâb-ı ilâhi'ye sebep olur: Din sohbeti yapılan mecliste, sohbetten rahatsız olup uyumak, Yatsı namazından evvel, sabah namazından sonra uyumak ve farz namazlarda uyumak. Bu tehditler bahsedilen yerlerde uyuma ı ve gülme i âdet hâline getirenler içindir. Musibet çe itleri: 1— lim meclisini, ya'ni din sohbeti yapılan meclisi kaçırmak. 2— lk tekbiri veya cemaati kaçırmak. 3— Hac için yola çıkıp da hacı olamamak. (Vehhabilere aldanıp Arafatda vakfeye duramayıp hacı olamamak.) 4--- Ehl-i sünnet kitapları mevcutken, 72 bid'at ehlinin kitaplarını okuyup onunla amel etmek.

5— Herhangi bir cihaddan mahrum kalmak. 6— yilerden, sâlihlerden uzak kalmak. 7— Çok yiyip, çok uyumak ve çok gülmek. 8— Sapık bir kimseyi dinde rehber sanarak, onun izinden gidip dünya ve âhiretini mahvetmek. 9— Sünnet i liyorum diyerek fitneye sebep olmak. 10— îîlere kanarak herhangi bir sahabiye dü manlık edip lanete müstehak olmak.

AL M N KIYMET
lim çok erefli olup, Hakka yakla ma vesilesidir. Bütün ilimlerin ba ı Allah korkusudur. Nitekim Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Ancak âlim olanlar Allah'dan korkar.) Allahü teâlâdan korkmanın alâmeti, ilmi arttıkça Allahdan korkmaktır. Peygamber aleyhisselâm "ilmimi artır" diye duada bulunmu tur. Alimin fazileti çok üstündür. Hadis-i erifde buyuruldu ki: (Bir kimse, bir âlimi sever, arada bir ziyaretine giderdi. Allahü teâlâ, bir mele i insan eklinde onun yoluna gönderdi. Melek sordu: — Nereye gidiyorsun? — Filân âlimi ziyarete gidiyorum. — Bir yakınlı ınız var mı! — Hayır yok. — Onunla görülecek bir dünya i in var mı? — Hayır yok. — O halde niçin gidiyorsun? — Onu seviyor, Allah rızası için ziyaretine gidiyorum. — Bilesin ki ben mele im. Sana müjde veriyorum. O âlimi sevdi in için Allahü teâlâ seni afv etti.) (Alimin yüzüne bir kerre bakmak, Allahü teâlâ katında gündüzleri oruç, geceleri namazla geçen altmı yıllık ibâdetten daha sevgilidir.) Âlimler hidayet yıldızlarıdır. Hadis-i erifde buyuruldu ki: (Lokman hazretleri, dedi ki, âlimlerle otur, hikmet sahiplerinin sözlerini dinle. Muhakkak ki, Allahü teâlâ bahar ya muru ile topra a hayat verdi i gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir.) Yine hadis-i erifde buyuruldu ki, bir âlim bir ehirden gelip geçse, âlimin o yere ayak basmasının hürmetine oradaki kabristanda yatanların kırk gün azabını Allahü teâlâ kaldırır. E er o âlime orada ikram edilirse, o mezarlıkdan kırk yıla kadar azâb kaldırılır. Âlim, ilmi ile âmil, ihlâs sahibi ve ehl-i sünnet itikadında olup, ilminden insanların istifâde etti i mübarek bir zâttır.

EVL YAYI TANIMAK
Allahü teâlâ "Sevdiklerimi insanların içinde saklarım, onları herkes tanıyamaz" buyurmu tur. Herkes tanıyamadı ına göre onları tanıyanlar da vardır. Tanımakta ölçü nedir? Kur'ân-ı Kerîmde bildirildi ine göre, kâfirler Peygamber aleyhisselâma inanmayıp bu nasıl peygamberdir, bizim gibi yiyip içiyor, sokaklarda geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine gelen melekleri biz de görürdük, yardımcıları olurdu. Rabbi para hazineleri gönderirdi, meyva bahçeleri ve çiftlikleri olurdu. Bol bol yerdi gibi sözler sarfetmi lerdir. Her erke in çalı ması farz oldu una göre, Enbiya ve evliyanın da çalı ması lâzımdır. Kitapların bildirdi ine göre, Adem aleyhisselâm çiftçilikle u ra mı dır. Nuh aleyhisselâm marangozluk, Davud aleyhisselâm ise demircilik yapmı dır. Süleyman aleyhisselâm zenbil yapmı , Peygamberimiz aleyhisselâm, koyun gütmü , ticaret ve cihad yapmı tır. Evliya-i kiram da çe itli meslek sahibi idiler. Dünya evliyadan hâli de ildir. Evliya bid'atlerden kaçar. Ehl-i sünnet itikadı üzeredir. Hocalarının silsile itibariyle Peygamber aleyhisselâma dayanması lâzımdır. (Bunlar mür idlerdir.) Hiç bir islâm büyü ünü kötülemez. mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: "Kalbinde zerre kadar dünya sevgisi olan kimseye Allahü teâlâyı tanımak nasip olmaz. Böyle seçilmi bir kimsenin zahiri bâtınından çok uzak ve ayrıdır. Bunun dünya i lerinden konu ması ve dünya i lerinin sebeplerine yapı ması kötü de ildir. Hattâ çok iyidir. Böylece kul haklarını yerine getirmekte ve insanlara faideli olmakta ve onlardan faidelenmektedir. Böyle

kimsenin bâtını zahirinden daha iyidir. Arpa pazarında bu day satanlar gibidir. Herkes onu kendileri gibi bu day pazarında arpa satıcısı görürler. Gönlü dünya iledir sanırlar.

L M, AMEL VE HLÂS
Büyük slâm âlimi mâm-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: "Sonsuz kurtulu a kavu abilmek için üç ey muhakkak lâzımdır: lim, amel, ihlâs." O'nun babasının hocası olan Abdulkuddûs hazretleri de buyurdu ki: "Vaktin kıymetini bil, gece gündüz ilim ö renme e çalı ! Her zaman abdestli bulun! Be vakt nemâzını dinimizin bildirdi i gibi kılma a çalı ! Bunları yapınca, dünyâda ve âhiretde, sayısız ni'metlere kavu ursun. lim ö renmek ibâdet yapmak içindir. Kıyamet günü i ten sorulacak, çok ilim ö rendin mi diye sorulmıyacaktır. i ve ibâdet de ihlâs elde etmek içindir. hlâs da, hakîkî ma'bûd ve kayıtsız artsız var olan sevgiliyi sevmek içindir." Yine mâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: ' ki ey sizde varsa hiç üzülmeyiniz! Biri, bu parlak dînin sahibine uymak, kincisi, dîni ö rendi iniz zâtın büyüklü üne inanmak ve onu sevmek. Allahü teâlâya sı ınınız ve Ona yalvarınız ki, bu iki büyük ni'metde gev eklik olmasın. Bu ikisi olunca, ba ka eylerin düzelmesi kolaydır." Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yaymak için, ya'nî bu yolda hizmet etmek için ilim art de ildir. lim amele vâsıta oldu u için kıymetlidir. lim yalnız ba ına kıymetli de ildir. Amelsiz veya ihlâssız ilim sahiblerini Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîminde merkebe benzetmektedir. Bunun için "Amelsiz ilim, vebaldir." buyurmu lardır. lim yalnız ba ına faideli olsaydı yetmi iki dalâlet fırkası meydana gelmezdi. Nitekim mâm-ı Rabbani hazretleri buyurmu tur ki: 'Cehenneme girecekleri bildirilen yetmi iki fırkanın reisleri, de din âlimi idi. limleri dalâletlerine sebeb oldu." bni Teymiyye de derin âlim idi. eytanın da ilmi çokdu. Ama ilimleri onları kurtaramadı. Bid'ât ehli, fâsık veya münafık, ilim sahibi olursa zararları daha fazla olmaktadır. Bu bakımdan, (Bid'ât ehlinin zararı, kâfirden daha fazladır.) buyurmu lardır! Günye-tüt-talibîn isimli kıymetli kitabta nakledilen hadis-i erifde, münafıkların, bid'at ehlinin ve sapıkların yüzüne gülen kimsenin Muhammed aleyhisselâma indirilen dini yıkaca ı bildirilmi tir. Eshâb-ı kiram zemânında fitneci münafıklar, slâmiyyeti yıkmak için korkunç hileler düzenlediler. Eshâb-ı Kiramın her biri çok yüksek ve ihlâsları büyük oldu u için kandırmaları mümkün de ildi. Dı arıdan gelen câhilleri kandırmaya çalı ırlardı. Görülüyor ki, ilim, ancak amel ve ihlâsla birlikte oldu u zaman i e yarıyor ve insanı tehlikelerden koruyup kurtulu unu sa lıyor. u halde yapılacak i ; ilim sahibi olmak, ilmiyle âmil olmak ve her amelini ihlâsla yapmak, yâ'ni her yaptı ı i i sırf, rızâ-ı ilâhî için yapmakdır.

KUR'ÂN-I KERÎM
Muhammed aleyhisselâmın mucizelerinden en büyü ü Kur'ân-ı Kerîmdir. Bugüne kadar gelen bütün âirler, edebiyatçılar Kur'ân-ı Kerîmin nazmında ve mânâsında âciz ve hayran kalmı lardır. Bir âyetin benzerini söyliyememi lerdir. cazı ve belagatı insarı sözüne benzemiyor. Ya'ni bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense îcazındaki ve mânasındaki güzellik bozuluyor. Bir kelimesi yerine ba ka bir kelime koymak için u ra anlar, koyacak bir tek kelime bile bulamamı lardır. Nazmı, Arap airlerinin iirlerine benzemiyor. Geçmi te olmu ve gelecekte olacak nice gizli eyleri haber vermektedir. itenler ve okuyanlar tadına doyamıyorlar, yorulsalar da usanmıyorlar, okuması ve i itmesi sıkıntıları giderdi i sayısız tecrübelerle anla ılmı tır. Nice azılı islâm dü manları, Kur'ân-ı Kerîmi dinlemekle, kalbleri yumu amı , imâna gelmi lerdir. slâm dü manlarından ve müslüman adını ta ıyan mezhepsizlerden Kur'ân-ı Kerîmi de i tirmeye, bozmaya ve benzerini söylemeye çalı anlar olmu ise de, hiçbiri arzularına kavu amamı tır. Tevrat, ncil ise insanlar tarafından her zaman de i tirilmi ve yine de i tirilmektedir. Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak güzel eyler ve iyi ahlâk ve insanlara üstünlük sa lıyan meziyetler ve Dünya ve Ahiret saadetine kavu turacak iyilikler ve varlıkların ba langıcı ve sonu hakkında bilgiler, insanlara faydalı ve zararlı olan eylerin hepsi, Kur'ân-ı Kerîmde bildirilmi tir. Semavi kitapların hepsinde, Tevrat'ta, Zebur'da, ncil'de bulunan ilimlerin hepsini ancak Allahü teâlâ bilir. Ço unu sevgili Peygamberine bildirmi tir. Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin bu ilimlerden ço unu bildiklerini haber vermi lerdir. Kur'ân-ı Kerimi okumak çok büyük bir ni'mettir. Allahü teâlâ bu ni'meti Habibinin hürmetine ümmetine ihsan etmi tir. Melekler, teganni edilmeden Kur'ân okunan yere

toplanıp dinlerler. Bütün tefsirler Kur'ân-ı Kerîmdeki ilmlerden pek azını bildirmektedir. Âhirette Muhammed Aleyhisselâm mimbere çıkıp Kur'ân okuyunca, dinleyenler bütün ilimleri ö renecekler ve sırlarını anlayacaklardır.

KURÂN-I KERÎME HÜRMET
Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimiz buyurdu ki: (Her kim be vakit farz namazda Kur'ân-ı Kerîm okursa, Hak teâlâ her harfine yüz sevâb verir. Her kim namazdan ba ka vakitlerde Kur'ân okursa, her harfine on sevâb verir. Her kim (Tegannisiz ve hürmetle okunan) Kur'ân-ı ayakta veya oturarak hürmetle dinlerse her harfine bir sevâb verir. Her kim Kur'ân-ı Kerîmi hatm eylese, o kulun duası Allah indinde kabul olur.) mâm-ı Gazali hazretleri (Kimyâ-yı Seâdet) kitabında buyuruyor ki: Kur'ân-ı kerîm okumasını ö renen kimseler, Kur'âna hürmet etmesini de ö renmelidir. Evvelâ günahlardan ve çirkin söz ve hareketlerden kaçınmalı, her hâlinde edebli olmalıdır. Böyle olmazsa, Kur'ân-ı kerîm ondan davacı olur. Yüce Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyuruyor ki: (Münafıkların ço u hafızlardan olacaktır.) Ebû Süleyman-ı Dârânî buyuruyor ki: Cehennem zebanileri, özü ve sözü bozuk olan hafızlara, puta tapan kâfirlerden daha evvel azâb edeceklerdir. Kur'ân-ı Kerim okurken on edeb lâzımdır: 1- Abdestli ve kıbleye kar ı okumalıdır. 2- A ır a ır ve mânâsını dü ünerek okumalıdır. 3- A layarak okumalıdır. 4- Her âyetin hakkını vermeli, yani azab âyetini okurken korkarak, rahmet âyetlerini heveslenerek, te bih âyetlerini te bih ederek okumalı. Kur'ân-ı Kerîmi okuma a ba larken Eûzü ve Besmele çekmelidir. 5- Namaz kılana mani oluyorsa, yava sesle okumalıdır. Mushafa bakarak okumak, ezber okumaktan daha çok sevabdır. Çünkü gözler de ibadet etmi olur. 6- Kur'ân-ı Kerîmi güzel sesle ve tecvid üzere okumalıdır. Harfleri, kelimeleri bozarak teganni etmek haramdır. Harfler bozulmazsa, mekruh olur. 7- Kur'ân-ı Kerîmi Allahü teâlânın kelâmı oldu u bilinerek okumalıdır. 8- Kur'ân-ı Kerîmi okumadan evvel, bunu söyleyen Allahü teâlânın büyüklü ünü dü ünmelidir. Kimin sözü söyleniyor, ne ehemmiyetli i yapılıyor, dü ünmelidir. Kur'ân-ı Kerîme dokunmak için temiz el lâzım oldu u gibi, onu okumak için de, temiz kalb lâzımdır. 9- Okurken ba ka eyler dü ünmemelidir. 10- Okurken biliyorsa mânâsını dü ünmelidir. Kur'ân-ı Kerîmin manâsını anlamak çok güçtür. Kur'ân-ı Kerîmin mânâsını u kimseler anlayamaz: 1- Arabî ilimleri iyi bilmeyen ve zahiri tefsiri okumayan, 2- Büyük bir günahı yapma a devam edenler veya ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı imân ve i'tikada uymayan bir i'tikada saplanıp, kalbi kararmı olanlar. Kur'ân-ı Kerîmi, mevlidi, ezan okuma ı, duâyı para kar ılı ı yapmak, bunlarda pazarlık etmek, alana da, verene de haramdır. Bunları Allah rızası için yapmalı, ayet hediyye olarak bir ey verilirse, bakmadan kabul etmelidir. Hediyye veren hasis olmamalı. Dünya i leri için çok verip, Allah rızası için az vermekten daha fena bahillik, hasislik olmaz.

KUR'AN-I KERÎM ANLAMAK
Herkes iyi olsa polise, jandarmaya lüzum kalmazdı. Kötü olmasa iyinin kıymeti nasıl bilinebilir? Kur'ân-ı Kerîm, o zamanki insanların arabî gramerlerine uygun olarak gelmi tir. Nazım halinde, ya'ni ölçülü iirler gibi düzgündür. Arabî lisanın incelikleri ile dolu oldu u için anlaması güçtür. Arabî lisanın inceliklerini bilenler bile, anlıyamamı , çok yerlerini Peygamber aleyhisselâma sormu lar, O da bu yerleri açıklamı tır. Bu açıklamalara hadis-i erif denir. Eshâb-ı kiram, Peygamber Efendimizden, i itip ö rendiklerini gençlere bildirmi lerdir. Zaman geçtikçe kalbler kararma a ba lamı tır. Yeni müslüman olan ba'zı kimseler, dini, asıl kayna ından ö reneyim diye Kur'ân-ı Kerîmden, kendi noksan akılları ve kısa görü leri ile ma'na çıkarma a kalkı mı lar, Peygamber Efendimizin bildirdiklerine uymayan eyler anlamı lardır. Yabancılar da bu bölünmeyi körüklemi , böylece 72 türlü bozuk inanı meydana çıkmı tır. Böylelerine (Bid'at ehli) denir. 72 bid'at fırkasında olanların hepsi muhakkak Cehenneme girecektir. Cehennemde sonsuz kalmıyacaklardır.

nanılması lâzım olan din bilgilerini ( 'tikat bilgilerini) Eshâb-ı Kiramdan do ru olarak ö renip kitaplara yazan büyük insanlara, (Ehl-i Sünnet âlimi) denir. Ehl-i sünnet âlimleri, Kur'ân-ı Kerîmin mânâsını, kendi akılları ile, kendi görü leri ile anlama a kalkı mamı , yalnız Eshâb-ı Kiramdan ö rendiklerine inanmı lardır. Kendi anladıklarına uymamı lardır. Bu suretle Peygamberimizin bildirdi i do ru yolu yazarak yayılmasını sa lamı lardır. Dünyada ve âhırette felâketlerden kurtulmak ve mes'ut ya amak için, önce ehli sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek ya'ni ö renip, hepsine inanmak lâzımdır. Sonra da haramlardan kaçarak, ibâdet edip sâlih müslüman olma a çalı malıdır.

MEVL D OKUMAK SEVÂBDIR
Memleketimizde çe itli vesilelerle mevlid okunmaktadır. Dü ünlerde, sünnet dü ünlerinde ve ölülerin ruhları için mevlidler okunmaktadır. nsanların ba'zısı bu mevlidlere iddetli kar ıdır. Bid'attır diyerek mevlid okunma a kar ı çıkıyorlar. Çe itli gazeteler, çe itli eyler yazıp çiziyorlar. Bu hususta ve bütün dini hususlarda bizim söz söyleme e yetkimiz yoktur. Ancak mu'teber kitaplardan nakil yapabiliriz. Herhangi bir dinî suale verilen cevap mu'teber kitaplara dayanmıyorsa hiç kıymeti yoktur. Bugüne kadar da bizim yazdıklarımızın hepsi nakle istinat etmi tir. Ancak kaynak vermek makalede uzun yer kaplıyaca ı için mahzuru vardır yoktur gibi kısa cevaplarla iktifa edilmi tir. htilaflı konularda kaynak göstermek gerekir. Mevlid okumak bid'at mıdır, de il midir, mu'teber kaynaklara dayanarak cevap vermek lâzımdır. Bid'at kelimesi de çe itli insanlara göre çe itli ekilde anla ılmaktadır. Ba'zıları çok ileri giderek yeni çıkan her eye bid'at damgasını vurmakta, kullanılmasını mahzurlu görmektedir. Bütün bunlar dinimizin iyi bilinmemesinden ileri gelmektedir. Hadis-i erifte, ilim mü' minin kaybetmi malı oldu u, nerede bulursa alması gerekti i bildirilmi tir. (Dedem bunu kullanmıyordu. Ben de kullanmam) demek dinimize aykırıdır. Her sahada ilerlememiz dinimizin emridir. Dü manlara kar ı en modern harb vâsıtalarına sahip olmak dinimizin mühim emirlerinden biridir. Hadis-i erifte her bid'atın sapıklık oldu u buyurulmu tur. Buradaki bid'at, ibâdetlerde yapılan de i iklik demektir. Meselâ sabah namazının farzını üç, ak am namazının farzını iki re'kat olarak kılmak bid'attır. Adetlerde olan de i iklikleri, yasaklanan bid'at sınıfına dahil etmek dini bilmemek demektir. Meselâ uça a binmek, kravat takmak bid'at ve günah de ildir. Mevlid, do um zamanı demektir. Peygamberimizin do um günü, bütün müslümanların bayramıdır. Mevlid kandillerinde okunan mevlid kasidelerine bid'at demek büyük hatâdır. Mevlid kasidesi Peygamberimizi öven güzel manzumelerdir. Hiç bir islâm âlimi buna bid'at dememi tir. Mevlidin kendisi ve okunması bid'at de ildir. Mevlid okunurken günah i lenirse, dine aykırı toplantılar yapılırsa bunları önleme e çalı malıdır. Meselâ Mevlidi pazarlık yaparak para ile okumamalıdır. Mevlid-i Nebevi okunurken günah i lenirse, mevlid okuma ı de il, i lenen günahları önleme e çalı malıdır. Mevlid okumanın caiz ve sevâb oldu u (Behcet-ül fetâvâ) kitabında uzun yazılıdır. Yusuf-i Nebhani'nin (Huccetullahi alel'âlemin...) kitabının 233. sayfasında, (En ni'metül kübra alel âlem fi mevlid-i seyyid-i veled-i âdem) kitabında ve (El besair li münkirit-tevessüli biehlil mekabir) kitabının sonunda mevlid okumanın me ru oldu u isbat edilmektedir. u halde, yapılacak i , namaz kılarken, mevlid okurken, günah i lememe e dikkat etmekdir.

TEGANN NED R?
Berika kitabında bildirildi ine göre "teganni ederek, ya'nî musikî perdelerine uyarak ezan okumak büyük günahtır. Kur' ân-ı kerîmi ve duaları böyle teganni ile okumak haramdır. Güzel okumak Allahü teâlâdan korkarak, tecvid ilmine uyarak okumak demektir. Yoksa harfleri kelimeleri de i tirerek, ma' nayı, nazmı bozarak teganni etmek haramdır. Kur'ân-ı kerîmi ve ezanı, sesi yükseltip alçaltarak okumak hadis-i erifle men edilmi tir." Teganni, musikî perdelerine uymak için harfleri uzatmak demektir. Meselâ (Rabbena lekelhamd) demek ma'nayı bozar. Çünkü Rab, üvey baba demek olup, (Allahımıza hamdederiz) yerine (Üvey babamıza hamdederiz) denmi oluyor. Ebüssu'ud Efendi fetvasında buyuruyor ki: ( mam, ameli kesir oluncaya kadar teganni ederse, yahut üç harf ziyade ederse, namaz bozulur. Tegannî ırlamaktır. Ya'ni tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır.) Tegannî ile okunan ezanı, Kur'ân-ı kerîmi ve mevlidleri dinlemek günahtır. Kelimeleri bozmadan tegannî etmek, ya'ni sesi bozmadan tecvid ilmine uygun okumak iyidir, mahzuru yoktur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( lk tegannî eden eytandır.)

(Kur'ân-ı kerîmi arab ivesi ile, onların sesi ile okuyunuz! Fâsıklar, arkıcılar gibi okumayınız?) (Kur'ân-ı kerîm okuyan çok kimse vardır ki, Kur'ân-ı kerîm onlara lanet eder.) Bu hadis-i erifler, Kur'ân-ı kerîmi istenildi i gibi okumayan, para ile, musikî ile mevlid okuyan hafızların hâlini bildirmektedir. ( ir'at-ül-islâm) erhinde diyor ki: (Kur'ân-ı kerîmi arkı söyler gibi okumak, bid'atlerin en çirkini, en kötüsüdür.) Kur'ân-ı kerimi, mevlidi ve ezanı, musikî ile, tegannî ederek okumak da, ma'nasını bozarak zararlı olmaktadır. Meselâ (Allahü ekber) denecek yerde sesi uzatarak (Aaaallahü ekber) eklinde okununca ma'nası de i iyor. Allah büyüktür yerine, (Acaba Allah büyük müdür?) ma'nası çıkıyor. (Dürr-ül-müntekâ) kitabında buyuruyor ki: (Kur'ân-ı kerîmi ve ezanı tegannî ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhaneddin-i Merginanî buyurdu ki: Kur'ân-ı kerîmi tegannî ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider.) bnî Âbidîn, (Dürr-ül muhtar) kitabını erh ederken buyuruyor ki: (Tegannî eden hafıza, ne güzel okudun diyenin imanı . gider, demi lerdir. Ancak sesi, sedası, Kur'ân-ı Kerîm okuması güzel demek isteyen elbette kâfir olmaz.) Bazı kimselerin evlerde ve camilerde tegannî ile ilâhi okuyarak ehvetleri tahrik etmeleri daha büyük günahtır. Bunları dinleyenler de günaha girer. Zaruret olmadıkça böyle kimseleri dinlemek do ru de ildir. Cambazın ipte oynayıp dü mesine sebep olan seyirciler de günaha girer. Tegannî ile mevlid vesaire okuyan hafızı dinleyen olmasa, o da okumaz.

KEL ME- TEVH D N FAZ LET
mâm-ı Rabbani hazretleri Mektûbatta buyuruyor ki: (La ilahe illallah, mâbudiyete hakkı olan, yalnız Aliahü teâlâdır. eriki, orta ı ve benzeri yoktur. Vâcib-ül vücuddur. Noksanlık ve yaratılmak sıfatları, alâmetleri O'nda yoktur. Bu kelimei tayyibeyi, tekrar tekrar söylemekle, vâcibül vücudun Allah'dan ba kası olmadı ı ve ondan ba kasının ibâdete hakkı bulunmadı ı bildirilir.) Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Yedi kat göklerin ve bunlarda bulunanların ve yedi kat yerin hepsi, la ilahe illallah kelimesi ile ölçülse, bu kelimenin sevabı daha çok olur.) (Her kim cân-ü gönülden hâlisen, muhlisen bir kerre kelime-i tevhid söylese, Hak teâlâ hazretleri, o kimseye Cennet-i âlâda dört bin derece ihsan eder ve dört bin günahını ba ı lar. (Dört bin günahı yoksa), ehlinin, evlâdının ve akrabalarının günahlarından ba ı lanır. (Mah er günü, bir ki i gelecek, 99 defteri olup, her bir defterin sathı, göz gördü ü kadar geni tir. Hiç birinde iyili i olmayıp yalnız o kimsenin dünyada söyledi i bir kelime-i tevhid bulunur. O 99 defter, terazinin bir kefesine ve bir kelime-i tevhidi di er bir kefesine koyarlar. Kelime-i tevhid tarafı a ır gelir.) (Allahü teâlâyı anmanın en faziletlisi La ilahe illallahdır, duanın en faziletlisi elhamdülillahtır.) (Benim ve benden önceki peygamberlerin dedi i en üstün ey, la ilahe illallahtır.) (Sabah ak am la ilahe illallah diyen bir kimsenin bu tevhidleri birle erek hatalarını kırıp geçirirler. Bununla Allahü teâlâ katında bir ahd olur ki bu ahd tevhiddir.) (Gecenin veya gündüzün bir saatinde, la ilahe illallah diyen kimsenin sahifesinde bulunan kötülükler silinir, bunların yerine o kadar sevap yazılır.) (La ilahe illallah Cennetin anahtarıdır.) (La ilahe illallah diyen, dedi inde sâdık ise, yer yüzündeki topraklar kadar günahı da olsa afvedilir.) ( hlâs ile la ilahe illallah diyen Cennete girer.) Yine Mektûbat-ı Rabbâni'de buyuruluyor ki: Allahü teâlânın gazabını söndürmek için kelime-i tevhidden daha faideli hiçbir ey yoktur. Hadis-i erifte la ilahe illallah diyen kimsenin cennete girece i bildirilmi tir. yi dü ünemeyenler buna a ar. Bir söz ile cennete girmek nasıl olur derler. Bunlar bu kelime-i tayyibenin bereketlerini bilmiyorlar. Bu kelimeyi bir kerre söylemek sebebi ile bütün âlemi afvedip cennete koysalar yerinde olur. Hele bu kelime-i tayyibeye (Muhammedün resülullah) kelime-i mukaddeseyi de ekleyip tebli , tevhid ile birle tirilirse bütün kemâlat bir araya getirilmi olur. Ey Allahımız, bizi bu güzel kelimenin faidelerinden mahrum bırakma! Bizi bu kelimeden ayırma! Bu kelimeyi tasdik edici oldu umuz halde canımızı al! Kıyamet günü bizleri bu kelimeyi tasdik edenler arasında bulundur! Bu kelime hürmetine ve bu kelimeyi bildiren peygamberler hürmetine bizleri Cennete sok!

SALEVAT-I ER FEN N FAZ LET
Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Vefatımdan sonra, kim bana salat-ü selâm gönderirse, Cebrail aleyhisselâm bana der ki: — Ya Resulallah, ümmetinden falan kimsenin sana selâmı var, Cevap olarak derim ki: — Benden de ona selâm olsun. Allahü teâlânın rahmet ve bereketi onun üzerine olsun.) Hazret-i Ömer buyurdu: (Dua, sema ile yer arasında tutulur. Ta ki Peygamberimize salevat getirinceye kadar duası yukarı çıkmaz.) Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Her kim günde yüz defa, salevât-ı erife okursa, kıyamet gününde güne in sıcaklı ından kurtulup, ar ın gölgesi altında benimle beraberdir. Ve her kim benim için bir salevat-ı erife getirirse, rahmet melekleri onun günahlarının afvedilmesi için dua ve isti far ederler.) (Yanında ismim anılıp da, üzerime salevât-ı erife getirmeyenlere yazıklar olsun. Bir de, Ramazan-ı erife kavu up onu razı etmeyen ve ana babasının birine veya ikisine kavu up da, onların rızalarını almayanlara da yazıklar olsun.) (Bana salevat okumayan, Cennetin yolunu bulamaz.) (Bana salevat okuyun. Çünkü salevat, günahlar için ma firettir.) (Bir kimse bana bir salevat okursa, Allahü teâlâ ona on rahmet verir, on hatasını afveder.) (Sizin en iyiniz, bana en çok salevat getireninizdir.) (Bir kimse yazdı ı bir eyde, bana da salevat yazarsa, benim ismim o kitapta kaldı ı müddetçe, melekler onun için isti far ederler.) (Cum'a günleri bana çok salevat getirin.) (Bir kimse bana salat ve selâm getirdi i zaman, Allahü teâlâ, ruhumu iade eder ve ben Onun selâmını alırım.) (Yeryüzünde seyahat eden melekler, ümmetimin selâmını bana tebli ederler.) Süfyan-ı Sevri hazretleri anlatır: Kâbeyi tavaf ediyordum. Bir kimseyi gördüm, her adımda salevât okuyordu. Ona dedim ki: — Sen tesbihi ve tehlili bırakıp hep salevât okuyorsun. Her yerde okunacak dua var. Neden hep salevât okuyorsun? — O kimse bana dedi ki: — Allah seni ma firet etsin, sen kimsin ki? — Ben Süfyan-ı Sevriyim. . — O... me hur birisisin. Tanınmayan birisi olsaydın halimi sana anlatmazdım. Fakat sen âlim bir kimse oldu un için anlatmakta faide olabilir. — Anlat bakalım! — Babamla Beytullaha hacı olmak üzere yola çıkmı tık. Yolda babam hastalandı. Onu tedavi etmek için epey u ra tım. Me gul olurken babam vefat etti. Baktım, ölünce yüzü karardı. Yüzünü kapattım. Yanında uyuya kalmı ım. Rü'yâmda öyle bir kimse gördüm ki, dünyada ondan daha güzel yüzlüsünü görmemi tim. Çok güzel kokuyordu. Babamın yanına geldi. Yüzündeki örtüyü kaldırdı. Elini babamın yüzüne sürdü. Babamın siyah yüzü nurlandı, bembeyaz oldu. Bu güzel yüzlü kimseye dedim ki: — Ey mübarek insan sen kimsin? Bu garip yerde babamın imdadına yeti tin? O kimse öyle dedi: — Beni tanımadın mı? Ben Allahü teâlânın Resulüyüm. Kur' ân-ı Kerîm bana nazil oldu. Baban, ömrünü bo a harcadı. Fakat bana çok salevât okurdu, vefatından sonra benden yardım istedi. Ben ise çok salevât okuyanların yardımcısıyım. Uyanınca babamın yüzü rü'yâda gördü üm gibi bembeyaz olmu tu. te bu yüzden her yerde Peygamberimize salevât okuyorum.

ST

FAR

Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Günah i leyen biri, pi man olur, abdest alıp namaz kılar ve günâhı için isti far ederse, Allahü teâlâ, o günahı elbette afv eder.) (Kıyamette, amel defterlerinde çok isti far bulunanlara müjdeler olsun.)

Günah kulun yanında küçük ve kıymetsiz görülünce, Allahü teâlâ katında büyük olur. Kul küçük günahı büyük gördü ü zaman, o günah, Allahü teâlâ katında küçülür. Mü' min, imân ve ma'rifet sebebiyle, bütün küçük günahları büyük görür. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mü'min, günahını da gibi görüp, kendi üzerine dü ece inden korkar. Münafık, günahını burnunun üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür.) Ke ke her i ledi im günah bunun gibi olsa diyerek günahını küçük görenlerin günahları afvedilmeyebilir. Çünkü günahı küçük görmek imânın zayıflı ından ve Allahü teâlânın azamet ve celâline ait ma'rifetin azlı ındandır. Nitekim Allahü teâlâ, ba'zı Peygamberlere, hediyyenin azlı ına de il, hediyye eden zâtın ânının azametine bakılmasını vahy ve ilham etmi tir. îr'at-ül slâm'da buyuruluyor ki: Her i te ve bütün hallerde isti fara devam etmelidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: sti far ederken (Seyyidil sti far) denilen isti farı tercih etmelidir. Zira bu isti farı inanarak gündüz okuyan kimse gece olmadan ölürse yine Cennetlik olur. Allahü teâlâyı tanıyan kimse, küçük günahları büyük ve tehlikeli görür. Çünkü Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde gizlidir. Her günahtan kaçarak isti fara devam etmelidir. Çünkü devamlı ve az olan amel, devamsız çok olan amelden makbuldür.

ST

FARIN EHEMM YET

mâm-ı Rabbani hazretlerinin, faideli ilimler hazinesi MEKTÛBÂT kitabındaki hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Günah i leyen biri, pi man olur, abdest alıp namaz kılar ve günâhı için isti far ederse Allahü teâlâ, o günahı elbette afv eder.) (Kıyamette, amel defterinde çok isti far bulunanlara müjdeler olsun.) Birçok mu'teber kitaplardan derlenen Seâdet-i Ebediyye kitabında, Ehl-i sünnet itikadında olmak, kul haklarını ve kazaya kalan farzlarını ödemek ve haramlardan vazgeçmek artı ile Cum'a günü sabah namazından önce, a a ıdaki duayı okuyanın bütün günahlarının afvedilece i hadis-i erifle bildirilmektedir. Düâ udur: (Esta firullahel'azîm ellezi la ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh). (Sıkıntısı olan kimse çok isti far okusun!) ir'atül slam'da buyuruluyor ki: Her i te ve bütün hallerde isti fara devam etmelidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Her hastalı ın bir ilâcı vardır. Günahların ilâcı da isti fardır.) (Sabah ve ak am günde iki defa isti far etmeyen kimse, nefsine zulm etmi olur.) (Küçük günahlarda ısrar edilirse küçük kalmaz. Büyük günahlara isti far edilirse büyük kalmaz.) ( sti far eden kimse, günde yetmi kerre aynı günahı i lese de ısrar etmi sayılmaz.) ( sti farı kendisine lâzım bilen kimseyi, Allahü teâlâ darlıktan kurtarır, üzüntüsünü giderir, ummadı ı yerden onu rızıklandırır.) (Hazret-i Huzeyfe (radıyallahü anh), çoluk çocu unu idarede çok üzülürdü. Halini Peygamber aleyhisselâma arz edince. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Ey Huzeyfe nerdesin? Neden isti far etmiyorsun. Ben günde yüz kerre isti far ederim. Ümmetimin seçilmi leri, iyi bir eyle kar ıla tıklarında sevinirler, kötülükle kar ıla tıklarında hemen isti far ederler.) Hasan-i Basrî hazretlerine birisi kıtlıktan ikâyet etti. Ba ka birisi fakirlikten, di er birisi de çocu unun olmadı ından ikâyette bulundu. Hepsine de isti far etmesini tavsiye etti. Daha ba ka insanlar da çe itli konularda suâl ettiler. Onlara da isti far etmelerini tavsiye etti. Sebebini sorduklarında, Nisa Sûresi onuncu âyet-i kerimesini okudu. Bu âyet-i kerimede isti far edenlerin çe itli ni'metlere kavu aca ı, rızklarının artaca ı, evlât sahibi olaca ı, Cenâb-ı Hakkın kendilerine yardım edece i buyurulmaktadır. Eshâb-ı Kiramdan bir zat, çocu u olmayan birisine isti fara devam etmesini söyledi. O kimse günde yedi yüz kerre isti far ederdi. Nihayet bu ahsın on çocu u oldu.

DUANIN EHEMM YET VE EDEBLER
mâm-ı Rabbani hazretleri, faideli ilimler hazinesi Mektûbât'ında buyuruyor ki: Düâ, kazayı, belâyı def eder. Hadis-i erifte (Kaza, ancak ve yalnız düâ ile durdurulur.) buyuruldu.

Yalvararak, a lıyarak ve sı ınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan afv ve afiyet dilemelidir. Kalbde üzüntü olunca gidermek için tevbe ve isti far etmelidir. Dert ve belâlar gelince, Allahü teâlâya sı ınmalı, afiyet vermesi, kurtarması için düâ etmeli, Ona yalvarmalıdır. Allahü teâlâ, düâ edenleri, sıhhat ve selâmet istiyenleri sever. Mü'min sûresinde. (Düâ ediniz! Duanızı kabul ederim.) buyurdu. Sayısız mu'teber eserlerden derlenen Seâdet-i Ebediyye kitabında buyuruluyor ki: Resûlullahı vesile kılarak düâ etmek güzel olur. Evliyayı ve sâlihleri de vesile ederek düâ etmelidir. (Düâ etmiyen arzusuna kavu amaz.) buyurulmu tur. Allahü teâlâ'nın rahmet kapısı, (rahmetin çıkı kapısı) her zaman açık ise de, giri kapısı olan kalbler, herkesde açık de ildir. Bunun açılması için düâ etmelidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen düâ kabul olmaz.) (Namazı özürsüz kılmayanların duaları kabul olmaz.) (Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan düâ kabul olunur.) Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri Peygamber aleyhisselâma dedi ki: — Ya Resûlallah, düâ buyurda, Allahü teâlâ, benim hep duamı kabul etsin. Cevâbında buyurdular ki: — Duanızın kabul olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp düâ ederler. Böyle düâ nasıl kabul olunur? yi amel edip duası kabul olan kimsenin Levh-i mahfuzdaki kazası de i ir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kader, tedbir ile, sakınmakla de i mez. Fakat kabul olan düâ, o belâ gelirken korur.) Duanın belâyı def etmesi de, kaza ve kaderdendir. Kalkan oka siper oldu u gibi, düâ da, Allahü teâlânın merhametinin gelmesine sebeptir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kaza-i muallâkı, duadan ba ka hiç bir ey de i tirmez. Ömrü, yalnız ihsan, iyilik arttırır.) Haram i liyenin ve kalbi gafil olanın duası kabul olmaz. Dua, istemek demektir. Aç bir kimsenin i tahlı oldu u bir vakitte, yiyecek istemesi gibidir. Peygamber aleyhisselâmı vesile kılarak dua etmek güzel olur. Bunun gibi di er enbiyayı ve salihleri vesile ederek dua etmenin caiz oldu unu hadîs-i erifler göstermektedir. Peygamber aleyhisselâm "Ya Rabbi, senden isteyip de verdi in kimselerin hatırı için, senden istiyorum." diyerek dua eder ve böyle dua edilmesini emrederdi. Allahü teâlâ, kendisine dua edip, boyun bükenleri, yalvarıp, sızlayanları sever. Biz dua etmekle emrolunduk. Belâların, sıkıntıların gitmesi için dua edilmelidir. Afv ve afiyet için yalvarmalıdır. Dua ile, sadaka ile, salih amel ile ömür uzar. (Sadakayı isteyene de il, isteyemiyen fakirlere vermelidir.) Duanın, mü'minlerin silahı ve ibâdetin özü oldu u hadîs-i erifte bildirilmi tir. Duada unlara dikkat etmelidir. l— Kıymetli vakitlerde dua etme e gayret etmelidir. Cuma günü ve gecesi, ezan vakti, ezan ve ikamet arası, her günün seher vakti, gecenin ikinci yarısı, Receb'in ilk gecesi, aban'ın onbe inci gecesi, Bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı, her günün zeval vakti, Cum'a günü ö le ile ikindi arası kıymetli vakitlerdir. Bu vakitleri ganimet bilmelidir. 2— Kıymetli halleri gözetlemelidir. Hastalık hali, aile ve vatanından uzak kalındı ı zaman, farz namazlardan sonra, hlâs sûresi okunduktan sonra, Ya mur ya arken, dü manla kar ı kar ıya gelince, oruçlu oldu u zaman, kalbinde incelik hissetti i zamanlarda dua etmelidir. Çünkü kalbdeki incelik rahmet kapısının açık oldu una i arettir. 3— Yalvararak dua etmelidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: "Gafil olan kalb ile yapılan dua makbul de ildir." 4— Kıbleye dönüp önce kendisi için, sonra bütün mü' minler için dua etmeli. Duada, ihtiyacı olmayan eyi istemek edebe aykırıdır. 5— Ehl-i sünnet itikadında olmalı, ihlâs ile tevbe etmeli, bütün günahlardan vazgeçmeli ve kalbini tamamen Allahü teâlâya vermelidir. Çünkü reddedilen duaların ço u, kalbin gafletinden ve günahların zulmetindedir. Hadis-i eriflerde buyruldu ki: "Dualarınızın kabul olması için halâl lokma yiyiniz." "Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır, sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul edilir?" "On liralık elbisenin, bir lirası haram olsa, o elbise ile kılınan namazlar kabul edilmez." " bâdet on kısımdır, dokuz kısmı halâl kazanmaktır."

CUM'ANIN FAZ LET
slâm âlimlerinin kıymetli eserlerinden süzülerek hazırlanan ve böylece faideli ilimler hazinesi hâline gelen, günümüzün yegâne kıymetli eseri Seâdet-i Ebediyye'de, buyuruluyor ki:

Allahü teâlâ, Cum'a gününü müslümânlara mahsûs kılmı tır. Cum'a sûresi sonunda buyurdu ki, (Ey imân etmekle ereflenen kullarım! Cum'a günü, ö le ezanı okundu u zeman, hutbe dinlemek ve Cum'a nemâzı kılmak için cami'e ko unuz. Alı -veri i bırakınız! Cum'a nemâzı ve hutbe size, ba ka i lerinizden daha fâidelidir. Cum'a nemâzını kıldıktan sonra, cami'den çıkar, dünyâ i lerinizi yapmak için da ılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızk bekliyerek çalı ırsınız. Allahü teâlâyı çok hatırlayınız ki, kurtulabilesiniz!) Nemâzdan sonra, istiyen i ine gider çalı ır. stiyen, câmi'de kalıp nemâz, Kur'ân-ı Kerîm, düâ ile me gul olur. Nemâz vakti alı -veri ahihdir. Fakat, günâhdır. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Bir müslüman, Cum'a günü gusl abdesti alıp, Cum'a namazına giderse, bir haftalık günâhları afv olur ve her adımı için sevâb verilir.) Bir hadîs-i erifde buyurdu ki, (Günlerin en kıymetlisi Cum'adır. Cum'a günü, bayram günlerinden ve a ure gününden daha kıymetlidir. Cum'a, dünyâda ve Cennetde mü'minlerin bayramıdır.) Bir hadîs-i erifte (Cum'a nemâzı kılmıyanların kalblerini, Allahü teâlâ mühürler. Gafil olurlar) buyurdu. Bir hadîs-i erifte (Bir kimse, mani yok iken, üç Cum'a nemâzı kılmazsa, Allahü teâlâ kalbini mühürler. Ya'nî, iyilik yapmaz olur) buyurdu. Özrü yok iken, birbiri arkasında üç Cum'a nemâzına gitmiyen kimse münafık olur. Ebû Alî Dekkak ölürken üç ey nasihat eyledi: (Cum'a günü gusl abdesti alınız! Her ak am abdestli olarak yatınız! Her hâlinizde, Allahü teâlâyı hatırlayınız!) Bir hadis-i erîfde (Cum'a günlerinde bir ân vardır ki, mü' minin o ânda etti i düâ red olmaz) buyuruldu. Ba'zıları, bu ân, ikindi ile ak am zemanı arasındadır dedi. Bir hadîs-i erîfde buyuruldu ki, (Cum'a günü sabah nemâzından önce, Estagfirullahel'azîm ellezî la ilahe illâ hüvel hayyelkayyûme ve etûbü ileyh okursa, bütün günahları afv olur). (Kul haklarını ve kazaya kalan farzları ödemek ve haramlardan vaz geçmek arttır). Bir hadîs-i erîfde (Cum'a nemâzından sonra, yedi defa Ihlâs ve Mu'avvezeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, belâdan ve kötü i lerden korur). Cum'a günü yapılan ibâdetlere, ba ka günde yapılanların, en az, iki katı sevâb verilir. Cum'a günü i lenen günâhlar da, iki kat yazılır. Bir hadîs-i erîfde buyuruldu ki: Cumartesi günleri yehûdîlere, pazar günleri nasârâya verildi i gibi, Cum'a günü, müslümânlara verildi. Bu gün, müslümânlara hayr, bereket, iyilik vardır). Yine aynı eserde bni Âbidinden alınarak buyuruluyor ki: Cum'a günü, ruhlar toplanır ve birbirleri ile tanı ırlar. Kabrler ziyaret edilir. Bugün kabr azâbları durdurulur. Mü' minin azabı artık ba lamaz. Kâfirin Cum'a ve Ramezânda yapılmamak üzere, kıyamete kadar sürer. Bu gün ve gecesinde ölen mü'minler kabr azabı hiç görmez. Cehennem, Cum'a günü çok sıcak olmaz, Âdem "aleyhisselâm" Cum'a günü yaratıldı. Cum'a günü, Cennetden çıkarıldı. Cennetdekiler, Allahü teâlâyı Cum'a günleri göreceklerdir. Kimyâ-i Saadette buyuruluyor ki: Cum'a günü a a ıdaki edeblere riayet edilmelidir: 1— Cum'ayı kalb ve i ile Per embe'den kar ılamalıdır. 2— Cum'a günü gusül abdesti almalıdır. Mühim bir sünnettir. Medine halkı, bir kimseye kızdı ı zaman (Cum'a günü gusl abdesti almayandan betersin) derlerdi. 3— Süslü, temiz ve güzel elbiseler giyerek camiye gitmelidir. 4— Mümkünse camiye erken gitmelidir. 5— Geç gelmi se, insanları rahatsız ederek ileri geçmemelidir. 6— Namaz kılanın önünden geçmemelidir. 7— lk safta olma a gayret etmelidir. Ancak altın yüzük takan veya buna benzer günah i leyen kimseler varsa, o saftan uzak durmak iyi olur. Çünkü, bile bile günah i lenen yerde durmak caiz de ildir. 8— Hatip hutbeye çıkınca konu mamalıdır. 9— Sabahleyin ilim meclisinde bulunmalıdır. lim meclisi bulunmazsa kendisi ilmi kitaplar okumalıdır. Meselâ Mektûbât veya Seadet'i Ebediyyeyi okumalıdır. Çünki, hadîs-i erîfde bu i in bin rek'at namazdan daha üstün oldu u bildirilmi tir. 10— Bugün çok salevât okumalıdır. Çünki hadîs-i erifte buyuruldu ki: (Bugün benim üzerime seksen salevât okuyanın seksen senelik günahı affedilir.) Eve huzur, daimi sa'adetsin nsanlı ı mutlulu a davetsin Bu zamanda zor bulunur kıymetsin Yolu güzel, izi güzel Türkiyem.

Kıymetini kadrini bilen bilir . Okuyanlar senden çok eyler alır Almayanlar yazık pek mahrum kalır Okunurken hazzı güzel Türkiyem.

NC LDEK ELL B N HATA
Memleketimizde de faaliyette bulunan, Hıristiyanlı ı yayma a çalı anlardan biri de kendilerine "Yahova ahidi" denilen misyonerlerdir. Pakistanlı ilim adamı Ahmed Deedat diyor ki: Bir gün evde otururken kibar tavırlı, güler yüzlü, tatlı dilli bir genç kapıyı çaldı. Kartvizitini uzatınca, misyoner Yahova ahitler'inden biri oldu unu anladım. Gayet nazik dedi ki: — Biz her eyden önce do ru yoldan çıkmı , sizin gibi kültürlü insanları hak din olan Hıristiyanlı a ça ırmak için görev aldık. Size Allah sözü olan ncilden bahisleri muhtevi güzel kitaplar getirdim. Okuyunuz, dü ününüz, kararınızı veriniz! Eve ça ırdım. Beraber kahve içtik. Sonra kendisine sordum: — Siz ncil'i Allah kelâmı olarak kabul ediyorsunuz, de il mi? — Muhakkak. — O halde ncil'de hiçbir hata yoktur de il mi? — Olamaz. Kendisine Amerika'da inti ar eden AWAKE mecmuasını gösterdim. Bir makalesinde, me erse ncil'de 50.000 hata varmı diye uzun uzun bahsediyordu. — Buna ne dersiniz? Bu mecmuayı müslümanlar çıkarmıyor. Sizin elinizden, sizden biri tarafından çıkarılıyor. Adamca ız birden a ırdı: — u mecmuayı verin bir de ben okuyayım. Okudukça rengi de i iyordu. a ırıp kalmı tı. Nihayet verebilece i cevabı buldu: — Bakın! Bu mecmua 1957'de basılmı . Sene 1980. Aradan 23 sene geçti. Herhalde bu arada hatalar bulunmu ve tashih edilmi tir. Ben so ukkanlılıkla: — Peki ama acaba 50.000 hatadan kaç bini düzeltildi? Düzeltilen hatalar hangileridir? Nasıl düzeltilmi tir? Bunlar hakkında bana bilgi verebilir misiniz? Ba ını öne e di: — Maateessüf bunu yapamam. lâve ettim: — Aziz dostum, içinde 50.000 hata bulunan, ikide birde de i tirilen veya düzeltilen bir kitabın Allah'ın kitabı oldu una nasıl inanırım? Bizim, Allahın kitabı olarak inandı ımız Kur'ânın de il bir kelimesi, bir harfi bile bugüne kadar de i memi tir. çinde tek hata yoktur. Siz beni hidayete eri tirmek istiyorsunuz ama rehberiniz olan ncil hatalı, seçti iniz yol karanlıktır. Bunu bana nasıl izah edersiniz? Adam donup kalmı , peri an olmu tu. Müsaade istedi ve: — Birkaç gün sonra u rar, sorularınızı cevaplandırırım, diyerek çıktı. Gidi o gidi , bir daha u ramadı...

BUGÜNKÜ NC LLER ALLAH KELÂMI DE

LD R

slâm âlimleri, taassuba kapılmadan ncili ilmî olarak incelemi ler. Hıristiyan âlemine nur saçabilecek de erde yüzlerce eserler sunmu lardır. Bunların yanında ncil'in hatalı kısımlarını arayan bulan pek çok batılı bilgin de kitaplar yazmı lardır. Bunlardan; Londra'da " ngilizceye çevrilmi modern ncil" adlı eseri (1970)senesinde ne reden Philips, Matta ncili hakkında bakın ne diyor: "Havarilerden Matta'ya ait oldu u kabul edilen ncil'in, hakikatte onun tarafından yazılmadı ını ileri sürenler vardır. Bugün birçok teologlar (ilahiyatçılar) bu ncil'in bilinmeyen bir ahıs tarafından yazıldı ını ileri sürmektedirler. Bu esrarengiz ahıs Matta'nın ncil'ini eline almı , onu istedi i gibi de i tirmi , içine ba ka sözler de eklemi tir. Üslubu açık ve akıcıdır. Halbuki hakiki Matta ncilinin üslubu daha a ır, fakat sözleri daha muhakemelidir. Matta gördüklerini, duyduklarını uzun uzun inceledikten sonra, bunları kaleme alıyordu. Halbuki, imdi Matta ncili olarak elimizde bulunan metin, bu kadar dikkatle yazılmı a benzemiyor." Allahın kelâmı de i miyece ine göre, yalnız yukarıdaki bir Hırıstiyanın kaleminden çıkan yazılar, bugünkü ncil'in insan el ile yazıldı ının ba ka delilidir. Matta incili ortadan kaybolmu onun yerine yeni bir ncil yazmı tır. Yuhanna ncili'nin de ba kası tarafından yazıldı ı veya de i tirildi i bir gerçektir. Matta, Yuhanna, Luka, Markus tarafından yazıldı ı bildirilen dört ncil hakkında birbirlerinden farklı birçok rivayetler

vardır. Yalnız bir hususta bütün dünya bilginleri birle mektedir. Bu dört ncil aynı hususları ba ka ba ka anlatan ve insan eliyle yazılmı hikâyelerden ibarettir. Allah kelâmı de ildir. nciller arasındaki farkı belirtmek için bir iki misâl verelim: Markus'a göre, Hazreti sa haçdan indirildikten sonra, ölüler arasında kaldı ı sırada havariler ile görü mü ve hemen o gün semâya kaldırılmı tır. Halbuki Luka'ya göre, Hazreti sa ölüler arasında 40 gün kaldıktan sonra semaya kaldırılmı tır. Matta ncilinde (27: 44) "Hazreti sa ile birlikte asılan iki hırsız, ona kar ı kötü sözler söylediklerinden Cehennemlik oldular" derken, Luka'da ise; (23:43) "Hırsızlardan biri Hazreti sa'ya sövdü. Bunu duyan ikinci hırsız, arkada ını azarladı. O da bizim gibi ızdırap çekiyor, Ona dokunma, dedi. Bunun üzerine Hazret-i sa, ona "Sen benimle beraber Cennete gideceksin, buyurdu" demektedir. Misalleri ço altma a lüzum yoktur. Birbirinden farklı dört ncil'in bulunması bile, hiç birinin Allah kelâmı olmadı ını gösterir.

NC L VE HIR ST YAN D N ADAMLARI
Kur'ân-ı Kerîmde, (Nisa Sûresi, 82) Cenâb-ı Hak: "Kur'ân Allah kelâmıdır. E er böyle olmasaydı, içinde muhakkak ayrılıklar bulunurdu." buyurmaktadır. Hıristiyanların kitabı olan ncil' de türlü ayrılıklar, onun kat'i bir insan eseri oldu unu ispat etmektedir. ncil birçok defalar hıristiyan din adamları tarafından incelenmi , güya düzeltilmi , de i tirilmi , kısaca ekilden sekile sokulmu tur. Allah'ın sözü hiç de i tirilir mi? Kur'ân-ı Kerim'in vahy oldu u günden bugüne kadar bir tek harfi de i memi tir. Bunu temin için her çareye ba vurulmu tur. Kur'ân-ı Kerim'in bugüne kadar de i meden geldi ini en müteassıp hıristiyan din adamları bile haset etmelerine ra men itiraf etmek mecburiyetinde kalmı lardır. Allah sözü böyle olur. Hiç de i mez. Bugünkü ncillerin Allah sözü mü, yoksa insan eseri mi oldu unu hıristiyan ilim ve fen adamlarının sözlerine bırakalım: Mooddy ncil enstitüsünden Dr. Graham Scroggie, " ncil Allah sözü müdür?" adlı kitabının 17. sahifesinde diyor ki: " ncil insan eseridir. Bazı kimseler, her nedense anlamadı ım sebeplerden ötürü bunu inkâr etmektedirler. ncil insanların dima larında te ekkül etmi , insanlar tarafından insan dili ve insan eli ile yazılmı ve tamamıyle insan karakteri ta ıyan bir eserdir." Di er Hıristiyan bir din adamı Kenneth Cragg, öyle demektedir: " ncil'in Ahdi Cedid kısmı Allah sözü de ildir. Burada do rudan do ruya insanların anlattıkları hikâyeler, herhangi bir i in nasıl yapıldı ını gören insanların görgü ahitli i vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar kilise tarafından insanlara Allah sözü gibi nakledilmektedir." Hıristiyan Teolog Prof. Gayser: " ncil Allah kelâmı de ildir. Fakat buna ilim adamları ile birlikte verece imiz karar sudur: ncil Allah sözü de ildir. Allah sözü olması gereken eski ncil bugünkü ekli ile tamamen ba ka bir kitap haline dönmü tür. Bugünkü ncil'de Allah sözü olması dü ünülebilen sözler yanında birçok yabancı kimseler tarafından eklenen sözler, tahminler, rivayetler ve hikâyeler vardır. Hele üçlü tanrıdan bahseden kısımlar, esas do ma olan 'Allah birdir" kaziyesine ve insanların sa duyusuna hiç uymayan iddialardır. Son günlerde üçlü tanrıya hiç kimsenin inanmaması hıristiyan kiliselerini tek Allah fikri üzerinde durmaya mecbur etmi tir. imdi onlar da tek Allah fikri üzerinde durmaktadırlar...."

NC L HAKKINDA HIR ST YANLAR NE D YOR!
Plain Truth mecmuasının 1977 senesinde çıkan bir nüshasında deniyor ki; (Çocuklara ncil'i okuturken çok dikkat ediniz! Çünkü ncil'in içinde anormal seks hikâyeleri vardır. Bilhassa, Ahdi Atik kısmında bulunan bu anormal hikâyeler ncil'den çıkarılmalı ve ancak ondan sonra çocuklara verilmelidir. Çünkü bu hâli ile ahlâk telkin etmek öyle dursun, gençleri ahlâksızlı a te vik etmektedir.) Me hur edebiyatçı Bernard Shaw diyor ki: ( nsan ncili okudu u zaman, birbirini tutmaz türlü bahisler içinde kaybolup gidiyor. ncilin içinde sahifeler dolusu acaip isimler vardır. Hele tekvin kısmında, yalnız ecereler dikkati nazara alınmı . Kim kimden do du, nasıl do du? Hep bundan bahsediliyor. Bunların ibâdet ve Allah sevgisi ile ne ilgisi var? Nasıl iyi bir insan olunabilir? Kıyamet günü nedir? Kime ve nasıl hesap verece iz? Do ru bir insan olmak için neler yapmak lâzımdır? Bunlardan pek az bahsolunuyor. En çok, bol bol efsaneler var. Daha gündüz anlatılmadan geceye geçiliyor.) Prof. F.C. Burkitt (Canon of the New Testament) adlı eserinde öyle diyor:

(Hazreti sa'nın dört ayrı biyografisi birbirinden farklıdır. Bunları yazanlar, bu dört kitabı bir araya getirmek istememi tir. Onun için birbirinden farklı bilgiler vermekte, bu bilgilerin arasında hiçbir rabıta bulunmamakta, yazılardan biri yarım kalmı bir hikâyeye, di eri ise büyük bir eserden alınmı bir eye benzemektedir.) Encyclopedia of religion and Ethics (Din ve Ahlâk Ansiklopedisinin) ikinci cildinin 582. sahifesinde deniyor ki: (Hazret-i sa, hiç yazılı bir eser bırakmadı ı gibi, akirdlerinden hiç birisine herhangi bir eyi yazması için emir vermemi tir.) Bu büyük ansiklopedi dört ncil'in hiçbir dini kıymeti olmadı ını, havariler tarafından yazılan birbirinden farklı hikâyelerden ibaret oldu unu tasdik etmektedir.

HIR ST YANLI IN Ç YÜZÜ
Bugün dünyada Allah'ın varlı ına inanan üç din vardır: Yahudi dini, Hıristiyan dini ve slâm dini. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının 20. asırda dinsiz ve puta tapanlardan meydana gelmesi acınacak bir haldir. Bunun yanında Allaha inanan ve üç büyük dine ba lı olanların bir kısmı da inançlarını tamamen kaybetmi tir. Çünkü onların ellerinden tutan hakiki rehber kalmamı tır. Modern ilim ve fen ö renerek yeti en gençleri, din ve fen bilgilerinden mahrum olan din adamları vasıtasıyle din bilgisine kavu turmak imkânı yoktur. Onları saadete kavu turabilmek için en modern bilgilere sahip, açık fikirli, dinini iyi bilen rehberlere ihtiyaç vardır. Bunun yanında taassuba kapılmadan ncilin hakiki Allah kelâmı olup olmadı ının ara tırılmasında büyük fayda oldu unu, bunun tereddüde dü en kimselere do ru yolu gösterece ine inanıyoruz. Kur'ân-ı Kerîm gibi, ncil bir tek kitap mıdır? Bütün Hıristiyanların da verece i cevap elbette hayır olacaktır. Birbirine uymayan, de i ik yüzlerce kitap, bunların hangisi Allah kelâmı? Bütün bu kitaplarda yazılı olan hususları kim biliyor? Mutaassıp hıristiyanlar, bütün bu kitaplarda yazılı olan sözlerin Allah'ın sözleri oldu unu iddia ediyorlar. Halbuki onlar incelenecek olursa, kitaplarda olan sözlerin üç kaynaktan geldi ini kabul etmek gerekir. 1— Bunların bir kısmı Allah sözü sayılabilir. "Ben rabbim! Benden ba ka kurtarıcı yoktur!" ( aya, 45:22) "Ey dünya ehli, hepiniz bana yönelin de kurtulun! Çünkü Allah benim. Benden ba ka Rab yoktur." imdi gelelim ncilin ikinci kayna ına: 2— kinci kısımda yazılı olan sözlerin Peygamber tarafından söylendi i kabul edilebilir. sa O'na cevap verdi: dinle ey srail! Allahımız Rab, bir tek olan Rab'tır." (Markus, 12:29) imdi ncil'in üçüncü kısmına gelelim: 3— Buradaki sözlerin bir kısmı havariler tarafından kaydedilmi , bir kısmı bazı kimselerin sözlerinden, bir kısmı tarihçilerin rivayetlerinden, bir kısmı ise kimin tarafından niçin söylendi i belli olmayan söylentilerden ibarettir. Bir misal verelim: "Uzakta yapraklı bir incir a acı gördü. Belki onda bir ey bulurum diye geldi, yanına varınca yapraklardan ba ka bir ey bulamadı." (Markus. 11:13)

DÎNDE KOLAYLIK
(Dinde kolaylık vardır. Güçle tirmeyin, kolayla tırın! Nefret ettirmeyin, sevindirin!) gibi ifadelerden yanlı mana çıkararak dini de i tirme e kalkmak, büyük hatâdır. (Kolayla tırın) demek, kolayınıza geleni yapın demek de ildir. (Kı ın abdest almak zordur. Abdest alınmasa da olur.) denemez. (Ba a mesh oluyor da yüze niçin olmasın! Güçle tirmeyin yüze de mesh edin!) denemez. Nakli esas almadan yazarının kafasına göre olan kitablara itibar etmemelidir. Dinimiz, emirlerde kolaylık oldu unu bildirmektedir. Bütün emirlerde kolaylık gösterilmesi, Allahü teâlânın ni' metlerinin en kıymetlisidir. 24 saat içinde 5 vakit namaz kılmayı emir buyurmu tur ki, hepsi bir saat bile sürmez. Dinimiz ayakta kılamıyanın, oturarak kılmasına izin vermi tir. Oturarak kılamıyan yatarak kılabilir. Ayakta kılamıyan hiç kılamaz dememi tir. Rüku ve secdeleri yapamıyan imâ ile, i aret ile kılabilir demi tir. Abdest için su bulamayana veya kullanamayana toprak ile teyemmüm etmesine izin vermi tir. Zekât için, malın yalnız kırkta birini fakirlere ayırmı tır. Yol parası olan ve yol tehlikesiz bulundu u zaman, ömründe bir kerre hac etmeyi farz kılmı tır. Sayılamıyacak kadar çok eyleri helâl etmi tir. Yiyecek, içecek ve giyeceklerden pek ço unu mubah etmi , pek azını haram kılmı tır. Haram etmesi de kulların menfaati içindir. Yalnız arabı haram etti i halde, bütün meyve sularını, tarçın, karanfil, çay, kahve, süt gibi faideli içecekleri mubah kılmı tır. nsaf ehli, bu kadar kolaylı ı güç ve a ır göremez. Bu kolaylıkları güç görenlerin kalblerinin bozuk oldu u anla ılır.

Daha kolay olmalı, ba ıbo olmalıyım, demektir. u dünya nizamında da ba ı bo luk i lerimizi alt üst eder. Meselâ vâsıtalar, yolun sa ından gider. Kolaylık istiyorum diyerek soldan giderse, ya bir kazaya sebep olur, yahut trafik birbirine girerek, yolculuk aksamı olur. Ba'zı sokaklara girme yasa ı konmu tur. ( stedi im soka a girebilmeliyim) demek uygun olur mu? Dinimiz de belli muayyen kaideler koymu tur. Bunlarda da her insanın vaziyetine göre kolaylıklar bah etmi tir. Meselâ her abdestte gusletmeyi art koysaydı, ne diyebilirdik? Zekât olarak kırkta biri de il de, dörtte biri fakirin hakkı denseydi ne diyebilirdik? Dinimiz en makûl ölçülerde kolaylıklar ihsan etmi tir. (Dinde kolaylık var.) diyerek nefsinin kolayına geleni yapmak dini de i tirmek olur.

N Ç N GER KALMI IZ
Teknik bir dergide, bir kitabdan iktibas edilen yazıda, islâm âleminin geri kalı sebebi, mâm-ı Gazali hazretleri gibi slâm âlimlerinin telkinlerine ba lanmaktadır. Dergide, islâmiyyetin terakkiye mâni olmadı ına dair, âyet-i kerime mealleri, hadîs-i erifler ve büyük insanların sözleri nakledilmektedir. ddiaya göre, slâmiyyet her konuda ilerlemeyi emrederken, mezkûr islâm âlimleri, felsefeyi, ilmi ve malı kötülemi ler, âhıreti kazanmayı tavsiye etmi ler, islâm âlemi de bu tavsiyelere uyarak bugünkü duruma gelmi ler. mâm-ı Gazali hazretlerinin, bilinen 70'den fazla eseri mevcuttur. Umumiyetle her eserinde ba ka konulardan bahsetmektedir. Diyelim ki bir kitabında ziraatten bahsetmi , ticaretten ise bahsetmemi tir. (Niye ticaretten bahsetmedi, bu ticaret dü manıdır) denebilir mi? mâm-ı Gazali hazretleri bir konuyu detaylı olarak inceler. Meselâ zenginli in, fakirli in iyi ve kötü taraflarını bildirir. Diyelim ki silâhın faide ve zararlarından bahsetti i bir yazıda, (silah, yurt savunmasında kullanılırsa faydalı olur, anar istin eline verilirse zararlı olur.) demi se, ( mâm-ı Gazali silahı kötülüyor) diye hücum etmek insaf ile ba da ır mı? Elbette çok eylerin fayda ve zararları olabilir. Meselâ el, ayak, dil böyledir. Hayırlı i lerde kullanılırsa faydası olur, kötü i lerde kullanılırsa zararlı olur. mâm-ı Gazali hazretlerini veya di er islâm âlimlerini ilim dü manı olarak gösterme e çalı mak, güne i balçıkla sıvama a kalkı mak kadar abes olur. mâm-ı Gazali hazretleri, dünyaca me hur " hyâül-ulûm" isimli eserinde, L M bahsinde, ilmin ehemmiyeti, akli ve nakli ilimlerin lüzumu hakkında iki yüz sayfadan fazla malûmat vermi tir. Zaten dergide ilmi öven âyet ve hadisler de HYÂ'da mevcuttur. lmin fazileti hakkında birçok âyet-i kerime, hadis-i erif ve âlimlerin sözleri HYA'da nakledilmi tir. Meselâ (Allah, kendilerine ilim verilenlerin derecelerini kat kat yükseltir.), (Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?), (Allahü teâlâdan en çok âlimler korkar.) âyet-i kerîmeleri ve ( lim ö renmek her müslümana farzdır.), ( lmi Çinde bile olsa talep ediniz), (Alimler, peygamberlerin vârisleridir.) gibi hadîs-i erifler hya'da bulunmaktadır. Sayfalarca ilmi öven bir âlime, ilim dü manı diye hücum etmek çok abes olur. hya'da ilimler, çe itli bölümlere ayrılmı tır. Meselâ Tıp ilminin farz olu u hakkında diyor ki: (Tıp ilmini ö renmenin farz-ı kifâye olu unun hakikati udur: Bir memleketin tabibi olmazsa hastalık ço alır. nsanlar i inden gücünden kalır, takattan kesilir, nihayet ölüme mahkûm olur. Tabib ise bilgisiyle sevap kazanarak Allaha yakla ır.) Yine ilim bahsinde, felsefenin kendisi de il, felsefecilerin bozuk dü ünceleri tenkid edilmektedir. Hiç bir islâm âlimi, malı kötülememi tir. Sadece mal sevgisi kötülenmi tir. mâm-ı Gazali hazretleri, Kimya-i Saadet kitabında malın faide ve zararlarını anlatmaktadır. Malı, Allahü teâlânın Bakara ve Âli mran sûrelerinde övdü ünü nakletmektedir. Ayrıca fakirli in küfre götürebilece ini bildiren hadis-i erif ile malı öven di er hadis-i erifleri nakletmi tir. Malın kendisi de il, sevgisi kötülenmi tir. Müslümanın gözünde mal, her eyin üstünde de ildir. Meselâ bir müslüman, para ve mal kar ılı ı vatanına ihanet edemez. Fakat mal ve parayı her eyin üstünde tutan menfaatperestler, para pul kar ılı ı veya kadın kız u runa vatanına ihanet edebilir. Müslüman çok çalı ır, çok kazanır ve malını hayırlı i lerde kullanır. Ama hiç bir zaman malını, dininden, namusundan, vatanından üstün tutamaz. Mal kar ılı ı vatanına ihanet etmeyen kimseye (Malı kötülüyor) denebilir mi? Derginin de itiraf etti i gibi, slâmiyyet terakkiye mâni olmadı ına göre, slâm âleminin geri kalı sebebi nedir? Tek cümle ile, dahili ve harici dü manların tesirinde kalarak slâmiyyetin emretti i ilim ve fenne uymadı ı için geri kalmı tır. Kabahati, dine uymazlara de il de, islâm âlimlerine yüklemek büyük bir insafsızlık olmaz mı?

N Ç N GER KALDIK

Bugün müslüman denilen memleketler de teknikde geri kalmı tır. Hıristiyanlar bunun sebebini, slâm dînine yüklemektedirler. Teknikde ancak Hıristiyan dini sayesinde yükselinebilece ini ileri sürmektedirler. Bu meseleyi izah etmek hakikati bilmeyenler, dini tanımayanlar için faydalı olacak, gerçekleri görmek istemiyenler için bir faydası olmıyacaktır. Hıristiyan olmayan Japonların teknikte ileri sayılan hıristiyan memleketlerini nasıl geçti i bugün herkes tarafından bilinmektedir. Yahudiler, içinde çöl piresinden ba ka canlı varlık bulunmıyan yerleri, zengin ormanlara, tarım topraklarına çevirmi ler. Lut gölünden Brom çıkarmaya ve normal halde iken sıvı olan Bromu Alman bilginlerinin "olamaz" demelerine ra men, katı hale sokmayı ve kolaylıkla yabancı memleketlere satmayı, Brom ticaretinde Almanları geçmeyi ba armı lardır. Demek oluyor ki; tekni in hıristiyan dini ile hiçbir ilgisi yoktur. Tam tersine asıl teknik ve medeniyeti emreden islâm dinidir. Koyu hıristiyanlı ın insanları nasıl karanlı a götürdü ü, müslümanlı ın ise, onları nasıl nura kavu turdu u ortaça 'da meydana çıkmı tır. Yalnız biz bugün hâlâ bundan asırlarca sene evvelki medeniyetimizle iftihar ediyor, bugünkü halimizi hiç dü ünmüyoruz. Eski ile iftihar olunabilir. Biz bugün de, bir ba arı göstermek, teknikte ileri devletlerle boy ölçü mek mecburiyetindeyiz. 1839 Tanzimat fermanı ile yüzümüzü batıya çevirdi imizi ilân ettik. Fakat bu lafta kaldı. limde, fende ecdadımız gibi çalı madık. Dinimizin gösterdi i yola ve Peygamberimizin üstün ahlâkına sahip çıkamadık. Bizden tam 29 sene sonra, 1868 de batıya dönen Japonlar bizden kat kat ilerlediler. Hem de hiç özel dinlerine dokunmadan. Medeniyet yarı ında Ortaça 'da önde olan bizler yava yava geride kalmaya ba ladık. Bugün yeniden hamle yapmak, batı ile aramızdaki mesafeyi azaltmak, onlara yeti mek hattâ geçmek zorundayız. Bu da bo lafla, nutuk çekerek olmaz. 1979 yılında Türkiye hakkında önemli bir makale yazan ve hattâ bir kitap hazırlıyan Alman bilgin Türkolog Dr. Friedrich Wilhelm Fernaa der ki: "Türkler kendilerini Avrupalı addediyorlar. Vakıa, onlar gibi Asya'dan gelmi olan ve onların akrabası sayılan Macarlar ve Bulgarlar, Avrupa'ya yerle mi , bu muhitte uzun zaman batı terbiyesi alarak Avrupalıla mı tır. Türkler tam Avrupalı de ildir. Türkler di er milletlere benzemeyen hususiyetleri olan bir millettir. imdiki halde Türkler batı medeniyetini taklit ediyorlar. Henüz tamamıyle içerisine girmemi lerdir." Medenî bir insan her eyden önce dürüst ve çalı kandır. Tahsil yapmı , kültürlü, dünyayı ö renmi tir, bilmiyenlere ö retmi tir. Sözü, özü do rudur, i lerini son derece dikkatle ba ından sonuna kadar takip eder. Gerekirse, normal i saatinden fazla çalı maktan hiç çekinmez. Böyle çalı maktan, i görmekten zevk alır. Ya lansa bile kolay kolay i inden ayrılamaz. Memleketinin kanunlarına saygılıdır. Âmirlerine itaat eder. Kanun dı ı hiçbir i yapmaz. Dininin emirlerine titizlikle uyar, çocuklarının imanlı, ahlâklı yeti melerine ehemmiyet verir. Onları kötü arkada lardan, zararlı yayınlardan korur. Verdi i sözü tutar. Zamanın kıymetini bildi i için, her i ini zamanında yapar. Söz verdi i yerde, zamanı geçmeden hazır bulunur. Üzerine aldı ı bir i i bitirmeden içi rahat etmez. Bir i i yarına bırakmak öyle dursun, yarın yapılacak bir i i mümkün ise bugün yapar. Bunlar müslümanların vasıflarıdır. Niçin geri kaldı ımız açıkça görülmüyor mu? Hilaf yoktur hiç bir zaman sözünde Özü güzel, sözü güzel Türkiyem. Nur dolusun görebilen gözünde Görenlerin gözü güzel Türkiyem. Satır satır her yanın dolu ilim Anlatamaz güzelli ini dilim. Baldan tatlı bir meyvedir dört mevsim Yazı güzel, güzü güzel Türkiyem. Ahlâk, edep, insanlık konun senin Övücüsü güzel slâm Dininin. Hayrı için her insanın sonunun Söyledi i, vâ'zı güzel Türkiyem.

MUAZZAM SARAY
E ref-i mahlûk olarak yaratılan insano lunun vücudu, sayısız odalardan meydana gelmi muazzam bir saray gibidir. Bu muazzam sarayda çe itli fabrikalar vardır. Sarayın bütün cihazları noksansızdır. Sarayın muazzam bir gıda deposu, alarm tertibatı, kalorifer tesisleri, i itme cihazları, hazır kuvvet, askerî üsler, radarlar, odalar arasında muazzam yollar, modern ta ıma vasıtaları,

yemekhaneler, kanalizasyon ebekeleri, rasathaneler, çöpçüler, kabristan gibi lüzumlu her te kilât mevcuttur. Bu sarayı birkaç dakika gezersek, sayısız harikalarla kar ıla ırız.

SARAY'IN KAN DEPOLARI:
Vücuttaki kanın çe itli vazifeleri vardır. Meselâ hücrelerde lüzumlu gıda maddelerini sa lamak, gıdaların enerji haline gelmesine yarayan oksijeni hücrelere sevk etmek, vücuda dı arıdan girme e çalı an dü manlara, hastalık mikroplarına kar ı vücudu korumak, hücrelerde biriken kirli artıkları çe itli kanallarla dı arı atmak, vücut ısısını ayarlamak gibi çe itli vazifeleri vardır. Kandaki bu i leri ayrı görevleri bulunan hücreler vasıtasıyle yapmaktadır. Meselâ alyuvarlar oksijen nakli ile görevlidirler. 3-4 ay vazife gördükten sonra ölürler. Vücut alyuvarlardan hâli kalmamak için saniyede binlerce alyuvar üretir. Akyuvar hücreleri ise, vücuda girmeyi ba aran dü man mikropları zararsız hale getirirler. Mikropa saldırıp yutarak sindirirler. Hastalık mikroplarının zehirli ve öldürücü te'sirlerine kar ı hücreler bunları imha edici salgılarla vücuda mukavemet kazandırırlar. Kanda al ve ak yuvarlardan ba ka, kanın pıhtıla masını sa layarak kanamaları önleyici trombositler de vardır. Kanda çe itli hayatî faaliyetler cereyan etmekte, kimyevî hâdiseler vuku bulmaktadır. Hiç bir akıl sahibinin, bu hadiselerin tesadüfi oldu unu, kendi kendine i ledi ini iddia etmesi mümkün de ildir. Tekni in ileri oldu u asrımızda bile, kandaki bir hücre yapılamamı tır. Hücreye hayat sa layan ruh hakkında insanların bir bilgisi bile yoktur. Allahımıza bu ni'metlerinden dolayı ne kadar hamd etsek azdır.

SARAYDAK HAREKETLER
Beden uzuvlarının hareketi kaslarımız sayesinde olmaktadır. Sinirler kasları, kaslar da uzuvları harekete geçirmektedir. Kasılma anında harcanan enerji, kaslarda depo halinde bulunan glikozdan elde edilmektedir. Oksijen azaldıkça kasta laktik asit ço alır. Laktik asitin ço alması kasın yorulması demektir. Dinlenirken aldı ımız oksijen laktik asitle birle erek enerji husule gelerek kas hücrelerinde depolanır. Ölen kimse kaskatı kesilir. Bu oksijensizlikten meydana gelir. Ya'ni ölüm halinde kaslarda fazla miktarda laktik asit birikti i için kaslar sertle ir. Dı arıdan gelen darbelere reaksiyon gösteren iskelet kaslarından ba ka iste imiz dı ında çalı an düz kaslar vardır. Meselâ mide ve ba ırsak kasları düz kaslardandır. Kalb kası çizgili kas olmasına ra men iste imiz dı ında çalı ır. Eklem kasları gibi iste imizle çalı saydı ufak bir ihmal neticesinde kalbimiz duruverirdi. Uyurken çalı tıracak birisine, bir eye ihtiyâç olurdu. Kalb kasının çalı ması elektrikî bir harekettir. Elektrik akımının yok olması halinde kalb durur. Kalbimiz bilmedi imiz bir elektrikle iste imiz dı ında çalı tıran Allahü teâlânın ânı çok yücedir.

SARAYIN MUHABERE TE K LÂTI
Habersizce aya ımıza bir diken batsa vücudumuzu saran telefon ebekesi sayesinde haberdar oluruz. Bu telefon ebekesine (Sinir Sistemi) diyoruz. Bu sistem, beyin, omurilik ve sinirlerden meydana geliyor. Beyin, be duyu faaliyetinin merkezidir. Hafıza, zekâ, bilgi, dü ünme gibi hareketler beyin tarafından idare edilir. Beyin aynı zamanda uzuvlarımızın ve kaslarımızın muntazam çalı masını sa lar. Beynin altındaki omurilik so anı, solunum, bo altım, dola ım gibi hayatî faaliyetleri idare eder. Omurilik, refleks hareketleri, iç uzuvlarımızın ve salgı bezlerinin faaliyetlerini idare eder. Bir ikâzın nöron denilen sinir hücreleri tarafından te ekkülü elektrik akımına benzer. Felç halinde sinir sisteminde bozukluk oldu u için, uzuvlar iste imizle hareket edemez. Felçlinin de bir eli aya ı oldu u halde tutmaz. Sinir sistemimize böyle bir kuvvet veren Allahü teâlâya sonsuz hamdolsun.

SARAY'IN SKELET
Vücut sarayındaki kemikler, en hassas ölçüler içinde irili ufaklı yaratılmı tır. Kemikler, vücuda dayanak sa lar. Çe itli uzuvları korur, kasların irtibatını sa lar, vücudun hareketi için lüzumludur. 33 omurdan meydana gelen omurga, vücut sarayının ana dire idir. Boyun omurları, ba ın kendi ekseni etrafında 200 derece dönmesini sa lıyacak derecede yaratılmı tır. Omurga aynı zamanda omurili in zedelenmesine mani olur. Omurilik zedelenirse, felç ve sakatlık meydana gelir. Bu bakımdan Allahü teâlâ, onu, üç tabaka sa lam zarlar içinde muhafaza etmi , en dı ını da kolay kolay tahrip olmayan omurga ile kapatmı tır. nsan yürüdükçe biribirine sürten omurlar a ınır. Bu a ınmaya mani olmak için parçalar arasına conta, disk gibi bir ey koymak lâzımdır. Her eyi en ince hesaplı ekilde yaratan Rabbimiz omurlar arasındaki a ınmayı önlemek için kıkırdaklar yaratmı tır. Vücudun ta ınması gibi

mühim bir vazifesi" bulunan kemikler, sa lam oldu u kadar elastikiyet sa layacak ekilde yaratılmı tır. El, kol, bacak ve parmak gibi kemikler eklemler sayesinde oynar, hareket eder. Her eklemin hareket kabiliyeti, o uzvumuzun ihtiyacı nisbetinde yaratılmı tır. Omuz eklemi ile dirsek eklemi aynı de ildir. Bu eklemlerin sürtünüp a ınmaması için makinalarda oldu u gibi bir ya lama ile kar ılamaktadır. Allahü teâlâ çok eyi bir sebeple yarattı ı için böyle tedbirleri vesile kılmı tır. Dilerse sebepsiz de muhafaza edebilir. Fakat âdeti, sebeplerle yaratmaktır. Âdet dı ı olarak yarattıkları da olur. Enbiyasında âdet dı ı meydana gelen eylere mu' cize, evliyasında olursa keramet, günahkarlarda olursa istidrac, kâfirlerde olursa sihir denmektedir.

SARAYDAK TRAF K

LER

Vücut sarayındaki ta ımacılık i leri, dola ım sistemi tarafından yapılmakta, da ıtım ve seyrüsefer i leri o kadar mükemmel yürütülmektedir ki, Saray içinde ula madı ı bir nokta mevcut de ildir. Gayet intizamlı ve tesanüt içinde çalı ırlar. En küçük hücreye kadar ta ıma i i gerçekle tirilir. Dola ım sisteminin merkezi kalbdir. Kalbin muntazam çalı masıyle, kan, damarlar vasıtasıyla vücut sarayının en ücra kö elerine kadar ula ır. Kirlenen kan, akci erlerde temizlenir. ste imiz dı ında devamlı çalı an kalb, bir müddet dinlenmek isterse vücut sarayı yıkılır. Her uzuv gibi, her makina gibi, kalb de dinlenme e ihtiyâç gösterir. Kalbimiz çalı ırken dinlenecek ekilde yaratılmı tır. Her kasılıp gev edikten sonra yarım saniye kadar istirahate geçer. Kalbin pompaladı ı kan, atar damarlar vâsıtasıyle vücuda da ılır, kılcal damarlar vasıtasıyla dokulara kadar ula ır. Kandaki besin ve oksijen lüzumu kadar dokulara verilmi olur. Burada besin maddesi oksijen tarafından yakılır. Açı a çıkan enerji ile vücut makinası çalı ır. Bu yanmanın Hasıl etti i sıcaklık 37°C dir. Buna kar ılık hücrelerdeki biriken artık maddeler ve karbondioksit,akci erlere götürülür. Atardamarlar, besin ve oksijen ta ır, toplar damarlar ise, artık maddeleri ve karbondioksiti alıp çe itli kanallarla dı arı atılmasını sa larlar. Bu i ler kendili inden olmazsa, alınan besinler yerlerine ula tırılmazsa, hücreler gıdasız ve oksijensiz kalır, hücre faaliyetleri neticesinde meydana gelen artık maddeler dı arı atılmazsa, her yer çöplük halini alır. Görüldü ü gibi sarayın herhangi bir sistemi meselâ bahsetti imiz trafik i leri aksar veya çalı mazsa çe itli felâketlere maruz kalırız. rademiz dı ında her eyi intizamlı ekilde çalı tıran Allahü teâlâya ne kadar hamdetsek azdır.

SARAYIN YEMEKHANES
Vücut sarayındaki çe itli i leri yapabilmek için vücudun enerjiye ihtiyacı vardır. Enerji sa layan besinler, hücrelere kadar nasıl ula maktadır? Gıdaları sindirme i i a ızda ba lar. Besinleri parçalamak için Allahü teâlâ, di lerimizi yaratmı tır. Ön di leri kesici, azı di lerini ö ütücü eklinde yaratmı tır. A ızda tükrük bezlerinin salgılarıyla hamur haline gelen lokmalar, kolayca yutulur. Yutulurken yanlı yola gitmeyip mideye gitmesi için lüzumlu tedbirler alınmı tır. Yutkunurken nefes borusu küçük dil ile kapanır. Gıdalar mideye geldikten sonra beyinden gelen sinyallerle salgılanan sıvılar hazım faaliyetini ba latır. Mide duvarını saran kasların kasılmasıyla gıdalar sindirime hazır vaziyete gelirler. Bu arada mide enzimler ve hidroklorik asitli su salgılar. Pepsin isimli enzimin vazife görebilmesi için hidroklorik asite (Tuz ruhuna) ihtiyaç vardır. Tuz ruhu mideyi eritecek güçtedir. Tuz ruhunun mideyi tahrip etmemesi için Allahü teâlâ, ba ka bir salgı ile mideyi muhafaza etmektedir. Etten yapılan bir torba içinde etler ve ba ka gıdalar burada parçalanmakta ve dinimizin emrine uyuldu u takdirde ömür boyu bu mide bozulmadan vücut sarayına hizmet etmektedir. E er dinimizin emrine uyularak mide tıka basa doldurulmazsa, çok sıcak ve çok eyler yenip içilmezse, alkollü içkilerle ve daha ba ka zararlı maddelerle midemiz tahrip edilmezse, hayatımızın sonuna kadar bize rahat hizmet eder. Gıdalardaki proteinler, pepsin enzimi vasıtasıyla parçalara ayrılıp midedeki i ler bitince ince ba ırsa a geçer. Burada ni asta ve eker glikokoza, proteinler, amino asitlere, ya lar gliserine ve ya lı asitlere ayrılır. Gıdaların faideli kısımları ince ba ırsak çeperleri tarafından emilerek kana karı ır. Kana karı an bu gıdalar, her uzvun ihtiyacı kadar tanzim edilir. Posa kısmı ise kalın ba ırsa a gönderilir.

TENEFFÜS S STEM
Vücuda alınan gıdalar, enerji haline gelebilmesi için yakılması lâzımdır. Bunun için lüzumlu olan oksijenin alınıp hücrelerdeki yanma hâdisesinden sonra karbondioksitin dı arı atılmasına teneffüs faaliyeti denir.

Daha önce bildirildi i gibi, vücuda lüzumlu gıdalar, kan vasıtasıyla hücrelere geliyordu. Hücre bu gıdaları nasıl kullanacaktır? te oksijen bunun için lâzımdır. Oksijen teneffüs edilen hava ile alınır. Bu gıdalar, hücrelerde oksijen vasıtasıyla yakılarak enerji haline döner. Yanmada meydana çıkan karbondioksit teneffüsle dı arı çıkar. Teneffüsle aldı ımız oksijenin temiz olması lâzımdır. Teneffüs etti imiz hava burundan girerken filtre vazifesini gören kıllar vardır. Ayrıca burunda bulunan sümük, havadaki tozları süzer. Kıllar ve sümük vâsıtasıyle süzülen hava, burun içindeki kıvrımlar vâsıtasıyle ısınır. Böyle içeri giren hava, tozlardan temizlenmi , nemlenmi ve ısınmı olur. Kazaen giren havanın içinde toz toprak bulunursa nefes borusunua iç kısmındaki titrek tüyler vâsıtasıyle dı arı atılır. Bir havanın girmesi için bile ne kadar tedbir yaratılmı tır. Nefes borusu iki kola ayrılır. Bron denen bu kollar akci er içerisine dalarak da ılır. Sayısı çok fazla olan dalcıklara bron çuk denir. Akci erde kanın temizlenmesi için vazife gören hava, dı arı çıkarken de nefes borusundaki telleri titre tirmek vâsıtasıyle sesin te ekkülünü temin eder. çeri giren temiz hava ile, dı arı çıkan hava kar ıla tıkları halde birbirini kirletmiyor ve birbirleri ile karı mıyor. Bedava aldı ımız bu temiz havanın kıymetini astımlılara sormak lâzımdır. Hiç bir güçlük çekmemize mahal bırakmadan temiz havayı bize bah eden Rabbimize ne ekilde hamd edece iz? Verilen nimetleri yerinde kullanmakla.

BO ALTMA S STEM
Gıdaların posa kısmı kalın ba ırsak vasıtasıyle dı arı atılırken, kan ve hücrelerdeki gıda artıkları ve vücuda zararlı maddeler de böbrekler vasıtasıyle süzülerek dı arı atılır. Bu iki temizleme vasıtası olmasaydı vücut pislik içinde kalır, uzuvlar zehirlenir, üstelik yeni gıda alma imkânı da olmazdı. Üre, ürik asit, tuz gibi maddeler kan ile böbre e gelerek idrar havuzunda toplanırlar. Bu idrar torbası olmasaydı devamlı idrar akıp duracaktı. drarı süzen filtreler intizamlı çalı mazsa, kandaki üre miktarı ço alır ve (Üremi) denilen hastalık meydana gelir. Bu hastalık ilerledi i takdirde çok tehlikeli olur. Bu bakımdan vücuda zararlı olan gıdaları yiyip içmemek lâzımdır. Allahü teâlâ, vücudumuzu bize emanet etmi tir. Yaratılı gayesinin dı ında kullanmamak lâzımdır.

SARAYIN ERZAK DEPOSU
Vücut sarayının en büyük bezi olan karaci er, dört yüzden fazla vazifesi bulunan bir fabrika, bir erzak deposudur. nce ba ırsakta emilerek kana karı an gıdalar ve vitaminler karaci erde depo edilir. htiyâç halinde, vücuda yarayı lı hale getirilerek lâzım olan yerlere gönderilir, eker ve asitler glikojen halinde kullanılma a hazır vaziyette karaci ere depo edilir. Karaci er, ya ların sindirimine yardımcı olan safra denen salgıyı çıkarır. Bu salgının, karaci er hücreleri tarafından süzülen zehirli artıkları ba ırsak vasıtasıyle dı arı atılır. Safra kesemiz olmasa ya lı gıdaları sindirmemiz mümkün olmaz. Karaci erin vazifeleri arasında kan ekerini ayarlama i i de vardır. Karaci erin glikoz üretme i inde bir bozukluk husule gelirse, meselâ karaci er fazla eker imal ederek eker hastalı ı meydana gelir. Karaci erimizin bir kısmı alınsa, kalan kısımdaki hücreler, derhal ço alarak eksik kısmı tamamlarlar. Ya'nî karaci er kendi kendini tamir eder. Böyle kudret sahibi Allahü teâlâya hamdolsun!

SARAYIN KAPICISI
Sindirim sisteminin kapıcısı durumunda olan dil, a ızdaki lokmaları çevirerek sindirime yardımcı olur, tad alır ve konu urken telâffuzda kullanılır. Gıdaların tadları, acı, ek i, tatlı, tuzlu olmak üzere dört gruba ayrılır. Çe itli gıdaların çe itli tadları vardır. Cenâb-ı Hakkın dilde yarattı ı hususiyetler ile bu gıdaların tadları bilinmekte, zararlı faydalı ayrılmaktadır. Gıdaların kokuları dildeki tad alma hassasiyetin artırmakta ve i tah meydana getirmektedir. Böyle i tah sayesinde gıda alma i i bir külfet de il, bir lezzet olmaktadır. Konu mamızda da dilin ehemmiyeti büyüktür. Bu ni'metleri bize bah eden Rabbimize hamdolsun!

SARAYIN BOYASI
Vücudumuzu örten deri, ırk çe itlerine göre de i iktir. Bir Alman, bir Zenci, bir Türk renginden bilinebilir. Derimizin birçok vazifesi vardır. Birkaçı öyledir: Dokunma, vücut sıcaklı ını koruma, vücudu dı te'sirlerden koruma, so uk ve sıcaktan muhafaza gibi vazifeleri vardır.

Derimizin en dı tabakası ölü hücrelerden meydana gelmi tir. Kıllar ve tırnaklar üst deri hücrelerinden meydana gelmi tir. Derideki kıllar, saç, ka , kirpik gibi isimler alır. Sakal, ka ve saçlar aynı keratin dokusundan meydana geldi i halde, ka lar belli bir boydan fazla uzamazlar. Kirpiklerimiz devamlı uzasaydı görme durumumuz zorla ır, her zaman bunları kısaltmak icap ederdi. Her kıl için aynı sinir uçları ve aynı kılcal damarlar bulunur. Canlı hücrelerden cansız kıllar meydana getiren Rabbimiz sonsuz hikmet sahibidir. E er bu kıllar canlı olsaydı, tra olurken çok acı duyardık. Keza tırnaklarımız da öyledir. Canlı hücrelerin besleyip büyüttü ü tırnaklarımız cansızdır. Acı duymadan fazlasını kesip atarız. Canlı vücuttan, saç, tırnak gibi ölü eyler yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

SARAYIN PENCERELER
Vücut sarayının her kısmı vazifesine göre mühimse de, ba'zı bakımlardan gözlerimizin vazifesi daha mühimdir. Her uzvumuz vücudun en uygun yerinde yaratıldı ı gibi gözlerimiz de vücudumuzun en münasip yerinde yaratılmı tır. Gözlerimiz bacaklarımızda olsaydı imdiki vazifeleri yapamazdı. Kolay zedelenmemesi için çukur bir yere konmu tur. Gözü yorar, zararlı yerlerde kullanırsak, gö'z hastalıkları ve göz kusurları meydana gelir. Cisimlerin görüntüsü gözün odak noktasına ula madan te ekkül ederse miyop, ilerisinde te ekkül ederse hipermetrop denilen kusur meydana gelir. Göze gelen ı ık, kırılarak içeri girdi i için cismin görüntüsü ters olarak te ekkül eder. Görme sinirleri bu görüntüyü beyne götürürken yolda düzeltir, cisim düz olarak görülür. Aynadaki gibi cisimleri ters görseydik çok acaip olurdu. Gözlerimiz çok hassas yaratılmı dır ve ka lar terlerin göze gitmesine mani olur. Aynı zamanda fazla ı ı ı emerek gözün rahatsız olmasını önler. Göz kapaklarımız iste imiz dı ında çalı ır. Bunların üzerindeki kirpikler de dı arıdan gelecek toz ve di er zararlı maddelerin göze girmesine mani olurlar. Göz çukurlarındaki kaslar, gözün sa a sola, yukarı a a ı hareket etmesini sa lar. Bu kaslar bozulur, intizamlı çalı amazsa çe itli göz kusurları meydana gelir. Gözün bu hareketlerini kolayla tırmak için gözün devamlı nemli olması lâzımdır. Hususî bir ya lama, yıkama sistemi bulunması icap eder. Cenâb-ı Hak, göz kapaklarının iç kısmında ya bezleri yaratmı tır. Bu bezler sayesinde ya lama i i gerçekle mektedir. Aynı zamanda gözya ı bezleri de gözya ı salgılayarak gözü devamlı yıkarlar. Gözü meydana getiren hücrelerde görme kabiliyetini yaratan Allahü teâlâ, di er hücrelere bu vasfı vermemi tir. Görme hücreleri ölürse insan göremez. Hücreler vasıtasıyle görmemizi sa lıyan Rabbimize sonsuz hamdolsun.

SARAYIN D NLEME C HAZLARI
Vücut sarayının mühim uzuvlarından biri de kulaklardır. Kulaklar sayesinde çe itli sesleri i itiyoruz. Seslerin toplanıp içeriye girebilmesi için kulak kepçesi kıvrımlı yaratılmı tır. çeri giren sesler kulak zarını titre tirir. ç kulakta i itme sinirleri vardır. Bu sinirler, özengi kemi i vasıtasıyla titre imi beyne aktarırlar ve böylece i itme meydana gelir. itme sinirleri gözde, görme sinirleri kulakta olsaydı, fonksiyonunu icra edemezdi. Her hücreyi yerli yerinde en güzel ekilde yaratan Allahü teâlânın anı çok yücedir. Kulak zarının gergin durması ve ses dalgalarından zarar görmemesi için orta kulaktan nefes borusuna bir kanal açılmı tır. A zımız açık iken bir top patlasa kula ımızın zarı patlamaz. A zımız kapalı bile olsa burun deliklerinden giren ses ile kulaktan giren ses birbirini dengelemektedir. Kula ımız, frekansı yirmi ilâ yirmi bin arasındaki sesleri i itir. Daha küçük veya daha büyük frekanstaki sesleri i itsek ne olurdu? Allahü teâlâ, kula ımızı küçük frekanslı sesleri i itebilecek bir vasıfta yaratsaydı, maddelerin atomlarındaki sesler, mikropların hareketleri gibi sesler birbirine karı ır, hem insanların konu masını duyamaz, hem de durmayan gürültü içinde kısa zamanda huzurumuz kaçar, ya ama imkânımız kalmazdı. Büyük frekanstaki sesler de aynı durumu meydana getirirlerdi. Demek ki, her hücre bir hikmetle yaratılmı tır. Vücut sarayında ve kainatta tesadüfi hiç bir ey yoktur. Hikmet sahibi Rabbimiz her uzvumuzu en uygun ekilde yaratmı tır. Vücut sarayını dengede tutma vazifesi de kula ımıza verilmi tir. ç kulaktaki denge hücreleri, denge sinirlerini ikaz ederler. Beyin bu ikazlar sayesinde vücudu dengede tutar. Bir ara denge sinirleri bozulursa dengemizi kaybederek dü eriz. Çe itli uzuvlarımızı yaratıp çe itli ni'metler ihsan eden Cenâb-ı Hakka sonsuz hamdolsun!

SARAY VE SU

Vücudumuzun üçte ikisi sudur. Bu su, kan, salgı bezleri gibi ad alır. Salgı bezleri dı ve iç salgı bezleri diye ikiye ayırabiliriz. Ter ve tükrük dı salgı bezlerindendir. ç salgı bezlerinin sıvıları, kana karı arak hayatî faaliyetlerimizde önemli rol oynarlar. Gıdaların sindirilmesi, kan dola ımı, büyüme, vücut ısısının ayarı, protein, tuz ve eker gibi maddelerin dengelerini ayarlama vazifeleri bezler sayesinde olmaktadır Hipofiz, kan kaybını önler. Büyüme hormonu salgılar, hücrelerin büyümesine ve ço almasına te'sir eder. Vücuttaki su dengesini korur. Hipofiz düzenli çalı maz, fazla hormon salgılarsa dev hastalı ı, meydana gelir. Az salgılarsa cücelik meydana gelir. Pankreas bezi, salgıladı ı enzimlerle gıdalarının vücuda yarayı lı hale gelmesine vesile olur. Pankreas, insülin hormonu salgılayarak kandaki sekeri ayarlar. nsülin salgısı azalırsa eker hastalı ı meydana gelir. Tiroid bezi, iyot ihtiva eden tiroksin hormonu salgılar. Vücuda kâfi miktarda iyot alınmazsa guatr hastalı ı meydana gelir. Vücutta daha ba ka bezler de bulunmaktadır. Sakal ve bıyıkların çıkmasına sebep olan cinsiyet bezleri gibi. 3 Kalbimiz, her çarpı ında 100 cm kan çekerek, günde damarlara 10 bin litre kan göndermektedir. Buna göre kalb, her darbesinde, bir kilo a ırlı ı yarım metreye kaldıracak kadar i yapmaktadır ki, bir insan, kendi kalbinin kuvveti ile i lemekte olan bir asansörle, bir saatte, yerden bir apartmanın be inci katına çıkabilir. Ya'ni insan kalbi 1/375 beygir kuvvetinde bir motordur. Kalb, bir otomobil gibi olmayıp, bir elektron motoru gibidir. Bu yazıları çe itli tıp kitaplarından ve nsan Vücudu isimli kitaptan faydalanarak hazırladım.

SARAYIN MUHAFIZLARI
Canlı maddesi olan protoplazma, gayet küçük ve mükemmel tanzim olunmu bir makine gibidir. Protoplazmanın yarıdan fazlası sudur. Cenâb-ı Hak, canlıları sudan yaratmı tır. Hücre, hayatın ilk müstakil parçasıdır. Canlılar hücreden yapılmı tır. nsan hücresi, bir elektrik makinasına, bir radyoya benzer. nsan vücudü otuz trilyon hücre motorundan yapılmı muazzam bir fabrikadır. Vücutta 5-6 litre kan bulunur. Plasma denilen kan suyunun içinde (Alyuvarlar) ve (Akyuvuvarlar) vardır. Bir milimetreküp kanda be milyon alyuvar vardır. 30-40 gün çalı tıktan sonra ya lanırlar. Dalak, bu ya lı alyuvarları kandan alarak öldürür. Kan zayiinde ve ba'zı hastalıklarda kandaki alyuvar sayısı azalır. Kan azalmadı ı halde kandaki alyuvar azaldı ından hâlsizlik ve kalb çarpıntısı gibi haller zuhur eder. Bu hale kansızlık denir. Yılan ve mantar zehirleri alyuvarları öldürür. Yeniden meydana gelmesine mâni olur. Akyuvarlar kanın polis memurlarıdır. Bir milimetre küpte 6-8 bin kadardır. Vücuda mikrop girince sayıları artar. Mikrop sava ında akyuvarlar ölür. rin, bu akyuvar ölülerinin yı ınıdır. Kanın içinde al ve akyuvarlardan ba ka kanın pıhtıla masını sa layan (Trombosit) ler bulunur. Lenf sistemi içinde akyuvar bulunup alyuvar bulunmadı ı için donuk sarı renktedir. Bundan dolayı lenfe (Akkan) da denir. Lenf sistemi, vücuda giren mikropları lenf dü ümlerinde tutarak zararsız hâle getirir. Lenf dü ümleri akyuvar imal eder. Ayrıca ikinci bir bakteri hücumuna kar ı koymasına yardımcı olan ba'zı proteinler imal eder. Eskiden bademciklerin vazifesi bilinmiyordu. Bugün bademciklerin de bakteri hücumuna kar ı protein imal etti i bilinmektedir. Zamanla ba ka vazifeleri de tesbit edilebilir. Dala ın da aynı i i yaptı ı bilinmektedir. lk hücumdan sonra tutularak muhafaza edilen bakteriler, yeni bir bakteri hücumuna kar ı kullanılacak ekilde de i tirilip vücudun müdafaasında saray muhafızları olarak kullanmaktadır. Dü man askerleri olan bakteriler, lenf dü ümlerinde dü manlık vasfı kaldırılarak yeni bakterilere kar ı sava açmaktadırlar. Lenf sistemi aynı zamanda sindirilen ya ları toplar damarlara ula tırır. Lenf sistemi, akyuvar muhafızlarının müdafaa hattı oldu u gibi, gıdaların hücrelere ula masını sa lar. Tesadüfi olması mümkün olmayan bu sistemin ne muazzam bir sistem oldu u meydandadır. Her eyi intizamlı ekilde yaratan Allahü teâlânın ânı çok yücedir. Buyurulmu tur ki: Muntazamdır cümle ef'alin senin, Aklı ermez, hikmetine kimsenin.

CENNETL K OLMAK Ç N
Cennet'e girebilmek için iman ettikten sonra salih amel sahibi olmak lâzımdır. Allahü teâlâ, a a ıda bildirilen dört vasfa sahip olan mü'minleri Cennetine koyaca ını va'd etmektedir. Bu vâsıflar:

1 - Tevbe etmek: Her günahtan sonra tevbe etmelidir. Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever, tevbe edenin tevbesini kabul eder. Hattâ son nefeste Cennet ve Cehennemi gördükten sonra tevbe edebilirse yine tevbesi kabul edilir. Son nefeste tevbenin kabul olması, yalnız bu ümmete, ya'ni Muhammed aleyhisselâmın ümmetine mahsustur. Fakat son nefeste iman kabul olmaz. Ba'zıları iman ile tevbeyi karı tırmakta, iman kabul olmaz demesi lâzımken, tevbe kabul olmaz demektedir. Son nefeste kâfirin imanı kabul olmazsa da, günahkâr mü'minin tevbesi kabul olur. 2 - Cömertlik: Zenginli inde ve fakirli inde cömert olanı Allahü teâlâ sever. Çünkü hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Cimrilikten kaçın! Çünkü sizden öncekileri cimrilik helak etmi tir.) (Cimri çok ibâdet edici olsa da Cennet'e, cömert, günahkâr olsa da Cehennem'e girmez) (Allahü teâlâ, cimri ve kötü huylu bir evliya yaratmamı tır.) (Cömerdin kusurunu afvediniz. Çünkü onun bir sıkıntısı olursa, yardımcısı Allahü teâlâ olur.) (Cömert, Allahü teâlâya, Cennet'e ve insanlara yakındır. Cimri, bunlardan uzak, Cehennem'e yakındır.) (Allahü teâlâ, bilgisiz cömerdi, cimri âbidden daha çok sever. En fena hastalık cimriliktir.) (Allahü teâlâ, izzet ve azametine yemin ederek bildirdi ki, hiç bir cimri cennete girmez.) Gazanın birinde, birî hariç bütün esirlerin cezalandırılması emredilince, Hz. Âli, dedi ki: — Ya Resûlallah, bunların hepsinin sucu bir oldu u halde, birisini niçin istisna ediyorsunuz. Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki: (Bana Cebrail aleyhisselâm gelip dedi ki: "Bu adamı bırak! Zira cömertli inden dolayı Allahü teâlânın ho una gitti, onu be endi.") Bir kâfir, cömertlik gibi slâm ahlâkından birine sahip olursa, ölmeden önce, (Cenab-ı Hak ona iman nasib edebilir.) 3 - Kızmayıp öfkesini yenmek: Öfkesinde haklı bile olsa, Allah rızası için öfkesini yenmenin fazileti büyüktür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Gazap, kızgınlık, sirkenin balı bozdu u gibi imanı bozar.) (Gazabını, kızgınlı ını yenenden Allahü teâlâ azabını kaldırır.) (Kızması icap eden yerde, kızgınlı ını yenenin, Allahü teâlâ, kıyamet gününde kalbini kendi rızasıyla doldurur.) (Pehlivan, güre te yenen de il, kızdı ı zaman kızgınlı ını yenendir.) Gazaba gelen kimse, diledi ini yapma a kadir oldu u halde, yumu ak davranırsa, Allahü teâlâ onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur. (Sizin en iyiniz, geç kızıp, çabuk barı andır. En fenanız da çabuk kızıp, geç barı andır.) 4 Özür dileyeni afvetmek: Kendisi haklı, arkada ı haksız bile olsa, e er arkada ı özür diliyorsa afvetmelidir. Çünkü özrü kabul etmek mü'min sıfatıdır. Hadis-i erifte (Mü'min hep mazeret arar, münafık da hep ayıp arar.) buyuruldu. Ba ka bir hadis-i erifte ise (Müslüman karde inin özrünü kabul etmemek günah olur.) buyuruldu. Özrü kabul etmek ve kusurları afvetmek Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Özrü kabul etmeyen kimseye Allahü teâlâ gazap ve azap eder. Mü'min afvetmek için özür dilemesini bekler. Münafık ayıpların ortaya çıkmasını ister. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Din karde inin özrünü kabul etmeyen, kevser havzından içmeyecektir.) (Güzel ahlâk, sana vermiyene vermen, senden ayrılana gitmen, ve sana zulmedeni afvetmendir.)

KIYMET N B LEN OKUR
Sohbetlerin birer inci, Okur, ya lı ile genci, Her insana tavsiyemiz, Sen de payla bu sevinci. Sensiz kalbler olur viran. Çoktur sana gönül veren, Kalbi titrer duygulanır, Bir defacık seni gören.

Te'sir eder do ru sözün, Ne esidir evimizin, Yanıyoruz hasretinle, Sultanısın gönlümüzün. lim, büyük fazilettir. Câhil kalmak felâkettir, Ancak ehli olan bilir. Bizim Sayfa, bir nimettir. I ık saçtın u cihâna, Edirne'den Ardahan'a, Karde , sen de okuyarak. Hazırlan son imtihana.

YUSUF KANDEHLEV
(Tebli -i cemaat) isimli vehhâbî te kilâtını kuran Hindli Mevlâna Muhammed lyas isimli mülhidin 1944'ta ölümü üzerine, yerine o lu Muhammed Yusuf Kandehlevî geçti. Bu vehhâbî, (Hayatü'sSahabe) isimli kitabında hadis-i erifleri kendi anlayı ına göre açıklamakta, birçok galiz hatâlara dü mektedir. Maalesef, dalâletler kumkuması bu kitap, birkaç yayınevi tarafından Türkçeye de tercüme edilmi , okuyan birçok insanın Eshâb-ı Kirama bu zetmesine sebep olmu tur. Eshâb-ı kirama dil uzatılınca, din yıkıldı demektir. Çünki dini onlar bize bildirmi lerdir. Bu bakımdan hadis-i erifte, Eshâbı kiramdan birisini incitenin Resûlullah Efendimizi incitece i, Resûlullahı "sallallahü aleyhi ve sellem" inciten kimsenin de Allahü teâlâyı incitmi olaca ı, Allahü teâlâ'yı incitenin de sonsuz felâkete duçar olaca ı bildirilmektedir. Hadis-i erifleri, gerçek slâm âlimlerinin kitaplarından izahlı olarak ö renmedikçe büyük felâketlerden kurtulmak çok zordur. Birkaç yayınevi bu kitabı Türkçeye tercüme etmek gafletinde bulunmu tur. Elimizdeki nüshası Konya'da nesr edilmi tir. Üçüncü cild, 319. sayfasında Hazret-i Ömer ile Hazret-i Aliye "radıyallahü anhüma" hayâsızca hücum edilmektedir. [Kalem Yayınevinin çıkardı ı di er baskıda (3. baskı) Hadislerle Müslümanlık kitabının1281. sahifesinde de geçiyor.] Güya Hazreti Ali, kızını Hazret-i Ömere gönderip (Be enirsen karındır) diyesiymi . Hazret-i Ömer de, hâ â huzurdan kızın ete ini kaldırıp bakasıymı . Kitapta bu vak'a kasten tahrif edilerek iki büyük halifeye lâyık olmayan kelimeler kullanılmı tır. Hâdisenin aslı ise öyledir: (Mir'atı Kâinat) kitabında (390. sahifede) diyor ki: (Hicretin 17. senesinde Hazret-i Ömer halife iken Ümmü Gülsümü Hazret-i Aliden istedi. (Kızım henüz küçüktür) deyince, (Nefsimin arzusu ile istemiyorum, mübarek kızınızın nikâhı ile ereflenmek istedim.) buyurunca, Hazret-i Ali de bu sözü kabul edip nikâhını icra eyledi. Hazret-i Ömer, (Resûlullahtan i ittim, kıyamet günü, nikâhla ve neseple olan bütün ba lılıklar çözülür. Yalnız nikâhla ve neseble bana olan ba lılıklar kalır. Bunun için, Resûlullaha nikâhla ba lılık erefine kavu mak istiyorum.) buyurdu. Hazret-i Ali kabul edip Ümmü Gülsümü hemen hazreti Ömer'e nikahladı, eklinde bildirilmektedir.) Bu kitap vehhâbîlerce hazırlanmı olmasına ra men, hâ â Hazret-i Ömer'in ahlâksız oldu u iftirası, î'î propagandası olarak her tarafa yayılması sa lanmaktadır. te belli bir hak mezhebi olmayan kimselerin sayısız hezeyanlarından birisini sizlere duyurduk. Müslümanların aldıkları kitaplara dikkat etmelerini, tavsiye etti imiz kitapları ve Ehlî Sünnet itikadında olan büyüklerin ruhlara îfâ olan kitaplarını okumalarını tavsiye ederiz. Sahabenin hayatını anlatıyoruz, Sahabeyi övüyoruz diye o mübarek insanlara sinsice dil uzatan mezhepsizlerin errinden Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun! Mezhepsizlere aldanan din karde lerimizi de ıslâh eylesin! Bir hazine de erinde, Hep fazilet seferinde, Memleketin her yerinde, Herkes bilir Türkiye'yi. Esnaf, i çi, yolcu, hancı, Erkek, kadın, ya lı, genci,

Ö retmeniyle ö renci Alır okur Türkiye'yi. Seni gayet be enirim, Sana canım feda derim, Anam bacım biraderim, Sever okur Türkiye'yi. Diyecek yok ayarına, Ofset basar Türkiye'yi. Maneviyat diyarına, Gelen bulur Türkiye'yi.

RE T RIZA
Mısır valisi Muhammed Alî pa a, iyi, dindar bir zât idi. Ondan sonra gelenler, öyle olmadılar. Din i leri, ehliyyetsiz ellerde kaldı. Asırlardan beri islâm âlimi yeti tiren (Cami'ul-ezher) medresesi idare meclisine, Abduh adında bir mason getirildi. skoç masonları, Mısırdaki müslîmânları maddî ve ma'nevî imhaya ba ladı. Mason olan Mustafa Re îd pa anın yeti tirmesi Âli pa a Belgrad kalesinin anahtarını Sırblılara teslim etdi. Mason arkada ı Cemâleddîn-i Efgânîyi de stanbula getirip, Ehl-i sünneti içerden yıkmak için birlikde çalı dılar. Kahire müftîsi Abduhun yeti dirmelerinden Re îd Rızâ (muhâverât) ismindeki kitabında, bir dinde reformcu ile, medrese tahsili görmü bir vaizin konu malarını bildirmekde, bunların a zından, kendi fikirlerini yazmakdadır. Dinde reformcuyu genç, kültürlü, ilerici, muhakemesi, mantıki kuvvetli olarak, vâiz efendiyi ise, gerici, taklidci, aklı ermez, ince dü ünmez biri olarak göstermekde, dinde reformcu a zından vaiz efendiye nasihat vermekde, onu gafletden uyandırıcı pozu takınmakdadır. Nasihat olarak, Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmakda, dalâlet ehli zındıkları ve mezhebsiz mülhidleri, geni kültür sahibi slâm âlimi olarak tanıtmakdadır. Tam bir mason a zı ile, kurnazca yazılmı olan bu kitâb saf ve temiz gençleri kolay avlamak tehlikesini ta ımaktadır. Pek sinsice hazırlanmı olan bu (Muhâverât) kitabındaki yalan ve iftiraları genç ve temiz din karde lerimizin önlerine sererek, herbirine, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblanndan cevâb verme i, böylece, müslimânları ebedî felâkete sürüklenmekten koruma a dü ünerek, hlâs A. . Fâideli Bilgiler kitabını hazırlamı tır. Adı geçen (Fâîdeli Bilgiler) kitabının okunmasını ehemmiyyetle tavsiye ederiz. Re id Rıza'nın resmi, geçer geçmez elime, Neler geçti içimden, neler geldi dilime. Sakalını kısaltmı , sünnete hiç uymamı , Kulaktan tıkanmı , hak sözleri duymamı . Do ru yola girmedi, dola tı hep kenarda, Ne zehirler kusmu tu, Mecelle-i Menarda. (Muhâverât) adıyla, düzdü sayısız yalan. Okuyan afyonlandı, sapıtlı nice insan. Hocası Abduh gibi, ne naneler yemi ti. slâmı kendisine uydurmak istemi ti. Sayısız hurafeler soktu din-i slama. Durmadan hücum etti mübarek dört imama. (Büyük bir insan) diye Firavunu övmü tü. Hazret-i Musa için (O bir kâhin) demi ti. Fakat peygamber dedi, kıral Hammurabiye. Reformu örnek oldu bugünkü vehhabiye. Ölçü aldı kendine, o î'î evkâniyi Büyük bir üstad bildi, farmason Efganiyi.

Ne kadar sapık varsa, hepsine kucak açtı. Her mezhebin üstüne, telfik zehiri saçtı. Dil uzattı selefe, büyük küçük bilmedi, Mezhebi bid'at saydı, taklide haram dedi. er'i delil dört iken, ikisini kaldırdı. Icma ile kıyasa pek sinsice saldırdı. Mu'cizelerin hepsi görünmü ken a ikâr. Kimini te'vil etti, kimini ise inkâr. nanmadı hadîse, mütevatir habere. üphe gözüyle baktı, me hur ( akk-ul kamere) Sözde din adamıydı, dü manlık etti dine. Müctehidlik tasladı, hiç bakmadan haddine. Alimlere küfretti, gayet edepsiz idi. Ehl-i sünnet dü manı, koyu mezhepsiz idi. Sakın aklanmayalım, Mısırlı bu fellâha! Küfre varan sözünden sı ınalım Allah'a!..

B R B LENE SORALIM 3. C LD
MAN VE KÜFÜR
SUAL: Çalınmı bir hayvanın etini yerken besmele çekmek imânın gitmesine sebep midir? CEVAP Zaruretsiz le ve domuz eti yemek her zaman haram olup, le i ve domuz etini yerken besmele çekenin imânı gider. Birisinin kuzusunu çalan, bir haram i lemi olur. Kuzuyu derhal sahibine vermesi lâzımdır. Vermeyip keserek yerse, kuzunun bedelini sahibine ödemesi lâzımdır. Ödemezse âhırette cezası büyüktür. Domuz eti ile le e (Haram li-aynihî) denir. Çalınmı ete (Haram li-gayrihî) denir. Yemesi aslında haram olmayıp, çalınmı oldu u için haramdır. Böyle çalınmı bir yeme e besmele çekmek imânın gitmesine sebep olmaz. Çünkü yeme in kendisi haram de ildir. Hırsızlı ının cezasını dünyada çekmese bile âhırette çekecektir. Kul hakkının cezası büyüktür. (Mir'atül-usûl c.2,s.177) SUAL: Bir cum'a günü stanbul'un en büyük camilerinden birine gitmi tim. Hatip efendi, (Günahınıza tevbe edin! Allah, Peygamberler ve melekler âhidimdir diyerek günah i lemiyece inize tevbe edip söz verin) dedi. Allahdan gayriye söz vermekte mahzur var mıdır? CEVAP (Miftahül cenne) kitabında diyor ki: (Bir kimse, Allah ve peygamber ahidim dese, kâfir olur. Zira peygamber gaybı bilir demek küfür olur.) Gaib demek, duygu organları ile veya hesap, tecrübe ile anla ılmayan ey demektir. nsan, cin, melek ve peygamber gaybı bilmez. Falcı, u veya bu gaybı bilir diye itikad etmek küfürdür. Gaibi ancak Allahü azîm-ü - ân ile O'nun bildirdikleri bilir. Hatip efendinin söyledi i söz uygun de ildir. SUAL: Kötü insanlar için (Öküz aleyhisselâm) deniyor. Böyle söylemek küfrü mucip midir? CEVAP Evet. Böyle eyler kullanmamalıdır. SUAL: Son nefeste imân ve tevbenin kabul olup olmayaca ını iyice anlıyamadık. Son nefese kadar imân kabul olmaz mı? CEVAP

Ruh, gargaraya gelmeden imân etmek lâzımdır. Can bo aza gelince âhıret i leri mü ahade olunur. Cennet ve Cehennem görünür. Bu vakit inanmayan herkes inanır. Fakat makbul olmaz. Çünkü imân gaybîdir. Gördükten sonra inanmaya imân denmez. Âhıret halleri görülmeden önce imân etmek makbuldür. Fakat bütün ömrünü imansızlıkla geçirmi bir kimsenin son anlarda imân etmesi kolay olmaz. Can gargaraya geldikten sonra da, ya'nî âhıret halleri ke folunduktan sonra da, mü'minlerin tevbe etmesi kabul olur. Bu husus yalnız Muhammed aleyhisselâmın ümmetine mahsustur. Görüldü ü gibi Cenâb-ı Hakkın mü'minlere olan lütfü, ihsanı ve rahmeti ne kadar boldur! Cenneti ve Cehennemi gördükten sonra bile (Ben bütün günâhlarıma tevbe ettim, pi man oldum, bir daha i lemiyece im) diyorsunuz! Allahü teâlâ sizin bütün günâhlarınızı afvediyor. Büyük ihsan de il mi? (Riyâd-ün-nâsihîn c.3,s.68) SUAL: Allahı inkâr eden, âhırete inanmayan, irk ko an bir ki i, pi man olup tevbe etse, tevbesi kabul olur mu? Bu ki i efaate kavu ur mu? Kur'ân-ı kerimde, irkten ba ka günâhların afvedilebilece i bildirildi ine göre irk ko anların tevbesi kabul olur mu? CEVAP Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana dü man etme e u ra makla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca ben onu afvederim.) Allahü teâlâya irk ko anlar, tevbe ederse, bütün günâhları afvolur. Cenâb-ı Hakkın (Yalnız irki afvetmem) buyurması, ( irk üzere ölen kimseler, âhırette afvolmaz) demektir. Dünyada iken, can gargaraya, bo aza gelinceye kadar, bir mü rik imân ederse, imânı makbuldür. Can bo aza geldikten sonra, âhıret halleri görüldü ü için imân etmek makbul olmaz. Can bo aza geldikten ve âhıret halleri görüldükten sonra bir mü'min, bir daha günâh i lemiyece ine tevbe ederse tevbesi makbul olur. irk ko an kimse, can bo aza gelinceye kadar imân ederse, mü'min can bo aza geldikten sonra bile tevbe ederse kabul olur. Bunlar, Cenâb-ı Hakkın büyük ihsanıdır. nkâr ederek, irk üzere ölen bir kimse, âhırette afva u ramaz, efaate kavu amaz. Sonsuz olarak Cehennemde azap görür. Âhırette efaat, büyük günah i leyen mü'minler içindir. mânla ölen bir kimsenin sevabı ne kadar az olursa olsun, günahı da ne kadar çok olursa olsun, afva veya efaate kavu ursa, Cehennemde hiç azap görmeden do ru Cennete gider. Afva u ramaz, efaate kavu mazsa, günâhlarının cezası kadar Cehennemde yandıktan sonra yine Cennete girer. Demek ki, imân gibi büyük ni'met yoktur! Böyle kıymetli olan imânı muhafaza edebilmek için, Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden kaçmak lâzımdır. Günâhlardan çekinmeyen kimsenin imânı tehlikededir. Günâhlar ço alır, öyle bir an gelir ki, imânı söndürebilir. mânı söndürmemek için her günâhı ate bilerek haramlardan kaçmalıdır. (Riyâd-ün-nâsihîn, ir'at-ül slâm) SUAL: Ba'zıları, bir kimse, slâmiyyetin güzel ahlâkına uygun olarak, insanlı ın saadeti için fâideli ve güzel i ler yapsa, imânı olmasa da fâideli i lerinin mükâfatını görecektir. nsanlı ın fâidesi için hiç bir ey yapmamı kimse, imanlı olsa da Cehenneme gidecektir, diyorlar. Bu dü üncelerdeki hakikat payı nedir? CEVAP Müslümanlı ın temeli, Allahü teâlânın birli ine ve O'nun peygamberi olan Muhammed aleyhisselâmın bildirdi i emir ve yasakların hepsini, Allah tarafından getirmi oldu una inanmaktır. Yâ'nî emirleri yapmak ve yasaklardan kaçmak imânın artı de il ise de, bunların yapılıp yapılmamasının lâzım oldu una inanmak imânın artıdır. mânı olmayan kimse, ne kadar iyi i ve insanlara fâideli i ler ve bulu lar yapsa da, âhırette azaptan kurtulamaz. bâdetler ve bütün iyi i ler, kıymetli ise de, imân gibi kıymetli de ildir. mânın ve imân ile birlikte olan i lerin dünyada da, âhırette de fâideleri vardır. nsanı saadete ula tırırlar. mansızların yaptı ı iyi i ler, insanı dünyada saadete kavu turabilir. Fakat âhırette fâidesi olamaz. brahim sûresi 18. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki: (Allaha imân etmiyenlerin yaptıkları fâideli i ler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurdu u küller gibidir. Ahırette o i lerin hiç bir fâidesini bulamazlar.) mân etmeyenlerin, dünyada yaptıkları iyiliklerin yok olaca ını bildiren âyet-i kerîmeler, bu iyiliklerin onlara sevâb ve fâide veremiyece ini gösteriyor ise de, ba'zı âlimlerimize göre, Bekara süresindeki, (Onların azabı hafifletilmiyecektir.) âyet-i kerimesi, zaman bakımından hafıfletilmiyece ini, sonsuz azâb göreceklerini bildirdi ini söylemi lerdir. Bu âlimler, (Zerre miktarı iyilik yapan, onun kar ılı ını bulur.) âyet-i kerîmesine dayanıyorlar. Bundan ba ka çok cömert olan Hatem-i Tâinin ve Peygamberimizin dünyaya geldi ini müjdeleyen cariyesi Süveybeyi sevincinden azat eden Ebû leheb'in azâblarının hafifliyece ini bildiren hadis-i

erifler vardır. Fahr-i âlem efendimizi çok seven Ebû Talib'in azabının hafifliyece ini bildiren hadis-i erif ise pek me hurdur. Bütün bunlar, imânın amelden bir parça olmadı ını, imânı olmayanların muhakkak Cehenneme gideceklerini, fakat iyi amel i leyenlerin ise azâblarının hafifliyece ini göstermektedir. Ba'zı hadis-i eriflerde, bir amelin ehemmiyetini bildirmek için (bu i imândandır.) buyurulması da imânın amelden oldu unu göstermez. Bu çe it hadis-i eriflerden ba'zıları unlardır: (Haya imândan bir ubedir.), (Temizlik imânın yarısıdır.), (Mü' min insanların emin oldu u kimsedir.) Bu hadis-i eriflerde hayanın, temizli in ve emin olmanın ehemmiyeti bildirilmektedir. Nisa sûresi 47. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, irki elbette afvetmez. Diledi i kimselerin, irkten ya'ni imansızlıktan ba ka günâhlarını afveder.) Demekki Allahü teâlâ, imansızlı ı afvetmiyor. Dilerse di er günâhları afvediyor. mânın amelden parça olmadı ı buradan da anla ılmaktadır. Günahlar nefse tatlı gelmektedir. Mü'min, nefsine aldanarak günâh i leyebilir. Fakat, günâh i lerken, aklı ve imânı onu üzmektedir. nsan aklı ile imân eder. Nefse tatlı geldi i için de günâha sürüklenir. Bundan dolayı imân ile günâhın ba ka ba ka oldu u anla ılır. Ameldeki bozukluk insanı dinden çıkarmaz. Fakat slâmiyyetin emrettikleri eyler yapılmaz, yasak ettikleri yapılırsa, kalb kararır, katıla ır. Büyük günâhlar çok yapılırsa, kalbdeki imân nuru zamanla parlaklı ını kaybeder ve maazallah bir gün sönebilir. Günâhlardan kaçmak ve ibâdetleri yapmak, imânın kuvvetlenmesine sebeb olmaktadır. Bu bakımdan (Amel imândan parça de ildir) diyerek ibâdetleri bırakıp günâhlara devam etmek, her ne kadar imansızlık de ilse de, imânın zayıf oldu unu gösterir. Böyle kimsenin imânı gittikçe zayıflayarak bir gün sönebilir. mânı söndürmemek için haramlardan kaçıp ibâdetleri yapma a çalı malıdır. ( hya, ir'atül- slâm) SUAL: Bugüne kadar ilmin, bilmenin ehemmiyetinden bahsediyorsunuz. Ba'zıları diyor ki, " nsan müsbet ilmi ö renince yaratıcıyı inkâr ediyor. Okumu insanlardaki inkâr nisbeti, okumamı lara göre daha fazladır." gibi sözler ediyorlar. Durumun açıklı a kavu turulmasını bekliyoruz. CEVAP Sadece yüksek tahsilli insanların de il, lisedeki dersleri okuyup anlayan bir kimsenin bile bir yaratıcının bulundu una inanması lâzımdır. Fizik dersini okuyan kimse, fizikteki bir çok kanunu ö renmi olur. Bu kanunları bulanın adı verilmi olsa bile, mevcut olan bir eyin bulundu u herkesçe ma'lumdur. Yok olan bir ey de il, mevcut olan bir ey bulunmu tur. Matematik, kimya, biyoloji gibi ilimleri tetkik edip anlayan kimse, bir yaratıcının bulundu unu inkâr etmesi mümkün de ildir. Tabiatta tesadüfi bir eyin bulunmadı ını incelemesi ile anlar. Dünyanın dönü ünü, mevsimlerin meydana geli ini, dünyanın tam yuvarlak olmayı ının tesadüfi olmadı ını, astronomi ö renip kâinatta harikaların nasıl i ledi ini bilen kimse, ister istemez tesadüfi diye bir eyin olmadı ını akıl almayacak ekilde hesaplı oldu unu anlar. Lisede okunan bilgileri anlayan bir kimse, dünya ile güne in münasebetini incelese, meselâ güne , dünyaya imdikinden çok yakın olsa, sıcaklı ı her eyi yakıp kavurur ve dünyada hayat kalmaz. Aksine imdikinden çok uzak olsa bu sefer de güne in sıcaklı ı az gelece inden yine hayat olmaz hakikatini anlar ve bu dengeye hayran kalır. Bir insan, okudu u biyolojiyi anlasa, kendi vücudunu incelese, tesadüfi hiç bir eyin bulunmadı ını idrak eder. Bir hücreli hayvanlar, mikroplar, madde, atom bilgisi, elektron bilgileri, bunlarda ne ince san'atın bulundu u hakikâti görülür. Kendi kendine cereyan etmesinin mümkün olmadı ı görülür. Hiç inanmayan bile, üphe eder. te bu üpheden dolayı da, harika hâdiselere (Tabiat kanunu) diyorlar. (Sevk-i tabiî) diyorlar. Dilleriyle inkâr etseler bile, kalbleriyle bir yaratıcının bulundu unu ister istemez tasdik ediyorlar. Fakat sadece bu tasdik mü'min olmak için kâfi olmuyor. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiklerinin hepsine inanması da lâzımdır. Avrupa ve Amerika'daki okumu bir çok insan, bir yaratıcının bulundu unu tasdik ediyorlar. Onlar, hak din hangisi diye üphe ediyorlar. Cenâb-ı Hak da, insanların bu üphelerini izale etmek için, peygamberler göndermi tir. Peygamberlerine mu' cizeler vermi tir. Bunlardan Kur'ân-ı kerîm, bütün dünyaya meydan okuyor. (Siz de bir benzerini getirin) buyuruluyor. Dünyada Arapça bilenler var, Arapça Üniversiteler var. Fakat, Kur' an âyetlerinin bir tanesine karsı koyamıyorlar. Kur'ân-ı kerîmde (Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?) buyuruluyor. Okuyup anlayanlar, bilenler, bildi iyle amel edenler,elbette çok kıymetlidir. Bir örümce in hayatını inceleyen, bilen bir kimsenin bir yaratıcının varlı ını inkâr etmesi mümkün de ildir. Fakat bir yaratıcının bulundu unu tasdik etmek imân de ildir. Ba'zıları, bütün ömürlerini, bir yaratıcının varlı ını tasdik ettirmek için harcıyorlar. Halbuki, sadece (Bir yaratıcı vardır) demek imân de ildir.

limsiz bir ey olmaz, ilm her eye ba tır. Karanlık yollarda o, en aziz arkada tır. Ondan sâdık dost olmaz, ondan vefalı yâr yok. Her eyde zarar olsa, onda asla zarar yok. SUAL: Allahın rahmetinin bol, sonsuz oldu u bildiriliyor. Bir annenin çocu una olan efkatından kat kat fazla oldu u söyleniyor. Bir anne çocu unu azarlayıp dövse bile hiç ate e atar mı? Cenâb-ı Hak, gayr-i müslimleri, hattâ günahkâr müslümanları niçin iddetli cezaya çarptırıyor, kızgın ate li Cehenneme atıyor? Bizim hanımı sabah namazına uyandıramayınca hemen be ikteki çocu u çimdik atarak uyandırıyorum. Çocu un a ladı ını duyunca hemen kalkıyor. Böylece namazı da kılıyor. Anne, efkatinden dolayı çocu unun a lamasına dayanamayıp tatlı uykusundan uyanıyor. Allahın efkati bir annenin efkatinden fazla oldu una göre, günahkâr kullarını Cehenneme nasıl atıyor? CEVAP Evet, annelerin efkati çoktur. Hattâ anne efkati hayvanlarda bile vardır. Bir yabanî domuz avında avcıları seyretmi tim. Avcılar ate edince, anne domuzlar yavrularını burunları ile itiyordu. nsanların ve hayvanların yavrularına olan bu merhametleri, Allahü teâlânın rahmetinden ileri gelmektedir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, rahmetinin yüzde doksan dokuzunu âhırete ayırmı , dünyaya yüzde birini vermi tir. Gönüller bu rahmetle merhamet ederler. Annenin çocu una, hayvanların yavrularına acımaları hep bu rahmettendir. Kıyamet günü bu bir rahmet, o doksandokuz rahmetle birle erek insanlara saçılır.) Allahü teâlâ, günah i leyene, hatta, büyük günâh i leyene ne kadar merhamet ediyor, afv ediyor. Muhammed aleyhisselâma ve daha ba kalarına müslümanlardan büyük günâh i leyenler için efaat hakkı tanıyor. Afvetmek için küçük bir sebeb arıyor. mân sahiplerine, günâhlardan bahsederken (Bu günâhın cezası udur, fakat tevbe ederseniz afvederim) buyuruyor. Sık sık azâbları bildiriyor, azâbların iddetini bildiriyor... Azâbların iddetini bildirmesi, merhametinin çoklu unu gösteriyor. (Azabım iddetlidir, dayanamazsınız, günâh i lemeyin! ayet günâh i lemi seniz, tevbe edin, tevbenizi kabul ederim) buyuruyor. Sübhanallah. Bu ne büyük merhamet.. Allahü teâlâ, peygamberlerini, merhametini tebli etmek, göstermek için göndermi tir. Peygamberler, Allahü teâlânın rızasının hangi i lerde, gazabının hangi amellerde oldu unu bildirmi tir. Ne büyük ihsan! Ne büyük merhamet! Bir kadın, ate yakıp çama ır yıkamak için su kaynatırken, (E er benim çocu uma olan efkatim kadar Allahü teâlânın kullarına merhameti varsa, insanları Cehennem ate inde yakmaz. Ben urada emekliyerek oynayan çocu umu u ate e atar mıyım?) dedi i zaman, ona öyle dendi: (Allahü teâlâ, insanları ate e atmaz, sen de çocu unu ate e atmazsın. Çocu un emekliyerek ate e dü üp yanabilir, insanlardan imân etmiyenler de, inkârları sebebiyle Cehenneme dü erler.) Allahü teâlâ, Nisa sûresinde kendisine irk ko anlardan ba ka, her çe it günâh sahibini afvedebilece ini buyurmaktadır. Çünkü irk ehli, Allahü teâlânın irade sıfatına kar ı gelerek imansız oluyorlar. Bir devletin kanunlarına aykırı olarak hareket eden suç i ler. Kanunu be enmiyerek rejimi yıkmak isteyenlerin suçu sabit görülürse cezası idamdır. te namaz kılmayan kimse, mü'min olarak ölebilirse, cezasını çekip Cennete gider. Fakat namaza ehemmiyyet vermiyen, be enmiyen Allahü teâlâyı be enmemi , inkâr etmi olaca ından cezası müebbed mahkûmiyettir. Cenâb-ı Hakkın âdet-i ilâhisi öyledir: Her eyi bir sebeple yaratır. Dünyaya ait olan sebeblerin ço unu insanlara bırakıyor. (Tecrübe ile, benim âdetim olan sebepleri size verdi im akıl ile bulun) buyuruyor. Bütün ke ifler, Allahü teâlânın ihsan etti i akıl ile Cenâb-ı Hakkın âdeti olan sebeblerdir. (Elektri in ke fi gibi). Akıl, âhıret i lerine ermiyece i için ve Rabbimiz çok merhametli oldu u için, Cennet ve Cehenneme götürecek sebebleri akla bırakmıyor, hepsini bildiriyor. (Emirleri yapan Cennete, yapmıyan Cehenneme gider) buyuruyor. Dünya i lerinde oldu u gibi, âhıret i lerini de aklımızla bulmamızı emretseydi, nasıl bulabilirdik? Merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlâya sonsuz hamdolsun! SUAL: Babam, "Falanca zat bizi her zaman görüyor, ne yaptı ımızı biliyor" diyor. Böyle söylemekte mahzur var mıdır? CEVAP Gaibi Allahü teâlâ'dan ba ka kimse bilmez. Peygamberler ve melekler de bilmez. Allahü teâlâ dilerse, sâlih bir kuluna da gaibleri bildirir. Fakat (Her zaman bilir, görür) diye itikat etmek dinimize aykırıdır. Mi'rac hâdisesinde Peygamber aleyhisselâma Kudüs'deki caminin pencereleri ve direkleri soruldu u zaman bilemedi. Fakat Allahü teâlâ, bir televizyon gibi O'nun gözü önüne getirdi. O da bakıp teker teker söyledi. Onun için Peygamberler'den ve Evliya'dan bahsederken (Allahü teâlâ bildirirse

bilir) demelidir. (Her Vasiyyetnâmesi.)

zaman

bilir,

görür)

demek

do ru

de ildir.

(Bezzâziyye,

Birgivî

SUAL: Bir erkek evde namaz kılarken, hanımı yanına gelip otursa erke in namazı bozulur mu? CEVAP Bir erkek, namaz kılarken yanına hanımı gelip otursa erke in namazı bozulmaz, mekruh bile olmaz. Hattâ hanımı kıbleye do ru otururken veya ayakta dururken arkasına do ru namaz kılmak mekruh bile de ildir. Namaz kılarken yabancı bir kadın bile gelip namaz kılanın yanına otursa halvet bile olmaz. ( bni Âbidîn)'de bu husus, açıkça yazılıdır. SUAL: Saati kurdu um halde sabah namazına uyanamadım. Namazım kazaya kaldı. Güne do duktan bir saat sonra kaza ettim. Günâha girmi oldum mu? CEVAP Saati kurarak veya ba ka tedbir aldı ı halde uyuyup kalmak özürdür. Namazın bu ekilde kazaya kalması günâh olmaz. SUAL: Bir akrabam, yurtdı ından bana ipek bir takke getirdi. Bununla namaz kılmamda mahzur var mıdır? CEVAP Ba a ipek takke giymek mekruhtur. Bu bakımdan ipek olmayan takke kullanmak lâzımdır. ( bni Âbidîn c.5,s.481) SUAL: Kom u kadınların ısrarı üzerine her cum'a günü, cum'a namazı kılmak için Sultanahmet camiine gidiyoruz. Üç cum'ayı özürsüz terk etmenin günâhı büyüktür. Kadınlara cum'a namazı farz de ildir diyenler var. Camiye gelen kadınlar bana (T.A.) isimli bir kitap gösterdiler. Bu kitaptan kadınların cum'a namazına gelmeleri için, kocalarının hizmetlerini görmelerinden ba ka mani bulunmadı ı bildirilmektedir. Dul kadınlar ve kızlar için hiçbir mani kalmamaktadır. Evlilere de kocaları namaz için müsaade ederler. Bütün kadınlar niye cum'a namazına gelmiyorlar? CEVAP (Fetâva-i Hindiyye) de buyuruluyor ki: (Kadın, misafir ve hastanın cum'a namazı kılmaları farz de ildir.) Cum'a namazının kadınlara farz olmadı ını bildiren hadis-i erifler (Tefsir-i Mazharî) ve (Mi kâtül mesâbîh) de yazılıdır. Kadınların camiye gitmeleri hiç uygun de ildir. Bilhassa genç kadın ve kızların camiye gitmeleri hiç uygun de ildir. SUAL: afiî mezhebini taklid etmezken kazaya kalmı vitir namazlarımı, imdi kaza ederken aynen Hanefî mezhebine uygun olarak mı kılmak lâzımdır? CEVAP Evet, Hanefideki gibi kılmak lâzımdır. SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Sabahın sünneti yerine de kaza mı kılmam lâzımdır? CEVAP Sabah namazının sünneti, bütün mezheplerde kuvvetlidir. afiî mehebini taklid eden kimsenin kaza namazı varsa, sabahın sünneti yerine de kaza kılsa günâha girmez. Fakat sabahın sünneti mühim oldu u için terk etmemelidir. SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Cemaatle namaz kılarken Fâtiha-i erîfeyi unuttu um zaman oluyor. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP mam arkasında Fâtiha-i erife okumak farzdır. Unutmak özr de ildir O re'kâtı temamlamak lâzımdır. (El-fıkh-u ale'l-mezâhib-il-erbeâ, Kifâyet-ül-ahyâr) SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Sabah namazında kunut okumam lâzım mıdır? CEVAP

NAMAZ

Kunut okumak farz de ildir. afiî mezhebini taklid edenler okumaz. Taklid edenler, yalın ayakla kılmamalıdır. Ayakları görülecek kadar ince çorap giymelerinde mahzur yoktur. (El-fıkh-u ale'l mezâhibi'l-erbea, Hulâsat-ut-tahkik s.23) SUAL: Namazlardan sonra te bih çekiliyor. 33 te bih, 33 tahmid ve 33 tekbir söyleniyor. Mazeretsiz bunları daha az veya daha fazla söylemek, bu az veya çok söylemeyi âdet haline mi getirmek daha kötü, yoksa bu sünneti tamamen terk etmek mi daha kötüdür? Di er sünnetler de böyle midir? Meselâ sakal da böyle midir? CEVAP Bir emri hiç yapmamak, kasıtlı olarak de i ik yapmaktan daha hafif suçtur. Bir hizmetçiye, (Falanca eczaneden u isimli müshil ilâcını getir!) dense, hizmetçi de, ba ka bir eczaneden müshil ilâcı yerine kabızlık ilâcı getirse veya bir antibiyotik alsa, ba ka bir hizmetçi de ilâç getirmeyi ihmâl etse, birincinin i ledi i suç, ikinciden daha a ırdır. Ak am namazının farzı üç iken, her zaman dört kılmayı âdet haline getirmek dini de i tirmek olur. Dinde böyle de i iklik yapanlar, bid'at çıkaranlar için büyük tehditler yardır. Dindeki de i iklikler, bid'atler, mekruh, haram, küfre kadar gider. Sünneti be enmiyerek, daha iyisini yaptı ını zannetmek çok tehlikelidir. Sünneti be endi i halde, böylesi sünnete daha uygundur denerek sünnetlerde de i iklik yapılırsa mekruh olur. Böyle küfre varmayan bid'atler, dindeki de i iklikler, camide i lenirse, cemaat sevabı, sünnet sevabı yok olur. Mazeretsiz olarak sünnette kıl kadar bir de i iklik yapılmamalıdır. Sakalı da özürsüz, sünnet olandan daha kısa veya daha uzun bırakmak do ru de ildir. Sünneti, farzı veya dinin herhangi bir hükmünü de i tirmek çok tehlikelidir. (Mektûbât-ı Rabbani, Berika, 1229) mi? SUAL: Namaz kılarken yanan kandil veya lâmbanın önde bulunması namazı mekruh eder

CEVAP Yanan ate hariç, lamba, kandil, elektrik ampulü gibi ı ıkların önde bulunması namazı mekruh etmez. ( bni Âbidîn, namazın mekruhları)

SUAL: elbisesi ile namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamıyacak elbise ile ve fena kokulu elbise ve çorap ile namaz kılmak mekruhtur. Ba ka elbisesi yoksa, mekruh olmaz. Parası olanın alması lâzımdır. Pijama ile kılmak mekruh olmaz. ( bni Âbidîn, c.1,s.230 Halebi-yi kebir, s.349) SUAL: Camimiz yeni yapıldı. Henüz hoparlör alınmadı ı için okunan ezanı evden duyamıyoruz. Evde namaz kılarken ezan ve ikâmeti kendi i itece imiz kadar hafif okumak lâzım mıdır? CEVAP Evinde yalnız veya cemaatle namaz kılan kimse, ezan ve ikâmet okumaz. Çünkü camide okunan ezan ve ikâmet evlerde okunmu sayılır. Okunursa da mahzuru yoktur. Çünkü tekrar okunması daha efdaldir. Müezzinin sesini evden duymak lâzım de ildir. Bu bakımdan hoparlör yok diye tekrar ezan okumak lâzım de ildir. (Feth-ul-kadir c.1,s.222 Hindiyye) SUAL: Ayakkabılarımın her yeri necs oluyor. Bununla cenaze namazı kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Necs ayakkabı ile cenaze namazı kılınmaz. Ayakkabı temiz olursa kılınır. Ayakkabının üstü temiz olursa, ayakkabıları çıkarıp üstüne basmalıdır. Üstü de temiz de ilse, ayakkabısının üstüne karton, mendil gibi temiz bir ey koyarak basmalıdır. Necâsetli ayakkabı ile kılmamalıdır. (Feth-ul-kadir c.2,s.80) SUAL: Ezan ve ikâmet okunurken konu ulursa, bu ezan ve ikâmeti tekrar okumak lâzım mıdır? CEVAP Ezan ve ikâmeti okuyan kimse bitirmeden arada konu ursa, ezan ve ikâmeti tekrar okur. ( bni Âbidîn c.l,s.214)

SUAL: Namaz kılarken ba kasının sözü ile hareket etmekte mahzur var mıdır? CEVAP Ba kasının sözü ile yerini de i tirmek veya yanına gelene yer açmak namazı bozar. Fakat, biraz sonra kendili inden hareket ederse bozmaz. (Feth-ul-kadir c.1,s.308) SUAL: Vitr namazının ikinci rek'atinde, üçüncü rek'at zannederek kunut dualarını okudum. Sonra ikinci rek'at oldu unu anladım. Üçüncü rek'atte yine kunut dualarını okudum. Sonunda sehv secde yaptım. Kıldı ım namaz oldu mu? CEVAP Sehv secde ile olur. (Dâmâd, c.1,s.148; Dürr-ül-müntekâ, c.1,s.148; bni Âbidîn c.1,s.498) SUAL: Me hur iki kunut duasının ikisini de okumak vâcib midir? CEVAP Birisini okumak vâcib, ikisini okumak sünnettir. Ya'ni ikisi okununca hem vâcib yerine gelir, hem de sünnet sevabına kavu ulur. (Feth-ul-kadir c.1,s.374) SUAL: Vitir namazında kunut tekbiri almak vâcib midir, sünnet midir? CEVAP Kunut tekbiri almak, mâm-ı a'zam hazretlerine göre vâcib, mameyne göre ise sünnettir. Fetva imameynin kavlidir. Ya'ni kunut tekbiri sünnettir. (Feth-ul-kadir c.1,s.374) SUAL: Telefon veya kapı zili çalınca namaz bozulur mu? CEVAP Bozulmaz. ( bni Âbidîn, namaza yeti me babı) SUAL: Sabah namazı güne do ana kadar kılınmazsa, güne do duktan sonra ne zaman kılınabilir? CEVAP Sabah namazı güne do ana kadar kılınmazsa, güne do duktan 45-50 dakika sonra sünnetiyle birlikte kaza edilebildi i gibi, ö leye 20-30 dakika kalıncaya kadar da kaza edilebilir. Kaza niyyetiyle kılınır. ( bni Âbidîn, c.1,s.486) SUAL: mamlık yaptı ım zaman zamm-ı sûreyi sesli okurken gözlerimi kapıyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP Namazda gözleri yummak tenzîhen mekruhtur. Zihni da ılmasın diye yummak mekruh olmaz. (Feth-ul-kadir c.1,s.357) SUAL: Ba'zı camilerde, cenaze oldu unu bildirmek için minarelerde sala okunmaktadır. Ba'zı camiler bunu kaldırdı. Okunması mı lâzımdır, yoksa okunmaması mı daha iyidir? CEVAP Türkiye'nin çe itli yerlerinde cenaze oldu unu bildirmek için minarelerde sala okunması, bid'attir. SUAL: Farzı yalnız kılmı kimsenin, cemaatle namaz kılınırken camiden çıkması vâcib oldu una göre, Farzı yalnız kılan kimsenin yanında, camide de il de, evde veya i yerinde herhangi bir vakit namazı cemaatle kılınsa, yine oradan çıkması vâcib midir? CEVAP Ö le ve yatsı namazını yalnız kılmı bir kimse, camide, evde veya i yerinde aynı namazlar cemaatle kılmıyorsa ya oradan çıkması vâcib olur veya cemaate uyarak o namazları kılar. Kıldı ı bu namazlar nafile olur. Sabah ve ikindi namazları kılınıyorsa, kendisi de bu namazları kılmı sa, cemaate uyamaz. Cemaate uyarsa kıldı ı namaz nafile olursa da, sabah ve ikindi namazlarından sonra nafile kılınmadı ı için mekruh olur. Bunun için, Sabah ve ikindi namazlarını kılmı kimsenin yanında, camide, evde ve i yerinde cemaatle namaz kılınırken dı arı çıkması vâcib olur. ( bni Âbidin c.1,s.479,480; Hidâye c.1,s.25) SUAL: Son tehiyyatta istedi imiz kadar dua okumakta mahzur var mıdır? CEVAP Bildirilmi olan dualar okunur. (Feth'ul-kadir c.1,s.275)

SUAL: Oruçlu iken namaza durmu tum. Di imin kanadı ını hissettim. Namazda iken kanı yuttum. Namazdan sonra tükürünce di imin kanadı ını anladım. Namazım ve orucum bozuldu mu? CEVAP Di leri arasında akan kanı veya di leri arasında kalan yemek parçalarını yutmak, a ız dolusu olmadıkça, namazı ve orucu bozmaz. A ızdan dı arı çıkmadıkça abdesti de bozmaz. (Halebî-yi sagîr, s.63 Hindiyye, c.1,s,10, Bahr-ur-râık) SUAL: Secde-i sehv nerelerde yapılır? CEVAP Secde-i sehv, unutarak bir farzın tehirinde ve bir vacibin terk ve tehirinde yapılır. Bu bakımdan namazın farz ve vâciblerini iyi bilen kimse, secde-i sehvin nerelerde yapılaca ını ö renmi olur. Secde-i sehvi icab ettiren hususlar unlardır: 1- Oturması vâcib olan yerde kalkmak. 2- Kalkması icab eden yerde oturmak. 3- Sesli okuması vâcib olan yerde yava okumak. 4- Yava okuması vâcib olan yerde sesli okumak. 5- Dua okunacak yerde Kur'ân-ı kerîm okumak. 6- Kur'ân-ı kerîm okunacak yerde dua okumak. 7- Farzların ilk iki rek'atinde, sünnetlerin her rekâtinde zamm-ı sureyi okumamak. 8- Vitir namazında kunut duasını terk etmek. 9- Ta'dil-i erkânı terk etmek. 10- Dört rek'atlık farzlarda, ikinci rek'atte te ehhüdden fazla oturmak. 11- Selâmı geciktirmek. 12- Namazı tamamladı ı halde unutarak aya a kalkıp sonra oturmak. Bunlardan birini bilerek yapmamak, namazı bozmaz ise de günâh olur. Unutularak yapılınca secde-i sehv icab eder. Unutmadan yapılınca secde-i sehv icab etmez, günâh olur. Secde-i sehvi bile bile yapmayan veya namazın vâciblerinden birini bilerek terk eden kimsenin o namazı tekrar kılması vâcib olur. ( bni Abidîn) SUAL: Camide namaz kılarken ba'zan abdestim bozuluyor. Cemaatın arasından çıkıp gidemiyorum. Ba'zan da tam namaza ba larken abdestim bozuluyor. Namaza niyyet etmeden yatıp kalkıyorum. Abdest almak için gitme e de utanıyorum. Böyle yapmam da mahzur var mıdır? CEVAP Bir özr sebebi ile abdestsiz iken namaz kılar gibi görünmek günâh de ildir. Abdestsiz namaz kılmak, namazla alay olaca ı için küfrdür. Fakat siz, abdestsiz namaz kılmıyor, namaz kılıyor gibi yaptı ınız için küfr olmaz. Özrlü halde iken namaz nasıl kılınır, ö renmeniz lâzımdır. SUAL: Secde-i tilâvet nedir? Ne zaman yapılır? Nasıl yapılır? Bir oturumda bir secde âyetini birkaç defa okuyan kimse kaç defa tilâvet secdesi yapar? Tilâvet secdesine ait bütün hususların açıklanmasını bekliyoruz. CEVAP Kur'ân-ı kerîmde bulunan 14 secde âyetinden birini okuyanın veya i itenin, ma'nâsını anlamasa da, bir secde yapması vâcibdir. Tercümesini okuyan veya i iten bunun secde âyeti oldu unu anlarsa, secde yapar. Yaptı ını anlayacak ya da olan çocu un okudu u secde âyetini i itenlerin secde etmeleri lâzım olur. Tilâvet secdesi yapmak için, abdestli olarak, kıbleye kar ı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan (Allahü ekber) diyerek secdeye yatılır. Üç kerre (Sübhane rabbiyel a'lâ) denir. Sonra (Allahü ekber) diyerek aya a kalkılır. Böylece tilâvet secdesi yapılmı olur. Tilâvet secdesi yapmadan önce niyyet lâzımdır. Niyyetsiz kabul olmaz. Niyyet demek, kalbden secde âyeti için secde yapaca ını geçirmekdir. Namazda secde âyetî okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükûuna e ilirse ve tilavet secdesine niyyet ederse namazın rükû veya secdeleri tilâvet secdesi yerine geçer. Namaz dı ında, sonraya da bırakılabilir. Bir oturumda bir secde ayetini bir kaç def'a okuyan ve i iten, hepsi için bir secde eder. Bir oturumda "iki secde âyeti okumu a, iki secde lâzım olur. Kur'ân-ı kerim okurken her secde ayeti için bir secde yapmak lâzımdır.

Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde Kur'an-ı kerîm okumak ve tilâvet secdesi yapmak mekruh olmaz. ( bni Abidîn c.1,s.514; Mültekâ s.22, Merâkıl-felâh, s.260) SUAL: Daha önce bir yazınızda, ka'delerde ve secdeler arasındaki celselerde, parmakların kapanmıyaca ını, tabiî açıklıkta uyluklar üzerine kıbleye kar ı koymak lâzım oldu unu bildirmi tiniz. Fakat buradaki bir arkada , parmaklar kapanmazsa kıbleye kar ı gelmez, dedi. Durumun açıklanmasını bekliyorum. CEVAP Göz sinirlerinin çapraz istikâmeti arasındaki açıklık, Kâ'be' ye rastlarsa kıbleye dönülmü demektir. Ka'de ve celselerde elleri tabiî açıklıkta bulundurmak, kıbleden ba ka istikâmete koymak demek de ildir. Biz, mu'teber kaynaklardan nakil yapıyoruz. Ka'de ve celselerde el parmaklarının kapanması lâzım geldi i hiç bir mu'teber kitapta yoktur. ahısların indî görü leri dinimizde hüccet olamaz. (Mektûbât-ı Rabbani, 266 m., htiyar) SUAL: Cemaatle namaz kılarken ba'zan acaba imama uydum mu diye üpheye dü üyorum. Böyle hallerde ne yapmam lâzımdır? CEVAP Buradaki üphe vesvesedir. Ehemmiyet vermemek lâzımdır. Namaza devam etmelidir. ( bni Abidîn c.l,s.503) SUAL: Kadınlar, rükûda erkekler gibi ayaklarını biti tirmesi lâzım mıdır? CEVAP Lâzım de ildir. SUAL: Namaz için bir kimseyi uykudan uyandırmak lâzım mıdır? CEVAP Darılmayacak birisiyse uyandırmak lâzımdır. Uyandırmayı va'dettiyse, uyandırmaması haram olur. Va'detmediyse uyandırmaması mekruh olur. SUAL: Bir özrü olan, kendi özrüne benzemiyen bir veya iki özrü olana imam olabilir mi? CEVAP Kendi özrü gibi olmadı ı için imam olamaz. (Feth-ul-kadir c.1,s.318) SUAL: Gazetenizin hediye etti i kitapta, sünnet ile farz arasında konu manın veya bir ey okumanın namazın sevabını azaltaca ını okuduk. Bizim ev ile caminin arası biraz uzakçadır. Sabahleyin sünneti evde kılıyorum. Yolda camiye gidenlere selâm veriyor veya alıyorum. Evden çıkarken dua okuyorum. Mahzuru oluyorsa sünneti evde kılmayayım mı? CEVAP Sabahın sünnetini evde kılmak iyidir. Yolda selâm alıp vermekte, dua okumakta mahzur yoktur. Çünkü dinimiz buna müsaade etmi tir. Sünnet ile farz arasında cami içinde konu mamalı veya ba ka eyler okumamalıdır. (Fetâvâ-yı Hindiyye c.1, s.113; Merâkıl-felâh s. 170). SUAL: Birkaç ki iye sorarak kıble istikametini ö rendim. Fakat namaza dururken yanılarak ba ka istikamete durmu um. Namazı kıldıktan sonra yanıldı ımı anladım. Namazı iade etmem lâzım mıydı? CEVAP Namazı iade etmeniz lâzımdı. Kendiniz kıbleyi ara tırarak yanlı bir istikamete dursaydınız, namazınız sahih olurdu. ( htiyar c.l,s.47) SUAL: Ba'zan namaz kılarken birinci rek'atta okudu um sûreyi, ikinci rek'atta tekrar okuma a ba layınca hatırlıyorum. Bırakıp sonraki sûreyi mi okumam iyi olur, yoksa birinci sûreye devam etmem mi iyidir? CEVAP Ba lanılan birinci sûreye devam etmelidir. ( bni Abidîn c.l,s.364) SUAL: Özürlü kimse, vaktin sonunda ikindi namazına ba lasa, namazını bitirmeden güne batsa, vakit çıktı ı için özürlünün abdesti bozulur mu? Ya'ni namazı sahih midir? CEVAP

Özürlü oldu u için abdesti bozulur. Abdestsiz namaz da sahih olmaz. Özürlü olmasaydı, namaz kılarken güne batsaydı, namazı sahih olurdu. Kaza etmesi icâb etmezdi. Fakat özürlü oldu u için namazını kaza etmesi lâzımdır. SUAL: Farz namaz vakti girdikten sonra, özür ba larsa, özürlü halde hemen namazı kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Farz namaz vakti girdikten sonra, özür ba larsa vaktin sonu yakla ıncaya kadar beklemelidir. Vaktin sonundan maksat, bir abdest alıp farzı kılacak kadar zamandır ki, 10-15 dakika kadardır. SUAL: Ö le ezanı, eski takvimlere göre, 5-8 dakika önce okunmaktadır. Bu vakitte kaza kılıyoruz. Kıldı ımız kazalar sahih olmaz mı? CEVAP Ö le namazının vakti, güne tam tepede oldu u zamandan 20 dakika sonradır. Bunu 5-8 dakika öne alınınca vakit girmemi demektir.Vakit girmeden kılınan farzlar sahih olmaz. Bilindi i gibi namaz kılması tahrimen mekruh, ya'ni günah olan vakitler üçtür. Bu üç vakitte ba lanan farzlar sahih olmaz. Nafileler sahih olursa da, tahrimen mekruh olur. Bu üç vakitte ba lanan nafileleri bozmalı, ba ka zamanda kaza etmelidir. Bu üç vakit, güne do arken, batarken ve tepede ikendir. Yalnız, güne batarken, o günün ikindi farzı kılınır. SUAL: Saatini kurmadı ı veya ba ka tedbir almadı ı için sabah namazına kalkamıyan kimse günâha girer mi? CEVAP Tedbir almadı ı için günâha girer. Tedbir aldı ı halde, sabah namazına kalkamazsa günâha girmez. Fakat, sabah namazına vaktinde kalkmak için, yatsı namazını kılınca yatmalı, geceyi mâlâ'yâni ile geçirmemelidir. SUAL: Yaradan çıkan kanın abdesti bozan yayılma miktarı ne kadardır? CEVAP ne ucu kadar yayılırsa bozaca ı bildirilmektedir, (ihtiyar c.1,s.10; Hindiyye c.1,s.l0) SUAL: Çıban ve sivilce içinden çıkan sertle mi akıcı olmayan ey abdesti bozar mı? CEVAP Deriye bula mazsa bozmaz. (Halebî-yi sagîr s.63, Merâkıl-felâh s.48; Hindiyye c.1,s.10) SUAL: Birkaç seneden beri namazlanmı kaza ettim. imdi hiç kaza borcum kalmadı ını kuvvetle zannediyorum. Yine kaza kılmamda mahzur var mıdır? CEVAP Borcu kalmayanın kaza kılması lâzım de ildir. Bununla beraber, kıldı ı bütün namazları kaza etmesi caizdir. Ya'ni kaza kılma a devam edebilirsiniz. ( bni Âbidîn c.1,s.542; Mektûbât-ı Rabbânî c.1, M.29) SUAL: Zı'yı telâffuz edemiyen kimse, rükûda (Sübhanerabbiyelazîm) demeyip sükût etse veya (Sübhanerabbiyelkerîm) dese mahzuru olur mu? CEVAP Bilenlerden telâffuzunu ö renme e çalı malıdır. SUAL: Camide sabahın sünnetini kılıp farzı kılmak için epey bekliyoruz. Sünnet ile farz arasında bir ey okumak uygun olmadı ına göre, kendi kendime sessizce tesbih çeksem mahzuru olur mu? CEVAP Vakit az ise, sükût ve tefekkür iyidir. Vakit fazla ise kaza namazı kılmalıdır. Kaza namazı kılacak kadar zaman yok ise tefekkürle me gul olmak çok sevabtır. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten iyidir.) Kurân-ı kerîmin bir çok yerinde, i in sonunu dü ünmek ve ibretle bakmak emredilmektedir. Bütün bunlar tefekkürdür. SUAL: Üç rek'atlık bir namazda son ka'deye oturup selâm verecekken, unutarak dördüncü rek'ate kalkan kimse, secdeleri de yaptıktan sonra hatırlarsa, ne yapması lâzımdır?

CEVAP Namazı be e tamamlar. Sonunda secde-i sehv yapar. Son iki rek'atı nafile olur. Fakat bu ak am namazı ise sünneti yerine geçmez. ( bni Âbidîn c.l,s.501) SUAL: Üç rek'atlık bir namazda, üçüncü rek'ata oturmadan dördüncü rek'ata kalkıp secdeyi tamamladıktan sonra hatırlayan kimse ne yapar? CEVAP Dörde tamamlayıp selâm verir. Üçüncü rek'atta oturmadı ı için kıldı ı namaz nafile olur. Farzı tekrar kılar. ( bni Âbidîn c.l,s.501) SUAL: Ne kadar seferde namazımın kazaya kaldı ını bilmiyorum. "Seferde iken ilk kazaya kalan ö le namazımın farzını kılmaya" diye niyyet edip iki rek'at olarak kılmamızda mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Namazda Kur'ân-ı kerîm okurken (Kendi i itecek kadar sessiz okumak lâzımdır) deniyor. Sessiz okumanın ölçüsü nedir? CEVAP Sessiz okuyanı bir iki ki inin i itmesi mekruh olmaz. Sesli okumak, çok ki inin i itmesi demektir. (Bezzâziyye) Sessiz okurken kendisi duymalıdır. Kendisiyle birlikte bir iki ki i daha duyarsa sessiz okunmu sayılır. Daha fazla insanlar duyarsa sesli okudu u anla ılır. Kendi i itmeyecek kadar okumak, kıraat sayılmaz. Ya'ni Kur'ân-ı kerîm okumu sayılmaz. Yüksek sesle okumak da mekruhtur. Gürültü varken de sesli okunmaz. Sanki gürültü yokmu gibi okuması lâzımdır. SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Seferde muhayyer oldu um için namazlarımı kısaltmadan kılıyorum. Seferde iken imam oldu um zaman bana uyan mukimlerin namazı sahih olur mu? Benim son iki kıldı ım nafile oluyor. Nafile kılana farz kılan uyamıyaca ı için bana uyan mukimlerin namazı sahih olur mu? CEVAP Seferde muhayyer oldu u için namazı kısaltmadan kılan afiî mezhebini taklid eden kimseye uyan mukimlerin namazı sahihtir. SUAL: yerinde takunya yoktur. Ayak parmaklarımın arasında mantar vardır. Kurulamadan giyersem yara fazlala maktadır. Sa aya ımı kuruladıktan sonra sol aya ımı yıkamakta, ya'ni muvâlat sünnetini terk etmemde mahzur var mıdır? CEVAP Herhangi bir özürle muvâlat sünnetini terk etmek caiz olur. Ba'zı ayak mantarları için (Undepate) merheminin iyi geldi i söylenmektedir. SUAL: Guslederken, bir yerinden kan çıkmak gibi abdesti bozan bir hal zuhur etse, guslü yeni ba tan mı almak lâzımdır? CEVAP Kan gibi yalnız abdesti bozan eyler, guslü bozmaz, ya'nî guslü icâb ettirmez. Bu bakımdan kuru kalan yer yıkanınca gusledilmi olur. Yalnız böyle alınan gusül abdestiyle namaz kılınamaz. Namaz için tekrar abdest almak lâzım olur. (Feth-ul-kadir c.1,s.33,53; Bedâyi c.1s.36) SUAL: Guslederken, gusül abdesti aldı ım kazanın içine sabun köpü ü veya bir uzvumdan su sıçrasa, böyle su ile alınan gusül abdesti sahih olur mu? CEVAP Kazana damlayan su ve sabun köpü ü, kazandaki suyu necis etmez. Böyle su ile alman gusül sahih olur. Gusülde bir uzva dökülen suyu, ba ka uzuvlara akıtmak caiz olup, orası da temizlenir. Çünkü gusülde bütün beden, bir uzuv sayılır, Guslettikten sonra, bir yerinde kuru kaldı ını gören kimse, ya lık olan yerinden oraya su sürse guslü tamam olur. Abdest alırken bir uzvâ dökülen su ile, ba ka uzuv ıslanırsa, yıkanmı sayılmaz. (Hadika sonu, bni Âbidîn c.1,s.104-105)

SUAL: Seferi ne demektir?

SEFER L K

CEVAP Bir kimse, yaya üç günde gidilecek yere gitmeyi niyyet ederek bulundu u yerin kenar evlerinin dı ına çıkınca (Seferi) olur. Seferi kimseye (Misafir) denir. ( bni Âbidîn c.1,s.526; Feth-ul-kadir c.2,s.310) SUAL: Üç günlük yol kaç kilometredir? CEVAP Üç günlük yol, 15, 18 ve 21 fersah olarak bildirilmi tir. Üç günlük yolun 18 fersah oldu unu bildiren söz seçilmi tir. Bir fersah altı kilometredir. u halde 18 fersah, 108 kilometre eder. (Halebi, bni Âbidîn) SUAL: Misafir, seferde, namazları nasıl kılar? CEVAP Dört rek'atlık farzları, 2 rek'at olarak kılar. Üç rek'atları aynen kılar. Müekked sünnetler, gayri müekked sünnet haline gelir. Müsait vakti varsa sünnetleri de kılar. Vakti müsait de ilse, sünnetleri kılmayabilir. ( bni Âbidîn c.1,s.527) SUAL: Misafir, dört rek'atlık farzları, kısaltmadan aynen kılsa mahzuru olur mu? CEVAP Misafirin bunları dört kılması günâh olur. Dürr-ül-muhtar c.1,s.527) SUAL: Kaç çe it vatan vardır? CEVAP Üç çe it vatan vardır: 1-Vatan-i asli, 2-Vatan-i ikâmet, 3-Vatan-i sükna. nsanın mukim oldu u, yerle ti i yere (Vatan) denir. Vatan-i aslî, insanın do du u veya evlendi i veya ba ka yere yerle memek, orada hep kalmak niyyetiyle yerle ti i yerdir. Vatan-i ikamet, geçici vatandır. 15 gün veya daha çok kalıp sonra çıkma a niyyet edilen yere denir. Vatan-ı sükna, 15 günden az kalmak için niyyet edilen yerdir. ( bra Âbidîn c. 1, s.532; Dâmâd c.11, s.166; Halebî-yi kebîr s.544; Dürer c.1,s.135; Feth-ül-kadir c.2,s.16) SUAL: Ankara'da do dum. Memuriyet sebebiyle Samsun'da ikamet ediyorum. Bir i sebebiyle stanbul'a gittim. 20 gün stanbul'da kalma a niyyet ettim. Sonra Giresun'a gitmek niyyetiyle stanbul' dan çıkıp Ankara'da üç gün kaldım. Sonra Samsun'a u radım. Üç günde Samsun'da kaldıktan sonra Giresun'a gittim. Giresun'da da dört gün kaldıktan sonra Samsun'a döndüm. Yolda ve u radı ım yerlerde namazlarımı nasıl kılmam lâzımdı? CEVAP Ankara'da do du unuz için vatan-i asliniz Ankara'dır. Samsun vatan-i ikametiniz olur. stanbul'a giderken ve dönerken yol boyu dört rek'atlık farzları iki rek'at olarak kılmak icâb eder. stanbul'da 20 gün kalma a niyyet edilince, Samsun, vatan-i ikamet olmaktan çıkar. stanbul vatan-ı ikamet olur. Sefer niyyetiyle vatan-ı ikametten çıkılınca vatan-ı ikamet bozulur. stanbul'da 15 günden fazla kalınma a niyyet edilince namazlarını kısaltamaz, dört rek'at olarak kılar. stanbul'dan Ankara'ya u rayınca Ankara'da ister bir saat, ister üç gün kalsın, Ankara vatan-ı aslî oldu u için Ankara'da namazları asla kısaltamaz. Ankara'dan Giresun'a giderken yol boyu yine namazlarını kısaltır. Samsun'a u rayınca üç gün kendi evinde kalsa, yine namazlarını kısaltarak kılar. Giresun'a gidince 15 günden az kaldı ı için orada da namazlarını kısaltır. Samsun'a geri gelip 15 günden önce ba ka bir yere gitme e niyyet etmedikçe Samsun'da namazlarını kısaltamaz. (Feth-ul-kadir c.1,s.15, Halebi-yi kebir s.544, Bedâyi c.1,s.104; bni Âbidîn c.1,s.532) Aynı ahıs, Samsun'da evlense ve aynı yollan gitse namazlarını nasıl kılar? CEVAP Ankara vatan-ı aslî olmaktan çıkmı , Samsun vatan-ı aslî olmu tur Ankara'da namazlarını kısaltması lâzımdır. Samsun vatan-ı aslî oldu u için kaç günlü üne gelirse gelsin Samsun'da namazlarını kısaltamaz. Di er yerler aynıdır. (Dâmâd c.1,s.166, Dürer c.1,s,135, Bedâyi c.1,s.104) SUAL: Aynı memur, Çorum'a tâyin olsa ve orada temelli kalma a niyyet etse, Çorum vatani aslî olur mu? CEVAP

Memurun tâyin olma ihtimali bulundu u müddetçe bir yere, temelli yerle me e karar veremez. Verdi i karar hükümsüzdür. Fakat ba ka yere tâyin olsa, istifa edip gitmeme e kesin karan varsa, ancak o zaman temelli ikameti geçerli olur. (Bedâyi c.1,s.104; Hâlebi-yi kebîr s.544) SUAL: Aynı memur, emekli olup stanbul'a yerle se, yukarıda yazılı yerlere gitse namazlarını nasıl kılar? CEVAP stanbul'da temelli yerle ince, Samsun vatan-ı aslî olmaktan çıkmı tır. Ankara'da daha önce vatan-ı aslî olmaktan çıktı ı için stanbul haricinde 15 günden az kaldı ı yerlerde namazlarını kısaltarak kılar. ( bni Âbidîn c.l,s.332) SUAL: Aynı ahıs, Edirne'ye gitmek üzere yola çıksa, Çatalca'da birkaç gün kaldıktan sonra stanbul'da unuttu u bir eyi almak üzere stanbul'a gelip tekrar Edirne'ye hareket etse, namazlarını nasıl kılar? CEVAP Edirne'ye gitmek niyyetiyle Çatalca'da bulundu u müddetçe namazlarını kısaltarak kılar. Hattâ bugün yarın giderim diye Çatalca'da 15 günden fazla kalsa, hattâ senelerce bile kalsa yine namazlarını kısaltarak kılar. E er Çatalca'da 15 günden fazla kalma a niyyet ederse, Çatalca vatan-ı ikameti oldu u için namazlarını kısaltamaz. Unuttu u eyi almak üzere stanbul'a dönme e karar verince Çatalca stanbul arası 108 Km.'den az oldu u için namazlarını dört kılar. stanbul'da ise, orası vatan-ı aslî oldu u için hep dört kılar. Tekrar Edirne'ye hareket etmek üzere yola çıksa, Küçükçekmece'den sonra namazlarını kısaltarak kılar. (Ni'met-i islâm, bni Âbidîn c.1,s.526) SUAL: Aynı ahıs 50 km. olan Çatalca'ya gitmek üzere stanbul'dan çıksa, otobüste uyudu u için Edirne'ye gelse, namazlarını nasıl kılar? CEVAP Edirne'ye Kendi ihtiyarı ile gitmedi i için, niyyetsiz gitti i için Edirne'de namazlarını mukim olarak ya'ni dört rekat olarak kılar. Edirne'den tekrar stanbul'a gitme e niyyet ederek yola çıksa, Edirne'den çıkar çıkmaz, namazlarını kısaltarak kılar. ( bni Âbidîn s.526; Ni'met-i islâm) SUAL: 15 günden fazla kalmak niyyetiyle Ankarâ'dân stanbul'a gittîm. stanbul'a gelince i imin birkaç gün içinde bitece ini anladım. Ya'ni 15 günden fazla kalmayaca ıma karar verdim. stanbul'da seferi miyim, mukim miyim? CEVAP 5 günden az kalma a karar verdi iniz andan itibaren seferîsinîz. ( bni Âbidîn c.1,s.526, Bedâyi c.1,s.104, Ni'met-i slâm) SUAL: Vâtan-i aslim Konya'dır. Vazife icâbı stanbul'da oturuyorum. Fâkât i yerim stanbul'dan 120 km. uzaklıktadır. Cumartesi pâzar hariç, her gün i ime gidip ak ama eve dönüyorum. stanbul'dâ ve i yerimin bulundu u yerde seferi sayılır mıyım? CEVAP Evet, hem i yerinde, hem de stanbul'da seferisiniz. Vaziyet hiç de i mezse ömür boyu hep seferi olursunuz. stanbul vatan-ı asliniz olursa, stanbul'da bulundu unuz müddetçe seferi olmazsınız. stanbul'dan çıkıp i yerinden tekrar stanbul'a dönünceye kadar seferî olursunuz. ( bni Âbidîn c.1,s.532; Halebi s.544) SUAL: Bursa'da do dum. Vatan-i aslim Bursa'dır. Adana'da evlenip bir gün kaldıktan sonra Ankara'ya geldim. Temelli yerle me niyyetim yoktur. Vatan-i aslim neresidir? CEVAP Evlenilen yer vatan-i aslî olur. Do du u yer vatan-i aslî olmaktan çıkar. Sizin vatan-i aslîniz Adana'dır. Ankara'ya temelli yerle me e niyyet ederseniz, Adana vatan-i aslî olmaktan çıkar, Ankara vatan-i aslî olur. ( bni Âbidîn c.1,s.532; Halebi-yi kebir s.544) SUAL: Ankara'dan Bursa'ya iki günde bir gidip geliyorum. oförlük yapıyorum. Hem Ankara'da hem Bursa'da evim var. Ankara ve Bursa'da seferi olur muyum? CEVAP Evet,hem Ankara'da hem de, Bursa'da seferi olursunuz. 15 günden fazla kalma a niyyet etmedikçe hep seferi olursunuz. E er Adana'ya giderseniz, orası vatan-i asliniz oldu u için seferî

olmazsınız. Vatan-i aslide bir saat de kalınsa seferîlik sona erer, ( bni Âbidîn c.1,s.527,532; Halebi-yi kebir 544 v.d.) SUAL: Eski ehir'de ikamet ediyorum. Vatan-i aslim Adana'dır. Eski ehir'den çıkıp gezerken niyyetsiz 45 kilometre uzaklıktaki Bozüyük'e u rayınca, Ankara'ya gitme e karar versem, Eski ehir üzerinden veya Eski ehir'e u ramadan Ankara'ya gitsem, namazlarımı nasıl kılarım? CEVAP Eski ehir'e u ramazsa, Bozüyük'ten çıkı tan itibaren seferî olur. Eski ehir'e u rarsa, Eski ehir'de mukim olur. Fakat Ankara'dan dönerken Bozüyük'e gitme e niyyet etse, Eski ehir üzerinden dönse, Eski ehir'de seferî olur. ( bni Âbidîn c.l,s.532, Halebi-yi kebir 544) SUAL: Seferî iken evde yalnız namaz kılarken ezan ve ikâmet okumamız lâzım mıdır? CEVAP Seferî olan kimse, bir yerde yalnız kılarken de, ezan ve ikâmet okur. Çünkü camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan ba'zısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz. ( bni Âbidîn c.1,s.371) SUAL: Seferi olan yolculuklarda, vapurda, trende ve otobüste namaz kılanları görüyoruz. Fakat bunlar kıbleye dönmüyorlar. Kıbleye dönmek farz oldu una göre, bunların namazları sahih oluyor mu? CEVAP Hastalıkta, dü man ve hırsız korkusu veya yanlı bulmak ile, kıbleden ayrılmak, farz namazlarda da caiz ise de, vapurda, trende kıbleye dönmek arttır. Seferi olan kimse, vapurda ve trende, farz namazı kıbleye kar ı durup secde yerinin yanına pusula koymalı, vapur ve tren döndükçe, kendisi kıbleye karsı dönmelidir. Yahut ba ka birisi, sa a sola dön demelidir. Namazda gö sü kıbleden ayrılırsa, namazı bozulur. Çünkü, vapur ve tren ev gibidir. Hayvan gibi de ildir. Otobüste, trende, dalgalı denizde kıbleye dönemiyenlerin, farz namazları caiz olmayaca ından, bunlar seferi yolda oldukları müddetçe afiî mezhebini taklid ederek, ö le ile ikindiyi,ak am ile yatsıyı cem ederek kılabilirler. (Halebi-yi kebir, Hidâye, Merâkılfelâh, Fetâvâ-yı fıkhıyye) SUAL: afiî mezhebini taklid ediyorum. Yolculukta kabızlıktan mütevellit oldu unu zannediyorum. Küçük su döktükten sonra guslü icâb ettirecek hal vuku buluyor. Yolda gusletme imkânı yoktur. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Bahsetti iniz hal, Hanefi'de guslü icâb ettirmez. afiî mezhebinde ve afiî mezhebim taklid eden kimsede guslü icâb ettirir. Bahsetti iniz gibi gusül imkânı olmayan hallerde teyemmüm ederek namaz kılınır. Guslettikten sonra teyemmümle kıldı ı namazları iade eder. Gusletme imkânı varken teyemmüm edilmez. (Dürer c.1,s.29; Feth-ul-kadîr c.1,s.53) SUAL: Seferi olan yolculukta, afiî mezhebini taklid edip, ö le ile ikindiyi cem ederek kılmak için ö leyi geciktirdim, ikindi vakti olunca da memleketime gelerek mukim oldum. Ö leyi kazaya bıraktı ım için günâha girdim mi? CEVAP bni Hacer-i Mekkî hazretleri, (Fetâvâ-i Fıkhıyye) de buyuruyor ki: (Seferde olan kimse, ikindi ile cem ederek kılmak için, ö leyi geciktirirse, ö le vakti çıktıktan sonra, ö leyi kılmadan önce mukim olsa, önce ö le namazını kaza eder. Ö leyi kazaya bıraktı ı için günâha girmez. Çünkü namazı özürsüz kazaya bırakmak günâhtır. Burada seferde olmak özrü ile kazaya bırakıldı ı için günâh olmaz.) SUAL: Vatan-ı aslî mes'elesini iyi anlıyamadım. Bir insanın üç vatanı oluyor. Bu vatanlarında bulundu u zaman namazlarını kısaltamıyaca ını anladık. Anladı ımız do ru mudur? CEVAP nsanın do up büyüdü ü yer vatan-i aslîsidir. Bu kimse, evlenip veya temelli kalmak üzere bir yere yerle medikde burası vatan-i aslî olmaktan çıkmaz. Evlenirse, eski vatan-i aslîsi bozulur. Evlendi i yer vatan-ı aslî olur. Ba ka bir yerde temelli kalmak üzere yerle irse bu sefer evlendi i yer vatan-i aslî olmaktan çıkar. Temelli yerle ti i yerden ayrılıp ba ka bir yere temelli yerle irse, önceki yerle ti i yer vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Ya'ni bir kimse Haymana'da do sa, vatan-i aslîsi Haymana

olur. Samsun'da evlense, vatan-i aslîsi Samsun olur. Haymana vatan-i aslî olmaktan çıkar. stanbul'da temelli yerle me e karar verirse, o zaman vatan-i aslîsi stanbul olur. Samsun vatan-i aslî olmaktan çıkar. Vatan-i aslîde namazlar kısaltılmaz. ( bni Âbidîn c.l, s. 532, Halebi-yi kebîr s.544) SUAL: Günümüzde çok yolculuk yapıyoruz. Yolculukta namazları kılmak ba'zan zor oluyor. Kazaya bırakıp sonra kılmamızda mahzur var mıdır? CEVAP Namazı dinî bir özür olmadan kazaya bırakmak, büyük günâhtır. Namazı vaktinden sonraya bırakabilmek için, be özür vardır: 1- Sava ta, dü man kar ısında oturarak ve kıbleden ba ka tarafa dönerek bile namaz kılma a imkân yok ise, hayvan üstünde giderek de kılamazsa, 2- Misafir, yolda hırsız, e kıya ve yırtıcı hayvana yakalanacaksa, 3Annenin veya çocu unun telef olaca ı zaman ebenin, âcil ameliyatlarda doktorun namazı geciktirmesi, 4- Unutmu sa, 5-Uyuyup kalmı sa, namazı geciktirmek özür olur. Bunlara benzer bir özür olmadan namazı kazaya bırakmak uygun olmaz. Otobüsler mola verdi i zaman namaz vakti girmemi se, yolda namaz vakti çıkmadan vâsıtayı durdurup kılmalıdır. Durdurmak mümkün olmazsa, uygun bir yerde inerek namazı kılmalıdır. E er vâsıta beklemez ise, arkadan gelen ba ka bir vâsıta ile gitmelidir. Mümkünse birinci vâsıtaya binerken pazarlık yapmalıdır. Buna da imkân olmazsa, namazda oturur gibi yere oturarak ve imkân oldu u kadar kıbleye dönerek kılması caiz olur. afiî mezhebini taklid ederek namazlarım cem' ederek de kılabilir. Yolculukta sabah namazının sünnetinden ba ka sünnetler terk edilebilir. Yolculukta müekked sünnetler gayri müekked sünnet haline gelir. Dört rek'atlı farzlar iki rek'at olarak kılınır. ( bni Âbidîn c.1,s.486, Feth-ul-kadîr c.1,s.424 v.d.) SUAL: Gemide çalı ıyorum. Tamir sebebiyle ba'zı yerlerde onbe günden fazla kalıyoruz. Yine seferi olur muyuz? CEVAP Gemi kaptanı, (Burada 15 günden fazla kalaca ız) derse, karada mukim, denizde seferi olunur. Gemi vatan olmaz. (Ne kadar kalaca ımız belli de il, 5-10 gün kalırız) deyip de 15 günden fazla kalınsa yine seferi olunur. (Feth-ul-kadîr c.2,s.7) SUAL: stanbul'da talebeyim. Her cumartesi günü bir i için seferi uzaklı a gidiyorum. Seferden dönü te de, bu hafta da falan yere gidece im diye niyyet ediyorum. stanbul'da seferi olur muyum? CEVAP Devamlı seferi olursunuz. Sefere gitmekten vazgeçti iniz andan itibaren de mukim olursunuz. (Feth-ul-kadîr c.2,s.4) SUAL: Mestli bir kimse, abdestli olarak sefere çıksa, üç günlük mesh müddeti ne zaman ba lar? CEVAP Seferde abdest bozuldu u anda ba lar. Üç gün devam eder. (Feth-ul-kadîr c.1,s.131) SUAL: Yalnız sefere gitmenin mekruh oldu unu bildirdiniz. Bugün ehirlerarası otobüsle gidiliyor. Yalnız mı gidilmi sayılıyor? CEVAP Yalnız gidilmi sayılmaz. Çünkü otobüste birçok kimse vardır. SUAL: Seferîlik yatsı namazını kerahat vaktine bırakmak için özür olur mu? CEVAP Evet, özür olur. ( bni Âbidîn c.1,s.527) SUAL: Seferi idim. Bir camiye girdim. Birkaç ki i cemaatle namaz kılıyordu. Onlara dahil oldum. mam iki rek'at kılıp selâm verdi. Ben onları mukim zannederek namazımı dörde tamamladım. Dört kıldı ım için günâha girdim mi? CEVAP Kasten dört kılmadı ınız için namaz sahihtir.

SUAL: Seferîli e ait kâfi bilgiye sahip olmadı ım için, bir yere gidince acaba seferi miyim, de il miyim diye karar veremiyorum. Namazları bu halde nasıl kılmam lâzımdır? CEVAP Seferi oldu undan üphe eden kimse, mukimdir. Namazlarını dört rek'at olarak kılması lâzımdır. Tahmininde yanılsa bile kasden dört kılmadı ı için ma'zur sayılır. Fakat seferi de ilken iki kılarsa, kıldı ı namazları kaza etmesi lâzım olur. htiyatlı hareket etmelidir. ( bni Âbidîn c.1,s.527)

ZEKAT
SUAL: Terzilik yapıyorum. malâtçılara toptan gömlek dikiyorum. Tüccar, sattı ı maldan ba ka bir mal ile zekât veremiyece ine göre, zekâtımı gömlek olarak verebilir miyim? CEVAP Gömlek olarak verilir. Altın para vermek daha iyidir. SUAL: Birkaç senedir in aatı devam eden binalarım var. Binaları sattıktan sonra mı zekâtını vermek icâb eder, yoksa her sene mi vermek lâzımdır? CEVAP Satın alınan bütün malzemelerin parası, ticaret malı gibi nisaba katılır. Yahut binalar yapılıp satıldıktan sonra geçmi senelerin zekâtı da beraber verilir. (Cami'ur-rûmûz s.86) SUAL: Kayın validem ile üvey annem yanımdadır. Kimseleri olmadı ı için ben bakıyorum. Onlara zekât ve fıtramı verebilir miyim? CEVAP Verebilirsiniz. (Feth-ul-kadîr c.2,s.209,217) SUAL: Halı imalinde halıları yıkamak üzere çok miktarda mayi sabun alıyoruz. Bu mayi sabunları zekât nisâbına dahil edecek miyiz? CEVAP Tüccar ve san'atkâr, mevcut malının nisabını mal olu fıatından hesaplar. Sabun buna dahildir. Halı için alınan ip, iplikler de buna dahildir. Daha halı olmasa da hepsi nisaba dahil edilir. (Feth-ulkadîr c.2,s.169, bni Âbidîn c.2, ticâret mallarının zekâtı bahsi) SUAL: Halı ticareti yapıyorum. Zekâtımı fakirin ihtiyâcı olan ayakkabı, ceket veya ticaretini yapmadı ım ba ka mallardan verebilir miyim? CEVAP Ticareti yapılmayan mallardan zekât verilmez. Halı vermek istemiyorsanız, altın verirsiniz, fakir istedi ini alır. (Merâkıl-felâh, bni Âbidîn, koyun zekâtı bahsi) SUAL: Hanımımın yüz gram bilezi i var. Bana (Zekâtımı vermek üzere seni vekil ettim) dedi. Fakat parası olmadı ı için para vermedi. Ben kendi paramdan versem olur mu? CEVAP Hanımın bizzat para vererek vekil etmesi lâzımdır. Yahut (Sen öde ben sana sonra veririm) derse vekâleti sahih olur. Zekât verilmi olur. ( bni Âbidîn c.2,s.12) SUAL: Ev yaptırmak için yapı kooperatifine yarım milyon lira verdim. Üzerinden bir sene geçti. Zekâtını vermem icâb eder mi? CEVAP Para mülkünden çıkınca zekâtı verilmez. (Bedâyi) SUAL: Sadaka istemesi haram olan kimsenin zekât istemesi veya vekili bulundu u ba ka biri adına zekât istemesi caiz midir? CEVAP Sadaka istemesi haram olan kimsenin, zekât istemesi de haram olur. Sadece zekât olma a müsait oldu unu bildirmesi caizdir. ( bni Âbidîn c.2,s.68) SUAL: car, ya'ni kira ile bir arkada ın tarlasını kiraladım. Tarlanın u runu benim mi vermem lâzımdır, yoksa mal sahibinin mi?

CEVAP Kira ücreti yüksek .olan yerlerde mâm-ı a'zam hazretlerinin kavli tercih edilerek mal sahibi vermelidir. Kira az olan yerlerde ise mameynin kavli tercih edilerek kiracı vermelidir. Ya'ni hangi tarafın eline çok para geçiyorsa o taraf vermelidir. Kar ı taraf vermiyorsa sizin seve seve vermeniz iyi olur. Ü ür veren kazanır. ( bni Âbidîn c.2, s.49, 50, 51, Feth-ul-kadir c.2, s.193). SUAL: Köyün merasından akan umumi su ile tarlamızı suluyoruz. Köye yardım için su parası olarak bir miktar para veriyoruz. Mahsûlün u runu verirken suya para verdi imiz için yirmide bir mi vermemiz lâzımdır? CEVAP Verilen para su için olmayıp köye yardım için oldu undan yirmide bir de il, onda bir olarak u runu vermek lâzımdır. SUAL: Ramazan-ı erifte dükkânında yemek yediren kimse ile Ramazan içinde ve Ramazan dı ında alı veri te mahzur var mıdır? CEVAP Ramazan-ı erifte, dükkânında yemek yedirip habis mal kazanan kimsenin kazandı ı haram olmadı ı için böyle kimse ile alı veri yapmakta mahzur yoktur. (Hadika sonu). SUAL: Bir kimse Ankara'da sahura kalksa, sonra stanbul'a veya Erzurum'a gitse, ak am stanbul'da Ankara'ya göre daha geç, Erzurum'da ise daha erken olur. Nasıl hareket etmesi lâzımdır? CEVAP stanbul'a giderse stanbul'un vaktine, Erzurum'a giderse Erzurum'un vaktine uyması lâzımdır. Ankara'nın vaktine uymaz. Nerede bulunursa bulunsun, güne batınca orucunu açar (Usûl-i Serahsi c.1, s.102, bni Âbidin). SUAL: Gazetenizde Arefe günü oruç tutmanın fazileti bildirildi i için, yine tavsiyelerinize uyarak kaza orucu tuttum. Fakat bu sene Arefe Cum'a gününe tesadüf etti. Ba'zıları Cum'a günü oruç tutmak mekruhtur diyorlar. Tuttu um orucun mahzuru oldu mu? CEVAP Kurban Bayramı'nın arefesinde oruç tutmak müstehabtır. Yalnız Cum'a günü oruç tutmanın da müstehab oldu unu söyleyen âlimler oldu u gibi, mekruh olur diyen âlimler de vardır. Sünnet veya mekruh denilen bir i i yapmamak lâzımdır. Cum'a günü oruç tutmak isteyenin, Per embe veya Cumartesi günü de tutması iyi olur. ( ir'at-ul- slâm 202). SUAL: Ramazanda ihtiyâcım kadar köfte dükkânını açtım. Ara sıra açtı ım için mahzuru oldu mu? CEVAP Ramazanda bir çok kimse mazeretleri sebebiyle oruç tutmazlar veya tutamazlar. Meselâ seferi olanlar, hastalar ve çocuklar tutmayabilir. Özürlü kadınlar ve gayr-i müslimler tutmazlar. fakat açıktan yemeleri oruçlulara hürmet bakımından uygun olmaz. Böyle kimseler, yiyecek ve içecek ihtiyâçlarını herhangi b r yerden temin edip evlerinde yiyip içebilirler. Yahut oruçlu cimse de, gece ihtiyacını gündüzden temin edebilir. Mü teri bildi i eyleri evine götürdüyse, ya'ni dükkândan ba ka yere götürdüyse, yiyecek ve içecek satmakta mahzur yoktur. Dükkânın içinde yedirmek uygun olmaz.

KUR'ÂN-I KERÎM
SUAL: Kur'ân-ı kerîm okurken (Mim) ve (Lâmelif) harflerinde durup durmamanın hükmü nedir? CEVAP Bütün mim harflerinde durmak lâzımdır. Ahmed ibni Kemal Pa a, mim harflerinde durmamanın küfrden korkulaca ını bildirmektedir. Lâmeliflerde durmamak vâcibdir. Durmak mekruh olur. Mekruh tilâvet uygun de il demektir. Âyet sonundaki duraklarda lâmelif bulunursa, durmak mecburiyeti olmadı ını gösterir. Durması da caizdir, geçmesi de caizdir. Geçmek daha evlâdır. SUAL: Kur'ân-ı kerim okumayı bilmiyorum. Evimin bir yerinde asılı duruyor. Mahzuru var mıdır? Ba'zıları okunmazsa faidesi olmaz diyorlar.

CEVAP Mushafı hiç okumayıp, hayır ve bereket için evinde saklamak caizdir ve sevâbdır. (Hindiyye) Bu devirde bir kimsenin Kur'ân-ı kerîmi okuyamamasına hayret ediyorum. Bir ayda ö renmeniz mümkündür. SUAL: Kur'ân-ı kerîm'deki ifa âyetlerinin fotokopisini çektirdim.Suya koyup, bu suyu içmem faideli olur mu? CEVAP Psikolog doktorlar, ba'zı hastalıklar için telkinle tedaviyi tavsiye ediyorlar. Tecrübe edilip te'sirleri kafi oldu u anla ılan serumları, asıları, mikrop öldürenleri ve benzeri ilâçları kullanmak farzdır. Dinimiz, tedavinin ilâç ile, sadaka vermekle ve dua ile de yapılabilece ini bildirmektedir. Âyet-i kerîmenin ve duanın te'sir etmesi için okuyanın dosdo ru bir itikada sahip olması, haramlardan, kul hakkından sakınması, haram ve habis ey yiyip içmemesi ve kar ılık olarak ücret istememesi arttır. ifâ âyetlerinin suyunu içmek faideli olur. (Mevâhib-i ledûnniye c.2,s,186) SUAL: Erkeklerin Kur'ân-ı kerimi ba ı açık yüzünden okumasında mahzur var mıdır? CEVAP Erkeklerin, zaruretsiz ba ı açık Kur'ân-ı kerîm okuması tenzihen mekruhtur. Kendi avret yeri açık iken ve avret yeri açık olanlar yanında Kur'ân-ı kerîm okumak mekruhtur. ( ir'at-ül-islâm 60,61) SUAL: Ayet okunurken yalnız E'ûzü okunaca ını duydum. Âyet-el kürsî de âyet oldu una göre, bunu okurken de besmele çekmeyecek miyiz? CEVAP Her yerde, sûre okurken E'ûzü-Besmele okunur. Âyet-i kerîme okunurken âlimlerin ço una göre, yalnız E'ûzü okunur, besmele okunmaz. Bazı âlimlere göre, E'ûzü denince besmele de anla ılır. Bu bakımdan Âyet-el kürsî okurken E'ûzü ile birlikte, besmele de okumalıdır. ( bni Âbidîn c.1,s.544) SUAL: Gazetenizin hediye etti i mu'teber kitaplarda, Kur'ân-ı kerîmi üç günden önce hatmetmenin caiz olmadı ı yazılıdır. Yine aynı kıymetli kitaplarda, mâm-ı a'zâm hazretleri ile Eshâb-ı kiramdan ba'zı zatların bir namazda Kur'ân-ı kerîmi hatmettikleri bildirilmektedir. Bu nasıl oluyor? CEVAP Üç günden önce hatmetmemek avam için, ya'ni bizim gibiler içindir. (Hayrât-ül-hısan) SUAL: Evimizin duvarına âyet-i kerîme yazan levha var. Abdestsiz bunu alıp ba ka duvara çakabilir miyiz? CEVAP Âyet-i kerîmenin üstüne dokunmamak artı ile levhayı tutmakta mahzur yoktur. Perde, levha, duvar, para gibi bir ey üzerinde yazılı âyet-i kerimeye dokunmak için abdestli olmak farzdır. Kur'ân-ı kerîmin tefsirine ve tercümesine dokunmak da böyledir. Abdestsiz olarak dokunulmaz. Levhanın, perdenin, âyet-i kerîme yazmayan kısmından abdestsiz tutmakta mahzur yoktur. Fakat Kur'ân-ı kerîmi kapa ından da tutmak caiz de ildir. Havlu ile veya ba ka temiz bir bezle tutulabilir. (Berîka s.1227, ir'at-ül slâm s.78) SUAL: Kur'ân-ı kerîmi ve hadis-i erifleri herkes tefsir edebilir mi? Dini bu iki kaynaktan ö renmek mi lâzımdır? CEVAP ( slâmiyyeti dinimizin iki kayna ı olan Kur'ân ve Hadis-i eriflerden ö renmek lâzımdır.) sözü ilk bakı ta ho gibi görünüyorsa da, bizim gibi Kur'ân-ı kerim ve Hadis-i eriflerden anlamayan kimselerin, bunların tercümelerinden ma'na çıkarması asla do ru de ildir. Kur'ân-ı kerîmden verdi iniz misâlde (Allahü teâlâ, diledi ini hidâyete kavu turur, diledi ini dalâlette bırakır.) buyurulmaktadır. Bu ifade ehli tarafından tefsir edilmezse, hâ â bize günâhları i letenin Allahü teâlâ oldu u anla ılabilir. Âyet-i kerîmeler, kısa veya uzun tercüme edilemez. Ba'zı kelimelerin tefsir ilminde, fıkh ve tasavvuf ilmindeki ma'naları ayrıdır. Daha kolay anla ılabilmesi için Türkçede kullanılan (Harç) kelimesini bildirelim. Harç, ziraatte gübreli toprak demektir. n aatta, ıslatılmı kumlu çimento demektir. ktisat ve ticaret ilminde ve vergi i lerinde harç ba ka ma'nalara gelmektedir. Maliyeden bize, (Harcını yatır, harç pulu getir) denirse, çimento veya gübreli toprak götürmemiz olur mu? Ayrıca ba'zı kelimelerin ıstılah (Deyim, terim) ma'naları vardır. Bütün bunları bilmek bile, Kur'ân-ı kerîmi tefsir etmek için kâfi de ildir.

Din ilmi, nakle istinat eder. Bununla beraber selîm akla zıt de ildir. Kur'ân-ı kerîme herkes bir ma'na verme e kalktı ı için çe itli sapık fırkalar zuhur etmi tir. Kur'ân-ı kerîmden verdi imiz misâlde anne ve baba için (Onlara öf demeyiniz) buyurulmaktadır. Buradan, hiç öf demeden sopa ile dö ebiliriz ma'nası çıkmaz. (Anne ve babanızı kat'iyyen incitmeyin, onlara öf bile demeyin) ma'nasında oldu u bildirilmi tir. Hadis-i erifte (Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim) buyuruldu. Din, yalnız güzel ahlâk mıdır? mân, namaz, oruç gibi eyler yok mudur? Bir eyin en mühimi ve bütünü söylenince içindekiler de anla ılır. (Türkiye bizimdir) demek kâfidir. ehir ve köylerini de sayma a lüzum yoktur. Dinimizde güzel ahlâkın yeri çok mühim oldu u için (Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim) buyurulmu tur. Amel, imândan parça olmadı ı halde, ba'zı hadis-i erifleri okuyunca, dini iyi bilmeyen kimse, ( unu yapan Cennete giremez) eklindeki bir hadis-i erifi görünce, ( u günâhı i leyen kâfir olur) diyerek do ru itikaddan sapar. Onun için, Kur'ân-ı kerîm mealleri ve hadis-i erif kitapları yerine akaid ve fıkıh kitapları okumak lâzımdır. Zaten bu kitaplardaki bilgiler, mütehassıs slâm âlimleri tarafından Kur'ân-ı kerîmden, hadis-i eriflerden ve cma'dan alınmı tır. Onların izahıdır. SUAL: Kur'ân-ı kerîm hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Kur'ân-ı kerîm harfleri ve kelimeleri mahlûktur. Ma'nâları ise kadimdir, ya'ni mahlûk de ildir. Kur'ân-ı kerîm, bütün mahlûklardan daha üstündür. Meleklerden, peygamberlerden de üstündür. Kur'ân-ı kerîm okumak ibâdetlerin en kıymetlisidir. Allahü teâlânın kelâmı ile konu mak oluyor. Mevlüt okumanın çok sevâb olması, Kur'ân-ı kerîm okundu u içindir. Mevlütleri bid'at karı tırmadan okumak lâzımdır. Namazda okunan Kur'ân-ı kerîm, namaz dı ından okunan Kur'ân-ı kerîmden daha efdal ve daha sevâbtır. Kur'ân-ı kerîmi Allah rızası için okuyup, Allah rızası için ezberleyen, okurken teganni etmeyen ve bid'at karı tırmayan kimseler Allahü teâlâ'nın dostlarıdır. Onlara dü manlık eden Allahü teâlâ'ya dü manlık etmi olur. Kur'ân-ı kerîmi anlamak, hüküm çıkarmak, ya'ni Allahü teâlâ'nın muradını anlamak üç ekilde olur: 1- Kur'ân-ı kerimin ibareleri ile, kelimeleri ile, bu kelimelerin i aretleri ile, iktizası ile anla ılır. Arabî bilen herkes bu kadarını anlayabilir. 2- ctihad yolu ile anlamaktır ki, böyle anlamak ancak müctehid olan yüksek âlimlere mahsustur. 3- nsanın anlamakta âciz oldu u ma'nalar vardır. Bunların ma'nasını ancak Allahü teâlâ bilir. Peygamber bile olsa, insan gücü bile bu ma'naları anlıyamaz. Allahü teâlâ, Peygamberlere bildirir. Bizim Peygamberimiz de bildirilenleri hadis-i eriflerle açıklamı tır. Görüldü ü gibi Kur'ân-ı kerîmi okuyup anlamak ve açıklamak kolay de ildir. Arabî bilen ba'zıları, Kur'ân-ı kerîme el uzattı ı için Peygamber aleyhisselâmdan bugüne kadar çe itli sapık fırkalar meydana gelmi tir. Kur'ân-ı kerîmi slâm âlimlerinin ve Peygamber aleyhisselâmın bildirdi i ekilde açıklamayan kimse, dalâletten dalâlete, sapıklıktan sapıklı a dü er. Kendisi sapıttı ı gibi dinleyenleri de sapıtır. Gün geçtikçe, bid'at ve sapıklık zulmetinin yayılması arttı ından Kur'ân-ı kerîmi anlamak için slâm âlimlerinin kitaplarını elden bırakmamalıdır. Geçmi dinlerde, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarından her ne var ise, hepsi Kur'ân-ı kerîm'de vardır. Kur'ân-ı kerîm geçmi Peygamberlere gelen kitapların hepsini kendinde topladı ı için daha ereflidir. SUAL: Kur'ân-ı kerîmi bugün herkes anlıyabilir mi? CEVAP Kur'ân-ı kerîm, o zamanki insanların arabî gramerlerine uygun olarak gelmi tir. Nazım halinde, ya'ni ölçülü iirler gibi düzgündür. Arabî lisanın incelikleri ile dolu oldu u için anlaması güçtür. Arabî lisanın inceliklerini bilenler bile, anlıyamamı çok yerini Peygamber aleyhisselâma sormu lar, O da bu yerleri açıklamı tır. Bu açıklamalara hadis-i erif denir. Eshâb-ı kiram, Peygamber Efendimizden i itip, ö rendiklerini gençlere bildirmi lerdir. Zaman geçtikçe kalbler kararma a ba lamı tır. Yeni müslüman olan ba'zı kimseler, dini, asıl kayna ından ö reneyim diye Kur'ân-ı kejîmden, kendi noksan akılları ve kısa görü leri ile ma'nâ çıkarma a kalkı mı lar, Peygamber Efendimizin bildirdiklerine uymayan eyler anlamı lardır. Yabancılar da bu bölünmeyi körüklemi , böylece 72 türlü bozuk inanı meydana çıkmı tır. Böylelerine (Bid'at ehli) denir. 72 bid'at fırkasında olanların hepsi muhakkak Cehenneme girecektir. Fakat bunlardan inanı ları Kur'ânı kerîmde ve hadis-i eriflerde bildirilmi bir bilgiye aykırı olmayanlar, ebedi Cehennemde kalmıyacaktır. Aykırı olanlar sonsuz kalacaktır.

nanılması lâzım olan din bilgilerini (i'tikat bilgilerini) Eshâb-ı kiramdan do ru olarak ö renip kitaplara yazan büyük insanlara, (Ehl-i Sünnet) denir. slâm âlimleri, Kur'ân-ı kerîmin mânâsını, kendi akılları ile, kendi görü leri ile anlama a kalkı mamı , yalnız Eshâb-ı kiramdan ö rendiklerine inanmı lardır. Kendi anladıklarına uymamı lardır. Bu suretle Peygamberimizin bildirdi i do ru yolu yazarak yayılmasını sa lamı lardır. Dünyada ve âhırette felâketlerden kurtulmak ve mes'ut ya amak için, önce islâm âlimlerinin bildirdikleri gibi imân etmek ya'ni ö renip, hepsine inanmak lâzımdır. Sonrada haramlardan kaçarak, ibâdet edip sâlih müslüman olma a çalı malıdır. SUAL: Kadının kadınlara mevlid okumasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. Kök salalım maziye, Yürüyelim âtiye. Geçirmeden saniye, Türkiye okuyalım! Beni dinleyin hele! Hep birlikte el ele, Katılalım bu sele, Türkiye okuyalım! iir, fıkra, masal bol. Ö renip kültürlü ol! Hakikate giden yol, Türkiye okuyalım!

HAC
SUAL: Hacca gidecek kadar param vardır. Fakat hastayım. Tamamen iyile ece imi sanmıyorum. Ne yapmam lâzımdır? CEVAP Hasta için hacca gitmek farz de ildir. E er vücub artlan mevcutken gitmeyip de sonraki seneler hatalanan kimse, yerine ba kasını kendi memleketinden bedel göndermesi veya bunun için vasiyyet etmesi lâzımdır. Sonraki seneler iyi olup kendisi giderse, tehir günahı afvolur. (Feth-ul-kadir c.2, s.321 v.d.) SUAL: Babam fakirdir. Hazır orada bulunuyorsun benim adıma hac yap diyor. Hac yapabilir miyim? CEVAP Kendisine hac farz olmayan kimse, nafile hac için özrü olmadan vekîl gönderebilir. ( bni Âbidin) SUAL: Bu sene hacca gitmeyi dü ünüyorum. Evlenecek o lum vardır. (O lunu evlendirmeden hacca gidemezsin) diyorlar. Hacca gidebilmek için ne lâzımdır? CEVAP Hacca gidecek kimsenin, geçim ihtiyâcından fazla olarak, hacca götürüp getirecek ve geride kalanlara yetecek kadar helâl parası olması lâzımdır. htiyâçtan fazla denildi. htiyâç nedir? htiyaç, insanı ölümden koruyan eylerdir. Yiyecek, giyecek ve evdir. Yiyecek denince mutfak e yaları da anla ılır. Ev denince ev e yaları da bunun içine girer. Binek vâsıtası, san'at aletleri ve lüzumlu kitapları da ihtiyâca dahildir. bni Âbidinde bildiriliyor ki: (Bir senelik yiyecek veya parası nafaka sayılır. Tüccarın, esnafın, san'at sahiplerinin, çiftçilerin kendi memleketlerinde âdet olan sermayeleri hac için ihtiyâç e yasıdır. Kendinin ve bakması kendine vâcib olanların nafakası, bulundu u ehrin âdetine göre hesap edilir. Hacca gitmek için ödünç almamalıdır. Borcu olan önce borcunu ödemesi lâzımdır. Kul hakkı, Allahü teâlânın hakkından önce gelir. Haram malı olan, bunları sahiplerine ödemesi lâzımdır. Sahipleri bilinmiyorsa varislerine, onlar da bilinmiyorsa, onların adına tasadduk etmesi lâzımdır. Haram malı ile hacca giden, hac yapmamak azabından kurtulur ise de, hac sevabı kazanamaz. Günahlar ibâdete mani de ildir. Sadece sevabına manidir.

Parasının helâl oldu unda üphesi olan, helâl kazançlı birisinden ödünç alıp bununla hacca gitmelidir. Vücub artlarından ba ka eda artlan da bulunan kimsenin hacca gitmesi farz olur. O lunu evlendirme artı yoktur. (Feth-ul-kadir c.2, s.322). SUAL: Babam zengin idi. Hacca gidemedi. Ölürken hac parası bırakmadı ı gibi vasiyet de etmedi. Onun yerine hacca gidebilir miyim? CEVAP stanbul'da bulunan bir kimsenin babası Erzurum'da sakin iken vefat etse,babası vasi vasiyet etmedi ise, babası için birini vekil göndermek isterse Erzurum'dan göndermesi farzdır. Ba ka yerden göndermesi caiz de ildir. afiî mezhebinde mîkât dı ındaki her yerden göndermesi caizdir. Hattâ hacca giden birine para vererek, Mekke-i mükerremede bir vekil bulup, babası için, buna mîkâttan hac yaptırması âfıîde caizdir. Parası az olan Hanefiler, afiî mezhebini taklid ederek, vasiyyet etmemi , ana, baba ve yakınları için Mekkede vekil tutabilirler. Fakat parayı verirken, afiî mezhebini taklid ediyorum diye niyyet etmesi lâzımdır. ( bni Âbidîn c.2, s.258, 59, Fethulkadir c.3, s.65 vd.) SUAL: Daha önce, Hanefî olanların, paralan az ise, afiî mezhebini taklid ederek vasiyyet etmemi ana, baba ve yakınları için Mekke' de vekil tutabilece ini yazmı tınız. Vekil kendi mezhebine göre mi hareket eder, yoksa afiî mezhebine göre mi tavafını yapar? CEVAP Vekil, haccı afiî mezhebine göre yapar (Feth-ul-kadir c.3, s.77, Mizan c.1, s.52).

KURBAN
SUAL: Fakîr, adak olaca ını bilmeden, kurban bayramı günü bir sı ır satın alsa, kurbana birkaç zengini de ortak etse, ortakların kurbanı sahih olur mu? Etinden ortaklar ve zenginler yiyebilir mi? CEVAP Fakirin kurbanı adak oldu u için, kesenlerin hiç biri yiyemez. Zenginlere ve zekât vermesi caiz olmayan kimselere, ya'ni ana-baba, o ul gibi kimselere yediremez. Etinden yemi lerse bedelini tasadduk etmeleri lâzımdır. Kurban da sahih olmamı tır. SUAL: Geçen kurban bayramında bir kurban kestim, hayvanın üç aya ını ba ladım. Hayvan çabalarken dördüncü aya ını da ba lanmı ayakların arasına soktu. Hayvan yüzen kasap (Ben bir hocadan i ittim. Bu durumda size ayrıca bir adak kurbanı kesmek icap ediyor) dedi. Böyle bir eyin aslı var mıdır? CEVAP Kasabın söyledi i eyin aslı yoktur. Kurbanı kesilecek yere çekerek sürüklemek, bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. Hayvan so uma a ba lamadan, ya'nî çırpınması durmadan ensesini de kesmek mekruhtur. Yalnız ensesinden kesmek ise haramdır. Hayvan tamam ölüp çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzme e ba lamak mekruhtur. Hayvan böyle mekruh olarak kesilse bile, yine adak lâzım olmaz. SUAL: Nisaba mâlik de ilim. Ödünç olarak kurban kesmemde mahzur var mıdır? CEVAP Nisaba mâlik olmayan kimsenin, kurban kesmek için ödünç istemesi caiz de ildir. E er nisaba mâlik ise, ödünç alıp kesebilir. (Bedâyı c.5, s.61) SUAL: Zengin kimse, seferde iken kurban kesse mahzuru olur mu? CEVAP Zengin kimsenin mukim iken kurban kesmesi vâcibdir. Seferde ise vâcib olmaz. E er keserse, kesti i nafile olur. Üzerine vâcib olmadı ı için vâcib sevabı alamaz. (Bedâyi c.5, s.63, Hin-diyye c.5, s.295 vd.) SUAL: Bayram münasebetiyle Manisa'ya annemin yanına gelmi tim. 150 gram kadar bilezi im var. (Zengin oldu un için kurban kesmen lâzımdır) dediler. Ben de bir kurban kestim. Sonra seferi olan kimsenin kurban kesemiyece ini söylediler. Benim kesti im kurban ne oldu? CEVAP Seferi olan kimsenin kurban kesmesi vâcib de ildir. E er keser ise kesti i nafile olarak caizdir. Ya'ni vacip de il, nafile sevabı alır (Bedâyi c.5, s.63).

SUAL: Birkaç kurban borcum vardır? Kazasını nasıl yapmak icap eder? CEVAP Kurban borcunun kazası, kurbanın de eri kadar altın veya gümü ü fakire vermekle olur. Kesemedi i zamanların ortalama piyasa de erine göre hesap edilir (Bedâyî c.5, s. 72 bni Âbidin). SUAL: Nisâba mâlik durumdayım. stanbul'daki bir arkada a telefonla vekâletimi verdim. Arkada ım benim adıma stanbul'da bir kurban kesmi . Kesilen kurbandan vâcib sevabı alınır mı? CEVAP Evet vâcib sevabı alınır. Ya'ni vâcib yerini bulmu tur. (Bedâyi c.5, s.63). SUAL: Bayramın birinci günü, kendi adıma birini kurban kesme e vekil tâyin edip stanbul'a sefere çıktım. Ben stanbul'da iken vekilim kurbanı kesmi . Vâcib sevabı aldım mı? CEVAP Mukim bir zengin, bayramdan önce veya bayram günü, kendi adına kurban kesme e birini vekil tâyin edip sefere çıksa, seferde iken adına kesilen kurban vâcib olmaz, nafile olur (Bedâyi c.5, s.63). SUAL: Gazetenizde gümü nisâbına mâlik olan kimse zekât verirse farz sevabını alaca ını okumu tum. Gümü nisâbına göre kurban kesse, vâcib sevabına kavu ur mu? CEVAP Gümü nisâbına göre zengin sayılan kimsenin kesti i kurban vâcib olur. SUAL: Resûlullah efendimize kurban kesmenin çok sevap oldu unu duydum. Nasıl niyyet ederek kesmelidir? CEVAP Allah rızası için kurban kesme e ve sevabını Resûlullah efendimize hediye etme e, diye niyyet edilir. SUAL: Amerika'nın bir eyaletinde bulunuyorum. Yakınımda kurban kesmeyi bilen kimse yoktur. Seferi uzaklıktaki bir eyalette tanıdık müslümanlar var. Oraya gidince de seferi oluyorum. Gitmesem ma'zur sayılır mıyım? CEVAP Bayramdan önce seferi uzaklıkta olan arkada ınızı vekil edip ona kestirmeniz lâzımdır. Bayramdan önce telefon ederek de vekâletinizi verebilirsiniz. Bayramdan önce de gidip gelebilirsiniz. Bayram günü seferi olmamalısınız. Seferi iken kurban kesen nafile sevab alır (Bedâyi c.5, s.63). SUAL: Kurban nisabı için san'at ve ticaret âletlerinin hesaba katılaca ını bildirdiniz. Daktilo, teyp, hesap makinası, diki makinası gibi san'at âletleri de nisaba katılır mı? CEVAP Bir san'atkârın, san'at âletlerinin birer tanesi ihtiyâcıdır. htiyâcı olanlar nisaba dahil edilmez. ( bni Âbidin, Hac bahsi, Feth-ul-kadir c.2, s.118.) SUAL: Üç o lum ile bir kızım var. Akika olarak hepsi için bir inek kesebilir miyim? CEVAP Çocukların hepsi için bir inek kesmek kâfi gelir. ( ir'at-ul-islâm, s. 455). SUAL: Ölmü olan anne ve babam için kurban kessem, bir kurbanın sevabı ikisine de aynen gider mi? Yoksa yarım kurban sevabı mı hâsıl olur? Etinden biz yiyebilir miyiz? CEVAP Vasiyyet etmemi meyyit için, vârisi veya ba kaları, her zaman kendi malından hayvan kesip sevabını ölmü lerine hediye edebilir. Sevabı kesenin olur. Ölülere de hediyye edilir. Hâsıl olan sevap kadar her meyyite sevap verilir. Ya'ni her biri kurban kesmek sevabına kavu ur. Onun için kesilen kurbanın sevabını sadece anaya babaya de il, bütün müslümanlara ba ı lamak iyi olur. Hepsine de bir kurban sevabı verilir. Kesenin sevabından hiç bir ey eksilmez. Mevtalar için Fatiha okumak da böyledir. Fatiha okumak sevabı, kurban kesmek sevabından daha çoktur. Meyyit için kesilen kurbanın etinden kesen yiyebilir. ( bnî Âbidîn c.2, s.255, Feth-ul-kadîr c.3, s.65). SUAL: Zekât verecek kadar zengin de ilim. Fakat kurban kesme sevabına kavu abilmek için ne yapmam lâzımdır? CEVAP

Zekât vermek de büyük sevabtır. Fakat zengin olmayan kimse zekât vermez. Verirse farz sevabı alamaz, nafile olur. Nafile, farzın yanında denizde damla gibidir. Kendisine kurban vâcib olmayan kimsenin kesti i kurban nafile olur. Kurban nisâbına mâlik olmayan fakîr, kendi malı olan hayvanını kurban etmeyi niyyet ederse veya kurban niyyeti olmayarak hayvan satın alıp, sonra kurban etmeyi niyyet ederse, bunları kesmesi vâcib olmaz. Keserse nafile olur ve etinden yiyebilir ve fakirlere verdi i et sadaka olur. Fakat fakîr, hayvanı kurban etmek niyyetiyle ve belli üç gün içinde satın alırsa veya herhangi bir zamanda herhangi bir hayvanı veya u hayvanı Allah için kurban edeyim derse, adak olur ve bayramın ilk üç günü içinde kesmesi vâcib olur. Etinden kendi yiyemez ve zekât vermesi caiz olmayan kimselere veremez, zenginlere de yediremez. Bugünlerde kesmezse, bayramdan sonra canlı olarak kendini veya de erini sadaka olarak verir. Kesip etini sadaka vermesi caiz olur ise de, diri iken de erinden az olmamalıdır. Güç geçinen kimse, ihtiyâcından fazla malı olup da parası bulunmayan kimse, nisaba malik ise, mâm-ı A'zam hazretleri ile mâm-ı Ebû Yusuf hazretlerine göre zengin sayıldı ı için kurban kesmesi vâcib olur. Fakat, mâm-ı Muhammed hazretlerine göre fakîr sayıldı ı için kurban kesmezse günaha girmez. Di er iki imama göre, kurban keserse vâcib sevabı alır. Kesti i hayvan da adak olmaz. mâm-ı A'zâm ve mâm-ı Ebû Yusüfe göre, bir kimsenin, demirba mallarının de eri, ihtiyâcını kar ılar ve nisâb kadar da artarsa o ahıs zengin sayılır. Kurban nisabı hesabına katılacak malın, zekâttaki gibi, ticâret malı olması art olmadı ı gibi, elinde bir yıl kalmı olması da lâzım de ildir. Nisaba mâlik olduktan, ya'ni kurban vâcib olduktan sonra mal elinden çıkarsa afvolmaz, yine kurban kesilmesi vâcib olur. htiyâç e yası demek, kıymeti ne kadar çok olursa olsun bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çama ır, evde kullanılan e ya ve âletler, binecek vâsıtası, meslek kitapları ve ödeyece i borçlardır. Bunların olması art de ildir. E er mevcut iseler kurban nisâb hesabına katılmazlar. Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan e ya, kiradaki evler, evindeki süs e yası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev e yası, san'at ve ticaret âletleri burada ihtiyâç e yası sayılmaz. Bunlar kurban için nisâb hesabına katılır. Nisâb miktarı 96 gram altın kıymetidir. ( bni Âbidin, fıtra zekâtı ve kurban bahsi, Bedâyi c.5, s.63. Hindiyye kurban bahsi) Sever okur her ki i, Bulunmaz ba ka e i, Asrımızın güne i Türkiye Gazetesi. Bilgi dolu bir umman, Saçıyor, lim-irfan Ö retir do ru îmân, Türkiye Gazetesi.

ÇE TL MES'ELELER
SUAL: Yenmesi haram olan kokmu et, necis midir? Böyle bir et, yaramızda sarih oldu u halde namaz kılabilir miyiz? CEVAP Kokmu eti yemek haram ise de, necis olmadı ı için namaza mani olmaz. SUAL: Sünnet üzere misvak nasıl kullanılır? CEVAP Üç kerre sa , üç kerre sol yandaki di ler üzerine, yukarıdan a a ı ve a a ıdan yukarı hafifçe sürülür ( bni Âbidin c.l, s.78). SUAL: Birisine su ikram edilince (Geçmi lerin canına de sin!) diyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: Deniz kenarında canlı balık satıyorlar. Balıklar le endeki su içinde ölüyorlar. Su içinde kendili inden ölen, karnı üst tarafta bulunan balık yenmedi ine göre, le enlerdeki suda ölen balıklar yenir mi? CEVAP

Denizden çıkarıp le en içine konan balık kendili inden ölen balık gibi de ildir. Denizden çıkarmakla insan elinde ölmü demektir. Bu bakımdan böyle canlı balıkları almak uygun olur. Balık besmelesiz tutulsa da yenir. Besmele ile tutulması iyidir ( htiyar). SUAL: Evde ve çalı tı ım yerde üzücü ve kırıcı konu uyor, kalb kırıcı hareketlerde bulunuyorum. Bu hareketlerimden nasıl vazgeçebilirim? CEVAP Münaka a ve kalb kırmanın zararı bilinir ve buna göre hareket edilirse, böyle kötü huylardan vazgeçilmesi mümkündür. mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Allahü teâlâya kalbin yakın oldu u kadar hiç bir ey yakın de ildir. Mü'min olsun, kâfir olsun, hiç bir kimsenin kalbini incitmemelidir. Sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız. Allahü teâlâyı en ziyâde inciten küfürden sonra kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü Allahü teâlâ'nın rızâsına kavu an eylerin en yakını kalbdir.) Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Münaka adan haklı bile olsa vazgeçmedikçe, ki i imanın kemâline kavu amaz.) Bir kimse bir söz söyleyince onda yanlı aramak, hatalı taraflarını ona göstermek haramdır. Çünkü böyle yapmakla o kimseyi üzmü , kalbini kırmı oluruz. Zaruretsiz insanları incitmek, do ru de ildir, kötü bir huydur. Eskiden talebenin birisi, zamanının me hur âlimlerinden birine giderek ilim ö renme e çalı ır. Talebe ne kadar çalı mı sa da bu büyük âlimden istifade edemez. Teveccühünden faydalanamaz. Feyzinden mahrum kalır. Nihayet, âlim o talebeye der ki: Sen ne zamandan beri çalı tı ın halde bizden istifade edemiyorsun. Çünkü gelirken birisiyle münaka a ettin, onun kalbini kırdın. Büyük günah i ledin. Böyle büyük günah i lemi kimse, feyizden mahrum kalır. O kimseyle helalla madıkdan sonra, bizden istifade edemezsin. Talebe o kimseyle helalla tıktan sonra, hocasının teveccühünü kazanıp feyizlerinden istifade eder hale gelir. Buradan da anla ıldı ı gibi, münaka a etmek ve kalb kırmak çok zararlıdır. Hiç kimseyle münaka a etmemeli, hiç kimsenin kalbini kırmamalıdır. Münaka a dostlu u azaltır, dü manlı ı arttırır. Evinde aile fertleriyle, i yerinde amir ile, emrindeki insanlarla, memur ise di er vazifelilerle üzücü, kinci konu maktan sakınmalıdır. Onu bunu üzen, kalb kıran kimse, dünya ve âhıret saadetinden mahrum kalabilece ini dü ünmelidir. SUAL: pek mendil kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Sadece ipek abdest havlusu caiz olup, ter ve burun silmek için ipek mendil kullanmak mekruhtur. (Bedâyi c.5, s.131, bni Âbidîn). SUAL: Ölüm mele i birçok insanın canını aynı anda nasıl alıyor? CEVAP Allahü teâlânın kudretinin büyüklü ünü bilen kimse, sebebini bilmese de slama teslim olup, Allahın her eye gücü yetebilece ine inanması lâzımdır. Bugün bir dü me ile bir veya birkaç ehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm mele i de ruhları bundan daha tez almaktadır. brahim aleyhisselâm. ölüm mele ine sual etti ki: — Ey ölüm mele i, eceli gelen insanların bir kısmı do uda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahutta dünyanın çe itli yerlerinde sava olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun? Ölüm mele i öyle cevap verdi: — Allanın izniyle onların ruhlarını ça ırırım, derhal avucumun içinde oluverirler slâm âlimlerinden biri buyuruyor ki: (Dünya ölüm mele i için küçük bir le en gibidir. Oradan eceli gelenlerin ruhlarını alır.) Süleyman aleyhisselâm, ölüm mele ine sual etti: — nsanların ruhlarını kimini genç ya ta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir? Ölüm mele i dedi ki: — Bana eceli gelenlerin listeleri verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Ba ka i e karı mam (Hayat-ul-hayvân c.1, s.108).

SUAL: Bizim Kayseri'de ba lıklardaki yazlık evlerde kuyu seklinde su depoları vardır. Su alırken içine terlik dü tü. Terli i çe itli yerlerde giydi imiz için terlik dü en bu kuyudaki su ile abdest alabilir miyiz, içebilir miyiz? CEVAP Küçük havuza az necaset dü erse, üç sıfatı de i mese de necis olur. Üç sıfat, renk, koku ve taddır. Kuyudaki suyun derinli i mühim de ildir. Mühim olan suyun alanıdır. Alanı 25 metre kareden küçük olan su deposuna küçük havuz denir. Anlattı ınıza göre terli iniz pistir. Kirlenen bu su ile abdest alınmaz ve içilmez. Böyle depo ve sarnıçları açık bırakmak caiz de ildir. (Feth-ul-kadir c.1, s.86). SUAL: Daha önce ruhun bedenin içinde bulunmadı ını yazmı tınız. Okudu um bir tefsirde, (Zümer) sûresinde, ölürken ruhun bedenden ayrıldı ı bildirilmektedir. Yine aynı sûrede uykuda iken de ruhun bedenden ayrıldı ı bildiriliyor. Uykuda ruh bedenden ayrıldı ı halde biz niçin ölmüyoruz? CEVAP Zümer sûresinin 42. âyet-i kerimesinde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, insan ölürken ruhunu bedeninden ayırır. Ölmedi i zaman, uykuda da ruhunu ayırır.) Ruhun bedenden ayrılması demek, ruhun bedenle olan irtibatının kesilmesi demektir. Ruh bedenin ne içinde, ne dı ındadır. Bilmedi imiz bir ekilde bedenî ayakta tutmaktadır. mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Uykuda iken ruhun bedenden ayrılması, bir kimsenin, geziye e lenmek için, kendi vatanından, gülerek, sevinerek ayrılmasına benzer ki, gezdikten sonra, sevinç içinde yine vatanına döner. Ölürken ruhun ayrılması böyle de ildir. Bu ayrılık vatanı yıkılan, evleri, binaları yok olan kimsenin vatanından ayrılması gibidir. Bunun içindir ki, uykudaki ayrılmasında sıkıntı ve acı yoktur. Tersine sevinç ve rahatlık vardır. Ölürken ayrılmasında ise, çok acılar ve güçlükler hâsıl olur. Uyuyan insanın vatanı dünyadır. Ona dünyadaki i ler gibi i yaparlar. Ölen kimsenin ise vatanı yıkılır. Âhırete göç eder. Ona âhıret i i yaparlar) (Mektûbat c.3, m. 31). SUAL: Cenâb-ı Hakkın rahmet ve merhametinin çoklu undan bahsediyorsunuz. Bazıları "Merhameti bol olan insanları ate e atar mı?" diyorlar. Bazıları da "Cehennem ebedî de ildir, diyorlar. Kimi de "Günahlarımızın Allaha bir zararı olmadı ı için bizi Cehenneme koymaz", diyor. Bu hususları açıklamanızı istiyoruz. CEVAP Suç i leyene ceza vermek, mazlumun hakkını zâlimden almak merhametsizlik de ildir. Dünyada da suç i leyenler, ba kasına zarar verenler cezalandırılmaktadır. Suç i leyen hakimin ahsına zarar vermedi i halde di er insanların zarardan kurtulması ve istifadesi için, hakim suçluya ceza vermektedir. Hasta ilâç almazsa, doktora bir zararı olmaz. Fakat hasta, doktorun verdi i ilâçları kullanmadı ı için kendine zararı olur. Allahü teâlâ, dünya ve âhıret saadetimiz için (Emirlerimi yapın, yasak ettiklerimi yapmayın!) buyuruyor. Yapılıp yapılmamasında kendisinin bir kâr ve zararı yoktur. Sırf insanların iyili i için iyi eyleri emrediyor, kötü eyleri yasaklıyor. Allahü teâlâ çok merhametli oldu u için, dünyada iken âhırette olan azapları önceden bildiriyor, kötülüklerden sakınanlara Cennetini va'dediyor. Hattâ imansızlıktan ba ka günahları afvedebilece ini, fakat iman etmiyenleri sonsuz olarak Cehenneme ataca ını bildiriyor. Âhırette bu kimselerin hiç bir özür ve bahaneleri kalmayacaktır. Allahü teâlânın dünyada emrine uyanlar rahat etti i gibi âhırette de rahat edecektir. (El-îman ve'l slâm, Mevlânâ Hâlid-i Ba dadî). SUAL: Zamanın de i mesiyle âdete ait hükümlerin de i ece ini gösteren bir misâl verir misiniz? CEVAP Eskiden imamların, müezzinlerin ücret almaları caiz de ildi. Zamanla bu vazifeleri ücretsiz yapacak kimse azaldı. slâm âlimleri imamların, müezzinlerin ücret almalarına cevaz verdiler ( bni Âbidin c.5, s.34). SUAL: Günah i lememize eytanlar sebep oldu una göre, Ramazanda insanlar nasıl günah i liyor? CEVAP Günah i lememize yalnız eytanlar de il, kendi nefsimizde sebep olmaktadır. Nefsin zararı, eytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istedi i kendi zararınadır. Ramazanda günah i leten

nefislerimizdir. Ramazanda eytanlar ba lı oldu u için vesvese veremezler. Ramazandaki esnemeler de eytandan de ildir. Asabi esnemeler, her zaman vuku bulabilir (Mektûbât-ı Rabbani). SUAL: Kefir haram mıdır? CEVAP Kefir, inek sütünün mantar ile mayalanıp, tadının keskin hale getirilerek, içinde ALKOL te ekkül eden bir içkidir. çilmesi bira gibi haram olur. Üzüm suyu, taze iken, yani gaz kabarcıkları çıkmadan, köpürmeden önce ısıtılıp üçte ikisi uçar. Üçte biri kalırsa MÜSELLES denir. mam-ı Muhammede göre, müselles olan içki, gaz çıkarmı ve tadı keskin olmu ise, sarho etmeyecek kadar az içilmesi de haram olur. Kısrak, inek, deve sütleri mayalanıp tadı keskin olunca, müselles gibi olurlar. Bira gibi haramdırlar. ( bni Âbidin c.5, ûrb bahsi). SUAL: Kadınların yabancı erkeklere göstermemek artı ile saçını, ellerini, tırnaklarını boyamaları caiz minidir? CEVAP Kadınların yabancı erkeklere göstermemek artı ile, abdeste ve gusle mani olmayan her çe it ve her renk boya ile saçını, ellerini, tırnaklarını boyaması caizdir (Mektûbât-ı Rabbani c.3, m.41). SUAL: Cum'a günü bir camiye gitmi tim. Âhırette günahkârlar, Âdem aleyhisselâmdan ba lıyarak bütün peygamberlere efaat istemek için gidiyorlar. Fakat hepsi bir özür ileri sürerek efaat edemiyeceklerini, âhır zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gitmelerini söylüyorlar. Hoca efendi, (Buradan da anla ıldı ı gibi, yalnız, Hazret-i Muhammed efaat edecektir) dedi. Bir kitapta çocukların da efaat edeceklerini duymu tum. CEVAP efaatin hak oldu unu bile inkâr edenlerin bulundu u günümüzde, böyle konu maları fazla yadırgamamak lâzımdır. mâm-ı Müslimin bildirdi i Hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Kıyamet günü en önce ben efaat edece im.) (Kurtubî tezkiresi) ve (Birgivî vasiyyetnamesi) kitâblarında nakledilen Hadis-i eriflerde, her peygamberin efaat edece i,sonra ehitlerin, sonra sâlihlerin, sonra Kur'an-ı kerimi tecvid ile, teganni etmeden Allah rızası için okuyan hafızların ve küçük çocukların efaat edece i bildirilmektedir. Kâbe-i muazzama'nın da efaat edece i bildirilmi tir. Bütün mes'ele âhırete imanla gidebilmektir. manla gidebilenlerden günahkâr çok kimse, efaatle Cennete gidecektir. efaatin büyük günahlar için oldu u, hadis-i erifle bildirilmi tir. Allahü teâlâ'nın rahmeti o kadar bol ki çe itli sınıflara efaat izni vermektedir. (Câmi'us-sagir) deki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Elbette ben, kıyamette, ta lar, tu lalar ve a açlar sayısından çok kula efaat ederim.) mâm-ı Nevevî hazretleri bildiriyor ki: efaat be grupta toplanır: 1- Mah erin iddet ve izdihamından kurtulmak için, 2- Ba'zılarını hesapsız Cennete sokmak için, 3- Hesaptan sonra günahı fazla gelenlerin bir müddet Cehenneme girmemeleri için, 4- Cehenneme girmi olanları, oradan çıkarmak için, 5- Cennette derecelerin yükselmesi için efaat edilir. Hattâ ba'zı âlimlere göre, güzel ahlâkı bulunan ve insanlara faidesi dokunmu kâfirlerin azaplarının hafifletilmesi için bile efaat edilecektir. Ne büyük lütuf, ne büyük ihsan... Küçük çocukların, hattâ dü üklerin bile efaat edece i bildirilmi tir. (Buhâri) deki hadis-i erifte buyuruluyor ki: — Ey hanımlar, sizden biriniz, kendinden önce âhırete üç çocuk gönderirse, o çocuklar Cehennemden ona perde olur. Orada bulunan hanımlardan birisi, dedi ki: — Ya Resûlallah, iki çocu u ölürse de Cehenneme perde olur mu? — ki tanede olsa, Cehenneme perde olur. Ba ka bir hadis-i erifte (Bir çocukları ölse, yine Cehenneme perde olur mu?) diye sual edildi inde, buyuruldu ki: (Ruhum yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, e er annesi sabredip, sevabını Allahü teâlâ'dan beklerse, annesini göbe iyle çekip Cennete sokma a sebep olur.) (Nuhbet-ul-leâli, hya). SUAL: Kumarbaz ve hırsız oldu u bilinen bir bakkal ile alı mıdır? CEVAP veri yapmakta mahzur var

Zaruret olmadıkça alı veri yapılmaz. Haram i leyenlere yardım etmek do ru de ildir (Hadika sonu). SUAL: Hadis-i erifte, "Her çocuk, slâm fıtratı üzere do ar" buyuruldu una göre, gayri müslimlerin çocukları da mı müslüman olarak do ar ve ölür? CEVAP ( slâm fitratı üzere do ar) demek, (Her çocuk müslüman olarak do ar) demek de ildir. (Müslümanlı a elveri li do ar) demektir. Ana baba ve çevrenin menfi te'siri olmazsa müslüman olarak yeti ir demektir. Gayri müslimlerin çocukları, âkil bali olmadan ölürse, Cennete mi, yoksa Cehenneme mi gidece i hakkında slâm âlimleri, altı ekilde bildirdiler. Ba'zıları da susmayı tercih etmi lerdir. Âlimlerin kimisi, gayri müslimlerin çocukları, âkil bali olmadan ölünce, Cennete girer. Fakat orada mü'minlere hizmetçi olur, dediler. Kimisi de anne ve babasına tâbi olur, dediler. Kimisi de, e er âkil bali olsaydı, ya mü'min veya kâfir olurdu. Bu ise ilm-i ilâhide bilindi i için ona göre muamele edilir, dediler. Bir kısmı da, Cennete ve Cehenneme gitmez, yok edilirler, dedi. Gayri müslim çocuklarının âhırette ne olaca ını bilmek lâzım de ildir. Ya'ni i'tikat mes'elesi de ildir (Nuhbet-ul-leali, Mektûbât-ı Rabbani c.1, m.259, Nebrâs Ha iyesi). mı? SUAL: Hastalananlar, bir belâya, musibete duçar olanlar, kim olursa olsun sevap kazanır

CEVAP Hastalanınca, bir belâ veya musibete u rayana sevâb verilmez. Hastalanan veya belâya u rayan kimse sabrederse sevâb alır. Sabretmeyen sevap alamaz. Hattâ belâ ve hastalık gelince önüne gelene söyler ve bir isyan havası ta ırsa, günâha bile girer. Sabredene ise büyük sevâblar verilir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Musibetler, Allahü teâlâ tarafından, sabreden kullara birer ni'met ve bah i tir.) Demek ki, hastalı a ve belâya maruz kalan de il, bunların Allahü teâlâ tarafından kendisine gönderilen bir ni'met oldu unu bilip sabredene çok sevap vardır. Zümer sûresi onuncu âyet-i kerimesinde buyuruluyor ki: (Sabredenlere hesapsız sevâb verilir.) Ne mutlu sabredenlere! (Mektûbât-ı Rabbani, Kimya-yı se'âdet). SUAL: Dinî kitap okurken elde sigara bulunmasında mahzur var mıdır? CEVAP Dinî kitapları hürmetle okumak iyidir. Hürmetle okunursa kitabı yazan ulemânın, evliyanın, ruhları hazır olur. Bu bakımdan edebe muhalif harekette bulunmamalıdır. Edeb ehli edebden hâli kalmaz. Edebsiz ilim ehli âlim olmaz. Elde sigara dinî kitap okumak caizdir. Ruhsat ve takva ba ka eydir (Mektûbât-ı Rabbani). SUAL: Sokaktan geçen satıcılardan öte beri alıyoruz. Yabancıların gördü ü elbiseyle namaz kılmakta mahzur var mıdır? CEVAP Yabancıların gördü ü elbiseyle namaz kılmakta mahzur yoktur. Zaruret olmadıkça sokaktan geçen herkesle alı -veri yapmak uygun olmaz (Fethul kadir c.8, s.474, Mârifetname). SUAL: Hadis-i erifte bütün bid'atlerin sapıklık oldu u bildirildi i halde, ba'zı âlimlerimiz, (Bid'at-ı basene) den bahsetmektedir. Âlimlerin bildirdi inin aksine, bir gazete (Bid'at-ı basene) diye bir eyin olamıyaca ını yazdı. Durumun açıklı a kavu turulmasını istiyoruz. CEVAP mâm-ı Rabbani hazretleri, (Mektûbât) kitabının 1. cildinin 54., 165., 186., 260. ve 313 mektûblarında bid'atin ne oldu unu açıklamaktadır. Bid'at, Muhammed aleyhisselâmın bildirdi i din bilgilerine muhalif olan, ters dü en i'tikâd, amel ve sözler demektir. Bid'atler, ya âdette veya itikadda ve ibâdetde olur. Yeni bir ibâdet meydana çıkarmak veya mevcut bir ibâdette fazlalık veya eksiklik yapmakdır. Bunlar yapılırken Muhammed aleyhisselâmın, sözle veya i ile açık veya i aret ederek izni olmadan ortaya çıkarılanlarına (Bid'at-ı seyyie) denir. Böyle bir bid'at çok çirkindir, dini de i tirmek olur. mâm-ı Rabbani hazretleri bu bid' atleri kasdederek buyuruyor ki:

(Âlimlerimizin hasene dedikleri bid'atlerden bir kısmına dikkat edilirse, sünneti yok etmekte oldukları görülmektedir. Meselâ meyyiti kefenlerken ölünün ba ına sarık sarma a (Bid'at-ı hasene) demi lerdir. yi dü ünülürse bu bid'at sünneti bozmaktadır. Çünkü kefende sünnet, üç parça olmasıdır. Bu bid'atlerin hiç birinde güzellik ve parlaklık görmüyorum. Yalnız karanlık ve bulanıklık duyuyorum.) Görüldü ü gibi mâm-ı Rabbani hazretleri sünnetleri yok eden bid'atlerin çirkinli ini bildirmektedir. Yapılan bid'at, sünneti, yok ediyorsa buna âlimlerimiz (Bid'at-ı seyyie), ya'ni kötü bid'at demi ler; yapılan ey sünneti ortadan kaldırmıyor, dinimizin emrine aykırı de ilse, buna da (Bid'at-ı basene) demi lerdir. Yetmi iki dalâlet fırkasının itikadları bid'at-ı seyyiedir. mâm-ı A'zam Ebû Hanife ve mâmı afiî hazretleri gibi büyük din imamlarının ibâdetlerdeki hükümleri bid'at de ildir. Bunlar kendi akılları ile çıkarılmı olmayıp (Edille-i er'iyye)den çıkarılmı lardır. Bunlar (Nass) larda fazlalık olmayıp, Nassların açıklamalarıdır. çtihadın bid'at olmadı ını bütün âlimlerimiz söz birli i ile bildirmi lerdir. Âdetde olan bid'atlerin hiç birisine (Bid'at-ı Seyyie) denemez. Çünkü bunlar ibâdet için de il, dünya menfaati için yapılır. Bunun için masada ayrı tabaklarda yemek yimek, otomobile, tayyareye binmek, her çe it mutfak e yası kullanmak ve bütün fen bilgileri ve fen âletleri, fen i leri, dinde bid'at de ildir. Bunları yapmak ve fâideli yerlerde kullanmakta mahzur yoktur. Hattâ farz-ı kifâye olan kısmı vardır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: [Bir kimse slâmda (SÜNNET- HASENE), ya'ni güzel yol meydana çıkarırsa, bunun sevabına ve bunu yapanların sevabına kavu ur. Bir kimse slâmda (SÜNNET- SEYY E), ya'ni çirkin yol, kötü çı ır açarsa, bunun günahı ve bunu yapanların günahı kendisine verilir.] Bid'at-ı hasenelerin hepsi bu hadîs-i erifteki (Sünnet-i hasene) ye dahildir. Minare, mektep, kitap gibi sonradan yapılmı eyler, dinde de i iklik, dinde reform de ildir. Bunlar dine yardımcı eylerdir. slâmiyyet bunlara izin vermi , hattâ emretmi tir. Böyle eylere (Sünnet-i hasene) denir. Buradaki sünnet kelimesi ( ), (Yol), (Âdet) demektir. slâmiyyetin yasak etti i eyleri çıkarma a (Sünnet-i Seyyie) denir. Ya'ni kötü yol demektir. Dinde yapılan bütün de i iklikler (Sünnet-i seyyie) dir. Kıyamete kadar (Sünnet-i hasene) çıkarmak caiz ve sevabtır. Kur'ân-ı kerîmi ofset usûlü ile veya ileride bulunacak daha modern usûllerle basılması (Sünnet-i hasenedir.) Kelime ma'nası olarak bid'at, sonra çıkan ey, yenilik demektir. Yenili in kötüsü oldu u gibi iyisi de olur. Ba'zıları (bid'at) kelimesini kötü olarak gördükleri için (Bid'at-ı hasene) tâbirine kar ı çıkıyorlar. Ba'zıları da, bid'at seyyielere, bid'at-ı hasene dedikler için, dinde bid'at-ı hasene olmaz sanmı lardır. Fakat sayısız âlim, dinde (Bid'at-ı hasene) oldu unu bildirmi lerdir. Meselâ, RiyâdünNasîhin, Mârifetnâme, Ahmed ibn-i Kemâl Pa azade' nin (Risâle-i münîre)si. SUAL: Sünnet nedir? CEVAP Sünnet kelimesinin dinimizde üç ma'nası vardır. (Kitap ve sünnet) birlikte söylenince, kitap, Kur'ân-ı kerîm, sünnet de hadîs-i erifler demektir. (Farz ve sünnet) denilince, farz, Allahü teâlânın emirleri, sünnet ise, peygamberimizin emirleri demektir. (Sünnet) kelimesi yalnız olarak söylenince, bütün ahkâm-ı islâmiyye demektir. Meselâ (Kudurî muhtasarı)'nda, (Sünneti en iyi bilen imam olur) buyuruluyor. (Cevhere) kitabında burası açıklanırken (Sünnet demek, burada slâmiyyet demektir.) diyor. eyhülislâm bni Kemal Pa azade (Sünnetimi terk edene efaatim haram oldu) hadîs-i erifini ( erh-ı hadîs-i erbain) kitabında öyle açıklamaktadır: (Bu hadîs-i erifte sünnet demek, slâmiyyet yolu demektir. Çünkü mü'min kimse, büyük günah i lese de, efaatten mahrum olmaz. Hadîs-i erifte, (Büyük günah i leyenlere efaat edece im) buyuruldu.) ( ir'atül-islâm) kitabında ise öyle açıklanmaktadır: (Bu hadîs-i erifin ma'nası, inanılacak eylerde ve yapılacak ve sakınılacak i lerde Ehl-i sünnetten ayrılanlar, efaate kavu amıyacaklardır, demektir.) Umumiyetle (Sünnet) kelimesinin birinci ve ikinci ma'nâları anla ıldı ından, üçüncü ma'nâsını bilmeyen hatâya dü mektedir. (Sünnet), yol, i , âdet ma'nâlarma da gelir. Meselâ (Sünnetul-lah), Allahın koydu u nizam, Allanın âdeti, Allanın yolu, Allahın i i gibi ma'nâlara gelir. Kur'ân-ı kerîmde, Ahzâb sûresi 63. âyet-i kerîmesinde iki defa (Sünnetullah) tâbiri geçmektedir. Bütün bu ifadelerden anla ılaca ı gibi, (Sünnet-i hasene) güzel yol, güzel âdet, güzel i ma'nâsına gelmekte, (Sünnet-i seyyie) ya'ni kötü çı ır açanlar ise zemmedilmektedir. (Faideli Bilgiler s. 173-179). SUAL: zin ve vekâlet almadan, evlât, babanın mallarını kullanabilir mi?

CEVAP Kullanamaz. (Mecelle md. 96). SUAL: Pe in 900 lira olan bir malı, bir sene taksitle 1800 liraya almakta mahzur var mıdır? CEVAP Taksitle pahalı almakta mahzur yoktur. Yalnız pazarlık yapılırken pe in kaça verirsin, demeden "taksit adedi söylenerek pazarlık yapılır. SUAL: Satıcı, tanesi 5 lira olan malı, 100 tane alırsan dört liradan veririm, diyor. Böyle alı veri in mahzuru olur mu? CEVAP Mahzuru olmaz, iyi olur. (Hamza Efendi, Bey ve irâ risalesi, bni Âbidin, Bedâyi, c.5, s.128,129). SUAL: Çocuklar sünnet edilirken, koyun kurban ediliyormu gibi tekbir getiriliyor. Mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: Ba'zıları "Allaha yakla mak, kavu mak" tabirini kullanıyorlar. Böyle söylemekte mahzur yok mudur? CEVAP Allahü teâlâya yakla mak, kavu mak demek, O'nun rıza sına yakla mak, kavu mak demektir. Bu bakımdan mahzuru yoktur. Allahü teâlânın rızasına kavu mak, Cennet ni'metlerinden daha kıymetlidir. O'nun sevgisinden, rızasından uzak kalmak Cehennem azabından daha fenadır. SUAL: Altın saat, altın kaplanmı saat ve gümü kaplatılmı altın yüzük kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP Altın saat kullanmak tahrimen mekruhtur. Yaldız eklinde çok ince ve yerinden ayıramıyacak ekilde altın kaplı e yayı ve saati kullanmak caizdir. Gümü kaplatılmı altın yüzü ü de kullanmak caizdir. ( bni Âbidin, c.5, s.219 vd.) SUAL: Daha önceki yazılarınızda, bir sevaba niyyet edip de, o i i yapamıyan halis niyyetine göre sevap alaca ı bildirilmi ti. Günah için de durum aynı mıdır? Ya'ni tam gıybet etme e niyyet edip de vazgeçen kimseye yine günah yazılır mı? CEVAP (Buharı) ve (Müslim) deki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, sevab ve günahları takdir eyledi. Bir sevaba niyyet edip, o i i yapmayan kimseye, tam bir sevab yazılmasını emreder. Niyyet eder, o i i yaparsa, Allahü teâlâ, o sevaba yediyüz misline kadar sevab verir. Günah olan bir eyi yapmak isteyip vazgeçse, Allahü teâlâ, ona bir sevab yazar. O günahı i lerse, Allahü teâlâ, ona bir günah verir.) Allahü teâlâ'nın rahmetinin büyüklü üne bak ki, bir sevap i lemeyi dü ündü ü halde yapamıyan kimseye tam bir sevab veriyor. E er o i i i lerse, on misli, yediyüz misli veya hesapsız sevap ihsan ediyor. Bir günah i lemeyi dü ünüp de vazgeçene, günah de il sevab veriyor. Günahı i lerse sadece bir günah veriyor. Böyle lütfü ve ihsanı bol olan Allahü teâlâya ne kadar hamdetsek azdır. SUAL: Bir kimse yaptı ı herhangi bir ibâdetin sevabım ölü veya diri bir kimseye hediye edebilir mi? Onun namına ibâdet yapabilir mi? CEVAP bâdetler üç kısımdır: l- Yalnız beden ile yapılan ibâdetler, namaz, oruç, Kur'ân-ı kerim okumak gibi. Hiç kimse, ba kası yerine, beden ibâdeti yapamaz. Herkesin kendi yapması lâzımdır. Kendi yerine ba kasını vekil edemez. 2- Yalnız mal ile yapılan ibâdetler, zekât ve sadaka-i fıtır gibi. Bir kimsenin mal ile yapılacak ibâdetlerini ba kası bunun izni ve malı ile yapabilir. 3- Hem beden, hem mal ile yapılan ibâdetler, farz olan hac böyledir. Bir kimse hayatta iken, ancak devamlı özrü oldu u zaman, ba kası bunun emri ve malı ile yerine hac yapabilir.

Bir kimse, herhangi bir ibâdeti yaparken veya yaptıktan sonra, meselâ namaz, oruç, sadaka, Kur'ân-ı kerîm, hac, ömre, evliyanın kabrini ziyaret ve meyyite kefen vermek gibi ibâdetleri yaparken sevabını diri veya ölü ba kasına hediye etme e niyyet edebilir. Ücret ile ibâdet yapılmaz ve ibâdetin sevabı ba kasına satılmaz (Feth-ul-kadîr c.3, s.65). SUAL: Ba kasının on ya ındaki çocu undan ödünç alabilir miyim? CEVAP Müslümanlıkta kanmak ve kandırılmak yoktur. Ba kasının çocu undan velisinin izni ile ödünç almalıdır (E bah, bni Abidîn). SUAL: Bakkala be yüz lira borcum var idi. Bin lira verdim. Bakkal bozu um yok dedi. Ben de sende kalsın. Alı veri yapınca hesaptan dü ersin, dedim. Mahzuru oldu mu? CEVAP ( bni Abidîn) ve (Dürer)'de buyuruluyor ki: (Bakkala borç para verip, o para bitinceye kadar ondan mal satın almak haramdır. Çünkü istifade etmek artı ile ödünç vermek faiz olur. Parayı bakkala emanet olarak vermelidir. Emanet verilen para helak olursa [Çalınır veya kaybolursa] bakkal ödemez.) Emanet, emin kimseye verilir. Emin kimse de emaneti kendi malı gibi muhafaza eder. E er emanet, emanetçinin malıyla birlikte çalınıp veya helak olmu sa yahut lüzumlu tedbir alındı ı halde çalınıp veya kaybolmu sa, emanetçinin bunda suçu yoktur. Emanetçi birisinden emanet aldı ı bir bisikleti, evinin içine koymayıp da sokak kapısına bırakmı sa, tedbir almadı ı için kaybolunca ödemesi lâzım olur. Ücretli olan emanet kaybolursa emanetçi öder. Bakkala ödünç verince, bakkal bende parası var diye, daha kaliteli veya daha fazla mal verebilir. Ödünç, ihtiyâcı olan kimseye verilir. Ödünç verdim diye ondan istifadeye kalkı mak do ru de ildir. (Mecelle m.768). SUAL: Bir eve rahmet melekleri girmeyince, evdekiler rahmetten mahrum mu kalırlar? CEVAP Rahmetten de il, meleklerin faidelerinden mahrum kalır. Melekler'den istifade edebilmek ve onlar vâsıtasıyle gelen rahmetten faydalanabilmek için, meleklerin girmesine mani olacak eyleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Avret yeri açık oturmamak icap eder. Yalnızken de insan varmı gibi edebli oturmak iyidir. SUAL: Sen hayvan olsaydın, vallahi ya seni keser veya satardım, diyen kimseye yemin keffareti icap eder mi? CEVAP Yemin de ildir. Keffaret icap etmez ( bni Abidin c.13, s.83). SUAL: Kadınların kırmızı ve sarı renkte elbise giymesinde mahzur var mıdır? CEVAP Kadınların kırmızı ve sarı veya ba ka renkte elbise giymesi caizdir. Mekruh bile de ildir. Fakat kırmızı ve sarı fazla dikkati çekti i için giymemek iyi olur. Keza, erkeklerin de kırmızı ve sarı elbise giymemeleri uygundur. ( bni Âbidîn c.5,s.481 ve Senâullah-ı Dehlevî Tefhimat'ın son 7. vasiyyeti erhi). SUAL: Bende ekzama var. Kirpi eti yemenin iyi oldu u söyleniyor. Kirpi eti yemek haram mıdır? CEVAP Kirpi eti yemenin ekzamaya ve gelincik, ya'nî fil hastalı ına iyi geldi i (Hayâtül-hayvan) kitabında yazılıdır. Kirpi suya konur. Ba ını sudan çıkarınca boynu kesilir. Kirpi eti yemek, Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre haram ise de, Mâliki ve afiî mezhebine göre, haram de ildir. Hasta bu iki hak mezhebden birini taklid ederek yiyebilir. Allahü teâlâya ne kadar hamdetsek azdır. O'nun sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâm, do ru yolda olan hakikî slâm âlimlerinin farklı ictihadlarının, ya'nî hak mezheblerin rahmet oldu unu bildirmi tir. Bu rahmetten istifade etmek isteyen hasta, dört hak mezhebden birinin cevaz verdi i hükme uyarak, o mezhebi taklid ederek, ihtiyâç halinde ba ka mezhebde haram olan bir eyi yemesinde, kullanmasında mahzur yoktur. Bu geni rahmeti bizlere ihsan eden Allahü teâlâya hamdolsun!

Ekzama hastaları, ya lı veya ya da kızarmı eyler yememelidir. Baharat, salça, tur u, çikolata yememelidir. Alkollü içkiler ekzamayı iddetlendirir. (Antihistaminique) haplar, tedaviye yardımcı olur. Bir çok hastalıklarda perhiz iyi bir tedavi eklidir. ( bni Âbidîn) SUAL: Ba'zı simsarlar, alnı terlemeden komisyon alıyorlar. Sadece aracılık yapıyorlar. Bunların aldıkları para haram olmuyor mu? CEVAP Komisyoncu, mal sahibinin izni ile malı kendi sattı ı zaman, komisyon ücretini satıcıdan alır. Mü teriden bir ey isteyemez. Çünkü hakikatte malı satan kendisidir. E er komisyoncu, satıcı ile alıcı arasında aracılık yapıp, malı, mal sahibi satarsa komisyon ücretini âdete göre, satıcıdan veya mü teriden yahut her ikisinden de alabilir. Komisyonculuk kötü bir meslek de ildir. Beden i çileri terleyebilir. Fikir i çilerinin alnı terlemiyor diye kazandıkları haram olmaz. Ba'zıları çalı madan da terler. Ter akıtmak ölçü de ildir. ( bni Âbidîn c.4,s.13) SUAL: Ankara'nın iyi bir yerinde kira ile oturdu um dükkânda ticaret yapıyorum. Çıkmak istedi imi duyanlar, bana hava parası vermek istiyorlar. Ben de hakkım olmayan bu parayı almak istemiyorum. "Biz gönlümüzle sana veriyoruz, niçin haram olsun" diyorlar. Onlardan hava parası almamda mahzur var mıdır? CEVAP Hava parası alarak kiracının binayı ba kasına devretmesi caiz de ildir. Rızaları ile de olsa hava parası almanız do ru olmaz. Hususî bir i e giren oför, hava parası alarak vazifesini ba kasına devredebilir. oförün orada çalı ması hakkı idi. Bu hakkından fera etmesinde mahzur yoktur. ( bni Âbidîn c.4,s.l7) SUAL: Kalbin kararmasından bahsediliyor. Kalb nasıl kararır ve karardı ı nasıl bilinir? CEVAP Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnûn-i Mısrî hazretleri, buyurdu ki: (Kalbin kararmasının dört alâmeti vardır: 1) bâdetin tadını duymaz. 2) Allah korkusu hatırına gelmez. 3) Gördüklerinden ibret almaz. 4) Okuduklarını, ö rendiklerini anlayıp kavrayamaz.) Muhammed bin Fadl Belhî hazretleri ise öyle buyurmaktadır: (Kalbin kararmasına dört ey sebeb olur: 1) Bildikleri ile amel etmemek, 2) Bilmeyerek yapmak, 3) Bilmediklerini ö renmemek, 4) Ba kalarının ö renmelerine ma'ni olmak.) [Risâle-i Ku eyri ve Hadika] SUAL: rmik, zeytin, kiraz gibi eylerde kurt bulunursa yemekte mahzur var mıdır? CEVAP Kurtlu meyveleri veya di er kurtlu gıda maddelerini yemek haramdır. Yemesi içmesi haram olan eyler altı türlüdür: 1- nsanı sarho eden alkollü içkiler. 2- Uyu turucu katı maddelerin aklı giderecek kadar fazla miktarlarını yemek haramdır. Az miktarda ilâç için kullanmak günâh de ildir. 3- Necaset ve le yemek. 4- Cam, toprak gibi zararlı maddeler yemek. 5- Temiz fakat i renç olan sümük, kurba a gibi eyler yemek.. 6- Zehirli maddeler yemek. Meselâ bakır çalı ı ile zehirlenmi yemekleri, zehirli otları yemek caiz de ildir. Kokmu kurtlu eti, kurtlu meyva ve peyniri yemek haramdır. (Berika, bni Âbidîn) SUAL: Gayri müslimler için istemiyerek bay va sayın ma'nasında (Hazretleri) demek küfr olur mu? CEVAP Küfr olmaz. Gayri müslimleri ta'zim caiz de ildir.

SUAL: Arkada ım bir suç i ledi. Gelip benden özür diledi. Kasten yapmadı ını söyledi. Fakat ben kasten yaptı ını zannediyorum. Özrünü kabul edip etmemem de bir mahzur var mıdır? CEVAP Bir müslüman özür dilerse, özrünü kabul etmelidir. Kabul etmemek uygun olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki:

(Müslüman karde inin özrünü kabul etmemek günâh olur.) Özrü kabul etmek ve kusurları afvetmek, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Özür kabul etmiyen, kusurları afvetmiyen kimseye Allahü teâlâ gazâb ve azâb eder. Mü'min afvedebilmek için özür dilenmesini bekler. Münafık ise ayıbların ortaya çıkmasını ister. Özrü kabul etmemek müslümana su-i zan olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Din karde inin özrünü kabul etmiyen, kevser havuzundan içmeyecektir.) Görüldü ü gibi, arkada ınız, suçu kasten yapmadı ını bildirerek sizden özür diledi ine göre, özrünü kabul etmeniz lâzımdır. Özrünü reddetmeniz kasten yaptı ını zannetmeniz, su-i zan olur. Su-i zan ise, caiz de ildir. E er arkada ınız, (Bir daha yapmam) diyerek özür dilerse, yine özrünü kabul etmeli, onu afvetmelidir. Hattâ arkada ınızın yalan söyledi ini kafi olarak bilseniz bile, özrünü kabul etmeniz müstehâbtır. Müstehâb ise çok kıymetlidir. SUAL: Kadınların alın, yanak ve çene üzerindeki kıllar ile iki ka ın arasındaki kılları almasında mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. (Berîka c.2,s,1336) SUAL: Beyazıt kelimesinin do ru yazılı ı nasıldır? CEVAP Kelimenin aslı (BÂYEZÎD)'dir. Halk, (Beyazıt) diyor. Belediye arabalarında (Bayazıt) yazmaktadır. Sözlüklerde de (Beyazıt) olarak bildirmektedir. Dilbirli ini sa lamak için birisinde karar kılmak lâzımdır. Bâyezid semtine, 20 sene (Hürriyet Meydanı) dendi. Fakat halk, (Beyazıt) kelimesinden vazgeçmedi i için yine eski adı verildi. Me hur olan isimleri de i tirmemek iyi olur. SUAL: Altını veresiye alıp satmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: Kadınların bacakları üzerindeki kılları izale etmesinde mahzur var mıdır? CEVAP Mahzurludur. Her alı ta daha kuvvetli çıkar. zalesi ba a dert olur. Hiç dokunmamak lâzımdır. SUAL: Köyümüzde alvar giyen erkek ve kadın var. sarkıtmakta mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. SUAL: Kadınların giydi i kadife manto zînete girer mi? CEVAP Zînete girer. Di er zînet e yası gibidir. SUAL: 10 liralık çay içip 20 lira versek mahzuru olur mu? CEVAP Mahzuru olmaz. Mü teri fazla verebilir. SUAL: Bugün için evlilik faydalı mıdır, zararlı mıdır? Evlenirken nelere dikkat etmelidir? CEVAP Evlenmenin fayda ve mahzurları, ahıstan ahsa göre de i ir. Kimisi için evlenmek dünya ve âhıret saadetine sebebtir. Kimisi için ise mahzurlu olabilir. Birisiyle nikahlanmak isteyen, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sı ınmalı. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunması için, yalvarmalıdır. Evlenmenin faydalarından birkaçı unlardır: 1- Evlenen kimsenin çocu u olabilir. Çocu u sebebiyle bir çok ni'metlere kavu ur. Salih evlât yeti tirirse, kendisi için dua eder. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Öldükten sonra sevabı kesilmeyen iyi i lerden biri de, sâlih evlât yeti tirmektir. Babası ve annesi öldükten sonra böyle evlâdın etti i bütün dualar, babasına ve annesine ula ır.) Çocuk anne ve babasından önce ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara efaatçi olur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: alvarın uçkurunun uçlarını

(Çocu a Cennete gir denir. Üzülerek, kızarak kendini yere atar. Babam ve annem olmazsa girmem, der.) (Çocuklar Cennet kapısının önünde toplanırlar. Hep birden ba ırıp, anne ve babalarını isterler. Ba ırmaları, anneleri ve babaları oraya gelinceye ve her biri babasının ve annesinin elini tutup Cennete girinceye kadar devam eder.) 2- Evlenmiyen kimse, gözünü haramlardan koruyamıyabilir. Evlilik, eytanın kötülük yapmasından uzakla tırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Evlenen dininin yarısını korumu tur.) Hazret-i Ömer, dünyadan ne alınaca ını sual etti i zaman, Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki: (Zikreden dil, ükreden kalb, temiz bir hanım.) Hanımı, zikir ve ükürle beraber buyurması, sâliha hanımların bir ni'met oldu unu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. Hazret-i Ömer buyurdu ki: ( mândan sonra, iyi bir kadından daha büyük ni'met yoktur.) 3- Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, en üstün ibâdetlerdendir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Çoluk çocu una verilen nafaka, sadakadan üstündür.) (Günâhlardan bir günâh vardır ki, ailesinden çekti i sıkıntıdan ba ka bir ey ona keffaret olmaz.) slâm âlimlerinden biri buyurdu ki: (Çocukları ve hanımı için helâl kazanmak, evliyanın, Allah adamlarının i idir.) Abdullah bin Mübarek buyurdu ki: (Bir kimsenin çoluk çocu u olsa, onlara iyi baksa, gece uyanınca, açılmı üstlerini örtse, bu i i cihad etmekten daha üstündür.) Kötü kadınlar arasına dü erek, nefsine aldanıp haram i lemekten korkan gencin, afif, temiz müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkı ık durumda olmayan gençlerin, ilim ve ahlâk edinmek için çalı ması ve kadınlara ait hususî bilgileri ö rendikten sonra evlenmesi uygun olur. Müslüman bir gencin, benim evlenme vaktim geldi demesi için, önce dinini iyice ö renmi olması, lâzımdır. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyyetiyle evlenilir. Edebi, hayası, ahlâkı olan, dinini, imânını, islâmın artların ö renmi , slâmiyete uyan, sokakta dinin emretti i ekilde giyinen bir kızla nikâhlanmalıdır. ffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır. llâ da (Malı çok, güzel bir kız olsun) dememelidir. Mal için, güzellik için iffeti ve salâhı elden kaçırmamalıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kadın, ya malı için veya güzelli i için, yahutta dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavu amaz. Yalnız güzelli i için alan, güzelli inden mahrum kalır.) Din ile güzelli in birlikte bulunması çok iyidir. Yine hadis-i erifte buyuruldu ki: (Güzelli i ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik kendili inden verilir.) Nikâhtan önce kızı görmek sünnettir ve iyi geçinmeyi sa lar. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Görmeden olan evlili in sonu, üzüntü ve pi manlıktır.) Ba'zıları, kızı göstermek istemiyorlarmı . (Her sünneti yapıyor da, sünnet olarak bu mu kaldı?) diyorlarmı . Bu çok yanlı bir dü üncedir. Hadis-i erife uyarak o lan, kızı bir kere görmelidir. Erkek, soyda, malda,dinde ve erefte kadına uygun olmalıdır. Daha üstün olması iyidir. Fakat daha a a ı olmamalıdır. Çoluk çocu una helâldan nafaka kazanmaktan âciz olan kimsenin evlenmesi do ru olmaz. (Seâdet-i ebediyye) SUAL: Ruh ve nefs hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Allahü teâlâ, mekansız ve cihetsiz olan ruhu, cihetli ve maddeden yapılmı bedene yakla tırdı. Zulmetli olan bedeni ve nefsi, nurlu olan ruha sevdirdi. Ruh nefse â ık oldu. te ruh, nefse kar ı olan bu sevgisi sebebiyle, nefse tâbi ve esir oldu, câhil ve gafil oldu. Allahü teâlâ, çok merhametli oldu u için Peygamberler vâsıtası ile ruhu kendine ça ırdı. Ruh da nefsten yüz çevirip, nefs yerine Allahü teâlâyı severse, nefsin gatleti, cehaleti ruha sirayet etmez. Allahü teâlâ, nefse uymayı frenlemek ve zararlarını önlemek için aklı yarattı. Akıl, iyiyi, kötüyü inceliyerek ikisini birbirinden ayıran bir kuvvettir. nsanın his ve hareket organları kalbine tâbidir. Kalb, aklı dinleyip, Peygamberlere uyunca,nefs, insanların sonsuz ni'metlere kavu masına mâni olamaz. En büyük dü manımız nefsimizdir. Nefsin her iste i kendi zarannadır. Varlıklar içinde en câhil ve en ahma ı nefsimizdir. eytan ve kötü arkada gibi dı dü manlar, iç dü manımız olan nefsimizin yardımı ile bize saldırır. nsanların nefsi, mevki almak, ba a geçmek sevdasındadır. Onun bütün arzusu, ef olmak, herkesin kendine boyun bükmesidir. Kendinin kimseye muhtaç olmasını, ba kasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arzuları, ilâh olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demektir.

Allahü teâlâya ortak olmayı istemek demektir. Hattâ nefs, o kadar alçaktır ki, ortaklı a razı olmayıp, tek âmir ve hâkimin yalnız kendinin olmasını ister. Hadis-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Nefsine dü manlık et, çünkü nefsin, benim dü manımdır.) Mal, mevki, rütbe, eflik gibi dünya zînetlerini, nefse uyarak de il, Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yaptırmak için ve millete hizmet etmek niyyetiyle istemek ve bunları yapmak büyük ibâdet olur. Fakat bu üstünlükleri, nefse uyarak, herkesi a a ı görmek için istemek, Allahü tealânın bu dü manına yardım etmek ve onu kuvvetlendirmek olur ki, bunun ne kadar feci ve korkunç suç oldu unu dü ünmek lâzımdır. Ruhun hastalıklarından biri, elemini lezzet sanması, lezzetini elem bilmesidir. Onun bu hâli, safrası bozuk kimsenin, tatlıyı acı sanmasına benzer. Ruhun, cismin acılarından lezzet duyması için tedavi edilmesi lâzımdır. Kavu mak istersen ulvî sevince, Nefse muhalefet et, gündüz ve gece! Haramlar, fâsıkların nefsine tatlı gelir. Salih insanların ruhu, nefslerine esir olmadı ı için haramlardan nefret ederler. Ruha lezzet veren ey, nefse sıkıntı verir. Nefse tatlı gelen, ruha, temiz kalblere sıkıntı verir. Fâsıklar, nefsin duydu u lezzeti, ruhun lezzeti sanarlar. Onun için (Müzik, ruhun gıdasıdır) derler. Hakikatte ise, (Müzik nefsin gıdasıdır.) Müzikten, na meden hayvanlar da lezzet alır. Avrupa'nan ba'zı yerlerinde inekleri sa arken müzik çaldıkları, hayvanların rahat süt verdikleri bildirilmektedir. Yukarıdakileri hulâsa edersek, Allahü teâlâ, bütün mahlûklar içinde kendisine dü man olarak sadece nefsi yaratmı tır. Bu bakımdan nefs, mahlûkların en kötüsüdür. Allahü teâlâ, nefse mukabil varlıkların en üstünü olarak ruhu yaratmı tır. Bir hikmetle her ikisini bir arada bulundurmu tur. Nefse de, ruha da yardımcılar vermi tir, Nefsin yardımcıları, dünyanın kötü i leri, haramları ve eytandır. Ruhun nefse tâbi olmaması için de Peygamberleri ve Kur'ân-ı kerîmi göndermi tir. Ayrıca Allahü teâlâ, aklı yaratmı , irade-i cüziyyeyi muhayyer bırakmı tır. Ya'ni nefse tâbi olmayı da, onu muhalefet etmeyi de serbest bırakmı tır. Artık dileyen, Allahü teâlâya, dileyen nefsine tâbi olur. Allahü teâlâ, çok merhametli oldu u için, nefsin hilelerini ve ebedî saadete kavu mak için ne yapılaca ını bildirmi tir. Ne mutlu Hakka tâbi olanlara... (Mektûbât-ı Rabbani) SUAL: Grossası belli bir fiattan birkaç grossa kalem alıyoruz. Grossa 144 adettir. Her grossanın 144 adet oldu unu saymak lâzım mıdır? CEVAP Her grossa bir tane sayılır. Sadece kaç grossa oldu una saymak kâfidir. SUAL: Düzinesi u kadar liradan bir miktar defter, kalem alıyoruz. Her düzinede 12 tane var mıdır diye teker teker saymak lâzım mıdır? CEVAP Sadece kaç düzine oldu unu saymak kâfidir. Her düzine bir tane sayılır. SUAL: Kadınlarn mantonun altında kalın çorap yerine çizme giymelerinde mahzur var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. Zînet niyyetiyle giymemelidir. SUAL: Bir arkada a seninle konu mayaca ım diye yemin ettim. Bize telefon açınca, (Kimi arıyorsun?) dedim. Yeminim bozuldu mu? CEVAP Konu tu unuz için yemininiz bozulmu tur. Yemin keffareti vermeniz lâzımdır. SUAL: Elli liraya alınan bir malı, zararına 30 liraya satmakta mahzur var mıdır? Çe itli sebeblerle ucuz satmak icâb edebilir. Bu bakımdan mahzuru yoktur. SUAL: Ödünç alınan bulgura kar ılık, aynı de erde pirinç vermekte mahzur var mıdır? CEVAP Anla ınca mahzuru olmaz. SUAL: Kadınların kuma ve deriden ince kemer kullanmalarında mahzur var mıdır? Mahzuru yoktur. Uçlarını sarkıtmamalıdır.

SUAL: Ba'zı arkada larla ismen birbirimize dua etmek üzere söz verdik. Onlar verdikleri sözü unutmu lar. Hatırlattı ım halde hatırlayamadılar. Ben de onlara ismen dua etmesem mahzuru var mıdır? CEVAP Mahzuru yoktur. SUAL: Ba'zıları damadın siyah elbise giymesi, hıristiyan âdetidir, diyorlar. Siyah elbise giymekle gayri müslimlere benzenmi mi oluyor? CEVAP Damadın siyah elbise giymesinde mahzur yoktur. Adete ait hususlarda gayri müslimlere benzemek günâh olmaz. SUAL: Kızım evlendirmek isteyenin, damadın sâlih olup olmadı ım ara tırmasında mahzur var mıdır? CEVAP Ara tırmak lâzımdır. Sâlih oldu u tesbit edildikten sonra, istihare etmek, sâlih kimselere danı mak iyidir. Ara tırma yapmadan, sâlih kimselere danı madan kendi aklına göre hareket etmek do ru de ildir. Atalarımız, (Danı an da ı asmı , danı mayan düz yolda a ırmı ) demi lerdir. SUAL: Gazetenizin hediye olarak da ıttı ı kitapta diyor ki: (Itrî Efendi, bir din âlimi de ildi. Me hur Beethoven gibi, bir musikî üstadı idi. slâm tekbirini, segah makamında bestelemekle, slâmiyete bir hizmet yapmamı , dine bir bid'at karı tırmı tır. Müzik perdelerine uydurmak için, kelimeler de i tirilmekte, ma'nâlar bozulmaktadır.) Ben bu yazıya tamamen kar ı çıkıyorum. Çünkü Itrî efendi, gelmi geçmi in büyük dinî eser veren üstadlardan bir tanesidir. Onun besteledi i tekbir söylene gelmektedir. Camilerimizde, mevlidhanlar tarafından büyük zevkle okunmaktadır. Sünnetlerde, kurban keserken söylenmektedir. E er Itri efendi bir din âlimi olmasaydı, Diyanet sleri Ba kanlı ı bunu engellemez miydi? Beethoven, Itrî efendi gibi Türk müzi ini de il, batı müzi ini bestelemi tir. Bu bakımdan bir benzerlik söz konusu de ildir. Ben de batı müzi ine karsıyım. Türk müzi iyle amatör olarak u ra ıyorum. Ney üflüyor, dini eser icra ediyorum. Bu konu hey'et tarafından incelenerek do rusunu bildirmenizi bekliyorum. CEVAP slâm âlimi olabilmek için, birçok ilimleri bilmek lâzımdır. slâm âliminin kime dendi i bahsetti iniz kitapta teferruatlı olarak anlatılmı tır. slâm âlimi olmayan kimselerin din hakkındaki sözleri mu'teber olmaz. Itrî efendi mesle inin üstadı idi. Beethoven gibi büyük bir bestekârdı. Beethoven, Türk müzi ini besteleseydi veya tekbiri besteleseydi yine slâm âlimi olamazdı. Bir sözü bestelemek ba ka ey, ma'nâsının bozulup bozulmadı ını bilmek ba ka eydir. Çekilmeyecek yerde çekmek, çekilecek yerde çekmemek ma'nayı bozabilir. Meselâ (Allahü ekber yerine, A'yı uzatarak birkaç A varmı gibi çıkarmak ma'nayı bozar. Allah büyüktür, yerine (Acaba Allah büyük mü?) demek olur. Bugün bestelenmi tekbirdeki ma'nanın de i ti ini bilmeyen ba'zı kimseler, sizin de bildirdi iniz gibi camilerde bile okumaktadır.Diyanet sleri Ba kanlı ının bunun gibi hususlarda salâhiyeti olmadı ı için karı amamaktadır. Türkiye'deki mevlidhanlardan ba'zıları ise, ma'nanın bozulup bozulmadı ını bilmeden okuyorlar. Bizim gibi bir bilene, bir ehline sorsalar, böyle hatâlara dü mekten kurtulurlar. SUAL: Ramazanın ba laması, hesabla anla ılan günde veya bir gün sonra olabilir. Fakat hesabla bulunan günden önce olamıyaca ını bildirdi iniz. Hesabtan maksat nedir? Meselâ rasathanenin hesabı cumartesi günü olsa, Ulu bey usulüyle de pazar günü bulunsa hangisine itibar etmelidir? CEVAP Bahsetti iniz duruma göre, Ramazan cumartesinden önce ba layamaz. Fakat hilâl, cumartesi veya pazar günü görünebilir. SUAL: Bir kadın, yanında mahremi bulunmadan seferden, mahremlerinin bulundu u yere gelebilir mi? CEVAP Evet, bir kadın, seferden, kocasının veya mahremlerinin bulundu u yere, yanında mahremi bulunmadan gelebilir. Tabiî yolun emin olması ve otobüste ba ka insanların da bulunması lâzımdır.

SUAL: Medineli Hacı Osman Efendinin kitaplarını tavsiye ediyorlar. Eserleri mu'teber midir? CEVAP Medineli Hacı Osman Efendi, 1923'te stanbul'da basılmı (Basiret-üs-sâlikin) kitabında, dünyanın döndü ünü reddetmekte, sahih hadislere mevzu demekte, böylece okuyanları yanıltmaktadır. Di er kitaplarını tedkik etmedik. Fakat bu zihniyette olan kimsenin di er eserlerinin mu'teber olaca ı üphelidir. Hakikî slâm âlimlerinin kitaplarını okuyan kimse böyle kitaplardaki hatâları kolayca bulur. SUAL: Nefse neler söylemeliyiz? CEVAP Nefse unlar söylenebilir: — Ey nefsim, yaptı ın bütün i ler kendi zararınadır. Niçin nasihat dinlemiyorsun? — Benim kâr ve zararım nedir? — Sen bir tüccarsın, kârın ebedî saadet, zararın ise ebedî felaket... Sermayen ise ömründür. Ebedî saadet ömür sermayesi ile kazanılır. Ömür tükenince ticaret kesilir. u anda ölmü olsaydın, sâlih amel i leyebilmek için dünyaya geri gelmek istemez miydin? — Elbette isterdim. — Farzet ki öldün, bir günlü üne dünyaya geldin. Uzun vadeli i e girmen akıl kârı mıdır? Bir günde ne yapabilirsen yap! — Her günü nasıl kar ılamalıyım? — Allah bana bugün de mühlet verdi, diye hareket etmelisin! — Allah rahimdir, afvedebilir. Fazla çalı mak ho uma gitmiyor. — Ey nefsim, afvolurum ümid ve temennisiyle kendini avutma! Afva u ramazsan hâlin nice olur? Sonra afva u ramakherkese nasîb olur mu? Afva müstehak olmanın da artı vardır. — O halde ne yapmalıyım? — Ölümle seni terkeden her eyi terk et! Dünyada ne kadar sıkıntı çekilirse, âhırette o kadar rahatlık var demektir. — Ben sıkıntıya gelemem. — Ey nefsim farzet ki hasta oldun, meselâ eker hastası.. Kendisine itimat etti imiz Gazetemizin mütehassıs doktoru, senin çok sevdi in tatlıları, balı, baklavayı, sana yasak etse, faydalı olur diye acı ilâçlar verse, hastalı ın iyi oluncaya kadar, uzun müddet sevdi in tatlıları bırakıp acı ilâçları içme e devam eder misin? — Kim etmez? — Farzet ki, dostlarının yanına gitmek, sevdiklerine kavu mak için uzun bir yolculu a çıktın. Varaca ın yerde, istirahat edece ini, gayet rahat olaca ını umdu un için yol me akkatlerine, güç sıkıntılara ister istemez katlanmaz mısın? — Elbette katlanırım. — te sen bir yolcusun. Varaca ın yer âhırettir. Yolcu, yol me akkatlerine katlanmak mecburiyetindedir. ayet yoldaki sıkıntılara katlanmayıp, rahat edeyim diye yola devam etmezse ne olur? — Yolda kalır, sevdiklerine kavu amaz, helak olur. — O halde ba'zı sıkıntılara katlanmak lâzımdır. Bu sıkıntılar görünü te çok acı ise de, bunların birer nimet oldu unu unutmamalıdır. Nasıl eker, eker hastası için bir zehir ise, dünya tamahı da ekerle kaplanmı bir zehirdir. — Ya'ni mal toplamayalım mı? irketin Müdürü olacaktım vaz mı geçeyim? — Hayır, malın kendisi de il, mala muhabbet kötülenmi tir. Mal, Allahü teâlânın verdi i bir ni'mettir. Ahıreti kazanmak mal ile olur. Bir çok dini vazife mal ile olur. Sıhhat ve namus mal ile korunur. Mal, helâl yolda kullanılırsa, dünyalık de il, âhıretlik olur. Dine hizmet niyyetiyle dünyaya çalı anlar, âhıreti kazanmı olurlar. — Sapıklarla mücadele etsem çok sevâb alır mıyım? — Hayır, onların hatası sana zarar vermez. Bunca kendi kusurun varken, elin hatâlarını, ara tırma! — Ben çok merhametliyim, bu sapıkların Cehenneme gitmesini istemiyorum. Ne pahasına olursa olusn onlarla mücadele etmek istiyorum. — Üstünde akrep olan bir kimse, o akrebi üstünden atma a, onu öldürme e çalı mayıp da, ba kasının yüzüne konan sinekleri kovalama a çalı ması ahmaklık de il mi? — Evet — O halde her biri zehirli akrepten daha fena olan bir çok kötü huyun mevcutken ba kaları ile mücadele etmen uygun olur mu?

— Olmaz, ama sapıkların sapıklı ını kim bildirecek? — Bu i i ancak âlimler yapar. Bu âlimlerin sayısız kitapları mevcut, bunların yayılmasına hizmet etmekle emr-i ma'ruf vazifesi yapılmı olur. Yoksa herkes önüne geleni tenkid etmekle hizmet etmi olamaz. SUAL: Siyonizm hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Siyonizm diye Yahudi idealine deniyor. Siyon protokollerinin 15. maddesinde, dünya Yahudi krallı ı kuruluncaya kadar, bütün memleketlerde temayüz etmi ki iler elde edilecek, mason yapılacaktır. Yahudiler, bukalemun gibi, bulundukları yerin rengini alırlar. Rusya'da bol evik bir ihtilâlcidir. Amerika'da zengin bir bankerdir. Di er memleketlerde kapitalistin'den komünistine kadar her renge girer. Siyonistler, dünyayı, iktisadî, ticarî ablukaya almak, ihracat ve ithalâtı elinde tutmak için çalı ırlar. Siyonistler ideallerini gerçekle tirebilmek için protokoller hazırlamı lardır. Bunlardan ba'zıları unlardır: 1- Gençleri ahlâksızlı a te vik etmek. 2- Aile kudsiyetini yıkmak, 3- San'at anlayı ını dü ürmek, müstehcen kalıba dökmek, 4- Mukaddesata olan hürmeti tanrıp etmek, 5- Lüks ve zararlı modayı te vik etmek, 6- nsanları, fâidesiz e lence ve oyunları ile oyalamak, 7- Sapık nazariyeler ileri sürerek gerçek fikri yok etme e çalı mak, 8-Cemiyeti sınıflara ayırmak ve aralarına husûmet sokmak, 9- Grev ve lokavtları körüklemek, 10- Malî istikrarı bozmak. Müstehcen ne riyat yapan yayınlar bilerek veya bilmeyerek Siyonizme âlet oluyorlar. Böyle yayınlar için âirin biri diyor ki: in i tir, dönüp durmakta çarkın, Yüzkarası oldun güzelim arkın. Kazancın müstehcen resimden gelir, Muhabbet tellâlından nedir farkın? SUAL: Sa ve sol hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Sa kelimesinin kullanıldı ı yerler unlardır: 1- Ya ayan, ölmemi olana (Sa ) denir, sol denmez. 2- Minnettarlı ı ifade etmek üzere, sıhhat, afiyet ve selâmet dilemek için (Sa ol) denir, sol ol denmez. 3- Bir yere kazasız belâsız gidene (Sa salim gitti) denir, sol salim gitti, denmez. 4- leri görü lü, basiretli, firasetli insanlara (Sa duyu sahibi) denir, sol duyu sahibi denmez. 5- Bir kimsenin i i rast gitti i zaman (Sa tarafından kalkmı ) denir. i tersine giderse (Sol tarafından kalkmı ) denir. 6- Bir kimsenin sâdık yardımcısına (Sa kolu) denir, sol kolu denmez. 7- Kuvvetli eylere (Sa lam) denir, sollam denmez. 8- Bir kimseye sıhhat ve afiyette kalması için dua olarak (Sa lıcakla kalın) denir, sollucakla denmez. 9- Sıhhatle alâkalı te kilâta (Sa lık te kilâtı) denir, solluk te kilatı denmez. 10- Gelin veya güveyin sa ında gidip kılavuzluk eden kimseye (Sa dıç) denir, soldıç denmez. 11- Kısır olmayan, süt veren hayvanlara, mallara (Sa mal) denir, solmal denmez. 12- Müsafeha (Sa ) el ile yapılır, sol el ile yapılmaz. 13- Çocukların kahir ekseriyeti sa eli kuvvetli olarak do ar. Cemiyette tek tuk sol el ile i yapan, yazı yazan kimselere (Solak) denir, sa ak denmez. 14- Rahmetin, ya murun bol ekilde ya ı ına (Sa anak) denir, solanak denmez. 15- stisnalar hariç, bütün vidalar, sıkı tırıp sa lamla tırılmaları için sa a döndürülür. Gev etmek, bozmak için sola bükülür. 16- ngiltere hariç, trafik kaidesi, gidi istikameti sa dandır. 17- Kuvvet vermek, temin etmek gibi kelimeler yerine (Sa lamak) tabiri kullanılır. Geçimini sa lamak, i ini sa lamak gibi. 18- Helada sol el ile taharet yapılır.

19- slâmiyyette her iyi i sa ile yapılır. Sa dan yatılır, sa dan kalkılır. nsanın sa omuzunda sevabı, sol omuzunda günâhı yazan melekler bulunur. yilerin amel defteri sa dan, kötülerin amel defteri soldan verilir. 20- Kur'ân-ı kerîm'de, sa ın faziletinden solun felâketinden bahsedilir. Sa , ruhtur, sol maddedir. simleri ayrı olsa da komünizm, fa izm ve kapitalizm gibi sistemler, dinimize göre sol bir sistemdir. Sol, yokluk ve hiçliktir. Onlar için ölüm son huduttur. Sa ise ebedîdir. Ölüm son de ildir. Gerçek hayatın ba langıcıdır. Politika pazarında herkes sa ı solu kendine göre tarif etmektedir. lmî sa ise bizim anlattı ımız gibidir. SUAL: Mü'min nasıl olmalıdır? CEVAP Mü'min, sırf rıza-i ilâhi için, azim ve sebatla çalı arak, ba ta nefsi olmak üzere bütün kötülüklerle mücalede eden kimsedir. Mü'min, zaman ve mekân aramadan hizmete hazır kimsedir. Mü'min, ulvî gayesini midesine vâsıta yapmayan ve hak yoldan sapmayan ihlâslı ki idir. Mü'min, bildi inin ö retmeni, bilmedi inin talebesi, kötülenmekten korkmayan, her zaman hak sesi duyan ve ona uyan kimsedir. Mü'min, kibir ve riya gömle ini soyan, küçü ünü sevip büyü ünü sayan, hak ve hakikati yayan kimsedir. Mü'min, güne gibi sönmeyen, hak yoldan dönmeyen, ilme, irfana doymayan, gayesinden caymayan, Hakdan yardım dileyen, nefsine di bileyen, daima din gayreti güden, hedefine isabetle giden kahramandır. Mü'min, hep tebessüm edip gülen, hizmeti ni'met bilen, tarihinden kopmayan, bâtıla sapmayan kimsedir. Mü'min, isti are eden, bilmedi ini soran, yarasını kendi eliyle saran cefakâr kimsedir. Mü'min, ahdine riayet eden, isabetle hedefe giden, ileriyi gören, hakdan haber veren, yerinde a layıp, yerinde gülen, dost ve dü manını bilen vefakâr kimsedir. Mü'min, her tarafa ı ık saçan bir mum, ye erme e hazır bir tohum, kin gütmeyen, münaka a etmiyen, pasif durmayan, kalb kırmayan mütevazı insandır. Mü'min, hizmete ko an, engeli a an, kalbinde imân, ne büyük insan.. Lüzumsuzdur fazla kelâm, bütün mü'minlere selâm... SUAL: "Peygamber gönderilmeseydi bile, insan, aklı ile iyiyi, kötüyü, Allanın varlı ım ve sıfatlarım, Cennete ve Cehenneme gidecek yolu bilirdi. Çünkü Allanın bildirdi i eyler ve slâm dini akla zıt de ildir." eklinde konu anlar oluyor. O zaman peygamberlerin gönderilmesindeki hikmet ne oluyor? CEVAP mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın peygamberler göndermesi, bütün mahlûklara rahmet ve ihsanıdır. Allahü teâlâ, kendi varlı ını ve sıfatlarını, bizim gibi zaif akıllı ve kısa görü lü kullarına, bu büyük peygamberleri ile haber verdi. Be endi i eyleri be enmediklerinden bunlar vâsıtası ile ayırdı. nsanlara dünyada ve âhırette fâideli olan eyleri, zararlılarından bunların aracılı ı ile haber verdi. E er bu erefli peygamberler gönderilmeseydi, insan aklı, Allahü teâlânın var oldu unu anlıyamaz, büyüklü ünü kavrıyamazdı. Nitekim kendilerini çok akıllı sanan eski Yunan filozofları, Allahü teâlânın varlı ını anlıyamadılar. Kısa akılları her eyi zaman yapıyor sandı. Nemrud'un brahim aleyhisselâm ile çeki mesini herkes bilir. Firavun da (Benden ba ka tanrınız yoktur.) demi ti. Demek ki, insanların kısa akıllan, bu en büyük ni'meti anlıyamamaktadır. Yüce peygamberler olmadıkça bu sonsuz saadete kavu amamaktadır. Öldükten sonra dirilmek oldu u, Cennette sonsuz ni'metler, iyilikler ve Cehennemde azâblar bulundu u ve slâmiyyetin bildirdi i daha nice eyler, akıl ile anla ılmaz. Peygamberlerden i itilmedikçe, insanların kısa akılları ile bulunamaz. Felsefeciler, akıl hiç a maz, her eyin do rusunu anlar diyorlar. Aklın eremedi i eyleri de akıl ile çözme e kalkı ıyorlar. Halbuki akıl, dünya bilgilerinde bile yanılıyor. Ahıret bilgilerini ise hiç anlıyamıyor. Akıl, his organlarının üstünde oldu u gibi, peygamberlik de, akıl kuvvetlerinin üstündedir. Akıl kuvvetlerinin varamadı ı eyler, peygamberlerin bildirmeleri ile ö renilir. nsanları var eden ve varlıkta kalabilmeleri için lâzım olan her ni'meti gönderen Allahü teâlâdır. yilik edene ükretmek lâzım oldu unu herkes bilir. Allahü teâlâ'nın ni'metlerine nasıl ükredilece im bilmek için de, yine peygamberler lâzımdır. Onların bildirmedi i ükür ve saygı O'na lâyık olmaz. Ona nasıl ükrolunaca ını insan bilemez. Ona kar ı saygısızlık olan bir eyi, ükretmek ve saygı sanabilir.

ükredeyim derken saygısızlık yapabilir. Allahü teâlâya nasıl bildirmeleri ile anla ılır.

ükredilece i, ancak peygamberlerin

SUAL: Kendimizin veya bir ba kasının imânının kuvvetli oldu u nasıl anla ılır? mânın en kuvvetli alâmeti nedir? CEVAP mânın en kuvvetli alâmet-i (Hubb-ı fillah) ve (Bu d-ı fillah)'tır. Ya'ni Allahü teâlânın dostlarım dost, dü manlarını dü man bilmek ve bu hal üzere devam etmektir. Bu iki haslet, insanı Allahü teâlâya yakla tıran eylerin birincisi ve imânın tamamlayıcısıdır. Cenâb-ı Hakkın rızasının kazanılmasına sebebtir. stisnalar hariç, Cennetlik olanlar, dünyada iken Cennetlik, Cehennemlik olanlar da Cehennemlik amellerle me gul olurlar. Kısacası Cennete gidecekler, Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasakladıklarından kaçarlar. Cehenneme gidecekler ise, Allahü teâlânın emirlerini yapmaz ve yasakladıklarından kaçmazlar. Dünya, âhıreti tarlasıdır. Dünyada ne ekilmi se âhırette o biçilecektir. er ekenin hayır biçmesi dü ünülebilir mi? mândan sonra en kıymetli amel, namazdır. mânın alâmeti namazdır. Namaz kılmadan (Hubb-ı fillah) üzereyim, demek do ru olur mu? Allahü teâlâyı seven, O'nun emirlerini severek yapar. Emirlerini yapmayıp, yasaklarından da kaçmayan kimsenin Cennete gitmesi çok zordur. bni Nüceym hazretleri buyurdu ki: (Yasaklardan kaçmak, iyi, fâideli eyleri yapmaktan daha önce gelir.) Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Yasak edilmi eyin zerresini yapmamak, bütün insanların ve cinnin ibâdetlerinden daha çok sevâbtır.) Yasak edilmi eylerin en hafifi ise, mâlâya'nî ile vakit geçirmektir. Mâlâya'nî, fâidesiz i demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir insanın mâlâya'nî ile vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmedi inin alâmetidir.) Demek ki, her eyin bir alâmeti vardır. mânın alâmeti namazdır. mânın en kuvvetli alâmeti de, haramlardan kaçarak farzları yapmak ve (Hubb-ı fillah) ve (Bu d-ı fillah) üzere olmaktır. Fâidesiz i lerle me gul olanı Allahü teâlâ sevmezse, haram i leyenleri sevmesi mümkün olur mu? Günâhımız ne kadar çok olursa olsun tevbe edersek, Rabbirniz kabul eder. Allahü teâlânın rahmetinden ümidimizi kesmeyelim! O merhametlilerin en merhametlisidir. SUAL: Do ruyu nasıl söylemelidir? CEVAP Her insanın yaradılı gayesi Allahü teâlâya kulluktur. nsan kulluk vazifesini yaptı ı gibi, gücü nisbetinde, imkânları dahilinde, iyiyi, do ruyu emir ve kötüyü yasaklaması lâzımdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Yemin ederim, ya siz iyili i emreder, kötülükten sakındırırsınız. Yahut bunları yapmazsanız Cenab-ı Hak, sizin erlilerinizi size musallat eder.) Hakkı tavsiye ederken en güzel yolu takip etmek lâzımdır. Allahü teâlâ, Nahl sûresinde buyuruyor ki: ( nsanları Allahın yoluna hikmetle, güzel ö ütle davet et.) Her hastaya aynı ilâç verilmez. Tedavi te hise göre yapılır. Bu bakımdan insanların karekterini bilmek, nabza göre erbet vermek lâzımdır. Herkes az veya çok iltifattan ho lanır. Asık suratlıyı kimse sevmez. Câhil insan, kendisini ba kasından üstün görür. Hiç kimsenin hatâsını, cahilli ini yüzüne kar ı söylemek do ru olmaz. (Senin hastalı ın udur) dememelidir. Münaka a ve tartı ma kapısını asla açmamalıdır. Mücerret olarak do ru ve yanlı anlatılırsa, nasibi olan kimse yanlı yolda oldu unu ö renebilir. Münaka a ile fikir de i tirmek, deveye hendek atlatmaktan daha zordur. Münaka a hiçbir zaman kazanılmaz. Kazanıldı ı kabul edilse bile, muhatap ma lubiyeti kolay hazmedemiyece i için münaka a yine kaybedilmi demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Münaka adan haklı bile olsa vazgeçmedikçe, ki inin imânı tam olmaz.) Muhataba te'sir edebilmek için onun en çok ho landı ı konularla ilgilenmeli, dertleriyle me gul olmalı, kendisinin mühim bir ahsiyet oldu u hissini vermeli, isabetli fikirlerini takdir etmelidir. tiraz etmesi muhtemel konulara hiç girmemeli veya girilmi se onun itirazına mahal bırakmadan izaha çalı ılmalıdır. Meselâ öyle denebilir: (Sizin gibi kültürlü bir insanın u muazzam kâinatın tesadüfen oldu unu iddia etmesi dü ünülemez. Kant'ın dedi i gibi, altı veya daha fazla duyumuz olsaydı, karanlıktakini, da ın arkasındakileri, yerin içindekilerini bilebilirdik. At gibi ba'zı hayvanların zelzeleyi daha önceden bildi i ma'lûm... Bugün ancak mikroskopla görebildi imiz eyleri çıplak gözle göremedi imiz zaman (Baktım göremedim, mikrop diye bir ey yoktur) gibi basit hükümler vermek, medenî insanın yapaca ı i

de ildir. Bugün gözümüzün bu yapısıyla melek ve eytan gibi varlıkları göremiyorsak, yok deme e hakkımız yoktur. Bir karıncayı bile yaratmaktan âciz olan insanın kâinatı yaratan Halikını bilmemesi ve ona itaat etmemesi, sizin gibi ileri görü lü kimselerden beklenemez.) Bu ve bunun gibi sözlerle gönülleri fethetme e çalı malıdır. Yunus Emre diyor ki: Ben gelmedim dâvi için. Benim i im sevi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim. Yunus Emre'nin söyledi i gibi, insanlarla kavga etmemeli, güzel geçinmeli, kimsenin kalbini kırmamalı, dostun evi olan gönülleri kazanma a çalı malıdır. SUAL: Kalb hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Kalb, his organlarına tâbidir. Bir kimse evliya olursa, kalb, his organlarına tâbi olmaz. Kalbin selâmete kavu ması, haramlarda kaçıp dinin emrettiklerini yapmak ve Allahü teâlâ'yı devamlı hatırlamakla olur. Kalb, his organlanna ba lı oldu u gibi, akla ve nefse de ba lıdır. Bundan kurtulunca selâmete kavu ur. Bo zannetti imiz su barda ında hava doludur. çine su koyarsak hava çıkar. Su varken hava girmez. Kalbin de bos ve sakin olması mümkün de ildir. Ya Allahü teâlâ'nın sevgisi ile veya Ondan gayri sevgilerle me gul olur. Me gûliyetsiz durması mümkün de ildir. Ne mutlu kalbi Allahü teâlâ ile me gul olana... Onun kalbi nurludur. Allahü teâlâ'dan ba ka eylerle me gul olan kalb ise kararır. nsan kendini, ya'ni nefsini sevdi i için, mal, evlât, makam gibi eyleri sever. Kendine olan sevgisi kalmazsa, onlara olan sevgisi de kalmaz. Kalbin, Allahü teâlâ'dan ba ka eylere olan sevgisi ne kadar çok azalırsa o kadar iyidir, o kadar büyük ni'mettir. Kalbde iki eyden biri muhakkak bulunur. Ya imân veya inkâr. mânın alâmeti, imân edilecek eylerden razı olması, ferahlık duymasıdır. nkârın alâmeti, onlardan sıkılması, onları be enmemesidir. Kalb, his organlarına tâbi oldu u için, his organlarını haramlardan uzak tutmak lâzımdır. Meselâ gözü haramlardan korumazsak, kalbimiz temiz kalamaz, kulaklarımızla haram dinlersek, kalbimiz selâmette kalamaz. Bütün organlarımızın durumu böyledir. His organları günâh i leyen kimsenin (Sen kalbime bak) demesi, kendini aldatmaktan ba ka bir ey de ildir. Kalbde tasdik ve imân hâsıl olduktan sonra zuhur eden üpheler ve vesveseler, nefs-i emmareden ileri gelir. Çünkü nefs kâfirdir. Mü'minlerin kalbine böyle vesvese, üphe ve hattâ inkâr bile gelmesi müjdedir. Bunlar kâfir olan nefsten geldi i için, imâna zarar vermez. Bu üpheler o ki ide imânın oldu unu gösterir. Kalb, his organlarına tâbi oldu u gibi, his organları, beden de kalbe tâbidir. Kalb, temiz ise beden de temizdir, sâlihtir. Kalb kötü ise, beden de kötüdür, bozuktur. nsanın kalbi, nazârgâh-ı ilâhidir. Ya'ni Allahü teâlâ'nın nazar etti i, baktı ı yerdir. Bunun için kalbi temizlemek muhakkak çok lâzımdır. Mahlûklar içinde Allahü teâlâya en yakın olan insanın kalbidir. Bu bakımdan insanların kalbini kırmaktan çok sakınmak lâzımdır. ster sâlih, ister günahkâr olsun, isterse kâfir olsun, kalbini kırmaktan çok sakınmalıdır. Allahü teâlâyı inciten eylerin birincisi imansızlık, ikincisi ise kalb kırmaktır. Çünkü insanların hepsi Allahü teâlâ'nın kuludur. Herhangi bir kimsenin hizmetçisini, bir âmirin memurunu incitmek, efendiyi, âmiri incitmek demektir. nsanları incitmek. kalblerini kırmak ise, insanların sahibi olan Allahü teâlâyı üzer. Allahü teâlâyı üzmek, incitmek ise büyük felâkettir. Gerek kalb kırmakla ve gerekse ba ka sebeblerle kul hakkına yol açacak hareketlerden kaçmak lâzımdır. Kul hakkı, ne kadar az olursa olsun, helâlla madıkça Cennete girme e mânidir. Ya'ni üzerinde kul hakkı bulunan kimse, o hakkı ödemedikçe Cennete giremez. Üzerinde kul hakkı bulunan mevtanın (Ölünün) ruhu göklere yükselemez. Onun için herkesle helâlla ma a çalı malıdır. Kul hakkının basında kalb kırmak gelir. Kalb kırmamak için daima güleryüzlü olmalı, çatık ka lı ve asık suratlı durmaktan kaçınmalıdır. SUAL: hlâs hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP ledi imiz amelleri, yaptı ımız ibâdetleri, yok olup gitmesinden korumamız lâzımdır. E er ibâdetlerimize riya, ucub gibi bir âfet karı ırsa amellerimiz heba olur. Hadis-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Ben ancak, ihlâs ile, benim için yapılan amelleri kabul ederim.)

hlâs, yalnız Allah rızası için yapmak demektir. Çok âmel yapıp da kabul olmazsa hiç kıymeti yoktur. Az da olsa ihlâslı ve devamlı ameller makbuldür. O halde, her i te niyyetimizi düzeltmemiz lâzımdır. Ne kadar çok ibâdet yapılsa ve bunlar da kabul olsa, yine kul, ibadetiyle Cennete giremez. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hiç kimse kendi ameline kar ılık Cennete girme e hak kazanamaz.) Yine Hadis-i erifte bildirildi ine göre, kulun parlak bir amelini götüren melekler birinci gö e gelince, oradaki vazifeli melek, (Götürün bu ameli sahibinin yüzüne çarpın, o gıybet ederdi. Gıybet edenlerin ameli buradan geçmez.) der. kinci gökteki melek, Allah rızası için yapılmayan amelleri geçirmez. Üçüncü kattaki melek, kibirlilerin amellerini geçirmez. Dördüncü kattaki ucub edenlerinkini geçirmez. Altıncı kattaki merhametsizlerinkini geçirmez. Yedinci kattaki melek, mürailerin amelini geçirmez. Yedi kat gö ü geçen amel bile, huzur-i ilâhî'ye varınca rıza-ı ilâhî kastedilmedi i için geri çevrilir. O halde her i te ihlâsa çok önem vermeliyiz! SUAL: Gazâb hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Gazâb kibirden do ar. Câhiller, ahmaklar daha çok gazaba gelir. Hasta, sa lam olandan, kadın, erkekten, ihtiyar da gençten daha çabuk kızmaktadır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Pehlivan güre te galip gelen de il, kızdı ı zaman kızgınlı ını yenendir.) (Sizin en iyiniz, geç kızıp çabuk barı andır. En kötünüz de çabuk kızıp, geç barı andır.) (Bir kimse Allah için yenerse gazabını, Cenâb-ı Hak da ondan def eder azabını.) Yine hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir müslümanda üç ey bulunursa, Allahü teâlâ, onu muhafaza ve himaye eder, önü sever, merhamet eder. 1- Ni'mete ükür etmek, 2- Zalimi afvetmek, 3- Gazaba gelince, gazâbını yenmek.) Ni'mete ükür etmek, o ni'meti dinin emirlerine uygun olarak kullanmak demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Gazaba gelen kimse, diledi ini yapma a kadir oldu u halde, yumu ak davranırsa, Allahü teâlâ, onun kalbini emniyet ve imân ile doldurur.) (Gazâb, eytanın vesvesesinden hâsıl olur. eytan, ate ten yaratılmı tır. Ate su ile söndürülür. Gazaba gelince, abdest alınız!) SUAL: Kabir hayatı hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Kabirle ni'met ve azâb vardır. Bu ni'met ve azâbların nasıl olaca ını bilmemiz emrolunmadı. Kabir hayatı âhıret hayatındandır. Kabir azabı, âhıret azabı cinsindendir. Cum'a günü ve gecesi ve Ramazan'ın ba ından sonuna kadar kâfirlerden de azâb kaldırılır. Kabir azabı mü'minlerin hepsine yoktur. Salih mü'minler için Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Onun için sâlih mü'min ölümden korkmaz. Dünyada iken haramlara ehemmiyet vermiyenlerin, kötülükleri önleme e kudreti yetti i halde mani olmayanların, kabirden çe itli hayvan eklinde kalkaca ı hadis-i erifte bildirilmi tir. Kabirde ruhun, bedene taallûku vardır. Fakat bedenle olan irtibatı vücudu hareket ettirecek kadar kuvvetli de ildir. Bununla beraber, ölü hisseder. Ölünün bir yeri kesilse veya kemi i kırılsa acı duyar. Onun için ölüye de eziyyet etmek haramdır. Kabir azabı bilhassa üzerine idrar sıçratanlara ve müslümanlar arasında söz ta ıyanlara olacaktır. Bu bakımdan bütün günâhlardan kaçmak lâzımdır. Bilhassa kul hakkından çok korkmak lâzımdır. Kul hakkı bulundu u için kalb kırmaktan, söz ta ımaktan gıybetten daha çok sakınmak lâzımdır. Kabir hayatı, kaç bin sene olursa olsun, ölü için çok kısa bir an gibi gelecektir. nsanın uykudaki hali gibi olacaktır. Uyanınca birkaç saat uyudum zannedecektir. yi kimseler, Cennet ni'metleri içinde oldu u için kabir hayatı çok kısa gelecektir. SUAL: lmin kıymeti ve amelsiz ilmin zararı nedir? CEVAP Fâtır sûresi 28. âyet-i kerîmesinde (Allah'dan ancak âlimler korkar) buyurulmaktadır. Ya'ni hakkıyla korkan âlimlerdir. Âlimin ilmi arttıkça korkusu da artar. Bir çocu un eline akrep versek, çocuk akrebin zararını bilmedi i için korkmaz. Yılan versek onunla oynamak ister. Yılanın zararını bilen kimse, zehirsiz bir yılanı bile alıp koynuna koyamaz. Demek ki bilen korkar. Alim, ( hlâs) Sûresini, Allahü teâlânın Samed oldu unu bilir. Ya'ni hiç bir eye muhtaç olmadı ını, her eyin O'na muhtaç oldu unu, bilir. Yine âlim olan bilir ki Allahü teâlâ, diledi ini yapmakta kimseden çekinmez.

Allahü teâlâ, (Va'dimden dönmem) buyuruyor. (Azabım çok iddetlidir.) buyuruyor. ( unu i leyeni asla afvetmem) buyuruyor. Bunları bilen kimsenin çok korkması lâzımdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette, en iddetli azaba duçar olacak ki i, ilmiyle âmil olmayan âlimdir.) Âlimin ilmi arttıkça korkmasının sebeplerinden birisi de ilmiyle âmil olamayıp, en büyük ni'metten mahrum kalma korkusudur. Çünkü fâidesiz ilmin vebal oldu u bildirilmi tir. Bildi iyle amel etmeyen kimseye, âlim demek bile uygun de ildir. Çünkü Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bildi iyle amel etmeyen, âlim olamaz.) Bakara sûresi 44. âyet-i kerimesinde âlimler için öyle buyurulmaktadır: ( nsanlara iyili i emreder de, kendiniz unutur musunuz?) (Saf) sûresinde ise, kendi yapmadı ı ve yapmıyaca ı eyleri söylemenin, günâhlardan sakındırmanın vebalinin büyüklü ü bildirilmektedir. Allahü teâlâ, sa aleyhisselâma buyurdu ki: (Önce nefsine nasihatte bulun. E er nefsin kabul ederse, ondan sonra ba kalarına söyle. Nefsinin kabul etmedi i nasihati ba kalarına söyleme, benden utan!). Fudayl bin yad hazretleri buyurdu ki: (Âlimlerin fâsıkları, kıyamette puta tapanlardan daha önce azaba muhatap olacaklardır.) Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki: (Ö renmeyene bir kerre, ö renip de yapmayana yedi kerre yazıklar olsun.) a'bî hazretleri buyuruyor ki: (Cennetteki bir grup insanlar, Cehennemdeki bir grup insana derler ki: - Sizlerin bize ö retti i ilimler sayesinde, Allahü teâlânın rahmetine kavu up, Cennetlik olduk. Sizi Cehenneme sokan ey nedir? Cehennemdekiler derler ki: - Biz hayrı tavsiye eder, kendimiz yapmazdık. Kötülüklerden men eder, fakat kendimiz sakınmazdık. te bu sebebten Cehennemlik olduk.) Hatim-i Es'am hazretleri buyurdu ki: (Âhırette, ilmiyle âmil olmayan âlimin duydu u pi manlıktan büyük pi manlık yoktur.) Malik bin Dinar hazretleri buyurdu ki: ( lmiyle âmil olmayan âlimin nasihati ba kalarına fazla te'sir etmez.) bni Mes'ud hazretleri buyurdu ki: ( lim Allah korkusudur, çok ey bilmek de ildir.) Hasan-iBasrî hazretleri buyurdu ki: (Âlim, ilmi rivayet eden de il, ona riâyet edendir.) slâm âlimlerinden biri buyurdu ki: ("Dünyada huzura kavu mak için üç ey lâzımdır. lim, amel ve âkıl Cennete gitmek için de üç ey lâzımdır, lim amel ihlâs.) limden maksat, yapılacak eyleri, lâzım olanları ö renmek, amelden maksat, ö rendiklerini tatbik etmek, ya'ni ilmiyle âmil olmak. hlâsdan gaye, yaptı ı her eyi Allah rızası için yapmaktır. lim ve amelini de akıl ile tartmak lâzımdır. SUAL: Genç kalmanın sırrı nedir? CEVAP Bugün bütün dünya genç kalmanın sırrını ara tırmaktadır. Bugünün insanı, daha gençken çökmü , ya lı gibi görünmektedir. Bunun sebebi bilinirse genç kalmak için ne yapmak lâzım oldu u anla ılır. Bu sebebi ara tırmadan önce bir hikâye anlatmak istiyorum. Gencin birisi, ya lanmamak, hep genç kalmak için ne yapmak lâzım oldu unu ö renmek ister. Kendisine, (Falanca yerde 60'lık bir ihtiyar var. Çok genç görünmektedir. Ona gidersen genç kalmanın sırrını ö renirsin.) derler. O da 60'lık genci bulur. Bu zat gelen gence der ki: — Evlâdım sen yanlı gelmi sin. Benim 80 ya ında bir a abeyim var. Ona gitmen lâzımdır. Genç, 80 lik ihtiyarın yanına varınca, o da öyle der: — Benim 100 ya ında bir a abeyim var. Ona gidersen genç kalmanın sırrını ö renirsin. Genç, 100 lük ihtiyarın yanına gidince çok genç oldu unu hayretle görür. Geli maksadını anlatır. Yüz ya ındaki bu zat der ki: — Yeme imizi yedikten sonra size genç kalmanın sırrını açıklarız. Dinç ihtiyar, kendisi gibi genç kalmı olan hanımına seslenir. Misafire ikram etmek üzere çatıdaki kavunlardan bir tane getirilmesini ister. Genç ve dinç nine, bir kavun getirir. htiyar efendisi, gelen kavunu be enmez. Birkaç sefer daha gönderip ba ka bir kavun getirmesini söyler. Nine, kaç defa kavun getirmi se hiç birisini be enmez. Sonunda ihtiyar misafir gence der ki: —Beraber gidelim de kendimiz iyisini seçelim.

Misafir gençle çatıya, tavana çıkınca ne görsünler, sadece tavanda bir kavun bulunmaktadır. Efendisini utandırmak istemi yen nine, her sefer aynı kavunu alıp geliyormu . Yemek yendikten sonra misafir genç, genç kalmanın sırrını ö renip gitmek için ihtiyara ricada bulunur. htiyar der ki: — Evlâdım genç kalmanın sırrını ö renemedin mi? Genç cevap verir: — Bir ey anlatmadınız ki efendim, der. htiyar anlatma a ba layarak der ki: — Gördü ünden ibret alman lâzımdı. Bir evde geçim iyi olur, karı koca birbirini üzmez ise, insan ihtiyarlamaz. Bizim gibi dinç kalır. Gördün, bir kavun oldu u halde, ba ka kavun yok demeden gidip geliyor. te ben de öyleyim. Hanımı asla üzmem. Evimizde hiç münaka a olmaz. Herkesle de iyi geçindi im için genç ve dinç kaldım. Midemi tıka basa doldurup vücudumu tahrip etmedim. Fazla et yemedim. Hiç alkollü içki içmedim. Vücudumu, e yamı ve yiyeceklerimi daima temiz tuttum. Hemen hemen hiç bir eye üzülmedim. Yedi ya ından beri de namazımı kılarım. Hemen hemen hiç hastalanmamı sam da, bana da çe itli sıkıntı ve belâlar geldi. Fakat hepsini birer ni'met gibi kar ıladı ım için çok rahat ettim. te genç kalmanın sırrı bunlardır evlâdım. Genç misafir, te ekkür ederek ayrılır. te karde im, yüzlük amcanın nasihatlerini yerine getirebilirseniz, istifadeniz çok olur. Her ne kadar ö üt vermek kolay, tutmak, örnek olmak zor ise de, bu altın prensiblere uyma a çalı mamız lâzımdır. Bunlara uyan dünya ve âhırette rahat ve huzur içinde olur. SUAL: Yunus Emre hümanist mi idi? CEVAP Hümanizm, müslüman-kâfir, dost-dü man, iyi-kötü tefriki yapmadan herkesi aynı ekilde sevme faraziyesidir. Faraziye diyoruz. Çünkü gerçekte böyle bir ey duyulmamı tır. Tarihte hiçbir komünistin, bir fa isti kendi yolda ları gibi sevdi i görülmü de ildir. Bir komünist, bir milliyetçiyi ancak, tırnaklarını sökerek, ci erini pompalıyarak, yedinci kattan a a ı atmak suretiyle sevebilir (!) Dinimize göre her çocuk slâm fıtratı üzere do ar. Bütün insanlar insan olarak bir tara ın di leri gibi e ittir. nsano lu, bütün mahlûkların en ereflisidir. Zenci-beyaz, zengin-fakir, köylü- ehirli, do ulubatılı ayırımı yoktur. Fakat iyi-kötü, ahlâklı-ahlâksız gibi ayırım vardır. Zaten iyi ile kötüyü ayırmayan hiçbir millet yoktur. Yunus Emre'nin iirlerinin ba'zıları tasavvufî oldu u için yanlı ma'nâlara çekilmi tir. Yunus Emre, böyle iirleri için diyor ki: Yunus bir söz söyledi, Hiç bir söze benzemez. Câhillerin içinde, Örter ma'nâ yüzünü. Yunus Emre'nin, bir slâm âlimine uyulmasını tavsiye eden sözü de öyle: Bu yol gayet uzaktır. Dünya ona tuzaktır. Bu tuza a u rayan, Komaya kılavuzun! limden, okumaktan maksadın, Hakkı bilmek oldu unu da öyle anlatıyor: Okumaktan maksat, Hakkı bilmektir. Okuyup bilmezsen Nasıl okumaktır? lim ilim bilmektir. lim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktır. Verenin alanın yalnız Allahü teâlâ oldu unu, takdire rıza göstermenin lüzumunu da anlatıyor: Ne varlı a sevinirim. Ne yoklu a yerinirim. A kın ile avunurum. Bana seni gerek seni.

öyle

Her ne kadar münevver müslüman, Yunus Emre'yi iyi bilirse de onu hümanist gibi gösterme e çalı anların yanıldı ı açıktır. Yunus Emre böyleleri için diyor ki: Sa ır i itmez sözü. Gece sanır gündüzü. Kördür münkirin gözü. Âlem münevverse de. SUAL: Kızımın adı Selma, kendi adım Kadem'dir. Nasıl de i tirebilirim? CEVAP Medenî Kanunun 26. maddesinde (Muhik sebeblere binaen bir kimse, isminin de i tirilmesini isteyebilir.) denmektedir. Kanunda muhik sebeblerin neler oldu u açıkça bildirilmemi tir. Fakat tatbikattan, mahkeme kararlarından hu haklı sebeblerin neler oldu u bellidir. Bir kimsenin ismi, cemiyette ayıplanıyorsa, alay konusu olmu sa, isminin ma'nası kötü ise ismini de i tirmek istemesi kanunî hakkıdır. Keza soyadı da aynı ekilde uygun de ilse, yahut aynı isim ve soyadı çok kimselerde bulunup yanlı lıklara, ma duriyetlere sebep oluyorsa, ahit ve delil göstermek artı ile adının veya soyadının de i tirilmesi için mahkemeye müracaat edebilir. Mahkeme, delilleri kâfi görürse, o ahsın adını veya soyadını de i tirir. Gazeteler yazdı. Vatanda ın birinin adı ve soyadı halk tarafından sevilmeyen bir artistin adı ve soyadının aynısı oldu u için mahkemeye müracaat etti. Mahkeme de haklı sebeblere istinat etti i için vatanda ın adını ve soyadını de i tirdi. Kızınızın isminin (SELMA) oldu unu söylüyorsunuz. Bu ismi ba'zıları be enmedi i için de i tirmek istedi inizi söylüyorsunuz. Herkes her eyi be enmez. Selma ismi kötü de ildir. Selâmet kökünden gelmektedir. Erkekler için kullanılan (SEL M) de aynı selâmet kökünden gelmektedir. Sa lam, kusursuz, do ru ma'nâlarına gelir. Bu bakımdan kızınızın güzel ismini de i tirmek için mahkemeye gitmeniz lüzumsuzdur. Haklı sebebe de dayanmadı ı için mahkeme de de i tirmeyebilir. (Kadem), u ur, saadet, bereket ma'nâlarına gelir. Ho -kadem, u urlu demektir. De i tirilmesine lüzum yoktur. SUAL: Sadakayı kime, nasıl vermelidir? CEVAP Kendisine ve bakması vâcib olanlara lâzım olandan fazla malı bulunan kimsenin sadaka vermesi müstehabtır. Bakması vâcib olan kimsesi muhtaç iken, bunun sadaka vermesi günâhtır. Sıkıntıya sabredemiyecek kimsenin, kendi muhtaç oldu u malı, parayı sadaka vermesi uygun de ildir. Harama yakın mekruhtur. Çorak bir yere tohum atılırsa bo a gider. Kıraç ve kumlu bir topra a tohum atılırsa çok az mahsûl alınır. Sulak ve mümbit bir topra a tohum atılırsa, bire on, bire elli ve hattâ daha fazla mahsûl alınır. Allahü teâlâ, verece imiz sadakaya kar ı, birer on, bire yedi yüz ve hattâ daha fazla verece ini bildirmektedir. Tohumu ekmek için iyi toprak arandı ı gibi, sadakayı verirken de ehlini bulmak iyi olur. Her isteyene sadaka vermek uygun olmaz. Bankada yüzbinleri bulunan birçok dilenciye rastlanmı tır. Muhtaç olup da istiyemiyen sâlih bir fakire verilen sadakanın sevabı elbette çok fazla olur. Hele dine ihlâsla hizmet etmeye çalı an müesseselere yardım etmek çok büyük sevâbtır. Dine hizmet ediyorum diye bid'at ve sapıklı ı yayanlara yardım etmenin vebali büyüktür. Sadaka veren kimsenin sadaka sevabını, Resûlullah Efendimize, ana ve babasına, üzerinde bulunan kul haklarına ve bütün mü'minlere gönderme e niyyet etmesi iyi olur. Kendi sevabı hiç azalmadı ı gibi, hepsine de ayrı ayrı, hep o kadar sevâb verilir. SUAL: Kader nedir? CEVAP nsanların muhtelif zamanlarda kendi ihtiyarları ile yapaca ı eyleri Allahü teâlânm ezelde bilmesine (Kader) denir. Hak teâlâ için zaman câri de ildir. Zaman yoktur, zamansızdır. Ezelle ebed arası bir nokta, bir an gibidir. An bile denmez. Çünkü an da bir zamandır. Kulun kudreti, i lerin yaratılmasında müessirdir. Te'siri yok denirse o zaman cebir olur. Tamamen yaratılan i ler kulun iradesindedir denirse, bu sefer hayrın ve errin Allahü teâlâdan oldu u inkâr edilmi olur. kisi ortası ince bir i bu. Kaza ve kader mes'elesi esrar-ı ilâhidir. Bu konu üzerinde durmak hadis-i eriflerle men edilmi tir. Bu konuda slâm âlimleri ne bildirmi se onu ö renip inanmaktan ba ka çâre yoktur. Bu hususlarda kafa yormak, dü ünce, mantık yürütmek do ru de ildir. Ezeldeki kader, Allahü teâlânın ihtiyarına mani olmadı ı gibi, insanların da ihtiyarına ve iradelerine mani olmaz.

SUAL: Sporcuların bacakları açık resimlerine bakmak günâh mı? CEVAP Kadınların bakılması haram olan yerlerinin aynadaki veya sudaki görüntülerine ehvetsiz bakmak haram de ildir. Çünkü kendileri de il, akisleri, benzerleri görülmektedir. Resimlerine, sinemadaki ve televizyondaki görüntülerine bakmak, aynadaki hayallerine bakmak gibidir. Hepsine ehvetsiz bakmak caizdir. Erkeklerin ve sporcuların resimleri de bu hükme dahildir. Fakat her insan nefsinden emin olamaz. Ancak nefsini terbiye etmi olanlar, bu tehlikeden kendini koruyabilir. Bu bakımdan nefsinden emin olmayan kimse, caizle i tigâl etmemelidir. SUAL: slâm âlimleri ile sohbetin fazileti nedir? CEVAP Peygamber aleyhisselâmı görüp sohbet etmek büyük ni' mettir. Çünkü bedenlerin yakınlı ı kalblerin yakınlı ına sebeb olur. Çok te'sirlidir. Kalblerin birle ip ba lanmasına yardımcı olur. Eshâb-ı kiram, bu ni'metin kıymetini bildikleri için bedenen de Peygamber aleyhisselâma yakın olma a çalı mı lardır. Ya'ni devamlı sohbetle ereflenmek istemi lerdir. slâm âlimlerinin de yanında, sohbetinde bulunmak çok kıymetlidir. slâm âlimi bulunmadı ı zaman onların kitaplarını okuma a çalı malıdır. Meselâ mâm-ı Rabbani hazretlerinin kitaplarını okunup amel eden ve onu seven kimse feyzlerinden istifade eder. SUAL: Ahzâb sûresinin 59. âyet-i kerîmesinde cilbâbdan bahsediliyor. Cilbâb nedir? CEVAP (Rûhulbeyan) ve (Ebüssüûd) tefsirlerinde (Tülbentten geni ve ridâdan kısa, gö se kadar inen ba örtüsü) olarak bildirilmektedir. (Celâleyn) tefsirinde (Kadınların bedenlerine sardıkları tek parça örtü) olarak bildirilmektedir. Elmalılı Hamdi Efendi ise, bugün için (Geni manto) olarak bildirmektedir. (Zevacir) ve (El fıkhı alel mezâhibil-erbea) kitaplarında u hadis-i erif bildirilmektedir. (Üzerinde cilbâbı haramdan gelmi olan adamın namazları kabul olmaz.) Aynı kitablar, bu hadis-i erifi bildirdikten sonra cilbâbın erkeklerin de giydi i (Uzun gömlek) olarak bildirmi lerdir. Bu vesikalar, cilbâba çar af diyenlerin yanıldıklarını göstermektedir. SUAL: Tevekkül ve sabır hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Tevekkül, dinin bildirdi i bütün tedbirleri aldıktan sonra neticeyi Allahtan beklemektir. Çe itli kuruntular, insanın gönül huzuru ile ibâdet etmesini önler. Huzursuz eden kuruntulardan kurtulmanın çaresi, gerekli tedbirleri aldıktan sonra isin neticesini Allaha bırakmaktır. Çünkü biz bir eyin neticesinin iyi mi, kötü mü olaca ını bilemeyiz. Hayır zannetti imiz çok ey erle neticelenebilir, er zannetti imiz çok ey hayırla neticelenebilir Muhakkak u i im olsun diye srar etmemelidir. Hayırlıysa olsun demelidir. Mâruz kalınan felâketler,insanın ibâdet etmesini engelleyebilir. Bir hastalık, bir belâ gelince ba ırıp ça ırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Mukadder olan ey ba a gelir. E er sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez ba ırılır, ça ırılırsa, günâha girilir ve huzursuz olunur. Allahü teâlâ kudsî hadiste buyurdu ki: (Kim benim takdirime razı olmaz, belâlara sabretmez, ni' metlerime ükretmezse, kendine ba ka bir ilâh arasın!) Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara maruz bırakır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Dünyada en çok musibete mâruz kalanlar Peygamberler, âlimler, veliler, ehidlerdir.) Allahü teâlânın gönderdi i belâ ve sıkıntılara sabrederek gö üs germek büyük ni'mettir. Sabredemiyen felâkete duçar olur.

SUAL: Gazetenizin hediye etti i kitapları nasıl okumalıdır? CEVAP Gazetemizin hediye olarak da ıttı ı mu'teber kitapları, gazete okur gibi bir göz gezdirip elinden bırakmamalıdır. Her kelimesini iyi dü ünmelidir. Her cümlesinin ma'nasını iyi anlama a çalı malı, her maddeyi bitirince tekrarlamalı, bir hülâsa halinde hafızaya yerle tirmelidir. Çolu a, çocu a ve arkada lara ö retmelidir. Her gün ilerlemiyen, bir ey ö renmiyen zarardadır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:

( ki gün aynı halde bulunan aldandı, ziyan etti.) Ziyan etmemek için, her gün bir ey ö renmek, ilerlemek lâzımdır. Anla ılamayan veya tenâkuzlu gibi görünen yer olursa sual etmelidir. Bütün sualler, ehline sorularak cevablandırılmaktadır. SUAL: Tefekkür nedir, nasıl olur? CEVAP nsanın, günâhlarını dü ünmesi ve bunlara tevbe etmesi, ibâdetlerini dü ünüp, bunlara da ükretmesi lâzımdır. Mahlûkları ve kendi bedenindeki ince san'atları, düzenleri, birbirlerine olan ba lılıklarını dü ünerek de, Allahü teâlânın büyüklü ünü anlaması lâzımdır. nsan, kendini dü ünürse, gözünün görmesinde, kula ının i itmesinde ve di er his organlarında bulunan san'at inceliklerine hayran kalır, a ırır. Tıp ve Fen Fakültelerinde okuyup da, mahlûklardaki san'at inceliklerini, aralarındaki hesaplı ba lantıları gören ve anlayabilen aklı ba ında bir kimsenin, Allahü teâlânın varlı ına, birli ine, büyüklü üne, ilmine, kudretine inanmaması mümkün de ildir. E er Tıp ve Fen bilgilerinde mütehassıs bir kimse, ayet bu incelikleri bildi i halde, Allahü teâlâya inanmıyorsa, onun anormal, inatçı, ahmak veya nefsine esir biri oldu u anla ılır. Hadis-i erifte buyruldu ki: (Varlıklardaki nizamı dü ünerek Allahü teâlâya imân ediniz.) Astronomi ilmini bilen, yer küresinin, ayın, güne in ve bütün yıldızların bo lukta dönmelerinde ve birbirlerinden uzaklıklarında bulunan düzeni, hesapları anlayan kimsenin, imânı kuvvetlenir. Da ların, madenlerin, nehirlerin, hayvanların, nebatların, hattâ mikropların yaratılmasında, çe itli fâideler vardır. Hiç biri bo yere, lüzumsuz yaratılmamı tır. Bulutlar, ya murlar, im ekler ve yıldırımlar, yer altındaki sular, enerji maddeleri ve hava, kısaca her varlık belirli hizmetler, belli vazifeler yapmaktadır. nsanlar, bu sayısız mahlûkların, sayılamıyacak hizmetlerinden bugüne kadar pek azını anlıyabilmi tir. Mahlûkları kavrıyamıyan insan aklı, bunların yaratanını nasıl kavrıyabilir? Onun büyüklü ünü, sıfatlarını biraz anlıyabilen slâm âlimleri a kına dönmü ler. (Onu anlamak, anla ılamıyaca ını anlamaktır.) demi lerdir. Musa aleyhisselâmın zamanında biri, otuz sene ibâdet etmi . Bir gün bulut gelmemi . Güne de kalmı tı. Annesine sebebini sormu . Annesi de (Herhalde bir günâh i lemi sin) demi ti. O lu ise (Hayır günâh i lemedim) deyince, Annesi, (Göklere, çiçeklere bakmadın mı? Onlan görünce yaratanın azametini dü ünmedin mi?) demi . O lu da, (Evet baktım, fakat tefekkürde kusur ettim) deyince, Annesi, (Bundan büyük günâh olur mu? Hemen tevbe et!) demi ti. Aklı ba ında olan kimsenin, tefekkür vazifesini hiç ihmal etmemesi lâzımdır. Yarın ölmeyece inden emin olan kimse var mıdır? Allahü teâlâ, hiç bir eyi, fâidesiz yaratmamı tır. nsanların anlıyamadıkları, göremedikleri fâideler, anlıyabildiklerinden kat kat daha çoktur. Tefekkür, dört türlüdür: 1- Allahü teâlânın mahlûklarındaki güzel san'atları, fâideleri dü ünmek,O'na inanma a ve sevme e sebep olur. 2- Allahü teâlânın va'd etti i sevapları dü ünmek, ibâdet yapma a sebep olur. 3- Allahü teâlânın haber verdi i azapları dü ünmek, O'ndan korkma a, kimseye kötülük yapmama a sebep olur. Allahü teâlânın ni'metlerine, ihsanlarına kar ılık, nefsine uyarak günah i ledi ini, gaflet içinde ya adı ını dü ünmek, Allahü teâlâdan haya etme e, utanma a sebep olur. 4- Allahü teâlâ, yerlerde ve göklerde bulunan mahlukları dü ünerek ibret alanları sever. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur.) (Bir an tefekkür, altmı sene ibâdetten daha hayırlıdır.) (Gözlerinize ibâdetten nasiplerini verin). SUAL: Kadere inanıyoruz. Cennetlik veya Cehennemlik olanlar ezelde yazılmı tır. Ba'zıları, (Cehennemlik olanlar Cehenneme, Cennetlik olanlar Cennete gidece ine göre, bizim iyi veya kötü i yapmamızın ne te'siri olur?) diyorlar. Kötü i yapanlar Cennete gidebilir mi? CEVAP Kaza ve kader konusu, ince mes'eledir. Fazla me gul olmak do ru de ildir. Ba'zı âlimler bile, buradaki inceli i anlıyamadıkları için sapılmı lardır. Hakîki slâm âlimleri neyi bildirmi se ona inanmalıdır. Allahü teâlâ, insanların ne i yapaca ını ve nereye gidece ini bildi i için ( u kul, u i leri yapacak ve Cennete gidecektir. u kul da u fena i leri yapacak ve Cehenneme gidecektir.) diye yazılıyor. Bildirilen gün ve saatte güne tutulması vuku buluyor. Güne , biz önceden bildirdik diye tutulmuyor. Güne in tutulaca ını hesapla bildi imiz için o gün tutulma hâdisesi meydana çıkıyor. te Allahü teâlâ da, ezelî ilmi ile insanların Cennetlik veya Cehennemlik olduklarını bildi i için ( u kul, Cennete, u da Cehenneme gidecektir) diye yazmı tır. O'nun yazması bizim günah veya sevap

i lememize te'sir etmez. E er te'sir etmi olsaydı, günah veya sevap i leme e mecbur olurduk. O zaman günah i leyeni Cehenneme atmanın, imtihanın bir hikmeti kalmazdı. Allahü teâlâ bize irade-i cüziyye vermi tir. Günah veya sevap i lemekte serbest bırakmı tır. Bize günah ve sevap i leme kuvvetini veren de yine Allahü teâlâdır. Bir kimse, Cennet veya Cehennemden hangisine gidecekse, oraya gitmesi için lüzumlu i ler ona kolayla tınlır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Yapma a müyesser oldu unuz i , ezelde takdir oldu u ekilde meydana gelir. Bir kimse ya saadet ehlinden olup, saadet amellerini yapar. Yahut ekavet ehlinden olup, ekavet amellerini yapar. Siz iyi amel i leme e çalı ınız!) Hadis-i erifte ( yi amel i leyiniz) buyurulmakla, kullu umuzun icaplarını yerine getirme e çalı mamız te vik edilmi tir. Kul, hakkında yazılanı bilemez. Çalı ıp imânın hakikatim elde etmelidir ( ir'at-ül- slâm erhi). SUAL: Hocanın birisi, Feth sûresinden bir âyet okuyarak, Peygamberimizin günah i ledi ini bildirdi. Ayrıca bir hadis-i erif de okuyarak Peygamberimizin günah i ledi ini söyledi. Halbuki gazetenizden peygamberlerin günah i lemedi ini okumu tum. Hoca âyet ve hadisle konu unca bir ey diyemedim. Mezkûr âyet-i kerimenin açıklanması nasıldır? CEVAP Ma'sûm olmak, kusursuz olmak, Peygamberlere mahsustur. (Merec-ül-bahren) Her peygamber, büyük küçük her günahtan ma'sumdur. (Riyâd-ün-nâsihin). Peygamberlerin sıfatları unlardır: 1- EMANET: Her peygamber, emîndir. 2- SIDK: Dinde ve di er mes'elelerde sâdık ve do rudurlar. Yalandan uzaktırlar. 3- ADALET: Âdildirler. Zulümden uzaktırlar. 4- SMET: Büyük ve küçük günahtan uzaktırlar. Günah eklindeki eyler, ister Kur'an-ı kerîmde olsun, ister sahîh hadislerde olsun te'vil edilip yakı an ma'nâ verilir. 5- EMN-ÜL AZL: Hiç bir peygamberlikten azl olmaz. (Feraid-ül fevaid fi beyân-il akaid). Peygamberler günah i lemekten ma'sumdur, temizdir, günah i leyemezler. (Mektûbât-ı Rabbani c.2, m.44) mâm-ı Gazali hazretleri, (Ravda-tüt-tâlibîn) isimli eserinde buyuruyor ki: (Resûlullah, icma ile büyük-küçük günahlardan ve mekruh i lemekten uzaktır. Unutmaktan, gafletten, verdi i haberlerde hatâ edip yanılmaktan da uzak oldu u icma ile sabittir. Tebli etti i sözlerde yanılmasının caiz ve mümkün olması, üzerinde durmayıp derhal farkına varması artıyledir. Bu da icra etti i eydeki hikmetleri bilmeyi ve ona tâbi olmayı ve unutmanın faydasını bildirmek içindir. Resulüllahın bu husustaki yanılma hâline sebep, ilmin anlatılması ve dinin açıklanmasıdır. Nitekim hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ben hiç bir hususta unutup yanılmam. Böyle bir ey vâki olursa, bu sadece bildirmek istedi imi açıklamam içindir.) Bu durum, onun için bir noksanlık de il, bilâkis tebli i geni letmek ve ni'meti tamamlamak içindir. Fakat bir tebli de bulunmak, fiillerindeki hükümleri açıklamak, dini emirleri bildirmek ve kalbine gelen vahy haberlerini anlatmak maksadı bulunmayan hususlarda bütün mutasavvuflar ve kalb ilmine sahip âlimler, yanılmanın, unutmanın, gaflet ve gev ekli in imkânsız oldu unu bildirmi lerdir. Kadı yâd, ( ifâ-i erif) isimli kitabında buyuruyor ki: (Küçük günahları peygamberlere caiz görenler, bu cevazlarına birçok âyet-i kerime ve hadis-i eriflerin zehirlerini delil olarak almaları, büyük günahları câîz görme e, icmaı parçalama a ve müslüman kimsenin söyliyemiyece i eyleri söyleme e sevketmi tir.) Bütün bu nakillerden anla ılaca ı üzere, peygamberler küçük, büyük günah i lemezler. Peygamber (Zelle) i leyebilir. Zelle ise günah de ildir. En efdali ve en evlâyı yapmayıp, fâdılı, ya'nî fazileti tercih etmektir (Riyâd-ün-nâsihîn). Fetih sûresinde Peygamber aleyhisselâma hitaben buyuruluyor ki: (Allah senin geçmi ve gelecek günahlarını afvetti. Üzerindeki ni'metini tamamladı ve seni do ru yola iletti.) Bu âyet-i kerîmede, Allahü teâlâ, Resûl-î ekremini her türlü ayıplardan teberri ve onun ismetini, günahsızlı ını beyan buyurmaktadır ( ifa-i erif). Ba'zı âlimler de bu âyet-i kerîmeyi öyle açıklamı lardır: (Allahü teâlâ, seni geçmi te ve gelecekte günah i lemekten korudu.) te âyet-i kerîmelere ve hadis-i eriflere, kendi anlayı ımıza göre ma'na verirsek, dini de i tirmi ve peygamberlere günah i letmi oluruz, maazallah.

SUAL: afiî mezhebini taklid eden ve kazası olan Hanefîlerin vitri kılıp kılamıyaca ını açıklarmısınız? CEVAP Di kaplatan veya doldurtan hanefîlerin, âfıî mezhebini taklid etmeleri, hanefi mezhebinden çıkmak demek ya'nî mezhep de i tirmek demek de ildir. Ba ka ibâdetlerini kendi mezhebine göre yapar. Yalnız guslde, abdestte ve namazda âfıî mezhebine uymaktadır. Derisinden kan akınca abdest almakta, vitr namazını vâcib olarak kılmaktadır. afiî mezhebini taklid eden Hanefîler, afiî mezhebindeki farzlara riayet edecek ve müfsitlerinden de kaçacaktır. SUAL: Hanefi olan imamın âfıî mezhebine göre abdesti olmasa, âfıî olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti olmayan, Hanefiye göre abdesti olan bir imama uyup namaz kılabilir mi? CEVAP Namazı kendi mezhebine göre sahih olan imama, ba ka mezhebdeki bir kimse uyabilir. ( bni Âbidin), ( mdâd) ha iyesi, (E bâh) ha iyesi, (Nihâye). Bu hükme göre, derisinden kan akan bir afiî imama Hanefî olan kimse uyabilir. Yabancı kadına dokunmu hanefi imama da âfıî mezhebindeki bir kimse uyabilir. Fakat evlâ olanı, imamın dört mezhebe göre abdesti ve guslü sahih olmasıdır. Ya'ni imam olan kimse, mümkün mertebe di er mezheplere de riayet etmelidir. SUAL: mam arkasında Fatihayı unutan âfiînin namazı sahih olur mu? CEVAP Sahih olmaz. SUAL: Basa mesh ederken su, ba ın dibine de ecek midir? CEVAP Ba a mesh ederken, suyun saç diplerine kadar ula ması lâzım de ildir. SUAL: Ba'zıları (Sigara içenlerin a ız ve burunlarını zifir kapladı ı için gusülleri sahih olmaz) diyorlar. Do ru mudur? CEVAP Sigaranın katranının altına su geçer. Bu bakımdan sigara katranı güsle mani de ildir. SUAL: Babam, amcam ve ba ka birisi (üç ortak) bir çe me yaptırıyorlar. Çe menin yanında 20 dönümlük tarlayı da, çe menin tamiri için vakf ediyorlar. Çe men