P. 1
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı

2.0

|Views: 3,024|Likes:
Yayınlayan: Ali Ünal
İnsanlığın açlık problemine ürün artışı sağlayarak çözüm bulabileceği iddiasıyla dünyaya tanıtılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve bunlardan elde edilen tarım ürünlerinin insan sağlığı ve ekosistem üzerine olumsuz etkileri olduğuna yönelik yayınlanan bilimsel çalışmalar son yıllarda artış göstermiştir. Öte yandan, ABD başta olmak üzere bir çok ülkede bu ürünlerin yasaklanmasına yönelik kampanyalar başlatılmış olup, ülkemizde de GDO'ya hayır platformu tarafından bu kampanyalar etkin bir şekilde sürdürülmektedir.

Her ne kadar bu ürünlerin ülkemize ithalı ve üretimi yasak olmasına rağmen, denetim eksikliklerinden dolayı GDO'lu tarım ürünleri ülkemize girmekte ve halkımız tarafından tüketilmektedir. Biyogüvenliğin korunması amacıyla oluşturulan ve önümüzdeki yasama döneminde TBMM gündemine geleceği tahmin edilen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'nın bu haliyle yasalaşması halinde, ülkemizin GDO'lu tarım ürünlerinin açık pazarı haline dönüşeceğine yönelik ciddi kaygılar çeşitli kesimler tarafından dile getirilmektedir. Ülkemiz tarımının geleceğini ve halkımızın sağlığını yakından ilgilendirien bu konu hakkında bütün sorulara cevap verebilmek amacıyla Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği tarafından ''Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'' adlı rapor hazırlanmıştır.
İnsanlığın açlık problemine ürün artışı sağlayarak çözüm bulabileceği iddiasıyla dünyaya tanıtılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve bunlardan elde edilen tarım ürünlerinin insan sağlığı ve ekosistem üzerine olumsuz etkileri olduğuna yönelik yayınlanan bilimsel çalışmalar son yıllarda artış göstermiştir. Öte yandan, ABD başta olmak üzere bir çok ülkede bu ürünlerin yasaklanmasına yönelik kampanyalar başlatılmış olup, ülkemizde de GDO'ya hayır platformu tarafından bu kampanyalar etkin bir şekilde sürdürülmektedir.

Her ne kadar bu ürünlerin ülkemize ithalı ve üretimi yasak olmasına rağmen, denetim eksikliklerinden dolayı GDO'lu tarım ürünleri ülkemize girmekte ve halkımız tarafından tüketilmektedir. Biyogüvenliğin korunması amacıyla oluşturulan ve önümüzdeki yasama döneminde TBMM gündemine geleceği tahmin edilen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'nın bu haliyle yasalaşması halinde, ülkemizin GDO'lu tarım ürünlerinin açık pazarı haline dönüşeceğine yönelik ciddi kaygılar çeşitli kesimler tarafından dile getirilmektedir. Ülkemiz tarımının geleceğini ve halkımızın sağlığını yakından ilgilendirien bu konu hakkında bütün sorulara cevap verebilmek amacıyla Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği tarafından ''Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'' adlı rapor hazırlanmıştır.

More info:

Published by: Ali Ünal on Jul 30, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/11/2014

pdf

text

original

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı

Hazırlayan: Ali Ünal

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği
Büyükdere Cd. Naci Kasım Sk. No:3/1 Mecidiyeköy Şişli İstanbul Tel: (212) 356 41 85-86 Faks: (212) 356 41 87 E-posta: info@ekopolitik.org

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

İçindekiler
Giriş ............................................................................................................................................................... 3 Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO).................................................................................................. 4 GDO’lu Ürünlerde Dünya’da Mevcut Durum ........................................................................................... 4 GDO’lü Ürünlerin Potansiyel Faydaları ..................................................................................................... 7 GDO’lü Ürünlerin Potansiyel Zararları .................................................................................................... 10 GDO’lu ürünlerin İnsan ve Hayvan Sağlıgı Üzerine Olası Olumsuz Etkileri ............................................. 12 Avrupa Birliği ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ................................................................................ 17 Türkiye’de Durum ....................................................................................................................................... 18 Biyogüvenlik Yasa Tasarısına Eleştiriler....................................................................................................... 19 Sonuç........................................................................................................................................................... 33

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

2

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Giriş

Moleküler

biyoloji ve gen teknolojinde son

yıllarda ortaya çıkan gelişmeler organizmaların genetik yapılarının değiştirilebilmesini olanaklı hale getirmiştir. Böylelikle doğal süreçte gen değişimine uğramayan canlı türleri arasında gen değişimi ve organizmaların genetik yapıları belirli amaçlar dahilinde şekillendirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmalar yardımıyla daha fazla miktarda ve daha kaliteli ürün veren, zararlılara karşı daha dayanıklı tarımsal ürünler elde edilmeye çalışılmaktadır. Tarımsal ürünlerin üretim miktarında ve ürün kalitesinde bu yöntemler yardımıyla artış elde edileceğine ilişkin beklentiler, özellikle son yıllarda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) kullanımında önemli oranda artışlar yaşanmasına neden olmuştur. Öte yandan, GDO’ların kullanımının yaygınlaşması ile birlikte, bu ürünlerin çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğuna ilişkin iddilar bu alanda gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar ile desteklenmeye başlanmıştır. Bu nedenle GDO’lu ürünlere karşı ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok ülkede bilinçlendirme çalışmaları başlatılmış ve bir çok farklı alandan sivil toplum örgütleri bir araya gelerek kampanyalar başlatmışlardır. GDO’lu ürünlerin risklerinin ortaya çıkmasıyla bu ürünlerin üretimi ve tüketiminde denetimi sağlayabilmek açısından etkin bir biyogüvenlik sisteminin kurulması gerekmekte olup, bu alandaki eksikliğin giderilebilmesi için ülkemizde de Biyogüvenlik Yasa Tasarısı hazırlanarak konu TBMM gündemine taşınmıştır. Üyelik müzakelerin devam ettiği AB ülkelerinde GDO’lu ürünlerin üretimi ve kullanımı alanında çeşitli kısıtlamaların bulunması, ülkemizde de bu alandaki mevzuatın AB ile uyumlu hale getirilmesini gerekli kılmaktadır. İşte bu noktada bu çalışma; GDO’lu ürünleri denetlemek amacıyla oluşturulan Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’nı değerlendirme kapsamına alarak, ülkemiz tarımının ve nesillerimizin geleceği için hayati öneme sahip olan bu yasa tasarısının, daha etkin bir denetimi nasıl sağlayabileceğine ilişkin önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır. Bu hedefe ulaşmak için; öncelikle dünyada GDO’ların dünyada mevcut durumu, potansiyel yararları ve zararları üzerinde durulmuş sonrasında ise biyogüvenlik kavramından yola çıkılarak AB’de biyogüvenlik alanındaki düzenlemeler değerlendirlmiştir. Yapılan bu analizler sonucu elde edilen veriler ışığında Biyogüvenlik Yasa Tasarısı üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 3

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)

1996 yılından itibaren Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’a(GDO) sahip tarımsal ürünlerin dünya ticaretine girmesiyle birlikte GDO’lar hakkında tartışmalar, giderek artan biçimde devam etmektedir. GDO’lar sadece tarımda değil tıp alanında da (örneğin bazı aşılarda) kullanılmakta, sanayi ve çevre ürünleri üzerinde de bu tür ürünlerin kullanıma ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Konu üzerinde yapılan tartışmaları anlayabilmek ve değerlendirebilmek açısından öncelikle, GDO’nun ve karakteristiğinin ne olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) en basit haliyle Dünya Saglık Örgütü(WHO) tarafından, ‘‘Genetik kodları (DNA) doğal olmayan yollarla değiştirilen organizmalar’’ olarak tanımlanmaktadır1. Gen teknolojisi veya genetik mühendisliği (modern biyoteknoloji) geleneksel ve ıslah edici yöntemlerin tersine gıdalarda ürünün karakteristiğini değiştirmek için gen ve tür arasında kopyalama ve transferler yapılmakta ve böylece gıdalardaki organizmaların doğal yapısı değiştirilmektedir. Organizmaların bu yolla genetik olarak değiştirilmesiyle ortaya çıkan yeni türlere, genetik olarak değiştirilmiş organizma (genetically modified organisms-GMO) denilmektedir. Örneğin, balıktan alınan bir genin domatese nakledilmesiyle domatesin doğal yapısı değişmekte ve yeni bir özellik kazandırılmaktadır2. Diğer bir ifadeyle, GDO’lar; biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleriyle oynanarak, mevcut özelliklerinin değiştirilmesi veya canlılara yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir. GDO’lu Ürünlerde Dünya’da Mevcut Durum

ISAAA (International Service for the Acquisition of AgriBiotechnology Applications) verilerine göre; transgenik(GDO) ürünler ilk olarak 1996 yılında üretilmeye başlanmışlardır. 1996 yılından 2008 yılı sonuna kadar geçen 13 yıllık süre içerisinde bu ürünlerin toplam ekim alanı 74 kat artarak 125 Milyon Hektara ulaşmıştır. Bugün dünya genelinde 15 tanesi gelişmekte ve 10 tanesi gelişmiş ülkeler arasında olan toplam 25 ülkede GDO’lu ürünlerin üretilmesine onay vermiş

1

World Health Organization. (Internet).(2009). Foods derived from modern technology: 20 questions on genetically modified foods.: http://www.who.int/foodsafety/publications/biotech/20questions/en/index.html Yanaz, S. (2008), Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Konusu ve Cartegena

2

Biyogüvenlik Protokolü. http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/genetik.doc

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

4

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

bulunmaktadır. Bu ülkelerin haricinde 30 ülkede ise bu ürünlerin gıda ve yem amaçlı kullanımına yönelik ithalatı onaylanmış olup, böylelikle bu ürünleri kullanan ülke sayısı toplam 55’e ulaşmıştır.
Dünya’da GDO’lu Tarım Ürünü Üreten Ülkeler ve Tarım Alanları
No
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25

Ülke
ABD Arjantin Brezilya Hindistan Kanada Çin Paraguay Güney Afrika Uruguay Bolivya Filipinler Avusturalya Meksika İspanya Şili Kolombiya Honduras Burkina Faso Çek Cumhuriyeti Romanya Portekiz Almanya Polanya Slovakya Mısır

Tarım Alanı
(Milyon Hektar)

Ürün Türü
Soya Fasulyesi,Mısır,Pamuk,Kanola,Şeker Pancarı,Papaya,Alfalfa,Kabak Soya Fasulyesi,Mısır,Pamuk Soya Fasulyesi,Mısır,Pamuk Pamuk Kanola,Mısır,Soya Fasülyesi, Şeker Pancarı Pamuk,Domates,Kavak,Petunya,Papaya,Tatlı Biber Soya Fasülyesi Mısır,Soya Fasülyesi,Pamuk Soya Fasülyesi,Mısır Soya Fasülyesi Mısır Pamuk,Kanola, Mısır,Soya Fasülyesi Mısır Mısır,Soya Fasülyesi,Kanola Mısır,Karanfil Mısır Mısır Mısır Mısır Mısır Mısır Mısır Mısır Mısır

62.5 21.0 15.8 7.6 7.6 3.8 2.7 1.8 0.7 0.6 0.4 0.2 0.1 0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1 ‹0.1

Kaynak: ISAAA- Clive James(2009) http://www.isaaa.org/resources/publications/briefs/39/executivesummary/default.html

1996-2008 yılları arasında GDO’lu ürünlerin ekimi gerçekleştirilen tarım alanlarının kümülatif büyüklüğü ise 800 milyon hektarı geçmiştir. Kümülatif rakamın 2015 yılında 1.6 milyon hektara ulaşması beklenmektedir. 2008 yılında, Transgenik (GDO) tohumların Pazar değeri global olarak 7,5 Milyar ABD dolarına ulaşmıştır. 1996‐2008 yıllarında arasında kümülatif olarak (GDO) tohumların Pazar değeri ise toplam 50 Milyar ABD dolarına ulaşmıştır. 2008 yılında, 125 milyon Ha. alanda Transgenik (GDO) ürünleri üreten 25 ülkenin nüfusu dünya nüfusunun yaklaşık
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 5

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

yarısından fazlasını (%55) oluşturmakta ve bu alan dünya üzerinde toplam 1,5 Milyar Ha. lık ekilebilir tarım alanlarının % 8 karşılık gelmektedir. 1996‐2007 yılları arasında Transgenik (GDO) ürünleri üreten üreticilerin elde ettiği ilave kümülatif ekonomik getiri ise 44 Milyar ABD dolarıdır3. Yukarıda yer alan tabloda Transgenik (GDO) ürünleri üreten 25 ülke, üretim alanları ve üretilen bitki türleri yer almaktadır. ISAAA tarafından GDO’lu ürünlerin 25 ülkede üretimi yapıldığı ifade edilmesine rağmen, yukarıdaki tabloda yer aldığı üzere 12 ülkede bu ürünlerin üretiminin 100 bin hektar ve daha az alanda sınırlı ürün çeşitliliği ile kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmekte olduğu görülmektedir. Ayrıca dünyada gerçekleştirilen tarımsal ticari GDO’lu ürün üretimlerinin %96’lık kısmının ABD (%59), Arjantin (%20), Kanada (%7), Brezilya (%6) ve Çin (%4) olmak üzere sadece 5 ülkede gerçekleştiriliyor olması GDO’lu ürün üretiminin küresel boyutlarda olmadığını ortaya koymaktadır4. GDO ürünlerinin en çok üretildiği ABD’de özellikle soya ve mısır içeren işlenmiş gıdaların %60’ından fazlası GDO’lu ürün içermektedir. GDO’lu ürünlerin ABD’de yaygın kullanımının, ürünlerin tüketici tarafından kabul edildiğini gösterdiği iddia edilse de gerçekte ABD’de tüketicilerin büyük çoğunluğu bu tür ürünleri tükettiğinin farkında değildir. GDO’lu ürün üreticilerinin ABD’de yürüttüğü etiketleme karşıtı lobi, bu ürünler için arzu edilen etiketleme taleplerini bastırmıştır. ABD’de 1997’den bu yana yapılan pek çok anket, ABD’lilerin etiketleme istediğini ve ayrıca eğer etiketleme yapılırsa, halkın büyük çoğunluğunun bu ürünleri Avrupa yemeyeceğini göstermektedir5. Birliğinde yapılan bir araştırma sonuçları da halkın bu ürünlerin açık bir şekilde etiketlenmesi konusunda ABD’li tüketiciler ile benzer görüşlere sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Euro Barometer tarafından yapılan araştırmaya katılan tüketicilerin %74’lik kısmı GDO’lu ürünlerin açık bir biçimde etiketlenmeleri yönünde görüş bildirmişler ve hatta katılımcıların %53’lük

3
4

Ayrıntılı bilgi için bkz. Global Status of Commercialized Biotech/GM Crops: 2008 http://www.isaaa.org/ Ayrıntılı bilgi için bkz. Global Status of Commercialized Biotech/GM Crops: 2008 http://www.isaaa.org/

5

Cellini, F.ve digerleri(2004), Unintended Effects and Their Detection in Genetically Modified Crops, Food and Chemical Toxicology, 42, 10891125,

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

6

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

kısmı GDO’lu olmayan ürünleri satın almak için daha fazla para ödeyebileceklerini ifade etmişlerdir6.

GDO’lü Ürünlerin Potansiyel Faydaları

Genetiği değiştirilmiş organizmaları destekleyen özel endüstri üyeleri, gıda teknolojisi uzmanları, gıda işleyicileri, distribütörler, perakendeciler, gıda uzmanları, bilim insanları, bazı tüketiciler, Amerika’lı çiftçiler, düzenleme ajansları, dünyadaki fakir ve aç insanları savunanlar ile yeşil devrim taraftarları; genetik mühendisliği teknolojisinin son yıllarda çok kolaylaştırıldığını ve bu teknolojiyle, dünya populasyonunun giderek büyümesi sonucu gerekli olan gıda ve ilacın büyük boyutta üretilebileceğini düşünmektedirler7. İlave olarak, bu teknolojinin, hızlı büyüyen, hastalık, hava ve böceklere dirençli, herbisitlere dayanıklı bitkisel ürünlerin yanı sıra daha lezzetli, daha güvenli, daha verimli, daha besleyici, uzun ömürlü ve sağlık açısından daha faydalı bitkisel ve hayvansal ürünlerin, endüstriyel ve farmakolojik üretime katkı sağlayacak organizmaların elde edilmesi gibi potansiyel faydalara sahip olacağını düşünmektedirler8. GDO’lu ürünlerin faydaları olup olmadığı konusunda bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, bu ürünleri destekleyenler tarafından ortaya atılan potansiyel faydalar aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır. • • • • • • Besin Kalitesi ve Sağlığa yönelik Faydaların Artırılması Meyve ve Sebzelerin Raf Ömrü ve Organoleptik Kalitelerinin Artırılması Bitkisel ve Hayvansal Ürün Veriminin Artırılması Yenilebilir Aşı ve İlaç Üretimi Bio-fabrikalar ve Endüstriyel Kullanım İçin Ürün Ham Materyali Olarak Kullanımı Çevresel Faydaları(Daha az tarım ilacı kullanılımına olanak sağlaması vb.)

GDO’lu ürünlerin üretilmesini ve yaygınlaşmasını destekleyen kurum ve organizasyonların ortaya attıkları iddialardan en önemlisi, hızla artan dünya nüfusunun karşılaşabileceği açlık

6

Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz: http://ec.europa.eu/agriculture/publi/gmo/ch4.htm

7

Uzogara,S.G(2006) The Impact of genetic Modification of Human Foods in 21.Century ,Biotechnology Advances, 18,179-206,200 Türkiye’de GDO, Bilim ve Teknik, 443, 36-43, 2004.

8

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

7

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

sorunlarına karşı GDO’lu ürünler ile sağlanacak üretim artışının çözüm olabileceğidir. Fakat bu ürünlerin üretimine başlandığı 1996 yılından bu yana GDO’lu ürün üretilen tarım arazilerinde ve elde edilen ürün miktarında artış yaşanmasına rağmen, açlığın dünyanın en önemli problemlerinden birisi olmaya devam etmesi bu savın çokda doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim BM tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan raporun verilerine göre, dünyada açlık çeken insan sayısının son yıllarda hızla artarak 1 milyara yükselmiş olması, açlık probleminin tarımsal üretim miktarı artışından daha ziyade paylaşım problemlerinden kaynaklandığını gözler önüne sermektedir9. GDO’lu ürünleri destekleyen kurum ve kuruluşlar, bu teknolojinin, hızlı büyüyen, hastalık, hava ve böceklere dirençli, herbisitlere dayanıklı bitkisel ürünlerin yanı sıra daha lezzetli, daha güvenli, daha verimli, daha besleyici, uzun ömürlü ve sağlık açısından daha faydalı bitkisel ve hayvansal ürünlerin, endüstriyel ve farmakolojik üretime katkı sağlayacak organizmaların elde edilmesi gibi potansiyel faydalara sahip olacağını düşünmektedirler. Genetiği değiştirilmiş organizmaları destekleyenler, insanlığa faydalarının sınırsız olduğuna ve GDO’ların dünyanın önemli tarım, sağlık ve ekolojik problemlerini potansiyel olarak çözebileceğine inanmaktadırlar. Ayrıca, GDO karşıtı düşüncelerin sağlık, çevre ve gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilerin geçimini sağlaması gibi gerçekçi olmayan korkulardan ziyade mantıksız korkular ve ticareti koruma siyasetinden kaynaklandığını düşünmektedirler10. Öte yandan, Avrupa Birliği’nin yaptığı “GDO’ların Tarım ve Gıda Sektörü Üzerindeki Ekonomik Etkileri” isimli bir araştırmanın sonuçlarına göre; GDO’lar iddia edildiği gibi tarımda verimlilik ve üretim artışı sağlamamaktadır. Araştırmada Bt mısır ve GDO’lu soya verimliliğinde geleneksel ürünlere oranla yıllara göre (1997-1999) %3-9 arasında artış ve azalışlar olmuştur. Bunun, hava durumu, ilaç kullanımı gibi çok çeşitli sebepleri olabileceği ifade edilmektedir. Anılan çalışmada çiftçilere verimlilik açısından ciddi bir katkı sağlamayan bu ürünlerin ekim alanlarının özellikle ABD’de niçin hızla genişlediğinin yanıtı araştırılmakta ve nedenler şöyle sıralanmaktadır:

9

Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz: UN: World Hunger Reaches 1 Billion Mark, http://abcnews.go.com/International/WireStory?id=7879289&page=1 Türkiye’de GDO, Bilim ve Teknik, 443, 36-43, 2004.

10

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

8

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Teknolojinin vaadettikleri: Teknolojiyi kontrol edenler çiftçilere ileride tüm geleneksel tarım ürünlerinin yerini transgenik ürünlere bırakacağını vaadetmektedirler. Bu vaat, teknolojinin tohum tekelleşmesi ve ürün patentlerine uygun gelişmesi de dikkate alındığında üreticileri cezbetmektedir. Ayrıca, teknoloji olumsuz iklim ve toprak koşullarında üretim vaat etmektedir. Tohum şirketlerinin tekelleşmenin boyutunu tohum kontrolü ve ürün patenti ile sınırlamayıp spesifik GDO’lar için spesifik kimyasal ilaçlar üretmeleri ve alıcıyı bu ürünlerden almak zorunda bırakmaları da önemli bir etken sayılabilir. Nitekim 10 büyük tarımsal kimya firmasının 6’sı (Novartis, Monsanto, Du Pont, Zeneca, AgrEvo ve Rhone Poulenc) aynı zamanda ana tarımsal biyoteknoloji firmaları arasında yer almaktadır. Büyük biyoteknoloji firmaları pazarlama stratejisi olarak dünyanın en büyük tahıl ve gıda toptancılarıyla işbirliğine gitmekte (Monsanto/Cargill) ve bu yolla tarladan sofraya dağıtım zincirini kontrol etmeyi hedeflemektedirler. ABD yönetimi GDO’ların gerek araştırılması-geliştirilmesi, gerek üretilmesi ve pazarlanması için ciddi teşvik ve kolaylıklar sağlamaktadır.

Bu itibarla, GDO teknolojisinin kimyasal ilaç kullanımını azaltarak çevreye büyük katkıda bulunduğu savı daha fazla araştırılmaya ve kanıtlanmaya gereksinim duymaktadır11. GDO’lu ürünler ile ilgili olarak öne sürülen savlardan birisi de bu ürünlerin GDO’lu olmayan ürünlere göre oldukça büyük maliyet avantajı sağladığı ve çiftçinin lehine olduğudur. Bu iddialara yönelik olarak Iowa State Üniversitesinde 377 mısır tarlası ve 800 çiftçi ile yapılan ciddi bir akademik çalışmanın sonuçlarına göre; transgenik mısırda tohumluğun GDO’lu olmayan mısıra göre %32 oranında daha pahalıya mal olduğu belirlenmiştir12. GDO’lu ürünlerin verimlerinin klasik ürünlere göre daha yüksek olduğuna yönelik iddialar üzerine gerçekleştirilen bilimsel çalışmalarda, bu ürünlerin verim artışı sağlamadığını gözler önüne sermektedir. Wisconsin Üniversitesi tarafından ABD’nin 8 kuzey eyaleyetinde gerçekleştirilen ve GDO’lu soya fasülyeleri ile yapılan 40 verim denemesi sonucunda, GDO’lu soyanın veriminin klasik soyaya göre ± %14

11

Yanaz, S. (2008), Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Konusu ve Cartegena Biyogüvenlik Protokolü. http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/genetik.doc

Duffy M.(1999) Who Benefits from Biotechnology?, Iowa State University http://www.econ.iastate.edu/research/webpapers/Who_Benefits_from_Biotech.pdf

12

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

9

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

oranında değişim gösterdiği, ortalamada ise GDO’lu soyanın veriminin klasik soyaya gore %4 oranında daha az olduğu kanıtlanmıştır13.

GDO’lü Ürünlerin Potansiyel Zararları

GDO’lu ürünlerin yaygınlaşması ile birlikte, bu ürünlerin çevre,ekosistem ve insan sağlıgı üzerinde zararları olduğu yönünde görüş ileri süren gruplardan bazıları bitki ve hayvanlardaki genetik mühendisliğinin her şekline tamamen karşı olup, GDO’ların yasaklanması konusunda oldukça kesin hükümlere sahiptirler. Diğer bir kesim ise bu ürünlerin insan ve çevre saglığına olası olumsuz etkileri nedeniyle, üretim ve ticaretinin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki muhalifler GDO’ların dünya tarımını, sağlıgını ve ekolojisini tehdit edeceğini düşündüklerinden bu gıdaları “frankeştayn gıdalar” olarak nitelendirmektedirler. Nitekim bu alanda gerçekleştirilen bazı deneysel çalışmalar GDO’lu ürünlerin kullanımı ile doğal çevrede olumsuz etkiler olabileceğini ortaya koymaktadır14. Bu çalışmalarda elde edilen bulgular ışıgında GDO’lu ürünlerin çevre ve doğaya olumsuz etkileri aşağıda sıralanmıştır. • • • •
13

Gen Kaçışı, Yabani Tozlaşma Yapay Gen Transferi ve Hibritleşme Süper Yabani Türlerin Ortaya Çıkması Bitkilerde Dayanıklılığın Gerilemesi Zararlılarda Dayanıklığın Artması

Oplinger, E.S., M.J. Martinka, and K.A. Schmitz( 1999) Performance of transgenetic soybeans—northern U.S. p. 74–77. In K.A. Kelling and J.A.Wedberg (ed.) Proc. 1999 Wisconsin Fert., Aglime, and Pest Manage. Conf., Madison, WI. 19–21 Jan. 1999. Coop. Ext., Univ. ofWisconsin Ext., and College of Agric. and Life Sci., Madison, WI.
14

Aşağıda Yer Alan Makaleler GDO’lu ürünlerin Çevre ve Doğaya Olumsuz Etkileri Hakkında Gerçekleştirien Akademik Çalışmalara Örnek Olarak Gösterilebilinir. Altieri,M.(2001). The Enviromental Risks of Transgenic Crops: An Agroecological Assesment, Department of Environmental Science, Policy and Management, University of California, Berkeley, USA.

P.E ve N.C Ellstand(1996) Crop-to-Weed Gene Flow in the Genus Sorghum(Poaceae): Spontaneous Interspecific Hybridization Between Johnsongrass, Sorghum halepense and crop sorghum, S.bicolor. American Journal of Botany 83:1153-1160 Palm C. ve digerleri(1996) Persistence in Soil of Transgenic Plant Produced Bacillus thuringiensis. Kurstaki delta Endotoxin. Canadian Journal of Micro Biolology 42(12),1258-1262

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

10

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

• • • • •

Genetik Kirlenme Riski Organizmaların Genom Yapısındaki Etkileşimden Doğabileek Riskler GDO Genlerinin Toprak ve Su Ekosisteme Geçişinin Doğurabileceği Riskler Biyo Çeşitliliğe Etkileri İnsan ve Hayvan Sağlığında Meydana Gelebilecek Riskler.

Akademik çalışmalar sonucu ortaya konulan bu riskler, GDO’lu ürünlerin ekolojik dengenin bozulma tehlikesini artırmakta olduğunu göstermektedir. Doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evolüsyondan sapmalarına neden olabilecek bu riskler aynı zamanda, ülkemizinde arasında bulunduğu genetik kaynakları zengin ülkelerin gen kaynaklarının tehdit edilmesine yol açmaktadır. Bu ürünlerin ekosistem üzerinde yaratacağı olumsuz etkilere ek olarak, sosyo ekonomik alanlarda bu ürünlerin kullanımının yaygınlaşması ile bazı riskler ortaya çıkmaktadır. GDO’lu üretim alanında tarımsal biyo teknolojinin büyük ölçüde ABD kökenli firmalar tarafından gerçekleştiriliyor olması, gelişmekte olan ülkeleri tarımsal alanda zamanla dışa bağımlı hale getirebilecektir. GDO’lu tohumlarda uygulanan patent hakları, çiftçiye tohum alıkoyma (seed saving) imkanı vermeyen sözleşme ve terminator gen teknolojisi uygulamaları yoluyla dünya çiftçilerinin bütünüyle tohum üreticisi birkaç ulus ötesi şirkete bağımlı kılınmasına neden olabilecektir. Geçtiğimiz on yıl boyunca GDO’lu bitkilere ilişkin olarak alınan her dört patentden üçü beş firmaya –Dow, Dupont, Syngenta, Aventis ve Monsanto—ait olması ve dünyada ekilen GDO’lu tohumun % 90’ı tek bir firmanın, Monsanto’nun tohumu olması tohum güvenliğini oldukça azaltan bir durumdur. Böylece, insanlık tarihinde belki de ilk kez –GDO’lu tarımsal ürün ve üretim boyutunun genişlemesi halinde- küresel gıda arzının kontrolü tohum tekelleri ve ürün patentleri yoluyla sınırlı sayıda üreticinin (firmanın) eline geçebilecektir15.

15

Yanaz S.(2006), Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) Konusu ve Cartgena Biyogüvenlik Protokolü, Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü, http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/genetik.doc

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

11

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

GDO’lu ürünlerin İnsan ve Hayvan Sağlıgı Üzerine Olası Olumsuz Etkileri

Bitki zararlıları ve haşerelerden bitkilerin korunması amacıyla GDO’lu Mısır ve Pamuk tohumları kendi böcek ilaçlarını ihtiva edecek şekilde üretilmektedirler. Bitki zararlıları GDO’lu Mısır ve Pamuk bitkilerinden bir ısırık bile alsalar bu ürünlerin içerisinde bulunan zehir bu zararlıları öldürmektedir. Bu tür tohumları üreten biyoteknoloji şirketleri, tohumların genetik kodlarına işlenen böcek ilaçlarının zararsız olduklarını iddia etmektedirler. Öte yandan, GDO’lu bitkilerin içerisine böceklerden koruma sağlaması amacıyla yerleştirilmiş olan biyoteknolojik toksin maddelerin konsantre olmalarından dolayı, diğer ilaçlama yöntemlerine göre binlerce kat fazla oranda toksit madde bulundurmaktadırlar. Yüzeysel ilaçlama yöntemlerinde yıkama sonucu bu toksin maddelerin büyük kısmı temizlenmesine rağmen, GDO’lu ürünlerde toksin maddelerinin genlerde bulunmasından dolayı temizlenme şansı olmamaktadır. Bilimsel çalışmalar toksit miktarı GDO’lu ürünlere göre çok daha az oranda bulunan ilaçlamaların bile insan sağlığına zararlı olduğunu ortaya koymaktadır. ABD’nin kuzeybatı eyaletlerinde çingene güvesi olarak adlandırılan zararlıyı öldürmek için uçakla yapılan ilaçlama sonrasında, bölgedeki yaklaşık 500 kişinin alerji ve nezle problemleri yaşamış oldukları tesbit edilmiştir16. Yapılan çalışmalarda GDO’lu ürünlerin kısırlık ve sakat doğum riskini artırdığına yönelik bulgular elde edilmiştir. Bu alanda Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu(European Food Safety Authority) tarafından 2007 yılında gerçekleştirilen araştırmada, GDO’lu soya ile beslenen dişi farelerden doğan bebek farelerin diğerlerine göre daha küçük oldukları ve büyük bir kısımının üç hafta içerisinde öldükleri tesbit edilmiştir17. GDO’lu ürünler alanında en önemli uzmanlardan olan Dr. Arpad Pusztai, bu alanda gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların tamamında GDO’lu ürünlerin çalışmalara konu olan hayvanların bağışıklık sisteminde değişikliklere yol açtığının tesbit edildiğini açıklamıştır. Dünya’nın en büyük GDO’lu tohum üreticilerinden olan Monsanto tarafından yapılan çalışmada MON 863 olarak adlandırılan GDO’lu mısırlar ile 13 hafta boyunca fareler beslenmiş ve adı geçen GDO’lu ürünün etkileri tesbit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda MON 863 tohumu ile üretilen mısırların insan ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz bir
16

Washington State Department of Health(1993), “Report of health surveillance activities: Asian gypsy moth control program,” (Olympia, WA: Washington State Dept. of Health, 1993.

Irina Ermakov(2007) “Experimental Evidence of GMO Hazards,” Presentation at Scientists for a GM Free Europe, EU Parliament, Brussels.

17

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

12

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

etkiye sahip olmadığı ifade edilmekle birlikte, çalışma sırasında farelerin bağışıklık sistemleri üzerinde değişiklilerin ortaya çıkması GDO’lu ürünler hakkında şüphelerin artmasına neden olan oldukça önemli bir bulgudur18. Monsanto tarafından 2002 yılında gerçekleştirilen çalışma sonuçlarında bu ürünlerin insan ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmadığı ifade edilmiş olmasına rağmen, yine MON 863 kod numaralı tohumların etkileri üzerine 2007 yılında Fransız Caen Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen çalışmanın sonuçları bu ürünün sağlık üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğunu gözler önüne sermektedir. Caen Üniversitesi Bünyesindeki (Independent Research and Genetic Engineering) araştırma entstitisü tarafından gerçekleştirilen çalışmada, 90 gün boyunca MON 863 ve NK 603 tohumu ile üretilen GDO’lu mısırlar ile beslenen farelerin hormonlarında değişimler olduğu gözlemlenmiş ayrıca böbrek ve karacigerlerinde zararlı toksit maddelerin oluştuğu tesbit edilmiştir. Çalışmanın sonunda erkek farelerin ortalama olarak vucütlarının %3.3 oranında kilo kaybına uğradıkları, yine vücütta önemli oranda sodyum kaybının gerçekleştiği, damar sertligine neden olan triglyceride yağı oranının ise %24-%40 arasında artmış olduğu tesbit edilmiştir19. Bu araştırmaya ilişkin sonuçların açıklanmasının ardından Greenpeace tarafından bu ürünün başta Avrupa Birliği olmak üzere hiçbir ülkede onaylanmaması gerektiğini ifade eden bir açıklamada bulunulmuştur20. Yine aynı alanda İtalyan hükümeti tarafından 2008 yılı Kasım ayında yaptırılan benzer yönde çalışmada da, GDO’lu mısırların farelerin bağışıklık sistemi üzerinde etkileri olduğu ortaya konulmuştur21. 2006 yılında Hindistanda yaşanan bir başka olay da GDO’lu ürünlerin ölümcül etkilerini ortaya koymaktadır. GDO’lu Pamuk üretimi yapılan tarlalarda hasattan sonra koyunların otlatılmasını takiben binlerce koyun ölümleri gerçekleşmiştir. Ölü koyunlar üzerinde

John M. Burns(2002) “13-Week Dietary Subchronic Comparison Study with MON 863 Corn in Rats Preceded by a 1-Week Baseline Food Consumption Determination with PMI Certified Rodent Diet #5002,” December 17, 2002 http://www.monsanto.com/monsanto/content/products/technicalandsafety/fullratstudy.pdf Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz. Committee for Independent Research and Information on Genetic Engineering, Report on NK 603 GM maize produced by Monsanto company http://www.gefreebc.org/content/right_sidebar/articles/rat_maize_toxic_agian.pdf http://www.nogw.com/download/_07_monsanto_gm_corn.pdf Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz. Regulatory systems for GE crops a failure: the case of MON863 http://www.greenpeace.to/publications/MON863.pdf
21 20 19

18

Alberto Finamore, et al(2008) “Intestinal and Peripheral Immune Response to MON810 Maize Ingestion in Weaning and Old Mice,” J. Agric. Food Chem., 2008, 56 (23), pp 11533–11539, November 14, 2008

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

13

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

yapılan incelemelerde hayvanların karacigerleri ve testislerinde siyahlıklar ve bozulmalar olduğu tesbit edilmiştir. İncelemenin sonuçları koyunların toksinler nedeniyle öldüğünu ortaya koyarken, bu toksinlerinde çok büyük olasılıkla GDO’lu Pamuk üretimi yapılan tarlalarda koyunların otlatılmasından kaynaklandığı açıklanmıştır22.

GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle yasaklanmasına yönelik en güncel açıklamalardan birisi de 19 Mayıs 2009 tarihinde ABD’nin tıp alanında etkin kuruluşlarından olan AAEM (The American Academy Of Environmental Medicine) tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu kurum tarafından GDO’lu ürünlere karşı moratoryum ilan edilmesi gerektiğini ifade eden bir basın bildirisi yayınlanmıştır. Bildiride GDO’lu gıda ürünlerinin zehirlenmelere ve alerjilere yol açtığı, bağışıklık sistemi üzerinde ciddi hasarlara neden olduğu, fizyolojik ve genetik sağlıgı bozduğu ve bu nedenle bu ürünlerin yasaklanması gerektiği ifade edilmiştir. Akademi’nin yönetim kurulu üyesi Dr. Amy Dean tarafından yapılan açıklamada ayrıca, şu ana kadar hayvanlar üzerinde gerçekleştirilen bir çok bilimsel çalışmanın sonuçlarının GDO’lu gıdaların vücüttaki bir çok farklı organa zararlar verdiğinin kanıtlanmış olduğu ve bu nedenle kamu sağlıgı ve hastaların güvenliği açısından bu tür gıdaların yasaklanması gerektiği ifade edilmiştir. Açıklamada bu ürünlerin etiketlenmelerinin gerekliğinin önemi ortaya konurken, GDO’lu ürünlerin insan sağlıgı üzerindeki olumsuz etkilerinin ortaya çıkarılabilmesi için bağımsız kuruluşlar tarafından daha fazla bilimsel çalışma gerçekleştirilmesinin önemi vurgulanmıştır.23

Biyogüvenlik ve Birleşmiş Milletler Biyogüvenlik (Cartegena) Protokolü
GDO’lu ürünlerin üretim ve ticaretinin, doğal çevreye ve sosyo-ekonomik yapıya verebileceği zararlar, bu organizmaların üretimi, doğaya salınımı ve kullanımının biyo güvenlik düzenlemeleri ile kontrol edilmesini gerekli kılmaktadır. Biyogüvenlik, ‘’modern biyoteknoloji tekniklerinin uygulanmalarının ve modern biyoteknoloji ürünlerinin insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerine oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesi(risk değerlendirme) ve belirlenen risklerin meydana gelme ihtimalinin ortadan

22

Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz: “Mortality in Sheep Flocks after Grazing on Bt Cotton Fields—Warangal District, Andhra Pradesh” Report of the Preliminary Assessment, April 2006, http://www.munlochygmvigil.org.uk/Mortality_in_Sheep.pdf http://www.annadana.com/actu/fichiers/mortalitysheep.html

23

AyrıntılıBilgi İçin Bkz. http://www.aaemonline.org/gmopressrelease.html

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

14

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

kaldırılması ya da meydana gelme durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için (risk yönetimi) alınması öngörülen tedbirler’’ şeklinde tanımlanmaktadır24. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için biyoteknoloji uygulamalarından kaynaklanabilecek olumsuzlukların önlenmesine yönelik olarak hazırlanan ve 2003 yılından bu yana yürürlükte olan “Birleşmiş Milletler Biyogüvenlik (Cartagena) Protokolü”, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO’lar) araştırılması aşamasından, çevreye salım ve transit geçiş aşamasına kadar çevre ve insan sağlığına gelebilecek risklerin önlenebilmesine kadar geniş bir kapsama sahip etkili bir hukukî belgedir. Protokolün kapsamı; insan sağlığı üzerindeki riskler de göz önünde bulundurularak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilerde bulunabilecek tüm değiştirilmiş canlı organizmaların sınırötesi hareketi, transit geçişi, muamelesi ve kullanılması için geçerlidir25. Protokol, GDO’ların iki kategorisini kapsamaktadır. a. Çevreye kasti (bilinçli) olarak bırakılacak GDO’lar ( ekim amaçlı tohumlar ve yetiştirme amaçlı hayvanlar gibi). b. Gıda, yem veya işleme amaçlı GDO’lar (mısır, pamuk, soya gibi hacimli -bulk- mallar). Ayrıca, Protokolde işlem (processing) konusu tanımlanmamıştır. Bu nedenle Protokolün tekstil üretimi ile insanlar veya hayvanlar tarafından tüketilmeyen diğer ürünleri de kapsayabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır. Diğer taraftan, protokol'de gıda güvenliği (food safety) konusu yer almamıştır. İşlenmiş gıda ürünleri de Protokol kapsamı dışında bırakılmıştır. İleri Bildirim Anlaşması (m.7) Protokolün önemli mekanizmalarından birisidir. Bilinçli olarak çevreye salınacak GDO’ların ilk sınır aşan hareketinden önce izlenmesi zorunlu bir prosedürdür. İhracatçı ithalatçı ülkeye ilk yüklemeden önce (the first shipment) GDO’ları tanımlayan yazılı ve ayrıntılı bilgi sağlamak zorundadır. İthalatçı bilginin alındığını 90 gün içinde karşı tarafa yazılı olarak bildirecektir ve 270 günü aşmadan açıkça bu yüklemeyi onayladığını ya da ret etmesi halinde de nedenlerini bildirecektir. Bununla birlikte, sözkonusu süre içerisinde herhangi bir

Eser, Vehbi(2000) ‘‘Modern Biyoteknoloji Gelişmelerinin Işığı Altında Dünya ve Türkiye’de Tarım’’ Küreselleşme Sürecinde Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Sempozyum Bildirileri, Ankara. Talu, N.(2005) “Biyogüvenlik (Cartagena) Protokolü ve Türkiye’de Durum”, Biyogüvenlik Protokolü ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nde Teşvikler, TÇV Yayını, Ankara, 2005, s. 11-29.
25

24

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

15

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

karar bildirilmemesi ithalatın onayı veya reddi anlamına gelmemektedir. İleri Bildirim Anlaşması sürecinden beş tip GDO hariç tutulmuştur. Bunlar;
• • • • •

İnsanlara yönelik eczacılık ürünlerinin çoğu, Üçüncü ülkeye yönelik GDO’lar, Kapalı kullanım amaçlı GDO’lar, Gıda, yem veya işleme amaçlı GDO’lar, Taraflar toplantısında güvenli olarak ilan edilen GDO’lardır.

Cartegena Protokolüne taraflar olan ülkeler ileride bu kapsamı genişletmeye karar verebilme hakkına sahiptirler. Ayrıca, bu kategorilerin anılan prosedürden hariç tutulması, ülkelerin kendi ithalat mevzuatında düzenleme yapamayacakları anlamına gelmemektedir. Ülkeler risk değerlendirmesi (m.15) temeline dayanarak GDO’ları ithal edip etmeyeceklerine karar verebilme hakkına sahiptirler. Bu tür ürünlerin ithalatına yönelik değerlendirmeler GDO’ların insan sağlığı üzerindeki riskler de göz önünde bulundurularak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olabilecek potansiyel olumsuz etkilerin tanımlanması ve değerlendirilmesi amacıyla, en az Protokolün 8. maddesinde istenen bilgilere ve bilimsel olarak sağlam temellere dayanması gerekmektedir. Ancak, ilgili bilimsel bilgilerin yokluğu veya yetersizliği durumunda, bir ülke ön önlem alma veya ihtiyat yaklaşımını (precautionary approach) kullanarak GDO’ların ithalatını reddedebilecektir26. Yukarıda ayrıntılı olarak ele alındığı üzere BM Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması'nın bir parçası olan Biyogüvenlik Protokolü'nü (Cartagena Protokolü) biyolojik türlülüğün sürdürülebilir kullanımı ve korunmasını olumsuz etkileyebilecek, ve insan sağlığı açısından riskler yaratabilecek GDO organizmaların sınırlar ötesi taşınımını, alıp satımını ve kullanımını denetlemeyi öngören bir anlaşmadır. Türkiye bu anlaşmaya imza atmış ülkelerden birisi olup, Biyolojik Güvenlige iliskin Kartegena Protokolü’nü Onaylayan 4898 sayılı kanun 2003 yılında TBMM’de Kabul edilip yaşalaşmıştır.

26

Yanaz S.(2006) a.g.m

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

16

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Avrupa Birliği ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar
Avrupa Birliğinde GDO’lu ürünlerin üretimi,satışı ve ithalatı 2004 yılına kadar yasaklanmıştır. Bu tarihten sonra ABD’nin Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla kurduğu baskının bir sonucu olarak, Avrupa Birliği’nde, son derecede katı kontroller altında, yalnızca birkaç çeşit GDO’lu ürünün yem amaçlı dışalımına, işlenmesine ve ekimine, 2004 yılında üye ülkeler arasında yapılan oylama ile izin verilmiştir27. 19 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleştirilen oylamada, AB’li bakanların oy çokluğu (İrlanda, Hollanda, Finlandiya, İsveç, İngiltere ve İtalya’nın olumlu oyları; Danimarka, Yunanistan, Fransa, Lüksemburg ve Avusturya’nın olumsuz oyları; Portekiz, Almanya ve İspanya’nın çekimser kararı) ile Bt 11 tatlı mısır için moratoryum kaldırılmış ve ithalat ile işleme amaçlı kullanımına (üretimi hariç) 10 yıllığına onay verilmiştir. Daha sonra NK 603 GM mısır çeşidine işleme ve yem amaçlı ithalatına 10 yıl için ve nihayet Mon 810 Bt mısırın 17 çeşidine AB’de üretim izini de verilmiştir. Bu tarihten sonra Avrupa'da, 100 bin hektarın altında olmak üzere, yalnızca İspanya, Bulgaristan ve Almanya’da transgenik mısır ve Romanya’da transgenik soya ekimi, son derecede kontrollü koşullarda yapılmaya başlanmıştır. Slovakya, Çek Cumhuriyeti, ve Polonya’da ise yine kontrollü bir biçimde deneme amacıyla üretim gerçekleştirilmektedir. Danimarka, İsveç, Norveç ve Avusturya başta olmak üzere geriye kalan Avrupa ülkeleri ise halen topraklarında GDO ekimine izin vermemektedir. Buna karşılık, Birlik üyesi ülkelerde değişik ürünlerde toplam 1500 civarında alan denemesi kurulduğu bilinmektedir. Her ne kadar bazı GDO’lu ürünlerin ithalatına 2004 yılında izin verilmiş olmasına rağmen, Avrupa Birliği tarafından biyogüvenlik alanında denetimin sağlanması için çıkartılmış kapsamlı direktifler bulunmaktadır. Avrupa Birliği’nin biyogüvenlik konusunda 1990 yılında çıkarttığı kapsamlı iki direktifi (ec/90/219-kapalı şartlarda kullanım- ve ec/90/220-çevreye serbest bırakma-) konularını düzenlemektedir. 2003’te yürürlüğe giren ec/1829 ve ec/1830 sayılı 2 direktif ise gıda/yem amaçlı işleme ile etiketleme ve izlenebilirliği kapsamaktadır. Sözü edilen mevzuat, oldukça katı kurallar içermektedir.

27

Bildirici Z.(2008)Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Ve Avrupa Birliği Uygulamaları http://blog.bluzz.net/wp-content/uploads/2008/02/avrupa-birligi-ve-gdo.pdf

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

17

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Diğer yandan AB, gıdaların GDO içerdiğine dair etiketlenmesinde istenilen “Eşik Değer oranını” % 0.9’da tutma kararlılığı içindedir. Tüm bunlara karşın, günümüze kadar GDO’ların üretim ve gıda/yem işleme amaçlı dışalımına yasak uygulayan AB, biyoteknoloji araştırmalarını öncelikli konuları içersine almıştır. Ancak, bu güne kadar GDO’ların gıda olarak kullanılmasına karşı yürüttüğü politikalar nedeniyle, kendi biyoteknolojik araştırmalarını “Gıda-dışı kulanım” alanlarına yoğunlaştırmıştır. Bu araştırmaların AB toplumu tarafından da kabul görmesi için, biyoteknolojik araştırmalarını “Beyaz Biyoteknoloji” ve “Yeşil Biyoteknoloji” olarak isimlendirmiştir. Beyaz biyoteknoloji ile hammadde ve atıkların biyolojik olarak temizlenmesi, yeşil biyoteknoloji ile optimize biyolojik hammaddelerin üretilmesi planlanmaktadır. Öte yandan, transgenik ürünlerin çevreye ve ekolojiye verebileceği zararları azaltarak transgeniklerin “Güvenli” üretilmelerine zemin hazırlamak üzere, transgenik, geleneksel ve organik üretimlerin beraber (bitişik üretim alanlarında) yapılması halinde, özellikle gen kaçışlarının önlenmesi için ne tür etkin ve sabit kontrol sistemlerinin uygulanması gerektiği araştırılmaktadır28. AB'nin yaklaşımı biyogüvenlik kavramı ile bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadır. Biyogüvenlik kavramı, modern biyoteknoloji teknik, uygulama ve ürünlerinin insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesi sürecini ve belirlenen risklerin meydana gelme olasılığının ortadan kaldırılması veya meydana gelmesi durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak tedbirleri kapsamaktadır. Dünya ticaretinde iki önemli taraf olan ABD ve AB'nin transgenik ürünlerin üretimi ve ticareti konusundaki farklı uygulamaları dikkati çekmektedir. Transgenik ürünlerin büyük ölçüde özel kesim Ar-Ge çalışmaları ile geliştirildiği ABD'de konuya daha liberal bir yaklaşım sergilenirken, AB'de ise, özellikle tüketicinin çevre ve sağlık kaygılarının ön plana çıkması nedeniyle etiketleme de dâhil, yoğun bir kamu düzenlemesine tabi olmaktadır 29.

Türkiye’de Durum
Ülkemizde transgenik bitkilerin ithalâtı konusunda hukukî ve kurumsal alanda ciddî boşluklar, bilimsel ve teknik açıdan da önemli ölçüde yetersizlikler bulunmaktadır. Türkiye’de GDO içeren yerli ürün üretimi yoktur, ancak ithal edilen bazı ham ve işlenmiş ürünlerin GDO içerip içermediği gıda güvenliği açısından fiilen denetlenememektedir.
28

Ziraat Mühendisleri Odası,Biyogüvenlik Oda görüş Bildirgesi,2005, http://www.zmo.org.tr

29

Bildirici Z.(2008)Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Ve Avrupa Birliği Uygulamaları http://blog.bluzz.net/wp-content/uploads/2008/02/avrupa-birligi-ve-gdo.pdf

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

18

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

GDO’lu tohumların Türkiye’de satışı yasaklanmış olsa da, bu tip ürünlerin ithalâtının kontrolü yapılamamakta, girişler sadece beyana dayalı olarak ve gümrüklerde kontrolsüz olarak cereyan etmektedir. Her ne kadar GDO ve ürünlerinin çevreye kontrolsüz salımına resmen izin verilmemekte ise de, Türkiye’de GDO’ların hukukî olmayan yollarla ekimini kontrol eden denetim mekanizmalarının varlığından söz etmek mümkün değildir. Bu alandaki araştırma geliştirme çalışmalarının çok yetersiz olması ve teknik altyapının eksikliği de (uzman, laboratuvar vb.) bilinen bir gerçektir. Ayrıca, GDO’ların çevreye bilinçli olarak salımı ve pazara sürülmesi konusunda Türkiye’deki mevcut hukukî düzenlemeler bugünkü haliyle AB mevzuatı ile uyumlu değildir. Türkiye’de GDO’lu ürün üretimi yasak olmasına rağmen 1998 yılından itibaren alan denemeleri yapılmaya başlanmıştır. Değişik firmalar tarafından ithal edilen ürünlerde alan denemeleri Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Araştırma Enstitü’leri tarafından bazı illerde yapılmıştır. GD ürünlerin alan denemelerini takiben tescili, üretime sokulması ve gıda zincirinde kullanılması gündeme gelecektir. Türkiye’de iç piyasada işlenerek ürün halinde pazara sürülen hammadde veya yurt dışından ithal edilen işlenmiş ürünlerden önemli bir kısmının GDO içeriğine sahip olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle mısır ve soyanın büyük bir kısmı ABD ve Arjantin’den ithal edilmiş olup neredeyse tamamının GDO içerikli olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca 20’ye yakın ilin pazarlarından alınan domates ve patateslerin GD ürün olduğu saptanmıştır. Bunların hemen hemen tümü, Türkiye’ye kaçak yollarla giren GD tohumlarının hiçbir denetime tabi tutulmadan tarlalarda veya seralarda ekilmesi sonucunda üretilmektedir30. Türkiye’nin özellikle, mısır, buğday, soya fasulyesi gibi tarım ürünlerinin üretim ve tüketiminde, GDO uygulamaları açısından çokuluslu şirketler tarafından iyi bir pazar olarak görüldüğü dikkate alındığında; tarım, çevre ve teknoloji politikalarının bütünleşik bir anlayışla değerlendirildiği ulusal bir biyogüvenlik politikasına olan ihtiyaç giderek ortaya çıkmaktadır.

Biyogüvenlik Yasa Tasarısına Eleştiriler
Ülkemizde Biyogüvenlik alanında yasal boşluğun giderilmesi amacıyla, Eylül 2002-Eylül 2005 tarihleri arasında "Ulusal Biyogüvenlik Çerçevesinin Geliştirilmesi" konulu UNEP/GEF projesi gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda bir "Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı" hazırlanmış olup tasarının önümüzdeki yasama döneminde TBMM genel kuruluna geleceği tahmin edilmektedir. Mevcut yasa tasarısına yönelik bir çok farklı sivil toplum ve meslek örgütü

30

Kıyak, S., Genetik Olarak Değiştirilmiş Gıdalar, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve Türkiye’de Durum

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

19

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

tarafından eleştirilerde bulunulmuştur. Yasa taslağını değerlendirip konu üzerine görüş ve önerilerini bildiren sivil toplum örgütlerinden birisi de Ziraat Mühendisleri Odası’dır. Devam eden kısımda, Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’na yönelik eleştirilere, konu hakkında kapsamlı bilgiye sahip olunabilmesi açısından yer verilmiştir.

BİRİNCİ KISIM GENEL HÜKÜMLER BİRİNCİ BÖLÜM : AMAÇ, KAPSAM VE TANIMLAR TANIMLAR Madde 3- İ) İzleme başlıklı tanımında yapılan düzenlemeye ek olarak geçen tasarıda da belirtilmiş ancak son taslak metinden çıkarılmış olan “çevreye serbest bırakılmasından ve/veya piyasaya sürülmesinden”ibaresinin özellikle toprakla ve çevreyle direkt temasa geçecek GDO’lu ürünlerın izlenmesine imkan vereceğini düşünerek tekrar metne eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. j) AB rehberinde yer alan Risk değerlendirme tanımı “İnsanlarIn ve çevrenin risk kaynağına maruz bırakılmasını takiben, tanımlanmış şartlar altında olumsuz etkilerinin/olayların ortaya çıkma boyutunun ve olabilirliğinin ve belirsizliklerinin belirlendiği değerlendirme sürecidir. Risk değerlendirme, zararın tanım ve özelliklerini, maruz kalma değerlendırmesini ve risklerin özelliklerini içerir. Zarar, risk kaynağının olumsuz etkiye sebep olma potansiyelidir. Risk değerlendirme, GDO’nun olumsuz etkilere sebep olabilecek özelliklerinin, bunların potansiyel sonuçlarının, ortaya çıkma olasılığının belirlenmesi ve belirlenen her bir özelliğin sebep olabileceği riskin tahmin edilmesi basamaklarından oluşur.” şeklindedir. Risk değerlendirme tanımına “Biyolojik çeşitliliğe, çevreye, insan, hayvan bitki sağlığı üzerinde oluşabilecek olumsuz etkilerin, potansiyel zararların ve risklerin tümü bilimsel esaslara göre yapılacak değerlendirmeler” tümcesinin eklenmesi yerinde olacaktIr. Şu anki taslakta, biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşabilecek zararlar göz ardı edilerek risk değerlendirme tanımı yapılmıştır. Bu tanım eksik ve AB rehberindeki risk değerlendirme tanımından da uzaktır. Diğer bir husus da; tanımda geçen “potansiyel zarar” ibaresidir. Geleneksel hukuk kavramı olarak zarar geniş anlamıyla maddi ve manevi zararı içine alacak şekilde şu şekilde tanımlanır: “Hukuken himaye edilen maddi ve manevi varlıkların bunlara yapılan bir tecavüzün vukuundan önceki ve sonraki halleri arasındaki farktır.” Genel hukukta zararın hem varlığının hem de mıktarının saptanmasında kural olarak bır sorun çıkmamaktadır. Özellikle ‘şeylere’ yönelik
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 20

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

zararın saptanmasında, onların objektif değerinin, piyasada kendileri için biçilen değerin; bir başka değişle satış değeri esas alınır. Ancak çevre hukukunun kendine özgü yapısı çevre hukukuna ilişkin kavramların geleneksel hukuk kavramlarıyla tanımlanabilmesini imkânsız kılar. Bu nedenle de zarar kavramı geleneksel hukukta olduğu gibi tanımlanamaz. Zarar kavramı çevrenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik bozulmasından yola çıkarak çevresel kirliliğin yol açtığı biyolojik ve sağlığa ilişkin zarar ile maddesel zararın tipine; akut, kronik veya sonraki döneme uzanan etkilere ve etkilenen alanın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Yani yalnIzca mülkle ve fiziksel bütünlükle sınırlı kalInmış bir zarar kavramı çevre hukuku açısından yeterli değildir. Bu nedenle taslakta kullanIlan “potansiyel zarar” geleneksel hukukun kavramlarıyla tanımlanamaz. Çevre hukukunun genç bir hukuk dalı olması ve kavramlarının yorumlanmasındaki zorluk göz önüne alınarak, uygulamada (hakimlerin yasayı değerlendirmesi aşamasında) potansiyel zarar kavramının geleneksel hukuk kavramlarıyla yorumlaması ihtimalinin önünü kesmek amacıyla, kanun içinde ayrıca bir potansiyel zarar tanımının yer alması gerekir. Bu yolla, uygulamada oluşabilecek kavram kargaşası engelleneceği gibi kanunun uygulanmasında çevre hukuku kavramlarının “genel uygulama bulması gerektiği” yönünde bir anlayışı da perçinlemiş olacaktır. l) Eski taslakta yer alan “Basitleştirilmiş işlem: Yetkili birimin ithalatına ve/veya piyasaya sürülmesine izin verdiği ve kullanım izni devam eden bir GDO’nun ve/veya GDO ürününün aynı muhteviyat ve kullanım amacıyla ithalatı ve/veya piyasaya sürülmesi için yapılan ikinci başvurusundan itibaren uygulanmak üzere ilk başvuruyu takiben yapılmış risk değerlendirme sonuçlarının gözden geçirilerek sadece ihtiyaç duyulan analizlerin tekrarlanmasına dayalı karar verme sürecini içeren izin işlemleri” tanımı şu anki taslak metinde yer alan açıklamadan daha açık ve anlaşılırdır. AyrIca “ilk başvuruyu takiben yapılmış risk değerlendirme sonuçlarının gözden geçirilerek” gerekli görüldüğünde tekrar analizlerin yapılmasına imkân sağlaması açısından da daha kabul edilebilir bir tanım olduğunu düşünüyoruz. Şu anki taslakta yer alan tanımda olduğu gibi yalnızca daha önce yapılmış risk değerlendirmesine dayalı bir karar verme süreci olmayIp yeni analizlerin yapılmasına imkan sağlaması açIsIndan da ihtiyat ilkesine daha uygundur. m) AB’nin genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmaların (GDOM) kapalı kullanımı konusunda 23 nisan 1990 tarih ve 90/219/EEC kodlu direktifinin amacI çevre ve insan sağlığının kapalı kullanım gerekiıren mikroorganizmalardan kaynaklanabilecek risklere karşı korunmasıdır. GDOM’ların fiziksel ve biyolojik engellerle çevre ile temasa geçmesinin önlenmesini, direktif ekinde belirtilen parametrelere göre risklerin belirlenmesi için ön değerlendirme yapılmasını ve üye ülkelerin söz konusu mikroorganizmaların yaratacağı riskleri önleme yolunda önlemler almasını gerektiği belirtilmiştir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının Biyoteknoloji ve Biogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporunun tanımlar bölümünde kapalı kullanım şu şekilde tanımlanmıştır:
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 21

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

“Mikroorganizmaların genetik olarak değiştirilmesi ya da GDMO’ların üretilmesi saklanması kullanılması taşınması fiziksel korunaklar ya da bunlarla birlikte kimyasal ve/veya biyolojik korunaklarla elden çıkarılmasına ilişkin her işlemin genel toplum ve çevre ile temasında uygulanan sınırlama” Kanun taslağının tanımlar kısmında kapalı kullanımın: “GDO’nun harici çevre ile etkileşiminin engellenmesi amacıyla kontrol edildiği tesis” olduğu belirtilmiştir. Ancak ‘harici çevre’ kavramının kanun taslağında tanımlanmamış, sınırları belli edilmemiş bir alan olması nedeniyle, kapalı kullanım teriminin tanımına “kamu ile etkileşimi” ibaresinin de eklenmesi gerekir.Bu şekilde Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında da belirtildiği gibi “genel toplum”u da gözeten geniş bir tanımlama yapılmış olacaktır. Ayrıca kavramın içeriği konusunda daha geniş bir yorumlamaya imkân sağlaması açısından da “kamu ile etkileşim” ibaresinin eklenmesi daha isabetli olacaktır. ö) “Ayırıcı kimlik” başlığı altında yapılan tanımlamaya, önceki taslakta belirtilen “GDO’nun ait olduğu özel ve /veya tüzel kişilerle birlikte ayırıcı özellikleri” ibaresinin eklenmesinin GDO’ların ayırıcı özellikleri kadar ait olduğu hukuk kişinin bilinmesini sağlaması açısından ayrıca bir önemi bulunmaktadır.Hukuk kişisinin bilinmesi sorumluluk hukuku açısından yardımcı bir işleve de sahip olacaktır. Bu nedenle de ayırıcı kimlik içinde GDO’ların “kime ait olduğu” belirtilmelidir. s) “Deneysel çevreye serbest bırakma” başlığındaki açıklamanın daha geniş bir tanımlamaya ihtiyacı vardır. “Çevreye serbest bırakma” teriminin ne “protokol”de ne de “kanun taslağı” içinde herhangi bir tanımı bulunmamaktadır. Sözü edilen “çevre”nin kapsamı ve serbest bırakmayla kastedilenin ne olduğu tanımlanmalıdır. Sözü edilen tanımlamalar yapılınca “Deneysel çevreye serbest bırakma” ile ifade edilenler çok daha açık ve anlaşılır olacağından uygulama açısından da kolaylık sağlayacaktır. Bu maddeye yapılabilecek diğer bir ek öneri ise eski taslak metinde yer bulan ancak bu metinde yer almayan izsürülebilirlik başlığı altındaki tanımın tekrar metne eklenmesi gerektiğidir “İzsürülebilirlik: Çevreye serbest bırakılan ve /veya piyasaya sürülen bir GDO’nun ve/veya ürünün ilk ithalatçısına veya yurt içindeki ilk üreticisine kadar her aşamada geriye dönük takibinin belirlenmesini ve tanımlanması”. Böylece hem çevreye serbest bırakılan hem de piyasaya sürülen her tür GDO’nun zarar ve tehlikelerine karşı güven ve tedbir sağlayıcı mekanizmanın oluşturabilmesi ve GDO’ların takip edilebilirliği açısından da önemli ve gerekli olduğu kanısındayız.

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

22

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

İKİNCİ BÖLÜM : TEMEL ESASLAR İZİN Madde 4- Hukukun insanın çevreyi etkileyen alanlarda düzenlemeler yapması bu davranışlara yönelik yasaklar getirmesi ve oluşan sorunlar için önleyici ve giderici nitelikte reçeteler sunabilmesi ancak belirlenmiş bilimsel verilerin varlığı halinde mümkündür. Bu durum özellikle de hukuk normlarının objektif, genel ve belirlenebilir olmaları zorunluluğu nedeniyle ve özellikle yasaklayıcı normlar bakımından kendini hissettirir. Çünkü bu özellikler sıkı bir nedensellik ilişkisini ve başta öngörülebilirlik olmak üzere birçok temel ilkeyi beraberinde getirir. Ancak çevre sorunlarının meydana getireceği zararlar hukukun genel zarar kavramı içinde tanımlanması güç, belirlenmesi çoğu zaman imkansız boyutlardadır. Verili bilimsel imkanların ve gelişmelerin meydana gelen çevresel zararlara ölçtüğü zarar kavramı “zaman” ve “diğer değişkenler” ile çoğu kez yetersiz kalmaktadır. Bu yetersiz ve belirsizlik nedeniyle de klasik hukuk anlayışı bu alanlarda düzenleme yapmamakta yahut yaptığı düzenlemeler meydana gelebilecek zararlar karşısında değersiz görülebilmektedir. Bu noktada ihtiyat prensibi üzerinde durmak yerinde olacaktır: “Hukuk kesin bulgular beklenene kadar, hareketsiz kalmak gibi bir yol seçemez; "tehlike" kavramı esas alınarak, önlemler alınmalıdır. ıhtiyat ilkesinin özü de budur; yani, tehlikeyi, riski göze almak değil; tehlikeyi, riski dikkate alarak, önlemleri düşünmektir . Böylece risk ile ihtiyat arasındaki seçimde bu ikincisinden yana tavır takınılmakla, riskten kaçınılmaktadır. İhtiyat ilkesi Cartagena Protokolü’nün de hukuki ilkelerindendir. Bu ilkeye göre: Güvenlik konusunda bir bilimsel bilgi ya da uzlaşı eksikliği olduğunda, ülkelerin GD organizmaların ithalatını ve kullanımını yasaklama ya da sınırlandırma hakkı vardır. Ancak 4. maddede ihtiyat prensibi çerçevesinde ele alınacak hususlar arasında, ithalat, piyasaya sürülme, kapalı kullanım, transit sayılmış olmasına karşın “üretim” aşamasının atlanması GDO üreticisi şirketlere, GDO’larla ilgili bilimsel verilerin yetersizliği ya da biyoteknolojinin hızla gelişebilirlik özelliği bahane edilerek kurtuluş yolları mı sağlanmaya çalışılmaktadır? sorusunu akıllara getirmektedir Tanımlar bölümünde muamele başlığı ile; “başta üretim, çevreye serbest bırakma, piyasaya sürme, kullanma, ithalat, ihracat, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama gibi, GDO üzerinde gerçekleştirilen herhangi bir faaliyet ve işlemi” ifadesiyle üretim kapsamda zikredilirken, metnin izin başlığı altında yer alan faaliyet alanı ” bu kanun kapsamına giren GDO ve/veya ürünlerinin, ithalatı, piyasaya sürülmesi, kapalı kullanımı, transiti izne tabidir” ifadesi, üretim, depolama ve pazarlamayı izin kapsamı dışına çıkarmaktadır, bu husus anlaşılır değildir. Yine izin başvururlarının kabulü için ; İnsan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile güvenliğinin tehdit edilmemesi, tüketicinin seçme özgürlüğünün ortadan kaldırılmaması, çevrenin materyal dengesinin ve ekosistem işleyişinin istenmeyen bozulmasına neden olunmaması, GDO’nun kendisinin veya özelliklerinin istenmeyen şekilde çevreye yayılmaması, yerel çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşürülmemesi gibi belirlenmiş olan sınırlamalar tespit edilebilirliği
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 23

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

mümkün ancak kamu menfaatinin halel görmesi durumunda geri dönülebilirliği, zararın telafi edilebilirliği nerdeyse mümkün olmayan hususlardır. Bu nedenle eski taslak tasarısının 4. maddesinde bulunan fakat, son tasarı taslağının 4. maddesinden çıkarılan “çevreye serbest bırakılma” ibaresinin taslağın bu maddesine tekrar eklenmesi gerekmektedir. Yine 4. maddenin üçüncü fıkrasında sayılan “GDO’ların ve ürünlerinin piyasaya sürülmesi veya kapalı kullanım izni verilmesinde göz önüne alınacak ilkeler”e daha önceki taslakta yer alan şu ifadelerin taslağa tekrar eklenmesi gerekmektedir: • geleneksel ürünlerin üretilmesi ibaresinin tasarıya eklenerek “geleneksel ürünlerin üretilmesi ibaresinin veya tüketicinin seçme özgürlüğünün ortadan kaldırılmaması” şeklinde düzenlenmesi, • çevreye serbest bırakılması planlanan ortamda, ekosistemin devamlılığı için önemli canlıların veya korunan türlerin popülasyonlarının bozulmaması, • hedef olmayan türlerin ortadan kalkmasına neden olunmaması, • istenmeyen şekilde kendisinin veya özelliklerinin çevreye yayılmaması, • Başta toprak verimi olmak üzere, ekosistem işleyişinin ciddi veya daimi bozulmasına neden olunmaması, Taslağın son halindeki 4. maddeyi, yukarıda sayılan bentleri, genişletici yorum yoluyla kapsamına alabilecek şekilde düzenlemek yerine, yukarıdaki ibarelerin taslakta açıkça sayılması yerinde olacaktır. idari yetki karmaşasının önlenmesi ve idarenin bütünlüğü ilkesi nedenleriyle de “insan hastalıklarının teşhis ve tedavisinde kullanılan tıbbi ürünler ile veteriner tıbbi ürünleri”nin kanun kapsamından ari tutulmasının isabetli olmadığını düşünmekteyiz.

BAŞVURU VE DEĞERLENDİRME Madde 5- Başvuru ve Değerlendirme başlıklı 5. maddenin eski taslakta yer alan ancak bu taslaktan çıkarılmış olan değerlendirmeye ilişkin bölüme (2. fıkra) “Yapılan bir başvurunun sonucu diğer bir başvuru için emsal teşkil etmez” cümlesinin tekrar eklenmesi ihtiyat ilkesinin temelinde yer alan belirsizlik kavramının içindeki ‘bilinebilir bir olasılığı gösteren risk’ kavramından ayrı olan ve bilinemeyen bir olasılık olgusunun simgelediği ‘gerçek bilinmezliğin’ varolması nedeniyle önemlidir. Bilimsel belirsizliğin meydana getirebileceği potansiyel çevresel zararların en aza indirilebilmesi açısından her bir başvurunun bir önceki başvurudan bağımsız olarak tekrar değerlendirilmesi gereklidir.

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

24

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

GİZLİ BİLGİ Madde 6- Cartegena protokolünün “gizli bilgi” başlığı taşıyan 21. maddesinin (d) bendinde: - “Acil durumlarda uygulanacak olan her tür yöntem ve planlar.” bulunmaktadır. Ulusal biyogüvenlik kanun tasarısında ise “acil durumlarda uygulanacak olan yöntem ile planların özeti” ibaresi yer almıştır. Bu çelişkinin giderilmesi ve gizli bilginin içeriğinin daraltılmaması açısından acil durumlarda uygulanacak yöntem ve planlarla ilgili olarak “Özeti” kelimesi çıkarılmalıdır. KATILIM: HALKIN BİLGİLENDİRİLMESİ ve KATILIMI Madde 8- Katılım ilkesinin Çevre Hukuku açısından tanımı “bireylerin çevresel yönetim sürecinde rol oynamaları, etkide bulunmaları ve böylelikle kendi yaşamlarını şekillendirecek bu süreci yönlendirmeleri.” demektir. ‘Etkide bulunmak’ ya da ‘rol oynama ve yönlendirmenin anlamı bireylerin kendi görüş ve önerilerini ortaya koymaları demektir. Katılım sistematik olarak iki başlık altında: çevresel karar alım sürecine katılım ve kararların uygulanması sürecinde katılım olarak incelenir. Bu nedenlerle tasarı taslağında yer bulan “alınan kararlar zamanında halka açılır” düzenlemesinden önce eski taslakta bulunmasına karşın bu taslakta yer almayan: “GDO’lar ürünleri ve bunların güvenli muamelesi hakkında kamunun eğitilmesi doğru bilgilendirmesi ve kamu bilincinin oluşturulması için gerekli görülen tüm düzenlemeler yapılır. GDO’yu piyasaya süren, tüketicileri, üreticileri ve kullanıcıları; biyogüvenliğin sağlanması için GDO’nun özellikleri hakkında bilgilendirmek ve GDO’nun insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığını ve biyolojik çeşitliliği tehlikeye düşürmeyecek biçimde tüketilmesi, üretilmesi ve kullanılması için gerekli eğitimi sağlar. Değerlendirmeye alınan ve kabul edilen başvurularla ilgili kararlar bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla duyurulur” düzenlemesinin tekrar son taslakta yer alması gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü alınan kararlar kişilerin şimdiki ve gelecek yaşamlarını ya doğrudan ya dolayısıyla etkileyen yani onların görüşlerinin de alınmasının zorunlu olduğu kararlardır. Kişilerin yaşam çevrelerini yakından ilgilendirmesi nedeniyle halkın başlangıçtan karar alma sürecine dahil edilmeleri gereklidir. Bunun için de halkın öncelikle bilgilendirilmesi ve katılım hakkının ikametgâh, yurttaşlık gibi sınırlar söz konusu olmaksızın kararların alınması aşamasında, halkın karar alma süreçlerine dahil edilmesi yerinde olacaktır. Yani alınan kararların halka açılması aşamasından önce karar alma sürecinde halkın katılımının sağlanması, katılım ilkesine çok daha uygun olacaktır. SOSYOEKONOMİK DEĞERLENDİRME Madde 9-Sosyoekonomik değerlendirme başlıklı 9. maddenin eski taslakta yer alan hali: “Başvuru hakkında karar verilmeden önce değerlendirilmek üzere, GDO ve ürünlerinin insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ve biyoçeşitlilik üzerine etkileri ile ürününün çevreye serbest
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 25

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

bırakılması ve kullanılması sürecinde üretici, tüketici ve çiftçi üzerindeki etkilerinden kaynaklanan sosyoekonomik bedelleri belirlemek üzere gerekli çalışmalar bilimsel esaslara dayanarak yapılır veya yaptırılır. Sosyoekonomik değerlendirmeler her bir başvuru için ayrı ayrı yapılır. Bir başvurunun sonucu diğer bir başvuru için emsal teşkil etmez” şeklindedir. Düzenleme bu hali ile hem ‘her bir başvurunun diğer bir başvuru için emsal teşkil etmemesi’ ni sağlaması açısından ihtiyat ilkesine daha uygun, hem de GDO’ların etkilerinin üretici, tüketici ve çiftçiler için bir bedeli olacağını kabul etmesi açısından da daha gerçekçidir. Elbette burada bahsi geçen ‘bedel’ kavramı çevre hukukunun kendine özel yapısı ile değerlendirilip, bir maddi bedel olmanın ötesinde; çok daha geniş anlamları olan ve zarar kavramından bağımsız olmayan bir bedeldir. KARAR VERME Madde 10-Madde 10’da karar verme süreci düzenlenmiştir. Ancak karar verme sürecinde etkin olacak temel kriterler ayrıca belirtilmemiştir. Bir önceki tasarının karar verme başlıklı 10. maddesinde yer alan “Sosyal ekonomik değerlendirmeler de dikkate alınarak başvuru hakkında karar verilir.” cümlesi son tasarıda yer bulmamıştır. 10. maddenin 3. fıkrasında idareye verilen takdir hakkının yanlış kullanmaya imkân sağlayacak şekilde genişletildiği görülmektedir. Yeni bilgi ve belgelerin ortaya çıkması ve izin sahibinin karardaki koşullara uymadığının anlaşılması, karar alınma sürecini etkileyen işlemlerin sakatlığını gösterir. ıdari işlemin sebebi o idari işlemden önce gelen idareyi o işlemi yapmaya sevk eden ve nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiş bulunan bir etkendir. İdare bir işlem yaptığında o işlemi dayandırdığı sebebi ortaya koymak zorundadır. Sebebin ortadan kalması halinde alınan idari kararlar dayanaksız kalacağı için hukuka aykırı olacaktır. Bu halde kanun taslağında yer alan “…….. koşullara uyulmaması halinde karar yeniden değerlendirmeye alabilir.” ibaresi hukuka aykırı olarak alınabilecek kararlara imkân tanıyan bir takdir hakkını idareye vermektedir. Bu nedenle burada uygun olan düzenlemenin “koşulların yeni çıkan bilgi ve belgeler ve izin sahibinin karardaki koşullara uymaması halinde karar iptal edilir yahut geri alınır” olduğu kanısındayız. 10. maddenin son fıkrasında “nihai kararlar basılı olarak ve/veya elektronik ortamda yayınlanır.” Düzenlemesi ilgililer açısından ciddi bir tehlikeyi barındırmaktadır. Düzenleyici işlemlerde dava açma süresi kararın yayımlanması ile başlar. Bu nedenle de kararların duyurulması herkesin ulaşabileceği yollarla yapılmalıdır. Elektronik ortamda kararların yayınlanması hem tüm vatandaşların internet kullanıcısı olabilmesinin imkânsızlığı hem de elektronik ortamda bilgi akışının hızlı ve kesintiye uğrayabilecek nitelikte olması nedeniyle zor olacaktır.
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 26

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Düzenlemede yer alan “veya” ibaresi “ve” olarak değiştirilmesi önemlidir. Yayımlama yöntemi herkesin ulaşabileceği yerel ve/veya ulusal gazetelerde olacak şekilde ve belirli sürelerle olmalıdır. Aksi halde düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal davalarında başlayacak idari dava açma süresi, karardan etkilenecek ve/veya şahsına uygulanacak ilgililerin internet kullanıcısı olmaması yahut elektronik ortamın kesintisi halinde (ilgili web sitesi adresinin görüntü verememesi, arızası) bilgi akışının verimli şekilde kullanılması mümkün olamayacaktır. Şu anda hazırlık aşamaları devam eden “e-devlet” projesinin hazırlık aşaması bitip, tüm yurtta belirgin bir sistem içinde yürütülmesi başlanmadan yargısal yollara başvuru araçlarının internet yolu ile sağlanması sağlıklı olmayacaktır. YASAKLAR Madde 11-Yasaklar başlığı altında düzenlenen 11. maddenin (b) bendinde bahsi geçen ‘küçük çocuk’ kavramı ile kastedilen yaş grubu kanunda tanımlanmamıştır. Bu yaş grubunun tükettiği ek besinler nasıl ve hangi kıstaslarla belirleneceği de düzenlenmemiştir. Özellikle küçük çocuk ek besinlerinin belirlenmesi konusunda idarenin takdir yetkisini kullanabileceği yetki alanı belirtilmelidir. Alman Parlamentosu (Bundestag) tarafından 26 Kasım 2004 tarihinde kabul edilen kanunla GDO ve ürünlerinin organik ya da konvansiyonel tarım yapılan alanlara bulaşmasını engellemek üzere bazı yasaklar ve yaptırımlar öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle paralel nitelikte olabilecek şekilde, (c) bendi içinde “... genetik çeşitlilik merkezleri ile Korunan Alanlarına ve organik tarım yapılan alanlara...” ek olarak “konvansiyonel tarım yapılan alanlar” da eklenmesi GDO’ların topraklarında yer almaması hususunda hassasiyet gösteren çiftçiler ve Türkiye tarımı açısından önemli ve gözden kaçırılmış bir noktadır.

İZLEME VE ÜRÜN ANALİZİ Madde 13-İzleme işlemi Kurum tarafından yapıldığı gibi izin sahibinin de vereceği raporlar ekseninde desteklenerek yürütülmesi gereken bir işlem olmalıdır. Bu yöntem, hem izin sahibi açısından işini rapor vermesi gereken bir faaliyet haline getirmesiyle “kontrollü faaliyetleri” sağlayıcı bir hal alması açısından, hem de Kurumun yapacağı izleme faaliyetine yardımcı, eksik tamamlayıcı bir destekleme faaliyeti haline getirmesi açısından gereklidir. Kanun taslağında izin sahibine yalnızca ürünle ilgili risk ya da şüphelerin öğrenilmesi halinde rapor etme yükümlülüğünün getirilmesi, raporlama faaliyetinin suiistimalini getirebileceğinden faaliyetin tümü hakkında rapor verilmesi daha sağlıklı bir çalışma disiplini getirecektir. Bütün hakkında rapor düzenlenmesi Kurumun denetleyicilik görevine daha uygun düşen bir yöntemdir. Bu yolla birbirini doğrulamayacak türde veriler bütün içinden daha rahat seçilebilecektir. İzleme faaliyetinin yapılmasındaki saik her idari faaliyette olduğu gibi hukuki bir temelle kamu yararını gerçekleştirmektir.
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 27

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Maddede izleme faaliyetinin maksadı (yani o hukuki işlem ile ondan beklenen nihai amaç) “verilen koşullara ve uyum programına uyulmasını sağlamak” olduğu belirilmiştir. Ancak incelenen son tasarıda bir önceki tasarıda olduğu gibi bir yaptırım mekanizması öngörülmediği için ‘kural’ verilmiş ancak kurala uyulmaması halinde uygulanacak yaptırım belirtilmemiştir. Bu nedenle ilk taslak metinde yer aldığı gibi izleme sonucunda izin sahibinin izin koşullarına ve uyum programına uymadığı tespit edildiğinde izin iptal edilmelidir. Yani yapılan izleme faaliyetinin amacı, verilen izinlerin uygulanabilirliğini denetlemek; gerektiğinde izni iptal etmek yahut uyarılarda bulunarak iznin hukuka uygunluğunu denetlemek olmalıdır. İZNİN İPTALİ Madde 15-İznin iptali başlığı taşıyan eski kanun taslağının 15. maddesinde incelenen son taslaktan farklı olarak izni iptal edilen GDO ve ürünlerinin imhasının “uygun olma” aranmaksızın yani olası başka zararlara yol açmadan ya da yayılmak suretiyle zararların artmasına imkân vermeden yapılacağı düzenlenmiştir. Ancak incelenen son taslakta uygun olmaktan kastedilenin ne olduğu belirtilmediği gibi iznin iptal edilmesini gerektirecek zarar ve risklerle ilgili yeni bilgi edinilmiş olmasına karşın imha edilme aşamasının hangi şarta bağlandığının belirtilmemesi nedeniyle de hukuki öngörülebilirlik ilkesine aykırıdır. ACİL EYLEM PLANI Madde 18- Acil eylem planı başlıklı 18. maddenin eski kanun taslağındaki düzenlemesinde acil eylem planı yalnızca yasa dışı/amaç dışı hareketler ve/veya kullanım durumları ile sınırlı tutulmamış; “GDO ve ürünleri ile bunlara ilişkin her türlü faaliyet nedeniyle ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar” ibaresi kullanılarak incelenen taslak metindeki acil eylem planı içeriğinden daha geniş bir alan tanımlanmıştır. GDO ve ürünleri ile çıkabilecek olumsuzluklar yalnız yasa dışı kullanımı halinde doğmayacaktır. Bilimsel belirsizliğe paralel olarak gdoların şu anki bilimsel verilerle düzenlenmiş hukuk kuralarına uygun olması, onların zararlara neden olmayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle taslaktaki düzenlemeye “GDO ve ürünleri ile bunlara ilişkin her türlü faaliyet nedeniyle ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar” tümcesinin tekrar eklenmesinin uygun olacağı kanısındayız. İKİNCİ KISIM KAPALI KULLANIM, PİYASAYA SÜRME VE TRANSİT İKİNCİ BÖLÜM ÇEVREYE SERBEST BIRAKMA AMACIYLA PİYASAYA SÜRME BAŞVURU
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 28

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

Madde 24- Çevreye serbest bırakma kavramının kanun içinde herhangi bir tanımının bulunmaması kavramın tanımlanabilmesinde ve uygulamada bu maddelerin uygulayıcılar tarafından yorumlanmasında sıkıntılara neden olabilecektir. Eski taslak metinde üretim amacıyla yapılacak çevreye serbest bırakmak için ithal edilecek GDO ve ürünlerinin “her bir ithalatından önce” ithalatçı tarafından başvuru yapılacağı söylenmişken incelenen son taslakta başvuru 1 kereye mahsus olarak ilk ithalat öncesine çekilmiştir. Bu ciddi değişiklik ülkeye sokulmak istenen çevreye serbest bırakma amaçlı GDO ve/veya ürünlerinin başvuru izin vs. prosedürünü yani denetim ve kontrol mekanizmasını kolayca atlamasını sağlayacaktır. Bu da çevre ve insan sağlığını doğrudan etkileyecek GDO’ların yaratacakları etkilerin boyutlarının büyümesine neden olacaktır. Ülke içerisinde geliştirilen GDO ve ürünlerinin çevreye salım amacıyla piyasaya sürülmesinden önce, geliştirilen GDO’nun risk değerlendirmeleri için gerekli olan verileri elde etmek için yapılacak deneysel çevreye serbest bırakma ile ilgili olarak bir başvuru; daha sonra ise çevreye serbest bırakma amacıyla piyasaya sürme izini için ikinci bir başvuru yapılması gerektiği eski taslakta yer almıştır. Şu an incelenen son taslak ise 2. başvuru zorunluluğuna yer vermemiştir. Böylece tek izin içinde hem risk değerlendirmeleri için gerekli olan verileri elde edebilecek hem de deneysel çevreye bırakmayı yapabilecektir. Bu düzenlemenin usul ekonomisi açısından uygun olduğu söylenebilir ama aynı zamanda kontrolün sağlanamaması açısından tehlikeli olabileceği kanısındayız.

RİSK DEĞERLENDİRME Madde 29- Gıda, yem, işleme ve tüketim amacıyla ithal edilecek ve/veya piyasaya sürülecek GDO ve ürünlerinin risk değerlendirmesinde esas alınacak ilkeler eski kanun taslağının 29. maddesinde şu şekilde belirtilmiştir “risk değerlendirmesi gıda güvenliği ile çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığı ile biyolojik çeşitlilik esas alınarak” yapılır. Bu temellerin kanunlaştırılacak taslakta da yer alması, ilkelerin belirlenmesi açısından daha uygun olacağı kanısındayız. Tasarının madde gerekçelerinde de bu kaygımızı paylaşırcasına yer alan: 29. madde: -“… Bu kapsamdaki GDO ve ürünleri, doğrudan veya dolaylı olarak insanların tüketimine sunulacağı için, bu ürünlerin risk değerlendirmesinde öncelikle gıda güvenliğinin ve insan ve hayvan sağlığının dikkate alınması öngörülmektedir. Ancak ürünlerin canlı olması, dolayısıyla, kazara veya bilinçsiz olarak çevreye salınması halinde biyolojik çeşitlilik ve tarımsal üretim üzerinde de risk oluşturma ihtimaline karşı, biyolojik çeşitlilik ve tarımsal üretimin de kriter olarak alınması gerekmektedir.”
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 29

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

ibarelerine de uygun olarak “biyolojik çeşitlilik ve tarımsal üretimin de kriter olarak” bölümünün tekrar eklenmesinin yerinde olacağı görüşündeyiz. ÜÇÜNCÜ KISIM HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUK BıRıNCı BÖLÜM : HUKUKİ SORUMLULUK VE TELAFİ SORUMLULUĞA İLİŞKİN TEMEL İLKELER Madde 33- c- GDO’ların izinli olarak piyasaya sürüldüğü durumlarda, organizmaların genetik olarak değiştirilmesiyle ilişkili olarak ortaya çıkan zararlardan, bu organizmaların hatalı olmasına bağlı olarak piyasaya sürme izni alanlar sorumludur. ıbaresi, “izin alanlar ve bu izni verenler” şeklinde düzenlenmelidir. Aynı fıkranın devamında yer alan “Bu kişiler, GDO’ların piyasaya sürüldüğü zamanda mevcut olan bilgi ve teknoloji çerçevesinde fark edilemeyen hatalardan da sorumludur.” ıbaresinde geçen “fark edilemeyen hatalar” ifadesi, “gözetilmeyen hatalar” olarak düzenlenmelidir. e- Sorumluluğa ilişkin temel ilkelerin düzenlendiği 33. maddenin e bendi illiyet bağının kesildiği halleri göstermiştir. Geleneksel hukuk kuralları içinde kusur sorumluluğuna ilişkin illiyet bağını kesen etkenler mücbir sebep, zarar görenin kusuru, 3. kişinin kusurudur. Kusursuz sorumluluk ise kusur sorumluluğundan tamamen farklıdır. GDO ve ürünleri için mücbir sebebin kabul edilebilir bir illiyet bağını kesen sebep olmadığı açıktır. GDO’lar için mücbir sebebin illiyet bağını kesen neden olarak kabul edilmesi “doğa olaylarının tamamının” mücbir sebep kavramı içinde şirketler tarafından ileri sürülebilmesine olanak tanır ki, bu durum mevcut mahkeme kararlarına ve sorumluluk hukukunun ilkelerine; Anayasa’ya ve hukuk devletinin ilkelerine aykırıdır. Bu nedenle de illiyet bağını kesen nedenler arasından mücbir sebep çıkarılmalıdır. ÇEVREYE VERİLEN ZARARLAR Madde 34- “GDO’ları muameleye tabi tutanlar, muamele nedeniyle çevrede zararın meydana gelmemesi veya sonuçlarının ağırlaşmaması için risk değerlendirmesi sonucunda belirlenen tedbirler nedeniyle oluşacak masrafları karşılamakla yükümlüdürler. Sorumlular çevrenin zarar görmüş veya tahrip olmuş unsurlarının eski haline getirilmesi veya aynı değerdeki unsurların yerine konması için yapılması gerekli masrafları da karşılar.” ifadesi yok olan biyolojik çeşitliliği, insan sağlığını ve gen kaynaklarını nasıl ve hangi tedbirlerle eski haline getirileceği sorusunu
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 30

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

yanıtsız bırakmaktadır. Hangi şirketin sermayesi bu unsurları tazmin etmeye yeter ya da yeter mi! Bu maddenin de tasarı taslağı gibi uygulanabilirliği yoktur. ZAMAN AŞIMI Madde 35- GDO ve/veya ürünlerinin yaratabileceği “potansiyel zarar” belirlenebilir bir yakın gelecek içinde doğmayabilir. Etkisini ne zaman göstereceği belli olmayan bir risk faktörüne karşı en azından ortalama bir yaşam süresi kadar zamanaşımı süresinin gösterilmesi daha yerinde olacaktır. Yani bu noktada önerimiz zamanaşımı süresinin uzatılmasıdır. İSPAT YÜKÜ VE RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ Madde 36- İhtiyat ilkesinin uygulanabilmesi için düşünülen ve mevzuatlara yansıtılan önlemlerin büyük bir çoğunluğu maddi hukuka ilişkin değil usul hukukuna ilişkindir. Bu nedenle tasarı taslağında, usul hukukuna ilişkin bir önlem olarak ispat yükünün tersine çevrilmesi gerekir. ıspat yükünün tersine çevrilmesi geleneksel ispat külfeti kuralının değiştirilmesidir. Yani ispat külfetinin çevresel bozulmaya yol açabilecek faaliyetten etkilenen ve karşı çıkanlardan alınıp çevresel kaynakları kullananlara yüklenmesi yani yer değiştirmesidir. Madde 36 ise ispat külfetini zararın meydana geldiğini iddia eden kişiye yükleyerek ihtiyat ilkesine aykırı bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme, gerek Cartegena Sözleşmesi’nde yer alan ihtiyat ilkesine, gerekse taslağa hakim olması gereken ruha ve mantığa ters düşmektedir. Eğer tasarı taslağı biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik hazırlanıyorsa, zarara uğrayanlar GDO’lar nedeniyle zarara uğradıklarını ispatlamak zorunda bırakılamazlar. Zararın, GDO ve ürünlerinden kaynaklanmadığını, GDO’ların zarara neden olmadığını ispat yükü, GDO’yu piyasaya süren, izin veren, üreten ve kullandıranlardadır. DÖRDÜNCÜ KISIM BİYOGÜVENLİK KURUMU BİRİNCİ BÖLÜM Biyogüvenlik Kurumu Biyogüvenlik Kurumu Madde 45.- Kurumun özel hukuk hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Kurumun kamu hukuku hükümlerine tabi olarak yapılandırılması taslağın amacına daha uygun düşmektedir. Özel hukukta taraflar arasında eşitler arası bir ilişki kurulur ve taraflardan hiçbiri diğerinin karşısında imtiyazlı sayılacak haklara sahip olamaz, yani kamu hukuku ilişkisinde olduğu gibi kamu yararı ve kamu gücü kullanılarak müdahale edilmesi gereken alanlarda müdahale edemez. Yani biyolojik çeşitliliğin korunması ya da GDO’lardan kaynaklanan riskin zarara dönüşmesi halinde çıkacak
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 31

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

ekolojik kirlenmenin önüne geçilmesi için özel şirketlere plan, strateji ve eylemler ihale edildiğinde ve bu ihalelerin gereğini ilgili şirketler yerine getiremediklerinde ya da iflas ettiklerinde taraflar özel hukuk hükümlerine tabi oldukları için idarenin eli kolu bağlanacak yahut ciddi maddi külfetler altına girecektir. Sonuçta olan biyolojik çeşitliliğin ve sürdürülebilir kullanılmasının zararı ya da ekolojik kirlenmenin yaşanması olacaktır. Kurumun görev ve yetkileri Madde 46- H) Geçici bölge müdürlüklerinin kurulması idarenin sürekliliği ilkesi ile bağdaşır nitelikte değildir. ıdarenin asli görevi, teşkilatlanmasını hizmetlerin sürekliliği ilkesine uygun olarak yapmaktır. Kurumun gelirleri Madde 48-c) ıthalatına izin verilen GDO ve ürünlerinden alınan fonlardan yapılacak %0.3’lük kesintiler. j). Her türlü yardım ve bağışlar Bağımsız idari otoritelerin ortaya çıkışındaki asıl etken hassas bazı alanların siyasi erkten bağımsız bir yapıda olmasının sağlanmasıdır. Ama görüldüğü gibi siyasi erkten bağımsız olması amaçlanan Kurumun yardımlarından ve fonlarından kesinti yoluyla gelir elde ettiği şirketlere karşı bağımsızlığını nasıl koruyacağı şüphelidir. Yani bu düzenlemeler Kurumun kurulma amacındaki mali özerkliği bozucu niteliktedir. Bu nedenle önerimiz kurum bütçesinin özel ya da katma bütçeli olmasıdır. İKİNCİ BÖLÜM Yönetim Kurulu Kurulun oluşumu Madde 50- “Kurumun karar organı biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşan Biyogüvenlik Yönetim Kuruludur. Biyogüvenlik Yönetim Kurulu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (3), Çevre ve Orman Bakanlığı (2), Sağlık Bakanlığı (1) ve Dış Ticaret Müsteşarlığı (1) bağlı olduğu Devlet Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulunun ataması ile oluşturulur.” Şeklinde bir düzenlemede tüketici ve üretici örgütlerinin temsilcilerinin unutulmuş olması kurulun bağımsızlığı, açıklığı ve şeffaflığı açısından bir handikaptır. Kurulun üye sayısı 11’e çıkartılarak kurul üyelerinden altı tanesi, üretici ve tüketici örgütleri ile konuyla ilgili oda, sendika ve ekoloji örgütleri arasından belirlenmelidir. Madde 54-Kamu düzeni gibi muğlak bir ibare kullanılarak denetleyici kararların bazılarının yayımlanmayabileceği söylenmiştir. Bu düzenleme idareye tanınan takdir hakkının kötüye kullanılabileceği bir alana yol açar. Açıklık ilkesi ve öngörülebilirlik ilkesinin zedelenebileceğini düşünerek bu maddenin takdir hakkına ilişkin kısmının çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi | 32

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

54. maddenin 3.fıkrası-Kolektif işlemler birden fazla iradenin aynı anda ve aynı yönde açıklanması ile meydana gelen işlemlerdir, kurul kararları da bu işlemlerin en belirgin örneğidir. Bu işlemlerin temel özelliği alınan kararların sağlıklı ve kabul edilebilir olması açısından kararların toplanma yeter sayısına uygun toplanılarak imzaların toplantı sonunda toplanmasıdır. Ancak 54. maddede üyelerin imzalarını kararın tutanağa yazıldığı günü izleyen işgünü atabilecekleri söylenmiştir. Yani Cuma günü alınan bir karar Pazartesi günü imzalanabilecektir. Bu hafta sonu gerekli lobicilik faaliyetleri ile kararların etkilenmesine etkili olabileceğinden kolektif kararların mantığına terstir. Denetleyici ve Düzenleyici Kurumlar Hakkındaki Kanun Tasarısı Taslağının 9. maddesinin 3. fıkrası da hukuksal belirsizliğe ve alınan kararların sakatlanmasına yol açabilecek bu cümlelerin tekrarlanmasından ibarettir. Ancak, her iki taslağın kanunlaşma aşamasında kurumların sağlıklı karar almalarına engel olduğunu düşündüğümüz bu bölümlerinin değiştirileceğini umut ediyoruz.

Sonuç
Biyogüvenlik kavramı, genetiği değiştirilmiş ürünlerde dahil olmak üzere biyoteknolojik ürünlerin insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerine oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesi ve belirlenen risklerin meydana gelme ihtimalinin ortadan kaldırılması ya da meydana gelme durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için önlemler alınmasını kapsamaktadır. Bu dogrultuda BM tarafından Cartegena Biyogüvenlik Protokolü oluşuturulmuştur. Temel amacı biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilecek ve çağdaş biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş olan değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli nakli, muamelesi ve kullanımı alanında yeterli bir koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmak olan bu ptotokol, Türkiye tarafından 2000 yılında imzalanmış ve 2003 yılında TBMM’de kabul edilen 4898 sayılı yasa ile hükümleri kabul etmiştir. Prtokolün kabulünden bu alanda ülkemizin mevzuat eksikliğinin giderilmesine yönelik çalışmalar başlatılmış ve bu amaçla ‘‘Biyogüvenlik Yasa Tasarı’’ oluşturulmuştur. Öte yandan, oluşturulan bu yasa tasarısı yukarda yer verildiği üzere bir çok farklı meslek örgütü ve sivil toplum örgütü tarafından çeşitli yönlerden eleştirilmektedir. Farklı kurum ve sivil toplum örgütleri tarafından yasa tasarısına yöneltilen eleştirilerin temelinde ise; yasa tasarısının bu hali ile meclisten geçmesi durumunda ülkemizin GDO’lu ürünlerin açık pazarı haline geleceği ve tarımımızın ciddi boyutlarda olumsuz olarak etkileneceğine ve ayrıca halkımızın sağlığını olumsuz etkileyeceğine yönelik kaygılar yer almaktadır. Bu çalışma kapsamına dahil edilen bir çok bilimsel çalışma da,

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

33

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı www.ekopolitik.org

GDO’lu ürünlerin biyolojik çeşitlilik ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu göstererek bu kaygıların hiçte yersiz olmadığını ortaya koymaktadır. Biyogüvenlik yasa tasarısının bu haliyle yasalaşması durumunda ortaya çıkacak en önemli problemlerden birisi, ülkemiz tarımının dünyada tohum üretimi gerçekleştiren bir kaç büyük biyoteknoloji şirketinin açık pazarı haline geleceğidir. Öte yandan, GDO’lu ürünlerin ülkemizde serbest bir şekilde üretilmesine izin verecek bir biyogüvenlik yasasının bu ürünlerin üretim ve ithalatını oldukça sıkı kurallar dahilinde gerçekleştirilen Avrupa Birliği hükümleri ile de uyum içerisinde olmayacağı açık bir gerçektir. Endemik bitkiler açısından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olan ülkemizin biyolojik çeşitliliğinin korunması, halkımızın sağlığının bu ürünler nedeniyle bozulmasının önlenmesi ve ülkemizin tarımının büyük biyoteknoloji şirketlerinin kontrolü altına girmemesi için, mevcut yasa tasarısının bu kaygıları giderecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, biyogüvenlik yasası GDO'ları yasallaştırmanın aracı olarak değil, GDO'lu ürün ithalatını kontrol altına alacak, halkın sağlığını ve toplumun yararını gözetecek şekilde çıkartılmalı ve bu alandaki yasal boşluk bir an önce doldurulmalıdır.

Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dernegi |

34

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->