You are on page 1of 144

ÇAĞDAŞ DİYALEKTİĞİN KAYNAĞI HEGEL incelem e C 2. basım)

YAZKO Türkocağı Cad. 17-19 Cağaloğlu - İsta nbul 22 78 45

Y azarın öteki k ita p la rı:

SOSYALİST KÜLTÜR A N SİKLO PED İSİ (5 c ilt) GİZLİ ÖRGÜTLER, 2. baskı FELSEFE SÖZLÜĞÜ DENİZE İNEN SOKAK, senaryo GEL BARIŞALIM, senaryo SİHİRLİ SUYUN ŞARKISI, senaryo SINANIN TÜRKÜSÜ, senaryo
Yazarın öteki çeviri k ita p la r ı:

PARİS DÜŞERKEN (E hrenburg), 3. basım VE ÇELİĞE SU VERİLDİ (O s tro v s k i) 17. basım SOVYET FELSEFE TÜRKİYE BENDEN ŞAİRLERİ A N TO LO JİS İ, 2. basım DEFTERLERİ (Lenin) MESELESİ (M a rx ) (S. H ilâ v 'la ) SELAM SÖYLE A N AD O LUYA, 3. b a skı, D ldo S o tiriy u

FABRİKA, G ladkov, 7. baskı BEYAZ AT, E. T riolet, TDK 1971 Ç e v iri Ö dülü KANUN, R. V ailland YALNIZ ADAM , R. V a illand ÇİNGENEM. Z. S tancu BİR YOLDUR UZAR GİDER, B ene rci ULUSLARARASI İLİŞKİLER FOMA, Gorky TARİHİ (K om isyon)

PANORAMA, A ragon H7 MUHAMMED (M . R odinson) 2. baskı TARİH BOYUNCA POLİTİKA PARİS KOMÜNÜ, C O qu ili HAPİSANE M EKTUPLARI, G ram sci ASYA TİPİ ÜRETİM TARZI. G odelier

Bu k ita p A ğ ao ğlu Y ayınevi T e sisie ri'ndg diz ild i, ba sıld ı, c iltle n d i 27 73 37 K apak: B ü le n t E rkm en İs ta n b u l 1983

ÇAĞDAŞ DİYALEKTİĞİN KAYNAĞI HEGEL ATTİLA TOKATLI E S " Y a z a r la r ve Ç e v irm e n le r Y a y ın Koop eratifi Ü retim .

.

Öteden beri Hegel'in « a n la ş ılm a zlığ ın d a n . devi tanıtm ak. Hegel hak­ kında ileri sürülmüş bellibaşlı değer yargılarını ak­ 5 . nitekim. A ncak bu. sadece budur. Bu yargıda bir gerçek payı. Bizim burada denem ek cesaretini bulabildiğimiz. söz konusu yargının.A ÇIKLAM A Hegel çapında bir düşünürü. düşüncesinin çeşitli açılım larını belirleyip daha geniş araştırm ala­ ra yarayacak bir genel görünümünü verm ek olanakdışıdır anlam ına da gelmez. ça­ dıra sığmaz. bir elkitabınm çer­ çevesi içinde tüm boyutlarıyla ayrıntılı bir şekilde okura aktarm ak elbette mümkün değildir: Dev. hiç şüp­ hesiz vardır. felsefesi. Ama hiç şüphesiz olan bir başka husus da. Uzun söze gerek yok: Biz bu kitabı. hem de sevdirm ek am acıvle hazırladık. Am acım ıza ulaşa­ bilmek için de bir «hile-i şer’iyye»ye başvurduk: Üç bölüm halinde düzenledik kitabımızı. okuru büyük düşünüre ısındırabilm ek umuduyla. daha çok. yapıt­ larını çağının siyasal sansüründen kurtulabilm ek için «alabildiğine teknik bir felsefe diliyle kaleme alm ışlığından doğan aşılm az zorluğundan söz edilegelm iştir hep. ve yapıtın hem bir başvuru kaynağı hem de bir antoloji niteliği ka­ zanm asına çauştık. H egel’i şu yada bu nedenle anlam ak istem eyenlerce benimsendiği­ dir. çağ­ daş düşüncenin ana kaynaklarından birini ve belki de birincisini oluşturan Hegel'i hem tanıtm ak. Şöyle ki: H egel ve düşüncesi başlıklı bir birinci bölümde filozofun düşünce serü­ venini ana çizgileriyle aktarm aya giriştik: H egel üze­ rine başlığını taşıyan bir ikinci bölümde ise.

ikinci ve üçün­ cü bölümleri doyurucu olm aktan uzak bulabilirler. Fransızcada «sevgi» anlam ına ge­ len «amour»dan türemedir.tardık. birinci bölümü tartışm a götürür. kendi açılarından haklı da olacaklardır: Hegel’e bir tek açıdan yaklaşm ak söz konusu değil­ dir. Attila Tokatlı / Not: İkinci ve üçüncü bölümlerdeki alıntılarda. Unutulmasın ki elinizdeki kitap bir uzm andan çok bir amatörün yapıtıdır. Ve gene unutulmasın ki am atör sözcüğü. 6 . ve nihayet. bir üçüncü bölümde. H egel’derı seçmeler başlığı altında. Herhalde. Konuya âşinâ olan­ lar. büyük düşünürün belibaşlı yapıtlarına bir gezi düzenledik. sa­ dece bize ait olan çevirileri im zasız bıraktık.

1793 yılında teoloji diplom asını alan ve eğit­ menlik yapm ağa koyulan Hegel. Jena’m n N apolyon orduları tarafından işgali üzerine b ir taşra gazetesini yöneten Hegel. Nitekim 1807 yılında yayınlanan «Dos Phaenom enologie des G eistes » (Zihnin Fenomenolojisi) adlı ilk büyük yapıtında. Orada tanıştığı. geleceğin büyük şairi H ölderlin’den etkilendi ve ilk in­ celem elerini ya. Ama bir yandan da kendi sistemini oluşturmaktaydı. 1770’de Stuttgart’da doğdu. 1831’de Berlin’de öldü. Nitekim ilk önem li yapıtı olarak kabul edilen «Dos Leben Jesw> (İsa’nın Hayatı.HEGEL VE DÜŞÜNCESİ Büyük Almaıı düşünürü Georg W ilhelm Friedrich HEGEL. Küçük bir memurun oğluydu. Schelling’den ve rom antiklerden kesinlikle ayrıldığı görülür. 1812)’i bu ara­ 7 .zmağa koyuldu. Okulla ev arasında renksiz bir çocukluk hayatı yaşadı. bu arada Kant’ı okudVı ve felsefesinin temel karakterini m eydana getiren akılcılık anlayışına bağlandı. 1796) adlı araştırmasını akılcı bir açıdan kaleme aldı. 1801 yılında Jena Üniversitesi’ne atanan He­ gel. Hegel için daha da verimli olacaktı. Fiche’ye karşı Schelling’in felsefesini savu­ nan ünlü yazılarını yazm ağa başladı. an­ cak 1808 yılında yeniden öğretim hayatına ka­ vuşabildi. İkinci büyük yapıtı olan *W issenschaft d er Logik » (Mantık Bilimi. Çok geçmeden aralarına katılan Schelling’le kurulan üçlü dostluk. 1788 yılında Tübingen Protestan Üni­ versitesine yazıldı.

insan ile evreni bir tüm halinde ve tarihsel bir açıdan değerlendirmesinden ileri gelir. İde’_ nin tek tek varlıklar halinde belirmesinden. Hegel’i daha sağlığında m utlak­ 8 . Bu son tez. Hegel’in felsefesi. Bunu. Yapıtlarının adlarından da anlaşılacağı gibi. «düşünen zihin» de yeniden kendisini bullır. Filo­ zofa göre. düşüncenin diyalektiğin ile varlığın diyalektiği arasında kökensel bir ayrılık yok­ tur. 1816 yılında Heidelberg Ü niversitesi­ ne atandı ve kendisini birdenbire büyük üne kavuşturan «F elsefe Bilimleri Ansiklopedisi» (1817)’ni yayınladı. bi­ çimlenmesinden doğar. bir oluştur. bir gelişme. tarih planında Devlet olarak gerçekleşm ek­ tedir. Hegel’in sistemini bütünüyle benim ­ seyerek tüm öğretim alanlarına uygulayıp ö ğ ­ retmeğe ve yaym ağa koy'ulacaktı. Evrenin gerçekliği. Ev­ rensel varlık. onun derslerini dinlem ek için Ber­ lin’e akın etmekteydi. Sadece A l­ manya'nın değil. Düşünülsün ki daha sağlığında Halle Ü ni­ versitesi. A m a Hegel’in asıl önemi. Herşeyin temelinde H egel’in İde olarak nitelediği bu mutlak varlık bulunur. Bütünsel var­ lık. Artık Hegel için. ancak ölüm ünden sonra « Tarih Felsefesi Üzerine Dersler» (1837) başlığı altında yayın ­ lanacak olan bir başka önemli yapıtın ilk ta­ sarısı izledi. Am a İde. Batı’da hiçbir filozofa nasip olmayan bir şöhret ve prestij dönemi başlam ış­ tı. aynı gerçeğin iki ayrı yüzüdür bunlar. diyalek­ tik metodu kusursuz bir biçim de kullanarak. A vrupa’nın dört bir yanından öğrenciler.da yazdı. bütün bilgi alanlarını kap­ sayan geniş ve derin bir sentez halinde ortaya çıkmaktadır. tek tek var­ lıkların çeşitliliği içinde kaybolmaz. Bir yıl sonra Berlin Üniversitesi’ne atandı ve bir başka önemli yapıtı olan «ffufeıtfe Felsefesinin İ lk e le r in i yayınladı.

V e söz konus’u bütünselliği izle­ yen Hristiyanlığı. Kant’m öznelciliği ve biçim ci ahlâkı ile Fichte ve Schelling tarafından kurulan idealist sistemleri eleştirmeğe girişti. Daha sonra Hegel.1 çı Prusya m onarşisinin b ir temsilcisi. bu açıdan bakınca. nesnel dünyanın. Bu dostluğun iki be­ lirgin sonucu oldu: Eski Yunan uygarlığına ve Fransız D evrim i’ne duyulan derin hayranlık ve bağlılık. «bilincin yazgısı» yada «bir düşma­ nın bilinci halinde kendi bilinci» haline geldiği «yırtılış anı» olarak görüyordu (İsa’nın H aya­ tı ve Hristiyanlığın ruhu ve yazgısı). Gerçekten de H egel’e göre Antik Site’nin «güzel. hattâ bir resmî sözcüsü durum una «düşürmüş»tü. Nitekim düşünürümüzün fikirsel oluşum unu temellendiren öğeler arasında. Bu­ günse H egel’in aslında alabildiğine devrimci bir düşünür olduğu kesinlikle ortaya çıkmış bulunmaktadır. Deneylere-dayalı-olumluluğ*uve-çelişkileri-içm de-tarih ile birlik-ve-evrensellik-gerektirirliği-içinde-aklı uzlaştırmak. bütünsel insanın gerçek özgürlüğünde ve m utluluğunda bulan Hegel felsefesinin ere­ ği şu olacaktır. ça­ ğın siyasal çalkantı ve dönüşüm leri ile halkla­ rın dinsel ve zihinsel gelişiminin incelenmesini en başta saymak gerekir. Bundan böyle. ger­ 8 . temel tasarısını bütünsel in­ sanda. mutlu ve özgür bir bütünsellikli vardı: Öznel irade ile genel nesnel iradenin dolaym ı­ şız birliği diye tanım lıyordu düşünürümüz bu bütünselliği. daha üniversite yıllarında geleceğin ünlü düşünürü Schelling ve ünlü şairi Hölderlin’le yakın dostluk kurmuştu. Kendi diyalektik anlayışı da böylece belire­ cekti. Y ukarıda da belirtmiş olduğum uz gibi He­ gel.

fenomensel bilgiden mutlak bilgiye doğru iler­ ler. özne ile nesne ve bilinç ile dünya arasındaki bütün bağlantı ve karşıtlık biçim lerinden geçer: Zihin tarafından yaratılm ış ve aşılmış olan yabancı­ laşmaların ve çelişkilerin tarihidir. Mutlak bilgi de. düşünürün 1812-1816 yıllan arasında kaleme almış olduğu M antık Bilimi başlıklı bir başka büyük yapıtına bir antropolojik giriş niteliğindeydi. Gene bu yeni mantık. Hegel sisteminin hemen hemen kusursuz bir açıklamasını getirmekte­ dir. aynı zamanda. V e bu evreler. bireysel bilincin oluşum evrelerini betim ler Hegel: D olayımsız duyusal kesinlikten ‘kendi bilinci’ne ve ‘kendi bilinçleri’nin karşıtlığından A k ıl’da uzlaşımına doğru ilerleyen bir evrelenm edir söz konusu olan. eski m etafi­ ziğin yerine kendi mantığını getirmektedir. özne ile nesne. Hegel’in 1817 yılında yayınladığı Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi' nin ilk bölüm ü­ nü oluşturmaktaydı. ve. ve.çek ile düşünce arasındaki karşıtlığı çözmek. Nitekim 1807 yılında yayınladığı Zihnin Fenomenolojisi adlı ilk büyük yapıtında. kültürünün evrensel (nesnel) oluşu içinde zih­ nin de evreleridir. Zihnin Fenom enolojisi. Büyük Mantık diye de anılan bu kitabında Hegel. Zihin ile Töz’ün özdeşliğidir. Diyalektik olarak şöyle gelişir düşünce: 10 . Söz konusu yapıt. V ar. Bu üzün gelişim yolu. kavramın «kavram la nesnelliğin mutlak birliği» halinde İde’nin teorisiyle bü­ tünlenen teorisi olarak öznel mantık olm ak üzere ikiye ayrılıyordu. lık’ın teorisi ve Ö z’ün teorisi olarak nesnel mantık. A y­ nı zamanda bir ontoloji (varlıkbilim ) ve bir gnozeoloji (bilgi kuramı) idi bu yeni mantık: Saf düşünce (İd e)’nin ve onun belirlenim leri­ nin diyalektik gelişiminin incelenmesiydi. böylece. saf (kendinde ve kendi-için) İde’nin incelen­ mesi olarak.

evrensel somut) haline ge­ lir. yada. doğrudan doğru ya şey’le. Özgürlük ancak ailede.Mantık. şey’in kendisiyle. özgürlüğün (hürriyetin) çeşit-duraklarındaki edimselleşimidir. Eski Yunan idealini uzlaş­ tırmak istemektedir. Hegel. aşağıdaki şekilde yo­ ğunlaştırılabilir: Kantçı soyut entellektüelizme ve (Schelling’in «sezgi» dediği) rom antik akıldışıcılığa. ve. kendinde ve kendi-için birliği için­ de m utlak zihnin felsefesi. Kant’m biçim ciliğine olduğu kadar Jean-Jacq*ues Rousseau’nun sözleşmeye dayalı Devlet görüşüne de karşı çıkmakta ve. antropolojinin. D evleti y*Urttaş için son ve kesin erek olarak gören. başkalaşm ışlığı içinde İde’nin bilimi olan doğa felsefesi. Söz konusu du­ rakları şöyle sıralıyor Hegel: Soyut hukuk (İra. belki. fenomenolojinin ve psikolojinin konusu olan öznel zi­ hinle nesnel yada pratik zihnin bilimi olarak zihnin. Jean Hyppolite’in deyişiyle. ve. ve. nesnel yada pratik zihnin bilimine 1820-1821 yılları arasında kaleme aldığı Hukuk Felsefesinin İlkeleri adlı yapıtını ayırmıştı: Dü­ şünüre göre. «felsefe alanında. öznel ahlâklılık (öznelliğin sons’uz gerek­ tirimlerinin olum lanışı). kav­ ram ın zorunlu kesinliğini ve akılsallığını kar­ şıt tutan düşünür. yani hakika­ 11 . sivil toplum da (burju­ va liberalizm inin dünyasında) ve özellikle de Devlet’te (ahlâk İdesinin edim halindeki ger­ çekliği dem ek olan. desi mülkiyette gerçekleşen özel kişinin huku­ ku) . dinde ve felsefede kendi’nin saf gerçekleşimi. «sonsuz Hristiyan öznelliği ile. «zihnin kendinden hareketle ikin­ ci doğa olarak ürettiği dünya» demek olan hu­ kuk sistemi. ve. sanatta. bir halkın hayatının akla uygun örgütlenişinde) bir gerçek dünya (so­ mut evrensel.» H egel’in sistemi. nesnel ahlâklılık. Burada Hegel.

tikel ile evrenselin. Şöyle diyebiliriz: Hegel’in sistemi.. yada. bozulup-değişerek-başkalaşma’nın bir mantığı oluyordu diyalektik. ayrım ) ’ya bağımlılaşını» ve. düşüncenin ve ger­ çekliğin gelişim yasalarının tümü demek olu­ yordu: Hareketin. mut­ lak düşünceyi gerçekleştirmek üzere «tutkula­ rın tikel çe k iciliğ in d e n yararlanarak («akim kurnazlığı») tarihi akim yapıtı haline getirme çabası olmaktadır. tez-antitez-sentea şemasına indirgemek olanakdışıdır.ten-var-olan'ın etkin biçim de gerçek bilgisiyle hesaplaşmayı» istemekteydi. «bu yabancılaşm a­ nın üstesinden gelişini de içeren» ilerlek ve dramatik gerçekleşimiydi. Bu başkalaşmayı. yani. «tüm bilim ler alanı»nı ku­ caklar ve üçsül bir ri+ me göre gelişen m utlak’ı dile getirir: Kendinde konulan ve düşünülen mutlak (m antık). Dolayısıyle de diyalektik.. Hegel’e göre. özne ile nesnenin. kendi-dışm da ve kendi-için nesnelleşmekte (doğa felsefesi) ve gene kendi­ ne. 12 .. artık aynı zam anda hem kendinde ve hem de kendi-için olan kendine dönm ektedir (zihnin felsefesi). bütünlük (somut evrensel. Hangi başkalaşmanın? «Niteliksel sıçram alar»ın nice­ liksel ilerleyişin sürekliliğini kırıp parçaladığı ve çelişkilerin üstesinden gelinip aşıldığı hare­ ketin ve bozulup-değişerek-başkalaşm a’nın. her tikel gerçekliği geleceği ve bitim liliği içinde an­ lamak. Hegel’in mutlak düşünce (İde) olarak nitelediği de. sonlu ile sonsuzun uzlaşımı ve özgürlüğün (hürriyetin) tam ve yetkin biçimde gerçekleşişidir. gene bu kendi’nin «öteki-varlık’a ve yabancılaşm a (olumsuzlama. onu. kendi’nin. ayrıca. çoğu zaman ve biraz da gelişigü­ zel bir şekilde yapıldığı gibi. evrensel somut) yanından yakalamak. Düşünceye saydam gerçekli­ ği geri vermeğe yönelik olan bu girişim. mutlak’m bir fcelirimi olarak kavramaktı: M ut­ lak.

baş aşağı yürür. İşte benim m etodum u onunkinden ayırt eden de budur. onun m etodunun tam karşıtıdır. taa çocukluğum uzdan bu yana kafalarımıza doldurulan bütün o eski safsatalardan çok da­ ha fazla akla uygun ve doyurucu.HEGEL ÜZERİNE Bir eleştiri zekâsı olarak Hegel. çünkü ben maddeciyim . MARX 13 . PROUDHON Benim diyalektik metodum. H egel’se idealist. onu tfutup ayakları üzerine oturtm ak yeterlidir. ALAİN Hegel felsefesinin ulaştığı en son son'uç şu­ dur ki. GOETHE Aristoteles’in yerini tutamaz Hegel. bir Tanrı’nın yönetimi ve koru­ ması olm aksızın tarihi yapm ak zorundadır. benim anladığım şekliyle. çünkü m odern çağın Aristoteles’i odur: Gerçekten de Avrupalı düşünürler içinde en derini ve bütün hepim izin kaderi üzerinde en belirleyici etkiyi yapmış olanıdır. HEİNE Hegel’in mantığı. Hegel’in diyalek­ tiği. ve Dünya’yı yaratan T an n değildir. daim a ku­ sursuz değerlendirm elerde bulundu. H egel’de diyalektik. ama o mistik halinden sıyrılıp kurtarılmak ko­ şuluyla. insan.. Hegel’in metoa*undan sadece temeli bakımından ayrılmaz. her türlü diyalektiğin temel formudur. bu diyalektiğe akla uygun görü­ nüşünü kazandırm ak için. tam tersine T a n n ’yı hayal edip yaratan insandır.

tıpkı bunVm gibi. Evrensel’in te­ kil ve tikeldeki nesnelliğini inkâr etmek ola­ naksızdır. Nedenselliği bu bağlantı­ dan k opanp ayırmak saçmadır..Tarihi tamamıyla nedenselliğe indirgiyor He­ gel. Hegel’in nedensellik konusunda söyledikleri­ ni okuyunca. Kant ve öteki­ lere oranla kat kat daha derine iniyor. nesnel dünya­ nın hareketinin kavram ların hareketindeki yansısını izlemeğe giriştiğinde. Hegel’in diyalektik metodunu yanyana getirip koymak. Görülüyor ki. evrenin nesnel bağlantı yasalarının tasarımını. Kant’çıların pek sevdiği bu tema üzerinde bu kadar az duruşu ilk bakışta tuhaf geliyor insana. kapitalizmin bütün ana çeliş­ kilerini kapalı olarak içermekteyse.) en ilk ve en basit olu­ şumu da. Soyut kavram ların oluşumu ve bu kavram ­ larla yapılan işlemler. yada daha doğrusu. Değe­ rin basit şekli. tasımlar. H egel’in M antik’mm 14 . kanısını. bütün açıklaması boyunca ve daha baştan itibaren daima belirtmiş bulun­ maktaydı. Hegel.. bilincini zaten çoktan içermektedir. vs. ve bir yığın çağdaş «bilgince oranla bin kat daha derin ve zengin bir şekilde anlatıyor nedenselliği. evrenin nesnel bağlantısının bilgisine eri­ şini dile getirmektedir.. insanın. en basit genellem e de. evrensel bağıntılılığın belirlenim lerinden sadece bir’ idir. bir malın bir başka mal kar­ şılığında mübadelesi biçim ine bürünen bir tek edim bile. gittikçe daha derin bir şe­ kilde. kavram lar’m (yargılar. nasıl.. ve çünkü Hegel bu evrensel bağıntılılığı çok daha derinden ve evrenselliği içinde kav­ ramış ve bu evrensel bağm tılık içindeki karşı­ lıklı geçişleri.. Neden mi bu kadar az duruyor Hegel? Çünkü onun için nedensellik. N eo-am pirizm ’in (yada «fizik idea­ lizmsem) «doğum sancıları» ile Hegel’in çözü m ­ lerini. son derece öğretici bir iş olurdu. vs.

Hegel’in ideologluğunu yaptığı yükseliş halindeki Alm an burjuvazisinin düalizminin etkisinde kalmıştır. de bir «terim» rolü oynadığını. özne­ nin (insanın) «. bir yandan o ça­ ğın A vrupası’nın ihtilâlci atmosferini yansıtan ilerici ve ihtilâlci eğilim lerin mevc'Ut bulunm a­ sı. LENİN Burjuva ihtilâli arifesinde A lm anya’nın çe­ lişmeli gelişmesini yansıtan Hegel felsefesi. bilim in ve tekniklerin diyalektik açıdan işlenmesi olmalıdır. insan düşüncesinin. imlemini ve rolünü asıl bura­ da aram ak gerekiyor işte. Hegel felsefesinde. * Hegel ve M arx’m yapıtını sürdürmek. İNSAN BİLİNCİNE MİLYARLARCA KERE TEKRARLATMIŞ OLMASI GEREKİYOR­ DU ŞÜPHESİZ. tarihinin.gerçek anlamını. BU ÇEŞİTLİ MANTIK ŞEKİL­ LERİNİ. vs. mantığın kategorileri içine sokabilmek için —bazan çırpm ırcasına— bir çaba gösteriyorsa Hegel. korkaklığını ve Eski Dünya karşısın­ daki tavizkârlığını yansıtan m uhafazakâr ve reaksiyoner fikirlerin m evcut bulunması işte 15 . söyleyerek. Alm an burjuvasizinin karar­ sızlığını. bu etkinliğin bir «tasım» olduğunu. ALABİLDİĞİNE DERİN VE T A ­ MAM IYLA MADDECİ BİR MUHTEVA VAR BURADA. * Kendi kendine bir erek veren insan etkinli­ ğini.. TERSİNE ÇEVİRMEK GEREKİYOR: MANTIK ŞEKİLLERİNİN BİRER BELİT DEĞE­ RİNİ ALABİLMESİ İÇİN. Buna dikkat. KATİYEN BİR OYUN OLSUN DİYE YAPMI­ YOR BUNU.tasımsın mantıksal «şekil»i için. İNSANIN PRATİK ETKİNLİĞİNİN. öte yandan da.

insanı ve insan tarihini «insanın kendi emeğinin bir sonucu» (Marx) olarak tasarlar.buradan gelir. üç saf­ hada gelişir. Engels. gelişmesi açısından bilinç fenomenlerinin doktrinidir). kendini-bilm e’den ileri gelir. bu safhalar şunlardır: 1) bizzat ide’nin bağrında. varlık ile düşünce’nin özdeş­ liği. Hegel diyalektiği’nin temel ilkelerini: Hegel sistemi’nde hareket n ok­ tasını teşkil eden. «mutlak ide»ye. bi­ limin ve bilimsel m etodoloji’nin bilinçli bir şe­ kilde gelişmesine kadar inceler (fenom enoloji. «salt düşünme unsuru» için­ de. H egel’in «emeğin özüm ü yabancılaşma kategorisi için ­ de «kavram asının çözümlemesini içerdikten başka. Mutlak olan bu şey faaldir. Hegel’in anladığı tarzda. aynı zamanda. bu evrimde görülen ilk belirtilerden. idealist bir tarzda da olsa. H e­ gel. faliyeti. düşünce’den. yani. H egel’in düşüncesinin temelini teşkil eden tarihilik kav­ ramının kökeni olarak nitelendirir. Mutlak ide. insan bilincinin ev­ rimini. doğa’nm ve sosyal hayatın bütün fen o­ menlerinin m utlak’a: zihin ve akıl’a. Sözü geçen bu yapıt. «dünya akılı»na ya da «dünya zihni»ne dayandığı anlamını taşır. sözü geçen bu yapıtta. Marx tarafından «Hegel’ci fel­ sefenin asıl kaynağı ve s im » diye nitelendiri­ len «Dıe Phaenom enologie des G eistes » (Zihnin fenom enolojisi) (1807) adlı yapıtı dahil. Hegel’in bütün yapıtlarında bu ikicilik görülür. birlik ve bütünlük halinde bir mantıki kategoriler sistemi’nde 16 . Die Phaeno­ m enologie des Geistes’ı. daha doğrusu. insan zihninin em briyolojisi ve paleontolojisi olarak. Hegel’in. ide’nin içeriğinin. Bu yapıt. yani. Enzyklopadie der philosophischen W issenschaften im Grundisse’de (Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi’n d e ) (1817) özetlenmiş olan mutlak (objektif) idealizm ’i. bütün dünyanın temeli ve özü olarak kendinden-gelişen Mutlak İde’nin dahiyane bir açıklamasını da içerir.

form ve içerik diyalektiği’ni. Hegel. sadece ide alanına dahil fenom enlere uygulu­ yordu. yani. Bu evrede. vs. m antık kategorilerini kalıplaştırıp su­ nileştiriyordu. dünyanın ve b ilgi’nin gelişmesinin artık ta­ mamlanmış öldüğünü iddia ediyordu. aynı zam anda da kendini-bil_ m eşin i tamama erdirdiği. 3 ) İd en in düşünce ve tarihte («zihin»de) gelişme­ si. gelişme ilkesini. onun kendi idealist felsefesine aykırı düşer. zorunluk ve hürriyet kategorilerine ve daha birçok kategoriye açık­ lık kazandırır. doğa. He­ gel kendi sistem inin. içeriğini değişik akıl yü­ rütme ve etkinlik form la n içinde kavrar. W issenschaft d er Logik’te (1812 16) yoğun bir şekilde ortaya konan Hegel diyalektiği. Kant’çı «kendinde-şeyler» düalizm i’ni eleştirir. parça (cüz) ve bütün (kül) diyalektiği’ni tanımlar. ken­ disinin m anevi özü ’nü oluşturan mantık kategorileri’nin dış belirim lerinden ibarettir. doğa for­ mu içinde gelişmesi. yani son noktasına eriştirdiği fikrindeydi. diyalektikten tutarlı bir şekilde sosyal sonuçlar çıkarmamış. diyalektık’e mistisizm ’i aşılıyordu. Felsefesinin idealist karakteri ve burju­ vaca sınırlılıkları. milliyetçi­ 17 . felsefe’ye son derece değer­ li katkılarda bulunmuştur. m’utlak ide kendi içine kapanıp. «inkârın inkârı» kanunu’nu. He­ gel in görüşüne göre doğa gelişmez.kendini açığa vurduğu M antık’ta gelişmesi. H egel’in diya­ lektiği. Ne var ki. kantitatif değişm elerin kalitatif değişm eler haline gelmesini form üle eder. Gerçekten de Hegel. Zihnin Felsefesi. m utlak ide’nin keridinden-gelişm esi’m. bü­ tün gelişm enin harekete getirici ilkesi olarak gelişme hakkında derin bir incelem eyi ortaya koyrr. H egel’i. Sözü geçen bu ya­ pıtında Hegel. kendi diyalektik fi­ kirlerine ihanete götürür. 2) Ide’nin. «öteki-varlık» form ları içinde. yani D oğa Felsefesi. daha d oğ ­ rusu böyle bir arzu göstermemiştir.

geleneksel yorum ları çeşitlendirm em i­ ze yol açabilir. Hegel felsefesi.» Hegel. Hegel’i bilmek. insan aklının gücüne inanışını. böylesine zengin bir düşünceyi içinden türediği somut koşullara bağlayan ilintileri de incelem eden geçemeyiz. Hegel’in agnostisizm’e karşı koy’uşunu. Marksizm. Am a filozofun gerçek kişiliğini ortaya çıkar­ mada da yarar vardır. Hegel’i tanımak ne demektir? Kuşkusuz. söyledi­ ğini daha iyi anlamamıza yarar kuşkus*uz. A y ­ nı bilgi. doğa. W ilhelm Hensel’in yaptığı sert görünüm lü. ağır basan eğilimlerini belirlem eyi başardık m ı? 18 . bundan tanır. M. ROSENTHAL «Beni bilen. gerçek dünyaya ve bilm e ye hükm eden en önemli genel kanunlar arasındaki bağlantıları ortaya koyan mantık bilim i ni takdirle karşılar. çe­ şitli ve kesin bir etki yapmıştır. M arksizm in gelişmesi üzerinde izler bırakmıştır: bu felse­ fenin en değerli unsurunu.lik tutkularına göz yum up Prtısya M onarşisi’ni sosyal gelişmenin zirvesi ilân edecek derecede ileri gitmiş. Hegel’ciliğin çok önemli bir *uğrağını oluş­ turduğu fikir tarihini kavram am ız bakım ından da önem taşır bu. bu sözle­ ri. bazı sözlerine daha fazla önem ver­ memize. tarihi­ lik kavramını. yani diyalektik ! alan Marksizm. yayınlanmış yapıtlarında. Hegel. daha sonraki kuşaklar üzerinde. onun sı­ nırsız doğurganlık taşıyan düşüncesinin özünü kavrayabiliriz. Hegel’in politik ve toplumsal tutumunu. diyalektik’i. alaycı bakışlı portresinin altına yazmıştı. yaşamı konusunda hiçbir şey bil­ mesek de. bu yapıtlar aracılığıyla çok geniş. Ayrıca. statüko (kurulu düzen) ile uzlaş­ maya girmiştir. yankılarını artırmamıza ya da azalt­ mamıza. toplum ve düşünce nin gelişmesini bilimsel tarzda akılyürütme öğretisi olarak yoğurmuştur.

Düşünce bakım ından kimi zam an dev­ rim ci olduğu halele. Bunlardan söz etmemiz. genel kuralları hiçe saymış ve ön­ yargılarla savaşmıştı. uzlaşm aya yanaşmayanlar. Bu güçlük sadece tehlikeli olm asm dan değil. A m a yine de onu. Belki de düşüncelerinin mantıksal sonuçlarına kadar gitmek istem iyor­ du. Hegel ne Ortaçağa öz­ lem duym uş ne de Y eniçağlardan korkmuştu. devrim ci adını taşımayı hak edi­ yorlar m ıydı? 1820 ile 1830 arasında Prusya’da «yekpare» diyebileceğim iz kim seler sadece gericilerdi. bu yiğitçe benim sedikleri seçene­ ği birtakım tutarsızlıklarla ödüyorlardı. H egel’in kendi yaşadığı yıllarda bir tutucü ya da toplum sal kurallara baş eğen bir kimse olduğunu söylem ek olanaksızdır bugün. durum un devrim sel olm am asından ileri geli­ yordu. söz­ leri. Tam tersine Hegel. Ama bu kimseler. farklı ve kimi zam an karşıt eğilim ler onun yüreğinde yer etmişti. İşte b*u karm aşıklıktır ki bizim karşım ıza an­ 19 . bi­ raz sonra gerçekleşecek bir siyasal altüst olm a­ ya inanlar. Ve Hegel «tek parçadan yapılmış» bir kimse de­ ğildi. Toplumsal ve siyasal durum.Bilmiyoruz! A m a en azından. h içbir şeyi. gün ışığına çıkardık. Bu koşullarda. yaşam tarzı bakım m dan devrim ci değildi Hegel. kesin ve geri dönülm ez kararlara olanak tanımıyordu. köklü d ö ­ nüşümlere. verilmiş biçim i içinde sap­ tayıp dondurm ayı istemiyordu. devrim ciler araşm a soka­ mayız. şim diye kadar bilinmeyen ya da yanlış bilinen eylemleri. alışılagelmiş düşünceleri bir yana atmış. ilişkileri (ki bunlar çok büyük önem taşı­ m aktadırlar). 1820 yılında Berlin’de devrim ci olm anın çok güç bir iş old*uğunu da kabul etmemiz gerekir. Hegel’i küçüm seyen­ lerin kaba suçlam alarını ortadan kaldırm aya yeter. Hegel.

yaptığımız inceleme son'ucunda. Hegel siyasal ve düşünsel ilerlemeyle yetin­ miyordu. toplumsal koşullar açısından 20 . yapıtlarının çözüm lem eden geçirilerek ortaya konan ve birbiriyle bağdaşm ayan kurucu öğ e­ lerini değerlendirmek. Hegel’in yapıtı derinlemesine ve sürekli bir yapıttı. geçici de olsa gerçekleşmelerini sağlamak için 1848 Devrimınin ortaya çıkması zorunlu olmuştu. tutumunun. genel olarak Hegel’in somut siyasal ve toplumsal et­ kinliğinin ilerici bir insanın etkinliği olduğu­ nu gösterdiğimizi sanıyoruz. Özlediği reform lar yine de Fransız Devriminden esinleniyordu ve bunlar önemsiz şeyler değildi. Bu yapıtın günümüzdeki red edilişinin ya da pekiştirilmesinin taşıdığı anlam dan te­ dirginlik duyularak genellikle kendi içinde ele alınmaya çalışılmasının nedeni de budur. Bundan ötürü. ölçüp biçm ek ve oran­ larını saptamak gerekiyor. Onun su­ suşlarını iskandillemeliyiz. Hegel. Hegel’in karakterinin. bunları özlüyor. Eğer reform ist sö­ zü bugün aşağılatıcı bir anlam kazanmamış olsaydı Hegel’e bir reform isttir derdik. vaz geçtiği dönüşlerine rağm en H e­ gel nerelere kadar ilerliyor? Biz. Bun­ dan ötürü. doğmuş olduğu ve g e­ liştiği tarihsel dönem içine. geçici pişm an­ lıklarına. Yazdıklarını ve bunun yanı sıra bize aktarı­ lan sözlerini göz önünde tutmalıyız. zamansal. Am a Hegel’in yapıtını. alınyazısı da büyük zenginliklerle d o ­ luydu. çağırıyor ve gerçek­ leşmeleri için çalışıyord*u. reform ların gerekli olarak ve çatışmasız değil ama zorlam alar da olm adan g er­ çekleşeceğine inanıyordu. O zaman bizim karşımıza ne gibi bir doğrul­ tu çıkıyor? Sakınganlıklarına.laşılması gü ç bir gerçek olarak çıkıyor. yerleştirmek ve m e­ kansal. Hegel bir ilerici reform isttir diyeceğiz.

Am a büyüklük ve yücelik her zam an haksız eleştirilere uğrar. A m a buna rağm en herkes onun bir «reform ist» ya da «yarı-reformist» ol­ duğunu söyler ve takdir eder. Altenstein’a gelince. çok sevdikleri. Bu Prusyalı şansölye. Biz Hegel dosyasm ı şöyle bir karıştırdık. Buna bir diyeceğim iz yok. Carove ve Cousin için övgüler dü­ züldü.ele almak daha doğru olur. Am a onların koğuşturm aya uğram alarının suçunu. Gerçek yüzünü ortaya çıkardığım ız için ta­ 21 . onun bir «li­ beral» olduğunda birleşirler ve ayrıntılara gir­ mezler. Bütün bunlar karşısında Hegel’i nasıl kaba­ hatli bulabiliriz. Prusya devleti polisinin zindanlarında çürü­ yen Förster. Bu çaba yerine getirilirse. kendisini koruyan­ lardan daha az yenilikçi olduğ'u nasıl söylene­ bilir? Hege] i dostlarıyla da karşılaştırabiliriz. genellikle H egel’in anısına büyük bir haksızlık edildiği anlaşılır. H ardenberg’in yaşam ında ve yapıtında hoşa gitmeyen birçok özellik bulm ak çok kolaydır. tarihçiler. Gerçekten de H egel’in anısı. H egel’in yüceliğine de böyle olmuştur. V arnhagen ve Gans haklı olarak «halkın dost­ ları» sıfatını kazanmışlardı. onları savunduğu. Buna karşılık. H egel’in. onların yardım ına koştfuğu ve on­ ları yüreklendirdiği halde Hegel’e yüklememek gerekir. çağdaşlarından birçoğunun yararlandığı iyilik sever bir görüş­ le ve hakça anlayışla ele alınmamıştır. H egel’den daha «ilerici» görüşleri h içbir zaman ileri sürmemiş ve ger­ çekleştirmemiştir. hayranlık duydukları v e esin aldık­ ları Hegel bir bakım a «halk düşmanı» olarak tanınıyordu.

rih ona hakkını vermemizi sağladı ve onu na­ sılsa öyle tanımamız olanağını sundu. A m a bu tavrı aşabilmek için. «Feno­ m en lerd ir kesin bilim lerin alanı. İnsan düşüncesinin. bu bilimler. Ama b’u iki büyüklük arasındaki bağıntı. Bu ilkeye göre b ir şey. sonsuza uzanan rakam lar konm asını g e­ rektirdiği için. düşüncenin «çelişme ilk e sin e boyun eğmesi gerektiği ileri sürüldü. evren. Tam tersine kabul etmeliyiz ki. Ve Hegel belirtmekte ki. insan düşüncesinin. dolu değildir. belirli bir nite­ liğe sahipse. özü bakımından. 2 rakam ı ile virgülden sonra. «kendinde şey» i bilem e­ yeceği sonucuna varm aktaydı Kant. 22 . Funun için de. şeylerin ancak yüzeyinde kal­ makta. Oysa Kant pek yerinde olarak göstermiştir ki. çünkü söz konusu bağıntıyı dile geti­ ren ünlü t i Cpi) sayısı. tıpkı daire gibi. çelişm eyi red ­ dettiğini ileri süren o geleneksel mantığı kul­ lanmalarına rağmen. gerek ke­ sin bilim ler ve gerekse doğrudan doğruya «sağ­ duyu» tarafm dan önüne çıkarılan çelişm eleri aşma gücüne sahip olduğunu kabul etmek ge­ reklidir. dairenin çapı da. Nitekim geom etri­ de. Tüm «kesin» bilim ler hep bu geleneksel «mantıksın temeli üzerinde yükselmektedir. yani eşyanın özüne inememektedir. karşıt niteliğe sahip olamaz: Bir kavanoz boşsa örneğin. Fichte g i­ bi Hegel de reddediyor bunu. mantığın en son ve temel ilkesi olarak göz önüne almaktan vaz geçm eliyiz. tanımlanmış ve belirlenm iş bir bü­ yüklüktür. bu kesin bilimler. belirlenemez. «çelişme i lk e s i ­ ni. doğrudan doğruya gerçekliğin kendisi­ ne. daire. diyordu Hegel. kar­ şıtlar arasında kurulu bir birliktir. belirlenimsiz kalmaktadır. daim a ve daim a çelişkili sonuçlara varmaktadırlar. diyor. bir başka belirlenmiş büyüklüktür nitekim. D ’HONDT Şimdiye değin.

ğal varlıklarla hiçbir yakınlığı. bir sonsuzun. bu «ben»in bir yaratımı yapar. Oy­ sa kendi kendisini anlam ağa çalışan insan. m addecilik de kabul edile­ mez: Çünkü bu görüş de bilinci m addenin bir ürünü haline getirerek. İşte bunun içindir ki Fichte’nin idealizmi kabul edilemez. mutlağın dışında herhan­ gi bir şey varsa eğer (bu şey. m*Utlak. A m a insan. aynı zamanda. Ama.Dünyanın sonlu. Demek ki bir tek tavır. İnsan varlığının bu ikiliğini uyg\ılamak üze­ re filozoflar. diyor He­ gel. düşünce olarak. mutlak olarak kabul eder bu sistem. m ekândaki d o. diyor Hegel. mutlak değil­ dir. sınırlı gerçekliklerden ku­ rulu olduğu ve bunun yanı sıra da üstün bir gerçekliğin. İnsan bilir ki. T ann sonsuz değildir. sonlu ile sonsuzun birliği olduğunu kabul etmek gerekir. m utlak’tan «tü­ resin» yada türem esin). İnsan için ilk gerçeklik. aynı zam anda hem doğaüstü bir düşünce ve hem de doğal bir be­ dendir. doğal bir nesnenin tüm karakterlerine sahip olan bir vü­ cuttur. ve doğayı. Tanrı’m n varolduğu söylenegelm işti bugüne değin. tıpkı idealizm gibi ken­ di kendini inkâra yönelmektedir. olanak kazanıyor: 23 . ilişkisi yoktur: M ekânda varolan bir şey değildir insanın dü­ şüncesi. kendi kendisidir. H egel’in yazm ağa başladığı dönem de orta­ d a bulunanı. Ama. bir çelişme ile karşı karşıya kalmaktadır: Çünkü kendi kendisi dediği şey. ta Eski Ç ağ’dan bu yana bir dizi sistem kuragelmişlerdir. çünkü T a n n ’nın yanı sıra sonlu ve sınırlı gerçeklikler var ise. sınırlı demek­ tir. Fichte ninkidir: «Ben»i. artık mutlak. Bunların en sonuncu­ su. dolayısıyla da. Bu durum da dünyanın. A m a öte yandan. b\ınu söylem ek bile çelişmenin ta kendisi­ dir.

Bir yandan. doğa ile varolduğu­ nu (doğanın da ancak kendi karşıtı olan bilinç­ le varolduğunu) koymaktır.«Diyalektik» düşünce anlayışını sağlayan ta­ vırdır bu. bi­ lincin doğaya karşı (yada doğanın bilince k ar­ şı) üstün olduğumu (öncelikli olduğunu) orta­ ya koymak değil. duyulur dünya tarafından olum suzlanmasına dayanmaktadır.. «G erçekçi » (Rea­ list) diye niteleyebileceğim iz bu dünya görüşü. Öte yandan da H egelci felsefe. tam tersine. sadece. doğanın. tam tersine. o güne değin bütün toplumsal re­ 24 . siyasal ve ekonomik düşüncenin evrim i bakım ından büyük bir önem taşımaktadır. zihin olarak yeniden kurmaktadır. zihin­ sel süreç çerçevesi içindeki yerini ve önem ini eksiksiz bir biçim de tanımak olur bu. bilinç için (yada düşünce için) bir m adde (yada bir doğa) var­ dır. saf bilinç yada saf düşünce yoktur. Dünyadaki bu karşıtlar birliği. doğanın önem ini küçüm semek anlam ı­ na gelmemektedir. . tin’in) doğa ta­ rafından. reduran. bu çeliş­ kileri temel ve sürekli şeyler olarak ortaya koy­ mak gerekir. bilincin ancak kendi karşıtı olan bedenle. Bu anlayışa göre. önce zihnin (yada. B *u süreç. Bu yeni dünya görüşünün sonuçlan. gerçekliği kavraya­ bilmek için. bu gerçeklikte bulunan çelişkileri ortadan kaldırmak değil. ilk olum suzlam ayı ortadan kaldırmakta ve böylece dünyayı. Tıpkı bunun gibi. Bir başka deyişle. dünyayı zihinsel bir süreç olarak göz önüne almak. saf madde de yoktur. dünyanın sü. hiç şüp­ he yok ki. tam tersine. karşıtla­ rın bir ayrılma ve yeniden birleşme süreci ol­ duğunu kabul etmekle anlaşılabilir ancak. cisim leşmiş bir bilinç vardır sadece. ama insan bilinci de doğayı olumsuzlayarak. hür­ riyet sorununü böylece çözebildiğim sanıyor Hegel. hareketsiz bir şey olmayıp. Bu durum da insanı anlamak.

insanda doğa ile irade arasında bir çelişmenin varolduğunu gösterir. çünkü birey.Düşünürü­ müze göre bu anlayış. bi­ reysel insan varlığının seçme yapabilm e güca 25 . doğa planında yerleşik kalmaktadır: Sofraya oturduğum vakit şu ya­ da bu yem ek arasında bir seçim yapabilirim. zihin planına yerleşti­ ğini kabul etmekten ileri geliyor bu yanılgı Heg el’e göre. Bireysel insan varlığının.form cuların karşısına dikilen engelin. şVı yada bu içtepiye kendini kaptırm adan önce düşünebilmesi ve seçebilmesiyle hayvandan ayrıldığı doğrudur. A m a bu fark. Bireysel insan varlığının. hürriyeti. H eg ele göre Fichte’nin yanılgısı. «Fichte ile Schelling'in felsefe sistemleri arasındaki fark » ’ta Hegel. doğal bir etkinlik olmaktan çık­ maz.. 1. toplum ­ sal adaleti gerçekleştirm ek için kullanılması gerekli araçların «adaletsiz»liği sorununun ya­ rattığı engelin aşılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla da elindelik. Doğa ile hürriyet arasında kurdukları mut­ lak karşıtlığın bir sonucu olarak. Fichte’nin Devletçi sosyalizmine şiddetle karşı çıkıyor. Elindelik sadece. ama işin ucunda tıpkı bir hayvan gibi beslenmem gereklidir. biçimsel (form el) bir farktır sadece. hürce seçme yetisine (yada. şu yada bu do­ yum yolunu seçerken. bana kesin bir üstünlük verm ez ve sırf bundan ötürü d o ­ ğanın üstüne çıkarm az beni. hürriyeti olanaklı kıl­ mak bahanesiyle tümden yok etmektedir. diyor Hegel. bu etkinliğin içinde elindelik bir rol oy­ nuyor diye. «irade-i cüziye»ye) sahip olduğundan dolayı doğaya ait olmaktan çıkıp hem en bir başka plana. seçmeden önce düşünme olanağı. A m a bireyin bir etkin­ liği. Rousseau’nun ve Kant’m yanılgılarından farklı değildir. evet. «elindelik» e. HÜRRİYET SORUNU: Yayınlanan ilk yapı­ tında.

Roussea'u’20 . Bu durumda Rousseau ve Fichte. Gerçekten de bir iktidarın varlığı bir zorunluk olarak ortaya konur konmaz. Y olda arabayı sağdan sürmemizi yükümleyen bir yönetm elik varsa. toplum sorununu dü ­ şünmeğe koyuldukları andan itibaren kendi kendileriyle çelişkiye girmektedirler. ekonomik yasalar sa­ yesinde otoritesiz işleyen bir toplum'un u ygu ­ lanma olanağı bulunmadığını çok iyi görüyor­ lar. Direyin özerkliğine saygı duym ak gereğinin nedeni de. toplum da yoktur artık. akla uygun topl\ımsal kuram ların yaratım ına (yada toplum­ sal kuram ların akla uygun olarak yaratımına) ve bu kuram ların insanın öz yaratımı oldu ğu ­ nun bilincine varılm asına dayanmaktadır. Bu çıkmazdan kurtulmak için. hür bir siyasal hayat sürer. Rousseau’n\m «yurttaşlık hürriyeti» diye adlandırdığı bir başka hürriyet anlayışına geçmektedirler. söz konusu özerkliğin. Hegel’e göre insan hürriyeti. çünkü böyle bir toplum da Devlet. Yasanın. top­ lumsal hayatı bütünüyle düzenleyen buyruk­ larına kayıtsız şartsız uym ak zorundadır birey­ ler. «nesnel» hale gelen ve insan öznesi tarafından da öyle kabul edilen insan zihnidir. Liberallerin ideali olan. A k­ la uygun toplum içinde insan. o ortak yapıtın gerçekleşme koşullarından birini meydana getirmesidir. soldan araba süremezsiniz. il­ kin ve temel bakımından. aynı birey şimdi. yapmak durum unda olam ayacaklarını kabul etmek gerekir. Birey saf bir zihin olarak göz önüne alın­ mak istendiği içindir ki. bireyle­ rin her istediklerini her zaman yapam ayacak­ larını. hürriyeti.olarak yanlış bir şekilde tanımladıkları içindir ki Rousseau ile Fichte. İlk hürriyet. ba­ sit bir nesne olarak düşünülmektedir. toplum halinde y a ­ şayan insanların ortak bir yapıtı olarak koy­ mak ■ gerekir.

diyor Fichte tarafından betimlenen toplum konusunda Hegel. hür irade­ nin insanın doğal yanını tamamıyla inkâr et­ mesi gerektiğini varsayarak. doğrudan doğruya toplumun hayatı için zorun. Devlet’i inkâr ederek.nun «yurttaşlık hürriyeti» diye adlandırdığı ve «suni» olarak gördüğü şey. Bu saygı duyulm adığı takdir­ de. eylemleri tikel çıkar­ lar tarafından yönetilen. doğal zorunluğun baskısı altm da olduğu için. bireylerden kurulu olan bir insanlığın işi­ dir. H egel’in. V e tikel çıkarların işleyişi. bir makina demektir. bireyin özerkliğinin orta­ dan kalkması söz konusu olamaz. ve insanı gelişigüzel bir doğal varlık olarak göz önüne almaktadır. H iç­ bir şekilde ortadan kaldırılamaz bu doğal te­ mel. baştanbaşa bu görüş üzerine. Zengin ve ortaklaşa bir ha­ yatın organik bedeni değildir halk bu durum ­ da.. hürriyetin yavaş yavaş üzerine kuruld'uğu doğal temeli m eydana getirmektedir. gerçek hürriyeti ortadan kaldırmakta. hakiki insan hür­ riyetinden başka bir şey değildir aslında. akla uygun Devit t’in yavaş yavaş yaratılışı. Bu özerkliğe. lu olduğu göz önüne alınarak ve o ölçüde say­ gı duyulm alıdır.. diye açıklıyor düşünürümüz.» H egel’e göre. D oğaya aittir insan. Birey. bellibaşlı olarak 1821 yılında yayın­ ladığı H ukuk felsefesinin ilkeleri başlıklı yapı­ tında dile gelen siyasal felsefesi. doğa ile iradenin insandaki diyalektik birliği (karşıtların birliği) görüşü üzerine kurulu bulunmaktadır. kesin bir yanılgıdır. tek tek bireylerden oluşmuş bir doğal türdür. Devlet «bir örgüt değil. dolayısıyla da. büyük sayıda tikel yarlıklar­ dan. karşıt yanılgıya düşmektedirler. ihtiyaç­ 27 . çünkü bu yanılgı. Bununla birlikte. atomsal ve cansız bir çoğulluktur. ekonom i bilginlerinin liberaliz­ mi. Am a bu ­ na karşılık Roussea*u ile Fichte de.

Demek ki. Ne var ki insan­ oğlu. dolayısıyla da bu emeğe bağlı sınıfın bağım lılığını ve yoksul­ luğunu» arttırdığını da ortaya koymaktadr. ihtiyaçlar alanındaki. diyor. öbür insanlardan ayrılmış bir varlık olarak göz önüne alınamaz: Sadece bir homo oeconom icus değildir insanoğlu. Bu bilim. Düşünürümüz. Mübadele bağıntılarına. yani. bireyler arasındaki bu karşı­ lıklı bağlantılar. bireylerin girişimleri sayesinde ulusların nasıl zenginleştiğini ortaya koyar. gerçekliğin o kendine özgü çelişik karakterini yansı tmaktadır. bu da. Ve insanın asıl hürriyeti. tamamıyla uyuml*u so­ nuçlar doğurmakta değildir.. insanlar arasındaki kendiliğinden ekonomik ilişkiler. Gene bu b i­ lim. sadece. liberal ekonomi bilginleri­ nin ileri sürdüğü gibi. «akla uygunluğun. karşıt sonuçlara götürür bizi. eşyanın doğası dolayısıyla varolan ve etkiyen yan sıması»nı bulmaktadır. sözünü ettiğimiz «akla uygunluk yansıması»nı veren pazar ya­ salarının varlığını ileri sürmektedir ekonom i politik. ekonom ik ilişkiler alanında değil. aynı zamanda. «üretici­ lerle tüketicilerin çıkarlarının çatışma haline girebileceğini» de göstermektedir. doğal ihtiyaçlarının doyum u ar­ dında koşan. Ama tıpkı öteki kesin bilim ler gibi ekonomi politik de.larını doyurm a yolun*u arar. Am a bu bilim. içinde bir iradenin belirdiği zihinsel bir topluluğun üyesidir. Devlet’in çerçevesi için­ de tüm yurttaşların kendi iradeleri olarak ka­ 28 . diye ekliyor. «tikel emeğin par­ çalanmasını ve sınırlanmasını. «m odem zamanların doğur­ duğu bilimlerden biri olan» ekonomi politiğin konusunu meydana getirmektedir. Am a ihtiyaç ve tekniklerin ilerlemesinin. bir Devlet’in yurttaşıdır aynı zamanda. Ö bür bireylerle bağlantı haline girer bu amaçla. kesin bilimlere özgü m etodları kullanarak.

kişisel iyilikseverlik duygularına bel bağlam akla yetınilemez. içinde artık kişisel çıkarın h içbir rol oynam ayacağı bir tophım kurm ak gibi olanakdışı bir çabaya yönelmişlerdir. Fransız devrim inin yapıtı karşısında duydu­ ğu hayranlığa rağm en Hegel. insan hayatının doğal ya­ nını inkâr etmek. Üreticilerle tüketicilerin çıkarlarını uzlaştır. söz konusu devrim i yürüten adamlar. ve bu alanda. Böylece de olması gerekir­ di. ekono­ mik bağlantıların kendiliğinden işleyişini orta­ dan kaldırm ak ve. böyle bir düzenleme daha da zorunluk kazanmaktadır. «her iki tarafın da üstünde ve bu am aca dönük bir düzenleme» gereklidir. her insiyatif sahibinden kuşkulanm ağa ve onun ortadan kaldırılm asını gerekli görm eğe koyulacaklar29 . Özel çıkarın sınırsız egem enliğini kabul edile­ bilir görm üyor Hegel. çünkü iktidan ellerinde tutanlar. Düşünürü­ müzün gözünde bu. ve bü­ yük sanayi ile dış ticaret geliştikçe. dolayısıyla da. çıkışı olm a­ yan bir yola saplanmaktır. diyor düşünü­ rümüz. tüm yurt­ taşlardan yalnız Devlet için tam ve kesin feda­ kârlık istedikleri andan itibaren. A m a bütün bu n lan söyleyen Hegel. İşte bu girişim. mak için. H egel’e göre Devlet.bul ettikleri bir iradenin oluşum’Uyla gerçekle­ şecektir. belirtmekten g e­ ri kalm ıyor ki. «Terör»e. Öte yandan D evletin bir görevi de. dolayısıyla da başansızlığa götürmüştür onları. saf ahlâka uygunluğun (saf ahlâkîliğin) egem enliğini yaratm ak amacıyla. yoksulluğün çaresini bulmaktır. Fichte’nin önerdiği gibi. «sivil toplum»un bağrın­ da zorunlu olarak doğan çelişkilerin aşılması­ nı sağlayacak kurum lan yaratm akla görevli­ dir. p a­ zar yasalarının yerine Devlet’in iradesini koy­ mak gerektiği düşüncesinde değil.

karmaşık ve bazan da tanımlanması güç bir tavırdır. Düşüncesi temelli bir deği­ şikliğe uğramam ış olm akla birlikte. Gençliğinde Hegel. Prus­ ya Devleti’nin bir çeşit resmi filozofu olarak geçirecektir Hegel. çağınm yeni bir dönem e bir gebelik ve geçiş çağı olduğunu görmenin. Hegel’e göre. Terör olayını kınadığı halde gene de ateşli bir Fransız Devrimi taraf­ tarıdır. Saf ahlâka uygunluğun egemenliği. insanın elinde değildir.dır. Ve ömrünün son dönem ini Berlin de. pek de güç olm adı­ ğını belirtiyor. siyasal etkinlikten uzak kalma arzusunu çok açık bir biçim de dile g e­ tirmektedir. SİYASAL EYLEM SORUNU: Fichte’nin sos­ yalizmine ve Rousseau’nun dem okrasi konu­ sundaki tezlerine karşı çıkışı göz önüne alına­ rak. yeni bir toplumsal dün­ yanın gelişini törensel sözlerle haber veriyor. ilk defa olarak hürriyet fikri üzerine bîr top­ lum düzeni kurm ağa giriştiği için övü yor Fran. hayatının bu son döneminde. üstün irade olarak D evletin. Gerçekte ise düşünürün tavrı. Am a N apolyon’un düşüşü. çünkü doğanm üstünde dalgalanan bir saf zihin (tin] haline gelmek. 1807 yılında yayınladığı Zihnin fenom enolojisi başlıklı yapıtında. A vrupa daki eski krallık rejimlerinin sağlamlaşmasına yolaçm ıştır. Ölümünden sonra yayınlanan Tarih felsefe­ si üzerine dersler başlıklı yapıtında ' örneğin. sız Devrimi’ni. özel çıkarlar tarafından sınıflandırılm ayı kabul etmesi gerekmektedir. 2. b öy le­ ce en kanlı diktatoryayı doğurmaktadır. 1789 Devrimi konu­ sundaki gençlik değerlendirm elerini inkâr et­ 30 . Demek ki düşünürümüz. Hegel’in tutucu bir düşünür olduğu ileri sürülebilirdi.

Kant. bireysel kararın. bireyi kurtardığını sanıyordu . aynı Hegel’in. A m a buna karşılık. Burada d a Kant tan yola çıkıyor düşünürü­ müz. bu durum da. kendine özgü bir değerlendirm eden yola çı­ karak yapar seçimini. bir toplum sal devrim e çağrıda bulunm adı­ ğı kesindir. Demek ki.. özel olduğu için. Am a bireye gerçekten kılavuzluk edemez bu ilke. bu dü­ şünürün devrim ci bir ideali benimsemesine yolaçan ve de araçlar ve erek ikilemini kırmasını sağlayan entellektüel aletleri veren filozof olu­ şudur. daha önceki dönemlerine oranla çok daha sıkı bir denetimden ve sansürden geçmekteydi. Bunun yanı sıra. yani herkese. H ukuk felsefesinin ilke­ leri nde açık seçik bir dille. yaşı ilerledikçe gerçekten dönüşüme uğrayıp uğram adığını kestirmek güçleşmekte­ dir. davranışı evrensel bir ku­ ral değeri taşıyabilecek biçim de davranmasını buyuran bir «kesin buyruk» haline getirmekle. Hayatının son dönem inde H egel’in dersleri ve yazıları. 31 .miyor. araların­ da seçme yapm ası gerekli bir çok «iyi» yada bir çok «ödev» bulunmaktadır. ahlâk yasasını sadece bir iç yasa. bir bu kadar kesin olan bir başka nokta da. Fenom enoloji 'de Tas­ ladığım ız o yeni çalkantıları haber veren çığ­ lığı bulam ıyoruz artık Hegel’de. diyor. Bu olguy*u açıklayabilm ek için. çünkü bireyin karşısında daima. A m a H egel’in. H egel’in ah­ lâk ve tarih konusundaki büyük tezlerini ha­ tırlamak gerekiyor. felsefenin dünya­ ya ders verm eğe kalkışmaması gerektiğini be­ lirtmiş bulun’uyordu. Dolayısıyla da filozofun pratik tavrının. Öte yandan Hegel. M arx’a. Ve birey daima. hayatının hiçbir dönem in­ de. iyinin evren­ sel bir değer taşıdığını kabul edecek olursak.

Oysa yanlış olacaktır bu izle­ nim: Çünkü toplum ca benimsenmiş davranış ilkelerinin bireysel ahlâk yargılarından üstün olduğunu ileri süren Hegel. aynı zamanda. toplumsal yada nesnel ah­ lâktır. iyi kötünün. gene aynı insanın zihinsel özünün olumlanışıyla özdeşleşiyor. A m a aynı koşullar içine kona­ cak bir başka birey. Hegel’in bu konuda vardığı sonuç. Çünkü asıl ahlâk. biribirinin tümleyicisi olan iyi ile kötü arasında içinden çıkılm az bir şe­ kilde debelenmekledir. Hegel. çünkü bedeniyle doğaya ait olan insan. diyor filozo­ fumuz. Özel bir ereği iyi ola­ rak ortaya koyduğu her seferinde.iyiye hiçbir zaman gerçekten uygun düşm edi­ ğini söylememiz gerekir. değişmez ola­ rak kabul edilen «insan doğasıs-nı değil de in ­ sanın baştanbaşa bir dönüşümünü içeren tari­ hi ön plana alışıdır. yani belirli b ir toplum da benimsenmiş bulunan davranış ve gidiş ilkelerinin tümüdür. Gene bu nedenledir ki. De­ ğişmez bir «insan doğası» yoktur. Hegel’in düşüncesinin bütün eski felsefe sis­ temlerine oranla büyük yeniliği. top­ lumsal örgütü özü tarihsel bir gerçeklik ola ­ rak göz önüne alan ilk filozoftur. kötü de iyi­ nin yerini alacak şekilde tam tersi bir seçme yapabilir pekâlâ. sıkı sıkıya tutucu bir filozofun karşısında bulunduğum uz izlenimi uyansa gerektir. kötü ola­ rak görünen bir başka ereği kurban etmek zo­ rundadır birey. Hegel’de. işe bire­ yin açısından. İnsanın tarihsel karakte­ rinin olumlanışı. Bu satırlar okununca. aynı zamanda. öznel açıdan bakıldığı takdirde ahlâklılık sorununun çözümsüz kalacağıdır. XVIII. Kendi kendine bıra­ kıldığında birey. yüzyıl sonlarında A lm anya’da dünyaya gelen evrim 32 . doğaya egemen olm ak ve hür­ riyeti gerçekleştirmek anıklığını taşıyan bir düşüncedir.

diyordu Platon. Siyasal eylem.ci tarih görüşlerini reddetmekte. baskı ve şid­ det kullanımını şart koşuyor. İnsan tarihi. yukarıda sözünü ettiğimiz ilk bakışta tutucu gözüken ahlâk anlayışına karşıt düş­ memektedir. la n kullanması ya da kullanılmasını önermesi söz konusu olamaz. bir toplumsal reform zorunluğu teori­ siyle bu reform u gerçekleştirm eğe yönelen bir eylem in içiçe geçiştirilmesini olanaklı kılıyor. ilkin Platon tarafından dile getirilmiş olan temel karşıtlığı. aşmamızı sağlamak­ tadır. yavaş yavaş ve farkına varılm aksızm gerçekleşen bir sürece dayanmaz. «diyalektik» tarih görüşüyle kar­ şı karşıyayız burada. örneğin doğal bir filizlenm e sürecinde olduğu gibi. aynı zamanda birer devrim ci önder de olabileceklerdir. m evcut toplumsal gerçekliği parçala­ yan insan iradelerinin etkisiyle m eydana gelen bir dönüşümdür. Rousseau ve Fichte ile bir­ 33 . siyasal ey­ lem içinde ereklerin niteliği ile araçların nite­ liği arasındaki karşıtlığı. Platon’dan Fourier yada O w en’e uzanan devrim teorisyenleri vardı. Eski Ç ağ’da ayaklanan kölelerin önderlerinden B abeııf’e kadar. Demek ki. Çün­ kü Hegel'in felsefesi. ve tarihsel zorunhığun. öte yanda da. karşıtlık ve m ücadelede bu­ lan bir dönüşüm dür insan tarihi. devri­ min uygulayıcıları yer almaktaydı. bir toplumun ahlâkını. E'undan böyle ise devrim ci düşünürler. bu türden araç. gerçekleşmesi için gerekli koşullan. Oysa barış ve adalet ardında koşan filozofun. belirli anlarda. bir yanda. sadece be­ lirli bir zaman ve belirli bir yer için geçerli sayıyor çünkü Hegel. Kari M arx’ın düşüncesinin merkezinde yer alacak olan. ahlâktan üstün olduğunu en açık biçim de dile getiriyor. diyor. Bu kesinlikle devrim ci anlayış. H egel’in tüm tarih felsefesi: İlk kez olarak bu tez. Hegel’e gelinceye değin.

bazan. tarihsel zorunluktur yada ta­ rihsel akla uygunluktur (aklîliktir).likte. Kuvvete dayanan. düşüncenin yada ak­ im çabasının temel bakım ından çelişkin öğeler arasında bir bileşimin (sentezin) gerçekleştiril­ mesi olduğunu söyleyen en köklü tezinden çı­ kan sonUçtur. Hürriyete doğrudur bu yürüyüş. Sadece şiddete inananlar. çünkü. bu ikile­ min yanlış oldüğu düşüncesindedir. bu arada şiddet tutkusu da rol oynayacaktır ister istemez. Ve hürriyete doğru bu iler­ leme içinde tutkular. bu felsefede ken­ dilerine bir kanıt aram a olanağını daima bu ­ labilirler hiç şüphe yok ki. Am a diyalektik bir ilerlemedir bu. zorunlu ve akla uygun top. politika konusunda hiçbir şekilde aşı­ rılığı ve sinizmi savunmamış olduğunu da be­ lirtmek gerekiyor. çünkü insan­ oğlu saf bir zihin (tin) değildir. Am a bu böyleyse. şiddet kullanımını gerektirebi­ lir ve dolayısıyla da bu kullanımı meşru kıla­ bilir. filozofun. bireyin ahlâk açısından saf kal­ ması tasası olmamıştır. özel kişiler olarak bireylerin ahlâka uygunlu­ ğunu yargılayan ölçülere göre değerlendirile­ mezler. diyor. İnsanların eylem ini yönlendiren açı. Demek ki. hiçbir zaman. akıl tarafından yönetilen bir ilerlemedir. Bununla birlikte Hegel’in. bu felsefede tarih. Bu sonuç. yalnız kuvvet üzerine kurulu siyasal girişimlerin ge­ çerli olduğunu söylem iyor düşünürümüz. yani karşıt güçlerin m ücadele­ siyle gerçekleşen bir ilerleme. lumsal dönüşümleri gerçekleştiren insanlar. Hegel ise. d i­ yor. Böyle bir m üca­ dele ise. Henri DENİŞ 34 . dün­ yanın zorunlu ve akla uygun bir yürüyüşü ol­ duğunu söylüyor sadece. sosyalizmin bütün ön-M arksçı teorisyen­ lerinin inançları da budur. insanların eylemlerine egem en olan şey.

onun için öğre­ tisine «özdeşlik felsefesi» (Identitaets-philosophie) demişti. dinamik bir sa­ natçı karakterini bulmuştuk. Hegel’in felsefe­ si. «doğ­ ru» ve «yanlış» bilm e arasm da kesin sınırlar çizm eğe çalışmıştı. karşıtlan uzlaştırmak ister.' «fay­ dalı». bir anlamıyla ayır­ ma demektir. Alm an İdealizminin bu son büyük düşünürü. Schelling ayrılıkla­ rı. Bu durumda. Alm an İdealizminin bu üçüncü ve Kjn düşü­ nüründe en yüksek olgunluğuna erişecektir. S chelling’te. ağır am a sağlam işleyen. «kritik» deyimi. güçlüklerden yılm ayıp düşüncenin en derinliklerine kadar in­ m ede sabır ve direnm e gösteren bir zekâsı var.Kant. Onun her alanın sınırlarını belirtm ek isteyişi. yeni konulara coşu ile atılan canlı. «doğru». Sistem’de bütün düşünceler tek bir ana-önerm eye sıkı sıkıya bağlanır. sistem e varmaktır. bütün karşıtlan bu temel üzerinde orta­ dan kaldırm ağı denemişti. karşıtlan uzlaştırmak denemesi H egel’de. doğayı «mekanist» olarak açıklam a ile «teleolojik» olarak açıklam a arasında. felsefesinin kritik karakteri ile ilgilidir. Y aşça daha bü­ yük olm asına rağmen Schelling karşısında uzun zam an bir mürit olarak kalan Hegel’in ise. «iyi» ve «güzel» değerleri arasında. çok erkenden olgunlaşmış. «teorik akıl» ile «pratik akıl» arasında. tamam iyle kendi içine kapalı. Fichte öğretisine «ben»i çıkış-noktası olarak almış. içeriği bakımından çok zengin bir sistem yaratmıştır. «Sistem» düşüncesi ise. Oysa Kant’tan sonraki Alman idealistlerinin ana-tutumu. bundan tutarlı olarak türetilir. daim a ayrılıkları bir­ leştirm ek. bu sistem düşünce­ si. hepsinin içinde erimiş olduklan bir kökte —başlangıçtaki «ayrım laşm am ış»ta (Indiffenenz) birleştirmek istemişti. metod bakım ın­ dan tam birliği olan. olgunluk ve büyüklüğü yönünden Spinoza’nın sistemi yanm da— bütün 35 . bir sistem olarak.

çünkü insan­ oğlu saf bir zihin (tin) değildir. İnsanların eylem ini yönlendiren açı. dün­ yanın zorunlu ve akla uygun bir yürüyüşü ol­ duğunu söylüyor sadece. bireyin ahlâk açısından saf kal­ ması tasası olmamıştır. politika konusunda hiçbir şekilde aşı­ rılığı ve sinizmi savunmamış olduğunu da be­ lirtmek gerekiyor. bu felsefede tarih. yani karşıt güçlerin m ücadele­ siyle gerçekleşen bir ilerleme. bu felsefede ken­ dilerine bir kanıt aram a olanağını daima b u ­ labilirler hiç şüphe yok ki. Bununla birlikte Hegel’in. Böyle bir m ü ca­ dele ise. d i­ yor. tarihsel zorunluktur yada ta­ rihsel akla uygunluktur (akliliktir). insanların eylemlerine egem en olan şey. bazan. zorunlu ve akla uygun top­ lumsal dönüşümleri gerçekleştiren insanlar. özel kişiler olarak bireylerin ahlâka uygunlu­ ğunu yargılayan ölçülere göre değerlendirile­ mezler. filozofun. Am a bu böyleyse. Demek ki. düşüncenin yada ak­ im çabasının temel bakım ından çelişkin öğeler arasında bir bileşim in (sentezin) gerçekleştiril­ mesi olduğunu söyleyen en köklü tezinden çı­ kan sonüçtur. Ve hürriyete doğru bu iler­ leme içinde tutkular. sosyalizmin bütün ön-M arksçı teorisyen­ lerinin inançları da budur. diyor. yalnız kuvvet üzerine kurulu siyasal girişimlerin ge­ çerli olduğunu söylem iyor düşünürümüz. bu arada şiddet tutkusu da rol oynayacaktır ister istemez. bu ikile­ min yanlış old\ığu düşüncesindedir. Sadece şiddete inananlar. şiddet kullanım ını gerektirebi­ lir ve dolayısıyla da bu kullanımı meşru kıla­ bilir. Bu sonuç.likte. Kuvvete dayanan. Hürriyete doğrudur bu yürüyüş. akıl tarafından yönetilen bir ilerlemedir. çünkü. Henri DENİŞ . Am a diyalektik bir ilerlemedir bu. Hegel ise. hiçbir zaman.

Kant. doğayı «mekanist» olarak açıklam a ile «teleolojik» olarak açıklam a arasmda. daima ayrılıkları bir­ leştirm ek. «doğru». Schelling ayrılıklan . onun için öğre­ tisine «özdeşlik felsefesi» (Identitaets-philosophie) demişti. Oysa Kant’tan sonraki Alman İdealistlerinin ana-tutumu. Hegel’in felsefe­ si. yeni konulara coşu ile atılan canlı. bir sistem olarak. Bu durumda. «teorik akıl» ile «pratik akıl» arasında. Onun her alanın sınırlarını belirtmek isteyişi. karşıtları uzlaştırmak ister. Fichte öğretisine «ben»i çıkış-noktası olarak almış. bütün karşıtlan bu temel üzerinde orta­ dan kaldırm ağı denemişti. tamamiyle kendi içine kapalı. Alm an İdealizminin bu üçüncü ve son düşü­ nüründe en yüksek olgunluğuna erişecektir. içeriği bakımından çok zengin bir sistem yaratmıştır. Alm an İdealizm inin bu son büyük düşünürü. bundan tutarlı olarak türetilir. karşıtlan uzlaştırmak denemesi H egel’de. bu sistem düşünce­ si. felsefesinin kritik karakteri ile ilgilidir. hepsinin içinde erimiş olduklan bir kökte —başlangıçtaki «ayrım laşm am ış»ta (Indiffenenz) birleştirmek istemişti. Sistem’de bütün düşünceler tek bir ana-önerm eye sıkı sıkıya bağlanır. çok erkenden olgunlaşmış. «kritik» deyimi. olgunluk ve büyüklüğü yönünden Spinoza’n m sistemi yanm da— bütün 35 . «Sistem» düşüncesi ise. metod bakım ın­ dan tam birliği olan. «doğ­ ru» ve «yanlış» bilm e arasm da kesin sınırlar çizm eğe çalışmıştı. Yaşça daha bü ­ yük olm asına rağmen Schelling karşısında uzun zam an bir mürit olarak kalan Hegel’in ise. bir anlamıyla ayır­ ma demektir. «iyi» ve «güzel» değerleri arasında. güçlüklerden yılm ayıp düşüncenin en derinliklerine kadar in­ m ede sabır ve direnm e gösteren bir zekâsı var. Schelling’te. ağır am a sağlam işleyen. sistem e varmaktır.' «fay­ dalı». dinamik bir sa­ natçı karakterini bulmuştuk.

Onun içindir ki. kendi kendini işler. bu düşünme kendi kendisinden beslenir. b u ­ nun içinde yer alırlar. maddeyi de.felsefe tarihinde biriciktir denilebilir. H egel’de de «asıl gerçeğe» spekülatif olarak. felsefi düşünm ede dı­ şarıdan gelecek m alzemeye ihtiyaç yoktur. felsefi dü­ şünm eyi gözönünde bulundurmaktadır. Hegel «düşünme» derken. Nasıl Fichte’de «ben» sırf kendisi­ ne bakm akla hem kendisini hem de «ben-olmayanı» (objeyi) kavrıyorduysa. Çünkü. Bundan başka olan basbayağı düşünm ede (Reflexion) duyularla edinilmiş malzeme üzerinde düşünü­ lür. çünkü realist-positivist bir akım karşısında Hegel felsefesi yıkıldıktan son­ ra. Bu zin­ cirin son halkası «evren kavramındır. bu «herhan­ gi bir şey» üzerine bir düşünmedir. yani deneye hiç baş vurmadan. Felsefenin ödevi. sırf düşünm enin sınırları içinde kalınarak varılm ağa çalışılır. Düşünme bunu başarabilir. Çünkü objenin kendisi de süje gibi rationeldir. süje ve obje aynı ilkenin. Hegel’e göre felsefe objelerin düşünce ile görül­ mesidir. bütün öteki kavramlar bunun altında toplan ırla !. Yalnız bü malzeme kavranılır. onunki gibi büyük bir sistem kurm a dene­ mesine artık girişilmemiştir. varlığın kendi kendini düşün­ mesidir. Bu felse­ fe şimdiye kadarki felsefe tarihinin en son bü­ yük sistemidir de. H egel’in felsefesi. Oysa «fel­ sefi düşünme» herhangi bir şey üzerine durup düşünme olm ayıp «kavram lar sistemini» yapı­ cı ve yaratıcı olarak geliştirmedir. Kant'tan sonraki Rationalismin de en yüksek doruğudur. Burada dü ­ şünme metodlu olarak ilerleyerek objelerin kavramlarını birbirinden türete tü rete sonun­ da «kavramlar zincirini» ortaya koyar. form u da kendisin­ de bulur. Ancak. varlığın özünü kav­ 36 . buna bağlıdırlar. aynı aklın başka başka olan şekillenmeleridir. dola­ yısıyla felsefe.

varlığında bilincine erişip özgürlüğünü elde etmesine kadar sürüp gider. Tutarlı bir bağlam olan sis­ tem.* «. «kavram» bilginin upuy­ gun (adaeguat) form udur. akıl dışındaki herhangi bir yeti ile bilgi edinm eği reddeder. doyum ların getirdiğini kavramak değildir. dışarıdan ge­ len bir şeyi. Fichte’de dialektik. kaplamı en geniş olan kavram dan kalka­ rak bütün düşünülebilenleri aynı metodla bir­ birinin ardından geliştirecektir. Burada sözü geçen metod. varlık da hep karşıtların için­ den geçerek. Schelling onu dışarıya aktarmış. bilgim iz ancak kav­ ram da objeye en uygun olan bu duruma ula­ şır.ramaktır. K avram da rationel bir unsur olduğundan. Salt düşünmenin içinde kalarak. Ouygu» ya da «Duyum» bizi «öz»e götüremez. H egel’e göre önce «bilginin yürüyeceği yol. düşünmenin gelişmesinin form u idi. tabiat süreci­ nin gelişm esinin form u yapmıştı. Yalnız. Bundan dolayı. Hegel ise dialektik’i üniversel bir m etod yapar. karşıtları uzlaştırarak gelişirler. hem düşünmenin. Felsefede «kavramak». Fichte ile Schelling’in de kullan­ dıkları dialektik metodtur. dialektik hareket. varılan h er uzlaşmada yeniden çözül­ mesi gereken yeni bir karşıtlık gizli olduğ'tından. tesadüfi olan bölün­ müşlüğünü ve çokluğunu gösterir. Düşünme de. bize ancak «öz»ün tesa­ düfi olan görünüşlerini. kavram ın kendi içindeki faaliyetidir. bilgim izin bir sisteminin de olması gerektir. düşüncenin varlığı bir bütün olarak kavram asına. Ancak. H egel’e göre. ona göre dialektik. hem de —yalnız tabiatın değil— bütün varlığın gelişme biçim i­ dir. «kavram ak». yani bilginin m etodu ne olm alıdır?» sorusu üze­ 37 . . sadece «kav­ ramdın kendi kendine işlemesiyle bilgi siste­ mimizin nasıl oluştuğunu Hegel şöyle anlatır. Hegel. kendi başına işlemesidir. Felsefe olacaksa.

bu yol da.rine durup kalm amalıdır. mantıki bakım dandır. düşünmede başından sonuna . Kant’m istediği gibi. bu kavramı her türlü niteliğinden soym uş olu ­ rum. Yalnız. ancak. Bu yolda bütün kav­ ramlarımız dialektik bir hareket ile birbirin ­ den türerler. bir ilk-tem elin kendisini açması. «Varlığı» «yokluk» olmaktan kurtarmak için ona bir içerik kazandırmalıdır.kadar yürü­ yeceğimiz yol d ialektiktir. En tümel olan kavram. «En tümel olanı» elden geldiğince düşünmeğe çalışalım. ta sona kadar hep karşım ızda bu lu ­ ruz. «varlık» kavram ı­ dır. yerine göre. İmdi bu çelişm eyi çöz­ mek. «varlık» kavram ında «yokluk» kavramını keşfettiğimiz gibi. dialektiği hem en karşım ızda bulu­ ruz. bu kavram ın hiçbir içeriği yoktur. Varlık (evren). bu içeriği ona kazandırınca da «oluş» kavram ı kendiliğinden ortaya çıkar. A dla38 . daha düşünmeye başlar başlamaz. düşünmenin karşısına kendiliğinden ç ı­ kan bir ödevdir. Bütün varolanların. «ide». b ü ­ tün varlık çeşitlerinin arkasında ve temelinde bulunan bu ilkeye Hegel. Dem ek ki. sadece «varolanı» düşündüğüm de. belli bir e r e ­ ğe doğru gelişmesidir. «cevher» ya da «tin» (G eist) der. bilm ede yü ­ rüyeceğim iz yolun hangisi olacağı kendiliğin­ den belli olur. Onu bündan böyle de. kavramların birbirinden türemeleri zam an b a ­ kımından değil. dialektiğin yoludur. Bu. Çünkü felsefenin konusu olan varlığın bütününe yönelince. her kavram içinde bir başka k av­ ramı keşfederiz. ilkin «bilginin yolunu» bulup sonra varlığı ta­ nıyacak değilizdir. böylece ta bütün varlığı bir kavram lar sistem i içinde d er­ leyip toplaym caya kadar sürüp gider. Düşünce gibi varlık d a dialektik olarak ge­ lişen bir süreçtir. bomboştur. hem en başlangıç­ ta dialektik ile karşılaşmaktayız. ama hiçbir içeriği kalm ayınca da «varlık» «yokluk» olmuş olur. «afeıi». bir ilkenin.

ama kendisini bilmesi. yani m antık ile mate­ matiğin objelerini insan düşüncesinden bağım ­ sız olan b ir m antık alanına yerleştirir. «Tim in (Geist) gelişmesindeki üç evrede ya ­ pı ve kanunca birbirinden başka olan üç v a r­ lık alanı m eydana gelmiştir. Bunlar 39 .n n d a n da anlaşılacağı gibi bu ilke manevi ni­ teliktedir. B\ı am aca doğru gelişmesinde «ide». tanıması için kendisine bir «gerçeklik» kazandırması gerek­ tir. sonunda kendi ken­ disini bulması. kültür dünyasının kanunu ise özgürlüktür. «ide»nin gelişmesindeki üçüncü basamak olan dar anlam ıyla «tim in dünyasında (kültür dün­ yasında) ortadan kalkar. ob jek tif olan. Evren içinde. Bu maksatla «ide» (tin) kendini ilk ola­ rak tabiatta gerçekleştirir. «kendi kendine » dir. kendisinden başka bir şey olmuştur. ama bu sefer bilincine. Bu çelişme. kendi özü ile çe ­ lişik olan b ir durum a girmiştir. Çünkü tabiatta «ide»nin kanunu zorunluluk ii. daha doğrusu evren ola­ rak gelişen «ide»nin ereği. gizli olan gücünü henüz gerçekleştir­ memiştir. «İde» ya da «tin» ilkin «kendi içinde»dir. «genel»e. A ncak tabiatta «ide» artık kendi kendisinde değildir. Bununla da «ide» ye­ niden kendini bulur. bunlar bir basam ağı boydan boya geçip onu bir yukarı basam ağa yükseltirler. her basama­ ğın içinde birçok üçüzlü hareketler de vardır. «kanun»a bağlanm a ile olabilen bir öz­ gürlüktür. kendisinin bilinç ve özgürlüğü­ ne erişmesidir. Bunlardan ilki matematik ile m antığın ideal objelerinin dün­ yasıdır. dolayısiyle de özgürlüğüne kavuşmuş olarak. —dialektiğin üçlü adım ına uygun olara k— ■ ııç basamaktan geçer. Hegel burada Platon gibi düşünüp kavram lar ile sayılan. Bu evresinde «ide» henüz bir olanaklar ül­ kesidir. Ancak. bu sübjektif değil. kendisine yabancılaşm ıştır. Ama. özüne aykın düşmüş.

dolayısıyla m antıkçı ile m atem a­ tikçi bu ideal alanı yaratam azlar. «ide»nin özdeşliğini yitirdiği. kavram lar mantıkçının gözü önünde ken­ diliklerinden zincirlenirler. bunların var­ oluşu kendileri yüzündendir. Kav­ ramları bir sistem haline getiren. Her k av­ ram. Tabiat alanında ise bir şeyin varlığı başka bir şey yüzündendir. onun için ta­ biat. İdeal objeler arasındaki ilgi b ir m antık ilgisi­ dir. Şimdi benim vücudum artık dünkü vü cAıdum değildir. Kav­ ramlar ile sayıların hep kendi kendileriyle ay­ nı kalmalarına karşılık. mantıkçının düşünmesinde kendiliğinden geli­ şir. 8 sayısı hiçbir zaman 9 olamaz. tabiat «oluş»un dün­ yasıdır. bu iki sayı ara­ smda hiç değişm eyen aynı bir oran vardır. bunlar da onu dünkü vücudum olmaktan çıkarmışlardır. kavram ların ağını ören de mantıkçı değildir. ne meydana gelmişlerdir. bü yüzden de öneesiz-sonrasızdırlar.ne maddi şeylerdir. hep kendi kendileriyle özdeş (identik) kalırlar. nesnelerin çokluğu içinde bölündüğü. bu hareketi m an­ tıkçı düşünmesinde yalnız seyredip izler. Kendisiyle özdeştir: «varlık» «varlık»tır. « İde»nin ikinci basam ağı olan tabiata geçin­ ce. İdeal objelerin dün­ yası «kendinde» ve «kendisi-için» idi. sadece k e ş fe ­ derler. yani bir sebep ve sonuç ilgisidir. düşünme ve araştırm alarında onu kendi­ lerine açarlar. Sayı­ lar ile kavram lar m ekân ve zam anda değildir­ ler. dünden bugüne vücudum da birçok değişiklikler olmuş. başka b ir şey değildir. dolayısıyla da baş­ kalaşıp kendisine yabancılaştığı alandır. ne de insan bilincinin ya­ ratılarıdır. Tabiat ala40 . tıpkı bir coğrafyacının bilinm e­ yen bir yeryüzü parçasını keşfetmesi gibi. kendi kendindedir. bir kavram olarak. ne de yok olurlar. burada büsbütün başka olan bir varlık ya­ pısını karşımızda buluruz. başka bir şey y ü ­ zünden değildir. Bu sistem. «sayı» «sayı» dır.

«içliğe» çevirmektir. «İde»nin («tin»in). özü ile çelişik olan tabiat durum un­ dan kurtulması da. b u n ­ lar ancak bir başka şey dolayısıyla bir varlık kazanırlar: Bir mekân noktası öteki mekân noktalarına eşittir. sadece bir dıştan görünüştür. onun için. gelişmesinin üçüncü ev re­ Hegel 41 . özgürlükten yoksundur. onu öteki mekân noktala­ rından ayıran. bütün taoiat objelerinin özelliğidir. nesnelerin çokluğu içinde dağılıp bağlanmıştır. «Kendinden» değil de. bir mantık b a ­ ğı ile bağlı idiler. kendisine yaban­ cı olan dış bir varlık olmuştur. İşte bu mekân noktası ancak başka m e­ kân noktalarına olan ilişkisi yüzünden bir var­ lık. sadece mekân içinde bulund’uğu yerdir. «dişliği*. kendi özüne ay­ kırı durum lardan kurtarmaktır. Tabiattaki nesneler ise. zaten bu objelerin «var ol­ ması» demek. Tabiat da «akıl»m («İde»nin. burada «ide» bilinçsizdir. İdeal ob­ jeler birbirlerine içten bir bağ. «tin»in) bir gerçekleşm esidir. dış­ tan olan bir Dağ ile. yani bir «neden-etki» bağı ile birbirine bağlıdırlar. «bir başkası» yüzünden v a r olmak. objektif bir belirlenim kazanır. b ir zam an bakımından «önce» ve «sonra» oluş ile. Tabiatın objeleri hep m ekân ve zaman içindedirler. Ancak. tabia­ tın en ilkel basam aklarında bile «akıl» saklı­ dır. tabiat dünyası ideal objelerin dünyasından yapıca büsbütün a y n d ır diye onu «akıl»dan yoksun saymamalıdır. Mıknatısın kuzey kutbu güney kutbu olm adan düşünülemez. Yalnız. Ta­ biat çerçevesindeki objelerin kavram lar ve sa­ yılar gibi başlıbaşm a bir varlıkları yoktur.nm da bulduğum uz süreklilik. Am a «ide»nin gelişmesinin biricik amacı. belli bir mekân noktası olur. varlığın her yanında olduğu gibi tabiat­ ta da «ide» («akıl») vardır. m ekânda bir yer kaplamaları ve zamanın bir anında bulunm aları demektir. bununla da kendi özüne uzak düşmüş.

asıl burada bilinç ve özgürlüğü­ ne erişir. birey-üstü olu­ şumlarda (devlet. ancak. ama son­ ra tabiat alanında yitirilen bir şey. din ve felsefede) asıl kendini bulur. mekân ve zaman insanın bilincindedirler. İnsan bir çok şeyler yaşar. Burada. mekân ve zam anda değil. sanat. İnsanın bilinci. din ve felsefenin tarihinde) gelişip ilerleyen «tin»e (Geist) yükseldiğinde tam anlamıyla «kendisi içim «kendinde» olan bir dünya olur. Onun için. Tabiat basamağındaki çelişmeyi gideren bir synthesis olarak tabiatın üstünde yükselen tin­ sel varlık da mekân ve zaman içindedir. tek in­ san pek çok da öteki insanlara olan bağıntısı yüzünden ne ise odur. Tinsel dünya da artık « kendinden ve kendisi için olan » bir dünyadır. Başka bir deyişle: «İde» tinsel alandaki geliş­ mesinde tek insanda değil de. bedeni gibi. bu özelliği başka «ben»lerden ba ­ ğımsız olarak vardır. yaşan­ tıları boyuna değişen bir çokluk gösterirler.sinde olur. bir bilinç taşır. maz. BUrada «tin» insanın dünyasına. Bununla birlikte. tinsel dünya. ideal objelerin dünyasına özgü olan. insan toplulukla­ rında bilincini derinleştirerek kendini bulur. İnsan hatır­ lama ve beklem e ile belli bir zam an anm a b ağ­ lı olmaktan kurtularak geriye ve ileriye doğru uzanabilir. Tinsel dünyanın gelişmesinde ilk basamak olan « sübjektif tin»42 . bu varlık alanının mekân ve zamana bağlılığı. kültürün dünyasına ulaşmıştır. özdeşlik (Identitaet) «tinsel dünya»da yeniden ortaya çıkmaktadır. tabiatmkinden başka türlüdür. her «ben» b ir kişidir. «ben» öteki «ben»ler yüzünden varlığını kazan. bilim. ancak kültür tarihinde (devlette. Demek ki. ama bütün bu değişme ve çokluk içinde insan kendini hep «ayni ben» olarak bilir. Ö nce tek in­ sanda uyanan «tin» (G eist). A ncak o zaman tam anlam ıyla «ken­ dinde ve kendisi için» olur. on’ıın bu kişiliği. sanat.

H egel’in devlet görüşünü «objektif tin» (objektiver Geist) öğretisi çerçevesinde bulu­ ruz. yani tek insanın haya­ tında «ide» henüz eksik bir kavramdır. burada birey henüz «tâbi» ve «doğrudan doğruya» bir durumdadır.> de (su bjektiver G eist). «Objektif tin» ileriye doğru geliştikçe bireyin iradesi genel irade ile uzlaşır. kültür dünvasındaki gelişmesinin üçüncü ve son basam ağı olan « mutlak tim d e (absoluter G eist) tam birliğine ve tam bilincine ulaşır. Böyle bir tutuma da. « O bjektif ah­ lâk» da üç adımda. «İde» tinsel alanda (kültür dünyasında) ikinci ola­ rak «objektif tin » (ob jek tiver Geist) şeklinde görünür. ölümlü değildirler. kü bu son basam ağın unsurları olan sanat. dialektik olarak gerçekle­ şir: l. bireyüstü (überindividuell) düzenler içine yerleşti­ rilir. kendini ne kadar kendi üstündeki objektif bir düzene bağlarsa. H egel’e göre. din ve felsefe sonsuz bir gelişme gösterirler. bunlara bağlanırsa bir anlam kazanır. B\ı öğretinin çıkış-noktası. Toplum. Tek kişinin hayatı. Burada H egel’in kültür anlayışını. bireyin iradesi ile gen el irade arasındaki ilgidir. Bununla birlikte ai43 . bu dünyada özgürlük artık bir gerçek olmuştur. bu kanunu kendi ka ­ nunu olarak duyar. Burada «ide» artık özüne uygun bir dünyayı gerçekleştirmiştir. tek kişi kendini kendi üstün­ deki bir kanuna bağlar. top­ lum lar ve devletler gibi gelip geçici. ancak objektif. Ailede tek irade ile genel iradenin bir­ leşmesi olan objektif ahlâk henüz tam değil­ dir. A m a «ide». ahlâklılığın» ölçüsü de. Çün. sadece devlet öğretisi örneğinde göstermekle yetinece­ ğiz. devlet ve tarih «objektif tin»in unsurlarıdır. tek iradenin genel irade ile \ızlaşıp kaynaşması olan « ibjektif a h lâ k la (objektive Sittlich keit) varılır. ereği de budun Tek kişi ne kadar kendini aşar. o kadar ahlâklı olur.

bunları ancak öteki bireylerin yardımıyla. Devlet doğrudan doğruya genel iradenin gerçekliği­ dir. ne de ol­ sa. belli bir toplumu. ne en uygun. tek tek iradelerin bir toplam ı değil. devlet. bu iradenin som ut bir varlık kazanm ası­ dır. ekonom ik ilgiler üzerine kurul­ muş olan çağdaş bourgeois toplumun’u göz­ önünde bulundurm aktadır). Objektif ahlâk ancak devlette. İşte toplum da birey bu yolla «ge­ nelce bağlanır. bu çerçe­ vede tek kişi sadece kendi ihtiyaç ve çıkarlarını gözönünde bulundurur. Devlette artık bireyin iradesi ile g e­ nel irade tam bir uyum halindedirler. Burada da objektif ahlâk kendini gösterir. akıllı canlı bir «tüm »dür (Totalitaet). bir kalıptır. «akıl»m kendi özü. bu yolla objektif ahlâk kendini toplumda gerçekleştirmiş ol\ır. ikinci basam ağı olan «medeni toplum>d& (bürgerliche Gesellschaft) ileriye doğru bir adım atar. Çünkü birey kendi ihtiyaç ve çıkarları ardın­ dan koşarken. Bununla birlikte. G erçi toplum b i­ reylerin bir m enfaat beraberliğidir. objektif ahlâkın toplum çerçevesinde ger­ çekleşmesi (bireyin bütün davranışlarına «ge­ nel» i temel yapması) tam değildir. eksiktir. tam bir gerçek­ liğe varır. en yakın olarak kendini gerçek­ leştirdiği bir form dur. O bjektif ahlâk. Bu yüzden toplum da ideel bir m otif yoktur. «O bjek­ tif tin» basam ağında devlet. Birey «genel» i ilk olarak aile içinde yaşar. (Hegel burada «m edeni toplum» derken.le bir sevgi bağlılığından çok ahlâkî bir ku­ rumdur. Bundan d o ­ 44 . daha derin olarak. burası bir atom laşm a sistemidir. onlarla dayanışarak sağlayabilece­ ğini öğrenir. 3. Ama. burada da özel irade genel iradeye bağlanm ayı öğrenir — hem de ailedekınden daha ileri. gelişmesinin bu son ve en yüksek durağında. «genel olarak toplum »u değil de. «medeni toplum »da «özel» in «genel» i büsbütün gölgede bıraktığı sanılmamalıdır. 2.

Bu bilinç. Roma. devlet içinde bulunulan yere göre genel iradeyi duym ak bilinci ve temsil etmek dere­ cesi değişir. Onun için. Böylece. Her biri b ir bireylik (Individualitaet) olan. Her tarihî ulusa «ide»nin planın­ da bir mission. her biri kendi özel menfaatine göre davranan devletler için son hükmü tarih ve­ rir. Hıristiyan . onun gözünde dev. kendiliğinden akla uygun olan bir varlıktır. Ödevini yerine getiren ulus tarih sahnesinden çekilir. letlerin. bir yü ksek dünya mahkem esidir. bir ödev ayrılmıştır. ulusların hak ve alınyazılarm ı belir­ leyen dünya tarihidir. tek ki­ 45 . Dev.Cermen İmparatorluğu bir­ birinin ardından tarih sahnesinden çekilmiş­ ler. Hegel devlet m em urluğunu hep yüksek bir ha­ yat form u diye anlamıştır. yerini «ide»nin bundan sonraki bir maksadmı gerçekleştirecek olan başka bir tarihî ulusa b ı­ rakır. Karşılıklı h aklannı garanti altına alan kendi üstlerinde bir güç olm adığından. Tarih. tanrısal cevhere en yakın olan­ lar arasm da yer alır. let memuru. arala­ rındaki anlaşmazlıkları devletler harp ile yolu­ na koyarlar. Nasıl uluslar ile devletler anlam larını tarih denilen bağlam içinde kazanıyorlarsa. aralarındaki ilgiler ancak gerekliliğe dayana­ bilir. Yunan. H egel’e göre özel ve genel iradelerin kaynatm ası herkeste aynı derecede olmaz. Dialektik bir karakteri olan ve birtakım uğraklardan geçen bu gelişm ede her dönem in temsilcisi bir «ta­ rihi ulus»tur. Ancak. Tek tek devletler biribirlerinin karşısma ege­ men varlıklar olarak çıkarlar. özgürlük bilinci­ ne doğrtı sürekli bir ilerlemedir. bundan dolayı. tarihin meşalesini hep birbirine aktarmış­ lardır. tarih.layı devlet. «genel» in işlerini g ör­ meğe kendilerini vermiş olan devlet görevlile­ rinde en yüksek derecesine erişir. D oğu'nun eski ulusları.

Ama tarih onları kendi maksatları emrinde bir araç olarak kullanır. en yetkin olarak ancak «mutlak timde bunun da en son basamağı olan felsefede. din ve felsefede «ide»nin bütün insanlık tarihi boyunca uzanan sürekli bir gelişmesini bulmaktayız. ev­ ren yapısının bu tacında erişir. Dev­ letlerin ölümlü oluşuna karşılık sanat. «a kılın hiylesi» dir (List der Vern’unft). Devlet teK kişinin aracılığıyla konuşup iş görür. ölümü artık bir kayıp sayılmaz: bu kişi isterse bir İs­ kender. Tarih boyunca bir sürü devletler birbi­ ri ardından ortaya çıkmış. her şeyin temelinde sadece 43 . Çünkü bugün biz. «İde»nin gelişmesinde en son. onları kendi tutkuları ar­ dından koştururken bu arada kendi istediğini gerçekleştirir. bir Aristoteles’in düşünmüş olduğu ay­ ni problemleri düşünüyor. Bundan dolayı «ide». Bu da. B‘u «ölümsüzlük» «ıde»nin özüne en uygun olan bir formdur. bir Caesar ya da Napoleon olsun. mission’larmı yeri­ ne getirdikten sonra göçüp gitmişlerdir. Schelling ise. bütün varlığı bundan türetmeye çalış­ mıştı. buna erişince de onları birer boş kabuk gibi bir kenara atar. ara­ dan 2000 şu kadar yıl geçtiği halde bir Platon’un. Sanat. Tek kişi devletin kendisine vermiş olduğu ödevi yerine getirdi mi. bir Homeros’un ya­ ratmış olduğu aynı güzellikten tad alıyoruz.şiler de anlam ve belirlenemlerini d evlet için de kazanırlar. Ger­ çi büyü k kişiler tarihin gidişini sezmiş olan. Macit GÖKBERK Fichte. en yü k sek b a ­ samak. ereği oıan kendi bilinç ve özgürlüğüne en tam. din ve felsefe­ de gerçekleştiren «mutlak timdir (absoluter Geist). tarihin istediğini kavramış olan kimselerdir. özneyi ve Ben’i temel olarak kabul etmiş. din ve felsefe ölümsüzdürler. kendini sırasıyla sanat.

bütün varlığı fertten yani Ben’den çıkarmaya kalkışmasını doğru bulmaz. değişme ve gelişmeye uğrar. bir gelişme olarak kabul eder. Ama bu evrensel varlığı kendi kendisiyle özdeş kılan. Bütün varlığın kendisinden çıktığı şeyin tümel (ev­ rensel) bir gerçek olduğunu ve bütün tek tek varlıkları (fertleri) kapsadığını ileri sürer. Her şeyin te­ melinde bu evrensel varlık. İde’den daha yüksek bir ilke yoktur. ondan ayrı bir şey de yoktur. temel varlığın yani mutlak varlığın bir formu olarak değil. ken­ disine dönmüş. Ama İde. Schelling’in hem Ben’i hem dışdünyayı kavrayan mutlak varlık kavramını benim­ ser. mutlak varlığın kendisi olarak. Bundan ötürü ev­ rensel varlık. Ruh. Hegel. farklılaşmamış mut­ lak varlığın bulunduğunu söylüyordu. düşünen ruhta (düşünen zi­ hinde) yeniden kendisine döner.kendi kendisiyle özdeş olan. farklılaşmaya uğramayan bir şey olarak kabul etmez. belli bir bi­ çim almasıdır. şu ya da bu şekle girmemiş. ta­ biatı ve insan dünyasını ortaya koyacak şe. İde’nin. Hegel’in. Fichte’nin. Ruh’u (zih­ ni). ve bu varlıkların çeşitliliği haline girmesinden ortaya çıkmıştır. Çünkü varoluşmuş olan her şey. bu çokluk. kendisi olur. onun ortaya çıkışı. tek tek varlıklar. belirmesi. çeşitlilik ve tek-teklik içinde kaybolmaz. tabiatı yöneten özgür güç olduğunun bilincine 47 . bu İde vardır. kendi hakikatini kavramış ve tabiatın hakikati yani özü olduğunu farketmiş. yeniden ken­ disini bulur. Evrenin gerçekli­ ği. belirlenmemiş. Bu her şeyi kapsayan varlığın içinde fark­ lılaşma ilkesi de bulun\ır. Düşünen ve kendisinin _ bilinci­ ne ermiş İde olarak. kendisinin bilincine varmış mutlak var­ lık olarak yani kendisini bilip tanıyan mutlak varlık olarak ele aldığını görüyoruz. Bu bakımdan. tenleşmesidir. kilde çeşitli biçimlere bürünür. yine kendi özüne uyg\ın hale gelir.

tez . Hegel’in hayranlık uyandı­ rıcı derin ve kapsayıcı felsefesinin en büyük 48 . insanoğlunun düşüncesinde kendi kendisini tanıyor. Bu özellik. yabancılaşmadan kurtulVıyor. insanoğlunun bilin­ cinde kendini bilip tanıyarak bu aşamaya ula­ şır. Mutlak varlık en sonunda insanın bilincinde kendisine dönerek kendi bütünlüğünü kavrı­ yor. çeşitli görünüşlere bürünerek ortaya çıkı­ yordu.. . özgürlüğe ulaşıyor ve Mutlak Ruh haline geliyordu. kendisinin bilincine ulaşıyordu. bütün varlığın temelinde maddi olmayan ve İde.. devlet gibi ger­ çekler içinde genelleşmiş. Mutlak Ruh en kusursuz şekliyle felsefede ortaya çıkıyordu. Sonunda.İn­ san bilinci şeklinde düşünülmüştü. Bu mutlak varlık.sentez üçlemesinden geçerek gerçekleşiyordu. tarihi. Bu aşama­ ların her biri içinde de birçok gelişme aşaması vardır ve bunlar da sayısız üçlemeden yani diyalektik gelişmeden geçerek gerçekleşiyordu. öznellikten kurtul­ muş ve kendisini ortaya koymuş olan zihnin son ve en kusursuz şeklini Prusya devletinde gördüğü gibi Mutlak Ruh un en kusursuz ger­ çekleşmesi olan felsefeyi de kendi felsefesinde görüyordu. ahlâk. varlığın sürekli bir değiş­ me ve diyalektik bir ilerleme olduğunu kabul ettiği halde. Ruh diye adlan­ dırdığı mutlak bir gerçeğin bulunduğunu ileri sürdüğünü gördük. bu gelişmeyi bir yerde (Prusya devletinde ve kendi felsefesinde) sona erdiri­ yordu. Hegel’e göre. Filozof. toplumu ve insanoğlunun bütün ürünlerini ortaya koy*uyor..varmış olan İde’dir. Nes­ nel zihnin yani hukuk. Zihin. İde. Hegel burada felse­ fe derken kendi felsefesini kastetmektedir. Bütün gerçek.Hegel’in.. Akıl. evreni. farklılaş­ ma ve çelişme (olumsuzlama) ile tek tek var­ lıklar haline geliyor. En bü­ yük üçleme İde Cmutlak varlık) _ Tabiat .antitez .

bunun böyle olmadığını göstererek Hegel felsefesine en büyük darbeyi indirdi. onun için her şeyin sonuydu. Ama diyalektik metodu bütün ge­ nişliği ve ayrımları ile ilk defa ortaya koymuş olması. Önemli olan nokta. bütün çabasına rağ­ men felsefeyi yeryüzüne indirememişti. bu gelişimini bir yerde yani Prusya devletinde ve kendi felsefesinde kapan­ mış olduğunu söylemesiydi. Engels. Hegel ’in (idealist de olsa). dinî ve bir bakıma mistik sayılabilecek düşüncelerden kurtulamamıştı. Selâhattin HİLAV 49 . düşüncesinin ölümsüz ve değerli yanını gösteriyordu. ve insanlık tarihinin kapanışıydı. Hegel’in var­ lık hakkında ileri sürdüğü idealist görüş ile diyalektik metodu arasındaki çelişmeydi ve varlığın gelişimini bir yerde durdurmak. diyalek­ tik metoduna üygun olarak sonsuz bir değişme ve süreç olarak düşünmesi gerekirdi. Böylece felsefe tarihinde gördüğümüz en son ve belki de en büyük sistem yıkılıp dağıldı. Bu da onun felsefesinin bir kusuruydu. varlığın gelişimini. Gerçekler. bu noktayı bütün açıklığı ile göz­ ler önüne sermiştir. sona erdirmek istemesi. Ama için­ de yaşadığı Prusya devleti ve ileri sürdüğü kendi dahiyane felsefesi. Gerçekten de. Hegel. varlığın temelinde ide dedi­ ği ve Tanrı ile bir tuttuğu temel bir ilkenin bu­ lunduğunu söylemekle maddî—olanın manevîolandan ve varlığın düşünceden türemiş oldu­ ğunu söylüyordu ve böylece idealist bir felse­ fe ileri sürüyordu. Hegel’i eleştirirken. Hegel.kusurudur.

öyle ki biz doğrudan doğruya buyuzdur. bunların hizmetimizde bul'unduklannı seve seve söyleyemeyiz. Ancak. Daha tutarlı bir biçimde savunulan deneyüs. çıkarlarımıza ge­ lince. zihin­ de yaşayan ve edim halinde olan bu mantıksal doğayı. itkilerimiz. Yapılması gereken. kendi kendini kuran bu yolu tutarak­ tır ki felsefe nesnel. zihni canlandıran. tü idealizm. içeriğin bu türlü dü­ şünülmesi kendi belirlenimini önceden varsa­ yar ve ortaya koyar. Duyumlarımız. ispatlı bir bilim haline ge­ lebilir. ama bunlar. bağımsız kuvvet ve kudretler olarak vardırlar. eleştirici felsefenin ortadan kaldı­ 50 .HEGEL’DEN SEÇMELER MANTIK BİLİMİ’nden Genellikle Felsefe Ü zerine İşin aslında metafizik yada saf felsefe demek olan mantık bilimi-• • spekülatif Bilimsel bilgi içinde hareket halinde olan içeriğin doğasından başka bir şey olamaz bu metod. bilince yükseltmektir. aynı zamanda da.

aynı zamanda da olumludur. Sadece soyut olarak bir evrensel değil. ancak bilimlerin deneyinin sonucu haline geldiği va­ kit gerçek değeriyle değerlendirilmektedir. mantıksal olan da. Bilim olarak hakikat öz gelişimi içinde saf kendi bilinci’dır. belirle­ nimlerini kendinden başlayarak üretmeyi sağ­ lama girişiminin başlangıcını da simgeliyordu. bir delikanlı tarafından gayet iyi anlaşılarak söylenen aynı özdeyiş. tike­ lin zenginliğini de kendi içinde taşıyan evren­ sel. — temeli. kendi kendini tamamlamasına el vermedi. Olumsuz olan. • Diyalektik. Nitekim. dış ve olumsuz ve bir edim olarak göz önüne alınır genellikle. İşte o vakit düşünceye evrensel hakikat olarak su51 . şeyin kendine ait olmayan. sağlam ve doğru olan sırf iş olsun diye sarsma ve çözme öznel tutkusu­ nun boşluğunda yatan yada en azından di­ yalektik olarak işlenen nesnenin boşluğundan başka yere götürmeyen bir edim olarak göz önüne alınır.ramadığı kendinde ş e y hayaletinin. Tıpkı bunun gibi. her türlü içerikten yoksun olan o soyut gölgenin boşlu­ ğunu kabul etmiş ve onun yıkılmasını tamam­ lamayı amaçlamıştır. Bu felsefe akıla. içeriğinin bütün gücünü anlayan tecrübeli bir adamın zihninde kazandığı anlamı ve kapsamı taşımaz. Ama bu girişimin öznel konumu.

Bütünün karşılıklı belirlenme bağıntısı konusunda metafizik. her türlü gerçeklikte yada düşüncede göstermek guç ol­ masa gerek. bütün dünya ile zorunluk bağıntısı içinde olan bir içeriktir bu. as­ lında bir tekrardan başka bir şey olmayan şa olumlamada bulunabilmişti: bir tek toz tanesi yok olduğu an. varlıkolmayan’m olduğu kadar varlık m da varolmasının kaynağıdır. Hiçbir şey yoktur ki varlıkla hiçlik arasında bir geçiş hali olmasm. başka bir içerik ile. bütün evren yıkılır. tarihsel bakımdan da ilk olarak ortaya çıkmış olmak zorundadır. A — VARLIK TEORİSİ 1. Oluş. oluş’la aynı şeydir. varoluş deyimini kullanacağız. Mantığın sistemi gölgelerin cennetidir. Başlangıç anlaşümaz bir şeydir. N e gökyüzünde. Bilimde ilk olan.. Belirlenmişlik (Nitelik): Varlık ile hiçliğin bu birliğini. bütün bu içeriğin özü olarak sunar. tamamlanmış bir varlık. Geçiş. h em hiçliği Belirlenmiş.nar kendini. Dolayımlanmış varlık için. bir baş­ ka varlığa ilişkili olan bir varlıktır.. ne de yeryü zü n d e hiçbir şey yoktur ki hem varlığı kendinde barındırmasın. başka birtakım madde ve gerçek­ liklerin yanı sıra tikel bir bilgi olarak değil. 52 .

kendi kendini aşar. hakikatten yoksun boş bir so­ yutlamadan başka bir şey değildir. • Böylece kendi için yalıtılmış belirlenmişlik. ve gene bu hareket içinde öncül. Varlık olma gereğinde sonluluğun aşılması. Kendinde şey. 53 . akim en üstün hareketidir ki bu hareket içinde. olmakta olan belirlenmişlik olarak. Belirlenmişlik olumsüzlamadır.Eleştirisiz ve düşünmeden kabul edilmiş. o şeylerin sonu’dur. Oysa herhangi bir şeyi sınır taşı olarak belirlemekle zaten bu sı­ nır taşının aşılmağa başlandığı olgusunun bi­ linçsizliğini içermektedir bu olumlama. te­ melsiz bir ön varsayımdan yola çıkan bir akılyurütmedir çünkü safsata. gerçekliktir. Olmakta olan olarak kavranmak üzere se­ çilen nitelik. Ama bizim diyalek­ tik dşdığımiz. Şeyler vardır. niteliktir. sonsuzluk başlamaktadır. ama bu varlığın hakikati. birbirlerinden ayrı gözüken te­ rimler salt kendi özellikleri dolayısıyla birbir­ lerine geçer. Herhangi bir şey olumsuzlamanın ilk olumsuzlamasıdır.

ama bu fel­ sefe alanında gereklidir daha çok. Başka alanlarda da. doğ­ rudan doğruya.Sınırlann her aşılması. kendi olumsuzlamasını olumsuzlamak ve sonsuz hale gelmek. kendi kendini y ü ­ rürlükten kaldırma olarak birliktir. kendi kendine sonsuz oluş’ü. ve işte bu­ nun içindir ki sonluluk. belirli bir eğitim şarttır. ve sadece. kendisi ola­ rak bu birliktir. en sağlam ve en soyut gerçekliğe. sonluluk ancak kendini aşma olarak vardır. bir kurtuluş değildir. biri öbüründen bağımsız ve dolayısıyla da uz­ laşmaz kendilik’leri birleştiren bir bağ değil­ dir. ve hiç bi­ rinin öbürüne karşı. Kendi için varlığın düşüncelliği. • Sonlu ile sonsuz*un birliği. sonlu’nun doğasıdır. ve özellikle de bir olarak. (sonlu ile sonsuzun basitçe karşılaştmlmasından) daha çok şey dile getiriyor. Ama belirsiz ilerle­ me. kendinde varlık olma ve olumlu ‘orada varlık’ olma gibi bir ayncalığı yoktur. • 54 . sorulan doğru k oyabil­ mek için. aynı za­ manda ayn ve seçik terimlerin ba ğ ’ı onda da var. sınırlardan gerçek Kendi kendini aşmak. Yukarda gösterdiğimiz gibi. Tam tersine bunlann her biri. aykırı ve tanımlarıyla bağdaşmayan. Çünkü öte­ ki türlü. sorulan sorunun hiçbir anlamı olma­ dığı cevabını almaK tehlikesi vardır. dışsal bir yanyana geliş. bütünsellik olarak ilkin gerçekliğe dönüşür. biribirlerinden ayrılmış ve biribirlerine karşıt. başka’yı da içerir.

2. Bu idealizm için düşünce.. yani bu sonuncular için geçersiz belirlenimlerdir. maşıklaşmakta ve keyfileşmekte ve anlamdan boşalmaktadır. belirlenmişliğin kendi kendisiyle dolayımsız eşitliğidir. vs.’nin yürürlükteki belirlenimleri. aynı şekilde canlı yada tinsel bağıntıları dile getirmeğe yarayan birer simgedirler yalnızca. belirlenimlerle ve dolayısıyla da bağıntılarla zenginleştikçe. neden ve sonuç. — sonra da bu belirlenimleri temel olarak alır ve bu aynı belirlenimlerin sözümona bir açık­ laması için. Bu kategorinin anlamı. Nicelik. 55 . kiplik kategorilerinde yoktur. Miktar (Nicelik): Eski şüphecilik. Ölçü: Ölçünün içinde —soyut olarak formülleştirildiği zaman-— nitelik ve nicelik birleşmiş du­ rumdadır. kendi kendisiyle yalın eşitlik­ tir. nesnenin düşünceye bağıntısı olmaktır.. genellikle özü bakımından kendinde şeye dış­ tadır. Öbür kategorilere özgü nesnellik. belirlenmişlik karşısında ay­ rımsızlık olarak. Belirle­ nimin bu dolayımsızlığı kendini yürürlükten kaldırmıştır. Düşünceler. Kuvvet yada tözellik. Bu haliyle varlık. öyle ki. fenomenin bu belirlenimlerini üret­ mekle yükümlü tem el m addeler yada bu işe denk düşen k u vvetler bulunduğunu varsayar. bilimlerde rastladığı bütün kavramlarda çelişkiyi yada antinomiyi göster­ mek için elinden gelen çabayı ardına koyma­ mıştır. kendine geri dönmüş olan varlıktır.Deneye yansıyan bilginin yolu. düşüncelerin sayı­ lar gibi formlarda tasarımı da bir o kadar kar. fenomendeki belirlenimleri algılar ilkin. 2. bu yolda bil­ gi.

aslında o Devletin yada o servet sahibinin felâketi olan büyümesi.Bir niteliğin yada bir şeyin yitişini tasarım­ lamak yada açıklamak için kolaylıkla bu kate­ goriye başvurulur. kat kat daha büyük ve onurlu bir başarıdır. böylelikle yitmeye tanık ol'unuyormuş gibi gelir. il­ kin onların mutluluğu gibi gözükür. örneğin geze­ genler arası uzaklıklarla tanışmak. Ama gerçek­ te hiçbir şeyi açıklamaz bu. derecelilik. 56 . Doğanın ampirik sayılarıyla. ama ampirik kuantalan niceliksel belirlenimlerin evren sel form u ’na yükselterek bunlarm bir yasanın yada bir öl­ çünün durakları haline getirmek ve böylece bu ampirik kuantalan ortadan kaldırmak.. bir orada varlık’ın anî bir saldırıya uğrayan ve yok edilen yanıdır. vs. algının tüm tikelliklerinin bu yasalara denk düştüğünü göstererek ispatlamıştır onlar. derecelilikten daha başka bir belirlenim vardır bu süreçte. bir eksilmeden yada artmadan ve büyüklüğe tek yanlı saplanımdan başka bir şey değildir. örneğin bir Devle­ tin bir servetin. büyük ve onurlu bir başarıdır. niteliğinin rol oynamaz gibi gözüktüğü yanından yakalamaya dayanır. özü bakımından değişme bir niteliğin başka bir niteliğe geçişi­ dir. bir orada varlık’ı. Kavramın tu­ zağı. yada daha soyut bir söyleyişle. anlayışgücü için kendiliğinden anlaşılır olduğundan. ve öylesine böyledir ki bu. yalnızca kuantom un değişikliği olarak ele alman değişm e de sonuç olarak akıl için kendiliğinden anlaşılır olur. Ayrımsız sınır olarak alman hali içinde kuantom. çünkü doğası icabı de­ ğişken bir dış sınır olarak kabul edilen kuantom. bir varlığın bir varlık-olmayan’a geçişidir. Bul­ muş olduklan yaasları.

Doğada sıçrama yoktfur deniyor. özsel ayrım da. Tıpkı bunun gibi yitişin dereceliliği konusunda da. ilke bakımından ortadan kaldırılmış olmuyor. de olduğu gibi sıkıcılığa düşmektedir. şu tasarıma. başka’nm varolan başka’da içerilmiş bulunduğu anlammda değil. ve genellik­ le halk. nitelik­ ten niceliğe ve nicelikten niteliğe geçiştir. varlık-olmayan’m yada onun yerine geçen başka’nm da gene var olduğu ama henüz farkedilmediği tasanmı var­ dır. yani kendinde-olan. görmüş olduğumuz gibi. Su soğurken ya­ vaş yavaş katılaşmaz. püre haline gelip sonra dereceli olarak buz kıvamına kadar sertleşmez. donma ısı­ sına tamamen vardığında bile hareketsizce sı­ vı halini sürdürebilir ve en küçük bir sarsıntı suyu katı hale geçirir. Bir doğuşu yada bir yitişi. yani kavramın aynmı da. dayanmak­ tadır: doğan şey. herhangi bir şeyin kendi oradavarlığı’ndan önce onda olduğu dış. doğanı yada öleni önceden tamamlanmış olarak ve değişmeyi de bir dış ayrımın dönüşümü olarak 57 . orada ama algılanamayan varlık halinde bulund'uğu anlamındadır. dereceli olan’ın kopması ve önceki orada varlık’a oranla bir niteliksel başka nın ortaya çıkmasıdır. Ama görüldü ki. ge­ nel olarak varlığın dönüşümleri. değişmenin dereceliliğiyle anlatmağa kalkmak. Doğuşun dereceliliği. t>u varoluş. yalnızca niceliksel bir dış ayrıma dönüştü­ rülüyor. tersine birdenbire katı haline girer. bir başkaya ulaşmadır. doğumu yada ölümü anlamak istediği vakit. bunları derece­ li ortaya çıkış yada yitiş şeklinde tasarımlaya­ rak anladığı kanısındadır. ama küçüklüğü nedeniyle algılanamamaktadır.«Böylece. duyulur yada gerçek biçim­ de vardır zaten. bir totoloji. dış oradavarhk m küçük bir var olması haline dönüştü­ rülüyor. bir büyüklük­ ten bir başka büyüklüğe geçiş değildir. doğuş ve yitiş.

B — ÖZ TEORİSİ 1. nicelikten niteliğe aynı geçişi bul'uyoruz. Ama bu süreç. bu da gerçekte bir totolojiden başka bir şey değildir. dolayımsız’da ve dolayımsız’ın belirlenimlerinde bu hakikatin içine nüfuz eder. doğrudan doğ­ ruya varlığın hareketidir. çünkü öz’ün ya­ nında ve öz’ün içinde dolayımsız olarak bulun­ maz. 58 . daha doğ­ rusu. Gene aynı şekilde. Kendinde Yansıma Olarak Öz: Varlığın hakikati. bu varlığın ardında varlığın kendisinden daha başka bir şey bu­ lunduğu ve bu arkadaki zeminin de varlığın hakikati olduğu ön varsayımıyla nüfuz eder. Devletler de. varlığın kendine dönüş yolunu kat et­ mek zorundadır. Fazlaya ya­ da eksiğe doğru küçücük bir kerteyle aşılır ha­ fifliğin ölçüsü. nicelikselin ayrımsız ve dış özdeşliği ve değiş­ mesi olarak tasarımlamaktadır. Hakikatin. varlığın ötesine yada. Varlığın alanı içinde göz önüne almdığı ha­ liyle tinsel hayatta da. bir başka ile. Anlamak isteyen böyle bir anlayışgücü için zorluk. herhangi bir şeyin genel olarak kendi başka’sma ve karşı­ tına niteliksel geçişinde yatar. Dolayımlanmış bir bilgidir bü. ve değişik nitelikler nicelik farklarıyla temellenmiş gözükür. varlıkla başlar ve hazırla­ yıcı bir yolu. Varlık dolayımsız olan’dır. bundan kurtul­ mak için anlayışgücü. özdeşliği ve değişmeyi. ve tamamıyla farklı bir şey çı­ kar ortaya. tüm öteki et­ kenler eşit kaldığı halde. varlığın kendinde ve ken­ di için ne olduğunu bilmek isteyen bilgi. yani adaleti adaletsizlik ve eraemi erdemsizlik haline getiren suç ortaya çıkar. büyüklüklerinin farklı olması nedeniyle. özdür. farklı bir niteliksel karakter kazanmaktadır.kabul etmektir ki.

kendi öz sonsuz hareketi ile ne ise odur.. orada varlık’ı yoktur. varlığın Mutlak özün. orada varlık’a geçmek zor*undadır. kendi için. görüntülerinin sayısız belirlenimlerini kabul ediyor.. ne ise o kalır. hiçbir şey yada kendinde şey olmayabilir. bu içeriğe dolayımsız ola­ rak sahiptir. genel olarak belirlenimliliğin ve özneye bağıntısının dışında ayrımsız bir varlık olmayan bir dolayımsızlıktır. yada. şüphecilerin yada idealizmin feno­ menidir. Aynı zamanda şüphecilik. çağdaş idealizm. ve biri öbürüne karşı başka olan bütün bu çeşitli belirlenimle­ ri kendinde barındırır görüntü. böylece çeşitli şe­ kilde dolayımsız olarak belirlenirler. hareketi ile. görüntüye çevrilmiştir sa­ dece. Görüntü. da­ ha doğrusu şüpheciliğin gözünde bu görüntü­ sünün içeriği bütün dünyanın çeşitli zenginli­ ğiydi. bilgilere kendinde şeyin bilgisi ola­ rak bakmakta sakınca görürdü. Tıpkı şüphecilik gibi idealizm de. varlıktan. Onlarca bu gö­ rüntüde bir varlığın temeli olmamalıydı ve kendinde şey bu bilgilerin alanına girmemeliy­ di. fichteci yada öbür şekilleri 59 . öyle ki dolayımsız olan. ama her hal ve durumda kendisi ortaya koymaz bu içeriği. bir ‘herhangi bir şey’ yada bir şey olmayan bir dolayımsızlık. O görüntü ve bu fenomen. «Bu vardır» diyemezdi şüphecilik.. Demek ki gö­ rüntünün kendisi de. bir ‘dolayımsız belirlenmiş’tir.. Aynı şekilde idealizm fenomeni bu çeşit­ li belirlenimliliklerin bütün enginliğini kendin­ de içerir.Öz. leibnizci. Demek ki bu içeriğin temelinde hiçbir varlık. Şu yada bu içeriğe sahip olabilir gö­ rüntü. kantçı. Ama mutlak öz.

doğrudan doğruya öz’ün duraklarıdır.. ve varlık. kendi tasarımla­ rını üretici ve birleştirici güç değildir. kendisini benimseyen ve dıştalığım or­ tadan kaldıran ben’in bir sınır taşıdır. birbirileri ve dolayısıyla da monad için ayrımsız dolayımsızdırlar. su kabarcıkları gibi belirir onda. düşünülen) dolayımsız. Görüntüyü özden ayıran belirlenimler. ama kendin­ de ayrımsızlığın bir yanını taşır. bu içerik ne olursa olsun şüphecilik için dolayımsız’dır. Dola­ yısıyla da. ben’in içinde oldu­ ğu halde. doğ­ rudan doğruya özün belirlenimleridir. ama durak olarak varlık.içindeki idealizmde belirlenimlilik olarak var­ lığı ve dolayımsızlığı aşmamıştır. varlık-olmaya. Görüntüyü meydana getiren. ben ta­ rafından aşılabilir bu smır taşı.. Ben’in bir saf belirlenimi haline gelir. lık. Onun kendinde hiçliği. varlığın belirlenmişliği içindeki 60 . söz ko­ nusu tasarımlar. bu yanın so­ nucu olarak bu smır taşı. biribirleri için ve bu özne için do­ laymışız olan duygulanımlarını ve belirlenim­ lerini önceden varsayar bu fenomen. Leibniz’in monad’ı. Görüntü. ama sürüp git­ me olarak hiçlik. görüntüsünün içeriğinin verilmesine izin verir. nm dolayımsızlığıdır. öznenin. doğru­ dan doğruya özün olums*uz doğası’dır. Tıpkı bunun gibi Kant’m fenomeni de algının verili bir içeriği­ dir. liktir. varlık-olmayandır özün içinde. kendi dolayımsız varlık-olmayanmı içermektedir.. yani kendinde olmakta olan olumsuz­ luk ile yansıyan (yada. içtepi)’nin temel olarak bir kendinde şey’i almadığı doğrudur: öyle ki bu sonslız itim. Ama aynı zaman­ da bu belirlenmişlik dolayımsız bir belirlenmiş. bu iki durak: hiçlik. Varlık.. Şüphecilik. Fichte’nin idealizmindeki sonsuz iteleme (yada.

• Yansıma (yada düşünme). kendi ile özdeşliktir sadece. Özün içindeki oluş. ne bilincin yansıması’dır. kendinde sonsuz hareket olarak kendi kendinde görüntüyü içerir. Kendisine ait olan b\ı özdevinim içinde öz. çoğunlukla öznel anlamında anlaşılmaktadır. Öz.). Burada söz konusu olan sadece yansımadır. bunun yansıyan hareke­ ti. Herşey kendi kendisi ile özdeş olunca fa rklı değildir.doğrudan doğruya özdür. karşıt değildir ve temelsizdir. 61 .. Görüntü. ne de. belirlenimleri ‘tikel olan’ ve ‘ev­ rensel olan' olan anlayışgücünün yansıması. demek ki hiçlikten hiçliğe olan harekettir ve dolayısıyla da kendi üzerine geri dönen bir ha­ rekettir. ama bir belirlenmişlik içinde özdür ve gene de öyle bir haldedir ki sadece kendi durağıdır ve özde ‘kendi kendi’­ nin görüntüsüdür.. rudan doğruya özdür. Böylece görüntü doğ. yansımadır (yada dü­ şünmedir. Ama burada söz konusu olan. özdeşliği kendi hali içinde ha­ kikatten yoksun kalan tekyanlı bir belirlenime dönüştürdüklerini görmüyorlar. Öz. Aynm a karşı çıkan hareketsiz özdeşliğe sım­ sıkı sarılmakla. yansıma ile aynı şeydir. verili bir dolaymı­ şız tasarımın ötesine yükselen ve kendisi için evrensel belirlenimler arayan (yada genel be­ lirlenimlerle kendisini karşılaştıran) yargılama yetisinin hareketi olarak anlaşılmaktadır.

eksik hakikatten başka hiçbiı şeyi içermez. Biribirine benzer iki şey yoktur. Çözülmüş çelişki. sadece başka bir yere. 62 . ve bunun tam tersi olarak da. Söz konusu belirlenimlerin doğası bilinmeyince. Ve aslında bu geçiş. Bütün şeyler biribirinden ayrıdır. bu belirlenimler içinde karışır ve kendi kendisiyle çelişir. öznel yani. aşıl­ mış ve kendi birlikleri içinde biribirlerine geri getirilmiş olarak içermektedir. yansıyan (yada.Formel. ve aslında bu öznel yada dış yansıma dft. salt karışıklık olarak kalır. soyut. A. bu uzaklaştırma yada kaydır­ ma sonucunda valnızca konumlu olarak dile ge­ tirilen iki durağın ikisini de içermektedir. ve yansıyan düşünce. Biribirleriyle katiyen çelişmemesi istenen şeyler için beslenen o hep bildiğimiz sevgi. A-olmayan dır. varlık nedenidir. • Herhangi bir şeyi oluml*u diye belirleyip bu temelden yola çıkıldığı vakit bu herhangi bıı şeyin olumsuza dönüştüğünü. olumsuz diye belirlenmiş ola­ nın olumluya dönüştüğünü kesinlikle gorup kavramak için. düşünen) dü­ şünceden bir parçacık nasibi olmak yeterlıdır. bu değişme’nin zorunlu oluşunun bilinci orada yoksa. olumlu ile olumsuzun birliği olarak özdür. heı zaman olduğu gibi burada da unutuyor kı. hiç olmaması gereken yanlış bir şey olduğu sanılır ve öznel bir yanlışlığa yüklenir bu karışıklık. genellikle dış yansıma’nın içi­ ne kaydırılmış olur. bu karı­ şıklığın. çe­ lişki böylece çözülmüş olmaz. aynı za­ manda.

nesnenin içine girmiş ve olumsuzluğunu aşmış olması bakımından. tasarım 63 . Bilisizliğe gelince. yani hakikatm ancak bu tür belirlenimlerin karşılıklı bağıntıları içinde bulunduğunu ve bundan ötürü de her birinin kendi kavramı içinde öbürünü de içerilmiş olarak bulundur­ duğunu keşfedip hiçbir zaman unutmamaya dayanan bilgidir. itkinin. ve san­ ki olumsuz. ya hakikat ve yanıl­ gı karşısında tyrımsızdır ve dolayısıyla da ne olumlu ne de olumsuz olarak belirlenmemiş­ tir ve eksiklik olarak belirlenimi dış yansıma (yada. kendin­ de olumlu bir yönelmeyi barındıran bir olum­ suzdur. • Nesne’ye uygun düşen bilme olarak hakikat da. vs. Çelişki. düşünme) ile ilgilidir. hareketin. özellikle şu anlamda göz önüne alınmaktadır: sanki olumlu (konumlu. yalnızca bu bakımdan. felsefe alanında bir tek adım bile atılamaz. olumlu ola­ rak.. bilme’nin olumsuzca başka’ya uygun düşmesi. olumlu olan’dır.Olumlu ile olumsuz arasındaki karşıtlık. bu belirlenimlerin basitliği tarafmdan. bir ‘olum­ lu’d’ur. Yanılgı. kendinde ve kendi için varolan nesnel’i ilgilendirmez sanki ve on\m için hiçbir şekilde varolmakta değildir. verili varlığı dile geti­ ren adından davranarak). yalnızca dış yansımaya (yada. düşünme’ye) aittir. ama hakikat. özneldir. içinde çelişki. kendi ken­ disi ile eşitlik’tir. bir doğanın öze belirlenimi olarak. bu bilgi olmaksızın. kendi kendine karşı yöneltilmiş olan itkidir. gözönüne alman yansımasal belirlenimlerin bu doğasını. yada. nesneldir. kendini bilen ve ‘ken­ dinde ve kendi için olmakta olan’ olmayanla kendini olumlayan bir kanı olarak. En önemli bilgilerden biri.

düşünen akıl’dır. ama bu çe­ lişkinin bilincine eremiyor. bağlantıların belirlenimi içinde dolayımsız olarak ortaya çıkar. yani. ve bir alçak olduğu sürece var­ dır yüksek. —Oysa burada hemen belirtelim ki zihin. eşitlikten eşitsizli­ ğe geçen. ba. vs. bir’deki kar­ şıtı içermektedir. baba ve oğul. Tasarım. Bu iki belirlenimi dışsal bir şekilde karşıt tutuyor ve sadece bu iki belirle­ nimi görüyor. böylece bunların içinden doğru kavramın belirginleşmesini sağ­ layan bir bağıntı kurar. bunların bir’de sürüp gidişi­ dir. ve her biri de yalnızca başka’mn başka’sı olarak vardır. bu belirlenimlerden birinin öte­ kine geçişini. 64 . Ba. karşıtlığa getirene dek keskinleşti­ ren.— Şeylerin ve bağıntılarının kavramını dile getirmemesine ve. Ama çeşitli’nin kör­ lenmiş farkını. malzeme ve muhteva olarak sadece tasarımsal belirlenim­ leri içermesine rağmen zihin. oğulun başka’sıdır ve oğul da bacanın başka’si. her be­ lirlenimin içinde karşıtı da bulunmaktadır. olumsuz bağıntıdan ‘kendinde farklıların yansımış varlığı’na geçen dış yansı­ ma olarak kalıyor. bunlar arasmda bunların çelişkisini de içeren. alçak olmayan­ dır.. Yüksek olan.için maskelenmiş durumda ise buna karşılık b*u aynı çelişki. tasarımın basit çeşitliliğini özsel bir farka. Ve çok’lar ancak çelişki­ nin ucuna itildiklerinde biribirlerine oranla. varlığı. sağ ve sol. sonsuza de­ ğin en sıradan örneklerin hepsi. çelişkinin kavranmasına ve dile getiril­ mesine dayanır. Yüksek ve al­ çak. yüksek olmak özellikle sadece budur = al­ çak olmamak. yani özsel olanı ve çelişkiyi içe­ reni değil. dolayısıyla çelişkiyi her yerde içe­ rik olarak kendinde bulundurmuyor. Ve aynı zamanda bu belir­ lenimlerin her biri başka ile bağıntı içinde var­ dır ancak. alçak için de aynıdır bu.

İkisi. duymak. sürüpgiden form ’dur. hayatın içkin itkisi olan o olum­ suzluğu ancak çelişki içinde kazanırlar. yani zorunlu olarak bir form ’u vardır. do­ laymışız orada-olan (varlık)’da yada genellik­ le belirlenmişlikte durup kalmamak. kendiliğinden özdevinimin. aynı şeydirler. belirlenmemiş madde kalır geriye. Form’un etkinliği olarak gözüken. evrensel olarak şu anlama gelir sadece: olan şey.. Form’un nasıl öze geldiğini sormak yersizdir. bir ‘olmakta olan dolayımsız’ olarak değil. tam deyimiyle. bü­ tün form ’u soyutlanırsa. özün kendi kendisindeki görüntü­ sünden. Bu. Maddenin form ’lanması (şekillenmesi). Kendi kendisi olarak belirlen­ miştir madde. ve bunla­ rın sebebine dönmek gerekiyor.. bir konumlu olarak düşünülmelidir. Madde. form ’un temeli yada dayanağıdır. olanaksızdır— görülen yada doyulan. ve.canlı ve hareketli hale girer. —Maddeyi. Herhangi bir şeyin bütün belirlenimleri. sadece ve sırf maddesel. çünkü form. Sadece soyut bir şeydir madde. kendi kendine özgü olan içkin yansı­ masından başka bir şey değildir. • 65 . görmek. form’­ un ise maddeleşmesi zorunludur.. bir belirlenmiş madde’dir. form ’un yapkısı ile maddenin hareketi. ve form. vs. yani madde ile form ’un birliğidir. ayrıca bir o kadar maddenin de öz hareketidir.

Varlığın farklı türleri. dünyanın temelidir dendiği vakit. varoluşta içerilmiş halde­ dirler ve her ikisi de varoluşlardır. kendinde şey ne ise od*ur. özsel olarak varolmak­ tadır. kendinde şey vardır. doğa diye adlandırılan şey dünya­ dan başka bir şey olmuyor. ve dünya da doğa­ dan başka bir şey olmuyor.Doğa için. ve onun hakkında hiçbir şey bili­ 60 . Böylece kendinde şey. kendi özel dolayım türlerini gerekli kılar yada içerirler. ‘kendinde dünya’ya karşıdır. varoluşa girer. bir yanda. Bir şeyin. Fenomen: Fenomen. kendi kendinde yansıyan dünyaya. her türlü belirlenmişliğin boş soyutlamasmdan başka bir şey değildir. oysa dolayımlanmış varlık özsel-olmayan varoluşudur şey’in. Feno­ menlerin dünyası. şu yada bu etkiyi bir başka’nın içinde üretme ve kendi bağıntısında kendine özgü biçimde dışlaşma özelliği vardır. Şey’in bütün koşullan tamam olduğu zaman. Doğanm dünya ola­ bilmesi için. ve kendinde şey. 2. bir çok belirlenim ekleniyor. Kendinde şey ile gene bu kendinde şeyin dolayımlanmış varlığı. Kendi kendisi olarak kendinde şey. şey’in özsel var­ oluşudur. işte bu­ nun içindir ki varlık türlerinin her biri için ta­ nıtın doğası da farklıdır.

nemez pek doğal olarak. «formlarına göre olduğu kadar. bu dış yansımayı özsel olarak kendin­ de bulundurmakta ve kendini. Demek ki bendeki. Fenomenin yasasıdır bu birlik. Fenomen. şeylerin her türlü belirlenmişliğini.. kendi belirlenim ve özelliklerine ‘sahip olan’ olarak belirlemekte­ dir ki bu da. oysa aslında kendin­ de şey.. Deneyüstü idealizm. Bu felsefenin durduğu görüş açısının yeter­ sizliğinin esası. muhtevalarına göre de bilimin içine» aktarır. çünkü her türlü be­ lirlenimin bos soyutlaması olduğ'u varsayıl­ maktadır. öznedeki bu bakış açısın­ dan. ilkin. kendinde şey’in soyutlamasını son belirlenim olarak korumakta inat etmesin­ den.. görünüş ve varoluşun birliğidir. ve niteliklerin yansımasını yada belirlenmişliğini ve çokluğunu kendinde şey’e karşıt tutmasından ileri gelir. zaman içinde aralıksız bir sıra ile gelen) ola­ rak belirliyorum. vs. saf bir kendinde şey olarak be­ lirlemenin yanlışlığını ortaya koyar. bir duvar saatinin birinci ve ikinci çınlaması­ nı eşzamanlı değil de ardışımlı (yada ardışık.... ağacın yapraklarını siyah renkli değil de yeşil. şey’in bir soyut­ laması olarak. kendinde şey’i. varoluşu içinde özdür. ‘görüntüleşen’in dolayımlanmasında ‘ölüm­ lü olan’dır.. 67 . ve güneşi dörtköşe değil de yuvarlak gö­ rüyorum ve şekeri acı değil de tatlı buluyorum. Fe­ nomen.' Demek ki ya­ sa.

Dem ek ki yasa. özsel ba­ kımdan öbürünün durağını (moment) kendin­ de bulundurduğu için bağımsızdır. asıl (özsel) fenomendir. ama. başka’nm içinde yansı olarak gösterir kendini. bu ne­ denle fenomen yasaya göre bütünlük tür. bun­ ların her biri. 68 . Her biri bağımsızdır. Görüntüleşen dünya ve özsel dünya. Yasaların dünyası. fenomenin sâkin muhte­ vasıdır.. biri­ nin sadece yansımış varoluş.. aksine dola­ ymışız olarak vardır fenomende. tedirgin değişikliğin içinde.. —hem basit varlık nedenini ve hem de özselliği olduğu görüntüleşen evrenin çözülme­ sinin hareketini—. ve gene ancak her biri. fenomenin yasayı meydana getiren temeli. kendi temeline döndüğü gibi yasa­ ya döner. varolan dünyanın yada görüntüleşen dünyanın sâkin imgesidir. fenomenin ötesinde değildir. öbürünün de do­ laymışız varoluş olması gerekirdi. ama her bi­ ri. özsel bağıntı'dır.Fenomenin ‘kendi ile özdeşlik’te yansımasıdır yasa. çün­ kü yasayı içerir fenomen. kendi başka’smda sürmektedir ve bunun için de bu iki durağın özdeşliğidir.. ve dahası. fenomen bu iki durağı da içermek­ tedir. kendiliğin­ den hareket eden form ’un durağını (moment’ini) içerir. kendi durağıdır.. varoluşun özerk bütünüdür. fenomen de aynı muhtevadır gene. Öyleyse ya­ sa.. yasaların dünyası. Demek ki yasa. Bu özdeşlik. Varoluş..

bilimsel ve tinsel gelişme­ nin içinde kendini gösteren ve kabul edilmesi esas olan şöyle bir durum vardır: bir şey henüz ancak iç bakımdan yada henüz ancak kendi kavram’mm içinde var olduğu sürece. ve bütünlük her yerde olduğu gibi. başlan­ gıçtır.Dünya. Gerçeklik: Gerçeklik. o şeyin edilgin. öz­ sel bağıntıdır. çokluğun form ’suz bütünlüğünü dile getirir genellikle. muhtevanın doldurduğu bir bağıntıdır. Gerçek zortınluk. Bununla birlikte bu zorunluk. Her türden doğal. öz ile varoluşun birliğidir. Felsefi bir ilkenin tekyanlılığma antagonist tekyanlılık karşıdır kural olarak. kuvvet şey’e dıştan bağlı ve yabancı bir şiddet tarafından damgalanmış olarak gözüküyor. Kuvvet. Henüz gerçek değildir varlık. Fenomenin hakikati (hakikiliğini yapan). işte sırf bundan dolayı. bu ilk bağıntının hakikatidir. en azmdan dağınık bir bütünlük halinde mevcuttur. bütün ile parçalar arasındaki çeliş­ kinin içinde çözüldüğü olumsuz birliktir. varoluştan daha yüksek bir yerdedir. Gerçeklik de. dolayımsız varoluşudur sadece. 3. 69 . Şey’in yada maddenin nasıl olup da bir kuv­ vete sahip old'uklan sorulursa.

içsel doğası) bun­ lara ihtiyaç duymayabilirdi de hiç. Cılız bir kökten büyük bir figür çıkartan bu tarihsel arabeskler. neden’den daha büyük olamaz. Bir tek aynı şeydir.. ide’nin gelişiminin bir derece’dir. burada özgül kalım­ lılık (dengelilik) olarak. Olayların iç ruhu (esprisi. bazen sonuç olarak. formel ve gerçek zorunluğun içine döndüğü ve bunun yam sıra gerçekliğin ve olabilirliğin de içine döndükleri hakikattir. ki bazen neden ola­ rak. netice. çünkü sonuç. 70 . sebebin içermediği hiç­ bir şeyi içermez.göreceldir de aynı zamanda. muhtevaya bağlıdır: yani gerçekliğin du­ raklarının (moment’lerinin) bütünlüğüne bağ­ lıdır. Şu da not edilebilir burada. denk düşmeyen bir anlamda kullanılmış olmakla birlikte. süreci içinde özsel Nedensellik olarak da gerçekliktir töz. zekice ama alabildiğine yü­ zeysel bir 'Usuldür yine de. Herhangi bir şey’in olabilir yada olamaz ol­ ması. ve gerçeklik. sonuç.. ne­ den ve sonuç bağıntısı kabul edildiğine göre. İlke olarak. şurada ise konumlu varlık yani bir başka’da belirlenim olarak or­ taya çıkar. neden’in beliriminden başka bir şey de­ ğildir. Demek ki mutlak zorunluk. Töz. gelişmesi sırasında kendini zorunluk olarak ortaya koyar. b*lı.

bu başka oluş. için hem etkin tözdür hem de aynı za­ manda edilgin töz. neden­ selliğin bir dayanaktan bir başka dayanağa bir dış geçişi değildir bu. ve sonuç da.. karşılıklı etki içinde kendi olumsuzlaması’ ve ‘edilgenlikten doğuş’ olarak ve. zorunlVık ve nedensellik yok ol­ maktadır buradr. Böylece nedensellik. gibi.. sönüp yiterken. bir ‘oluş’ gibi. kendi kendini konumlayıştır. rengi. bunların her ikisi de.. Bu be­ lirlenimlerin her biri. formu. nedenin içinde sönüp yok olurken. her biri bir öteki. vs. ilkin. ve aşması içinde kendini konumlar. bağ ve bağlantı olarak dolayımsız özdeşliği ve farklar’ın mutlak tözelliği’ni. içlerinde barındırırlar. gene ‘kendi olumsuzlamasında yok oluş’ olarak belirir. neden’dir.. ama bu belirlenimin dışında. tıpkı böy­ lece. Kökendeki nedensellik.Böylece hareket eden bir taş. dolayısıyla 71 . sonucun içinde yeniden oluş’a geçebilir neden. tözel farkların kökensel birliğini. ta­ şın sahip olduğu bir belirlenimdir hareketi. aynı za­ manda. • Karşılıklı etki. kendini önceden varsaymakta ve koşullamaktadır. keti dolayısıyla sonucun içinde sönmekle kalmayabiilr neden yine bundan dolayı —formel nedensellikte olduğu gibi— sonuç da söner ter­ sine. biribirini karşılıklı ola­ rak koşullayan konumlu tözlerin karşılıklı ne­ denselliği olarak çıkar meydana. nedenselliğine girmeyen daha bir çok be­ lirlenimi içerir taş. Demek ki. Nedensellik’in belirlenmiş bağmtısı’nm hare. yine nedenin içinde yeniden oluş’a geçebilir. kendi konumlarının edimi içinde yürürlükten kaldırır kendi kendi­ ni.

şurdan ielri gelir: Bu bağıntı. bu bağıntının uygulan. yok olduğu için değil. ve bundan dolayı da. neden-sonuç bağıntısının en yakın hakikatidir. varlığın kendi kendisi ile birliğidir. Zorunluk. ve bu amaçla da. bağlantı ya­ da dolayım’dır ancak. henüz içsel haldeki özdeşliği ortaya çıktığı için. Verilmiş bir muhtevayı sadece karşılıklı etki açısından göz önüne almak tamamıyla düşün­ cesiz bir tavırdır. kavramın eşiğinde duriır. kavramsal bilgi söz konusu olduğunda. özellikle söz konusu olan dolayım gerekliği yerine geti­ rilmemiş. ‘çünkü var diye varlık’tır. bir temele sahip ol­ duğu için. ve aynı zamanda bunun tam tersine olarak. karşımızda kupkuru bir ol­ gu vardır bu durumda sadece. şöyle söylemek gerekirse. görüntü. bağıntının iki terimini. ama varlık ile görüntünün bu özdeşliği de. Nedensellik. karşılıklı etki bağı­ nın uygulanmasındaki bu yetersizlik. Bu içsellik yada bu ‘kendinde varlık’. Ve işte bu da. Hiç şüphe yok ki. kavrama eşdeğer olmak­ tan uzaktır. konumlu varlıktan kökendeki varlığa bu konumlu geçişidir. Ama aynı zamanda bu varlık.da mutlak çelişkiyi de içlerinde barındırırlar. bundan dolayı da. dolayısıyla. ve varlığın bu ken­ di kendisi ile birliği. karşılıklı etki. ve nedensellik bağıntısını uygulamadan söz konusu. kendi öz temel’idir. karşılanmamış olarak kalır gene. dolayımsız veri halinde bırakma­ 72 . bu bağıntının da kav­ ranması gerekir. varlık değildir. masıyla niçin yetinilemeyeceğinin nedenidir. hürriyet haline gelir. Daha yakından bakılınca. neden­ selliğin hareketini aşar. ba­ ğıntı halindeki yanların tözelliği yitecek ve zo­ runluk kendini açığa vuracaktır. iç zorunluktur hâ­ lâ. Zorunluk. nedenin kö­ kendeki varlıktan yansıyan yada kısaca ko­ numlu varlığa.

. özelliğin yada hürriyetin ülkesi."'1 i için kavram olarak göz önüne almmalıdıı Ha­ 73 . kavram’dır işte.yıp. ama gene doyurmazdı bizi. yani bu halkın kuruluş yasasını tö­ relerinin bir sonucu olarak göz önüne aldığı­ mızı da varsayalım bir an için: bu tarz bir an­ layış. Kavram. söz konusu halkın ne kurultış yasasını ve ne de törelerini kavrayamazdık. doğru olmasına olabilirdi pekâlâ. Kavram. sözcüğün tam an­ lamıyla. daha önceki paragraflarda göstermiş ol­ duğumuz gibi. C — ÖZNEL MANTIK YADA KAVRAM TEORİSİ Genellikle Kavram Üzerine: Varlık ve öz. kavram’m genetik açıklaması’m mey­ dana getirmektedir. öznel anlayışgücünün edimi olarak değil doğanın olduğu kadar zihnin de bir derecesi’ni meydana getiren kendinde ve ke. iki terimden de üstün bir üçün­ cü terimin duraklan (moment’leri) olarak ka­ bul etmek gerekir. bağıntının her iki terimini birden ve bu iki terimin yanı sıra Sparta halkının ha­ yatının ve tarihinin bütün öbür yanlarını da kendilerine temel olmuş olan kavramdan çık­ mış olarak anladığımız takdirde olanak kaza­ nabilirdi ancak. Bunu kavrayabilmemiz. varlık’ı ve öz’ü ele alıp işleyen nesnel mantık. Demek ki. o üçüncü terim de. örneğin. çünkü böyle bir anlayış­ la. kendinin bilincinde olan anlayışgücünün. Sparta halkının tö­ relerini bu halkın kuruluş yasasının bir sonu­ cu olarak göz önüne aldığımız ve.. Nitekim. oluş’un duraklarıdır (moment’leridir). bunun tam tersini de.

şu yada bu karakteristik yanını çekip çı­ karıyoruz somut’tan. Burada kavram. cek bir şekilde ve sadece öznel kullanımımız için. anlayışgücüne. kavramın ken­ dini apaçık ortaya koyuş derecesidir doğanın. Bilincin bilimi olarak zihnin fenomenolojisinde ise. Soytıtlama işleminin bü­ tün bu nitelik yada özellikleri. Soyut. dışarda bırakılmıştır. tüm değerleri için­ de koruyup sürdürdüğü sanılıyor böylece.yat yada organik doğa. «Hayat yada organik doğa. kavramdan başka bir şey değil bu» dendiği zaman. el­ le dokunulabilir somut ‘orada varlık olan’ da karşıt tutulmaktadır. gerçeklikleri içinde. öyleki.» «Genellikle. kavramdan da­ ha yetkin bir şey olarak sdece İde değil. kavrama. öznel anlayışgücünün edimi olarak değil. kavramın kendini apa­ çık ortaya koyuş derecesidir doğanın. sezginin ve­ rili maddesini ve tasarımın çeşitliliğini kav­ 74 . soyutlama şu an­ lama geliyor: daha nice nitelik ve özelliklerini koparıp alarak nesnenin değerini küçültmeye. mekânsal. «doğanın olduğu kadar zihnin de bir derecesi»ni meydana getiren kendinde ve kendi için kavram olarak göz önüne alınmalı­ dır. Bu düşünce çerçevesi içinde. sırf kendi güçsüzlüğü’nden ötürü bütün bu zenginliği kucaklamayıp yok­ sul soyutlama ile yetiniyor. ama ötede bir yerde. som'ut’tan daha az ağırlıklı olarak kabul edilmektedir bu durum­ da. Ama... duygu ve sezgi ve sonra da ge­ nel olarak tasarım konulur anlayış gücünün ön­ cesine. zamansal. duyulur bilinç ve sonra da algı derecelerinden geçerek yükselinir. Psikolojide. anlayışgücü. İde’­ nin yanı sıra duyulur. çünkü onda bu madde. kendinin bilincinde olan anlayışgücünün.

yani başlangıç’m. varsayımlar’dan gayrı hiçbir şey düşünülmemektedir. çünkü. daha çok. so­ yutlama.. kavramda hakiki olan ve ilk olan olarak kabul edilmesinden ileri geliyor. ama her türlü hakikat’m içlerinde sonuçlanması gereken bu ‘anlaşılır öz’lerle. nes­ nel görüşler üreten bir organon diye kabul edi­ lişini. kategorilere özgü olan şeyden gayrı hiç­ bir kurucu yan yoktur. bunları rahatça kul.. doyulur maddenin aşılma­ sı ve. olan bi­ tenin içinde hakiki olan’ın bilgisi olmakla yü­ kümlüdür. olan bitenin hikâyesi değil. aynı zamanda dinin de temel koşuludur. . mantığın kötü kullanılması olarak yo­ rumlamakta Kant. bunlara. İşte bunun içindir ki soyutlayıcı düşün­ ce’ye. ‘kendinde ve 75 . ancak kavram olarak ortaya çıkan özsel’e indirgenmesidir. duyulur maddenin kaldırılıp ayrı bir ye­ re konması işlemi (ve gerçekliğinden hiçbir şey yitirmemektedir zaten bu işlem sırasında bu duyulur madde) diye bakmak gerekiyor. soyutlamaya nasıl ihti­ yaç duyulabilir ve nedir soyutlamanın anla­ mı?.ram’a ve düşünce’ye karşıt gerçek olarak alan bu düşünce çerçevesinin terki.. Kendisince yalnız yargıgücünün bir kanon’undan ibaret kalması gereken mantığm. d uyulur’un ve tikel’in üçucu ve yüzeysel fenomeni hakikatin kendisi olarak kabul ediliyorsa. yalnız her tür­ den felsefenin değil. ide’lerden başka bir şey değildir akim kavramları. İçlerinde daha yüksek bir kuvvetin ve daha derin bir muhtevanın varlı­ ğını rahatça umabileceğimiz akim kavramla­ rında. Burda hüküm süren belli başlı yanlışlık. basit fenomen hali içinde. Ama felsefe. do­ ğal gelişmede yani oluşan bireyin tarihinde hareket noktası olarak seçilen doğal ilke’nin. lanabileceğimiz söylenir gerçi.

ve.. b*unu yapmakla. olumsal olmayan özelliğine. tam tersine kavram. tamamıyla keyfî ve çılgınca bir iş olur. tamamlanmış bilgi olarak ilân ettiği şeyi şimdi hakikat ola­ rak kabul etmiş oluyor. örneğin sezgisel anlayışgücü ide’sinde bu ikisinden daha üstün bir birliği kabul etmiş ve dile getirmiş oluşuna rağmen. fenomende belirmekte­ dir. Düşünce ile. Felsefenin. sezginin çeşitliliğinden başka bir şey ol­ madığını ileri sürüyor. muhteva­ nın. ‘anlaşılır öz’lerin hakikiliğini inkâra kalkışacağı kimin akima gelirdi ki? Ama öte yandan da. Nesnenin özselliği. 76 . Daima çok şaşırtıcı bir şey olarak görülecek bir olgu ile karşı karşıyayız. ‘kavrama karşıt olan sezgiye aitliği içinde çokluk’u aş­ maktadır. an­ cak kavramdan geçirilerek döndürülebilir nes­ ne. kavramın gerçek­ likten tamamıyla ayrı olduğunu ve ayrı kaldığı­ nı ileri sürüyor. ve işte bunun içindir ki fenomen. bilen akıl için ulaşılmaz kaldığını ileri sürüyor. ‘kendinde ve kendi için’ şeyler olarak şeyleri bilemeyeceğimizi ve haki­ katin. ve. duyulur varoıuş arasındaki bu bağıntıyı sadece fenomenin görecel bir ba­ ğıntısı olarak kabul ediyor kantçı felsefe. deme­ ğe getiriyor. Bu konuda daha önce de belirttik ki. ve hakikat olarak ka­ bul edip belirlenmiş kavramını ortaya koydu­ ğu şeyi de aşkın. bu görecel bağıntıda takılıp kalıyor. bir deneyin içinde bulunamazlar. özsüz bir şey değil özün bîr beliriınidir.. olsa olsa fenomen olabilir. çünkü bunlar.kendi için’ bir hakikat yüklemek. yasak ve bir düşünce varlığı olarak yorumluyor. buna gerekçe olarak da. du­ yarlığın mekânsal ve zamansal maddesinden yoksundurlar gerekçesiyle. takı­ lıp kalmış olduğu. nesne ile öznenin birliğine dayanan bu hakikat. ve ide’de.

de­ ney ‘kendinde ve kendi için’ hakiki olduğu öl­ çüde. ‘kendinde ve ken­ disi için şey’in ta kendisidir. düşünce fenomenlerinin doğal bilimle­ ri düzeyinde bir betimlemesi olarak değer ta­ şıyabilir ancak. anlayışgücünün bir kavramı olarak hürriyet kav­ 77 . ye gitmek zorunluğ\ı vardır. Nesnelliği içinde kavram. sonra da.Mantık formlarında düşüncenin formel iş­ levlerinden başka bir şey bulunmadığı ileri sü­ rülse bile hangi ölçüde hakikata denk düştük­ lerini görmek için gene de incelenmeleri gere­ kirdi bu formların. gene aynı zorunlukl-a. oysa kabul edilebilecek olan tek şey. Buna bir örnek vermek gerekirse. aynı zamanda olumlu ve somut olarak anlamak tamamıyla bize bağlı bir iştir. hiçbir kanıt gösterilemeyeceğidir. ama hiç şüp­ he yok ki. bütün şeyler. şuna indirgenir­ ler: Temel olarak kavramın belirlenimlerinden biri konulur ilkin. Öznellik: ‘Her şey bir tasarım’dır.. sına uygun biçimde. bu deneye karşı. yada kavramı.. geçerli olarak kabul edilmektedir. yani tikellik yoluyle tekillikle birleşmiş bir evrensel. Bir tümevarıma dayanan bir deney. bununla kalmayıp daha ileri. algının tamamlanmamış olduğu teslim edildiği halde. 1. Kavramın sadece olumsuz ve soyut form ’uyla yetinmek. Kant’ta aklın antinomileri. bir başka belirlenim kavramın temeline konulVır. kendi hakiki doğa. Bu sorunla uğraşmayan bir mantık. üç önerme’den oluşan birer bütün değillerdir.

ve. düşünce­ sizce bir davranıştır. uçlardan biri­ nin yerini alabildiği gibi. yalnızca oldukları kadarıyla ve kökenlerini soruşturmaksızm kabul edip almak. zorunluğ*u ilga edilmiş olarak kendinde barındırmaktadır zaten.. doğa tarafından dolayımlanmış (yada araç kılınmış. Felsefe bilimi. doğa ve zihin’in durumu budur. tanıyabilen. bu üç­ lü tasımın öğelerinden her biri. Ama bu ikicilik (yada.ramı. hem de öyle ki. zihindir. tanıyıp bilen) ve.. düşüncenin karşısında. kalımlı ve ‘kendi için varolan’ bir şey olarak değer taşır. nin üç öğesinin. evrensel olan. Doğada mantıksal İde’yi bilen (ya­ da. zihnin olduğu kadar doğanın da «mutlak tözü»dür. zorunluğun soyut karşıtı diye de göz önüne alınabilir nitekim. dolayımlayan orta terimin yerini de alabilmektedir. Mantıksal ide. herşeyin içine süzülen’dir. Zihin. bu dola­ ymışız (yada. öznellik ile nesnelliğin belirlenimlerini. 78 . Tasımın şekillerinin nesnel anlamı. doğa’dır iklin. oysa mantıksal ola­ rak hürriyet kavramı. hakikî ikicilik değil­ dir. Burada orta terim yeniden birleştiren öğe. ' araçsız.. Doğa. Düşünce. immediat) bütünlük. nesnel de. doğayı böy­ lece özüne yükselten. rasyonel olan’m) üçlü bir tasım olduğu meydana çıkar. sadece öznel ve formel bir etkinlik olarak değer taşır burada ancak. düalizm).. mantıksal İde. mantıksal İde’nin ve zihnin meydana getirdik­ leri iki *uç terimde gelişmektedir. genellik­ le şuna dayanmaktadır: Her akla uygun’un (rasyonel’in. mediatise) olduğu zaman zihin­ dir ancak.

zorunlu bir şekilde. aklın çatışkıları (yada.Öznellik ile nesnelliğe kalımlı ve soyut bir karşıtlık olarak bakmak. herşeyden önce. Nesnellik: Nesnellik için bir çift anlam vardır: özerk kavramın karşısında kalmak ve aynı zamanda da ‘kendinde ve kendi için olmakta olan’ ol­ mak. öznel hikmetler olarak dü­ şünülmesi gerekmektedir. Bu antinominin Kantçı çözümü. 2. Erekbilim ile mekanikçilik arasındaki karşıt­ lığın. tam tersine çevirmek­ tir işleri. basit do­ ğa mekanizmasının ilkesine göre doğa olayları üzerinde düşünmek zorundayım daima. doğanm salt görgül (yada. her iki önermenin de. Hakikatin bilgisi. Bu form içinde kar­ şıtlığı. Her ikisi de. Sonra da. şöyle konumlanmıştır: ken­ di kendisi olarak nesneyi. bir deneyi fırsat bilip gerekçe olarak gös­ 79 . antinomi’leri) ile ve deneyüstü İde’lerin üçüncü çatışması olarak ortaya koymuştu Kant. Akim bu önermelerden ne birini ve ne de ötekini ispatlayamayacağmi. hürriyet ile zorunluk arasındaki daha genel karşıtlık demek olduğun\ı daha önce belirtmiştik. öznel yansımanın her türlü eklentisinden bağımsız nesne olarak tanımak. ama bu. deneye dayanan) yasa­ larına göre şeylerin olabilirliğini belirleyen hiç­ bir ilkeye sahip olamayacağımızı söylemeğe dayanır bu çözüm de. Bir yandan. çünkü bizim. öbür antinomilerin genel çözümüyle aynıdır. kesinlikle diyalektiktir. üstelik. ampirik. nesnel öner­ meler olarak değil.

böylece. doğanın belirli form’larını araştırmağa girişmeme en­ gel olmuyor. hakikiliği sorusunu koymaz. üçüncü terim olarak meydana gelmiş bulun­ maktadır. ama ona bağımlı olan olarak. söz konusu ilkelerin nes­ nel olarak mı. maxime). ve olumsal (yada. deney so­ nucunda elde ettiği gerekçeye göre “ uygular bu hikmetleri ve gene bunlan verili nesnelere uy­ gun olarak ele alışına göre uygular. o önermelerin içinde bulundukla­ rı karşıtlığın aynı olan bir karşıtlık içinde de­ ğillermişçesine. Erek. özel. contingent) bilgi. mekanikçilik ve kimyacılıkla. salt felsefeye duyulan ilginin ge­ rekli kıldığı şey. Daha önce de belirtmiş olduğ'umuz gibi. ‘kendinde ve kendi için yürürlükten 80 . yani olumsal bilgi’dir. Bu bakış açısın­ dan. bu belirlenimlerin. zorunsuz. bilge sö­ zü. yani bütün­ sel kavramın dolayımsızlığı içinde bulundu­ ğundan dolayı. yani iki ilkeden hangisinin ‘kendinde ve Kendi için’ bir hakikat olduğu. ve karşısında da bağlı bulun­ duğu nesnel bir dünya vardır. henüz kendisi de nesnelliğin alanı içinde. dış ereklik bağıntısı olan bu ereklik bağıntısı için­ de görünmektedir daha. zaten sadece insan aklı için zorunlu sayılan bu iki hikmet (yada. yani burada doğanın dışsal bi­ çimde varolan belirlenimleri olarak mı. yoksa öznel bir bilginin basit hikmetleri olarak mı düşünülmeleri gerektiği arasında fark yoktur. bu haliyle. sanki. şu yada bu hikmeti uygula­ yan. bir başka hikmete göre. kimyasalcılığı da genel bir tarzda içine almamız gereken mekanik nedensellik. yani son erekler ilkesine göre. dışsallığm etkisindedir daha henüz. hattâ daha çok. çünkü bu görüş açısından.terebildiğim her seferinde. böyle bir görüş açısından araştırılamaz. B'unlann hakikatidir erek. uygular­ ken de. bunlar ister nesne­ lerin yada isterse bilginin iki belirlenimi olsun­ lar.

sonradan. son­ lu bir muhtevaya sahiptir. dıştan belirlenimlenmiş olma karakteri do­ layısıyla. Erek’in önünde. ‘erek olan’ kavram­ dır. yani yalnızca ve basitçe bir ‘kendinde ve kendi için akla uygun olan’ de­ ğildir erek. sadece kavram değildir bunların tözü. Sonlu (yada. Bir araçla. gerçekten ontın karşısında bu­ lunsun. Mekanik yada kimyasal tek­ nik. bunlar için özsel olan belirlenimlilik (determinite)’lerinin oluş­ turucu durağıdır. buradan ileri gelir. ama bunlarda ‘sonsuza dek ilerleme halinde buftman başka’. kendi kendisiyle birleşir. lağvedilmiş) olan’ olarak gö­ rünmektedir. orta terimde erek için belirir.kalkmış (yada. tasımın d’ş orta­ sıdır ve bu dış orta da. nesnel­ likte de. aynca. nesnellikle birleşir erek. Bu ölçü içinde. etkinliğinin varolan bir dün­ yaya bağlanır gibi yönelip bağlandığı nesnel —mekanik ve kimyasal— bir dünya bulunmak­ tadır. herşeyden önce bunların dışında olarak ko­ numlanmış olan kavramdır. tam tersine. Nesnel sürecin önceki iki form ’unun bağım­ lılık doğası. dıştalıkda bunların. Ama orta terim. bu dıştaki başka’da ve doğrudan doğru­ ya da bu dışta oluş dolayısıyla kendini koruyup Hegel 81 . ereğin bütünlenişidir. ve ‘akla uygVın olan’. bitimli) olan erek. bu durumunda bir mutlak değildir. kendi hali içinde ‘akla uygun olan’. kendiliğinden gelir girer ereklik ba­ ğıntısına. dünyanın dışında gerçek anlamında bir varoluşa sahiptir daha o. yeter ki bu nesnellik.

sa­ ban. kendisi tarafından sağlanan ve birer erek olan yararların dolayımsız biçimde olamaya­ cakları kadar saygıdeğerdir. bu sonuncular gerçekten kavram iseler. aletleriyle dış doğa üzerinde egemen duruma geçer. oysa dolayımsız haz ve yarar­ lar geçer ve unutulur. Ereğin hareketi şimdi şu sonuca ulaşmış bu­ lunuyor: dıştalık durağı. Ama aslında. öyle kavramlardır ki onlarla anlaşılır. somut bütünlük olarak.varlık ve bir özlem değil­ dir artık. dış erekliğin bitimli ereklerinden daha yüksek bir şeydir. Bu bakımdan araç. 82 . 3. koşullanmamış olan’ın) kavramı olması gerekirdi. Gerçekten de Kant’a göre aklın kavramının. dürür kendini. nesnel d oğru ’d\ır (hakiki’dir) yada öyle kabul edilen doğru’dur. söz konusu kavramdan. kavramda konumlu olmakla kalmamaktadır sadece. kavram haliyle. Aklın kavramları. Ereksel süreç. Akim kavramı için İde deyimini istemişti Kant yeniden. ama bu kavram fenomenlere oranla aşkın olmalıydı. koşulsuz’un (yada. ayrı bir bi­ çimde varolan kavramın nesnelliğe çevirisidir. ve kavram sadece bir gereklik . dolayımsız nesnelliğe özdeştir şimdi kavram. tam tersine. upuygun bir ampirik kullanıma varılamayacağı anlamına gelir b\ı. algıların anlaşıl­ masına yararlar.sürdürüyor. algıların kavranmasına. anlayışgücünün kavramları ise. Erekleriyle dış doğanın kölesi durumunda kalan insan. Alet koruyup sür. İde: Upuygun kavramdır İde.

ayrılışı yürürlükten kaldır­ ma özZem’idir (bu öznellik). ama bu gerçeklikler karşısında da altta kalmazlar bundan ötürü. İkinci olarak. Buna karşılık. geçici ve olumsal gerçekliklerden daha faz­ la değerleri yok demektir. bireyselli­ 83 . fenomenler karşısında aşkın olduğu için. bunlar kendileri doğrudan doğruya kavramla gerçek­ liğin upuygunluğudurlar. hakikat olmayan indiliktir. öznel’dir. nesnel dünya ve öznel dünya İde’ye genellikle upuygun olmak zorunda olmakla kalmazlar sadece. ona duyulur dünyada Upuy­ gun hiçbir nesne verilemeyeceği için hakikat değeri olamayacağı kabul ediliyorsa. bu kavramın kendi­ sinden ayrılmış nesnelliğine olan bağıntı’sidir. Kavrama denk düş­ meyen gerçeklik. İde’yi artık sadece yaklaşılması ge­ rekli ama kendisi daima bir çeşit öte olarak kalan bir erek olarak değil de öyle bir tarzda göz önüne almak gerekir ki her gerçek ancak İde’yi kendinde bulundurduğu ve dile getirdiği kadar var olabilsin. İde’nin. nesnel dünyanın hakiki olm ayan varlığı onda eksik diye İde’ye nesnel bir geçer­ lik tanımamak acaip bir yanılma olur. olumsal’dır. inorganik doğasını yeniden öznenin egemenliği altına getirmek ve ilk yalın evrenselliğe dönmek üzere. yalnızca fen om en ’ dir. fenomeni oluşturan şey. Nesne. yalın. yalın kavramın kendi için ol­ makta olan öznelliğinin. Sonuç olarak İde’nin kavramla nesnelliğin birliği olduğu. hakikattir. evrensel hali içinde kavram ile nesnelliğin özdeşliğidir. temel bakımından. Bu bağmtı olarak İde. çünkü söz konusu gerçeklikler de olumsal şey­ ler ve fenomenler kadar değer taşırlar ancak. H erşeyd en önce. ‘hakikî olan’ olduğu ortaya çık­ tığına göre.Düşünceler sadece öznel ve olumsal şeyler­ se.

İde’nin durgunluğu. İde. İde. ancak bu gerçeK. gerçekliğin bu hakikiliğini ölü bir durgunluk.. b’a karşıtlığı ebedî olarak yaratmasındaki ve ebe­ dî oıarak aşmasındaki ve kendi kendisi ile düşümdeşmek için bu karşıtlığa geçmesindeki gü­ ven ve kesinlikledir. sonluluğunu ve kaybını oluşturur. hiçbir yönsemeyi ve hiçbir hareketi içinde barındırma­ yan yalın bir sönük imge. bandan ötürü İde için. önce soyut olan evrenselliğini bütünlük haline geti­ rir. gerçekliği ereksiz değişmenin görün­ tüsünden kurtaran ve böylece İde olarak biçim değişikliğine uğratan düşüncenin... nesnelliğin kavrama uygunluğunda yatar. kendini tikel içinde. İde’nin kendi kendisi ile özdeşliğiyle bir’dir bu süreç.. orada varlığının sınırlı karakteri. ler birlikte alındığında ve bağıntıları içinde gerçekleşmiş olur. çünkü hakikat. kavramın onda ulaştığı hürriyet nedeniyle. Fakat. aynı zamanda hakiki bir şey olarak tüm gerçek İde’_ dir. bir yetenek yada bir sayı yada bir soyut düşünce olarak tasarlama­ ması zorunludur: İde.. en belirgin karşıthk’ı da kendinde barındırır.ğine ve inorganik doğasına kendi kendinde bö­ lünüş süreci' dir.. 84 . Tekil varlık İde’nin bir yanıdır. varlığını kendi için sürdüren olarak da gösteren başka gerçekler gereklidir... kavram. hakiki'nin) ve İyi’nin İde’sidir.. süreci. Doğru’nun (ya­ da. Kendi için tekil kendi kav­ ramına tekabül etmez. bilgi ve isteme olarak. hakikat'tır. evrensellik böylece tam am lanm ış nesnellik olur. Bu sonlu bilginin ve bu sonlu e y le m e ’nin ..

. tamamıyla varolamaz. sağduyuya uygunluktur sadece. Buna karşı­ lık daha derin bir anlamda hakikat. Ama bu. ama bu aynı dere­ celer. • Felsefe adını hak eden herşey.. vs. kavramla gerçeğin özdeşliği olmaksızın. sonlu ile sonsuzun. kendilerine ait olan farklılık içinde. Ni_ tekim. aslında.Hakikattan ilkin: bir şeyin nasıl olduğunu bildiğim anlaşılır. 85 . kendi kavramına yada belirlenimine uygrn bir şekilde davranmayan bir adamdır. doğanın ancak onunla varolur olarak kav­ ranabileceği şey olarak. kendi edimsel gerçekliğini kendinde barındıran olanak ola­ rak. İde’nin durakları olm a’nm hakikatidir sadece. bilinçle ilişkisi için­ de hakikattir henüz. idesel ile gerçeğin. Varlık’m ve özün ve gene aynı şekilde kav­ ramın ve nesnelliğin şu ana kadar göz önüne alman dereceleri. sonra özne-nesne ola­ rak.. budur). Akıl olarak anlaşılabilir İde (aklın felsefî an­ lamı da. hakikî olmayan bir insandır. ruh ile vücudun birliği olarak. ancak gerçeklikleri belli bir şekilde kavrama uygun davrandığı için vardırlar. de anlaşılabilir.. nesnelli­ ğin kavramla özdeş oluşuna dayanır. Kötü bir insan. yani.. diyalektik olarak ortaya çıkmışlardır ve bunların hakikiliği de. anlayışgücü için ancak ayrılığı içinde g e ­ çerli olan şeyin bir mutlak birliğinin bilincini koymuştur daima. iyice oturm uş ve kendi kendilerine da­ yanan bir şe y değildirler. Bu­ nunla birlikte hiçbir şey. kendi teme­ line.. yada formel hakikattir. kötü olan ve hakiki olmayan da.

ve tüm belirle­ nimlerle birlikte bu hep böyledir diye. İde hakkında söylenmiş olan herşeyin kendi kendinde çelişkin olduğ\mu apaçık ortaya koy­ mak. Belirtik şekilde konmuş olduğu za­ man bile bağlantı’yı bilmeyecektir. daha doğrusu. anlayışgücününkü kadar kolay bir iş değildir. bütün bun­ ların kendi kendileriyle çeliştiklerini ve kendi karşıtlarına geçtiklerini. ve. yada. bir görüntü gibi yada birer durak gi­ bi oldukları birliğin. Ne var ki bu ona aynı kolaylıkla geri çevrilebilir. sonlu’nun. Eğer anlayışgücü. İde’nin kendi kendisi ile çelişki halinde old’uğunu gösteriyorsa. hakiki’liği olmadığını. — mantık bunun tam karşıtını göstermektedir: yalnız öznel diye alman sonsuz’un.—çünkü anlayışgücünün tüm bağıntıları onda. ve tıpkı bunun gibi sonlu sadece sonludur ve tastamma sonsuzun karşıtıdır ve dolayısıyla da sonsuza özdeş olamaz diye. İde’nin aşın uçlarını —nasıl dile getirilmiş olurlarsa ols*unlar— bu uçların kendi birlikleri içinde olarak almadığı gibi onun (yani İde’nin) kendi somut birliği içinde olmadıklarının anlamı ve belirlenimi olarak da almayıp İde’nin dışında soyutlamalar olarak aldığı için. özne 86 .. İde’yi hedef alıp saldıran anlayışgücü. İde’de — aklın işidir bu da. çift yanılmadır: ilkin. nitekim ör­ neğin böylecedir ki b ireysel hakkmdaki. ama özdeşlikleri ve kendi’ye dönüşleri içinde onda içerilmiş bulunmaktadır. vs. vs. ör­ neğin öznel yalnız özneldir ve nesnel de onun karşıtıdır diye. sonuç olarak da bu geçişin ve içinde uçların yürürlükten kaldırıl­ mış gibi. sonsuz’un. bunların (öznel’in.. varlık kavramdan başka şeydir ve dolayısıyla da kavramdan çıkarılamaz diye. aslı aranırsa. geri çevrilmiş bulunmaktadır.) hakikati olarak belirim kazandığını göstermektedir mantık. anlayışgücü için kolay bir iştir. İde’nin kendi kendisi ile.

kendi konus\ınu düşün­ cenin ve kavramın form ’lan içinde kapıp kav­ 87 . çünkü her bilim. teorik İde ile pratik İde’­ nin meydana getirdiği ikili şekil içinde beliren ‘bilgi olarak İde’dir.. kendine özdeş olan İde’nin kendi kendi­ nin olumsuz’unu. İde’nin ilk form’u haya t’tır. İkincisi. çelişkisini de içerdiğini belir­ ten kendi düşüncesini. Uzanış olarak gözönüne alman İde. öznel’i nesnel’den. doğr*udan doğruya İde’­ nin içine girmeyen bir dış düşünce olarak ka­ bul eder. ebedi hayattır.. Oysa bu aslında anlayışgücüne özgü bir bilgelik değildir kesin olarak. ebedi yaratıştır. İde’nin üçüncü form ’u olan mutlak İde’yi verir. sonlu’yu sonsuz’dan. birliğin. Bilginin uzanışı (süreci). tam tersine. Her bilimin mantığın içine sokulması gere­ kir. uzanış’tır-. gelişimi boyunca üç dereceden geçer. doğrudan d oğruya İde’nin kendi diyalektiktir. İkinci bir bakımdan da. fark ile zenginleşerek yeni baştan ku­ ruluşunu getirir. ebedi zihindir.. ‘ken­ dine özdeş ola/ı’ı ‘farklı olan’dan... ruh’u bedenden ebed boyunca ayıran ve seçen bu diyalektik ancak bu örçüdedir ki. evet. ve ancak bu ölçüdedir ki bu diyalektik. mutlak ve do­ layısıyla da diyalektik olumsuzluk olarak var oldukça vard? r. ve bu da. tam tersine evrensel olan olduğunu sö yley e n yargıda koşacın doğası’m görmez. Öz bakımından İde.. çünkü İde’nin özdeşliği ancak mutlak ve kavramdan bağım­ sız özdeşlik olarak var old\ıkça. anlayışgücü.hakkındaki ve b ir e y se lin bir o kadar da b irey­ sel olm ayan olduğunu.

orada-olan (varlık)’. . kavramın kendinde olduğu şey ile. kendinde. herşeyden önce itki'dir.Canlı’nm kendi egemenliği altına aldığı inorganik doğa.. —bireysel öz­ ne olarak— nesnel’den ayrılması oluyor.. mm . ayrı­ ca zihnin özünü. 88 . sabit tasarım ’da ve isim’de kaldıkça ne Ben’in kavramını edinebiliriz. ne de herhangi bir şeyin ve ne de hattâ kavramın kendisinin. fontıu’dvss söz konusu olan.. genellikle. ..Demek ki hayatın ilk hükm ü..... çekliğini somut kılma ve bu gerçekliğini gene kendi öznelliği tarafından önceden varsayılan dünyanın m uhtevası ile doldurma beiirlenmiş. bu ıorm ’a dayanmaktadır. boyun eğer buna. .. bu form ’un belirlenimidir. karşıtların kavramdaki mut­ lak birliği meydana getirmektedir. Hakikatin idesi. İtkinin daha sonra kendi öznelliğini yürürlükten kaldırma. kendi soyut haldeki ger. hayat kendi için ne ise o olduğu için..Şunu apaçık bir biçimde kabul etmek ge­ rekir ki. Öznel ide.Gerçekliği.. anlamadıkça ve basit.. yani öznel olarak olduğu şey ile nesnelliğe gömülmüşlüğü ve sonra da hayatm idesine gömülmüşlüğü içinde o!d\:ğu şey arasmdaki fark. bir uygulamalı .radığı için ve ancak o ölçüde mantıktır.Ölçüye sığmayacak derecede doğadan da­ ha zengin olmakla kalmaz zihin sadece.

.. Genellikle düşüncenin belirlenim­ leri. bilginin gerisinde bilinme­ yen bir kendinde şeylik ’ eklenmiş oluyor nes­ nelere ve bu kendinde şeylik. Bu görüş açısından. Garip bir şekilde.Ama bilgi. nesnede ne varsa ona dışar­ dan konm uş olarak tasarımlamak ne denli tekyanlı bir tavırsa.. erek olarak.. onunla birlikte hakikat da. bilgi için mutlak bir öte olarak ka­ bul ediliyor. kendi öz akışıyla kendi sonlu­ luğunu ve dolayısıyla da kendi çelişkisini çöz­ mekle yükümlüdür. ‘kendinde var olan’ (ya­ da.liğir vardır. iç düşünmenin belirlenimleri ve bunların yanı sıra formel kavramla durak­ ları. yani öznel ola­ rak İde olduğuna göre. . Bilginin bu hakikat olmayış bağıntısı­ nı hakikî bağıntı olarak kabul etmek. zamanı­ mızın genel kanısı haline gelmiş bulunan ya­ nılgıdır. . bu durumları da.. kendinde ve kendi için sonlu belirlenimler değil de bu boş kendinde şeylik ' in karşısında bir öznel olduklarından dolayı sonlu belirlenimler olmak konumuna geliyor. meydana gelen belirlenimle­ rin nesneden sadece önceden ayrılıp alınmış olduklarını ileri sürmek de bir o kadar tekyan89 . sonsuzluk’un bu yanı (bes­ belli Kant tarafından) m odem çağda da koru­ nup sürdürülmüş ve —‘kendi hali içinde sonlu’nun mutlak olması gerekirmiş gibi!— bilgi­ nin m utlak bağıntısı olarak kabul edilmişti.... Bilgi.Çözümlemeyi. kategoriler. ‘kendinde olmakta olan’) olarak önceden varsayılan dünyanın’ olumsuzlanması ilk’ tir (ilk olumsüzlamadır).

ötesinde k en ­ dinde fey’in saklı kaldığı tekyanlı bir konum olarak alır bu görüş. bu anlayışsa. 90 .. bunların tümdengelimle çıkarılması. bilindiği gibi. onun (analitik bilginin) ken­ dine ait olarak bilip tanıdığı belirlenimdir öz­ deşlik. nesnel kavramı boş bir özdeşlik olarak. veriler olarak... ama aynı za­ manda bir ‘kendinde var olan’ (yada. sadece bir konum lu değil.Ama bu iki durağı biribirinden ayırmağa gelmez. . gerçekçi­ lik diye adlandırılması kabul edilmiş olan gö­ rüşe denk düşmektedir. düşüncenin belirlenimlerini kendine dışardan alan bir öz­ deşlik olarak kavramaktadır.. kavramdan bilgiye her tasım’. Sentetik bilgi. çözümlemenin onu belirgin kıldığı soyut form ’u içinde. ve var olan’m kavranılmağa çalışılma­ sından başka bir şey değildir. İlk tasarım. ama Kant. İkinci tasarım.lı bir davranıştır. öznel idealizme denk düşmektedir. li bulmamış.. ‘kendin­ de olmakta olan’) olduğ'u gibi. çözümle­ mede bilginin etkinliğini. kendi kendini üreten kavram ’m bu ger­ çekten sentetik dizi’sini bize göstermeyi gerek. sadece. ‘mantıksal olan’.Form el m antık’m belirlenimli bağını.. kendi bilinci’nın bu yalın birliğinin kendine ait olan bu belirlenimlere ve bu farklılıklara geçişinin açıklaması olmak gerekirdi. Analitik bilgi. ın —dolayımsız bağlantının— ilk öncülüdür: bundan ötürü de.. hiç şüphe yok ki sadece bilgide vardır. bağ­ lantı kavramlarını ve doğrudan doğruya sen­ tetik ilkelerini. . alıyor gene. tıpkı bunun tam tersine. Kant..

kısmen totoloji. rilmiş olmaktadır. kısmen de ha­ kiki bağıntının bulanıklaşması olarak göster­ mekte kendini. ‘kendinde ol­ makta olan’ (yada. kendi kendini gerçekleştirmenin itki'si­ dir. ve ‘farklı olan’da. ve işin daha doğrusu. yanıyla alıp ona değer verme­ siyle uzaklaştırıyor itirazları. Ama pratik İde’de. kendinde ve kendi içinde belirlenimsiz hali ile. ‘kendinde var olan’) bir başka-varlık’m ön varsayımına sahip olur ye­ niden. • Öznel hali içinde (kavram). tasımın ikinci öncülüdür. ‘edimsel gerçek’ olarak bu kavram ‘edimsel gerçek’le karşı karşıyadır. Ereği. ya varılan şey. kendi ken­ dindeki hali içinde bu ikinci öncüle aktarılıp geri çevrilendir. (ama) deneyi somut bütünlüğü içinde değil de bir örnek ola­ rak. 91 . Teoremlere aktarılmış olan somut’un açıkla­ ması ve tanıtı diye adlandırılmasında uzlaşma. kendine kendi tarafından bir nesnellik ver­ mek ve nesnel dünyada gerçekleşmek isteyen erektir. bu nedenden ötürü.var olan’ın aalaşılması’m yani belirlenimlerin çokluğunu birlikleri içinde kapıp kavramağa yürür. sayesinde tanımlarına ve basit ilkelerine rahat ulaşabileceği deneyleri tekyanlı olarak kabul eden bilginin aldatmacasını gizlemeğe yarıyor. Dolayısıyle de sentetik bilgi. teorinin temeli karanlıklaşmakta ve bu temel sader<j teoriye uyg*Un yanından göste. öte yandan da bu bulanıklaş­ ma. Somut deneyin önceden varsayılan belirlenimlere bu bağımlı­ lığında. Teorik İde’de ‘evrensel olan olarak öz­ nel kavram. deneyden davranarak. nesnel dünya ile karşı karşıya­ dır. varsayımlar ve teoreırîlere elverişli. ge­ nellikle zorunruktur.

çünkü ‘kendinde kavram’m bü_ tünlüğüdür. onun yanı sıra saf ve yalın biçimde edimsel gerçek’in de üstün değerine sahiptir. Mutlak olmanın üstün değeri içinde orta­ ya çıkar bu iyi. kavrama eşit olan ve bireysel dış gerçekliğin şart koştuğu is­ teği kendi içinde taşıyan bu belirlenmişlik. kendi edimsel gerçekliğinin ve dünyanın edimsel gerçeklik-olrnayan ’mın bir kesinliği­ dir.Kavramda içerilmiş olan.. iyi'dir.oysa öznenin ‘kendinde ve kendi için belirlenimli varlığı’nda sahip olduğu ‘kendi kesinli­ ği’. 92 . Demin göz önüne alınmış olan bilgi İde’sinden daha yüksektir bu İde. . aynı zamanda hür birliğin ve öz­ nelliğin hedefidir.. çünkü sadece evrensel’in üstün değerine değil.

). taşıdığı bilgi sevSisi adını bir yana bı­ rakarak som ut olarak gerçek bilgi haline ge­ lebilir). Ama kültürün bu başlangıcı. göz önünde tuttuğum amaçtır. doğa­ sından ileri gelir ve bu hususim doyurucu bir 93 . bu başlangıç. ilkin yal­ nızca kendi öz çabaları sayesinde. ciddi bir yargı vererek bu düşünü savunmaya ya da yadsımaya yarayacak temel­ leri ileri sürmeyi de unutmaması garekir. Hakikatin. yarak. dopdolu yaşayımın cid­ diyetine. içinde varoluştuğVı gerçek görü­ nüm (biçim — Ç. Bilgi­ nin bilim olmasını öngören iç zorunluk. şeyin deneyine götüren ciddiyete yeri­ ni bırakacaktır çok geçmeden ve üstelik kav­ ramın tutarlılığı şeyin derinlerine inecek ve o zaman bu tür bilgi ve değerlendirme.N. Bunun gerçekleştirilmesi­ ne katkıda bulunmak. bu hakikatin bilimsel sis­ temi olabilir ancak.) dolayımsızuğmdan sıyrılma süreci. genellikle şeyin (nesnenin) düşününe ulaşmasıyla (yük­ selmesiyle) gerçekleşmek zoriındadır ve baş­ langıcın. konuş­ malarda hak ettiği yerle sınırlı kalacaktır. ona ilişkin sağlam bir değerlendirme yaparak.N. zengin belirlenebilirliklerini göz önünde tutup somut tükenmez doluluğu kavra. temel ilkelerin ve tüm el bakış noktalarının edinilmesiyle ger­ çekleşmek zorundadır.ZİHNİN FENOMENOLOJİSİ’nden Kültürün başlangıcı. felsefeyi bilimin biçimi­ ne yaklaştırmak (bu hedefe varıldığı zaman felsefe. tözsel yaşayımın (içdüşünmeden önceki ilkel birliğin — Ç.

dış zorunluk da iç zorunluğun aynıdır ve bu zorunluk. Aslında zihin. biricik gerçek haklı çıkarılışı olacaktır. edineceği yeni görünüme (biçime) kadar ağır ağır ve sessizce olgunlaşan oluşma halindeki zihin. yer yer or­ taya çıkan belirtilerde dile gelir. (Gerçekten de — Ç. birönceki dünyasının yapısını parçalaya­ rak yıkar. sö­ zü geçen amaca yönelen girişimlerin. Felsefenin bilim katma yükseltilmesine elverişli olduğa gösterilebilirse. kendi başkalaşımını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. geç­ miş içindeki bu dünyadan kaçmakta. nitel bir sıçramayla büyümenin sadece nicel olan sürekliliğini bozar ve çocuk işte o zaman doğmuş olur. Zihin. bir bilinmeyenin yarım yamalak du­ yulması. * * * Öte yandan. yeni bir döneme yö­ nelen bir oluşma ve geçiş çağı olduğunu gör­ mek pek zor değildir. yeni dünyanın biçimini apansız 94 . çağımızın.). uğrakları­ nın varoluşunu zamanın ortaya koyduğu görü­ nümden (biçimden) başka şey değildir. felsefenin kendisinin oraya konu­ şuyla bir ve aynı şeydir. dur durak bilmez. sürekli bir iler­ leyiş içindedir her zaman. hâlâ varlığını sürdüren gerçekleri kapsayan ciddiyetsizlik ve sıkıntı. Ama burada çocuğunkine benzer bir durum söz konusudur: Ni­ tekim uzun ve sessiz bir beslenmeden sonra.N. ilk soluk alış. Çağı­ mızın.açıklanması. hem bu amacın zorunluğunun apaçıklığını ortaya ko­ yarak hem de onu tam anlamıyla gerçekleşti­ rerek. ilerlemekte olan bir başka şeyin ha­ bercileridir. Bu dünyanın sarsıntısı. Bütünün görünümünü bozmayan bu ufalanma. Tıpkı bunun gibi. bugüne kadar süregelen somut varlık ve tasarım dünyasından kop'up ayrılmıştır. bu durum. Kişiye ve bireysel ko­ şullara ilişkin olumsallık soyutlanarak tümel bir biçimde kavrandığında.

Ama bu yeni dünya da. doğan çocuk kadar az yetkin bir somut gerçekliğe sahiptir ve bu­ nu akıldan çıkarmamak gerekir. her şey şu temel hususa. yani Hakikati töz ola­ rak değil ama aynı zamanda özellikle özne olarak kavramaya ve açıklamaya dayanır. Ama bu yalın bütünolanm somut gerçekliği. çok sayıda ve çeşitli kültür biçimlerinin geniş bir altüst oluşu. do­ lambaçlı ve karmaşık bir yolun. kendisine dönmüştür ve bu bütünolanm yalın kavram ı haline gelmiştir. ula­ şılmış olan bu bütün kavramı da. çetin ve zah­ metli bir çabanın ödülüdür. Bu başlangıç bütünolandır ve bu bütünolan. bir zihin dünyasının tacı olan bilim de. Tıpkı bu­ nun gibi. artık birer uğrak haline gelmiş olan daha ön­ ceki oluşumların (yapıların) yeniden gelişme­ sine ve yeni bir yapılanışa girmelerine yol açan süreçten başka şey değildir. Bu dünyanın ilk ortaya çıkışı ilkin dolaymı­ şız durumu ya da kavramıdır. ne ölçüde yapılmış sayılırsa. 95 . geniş dalla­ rıyla ve yığın yığın yapraklarıyla bir meşeyi görmek istediğimiz zaman onun yerine bize bir kozalak gösterilirse memnun olmayız. Yeni zihnin (ruhun) başlangıcı da. İri gövdesiyle. * * * Ancak sistemin ortaya konulmasıyla haklı çı­ karılabilecek olan benim görüş tarzıma göre. art arda gelişin ve kapsamının dışında. başlangıçta eksiklik içindedir. bütünün o kadar kendisidir. Temelleri atıl­ mış bir yapı.çiziveren gün doğumuyla birden kesintiye uğ­ rar.

doğrudan doğruya şeyler değildir sayılar.Sağlıklı insan aklı. somut’a götürül'. ilişkin olan şeyden tam am ıyla soyu p alacak olursak. Puthagoras’ın sayılar teorisi üzerine Nerededir sayılar peki? Mekânda biribirlerinden ayrı olarak. .. bunların dış formlarına. biçimde. tikel’e uygulanmaları­ na.... bir töz.FELSEFE TARİHİ DERSLERİ’nden Felsefe tarihine giriş .Tarihe felsefe sistemlerinin art arda sıra­ lanışı.. bir sayıdan başka bir şey­ 90 . doğrudan doğruya İde’nin be­ lirleniminin mantıksal kavramı içindeki çeşitli derecelerini elde ederiz. idelerin göğünde kendi ad­ larına mı oturmaktalar? Dolayımsız. Derim ki. derim. Soyut’un en büyük ve köklü düşmanıdır felsefe. temel durakları içinde tarihsel olayların ilerlemesini buluruz bu ilerlemede. somut’u arar... kendinde mantıksal ilerlemeyi aldığımız takdirde. Bunun tersine olarak. İde’nin kavramsal belirlenimlerinin mantıksal tümdengelim içindeki art ar^a sıra­ lanışının aynıdır. çün­ kü bir şey. vs. ama bu saf kavramları. felsefe tari­ hinde görülen sistemlerin temel kavramlarına. tarih­ sel formun içerdiği şeyin içinde tanıyıp bilmek gerektiği de doğrudur..

.. ve bu nesne­ ler. doğrudan doğruya özün kendisindeki çelişkiyi. Yalnız ve doğrudan doğr'aya Zenon’a ait olan.. — bir cisimle bir sayı arasında hiçbir ben.. ‘kendinde olan’la. zeşme yoktur. diyalektiğin ta ken­ disini buluyoruz. 97 . ki bu hakikatları da onların tözüdür. . düşünce ile fenomen yada duyulur varlık ara­ sındaki. bu ‘kendinde’nin ‘bir ba$ka varlığı’ arasındaki karşıtlığı buluyoruz. bu sayede de...saf hareketini buluyoruz. düşünce olarak var oldukları süre ve öl­ çüde kendi hakikatlan içindedirler. ı’udan doğruya düşüncenin kavramların için­ deki . ve doğa’yı ‘kendinde sonsuz’ ola­ cak anlayan... Sokrates üzerine Dünya tarihi„in boyutları çapında bir kişi­ dir Sokrates. Diyalektiği başlatmış olan. ve nesnelerin özünde de. A ristoteles üzerine Nesneleri düşünür Aristoteles. H erakleitos üzerine Herakleitos. odur. sonsuzun doğasını ilk dile getir­ miş olandır..Burada diyalektiğin başlangıcını. yani doğ. diyalektiktir. Elealilar v e Zenon üzerine .Hakikî anlamda nesnel diyalektiği de gene Zenon’da bulmaktayız.dir. gene odur. Eski Çağ felsefesinde en ilginç sımadır. yani doğanın özünü süreç olarak gören ilk düşünür de..

doğa felse­ fesinde. sonra da düşüncem. Hakikatin alışılagelmiş tanımı şudur: «Hakikat. Nesneler ben tarafından öznel olarak düşünülmüştür. bundan daha derin bir şeyi bilmek istemek olanakdışıdır. ve bir kavram da şey’in tözüdür. ama bu varoluşun bir ruhu vardır ve işte bu ruh da kavramıdır onun. ‘kendi için’ değildir. ama dıştalık tarafın­ dan gögelendirilmektedir kavram. ama b’unlan tasarımladım diye bu ev bu kalaslar değilimdir! evin tasarımından baş­ ka bir şeyimdir ben. Bu. Aris­ toteles ve onu öncelemiş olanlar. soyut idenin sonucu olan şeyin ev­ 98 .Bundan dolayı doğrudan doğruya doğanın nesneleri de birer ‘düşünen’ olur anlamına gel­ mez bu. kalaslar tasarımların örneğin. Doğada kavram. et ve kandır. Epikuros üzerine Bu tarz hakkında genel olarak şunu da söy­ lemek gerekiyor: Kendisine bir değer yükleye­ bileceğimiz bir yanı da vardır bu tarzın. işin bir yanıdır. tasanmın nesneye uygun düşmesidir. evrensel düşünceden hareket ederek apriori 'Usuller uygulamışlar ve kavramı bu­ radan başlayarak geliştirmişlerdir. Kav­ ram. ben tasarımımla (tasarımımın muhtevasıyla) düşümdeşlik halinde değilimdir henüz katiyen: Bir ev tasarımlarım ben. Görüldüğü gibi Aristoteles. şey’in kavramıdır aynı zamanda.» Ama tasarım da sadece bir tasarımdan başka bir şey değildir. Şey­ lerin kendinde ve kendi için ne olduklarını bi­ liyor Aristoteles. düşünce sıfatıyle bu hürriyet içinde varolmaz. yasalar bulma zorunluğudur: Bir baş­ ka deyişle. en yüksek görüş açısmdadır. Öbür yanı ise deneyi evrenselliğe yük­ seltme. ve bu. töz’üdür onların. doğada kav­ ram. Nesnel ile öznelin hakikî upuygunluğu düşüncede vardır ancak: ben buyumdur.

tıpkı bütün organlarına in­ me inmiş bir insanın ayakta tutulamayacağı gibi. da değildir. deneyle ve gözlemle bağ. duyulur var oluş var... bağlantı yanı eksiktir çünkü. dolayısıyla da do­ ğanın varlığından ve edimsel gerçekliğinden yoksun olan anlayışgücü. . tamamıyla yetkindir ama ye­ tersizdir. dönüşümdür b\ı diya­ lektik. ama aslmda bu İde ancak ken­ di kendini canlı olarak kavrayıp tasarladığı öl­ çüde hakiki olarak vardır. öyle ki şüp­ hecilik sahip olamaz ona. bütün bu varsayımlardan daha hakiki olan anlamı ve o edimsel gerçekliği. bunun ha­ zırlığıdır— buluşması gerekir. bu süredurumu yürürlükten kaldırmak için diyalektiktir bu İde. bu­ na karşılık şüphecilik. yani olumlu felsefeye getirile­ mez artık o insan.Olumlu felsefe ş\ı bilince sahip olabilir dü­ şünen şüphecilik konusunda: Şüpheciliğin olumsuz’unu barındırmaktadır o kendi kendin­ de. kendinde hakikattan yoksun. Bir yanda soyut.. Dolayısıyla da denilebilir ki Epikuros. olumsallığa göre yürü­ 99 .rensel tasarımla —ki deney.. Stoacıların erklerine.. öbür yanda ise do­ ğanın. Demek ki felsefi ide.Felsefe diyalektiktir. tam tersine önün bir durağıdır... anlayışgücü kavramlarına karşılık deney var burada. ama hakikati içinde olumsuzdur. Soyut İde olarak İde. ampirik doğa biliminin. Şüphecilik üzerine . yani bu durgunlu­ ğu. yasalar-doğal güçlerin keşfedil­ mesidir. Örneğin Aristo­ teles’te apriori. onun dışın.. ‘kendinde diyalektik’tir.. ‘ol­ makta olan’dır. ampirik psikolojinin buluc’usudur. . sınırlı. süreduran’dır. bu olumsuz ona karşıt değildir.. olum­ sallığa göre değil. Tikelden evrensele bu ye­ niden dönüş.Şüpheci olmağa karar vermiş bir insanın iradesi aşılamaz. gözlem.

. hem birine ve hem de öbürüne karşı ilgisizdir. madde ve muhteva önüne düştükleri vakit bunların ‘kendi kendin­ de olumsuz olan’ olduklarını açıklığa çıkarır durmaksızın.tür kendi diyalektiğini. .Buna karşılık şüphecilik.. Şüpheciliğin sonucu olan kayıtsızlığın tam karşıtıdır şüphe. Bir şüphe değildir şüphecilik.. 100 ..

bunun tarih bilimine getirdiği veriler ve tarihi bu verilere uygun olarak işlemesi yü­ 101 . tarih olmaktadır. Yalnızca verilene bağlı kaldığı —kuşkusVız bu. tarihin düşünen bakış tara­ fından ele alınmasından başka bir şey değil­ dir. düşünmeyle birlikte giden çeşitli araştırmala­ rı gerektiren ve hemen gerçekleşmeyecek bir şeydir— ve yalnızca olanları kendine erek edin.TARİH FELSEFESİ’nden Tarihte akıl üzerine Tarih felsefesi. işte bu erekle çelişme halinde gözüküyor. olını olmuş olanı. Buna karşılık. insanca olan her şeyde. varolanı gözetmeksi­ zin kendisinden meydana getirdiği birtakım so­ nuçlar yer alır. diği ölçüde. bu sonuçlarla ta­ rihe gider ve onu malzeme olarak ele alır. tarih. düşünmeyi Varolan’a Verilen’e bağımlı kılma ve onu bu temelden türetmek t'utümü­ müz yüzünden bize yetersiz gözükebilir. düşünme vardır. Felsefenin çaba­ sı. Oysa felsefede spekülasyonun. Çünkü insn düşünendir. insanca ol­ duğu ve hayvanca olmadığı sürece. bu çe­ lişme. olaylan ve eylemleri kavratmak zorundadır. düşünmeyi burada asla bir yana atamayız. Tarihte olduğu kadar insanla ilgili her şeyde de bu genel düşünme payının kabul edil­ mesi. girişte aydınlatmak istediğim noktada. spekülasyon. yalnızca. tarihî apriori olarak kurar. ol­ duğu gibi bırakmaz. tam tersine sonuçlara gö­ re düzenler. hayvandan bu nokta­ da ayrılır.

Blı kanı ve bilgi. o kendisinden beslenir. buna göre Akıl dünya­ ya egemendir ve Dünya Tarihinde her şey Akıl’a uygun olmuştur. bütün doğal ve tinsel yaşamın Sonsuz Maddesidir. hem de yalnız doğal Evren’in değil aynı za­ 102 . dış malzemenin koş\ıllanna. hazır araçlara gereksemesi yoktur. tüm Öz ve Doğru anlaşılır. Bu aydınlatma için. Akıl’m. Akıl’ın son­ suz güç olması demek kendi içeriğini yalnız­ ca İdeal ve Gerekirlik alanına getirilebilecek ve gerçekliğin dışında. Sonsuz İçerik deyince de. Hem kendisi kendisinin ön ko­ şulu ve varmak istediği erek mutlak Son Erek­ tir. ilkin Dünya Tarihi Felse­ fesinin Genel Belirlenimini vermek ve buna bağlanan en yakın sonuçlan belirgin kılmak gerekiyor. sonsuz olmayan eylem gibi. kendilerinden besle­ neceği ve etkinliği için nesneler alacağı. Sonsuz form olarak da. Sonsuz Güç olrak. sa­ dece Akıl kavramıdır. A Tarih Felsefesi G en el Kavram ı Felsefenin tarihe getirdiği biricik kavram. yukardaki biçimde kendisini ortaya koyan tarih açısından bir varsayım değildir. kendinde taşıdığı içe­ riğin gerçekleşmesidir: Töz deyince. kendi kendisi için malzemedir ve bu malzemeyi işler. İçerik kendi kendisinin maddesi olup bu maddeyi işlenmek üzere kendi etkinliğince verir. kimbilir belki de bazı insanlarm zihinlerinde Özel Birşey gibi var­ olacak derecede güçsüz olmaması demektir. tüm ger­ çekliğin kendisiyle ve kendisinde varlığını ve kalıcılığını kazandığı şey anlaşılır.zünden felsefeye karşı yapılan eleştirilerdir. felsefede spe­ külatif bilgi yoluyla şu nokta kanıtlanır: Akıl —Tann’yla olan bağıntı ve ilgisini daha yakın­ dan tartışmaksızm burada bu anlatımla yeti­ nebiliriz— yani Töz.

bu. zo­ runlu Gidişi olmuştur. Dünya tarihi. çünkü Tüm’ü zaten bilmekteyim. sürdürdüğümüz Düşünüşün Sonucu olarak alınmak gerekir. kanıt­ landığı biçimde de burada varsayılmaktadır. meslekten tarihçilerin bizi yoldan çıkar­ malarına da izin vermemeliyiz. Doğru.manda tinsel Evren’in içten çıkıp Görünüş ala­ nında dışlaşmasıdır: bu da Dünya Tarihi’nde olur. dünyaya kendisini aç­ tığı ve bu açtığı şeyin kendi ululuğundan baş­ ka bir şey olmadığı felsefede kanıtlanır. Dolası hep bir ve aynı olan Tin’dir ve Dünya varlığından bu Doğayı açıklar. söylendiği gibi. hiç şüphesiz. Şu noktalar. zaten bilimlerin öğreniminde öz­ nel bir gerekseme olarak öngörülen de. yoksa bilinenlerin şöyle kabaca derlenmesine karşı değil. Sonsuz ve kesin­ likle Güçlü İdea olduğu. Bütün bu şeyler ara­ sında. İçinizde felsefe ile henüz tanışmamış olan­ lardan. Tarih’i ise olduğu gibi ele almak. Dünya Tini’nin Akıl’a uygun. Gerçekte ise böyle bir inancı önceden önerip istemek zorun­ da değilim. Tarih’in bir ürünüdür. Dünya Tarihi üzerine olan bu derslere. bakımından da— kabaca bir varsayım olarak değil ama tüme Toptan Bakış olarak. çünkü hiç de­ ğilse Alman tarihçileri arasında. Dünya Tini. ilkin anlaşılmıştır ve Dünya Tarihi’nin incelenmesinden de anlaşılacaktır: Dün­ ya Tarihi’nde her şey Akıl’a *uygun olmaktadır. hem de bü­ yük bir yetkiye sahip olup kaynak incelemesi denilen şeye kendilerini adamış olanlardan öy_ 103 . akıla dayanan araştırmaya. bilgiye karşı duyulan istektir. am­ pirik davranmak gerekir. bu sonuç benim için bilinen bir şeydir. Bu durum. historik. İşte bu İde’nin. Tarihin Tö­ züdür. Akıl’m gücüne inanarak ve akıl yoluyla kaza­ nılacak bilgiye susuzluk duyarak katılmalarını dileyebilirdim. Daha önce söylemiş olduğum ve yi­ ne de üzerinde duracağım nokta —bizim bi­ limimiz.

leleri vardır ki, tam kınadıkları filozoflar gibi, tarih için apriori şiirler yazmaktadırlar. Bir örnek verelim: Doğrudan doğruya Tanrı taran­ tından eğitilmiş, yetkin bir görüş ve bilgelik içinde yaşayan, bütün doğa yasalarının ve tin­ sel Doğr'u’nun kavrayıcı bilgisine sahip ilk ve çok eski bir halkın varolmuş olduğu böyle yay­ gın bir şiirdir: şu ya da bu ruhaniler zümre­ sinin, —daha özel bir konuya geçecek olursak— Romalı tarih yazarlarının kendisinden daha eski tarihi çıkardıkları bir Roma Epos’unun varolmuş olduğu da öyle. Yabancısı olmadığı­ mız bu çeşit apriori konuları, hevesli meslek­ ten tarihilere bırakıyoruz. İlk koşul olarak, Tarihsel Olan’ı doğrtı kav­ radığımızı ileri sürebilirdik; ancak böyle genel anlatımlarda, ne kadar doğru ve kavranılmış da olsa, iki anlamlılık vardır. Az çok bir şey­ ler söyleyip iddialarda bulunan, alışılmış ve sıradan tarihçi de yalnızca belgeler koysa, yal­ nızca verilmiş olanla yetinse bile, düşüncesi bakımından, edilgin değildir; kendi kategori­ lerini birlikte getirir ve varlıklara bu katego­ rilerin içinden bakar. Doğru, duyulardan mey­ dana gelen yüzeyde bulunmaz; özellikle bilim­ sel olması gereken hiçbir şeyde Akıl gaflet uy­ kusuna dalmamalı, derinliğine düşünüp incele, me yapılmalıdır. Dünyaya akıl gözüyle bakana, dünya da akıl gözüyle bakar; bunlar karşılık­ lıdır. Öte yandan ayrı inceleme, bakış açısı ve yar­ gılama tarzları, bizi hemen salt önem, önem­ sizlik konusuna vardırır; bunlar önümüzde ya­ tan sons'uz malzeme arasında üzerine ağırlık verdiğimiz, ilk akla gelen kategorilerdir; ancak bu konunun yeri, burası değildir. Yalnızca, Akıl’ın dünyada ve bunun sonucu olarak Dünya Tarihinde geçmişteki ve şimdiki egemenliği konusunda genel kam ile ilgili ola­
104

rak iki düşünme biçimine dikkati çekmek isti­ yorum, çünkü bunlar, güçlük çıkaran temel noktaya daha yakından değinmemize ve daha sonra belirtmek zorunda olduğumuz noktaya işaret etmemize fırsat verecektir. Biri, ilkin Yunanlı Anaksagoras’m ileri sür­ müş old’üğu tarihsel savdır: buna göre, Nous genel anlamıyla Anök ya da Akıl, dünyayı yö­ netmektedir — kendisinin bilincinde olan Akıl anlamında bir Zekâ, bu türlü tanımlanan bir tin değil; bu son söylediğimiz ile ilkini birbi­ rinden iyice ayıretmek gerekir. Güneş sistem­ lerinin devinimi, değişmez yasalara uygun olur, bu yasalar Akıl’m ta kendisidir. Ancak ne güneş ne de bu yasalara göre onun çevre­ sinde dönen gezegenler, eylemlerinin bilincin­ dedir. İnsan, bu yasaları varlıktan çekip çıkarır ve bilir. Akıl’ın Doğada bulunduğu ve genel ya­ salarca değişmeksizin yöneltildiği düşüncesi, bu düşüncenin ilkin Anaksagoras’ta kendisine Doğa ile bir smır koi'muş olması noktası dışın­ da bizi azıcık olsun şaşırtmaktadır. Bu düşün­ celere alışkınız ve bunlarla bir şey çlmuyor. Bu tarihsel durumu söz konusu edişim, şu nok­ tayı belertmek amacıyladır: tarih, bize alışılmış gözükebilen ba türlü bir şeyin dünyada her zaman bulunmamış olduğunu ve bu düşünce­ nin insana Tin’in tarihinde pek çok çığırlar aç­ tığını öğretir. Aristoteles, Anaksagoras’tan bu düşüncenin kurucusu olarak söz etmekte, onun sarhoşlar arasında bir ay:k gibi gözüktüğünü söylemektedir. Bu düşünce, Anaksagoras’tan Sokrates’e geçt' ve bütün olayların nedenini Raslantıda bu­ lan Epikuros’u ı öğretisini saymazsak, felsefe tarihinde ilk kez yaygın ve baskın bir görüş haline geldi: hangi diller ve uluslar üzerinde etkili olduğunu yeri gelince göreceğiz. Platon,
105

Sokrates’i (Pha’ don, Steph. 97, 98) düşüncenin —Yani bilinçli mi bilinçsiz mi olduğu belirsiz Akıl’ın— dünyayı yönettiği bulgusu üzerine şöyle konuşturur: «Doğayı akla uygun olarak bana açıklayacak, tikel alanda kendi tikel ere­ ğini, tümde genel ereği, son ereği, İyi’yi gös­ terecek bir öğretmen bulmuş olduğuma güve­ nip sevinmiştim. Bu güvencemi yine de yitir­ mezdim.» Sokrates, «Ama tam da Anaksagoras’m Yazılarına gayretle sarıldığını zaman» diye devam eder «ne çok aldanmışım. Anaksagoras’ın Akıl yerine yalnızca hava, esir, su ve benzerleri gibi dışsal nedenler gösterdiğini anladım.» Görülüyor ki, Sokrates’in Anaksagoras’m ilkesinde bulduğu yetersizlik, ilkenin kendisiyle değil, bu ilkenin somut Doğa’ya uy­ gulanışındaki eksiklerle ilgilidir; doğa bu ilke­ den kalkılarak anlaşılıp kavranmamıştır, bu ilke genellikle soyut kalmıştır; daha kesin söy­ lersek, Doğa, ayni ilkenin bir gelişimi olarak, Akıl’m etkileyici gücüyle meydana getirdiği bir örgüt olarak kavranmamıştır. B'urada da­ ha başlangıçta, bir belirlenimin, bir ilkenin, bir doğrunun yalnızca soyut olarak kalmış ol­ masıyla, tam tersine daha yakından belirlen, meye, somu i Gelişim’e doğru yolun devam et­ mesi arasındaki ayırımı belirgin kılmak istiyo­ rum. Bu ayırım, temel bir ayrımdır; bu arada, Dünya Tarihi’mizin sonunda, en son siyasal du­ rumun kavranması konusunda bu nokta özel­ likle karşımıza çıkacaktır. Düşüncenin bu ilk görünümünü, yani Akıl’m dünyayı yönettiği ilkesini ve b\ı ilkedeki ek­ sikliği; bu ilke, bizim için çok tanıdık olan ve bizi yukarıdaki görünüme inandıran başka bir varlık biçiminde tam uygulanmasını bulduğu için ileri sürdüm; dünyanın, raslantmm, dış, raslantısal nedenlerin keyfine bağlı olmadığı, ama bir Öngörünün d ün ya yı yön ettiği yolun­
106

Ama daha ileride. Ancak belli ve tanrısal bir öngörünün yeryüzündeki olaylardan kesinlikle önce geldiği biçimindeki Doğru. bu inançla bizim ileri sür­ düğümüz ilkenin ayrılığı. kendi kendisini tüm bağım­ sız olarak belirleyen Düşüncedir. B*u uygulama yerine. Akıl’dır. daha güçlü orduya. Soyutla­ mada kalınmakta. şu ya da bu bireyin yeteneğine. yine de. Çünkü tanrısal öngörü. (genellikle Öngörüye İnancı kastedi­ yorum) belirli olan erişememekte. doğal.daki dinsel doğruyu kastediyorum. Sokrates’in. Sokrates’in bu ilke üzerindeki savının karşıtlığı gibi aynı yol­ dan ortaya çıkmaktadır. varsayımların geçerli olmasına asla izin verme­ mektedir. bu planların erek ve araçları) denir. Yani bu inanç da be­ lirsizdir. tıpkı Anaksagoras’m ilkesiyle. belirlenmeksizin öyle kabaca genellenmesiyle yetinil­ mek istenmektedir. İşte Gugörü'deki bu belirli­ liğe. kendi ereğini gerçekleştiren sonsuz Güç’ün bil­ geliğidir. adı geçen ilkeye olan inançlarımız üzerinde hiçbir iddiada bulunmak. tari­ hin doğal açıklamasıyla yetinilmektedir. dehasına ya da bir devlet­ te bunların bulunmamasına bağlanılmaktadır. Anaksagoras’ta kınadığı. çünkü felsefe biliminin özelliği. üze­ rinde konuşmak istediğimiz bilimin. Daha önce. yani Öngörünün şu ya da bu biçimde dav­ ranmasına Öngörü’nün planı (bu yazgının. verilen ilkeye karşılık olmaktadır. raslantısal denilen nedenlerdir. Bunlar. her şey­ den önce. istemediğimi açıkla­ mıştım. Nous’tur. hatta karşıtlığı da. Ancak bu 107 . alabildiğine akıp gidişine uy­ gulanamamaktadır. somut olanı ilkin göstermesi gerekir. başka bir yandan alınınca da. Öngörü düşüncesinin. yukardaki ilkenin Doğr’uluğu (W a b r b eit) için olmasa bile kurala uygunluğu (R icbtigkeit) için kanıt vermesi. bu dinsel inançlar üzerinde durabilirim. İnsan tutkularına. dünya olay­ larının tümüne.

yeterli temelden yoksun bir kanıya dayanmak demektir. b\ı planı bilmeyi istemek. Somut’un Genel’le bir birleşimini. mezatçılığını yapan bu dükkânda oyalanamayız. örne­ ğin büyük bir bocalayış ve güçlük içinde olan bir kimseye hiç beklemediği anda bir yardım gelmişse. tam tersine bu konuda çok 108 . Anaksagoras’m bilgisizliği doğaldı. şükranını anlatmak için hemen Tanrı’ya ellerini açtığı için haksızlık etmememiz gerekir. Çünkü şu ya da bu durum­ da bu planın geçerliği özellikle kabul edilmek­ te ve dindar ruhlar. yalnızca bu bireyin özel ereğidir. Ancak bu inanç en azından büyük çaptaki uyg’alamaya karşı düşmekle. ama aynı zamanda Tanrı öngörüsünün yazgısını. belirsiz inanç­ larla da kalamayız. Anaksagoras. somutu genel ilkenin ışığında kavramak için genel il­ keyi somuta uygulayamazdı. bu öngörünün yazgıyı kendilerine uygun olarak biçimlendirdiği erekleri görmek­ tedirler.gözlerimizden saklı olan bir şeydir. dünyayı yöneten bir Öngörü’nün var­ olduğa tarzındaki genellemeyi aşıp da belirli­ liğe varmak istemeyen soyut. yalnızca genel olarak Tanrı’nm takdirlerini değil. Akıl’m kendisini gerçeklikte nasıl açtığı konusunda. Oysa Dünya Tarihinde bizim ele al­ dığımız bireyler.olarak gördükleri birçok tek tek olay­ da. Öngörü planı üzerinde bilinen­ leri yadsımaktadır. içeriği de. öyleyse Öngörü inancının. Ancak burada varılmak istenen erek sınırlıdır. düşünme. Yine de bu kabul ve görmeler tek tek olayların dışına çıkmama eğilimindedir. yani dü­ şüncenin bilinci onda ve genellikle Yunan’da daha ileriye gitmemişti. başkalarının yalnızca raslantılar. tümüyle halklar ve devletler­ dir. deyim yerindey­ se. besbelli ki ancak öznel bir tekyanlılık içinde kavrama yolunda ileriye doeru bir adımı Sokrates attı: Anaksagoras böyle bir uygulamaya karşı değildi.

ama kıs­ men de. Genel anlamında Tanrısal öngörü planının bilgisinden söz ederken günümüzde önem ba­ kımından birinci sırayı alan bir soruna. ama aynı zamanda bilmenin en yü­ ce bir ödev olarak önerilmesine karşı olarak Tann’yı bilmenin olanaksız olduğunu ileri sü­ ren şeyin ta kendisi. ba­ kışın Tanrısallığın Derinliklerine kadar işlediği yadsınmaktadır. Tanrı üzerindeki bilgimizin olanağı tartışma­ sına girmemek için. b\ı yüzden de bu konularda hiç de iyi niyetli olmadığı tarzındaki kuşku ve sa­ nıdan kurtulmaktı. 109 . kapalı. Tanrı kendini dün­ yaya açmıştır. gizli kalma­ mak için. tüm nesneleri bildiği. bizden istenen ise. Kutsal Kitap’taki Tanrı’yı yalnızca sev­ mek değil. bunlar açık olarak önü­ müzdedir. Akıl’m dünyayı yönetmiş ve yönetmekte olduğu yolundaki önermemizin. yalnızca banları adı geçen genel ilkeye bağ’ amamızdır. felsefe bazı teo­ lojilere karşı dinsel konuları kendi üzerine al­ mak zorunda kalmıştır.daha ciddi davranmak zorundayız. demek ki. kısmen kendi önerme­ mizde adı geçen dinsel bilginin nasıl ileri bir bağıntı içinde olduğunu göstermek. felsefenin dinsel doğrulan anmaktan utandığı ya da utanması gerektiği ve bunlar­ dan kaçındığı. tarihteki araç­ lar ve görünümlerdir. Yine de bu konuyu bir yana bırakmak isteme­ dim. bir sorun olmaktan çıktığına göre. Tann’yı bilme olanağı sorununa işaret ettim: bu. ne olduğunu insanlara bildirmiştir. Somut Var­ lık. Tin’in Doğr'unun özünü kavratan şey olduğu. kastettiğim da­ ha çok. Öngörü’nün dünyayı yönettiği biçiminde din­ sel bir kılık almasından söz etmeyebilirdim. Öngörünün izlediği yollar. bunun da nedeni. Burada şu genel nokua Çizerinde durmak is­ tiyorum: Hıristiyan dininde. Buna karşılık günümüzde işler o denli ilerlemiştir ki.

bu temelden. somut kötülüğün tüm yığınının gözlerimizin önünde yattığı alan­ da. Tin­ sel gelişimin ilkin duytılmuş olan şeyi de so­ nunda düşünce ile kavrayacak derecede ilerle­ miş olması gerekir. Dünya Tarihi’dir. Tanrı’yı tanımanın zama­ nının gelip gelmediği. Buna yöneldiği ölçüde de. olumlu olanın bilgisiyle vanlabilir.) Bu uzlaştırmaya. dünyanın son ereğini oluşturan şeyin son olarak her yerde geçerli ve bilinçli bir tarzda geçerlik alanına girip gir­ mediğine. Sonunda. Dünya Tarihi’nin ta kendisi olan. Do­ ğa alanında olduğu gibi. genel olarak dün­ yadaki kötülüğün. metafizik açısın­ dan yine de soyut. öbür yandan da bu son ereğin dünyada gerçekleşmemiş olduğunun. bizim de bir süre üzerinde durmak istedi­ ğimiz nokta budur. ama kö­ 110 . sonsuz bilge­ liğin kendisine erek olarak koyduğu şeyin. bağlı olmalıdır.Bu olanakla birlikte bize Tann’yı tanımak öde­ vi düşmektedir. incelememiz bir Teodice’dir. (gerçekten de. belirsiz kategorilerle yaptı­ ğı biçimde. ancak bu bilginin ortaya çıkmasıyla birlikte negatif yan önemini yitirip yenilmiş olarak gözden \ızaklaşacaktır. yaratıcı Akıl’m bu zengin ürünlerini de kavra­ manın vakti gelecektir. yani Leibniz’in kendi tarzına uyg\m olarak. gerçekliğini ve etkin­ liğini dünyada kazanan Tin’in alanında orta­ ya çıkmış olduğu konusunda bir görüş kazan­ maya yönelmiştir. Tanrı’nm yollarını bir haklı çıkar­ ma denemesidir: buna göre. uzlaştırmacı bilgi için hiçbir yerde Dünya Tarihi’nde olduğundan daha fazla bir uyan ve çağn yok­ tur. düşünen Tin’in de varlığın negatif yanıyla bağdaşması gerekmektedir. tanrısal varlığın kendini açması temelinden kaynak alan. bunun için de bir yandan dünyanın son ereğinin doğru ola­ rak saptaması. Bilgimiz. ahlâksızlığın kavranması.

bundan sonra­ sı. özel. bu­ rada söz kon\ısu olan. Beri yandan. B'urada doğanın nasıl kendinde ele alının­ ca aynı zamanda Akıl’m bir sistemini oluştur­ duğunu. Kendimize buyurduğumuz b\ı ödevle birlikte. son erek olarak belirlenimi ve bir de gerçekleşmesi. dünyanın son ereğinin ne olduğu som ­ uyla özdeştir. belirsiz sözlerdir. doğanın belirlenmesiyle ilgi­ li bu temel koşullara dikkati çekiyoruz. akim yolundan ayrılmadığımız sürece ken­ diliğinden gelir. inceleme konumuz Dünya Tarihi’nin tinsel zemin üzerinde geçtiğine dikkat etmemiz gerekir. doğa­ llı . Bu­ rada iki türlü inceleme gerekir: bu son ereğin içeriği. Fiziksel aoğa ay­ ni zamanda Dünya Tarihi’ni de içine alır. yapılacak ilk şeydir. daha yakından bir bakışla. B Tin’in Tarihte Gerçekleşmesi Dünya ile bağıntısı içinde ele alındığı süre­ ce. Akıl’ın ekndinde belirleniminin ne olduğu sorunu. İlkin. Akıl’ı. son ereğin gerçeklik ka­ zanması. tıpkı Öngörü gibi. kendi belirlenimine uygun olarak kavramak. Akıl’m dünyayı yönet­ mesi. içeriğinin. İşte daha başlangıçta. Tözsel’dir. Sözünü etiğimiz Akıl. ruhsal ve fiziksel doğayı ken­ disinde biraya getirmektedir. kendine özgü bir öğe olarak or­ taya çıktığını incelememiz gerekmiyor. Tin ve onun Gelişim süreci. söylediğimiz bu girişte üzerinde durmak istediğimiz ikinci noktaya geliyoruz. bir şeyin akla daaynıp dayanmadığını yargılıyabilmek için ölçütün ne olduğu bildirilmeden sez edi­ lir. gerçekleşmesindeki zorunluluktur. Dünya. Akıl’dan hep belirleniminin.tülüğün onun yanmda aynı ölçüde gerçeklik kazanmadığının ve kendisini birlikte geçerli kılmadığının bilinmesi gereklidir.

genel’i kavramak için somut gerçekliğin bu tarzından kalkarak. üzerinde duracağımız ilk konu. yabansı­ lık. Tin’in doğasına değgin bazı soyut belirlenimler önermemiz gerekmektedir. başına buyrukluk. ama bu türlü özgürlük. Beri yandan Tin. Tin’in ya da Tin olaıak belirlenen insanın kendinde özgür olduğunu bilmezler. doğal bir raslantı ya da başına buyrukluktan başka birşey olmayan bir tutku uyuşuk­ luğu yahut tutk'unun dizginlenip yumuşatılma­ sıdır. Doğul'ular. Bu tek kişi yalnızca bir despottur. özgür bir adam. dir.yı yalnızca Tin’le olan bağıntısı içinde göreli olarak düşünmeliyiz. bir insan değildir. yani daha önce belirtildiği üzere. Aynı zamanda. kendisini seyrettiğimiz ti­ yatro sahnesinin üzerindedir. kendisinin en somut gerçekliğinde. Tin’­ in soyut belirlenimidir. dinleyicilerin zihinlerinde daha önce bulu­ nan alışılagelmiş tasarıma \iygun bir biçimde vermek üzere burada bu konuda yalnızca doğ­ ruyu işaret ederek konuşulabiUr. Yani Dünya Tarihi’ndedir. ama onlar da 112 . söylediklerimi­ zi. İlkin Yunan’da özgürlüğün bilinci doğmuştur ve bu yüzden de Yunanlılar özgür olmuşlardır. Tin idesini spekülatif olarak derinleştirmenin yeri ve vakti gelmiş olduğuna göre. Dünya Tarihi’dir. Bu soyut belirlenime göre Dünya Tarihi için şu söylenebilir: Tin’in kendini gösterip açtığı yer. a. ya başka bir yerde tamamlanıp kanıtlanmış olan ya da tarih bilimindeki çalışmaların sonu­ cunda hiç değilse onanması gereken bir varsa­ yım olarak kabul edilmelidir. Bir girişte söylenebilecek olan şey. Yalnızca tek kişinin özgür olduğunu kabul ederler. Ancak ilkin. Tin’in Belirlenimi O halde. genel olarak tarihsel anlamında. bu noktayı gözönünde bulundurmaksızm ya da daha çok. Bilmedikleri için de özgür değildirler.

tarihi meydana getiren uzun olaylar zincirinin ta kendisidir.Romalılar gibi. Dünya Tarihi. bakımsız. İnsanın insan olarak özgür olduğunu Platon da Aristoteles de bilmediler. Bu türlü bilinç. kısmen de bakımsız insanın insa­ na zorlu bir köleliği oldu. Şimdi tekrar bu noktaya dönü­ yoruz. dünyaya nüfuz et­ mesi ve biçim vermesi. yalnızca bazı kişilerin özgür olduğunu kabul ediyorlardı. solmayan mahkûm. ne hükümetler ve anayasalar akla uy­ gun bir şekilde örgütleniyor ne de özgürlük il­ kesi üzerine temellendiriliyorlardı. Hıristiyan dünyasın­ da ilkin Germen ulusları. devletlerde de özgürlük hüküm sür­ müyor. Bu ilkenin dünya işlerine uygulanması. Bu ayrım bizim bilimimizde temel bir belirlenimdir ve akılda tutulması önemlidir. çözümlenmesi ve uygulanması güç ve uzun bir kültür çabası isteyen daha geniş çapta bir sorundu. yaşamaları ve güzelim özgür­ lükleri de bu noktada sınırlanmış olmakla kal­ madı. kısmen raslantısal. kendisiyle tanımlanan insanın değil. Özgürlüğü bilmedeki dereceler hakkınU3 . İlkenin soyut ilke olarak kalmasıyla uygulanması. Tin’in bu en derin bölgesinde doğmuştur. Bu ayrım Hıristiyanlık ilkesi. ya­ ni Tin’in ve yaşamın gerçekliğine sokulması ve yürütülmesi abasındaki ayrıma daha önce dik­ kati çekmiştim. özgürlük bilinci bakımından olduğu kadar genellikle özgürlük ilkesi bakımından da önemlidir. özgürlük bilincinde ilerlemedir. zorunluluğunu tanımak mecburiyetinde olduğumuz bir ilerle­ medir. insanın insan olarak özgür olduğunun Tin özgürlüğünün insanın do­ ğasını meydana getirdiğinin bilincine vardılar. kölelik Hıristiyan­ lık dininin kabulüyle hemen ortadan kalkma­ dığı gibi. Örneğin. yeter­ siz bir çiçek. bu yüzden de Yunanlılar salt kölelere sahip olma yüzünden. ama aynı zamanda özgürlükleri. ilkin dinde. ama bu ilkeyi dünyalık öze sokmak.

yine özgür­ lüğün kendisidir. Tin’in biricik ereğidir. bizi tarih görünümü. Şimdilik buna şöylece de­ ğinip geçiyoruz. Yunan ve Roma dün­ yasının ise bazı kimselerin özgür olduğunu bil­ diğine. yaşanmamış­ tır. günümüz­ de olduğu kadar iyi bilinmemiş. Daha önce bazı kavramları açıklamamız gerekmektedir. kendisini dünyaya getirmede kullandığı araçlar sorusu. tinsel dünyanın yargısının ve dünyanın genel son ereğinin Tin’in kedi özgürlüğünün bilinci ve ancak bununla mümkün olan genel anlam­ da özgülüğün belirsiz ya da çok anlamlı bir sözcük olduğu. bizim ise bütün insanların insan olarak özgür olduğunu bildiğimize dair sözlerimle — Dünya Tarihi’nde yaptığımız bölümleme orta­ ya çıkmaktadır. ken­ dini gerçekleştirmek için hangi araçları kulla­ nır? Burada incelenecek olan ikinci nokta budur. en yüksek İyi olarak kendisiy­ le birlikte sonsuz anlaşmazlıklar. kendisinin ereğidir. Kendi bilincine varma —çünkü kav­ ramı gereği. O. Tözsel ve fizik dünya. Akla ilk gelen sorti şu olabilir: Özgürlük. 114 . Ama şimdilik genel belirlemeyle yetinece­ ğiz. tinsel dünyaya bağlı olduğundan ya da spekülasyon terimlerini kul­ lanacak olursak.da genel olarak söylediklerimle —yani Doğulu­ ların sadece bir kimsenin. Tarihi bu bölümlemeye uygun olarak ele alacağız. Gerçekleşme Araçları Özgürlüğün. özgürlük kendini bilmedir— ve böyleca kendi gerçekliğine erişmenin sonsuz zorunluluğunu kendi içinde taşıyan. yanılmalar getirdiği ve mümkün her türlü aşı­ rılıkları içine aldığı da hiçbir çağda. fizik dünyanın tinsel dünya­ ya karşı çıkacak hiçbir doğrus\ı olmadığından. b. karışıklıklar. soyut ilke ile gerçek olanın arasındaki sonsuz ayrımın önemine dikkat çe­ kilmişti. Bundan başka.

Örneğin. o za­ man da şu anlaşılır. ilgilerin. doğru ereklerin çevresinde toplanan Mantık­ sızlığın doğurduğu sonuçları. daha içsel bir kavram olmasına karşılık. letin ve ahlâkın koymak istediği sınırların hiç birine aldırmamalarında ve tutkularındaki do. ama bu İyi’nin sınır­ lanmış olmasını da isterler. bunlar insan soyunun to­ puna göre küçük bir oran meydana getiren tek tek bireylerdir. kısmen daha genel olan ereklere. Bu öznelerin ve etki çevrelerinin yazgısı olan Akıl’m ancak bu erdemlerde ger­ çekleştiğini görebiliriz! Ama bu özneleri. tutkularından. kısacası. ada. ipler yalnız­ ca bu gereksemelerin. ölçü. vb. Özgürlüğün. belli bir ilginin erekleri. adalet ve ahlâkı gü­ den yapma ve sıkıcı disiplinden insana çok da­ ha yakın olmalarındadır. tarih içinde gözönünde bulundurduğumuzda. araçları tarihte de göze çarptığı gibi. soylu va­ tan —ama dünya ve dünyanın genel ereğiyle az bir ilişkisi olan belli bir vatan sevgisi ya da aile sevgisi. ilgi ve çıkarlarından. insanların gerekseme­ lerinden. Daha ilk bakışta tarih. A ynca burada tutku­ lar. kötülüğe. bencilliğin tatmi­ ni de en güçlü etmenlerdir. erişmek istedikleri ideal ve erklerden. tutkulann. elindedir. Bireyler. dürüstlük. şid­ detlerinin ve yalnızca tutkuların değil. ama ay­ nı zamanda ve hatta özellikle iyi niyetlerin. karakter­ leri ile yeteneklerinden doğan davranışları gös­ terir. özgür­ lük olarak. 115 . Bu yüzden de etkilerin alanı göreli olarak küçüktür. Bunların gücü. Oyle ki bu etkinlik oyununda. arta kalan bireylerle karşılaştırmamız gerekir. Tutkuların bu oyununu seyrettiğimizde. dışsal ve görünümsel olarak ortaya çıkarlar. arkadaş sevgisi— genellikle doğrtıluk. bütün Erdemler bu­ raya girer.nün ta kendisine götürür. kötü­ ye insan zekâsının kurmuş olduğu en ileri kral. İyi’ye yönelir. ğal şiddetin düzen.

bu yıkılış yalnızca doğanın yapıtı ol­ mayıp. bu tutku oyunun seyri daha çok ah­ lâkî üzüntü verir ve eğer varsa.lıkların yıkılışına. ama etkinliğimizi buyuran erek ve ilgilerimizin huzuruna. alın yazısı böyleymiş değiştirilebi­ lecek hiçbir şey yok. Sonra da bu üzücü Düşünce’nin yaratabileceği sıkıntıdan tekrar ya­ şam duygusuna (L ebensgefü bl) ve geçmiş için üzülmeyi değil. bu dev gibi kurbanların kime ya da neye. ondan çıkıp sıyrılmak için de şöyle düşünürüz: olan olmuş. halkların m’utluluğu. Burada incelememizin genel baş­ langıcını oluşturan soruna geçmiş oluyoruz Yine buradan kalkarak bizde melankolik duy­ gular *uyandıran o tüyler ürpertici olaylar tab­ losunu. soyluluğun uğramış olduğu yıkımları doğru bağıntısı içinde görerek. tersine insan sisteminin ürünü oldu­ ğundan. içimiz bu geçicilik karşısında üzüntüy­ le dolar. bireysel erdemler ya da suçsuzlukla oldu­ ğu gibi halk ve devlet hizmetleriyle de ilgili olarak ululuğun. han­ gi son ereğe kurban edildikleri sorusu zihnimi­ zi kurcalar. devlet­ lerin bilgeliği ve bireylerin erdemliği kurban edilen bir mezbaha gözüyle baktığımızda bile. güven içinde. hatta sakin kıyıda durup. üzüntülerin en büyüğünü. Baştanberi tikel olandan genele çıkmak için düşünce yöntemini ileri sürmek110 . Bu üzüntüye karşı cephe almak. en tüyler ürpertici tabloya varabilir ve böylece hiçbir avutucu. içimizdeki iyi Tin başkaldırın Rhetorik abartmaya kaçma­ dan. uzaktaki karmakarışık yı­ kıntı yığınını hazla seyreden bencilliğe döne­ riz. bireylerin anlatılmaz peri­ şanlık ve acılarına en derin acımayla baktığı­ mızda. en h*üzur bozucusu­ nu duyabiliriz. Dünya Tarihi’nin tözsel yargısını mut­ lak son ereğini ya da bununla özdeş olan so­ nucunu gerçekleştiren araçların alanı olarak belirlemiştik. yatıştırıcı sonucu olmayan. Fakat tarihe.

o incele­ melerde . verilen Öngörü bulmacalarını gerçek­ lik alanında çözümlemek. yasa. ona varlık kazandırmam beni ilgilendirmelidir. tamamen gerçek değildir. Gerçeklik kazanabilmesi için ikinci bir öğe ek­ lenmelidir: blı da etkinliktir. Bu konuda ilk söylenecek şey. diye adlandırdığımızın sadece genel soyut bir şey olduğudur. Be­ nim bir devindirmem. Baştanberi. orada. ama bu. ilkesi de istemdir. genel içsel bir şeydir ve böyle olarak da ne kadar kendinde doğru olursa olsun. İlke. tikel olandan genele çıkmak için düşünce yöntemini ileri sürmekten kaçındık.ten kaçındık. ilkelerin kendiliklerinden yaşama ve geçerli olma güçleri yoktur. bununla ilgili olarak ileri süreceğimiz öğeler. onlara varlık veren insanoğlunun gereksemesi. genel olarak insanların dün­ yadaki etkinliğidir. tarihin gözönüne serdiği o korkunç tablonun akla getirebile­ ceği soruların cevaplandırılmasında önemli olan belirlenimleri de taşıyacaktır. Onun için de. kendi içinden çıkıp varlığa geçmemiştir. Ancak bu etkinlik sayesin­ de. Onları devini­ me geçiren. ama henüz gerçeklikte değildir. Ayrıca o düşünceleri ve bununla özdeş olan sonucunu gerçekleştiren araçların alanı olarak belirlemiştik. her şeyden önce niyetlerimizde yada kitaplardadır. bu duygulu düşünce­ nin işi değildir. güdüsü. doğası. A ynca o düşünceleri ve bunların yarattığı duyglıları aşıp. vb. o kavramlar soyut belirlenimler. gerçeklik kazanır. son erek. temel ilke. eğilimi ve tutkusudur. temel ilkeler. 117 . Böylece takınmış oldu­ ğumuz tuttıma geri dönüyoruz. düşüncelerimizde. Onun aslı bir olanak bir gizil güçtür ( Potentialitaet). ilke. gerçekleşmedir. yazgı ya da Tin’in Tin olarak aslı. Erekler. o tersine bu olumsuz sonucun boş ve verimsiz yüceliklerinde melankolik bir haz duymakla yetinir. Yasaların.

sağ­ duyunun. «İlgi». Her ne kadar başkalarıyla ortak. Öznenin kendisini etkinlikte. o nesnenin iyi. o kişi her şey bir ya­ na. Yapılmasıyla tatmin olma­ lıyım. ama bir şey için etkin olan biri onunla yalnızca genel anlamda ilgili değildir. o şey üze­ rinde bir etkinlik gösterebilmelidirler. onun yanında ilgilidir (interessiert dabei). bir ilgide kendilerine ait olanı elde etmek. Etkin olan bireylerin tatmini olmaksızın hiçbir şey meydana getirilmez. ken­ dilerine özgü belirli gereksemelerin ve istemle­ rinin doğurduğu ilgiler de vardır —tabiî. içerik bakımından değilse bile özdeş olan gereksemeleri güdü ve ilgileri varsa da. bireyler tikeldir. Alman dili bu ayırımı çok iyi belirtmek­ tedir. herhangi bir biçim de benim de ereğim olmalıdır. onunla olmak demektir. bir şeyle ilgilenmeleri gerektiğinde. O. Benim kendisi için etkin olmam gereken bir erek. akim gereksemeleri uyan­ mışlarsa—. orada. İnsanlar. çalış­ mada tatmin olmuş duyması. yalnız kendi çıkarını. onu köstekleyerek. bu durumda bir nesne için etkin ol­ maları gerektiğinde o nesnenin kendilerine uy­ gun olmasını. Bu arada ereğin beni ilgilendirmeyen bir sürü baş­ ka yanları olsa bile ben kendi ereğimi tatmin etmeliyim. Ama orada. kendi işini düşünü­ yor. Bu demektir ki. içinde. benim ilgim olmalıdır. doğru ya da ya­ 118 . anlığın. onun sonsuz hak­ kıdır ve özgürlüğün ikinci öğesidir.onunla olmalıyım. ona zarar vererek ve onu feda ederek. Birinin bir nesneyle ilgilendiğini söylerken onu suçlar ve ona haklı olarak kızarız. Bu de­ mektir ki. Burada anlamaktan kaçınmalıdır. ama burada ‘ilgilenmek’ sözü kendi çıkarını gözetmek anlamında söylenmek­ tedir — bu demektir ki. kendisine bu fırsatı veren genel ereğe aldırmaksızm hatta kısmen de onun aleyhine. o ilgiye kendilerini katmak ve işte ken­ dilerine güvenlerini kazanmak isterler.

Bu. güdü. Tutku. düşünce inanç kavramlarını kendinde toplayan öznel istem öğesi olarak gerçeklik kazanması gere­ kir. gö­ rüş ve vicdan konusunda da bu böyledir. bu böyleyse. o zaman dünyada hiçbir şeyin tutku olmaksızın meydana getirilmemiş olduğunu söylememiz gerekir. İnsandaki tüm bireylik.rarlı. Böylece etkinlik gösteren kişilerin ilgisi ol­ madan hiçbir şeyin ortaya çıkmadığını söyle­ miş oluyoruz. ona katılmayı isterler. o zaman bu ereğin. içeriğin ya da ereğin henüz be­ lirlenmemiş olduğu isteme enerjisinin ve etkin. birinin tatmin ve gerçekleşmesini öte­ kinde bulduğu devlet. tfutkunun neyi erek edindiği kadar. Ama tersine. iyi dü­ zenlenmiş ve içten güçlü bir devlettir. liğin öznel. inan­ cımın içeriği. insanların başkalarına güvenmeleri ve otorite yüzünden bir şeye yaklaşmak yerine. çıkarlı olduğuna inanıp böylece onun ya­ nında yer almayı. varlık alanına girmesi ve bütün bu gerekseme. formel yönüdür. Öy­ leyse. Bu arada devlet kurumuna şöyle bir bakacak olursak. genel anlamda bir ereğin tarihsel ger­ çekliğinin öznel öğesi üzerine olan bu açıkla­ madan şu sonuç çıkar: kendi genel erekleriyle vatandaşlarının kişisel ilgilerinin birleşmiş old\ığu. bağımsız inanç ve kanı­ larıyla etkinliklerini adamak istedikleri bizim zamanımızın önemli bir öğesidir. Ama bir devlette neyin 119 . bıı erekte bü­ tün gerekseme ve güçlerini yoğunlaştırdığı za­ man bu ilgiye «tutku» adını verecek olursak. sahip ol­ duğu ve olabileceği bütün başka ilgiler ve erek­ leri bir yana atarak damarlarındaki bütün is­ tekle kendini bir nesneye kattığı. tutku. bu içeriklerden birinin mi yoksa ötekinin mi doğaca daha doğru olduğu da önemlidir. bu bakımından. Bu durum. çok önemli bir noktadır. Kişisel inanç. kişisel görüş. bir nesneye anlıkları.

bir şeyle ilgilenmeleri gerektiğinde. bireyler tikeldir. o kişi her şey bir ya­ na. herhangi bir biçim de benim de ereğim olmalıdır. sağduylmun. onunla olmak demektir. B\ı de­ mektir ki. ama burada ‘ilgilenmek’ sözü kendi çıkarını gözetmek anlamında söylenmek­ tedir — bu demektir ki. ken­ dilerine özgü belirli gereksemelerin ve istemle­ rinin doğurduğu ilgiler de vardır —tabiî. bir ilgide kendilerine ait olanı elde etmek. çalış­ mada tatmin olmuş duyması. ama bir şey için etkin olan biri onunla yalnızca genel anlamda ilgili değildir. Burada anlamaktan kaçınmalıdır. Yapılmasıyla tatmin olma­ lıyım. Etkin olan bireylerin tatmini olmaksızın hiçbir şey meydana getirilmez. Ama orada. ona zarar vererek ve onu feda ederek. o ilgiye kendilerini katmak ve işte ken­ dilerine güvenlerini kazanmak isterler. anlığın. O. Bu demektir ki. Birinin bir nesneyle ilgilendiğini söylerken onu suçlar ve ona haklı olarak kızarız. o şey üze­ rinde bir etkinlik gösterebilmelidirler. onun yanında ilgilidir (interessiert dabei).onunla olmalıyım. yalnız kendi çıkarını. kendisine bu fırsatı veren genel ereğe aldırmaksızın hatta kısmen de onun aleyhine. İnsanlar. Bu arada ereğin beni ilgilendirmeyen bir sürü baş­ ka yanları olsa bile ben kendi ereğimi tatmin etmeliyim. benim ilgim olmalıdır. «İlgi». kendi işini düşünü­ yor. Her ne kadar başkalarıyla ortak. içerik bakımından değilse bile özdeş olan gereksemeleri güdü ve ilgileri varsa da. içinde. akim gereksemeleri uyan­ mışlarsa—. onun sonsuz hak­ kıdır ve özgürlüğün ikinci öğesidir. bu durumda bir nesne için etkin ol­ maları gerektiğinde o nesnenin kendilerine uy­ gun olmasını. o nesnenin iyi. Benim kendisi için etkin olmam gereken bir erek. doğru ya da ya­ 118 . Öznenin kendisini etkinlikte. orada. Alman dili bu ayırımı çok iyi belirtmek­ tedir. onu köstekleyerek.

rarlı. bu içeriklerden birinin mi yoksa ötekinin mi doğaca daha doğru olduğu da önemlidir. Ama bir devlette neyin 119 . t\ıtkunun neyi erek edindiği kadar. o zaman dünyada hiçbir şeyin tutku olmaksızın meydana getirilmemiş olduğunu söylememiz gerekir. güdü. bu böyleyse. b*u erekte bü­ tün gerekseme ve güçlerini yoğunlaştırdığı za­ man bu ilgiye «tutku» adını verecek olursak. Bu arada devlet kurumuna şöyle bir bakacak olursak. insanların başkalarına güvenmeleri ve otorite yüzünden bir şeye yaklaşmak yerine. inan­ cımın içeriği. içeriğin ya da ereğin henüz be­ lirlenmemiş olduğu isteme enerjisinin ve etkin. gö­ rüş ve vicdan konusunda da bu böyledir. bir nesneye anlıkları. düşünce inanç kavramlarını kendinde toplayan öznel istem öğesi olarak gerçeklik kazanması gere­ kir. İnsandaki tüm bireylik. Öy­ leyse. o zaman bu ereğin. kişisel görüş. çok önemli bir noktadır. Böylece etkinlik gösteren kişilerin ilgisi ol­ madan hiçbir şeyin ortaya çıkmadığını söyle­ miş oluyoruz. tutku. genel anlamda bir ereğin tarihsel ger­ çekliğinin öznel öğesi üzerine olan bu açıkla­ madan şu sonuç çıkar: kendi genel erekleriyle vatandaşlarının kişisel ilgilerinin birleşmiş old\ığu. iyi dü­ zenlenmiş ve içten güçlü bir devlettir. Bu. çıkarlı olduğuna inanıp böylece onun ya­ nında yer almayı. varlık alanına girmesi ve bütün bu gerekseme. bu bakımından. formel yönüdür. ona katılmayı isterler. Kişisel inanç. bağımsız inanç ve kanı­ larıyla etkinliklerini adamak istedikleri bizim zamanımızın önemli bir öğesidir. sahip ol­ duğu ve olabileceği bütün başka ilgiler ve erek­ leri bir yana atarak damarlarındaki bütün is­ tekle kendini bir nesneye kattığı. birinin tatmin ve gerçekleşmesini öte­ kinde bulduğu devlet. liğin öznel. Tutku. Ama tersine. Bu durum.

Tin kavramı içten. İs­ temlerden. Örneğin Atina. Aynı şekilde. Doğa istemi biçiminde ortaya çı­ kan. kişisel ilgi. er_ demli. Roma vb. ödev daha da yakından belirlenir. öznel yön dediğimiz şeydir. bu genel erekle başlar. Böyle­ ce Doğa özü. oysa dün­ ya tarihi. en içte olan bilinçsiz güdüdür ve daha önce genel çiz­ gileriyle belirtildiği üzere.ereğe uygun olduğunun bilincine varılana ka­ dar. kişisel düşün­ ce. ereğe uygun olarak düzenlenmiş bu­ luşlara gerekseme vardır. bunları güç ve sıkıcı bir disipli­ ne sokmak gerekir. tutk’u. insanların yaşam ve mülklerini gü­ venlik altına almak gibi bilinçli bir ereğe yöne­ len birarada yaşama güdüsünün görüldüğü topluluklarda olduğu gibi herhangi bilinçli erekle başlamaz. güçlü ve mutlu dönemi yaşar. şehirlerini ele geçirmek gibi. ve öznel tasarım gibi kendileri için varoluveren gerekseme. Dünya Tarihi’nin bütün işi gücü onu bilince çıkarmaktır. anlığın uzun çabalarını gerektiren birçok öğütlere. yani doğa olarak gerçekleşmesiyle. Tin kavramının kendinde (an sich) olarak. İnsan topluluklarında böyle bir birarada yaşama gerçekleşince. dünya Tin’inin ereği ise kendini bulmak. birleş­ meyi sağlayabilmek için tikel ilgiler ve tutku­ larla çarpışıp. bundan doğan her kötü durum ya da gerekse­ meyle. Ancak bireylerin ve halkların kendi ereklerini arar ve gerçekleştirirken göze çar­ pan canlılıklarının. tarihindeki en parlak. farkında olmadan gerçekleş­ 120 . üzerine bir şey bilmedikleri. Dün­ ya Tarihi. devlet. böyle bir erek daha fazlasına yönelir. dünya Tin’inin. ken­ dine gelmek ve kendini bir gerçek olarak sey­ retmektir. Böylece bir birleşmenin sağlandığı an. aynı zamanda. güdü. ilkelerden ve etkinliklerden oluşan bu muazzam kütle. kendi ere­ ğine erişmek. Aynca. onu bilincine çıkarmak ve gerçek­ leştirmek için kullandığı aletler ve araçlardır.

tirdikleri daha yüksek, daha kapsayıcı bir ere­ ğin araç ve aletleri olduğu savı — işte bu tar­ tışılabilirdi, nitekim tartışıldı da. Ama hemen çeşitli biçimlerde yadsınıp «düş ürünü, felse­ fe!» haykırışlarıyla geri çevrildi, küçümsendi. Oysa ben baştanberi Akıl’ın dünyayı yönetti­ ğini ve bununla kalmayıp Dünya Tarihi'ni de yönetmiş olduğunu ve yönettiğini açıkladım, bu varsayımımızı ya da inancımızı dile getir­ dim: bun*un da yalnızca bir sonuç olması ge­ rektiği söylenmiştir, burada daha fazla bir id­ dia da yoktur. Kendinde ve kendisi için olan genel ve tözsel öze bütün öbür varlıklar bağlı­ dırlar, ona hizmet ederler, onun araçlarıdırlar. Akıl, tarihsel varlığa (Dasein) içkindir, ken­ disini bunun içinde ve bunun aracılığıyla ger­ çekleştirir. Genel olan, kendinde ve kendisi için olan ile tikelin, öznel olan’ın birleşmesinin ken­ di başına bir doğru olduğu spekülatif bir dü­ şüncedir ve bu genel formuyla M antık bölü­ münde ele alınacaktır. Ama Dünya Tarihi’nin henüz ilerleme durumunda olduğu düşünülen Gidişinde öznal yön olan bilinç, tarihin salt son ereğinin, Tin kavramının ne olduğunu he­ nüz bilecek durumda değildir. Ayrıca, bu nok­ ta gerekseme ve ilgisinin konusu değildir, bi­ lince konu olmadan da genel olan, tek tek ereklerdedir, bunların aracılığıyla gerçekleş­ mektedir. Bu bağlantının spekülatif yönü Mantık’a girdiğinden burada bu yönün kavramını verip geliştiremeyeceğim, ancak örneklerle da­ ha iyi açıklamayı deneyebilirim. Dünya Tarihi’nde insanların kendilerine erek edindikleri ve eriştikleri, dolaysız bir şekilde bilip, istedikleri şeylerin yanıbaşında, davra­ nışlarının ürünü olarak, başka bir şeyin daha ortaya çıkması da bü bağlantıya girer. İlgile­ rini gerçekleştirirler, bununla da içlerinde olan, ama bilinçli olmadıkları, amaçladıkları başka
Hegel

121

bir şey daha getirilmiş olur. Örnekseme yoluy­ la, belki de haklı bir öç alma duygusuyla —ya­ ni uğradığı haksız bir zarardan dolayı—■ baş­ kasının evini ateşe veren bir adamın davranı­ şını ele alalım. Kendiliğinden, dolaysız olarak kendisi için alınan bu eylemle bu eylemin kap­ samadığı daha geniş dış koşullar arasmda he­ men bir bağlantı kurulur. Örneğin küçük bir alevi bir kirişin küçük bir yerine tutmak böy­ le bir eylemdir. O zamana kadar yapılmamış olan şey, bu eylemle kendiliğinden olur. Kirişin ateşe verilmiş parçası öbür parçalarına, kiri­ şin kendisi evin çatısına, b\ı da öbür evlere b i­ tişiktir. Böylece öç alınacak kimseden başka birçok kişilerin de mülkünü yok eden, hatta canlarına malolan büyük bir yangın çıkar. Bu ise yangını başlatanın, ne dolaysız eyleminde, ne de amacında vardı. Ayrıca eylemin bundan da daha geniş Dir anlamı vardır. Eyleyene gö­ re eylemin ereği, mülkünün yok edilmesiyle o kimseden intikam almaktı. Ama bu bir suçtur, suç da cezasını içine alır. Eylemin bir suç ola­ rak ceza görmesi, belki de eyleyenin ne bilinç­ li olarak bildiği, ne de istediği bir şeydi. Yine de eylem, eyleyenin kendinde eylemdir, yani eylemin aracılığıyla gerçekleşen eylemdeki ge­ nel tözsel olan şeydir. Bu örnek bir eylemde, o eylemi yapanın istem ve bilinci ile ilgisi ol­ mayan başka bir şeyin daha bulunabileceği saptanmış oluyor. Bu örnek, aynca, eylem tö­ zünün, bununla da genel anlamıyla eylemin, kendisini gerçekleştirmiş olana karşı çıktığını da gösterir. Eylem eyleyeni yıkan bir karşı vu­ ruş olur, bir s\ıç olduğu için de kendisini tüke­ tip yasanın geçerliğini yeniden sağlar. Örneğin bu yönü üzerinde durmamız gerekmez. Bu yö­ nü özel duruma aittir. Ayrıca, yalnızca bir ör­ nek vermek istediğimi de söylemiştim. Yine de, sonra yeri gelecek olan genel ile ti122

kel olanın kendi için zorunlu bir yazgı ile raslantısal görünen bir ereğin birleşmesini, tarih­ sel olarak, bizi ilgilendiren özel şekliyle göste­ ren bir örnek daha vermek istiyorum. Caesar, üstün mevkiini değilse bile devletin başmda bulunanlarla olan eşitliğini yitirmek ve kendi­ sine düşman olmak üzere, olan, devletin resmi anayasası ve yasaların gücünü kişisel erekle­ rinden yana çeviren kişilere boyun eğmek tehlikesindeyken kendisini, mevkiini, onur ve gü­ venliğini korumak için onlarla savaştı; Roma eyaletlerinin yönetimi bu kimselerin elinde ol­ duğa için de, Caesar’ın zaferi aynı zamanda bütün Roma Imparatorluğu’nun fethi ile so­ nuçlandı. Böylece, devlet anayasasını olduğu gibi bıraktı ama devletin tek egemeni oldu. Roma’nın tek hükümdarı olmasını, ilkin olumsuz olan bu ereğin gerçekleşmesini sağlayan şey, aynı zamanda Roma ve Dünya Tarihi nin ken­ diliğinden zorunlu yazgısıydı. Öyle ki, Caesar’ın çabası, yalnızca kişisel kazançla sonuçlan­ madı, tersine bu çaba, kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı gerçekleştiren bir güdüy­ dü. Tarihteki büyük insanlar böyledir; dünya Tin’inin istemini oluşturan töz, onların kişisel ereklerindedir. Onların gerçeği olan b\ı içerik, insanların genel ve bilinçsiz güdüsünde yaşa­ nır. İnsanlar böyle bir ereği gerçekleştirmeyi kendi ilgisi bakımından üzerine almış olana, içten gelen bir güdüyle itilirler, karşı koy­ mak ellerinden gelmez. Halklar daha çok o ki­ şinin bayrağı çevresinde toplanırlar. Büyük in­ san, onlara içlerindeki güdüyü gösterir ve onu gerçekleştirir. Türkçesi: Önay SÖZER

123

İçeriğini soyutlasak bile ak­ lımızdan geçen bir saçma düşünce. Günlük yaşamda. güzel renklerden. keyfi bir tanım olarak görülebilir. sanat felsefesi ya da daha kesin olarak güzel-sanatlar felsefesi ol­ duğunu söylememiz gerekir. İmdi. doğadan yüksek oldukları­ na göre.. Ama estetiğin bu biçimde sınırlandırılması başka bir anlam ta­ şıyabilir. ve bu bilime en uygun düşen deyimi kullan­ mamız gerekirse. Biz bk urada sözünü ettiğimiz nesnelere güzellik niteliğinin yaraştırılmasmın ne ölçüde haklı olduğunu ve doğal güzelliğin sanatsal güzellikle paralellik duru­ muna getirilip getirilemeyeceğini tartışmak ni­ yetinde değiliz. doğal güzelden daha yü ksek olduğunu ileri sürebilirim. güzel hayvanlardan. estetiğin. güzel çiçeklerden ve hat­ ta güzel erkeklerden söz edilmesinin bir alış­ kanlık olduğunu biliyoruz. ruh (tin) ve yaratıları. kendisine. 124 . sanatsal güzellik de doğadan aynı öl­ çüde yüksektirler. istediği kap­ samı belirleme hakkı vardır. Ama sadece sanattaki güzeli göz önünde tu­ tarak güzelin biliminden doğadaki güzeli dış­ ta bırakan bu tanım. Çünkü sanatsal güzellik doğurulmuş bir güzelliktir ve ruhtan (tin’den) kat­ merli olarak doğm’uş bir güzelliktir. Her bilimin. Çünkü. doğanın herhangi bir ürününden yine de daha yüksek­ tir. böyle bir düşüncede her zaman ruh (tin) ve özgürlük vardır.. Ama daha şimdiden sanatsal güzelin.ESTETİK’ten Estetik’in Tanımı Estetiğin konusu güzelin sınırsız alanıdır.

genellikle ruh için olmadığı gibi kendisi-için de olmasaydı.Sanat dışgörünüş v e kuruntu m udur? Sanatın ancak bir dışgörünüş ve kuruntu olarak etki yaptığını ileri süren ve onu aşağı­ latan eleştiri. Aslında. 125 . Eğer ortaya çıkmasay­ dı ve daha doğrusu yeniden görünmeseydi. sadece aldatıcı dışgörünüşler olmanın çok uzağında.. İşte sanatın dile getirdiği de.. doğanın ve ruhun (tinin) tözü halis olarak gerçektir. Kuş­ kusuz bu temel gerçeklik iç ve dış günlük dün­ yada da kendini gösterir ve geçici koşullara. Ama sanat bu yetkin ve sağlam olmayan dünyanın yalancı ve yanıltıcı biçimlerinin arasından. bu evrensel gücün etkileyişinden başka şey değildir. Bundan ötürü. ruh hallerinin kaypaklığına. günlük varoluş­ tan yüksek bir gerçeklik ve çok halis bir var­ oluş taşırlar. Bundan ötürü. dışgörünüşün varolmaması gere­ ken bir şey olarak görülmesi üzerinde temellendirilebilir ancak. ka­ rakterlere bağlı olarak ortaya çıkar. Çünkü. bu doğruya ruhun (ti­ nin) yarattığı çok daha yüksek bir gerçeklik vermek üzere çekip sıyınr. doğru (hakikat) diye de bir şey olmayacaktı. halis gerçekliği dolaysız izlenimlerin ve dolaysız olarak algılanan nesnelerin ötesin­ de aramak gerekir. yapılan eleştirinin dışgörüşe değil. dış görünüş­ lerde bulunan doğruy'u. her­ hangi bir kimse-için olmasaydı. kendinde doğru olana bir gerçeklik ka­ zandırmak için sanatın kullandığı özel dışavu­ rum tarzına yönelmesi gerekir. ancak kendinde ve kendi için olan. sa­ natın dile getirişleri. rastlantılara. Ama dışgörünüş öz için temel (özsel) bir şeydir. Zaman ve uzayda ken­ dini gösterse bile hem kendinde hem de kendi için var olmaya devam eden halis gerçek olan­ dır.

yuldu. daha yakm bir formu da vardır diyalektiğin. şuna da­ yanır: Ne olursa olsun herhangi bir nesneye.ÖBÜR YAPITLARDAN Diyalektik üzerine .Çoğu zaman bir sanat olarak düşünüldü diyalektik.. vs. Platon ise kendininkini çağın tasa­ rımlarına ve kavramlarına karşı. şu yerde olmak.. bu arada özel olarak sofistlerin tasarım ve kavramlarına ama aynı zamanda saf kategorilere ve düşünmenin belirlenimlerine karşı uyguladı. daha sonra da şüphecilik bu diyalektiği bilincin dolayımsız verileri ve günlük hayatın özdeyişleri diye ad­ landırılan şeye uygulamakla kalmadı sadece.Genellikle olumsal bir şey gibi gözükmesi­ nin yanı sıra. lanması gibi bir belirlenim düştüğünü. örneğin. yani mekânsallık gibi bir belirlenim de düştü­ ğünü göstermeğe dayanır. Oysa böyle bir diyalektikten çıkarılan vargı. örneğin dünya. sanki öznel bir yeteneğe dayanırmış ve sanki kavramın nesnelliğine ait değilmişçe­ sine. mekâna bağıntılılık.. mekânın mutlak şekilde olumsuz..’ye herhan­ gi bir belirlenim düştüğünü. tüm bilimsel kavramlara da “ uygulamağa ko. . ama aynı zamanda o nesneye tam karşıt belirleni­ min de. ve bu söz konusu form. adlandı­ rılan nesnelerin sırasını izleyerek söyleyecek olursak: mekânda yada zamanda sonl*uluk. Eski Elea okulu özellikle harekete karşı uyguladığı kendi diya­ lektiğini. şu yerde olmamak. nokta... elde edilen bütün olumlamaların çeliş­ 126 . örneğin: mekânda ve zamanda sonsuz­ luk. hareket.

duyulur apaçıklıkla ve sıradan tasarımlar ve anlatım­ larla yetinmektedir. yürürlükten kaldıra­ cak) ve hiçliğin darbesini yemiş bulunacaktır. kendi kendini hü­ kümsüz kılacak (yada. ve dolayısıyle de. şeklinde anlaşılmak­ ta. örneğin Elealıların vargısı buydu ve örneğin hareketin. Ama bu. sonlu bilginin bu iki metodu­ nun basit bir anlaşması yada bir arada oluş’a anlamında değil bu. yürürlükten kalkmış halleri için­ de kendinde barındırır felsefî metod. Ne var ki ancak çift anlamda gerçeklenebilir böyle bir şey: İster: nesnel anlamda kendisiyle böylece kendi ken­ dinde çelişkiye düşen nesne. İnsanm sağduy*usu denilen şeyin alışılmış görüşü budur. ne var ki. onu engellemediği. noktanın. İster: öznel anlamda: bilginin yetersiz kaldığı kabul edilecektir. vs. ve söz konusu sağduyu. hareketlerinin her birinde aynı za­ manda analitik ve sentetik olarak davranır. Felsefi düşünce. Felsefi m etod üzerine Felsefî metod analitik olduğu kadar sentetik­ tir de. tamamıyla edilgindir. onun hareketine ve gelişmesine bir çeşit tanık­ lık etmekle yetindiği anlamında analitik dav­ ranmaktadır. yanlış bir görüntünün hileli düzeni bu diyelektikle kurulmaktadır. 127 . Ama felsefî düşünce bir o kadar da sentetiktir bu durumda.kisi ve ortadan kalkışı’dır. ve doğrudan doğruya kavramın etkinliği olarak belirir. dai­ ma gün ışığına çıkmak isteyen kişisel buluş­ ları ve özel kanıları kendinden uzak Ilıtmak için çaba göstermeyi şart koşar. Bu bakımdan felsefe. daha çok şu anlamda: Bun­ ların ikisini de.. dünyanın. Yada bu sonuncu var­ gı.. bu vargıya dayanılarak reddedilmek­ teydi. hakiki ol­ dukları. nesnesi olan İde’yi almaktan başka bir şey yapmadığı.

. • Yüce ve sınırsız yönetim haklarını. bir örgüt değil. atomsal ve cansız bir çoğul.Böylece metod. bir yabancının ancak güvenilir bir görevli tarafından gözetlendiği Prusya ordu­ sunda olduğu gibi bir tek memur tarafından bile de değil. sadece bir kaç yasayı çıkarmak ve bu yasalara uyul­ masını sağlamakla yetinen «sıradan Devlet»ler. dış form değildir. ama bu tutarsızlık ku­ surlu Devletlerde en kusursuz olan yandır. hürriyet. Düşünülsün ki Fichte’nin sisteminde her yurttaş. muhteva­ nın ruhu ve kavramıdır. luktur. Ve Fichte’ci sistemin yücelim noktasıdır. Fichte’nin betimlediği toplumda Devlet. yarım düzine kadar adam tara­ fından gözetlenecektir. Ama başkalarıyla ortaklaşa hayat içinde. hürriyet olabilmek için kendi kendi­ ni yok etmek zorunda kalıyor. bir makina demektir: Zengin ve ortaklaşa bir hayatın organik bedeni değildir halk bu dVırumda. bu hür­ riyetin terkedilmesi gerekiyor.. topluluk hayatı. hürriyetin bir koşulu haline geliyor böylece... 128 . her türlü sınırlamayı yok eden şeydir. Ayrıca bu görevlilerin de gözetleyicileri olacak ve böylece en basit bir iş dahi sayısı sonsuza kadar uzayan bir görvliler ordusu gerektirecektir. Hürriyet sorunu üzerine Akla uygunluğa karakterini veren şeydir hürriyet kendi kendinde. bir arada yaşayan tüm akıl sahibi varlık­ ların hürriyetini olanaklı kılmak üzere. mantığa aykırıdır gerçi..

an­ cak böyle bir ilişki içinde gerçeklik ve güven­ lik kazandığı bir karşılıklı bağımlılık sistemi­ dir. ihtiyaçlarını doyurma yolunu arar. Eski Yunan­ lı için yurt. Bu Atina. bu birlik­ te yaşama tarzı. bir sosyal dayanışma bilinci­ ne sahip olduklarını ileri süremeyiz. Bizim anlayışgücümüz için başta gelen Dev­ let soyutlamasını tanımıyorlardı. Birey. doğa hakkında ve tikel varlığın doğa ile olan bağıntısı hak­ kında özellikle kaba saba ve akla aykırı bir dünya görüşüne dayanmaktadır. bu tapınaklar. başka hiç­ bir düşünceye kapılmaksızm. «bencin bu ken­ dini beğenmişlik sayıklaması. ölümsüz doğanın etkisine kendini açık tutmak düşüncesi karşısında ke­ dere boğulmağa. dışında yaşayamayacağı bir zoruniuktu. bi­ reyin geçiminin. 129 . canlı bir y\ırttu tüm erekleri. bu sunaklar. hürriyetlerinin ilk ve ha­ kikî şekli içinde. refahının ve hukuksal varlı­ ğının kamunun geçimine. bunun sonucu olarak ortaya çıkan da. bu göre­ nekler ve bu alışkanlıklar diye kavradıkları so­ mut. Öbür bireylerle bağlantı haline girer bu amaç­ la. Eski Yunanlıların yu rt anlayışı üzerine Eski Yunanlıların. bu yurttaşlar ortamı. refahına ve hukuk­ sal varlığına karıştığı. doğal zor*unluğun baskısı altında ol­ duğu için. bu Sparta. yurt içinde ya­ şama alışkanlığı hüküm sürüyordu onlarda. onlarla temellendiği. dehşet duymağa kadar işi ile­ ri götüren bu korkunç kibir.Toplum ve birey üzerine Evrenle bir olmak.

Ekonomi bilim i üzerine Bu bilim, aynı zamanda, üreticilerle tüketici­ lerin çıkarlarının çatışma haline girebileceğini de göstermektedir. Gene bu bilim bireylerin girişimleri sayesinde ulusların nasıl zenginleş­ tiğini ortaya koyar. Ama ihtiyaç ve tekniklerin ilerlemesinin, tikel emeğin parçalanmasını ve sınırlanmasını, dolayısıyle de bu emeğe bağlı sınıfın bağımlılığını ve yoksulluğunu artırdığı­ nı da meydana çıkarmaktadır.

Ekonomi bilimi gene göstermektedir ki ser­ vet fazlalığına rağmen sivil toplum, yeterince zengin değildir; yani bu toplum, bütün zengin­ liği içinde, kendi doğurduğu aşırı yoksulluğa ve halk tabakasına haraç verecek kadar mala sahip değildir.

Bu kendine özgü diylaektiğin etkisiyle sivil toplum, kendi kendinin ötesine itilmektedir; ilk olarak, kendi dışında tüketiciler aramağa sürüklenmektedir bu toplum; sonra da gene bu toplum, kendinde fazlasıyla var olan kaynak­ lar bakımından yada genellikle sanayi bakı­ mından kendinden aşağı durumda olan halk­ larda, kendi geçim gereçlerini aramağa sürük­ lenmektedir.
Genel v e özel çıkar üzerine

Üreticilerle tüketicilerin çıkarlarını uzlaştır­ mak için, her iki tarafın da üstünde ve bu amaca dönük bir düzenleme gereklidir. Büyük sanayi ile dış ticaret geliştikçe, böyle bir dü­ zenleme daha da zorunluk kazanmaktadır: Büyük sanayi dallarının dış koşullara ve uzak ülkelerle girişilecek anlaşmalara olan ba130

ğımlılıklarıdır ki —ve bu koşullara bağımlı ve bağlı bullınan insanlar bunlar hakkında bü­ tünsel bir görüşe ulaşamayacakları için— ev­ rensel bir öngörüyü ve evrensel bir yönetimi zorunlu kılmaktadır.

Söz konusu bu çıkar (özel çıkar), üstün bir düzenlemeye karşı hürriyeti yardıma çağır­ maktadır. Ama kişisel ereğin doğrultusunda körce ilerleyip battıkça, ‘evrensel oıan’a, dön­ mek ve tehlikeli sürtüşmeleri yumuşatmak için, bilinçsiz zorunluğun bu sürtüşmeleri ha­ fifletmesi gereken süreyi kısaltmak için, böyle bir düzenlemeye daha çok ihtiyaç duyacaktır.
D evlet v e yoksulluk

...Öte yandan Devletin bir görevi de, yoksul­ luğun çaresini bulmaktır; ve bu alanda, kişisel iyilikseverlik duygularına bel bağlamakla yetinilemez. Yardımseverlik anlayışının yapması gereken daha bir dizi iş vardır; ve bu anlayış; yoksul­ luğa çare bulmanın tikel duygulara ve bu duy­ guların eğilim ve ilgilenme zoruns'uzluğuna bı­ rakılmasını istiyorsa, yükümleyici kollektif dü­ zenleme ve yönetmeliklerden yüksünüyorsa bu anlayış, aldanmaktadır. Bir toplumun genel durumu, tam tersine, özel kanıları uyarınca bireyin insiyativine bırakılan pay, evrensel bir tarzda sağlanan paya oranla önemsiz kaldığı orantıda biraz daha yetkin olarak kabul edilme­ lidir.

Zihin ancak kendi kendinde bölündüğü tak­ dirde, doğal ihtiyaçları ve dış zorunlulukla bağlantıları kendi kendisi için sanır ve son
131

olarak tanıdığı ve böylece bu dış zorunluğun içine girip ohışarak onu aştığı ve kendi nesnel varoluşunu elde ettiği takdirde gerçekliğine kavuşur.
Şüphe ve suç üzerine

Yönetimin, belirlenimsiz ya da kendi dışın da kalmış hiçbir yanı yoktur ki, ona karşıt ira­ denin kusuru bu boşluk sayesinde belirip orta­ ya çıksın. Çünkü evrensel etker irade demek olan yönetimin (hükümetin) karşısında, sade­ ce niyet (yani etki altında olmayan saf irade) vardır. Şüpheli olmak, suçlu olmağa bırakır yerini bu durumda, yada sVıçlu olmanın anlam ve etkisini kazanır; ve bu etkerliğe karşı niye­ tin hemen dışında bulunan dışsal tepki, bu «kendi»nin, varlığın kendi varlığından gayrı hiçbir şeyi alınamayacak olan öğesinde, şiddet yoluyla ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır.
Y eni bir dünya

Kaldı ki bizim çağımızın, yeni bir döneme bir gebelik ve geçiş çağı olduğunu görmek de güç değildir... Yer yer görülen serpme belirti­ lerden, bu dünyanın sarsılmakta olduğu çıkı­ yor ortaya. Bu eski dünyadan süreduran şey­ lerin üzerine çöken havailik ve sıkıntı ve bir bilinmeyen’in bulanık sezgisi, başka bir şeyin yürümekte old'üğunu haber veren işaretlerdir. Bütünün fizyonomisinde hiçbir değişiklik ya­ ratmayan o sürekli ufalanma, birdenbire doğan ve yeni dünyanın biçimini bir anda çiziveren güneş tarafından kesikliğe uğratılmış bulun­ maktadır.
Büyük Fransız D evrim i üzerine

Güneş gökyüzünde durduğundan ve geze­ genler de onun çevresinden döndüğünden bu
13a

yani ide’yi temel alarak gerçekliği bu ide’ye göre kurduğu görülmemişti daha. ve yeryüzü. sadece iyi’yi isteme­ si yeterli değildir. canlı gerçeklikte genel olarak yeri yok­ tur. Felsefe ve eylem ilişkisi üzerine Dünyanın nasıl olması gerektiği konusunda ders vermek şeklinde beliren kendini beğen­ mişlik gösterisine gelince. Büyük bir güçlüğü yok­ tur bunu bilmenin. Bir toplumda yeri olan her birey. felsefe bu konuda daima geç kalmaktadır. hemen belirtelim ki. iyi’nin ne öldüğünü bilmesi gerekir. alaca karanlık basarken havalanmaktadır. yüce bir heyecan kaplamıştı o çağı. Minerva’nın gece ku­ şu. 133 . Dönüşüm üzerine Bir an için var olup sonra ortadan yok olan bireylerin ve halkların bu ardı arkası gelme­ yen değişmesinde göze ilk görünen kategori.. tin’in coşkusuyla ürpermekteydi. De­ mek ki bu.. Bü­ tün düşünen varlıklar kutladı bu dönemi.yana insanoğlunun başı aşağıda ayakları hava­ da yürüdüğü. adaletli yada ada­ letsiz olan şey. İnsanın eylemek için. Tan­ rısal olan’la dünyanın gerçek anlamda barış­ masına işte o anda ulaşılmışçasma. yasal ve dürüst bir davranışın neye da­ yandığını genel olarak bilir.. «Asıl ahlâk toplumsal ahlâktır » .Çünkü «iyilik aşkına iyilik» kadar boş bir şeyin. Dün­ yanın düşüncesi olarak felsefe. görkemli bir güneş doğuş'uydu. gerçeklik kendi oluşum sürecini tamamlayıp sona erdirdikten sonra ç’ kar ancak ortaya. özel hayatın günlük durumları bakımından bir Devletin yasalarında ve töre­ lerinde gösterilmiştir.. Oysa iyi yada kötü.

Palmira. zihin harekete geçirmektedir. o halleriyle do­ ğal belirlenimdir.. Oysa dönüşüme bağlı olarak varılabilen en yakın sonuç...ilk kendini duyuran genel ide. Zihinde ise. kendi kendinde kendi kendine karşı çıkar. kendi kendinde olduğu şey haline getirmek­ tedir kendini .. Böylece zihin. daha yüce. aynı zamanda daha üstün. Evrimin diyaletiği üzerine Organik doğal nesnelere de uygun düşer ev­ rim. Organik birey. ken­ di kendisi için. Eski bir görkemin izlerini taşıyan yı­ kıntıların manzarası karşısında. ‘genellikle dönüşüm’dür..Kavramla bu kavramın gerçek­ leşmesi arasına. durlım baş­ kadır. biçiminin külle­ rinden. kendi ken134 . gençleşmiş olarak dirilmekle kalmaz sadece. daha arılaşmış olarak çıkar. kendi kendinde belirlenmiş to­ humun doğası ile bu tohumun varoluşu arası­ na giremez hiçbir şey.. herşeyden önce. zihin canlandırmak­ ta. olumsuz ya­ nıyla kavrarız bu dönüşümü: Kartaca. istek­ leri. V ar­ oluş zarfını parçalayan zihin. zihin için. kendi kendini üretmek­ te. dola­ ymışız doğal hayata dalmış haldedirler: Konu­ ları ve erekleri. şu şimdi yıkıntı olan şeyin aynı zamanda yeni bir hayatın doğuş’a olduğu ve ölümün hayattan çıkmasına karşılık hayatın da ölümden çıkıp serpildiğidir.. yenmesi gereken en hakiki en­ geldir zihin. Dolayısıyle de. bilinç ve irade sayesinde olur. aslında doğanın uysal ürünü olan evrim. gücü ve zenginliği bakımından sonsuz olan bu doğal belirlenimi. herşeyden önce.. Zihin yada tin’in belirlenmesinden ger­ çekleşmesine geçiş. bilinç ve irade ise. Roma yıkıntıları arasında dola­ şıp da insanların ve imparatorlukların daya­ nıksızlığı üzerinde düşünceye dalmamış kimse var mıdır?. işte bundan dolayı da. Persepolis.

irade. Demek ki evrensel tarihin incelenmesinden çıkması gereken ilk sonüç. tarih boyunca herşeyin akla uygun olarak olup bittiği. tikel duyguların. açılım ve yükümleme gücünün çok daha ötesinde. duygu.. Tarihsel kişiler ve ahlâk Evrensel tarih. sonradan. ödülleri ve cezalan vardır. dışında yer al­ maktadır. yüklem ve açılımları. Zihin İde’sinin ilerlememesinin zo­ runlu kıldığı şeye karşı.dişine karşı giriştiği amansız ve sonsuz bir mü­ cadeledir. Kendilerine özgü değerleri. kendi kendinde ereğin şart koşt\ığu ve tamam­ ladığı şey. iradesinin ve davranış tarzlarının meydana getirdiği ve ahlâkın gerçek yerini bulduğu alandan daha üstün bir alanda oluş­ maktadır. ahlâksal belirlenim ve fikir asaleti dolayısıyle direnmiş olan kimse­ ler... Evrensel çap­ ta tarihsel olaylardan ve bunların yaratıcıla­ rından. ahlâka uygunluğu açısından birey­ selliğe düşen ödevlerin. zorunlu bir yürüyüşü olduğu sonucu­ dur. dünyayı aklın yönettiği ve bundan ötürü de evrensel tarihin akla uygun olduğu düşüncesidir. D ü n ya'yı akıl yön etm ektedir Felsefenin getirdiği biricik düşünce. ve evren­ sel tarihin. Oysa zihir. organik hayatta gördüğümüz gibisinden zahmetsiz ve mücadelesiz basit bir ortaya çıkış değil.. kendilerine yabancı kalan birtakım ahlâk gereklerine uymalannı beklemek boşu­ nadır. zihnin kendi kendisi üzerindeki sıkı ve zorlu çalışmasıdır. gibi etkenlerin. Demek ki evrim. üstün bir düzende işlemiş olduk­ ları suçlar o düzeni yürürlüğe koyma araçları haline gelmiş kimselerden daha yüksek bir ah­ lâk değerine sahip olmuşlardır. vs. bireylerin bi­ lincinin. 135 . bilinç.

sayesinde varoluşa kavuştuğu şeyden yitirir ve aldatma­ caya düşer. İde.. görürüz ki. yolunun üzerine düşen nice çiçeği ezip geçecektir elbette. Tarihsel bir kişi. tutkulara bırakırsa yerini. Asya’yı fethetmediğini. hiç şüphe yok ki yergiye değer bir tutum olacaktır. önümüzde alabildiğine değişken koşul ve durumlar ve her türden ereklerle.Akıl tutkulara bırakırsa yerini Hangi öğretmen vardır ki. göz önü­ ne alınması gereken bu kategori açısından göz önüne alacak olursak. dolayısıyle de ahlâksız kişiler olduğunu ispatlamış olmasın?. bu ahlâk açısın­ dan. Bütün bunları ispatlamak için de o öğretmen.. Akıl.. Darius’u yenmediğini ama işte bakın gene de yaşadığını ve de herkesi kendi hayatını yaşamakta özgür bıraktığını ileri sürecektir.. bireylerin tut­ kuları aracılığıyle ödemektedir. Hemen her vakit ve her yerde ti­ kel. biribirlerine hiç benzemeyen olay ve yazgılarla dolu bir hayat ve insani et­ 136 . kendisinin bir öğretmen olarak. hattâ kutsal birtakım çı­ karları rahatça çiğneyebilir. Evrensel tarih üzerine Son olarak da şimdi evrensel tarihi. Dolayısıyle de. O çapta bir insan. büyük. şunu yada bun'u istemek konusunda ince eleyip sık dokuyacak kadar vakte ve huzura sahip değildir. pek ufak kalmıştır genelin karşısında: Bi­ reyler kurban edilmiş ve ortada bırakılmıştır hep.. böyle tutkular taşımadığından ötürü söz konusu kişi­ lerden daha ahlâklı bir kimse olduğu sonucu­ na varmasın?. kendi kendisi üzerinden değil. Ve bun­ dan da... Sadece kendi ereğine uygun davranmak zorundadır o kişi. varoluşun ve yıpranmışlıgın vergisini. Büyük İskender’­ in yada Jül Sezar’m aslında bimlem hangi tut­ kularla davrandığını.

daha başlangıç­ tan itibaren evrensel tarihe İde.kinlik tablosu serilidir. dur­ maksızın biraraya gelip kaynaşar ve önemsiz gözüken şeylerden büyük şeyler doğurtan ufak güçlerin harekete geçişini görmekteyizdir. gene de bir sor*u uyanır içimizde: Nedir peki bütün bu garip olayların en son amacı. bizden olan bir şey vardır her yerde. Baş­ tanbaşa renkli bir temaşadır bu. bu incelemenin ilk sonucu usanç’tır. ve dolayısıyle de. ve tek tek her temsilin değerini tamsak bile. zenginlik kazanmakta. Gelgelelim. her yerde ilgimiz bir şeylere ya yönelmekte yada karşı çıkmaktadır. aklın onda olduğu sarsılmaz ve ke­ sin inancıyla yada hiç değilse zekânın ve ‘ken­ di kendinin bilincindeki irade’nin dünyasının tesadüfe terkedilmemiş olduğu ve kendi kendi­ ni bile İde’nin ışığında kendini göstermesi ge­ rektiği kesin inancıyla ele alınmalıdır. kendi önemini kabul ettir­ meyi başarmaktadır. sessiz. alabildiğine değişik bir sihirbaz feneri temaşasının bitimin­ de gelip yerleşir bu usanç bize. 137 . he­ men bir başkası yetişip alacaktır onun yerini. akla uygun bilgi getirilip yerleştirilmiyorsa eğer. hürri­ yet. ve burada herhangi bir şey ortadan kalkmaya görsün. hiç de­ ğilse tarih. Çoğu zaman evrensel bir ilginin daha geniş kitlesi daha ağır olarak. bütün bu yüzeyin ça­ tırtılı gürültüsünün altında bütün bu geçici fe­ nomenlerin temel gücünü kendinde barındıran bir içsel. gizli yapıtın işleyişi ve ilerle­ yişi yok mu yani? Ne var ki. ne denli çekici olursa olsun. Bütün b*u olay ve olum­ sallıklarda daima insanın etkinliğini ve edilginliğini görmekteyizdir en ön planda. Bazan güzellik. bazan da adıyla ve sanıyla erdemsizlik.

İÇ İN D E K İLE R Açıklama / 5 Hegel ve Düşüncesi / 7 Hegel Üzerine /1 3 Hegel’den Seçmeler / 50 Öbür Yapıtlardan / 1 2 6 .

.Vâ* I # # i1 ?» . H e g e l'in fe ls e fe s i. F ilo z o fa g ö re .’ f r - P il > /* m Y a p ıtla rın ın a d la r ın d a n d a a n la ş ıla c a ğ ı yiiji. b ü tü n b ilg i a la n la r ın ı o r ta y a kapsayan g e n iş ve de rin b ir s e n t e z h a lin d e ç ık m a k ta d ır . A m a H e g e l’in a s ıl ö n e m i.W 7 r k „ ÂTJİLA TOKA! Lİ A V* ^ 4 ^ . d ü ş ü n c e n in d iy a le k t iğ i ile v a rlığ ın d iy a le k tiğ i a r a s ın d a k ö k e n s e l b ir a y rılık yo ktu r. in s a n ile e v re n i b ir tü m h a lin d e ve ta rih s e l b ir a ç ıd a n d e ğ e r le n d ir m e s in d e n ileri ge lir. * v * M i * * İ. > - J f 'T .*' *L # ?. ÖNEMLİ NOT : 3u kitap basılı fiya tın ın üzerinde satılam az 160 Lira . d iy a le k tik m e to d u k u s u r s u z b ir b iç im d e k u lla n a r a k . ♦ ♦ .